Çukurova University
Discipline

Economic Development and International Economics

Çukurova University

12

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

12 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği ortak tarım politikası ve üye ülkelerin tarım politikalarının yakınsaması: Polonya ülke örneği

Türkiye'nin 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık başvurusu ve 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla başlayan Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1999 yılında Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında, Türkiye'nin diğer ülkelere uygulananlar ile aynı kriterler temelinde resmi olarak aday ülke olarak kabul edilmesi ve 2005 yılında müzakere sürecinin başlamasıyla, ilişkiler önemli bir noktaya gelmiştir. Müzakereye konu olan AB müktesebatı 35 başlık altında yer almakla birlikte, bu başlıklardan tarım ve kırsal kalkınma, Türk tarımının ekonomik büyüklüğü ve konumu açısından önemli bir yeri bulunmaktadır.Bu çalışmada ilk önce Avrupa Birliği'nin ilk ortak politikası olan Ortak Tarım Politikası (OTP)'nın yapısı, işleyişi ve zaman sürecindeki gelişimi incelenmiştir. OTP, dinamik bir yapıya sahip olup zaman sürecinde değişikliklere uğramıştır. OTP, gerek AB üyesi ülkeler, gerekse adaylık sürecindeki ülkelerin tarım politikaları üzerinde etkisi olmuştur. 25 ülkeyi kapsayan yakınsama analizinde, ülkelerin kişi başı tarımsal gelirlerinde yakınsamanın olduğu sonucu bulunmuştur. Bu yakınsamanın oluşmasında, verimlilik artışının bir etkisi olup olmadığı çalışmanın diğer bir uygulama alanını oluşturmuştur. Analize konu olan ülkeler, eski ve yeni üye ülkeler olarak iki kısma ayrılarak, AB müzakere sürecindeki Türkiye için çıkarsamaların elde edilmesi amaçlanmıştır. Son olarak da, tarım sektörünün büyüklüğü ve yapısal sorunları benzer bir ülke olan Polonya'nın AB sürecindeki tarım sektörü ile ilgili gelişmeleri incelenmiştir. Türk tarımı, gerek büyüklük, gerekse kendine özgü özellikleri ile AB üyesi ülkelerden oldukça farklı bir konumda olabilir, fakat müzakere sürecinde benzer tarımsal yapıya sahip ülke incelemelerinin önemli çıkarsamaları da beraberinde getirmesi beklenebilir. Polonya sahip olduğu tarım sektörünün büyüklüğü, tarım işgücü sayısı , ortalama tarımsal işletmenin AB ortalamasının altında olması, ve bu özellikleri ile müzakere sürecindeki uygulamalarıyla, müzakere sürecindeki Türkiye için önemli çıkarsamalar beklenebilir.

Avrupa BirliğiOrtak tarım politikasıPolonya+2
Harun Uçak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de ekonomik büyümenin kaynaklarının analizi

