Çukurova University
Discipline

Orthodontics

Çukurova University

442

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Maşrum ve kompaund retraksiyon arklarının dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

ÖZET Maşrum ve Kompaund Retraksiyon Arklarının Dentofasiyal Yapılar Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması Çalışmamız, "CNA Mushroom Loop" ve "Compound Retraction" ark tellerinin dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin araştırılması ve mevcut sonuçlarm birbirleri ile karşılaştırılması amacı ile planlanmıştır. Çalışmaya 30 birey dahil edilmiştir. Üst dört kesicinin retraksiyonu için yaş ortalamaları 15.7±0.7 olan 15 hastaya "CNA Mushroom Loop" Ark Teli (I.grup), yaş ortalamaları 16.4±1.1 olan 15 hastaya ise "Compound Retraction" Ark Teli (II. grup) rasgele uygulanarak iki grup oluşturulmuştur. Çalışma grubuna dahil edilen tüm bireylerden fist kesici retraksiyonu öncesinde (Ti) ve kesici retraksiyonu bitiminde (T2) lateral sefalogramlar, periapikal röntgenler ile ağız içi ve ağız dışı slaytları alınmıştır. I.grupta ûst kesicilerin retraksiyonu için geçen süre (T2-T1) ortalama 161±33 gun, ILgrupta ortalama 215±53 gündür. "CNA Mushroom Loop" Ark Teli'nin iskeletsel yapdar üzerine bir etkisi olmadığı gözlenirken, "Compound Retraction" Ark Teli grubunda, A noktasının konumu hem sagital hem de dikey düzlemde değişmiştir. Üst 1. büyük azı, I.grupta, ortalama 1.4mm öne gelirken üst kesicilerde 5°'lik eğilme hareketi ve lmm gömülme meydana gelmiştir. Üst 1. büyük azı, II grupta, ortalama 1.4mm öne gelmiş ve üst kesiciler gövdesel olarak retrakte olmuşlardır. Her iki ark telinin yumuşak doku üzerine etkileri arasmda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. I. Grup'ta yan kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama 0.8±1.0mm, orta kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama l.l±l.lmm'dir. II. Grup'ta yan kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama 1.3±1.6mm; orta kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama 0.6±1.5mm'dir. Her iki retraksiyon ark telinin üst kesici retraksiyonu sonrasmda üst kesicilerde meydana getirdikleri kök rezorbsiyonu miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Sonuç olarak; her iki retraksiyon ark teli üst kesicilerde farklı hareketler oluşturmaktadır. Her iki ark teli ile üst kesici retraksiyonunda ankraj kaybı klinik olarak aynı miktardadır. Ayrıca her iki ark telinin yumuşak doku ve kök rezorbsiyonu üzerine etkileri arasında istatistiksel farklılık bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: "CNA Mushroom Loop" Ark Teli, "Compound Retraction" Ark Teli, üst kesici retraksiyonu, gövdesel hareket, ankraj, kök rezorbsiyonu, yumuşak doku profili. xııı

Mustafa Kayalıoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Hızlı genişletmede kullanılan compact RPE ve MPES aygıtlarının klinik değerlendirilmesi

ÖZETHızlı Genişletmede Kullanılan ?Compact RPE? ve?MPES? Aygıtlarının Klinik DeğerlendirmesiBu çalışmanın amacı, ?Compact Rpe vidası? ve ?Memory PalatalEkspansiyon Vidası?nın iskeletsel ve dentoalveolar yapılar üzerine olan etkilerinikarşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışma grubu, bireysel tedavi planlamalarındahızlı genişletmeye ihtiyaç duyan 30 bireyden oluşmuştur. Hızlı genişletme işlemiiçin yaş ortalamaları 11,7±1,8 yıl 14 hastaya ?Compact Rpe vidası? , yaşortalamaları 12,2±1,4 yıl 16 hastaya ?Memory Palatal Ekspansiyon Vidası? rastgeleuygulanarak iki grup oluşturulmuştur.Bütün bireylerden, alt üst alçı model kayıtları, lateral sefalometrik,posteroanterior sefalometrik , üst oklüzal filmler ve ağız içi fotoğraflar genişletmeişlemi öncesi (T1), genişletme işlemi sonrası (T2) ve pekiştirme dönemi sonunda (T3)alınmıştır.CRV grubunda hızlı üst çene genişletmesi için geçen süre (T2-T1) ortalama19,6±4,9 gündür. MPEV gubunda ise bu süre ortalama 23,9±8 gündür.(T2-T1) döneminde CRV grubunda palatal düzlem ve maksilla dahaaşağıda konumlanmıştır. CRV grubunda mandibulanın posterior rotasyonu, üstkesici ve üst 1. büyükazı ekstrüzyonu ve ön yüz yüksekliklerindeki artışlar MPEgrubuna göre daha dikkat çekicidir.Her iki vida grubunda maksiller genişlik ve nazal genişlik (T2-T1)döneminde belirgin olarak artmış ve pekiştirme dönemi sonunda da bu artışlarstabil kalmıştır.Model ölçümleri değerlendirildiğinde, U6-6,U5-5,U4-4, U3-3 mesafelerinde(T2-T1) döneminde her iki grupta da belirgin artışlar görülmüştür. Bu dönemdeMPEV grubunda üst 1. büyükazıların distopalatal rotasyon artışı belirgindir.Bu çalışma sonuçları, her iki apareyin de birbirlerine göre üstünlüklerininbulunması nedeniyle tercihin hekim tarafından yapılabileceğini göstermiştir.Anahtar Sözcükler: RME, Midpalatal sutur, Arka çapraz kapanış, Maksillertransvers uyumsuzluk, Damak kubbesix

Burcu Karslı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Flor salan yenı bır ortucu materyalın ın vıtro deĞerlendırılmesı

Demineralizasyon
Egemen Kendi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide seramik ve kompozit yüzeylere bağlanma: Farklı materyal ve yüzey değişikliği uygulamalarının metal ve porselen braketlerin basma dayanıklılığı üzerindeki etkileri

Sevinç Karan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Batı Literatüründe Ortodonti Eğilimlerinin Karşılaştırılması

Bu retrospektif çalışmanın amacı American Journal of Orthodontics and Dentofacial Orthopedics'te (AJO), European Journal of Orthodontics'te (EJO) ve Türk Ortodonti Dergisi'nde (TOD) 1991-2006 yılları arasında yayımlanan araştırmaları, kanıta dayalı tıp ve araştırma etiği açısından değerlendirmektir. Toplam 3091 araştırma, elle tarama yöntemiyle incelenmiştir. Her araştırmanın yayımlandığı dergiye ve yayımlanma yılına, tasarımına, konusuna, ortaklaşa çalışıldığı disipline, kullandığı materyale ve klinik araştırmalarda aydınlatılmış onam ve etik kurul onayı alınıp alınmadığına ilişkin bilgiler kaydedilmiştir. Araştırmaların dağılımını belirlemek üzere deskriptif istatistik yöntemleri kullanılmıştır. Tüm dergilerdeki toplam 3091 araştırmanın 822'si (%25) 1991-1995 yılları arasında, 944'ü (%35) 1996- 2000 yılları arasında ve 1325'i (%40) ise 2001-2006 yılları arasında yayımlanmıştır. Bu araştırmalardan 1823'ü (%59) AJO'de, 959'u (%31) EJO'de ve 309'u (%10) TOD'nde yayımlanmıştır. En çok çalışılan konuların sırasıyla ?ortodontik tedavilerin değerlendirilmesi? (%18,3), ?oral biyoloji? (%16,8) ve ?biyomekanik? (%11,8) olduğu saptanmıştır. Toplam 1444 klinik çalışmanın, 119'u (%8,2) randomize kontrollü klinik çalışma, 126'sı (%8,8) kontrolsüz klinik çalışma ve 1199'u (%83) randomize olmayan kontrollü klinik çalışmadır. Sistematik derleme ve meta analiz çalışmalarının oranı ise sadece %0,8'dir (24/3091). Toplam 554 insan denekli klinik araştırmanın 375'inde (%67,6) aydınlatılmış onam veya Araştırma Etik Kurul onayı alındığına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Hem aydınlatılmış onam hem de Araştırma Etik Kurul onayı alındığı bildirilen araştırma sayısı ise 109'dur (%19,6). Sadece aydınlatılmış onam alındığı belirtilen araştırma sayısı 70'dir (%12,6). Türk Ortodonti Dergisi'nde 1991-2006 yılları arasında yayımlanan araştırmalarda, randomize kontrollü klinik çalışma bulunmamaktadır ve yine bu dergideki araştırmaların hiçbirisinde etik kurul onayı alındığına ilişkin bir bilgi yer almamaktadır.

