
1,232
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de büyükşehir belediyelerinde performans denetiminin etkinliği açısından Sayıştay'ın rolü
Büyükşehir belediyelerinde uygulanan performans denetimi, son yıllarda önem arz etmektedir. Nüfus yoğunluğunun fazla olduğu büyükşehir belediyelerinin amacı, hizmet taleplerini karşılayarak o bölgede yaşayan yerel halkın yaşam standartlarının yükseltilmesine yardımcı olmaktadır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için, yapılan faaliyetlerin ve sunulan hizmetlerin daha etkin, verimli ve tutumlu yapılması gerekmektedir. Faaliyetlerin ve hizmetlerin etkin, verimli ve tutumlu yapılmasını sağlayacak en önemli unsur, performans denetimidir. Büyükşehir belediyelerinde uygulanacak performans denetimi, hem idarenin etkin çalışmasını sağlayacak hem de o bölgede yaşayan yerel halka sunulacak hizmet kalitesini arttıracaktır. Performans denetiminin, büyükşehir belediyelerindeki yeri ve işlevi son derece önemli olduğu için incelenmesi ve analiz edilmesi gereken bir konudur. Bu konu kapsamında tezin amacı; büyükşehir belediyelerinde performans denetiminin etkinliğini arttırarak, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasını sağlamak; böylece yerel halka sunulacak hizmetlerin kalitesini arttırmaktır. Bu kapsamda teorik ve analiz yöntemlerle hazırlanan tez, üç bölümden oluşmaktadır. Teorik bölümlerde; öncelikle yerel yönetimler incelenmiş sonra denetim anlatılmaya çalışılmıştır. Daha sonra da bu denetimi yapan Sayıştay incelenmiştir. Analiz bölümünde ise, Sayıştay'ın Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinde yapmış olduğu performans denetimi sonuçları kapsamında hazırladığı raporlar analiz edilmiştir. Böylece Sayıştay'a, büyükşehir belediyelerine ve diğer ilgililere uygun görülen tavsiye ve önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca performans denetiminin daha iyi uygulanabilmesi ve performans denetiminden beklenen faydanın alınabilmesi için, bir model önerisinde bulunulmuştur. Modelin uygulanabilirliği için yapılması gerekenler anlatılmıştır.
Vergi denetiminde mükellef hakları
Bir devletin en önemli gelir kaynağını oluşturan vergilerin başlıca amacı, kamu giderlerini karşılamaktır. Kamu giderlerinin finansmanında kullanılan en önemli gelir kaynağının, mükellefin vergiye gönüllü uyumu ile toplanması, vergi idaresinin temel vergi politikalarındandır. Bununla birlikte devletler, vergi kayıp ve kaçağı ile etkin olarak mücadele etmekte; mükellefler tarafından ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla çeşitli vergi denetim yollarına başvurmaktadır. Denetim; denetim birimlerine, -yapısı gereği- bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahalede oldukça geniş bir yetki alanı vermektedir. Denetime ilişkin düzenleme ve uygulamalar, mülkiyet hakkı başta olmak üzere bireylerin temel haklarıyla yakından ilgilidir. Tam da bu nedenle, yapılan vergi denetimlerinde mükellef haklarına titizlikle uyulması, anayasal bir zorunluluktur. Ayrıca, pek çok demokratik ülkenin hukuk düzeninde yer almaya başlayan mükellef haklarının ülkemizde de yasal bir temele dayanması, vergiye gönüllü uyumu da artıracak itici bir güç olacaktır. Bu bağlamda çalışmada seçili ülkelerde mükellef haklarının nasıl korunduğuna dikkat çekilerek, Türkiye örneği üzerinden benzer uygulamalar ile kanunlarımızda tek bir başlık altında olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde mükellef hakları, seçili ülkelerde mükellef haklarının korunması ve Türkiye ile kıyaslamalarına yer verilmiştir. İkinci bölümünde ise vergi denetimi kavramı ve Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen vergi denetim yollarıyla ilgili bilgilere yer verilerek vergi denetiminde mükellef haklarına ilişkin bütüncül bir bakış açısı ile incelenerek bu haklar ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif çözüm yolları: Türkiye açısından bir değerlendirme
Devletin egemenlik gücünün göstergesi olarak gerçek ve tüzel kişilerden ödeme güçleriyle orantılı olarak aldığı vergi, kamu harcamalarının temel finansman aracıdır. Vergi bir maliyet unsuru olduğundan mükellefler mümkün olduğunca az vergi ödemek isterken devlet ise vergi hasılatını mümkün oldukça arttırmak istemektedir. Vergi uyuşmazlıkları bu davranış farklılıklarından, mükelleflerin vergi kanunlarına yeterince nüfuz edememelerinden, vergi görevlerini eksik veya yanlış yerine getirmelerinden kaynaklanmaktadır. Vergisel uyuşmazlıkların çözümünde temelde iki yoldan yararlanılmaktadır. Bu yollardan ilki idari (barışçıl) çözüm yolları iken diğer yol ise yargısal çözüm yollarıdır. Son dönemde ise geleneksel çözüm yollarının yanı sıra alternatif çözüm yollarına da başvurulduğu gözlemlenmektedir. Vergisel uyuşmazlıkların çözümünde alternatif çözüm yolları uyuşmazlığın tarafları olan mükellef ile vergi idaresini tarafsız ve bağımsız üçüncü bir kişi/kurum eşliğinde bir araya getirerek uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümüne imkân vermektedir. Alternatif çözüm yolları özel hukukta yaygın bir şekilde uygulama alanı bulmakta ancak vergi hukukunda bu alanı bulamamaktadır. Ancak vergi uyuşmazlıklarının çözümünde sağladığı avantajlar dikkate alındığında alternatif çözüm yollarının kullanımının artması hem mükellefin hem de idarenin lehine olacaktır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle vergi uyuşmazlıklarının çözümünde geleneksel çözüm yolları değerlendirilmesi ve uygulamadaki aksaklıkların tespit edilmesi amaçlanmıştır. İkinci bölümde ise alternatif çözüm yolları tanımlanmış ve örnek ülke uygulamalarından hareketle Türkiye'deki uygulama değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı Türkiye'de vergi uyuşmazlıkların çözümünde alternatif çözüm yollarının uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Yapılan değerlendirmede, Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde alternatif çözüm yollarının sınırlı bir şekilde kullanıldığı ve bunun nedeninin Türkiye'de alternatif çözüm yollarının kullanımına ilişkin kapsamlı bir mevzuatın bulunmamasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi uyuşmazlıkları, Alternatif Çözüm Yolları, Türkiye'de Alternatif Çözüm Yollarının Uygulanabilirliği
Erdemsiz mallar üzerindeki özel tüketim vergisinin halk sağlığı üzerindeki etkisi
Tütün ve tütün mamulleri, alkollü içecekler, şekerli-tatlandırıcı meşrubatların kontrolsüz ve zararlı tüketimi ile ilişkili rahatsızlıklar sebebiyle her yıl dünyada milyonlarca insan yaşamını yitirmekte, on milyonlarca insan da kronik sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Erdemsiz mallar olarak sınıflandırılan bu ürünlerin tüketimi sebebiyle ortaya çıkan hastalıkların küresel ekonomiye etkisinin ise yıllık 2,9 trilyon ABD doları olduğu tahmin edilmektedir. Bu ürünlerin kontrolsüz tüketimi, ülkelerin özellikle toplumsal sağlığı için büyük bir tehdit oluşturmakta, bunun yanında ekonomik, mali ve sosyal tahribat meydana getirmektedir. Erdemsiz malların bilinçsiz tüketiminin toplumlar üzerinde yarattığı yükler tez çalışmasının problemini oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, erdemsiz mallar üzerindeki özel tüketim vergisinin halk sağlığı üzerindeki etkinliğini analiz etmektir. Bu amaçla; kanser, obezite, tip-2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, felç, inme gibi halk sağlığını tehdit eden hastalıklar ile ilişkili tüketim ürünleri üzerindeki özel tüketim vergileri arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu anlamda çalışmada, Türkiye başta olmak üzere sekiz ülkeyi kapsayan ülke grubu oluşturularak panel veri analizi uygulanmaktadır. Her bir ülke için, 2006-2019 yılları arasında kişi başına düşen tütün ve tütün mamulleri ve alkollü içecekler ÖTV yükleri bağımsız değişken olarak belirlenmektedir. Modelde, ülke gruplarının aynı dönemde yıllık olarak bu ürünlerin tüketimine bağlı hastalıkların oluşturduğu sağlıklı yaşam yılı kaybı ve hastalık yükü (DALY) değerleri de bağımlı değişken olarak yer almaktadır. Analizde, modelde yer alan değişkenler arasındaki korelasyon ilişkilerinin ve katsayıların anlamlı olduğu sonucuna varılmaktadır. Serilerde, yatay kesit bağımlılığı testi sonucunda yatay kesit bağımlılığı bulunmadığı tespit edilmekte ve durağanlığın sınanması için CADF ve CIPS testleri uygulanmaktadır. CIPS testi sonucunda serinin; bağımlı değişken DALY ile alkollü içecekler ÖTV yükü değişkenleri %5 anlamlılık düzeyinde, tütün ve tütün mamullerinde ise %1 anlamlılık düzeyinde durağan olduğu sonucuna varılmaktadır. Durağanlık analizi sonucuna göre panel en küçük kareler yöntemi tercih edilmekte ve model tahmin edilmektedir. Uygulama sonucunda Y(DALY) bağımlı değişkeni ile iki bağımsız değişken arasında %1 anlamlılık seviyesinde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmektedir. Panel sonucunda, ülke gruplarında kişi başına alkollü içecekler ÖTV yükü ile DALY değerleri arasındaki ilişkinin anlamlı ve kuvvetli bir etki yaratmadığı, kişi başına tütün ve tütün mamulleri ÖTV yükü ile DALY değerleri arasında ise anlamlı ve etkin bir ilişki olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda ülke grupları için, belirlenen dönemde alkollü içecekler üzerindeki ÖTV uygulamalarının halk sağlığı çıktıları üzerindeki etkisinin zayıf, tütün ve tütün mamulleri üzerindeki ÖTV uygulamalarının ise etkin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
2000 sonrası Türkiye'de kamu borç yönetimi ve kamu borçlarının analizi
Türkiye 1980'li yıllardan miras kalan yüksek kamu borç stokları ile Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizlerini yaşayarak 2000'li yıllara girmiştir. Hem krizlerin nedeni olması hem de krizden çıkışın en iyi şekilde yönetilmesi amacıyla borç yönetiminde, çeşitli kurumsal ve yasal düzenlemeler yapmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Kamu borçlarının yönetilmesi aynı zamanda artan kamu harcamalarının finansmanının optimal şekilde gerçekleştirilmesi amacını da taşımıştır. Bu bağlamda 2002 yılından itibaren, borç yönetimi uygulamalarındaki yasal düzenlemeler ve kurumsal yapıdaki değişikliklerin borç yönetimi amaçları ile örtüşüp örtüşmediği bir başka ifade ile borç yönetimi uygulamalarının değerlendirilmesinin önemi ortaya çıkmıştır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde borçlanma, kamu borçlanması ve borç yönetiminin kavramsal açıdan incelemesi yapılmıştır. Kamu borç yönetiminde yaşanan hukuki ve kurumsal değişimler incelenerek kamu borç yönetimi amaçları, ilkeleri ve risk yönetimi gibi başlıklar altında açıklanmıştır. İkinci ve son bölümde ise kamu borç stokunun vade, faiz, borç servisi, döviz cinsi gibi bileşenleri 2000-2021 dönemini kapsayacak şekilde incelenerek değerlendirilmiştir. Etkin borç yönetimi çerçevesinde 21 yıllık borçlanma verileri incelenerek Türkiye kamu borçluluğu için çeşitli çıkarımlar yapılmıştır. 2002 yılından itibaren borç yönetiminde olumlu gelişmelerin yaşandığı söylenebilmektedir. 2017 yılına kadar korunan gelişmelerin bu yıldan itibaren bozulmalar göstermeye başladığı görülmüştür.
Evrensel temel gelir teorisi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Evrensel temel gelir; bir toplumdaki herkese koşulsuz ve düzenli olarak belirli aralıkla devlet tarafından nakit gelir transferi yapılmasını ifade etmektedir. Tarihsel kökenleri çok eskiye dayanan bu fikir günümüzde birçok farklı siyasi ve iktisadi düşünceye sahip çevrelerce desteklenmekte ve tartışılmaktadır. Bu fikir bireyin her alanda özgürleşmesinden işçilerin iş gücü piyasasındaki pazarlık gücünün artmasına; yoksulluğun etkilerinin hafifletilmesinden gelir dağılımındaki dengesizliğin azaltılmasına kadar birçok gerekçeyle savunulmaktadır. Gelir testi gibi bürokratik süreçleri içermemesi ve koşulsuz olarak herkesi kapsaması; evrensel temel geliri mevcut sosyal refah programlarından önemli derecede ayrıştırmakta ve uygulanmasını idari açıdan son derece basit kılmaktadır. Bu avantajına karşın mali açıdan uygulanabilirliği eleştirilen en önemli konuların başında gelmektedir. Çalışmanın amacı, evrensel temel gelirin Türkiye'de uygulanabilirliğini mali açıdan değerlendirmektir. Bu bağlamda Türkiye'ye özgü farklı miktar ve kapsamlar belirlenmiş, toplamda 12 farklı senaryo oluşturulmuştur. Oluşturulan senaryoların maliyetleri hesaplanmış ve bu maliyetlerin nasıl finanse edilebileceğine ilişkin olarak Türkiye'nin borçluluk durumu, kamu harcamaları ile kamu gelirleri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda toplumun çok büyük bir kesimini kapsayacak evrensel temel gelirin mali açıdan uygulanabilir olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.
