Çukurova University
Discipline

Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği Anabilim Dalı

Çukurova University

225

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Total kalça protezi uygulanan hastalarda basınç yarası riskinin değerlendirilmesi

Amaç: Araştırma; total kalça protezi (TKP) uygulanan hastalarda basınç yarası riskinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma ileriye dönük izlem çalışmasıdır. Çalışmaya TKP ameliyatı yapılan 126 hasta alındı. Hastalar ameliyat pozisyonuna göre (supine, lateral) ikiye ayrıldı. Veriler, yüz yüze görüşme yöntemi ile kişisel bilgi formu, Braden Skalası, 3S Ameliyathane Basınç Yarası Değerlendirme Ölçeği, Cerrahi Pozisyonlara Bağlı Olarak Gelişen Yaralanmalar İçin Risk Değerlendirme Ölçeği, Uluslararası NPUAP-EPUAP Basınç Ülseri Sınıflandırma Sistemi ve Ameliyat Sonrası Basınç Yarası Gözlem Formu ile toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler ve tek değişkenli analizler ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmada total kalça protezi yapılan hastaların %11,9'unda basınç yarası geliştiği saptandı. Lateral pozisyonda ameliyat yapıların hastaların %15,9'unda, supine pozisyondakilerin %7,9'unda basınç yarası geliştiği ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamı fark belirlenmedi (p>0,05). Araştırma kapsamına alınan hastaların basınç yarası gelişme durumu ile sosyodemografik özellikler ve basınç yarasını etkileyen risk faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamı fark bulunmadı (p>0,05). Hastaların ameliyat sonrası mobilize edilme süresi ile basınç yarası gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamı fark saptandı (p<0,05). Sonuçlar: Araştırma sonucunda total kalça protezi yapılan hastaların %11,9'unda basınç yarası geliştiği ve ameliyat sırasındaki pozisyonun basınç yarası gelişiminde etkili olmadığı ancak ameliyat sonrası mobilizasyon süresinin etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Basınç yarası, total kalça protezi, ameliyat, pozisyon

Basınç ülserleriCerrahiKalça protezi+2
Sinhal Ceylan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alçısı olan bireylerde ağrı, hareket korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Araştırma; alçılı bireylerde ağrı, hareket etme korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Çalışmaya daha önce alçı uygulanmış, kontrol için gelen ve alçısı çıkarılacak 203 hasta dahil edildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği (AEFÖ) ve SF-12 ölçekleri ile toplandı. Bulgular: Araştırmada hastaların yaş ortalaması 36,35±11,75 yıl ve %54,7'i erkektir. Bireylerin %58,6'sına düşmeye bağlı alçı uygulandığı, alçının kalma süresi ortalamasının 25,13±2,54 gün olduğu ve alçıya bağlı olarak %88,2'sinin ağrı ve %76,4'ünün kaşıntı yaşadığı saptandı. Bireylerin ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla; VAS-istirahat: 3,22±1,34, VAS- aktivite: 6,18±1,55, AEFÖ: 36,05±6,30, TKÖ: 41,59±1,96, SF-12 fiziksel özet skor 34,95±5,90 ve mental özet skor 43,64±5,35 olarak belirlendi. Bireylerin TKÖ ve AEFÖ puanları ile bazı sosyodemografik özellikler arasında anlamlı fark belirlendi p<0,05). Ayrıca kaşıntı ile VAS-istirahat ağrı şiddeti arasında da anlamlı fark saptandı. Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği ile SF-12 fiziksel özet skoru arasında pozitif yönde zayıf, VAS-istirahat ağrı şiddeti ile VAS-aktivite ağrı şiddeti arasında pozitif yönde yüksek düzey ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda bireylerin VAS-istirahat ağrı şiddetinin hafif, VAS-aktivite ağrı şiddetinin orta düzeyde, kinezyofobi düzeylerinin yüksek, alt ekstremite fonksiyonel işlevi ve yaşam kalitesi fiziksel boyutunun düşük olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Kırık, Alçı, Yaşam Kalitesi, Kinezyofobi, Fonksiyonellik, Ağrı.

AlçıAğrıFonksiyonel yetkinlik+3
Aydan Güleç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane hemşirelerinin etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkla ilişkisi

Amaç: Araştırma, ameliyathane hemşirelerinin etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkları ile ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı. Gereç Yöntem: Ameliyathane hemşirelerinin etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkla ilişkisini incelemek amacıyla, tanımlayıcı/ ilişki arayıcı çalışma dizaynında planlandı. Kasım 2023-Kasım 2024 tarihleri arasında Salihli Devlet hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi, Merkez Efendi Devlet Hastanesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yürütüldü. Araştırmanın evrenini Manisa ilindeki üç kamu hastanesi ile bir üniversite hastanesinin ameliyathane biriminde çalışan hemşireler (N=148) üzerinde yapıldı. Araştırmaya katılmayı kabul eden ve dahil edilme kriterlerine uyan n= 106 hemşire araştırma örneklemini oluşturdu. Veriler, Hemşire Sosyodemografik Veri Formu, Ameliyathaneye Özgü Etik Konulara Yaklaşım Anketi ve Etik Duyarlılık Anketi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Verilerin analizinde, demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğuna Skewness-Kurtosis normallik testi ile bakıldı. Veriler normal dağılım göstermediğinden Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Hemşirelerin Ameliyathane Özgü Etik Konulara Yaklaşım Anketi ortalama puanı 13,58±1,67 ve Hemşirelerin Ahlaki Duyarlılık Anketi Ortalama Puanı 92,31±21,03 saptandı. Hemşirelerin ameliyathanede çalışma yılı ile ameliyathaneye özgü etik konulara yaklaşım anketi ortalama puanı arasında anlamlı fark olduğu, etik ile ilgili önceden eğitim alanların Ahlaki Duyarlılık Anketi uygulama, yarar sağlama alt alanı ile toplam puanları arasında anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Ameliyathaneye özgü etik konulara yaklaşım anketi ile ahlaki duyarlılık anketi ve alt boyutları arasında istatistiksel fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Hemşirelerin sosyo demografik özellik olan yaş, cinsiyet, medeni ve eğitim durumu gibi özellikler ile etik duyarlılık arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak ameliyathanede çalışma yılı ve etik konulara yaklaşım konusunda anlamlı fark ortaya çıkmıştır. 6-10 yıl arası ameliyathanede bulunan hemşirelerin duyarlılığının daha yüksek olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Etik, Ameliyathane hemşireliği, ahlaki duyarlılık, etik yaklaşım

Ameliyathane hemşireliğiEtik
Özgenur Baydili
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastalarda hemşire liderliğinde uygulanan rehabilite edici girişimlerin hasta bakım sonuçları üzerine etkisinin araştırılması

Koroner arter bypass greft cerrahisi hastalarında kısa ve uzun vadeli süreçte; enfeksiyon, ağrı, solunum ve dolaşım örüntüsünde bozulma, hastalığa uyum sağlayamama, anksiyete, depresyon, stresle baş edememe, yorgunluk, uykusuzluk, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olma, aile içi süreçlerde rol değişikliği görülmektedir. Uygulanan rehabilite edici girişimlerle koroner kalp hastalığına sahip bireylere yönelik kanıtlar artarken, hemşire liderliğinde KABG hastalara yönelik kardiyak cerrahi rehabilitasyon programının etkinliği ilk kez değerlendirildi. Bu çalışma, KABG cerrahisi geçiren hastalarda hemşire liderliğinde uygulanan rehabilite edici girişimlerinin etkisinin incelenmesi ve hasta izleniminin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma, KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde 111 hasta üzerinde yürütülmüştür. Çalışma Grubu'na (ÇG) (n=51) klinik standart bakımı yanında kardiyak cerrahi rehabilitasyon programı uygulanırken, Kontrol Grubu'nda (KG) (n=60) standart klinik bakım sürdürülmüştür. Veri toplamak amacıyla algılanan stres ölçeği, beck depresyon envanteri, chalder yorgunluk ölçeği, kardiyak rehabilitasyon engeller ölçeği, richard-campbell uyku ölçeği, yaşam kalitesi ölçeği ve taburculuk sonrası iyileşme ölçeği kullanıldı. Ölçümler ameliyat öncesi (T0) ve ameliyat sonrası (T1) yapıldı. T1 zamanında; Algılanan stres ölçeği ortalaması; KG'da 44.18±9.13, ÇG'da 40.03±8.12 bulundu. KG hastalarının %70'de yüksek düzeyde stres ölçülürken, ÇG hastalarının %52.9'unda orta düzeyde stres ölçüldü (p<0.05). T1 zamanında; Beck depresyon envanteri ortalaması; KG'da 15.88±9.70 ÇG'da 8.86±8.87 bulundu. KG hastalarının %45'inde orta düzeyde depresyon ölçülürken, ÇG hastalarının %58.8' inde minimal depresyon ölçüldü. (p<0.05). T1 zamanında; Kardiyak rehabilitasyon engelleri ölçeği ortalaması; KG'da 47.43±7.65, ÇG'da 42.47±6.18, orta derecede engelli bulundu (p<0.05). Dışsal ve bilgi faktörlerin her iki grup için de rehabilitasyonu engellediği belirlendi. Richard-campbell uyku ölçeği ortalaması; KG'da 47.66±31.85, ÇG'da 64.47±22.96, KG'da (%46.9) uyku kalitesini kötü olarak belirtirken, ÇG(%13.9) uyku kalitesi kötü bulundu (p<0.05). T1 zamanında; yaşam kalitesi ölçeği mental alt boyut arasında KG (43.12±20.04), ÇG (51.37±14.09)'da istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.05). T1 zamanında; Taburculuk sonrası iyileşme ölçeği ortalaması; KG'da 55.29±12.04, ÇG'da 63.27±12.59 ile orta derecede iyileşme yüzdeliği belirlendi. Gruplar karşılaştırıldığında farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, hemşire liderliğinde uygulanan kardiyak cerrahi rehabilitasyon programının hastaların; stres ve depresyonunu azalttığı, uyku, yaşam kalitesi, taburculuk sonrası iyileşmeyi hızlandırdığı, kardiyak cerrahi rehabilitasyon algısını ve memnuniyetlerini arttırdığı belirlendi.

Mehmet Ahraz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mastektomi öncesi verilen video destekli eğitimin, ameliyat sonrası ağrı, anksiyete ve hasta konforu üzerine etkisi

Girişim grubunu oluşturan hastalara, ameliyat öncesi meme maketi kullanılarak meme yapısı hakkında bilgi verildi ve kendi kendine meme muayenesi öğretildi. Ardından araştırmacılar tarafından hazırlanmış eğitim videosu (CD) izletilerek mastektomi sonrası egzersizleri tekrar etmeleri istendi ve veri toplama formları dolduruldu. Ameliyat sonrası 2. Ve 10. günde formlar tekrar dolduruldu ve ameliyat sonrası yaşadıkları güçlükler belirlenerek kaydedildi. Kontrol grubunu oluşturan hastalara ise; ameliyat öncesinde görüşme yapılarak, kliniklerin standart işleyişinde yer alan ameliyat öncesi hazırlık aşamasında yapılan uygulamalar ve standart eğitimler hemşireleri tarafından uygulandı.

AnksiyeteAğrıAğrı-postoperatif+3
Fidan Yutmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alt ekstremite ampütasyonu olan hastaların beden imajı ve yaşam kaliteleri ile yaşadıkları sorunların incelenmesi

Amaç: Bu araştırma alt ekstremite ampütasyonu olan hastaların beden imajı ve yaşam kaliteleri ile yaşadıkları sorunları belirlemek için planlandı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma, eş zamanlı, nicel ağırlıklı ve karma bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini-alanını, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji ile Kalp Damar Cerrahisi Polikliniklerine başvuran ve son 3 yılda alt ekstremite ampütasyonu yapılan hastalar oluşturdu. Nicel veriler anket yoluyla 30 hastadan, nitel veriler görüşme formu ile 20 hastadan toplandı. Araştırmanın nicel verileri SPSS paket programıyla, nitel veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edildi. Bulgular: Alt ekstremite ampütasyonu olan 30 hastanın yaş ortalaması 47,23±16,08'dür. Hastaların %80'i erkek, %70'inin kronik bir hastalığı var, %56,7'sinin ilk şikayeti bacakta iyileşmeyen yara, %63,3'ü diz veya diz üstünden ampüte ve %53,3'ü protez kullanıyordu. Hastaların SF-36 YKÖ alt boyutları puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 30,11±20,0; sosyal fonksiyon 36,66±27,45; fiziksel rol 18,33±30,03; emosyonel rol 37,77±22,71; mental sağlık 48,0±22,89; enerji 36,50±20,64; ağrı 48,13±28,33 ve genel sağlık 43,96±28,59 bulundu. AVİS toplam puan ortalaması 60,1±19,62'dir. Ampütasyon olan hastaların yaşadıkları sorunların üç ana kategorisi ampütasyonu yapılacağını öğrendikten sonraki tepkiler, ampütasyon sonrası erken dönemde yaşanan sorunlar ve taburculuk sonrası sorunlar olarak belirlendi. Sonuçlar: Ampüte olan hastaların yaşam kaliteleri orta seviyenin altındadır. Vücut imajı algısındaki bozulma ortalamanın üzerindedir. Ampütasyon sonrası en çok yaşanan sorunun mobilizasyonla ilgili olduğu belirtildi.