Funda Gülay Kadıoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

İndirekt bonding ile yapıştırılan braketlerin bağlanma kuvvetleri üzerine farklı ışık kaynaklarının etkisi: laboratuar ve klinik çalışması

Bu çalısmanın amacı ısıkla sertlesen Transbond XT rezinin indirekt yapıstırma materyali olarak kullanılabilirligini arastırmaktır. Çalısmanın in vitro kısmında farklı ısık kaynaklarının ve uygulanan farklı ısınlama sürelerinin etkileri arastırılmıs; mine braket ara yüzünde meydana gelen baglanma dayanımı ölçülmüs ve dis üzerinde kalan adeziv miktarı degerlendirilmistir. Bunun için 120 adet küçük azı disi 6 esit gruba ayrılmıstır. Tüm gruplarda braketler çalısma modelindeki alçı dislere Transbond XT rezin ile yapıstırılmıs ve aktarma kasıkları hazırlanmıstır. lk grupta braketler daimi dislere kimyasal sertlesen Sondhi Rapid-Set kullanılarak yapıstırılmıstır. Diger tüm gruplarda ise bu asamada primeri ile seyreltilmis Transbond XT rezin kullanılmıstır. Asitle pürüzlendirilmis mine yüzeyine primer uygulamasını takiben aktarma kasıkları modeller üzerine yerlestirilmistir. kinci grupta adeziv, Plazma ark ısık kaynagı ile 5 saniye süreyle sertlestirilmistir. 3., 4. ve 5. gruplarda LED ısık kaynagı sırasıyla 5, 10 ve 20 saniye süreyle kullanılmıstır. 6. grupta ise 40 saniye süreyle konvansiyonel halojen ısık kaynagı kullanılmıstır. Tüm disler akrilik bloklara yerlestirilmis ve basma tipi baglanma dayanımı testine tabi tutulmustur. En düsük basma tipi baglanma dayanımı degerleri `Sondhi Rapid Set' indirekt yapıstırma materyalinin kullanıldıgı kontrol grubunda, en yüksek degerler ise seyreltilmis Transbond XT rezinin LED ile 20 s ısınlandıgı grupta elde edilmistir. Yapılan `Tamhane Post Hoc Testi' sonucunda ise Sondhi (p=0.01), LED 5 s (p=0.03) ve LED 10 s (p=0.02) gruplarında elde edilen baglanma dayanımları ile LED 20 s grubunda elde edilen baglanma dayanımları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmustur. ARI skorları açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıstır. İn vivo çalısmada 20 hastada rasgele seçilen 2 segmentte disler LED ile 20 s ısınlanan seyreltilmis Transbond XT rezin ile indirekt olarak, kalan diger 2 segmentte ise yine LED ile 20 s ısınlanan Transbond XT rezin ile direkt olarak braketlenmistir. Braketlerin kopma oranları 6 ay süreyle takip edilmistir. Ayrıca, bu iki yapıstırma yönteminin periodontal dokular üzerine olan etkileri `Dis eti indeksi' ve `Plak indeksi' ile incelenmistir. 6 aylık takip periyodu sonunda test edilen iki yapıstırma yönteminin kopma oranları ve periodontal dokular üzerine olan etkileri arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıstır.

Demet Demir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Düşük sürtünmeli braket sistemlerinin seviyeleme safhasındaki etkinliklerinin konvansiyonel braketler ile karşılaştırılması

Giriş: Çalışmamızın amacı iki farklı kendinden bağlanan braket ve bir düşük sürtünmeli elastomerik ligatürün, ileri derece mandibuler kesici çapraşıklığı olan bireylerde, mandibüler çapraşıklığın çözülmesi aşamasındaki etkinliklerinin ve bu aşamada mandibuler dental arklara olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, alt çenede çekim planlanmayan, ileri derecede mandibuler çapraşıklığı bulunan (İr>6) ve tüm daimi dişleri sürmüş 60 birey dahil edilmiştir. Bu bireyler daha sonra rastgele bir biçimde dört guruba ayrılmıştır: Konvansiyonel edgewise braketi ve konvansiyonel elastik ligatür, SmartClip braketleri, Damon braketleri ve konvansiyonel braket Slide düşük sürtünmeli elastik ligatürleri uygulanan guruplar. Gruplar 4 aylık bir dönemde, mandibüler çapraşıklığı çözme etkinlikleri ve mandibuler arklara olan etkileri açısından karşılaştırılmıştır. Çapraşıklık çözme etkinlikleri İrregülerite İndekslerindeki değişimlere göre hesaplanmış, mandibuler arka olan etkileri ise intermolar mesafe, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri ile belirlenmeye çalışılmıştır. Bulgular ve sonuçlar: Kruskal-Wallis analizi, mandibüler çapraşıklığı çözme etkinliği bakımından dört braket/ligasyon gurubu arasında hiçbir anlamlı fark gösterememiştir. Mandibüler arklara etki bakımından da dört gurup arasında herhangi bir farklılık bulunamamıştır. Mandibüler çapraşıklık 4 ay içerisinde 5.72±0.84mm azalırken, tüm guruplarda intermolar mesafede belirgin bir değişiklik gözlenmemiş, interkanin mesafe 1.98±0.63mm ve mandibuler ark uzunluğu 2.35±1.2mm artmıştır.

Fakir Uzdil
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Bolton uyumsuzluğu ölçümünde yeni bir yöntem

İyi bir fonksiyonel kapanışın sağlanabilmesi üst ve alt çenedeki diş boyutları arasında bir oran olması gerekmektedir. Bolton uyumsuzluğu ideal kapanışın sağlanmasını engelleyecektir. Çoğu ortodontist tedavi öncesi zaman kazanmak için bu uyumsuzluğun bulunmasını görmezden gelir. Bizim bu çalışmadaki amacımız hangi dişlerin daha çok bolton uyumsuzluğu yarattığını ve bolton uyumsuzluğunun belirlenmesinde daha kolay bir yöntemi bulabilmektir.Çalışmamızda 172 tedavi öncesi ve 49 tedavi sonrası model kullanılmıştır. İdeal Bolton Oranı (İBO), Amerikan Ortodonti Komitesi dental dercelendirme sistemi kullanılarak değerlendirilen 49 mükemmel kapanışa sahip modellerden belirlenmiştir. Elde edilen data Pearson korelasyon ve paired sample t testi ile değerlendirilmiştir.İdeal ön oran 76,66± 2,19, tüm oran ise 90,54± 1,71 olarak bulunmuştur. Alt ikinci küçükazı ve birinci büyükazıların toplam boyutu ile üst ön ve yan kesici dişlerin toplam boyutu arasındaki oranının korelasyon değeri (r=0,73) İBO ile yüksek bulunmuştur. T testine göre, sağ ve sol oranlar, sağ oran ile İBO ve sol oran ile İBO arasında farklılık bulunmuştur (p<0,05). Çapraz kadranlardan hesaplanan Bolton oranları (ör: Sol alt/ sağ üst) kendi arasında ya da İBO arasında istatiksel olarak fark göstermemiştir.Alt ikinci küçükazı, büyükazı ve üst kesiciler Bolton uyumsuzluğunun belirlenmesi için prediktör olarak kullanılabilir. Bolton oranının çapraz kadranlardan hesaplanması alternatif ve daha kolay bir yol olabilir.