Dünya'da ve Türkiye'de obezite ile mücadelede vergi: Karşılaştırmalı analiz
Küresel olarak sağlık sorunu olan obezite, erkeklerde, kadınlarda ve çocuklarda yaygın hale gelmiştir. Özellikle, ergenlik ve gençlikte artan obezite oranı ve/veya aşırı kilo alımı vücutta meydana gelen hastalıklara ve psikolojik hastalıklara yol açmasından dolayı tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu doğrultuda ülkeler obeziteyi önlemeye yönelik politikalar geliştirmiştir. Kamusal finansmanın en önemli kaynağı olan vergiler, sağlık politikasında araç olarak da kullanılabilirler. Birçok ülke yakın zamanda alkolsüz içecekler, tatlılar, çikolata, dondurma ve diğer sağlıksız ürünler gibi belirli gıda maddelerine vergi getirmek veya genellikle mali ve sağlık yararlarını birleştirmeyi amaçlayan gıdaları artırmak için yasalar çıkarmıştır. Bu yasalardan olan gıda vergilerinin tüketimi etkileyebileceği düşünülmektedir. Çalışmanın amacı, Dünyada ve Türkiye'de obezite sorunu ile mücadelede genel kabul gören obezite vergisinin etkisini incelemektir. Çalışma sonucunda ülkelerin, obezite vergilerinin obeziteyi azaltmada etkili olduğuna ancak yeterli olmadığına ve obezite vergi oranı arttırıldığında daha fazla başarılı olacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu özel sektör işbirliklerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik
Uzun yıllardır süregelen kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması ve devletlerin başarısızlıkları tartışmaları devam ederken, bu doğrultuda devlete farklı bir işlev öne süren "Yeni Kamu Yönetimi (New Public Management)" anlayışının bir uygulaması olarak Kamu Özel İşbirliği (KÖİ), birçok soruna çözüm olarak sunulmuştur. KÖİ kısaca kamu hizmetlerinin özel sektör eli ile sağlanması şeklinde tanımlanabilse de bu tanımın arkasında modeli başarısız kılabilecek karmaşık bir ilişki yapısı ve riskler bulunmaktadır. KÖİ projeleri, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde; yanlış model tasarımları, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinden yoksunluk gibi nedenlerle yolsuzluk faaliyetlerinin hedefi haline gelmeleri ve bu sebeplerle ortaya çıkan gizli maliyetler nedeniyle başarısızlıklarla sonuçlanmış ve kamu bütçelerinde büyük zararlara sebep olmuştur. KÖİ uygulamalarını dünyada yaygınlaştırmanın yolu yöntemin en iyi şekilde uygulanabilirliğini sağlamaktır. Bu en iyi yöntemin nasıl olması gerektiğini ortaya koyabilmek için uluslararası düzeyde uygulanan başarılı örneklerin, başarılı prosedürlerin ve yasaların modelleri, OECD, Birleşmiş Milletler, Avrupa Komisyonu ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar ve araştırmacılar tarafından derlenmiş ve birçoğu uygulanmaya hazır şekilde sunulmuştur. Bazı çalışmalar ise hatalı tasarımlar ve deneyimlerden yola çıkarak ne yapılmaması gerektiğine odaklanmışlardır. Sonuç olarak tüm bu çalışmalar neticesinde, KÖİ yönteminin iyileştirilebilmesi için gereken kritik başarı faktörleri tespit edilmiştir. Bu çalışmada yukarıda bahsedilen kritik başarı faktörlerinden yola çıkarak özellikle KÖİ modeli tasarlamaya ve geliştirmeye çalışan ülkeler için destekleyici bilgiler sağlamaya odaklanılmıştır. Daha sonra dünyada performans ölçümü yapılan KÖİ uygulamaları, şeffaflık ve hesap verebilirlik bağlamında incelenmiş ve bu doğrultuda şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin KÖİ modelinin başarılı olmasında ne derece önem arz ettiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Sosyal dışlanma bağlamında genç işsizliğe yönelik devletin mali çözüm önerileri: Türkiye ve seçilen ülkelerde uygulanan istihdam politikaları
İlk kez Fransa'da kullanılan ve giderek önemi artan sosyal dışlanma kavramı hem nesnel hem de öznel değerlendirmeleri içermektedir. Çok boyutlu ve dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramının sınırlarını belirlemek çok güçtür. Sosyal dışlanma biçimlerini ölçen birçok gösterge bulunmakla birlikte bunların en başında istihdam gelmektedir. Özellikle gençlerin iş gücü piyasasına katılım eksikliği sosyal dışlanma bakımdan da çok önemlidir. Çünkü genç işsizliği hem bireylerde hem de toplumda ekonomik ve sosyal açıdan risklerin oluşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla genç işsizliği yüksek seyreden ülkelerin istihdama yönelik uyguladıkları aktif ve pasif politikaları yeniden değerlendirmesi, en kısa sürede gençleri istihdama dahil etmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, dünyada giderek artan ve birçok ülkenin temel sorunu haline gelen genç işsizliği konusunun sosyal dışlanma bağlamında incelenmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde sosyal dışlanma kavramı, ikinci bölümünde sosyal dışlanma ile istihdam arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye ve seçilen ülkelerde sosyal dışlanma türü olarak genç işsizliği konusuna yer verilmiştir. Ayrıca çalışmanın son bölümünde bulunan ve araştırma örneklemini Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören 18-24 yaş aralığındaki öğrencilerin oluşturduğu alan araştırmasında, öğrencilerin işsizlikle ilgili kaygı, beklenti, plan ve düşünceleri değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda gençlerin mezun olmadan işsizlik korkusunu çok yüksek seviyelerde hissettiği, gelecekle ilgili beklenti ve düşüncelerinin olumsuz yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Vergi bilincinin geliştirilmesinde vergi idaresinin rolü
Vergi gelirleri devletlerin kamu harcamalarını finanse edebilmek için başvurdukları sürekli ve en önemli kaynak olmaktadır. Verginin devletler açısından önemi göz önüne alındığında vergi gelirlerinin artırılmasında önemli rol oynayan vergi bilincinin geliştirilmesi için yapılması gereken çalışmaların neler olduğunun doğru tespit edilmesi önemli hale gelmektedir. Toplumda vergi bilincinin oluşturulmasında büyük role sahip olan vergi idaresinin toplumu oluşturan tüm bireylerin vergi bilincini etkilemeye yönelik çeşitli çalışmalarla farkındalığı artırması, mükellefleri hakları konusunda bilgilendirmesi ve vergi gelirlerinin nerelere harcandığının topluma açık ve net bir şekilde anlatılması oldukça önemlidir. Bununla birlikte vergi idaresinin etkinliğini artırmak için zaman ve maliyet kayıplarını azaltacak şekilde mükelleflere hizmet sunulması da mükelleflerin vergi bilinci üzerinde etkili olabilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda vergi bilincinin geliştirilmesinde vergi idaresinin etkinliği, yapılması gereken çalışmalar ve üzerinde durulması gereken konular araştırılacaktır. Ayrıca vergi idaresinin vergi bilincine yönelik çalışmalarının Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin vergi bilinç düzeyleri üzerindeki etkileri araştırılarak elde edilen bulgular ile vergi idaresine yön verme açısından önemli katkılar sağlaması amaçlanmaktadır. Anahtar kelimeler: Vergi Bilinci, Vergi İdaresi, Vergi Bilincinin Geliştirilmesi, Çukurova Üniversitesi
Türkiye'de elektronik vergi uygulamalarının vergi denetimi açısından değerlendirilmesi
Bulut teknolojisinden; otomasyon, blok zincir, yapay zekâ ve siber güvenliğe kadar yeni kavramların ortaya atıldığı çağımızda bilgiye ulaşmadaki kolaylığa bağlı olarak bilgi paylaşımının önemli ölçüde artması nedeniyle küresel çapta bilişim teknolojilerinin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Bilindiği üzere, bilgi ve iletişim teknolojisi alanındaki gelişmeler bireylerin türlü istek ve ihtiyaçlarına göre şekillenmiş ve yaşamın pek çok alanında etkisini sürdürmüştür. Bu doğrultuda, ülkelerin ekonomik, siyasi ve sosyal düzenin işleyiş şekli ve yapıları da değişmiştir. Vatandaşlara sunulan kamusal hizmetler teknoloji temelli değişime uğrayarak elektronik ortama taşınmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak Türkiye'de de elektronik uygulamaların kullanılması konusunda önemli adımlar atılmıştır. Bu kapsamda en büyük e-devlet projeleri arasında sayılabilecek bir otomasyon projesi olan VEDOP projesinin hayata geçmesiyle vergilendirme süreçlerinin büyük bir bölümü elektronik ortamda yapılması sağlanmıştır. Böylece mükellefler fiili olarak vergi dairelerine gitmeksizin vergiyle ilgili işlemlerini elektronik ortamda gerçekleştirebilir hale gelmiştir. Elektronik vergi uygulamaları devletler için, düzenli vergi geliri sağlama, mükellefleri takip altına alabilme gibi imkanlar açısından büyük önem taşımaktadır. Aynı şekilde, vergi idareleri gün geçtikçe artan mükellef sayısı ve iş yükü ile başa çıkabilmek adına faaliyetlerini, dijitalleşme olarak niteleyebileceğimiz bilgisayar, cep telefonu, tablet gibi multimedya cihazlarının ve internet kullanımının artması nedeniyle faaliyetlerini dijital ortama taşımayı uygun görmüşlerdir. Ancak teknolojik değişimin mutlaka olumlu olması gerekmez. Teknolojik yeniliklerden kaynaklanan riskler de mevcuttur. Onun için vergi dairelerinin dijitalleşmesinde fırsatların yanında bazı zorluklarla da karşılaşılmaktadır. İnternet ortamında yürütülen ekonomik faaliyetler, internet ortamının vergi kaçırmak için uygun bir alan olması dolayısıyla vergi denetiminin uygulanmasında karmaşıklığa neden olmakta ve bunu zorlaştırmaktadır. Buna bağlı olarak vergi denetimlerinin de elektronik ortamda yapılması bir gereklilik haline gelmiştir. Vergi kayıplarını azaltmak için bilişim teknolojileri kullanılarak yeni denetim yöntem ve teknikleri geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu hususta vergi makamları tarafından risk odaklı denetim sistemleri geliştirilmiştir ve denetimler risk analiz sistemleri üzerinden yapılmaya başlanmıştır. Türkiye'de de bu konuda bazı çalışmalara imza atılmıştır. Özellikle Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı tarafından geliştirilen elektronik defter ve belgelerin incelenmesi amacıyla VDK-VEDAS, VDK-RAS programları ile KDVİRA, ÖTVİRA vb. gibi risk analiz sistemleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada elektronik vergi uygulamalarının vergi denetimi üzerine etkisine yer verilmiştir. Çalışma sonucunda vergi denetimini etkileyen başka faktörlerin de olması nedeniyle elektronik uygulamaların vergi denetiminin etkinliğini doğrudan yükseltmediği ancak vergiye uyumun artmasına katkıda bulunduğundan dolayı dolaylı yoldan vergi denetimini olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.
Elektronik ticaret kapsamında gerçekleştirilen hizmetlerde Katma Değer Vergisi uygulaması: Türkiye ve AB ülkeleri açısından bir değerlendirme
"Elektronik ticaret", teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte hayatımıza girmiştir. Özellikle internetin yaygınlaşması ile birlikte elektronik ticaret günlük yaşamda oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak elektronik ticaretin vergilendirilmesine dair mevcut kanunlar incelendiğinde bazı eksikliklerin olduğu ve sorunlar yaşandığı görülmektedir. Bu sorunlar özellikle mükellefiyetin belirlenmesi, vergiyi doğuran olayın tespit edilmesi, iş yeri kavramı ve elde edilen gelirin niteliği gibi konulardır. Bu tarz konular, piyasanın kendi içinde tek başına çözüm üretebileceği kadar basit konular değildir. Bu nedenle global seviyede adımlar atılmalı ve ortak bir yol izlenmelidir. Bu çalışmada elektronik ticaretin vergilendirilmesi bakımından "Katma Değer Vergisi" uygulama sorunları tespit edilip, çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca elektronik ticaret kapsamında yapılan işlemlerde sınır ötesi yapılan hizmet ifalarında vergilendirmenin yapılacağı ülkenin Katma Değer Vergisi (KDV)'nin teorisine uygun olarak neresi olması gerektiği OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ve AB (Avrupa Birliği)'nin de bakış açısı ile beraber ele alınıp değerlendirilmeye çalışılacaktır. Elektronik ticaretin vergilendirilmesinde KDV hususu, özellikle uluslararası ortamlarda ele alınması gereken bir konudur. Elektronik mal ve hizmetlerin uluslararası ticarette takip ediliyor olması, birçok ülkenin ve ekonomik kuruluşun ilgisini çekmiştir. Çünkü farklı ülkelerdeki farklı vergi oranları ve uygulamalar sonucunda, tüketiciler arası, işletmeler arası, işletmeden müşteriye dijital mal ve hizmet satışlarında haksız rekabet sorunları ile karşı karşıya kalınmaktadır. Dünya nüfusunun neredeyse yarısının internet kullanıcısı olduğu düşünülürse, elektronik ticaret satışları çok ciddi rakamlara ulaşmıştır ve gelecekte daha da artacağı öngörülmektedir. KDV, Amerika hariç OECD ülkelerinin tümünde uygulanan bir vergi türü olarak, elektronik ticarette devletlere önemli bir gelir kaynağıdır. Katma Değer Vergisinin konusunu oluşturan temel unsurlardan biri de hizmet işlemleridir. Bu işlemler içerisinde teknolojik gelişmeler ile beraber elektronik ticaret kapsamında gerçekleşen hizmet ifalarının artması ile bu ifaların kapsamı, vergilendirmenin teorik alt yapısı, vergilendirme ülkesinin belirlenmesi, verginin tahsil edilmesi konularında bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde elektronik ticaretin genel yapısı, ikinci bölümde Katma Değer Vergisi'nin temel yapısı ve elektronik ticarette Katma Değer Vergisi uygulaması yer almaktadır. Son bölümde ise, elektronik ticaretin vergilendirilmesinde Türkiye ve seçili Avrupa Birliği ülkeleri karşılaştırılarak değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.
Uluslararası vergi ve bilgi değişim anlaşmaları çerçevesinde Türkiye'nin güncel durumunun değerlendirilmesi
Artan küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen uluslararası ticaret hacmindeki büyüme devletlerin vergisel işlemlerini de çeşitlendirmiştir. Farklı vergi türleri ortaya çıkarken aynı zamanda vergi kayıp ve kaçağını önlemeye yönelik yeni tedbirlere de ihtiyaç duyulmuştur. Devletler bu noktada iş birliğinin önemini anlayarak karşılıklı olarak pek çok iki taraflı vergi anlaşması imzalamışlardır. Ancak zamanla şirketler iki taraflı vergi anlaşmalarındaki boşluklardan yararlanarak vergiden kaçınmanın da yolunu bulabilmektedirler. Dünya üzerinde iki taraflı anlaşmaların sayılarının 3000'in üzerinde olması OECD'yi bu konuda tek ve genel geçer bir çok taraflı sözleşme hazırlamaya yöneltmiştir. OECD çok taraflı vergi anlaşmasını hazırlayarak hem iki taraflı vergi anlaşmalarındaki eksik yönleri kapatmış hem de problemlere daha hızlı ve etkin çözümler üreterek uluslararası vergi sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. Tez konumuz üç farklı başlık altında incelenmiş olup öncelikle vergi ve bilgi anlaşmalarıyla giriş yapılarak sonrasında çok taraflı vergi anlaşması maddeleri ve etkilerinden bahsedilmiştir. Ülke örnekleri açıklamasıyla da sonuçlandırılmıştır.