Alt ekstremiteAmpütasyonBeden imajı+2
Zühriye Kar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of life quality following liver transplantation

ABSTRACT DETERMINATION OF LIFE QUALITY FOLLOWING LIVER TRANSPLANTATION The research was conducted to perform life quality following liver transplantation. The sampling of the research which was performed in accordance with prospective and descriptive research design consists of 103 volunteer patients who applied to Malatya İnönü University Turgut Özal Medical Center General Surgery Clinic between January 01-May 15, 2015, who had liver transplantation and complied with the sampling criteria. The data was collected using personal details and disease information form, information status and training subjects form and SF-36 life quality scale form. The statistical analysis of the data was performed on SPSS 21.0 for Windows software. Number (n), percentage (%), average±standard deviation, median, highest-lowest number indication were used to indicate the data and t-test, Mann-Whitney U test, Kruskal Wallis Test were used in independent groups in comparative statistics. Level of statistical significance was taken as p<0.05. The physical health life quality score average was found to be 39.90±8.53 and mental health life quality score average to be 43.93±9.86 in the research. The difference between physical health aspect and gender, marital status and chronic disease; and the difference between mental health and education were statistically significant in SF-36 life quality scale of the patients who had liver transplantation (p<0.05). Furthermore, the difference between physical health aspect of the same patient group and the time past subsequent to transplantation, source of transplantation and the presence of negative conditions extending post-operative hospitalization was also statistically significant (p<0.05). The life quality of the patients who had liver transplantation was found to be moderate. Physical health life quality of the male patients and single patients is higher than the others. The mental health life quality improves as the level of education increases. Another finding of the research indicates that physical health life quality improves as the time past subsequent to transplantation increases. Besides, the physical health life quality of the patients who didn't have any condition to cause extending post-operative hospitalization is higher compared to those who had and also the physical health life quality of those who had transplantation from a cadaver is higher compared to those who had transplantation from a live donor. Key Words: Liver Transplantation, Life Quality, SF-36, Nursing

SurgerySurgical treatmentNursing+6
Murat Tamer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi pozisyona bağlı gelişen yaralanmalar için Risk Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirliği

Amaç: Araştırma, Cerrahi Pozisyona Bağlı Gelişen Yaralanmalar için Risk Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe geçerlik–güvenirliğini belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte yürütülen araştırma, bir üniversitesi hastanesi ameliyat edilen 207 hasta ile gerçekleştirildi. Moraes Lopes ve ark (2016) tarafından geliştirilen ölçek, beş risk kategorisi ile cerrahi pozisyon şekli, ameliyat süresi, anestezi türü, destek yüzeyleri, pozisyonlama sırasındaki ekstremite pozisyonu, hastanın yaşı ve ek hastalığının varlığı gibi yedi değişkeni içermektedir. Ölçek skoru 7-35 puan arasında değişmektedir. Ölçekten elde edilen toplam puan arttıkça hastada pozisyona bağlı yaralanma riski artmaktadır. Ölçeğin dil geçerliliği, kapsam geçerliliği, ölçüt bağımlı geçerlilik, "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği" ile eş değer ölçek geçerliliği, toplanabilirlik analizi, madde toplam puan korelasyonu, gözlemciler arası tutarlılık ve ölçek tepki yanlılığı testleri yapıldı. Bulgular: Ölçeğin, kapsam geçerlilik indeksi 0,961 olarak bulundu. Araştırmada, kişilerin ölçek maddelerine verdikleri tepkilerin eşit olup olmadığı durumu Hotelling's T2 testi ile değerlendirildi (T²: 110,813, p=0,000). Maddelerin toplam puan korelasyonları 0,044-0,664 arasında bulundu. Yordama geçerliliğinin sınanmasında ameliyat sırasında destekleyici yüzey kullanımı (t: 4,691, p: 0,000), ameliyat masasında hastanın masaya temas noktalarının ıslak olma durumu (z: -4,094, p: 0,000) vb. ölçütler kullanıldı ve ölçeğin yüksek düzeyde yordama geçerliliği olduğu saptandı. Ölçeğin Eş Değer Ölçek Geçerliliğini sınamak için kullanılan "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği" ile aralarında negatif korelarasyon olduğu (ameliyat sonrası sıfırıncı gün r=-0,419, p<0,001; ikinci gün r=-0,375;p<0,001) saptandı. Sonuç: Cerrahi Pozisyona Bağlı Gelişen Yaralanmalar için Risk Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe formunun yeterli geçerlilik ve güvenilirlik düzeyine sahip olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Cerrahi, Pozisyon, Yaralanma, Risk, Geçerlilik- güvenilirlik

CerrahiGüvenilirlik ve geçerlilikPozisyonlama+4
Özlem Oğuz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin ameliyat öncesi dönemde cerrahi alan enfeksiyonlarını önlemeye yönelik kanıta dayalı uygulamaları ve karşılaştıkları engeller

Amaç: Bu çalışmada, hemşirelerin ameliyat öncesi dönemde cerrahi alan enfeksiyonlarını önlemeye yönelik kanıta dayalı uygulamalarının ve kanıta dayalı uygulamaları kullanırken karşılaştıkları engellerin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 1 Ekim – 30 Kasım 2018 tarihleri arasında Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Kliniklerinde çalışan hemşireler (n=120) dâhil edildi. Veriler; Hemşire Tanıtım Formu, Cerrahi Alan Enfeksiyonlarını Önlemeye Yönelik Girişimleri Değerlendirme Formu, Hemşirelerin Araştırmaların Kullanılmasına İlişkin Görüşlerini Belirleme Anketi, Hemşirelerin Araştırma Sonuçlarını Kullanımında Engeller Ölçeği kullanılarak elde edildi. Verilerin analizinde SPSS 15.0 for Windows programı ve sayı yüzde dağılımı, veriler normal dağılmadığından demografik özelliklerle ölçek puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmede Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 38,42±5,49'du ve %93,3'ü kadındı. Hemşirelerin % 83,7'sinin CAE ile ilgili eğitim aldığı, %54,2'sinin CAE önlemeye yönelik kanıta dayalı uygulamaları uygulamadığı belirlendi. Hemşirelerin meslekte çalışma yılı ile Uygulama Alt Boyutu ortanca puanları arasında anlamlı fark olduğu, 17 yıldan daha az süreyle çalışan hemşirelerin (%46,7), daha yüksek engel algısı olduğu, CAE ile ilgili eğitim almayanların (%22,5), araştırma sonuçlarını kullanmada Uygulama Alt Boyutunda daha fazla engelle karşılaştığı belirlendi. Sonuç: Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin CAE'ye ilişkin uygulamalarının çoğunlukla rehberlere uygun olduğu, kanıta dayalı uygulamaların kullanılmasının desteklenmesi ve karşılaşılan engellerin ortadan kaldırılması gerektiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Alan Enfeksiyonu, Kanıta Dayalı Uygulamalar, Engeller

Cerrahi yara enfeksiyonuHemşirelerHemşirelik+3
Aysun Karaca Coşkun
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hemşirelerinin ağrıya yönelik bilgi ve tutumlarına ağrı eğitiminin etkisi

Bu çalışmanın amacı cerrahi hemşirelerine verilen ağrı yönetimi ve değerlendirilmesi eğitiminin, hemşirelerin ağrıya yönelik bilgi ve tutumlarına etkisinin belirlenmesidir. Yarı deneysel tasarımda yapılan çalışmaya Araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Cerrahi bölümlerinde çalışan 71 hemşire katılmıştır. Verilerin toplanmasında literatürden yararlanılarak oluşturulan Hemşirelerin Tanıtıcı Özellikleri Formu, Hemşirelerin Ağrıya İlişkin Bilgi ve Tutumları (NKASRP) Ölçeği kullanılmıştır. Veriler 1 Haziran-30 Kasım 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma kapsamında iki oturumdan oluşan üç saatlik ağrı ile ilgili eğitim programı düzenlenmiştir. Hemşirelere eğitim öncesi ön-test ve NKASRP ölçeği doldurtulup eğitim verildikten bir hafta sonra da son-test ve NKASRP ölçeği tekrar uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel anailzinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra ki-kare testi, Wilcoxon Signed Ranks Test, Paired Samples t Test ve Kruskal Wallis Testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin yaş ortalamaları 31.42±5.62 yıl; çoğunluğu kadın (%76.1), evli (%66.2) ve lisans mezunudur (%84.5). Hemşirelerin NKASRP ölçeğinde doğru yanıtlanan madde sayısı ortalamaları eğitim öncesi 18.73 ± 5.85 madde iken eğitimden bir hafta sonrası artarak 26.64 ± 5.31 olduğu görülmüştür (p<0.005). Eğitim öncesi NKASRP ölçeğinde eğitim durumuna göre cevaplanma oranı etkili olurken, eğitim sonrası ise hemşirenin görev durumuna göre farklılıklar göstermesi etkinliğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak ağrı eğitim programının cerrahi hemşirelerinin ağrıya yönelik bilgilerinin artması ve mesleki deneyimin etkili olması kanısına varılmıştır.

AğrıBilgiHemşireler+6
Sibel Ergül Bostancı
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane hemşirelerinin karşılaştıkları risk faktörlerinin incelenmesi

. Ameliyathane Hemşireleri (AH) cerrahi ekibin vazgeçilmez bir üyesidir, ameliyathane ortamında çok sayıda riske maruz kalırlar. Ameliyathanelerdeki tehlikelerin hasta ve çalışan sağlığı üzerine olumsuz etkileri bilinmesine rağmen risk faktörlerini tanımlayan çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada AH'nin ameliyathanelerde karşılaştıkları risk faktörlerinin belirlemesi amaçlandı. Eylül 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında Gaziantep Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı altı hastanenin ameliyathanesinde çalışan AH ile yapılan prospektif tanımlayıcı bir çalışmadır. Örneklem ölçütlerini sağlayan, araştırmaya katılmayı kabul eden 139 AH araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen soru formu ve Mesleki Risk Faktörleri Ölçeği (MRFÖ) aracılığı ile toplanmıştır. MRFÖ fiziksel, kimyasal, biyolojik, psikolojik, ergonomik, radyasyon risklerini belirlemeye yönelik 41 önermeden oluşmaktadır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 22. 0 programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0. 05 değeri kabul edildi. AH'lerin yüksek oranda radyasyon ve biyolojik risklere (sırasıyla:3. 55±0. 93; 3. 40±0. 51), orta oranda ergonomik ve kimyasal risklere (sırasıyla: 3. 17±0. 75; 2. 93±0. 80), düşük oranda psikolojik ve fiziksel risklere (sırasıyla:2. 54±0. 84; 2. 46±0. 63) maruz kaldıkları belirlendi. AH'lerin karşılaştıkları risk faktörlerinin yaşa, eğitim durumlarına, ameliyathanedeki deneyim süresine, ameliyathanedeki çalışma şekline, görevlendirilme şekline, ameliyathane eğitim sertifikası olma durumuna göre anlamlı farklılık olduğu saptandı. (p<0. 05). AH'lerin karşılaştıkları risk faktörlerinin cinsiyete, hemşirelikte deneyim süresine, mesleki riskler konusunda eğitim alam durumuna göre anlamlı farklılık olmadığı saptandı (p>0. 05). AH'lerin ameliyathane ortamında radyasyon, biyolojik, ergonomik, kimyasal, psikolojik, fiziksel risklere maruz kaldıkları belirlendi. AH'lerin karşılaştıkları risk faktörleri tanımlanmalı, azaltılması konusunda önlem alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Çalışan güvenliği, Hasta güvenliği, Hemşirelik, Mesleki riskler,

Ameliyathane hemşireliğiCerrahiHasta güvenliği+6
Çağla Kuş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Reikinin abdominal cerrahi hastalarının anksiyete, korku, ağrı ve yaşam bulguları üzerine etkisi

Cerrahi girişime bağlı komplikasyon gelişme ihtimali, kontrol kaybı, günlük yaşam aktivitelerinde değişim, sosyal yaşamdan kopmaya bağlı hastada anksiyete, anestezi korkusu, ölüm korkusu ve ağrı gelişebilir. Tüm bunların yanı sıra sempatik sinir sistemini uyaran ağrı, korku, anksiyete gibi faktörler nabız hızını, kan basıncını ve solunum hızını arttırabilir. Bu çalışma abdominal cerrahi hastalarının anksiyete, korku, ağrı düzeyleri ve yaşam bulguları üzerinde reikinin etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda Haziran 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında açık abdominal cerrahi uygulanacak olan tüm hastalar, örneklemini ise kriterlere uyan ve basit randomizasyon yöntemiyle seçilen 93 hasta (reiki grubundan 31, sham reiki grubundan 31, kontrol grubundan 31 olmak üzere) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Cerrahi Korku Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI-I), Hasta Takip Formu ve Reiki Uygulama Basamakları Rehberi kullanılmıştır. Reiki veya Sham reiki uygulaması cerrahi günü ameliyathane Pre-op ünitesinde, cerrahi sonrası 1. ve 2. gün klinikte hasta odasında uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi bilgisayar ortamında paket programı kullanılarak yapılmıştır. Gruplar arasında (reiki/sham reiki ve kontrol grubu) uygulama sonrası cerrahi korku, durumluk anksiyete, ağrı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.005). Reiki grubunun sham reiki ve kontrol grubuna göre uygulama sonrası cerrahi korku, durumluk anksiyete, ağrı, kan basıncı, vücut sısısı, nabız ve solunum değerleri ortalamaları daha düşük, parsiyel arteriyal oksijen saturasyonu ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; Abdominal cerrahi planlanan hastalara cerrahi süreçte uygulanan reikinin durumluk anksiyete, cerrahi korku, ağrı ve yaşam bulguları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

AnksiyeteAğrıCerrahi+4
Hamide Şişman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Katarakt ameliyatı esnasında uygulanan terapötik dokunmanın anksiyete ve hasta memnuniyetine etkisi

ÖZET Amaç: Araştırma; katarakt ameliyatı esnasında uygulanan terapötik dokunmanın anksiyete ve hasta memnuniyetine etkisini belirlemek belirlemek amacıyla randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini 22 Ağustos 2014-31 Ocak 2015 tarihleri enarasında Manisa Devlet Hastanesine katarakt ameliyatı yapılmak için yatan ve çalışma kriterlerine uyan 57 girişim ve 57 kontrol olmak üzere toplam 114 birey oluşturmuştur. Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alınmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler kişisel bilgi formu, anksiyeteyi belirlemek için Visual Analog Skala (VAS), Spielberg Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçeği ve Newcastle Hemşirelik Bakımından Memnuniyet Ölçeği (NHBMÖ) ile toplanmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki hastalara ameliyat öncesinde hasta odasında Spielberg Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılarak anksiyeteleri ölçülmüştür. Girişim grubundaki hastalara ameliyat esnasında 15 dakika süre ile terapötik dokunma uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Her iki gruptaki hastaların VAS- anksiyete ve yaşam bulguları ameliyat öncesi hasta odasında, ameliyathanede, ameliyatın 15. dakikasında ve ameliyat sonrası hasta odasında ölçülerek kayıt edilmiştir. Ameliyat sonrası hasta odasında tekrar Spielberg Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve taburcu olmadan önce NHBMÖ uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare, Mann Whitney U, Wilcoxon işaretli sıra testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların terapötik dokunma sonrası VAS-anksiyete puan ortalaması 3,56±1,85 iken kontrol grubunun ameliyatın 15. dakikası VAS-anksiyete puan ortalaması 8,88±1,50 olarak saptanmıştır. Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre terapötik dokunma sonrası anksiyetenin azaldığı, vital bulguların olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Girişim grubundaki hastaların NHBMÖ'den aldığı puan kontrol grubundan yüksek olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; ameliyat esnasında uygulanan terapötik dokunmanın hastaların anksiyetesini düşürdüğü, vital bulguları olumlu yönde etkildiği ve hasta memnuniyetini arttırdığı görülmüştür. Ameliyat esnasında terapötik dokunma uygulanması önerilmektedir .