Bu çalışma 1980-2007 döneminde Türkiye'de ekonominin arz ve talep yönünden büyümesinin kaynaklarını analiz etmektedir. Büyümenin unsurlarının neler olduğunun tespit edilip, teorik ilişkiler çerçevesinde açıklandığı birinci bölümden sonra büyümenin kaynakları analiz edilmeye başlanmıştır.Çalışmanın ikinci bölümünde büyümenin kaynakları, ekonominin arz kısmından bağımsız olarak, talep kısmını konu edinen yaklaşımlar çerçevesinde analiz edilmiştir. Girdi-çıktı tabloları ve ayrıştırma analizleri yardımıyla büyümenin kaynakları dört nedensel faktöre ayrıştırılmıştır. Bunlar yurt içi nihai talep büyümesi, ihracat büyümesi, ithal ikamesi ve teknolojik değişimdir. Türkiye ekonomisi için hazırlanan 1985, 1990, 1998 ve 2002 yıllarına ait girdi-çıktı tabloları çalışmanın birinci bölümünün temel veri kaynaklarıdır. Girdi-çıktı tabloları 23 ana sektörde toplulaştırılmış ve tüm tablolar 1985 sabit fiyatlarına dönüştürülmüştür. Çalışmanın reel bazda sürdürülebilmesi için ikili deflasyon yöntemi uygulanmıştır. Dönemler arasında uygulanan farklı ekonomi politikalarının etkilerini net görebilmek için 1985-1990, 1990-1998 ve 1998-2002 olmak üzere üç farklı alt dönem tespit edilerek analizler yapılmıştır.Çalışmanın bulguları 1985-2002 yılları arasında belirlenen tüm alt dönemlerde Türkiye'de büyümenin daha çok yurt içi nihai talep artışından kaynaklandığına işaret etmektedir. Son yıllarda yurt içi nihai talep artışlarının büyüme üzerindeki olumlu etkisi azalmakta ama yine de her dönem büyüme sürecinde diğer unsurlar arasındaki göreceli önemi devam etmektedir. Bu gelişmenin yanı sıra ihracat, ithal ikamesi ve teknolojinin büyümeye olan katkılarının dönem boyunca oldukça istikrarsız olduğu tespit edilmiştir.Çalışmanın son bölümünde arz yönünden ekonomik büyümenin kaynakları analiz edilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel yaklaşım olarak da ifade edilen bu yaklaşımda üretim faktörleri ve toplam faktör verimliliğinin büyümeye olan katkıları, 1985-2007 dönemi için genişletilmiş büyüme muhasebesi yaklaşımı ve koentegrasyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları hem sermaye birikiminin hem de toplam faktör verimliliğinin büyümenin en önemli kaynakları olduğunu göstermektedir. Ancak, iktisadi, politik ve yapısal değişimlerden dolayı, toplam faktör verimliliği artışları zaman içinde önemli değişkenlik sergilemektedir. Buna karşın emek ve beşeri sermaye birikimi büyüme sürecinde istikrarlı fakat küçük rol oynamışlardır.Anahtar Kelimeler: Büyümenin Kaynakları, Girdi-Çıktı Analizi, Ayrıştırma Analizi, Büyüme Muhasebesi, Toplam Faktör Verimliliği

Ayrışım yöntemiBüyüme kaynaklarıGirdi-çıktı analizi+1
Başak Karşıyakalı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Öncü göstergelerle finansal krizlerin tahmin edilebilirliği: Türkiye örneği

Finansal krizlerin tahmin edilmesine yönelik çalışmalar özellikle dünya genelinde finansal krizlerin oldukça yoğunlaştığı 1980'lerden itibaren rağbet görmüştür. Bu çalışmada Türkiye ekonomisi için finansal krizlerin öngörülebilir olup olmadığı incelenmiştir. Çalışmada Türkiye ekonomisinin 1990:01-2021:09 dönemi ele alınmıştır. Bağımlı değişken olan krizin nicel bir tanımının yapılabilmesi adına Eichengreen vd. (1996) çalışmalarından yola çıkarak döviz kurunun, faiz oranının ve uluslararası rezervlerin aylık değişimlerinden oluşan bir döviz piyasası baskı endeksi oluşturulmuştur. Literatürdeki çalışmalarda öne çıkan ve Türkiye ekonomisinin yaşadığı krizlerde önemli boyutta değişimler gösterdiği belirlenen göstergelerden hareketle bir öncü göstergeler seti oluşturulmuştur. Bu öncü göstergeler yerel, dışsal ve finansal göstergeler olmak üzere üç farklı gruba ayrılmıştır. Türkiye ekonomisindeki finansal krizlerin tahmini için Markov rejim değişimi modeli kullanılmıştır. Kriz dönemi ve kriz olmayan (sakin) dönem olarak iki rejimli bir modelin mevcut olduğu çalışmada her bir öncü gösterge seti için üç ayrı model oluşturulmuştur. Yerel, dışsal ve finansal göstergeli modellerin hepsinde de Türkiye ekonomisinin yaşadığı 1994, 1998, 2000-2001, 2008 ve 2018 krizleri başarıyla öngörülmüştür. Buna ek olarak Covid-19'un Türkiye ekonomisini olumsuz olarak etkilediği ve finansal kırılganlığını arttırdığı 2020 yılı için yalnızca finansal göstergelerle oluşturulan model kriz sinyali vermiştir. Yerel göstergelerle oluşturulan modelde her iki rejim için de anlamlı bulunan değişkenler söz konusu olmamıştır. Dışsal göstergeler modelinde dış ticaret haddi, cari işlemler dengesi/GSYİH, reel efektif döviz kuru, uluslararası rezervler, yerli ve yabancı enflasyon ve faiz oranı; finansal göstergeler modelinde ise yurtiçi krediler/GSYİH, yabancı mevduatlar/toplam mevduatlar, reel faiz oranı, reel efektif döviz kuru, uluslararası rezervler ve yabancı borçlar/rezervler değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal Krizler, Türkiye Ekonomisi, Öncü Göstergeler, Erken Uyarı Sistemleri.