Çevrim karşıtı ve çevrim yanlısı maliye politikaları: Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Türkiye üzerine uygulamalı bir analiz
18. yüzyıla dayanan geçmişi ile iş çevrimleri ve Keynesyen iktisadi düşünceden teorik temellerini alan maliye politikası uygulamaları, günümüz iktisat yazınında da yoğun bir biçimde incelenen iki önemli araştırma sahasını oluşturmaktadır. İş çevrimleri, en geniş anlamı ile toplam ekonomik faaliyette meydana gelen istikrarsızlıkları açıklamak üzere geliştirilen teoriler bütünü olarak ifade edilebilir. Maliye politikası ise teorik anlamda en genel tanımı ile toplam ekonomik faaliyet düzeyinde gözlemlenen istikrarsızlıklara devletin müdahale yöntemi, araçları ve zamanlamasını pozitif ve normatif iktisat yaklaşımları ile inceleyen teoriler toplamı olarak betimlenebilir. İki kavram arasındaki ilişki, ilk defa Gavin ve Perotti (1997) tarafından, ampirik analiz yöntemleri aracılığı ile incelenmiştir. Maliye politikası ve iş çevrimlerinin ilişkisinin incelenmesi noktasında ilham verici bu çalışmanın ardından, iktisat yazınında hızla gelişen ve çeşitlenen bir araştırma alanı oluşmaya başlamıştır. İş çevrimleri ve maliye politikasının arasındaki bağlantıyı incelemeye çalışan bu yazın; heterojen ülke grupları, veri seti uzunluğu, ekonometrik yöntem, tercih edilen değişkenlerin çeşitliliği ve gelişmiş tahmin yöntemleri ile birlikte önemli ölçüde teorik ve ampirik çeşitliliği de içerisinde barındırmaktadır. Ayrıca iş çevrimlerine dair teorik fikirlerin gelişim sürecinin detaylı bir biçimde incelenmesi ile birlikte, iktisadi düşünce ekollerine ait görüşlerin birikimli ilerleyişi de ortaya konulmaktadır. Bu kapsamda maliye politikası aracılığı ile yapılan müdahalelerden beklenen, ekonomik faaliyette gözlemlenen istikrarsız dalgalanmaları, kararlı denge noktasına yani uzun dönem denge konumuna doğru yönlendirmesidir. Keynesyen Düşünce, maliye politikasının, beklenen bu etkiyi yaratabilmesinin çevrim karşıtı maliye politikası uygulamaları ile mümkün olduğunu savunmaktadır. Ancak maliye politikasının toplam ekonomik faaliyet düzeyindeki mevcut istikrarsızlığa özgü hassasiyetleri dikkate almadan çevrim karşıtı bir biçimde tasarlanması durumda da etkinsiz sonuçlara yaratacağına dair kuvvetli argümanlar bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 2000-2020 dönemi ve Türkiye'de 1990-2020 döneminde maliye politikası uygulamaların çevrimsel davranışları sırasıyla dinamik panel veri analizi ve zaman serisi analizi yöntemleri ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Yapılan analizler hem Avrupa Birliğinde çevrim yanlısı Türkiye'de ise çevrim karşıtı maliye politikası uygulamaları olduğuna işaret etmektedir. Ulaşılan sonuçlardan hareketle karşılaştırmalı bir biçimde Avrupa Birliği ve Türkiye'de maliye politikasının güçlü ve zayıf yönlerine dair tespitler yapılmıştır.
Türkiye'de tarım destekleme politikaları ve etkinliğinin arttırılmasına yönelik değerlendirme
Tarım, beslenme ihtiyacını karşılamanın yanı sıra ekonomiye olan katkısı ve tarım dışı sektörlere sağladığı hammadde bakımından oldukça stratejik bir sektördür. Bir diğer ifadeyle tarım sektörü, ülke ekonomilerinde kalkınmanın finansmanı açısından önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, tarım sektörünün önemi göz önünde bulundurularak Türkiye'de uygulanan tarım destekleme politikalarını değerlendirmeyi ve etkililiğini ampirik olarak test etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Türkiye'de 1991-2019 dönemini kapsayan 29 yıllık veri seti ile tarımsal desteklerin tarımsal çıktı üzerindeki etkisi ARDL sınır testi ve Toda-Yamamoto nedensellik yöntemleriyle araştırılmıştır. Analiz neticesinde gerek kısa gerekse de uzun dönemde tarımsal destekleme politikaları tarımsal çıktı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip değildir. Bununla birlikte kişi başı GSYİH'deki artışın tarımsal çıktıyı azalttığı bulgusu hem kısa hem uzun dönemde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Elde edilen bu sonuçların sağlamlığını test etmek amacıyla yürütülen FMOLS ve DOLS tahmincileriyle de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Son olarak ilgili değişkenler arasındaki nedensel ilişkileri araştırmak için kullanılan Toda-Yamamoto tahmin sonuçları, yalnızca kişi başı GSYİH'dan tarımsal çıktıya doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine işaret etmektedir. Elde edilen bulgular göz önünde bulundurulduğunda ilgili dönemde tarım sektörüne verilen tarımsal destekleme politikaların etkili olmadığı, politika yapıcıların verimliliği ve çıktıyı arttıracak sade ve etkili tarımsal destekleme politikaları yürütmesi gerekmektedir.
Türkiye'de vergi suç ve kabahatlerine uygulanan cezai yaptırımların etkileri
Türkiye'de, dünyanın diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde de görüldüğü üzere, vergi kanunlarını ihlal edilmesi suretiyle vergi kayıp ve kaçağına neden olan fiillerin ortaya çıkmasına engel olmak ve/veya söz konusu kayıp ve kaçakları en aza indirmek amacıyla vergi ceza sistemi kurulmuştur. Bu sistemin temel amacı, vergi kanunlarının eksiksiz ve doğru bir şekilde uygulanıp yürütülmesidir. Böylelikle; vergi kanunlarına aykırı nitelikte olan suç ve kabahat fiilleri önlenerek, vergi sisteminde mükellefler arasındaki adalet tahsis edilecektir. Bunun neticesinde mükelleflerin vergi sistemine olan güven duygusu da sağlanmış olacaktır. Ancak söz konusu sistemin etkin bir şekilde yürütülebilmesi, mükellefleri caydıracak nitelikte olmasına bağlıdır. Vergi ceza sisteminin caydırıcı nitelikte olabilmesi de; vergi denetimlerinin sık ve tabana yayılmış olmasına, vergi cezalarının yeterli ağırlık ve şiddette olmasına, ilgili cezaların kesin olarak uygulanır olmasına, aynı doğrultudaki suç ve kabahatlere eşit ölçüde cezai yaptırımların varlığına bağlıdır. Bu çalışmanın temel amacı, ülkemizdeki vergi cezalarının vergi mükellefleri üzerindeki farklı türlerdeki etkilerini çeşitli yönleriyle ele alarak incelemektir. Bu bağlamda, vergi cezalarının mükellefleri psikolojik olarak etkileyip etkilemediği, mükelleflerin vergi cezalarını caydırıcı bulup bulmadığı, vergi ceza uygulamaları neticesinde vergi adaletine ve vergi sistemine güven algılarının ne yönde değişiklik gösterdiği; psikolojik etki, caydırıcılık etkisi, vergi adaletine güven etkisi ve vergi sistemine güven etkisi olmak üzere dört boyut altında incelenip, bulgu sonuçları analiz edilmiştir. Bu doğrultuda çalışmadaki araştırma yöntemi nicel bir araştırma yöntemi olup, veri toplamaya yönelik anket tekniği ve veri toplama aracı olarak da tarafımızdan ölçek geliştirme süreci ile hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Araştırma evrenini Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinde faaliyet gösteren vergi mükellefleri oluşturmaktadır. Anketlerimiz, öncelikle güvenilirliği ve geçerliliğini test edebilmek için 241 mükelleften oluşan pilot bir gruba uygulanmıştır. Söz konusu pilot uygulamadan elde edilen sonuçlar, istatistiki veri analizi programları olan SPSS ve AMOS ile istatistiksel olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Elde ettiğimiz bulgulara uygun bir şekilde anketteki sorular yeniden gözden geçirilerek, asıl uygulamaya geçilmiştir. Asıl uygulamamızın analiz sonuçları, eksik ve yanlış doldurulan anketlerin çıkarılmasıyla kalan 502 mükelleften elde edilen cevaplar doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu çalışmayla; vergi cezalarının mükellefler üzerinde psikolojik olarak etkili olduğu, caydırıcılık noktasında karasızlık yaşadıkları, vergi cezalarına ilişkin çeşitli uygulamalar nedeniyle vergi adaletinin bozuluyor olduğu bilincinin oluştuğu ve yine vergi cezalarına ilişkin olarak vergi sistemine güveni zedeleyen bir görüşün ortaya çıktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davranışsal iktisat çerçevesinde vergiye karşı tutumlar
18. yy'dan beri rasyonel insan olarak bilinen verdiği kararlarında rasyonel olan "homoeconomicus" 20. yy'a yaklaşıldığında en doğru kararları vermediği sınırlı rasyonel olduğu farkına varılmıştır. Böylelikle insanların hata yapmayan bir varlık olduğu varsayımı etkisini yitirmiş piyasanın kendiliğinden düzene gireceği algısı zamanla önemini yitirmiştir. İnsanların rasyonellikten sınırlı rasyonelliğe geçiş süreci bilim insanları tarafından ele alınmıştır. Bir taraftan verilen kararlara neyin etki ettiğini o zamanın bilim insanları matematiksel yöntemlerle ifade etmeye çalışmışlardır. Diğer taraftan günümüz de bilim insanları "homoeconomicus" dan yola çıkarak insan davranışlarını psikolojik temellere dayandırarak ifade etmişlerdir. Çalışmamızda insan davranışlarının karar alırken ki süreçte meydana gelen değişimleri bilim insanlarının araştırmaları dikkate alınmıştır. Özellikle Richard H. Thaler'ın referansı ile birçok bilim insanları tarafından yapılan gözlemler ve araştırmalar neticesinde insanların medeni halinden, yaş, cinsiyet ve gelir seviyesine kadar birçok etkenin insan davranışlarına etki ettiği gözlemlenmiştir. Özellikle bu kriterler araştırmanın ana konusu olan vergisel alanda alınan kararların insan davranışları üzerindeki etkisi çalışmada incelenmiş ve sonuçları ortaya konulmuştur. Ayrıca çalışmada verilen tarihsel süreçte konulan vergiler nedeniyle meydana gelen olaylar ele alınmış ve insanlar tarafından verilen tepkiler ve davranışlar incelenmiştir. Son olarak Adana ilinde gerçekleştirilen anket çalışması ile insanların yaş, gelir düzeyi, cinsiyeti, devlete olan bağlılığı, siyasi görüşü ve dini duygularının karar alma sürecinde nasıl bir etkisi olduğu incelenmiştir. İnsanlara vergi temelli sorular yöneltilerek insanların karar ve davranışları incelenmiştir.
Transportation network effects on economic and social development in Djibouti
Located at the mouth of the Red Sea, the Republic of Djibouti controls with Yemen the Strait of Bab-el-Mandeb between the Arabian Peninsula and the coasts of East Africa. This geostrategic position at the crossroads of two continents gives it the status of a meeting ground. The liberal commercial regime that applies there for a very long time relies on perfectly modern port infrastructures which allow to have a real commercial platform. The country plays the card of a natural bridge between an Africa, which abounds in raw materials, and an Arabian Peninsula whose investment capacity is one of the highest in the world. Thus, this dual membership of these two blocks is an undeniable advantage and the key to sustainable development. The Republic of Djibouti has made the development of the transport chain a national priority. From the beginning of the last century until the 1960s, the activity of the transport sector suffered a significant contraction in the 1980s and 1990s, due in particular to competition, and the weakness of port infrastructure and the last ten years Djibouti has developed their sector of servıces and 80importation and exportation pass through of Djibouti port nowadays the sectors Air Djibouti has not developed but recently in 2015 Air Djibouti start flying in different destination such as Addis Ababa, Yemen, and Somalia. Additionally, the sector road of Djıbouti has always a difficult to develop because of the truck Ethiopia and their experience in the market. Finally, the railways sector of Djibouti has started working in 2018 up now and this news sector activity will increase the development of the countries.
Kamu giderlerinde yargı denetiminin etkinliği
Günümüz toplumlarının en önemli sorunları arasında kamu kaynaklarının sınırlılığı karşısında kamu giderlerinde artış yönünde gelişmeler yaşanması yer almaktadır. Bu durumun kamu hizmetlerinin finansmanı noktasında var olan sorunların daha da derinleşmesine neden olacağı aşikârdır. Ülkelerin mali yönetimlerinde meydana gelen bu gibi sorunlar kamu mali yönetim anlayışında değişiklik yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Ülkemizde de kamu mali yönetim anlayışındaki dönüşüm 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile gerçekleştirilmiştir. Söz konusu Kanun ile Türk kamu mali yönetim sisteminde köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler arasında, tüm mali işlemlerin kayda alınması, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması, mali saydamlığın sağlanması, aktörlerin hesap vermesinin sağlanması, performansa dayalı bütçeleme, çok yıllı bütçeleme, etkin bir iç denetim sistemi kurulması ve geniş kapsamlı bir dış denetim sistemi kurulması yer almaktadır.Kamu mali yönetiminde ve bütçe anlayışında meydana gelen bu gelişmeler yasama organının bütçe aracılığıyla yürütme organına verdiği yetkilerin kendi koydukları ilke ve sınırlar içinde uygulanıp uygulanmadığını denetleme anlayışının da önemini artırmıştır.Kamu kaynaklarının optimal şekilde kullanılması için denetleme yapan en önemli denetim kurumu ise hiç kuşkusuz Sayıştay'lardır. Bir hesap mahkemesi olarak faaliyet gösteren Sayıştay'da, devletin bütçe uygulamalarına ilişkin olarak görev verdiği ve yetkilendirdiği (gelir toplayan, harcama yapan, Devlet malını ve parasını yöneten) memurları ile bu görevlerden dolayı meydana gelen ilişkiler ve uyuşmazlıklar farklı bir yöntemle yargılanmakta ve sonuçlandırılmaktadır. Bu çalışmada özellikle mali yönetimde yaşanılan gelişmelere paralel olarak, Sayıştay tarafından yerine getirilen hesap yargılamasının hangi etkinlikte gerçekleştirildiğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu kapsamda sistemdeki problemleri belirlemek ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun hesap yargılaması üzerindeki yansımalarını tespit etmek amacıyla hesapların denetlenmesinden başlayıp hesapların yargılanması, yargı ilamları, ilamların sonuçları ve etkilerine kadar ki tüm süreç etkinlik açısından ele alınmıştır.