Zeliha Birer
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Femur trokanterik bölge kırığı nedeniyle çivileme yapılan hastalarda ameliyat öncesi verilen eğitimin ameliyat sonrası günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Araştırma; femur trokanter kırıkları nedeniyle çivileme yapılan hastalarda ameliyat öncesi verilen eğitimin ameliyat sonrası günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini, 26 Mart 2014-11 Temmuz 2014 tarihleri arasında İzmir ilinde bir eğitim ve araştırma hastanesinin ortopedi ve travmatoloji kliniğine trokanterik kırık nedeniyle yatan, çivileme işlemi yapılması planlanan ve çalışma kriterlerine uyan 29 girişim ve 27 kontrol olmak üzere toplam 56 birey oluşturmuştur. Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alınmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile, kişisel bilgi formu, Barthel İndeksi (Bİ), Harris kalça skoru (HKS) ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Her iki gruptaki hastalara ameliyattan bir gün önce Bİ ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği uygulanmıştır. Girişim grubundaki hastalara ameliyattan bir gün önce klinikte verilen rutin eğitiminin yanı sıra görsel materyaller eşliğinde sözel sunum ve video gösterimini kapsayan eğitim programı uygulanmıştır. Hastalara ameliyattan bir ve üç ay sonra HKS, Bİ ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ile tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student t testi, Mann Whitney U, Wilcoxon işaretli sıra testi ve Ki kare testi, tekrarlayan ölçümlerde ANOVA, Friedman testi ve Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların ameliyattan sonra birinci ve üçüncü aydaki HKS, Bİ ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları kontrol grubundan daha yüksek olarak saptanmıştır. Grupların zaman içerisindeki değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; femur trokanter kırıkları nedeniyle çivileme yapılan hastalara ameliyat öncesi verilen eğitimin günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini arttırdığı görülmüştür. Hastalara ameliyat öncesinde hemşireler tarafından düzenli hasta eğitim programlarının uygulanması önerilmektedir.

Sevgi Vermişli
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve hasta konforuna etkisi

Amaç: Araştırma; kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve hasta konforuna etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini; 15 Ekim 2015-15 Eylül 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı endoskopi ünitesinde kolonoskopi işlemi yapılan ve çalışma kriterlerine uyan 112 birey oluşturmaktadır (56 girişim, 56 kontrol). Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alındı. Veriler kişisel bilgi formu, ağrı ve konfor düzeyini belirlemek için Visual Analog Skala (VAS) ve Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların kolonoskopi öncesinde endoskopi ünitesinde Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılarak anksiyeteleri ölçüldü. Girişim grubundaki hastalara kolonoskopi sırasında 30 dakika mp3 müzik çalar ve kulaklık yardımı ile müzik dinletildi. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Girişim grubundaki hastaların VAS-ağrı ve VAS-konfor düzeyi işlem öncesi ve sonrasında, yaşam bulguları kolonoskopi öncesi, kolonoskopinin 15., 30. ve 45. dakikalarında ve kolonoskopi sonrasında ölçülerek kayıt edildi. Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kolonoskopiden sonra tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastaların ise aynı parametreleri aynı sürelerde ölçülerek kayıt edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare, Student t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon işaretli sıra testi kullanıldı. Grupların zaman içerisindeki değişimleri tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve Friedman testi ile değerlendirildi. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi VAS-ağrı puan ortalaması 2,75±0,92 iken, işlem sonrası 1,73±0,94 olarak saptandı. Kontrol grubunun kolonoskopi öncesi VAS-ağrı puan ortalaması 2,10±0,73 iken, işlem sonrası 4,51±1,71 olarak belirlendi. Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi VAS-konfor toplam puan ortalaması 2,83±0,82 iken, işlem sonrası 6,60±1,92, kontrol grubunun ise kolonoskopi öncesi 3,16±068 iken, işlem sonrası 1,42±0,93 olduğu tespit edildi. Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi Spielberg Durumluk Kaygı puan ortalaması 46,35±5,09 iken işlem sonrası 42,50±4,86, kontrol grubunun ise kolonoskopi öncesi 46,14±4,88 iken işlem sonrasında 48,94±0,20 olarak bulundu. Her iki grubun kolonoskopi öncesi ve sonrasında VAS-ağrı, VAS-konfor ve Spielberg Durumluk Kaygı puanları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre işlem sonrası ağrıları ve anksiyete düzeyleri azalırken konfor düzeyleri arttı. Gruplar arasında kolonoskopi öncesi ve sonrası Spielberg Sürekli Kaygı puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmedi (p>0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre müzik dinletilmesi sonrası oksijen saturasyonu hariç diğer parametre değerlerinde (nabız, solunum, sistolik ve diyastolik kan basıncı) azalma görüldü. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin hastaların ağrı ve anksiyetesini düşürdüğü, konforunu arttırdığı ve vital bulguları olumlu yönde etkilediği saptandı. Kolonoskopi gibi invaziv işlemler sırasında farmakolojik yöntemlere ek olarak müzik dinletilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Kolonoskopi, müzik, ağrı, anksiyete, hasta konforu

AnksiyeteAğrıDurumluk kaygı+6
Dilruba Çelebi
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat olacak hastaların COVİD-19 korkusunun belirlenmesi

Ameliyat Olacak Hastaların COVID-19 Korkusunun Belirlenmesi Bu çalışma cerrahi kliniklerinde yatan ameliyat olacak hastalarda COVID- 19 korkusunun belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırma Çukurova Devlet Hastanesi cerrahi kliniklerinde ameliyat olacak 281 hasta ile 1 Kasım 2021-31 Mayıs 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Ameliyat olacak, 18 yaş ve üzeri, elektif cerrahi uygulanacak, ameliyat sonrası hastanede en az 24 saat/1 gece yatacak hastalar, bilişsel bozukluğu olmayan, çalışmaya katılmayı kabul eden hastalar araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri literatür taranarak araştırmacılar tarafından oluşturulan Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu ve COVID-19 Korku Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 24.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 54,13±16,04 olup, %55,5'i kadındır. COVID-19 korku düzeyleri ile çalışma durumu, kronik hastalık varlığı ve yapılan ameliyatın büyüklüğü arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Hastaların COVID-19 Korku Ölçeği puanları 23,43±4,88 olup, ''Sosyal medyada koronavirüs enfeksiyonu ile ilgili haberleri ve olayları izlerken geriliyorum ya da endişeleniyorum'' (4,14±0,77),''Koronavirüs enfeksiyonu yüzünden hayatımı kaybetmekten korkuyorum''(4,00±0,89 ) ifadeleri en yüksek puanı almıştır. COVID-19 korku düzeyleri daha önce aşı olma durumu, 1 ve 2.doz Sinovac aşısı olma ve ameliyat öncesi COVID-19 bulaşma riskinden korkan hastalar arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre ameliyat öncesi dönemde hastaların çoğunluğunun COVID-19 korku düzeyleri yüksek bulunmuştur. Ameliyat öncesi dönemde COVID-19 korkusuna yol açan nedenlere yönelik önlemler alınmalı, hasta özellikleri göz önünde bulundurularak baş etme yöntemleri değerlendirilmeli ve desteklenmelidir. Anahtar Sözcükler: COVID-19, Korku, Ameliyat öncesi, Hasta, Hemşirelik

COVID 19CerrahiPreoperatif dönem
Adile Nur Arıkan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Katarakt ameliyatı öncesi yapılan el masajının hasta anksiyetesi ve konforuna etkisi

Amaç: Araştırma; katarakt ameliyatı öncesi yapılan el masajının hasta anksiyetesi ve konforuna etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini 2 Şubat 2015- 2 Kasım 2015 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesine katarakt ameliyatı yapılmak için yatan ve çalışma kriterlerine uyan 70 girişim ve 70 kontrol olmak üzere toplam 140 birey oluşturmuştur. Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alınmıştır. Veriler kişisel bilgi formu, konforu belirlemek için Visual Analog Skala (VAS) ve Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların ameliyat öncesinde hasta odasında Spielberg Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılarak anksiyeteleri ölçülmüştür. Girişim grubundaki hastalara ameliyattan önce 10 dakika süre ile el masajı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Girişim grubundaki hastaların VAS-konfor, yaşam bulguları ve Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ameliyat öncesi hasta odasında, el masajı sonrasında ve ameliyat sonrası hasta odasında, kontrol grubundaki hastaların ise aynı parametreleri ameliyat öncesi hasta odasında, ameliyattan hemen önce ve ameliyat sonrası hasta odasında ölçülerek kayıt edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare, Fisher'in kesin ki kare testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon işaretli sıra testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların el masajı sonrası VAS-konfor puan ortalaması 3,32,±1,93 iken kontrol grubunun 7,85±1,88 olarak saptanmıştır. Girişim grubundaki hastaların el masajı sonrası Spielberg Durumluk kaygı puan ortalaması 46,26±2,65 iken kontrol grubunda 57,43±3,07 olarak belirlenmiştir. Her iki grubun Spielberg Sürekli kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre el masajı sonrası oksijen saturasyonu hariç diğer parametre değerlerinde (nabız, solunum, sistolik ve diyastolik kan basıncı) azalma görülmüştür. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; ameliyat öncesinde uygulanan el masajının hastaların anksiyetesini düşürdüğü, vital bulguları olumlu yönde etkilediği ve hasta konforunu arttırdığı görülmüştür. El masajının katarakt ve lokal anestezi ile yapılacak diğer ameliyatlarda ameliyat öncesi uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Katarakt ameliyatı, el masajı, anksiyete, hasta konforu

AnksiyeteElGöz+6
Ayşe Uyar Çavdar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Göğüs tüpü çekilmeden önce uygulanan progresif kas gevşeme egzersizlerinin ağrı ve konfor üzerine etkisi

Amaç: Araştırma; sternotomi yapılarak koroner bypass ameliyatı yapılmış ve göğüs tüpü yerleştirilmiş hastalara göğüs tüpü çekilmeden önce uygulanan progresif kas gevşeme egzersizlerinin ağrı ve konfor üzerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini 2 Şubat 2015- 2 Kasım 2015 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi kliniğine koroner by pass ameliyatı yapılmak için yatan ve çalışma kriterlerine uyan 16 girişim ve 17 kontrol olmak üzere toplam 33 birey oluşturmuştur. Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alınmıştır. Veriler; kişisel bilgi formu, ağrı şiddetini değerlendirmek amacıyla Visual Analog Skala (VAS) ve konfor düzeylerini belirlemek için Genel Konfor Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hastalara ameliyattan önce hasta odasında sessiz, sakin bir ortam sağlanarak Tülay Bursa'nın talimatlarıyla beraber arkada akarsu sesi ile progresif kas gevşeme egzersizleri uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulamalar dışında herhangi bir girişim yapılmamıştır. Girişim grubundaki hastaların VAS, yaşam bulguları ve Genel Konfor Ölçeği ameliyattan sonra yoğun bakımda göğüs tüpü çekilmeden önce, tüp çekildikten sonra ve tüp çekildikten bir saat sonra, kontrol grubundaki hastaların ise aynı parametreleri aynı sürelerde ölçülerek kayıt edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, çözümleyici bulgularda iki grubun karşılaştırılması tek değişkenli analizlerden Student t testi, Mann Whitney U, Ki kare testi ve Fisher'in kesin testi kullanılmıştır. Grupların zaman içerisindeki değişimleri tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve Friedman testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların göğüs tüpü çekilmeden önce VAS- ağrı puan ortalaması 5,50±1,03 iken, kontrol grubunun 6,00±0,83 olarak saptanmıştır. Girişim grubundaki hastaların göğüs tüpü çekildikten sonra VAS puan ortalaması 3,94±0,99 iken kontrol grubunda 7,94±0,55 olarak belirlenmiştir. Girişim grubundaki hastaların göğüs tüpü çekildikten bir saat sonra VAS-ağrı puan ortalaması 2,75±0,86 iken kontrol grubunda 8,35±0,79 olarak bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların göğüs tüpü çekilmeden önce Genel Konfor Ölçeği toplam puan ortalaması 164,56±8,12, kontrol grubundaki hastaların 109,70±11,58'dir. Göğüs tüpü çekildikten sonra konfor toplam puan ortalaması 168,31±6,74, kontrol grubundaki hastaların 65,47±9,28'dir. Girişim grubundaki hastaların göğüs tüpü çekildikten bir saat sonra Genel Konfor Ölçeği toplam puan ortalaması 171,62±5,25, kontrol grubundaki hastaların 97,94±7,92'dir. Her iki grubun VAS-ağrı puanları ve Genel Konfor puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Girişim grubundaki hastaların VAS-ağrı puanları her üç ölçümde kontrol grubundan düşük, Genel Konfor Ölçeği puanları yüksek bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre göğüs tüpü çekilmeden önce, hemen sonra ve bir saat sonrasında nabız, solunum, sistolik ve diastolik kan basıncında azalma, oksijen saturasyonunda artma görülmüştür. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; göğüs tüpü çekilmeden önce uygulanan progresif kas gevşeme egzersinin hastaların ağrı şiddetini azalttığı, vital bulguları olumlu yönde etkilediği ve hasta konforunu arttırdığı görülmüştür. Koroner by pass ameliyatı yapılan ve göğüs tüpü yerleştirilen hastalara göğüs tüpü çıkarılmadan önce farmakolojik yöntemlerle birlikte farmakolojik olmayan bir yöntem olan progresif kas gevşeme egzersizlerinin tamamlayıcı bir tedavi olarak uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, konfor, göğüs tüpü, progresif kas gevşeme egzersizi

AğrıEgzersizGöğüs tüpleri+2
Suzan Giray
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin mobbing yaşama durumlarının hemşirelik bakım kalitesine etkisi

Amaç: Bu araştırmada; cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerde mobbing yaşama durumlarının, hemşirelik bakım kalitesine etkisinin belirlemesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 10 Şubat -30 Kasım 2017 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Cerrahi Kliniklerde çalışan hemşireler (n=102) ve yatan hastalar (n=114) dahil edildi. Araştırma verileri, 'Hemşire Tanıtım Formu', 'Mobbing Algı Ölçeği', 'Bakım Davranışları Ölçeği-24' ve 'Hasta Tanıtım ve Hemşirelik Bakımı Değerlendirme Soru Formu' kullanılarak elde edildi. Verilerin analizinde ise SPSS 15.0 for Windows istatistik analiz programında frekans, yüzde dağılımı, Independent Samples t, Kruskal Wallis, Mann-Whitney ve Pearson Korelasyon analiz testleri kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %83,3'ü kadın, %16,7'si erkek ve araştırmaya katılan hastaların %51,8'i kadın, %48,2'si erkekti. Araştırmada, erkek hemşirelerin, meslekte çalışma yılı fazla olan hemşirelerin ve kendi verdiği hemşirelik bakımını yetersiz bulan hemşirelerin mobbing algısının daha yüksek olduğu saptandı. Hemşirelerin Kendini Gösterme ve İletişim Olanaklarının Kısıtlanması alanındaki mobbing algısı arttıkça Güvence ve Saygılı olma bakım davranışlarının, Sosyal İtibara Saldırı alanında mobbing algısı arttıkça Güvence, Saygılı olma ve Bağlılık alanına ilişkin bakım davranışlarının negatif etkilendiği bulundu. Verilen hemşirelik bakımı hastalar ve hemşireler tarafından değerlendirildiğinde ise hastaların bakımı daha yeterli algıladığı belirlendi. Sonuç: Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin mobbing algısı yüksek olanlarda bazı bakım davranışlarının negatif etkilendiği belirlenmiş olup, hastaların verilen hemşirelik bakımını hemşirelere göre daha yeterli bulduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Bakım, Mobbing