BoyutBoyut ölçmeDental ark+4
Engin Peray
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Mine yüzeyindeki beyaz lezyonların CPP-ACP ile remineralizasyonu sonrası braket bağlanma dayanımlarının incelenmesi: İn vitro çalışma

Bu çalışmanın amacı; In vitro ortamda oluşturulmuş beyaz lezyonların CPP-ACP ile remineralizasyonu sonrasında mine yüzeyine yapıştırılan braketlerin bağlanma dayanımlarını incelemektir. Ayrıca, mine yüzeyinin remineralizasyon, demineralizasyon ve profilaksi işlemleri sonrasında ve de remineralize olmuş mine yüzeyinin asit ataklara maruz bırakılması sonrasında meydana gelen değişiklikler SEM ile incelenmiştir. Bunun için 40 adet büyük azı, 120 adet küçük azı dişi kulanılmıştır. SEM incelemesi için büyük azı dişlerinin vestibül yüzeylerinden kesilerek elde edilen mine blokları kullanılmıştır. Remineralizasyon solüsyonu olarak % 1 (w/v) Recaldent? (CPP-ACP: Casein Phosphopeptide- Amorphous Calcium Phosphate), demineralizasyon solüsyonu olarak 0.1 mol/L lactic-asit tampon çözeltisi hazırlanmıştır. Örnekler 37 C° de 4 gün süreyle demineralizasyon solüsyonunda, 10 gün süreyle remineralizasyon solüsyonunda bekletilmişlerdir. Profilaksi grubunda örnekler 30 gün boyunca günde iki kez 10'ar dk. önce remineralizasyon solüsyonuna ardından da demineralizasyon solüsyonuna tabi tutulmuştur. Braketlerin bağlanma dayanımlarının incelendiği bölümde remineralizasyon, demineralizasyon ve profilaksi işlemlerininden sonra mine yüzeyine braketler yapıştırılmış ve testometrik cihazında koparma işlemi yapılmıştır.En düşük bağlanma dayanımı değeri demineralizasyon grubunda, en yüksek değerler ise mine yüzeyine herhangi bir işlemin yapılmadığı kontrol grubunda elde edilmiştir. Demineralizasyon grubunda elde edilen değerler profilaksi ve kontrol grubuna kıyasla istatistiki olarak anlamlı farklılık gösterirken, diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. SEM görüntüleri incelendiğinde, CPP-ACP'ın yüksek oranda remineralizasyon özelliğinin olduğu, remineralize olmuş yüzeylerin kontrol grubuna kıyasla sonraki asit ataklara daha dirençli olduğu görülmektedir.

Dental bondingDental mineDiş remineralizasyonu+2
Kağan Keleş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı bireylerde mandibular kemik boyutlarının ve kemik yapısının değerlendirilmesi

Dudak damak yarıkları (DDY), kraniyofasiyal büyümeyi etkileyen konjenital anomalilerdir. Literatürde çoğunlukla maksiller değişiklikler incelenirken, mandibulanın morfolojisi, mikroyapısı ve asimetrisine ilişkin veriler sınırlıdır. Bu çalışmada, tek ve çift taraflı DDY'li bireylerde mandibular trabeküler kemik yapısı ile kondil–ramus morfometrisi değerlendirilmiş ve bulgular DDY'siz iskeletsel Sınıf I ve III olgularla karşılaştırılarak asimetri araştırılmıştır. Çalışmaya, her birinde 25 birey bulunan dört grup (çift taraflı DDY, sol tek taraflı DDY, DDY'siz iskeletsel Sınıf III ve DDY'siz iskeletsel Sınıf I kontrol) dahil edilmiştir. Panoramik radyograflarda posterior mandibula bölgelerine 50×50 piksellik ilgi alanları yerleştirilerek fraktal analiz, histogram analizi ve AutoCAD ile kondiler yükseklik ölçümleri yapılmış; veriler tek yönlü varyans analizi ve post-hoc Tukey testleriyle incelenmiştir. Sonuçlar, özellikle sol angulus bölgesinde gruplar arasında anlamlı farklar ve Sınıf I kontrol grubunda daha yüksek kondiler Yükseklik-1 değerleri olduğunu göstermiştir (p<0,05). Sağ–sol karşılaştırmalar, tek taraflı DDY ve iskeletsel Sınıf III olgularda mandibular angulus ve kondiler yükseklikte daha belirgin asimetriye, Sınıf I kontrolde ise daha simetrik bir yapıya işaret etmiştir. Histogram analizinde DDY gruplarında gri seviye yoğunluğunda azalma eğilimi izlenmiş; DDY ve iskeletsel Sınıf III maloklüzyonun mandibular trabeküler yapı ile kondil–ramus simetrisini değiştirdiği ve kullanılan yöntemlerin bu farklılıkların panoramik radyograflar üzerinden non-invaziv, kantitatif değerlendirilmesinde yararlı olduğu sonucuna varılmıştır.

Elif Sağır
Gaziantep University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus tedavisi öncesi ve sonrası eklem konumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, II. Sınıf 1. bölüm kapanış bozukluğuna sahip hastalarda uygulanan forsus aygıtının kondil konumları üzerindeki etkisinin hem sentrik ilişki (Sİ) kayıtları hem de konik huzme ışınlı bilgisayarlı tomografi (KHBT) görüntüleri aracılığıyla belirlenmesidir.Çalışmamız II. Sınıf 1. bölüm maloklüzyon gösteren 35 birey (yaş ort.14 yıl) üzerinde yürütülmüştür. Tüm hastalar sabit fonksiyonel tedavi endikasyonu konmuş hastalardır. Fonksiyonel tedavi öncesi ve sonrası KHBT görüntüleri üzerinde eklem boşlukları incelenmiş ve Roth'un `Power Centric' metodu ile Sİ kayıtları alınarak, `Mandibular position indicator' (MPI) ölçümleri yapılmıştır.MPI kayıtlarında, kondillerin alışılmış kapanış (SO) konumunda sentrik ilişkideki konumlarına göre çoğunlukla daha aşağı ve arkada yerleştikleri bulunmuştur.Forsus tedavisi öncesinde ve sonrasında dik yöndeki sapma miktarı ön-arka yöndeki sapma miktarından daha fazladır. Forsus tedavisi öncesinde hastaların 23'ünde (%65,7) 2mm ve daha fazla sentrik sapma tespit edilmiştir.Forsus tedavisi öncesinde Sİ-SO farkı 2 mm ve üzerinde olan hastalarda forsus tedavisi sonrasında sapma değerlerindeki azalma istatiksel olarak anlamlı düzeyde iken Sİ-SO farkı 2mm'den az olan hastalarda istatiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmemiştir.KHBT görüntülerinde ise forsus tedavisi öncesinde ve sonrasında kondillerin önde konumlandığı bulunmuştur. Forsus tedavisi öncesi ve sonrası alınan kayıtlarda, alt çene kondil konumunda istatistiksel olarak belirgin bir farkın oluşmadığı ortaya çıkmıştır.Sabit fonksiyonel tedavinin eklem konumları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesinde hasta sayısının daha fazla olduğu uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

Maloklüzyon-angle sınıf IIMandibular kondilOrtodonti+2
Yasemin Özyürek Türkdönmez
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının braketlerin yapışma dayanıklılığı üzerine olan etkisi

Kompozitin sertleşmesi; kullanılan ışık cihazı, ışık cihazının ışık yoğunluğu, yapıştırıcının ışığa ne kadar süre maruz bırakıldığı, mine yüzeyini pürüzlendiren asitin tipi, uygulanma süresi, asit konsantrasyonu, yapıştırıcının içeriği ve tipi, braket tabanının şekli, braket materyali ve dişin tipi gibi birçok faktörden etkilenir. Bu çalışmanın amacı, tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının (TKICB) kullanımının braketin yapışma dayanıklılığı üzerine olan olası etkisini araştırmaktır. Ayrıca, TKICB'larının kullanımının kompozitin sertliğini nasıl etkilediği de incelenmiştir.Çalışmamızda 120 adet çekilmiş küçük azı dişi kullanıldı. Her biri 20'şer dişten oluşan toplam 6 grup vardı. LED ve halojen ışık cihazları; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı. Işık cihazlarının ışık yoğunlukları her kullanımdan önce ölçüldü ve kaydedildi.Kompozitin sertliğini incelemek amacıyla; 2 mm yüksekliğinde, 5 mm çapında kompozit silindir bloklar hazırlandı. Her bir grup için 20 olmak üzere, toplam 120 standart kompozit silindir blok hazırlandı. Toplamda 6 grup vardı. Her iki ışık cihazı; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı.En yüksek yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında da streç filmin kullanıldığı grupta görülürken, en düşük yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında elastik başlığın kullanıldığı grupta görülmüştür. Kontrol grubu, streç film ve elastik başlık kullanılan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Kompozitin Knoop sertlik değerinde, kullanılan ışık cihazları arasında anlamlı fark görülmemiştir. En düşük Knoop mikrosertlik değerleri, her iki ışık cihazında da kontrol grubunda görülmüştür. Streç film kullanılan grup ile elastik başlık kullanılan grup arasında anlamlı fark görülmemiştir.