Türkiye ve AB ülkelerinde tarımsal destek politikalarının karşılaştırmalı analizi
Tarım yüzyıllardan bu yana insanoğlunun yaşamını devam ettirmesi için stratejik bir sektördür. Bütün dünya ülkelerinde tarım sektörü sahip olduğu özelliklerden dolayı çeşitli şekillerde desteklenmekte, ülke kaynaklarının önemli bir kısmı tarımsal destekleme politikalarıyla bu alana aktarılmaktadır. Kamusal müdahale temelinde yapılan tarımsal destekleme politikaları; kamu kesimi tarafından tarım ürünlerinin fiyatlarına doğrudan ya da dolaylı olarak yapılabilecek çeşitli müdahaleleri içermektedir. Bu müdahaleler, düzenleme şeklinde yapılabileceği gibi, fiyat oluşumuna doğrudan ya da dolaylı olarak etki eden diğer mekanizmalarla da olabilmektedir. Destekleme politikaları tüm dünyada liberalleşme trendine rağmen etkinliğini sürdürmekte, özellikle gelişmiş birçok ülkede tarım halen en çok kollanan sektör olarak varlığına devam etmektedir. Uygulanan politikalar kamu bütçesi, üretici ve tüketici refahı, kaynak kullanım seçeneklerini değiştirmekte, üretim, istihdam, dış ticaret, gelir dağılımı gibi makro politikaları etkilemekte ve ulusal gelir ve refah üzerinde seçilen politikalar doğrultusunda belirleyici etkiler oluşturmaktadır. Avrupa Birliği?nde tarım sektörünün desteklenmesi ve yönlendirilmesi Ortak Tarım Politikası (OTP) kapsamında yürütülmektedir. OTP, AB?nin ilk ortak politikası olup birlik bütçesinin de yaklaşık yarısı bu amaçla kullanılmaktadır. Avrupa Birliği?nin tarımsal politikasının temel amacı; topluluğa üye ülkelerin tarımsal üretimini artırmak, üreticilere daha iyi bir yaşam sağlamak, çevre dostu tarım uygulamalarını teşvik etmek, bitki ve hayvan sağlığı standartlarının yaygınlaştırılması, kırsal bölgeler arasında işbirliği ve kırsal gelişmeyle ilgili deneyim ve bilgi alışverişini sağlamak ve arzın devamlılığını sağlamak için tarım piyasalarını istikrara kavuşturmaktır. Türkiye?nin AB uyum çalışmalarında en kapsamlı alanı tarım sektörü oluşturmakta, AB tarım politikalarına entegrasyonun sağlanması birliğe tam üye olabilmek en önemli koşul olarak Türkiye?nin karşısına çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye?de ve AB?de uygulanan destekleme politikaları, yaşanılan önemli siyasi ve sosyal olaylara göre tarihsel dönemlere ayrılarak değerlendirilmiş, yapılan desteklerin hangi amaçla verildiği ve belirlenen amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığı araştırılmıştır. Avrupa Birliği?nde uygulanan desteklerle, Türkiye?de uygulanan desteklerin karşılaştırılması sonucu Türkiye için başlıca kısıtlar ve farklılıklar ortaya konulmuş, uyuma yönelik yapılması gereken başlıca önlemler belirlenmiş ve reform önerileri tartışılmıştır.
Türkiye'de katma değer vergisi uygulamasının vergi adaleti açısından değerlendirilmesi
Devletler kanunların kendilerine yüklemiş olduğu görevlerin finansmanında ağırlıklı olarak vergileri kullanmaktadır. Türk vergi sistemi ağırlıklı olarak tüketim ve gelir vergilerinden oluşur. Katma Değer Vergisi ülkemizde uygulanan en modern tüketim vergisidir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu 02.11.1984 tarihli Resmi Gazete?de yayımlanmış ve 01.01.1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından ortak muamele vergisi olarak kabul edilen Katma Değer Vergisi?nin yürürlüğe girmesinden bu zamana kadar 28 sene geçmiştir. Söz konusu vergiye yönelik olarak birtakım yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler temel olarak KDV oranlarında, vergi adaletini sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye?de vergi gelirlerinin dağılımın da dolaylı vergilerin dolaysız vergilere oranla vergi gelirleri içindeki payının gittikçe arttığı görülmektedir. Türk vergi sisteminde mevcut dolaylı vergiler çok fazla başlık altında iken bunlar Katma Değer Vergisi ve Özel Tüketim Vergisi olmak üzere iki başlık altında toplanmıştır. Dolaylı vergi gelirlerinde meydana gelen artışlar ekonominin fren mekanizmaları olmalarına rağmen ekonomik göstergelerle (GSMH, GSYİH, v.b) paralellik arz etmeleri onların bu yönlerini gizlemekte ve ekonomiye katkı yarattıkları izlenimi oluşmaktadır. Dolaylı vergiler ortadan kalkar ya da dolaylı vergi oranları azaltılacak olur ise tüketimin artması sonucu artan gelir üzerinden alınacak dolaysız vergi gelirleri artabilecektir. Ülkedeki vergi adaletsizliklerini ortadan kaldırabilmek için dolaysız vergilere ağırlık verilmesi gerekmektedir. Dolaylı vergilerde ve oranlarında yapılması gerekli değişiklikler sonucu vergi gelirlerinde meydana gelecek azalış, dolaysız vergilere başvurulması yolu ile telafi edilebilir. Çalışmada vergi adaletinin kuramsal çerçevesi incelendikten sonra, Katma Değer Vergisi?nin teorik içeriği, tarihçesi, hesaplanması, vergi sistemi içindeki yeri, etkileri ve diğer satış vergileriyle karşılaştırılması üzerinde durulacaktır. Türkiye?de KDV uygulaması ve özellikleri ortaya konulduktan sonra Avrupa Birliği ülkelerinde var olan KDV sistemi açıklanmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Adalet, Vergi Adaleti, Katma Değer, Katma Değer Vergisi, (Katma Değer Vergisi Uygulaması)
Özel tüketim vergisinin Türk mali sistemi içerisindeki yeri
Günümüzde ülkelerin vergi sistemleri gelir, servet ve tüketim üzerinden alınan vergilerden oluşmaktadır. Tüketim vergileri, uygulanma kolaylığı ve sağladığı yüksek hâsılat bakımından, vergi sistemlerinin en önemli öğelerinden birisi haline gelmiştir. Tüketim vergileri kendi içinde genel tüketim vergileri ve özel tüketim vergileri olarak ikiye ayrılmaktadır.2002 yılından beri Türk Vergi Sistemi içerisinde de yer almaya başlayan Özel Tüketim Vergisi?nin dünya mali tarihindeki geçmişi oldukça eskilere dayanmaktadır. Günümüz vergi sistemlerinde Özel Tüketim Vergisi?ne yer verilmesinin iki ana nedeni bulunmaktadır Birincisi, kamu geliri elde etmektedir. İkincisi ise toplumsal açıdan tüketimi zararlı olan ürünlerin tüketiminin kısıtlanmasını sağlamaktır. Özel Tüketim Vergileri, Katma Değer Vergisi gibi üretim veya tüketimin her aşamasında değil, sadece herhangi bir aşamasında belirli mal ve hizmetlerden alınmaktadır. Türk Mali Sistemi içerisindeki geçmişi çok kısa bir süre olmasına rağmen, kapsamına giren ürünlerin niteliği ve vergi oranlarının yüksekliği dolayısıyla, çok kısa sürede genel bir tüketim vergisi olan Katma Değer Vergisi?nin payına yaklaşmıştır. Tüketim vergilerinin Dünya?daki eğilimi daha ziyade genel tüketim vergileri ağırlıklı iken, Türkiye gibi bazı gelişmekte olan ülkelerde bu eğilim tersine işlemektedir.Bu tezin amacı Özel Tüketim Vergilerinin Türk Mali Sistemi içerisindeki uygulanışının ve vergi gelirleri içerisindeki payının gelişiminin, diğer dünya ülkeleri ile kıyaslanarak analiz edilmesidir. Tez üç bölüm halinde hazırlanmıştır. Tezin birinci bölümünde, ilk önce mali sistem kavramı ve Türk mali sistemi üzerinde durulmuştur. Daha sonra Türk Mali Sisteminde yer alan vergiler önce tarihsel açıdan açıklanmış, sonra da mevcut Türk Vergi Sistemi?nin tüm vergi türleri bakımından özeti yapılmıştır. Tezin ikinci bölümünde, ilk olarak özel tüketim vergisi ile bu vergilerin dünyadaki genel eğilimi üzerinde durulmuştur. Sonrasında bu vergilerin diğer ülkelerdeki uygulanışı üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde Türkiye?deki özel tüketim vergisinin analizi yapılmıştır. Bu analiz hem yapısal hem de mali nitelikte bir analiz olmuştur. Bu bölümün son kısmında ise Türkiye?de uygulanan özel tüketim vergisinin çeşitli ülkelerdeki uygulamalarla kıyaslamasına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Vergi Sistemi, Dolaylı Vergiler, Tüketim Vergileri, Özel Tüketim Vergisi
Türk Vergi Hukukunda vergi borcu ile cezalarını ortadan kaldıran veya hafifleten nedenler: Vergi affı uygulaması
Günümüzde giderek artan kamu ihtiyaçları, devletin kamu hizmet sayısını dolayısıyla kamu giderlerini attırmıştır. Büyüyen kamu giderlerinin karşılanma gereğinin doğal bir sonucu olarak da sürekli bir finansman kaynağına ihtiyaç duyulmuştur. İşte, devletin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve kamu hizmetlerini yerine getirebilmesi için başvurduğu finansman kaynaklarından en önemlisi vergilerdir. Devlet topluma karşı yerine getirmesi gereken görev ve yükümlülükleri dolayısıyla yapacağı kamu harcamalarının önemli bir bölümünü, vergi gelirlerinden sağlamaktadır. Vergi ise devletlerin kanunlara dayanarak kendi sınırları üzerinde yaşayan bireylerden aldıkları zorunlu ve karşılıksız ödemeler olarak tanımlanmaktadır. Vergi ilişkisinin bir tarafında alacaklı konumuyla devlet, diğer tarafında ise borçlu konumuyla mükellefler bulunmaktadır. Devletin en büyük gelir kalemini vergilerin oluşturuyor olmasından ötürü de bu alacak ilişkisinin zamanında ve doğru biçimde ortadan kalkması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bazı durumlarda kişiler üzerlerine düşen bu yükümlülüğü yerine getirmemeleri karşılığında bazı yaptırımlara maruz kalmaktadır. Devletin vergi ile ilgili koyduğu kurallara aykırılık sonucu yükümlülere uyguladıkları bu yaptırımlar da vergi cezalarıdır. İşte devlet ile mükellefler arasındaki bu borç/alacak ilişkisinin son bulmasının en doğal yolu mükelleflerin vergi borçlarını ve cezalarını kanunların öngördüğü şekil ve şartlara uygun olarak ödemeleridir. Fakat bazen yasal koşulların gerçekleşmesiyle ödeme dışında; zamanaşımı, uzlaşma, pişmanlık ve ıslah, hatalarda düzeltme, terkin, cezalarda indirim, yanılma, ölüm ve af uygulaması gibi bazı nedenlerle de vergi borcu ve cezaları ortadan kalkmaktadır. Vergilerin devletin asli gelir kaynağını oluşturuyor olması, vergi ödevinden kaynaklanan bu borç/alacak ilişkisini sonlandıran hallerin incelenmesini önemli kılmaktadır. Bu sebeple bu çalışmada vergi borcu ve cezalarını ortadan kaldıran bu unsurların ayrıntılı şekilde açıklanması amaçlanmış ve ülkemizde uygulandığı yıllardan itibaren kamuoyunu meşgul ederek üzerine tartışmalar yaratan unsurlardan birisi olan vergi afları üzerinde önemle durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Vergi Borcu, Vergi Alacağı, Vergi Cezaları, Vergi Afları
Türkiye'de sosyal güvenlik açıklarının azaltılmasında denetimin önemi (Manisa ili örneği)
İnsanoğlu sosyal bir varlıktır ve hayatta daima tarihi ve saati önceden bilinmeyen değişik risklerle karşı karşıyadır. Sosyal güvenlik, bireyleri fizyolojik, mesleki ve sosyo-ekonomik risklere karşı koruyan bir sistemdir. Sosyal güvenlik sistemlerinin en önemli amacı birey ve ailesine güven duygusu vermek, onları yarın endişesinden kurtarmaktır. Dolayısıyla bir ülkenin uyguladığı sosyal güvenlik sisteminin düzgünlüğü o ülke insanlarının huzuru ile doğru orantılıdır. Sistem ne kadar iyi işlerse insanlar da o kadar geleceğe umutla bakar. Ayrıca bir devletin sosyal devlet olma derecesi sosyal güvenlik sisteminin düzgün işlemesi ile alakalıdır. Sosyal güvenlik sistemlerinin düzgün işlemesi için prim gelirlerinin yüksek olması gerekmektedir. Gelir-gider dengesi arasındaki makas aralandıkça sistem daha problemli hale gelmektedir. Türkiyede tarihsel süreç içerisinde sosyal güvenlik teşkilatları kurulmuştur. Ancak sistemin işlerliği noktasında zamanla finansman sorunları ile karşı karşıya kalınmıştır. Nüfusun yaşlanması, erken emeklilik, işsizlik ve sağlık harcamalarındaki artışlar finansman probleminin başlıca nedenleridir. Tüm bu nedenlere ek olarak en önemli bir neden ise kayıtdışı istihdamdır. Çünkü kayıtdışı istihdam öncelikle prim gelirlerini azaltmakta ve sosyal güvenlik harcamalarını artırmaktadır. Kayıtdışı istihdama bağlı olarak artan sosyal güvenlik açıklarının ise başta bütçe olmak üzere gelir dağılımı, gayri safi yurtiçi hasıla ve borçlanma gibi makro ekonomik büyükler üzerinde olumsuz etkileri olmaktadır. Bu tezde kayıtdışı istihdam ile mücadelede -dolayısıyla sosyal güvenlik açıklarının azaltılmasında- denetimin önemi açıklanmıştır. 5510 sayılı Kanun öncesinde çok az denetim elemanı vasıtasıyla kayıtdışı istihdam ile mücadele edilmeye çalışılmıştır. Ancak başarılı olunamamıştır. Günümüzde ise sosyal güvenlik alanında denetimler Sosyal Güvenlik Müfettişleri ve Sosyal Güvenlik Denetmenleri tarafından yapılmaktadır. Özellikle Sosyal Güvenlik Denetmeni kadrosunun ihdas edilmesiyle birlikte daha aktif denetim yapılmaya başlanılmıştır. Tezde Manisa ili özelinde Sosyal Güvenlik Denetmenleri tarafından yapılan denetim sonuçları ele alınmış ve açıklar açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkiye genelinde sosyal güvenlik alanında görev yapan tüm denetim elemanlarına yönelik anket çalışması yapılmıştır. Anket verilerinden hareketle denetimi daha etkin hale getirmeye yönelik çözüm önerileri sunulmuştur.