Ekonomik krizFinansal krizKriz+6
Merve Velicik
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal gelişmelerin iktisadi büyüme üzerine etkileri

Finansal gelişmeler literatürü oldukça derin bir araştırma alanıdır. Bu çalışma finansal gelişmeler literatürüne özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu katkı iki kanaldan oluşmaktadır. İlk katkı, finansal gelişmeler için bir stilize olgu tanımlanmasıdır. Stilize olgu finansal gelişmelerin piyasa likiditesini arttırdığı ve uluslararası risk dağılımında ülke ekonomisine avantaj sağlanmasıyla ilgilidir. İkinci katkı ise, finansal gelişmelerin çok boyutlu yapısının temel bileşen analizi yöntemiyle minimum bilgi kaybıyla daraltılmasını ve panel veri şeklinde oluşturulan modelin tesadüfi etkiler yöntemiyle tahmin edilmesini içerir. Analizlerin sonucunda finansal gelişmelerin çıktı düzeyi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur.

Ekonomi politikalarıEkonomik büyümeFinansal gelişme
Lider Yılmaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada karbon piyasası uygulamaları ve Türkiye-BIST uyarlaması

Çevre kirliliği, karbon salımı, küresel ısınma sarmalı günümüzün en önemli problemlerinden birisi olup gün geçtikçe büyüyen bir sorun haline gelmektedir. Çeşitli alanlarda oluşmaya başlayan farkındalıklar çerçevesinde belirli çözüm önerileri ön plana çıkmaktadır. Bu çözüm önerilerinin temeli ise toplumsal bilinç oluşturulması, karbona bir fiyat belirlenmesi ve ısınmayı önleyici teknolojilerin geliştirilmesi şeklinde kendine yer bulmaktadır. Piyasa mekanizmasında etkin olan husus ise teşvik veya caydırma kanalıyla karbona bir fiyat belirlemektir. İzin verilen salım miktarına kısıtlayıcı bir limit koyarak (emisyon ticaret sistemi-üst sınır ve alım satım) veya atmosfere bırakılan karbonu vergilendirerek fiyatlar teşvik edici veya caydırıcı şekilde belirlenebilir. Bu çalışmanın temel amacı küresel ısınmanın önlenmesine ilişkin olarak piyasa kuramını iktisadi açıdan irdelemektir. Bu hususta karbon piyasalarının bir çerçevesi oluşturulmuş, dünyadaki öncü örnek olan Avrupa Birliği Emisyon Ticareti Sistemi incelenmiştir. Ardından bu sisteme bağlı olan iki ana borsa European Energy Exchange AG ve Intercontinental Exchange Inc.; işlem gören finansal ürünler, piyasa işleyişleri ve takas merkezleri bakımından irdelenmiştir. Son bölümde ise ülkemizde Borsa İstanbul nezdinde oluşturulacak karbon piyasasının, mevcut piyasalar üzerinden nasıl uyarlanacağı üzerinde durulmuş olup düzenleme kapsamına alınabilecek sektörler belirlenmiştir. Tez hazırlanırken literatür ve mevzuat taraması yapılarak mevcut örnekler, tarihsel süreçlerle birlikte ifade edilmiştir. Karbon piyasasının uyarlanması konusunda ise Borsa İstanbul piyasa düzenlemelerinden ve işlem prosedürlerinden yararlanılmıştır. Nihayetinde karbon piyasası uygulamalarının küresel ısınma sorununa karşı finansal piyasalar açısından oluşturulabilecek bir önlem aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak mevcut örneklerin Borsa İstanbul nezdinde bir piyasaya uyarlanmasının sermaye piyasalarının derinleştirilmesi ve geliştirilmesi bağlamında önemine vurgu yapılmış ve ülkemizin ekonomik küreselleşme sürecine entegrasyonu açısından elde edeceği avantajlara ışık tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Karbon Piyasaları, Emisyon Ticaret Sistemi, Borsa İstanbul, Sermaye Piyasası Aracı, Küresel Entegrasyon