Dental bondingDental mineIşık+4
Yelda Karaca Döner
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide kullanılan pekiştirme tedavisi tiplerinin konuşma sesleri üzerine etkisinin fonetik inceleme yöntemleriyle araştırılması

Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda maloklüzyon şikâyetiyle tedaviye alınmış ve ortodontik tedavisi bitmek üzere olan hastalardan oluşturulan gruba, tedavi sonrası uygulanan farklı pekiştirme apareylerinin konuşma sesleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Hawley, essix ve sabit retainer apareylerinin kullanıldığı 33 hastadan, debonding öncesi apareysiz (T0), aparey takılarak debonding sonrası ilk 24 saat içinde (T1), 1 hafta (T2), 1 ay (T3) ve 3 ay sonra (T4) olmak üzere ses kayıtları alınmıştır. Hastaların konuşma seslerindeki değişimin incelenmesi için özel metinler oluşturulmuş, kendilerinin ve çevrelerinin değişimi fark edip etmediğine dair algısal sorular yönlendirilmiştir. Kayıtlar yalıtımlı bir odada, apareylerin konumu itibariyle etkilediği diş-dudak, diş, dişeti, sert ve yumuşak damak seslerinin IPA'daki yerine göre; [ f ], [ t ], [ s ], [ ʃ ], [ ʧ ], [ k ] sesleriyle alınmıştır. Kayıt sonrası segmentasyon işlemi ardından spektral momentlerin cog, sd, skewness, kurtosis değerlerine bakılarak grup içi farklı zaman aralıklarında seslerin değişimi ve gruplar arası farklılıklar incelenmiştir. Sonuç olarak; hastaların 1. ay sonunda ses değişikliklerinin devam ettiği, 3. ayda normale döndüğü görülmektedir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, en çok essix apareyinde konuşma seslerinin etkilendiği görülürken, sabit retainer kullanan hastalarda seslerin fazla etkilenmediği, toleransın daha iyi olduğu saptanmıştır.

AkustikKonuşmaMaloklüzyon+3
Seher Yeşildal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

İki farklı sayısal ortodontik modelleme yönteminin güvenilirlik ve geçerlilik açılarından karşılaştırılması

Sayısal ortodontik modellerin teşhis ve tedavi planlamasında kullanımı gelişen yazılım teknolojilerinin getirdiği avantajlar ile giderek yaygınlaşmaktadır. Geleneksel olarak lazer yüzey tarama metodu kullanılarak elde edilen sayısal modellerin güvenilir ve geçerli olduğu kanıtlanmışken alçı modeller üzerinde yapılan direkt ölçümler ?altın standart? olmaya devam etmektedir. Ölçü maddesi ve kapanış mumunun direkt KIBT (konik ışınlı bilgisayarlı tomografi) ile taranması yoluyla yapılan sayısal modelleme nispeten yeni geliştirilen bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı yöntem ile elde edilen sayısal ortodontik modeller üzerindeki ark içi ve arklar arası ölçümlerin güvenilirlik ve geçerliliklerini kıyaslamaktır. Çalışmamız, kliniğimize ortodontik tedavi amacıyla başvuran 50 hastadan elde edilen alçı ve sayısal modeller üzerinde yapılmıştır. Her hastadan, PVS (Polivinil siloksan) ölçü maddesi ile ölçüler alınarak, bir alçı model ve farklı yöntemlerle çalışan iki modelleme firması (Orthomodel, Orthoproof) aracılığı ile de iki sayısal model elde edilmiştir. Modeller üzerinde ark içi ve arklar arası lineer ölçümler ve bu çalışmaya değiştirerek uyarladığımız PAR (Peer Assessment Rating) skorlaması kullanılmıştır. Elde edilen veriler ICC (Intraclass Correlation Coefficient) katsayısı hesaplanarak ve tek yönlü ANOVA testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda aynı araştırmacı tarafından tekrarlanan ölçüm sonuçları değerlendirildiğinde tüm gruplarda güvenilirliğin oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir (ICC>0.90). Her iki yöntemle de oluşturulan sayısal modellerdeki ölçümleri altın standardı temsil eden alçı modeller ile kıyasladığımızda hiçbir lineer ölçümde ve skorda istatistiksel ve klinik olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). KIBT tarama yöntemi ile oluşturulan sayısal modeller üzerindeki ortodontik ölçümlerin güvenilirlik ve geçerliliği geleneksel lazer yüzey tarama yöntemi ile elde edilen sayısal modellerdekilerden farklı değildir.

Güvenilirlik ve geçerlilikModellenmeOrtodonti+5
Arda Meriç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kaplamalı ve kaplamasız iki farklı seramik braketin kompozit yapışma dayanıklılığının karşılaştırılması

Ortodontik tedavi gören erişkin sayısındaki artış ve özellikle çoğunluğunu kadınların oluşturması, estetik kaygıları ön plana çıkarmıştır. Teknolojideki gelişmelerin de yardımıyla bu estetik kaygılara çözümler aranmaya başlanmıştır. Teknolojideki gelişim ve estetik kaygıların daha da artması üreticileri hem daha estetik, hem de teknik performansı yeterli materyallerin üretimi konusunda harekete geçirmiş ve bu çerçevede seramik braketlerin üretimi gündeme gelmiştir. Birinci jenerasyon seramik braketler, ilk kez 80'li yıllarda piyasaya sürülmüş, tabanları silan kaplanarak üretilmiş, kimyasal bağlanma özelliğine sahip braketlerdir. 90'lı yıllarda mekanik bağlanma özelliğine sahip ikinci jenerasyon braketler piyasaya sürülmüştür. Üçüncü jenerasyon braketler ise 1997 yılında üretilmiş, mekanik tutuculuğa sahip olan ve braketi çıkarmayı kolaylaştırıcı dikey olukların bulunduğu braketlerdir. Bu oluklar çıkarma sırasında braketin kendi içinde kırılarak, dişten daha kolay ayrılmasını sağlar. Bu gelişmelerle beraber yapıştırma esnasında braket tabanında daha düzenli adeziv kalınlığı elde etmek, hasta başında geçirilen sürenin kısaltılması, kontaminasyon riskinin azaltılması amacıyla kaplamalı seramik braketler üretilmiştir. Son dönemlerde üretilmiş olan yeni nesil seramik braketlerin ise mekanik polimer taban özelliği sayesinde, braketin çıkarma esnasında esneyerek dişten kolaylıkla ayrıldığı savunulmaktadır. Literatürde ise bu hipotezi destekleyen bir çalışma henüz yoktur. Bu çalışmanın amacı, kaplamalı ve kaplamasız farklı seramik braketlerin kompozit yapışma dayanıklılığını karşılaştırmaktır. HO hipotezi, braketler arasında kompozit yapışma dayanıklılığı açısından fark yoktur. H1hipotezi ise braketler arasında kompozit yapışma dayanıklılığı açısından anlamlı fark vardır. Bu amaçla kaplamalı ve kaplamasız 2 farklı seramik braketin kullanıldığı grup çalışma grubunu oluştururken, kontrol grubu olarak da kaplamalı ve kaplamasız metal braket kullanılacaktır. Her bir dişin bukkal yüzeyi polisaj patı ile temizlenecek sonrasında yıkanıp kurutularak %37'lik fosforik asit ile pürüzlendirilecektir. Primer uygulamasını takiben kaplamasız braket yüzeylerine kompozit uygulanarak diş yüzeyine yerleştirilecektir. Kaplamalı braketler ise direk diş yüzeyine yerleştirilecektir. Yapay yaşlandırma sonrasında braketler kopartılacak ve yapışma dayanıklılığı ölçülecektir. Gruplar birbirleriyle karşılaştırılarak, hem kaplamalı ve kaplamasız farklı seramik braketler kendi aralarında, hem de metal braketler ile yapışma dayanıklılıkları arasında fark olup olmadığı değerlendirilmiştir.