Türk vergi mevzuatında dernek ve vakıfların vergilendirilmesi
Bu çalışmada Dernek ve Vakıfların Vergilendirilmesi konusunun Türk Vergi Mevzuatına göre analiz edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle birinci bölümde, vergi, sivil toplum, vakıf ve dernek kavramları ve bu kavramların geçmişten günümüze gelişim süreci incelenmiş olup, ikinci bölümde ise, dernek ve vakıfların vergilendirilmesi, vakıflarda vergi muafiyeti, vakıflara yapılan bağış ve yardımlarda vergi teşvikleri, vakıf ve derneklerin ödevleri ile kullanılması gereken belgeler incelenmiştir. Dernek ve vakıfların vergilendirilmesi, büyük ölçüde gerçek kişilerin vergilendirilmesi ile benzeşmektedir. Esas olarak dernek ve vakıflar tüzel kişilikleri gereği vergi mükellefi olmamakla birlikte verginin konusuna giren işlemleri yaptıkları takdirde vergi mükellefiyetleri söz konusu olmaktadır. Dernek ve vakıfların amaçlarına ulaşmak için kurdukları iktisadi işletmeler ise kurumlar vergisi mükellefidir. Dernek ve vakıfların vergilendirilmesinde üzerinde durulması gereken durum, dernek ve vakıflara vergi avantajı sağlamak amacıyla özel statüler verilmesidir. İlgili şartlara sahip olan derneklere kamu yararına dernek, vakıflara ise Bakanlar Kurulu?nca vergi muafiyeti tanınmış vakıf statüsü verilerek, dernek ve vakıflara vergi bağışıklığı sağlanması söz konusu olmaktadır. Çalışmada dernek ve vakıfların söz konusu muafiyetten hangi şartlar altında yararlanabildiği ve bu durum Türk Vergi Mevzuatı açısından incelenmeye çalışılmış ve söz konusu uygulamaların etkisinin iyi bir şekilde analiz edilmesi amaçlanmıştır.
Veraset ve İntikal Vergisi ve Türk Vergi Sistemi içerisindeki yeri
Veraset ve intikal vergisi, servet vergileri içinde yer alan ve servet transferi üzerinden alınan bir vergidir. Ülkemizde, toplam vergi gelirleri içinde çok düşük bir paya sahip olan veraset ve intikal vergisi, toplumsal işleve sahip bir vergidir. Bu özelliği nedeniyle, verginin mali işlevi daha geri planda kalmaktadır.Veraset ve intikal vergisi, ülkemizde ilk defa 1926 yılında 797 sayılı kanun ile uygulanmıştır. Bu tarihten sonra değişiklikler yapılmıştır. Ancak en köklü değişiklik, 1959 yılında 7338 sayılı kanun ile gerçekleşmiştir. Günümüze değin çeşitli değişiklikler yapılmasına rağmen, esaslı bir değişiklik söz konusu olmamıştırMali güç ilkesi gereğince veraset ve intikal vergisi, alınması gerekli bir vergidir. Çünkü mali gücün göstergeleri arasında gelir ve harcamanın yanında servet de yer almaktadır. Bu ilkenin varlığı, Anayasa' nın 2. maddesinde yer alan "sosyal devlet" kavramının yanı sıra, 73. maddede yer alan "ödeme gücüne göre vergilendirme" tabirinde de kendini göstermektedirÇalışmada veraset ve intikal vergisinin Türk Vergi Sistemi' ndeki yerine yer verilecektir. Bu bağlamda ilk bölümde, geçmişten günümüze veraset ve intikal vergisinin gelişimine ve aynı zamanda, verginin teorik alt yapısını oluşturan kavramsal açıklamalara yer verilecektir. İkinci bölümde ise, çeşitli ülkelerin genel olarak vergi yapısına ve veraset ve intikal vergisi uygulamalarına değinilecektir. Üçüncü bölümde ise, Türk mevzuatında veraset ve intikal vergisi incelenerek çeşitli ülkeler ile kıyaslama yapılacaktır. Bu kıyaslama ile, yaşanan sorunların daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk Vergi Sistemi, Dolaysız Vergiler, Servet Vergileri, Veraset ve İntikal Vergisi.
Çevreye yönelik kamusal politika araçları: Avrupa birliği ve Türkiye karşılaştırması
Çevre uzun yıllar ekonomik birimler tarafından göz ardı edilmiştir. Çünkü çevre bitmez ve tükenmez serbest bir mal olarak görülmüştür. Ancak durumun sanıldığı gibi olmadığı son yüzyılda anlaşılmıştır. Çevrenin özellikle kamusal bir mal oluşu ve sorunlarının dışsallık içermesi ekonomistleri çevreyle ilgilenmeye yöneltmiştir. Hakikaten günümüz dünyasında çevre sorunları önemli boyutlara ulaşmıştır. Artık ülkeler bu sorunla mücadelede beraber hareket etmektedir. Birçok uluslararası kuruluş ve ülke toplulukları çevre politikalarına önem vermeye başlamıştır. Avrupa Birliği de üye olan ülkelere benzer politikaları uygulama konusunda baskı yapmaktadır. Bununla beraber, ülkeler kendileri kamusal politikalar uygulayabilmektedir. Bu kapsamda, vergi, yasal düzenleme, standart, sübvansiyon, kirletme haklarının tanımlanması gibi kamusal önlemler ülkelerin uygulandıkları başlıca politika araçlarıdır. Bu politika araçları ile çevre sorunları giderilmeye ve çevrenin korunması sağlanmaya çalışılmaktadır. Gerek Avrupa Birliği ülkeleri gerekse Türkiye ifade edilen kamusal politika araçlarını kullanarak çevre sorunları ile mücadele etmektedir. Fakat bu konuda ne kadar başarılı oldukları tartışmalıdır. Çevre sorunlarının önemli boyutlarda olduğu Türkiye'de Avrupa Birliğine kıyasla politikaların başarılı olmadığı söylenebilir. Bunun için hangi önemlerin alınması gerektiği düşünülmelidir. Çalışmamızda bu kapsamda Avrupa Birliği ile Türkiye'de uygulanan çevreye yönelik kamusal politika araçları karşılaştırılarak, Türkiye açısından önerilerde bulunulmayı çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle çevre ve sorunları ile çevrenin ekonomik-mali yönü ve çevreye yönelik kamusal politika araçları açısından teorik açıklamalarda bulunulmuştur. Sonraki kısımda ise Avrupa Birliği çevre politikaları, Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan çevreye yönelik kamusal politika araçları, Türkiye'de çevre politikaları ve çevreye yönelik kamusal araçlar açıklanmıştır. Yine bu kısımda Avrupa Birliği ile Türkiye açısından karşılaştırma yapılarak Türkiye için tespit ve önerilerde bulunulmuştur.
Türk Vergi Hukukunda haciz ve elektronik haciz uygulaması
Kamusal hizmetlerin topluma fayda sağlaması ve süreklilik göstermesi zorunluluğundan dolayı, kamu alacaklarının tahsilatının vadesinde yapılması son derece önemlidir. Ülkemizde kamu alacakları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a (AATUHK) göre tahsil edilmektedir. 6183 sayılı AATUHK, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına alan tedbirler ile cebren tahsil yöntemlerini içermektedir. Kamu alacaklarının cebren tahsil yöntemlerinden en etkili olanı haciz yolu ile takiptir. Haciz, borçlunun mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince saptanan borçlu veya üçüncü kişilerin elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından kamu alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince el konulmasıdır (6183 sayılı AATUHK 62. md.). 2009 yılında uygulamaya konulan elektronik haciz (e-haciz) uygulaması ise, iş gücü ve zamandan tasarruf edilmesi maksadıyla Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından geliştirilmiştir. Çalışmada Türk Vergi Hukuku'nda haciz ve elektronik haciz uygulamasına yer verilecektir. Bu bağlamda birinci bölümde, kamu alacağı kavramı ve kamu alacağını güvence altına almak için kullanılan yöntemler hakkında bilgiler verilecek; cebren tahsil yolları açıklanmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise, seçilmiş ülkelerdeki vergi sistemleri, vergi denetimleri ve kamu alacağının tahsil edilmesine yönelik olarak gerçekleştirilen haciz uygulamaları hakkında kısaca bilgiler verilmeye çalışılacaktır. Üçüncü bölümde ise, haciz kavramı ve hukuki niteliğine, Türkiye'de kamu alacaklarının tahsilatında haciz ve e-haciz uygulamalarına yer verilecek, seçilmiş ülkelerle kıyaslama yapılacaktır. Haciz ve e-haciz uygulamalarında yaşanan sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kamu Alacağı, Haciz, Elektronik Haciz.
Vergi icra hukuku'nda kamu alacaklarının takip ve tahsilinde haciz uygulamasının değerlendirilmesi
Çalışmada Vergi icra Hukuku'nda kamu alacaklarının takip ve tahsilinde haciz ve e-haciz uygulamaları değerlendirilecektir. Birinci bölümde kamu alacağı kavramı ve kapsamı, kamu alacaklarının tarafları, kamu alacağını sona erdiren haller açıklanmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise kamu alacaklarının korunması gereği, vergi alacağının değerinin korunması, vergi alacağının zorla tahsili, tahakkuktan önce kamu alacaklarının korunması ve tahakkuktan sonra kamu alacaklarının korunması konularına yer verilecektir. Üçüncü bölümde ise kamu alacaklarının cebren tahsilinde haciz ve e-haciz uygulamaları değerlendirilecektir. Bu bağlamda haciz ve e-haciz kavramı, menkul ve gayrimenkul malların haczi ve satışı, e-haciz uygulamasının vergi dairesi ve mükellef açısından değerlendirilmesi ve haciz ve e-haciz uygulamasının karşılaştırılması yapılacaktır. Haciz ve e-haciz uygulamalarında karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri ortaya konmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelime: Kamu Alacağı, Vergi Alacağı, Haciz, E-Haciz.
Türkiye'de vergi yargılaması sisteminin değerlendirilmesi
Vergi yargısı, vergi kanunlarının uygulanmasında idare ile yükümlü ya da sorumlu arasında meydana gelen ve idari aşamada çözümlenmeyen sorunların, taraflarca uyuşmazlık haline getirilerek yargı organlarına intikal ettirilmeleri halinde bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından kesin olarak çözümlenmesidir. Yargısal çözüm yolu, vergi sorunlarının çözüm yollarının bir tamamlayıcısı olarak sorunların uyuşmazlık haline dönüştürülerek yargı organı önünde bir dava konusu yapılması suretiyle kesin sonuca bağlanmasını içeren bir yoldur. Türkiye'de vergi yargısının idari yargının içerisinde incelenmesinin en önemli nedeni geleneksel nedendir. Osmanlının Tanzimat döneminde yerleşmeye başlayan idari yargı, Fransa modelinden esinlenerek günümüze kadar gelmiştir. Vergi yargısı bugünkü şeklini 1982 yılında çıkarılan 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunundan almıştır. Vergi yargısına ilişkin sorunlar sadece örgütlenme ile sınırlı olmayıp işleyiş ve mevzuattan kaynaklanan sorunlar da yer almaktadır. Türk vergi mevzuatının karmaşık olduğu konusunda genel bir mutabakat bulunmaktadır. Vergi mevzuatının karmaşıklığı mükellefler, vergi idaresi ve vergi yargısı arasındaki görüş ve uygulama farklılıklarını artırmaktadır. Vergi yargısını vergi sisteminden soyutlamak mümkün olmadığından vergi sistemini etkileyen bazı sorunlar doğrudan vergi yargısını da etkilemektedir.
Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümlenmesi ve uzlaşma
Kamu hizmetlerini yürütmek için devletin finansman kaynağına ihtiyacı vardır. Vergiler devletin finansman ihtiyacını gidermek için başvurduğu kaynakların en önemlisidir. Kamu hizmetlerinin gittikçe genişlemesi, devletin gelir ihtiyacını arttırmıştır. Artan gelir ihtiyacı devletin vergilere daha fazla başvurmasına neden olmuştur. Fakat karşılıksız borç sayılan vergiler mükellefler tarafından kolaylıkla ve istenerek ödenmemektedir. Mükellefler vergilerden mümkün olduğu kadar kaçma yanında kanunların tanıdığı imkanlardan yararlanmak istemektedirler ve bu yüzden idare ile aralarında anlaşmazlık çıkmaktadır. Sık sık değişen vergi kanunları da vergisel anlaşmazlıkların diğer bir kaynağını oluşturmaktadır. Vergi idaresi, kanunların tanıdığı olanak nispetinde azami derecede vergi almak istemesi vergisel uyuşmazlıkları artırmaktadır. Vergi uyuşmazlıkları genellikle, vergiyi doğuran olay, mükellefiyet, tarh, tebliğ, tahakkuk, ceza kesme ve tahsil işlemlerinden ya da bunlara ilişkin uygulamalardan doğmaktadır. Bu uyuşmazlıklarda iki taraf vardır. Biri vergi alacaklısı durumunda olan vergi idaresi, diğeri de vergi borçlusu durumunda olan mükellef ya da vergi sorumlusu veya iştirakçi, teşvikçi, yardımcı vs. gibi ceza muhatabıdır. "Vergi Uyuşmazlıklarının İdari Aşamada Çözümlenmesi ve Uzlaşma" konulu tez çalışmasının birinci bölümünde, uyuşmazlık kavramı, vergi uyuşmazlığı ve vergilendirme işlemleri ile ilgili uyuşmazlığa neden olan etkenler incelenmektedir. İkinci bölümde vergi uyuşmazlıklarının yargıya intikal etmeksizin, idari aşamada çözümlenmesine olanak sağlayan müesseseler olan ; pişmanlık ve ıslah, ceza indirimi ve vergi hatalarının düzeltilmesi uygulamalarına ait konular ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde, Türk vergi hukukunda vergi uyuşmazlığının idari çözüm yollarından birisi olan uzlaşma müessesesinin işleyişi, etkinliği ve hukuki yapısı incelenerek uygulamada ortaya çıkan sorunlar ve bunlara ilişkin çözüm önerileri açıklanmaya çalışılacaktır.