Ekonomik entegrasyonKarbon emisyon sertifikalarıMenkul kıymetler borsası
İrfan Kaya
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

BRICS ülkelerinde ekonomik küreselleşme, politik istikrar ve ekonomik büyüme ilişkisi

Ekonomi ve politika birbirlerini sürekli olarak etkileyen kavramlardır. Bir ülkenin ekonomik süreçlerinin analizinde, ülkenin siyasi konjonktürünün ele alınması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, ekonomik büyüme, ekonomik küreselleşme ve politik istikrar arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi tezin amaç kapsamına dahil edilmiştir. Belirtilen ilişkilerin BRICS ülkeleri üzerinden ele alınmasının nedeni ise, yükselen piyasalar olarak ifade edilen bu ülkelerin küresel bir güç olarak dünya ekonomileri üzerinde şekillendirici bir etkiye sahip olacağının düşünülmesidir. Bunun yanı sıra, BRICS ülkelerinin hızlı ekonomik büyüme başarılarının altında yatan nedenlerin, diğer gelişmekte olan ülkeler açısından yol gösterici nitelikte olması da bu ülkelerin incelenmesinde etkili olmuştur. Bu çalışmada, BRICS ülkelerinde ekonomik büyüme, ekonomik küreselleşme ve politik istikrar arasındaki ilişki, 1970-2018 yılları arasında rejimlerin -10 (otokrasi) ile +10 (demokrasi) arasında derecelendirilmesini ifade eden Polity2 indeksi (demokratik politik istikrar tanımı ışığında), ekonomik küreselleşmeyi ifade eden KOFEcGI indeksi, GSYH büyüme oranı ve kişi başına düşen GSYH gibi değişkenler kullanılarak gözlemlenmiştir. Gözlem sonuçları, ülkelere ve değişkenlere göre farklılık göstermektedir. BRICS ülkelerinde yapılan gözlemler sonucunda, demokratik politik istikrarın (polity2 indeksi kullanılarak ölçülen), Çin hariç ülkelerin ekonomik performansları üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu görülmüştür. Ekonomik küreselleşme ve ekonomik performans (kişi başına GSYH) arasında paralel bir ilişkinin bulunduğu gözlenmiştir. Demokratik politik istikrarın, ekonomik büyüme ve ekonomik küreselleşme ile arasındaki ilişkinin ülkelere göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Son olarak, ekonomik küreselleşme ve ekonomik büyüme arasında paralel bir ilişkinin bulunduğu, ekonomik küreselleşme sürecinin büyüme üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu gözlenmiştir.