Dental aygıtlarDental bondingOrtodonti+2
Neslihan Yıldırım
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
10
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontik tedavi sırasında oluşan beyaz lezyonların önlenmesinde flor salınımı yapan ışıkla sertleşen rezin materyalinin etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü klinik çalışma

Bakteriler tarafından üretilen organik asitlerin diş minesindeki interprizmatik boşluklardan girerek apatit kristallerini, kalsiyum ve fosfat iyonlarını çözmesi sonucu beyaz lezyonlar oluşmaktadır. Günümüzde başlangıç mine lezyonlarının (beyaz lezyon) oluşum mekanizması tüm ayrıntıları ile bilinmektedir. Yaygın beyaz lezyonlar; ağız hijyenine dikkat etmeyen bireylerde, kronik rahatsızlığı (Kserostomia, Serebral Palsy vb….) olan bireylerde, hamilelerde, reflü gibi rahatsızlıklardan dolayı asit erozyonu gözlenen ve ortodontik tedavi süresince ağız hijyenini sağlayamayan bireylerde sıklıkla gözlenmektedir. Sabit ortodontik tedavi sürecinde oluşan beyaz lezyonlar, hem estetik açıdan hem de dişlerin sağlığı açısından çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu önlemek amacıyla kullanılan birçok çürük önleyici materyal, in vitro ve in vivo olarak değerlendirilmiştir. Bu materyallerden Cpp-Acp'nin (Tooth Mousse, RecaldentTM.; GC, Corp, Japan) in vitro ve in vivo çalışmalarda beyaz lezyonları önleme açısından oldukça etkin olduğu görülmüştür. Son dönemlerde ortaya çıkan, beyaz lezyon oluşumunu önleyen yeni bir ajan olan Ortho Coat (Ortho Choice, Pulpdent, Watertown, Mass) ile ilgili ise in vitro çalışmalar yapılmıştır; fakat literatürde in vivo olarak yapılan bir çalışma yoktur. Bu tez çalışmasında, dahil edilme kriterlerine uyan 60 hastanın ağız içi 4 eşit parçaya ayrılarak, braketleme aşamasından sonra, Ortho-Coat ve Cpp-acp üst çenede randomize olarak seçilen bölgelere uygulanmış, diğer bölgeler ise kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Tedavi başlangıcında ve 6 aylık gözlem süresi sonrasında yapılan ölçümler grup içi, gruplar arası ve kontrol gruplarına göre değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, ortodontik tedavi sırasında yetersiz ağız hijyeni nedeni ile oluşabilecek olan ve çürük başlangıcı olarak tanımlanan beyaz lezyonların önlenmesi amaçlanmıştır. Bireylere hem estetik açıdan, hem de ağız sağlığı açısından katkıda bulunmanın yanı sıra; yapılacak olan analizler sonucunda değerlendirilen ürünlerin beyaz lezyonların önlenmesine ne ölçüde etki edeceği incelenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle bu tez çalışmasında; ortodontik tedavi sırasında oluşan beyaz lezyonları önleme iddiasında olan Ortho Coat, bu konuda etkili olduğu düşünülen Cpp-Acp(Tooth Mousse) ile tedavi öncesinde ve 6 aylık gözlem süresi sonrasında karşılaştırılmıştır. Bu ürünlerin uygulandığı bölgelerde tedavi öncesinde ve 6 ay sonrasında yapılan ölçümler birbirlerine ve kontrol gruplarına göre karşılaştırılarak, istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Ortho Coat ve Cpp-Acp uygulanan bölgeler birbirlerine göre kıyaslandığında; Ortho Coat uygulanan bölgelerde, 6 aylık süreçte, Cpp-Acp uygulanan bölgelere göre beyaz lezyon oluşumuna daha az rastlanmış, daha düşük değerler elde edilmiş; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

Dental mineDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+3
Neslihan Karataş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt çeneyi önde konumlandıran ağız içi fonksiyonel aparey ile birlikte düşük doz lazer tedavisinin diyabetik ratların alt çene kondilinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi

Mandibular retruzyona bağlı Sınıf II malokluzyonlar, mandibulanın öne büyümesini hızlandıran ve kondiler büyümeyi uyaran fonksiyonel apareylerin kullanımıyla tedavi edilebilir. Bu süreç, kemik ve mineral metabolizmasında değişikliklere neden olan Tip 1 Diabetes Mellitus tarafından bozulabilir. Bu çalışmanın amacı, düşük doz lazer terapisiyle birlikte fonksiyonel apareylerin tedavi sırasında kullanımının, Tip 1 Diabetes Mellitus vakalarında kondiller cevaba etkilerinin değerlendirilmesidir. Ağırlıkları 210 ile 250 gr arasında olan 65 rat, rastgele 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=5) kontrol grubu, Grup 2, 4, 5, 6 ve 7 ise fonksiyonel aparey uygulanan gruplardır. Grup 3, 4, 5, 6 ve 7 de Strepdozocin(STZ) uygulanmasıyla diyabet oluşturuldu. Grup 5 ve 7, insulin ile kontrol altına alındı. Grup 6 ve 7'ye ise 8 J/cm2 düşük doz lazer uygulandı. 4 hafta sonra, mandibular kondilde yeni kemik yapımı ve kondiller kıkırdak kalınlığını incelemek için histomorfometrik analizler yapıldı. Diyabetik grup ile tedavi grupları arasında önemli farklar varken, kontrol grubu ve diyabetik gruplar (Grup 3 hariç) arasında önemli fark bulunamadı. Sağlıklı ve insülinle tedavi edilen gruplarda aparey kullanımının, tüm kıkırdak tabaka kalınlığı ve yeni kemik oluşumu parametreleri üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Lazer uygulamasının, yalnız insülinle tedavi edilen grupta istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olduğu görüldü. Sonuç olarak; fonksiyonel apareylerin sağlıklı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmış olan Diabetes Mellitus vakalarında daha etkili olduğu ve lazer terapisinin tedavi altındaki Diabetes Mellitus'ta remodelling sürecinin stimulasyonu için fayda sağlayabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel apareyler, Lazer terapisi, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Tip 1 diabetes mellitus.

Diabetes mellitus-tip 1Lazer tedavisiMandibula+6
Zryan Jaza Hama Salıh
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ağız bakım ajanlarının ortodontik mini vida çevresindeki floraya olan etkilerinin in-vivo olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı ağız bakım ajanlarının ortodontik tedavi gören hastalara uygulanan mini vida çevresindeki floraya olan etkilerinin in-vivo olarak incelenmesidir. Sabit ortodontik tedavi gören 55 hastadaki 80 mini vida çalışma için seçilmiş ve mini vidalar rastgele 4 gruba ayrıldı. 1. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu (Grup 1), 2. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve %0,12 klorheksidin içerikli gargara (Grup 2), 3. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve Listerine gargara (Grup 3), 4. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve steril su spreyi (Grup 4) 3 haftalık süreyle kullandırıldı. Başlangıçta (T0) ve ağız bakım ajanının kullanıldığı 3 haftalık süre sonunda (T1), paper point yardımıyla biyolojik örnekler toplandı. Ardından tüm örnekler mikrobiyoloji laboratuvarında flora sayımı için kültüre edildi. Hastaların ajan kullanım performansları ve mini vida bölgesindeki periodontal indeks değerleri ölçüldü. Sonuç olarak Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'te mini vida etrafındaki toplam mikroorganizma sayısı, Grup 1'e göre daha çok azaldı. Grup 1 haricindeki 3 grubun birbirleriyle olan karşılaştırmasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Mikroorganizma türünde değerlendirme yapıldığında, T1 zamanında tüm gruplar için, herhangi bir mikroorganizma sayısında istatistiksel olarak anlamlı değişiklik gözlenmedi. Sonuç olarak Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'teki ağız bakım ajanları, mini vida etrafındaki hijyeni sağlamak ve florayı azaltmak için kullanılabilir.

Ağız florasıDiş macunlarıKemik vidaları+5
Bayram Asarkaya
Gaziantep University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus apareyinin kondilin sentrik ilişki konumu üzerindeki etkileri

