
23
Archived Theses
2
DOIs Assigned
9%
DOI Rate
Archived Theses
Koçali karmaşığında (Adıyaman) gözlenen masif sülfid yataklarının kökeni
Güneydoğu Anadolu Orojenik Kuşağı, kuzeyde Toros ve güneyde ise Arap platformları ile sınırlanan Neotetis'in güney kolunun Geç Kretase-Miyosen zaman aralığında kapanması sırasındaki jeolojik olayların neticesinde gelişmiştir. Bu orojenik kuşakta yer alan Koçali Karmaşığı içerisinde Cu-Fe-Zn sülfid cevherleşmelerine rastlanılmaktadır. Bu çalışmada, Koçali Karmaşığı içerisinde yer alan masif sülfid yataklarının kökeni ele alınmıştır. Bu kapsamda, cevherleşmeler üzerinde tüm kayaç jeokimyası, mineral kimyası, izotop jeokimyası ve sıvı kapanım analizleri gerçekleştirilmiştir.Koçali Karmaşığında gözlenen cevherleşmeler, parçalanmış ve tektonik olarak dilimlenmiş bir ofiyolit bloğunda bulunan levha dayk karmaşığı ve yastık lavlar içerisinde ağsal, saçınımlı ve masif halde pirit-kalkopirit şeklinde görülür. Pirit ve kalkopirit dışında pirotin, bornit, idait, dijenit, spekülarit, kalkozin, kovellin, fahlerz ve sfalerit; gang olarak da kuvars ve kalsit mineralleri bulunmaktadır. Cevherleşmedeki sülfürün kaynağı ? 34S izotop analizi sonucunda magmatik olarak belirlenmiştir. Jeokimyasal analizler sonucun da cevherleşmeyi barındıran bazaltik anakayacın yitim ile ilişkili bir tektonik ortamda oluştuğu ve cevherleşmenin düşük sıcaklıklı bir hidrotermal aktivite tarafından izlenen bir hidrotermal evre sonucunda gerçekleştiği belirlenmiştir. Arazi, petrografi ve sıvı kapanım çalışmaların sonucunda da Koçali Karmaşığında gözlenen Cu-Fe-Zn cevherleşmelerinin oluşum itibariyle ?Kıbrıs-tipi? bir yatak olarak sınıflandırılabileceği ortaya konmuştur.
Oltu taşı ile Rustaşı (Gürcütaşı)'nın jeolojik, mineralojik, gemolojik ve teknolojik özelliklerinin karşılaştırılması
Bu tez kapsamında iki farklı ülkede, coğrafyada yürütülen incelemelerle; Oltu taşı ile Rus (Gürcü) taşının jeolojik, mineralojik, gemolojik ve teknolojik özellikleri belirlenerek, karşılaştırılmıştır. Her ikisi süstaşı da karakehribar sınıfında yer almaktadır. Genellikle siyah renkli ve mat olan yarı değerli bu süstaşları taze iken yumuşak olup, havayla temas ettiklerinde sertleşmektedir. Oltu taşı; kahverengi çizgi izine sahip, 3 sertlikte nispeten ağır, konkoidal kırınımlı, dayanımlı bir süstaşı olup, devamsız ve düzensiz mercekler halinde oluştuğu ülkemizde Oltu?nun KD?sundaki (Erzurum KD) köyler ve yakın kesimlerinde çıkarılmakta ve küçük atelyelerde basit yöntem ve makinelerle işlemeciliği yapılmaktadır. Rus (Gürcü) taşı; siyah çizgi izine sahip, 2,5 sertlikte nispeten hafif olup, değişken kalınlıklarda düzenli bantlar halinde oluştuğu K?ut?aisi K?i ve KD?sundaki (Orta Gürcistan) kasabalar ve yakın kesimlerinden çıkarılmakta ve gelişmiş büyük atölyelerde modern yöntem ve makinelerle işlemeciliği yapılmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda; her iki süs taşının aynı jeolojik ortam ve zamanda oluştukları, diğer taraftan farklarının bitkisel materyal ve bölgesel metamorfizma şiddeti farkından kaynaklandığı