BRICSEkonomik büyümeEkonomik performans+2
Nezihe Çilek
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin iktisadi kalkınma sürecine kamu bankalarının katkısı ve Vakıfbank örneği

Bu çalışmanın amacı, 1923-2020 döneminde Türkiye'de uygulanan iktisadi gelişme politikalarında kamu bankalarının katkıları ve kuruluşundan itibaren Vakıfbank'ın rolünün incelenmesidir. Cumhuriyet henüz ilk yıllarında yeterli sermaye birikimine sahip olmadığından, kalkınma sağlayacak finansal kurumlara sahip değildi. İçe kapalı dönemde yerel bankacılık ve yabancı sermaye bankacılığı sanayi kollarının kurulmasını finanse edememiş, sigortacılık gibi önemli bir sektör ancak kamu ve yerli ulusal bankalarla oluşturulabilmiştir. Devletçi politikanın hayata geçirilmesiyle ihtisas bankaları şeklinde kurulan kamu bankaları, yüksek riskler alarak yatırımlara gerekli finansmanı sağlamışlar bir kısmını da kuruluş sermayelerine iştirak yoluyla çeşitli sektörlere doğrudan yatırım gerçekleştirmişlerdir. Bazı kamu bankalarımız faaliyetini günümüze kadar sürdürememiş olsalar da Türkiye Vakıflar Bankası ve diğer itibar sahibi kamu bankalarımız faaliyetlerine halen devam etmektedir. Tasarruf alışkanlığının ve mevduata olan güvenin geliştirilmesinde kamu bankacılığındaki kurumsal yapının payı çok önemlidir. Devletçilik uygulamalarının kesintiye uğradığı, üretimin düştüğü II. Dünya Savaşı döneminde kamu bankaları savunma harcamalarının finansmanında, savaş sonrası tarıma dayalı büyüme modeli kapsamında tarımın modernleşmesinde, 1950'lerden itibaren uygulanan ithal ikameci sanayileşmeyle büyük yatırımların gerçekleştirilmesinde, özel sektörün gelişiminde hatta istihdamın sürdürülmesinde yine kamu bankacılığının katkısı yüksektir. 1980 sonrası liberal politikalar kapsamında kamu bankacılığının sektördeki payı küçültülse de iktisadi gelişme sürecindeki pozisyonu devam etmektedir. Analizde TBB ve BDDK'nın 1958'den itibaren dönem sonu banka bilançolarından ve çeşitli yayınlardaki verilerden yararlanılmıştır.

BankalarEkonomi tarihiEkonomik kalkınma+3
Atilla Mert Çıtak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sanayisizleşme ve sanayisizleşmenin belirleyicileri: ARDL yaklaşımı ve ayrıştırma analizi

Bu çalışmada 1990-2018 yılları için Türkiye ekonomisinde sanayisizleşmenin varlığı test edilmekte ve belirleyicileri araştırılmaktadır. Sanayisizleşmenin 2 temel göstergesi olarak kabul edilen imalat sanayi katma değer ve istihdam paylarındaki azalmalar, günümüzde ülkelerin birer hizmet ekonomilerine dönüşmelerine neden olarak birçok ekonomik ve sosyal sorunu beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan dönem içinde meydana gelen bu azalmaların ve belirleyicilerinin tespit edilmesi ortaya çıkabilecek ekonomik sorunlar için önem arz etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde yapısal dönüşüm, kalkınma ve sanayileşme tartışmaları temel alınarak sanayisizleşmeye yönelik literatür gözden geçirilmekte ve teorik çerçeve sunulmaktadır. İkinci bölümde imalat sanayinin gelişimi ve değişimi çeşitli göstergeler dikkate alınarak incelenmekte sanayisizleşme eğilimleri alt dönemler dahilinde belirlenmeye çalışılmaktadır. Üçüncü ve dördüncü bölümde ilk 2 bölümde bahsedilen bilgiler temelinde sanayisizleşmenin varlığı test edilmekte ve belirleyicileri tespit edilmeye çalışılmaktadır. Çalışmada, Türkiye ekonomisinde sanayisizleşme eğiliminin yalnızca istihdam bakımından ortaya çıktığı sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda bu sonuçtan ve ampirik bulgulardan yola çıkılarak istihdamda sanayisizleşme eğiliminin çoğunlukla kalkınma ve yapısal dönüşüm sürecinin doğal bir sonucu olarak verimlilik artışlarından kaynaklandığı ortaya çıkmıştır.