Bu tez çalışmasının amacı, forsus apareyinin, mandibular kondilin sentrik ilişki (Sİ) konumu üzerindeki, ortodontik tedavi sonrası ortalama iki yıllık etkilerini, sentrik ilişki kayıtları ile tespit etmektir. Çalışmamız, II. Sınıf 1. Bölüm kapanış bozukluğuna sahip 32 hasta (yaş ort. 15 yıl) üzerinden yürütülmüştür. Forsus apareyi öncesi, sonrası ve ortodontik tedavi bitiminden sonraki takip (ortalama 2.yıl) döneminde Roth'un 'Power Centric' metodu kullanılarak hastalardan sentrik ilişki kayıtları alınmış ve MPI (Mandibular Position Indicator) ölçümleri yapılmıştır. MPI bulgularına göre, dikey yönde meydana gelen ortalama sapma miktarı her üç dönemde hem sağ hem de sol kondilde ön-arka yönde görülen ortalama sapma miktarından daha fazla bulunmuştur. Forsus tedavisi öncesinde fizyolojik sınır dışında sapma (dikey ve ön-arka yönde ≥2mm, yatay yönde ≥0,5mm fazlalık) tespit edilen hastalarda, hem dikey hem de ön-arka yönde forsus tedavisi sonrası ve ortodontik tedavi sonrasındaki uzun dönemde sentrik sapma miktarında anlamlı düzeyde azalma meydana gelmiştir. Başlangıçta fizyolojik sınır içinde sapma gösteren hastalarda ise dönemler arasında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Sonuç olarak; forsus tedavisinin, çalışma hastalarında, dikey ve ön-arka yöndeki fizyolojik sınır dışındaki sentrik sapma miktarını azalttığı ve bu durumun tedavi sonrası iki yıllık süreç içerisinde korunduğu tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibular kondil+3
Emel Engin Çakıroğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kendinden bağlamalı braket sistemlerinde twin force bite corrector kullanımının eklem konumu ve lateral sefalometrik değerler üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, II. sınıf I. bölüm kapanış bozukluğuna sahip hastalarda Twin Force Bite Corrector sabit fonkiyonel apareyin lateral sefalometrik değerler ve eklem konumu üzerindeki etkilerini kendinden bağlamalı (Damon) ve geleneksel braketler (MBT) arasında karşılaştırarak ortaya koymaktır. Çalışmaya dâhil edilen 32 hasta (ort yaş 13,6), kendinden bağlamalı Damon braketlerin (ort yaş 12,7) ve geleneksel braketlerin (ort yaş 12,6) kullanıldığı hasta grubu olarak rastgele ikiye ayrılmıştır. Lateral sefalometrik radyografiler ve eklem konumunu belirlemek için kullanılan sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kayıtları tedavi öncesi (T0), TFBC öncesi (T1), TFBC sonrası (T2) ve tedavi bitimi (T3) olarak 4 dönemde alınmıştır. Toplam 128 lateral sefalometrik röntgen ve 128 sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kaydı değerlendirilmiştir. Toplam tedavi süresi ortalama 16 aydır ve tedavi süreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. TFBC apareyinin hastalar üzerindeki genel etkileri olarak; üst çene gelişiminde gerileme, üst ve alt çene ilişkisinde düzelme, oklüzal düzlemin saat yönünde rotasyonu, overjet ve overbite değerlerinde azalma, üst kesicilerin geriye hareketi ve geriye eğimi, alt kesicilerin ileri hareketi, ileriye eğimi ve gömülmesi, üst azıların gömülmesi ve distal rotasyonu tespit edilmiştir. Dik yön yüz değerlerinde ve alt çenenin ön-arka yöndeki hareketinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunmamıştır. TFBC apareyinin etkileri, iki grup olarak karşılaştırıldığında ise Damon grubunda, MBT grubuna kıyasla SNA, ANB ve IMPA açısında Wits değerinde, alt yüz yüksekliğinde ve overjette daha fazla azalma, oklüzal düzlem açısında daha fazla rotasyon izlenmiştir. TFBC apareyinin eklem konumu üzerindeki etkisine bakıldığında başlangıç aşamasında, sentrik oklüzyon-sentrik ilişki arasındaki fizyolojik sapma % 40 oranında görülürken tedavi sonunda bu değerin %21'e düştüğü görülmüştür. Tedavi sonrası sağ ve sol kondilde ön-arka yönde sentrikte sapma değerlerinde tedavi öncesine göre azalma tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eklem konumu, Geleneksel braketler, Kendinden bağlamalı braketler, Twin Force Bite Corrector, Sentrik ilişki, Sentik sapma

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibular kondil+2
Cemre Geze
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüz maskesi ve modifiye forsus apareylerinin geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki sınıf III hastalarda dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı; büyüme ve gelişimi devam eden, geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki, maksiller gerilikten kaynaklı sınıf III hastalarda, Yüz Maskesi ve Modifiye Forsus aygıtlarının; dentoalveolar, iskeletsel ve yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran 45 hasta 3 gruba ayrılmıştır. 15 hasta Yüz Maskesi, 15 hasta Modifiye Forsus ve 15 hasta Kontrol grubunu oluşturmaktadır. Tedavi ve kontrol gruplarında, uygulama-kontrol öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyografiler, intraoral ve ekstraoral fotoğraflar alınmıştır. Uygulama süresi, Yüz Maskesi grubunda 9.25 ay, Modifiye Forsus grubunda 4.54 ay olarak saptanmıştır. Kontrol grubunda gözlem süresi 6.1 ay olarak belirlenmiştir. İki tedavi grubunun tedavi süreleri karşılaştırıldığında, Modifiye Forsus grubunun, Yüz Maskesi grubuna göre anlamlı derecede kısa sürdüğü belirlenmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda Yüz Maskesi grubunda overjette meydana gelen 5.91 mm'lik artışın, %68'i iskeletsel, %32'si dental değişikliklerden kaynaklanırken; Modifiye Forsus grubunda 5.45 mm'lik artışın, %43'ü iskeletsel %57'si dental değişikliklerden kaynaklanmıştır. Yüz Maskesi grubunda; Modifiye Forsus ve Kontrol gruplarına göre SNA, A-VR, A-HR ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur. Modifiye Forsus grubunda ise U1/PP açısında ve U1-MaxVR mesafesinde Yüz Maskesi ve Kontrol grubuna göre anlamlı artış bulunmuştur.

Dental aygıtlarDentofasiyal yapıMaloklüzyon+6
Mehmet Ali Yavan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sagital suturdaki hızlı genişletme ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisinin yeni kemik oluşumu ve relaps üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, sagital suturunda hızlı genişletme yapılmış ratlarda düşük doz lazer terapisinin, sutur bölgesinde yeni kemik oluşumuna ve relaps üzerine etkisini histolojik ve radyografik olarak incelemektir. Çalışmamızda kullanılan 36 adet 6-8 haftalık Wistar erkek ratta 100 gram kuvvet uygulayan bir ekspansiyon apareyi ile 7 gün ekspansiyon yapıldı. Daha sonra rast gele 3 gruba (kontrol, lazer + retansiyon, lazer ) ayrılan denklerden kontrol ve lazer + retansiyon grubuna bir retansiyon apareyi takılarak 7 gün retansiyon uygulandı. Lazer grubuna ise herhangi bir retansiyon apareyi uygulanmadı. Yedi günlük retansiyon sırasında lazer + retansiyon ve lazer grubuna düşük doz lazer terapisi uygulandı. 14. günün sonunda tüm gruplardaki deneklerin yarısı histolojik inceleme için sakrifiye edildi. Kontrol ve lazer + retansiyon grubundaki kalan deneklerin retansiyon apareyi çıkarıldı. Tüm denkler relaps için 7 gün bekletildi. 21. günün sonunda kalan tüm denekler sakrifiye edildi. Tüm deneklerden ekspansiyon öncesi (T0), ekspansiyon sonrası (T1), retansiyon sonrası (T2) ve relaps sonrası (T3) BT görüntüleri alındı. Histolojik incelemeler sonucunda, lazer + retansiyon ve laser grubunda osteoblast sayısında ve yeni kemik alanıdaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Radyografik incelemelerde, lazer + retansiyon grubunun relaps oranının kontrol ve lazer grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük olduğu bulundu. Bulgularımıza göre, hızlı genişletme sonrası, retansiyon protokolü ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisi yeni kemik formasyonunu hızlandırarak retansiyon süresini kısaltabilir ve relaps oranını düşürebilir. Anahtar sözcükler: düşük doz lazer terapisi, hızlı genişletme, relaps, sagital genişletme, yeni kemik formasyonu