Türkiye'de profesyonel futbol kulüplerinin ve futbolcuların vergilendirilmesi
"Türkiye'de Profesyonel Futbol Kulüplerinin ve Futbolcuların Vergilendirilmesi" isimli çalışmamızda temel konu, var olan küreselleşme akımının etkisiyle beraber, futbolcu oynama haklarının kulüpler arası geçişi esnasında oluşan yüksek bedeller ve bu bedellerin gerek futbol kulüpleri, gerekse de futbolcular açısından vergilendirme altına alınması çabasının incelenmesi ve buna bağlı olarak da ortaya çıkan ve çıkması muhtemel sorunlara, yabancı ülke örnekleri ile beraber yaklaşarak, çözüm önerilerinde bulunmaktır. Bu çalışmada, spor ve spor faaliyetlerinde yer alan kurum ve kuruluşların tarihsel gelişimi irdelenerek, kuruluşundan günümüze kadar, bu büyük organizasyon içerisinde yer alan kurum ve kişiler, ayrıntılı olarak değerlendirilmeye çalışılacaktır. Ülkemiz vergi sisteminde amatör futbolcular, belirli bir ücret almamakla beraber, parasal bir takım menfaatler elde ederek, sportif yaşamlarını sürdürmektedirler. Dolayısıyla, vergiye muhatap da olmamaktadırlar. Profesyonel futbolcular ise ücret karşılığında, profesyonel futbol faaliyetini gerçekleştirmiş oldukları için, vergisel anlamda mükellef konumunda yer almaktadırlar. Bu nedenle, çalışmamızda profesyonel futbolun kurum ve kişileri ile beraber, vergisel manada ne gibi avantajlara ve dezavantajlara sahip olduğu irdelenmeye çalışılacaktır. Türk futbolunda yer alan bu kişilerin, vergi kanunları ile olan ilişkileri ortaya konulmaya çalışılacak, bu bağlamda ülkemizde, profesyonel futbolun vergilendirilme anlayışı ve vergi istisnaları değerlendirilecektir. Çifte vergilendirme konusu, tanım ve istisnalarıyla açıklanmaya çalışacak ve ülkemizde profesyonel futbol faaliyetini icra eden yabancı uyruklu oyuncular açısından, genel bir değerlendirme yapılacaktır. Ücret geliri, nelerin ücret olarak sayılacağı ve sayılamayacağı belirtilerek, profesyonel futbolcuların elde etmiş oldukları gelirler ve bu gelirlerin hangi kanunlara göre, nasıl vergilendirilme altına alındıkları yabancı ülkelerdeki uygulamalarla kıyaslanarak, açıklanmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Türk Vergi Sistemi, Profesyonel Futbol Kulüpleri, Profesyonel Futbolcular, Ücret Geliri, Ücret Gelirinde Stopaj.
Gümrük vergisi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal aşamada çözüm yolları
Gümrük vergisi, gümrüğe tabi olan ticari eşyanın yer değiştirmesi nedeniyle, bu eşyanın miktarı veya değeri üzerinden alınan, ekonomik, sosyal ve mali fonksiyonlarının yanında önemli bir dış ticaret ve ekonomi politikası aracı olan bir vergi türüdür. Aynı zamanda harcamalar üzerinden alınan dolaylı bir vergi türü olan gümrük vergisi, gelir ve kurumlar vergisi gibi belirli aralıklarla alınan bir vergi türü olmadığından, dış ticarete konu olan eşyanın gümrüğe geldiği anda bir defaya mahsus olmak üzere alınmaktadır. Gümrük vergileri, Vergi Usul Kanunu (VUK)'nun ikinci maddesine göre bu kanun kapsamı dışında tutulmuştur. Bu nedenle, gümrük vergilerinin usul ve uygulama esasları 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu kanun ile, dış ticarete konu olan eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesine girişinden başlayıp, eşyaya uygulanacak işlemlerin sırasına göre bir sistematik oluşturulmuştur. Diğer tüm vergilerde olduğu gibi gümrük vergisinde de zorunlu aşamalar olan tarh, tahakkuk ve tahsil aşamaları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na bağlı ayrı bir kuruluş niteliği olan Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından, Gümrük Kanunu hükümlerine uygun olarak yürütülmektedir. Gümrük vergisinden doğan uyuşmazlıkların çözüm süreci, diğer vergilerde oluşan süreçten farklı bir yapıya sahiptir. Gümrük vergisi uyuşmazlıkları öncelikle idari aşamada çözümlenmek zorundadır. Ancak idari aşamada çözümlenemeyen uyuşmazlıklarda yargı yoluna başvurulabilmektedir. Gümrük vergisinden doğan uyuşmazlıkların yargı aşamasına taşınması halinde, meydana gelen uyuşmazlıkların çözümü için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) hükümleri uygulanmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak gümrük vergileri ele alınacaktır. Gümrük vergilerinin sistematiği detaylı bir şekilde incelendikten sonra çeşitli ülke uygulamalarına yer verilecektir. İkinci bölümde, gümrük kabahat ve cezaları incelenip gümrük vergisi uyuşmazlıklarının idari aşamadaki çözüm yolları açıklanacaktır. Çalışmanın son bölümünde ise gümrük vergisi uyuşmazlıklarının yargısal aşamada çözüm yolları incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Gümrük, Gümrük Vergisi, Vergi Yargısı, Gümrük Uyuşmazlıkları.
Mali kural uygulamalarının makroekonomik değişkenler üzerine etkileri
Ekonomik piyasalarda kamu müdahalesi ile ilişkili olan teoriler zaman içinde farklılık göstermişlerdir. 1990'larda kamu harcamaları ve bütçe açıklarında yaşanan artışlar, kamu finansmanı alanında bazı yeniliklere ihtiyaç duyulması nedeniyle mali kural kavramını gündeme getirmiştir. Bu çalışma; 24 gelişmiş ekonomi için dengesiz panel veri analizini kullanarak işsizlik oranı ve ekonomik büyüme oranının dahil edildiği makroekonomik değişkenlere mali kural uygulamalarının etkilerini ampirik olarak ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaçla, sözkonusu ekonomilerde 1985-2012 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Çalışmada bağımlı değişkenler olarak işsizlik oranı ve ekonomik büyüme değişkenleri kullanılırken; mali kural ölçüsü olarak harcama kuralı ve bütçe dengesi kuralı olmak üzere iki temel bağımsız değişken kullanılmıştır. Bununla birlikte; enflasyon oranı, faiz oranı, GSYH içindeki kamu borcu oranı, GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı ve GSYH içindeki vergi gelirlerinin oranı gibi diğer bağımsız değişkenlerde modele dahil edilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; ekonomik büyüme, GSYH içindeki kamu borcunun oranı ve GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı değişkenleri işsizlik oranı üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahipken; harcama kuralı ve enflasyon oranı negatif ve istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahiptir. Diğer taraftan, ekonomik büyüme değişkeni üzerinde işsizlik oranı ve GSYH içindeki vergi gelirlerinin oranı pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı iken bütçe dengesi kuralı, GSYH içindeki kamu borcu oranı ve GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı değişkenleri negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olmuştur.
Sosyal belediyecilik hizmetleri ve finansmanı: Ege Belediyeler Birliği örneği
1930'lardan sonra devletin sosyal alandaki rolü büyümüştür. 1980'lerden itibaren birçok alanda görev üstlenen devlet, üzerine aldığı sorumlulukların bir kısmını özel sektör, sivil toplum ve yerel yönetimlere devretmek istemektedir. Bu ve kentleşmenin yarattığı sosyal sorunlar nedeniyle yerel yönetimler, sosyal hizmetlerle ilgili yeni görevler yüklenmek durumunda kalmıştır. Bu anlamda sosyal belediyecilik, sosyal devlet anlayışının yerel yönetim düzeyindeki bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ülkemizdeki sosyal harcamaların GSYH'ya oranı, merkezi düzeyde yetersiz, belediyeler düzeyinde yok denecek kadar azdır. Sosyal adalet, sosyal sermaye ve sosyal dışlanma gibi alanlarda iyi bir noktada olmayan ülkemizde belediyelerin eşitlik, sosyal içerme, sosyal uyum ve refahın adil paylaştırılmasıyla ilgili olumlu etkileri çok sınırlıdır. Yoksulluk, gelirin adil dağılımı ve işsizliğin önlenmesinde belediyelerin yerel girişimleri ve sosyal sermayeyi harekete geçirmesi beklenebilir. Ancak bu açıdan da ülkemizdeki belediyelerin etkin olmadığı söylenebilir. Kısaca sosyal belediyecilikle bağlantılı bu alanların yeterince gelişmediği görülmektedir. Sosyal belediyeciliğin yöneldiği kesimler ise kadınlar, yaşlılar, çocuklar, yoksullar, engelliler, işsizler, göçmenler gibi dezavantajlı kesimlerdir. Bu kesimlere yeterli hizmetin sunulabilmesi için belediyelerin mali özerkliklerinin ve kaynaklarının arttırılması, daha etkin ve verimli hizmet görme usullerinin geliştirilmesi gerekmektedir. İncelenen belediyelerde tespit edilen sosyal faaliyetlerin dezavantajlı kesimlerin yoksulluk, dışlanma gibi sosyal risklerini azaltmaya yetecek düzeyde olmadığı görülmüştür. Sosyal harcamaların bütçe içindeki payı düşüktür. Ayrıca sosyal harcamaların bütçeleştirilme sürecinde de önemli aksaklıklar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Belediye, Sosyal Bütçe, Belediye Gelirleri
AB uyum sürecinde Türkiye'de yerel yönetimlerin dönüşümü ve mali özerklik
Türkiye Cumhuriyeti'nin 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Antlaşması'yla başlayan ve bugün itibariyle 50 yılı aşmış olan Avrupa Birliği (AB)'ne üyelik süreci, Türkiye'nin birçok alanda reform olarak adlandırılabilecek birçok yeniliği ve yenilik çabasını barındıran bir dönem olarak tarihe kaydolmuştur. Türkiye, bu süreçte AB'nin üzerinde durduğu demokratik standartları sağlamak üzere önemli çabalar sarf etmiştir. Yerel yönetimler, AB'nin kamu yönetimi alanında önem verdiği idari yapılardandır. Halkın yönetime katılması ve demokrasinin tabana yayılmasında özel önem atfedilen yerel idarelerin merkezi idareye hem karar alma noktasında hem de mali bakımdan bağımlılığının azaltılması, AB'nin kurumsal olarak destek verdiği konulardır. AB'nin geniş çaplı katılımla onayladığı hemen her metinde yerel idare ve yerel idarelerin merkezi idarelere karşı güçlendirilmesi gereğine vurgu yapılmaktadır. Türkiye, kuruluşundan bu yana merkeziyetçi idari yapıya sahip bir devlet olmuştur. Merkeziyetçi kamu idaresinin getirdiği sakıncalar ve zorluklar ise hemen her hükümetçe vurgulanmış ve merkeziyetçi yapının esnetilmesi adına çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalarda ekseri olarak yerel idarelerin merkeze finansal bağımlılıklarını azaltmak ve idari yönden yerel idare yetkilerinin artırılması üzerinde durulmuştur. Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi (MEHTAP), İçişleri Hizmet ve Teşkilatını Yeniden Düzenleme Projesi (İç Düzen) ve Kamu Yönetimi Araştırma Projesi (KAYA) başta olmak üzere birçok çalışma yapılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada merkeziyetçi yapının sürdüğü, yerel idarelerin idari ve mali yönden merkezi idareye büyük orandaki bağımlılıklarının devam ettiği, akademik ve idari çevrelerce kabul edilen görüştür. Çalışmada, ilk olarak AB, AB'nin kurumsal yapısı içerisinde yerel idarelerin yeri aktarılmaya çalışılmıştır. Daha sonra Türkiye kamu yönetiminde yerel idarelerin yeri ve AB'ye uyum sürecinde geçirdikleri dönüşüm aktarılmaya çalışılmış ve son olarak yerel idarelerin mali özerkliği kavramsal olarak aktarımış ve son olarak Türkiye yerel idarelerinin, AB'nin seçilen ülkeleriyle mali özerklik boyutlarını kıyaslayan bir analize yer verilmiştir.
Avrupa Birliği borç krizinin anayasal iktisat açısından değerlendirilmesi
Anayasal iktisat kavramı, devletin güç ve yetkilerinin nasıl sınırlandırılabileceğini ve nasıl sınırlandırılması gerektiğini araştıran bir düşünce türüdür. Anayasal İktisadın temel amaçları ise mali ve parasal disiplini sağlamak, siyasetçilerin seçim ekonomisi ve popülist politikalar uygulamalarını engellemek, devletin sınırlandırılması ile bireylerin iktisadi hak ve özgürlüklerini korumak ve garanti altına almaktır. Anayasal İktisat; siyasilerin, bürokratların ve seçmenlerin fayda maksimizasyonlarını önlemeyi amaçlamaktadır. Çünkü siyasiler, bürokratlar ve seçmenler fayda maksimizasyonuna göre hareket ettikleri için ülkelerin borç stokları artmıştır ve borç yönetimini gerçekleştiremeyen ülkelerde borç krizi yaşanmıştır. 2008 Krizi'yle başlayan süreç Avro Bölgesi borç krizine dönüşmüştür. Avro Bölgesi borç krizinin oluşmasının temel nedeni, ülkelerin aşırı borçlanması ve zayıf mali yapılarıdır. Avro Bölgesi ülkelerinin Maastricht Kriterleri'ne yeterince uyamaması krizin derinleşmesine sebep olmuştur. Krizin derinleşmesi sonucunda özellikle bu ülkelerde makroekonomik göstergelerde bozulmalar görülmüştür. Özellikle bu durumu Portekiz, İrlanda, İspanya, İtalya ve Yunanistan'da (PIIGS) görmek mümkündür. Bu ülkelerde açısından kriz sonrasında görülen en büyük sorunlar işsizlik, enflasyon, büyüme ve kamu borcudur. Bu çalışmada Avro Bölgesi borç krizinin derinden etkilerini hisseden ülkelerin Maastricht Kriterleri'ne uyumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Borç krizinden etkilenen üye ülkelerin Maastricht Kriterleri'ni tam olarak yerine getiremedikleri görülmüştür. Özellikle bu ülkelerde mali disiplinin sağlanamamıştır. Bu sebeple, Avro Bölgesi borç krizinin sebepleri ve sonuçları değerlendirilmiştir.