CerrahiHemşirelerHemşirelik+5
Betül Pala
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yumuşak doku yaralanmalarında üç farklı sürelerdeki soğuk uygulamanın ağrı, ödem ve hasta memnuniyetine etkisi

Amaç: Araştırma; yumuşak doku yaralanmalarında üç farklı sürelerdeki soğuk uygulamanın ağrı, ödem ve hasta memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel olarak planlandı. Çalışmaya yumuşak doku yaralanması geçirmiş 105 hasta alındı. Hastalar randomize olarak üç gruba ayrıldı. Hastalara üç farklı sürelerde [(10, 20 ve 30 dakika (dk)] soğuk uygulama yapıldı. Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alındı. Veriler, yüz yüze görüşme yöntemi ile kişisel bilgi formu, Visual Analog Skala (VAS) ve Newcastle Hemşirelik Bakımından Memnuniyet Ölçeği (HBMÖ) kullanılarak toplandı. Soğuk uygulama öncesi, uygulamadan hemen sonra, 10 ve 20 dk. sonra hastaların uyguluma bölgesindeki ağrı, ödem ve eklem açıklığı değerlendirildi. Taburcu olmadan önce tüm hastalara HBMÖ uygulandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı ve çözümleyici istatistikler kullanıldı. Bulgular: Araştırmada 20 dk. soğuk uygulama yapılan hastaların VAS-ağrı puanlarının uygulamadan hemen sonra diğer gruplara oranla daha fazla düştüğü saptandı. Otuz dk. soğuk uygulama yapılan grupta karıncalanma, kaşınma, uyuşma, hissizlik, kızarıklık ve yanma gibi hasta konforunu olumsuz yönde etkileyen şikayetlerin daha fazla oluştuğu belirlendi (p<0,05). Gruplar arasında etkilenen bölgedeki tüm ölçüm zamanlarındaki mezura ölçümlerinde anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), gonyometre ölçümlerinde uygulama öncesi dönem hariç diğer tüm ölçüm zamanlarında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Guplar arasında HBMÖ puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlendi (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda; yumuşak doku yaralanması sonrası 20 dk. soğuk uygulamanın hastaların ağrı düzeyini azalttığı, eklem açıklığı ve hasta memnuniyetini arttırdığı saptandı. Uzun süre soğuk uygulamanın (30 dk.) hastaların hissizlik, kaşıntı, karıncalanma, yanma kızarıklık ve uyuşma gibi şikayelerini arttırdığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Soğuk uygulama, ağrı, ödem, hasta memnuniyeti

AğrıHasta memnuniyetiSoğuk+4
Senan Mutlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedik cerrahi geçiren hastalara ameliyat öncesi dönemde verilen eğitimin ameliyat sonrası dönem ağrı inançlarına ve ağrı düzeylerine etkisinin belirlenmesi

Ağrı inançları, cerrahi girişim sonrası kaçınılmaz olan ağrı üzerinde etkilere sahiptir. Deneysel nitelikle yapılan bu çalışma, ameliyat öncesi dönem verilen hemşirelik eğitiminin ameliyat sonrası dönem ağrı inançları ve ağrıya ilişkin bakım ihtiyaçlarının belirlenmesini amacıyla yapılmıştır. Araştırma Kasım 2023 – Şubat 2024 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uyguma Merkezi ortopedi kliniğinde yatan, cerrahi girişim geçirecek olan ve araştırmaya katılmakta gönüllü olan 122 hasta ile yürütülmüştür. Katılımcılar müdahale ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Müdahale grubundaki hastalara ameliyat öncesi dönemde araştırmacı tarafından ağrı ile ilgili eğitim ve yazılı broşür verilirken, kontrol grubundaki hastalar standart bakım almışlardır. Verilerin toplanmasında, 'Katılımcı Bilgi Formu', 'Ağrı İnançları Ölçeği' ve "Numerik Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi zamana bağlı ölçümlerin gruplar arasında karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Çoklu karşılaştırmalar için post hoc LSD kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler beklenen değer kuralına bağlı olarak Pearson ki-kare veya Fisher's exact test ile incelenmiştir. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmada, müdahale ve kontrol grubu hastalarında kadın cinsinin erkeklere göre ağrı şiddetinin daha yüksek olduğu (F=8,500; p=0,005; η2=0,126) ve ameliyat öncesi dönemde korku hissi olan hastaların anlamlı bir ilişki olmamakla beraber ameliyat sonrası daha şiddetli ağrıya sahip olduğu bulundu. Ameliyat öncesi dönem ağrı eğitimi alan ve yazılı broşür verilen müdahale grubu hastalarının kontrol grubu hastalarına göre organik ağrı inançlarının daha düşük olduğu ve müdahale grubu hastalarının ağrı seviyeleri ameliyat sonrası dönemde kontrol grubu hastalarına göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir (F=6,247; p=0,014; η2=0,049). Ameliyat sonrası ağrı yönetiminde hastaların ağrı inançlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, eğitim ve eğitim materyallerinin hastaların ağrı yönetim sürecinde kullanılması önerilmektedir.

Akut ağrıHasta eğitimiKas-iskelet ağrısı+1
İsmail Aşatır
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin mesleki gurur tükenmişlik durumlarının ve cerrahi kliniklerde karşılanamayan hemşirelik bakımının incelenmesi

Bu araştırma Cerrahi klinik hemşirelerinin mesleki gurur, tükenmişlik durumları ve cerrahi kliniklerdeki karşılanamayan hemşirelik bakımını incelemek amacıyla Eylül 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Zonguldak ilinde bir, Düzce ilinde ise iki olmak üzere toplam üç hastanede gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında, literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelik Mesleği Gurur Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Karşılanamayan Hemşirelik Bakım Gereksinimi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiş olup ortalama arası farklılık için 2 grup için bağımsız örneklem t testi, 3 ve daha fazla grup için Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü ve anlamlılığını belirlemek için Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Araştırmanın örneklemini cerrahi kliniklerinde çalışan 80 hemşire oluşturmuştur. Hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği alt boyut puanları sırasıyla; Duygusal Tükenme 19,94±6,91, Duyarsızlaşma 7,59±3,19, Kişisel Başarı 20,79±5,04 olarak; Karşılanamayan Hemşirelik Bakımı 1 ortalama puanları 3,45±0,45, Karşılanamayan Hemşirelik Bakımı 2 ortalama puanları 1,81± 0,76 olarak; Hemşirelik Mesleği Gurur Ölçeği ortalama puanları 3,07± 0,40 ve alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; Mesleki Duygu 19,98±2,79, Rol Memnuniyeti 12,42±3,70, Problem Çözme 22,17±2,91, Öz Başarı 12,76±2,82, Mesleği Sürdürme İsteği 15,57±3,54 olarak bulunmuştur. Araştırma sonucunda cerrahi klinik hemşirelerinin duygusal tükenme ve kişisel başarı düzeyi puanlarının orta, duyarsızlaşma puanlarının ise düşük olduğu; orta düzeyin üzerinde bir mesleki gurura sahip oldukları ve ortalama düzeyde karşılanmayan hemşirelik bakımı uygulamaları saptanmıştır. Cerrahi hemşirelerinde tükenmişlik ve karşılanamayan hemşirelik bakımı arasında istatistiksel olarak negatif yönde bir ilişki olduğu ancak her ikisinin de mesleki gurur ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisinin olmadığı saptanmıştır. Karşılanamayan hemşirelik bakımının nedenlerinin ortadan kaldırılabilmesi, mesleki gururun artırılabilmesi ve tükenmişlik düzeylerinin azalması için hemşire iş gücünün artırılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

Furkan Şahin
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ortamında gürültüye neden olan faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma yoğun bakım ortamında gürültüye neden olan faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı.Araştırma kapsamına 10.05.2012-10.07.2012 tarihleri arasında özel bir sağlık kurumunun Maslak Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi'nde açık kalp ameliyatı olan, olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen 18 yaş üzeri 50 hasta dahil edildi. Veriler, ?Yoğun Bakım Ortamında Gürültüye Neden Olan Faktörlerin Belirlenmesi? Veri Toplama Formu ve ses şiddeti kayıt formu aracılığı ile yüz yüze görüşme ve gözlem yöntemiyle toplandı. Gürültü şiddeti 30-130 dB aralığındaki sesleri algılayan bir cihaz ile ölçüldü.Hastaların %86'sı yoğun bakım ortamının gürültülü olduğunu ifade etti. Günlük ortalama gürültü şiddeti 67.42, gece 64.76, gündüz 70.08 dB olarak belirlendi. Gürültü yakınmalarının başında monitör alarmlarının geldiği (%72; 36 hasta), bu nedenle ortaya çıkan gürültü şiddetinin 101.7 dB olduğu belirlendi. Diğer gürültü nedenleri arasında sırasıyla kapı ve telefon sesleri, intravenöz pump sesleri ve çalışanların sesleri yer aldı. Gürültünün hastaların uyku alışkanlığını değiştirdiği görüldü.Sonuç olarak; bu araştırmada yoğun bakımda gürültü gerçeğinin süregeldiği ve en önemli sorumlunun monitör alarmları olduğu, gürültünün hastaların uyku düzenini bozduğu belirlendi. Bu sonuçlara dayanarak monitör alarmlarının sadece ilgili çalışan tarafından duyulabileceği teknolojilerin geliştirilmesi, telefonların sadece sağlık profesyonelleri tarafından duyulabileceği şekilde tasarlanması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım ortamı, gürültü, kritik hasta bakımı, teknoloji, uyku

GürültüHasta memnuniyetiUyku+2
Melike Çakır
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathanede aktif ısıtmanın vücut sıcaklığı değişimine etkisi

Cerrahi hastaları; ameliyathane ortamı, cerrahi ve anestezinin etkileri nedeniyle hipotermi riski altında olduğu, bu hastalarda % 50-90 oranında hipotermi gelişebildiği bilinmektedir. Araştırma, ameliyat öncesi aktif ısıtmanın vücut sıcaklığı değişimine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. 18 yaş ve üzeri, genel anestezi uygulanan, ASA skoru I-III olan ve batın ile ilgili bir cerrahi işlem geçiren hastalarla randomize kontrollü olarak yapılan bu araştırmada deney grubuna 30, kontrol grubuna 40 hasta dahil edildi. Deney grubundakilere rutin protokolün dışında, indüksiyon öncesi 15 dk. aktif sııtma uygulandı ve vücut sıcaklıkları timpanik ateş ölçer ile izlendi. Hastaların bireysel ve hastalık özellikleri ve cerrahi süreç ile ilgili bilgiler kaydedildi. Aktif ön-ısıtma uygulanan grupta indüksiyon başlangıcındaki vücut sıcaklık ortalamasının anlamlı olarak yükseldiği, indüksiyondan sonra 75. dakikada 36 derecenin altına düşmeye başladığı, indüksiyondan sonra 3. saate kadar 35 derecenin üzerinde kaldığı belirlendi. Ameliyat sonunda deney ve kontrol grubunda vücut sıcaklığı ortalaması 35,17 ; 34,28, ısı kaybı -1,59 ; -2,04 ve aradaki farkın istatistiksel olarak anamlı olduğu bulundu. Derlenme ünitesinde kontrol grubundaki hastaların %86,7 sinin, deney grubundakilerin ise sadece % 40 ının vcut sıcaklığının 35 derecenin altında olduğu, 15 dakikadan itibaren 35 derecenin üzerine çıktığı belirlendi. Sonuç olarak aktif ısıtmanın etkili olduğu düşünülmekte olup, ameliyat öncesi aktif ısıtmaya uygulamada yer verilmesi önerilmektedir.

Anestezi-genelCerrahiHemşirelik bakımı+3
N. Ayşen Pamir Aksoy
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

KOU Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Servisinde yatan hastaların cerrahi ağrı insidansı ve analjezik kullanım miktarının belirlenmesi

Cerrahi ağrı tüm Dünya?da hastaların sıklıkla şikayetçi olduğu bir durumdur. Son yıllarda farmakoloji ve teknoloji alanında kaydedilen tüm gelişmelere rağmen cerrahi ağrı hala ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu araştırma bir cerrahi kliniğinde hastaların ağrı insidansını, analjezik kullanımını, ağrı tedavisinden memnuniyet düzeyini ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma 01.09.2012-01.01.2013 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi genel cerrahi kliniğinde yatan ve abdominal cerrahi girişim geçirmiş, cerrahi sonrası ikinci günde olan araştırmaya katılmayı kabul eden 150 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların ağrı ve memnuniyet düzeylerini ölçmek için sayısal değerlendirme ölçeği kullanıldı. Veriler saat 18:00?dan sonra yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanıp araştırmacı tarafından veri toplama formuna kayıt edildi. Araştırma sonucunda hastaların %77.3?ünün farklı derecelerde ağrısı olduğu, %22.7sinin hiç ağrısı olmadığı bulundu. Hastaların bireysel özellikleri, önceki cerrahi bulguları ve başka yerde ağrı bulguları ile cerrahi ağrı arasında ilişki saptanmadı. Hastaların %3?ünün hiçbir analjezik almadığı, % 78?inin sadece opioid türü analjezik aldığı geri kalan hastaların da opioid, nonstreoit antienflamatuar ilaç (NSAİİ) ve asetominofen (parasetamol)?ü tekli veya kombine şekilde intravenöz (IV) yoldan aldığı belirlendi. Hastaların cerrahi ağrı tedavisinden memnuniyet düzeylerinin bireysel özellikler ve cerrahi türüne göre farklılık göstermediği fakat cerrahi ağrının hasta memnuniyetini etkilediği cerrahi ağrı şiddeti arttıkça memnuniyet düzeyinin azaldığı bulundu. Sonuç olarak; cerrahi ağrı insidansının yüksek olduğu, cerrahi ağrı düzeyi arttıkça hasta memnuniyetinin düştüğü görüldü.