belirlenmiştir. Birbirineçok yakın mineralojik özellikler taşımakla birlikte Oltu taşınıngemolojik özellikler bakımından karşılaştırıldığı Rus (Gürcü) taşından açık ara üstün olduğu gözlenmiştir. Buna karşılık Oltu taşının Rus (Gürcü) taşına oranla yaklaşık on katı fiyata sahiptir. Aradaki büyük fiyat farkı nedeniyle ülkemize yasal ve yasadışı yollardan rahatça girebilen Rus (Gürcü) taşının, Oltu taşı ve yöre üzerinde gösterdiği olumsuz ekonomik etkinin çok büyük olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Oltu taşı, Rustaşı (Gürcütaşı), Gemoloji
Kızıldağ (Hatay) ofiyoliti'nde yer alan levha dayklarının kökeni
Doğu Akdeniz bölgesinde yer alan Kızıldağ (Hatay) ofiyoliti Güney Neotetis?te tabandan tavana doğru oldukça iyi korunmuş okyanusal litosfer kalıntıları ile karakterize edilmektedir. Yüksek lisans çalışması kapsamında Samandağ-Çevlik (Hatay) bölgesinde Akdeniz sahili boyunca iyi korunmuş yüzlekler sunan levha dayk kompleksinde ayrıntılı arazi ve laboratuar çalışmaları yapılmıştır. Levha dayk kompleksinde yer alan daykların kalınlıkları 0.5 cm ile 100 cm arasında değişmekte olup, aralarında gabro mercekleri içermektedirler. Dayklar petrografik olarak diyabaz, mikrodiyorit ve kuvarslı mikrodiyoritler ile temsil edilirken, gabro mercekleri ise gabro ve diyoritler ile temsil edilmektedir. Dayklarda yapılan tüm kayaç jeokimya çalışmaları, bu kayaçların toleyitik magmadan türedikleri ve Geç Kretese?de okyanus içi yitim zonu üzerinde oluştuklarını göstermektedir. Daykların kesme-kesilme ilişkileri ve TiO2 içerikleri göz önüne alındığında en az 3 farklı magma gelişiminin olduğu söylenebilir. Levha dayklarında ölçülen soğuma kenarı yönelimleri, Kızıldağ ofiyolitinin Güney Neotetis?te Geç Kretase döneminde gelişimini sürdüren yaklaşık D-B uzanımlı okyanusal rift ekseninin kuzey bölümüne ait olduğunu göstermektedir.
Agrega yassılığının beton üzerindeki etkileri
Bu çalışmada Adana Bölgesi Karaisalı İlçesinde üretilen Karaisalı Formasyonuna ait kırma kireçtaşı agregasının geometrik özelliklerinden yassılığın beton fiziksel özellikleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu bağlamda, ülkemizde son dönemde yürürlükte olan TS 706 EN 12620 +A1 Beton agregaları standardında öngörülen agrega deneylerinden elek analizi ve yassılık indeksi deneyleri; beton deneylerinden ise TS EN 12350-2 standardına göre çökme (slamp) ve TS EN 12390-3 standardına göre beton dayanım deneyleri yapılmıştır. Yapılan deneysel çalışmalarla, farklı tane dağılımındaki yassı ve kübik geometrili agregalar birbirinden ayrılmıştır. Aynı mineralojik bileşimde, fakat farklı agrega geometrisine sahip yassı ve kübik agregalar kullanılarak % 0, % 25, % 50 ve % 100 oranlarında yassı agrega içeren beton örnekleri TS 802 standardına göre üretilmiştir. Üretilen beton örneklerinde sadece agrega geometrisi (yassı tane oranı) değişken parametre olarak belirlenirken, diğer bileşenler (su/çimento oranı, katkı miktarı, vs.) sabit tutulmuştur. Sonuçlar beton karışımında yassı tane miktarı arttıkça çökmenin arttığını ve beton dayanımının azaldığını göstermektedir.