ARDL Eşbütünleşme TestiEkonomik gelişmelerEndüstri sektörü+3
Yunis Dede
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

BRICS ve Türkiye'de yakınsama: Makroekonomik performans göstergeleri açısından ampirik bir analiz

BRICS ülkeleri ve Türkiye son yıllarda gösterdikleri ekonomik gelişim ile dünya ekonomisi içerisinde dikkate değer bir ilerleme kaydetmişlerdir. Söz konusu ülke grubunun gösterdiği ekonomik başarının gerçek anlamda bir ekonomik başarı olup olmadığı ise üzerinde önemle durulan konulardan biridir. Yazında makroekonomik değerlendirme yöntemi olarak kabul edilen yakınsama hipotezinin, ülke ve bölge ekonomileri bağlamında doğru ekonomik değerlendirme ve sonuçlar verdiği ifade edilmektedir. Bu çalışmanın amacı BRICS-T ülkelerinin göstermiş olduğu ekonomik gelişimin yüksek gelirli referans ülkeler ile karşılaştırılarak gerçek bir başarı olup olmadığını belirlemektir. Bu kapsamda OECD tarafından geliştirilen "büyülü elmas-magic diamond" (ekonomik büyüme, işsizlik, enflasyon ve dış denge) makroekonomik performans kriterleri açısından yakınsama hipotezi test edilmiştir. 1992-2018 dönemi BRICS-T ülkeleri için söz konusu göstergelere ait veriler Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı istatistiklerinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler Panel veri analizleri yöntemi kapsamında verilerin yatay kesit bağımlılıkları test edilerek CADF ve PANKPSS birim kök testleri ile analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen CADF testi sonuçlarına göre büyüme ve dış denge göstergeleri açısından BRICS-T ülkelerinin panelin tamamında yüksek gelirli ülkelere ıraksama gösterdiği, enflasyon ve işsizliğe göre ise yakınsama gösterdiği ortaya çıkmıştır. Çoklu yapısal kırılmanın varlığı halinde durağanlık sınamasına müsaade eden PANKPSS testi sonuçlarına göre ise söz konusu tüm göstergeler açısından yakınsamanın gerçekleştiği ortaya çıkmıştır.

BRICSBRICS-TDış denge sorunu+7
Giray Güney
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-AB gümrük birliği etkileri: 2000li yıllarda Türkiye-AB dış ticaretinin belirleyicileri ve Gümrük Birliği'nin yapısal etkilerinin analizi

Bu çalışmanın amacı Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki gümrük birliğinin Türkiye üzerindeki ekonomik, siyasi ve kurumsal etkilerinin analiz edilmesidir. Gümrük birlikleri üzerine yapılan çalışmalarda gümrük birliklerinin taraflar adına değişimler yarattığı saptamasında bulunulmaktadır. Bu yaklaşımlardan yola çıkarak yürürlükte olan gümrük birliğinin Türkiye için 20 yıllık süreçte meydana getirdiği yapısal değişimlerin kazanç-kayıp ekseninde değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada yapısal değişimlerin Türkiye üzerindeki etkilerinin incelenmesi için SWOT analizi kullanılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde ekonomik entegrasyon aşamaları ve gümrük birliklerinin etkilerinin neler olduğu; ikinci bölümünde Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ekonomik, siyasi ve kurumsal ilişkiler analiz edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ilk iki bölümde aktarılan bilgiler ışığında gümrük birliğinin Türkiye üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Çalışmada Türkiye-Avrupa Birliği ortaklık ilişkisinde gümrük birliğinin önemli bir rol oynadığı ve iki taraf arasındaki ilişkilerin geleceğinin şekillenmesinde gümrük birliğinin önemli bir faktör olmaya devam edeceği sonucuna ulaşılmıştır.