AnaljeziAğrı-postoperatifCerrahi+4
Kadriye Acar
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ameliyathane hemşireliği alanında yapılan yüksek lisans tezlerinin içerik ve yöntem açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, Türkiye'de ameliyathane hemşireliği alanında yapılan yüksek lisans tezlerinin içerik ve yöntem açısından değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Araştırma kapsamına YÖK ulusal tez merkezi veri tabanı kullanılarak 1997-2012 yılları arasında ameliyathane hemşireliği alanında yapılan 29 yüksek lisans tezi alındı. Tezler, anahtar kelimeler girilerek, "Ayrıntılı Tarama" sayfası ve "Gelişmiş Arama" seçeneği yardımıyla tarandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 17.0 kullanıldı. Verilerin sunumunda tanımlayıcı istatistik ve Ki-kare testi kullanıldı. Tezlerin büyük bir kısmının; 2010-2012 yılları arasında (%65,8), Marmara Üniversitesi'de (%38) ve Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği AD'da yapıldığı (% 65,5), danışman ünvanının profesör (%48,3) ve mesleğinin hemşire (%86,3), tezin uygulanma süresinin 1-9 ay olduğu (ort:3,78) belirlendi. İçerik ve yöntem açısından değerlendirilen tezlerin tamamının nicel araştırma (%100) ve tanımlayıcı tipte olduğu (%86,2), istatistik yöntemin parametrik olmayan testler olduğu (%48,3) ve anket formu kullanıldığı (%75,9) saptandı. Yaptığımız çalışmada; çalışmayı yürüten danışmanın ünvan durumu ile yapılan tezlerin araştırma tipi, veri toplama aracı, istatistiksel analiz yöntemi ve çalışmanın yapıldığı merkez sayısı arasındaki ilişki düzeyi incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Araştırma, YÖK'ün ulusal tez merkezi veri tabanı kullanılarak elde edilmesinden dolayı tam metin ulaşılabilen tezlerle sınırlıdır. Çalışmanın doktora tezlerini de kapsayan daha büyük örneklem gruplarında yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi, cerrahi ve ameliyathane hemşiresi, cerrahi el yıkama, dezenfeksiyon, sterilizasyon.

DezenfeksiyonEl yıkamaHemşirelik+7
Yasemin Şabablı Okan
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de cerrahi hastalıkları hemşireliği anabilim dalında yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin içerik ve yöntem açısından değerlendirilmesi

Hemşirelikte araştırma kullanımı karmaşık, zor ve çok çaba gerektiren bir süreç olmasına karşın, hem hemşireliğin profesyönelleşmesi için bir fırsat hemde toplumun sağlığının iyileştirilmesi için vazgeçilmezdir. Bu çalışma Türkiye'de Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı'na ait yüksek lisans ve doktora tezlerinin içerik ve yöntem açısından incelenmesi amacıyla planlandı. Bu çalışmada tanımlayıcı araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'de Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalın'da 1985-2012 yılları arasında yapılan tam metnine ve özetine ulaşılan yüksek lisans ve doktora tezleri oluşturdu. Örnekleme ise aynı tarihlerde yapılan, tam metin ulaşılabilen tezler dahil edildi. Çalışmada veriler Yükseköğrenim Kurumun (YÖK)'un ulusal tez merkezi (www.yok2.tez.gov.tr) veri tabanı kullanılarak elde edildi. Kodlama sürecinde tezler yapıldıkları üniversite, yıl, tez danışmanı ünvanı ve mesleği, araştırma süresi, araştırma tipi, modeli ve yöntemi, araştırma evreni, örneklem seçim ve yöntemi, veri toplama araçları ve verilerin istatiksel analiz yöntemleri ve bağımlı değişkenlere göre kategorize edildi. Çalışmada incelenen toplam 268 tezin; %81'ini (n=217) yüksek lisans tezleri, %19'unu (n=51) doktora tezleri oluşturmaktadır. Tezler, yıllara göre sınıflandırıldıklarında, tezlerin 179'unun (%66.8) 2007–2012 döneminde yapıldığı, tezlerde en fazla niceliksel araştırma modelinin (%94,8) kullanıldığı görülmektedir. Tezlerin yapıldığı enstitülere bakıldığında; doktora tezlerinin en fazla Ege Üniversitesinde yapıldığı %37 (n=19), yüksek lisans tezlerinin ise, en fazla Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesinde yapıldığı %30'u (n=65) yapıldığı görülmektedir. Türkiye'de yapılan lisansüstü tezlerin büyük çoğunluğunda niceliksel araştırma modelinin kullanıldığı, tezlerde en fazla hemşirelik öğretim üyelerinin danışmanlık vermesine rağmen en fazla tıp fakültesinden destek alındığı görülmektedir. Araştırma, YÖK'ün ulusal tez merkezi veri tabanı kullanılarak elde edilmesinden dolayı tam metin ulaşılabilen tezlerle sınırlıdır. Türkiye'de lisansüstü eğitim veren üniversitelerin ilgili enstitülerinden, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalında yapılan tüm tezler temin edilerek sınıflamaya tabii tutulabilir. Bu türdeki eğilim araştırmaları daha da zenginleştirilerek, kapsamı daha geniş olan meta analizlerine zemin hazırlanabilir.

Doktora tezleriPerioperatif hemşirelikYüksek lisans
İbrahim Çiftçi
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomi ameliyatından sonra görülen omuz ağrısının giderilmesinde abartılı litotomi pozisyonunun etkisi

Bu araştırma bir cerrahi kliniğinde laparoskopik kolesistektomi ameliyatı uygulanan hastalara abartılı litotomi pozisyonunun, ağrının giderilmesinde etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, deney ve kontrol grubundaki hastaların demografik verileri, ek hastalık dağılımı, ameliyat süresi, görsel ağrı ölçeği bulguları, SPO2 bulguları, analjezik ve analjezik miktarı bulguları karşılaştırıldı. Araştırma, İstanbul Anadolu yakasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniğinde 12.12.2012-30.05.2013 tarihleri arasında, elektif yapılan, laparoskopik kolesistektomi ameliyatı geçiren, ameliyat sonrasındaki ilk gün, araştırmaya dahil edilme ve dışlanma kriterlerini karşılayan ve araştırmayı kabul eden 102 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların ağrı düzeyi, görsel ağrı ölçeği ile ölçüldü ve SPO2 bulguları, pulse oximetre ile ölçüldü. Veriler yüzyüze görüşme yöntemiyle toplanıp araştırmacı tarafından veri toplama formuna kaydedildi. Araştırma sonucunda, abartılı litotomi pozisyonu uygulanan, deney grubundaki hastaların omuz ağrısı kontrol grubundaki hastalara göre düşük bulundu. Abartılı litotomi pozisyonunun ağrı geçirmedeki etkisi sadece diklofenak sodyum uygulanan hastalara göre daha etkin ve hızlı bulundu. Abartılı litotomi pozisyonu verilen hastalarda periferik saturasyon düzeyi, analjezik uygulanan kontrol grubuna göre daha hızlı bir şekilde artış gösterdi. Deney grubu hastaların, kontrol grubundaki hastalara göre, hem toplam analjezik miktarları hem de opioid kullanım miktarı daha düşük bulundu. Sonuç olarak; abartılı litotomi pozisyonun laparoskopik kolesistektomi sonrası yansıyan omuz ağrısını azaltmada hızlı ve etkin bir nonfarmokolojik yöntem olduğu, ek analjezik ve opioid kullanım gereksinimini azalttığı, ağrı kontrolü ile birlikte solunum fonksiyonlarında da hızlı bir iyileşmenin olabiliceği görüldü. Bu sonuçlara dayanarak abartılı litotomi pozisyonun laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrıyı azaltmada yararlı olabiliceği söylenilebilir.

AğrıCerrahiCerrahi tedavi+4
Özgül Demir
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Stomalı hastaların evde karşılaştıkları sorunların "yaşam modeli" doğrultusunda değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışma stomalı hastaların evde karşılaştıkları sorunların 'yaşam modeli' doğrultusunda değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. MATERYAL-METOD: Araştırmanın örneklemini, T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul İli Anadolu Güney Kamu Hastaneler Birliğine bağlı bir Hastanenin, Genel Cerrahi Klinikleri ve Acil Servisinde stoma açılan 70 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri 1 Aralık 2013- 20 Temmuz 2014 tarihleri arasında tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Verilerin toplanmasında Demografik Özellikler Formu ve Günlük Yaşam Aktiviteleri formu kullanıldı. Tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra kategorik verilerin karşılaştırılmasında PearsonKi-Kare testi ve FisherExact test kullanıldı. BULGULAR: Stomalı hastaların yaş ortalaması 57.1 ± 15,2 (21-87) olup, %50'sinin kadın, %77.1'inin evli ve %87.1'inin öğrenim durumunun ilköğretim olduğu belirlendi. Ayrıca hastaların %70'inin kolorektal kanser olduğu ve %75.7'sinin geçici stomaya sahip olduğu belirlendi. Hastaların stoma sebebiyle, %64'ünün beslenmesini düzenlediği ve %51'inin sıvı-yiyecek kısıtlamasında bulunduğu, %54'ünün kıyafet tarzını değiştirdiği, %62'sinin torbadan sızıntı, %63'ünün cilt problemi yaşadığı, %70'inin ruhsal çöküntü içine girdiği, %64'ünün ise uyku düzeninin bozulduğu belirlendi. Stomalı hastalar tarafından ifade edilen bir diğer durum ise bağımlılık sorunu oldu. SONUÇ VE ÖNERİLER: Araştırma kapsamındaki hastaların stoma nedeniyle birçok sorun ile baş başa kaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlara dayanarak, stomalı hasta ve yakınlarına stomaya uyum süreci ile ilgili eğitim desteği verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Stoma, Günlük Yaşam Aktiviteleri, stoma sorunları, Yaşam Modeli.

CerrahiOstomi
Rabia Alp
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane hemşirelerinin teknik olmayan becerileri kullanma durumlarının belirlenmesi

ÖZET GİRİŞ VE AMAÇ Bu araştırma, ameliyathane hemşirelerinin teknik olmayan becerileri kullanma durumlarını belirlemek amaçlı yapıldı. YÖNTEM Bu araştırma niteliksel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi ile yapıldı. Bu araştırmada veriler 19.03.2014-30.04.2014 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinin ameliyathane ünitesinde çalışan 40 ameliyathane hemşiresi, örneklemini ise 18 ameliyathane hemşiresi oluşturdu. Verilerin toplanmasında demografik özellikler formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanıldı. Toplam altı teknik olmayan beceri ile ilgili veriler 14 soruluk bir yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edildi. Görüşmeler yapılmadan önce "bilgilendirme ve onam formu" katılımcılara okutuldu ve onay imzaları alındı. Her bir katılımcı ile görüşme öncesi günü için randevu alındı. Görüşmelerin her biri yaklaşık 30- 60 dakika sürdü. Yapılan görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt edildi. Elde edilen verilerin araştırmacı tarafından okunarak, amaca uygun olarak, belirlenen temalar altında bir araya getirildi ve gruplandırılarak değerlendirildi. Analiz sürecinde tüme varımcı bir anlayış izlenerek, üzerinde durulan konu ile ilgili ifade edilen kavramların ve düşüncelerin temalar altında toplanması, görüşmelerden elde edilen verilerin tekrar tekrar okunması ile söz konusu olmuş, bu temalar araştırmanın alt amaçlarına göre kodlanıp gruplandırılmıştır BULGULAR Kullanılan teknik olmayan becerilerin durumsal farkındalık, liderlik, karar alma, ekip çalışması, iletişim, stres ve yorgunlukla baş etme becerileri olduğu sonucuna varıldı. Dışarıdan yapılan müdahalelerin dikkati dağıtan faktör olduğu görüldü. Karar alma becerisinin etkin kullanılamadığı görüldü. Ekip çalışması becerisinde çoğunlukla dayanışma, koordineli çalışma üzerinde durulduğu görüldü. Cerrahi ekibi tanımama faktörünün iletişimi engellediği görüldü. Stresle baş etmede kendini telkin etme gibi yöntemler kullanıldığı görüldü. Branşlaşma olmamasının becerileri olumsuz etkilediği sonucuna varıldı. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmada elde edilen sonuçlara dayanarak ameliyathane hemşirelerinin teknik olmayan becerileri daha etkin kullanabilmeleri için sadece ameliyat sırasında değil tüm süreçte hastanın yanında olabilmesi, liderlik ve karar alma becerileri ile ilgili mesleğin daha görünür olması için yetkilerin yasal çerçevede belirtilmesi, stres ve yorgunlukla baş edebilme becerisini etkin kullanabilmek için yöneticiler tarafından desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler; ameliyathane hemşiresi, teknik olmayan beceri, cerrahi, hasta güvenliği, istenmeyen olay/durum.