Iğneada (Kirklareli) dolaylari üst kretase istifinin stratigrafisi ve fasiyes özellikleri
This study mainly deals with stratigraphic features and facies characteristics of volcano-sedimetary sequence of İğneada region (Kırklareli). In order to achieve this goals 1050 meter thick three stratigraphic sections were measured in the İğneada Formation showing well-exposed outcrops in the Limanköy, Sislioba and Avcılar areas.İğneada Formation unconformably overlies the Mahya Formation. consisting of Jurassic micaschissts and marble lenses and it is approximately 600 m thick.İğneada Formation consists of 15-20 cm thick conglomerates at the bottom levels and it grades to rudist-bearing 10 m thick neritic limestones in the Limanköy area. Rudist fauna consists mainly of radiolitids suggesting an Albian age (probably middle), some benthic foraminifers and algae are also determined. 15-20 m thick, yellow colored sandstones rich-in Orbitolina conformably overlie the neritic limestones and consist of Orbitolina species indicating an Albian age. Orbitolina-bearing sandstones pass upward to 40-50 m thick, yellowish-grey sandstones with thin-shelled bivalvia, planktonic foraminifera are also observed. Upper part of the formation consists alternation of 70-80 m thick, grey pelagic mudstones and 400-420 m thick, volcanic rocks such as andesitic tuffs, basalts, agglomerates and spilitic volcanics and pelagic mudstones. Planktonic foraminifers suggest a Cenomanina-Turonian and probably Coniacian age for the pelagic levels of the formation.The base of İğneada Formation is represented dominantly by clastics around Avcılar and Sislioba areas when compared with that of Limanköy area. 10-15 m thick conglomerates and sandstones gradually pass upward to Orbitolina-bearing sandstones and pelagic mudstone and sandstone alternation and at uppermost part of formation the volcanic rocks are observed.According to field observations and thin section analysis, seven microfacies have been distinguished. These are: conglomerate-litharenite, rudist fragments-bearing packstone-wackestone, Orbitolina-bearing litharenite, carbonate cemented litharenite with thin shell fragments, pelagic mudstone?lithic wackestone, planktonic foraminifera and calcisphere-bearing wackestone and volcanic intarcalated alternation of mudstone and wackestone.The lithologic and sedimentologic features show that the volcano-sedimentary sequence of the Strandja Zone started to develope on the low relief of the carbonate ramp characterizing by the alluvial, fluvial and sea-shore clastics grading to shallow marine limestones and low energy basinal mudstones supported by volcanic rocks
Gemmological and mineralogical investigations and genesis of the massive dark green chrysoprase from the Biga-Çanakkale region
While the major commercial chrysoprase deposits in Turkey are present in about five different regions, namely Çanakkale, Eskişehir, Bilecik, Erzurum and Mardin, the most important deposit of gem-quality chrysoprase is located in the Biga?Çanakkale region. Therefore, the present study is focused on the Biga chrysoprase deposit, which is found as fracture fillings covered with a weathering crust in the silicified serpentinites throughout the border of a metamorphic zone. Several previously undocumented characteristics of Biga chrysoprase are described for the first time during this investigation. Some of the Biga chrysoprase samples have been cut and polished into cabochons and slabs as gem objects to show its typical color and quality.Average bulk (XRF) and trace element (ICP-AES) chemical analyses reveal relatively higher concentrations of some trace elements, such as Fe, Cr, Mn, As, Ni, Pb, Sb, and Zn are characteristics for Biga chrysoprase. Some of these elements can be found in any chrysoprase sample from Poland, Kazakhistan, Australia or Tanzania, even though the concentrations of some are unusual.In addition to other well-known analytical methods, Dispersive confocal micro-Raman spectroscopy (DCµRS), was used to characterize and identify in detail the Biga Chrysoprase samples. Accordingly, the strong micro-Raman bands that peaked at 1577, 1430, 1303, 1160, 1082, 549, 501, 460, 394, 352, 259, 206, 139 and 126 cm-1 are characteristics of Biga Chrysoprase.Biga chrysoprase samples also show numerous broad and intensive luminescence bands. Three different luminescence spectra of the Biga chrysoprase [photoluminescence (PL), cathodoluminescence (CL), and thermoluminescence (TL)] were taken into consideration, and evaluated.Finally, gemmological, mineralogical and spectroscopical data provide positive identification of the provenance of Biga chrysoprase. It can be seen that the these data provide a unique fingerprint for this kind of chrysoprase gem material.