Avrupa BirliğiEkonomik etkiGümrük Birliği+4
Tolga Keleş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli mültecilerin emek piyasasına etkisi

Suriye'de meydana gelen iç savaş sebebiyle Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan, sayıları yaklaşık 3,6 milyona ulaşan Suriyeli mültecilerin Türkiye emek piyasasına etkisini inceleyen birçok araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmada öncelikle Türkiye'de emek piyasasının yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu araştırmaların bulgularına yer verilmektedir. Sonuç olarak Suriyeli mültecilerin Türkiye emek piyasasına katılmalarının gerek ekonomik gerekse toplumsal açıdan bir takım riskleri de beraberinde getirdiği gerçeğine ulaşılmıştır. Bu bağlamda Suriyeli mültecilerin Türkiye emek piyasasının yapısını değiştirdiği, işsizliği ve kayıt dışı istidam oranlarını arttırdığı ayrıca yerel halk ile haksız rekabete yol açarak ücretleri düşürdüğü sonucuna varılmıştır.

GöçmenlerKayıt dışı istihdamMülteciler+4
Öznur Kaya
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin serbest ticaret anlaşmaları, Güney Kore örneği ve dış ticarete etkileri

Türkiye, ihracata yönelik sanayileşme politikasını uygulamaya başladığı tarihten itibaren pek çok ülke ile etkin dış ticaret ilişkilerinde bulunmuştur. Dış ticaretin faydalarını arttırmak, ülkenin mal ticaretini en verimli hale getirmek için ekonomik entegrasyonlara dâhil olmuştur. Bu ekonomik entegrasyonların en çok tercih edilen türlerinden olan serbest ticaret anlaşmaları, günümüz Türkiye ekonomisi ve gelecek dinamikler için önemli bir rol oynamaktadır. Dış ticareti en etkin hale getirmek, iç piyasa rekabetini arttırmak, maliyetleri düşürmek, yeni pazarlara ulaşmak ve kaynak verimliliğini sağlamak amacıyla ülkeler serbest ticaret anlaşmaları imzalamaktadırlar. Geçmişte ülkeler, taşımacılık maliyetlerini minimuma indirmek ve kültürel yakınlık gibi sebeplerle coğrafi konumuna en yakın ülkelerle ekonomik entegrasyon sağlamaktaydı. Fakat günümüz değişen dengeleriyle artık dünyanın uç kesiminde yer alan bir ülkeyle de serbest ticaret anlaşmaları imzalanmaktadır. Yakın konumda bulunan serbest ticaret anlaşmaları sağlayan pek çok ülkeye nazaran da verimli sonuçlar elde edildiği görülmektedir. Bunun en belirgin örneği ise bu çalışmada da incelenecek olan Türkiye ve Güney Kore serbest ticaret anlaşmasıdır. Bu çalışma Türkiye'nin Avrupa Birliği ile birlikte girdiği Gümrük Birliği sürecinin bir sonucu olarak yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmalarından biri olan Güney Kore-Türkiye serbest ticaret anlaşması ile ilgilidir. Bu kapsamda ''Serbest ticaret'' kavramı açıklanacak olup, Türkiye'nin imzalamış olduğu serbest ticaret anlaşmaların gelişimi ve sonuçları ele alınacaktır. Bu çerçevede Türkiye ve Güney Kore arasında yapılan serbest ticaret anlaşmasının nedenleri, gelişimi ve serbest ticaret anlaşmalarından elde edilen olumlu, olumsuz sonuçları değerlendirilecektir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise iki ülke arasında gerçekleşen serbest ticaret anlaşmalarının etkilerini analiz etmek amacı ile RCA(Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler), RXA(Göreli İhracat Üstünlüğü) ve endüstri içi ticaret verileri değerlendirilecektir.

AnlaşmalarGüney KoreSerbest ticaret anlaşmaları+3
Yasemin Yavuz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00