AmeliyathanelerCerrahiHasta güvenliği+3
Münevver Demir
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda basınç yarası prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi

Amaç: Basınç yarası, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önemli bir sağlık sorunudur. Ancak çocukların anatomik ve fizyolojik farklılıkları basınç yarası prevalansını etkileyebilir. Bu araştırmanın amacı, çocuklarda basınç yarası prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel ve analitik tipteki araştırmanın örneklemini, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde 21 Ocak 2015 tarihinde yatarak tedavi edilen 143 çocuk hasta oluşturdu. İlgili kurumdan etik kurul ve çalışma izni alındı. Veriler "Bireysel Özellikler Formu" ve "Çocuklar İçin Braden Q Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak gözlem ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma, Kolmogorov - Smirnov dağılım testi Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 143 hastanın 17 (% 12 )'sinde basınç yarası gelişti. Yaş (ay) ortalaması 66,2±61,6, Vücut Ağırlığı ortalaması 19,7±16,5 olup, Beden Kitle Endeksine göre çoğunluğu zayıf (12 çocuk,% 70,6) olan örneklemin % 64,7(11 çocuk)'si erkekti. Basınç yarası gelişen çocukların hemoglobin ortalaması 9,5±1,6 g/dl, albumin ortalaması ise 2,7±0,2 g/dl olarak belirlendi. Glasgow Koma Ölçeği Puanı 10,7 ± 4,6 ve "Braden Risk Puanı" ortalaması ise 15,3 ± 5,2 "orta derecede risk" olarak bulundu. Yüzde 58,8'i yoğun bakımda tedavi edilen çocukların çoğunluğunun (%52,9: 9 çocuk) nörolojik sorunu, %70,6 (12 çocuk) ise kronik sorunu vardı. Basınç yarası 1. Evrede olan hasta oranı %47,1 (8 çocuk) bulundu. Sonuç: Bu çalışmada basınç yarası prevalansı % 12 bulundu. Basınç yarası gelişen çocukların çoğunda BKI ve albumin düzeyinin düşük olması nörolojik ve kronik hastalıklarının bulunması basınç yarası için riskli olduklarını gösterdi. Ancak, basınç yarası gelişmiş çocukları temsil eden örneklemlerde çalışılmasına ve ileri araştırmalar yapılmasına gereksinim vardır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar araştırmanın yapıldığı kurumda basınç yaralarını önlemeye ve tedavisine yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda basınç yarası, riskler, prevalans,

BasınçPrevalansRisk faktörleri+3
Refiye Özgen
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Pansuman işlemi sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunma durumunun ağrı şiddetine etkisi

Amaç: Hoş olmayan bir duygu olan ağrıya hastalığın kendi, yanı sıra birçok bakım işlemi de neden olabilir. Pansuman bunlardan sadece birisi ve en fazla ağrıya neden olanıdır. Bu araştırma pansuman işlemi sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunma durumunun pansumanın neden olduğu ağrı şiddetine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Tanımlayıcı karşılaştırmalı tipteki araştırmanın örneklemini, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi ve Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniğinde yatarak tedavi edilen 60 çocuk oluşturdu. İlgili kurumlardan etik kurul ve çalışma izni alındı. Veriler "Bireysel Özellikler Formu" ve YBATT (yüz ifadesi, bacaklar, aktivite, ağlama ve avutulabilme) ağrı değerlendirme ölçeği kullanılarak gözlem ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde; Pearson Ki-Kare testi, Fisher Exact test ve Mann Whitney U test kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Pansuman sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunma durumunun ağrı şiddetine ve davranışsal ağrı belirtilerine etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Ayrıca çocukların cinsiyeti (X2=0,071; p=0,500>0.05) ve yaşının da (X2=6,133; p=0,105>0.05) ebeveyn bulunma ve bulunmama durumunda algılanan ağrı şiddetine etkili olmadığı belirlendi. Ebeveynlerin ağrılı işlem sırasında çocuklarını destekleme şekli incelemesinde ise 13 (%43,4)'ünün uzaktan izleme yaklaşımında bulundukları görüldü. Çocukların pansuman süresi ortalamalarının ebeveyn değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği; yanında ebeveyni olan çocukların pansuman süresinin (7,5dk), yanında ebeveyni olmayan çocukların pansuman süresinden (6,3dk) yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Bu çalışmada Pansuman sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunmasının ağrı şiddetini etkilemediği, ebeveyn bulunmasının pansuman süresini uzattığı, ebeveynlerin işlem sırasında çocuğu destekleme şekli olarak uzaktan izleme yaklaşımında olduğu görüldü. Bu araştırmadan elde edilen veriler araştırmanın yapıldığı kurumlarda çocuklarda işlem sırasında ağrı değerlendirmesi ve tedavisine yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Pansuman İşlemi, Ağrı Şiddeti, Çocuk, Ebeveyn

Ana-babaAğrıAğrı eşiği+3
Dudu Alptekin
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Barf bulantı ölçeğinin geçerlilik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Bulantı ve/veya kusma anestezi sonrası henüz bilinci yerine gelmemiş hastada trakeal aspirasyona, yara yerinin açılmasına veya enfeksiyonuna, özellikle çocuklarda tekrarlayıcı ve şiddetli ise dehidratasyon ve elektrolit bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde hoş olmayan bu durum hasta memnuniyeti, morbidite, hastane kalış süresi ve maliyet üzerinde olumsuz etkileri olan bir klinik sorundur. Bu klinik sorunun erken dönemde farkedilmesi ve önlenmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle subjektif bir algı olan bulantının objektif bir yöntemle değerlendirmesi gerekir. Bu çalışmanın amacı çocuklarda "BARF Bulantı Ölçeği" nin geçerlilik ve güvenirliğini belirlemektir. Yöntem: Metodolojik tipteki çalışmanın örneklemini Çocuk Cerrahisi Kliniklerinde yatarak tedavi edilen, 7-18 yaş arası 82 çocuk oluşturdu. BARF Bulantı Ölçeği' nde bulantı yoktan, kusmaya kadar varan toplam altı madde ve her bir maddeyi tanımlayan altı yüz ifadesi bulunmaktadır. İngilizcede geliştirilen ölçek algıya dayalı değerlendirmeyi içerdiği için Türkçe' ye çeviri ve geri-çeviri işlemi yapılmadı. Kapsam geçerliği için uzman görüşü alındı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Kolmogorov - Smirnov dağılım testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Ölçek seçeneklerinin teorik olarak ölçmek istenen eğilimi ölçme uygunluğu Cochran' s Q testi ile yapıldı. Bulgular: Yaşları 7-18 arası olan 82 çocuk hastanın % 61' i erkekti. Çocukların % 50' sinin sindirim sistemi sorunu nedeniyle ameliyat olduğu, % 81,1' ine premedikasyon uygulanmadığı, % 91,5' ine antiemetik kullanılmadığı, % 41,5' inin de ameliyattan 5-6 saat sonra beslenmeye başlandığı belirlendi. Kapsam geçerliği için görüşüne başvurulan tüm uzmanların görüşünün tutarlı olduğu ve daha önce Türk insanı için uygun bulunan GKÖ ile BARF' ın istatistiksel olarak eşit kabul edilebileceği (Cochran' s Q = 9; p=0,437) anlaşıldı. Sonuç: Paralel test olarak GKÖ ve BARF ölçeği karşılaştırmasında BARF' ın bulantı ve kusmayı değerlendirmede güvenli olduğu belirlendi. Bu sonuçlara dayanarak BARF Bulantı Ölçeği seçeneklerinin teorik olarak ölçmek istenen eğilimi (bulantı- kusma) ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu söylenebilir. BARF ölçeğinin yedi yaş üstü çocukların ameliyat sonrası bulantılarını ölçmede kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, BARF Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Bulantı, Kusma.

BulantıGüvenilirlik ve geçerlilikKusma+2
Hamide Şişman
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İleostomili hastaların yaşam deneyimleri, duygu ve algıları: nitel bir çalışma

Amaç: Stoma uygulamaları yaşam biçiminde köklü değişiklik yapar. Bu araştırma bir stoma türü olan ileostomide hastaların yaşam deneyimlerini, duygularını ve algılarını belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Niteliksel tipteki bu araştırma, 15 Mart- 15 Haziran 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Stomaterapi Ünitesine başvuran kalıcı ileostomisi olan 14 hasta ile yapıldı. Bireysel özelliklere ilişkin veriler veri toplama formuna kayıt edildi. Derinlemesine görüşme yöntemi ile yapılan çalışmada ileostomili hastaların yaşam deneyimi, duyguları ve algılarına yönelik soru/temalara verilen yanıtlar teyp kaydına alındı. Veriler temel içerikleri çözümlenerek analiz edildi. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 52±12 (23-73), %57.1'i erkek, %71.4'ü evli, %57.1'si ilkokul mezunu, %42.8 ev hanımı idi. İleostomili hastaların sızıntı problemi yaşadığı, sızıntı olur endişesinin uyku düzenini ve kıyafet seçimini etkilediği, sosyal yaşamda kısıtlılıklar yaşadıkları belirlendi. Duygu durumları ve algılarının ilk zamanlar olumsuz olduğu belirlendi. Bununla birlikte, ileostomili olmayı yaşamın sürdürülmesi için zorunluluk olarak algılayanların yanı sıra olumlu algılayanlarda vardı. Ayrıca stomalı hastalarla bilgi paylaşmanın, sosyal ve profesyonel destek almanın duyguları olumlu etkilediği bulundu. Sonuç: Bu çalışmada ileostomili hastaların en fazla sızıntıdan rahatsız oldukları bu nedenle uyuyamadıkları, kıyafet seçiminde güçlük yaşadıkları anlaşıldı. Ayrıca bu yaşam biçimine alışmada zamana gereksinimleri olduğu görüldü. Bu sonuçlara dayanarak sızıntıya neden olmayacak, uygun ileostomi malzemesinin belirlenmesi ve kıyafet seçimi konusunda rehberlik yapılması önerilmektedir. Ancak, ileostomili hastaları temsil eden daha farklı örneklemlerde çalışılmasına ve ileri araştırmalar yapılmasına gereksinim vardır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar araştırmanın yapıldığı kurumda ileostomili hastaların bakımına yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: İleostomi, yaşam deneyimi, duygu durumu, algı, niteliksel araştırma

Yasemin Akıl
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastalarda ameliyat sonrası insizyon ağrısının akciğer kapasitesi (inspiratuar kapasite) üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma açık kalp cerrahisi sonrası oluşan insizyon ağrısının akciğer kapasitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla, tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 7 Ağustos 2015- 4 Mayıs 2016 tarihleri arasında Özel Acıbadem Internatıonal Hastanesinde açık kalp ameliyatı olan, çalışmaya katılmayı kabul eden 40 hasta alındı. Veri toplama aracı olarak; Hasta Tanılama ve Akciğer Kapasitesi Değerlendirme Formu ve Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Veriler, çalışmaya hastalarla yüz yüze görüşme yöntemiyle ve inspiratuar kapasite ölçümü yapılarak formlara kayıt edilerek toplandı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 22.0 versiyonu ile bilgisayar ortamında gerçekleştirildi. Hastaların tanımlayıcı verileri; ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran olarak verildi. Verilerin normal dağılımı Kolmogorov smirnov testi ile ölçüldü. Tekrarlayan ölçümlerin analizinde Wilcoxon test kullanıldı. Korelasyon analizinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Sonuçlar yüzde 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların, %67,5'inin erkek, %37,5'inin 60-69 yaş aralığında olduğu, %90'ının evli, %50'sinin ilkokul mezunu olduğu, %60'ının sigara kullanmadığı, %30'unun diyabet ve hipertansiyonu olduğu, %90'ının koroner arter by-pass grafisi (KABG) ameliyatı geçirdiği belirlendi. Hastaların 8.saat vizüel (görsel) analog skalası (VAS) skoru ile inspiratuar kapasite arasında anlamlı (p<0.05) negatif korelasyon olduğu belirlendi. 12.saat, 24.saat, 36.saat, 48.saat, 60.saat, 72.saat, 4. gün, 5. gün, 6. gün VAS skoru ile inspiratuar kapasite arasında anlamlı (p>0.05) korelasyon olmadığı bulundu . Sonuç: Bu çalışmada, hastaların açık kalp cerrahisi sonrası oluşan insizyon ağrısının akciğer (inspiratuar) kapasitesi üzerinde etkili olduğu sonucuna varıldı. Hemşirelerin yanı sıra sağlık bakımı ekibinin bütün üyelerinin ameliyat sonrası ağrı yönetimi konusunda bilgilerinin, eğitim ve uygulama düzeyinde artırılması gerektiği önerildi. Anahtar Kelimeler: Açık kalp cerrahisi, akciğer kapasitesi, insizyon ağrısı.

AkciğerAğrı-postoperatifCerrahi+6
Tuğba Türkkan
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Göz ameliyatı olan hastalarda düşme riskinin belirlenmesi ve düşmeyi önlemeye yönelik yapılan girişimlerin etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Araştırma, göz ameliyatı olan hastaların düşme riskinin belirlenmesi ve düşmeyi önlemeye yönelik yapılan girişimlerin etkinliğinin değerlendirilebilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma 18 Nisan – 19 Haziran 2016 tarihleri arasında kamuya ait bir eğitim araştırma hastanesinin göz kliniği ameliyathanesinde yapılmıştır. Örneklemi araştırmaya katılmayı kabul eden 307 hasta oluşturmuştur. Veriler Hasta Tanılama Formu, DENN Düşme Risk Değerlendirme Skalası ve Düşmeyi Önlemeye Yönelik Alınan Önlemler Ve Ameliyat Sonrası Düşme Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların yanı sıra Kolmogorov-Smirnov Z testi, Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklem grubunda yer alan hastaların %32,2'sinin 70 yaş ve üzeri, %31,3'ünün 40-59 yaş aralığında, %53,1'inin ise erkek olduğu saptanmıştır. Düşme riski değişkenine göre hastaların %52,8'inin düşme riskinin az, %28,0'inin düşme riskinin orta ve %19,2'sinin ise düşme riskinin yüksek olduğu saptanmıştır. Düşmeyi önlemek için hastaların %55,0'inin önlem aldığı saptanmıştır. En çok alınan önlemler arasında hastaların %68,6'sının (n:83) ameliyat sonrası ilk 24 saatte ayağa kalkarken yardım aldığı, %57,0'sinin (n:69) gece yeterli aydınlatmayı sağladığı, %42,1'inin (n:51) ıslak zeminli alanları kullanmadığı tespit edilmiştir. Ameliyat sonrası 7. ve 15. günde aranan hastaların %0,5'inin (n:1) ameliyat sonrası ilk 7 günde, %2,3'ünün (n:5) ise ameliyat sonrası ilk 15 günde düşme deneyimlediği saptanmıştır. Sonuç: Göz ameliyatı olan hastaların düşme riskinin çok yüksek olmadığı ve düşmeyi önlemek için alınan önlemlerin kısmen yeterli olduğu saptanmıştır. Hasta ve yakınlarına düşmelerin önlenmesi konusunda eğitim verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Düşme riski, düşme önleme, göz hastalıkları, hemşirelik, hasta güvenliği

Cerrahi-gözDüşme kazalarıDüşüş+3
Gökçe Kavak Aktaş
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat olacak hastalarda distres termometre ölçeğinin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

Ameliyat öncesi stres bireyleri psikolojik olduğu kadar fizyolojik ve sosyolojik olarak da etkilemektedir. Araştırma ameliyat olacak hastalarda Distres Termometre Ölçeğinin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Cerrahi servislerine ameliyat olmak üzere yatan 200 hasta ile gerçekleştirilen çalışmada veriler; soru formu, Distres Termometresi (DT), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), SF12 Kısa Sağlık Ölçeği ve stres nedenleri listesi ile ameliyattan bir gün önce toplandı. Araştırmada katılımcıların kadın ve erkek oranı yaklaşık olarak yarı yarıyadır. Yaş ortalaması yaklaşık olarak 50 olan hastaların yarısı ilköğretim düzeyinde eğitime sahiptir. Hastaların stres puan ortalamasının 4.7±2.5 olduğu ve %49.0'ının stres düzeyinin bu ortalamanın üzerinde olduğu belirlendi. ROC eğrisine göre HADÖ-A ölçüt alındığında; DT için %69.2 duyarlılık ve % 58.3 özgüllük ile kesme noktasının beş ve üzeri, HADÖ-D ölçüt olarak alındığında ise ROC analizine göre; %70.5 duyarlılık ve %59.3 özgüllük ile DT'nin kesme noktasının beş ve üzeri olduğu hesaplandı. Hastaların %88.5'inin 0-10 arasında ve %11.5'inin 11 ve üstünde stres nedeni belirttiği saptandı. Ameliyattan sonra enfeksiyona yakalanma, ameliyathanenin soğuk bir ortam olması ve ameliyattan sonra rahat hareket edememe en sık ifade edilen stres nedenleri arasındadır. Hastaların yaşam kalitesi puan ortalamalarının 100 puan üzerinden; KSÖFD için 38.5±9.9, KSÖMD için ise 41.9±9.1 olduğu belirlendi. Distres termometresi ameliyat olacak hastalarda stres düzeyini ve çalışmada oluşturulan stres nedenleri listesi stres nedenlerini belirlemede kullanılabilir. Anksiyete ve stresör sayısı stresi belirlemede bir ölçüt olarak kullanılabilir ancak yaşam kalitesi ameliyat öncesi stres için belirleyici bir ölçüt değildir. Bu çalışmada DT için ölçüt olarak HADÖ kullanıldı; araç farklı stres ölçekleri ile birlikte kullanılarak yeniden test edilebilir.