Manisa Havzası'nın aktif tektoniği ve depremselliği, Batı Anadolu, Türkiye
Gediz Grabeni'nin batısında yeralan Manisa Havzası, eski ve modern havza dolgu birimleriyle birbirinden ayrılan iki evreli havza evrimine sahiptir. Eski havza dolgusu birimleri kıvrımlı ve faylı Miyosen volkano-sedimanter istifinden oluşur. Modern havza dolgusu, karasal kırıntılı tortul kayalarla temsil edilen erken?orta Pleyistosen yaşlı Turgutlu Formasyonu, akarsu çökellerinden oluşan Kuvaterner yaşlı Bahadır Alloformasyonu, geç Pleyistosen?erken Holosen yaşlı alüvyal/kolüvyal çökellerden oluşan Emlakdere Alloformasyonu ve alüvyal-flüvyal çökellerden oluşan Manisa Alloformasyonu ile temsil edilir. Yapısal ve stratigrafik veriler, havzanın ilk olarak batısından KD-GB uzanımlı volkanik sırt ile sınırlı bir göl olarak oluştuğunu; olasılıkla Pliyosen'de etkili olan doğrultu atım baskın tektonizma ile aniden yükselerek deformasyona uğradığını göstermektedir. İzmir Balıkesir Transfer Zonu (İBTZ) boyunca etkili olan Miyosen sonrası doğrultu atımlı faylanma, Manisa Havzası'nda sağ yönlü bir makaslama zonunun gelişmesine neden olmuştur. Bu durum, sağ yönlü Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun bazı kollarının Geç Pliyosen'de Batı Anadolu Genişleme Bölgesi (BAGB) içerisine doğru hareket ettiğini göstermektedir. En genç Kuvaterner evre ise, KD-GB yönlü genişleme baskın transtansiyon ile temsil edilir. Sözkonusu tektonik ortamda oluşan modern havza dolgusu batıdan KD-GB uzanımlı doğrultu atımlı, güneyden ise D-B uzanımlı Manisa Fay Zonu (MFZ) ile sınırlıdır. MFZ, sırasıyla 0,1, 0,3 ve 0,26 mm/yıl kayma hızına sahip batı, merkez ve doğu bölümler olmak üzere üç ana sismojenik zondan oluşur. Bu üç bölüm boyunca yapılan tektonik jeomorfoloji çalışmaları ve hesaplanan jeomorfolojik indisler, analiz edilen fay segmentlerinin çizgisel gidişli ve yüksek derecede aktif olduğuna işaret etmektedir.MFZ'nun batı bölümünde gerçekleştirilen paleosismoloji amaçlı hendek çalışmalarında üç depreme ait izler saptanmıştır; bunlar sırasıyla, 926, 1595 veya 1664 ve 1845 depremlerine karşılık gelmektedir. Bu veriler, Manisa Havzası'ndaki yerleşim alanlarında deprem tehlike analizlerine yönelik çalışmaların öncelikli olarak yapılmasını gerektirmektedir.
Homa-Akdağ (Sandıklı) ve Balçıkhisar (Şuhut) istiflerinin Mesozoyik stratigrafisi, Jura Foraminifer mikropaleontolojisi ve biyostratigrafisi (Afyonkarahisar, Batı Türkiye)
Homa-Akdağ (Sandıklı) ve Balçıkhisar (Şuhut) çevresinde, Alt Jura-Alt Tersiyer istifi (Homa-Akdağ birimi), İnfrakambriyen-Ordovisiyen istifini uyumsuz olarak üzerler. Mesozoyik istifi alt bölümünde İlyaslı Formasyonu'nun konglomeralarıyla, orta bölümünde Derealanı Formasyonu'nun kireçtaşı arakatkılı kumtaşı-şeylleriyle ve üst bölümünde Kocaçal Formasyonu'nun kireçtaşlarıyla temsil edilir. Bu çalışmada, Derealanı ve Kocaçal formasyonları Yumruca, Kocayayla-1, Kocayayla-2, Asmacık, Andiyni Tepe, Oktur Tepe, Menteş1, Menteş 2 ve Mezargediği ve Kocaçal (Balçıkhisar) olmak üzere on ölçülü bölümsel stratigrafik kesit üzerinde incelenmiş ve formasyonların foraminifer içeriği ortaya konmuştur.Homa-Akdağ istifinde alttan üste doğru Pliyensbahiyen aralığı için Orbitopsella menzil zonu, Orbitopsella praecursor menzil zonu, Endotriadella ifranensis menzil zonu, Toarsiyen aralığı için Endotriadella ifranensis-Meandrovoluta asiagoensis aralık zonu, Titoniyen-Berriyasiyen aralığı için Calpionella alpina menzil zonu, Bajosiyen-Erken Bathoniyen aralığı için Gutnicella cayeuxi-Spiraloconulus perconigi aşmalı menzil zonu tanımlanmıştır.Balçıkhisar istifinde alttan üste doğru Bajosiyen aralığı için Callorbis minor menzil zonu, Pseudodictyopsella jurassica-Spiraloconulus perconigi aşmalı menzil zonu, Bathoniyen-Kalloviyen aralığı için Pseudodictyopsella jurassica-Spiraloconulus perconigi aralık zonu tanımlanmıştır.Homa-Akdağ istifinde elde edilen foraminifer topluluğuna göre Derealanı Formasyonu'nun ilk yarısının yaşı Sinemuriyen-Toarsiyen (Liyas)'dir. İstifin üst düzeyleri için ise Liyas'tan Orta Jura'ya (Doger) kadar devam eder. Balçıkhisar istifinde alt-orta bölümler Bajosiyen üst bölümler ise Bajosiyen'den erken Malm'e kadar bir yaş aralığına sahiptir. Kocaçal Formasyonu Homa-Akdağ istifinde, altta Tithoniyen'den Berriyasiyen'e, üstte Kretase'ye kadar bir yaş aralığı sunar. Formasyon Balçıkhisar kesitinde Doger-Malm'den Kretase'ye kadar bir zaman aralığında çökelmiştir. Erken Tersiyer kayaları her iki istifte de Paleosen-Eosen yaşlıdır.