Alveolar kenar artırılmasıKemik rejenerasyonuKemik ve kemikler+4
Kadriye Ebru Ademci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular retrognatiye bağlı sınıf 2 hastalarda fonksiyonel ortopedik tedavilerin masseter kasına etkisinin ultrasonik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel ortopedik tedaviler sırasında masseter kasında meydana gelebilecek değişikliklerin incelenmesidir. 40 hastanın masseter kası ultrasonla 6 ay süreyle incelendi. Alt çene hareketlerindeki değişimler ile çiğneme kasları ve temporomandibular eklemde ağrı ve/veya spazm olup olmadığı da klinik olarak gözlemlendi. Sabit fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan 15, hareketli fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan da 15 olmak üzere toplam 30 hasta tedavi grubu olarak seçildi. Kontrol grubu için de klinik arşivinde bulunan ve aynı endikasyona sahip 10 hasta seçildi. Hastalara 6 aylık takip yapıldı. Tedavin başlangıcında (T0), üçüncü ayında (T1) ve sonunda (T2) olmak üzere 3'er defa kayıtlar alındı. Hastaların çiğneme kasları ve temporomandibular eklem muayenesi yapılarak alt çenenin hareket miktarları ölçüldü. Eş zamanlı olarak hastaların masseter kası ultrason görüntüsü alınarak kalınlık ve uzunlukları hesaplandı. Fonksiyonel ortopetik tedavi gören hastalarda masseter kasının kalınlığı T0 ile T1 arası anlamlı düzeyde azalırken, T1 ile T2 arası tekrar arttığı ancak başlangıç değerine ulaşamadığı gözlemlendi. Masseter kasının uzunluğunun ise T0 ile T1 arası anlamlı bir şekilde arttığı, T1 ile T2 arası değişmeyip başlangıç durumuna göre daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavi sonunda çiğneme kaslarında anlamlı düzeyde bir kas hassasiyeti gözlemlenmedi. Hareketli fonksiyonel apereylerin, sabit olanlara oranla alt çenenin lateral hareketini daha çok kısıtladığı tespit edildi. Fonksiyonel tedavilerin mandibuladaki interinsizal mesafeyi anlamlı düzeyde arttırdığı, protruziv hareketi ise azalttığı gözlemlendi. Sonuç olarak hem hareketli hem de sabit fonksiyonel ortopedik tedavilerin, masseter kası ile çene hareketlerini etkileyen tedaviler olduğu düşünülmektedir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+4
Mehmet Nezir Karaca
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı bireylerde faringeal hava yolu hacminin karşılaştırmalı değerlendirilmesi: KHBT çalışması

Bu çalışmanın amacı, dudak damak yarığına (DDY) sahip bireylerde faringeal hava yolu hacmini üç boyutlu olarak incelemek ve DDY bulunmayan bireylerin ölçümleri ile karşılaştırarak olası farklılıkları saptamaktır. Bu geriye dönük arşiv çalışmasına, 15 -25 yaş aralığında bulunan, DDY'ye sahip 40 birey (yaş ort: 18,1±2,9) ile DDY bulunmayan 40 bireye (yaş ort: 18,9±3,4) ait toplam 80 adet KHBT görüntüsü dahil edilmiştir. Her iki gruba ait nazal hava yolu, üst faringeal hava yolu, orta faringeal hava yolu ve alt faringeal hava yolu ile toplam hava yolu hacimleri "Simplant O&O v3.0.0.59 (Materialise, Belgium)" programı kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak, DDY grubunda kontrol grubuna göre nazal hava yolu hacminin daha dar (26148,5 mm3-36409,8 mm3), orta faringeal hava yolu hacminin ise daha geniş (16677,6 mm3-11083,6 mm3) olduğu tespit edilmiştir (P≤0.0001). Gruplar arasında; üst, alt ve toplam hava yolu hacimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ayrıca, cinsiyet ve DDY tipleri arasındaki hava yolu hacimlerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu sonuçlara göre, DDY'li bireylerde nazal hava yolu ve toplam hava yolu hacminin azalmış olduğu dikkate alınmalı ve bu hastalarda, hava yolunu olumlu yönde etkileyecek en uygun tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

FarenksSolunumSolunum sistemi+3
Nazife İşler
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel mandibular ilerletme apareyi kullanılan sıçanlarda sistemik üzüm çekirdeği ekstresi ve mezenkimal kök hücre kullanımı ile düşük doz lokal lazer uygulamasının damar ve yeni kemik oluşumu açısından kondil histolojisine etkisi

İskeletsel Sınıf II maloklüzyonların fonksiyonel tedavisi ile glenoid fossa ve kondilde büyüme elde edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda alt çeneyi önde konumlandıran fonksiyonel apareyler ile birlikte uygulanan üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE), mezenkimal kök hücre (MKH) ve düşük doz lazer terapisinin (DDLT), kondil bölgesindeki damarlanmaya ve yeni kemik oluşumuna etkilerinin incelenmesidir. Çalışma, ağırlıkları 250±50 gram olan, rastgele 8 gruba ayrılan 45 adet Wistar erkek sıçandan oluşmaktadır. Grup 1 (n=3) Kontrol grubu hariç, tüm gruplara (n=6) fonksiyonel aparey uygulanmıştır. Grup 2, sadece aparey uygulanan grup; Grup 3, apareye ek olarak sadece 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 4, sadece 8 J/cm2 DDLT; Grup 5, DDLT ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 6, 1x106 hücre / 100 ul besiyeri MKH ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 7, DDLT ve MKH; Grup 8 ise, DDLT ile MKH ve ÜÇE uygulanan gruptur. 4 haftalık deneyin sonunda kondil kesitlerini immunohistokimyasal olarak değerlendirmek için yeni kemik oluşumu, yeni damar oluşumu, yeni osteoblast yapımı, osteonektin, VEGF, Tip II kollajen ve STRO-1 belirteçleri kullanılmıştır. Aparey kullanımı ile birlikte bütün parametrelerde önemli bir artış olduğu bulunmuş ve en fazla artış ise ÜÇE, lazer ve MKH'nin birarada kullanılmasıyla elde edilmiştir. MKH, uygulanan bütün gruplarda ölçülen parametreler lazer ve ÜÇE uygulamalarına göre daha fazla artış göstermiştir. Sonuç olarak, özellikle kök hücre olmak üzere, DDLT ve ÜÇE uygulamalarının Tip II kollajen oluşumunu, osteoblast farklılaşmasını ve yeni kemik oluşumunu daha fazla sağladığı tespit edilmiştir.

Bitki özütüDental aygıtlarKök hücreler+5
Merve Nur Eğlenen
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus apareyi uygulanmış sınıf II kapanış bozukluğuna sahip hastalardaki iskeletsel değişikliklerin üç boyutlu değerlendirilmesi: KHBT çalışması

Bu tez çalışmasının amacı Forsus apareyi (Forsus Fatigue Resistant Device, 3M Unitek) uygulanan Sınıf II kapanış bozukluğuna sahip hastalarda meydana gelen iskeletsel değişimlerin Konik Hüzmeli Bilgisayarlı Tomografi (KHBT) görüntüleri kullanılarak üç boyutlu olarak incelenmesidir. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma, kliniğimize tedavi amacıyla başvuran ve sabit fonksiyonel aparey endikasyonu olup başka bir çalışma amacıyla Çukurova Universitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında Forsus apareyi uygulanmadan önce ve çıkarıldıktan sonra çekilmiş KHBT görüntüleri bulunan 35 hasta üzerinden yürütülmüştür. Hastaların büyüme ve gelişim potansiyeli farklılıklarından dolayı peak pübertal dönem olarak 13-14 ve geç pübertal dönem olarak 15-17 yaşları arası iki alt grup oluşturulmuştur. Hastaların seçiminde iskeletsel Sınıf II dişsel Sınıf II Bölüm 1 kapanış bozukluğuna sahip olmasına, KHBT çekimi sırasında bireylerin 13-17 yaş aralığında olmasına, tüm daimi dişlerinin sürmüş, herhangi bir alt çene deviasyonu, sistemik problemi ve temporomandibular eklem problemi olmamasına, ANB açısının 4 dereceden ve overjet miktarının 5 mm'den büyük olmasına dikkat edilmiştir. Forsus apareyi uygulanmadan önce ve çıkarıldıktan sonra alınan KHBT görüntüleri incelendiğinde, Forsus apareyinin peak pübertal dönemdeki hastalarda daha fazla olmak üzere alt çene üzerinde uyarıcı etkisi olduğu görülmüştür. Üst çene üzerinde sagital yönde iskeletsel etki gözlemlenmemiştir. Dik yön oranlarında her iki grup için de değişiklik görülmemiştir. Her iki grup için de üst kesici dişlerin dikleştiği, alt kesici dişlerin devrildiği görülmüş, geç pübertal dönemdeki hastalarda bu durumun daha şiddetli olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Forsus apareyinin Sınıf II kapanış bozukluğuna sahip bireylerde olumlu yönde iskeletsel etkisinin bulunduğu ancak geç pübertal dönemdeki bireylerde bu iskeletsel etkinin sınırlı olduğu görülmüştür.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIOrtodonti+4
Onur Gürkaynak
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf 2 ve sınıf 3 maloklüzyonlarının konuşma sesleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Konuşma sesleri, iskeletsel ve dental maloklüzyonlar, işitme ile ilgili problemler, nörolojik bozukluklar, kraniyofasiyal anomaliler gibi bir çok faktörden etkilenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı iskeletsel anomaliye sahip bireylerin maloklüzyonunun konuşma sesleri üzerine etkilerinin fonetik inceleme yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavisi tamamlanıp, Sınıf 1 ilişki sağlanmış hastalardan alınan tedavi sonu ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler ile aynı bölüme maloklüzyon şikayeti ile başvurmuş Sınıf 2 ve Sınıf 3 ilişkiye sahip hastalardan alınan tedavi öncesi ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler değerlendirilmiştir. Her grupta 20 hasta olacak şekilde toplamda 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Konuşma seslerinin nasıl etkilendiğinin incelenebilmesi için konuşma metinleri oluşturulmuştur. Ses kayıt alma işlemi sesten arıtılmış özel ses kayıt odasında gerçekleştirilmiştir. Sırasıyla labiodental, dental ve alveolar ünsüzler olan /f/, /s/ ve /ş/ sesleri değerlendirme için seçilmiştir. Seslerin segmentasyon işlemi sonrası spektral ağırlık merkezi, standart deviasyon, skewness ve kurtosis değerlerine bakılarak malokluzyonlar arası farklılıklar değerlendirilmiş ve sonrasında yapılan sefalometrik ölçümler ile akustik parametrelerin korelasyonu incelenmiştir. Sonuç olarak, akustik değerlendirmede incelenen seslerde maloklüzyona bağlı değişimler bulunmuş, fakat sefalometrik ölçümler ile orta derecede bir korelasyon görülmüştür.