Gül Çakır
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Derin ven trombozunun önlenmesi için hemşire tarafından verilen eğitimin hastaların bilgi düzeyleri ve öz bakım uygulamalarına etkisi

Derin ven trombozu (DVT) ölümcül komplikasyonları olan önlenebilir bir sorundur. Araştırma; hemşire tarafından verilen eğitimin hastaların DVT'ye ilişkin bilgilerine ve DVT'yi önlemeye yönelik uygulamaları gerçekleştirme durumlarına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Örneklemi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Genel Cerrahi, Üroloji ve Göğüs Cerrahisi Kliniklerinde tedavi gören 40 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak Autar Derin Ven Trombozu Risk Tanılama Ölçeği, hasta tanıtıcı özellikler soru formu, derin ven trombozu bilgisi belirleme formu, derin ven trombozu ile ilgili öz bakım uygulamalarını belirleme formu ve derin ven trombozu eğitimi memnuniyet formu kullanıldı. Araştırmacı tarafından hazırlanan kitapçık ile hastalara ameliyat öncesinde eğitim verildi. Eğitimden önce ve sonra hastaların DVT'ye ilişkin bilgi düzeyleri belirlendi. Ayrıca, ameliyattan sonra hastanın DVT oluşumunu önlemeye yönelik uygulamaları yapma durumları saptandı. Veriler yüzdelik, Mann Whitney U testi, Wilcoxon Testi, Kruskall Wallis Varyans analizi, iki ortalama arasındaki farkın önemliliği ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirildi. Eğitim verilmeden önce hastaların %5.0'inin, eğitim verildikten sonra ise %95.0'inin DVT'yi bildiği saptandı. Hastaların DVT bilgi puan ortalamasının 54 üzerinden eğitim öncesi dönemde 0.1±0.5 (min:0, mak:3) ve eğitim sonrası dönemde 20.2±5.7 (min:9, mak:33) olduğu bulundu. Eğitim öncesi ve sonrası dönemde hastaların DVT bilgi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Hastaların öz bakım uygulamaları puan ortalaması 13 puan üzerinden 8.8±2.3 (min:3, mak:12) olarak bulundu. Hastaların tamamı DVT'ye ilişkin bilgi kaynağı olarak hemşireyi gösterdi ve eğitimin diğer hastalara da verilmesini önerdi. Araştırma, hastaların etkili bir yöntemle eğitilerek bakıma katılmalarının olumlu sonuçlarını ortaya koydu. Ayrıca, bilimsel bilgiye yeni bir eğitim aracı kazandırdı.

Emboli ve trombozHasta eğitimiHemşirelik+7
Ayşe Gönül
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Stres üriner inkontinans tanısı alan kadınlara verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Araştırma; stres üriner inkontinans tanısı alan kadınların yaşam kalitesini yükseltmek amaçlı verilen eğitimin etkinliğini değerlendirmek için yapılmış olan prospektif bir yarı deneysel çalışmadır. Araştırmanın örneklemine, 19.12.2008 -17.04.2009 tarihleri arasında araştırmanın yapıldığı hastanenin üroloji polikliniğine başvuran, örneklem seçim kriterlerine uygun özellikleri taşıyan, araştırmaya katılmayı kabul eden rastgele olarak seçilen 40 kadın oluşturmuştur. Çalışma süresi içerisinde iletişim kayıtlarındaki değişikliklerden dolayı 4 hastaya ulaşılamamıştır.36 hasta ile araştırma tamamlanmıştır.Çalışmanın verilerini elde etmek için, uygulama öncesi tanıtıcı anket formu, yaşam kalitesi ölçeği, eğitim kontrol listesi hastalara sorularak araştırmacı tarafından doldurulmuştur. İnkontinansın varlığı ve şiddeti ped testi ile değerlendirilmiştir. Hastalara eğitim kitapçığı doğrultusunda eğitim verilmiş ve pelvik egzersizler uygulatılmıştır. Hastalar 6 hafta sonra telefonla aranmıştır. Hastaların yaşam kalitelerinde iyileşme olup olmadığını değerlendirmek için inkontinans yaşam kalitesi ölçeği (I-QOL) tekrar uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 12 paket programı yardımı ile değerlendirilmiştir.Elde edilen verilere göre araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 55.86±11.1 bulunmuştur. Kadınların ped testi ortalaması 24.72±20.0 `dir. Kadınların hiçbiri daha önce eğitim almamış ve sadece %4 `ü ilaç tedavisi almıştır. Stres üriner inkontinansın yaşam kalitesine etkisi inkontinans yaşam kalitesi ölçeği ( I-QOL) ile değerlendirilmiştir. Kadınların eğitim öncesi davranışların sınırlanması alt boyutu ortalaması 22.5±6.3 iken, eğitim sonrası bu ortalama 28.9 ± 6.5 `e yükselmiştir. Eğitim öncesi psikososyal etkilenme alt boyutu ortalaması 27.3±7.4 iken eğitim sonrası 34.7±6.6 olmuştur. Eğitim öncesi sosyal izolasyon alt boyutu ortalaması 10.6±4.0 iken, eğitim sonrası 16.5±4.2'ye yükselmiştir. Eğitim sonrasında ön test puanlarının son test puanlarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmektedir (p<0.05).Araştırma sonuçları, stres üriner inkontinans tanısı alan kadınlara verilen eğitimin yaşam kalitelerini arttırdığını göstermektedir.Anahtar kelimeler: Stres Üriner inkontinans, pelvik taban egzersizleri, ped test, yaşam kalitesi

Kadın ürogenital hastalıklarıYaşam kalitesi
Naile Akşit Akıncı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Yanıklı hastaların hemşireleden beklentileri

Yanık, bireyin beden imajında değişiklik yaratan, çok ağrılı, uzun süreli tedavi gerektiren bir travmadır. Bu nedenle yanığın hemşirelik bakımı son derece önemlidir. Bu araştırmada yanıklı hastalara kaliteli bakım sunmak amacıyla hastaların hemşirelerden beklentileri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamızda Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Servisi ve GATA Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezinden 101 yanıklı hasta ile görüşülmüştür. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Anket formunda bulunan sorular hastaların iletişim, bilgilendirme, bakım ve taburculuk ile ilgili beklentilerini ölçmek amacıyla dört grupta sınıflandırılmış. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 12 paket programı kullanılmıştır. İki grubun sonuçlarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, üç grubun sonuçlarının karşılaştırılmasında ise Bonferroni düzeltmeli Kruskall-Wallis testi kullanılmıştır.Araştırmadan elde ettiğimiz bulgular; herhangi bir hastalığa sahip olan, çalışmayan, termal yanıklara maruz kalan ve kadınların iletişim beklentilerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Termal yanıklara maruz kalanların ve çalışmayanların bilgilendirmeye ilişkin beklentilerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda baş ve boyun bölgesinde, üst extremitede, elde, perine bölgesinde yanığı olan hastaların, çalışmayanların, yoğun bakımda yatan, yanık sonu günü yedi günden az olan, yüzde 45 ve daha fazla yanığı olan ve 2. ve 3. derece yanığı olan hastaların bakım beklentilerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Yanıklı hasta, yanık hemşireliği, hasta beklentileri.

BeklentilerHasta bakımıHasta memnuniyeti+2
Sibel Yılmaz Şahin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Perkütan koroner girişim geçiren hastaların taburculuk dönemine ilişkin öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesi

Bu tez çalışması, perkütan koroner girişim geçiren hasta bireylerin taburculuk dönemine ilişkin öğrenim gereksinimlerini ve gereksinimlerin karşılanması durumunu belirlemek üzere tek merkezli ve kesitsel bir araştırma olarak planlandı ve uygulandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bulunan bir şehir hastanesinde perkütan koroner girişim geçiren ve taburculuğu planlanan 121 hasta birey oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından oluşturulan Hasta Bilgi Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği ile toplandı. Ölçek istatistiksel olarak; Kolmogorov-Simirnov testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon analizi ile test edildi. Ölçek toplam puan ortalamasının 169,31±24,42 olduğu bulundu. Hasta öğrenim gereksinimleri ve gereksinimlerin karşılanması durumları ölçek alt boyut korelasyonları arasındaki ilişkilerin ''ilaçlar'' ''yaşam aktiviteleri'', ''toplum ve izlem'', ''duruma ilişkin duygular'',''tedavi ve komplikasyonlar'', ''yaşam kalitesi'',''cilt bakımı'',''toplam puan'' alt boyutları ile pozitif yönlü çok ileri derecede anlamlı olduğu bulundu (p<0,001); evli bireylerin ''toplum ve izlem'', "duruma ilişkin duygular'' ve ''yaşam kalitesi'' gereksinimlerin karşılanması alt boyutunun anlamlı olduğu (p<0,05); diyabeti olan bireylerde ''ilaçlar'' gereksinimin karşılanması alt boyutunun anlamlı olduğu (p<0,05); taburculuk eğitiminde ailesi ya da bakım veren bireyleri yer almayan bireylerin; '' yaşam aktiviteleri"; ''duruma ilişkin duygular''; ''tedavi ve komplikasyonlar''; ''cilt bakımı'' ve ''toplam puan'' alt boyutunun ileri derecede anlamlı olduğu (p<0,01) bulundu. Hastaların orta düzeyin biraz üzerinde öğrenim gereksinimi olduğu, en yüksek öğrenim gereksinimi önem düzeyinin ''tedavi ve komplikasyonlar'' alt boyutunda (ortalama=31,55±4,54; önemlilik düzeyi=3,50); en düşük öğrenim gereksinimi önem düzeyinin ise ''toplum ve izlem'' alt boyutunda (ortalama=18,41±2,54; önemlilik düzeyi=3,06) olduğu, en az karşılanan öğrenim gereksiniminin %64.9 oranda "yaşam kalitesi" olduğu, bu doğrultuda perkütan koroner girişim geçiren hastaların/aile üyelerinin taburculuk eğitimine ilişkin, ilgili maddelere odaklanılarak eğitim verilmesi gereği önerilebilir.

Elif Özkara
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi ağrı korkusunun ameliyat sonrası iyileşme üzerine etkisi

Bu tez çalışması, ameliyat öncesi ağrı korkusunun ameliyat sonrası iyileşme üzerine etkilerini incelemek amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve prospektif olarak yapıldı. Araştırma 20/08/2024-25/12/2024 tarihleri arasında Doğu Anadolu Bölgesinde iki ayrı kamu hastanesinin erişkin cerrahi kliniklerde yatan 200 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Araştırma veriler araştırmacı tarafından oluşturulan Hasta Tanıtım Formu, Ağrı Korkusu Ölçeği, Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi, İyileşme Kalitesi-40 Hasta Anketi ve Görsel Kıyaslama Ölçeği kullanılarak toplandı. Çalışmada Ağrı Korkusu Ölçeği toplam puanı 94,09±18,2 olarak bulundu. Katılımcıların fazla 'şiddetli ağrı korkusu, ikinci olarak da 'tıbbi ağrı korkusu yaşadıkları belirlendi. Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi kapsamında değerlendirilen ameliyat sonrası 1.gün genel ortalama puan 2,31±0,70 olarak bulunmuş olup en fazla fiziksel iyileşmede güçlük yaşandığı belirlendi. Ayrıca bu çalışmada ağrı korkusu ile ameliyat sonrası iyileşme arasında 1.gün (r = 0,372; p < 0,01). ve 15. günde (r = 0,139; p = 0,049). pozitif ve anlamlı bir ilişki bulundu. Ameliyat sonrası 1. günde ağrı korkusu ile iyileşme kalitesi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (r = -0,278; p < 0,01). Bu bulgular hastaların ağrıya yönelik korku düzeylerinin arttıkça bireylerin ameliyat sonrası iyileşme süreçlerinin olumsuz etkilendiğini ve iyileşme kalitelerinin bozulduğunu göstermektedir. Sonuç olarak ameliyattan önceki dönemde hissedilen ağrı korkusunun ameliyattan sonraki dönemde iyileşme üzerine önemli etkileri olduğu saptandı.

Sibel Çiftçi
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun ve kritik bakım hemşire yeterliliğinin bireysel iş performansına etkisi

Bu çalışma, kesitsel ve tanımlayıcı bir tasarımda gerçekleştirilmiş olup yoğun ve kritik bakım hemşire yeterliliğinin bireysel iş performansına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Anadolu yakasında bulunan üç kamu hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 210 hemşire oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Yoğun ve Kritik Bakım Hemşire Yeterlilik Ölçeği (YKBYÖ) ve Bireysel İş Performansı Ölçeği (BİPÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, ANOVA, Pearson korelasyon, Durbin-Watson ve regresyon analizi yapılmıştır. Sonuçlar, %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 olarak değerlendirilmiştir. YKBYÖ toplam puanı 481,03 ± 46,48 olarak bulunmuş ve hemşirelerin yeterlik düzeyleri "mükemmel" olarak değerlendirilmiştir. BİPÖ puan ortalaması 3,98 ± 0,56 olup, hemşirelerin bireysel iş performansları yüksek seviyede bulunmuştur. Yeterlilik düzeylerinin bireysel iş performansını anlamlı derecede etkilediği saptanmıştır (p <0,001). En güçlü yordayıcılar bilgi temeli (β = 0,64, p <0,001), YKBYÖ toplam puanı (β = 0,60, p <0,001) ve beceri temeli (β = 0,58, p < 0,001) olarak bulunmuştur. Hemşirelerin yeterlilik düzeyleri ile iş performansları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler saptanmış, en yüksek korelasyon bağlamsal performans ile bilgi temeli arasında bulunmuştur (p<0,01). Sonuç olarak, hemşirelerin yeterlilik düzeyleri arttıkça bireysel iş performanslarının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, sağlık kurumlarında hemşirelerin yeterliliklerini artırmaya yönelik sürekli mesleki gelişim eğitimleri önerilmektedir.