Seferihisar ve Balçova jeotermal alanlarında ve çevre akiferlerinde akışkan akımının modellenmesi
Seferihisar ve Balçova jeotermal sistemleri, Türkiye'nin batısında, faylar boyunca Doğanbey, Tuzla, Cumalı, Karakoç ve Balçova'da çıkan çeşitli sıcak su kaynaklarından oluşan kıyı jeotermal sistemleridir. Bölgesel ölçekte Balçova ve Seferihisar jeotermal alanlarının oluşumları, beslenmeleri, boşalımları, kökenleri ve birbiri ile ilişkilerinin olup olmadığı araştırılmıştır. Farklı su kütlelerini ayırt etmek ve kökenlerini araştırmak için hidrokimyasal ve izotop çalışmaları yapılmıştır. Jeolojik, hidrojeolojik ve hidrojeokimyasal çalışmalardan elde edilen veriler yeraltı suyu akımı, kütle ve ısı taşınımını birlikte çözebilen FeFlow yazılımı ile değerlendirilmiştir. Akım, sıcaklık ve kütle taşınımı (termohalin) sayısal modelleri, çalışma alanındaki akışkan göçünün fiziksel işlevlerindeki birçok farklı kesiti görmemize izin vermektedir. Sayısal model sonuçları hidrotermal ve hidrokimyasal anomalilerin, deniz suyunun girişim yaptığı ana faylar boyunca oluşan termal konveksiyon ve topoğrafya denetimli akımın sonucu ortaya çıktığını göstermektedir. Bu kaynakların tuzluluğu büyük bir çeşitlilik gösterir. Doğanbey'de deniz suyu baskın uç bileşenken, Balçova'da kaynak suları çok güçlü termal bir iz bırakır ve düşük tuzluluğa sahiptir. Termohalin sayısal modellemesi, hem sıcaklık hem de tuzluluk anomalilerini kontrol eden ana faktörün termal konveksiyon olduğunu göstermektedir. Hazne kaya boyunca oluşan ve temel kayayla sınırlanan bölgedeki konveksiyon akımları, jeotermal suların hareketlerini belirlemekte ve bazı tektonik ortamlarda deniz suyu girişimine neden olmaktadır.
İzmir ve yakın yöresindeki şeyllerde açılan şevlerin stabilite açısından değerlendirilmesi
Şeylerde görülen mühendislik problemlerinin başında; kayma, oturma, şişme, suda dağılma ve yarılma vb. özellikler gelmektedir. Bu çalışmada, İzmir ve yakın yöresinde şeyllerde açılan şevlerin stabilite koşulları incelenmiş ve şeylerin mühendislik davranışlarını belirleyebilmek amacıyla laboratuar çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalara ek olarak, laminalı, çatlaklı, zayıf kaya özelliğindeki şeyllerde kaya kütle sınıflaması (GSI: Jeolojik dayanım indeksi) yapılmış ve kaya kütlesinin bazı mühendislik özellikleri (deformasyon modülü, sağlam kayanın sıkışma dayanımı, kohezyon ve içsel sürtünme açısı) belirlenmiştir. RocData bilgisayar programı kullanılarak şeyl kaya kütlelerinin 10m, 12m, 15m ve 20 metrelik şev yüksekliklerinde, arazi koşullarında hangi büyüklükte gerilmelere maruz kaldıkları belirlenmiş ve bu gerilmeler dikkate alınarak kesme kutusu deneyleri yapılmıştır. Stabilite analizleri Slide V. 6,0 bilgisayar programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta dairesel kayma analizleri, daha sonra da düzlemsel kayma analizleri yapılarak değişik sismik ivmeler (0,1 g, 0.12 g, 0.15 g, 0.18 g ve 0.20 g) ve değişik kohezyon değerleri (18 kN/m2, 25 kN/m2, 45 kN/m2 ve 60 kN/m2 değişimlerinin ve kohezyon dayanımının stabilite üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, şeyllerde açılan kazı şevlerinin duraylılık koşulları ortaya konmuştur.