Katma değer vergisinde sorumluluk uygulaması
Katma Değer Vergisi'ndeki tevkifat müessesesi tam ve kısmi tevkifat olarak ikiye ayrılmaktadır. Tam tevkifat uygulamasında verginin tamamı, kısmi tevkifat uygulamasında ise verginin bir kısmı kesilerek vergi dairesine beyan edilir. 26.04.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak ve 01.05.2014 tarihinden itibaren uygulamaya konulan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile bugüne kadar yayımlanan 123 adet Katma Değer Vergisi Genel Tebliği yürürlükten kaldırılarak bu alandaki karmaşıklık sona erdirilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde sorumluluk kavramı ve Vergi Hukuku'nda sorumluluk konusu açıklanmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise, Katma Değer Vergisi'nin teorik yapısı ele alınarak, Katma Değer Vergisi'nde sorumluluğun genel çerçevesine yer verilecektir. Son bölümde ise, Katma Değer Vergisi'nde sorumluluk uygulaması ayrıntılı bir şekilde ele alınarak açıklanmaya çalışılacaktır.
Türkiye'de kamu harcama sürecinde uygulanan tedarik usullerinin yolsuzluk riski açısından analizi
Devlet kamusal faaliyetleri kendisi doğrudan kamusal mal ve hizmet üreterek sağladığı gibi kamusal mal ve hizmet sunumunu özel sektörden de satın alabilmektedir. İktisadın temel problemi olan "kıt kaynakların sınırsız ihtiyaçlara tahsisi" söylemi, kamu kaynakların daha iyi kullanımı ve daha fazla fayda sağlaması gibi arayışları da beraberinde getirmiştir. Bu arayışların bir sonucu olarak da kamu harcamalarında etkinlik ve verimlilik gibi kavramlar daha da önem kazanmıştır. Kamu alımlarının etkin ve verimli tedarikinin karşısındaki en büyük engel yolsuzluklardır. Yolsuzluklar özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumsal düzeni bozan, insanlar arasında huzursuzluk yaratan, ekonomiyi temelden sarsan önemli bir sorundur. Kamu harcamalarının tedariki esnasında oluşabilecek yolsuzluk risklerini azaltmak, saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak maksadıyla ülkemizde tedarik işlemlerinin temelini oluşturan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat yayımlanmıştır. Bu mevzuat ile ihale usulü olarak; açık ihale usulü, pazarlık usulü ihale ve belli istekliler arasında ihale usulü ve bir alım yöntemi olarak doğrudan temin usulü düzenlenmiştir. Çalışmada tedarik usullerinin içermiş olduğu yolsuzluk riski analiz edilmiş ve bu risklerin giderilmesi için alınabilecek tedbirler değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde kamu alım sürecindeki görevliler ile firma yetkililerinin karşı karşıya geldiği ortamların yolsuzluk açısından en riskli alanlar olduğu, ayrıca idare görevlilerine en çok inisiyatif tanıyan pazarlık usulü ihale ve doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımların diğer usullere göre daha çok yolsuzluk riski taşıdığı tespit edilmiştir. Bu risklerin azaltılabilmesi için e-ihale sisteminin yaygınlaştırılmasının faydalı olacağı görüşü üzerinde durulmuştur.
Vergi gayreti: AB ülkeleri ve Türkiye için bir analiz
Ülkelerin çoğu zaman vergilendirmeden elde ettiği gelir miktarından fazla bir şekilde kamu harcaması gerçekleştirmesi bütçe açıklarına yol açmaktadır. Özelikle vergilendirmeden sağlanan gelir düzeyinin yeterli olmaması durumunda devletler gelir kaynağı olarak gördükleri borçlanmaya başvurmaktadırlar. Bu ise bütçe açıklarının meşrulaştırılması ve sürdürebilirlik sorununa ve kamu borç stokunun artmasına neden olarak kamu mali dengesine zarar vermektedir. Kamu mali dengesinde oluşan böylesi arzu edilmeyen durumlar ise gerek kısa gerekse de uzun dönemde makroekonomik dengesizliklere neden olabilmektedir. Dolayısıyla bu noktada kamu maliyesisin asli finansman kaynağı olan vergilerin tahsil edilme yeteneği önem kazanmaktadır. Fiili vergi hasılatının potansiyel vergi hasılatına veya kapasitesine oranı olarak tanımlanan vergi gayreti bir ülkenin kapasitesinden ne kadar yararlandığı açıklayan önemli bir göstergedir. Vergi gayretini hesaplamak için öncelikle potansiyel vergi kapasitesinin hesaplanması ardından fiili vergi hasılatına oranlanmasına gerekmektedir. Elde edilen değer bire eşitse vergi kapasitesi optimal olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte elde edilen değer birin altında veya üstünde ise sırasıyla kapasitenin altında ve üstünde vergi geliri toplanmaktadır. Hesaplanan vergi gayreti değerleri politika yapıcılara bir ülkenin vergi sistemi ile vergilendirme sürecinin etkililiği hakkında önemli bir rehber sunmaktadır. Bu çalışmada Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'den oluşan bir örneklemde 1995-2020 dönemi verileri kullanılarak vergi gayreti ve mali gayret endeksleri hesaplanmaktadır. Elde edilen vergi gayreti değerlerine göre en düşük ve en yüksek performansa sahip ülkeler sırasıyla Almanya ve Danimarka'dır. Mali gayret açısından ise en düşük ve en yüksek performansa sahip ülkeler sırasıyla Türkiye ve Macaristan'dır.
Anali̇si̇ng the problems of determi̇ni̇ng arm's length price for transfer pri̇ci̇ng i̇n frame of Turki̇sh tax legi̇slati̇on
Global trade and the international markets have improved since the globalisation occured. Two-thirds of the global trade is consisting of the movements of multi-national companies. Since the mutual transfer of goods and services between connected sunjects use prices that the goverments have to tax, which affects the state incomer, caused a clash between different goverments taxation areas. Thus, goverments began to make arrangements on the transfer price that is going to be used between the connected subjects. Arrangements about ''Taxation of Institutions Act'' and '' Act of Income Taxation'' are written in the Turkish Taxation System. In this essay, the applications of USA, EU and OECD about the arrangement of transfer prices has been argued firstly, and then the situation in Turkey. Finally, the most important point about this issue, the aggreement on sample price has been argued and to conclude, some problems mentioned and some suggestions given.
Kırgızistan'da doğrudan yabancı yatırımlara yönelik teşvikler ve Orta Asya ülkeleri ile kıyaslanması
Dünyanın en ücra köşesine bile ulaşan küreselleşme her ne kadar farklı etki ve sonuçlara yol açsa da gün geçtikçe avantajlarından faydalanılmaması güçtür. Çok Uluslu Şirketlerin belirli sebeplerden dolayı tercih ettikleri ülkelerdeki doğrudan yabancı yatırımları da küreselleşmenin kısmi avantajlardan biri olarak görülmektedir. Yarattıkları olumsuz etkileri göz ardı edecek kadar önemli istihdam, üretim ve teknoloji transferi gibi dışsallıklar meydana getirdiklerinden dolayı potansiyel yatırım ülkelerinde aradıkları koşullara titizlikle davranılmaktadır. Bu koşulların sağlanması yönünde ülkeler bu yatırımları çekmek için çeşitli teşvik ve düzenlemelere gitmektedirler. Geçiş ekonomilerinin küresel ekonomiye dâhil olduklarında yaşadıkları ekonomik, siyasal ve yapısal değişimlerin beraberinde karşılaştıkları kaynak yetersizliği sorunlarını uygulamaya koydukları farklı politikalar yardımıyla bertaraf etmeye çalışmışlardır. Bu süreç içinde oluşturdukları izlenim ve ulaştıkları ekonomik durum çerçevesinde günümüzde yabancı yatırımlara olan bağımlılıkları eksilmemiştir. Bundan dolayı, Orta Asya ve özellikle araştırma odağı olan Kırgızistan'da doğrudan yabancı yatırımların teşviki ve bu yöndeki düzenlemelerin seyri önemli husus olarak gösterilebilir. Tezin birinci bölümünde doğrudan yabancı yatırımlar ve teşvik hususları ile ilgili teorik bilgiler ele alınmıştır. Bu bilgiler nezdinde tezin ikinci bölümünde geçiş ekonomilerinin bağımsızlıklarını elde ettiklerinden itibaren geçirdikleri yapısal ve ekonomik reformlar ve ortak özellikleri hakkında bahsedilerek Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan hakkında doğrudan yabancı yatırımlar, teşvik olanakları, vergi sistemleri ile ilgili bilgilere yer verilmesi amaçlanmıştır. Tezin son bölümünde ise, Kırgızistan'ın doğrudan yabancı yatırımlara yönelik vergi ve yasal mevzuatındaki gelişmeler ve ülkenin genel durumu itibariyle yatırım çekme potansiyeli açısından değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır. Ülkelerin güncel verileri, vergi sistemleri, teşvik tedbirleri ve yapısal özellikleri araştırılarak, genel ülke profili üzerinden siyasi ve ekonomik durum göz önünde bulundurularak bir kıyaslama yapılması hedeflenmiştir.
Vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargı aşamalarında çözümünün karşılaştırılması ve 2010 yılı sonrası İzmir İli örneği
Vergi, devletin bireylerden kamu ihtiyaçlarını karşılamak için topladığı en önemli gelir kaynağıdır. Devlet, otoriter gücünü kullanarak topladığı vergiler, tek taraflı işlem olması sebebi ile mükellef ile işlemi gerçekleştiren vergi dairesi arasında çeşitli uyuşmazlıklar çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Vergi idaresi ile mükellefler arasında gerçekleşen uyuşmazlıkların çözümünde mükellefin izleyeceği iki yol vardır. Bunların ilki olarak "Barışçıl yol" olarak da adlandırılan idari çözüm yoludur. Bu yolla mükellefler, uyuşmazlığı yargı yoluna taşımadan, idare ile kendi arasında çözmektedir. Bir diğer yol ise mükellefin uyuşmazlığı yargı yoluna taşımasıdır. Bu yolda mükellef idare ile bir çözüme varamaması durumunda söz konusu uyuşmazlığı yargı yoluna taşımasıdır. İdari çözüm yolu olarak mükelleflere sunulan seçenekler uzlaşma, cezalarda indirim, vergi hatalarının düzeltilmesi, üst makama başvuru, pişmanlık ve ıslah müesseseleridir. Mükellef bu yollardan herhangi birini seçerek vergi uyuşmazlığını gidermek için idare ile anlaşmaya varabilmektedir. Mükellefin uyuşmazlığı idari yollarda çözüme kavuşturamaması durumunda yargı yolunu tercih edebilir. Anayasanın 125. maddesince; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." ifadesi mükellefin, idarenin tek taraflı gerçekleştirdiği idari işlem olan vergiyi, yargı yoluna taşıyabilme imkanı sağlamıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, vergi uyuşmazlıklarının idari çözüm yollarına anlatılmaktadır. İkinci bölümünde ise vergi yargısı ele alınacaktır. Son bölümde ise, İzmir ili örneği ile iki çözüm yolu karşılaştırılacaktır. Anahtar Kelimeler: Vergi uyuşmazlıkları, İdari Çözüm Yolları, Yargı yolu, İzmir ili Örneği.
Türkiye'de sigorta şirketlerinin ve hizmetlerinin vergilendirilmesi
Finans kesiminin temel aktörlerinden biri olan sigortacılık sektörü, bir ülkenin ekonomik bakımdan gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergelerinden birini oluşturmaktadır. Sigortanın amacı; kişilerin tehlike olasılıklarını güvence altına almasının yanında kişilerden toplanan sigorta primleri ile büyük bir kaynak oluşturarak, yaratılan bu kaynakla ülke ekonomisinin kalkınmasında önemli bir katkıda bulunacak fonu yaratmaktır. Bunun sonucunda toplumun refah düzeyi yükselmiş olmaktadır. Ayrıca sosyal dayanışma sistemi de etkin hale gelmektedir. Sigorta şirketleri, sigorta sözleşmesi gereğince prim karşılığında doğabilecek rizikoyu üstlenip, bunun karşılığında teminat veren ve olayın gerçekleşmesi halinde tazminat ve sermaye ödemeyi taahhüt eden kurumlar olarak tanımlanmaktadır. Sigorta şirketlerinin öncelikli amacı, sigorta üretimini arttırmak ve bunun sonucunda kar elde etmektir. Türkiye'de sigortacılık sektöründe faaliyette bulunan sigorta şirketleri; yapmış olduğu hizmetler sonucunda elde ettiği gelirler ve yaptıkları sigorta faaliyetleri nedeniyle bazı vergi yüklerine tabi olmaktadırlar. Sigortacılık sektöründe vergilendirme, sigorta şirketlerinin vergilendirilmesi ve sunulan sigorta hizmetlerinin vergilendirilmesi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bir diğer sınıflandırmada ise sigorta şirketlerinin ödemekle yükümlü olduğu vergiler, dolaylı, dolaysız vergiler ve fonlar olmak üzere üç grup altında incelenmektedir. Gerek sigorta şirketlerinin gerekse de hizmet alanların vergilendirilmesinde devletin bir takım teşvikleri söz konusudur. Özellikle kişisel tasarrufların artması ve kişilere uzun dönemde gelir sağlanması amacıyla getirilen Bireysel Emeklilik sisteminde devletin vergisel açıdan önemli teşvikler sağladığı görülmektedir. Bu teşvikler sigorta sistemini daha da etkin hale getirebilecek nitelikte olmalıdır.
Çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesi: Transfer fiyatlaması açısından bir değerlendirme
Küreselleşme süreci ile birlikte uluslararası ekonominin belirleyicisi haline gelen çok uluslu şirketlerin transfer fiyatlandırması manipülasyonuna başvurmaları başka bir ifade ile emsallerine nazaran yüksek veya düşük fiyat belirlemek suretiyle daha az vergi ödeme ya da hiç vergi ödememe yolunu tercih etmeleri ülkelerin vergi tabanlarının aşınmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda ilişkili kişiler arasında gerçekleşen işlemlerin fiyatlandırılması vergiye tabi kazancın doğru bir şekilde tespit edilebilmesi açısından önem arz etmektedir. Vergi gelirleri üzerindeki olumsuz etkileri göz önüne alındığında transfer fiyatlandırması kurallarının düzenlenmesi bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda gerek uluslararası kuruluşlar tarafından gerekse de ülkelerin vergi mevzuatlarında yer alan düzenlemeler ile bir yasal altyapı oluşturulmaktadır. Devletler vergi matrahı kayıplarını önleyebilmek için yasal alt yapı oluşturmalarına karşın etkin bir vergi denetimin sağlanamaması ve transfer fiyatlandırması manipülasyonları nedeniyle önemli miktarda vergi kayıplarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı; öncelikli olarak çok uluslu şirketlerin vergilendirmesi ve transfer fiyatlaması konusundaki düzenlemeleri güncel gelişmeleri de dikkate alarak irdelemek, sonrasında ise Türkiye'de ve seçilmiş ülkelerdeki transfer fiyatlandırmasına ilişkin vergi denetim süreçleri arasındaki ortak yönleri ve farklılıkları açıklığa kavuşturmaktır. Bu amaçla ülkelerin transfer fiyatlandırması denetimlerine yaklaşımları incelenirken ülkelerin gerek mevzuat farklılıkları gerekse de idari yapıları arasındaki farklılıklar ortaya konulmuştur. Bu noktada en önemli kısıt transfer fiyatlandırması denetim sonuçlarının vergi denetim sonuçları içerisinde yer alması ve ülkelerin mükellef hakları kapsamında bu noktada veri paylaşımında bulunmaya istekli olmamasıdır. Çalışmanın sonucunda ülkemizde transfer fiyatlandırması denetimlerinde karşılaşılan sorunlar ayrıntılı olarak ortaya konulmuş olup transfer fiyatlandırması denetimlerinde etkinliğin sağlanmasına yönelik öneriler çalışma kapsamında ele alınmıştır.
Kümelenme faaliyetlerine yönelik mali teşvikler: Türkiye için bir model önerisi
Kalkınma politikalarının oluşturulması sürecinde bir mal veya hizmetin üretimine ilişkin değer zinciri üzerinde yer alan işletmelerin ve kurumların belirli yerlerde coğrafi yoğunlaşması olarak tanımlanabilecek kümelenme olgusu giderek daha fazla dikkate alınmaktadır. Bu durumun temel nedeni kümelenmelerin içersinde yer alan işletmelere sunduğu yüksek inovasyon kabiliyeti, nitelikli işgücü ve düşük maliyetle üretim gibi rekabet avantajlarıdır. Söz konusu rekabet avantajlarını doğuran faktörlerin bir kısmı (nitelikli işgücü gibi) kümedeki işletmelerin sayısı arttıkça kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Diğer bir kısım rekabet avantajı ise ancak kümeyi oluşturan işletmelerin ve kurumların (ortak ar-ge merkezi, altyapı gibi) bilinçli işbirliği faaliyetleri ile ortaya çıkabilmektedir. Kümelenme faaliyetleri olarak adlandırılan söz konusu işbirliği faaliyetleri asimetrik enformasyon ve dışsal ekonomiler gibi piyasa başarısızlıkları nedeniyle her zaman kendiliğinden ortaya çıkmamakta ve olması gerekenden düşük bir seviyede gerçekleşmektedir. Bu durum aralarında Türkiye'nin bulunduğu birçok ülkede kümelenme faaliyetlerine yönelik mali teşvikler düzenlenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda tezimizin amacı Türkiye için kümelenme faaliyetlerini engelleyen piyasa hatalarını ortadan kaldıracak etkin ve etkili bir mali teşvik modelinin geliştirmektir. Çalışmamızın birinci bölümünde kümelenme kavramının kuramsal gelişimi, unsurları ve kümelenme faaliyetlerini engelleyen piyasa başarısızlıkları tanımlanmıştır. İkinci bölümde kümelenmeye yönelik kamu politikaları ve mali teşvik modelleri incelendikten sonra ülke uygulamaları analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de ki mevcut kümelenme teşvikleri değerlendirilmiş ve kümelenme faaliyetlerine yönelik bir teşvik modeli önerisi sunulmuştur. Çalışmamızda ülkemizdeki kümelenmeye yönelik mali teşviklerin etkinliği ülke uygulamalarının karşılaştırmalı analizi ve kalitatif yöntemlerle yapılan saha çalışmalarından elde edilen bulgulara dayalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda geliştirilen model üç unsurdan oluşmaktadır. Birincisi Kalkınma Ajansları tarafından her potansiyel küme için rekabet gücünü arttıracak faaliyetlerin fizibiliteleri ile birlikte tanımlanmasıdır. Ajanslar pro-aktif bir yaklaşımla kümelenme girişimlerini başlatmalı ve asimetrik enformasyonu ortadan kaldıracak "bilgi"yi üretmelidir. Aksi takdirde ne kadar cazip teşvik verilirse verilsin özel sektörün kümelenme faaliyetlerine yönelik harcamaları olması gerektiği düzeyde gerçekleşmeyecektir. Bu şekilde ajanslar mevcut ve bu çalışmayla önerilen teşviklerin öncelikli kümelenme faaliyetlerine koordineli bir şekilde tahsisini sağlayacaktır. İkinci önerimiz kamusal maliyeti yüksek hibe teşviklere alternatif kredi garantisi şeklinde bir teşvik düzenlemesi yapılmasıdır. Üçüncü ve son önerimiz ise ileri teknoloji kümelerinin gelişimi sağlamak üzere yenilikçi küçük işletmelere yatırım yapacak belirli sektörlerde ihtisaslaşmış girişim sermayesi şirketlerine yönelik teşvik düzenlemesi yapılmasıdır.
Türkiye'de serbest bölgelere tanınan mali teşviklerin değerlendirilmesi
Küreselleşmenin etkisiyle rekabet koşullarının değişmesi, yapılacak olan yatırımların ülke içi alanlarda veya serbest bölgelerde gerçekleşmesini sağlamak amacıyla devletlerin bir takım teşvikleri yatırımcılara sunmasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de serbest bölgelere, gelir vergisi ve kurumlar vergisi istisnaları, damga vergisi ve harçlar muafiyeti, KDV istisnası, serbest kar transferi imkânı ve gümrük vergisi muafiyeti şeklinde mali teşviklerin tanınması, serbest bölgelerin yatırımcılar için cazibe merkezleri olarak görülmesini sağlamaktadır. Diğer yandan Türkiye'de ülke içi yatırımların teşviki için uygulanan yatırım teşvik programları da serbest bölgelerde yatırımcılara sağlanan desteklerle benzer yönleri olan şekilde gelişmektedir. Aynı zamanda Türkiye'de serbest bölgelere sağlanan teşvik unsurlarıyla dünyada seçili ülke örnekleri içinde yer alan serbest bölgelerde sağlanan teşviklerin ortak yönlerinin olduğu da görülmektedir. Bu tez çalışmasında öncelikle serbest bölgelerin ve mali teşviklerin, türleri ve ülke ekonomisine etkileriyle ilgili bilgiler verilmiştir. Ardından Türkiye'de serbest bölgelere sağlanan mali teşvikler ve Türkiye'de yatırımlara devlet tarafından sağlanan teşvikler değerlendirilmiştir. Son olarak da Türkiye'de serbest bölgelere tanınan mali teşviklerle seçili bazı ülkelerdeki serbest bölgeler mali teşvikler ve avantajlar açısından değerlendirilmiştir.
Yerel yönetimlerde iyi yönetişim aracı olarak katılımcı bütçeleme: Belediyeler için bir model önerisi
Küreselleşme olgusunun tüm Dünya'yı sarması ile birlikte bilgi ve teknolojideki değişimler ve yaygınlaşan liberal ekonomik yaklaşımlar yeni yönetim anlayışlarını da beraberinde getirmiştir. Tek taraflı yönetim yerine çok taraflı ve birlikte yönetmeye dayalı bir yönetim modeline geçilmesi süreci başlamıştır. İyi yönetişim de bu sürecin ortaya koyduğu araçlardan birisidir. İyi yönetişim, kaynak kullanımında şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi ilkelere dayanan ve katılımı esas alan, dolayısıyla yönetimde temsile, denetime, etkin bir sivil toplumun varlığına, hukukun üstünlüğüne ve demokratikleşmeye önem veren bir anlayıştır. İyi yönetişim anlayışının özellikle yerel yönetim birimlerinde yaygınlaşması ile yerel düzeyde hizmet önceliklerin yönetim ile halk arasında ortak olarak belirlenmesine, yönetim içerisinde katılımcı demokrasi anlayışının yerleşmesine katkı sağlar. Bu durum özellikle belediye bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve denetimi süreçlerinde daha şeffaf, hesap verilebilir ve katılımcı bir yönetim anlayışını beraberinde getirecek, kıt kaynakların doğru ve yerinde harcanmasını sağlayacaktır. Bu çalışma, Brezilya'nın Porto Alegre Kenti'nde başlayan ve tüm dünyada giderek yaygınlaşan katılımcı bütçe modellerini önce teorik açıdan daha sonra uygulamalar dikkate alarak inceleme kapsamına almıştır. Örnek modeller referans alınarak Türkiye'ye özgü bir katılımcı model oluşturulmaya çalışılmıştır. Model sivil toplum örgütlerinin, halkın isteklerini dikkate almada belediye ile halk arasında aracı olması, katılımcılığı artırmaya yönelik bir takım araçların kullanılması, ilköğretimden üniversiteye katılımcı kültür bilincinin yerleştirilmesi ve Türkiye'nin kültür yapısı dikkate alınarak oluşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Katılımcı bütçeleme, iyi yönetişim, katılımcı demokrasi, şeffaflık, hesap verebilirlik, belediye
Türkiye'de kamu borçlarının Maastricht mali disiplin kriterleri çerçevesinde AB ülkeleri ile karşılaştırmalı analizi (2000-2014)
Avrupa Birliği, kuruluşundan itibaren birliğe üye olacak ülkelerin belirli şartları taşımasını öngören uygulamalar gerçekleştirmiştir. Özellikle beşinci genişleme döneminden sonra tam üyelik başvurusunda bulunan ülkelere belirli siyasi ve ekonomik kriterlere uyma şartı getirilmiş, topluluğa katılmak isteyen ülkelerden AB ekonomisine uyumunu sağlayacak olan gerekli ekonomik şartları sağlaması beklenmiştir. Tez çalışmasında , AB ile olan ilişkileri 1959 yılına dayanan ve 2005 senesinde ise AB'ye tam üyelik başvurusu kabul edilen Türkiye'nin, Maastricht Kriterleri çerçevesinde 2000 sonrası bütçe dengesi ve kamu borç stoku göstergelerinin AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Özellikle Maastricht Kriterleri'nden mali disiplin konusunu ilgilendiren bütçe açığı ve borç stoku kriteri ele alınmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin 2000 - 2014 yılları arasında kamu maliyesi alanında gösterdiği gelişim ve uyguladığı stratejilerin ortaya konulmakta ve bu süreçte Maastricht Kriterleri'ne uyum çalışmalarının mali göstergeler üzerindeki etkisi incelenmektedir
Vergilemede bir dönüşüm: Blockchaın temelli vergileme ve Türk vergi sisteminde uygulanabilirliği
Günümüzde, vergi alanında pek çok dijital dönüşüm çalışmaları yapılmaktadır. Bu dönüşümlerin büyük bir çoğunluğu, mükellefler ile ilgili verilerin elde edilmesi ve bu verilerin vergisel işlemlerde kullanılmak üzere bir veri tabanında izlenmesi şeklindedir. Merkezi bir veri tabanında mali verilerin kaydedilmesi, bu veri tabanını kötüniyetli kişilerin saldırılarına hedef haline getirmektedir. Blokzincir teknolojisi, bu tür verilerin dağıtılmış bir ağ yapısında merkeziyetsiz olarak saklanması fırsatı sunarak bu soruna önemli bir çözüm getirmiştir. Blokzincir teknolojisi, işlemlerin kriptografik olarak şifrelendiği ve bloklar halinde bir ağ üzerinde kaydedildiği dağıtık bir defter teknolojisidir. Bu yönüyle veriler ağda yer alan ve düğüm olarak adlandırılan her bir bilgisayarda saklanabilmekte ve veri bütünlüğü ve değişmezliği garanti altına alınmaktadır. Verilerin zincirde yer alan bloklara işlenmesi ağdaki düğümlerin uzlaşısı ile gerçekleştirildiğinden merkezi bir otoriteye veyahut aracıya ihtiyaç duyulmamaktadır. Dolayısıyla bu teknolojinin getirdiği avantajlar, verilerin değişmezliği, şeffaflık ve izlenebilirlik, aracısızlaşma ve etkinlik olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmamız bu teknolojinin tanımı, özelliklikleri, avantaj ve dezavantajları ve kullanım alanlarına değinilerek başlamaktadır. Blokzincir teknolojisinin vergisel işlemlere uygulandığı ülke örnekleri de çalışmamızda yer almaktadır. Devamında, bu teknolojinin Türkiye'de vergisel işlemlere uygulanabilirliği hususuna değinilmiştir. Bu kapsamda vergi kanunları açısından bu teknolojinin potansiyel uygulama alanlarına değinilmiştir. Ayrıca bu teknolojinin Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, KDV, ÖTV ve Damga Vergisi gibi vergi türlerinde yaşanan sorunlara yönelik potansiyel çözüm önerilerine de değinilmiştir. Blokzincir teknolojisinin vergi ile ilişkilendirildiği çalışmalar incelendiğinde, bu çalışmaların çoğunlukla kripto paraların vergilendirilmesi üzerine yapıldığı görülmektedir. Oysa ki bu teknoloji kripto paraların da temelini oluşturan ve kapsamı oldukça geniş olan bir teknolojidir. Çalışmamızın özgünlüğü, bu teknolojinin Türk Vergi Sisteminde yer alan Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, KDV, ÖTV ve Damga Vergisi Kanunları açısından potansiyel kullanım alanları ve önerilerle detaylandırılmış olmasıdır. Bu kapsamda bu vergi türleri açısından görülen bazı sorunlara da çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.