Hastane hemşireleriİş performansı
Gülşah Kali
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin duygusal okuryazarlık düzeylerinin cerrahi hastalarınağrı yönetimi üzerine etkisininincelenmesi

Hemşire, hasta bakım bağlamında duygularla nasıl başa çıkacağını ve onlara nasıl yanıt vereceğini bilmelidir. Bu, hem sağlanan bakımı koşullandırabilecek kendi duygularını yönetmeyi hem de hastalarının duygusal ihtiyaçlarını yönetmeyi içerir. Bu çalışma cerrahi servisinde çalışan hemşirelerin duygusal okuryazarlık düzeylerinin cerrahi hastalarının ağrı yönetimi üzerine etkisini incelenmek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışmanın örneklemini 330 cerrahi hemşiresi oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Duygusal Okuryazarlık Becerisi Ölçeği" ve "Ağrı Yönetiminde Öz-Yeterlilik Ölçeği" kullanıldı. Araştırma verileri SPSS 27 programı kullanılarak analiz edildi. Tanımlayıcı istatistikler, Cronbach Alpha katsayısı, bağımsız örneklem t-test, Kruskal Wallis-H, Pearson korelasyon ve doğrusal regresyon analizi analizi kullanıldı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda katılımcıların duygusal okuryazarlık (125,70±12,68) ve ağrı yönetiminde öz yeterlilik (87,95±11,43) düzeylerinin iyi olduğu belirlendi. Hemşirelerin cerrahi ameliyat sonrası olan hastalara en fazla tedavi uygulamalarına yer verdiği saptandı. Ağrı Yönetiminde Öz Yeterlilik Ölçeği ile Duygusal Okuryazarlık Ölçeği (r=,377; p=,000) arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulundu. Hemşirelerin hastalara daha etkili bakım sağlamak için duygusal ve empati becerilerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Hemşirelik eğitim müfredatlarında ve sağlık kuruluşlarında hemşirelerin duygusal okuryazarlık ve ağrı yönetimi düzeylerinin artırılmasına yönelik girişimler planlanması ve uygulanması önerilmektedir.

Gonca Tan
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin kitlesel yaralanmalarda bilgi, davranış ve çalışma isteklerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin kitlesel yaralanma olaylarına ilişkin bilgi düzeylerini, bu tür durumlarda sergileyebilecekleri davranışları ve gönüllülük temelli çalışma isteklerini değerlendirmektir. Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı tipteki bu çalışma, 1., 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören toplam 156 hemşirelik öğrencisiyle yürütülmüştür. Veriler, öğrencilerin bilgi düzeylerini, davranış eğilimlerini ve gönüllülük isteklerini ölçmeye yönelik 5'li Likert tipi ölçek içeren yapılandırılmış bir anket formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde yüzde, ortalama ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Öğrencilerin sınıf düzeyi arttıkça kitlesel yaralanmalara yönelik bilgi düzeylerinin ve gönüllü olarak görev alma isteklerinin anlamlı şekilde yükseldiği tespit edilmiştir (p<0.05). Özellikle 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin, afet bilinci ve müdahaleye yönelik olumlu tutumlarının 1. ve 2. sınıflara göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Öğrencilerin gönüllü katılım düzeyleri ile bilgi düzeyleri arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Hemşirelik öğrencilerinin kitlesel yaralanma olaylarında etkili görev alabilmeleri için, müfredat içerisinde afet hemşireliği konusunun daha erken dönemlerde ve uygulamalı eğitimlerle desteklenerek verilmesi önerilmektedir. Ayrıca, gönüllülük kültürünün geliştirilmesi amacıyla öğrencilerin afet tatbikatlarına aktif katılımı teşvik edilmelidir

Yaralar ve yaralanmalarÖğrenciler-hemşirelik
Sakher Yahya Mahmoud Assaf
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi yoğun bakım hemşirelerinde etik duyarlılığın değerlendirilmesi

Çalışma, cerrahi yoğun bakım hemşirelerinde etik duyarlılığın değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapıldı. Araştırma Trabzon İl merkezi içinde yer alan dördü Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastaneler, biri üniversite hastanesi ve biri özel hastane olmak üzere toplamda altı kurumun cerrahi yoğun bakımlarında çalışan 160 hemşirenin katılımıyla gerçekleştirildi. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen "Hemşire Tanıtım Formu" ve "Ahlaki Duyarlılık Anketi (ADA)" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi testi kullanıldı. Cerrahi yoğun hemşirelerinin ADA toplam puan ve alt boyut puan ortalamalarına göre, etik duyarlılıklarının orta düzeyde olduğu saptandı. Cerrahi yoğun bakım hemşirelerinin ADA toplam puanı ile çalışılan kurum, meslekte çalışma süresi, yoğun bakımda çalışma süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, kurumlar ve çalışanlar arasında etik duyarlılık farkının giderilmesine yönelik eğitimler ve çalışmaların düzenlenmesi önerilebilir.

Zehra Başar
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Beyin ameliyatı geçiren hastaların hastanedeki bakımına destek veren aile üyelerinin bakım yükünün değerlendirilmesi

Araştırma, beyin ameliyatı geçiren hastaların hastanedeki bakımına destek veren aile üyelerinin bakım yükünü belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Trabzon İl merkezinde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi beyin ve sinir cerrahisi kliniğinde ameliyat olan 102 hastanın aile üyesi ile yapıldı. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen "Hastalar İçin Tanıtıcı Özellikler Formu", "Bakım Veren Aile Üyeleri İçin Tanıtıcı Özellikler Formu", "Kliniğe Uyarlanmış Zarit Bakım Yükü Ölçeği (KUZBYÖ)" ve "Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BGYAİ)" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve ki kare testi kullanıldı. Beyin ameliyatı geçiren hastaların ileri düzeyde bağımlı, bakım veren aile üyelerinin ise hafif ve orta düzeye yakın bakım yükü olduğu saptandı. Aile üyelerinin KUZBYÖ ortalamaları ile yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, aylık gelir düzeyi ve çalışma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Bakım veren aile üyelerinin KUZBYÖ puan ortalamaları ile hasta bakımı ile ilgilenme ve hastaya bakım verme süresi, aile üyelerinin fiziksel desteği, aile üyesinin hastanede yaşadığı ibadet, ulaşım ve yemek sorunu arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç saptandı (p<0.05). Beyin ameliyatı geçiren hastaların bağımlılık düzeyi arttıkça bakım veren aile üyelerinin yükününde arttığı saptandı (p<0.05). Bakım veren aile üyelerinin hastanın bakımında sahip oldukları destek kaynakların değerlendirilmesi ve yardım alabilecekleri kişi ve kurumlara yönlendirilmesi yararlı olabilir.

Yasemin Güner
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Parsiyel larenjektomi olan hastaların İletişim Rehberi'ne ilişkin değerlendirmeleri

Araştırma, larenjektomi olan hastaların yaşadıkları iletişim sorununa çözüm bulabilmek için görsel iletişim rehberi geliştirilmesi ve geliştirilen rehberin hastaların iletişim sorununa katkısını saptamak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma niteliksel ve niceliksel araştırma yöntemlerini içeren karma araştırma yöntemiyle yapıldı. İlk kez parsiyel larenjektomi olan 14 hasta ile yapılan araştırmada nitel veriler olgu bilim (fenomenolojik) araştırma desenine uygun olarak "derinlemesine görüşme" yöntemi ile toplandı. Nicel verilerin toplanması için tanımlayıcı araştırma yöntemi doğrultusunda soru formundan yararlanıldı. Nitel verilerin analizi sonucu "konuşamama deneyimi, iletişim rehberinin iletişime etkisi ve iletişim rehberine ilişkin duygu ve düşünceler" olmak üzere üç ana tema belirlendi. Nicel veri analizi sonucu hastaların tamamının resimlerin anlaşılırlığını ve rengini, yazıların büyüklüğünü yeterli gördüğü; tamamına yakınının rehberin kullanışlılığını, resimlerin boyutunu, yazıların şeklini ve ele alınan sorunları yeterli gördüğü belirlendi. Hastaların 3/4'ü rehberin ebadının ve yarısı resimlerin sayısının yeterli olduğunu düşünmektedir. Bununla birlikte hastalardan bazıları ise rehberin ciltlenme biçimini uygun bulmadı. Hastaların tamamı hem sağlık personeline hem de yakınlarına kendilerini ifade edebilmeleri için rehberi yeterli görmektedir. Hastaların tamamına yakını sorunlarını/ isteklerini (ağrı, bulantı, gazete okuma, müzik dinleme vb) ve 4/5'i duygularını (stres, kızgınlık, korku vb.) iletebilmeleri için rehberin yeterli olduğunu düşünmektedir. Çalışmanın sonucunda geliştirilen iletişim rehberinin parsiyel larenjektomi olan hastalar tarafından iletişim kurmada etkili ve kullanılabilir olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Görsel iletişim rehberi, hemşirelik, larenjektomi, nitel çalışma, sözel olmayan iletişim

Görsel iletişimHemşirelerHemşirelik+4
Melek Ertürk
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin ameliyat öncesi ve sonrası hasta bakım yönetimini öğrenmesinde bilgisayar destekli simülasyon tekniğinin etkisi

Araştırmanın birinci aşamasında; deneysel aşamada kullanmak amacıyla Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölceği Türkçe'ye uyarlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, hemşirelik fakültesi 2. sınıf öğrencilerinin ameliyat öncesi ve sonrası bakım yönetimini öğrenmesinde bilgisayar destekli simülasyonun bilgi, beceri ve klinik karar verme üzerine etkisi randomize kontrollü tasarımla incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 82 öğrenci oluşturmuştur. Öğrenciler bilgisayar destekli simülasyon (n:41) ve beceri laboratuarında (n:41) eğitim almıştır. Öğrenciler gruplara randomize olarak atanmıştır. Öğrencilere `ameliyat öncesi ve sonrası hasta bakım yönetimi bilişsel düzey değerlendirme testi'; `uygulamalı derin solunum ve öksürme egzersiz eğitimi' ve `ameliyattan gelen hastanın kliniğe kabul edilmesi' beceri kontrol listeleri ve `hemşirelikte klinik karar verme ölçeği' uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. Öğrencilerin eğitim sonrası bilgi (p:0.421), `uygulamalı derin solunum ve öksürme egzersiz eğitimi' beceri (p:0.867), klinik karar verme ölçek toplam ve alt boyut puan ortalamaları farksızdır (p:0.065). Ancak ``ameliyattan gelen hastanın kliniğe kabul edilmesi'' beceri puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır(p:0.04).Araştırmanın üçüncü aşamasında; simülasyonda eğitim alan öğrencilerin eğitim yaklaşımı ile ilgili görüşleri, öğrenme süreçleri, bireysel gelişimlerine yönelik algıları ve önerileri kalitatif araştırmayla değerlendirilmiştir. İki odak grup görüşmesinde 24 öğrenci ile görüşülmüştür. Öğrencilerin görüşleri içerik analiziyle incelenmiştir. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde beş ana tema belirlenmiştir. Bu temalar, öğrenme-bilgi, uygulama, engeller, ilgi çekicilik ve önerilerdir.Araştırmanın kantitatif ve kalitatif sonuçlarına göre bilgisayar destekli simülasyonda verilen eğitim, beceri laboratuarında verilen eğitime eşdeğer kabul edilmiştir. Ülkemizde ameliyat öncesi ve sonrası bakım simulasyonla öğretilerek hemşirelikte karmaşık durumların eğitiminde bir örnek oluşturulmuştur. Eğitici sayısının az, öğrenme ortamının yetersizliğinin çözümünde ve karmaşık konuların öğretilmesinde teknolojinin sağladığı olanakların kullanılması yöneticilerin ve eğiticilerin sorumluluğu olmalıdır.Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencisi, Ameliyat Öncesi ve Sonrası Bakım, Bilgisayar Destekli Simülasyon, Randomize Kontrollü Çalışma, Kalitatif Araştırma

Bilgisayar destekli benzetimHemşirelikHemşirelik eğitimi+3
Aylin Durmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların ilaç uyumsuzlukları, nedenleri ve hemşirelerden beklentilerinin incelenmesi

Amaç: Karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların ilaç uyumsuzlukları, nedenleri ve hemşirelerden beklentilerini açıklamaktır.Yöntem: Araştırma nitel bir çalışmadır. Ölçüt örneklem yöntemi kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu sonrası ilaç uyumsuzluğu yaşayan 21 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler ?yarı yapılandırılmış görüşme formu? kullanılarak, ?derinlemesine görüşme? yöntemi ile toplanmıştır. Her hasta ile bir kez görüşülmüştür. Görüşmelerin tamamı, hastalardan sözlü ve yazılı onamları alınarak, ses kayıt cihazı ile kayıt edilmiştir. Verilerin analizinde ?betimsel analiz? yöntemi kullanılmıştır.Bulgular: Karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların ilaç uyumsuzlukları, nedenleri ve hemşirelerden beklentilerine ilişkin bulgular üç ana tema ve alt temalar olarak belirlenmiştir. Bu ana temalar; ilaç uyumsuzlukları, ilaç uyumsuzluğu nedenleri ve hemşirelerden beklentilerdir.Sonuç ve Öneriler: Bu araştırmada elde edilen sonuçlara göre; karaciğer transplantasyonu sonrası hastalarda doz atlama, doz geciktirme ve ilacı yanlış alma şeklinde ilaç uyumsuzlukları saptanmıştır. Bu hastalar ilaç uyumsuzluğu nedenlerini; unutkanlık, yaşam biçimi, sağlık bakım sistemi, bilgi eksikliği, çoklu ilaç kullanımı ve sağlık inancı, hemşirelerden beklentilerini ise mali danışmanlık, eğitim, ilgi ve ilaç uygulamaları olarak ifade etmişlerdir. Bu ifadelere göre; hemşirelerin ilaç dozu, zamanı, etkisi gibi tedavi süreci ile ilgili bilgileri yazılı ve sözlü olarak hastalara verip, hastalardan bu bilgileri tekrar etmeleri önerilebilir. Aynı zamanda hastalara taburculukta verilen eğitimin taburculuk sonrasında da belirli aralıklarla tekrarlanması önerilebilir.Anahtar kelimeler: Karaciğer transplantasyonu, ilaç uyumsuzluğu, hemşirelik, nitel çalışma

Doz-cevap ilişkisi-ilaçHemşirelikKaraciğer nakli+4
Nur Şahin
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00