AkustikAkustik impedans testleriDiş hekimliği+5
Güzin Bilgin Büyüknacar
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde kullanılan yüz maskesi, kemik destekli maksiller protraksiyon ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon yöntemlerinin biyomekanik etkilerinin sonlu elemanlar analiziyle incelenmesi

Bu çalıĢmanın amacı, maksiller retrüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan farklı iskeletsel ilerletme y ntemlerinin in vitro olarak incelenmesidir. Gaziantep Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim dalında daha nceden tedavi edilmiĢ 10 yaĢında maksiller retrüzyona sahip hastanın bilgisayarlı tomografi g rüntülerinden elde edilen kafatası modeli üzerine 3 ayrı tedavi senaryosu kurgulandı ve sonlu elemanlar analizi uygulandı. Birinci senaryoda; hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi, ikinci senaryoda; kemik destekli maksiller ilerletme y ntemi ve hızlı üst çene geniĢletmesi, üçüncü senaryoda ise; hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemi kullanıldı. Hyrax vida her modelde 0,25 mm aktiflendi ve her bir taraf için yüz maskesinde 500 g, kemik destekli maksiller ilerletmede ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde 250 g kuvvet uygulandı. ÇalıĢma sonucunda hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modeli ile kemik destekli maksiller ilerletme y nteminde kafatasında benzer stres dağılımları g rülürken bu stresler hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemine g re daha fazlaydı. Sonuçta maksillada kemik destekli maksiller ilerletme modelinde orta yüzü kapsayacak kadar ne ilerleme bulunurken, hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde maksillada daha çok Le Fort I düzeyinde maksiller ilerleme bulundu. Hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modelindeyse daha çok dentoalveoler ilerleme tespit edildi. Elde edilen gerilme dağılımları ve deplasman değerleri g z nünde bulundurulduğunda, kemik destekli maksiller ilerletme y nteminin hem diĢsel yan etkileri ortadan kaldırması hem de maksiller ilerletmedeki etkinliği sebebiyle hızlı üst çene geniĢletmesi/yüz maskesi ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemlerine g re daha fazla iskeletsel etkinlik sağladığı g rüldü.

BiyomekanikDiş hekimliğiMaksilla+4
Serhat Özdemir
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller gömülü kanin dişlerin ballista spring ve elastik iplik yöntemleriyle sürdürülmesinin sonlu elemanlar metoduyla karşılaştırılması

Maksiller kanin dişler, üçüncü molar dişlerden sonra en sık gömülü kalan dişlerdir. Gömülü dişlerin ortodontik tedavi ile sürdürülmesi sonucu dişlerin dental arkta yerini alması kadar önemli bir diğer nokta da sürdürme işlemi sırasında çevre periodontal dokulara etkiyen kuvvetin fizyolojik sınırlarda tutularak bu yapıların sağlığının korunmasıdır. Sonlu elemanlar analiz yöntemi mühendislikte yapıların gerinme gerilme problemlerini çözen ortodonti alanında da dişlerde ve komşu periodontal yapılarda görülen stres dağılımlarının incelenmesinde sıklıkla kullanılan güçlü bir bilgisayarlı simülasyon metodudur. Çalışmamızda kliniğimizde gömülü diş sürdürülmesi için kullanılan yöntemler arasında sık kullanılan ballista spring uygulaması ve elastik iplik uygulaması yöntemlerinin komşu dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Bu amaçla maksiller gömülü kanin dişe ark teli üzerinden, elastik iplik ve 0.016 inch paslanmaz çelik telden yapılan balista spring ile kuvvet uygulanan iki model oluşturulmuştur. Çalışma sonunda her iki modelde de uygulanan kuvvet miktarı eşit olmasına rağmen gömülü kanin ve ankraj dişler ile komşu periodontal dokularda basma ve gerinim değerlerinin elastik iplik modelinde daha yüksek olduğu görülmüştür. Ballista spring yönteminde ise kuvvet uygulanmasını takiben sol posterior bölgede yoğunlaşan stresler özellikle birinci premolar ve birinci molar dişte devirici kuvvetlere sebep olmaktadır. Sonuç olarak elastik iplik yöntemi ile gömülü kanine komşu dişlerde devrilme hareketi meydana gelmesi bu yöntemin en belirgin dezavantajı olarak ortaya çıkarken ballista spring uygulamasında ise ankraj alınan posterior dişlerde devrilme gözlenmiştir. Anahta sözcükler: ballista spring, diş sürdürme, elastik iplik, finite element, maksiller gömülü kanin

Dental stres analiziDiş sürmesiDiş-gömülü+4
Ali Furkan Karakoyunlu
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM ve konvansiyonel yöntem kullanılarak üretilen farklı retansiyon apareylerinin ve uygulamada kullanılan farklı yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin etkinliğinin in vitro olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı 3 farklı retansiyon apareyi ve mine yüzeyi pürüzlendirme yönteminin kırılma bağlanma dayanımı, kırılma modu, tel deformasyonu ve aşındırma yöntemlerinin mine yüzeyinde yapmış oldukları değişim açısından in vitro olarak karşılaştırılmasıdır. 270 adet sağlam alt kesici diş, ikili gruplar halinde akrilik bloklar içerisine gömüldü. Ölü yumuşak tel, CAD/CAM destekli ve fiber içerikli tel uygulanan diş blokları, asit, Er:YAG ve Er,Cr:YSGG lazer ile pürüzlendirilerek toplam 9 grupta incelendi. Yüzeylerde oluşan değişiklik taramalı elektron mikroskobu ve atomik kuvvet mikroskobu ile görüntülendi. Örneklerin bağlanma dayanımları analiz edildi. Dişlerin üzerinde kalan yapıştırıcı artıklarının değerlendirilmesi amacıyla da ARI indeksi kullanıldı. Yapılan değerlendirme sonucunda; ölü yumuşak tel ve asit kullanılan grubun, en yüksek bağlanma dayanıma sahip olduğu ve aşındırma yöntemi olarak asit kullanılan tüm sabit pekiştirme aparey gruplarında bağlanma dayanımlarının diğer aşındırma yöntemlerine göre daha fazla olduğu görüldü. En fazla deformasyon ölü yumuşak tel-asit grubunda idi. Deformasyon miktarı CAD/CAM destekli tel kullanılan tüm gruplarda en az olup hiç deformasyon gözlenmedi. Bu tez çalışmasında istatistiksel değerlendirme sonucunda ARI indeks ile aşındırma yöntemleri arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. Sonuç olarak asit yöntemi ile mine yüzeyinin aşındırılmasının diğer lazer uygulamaları ile karşılaştırıldığında daha üstün olduğu görüldü. Aynı zamanda asit yöntemi ve ölü yumuşak telin birlikte kullanılmasının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da en yüksek bağlanma dayanımına sahip olduğu saptandı. CAD/CAM destekli telin hiç deformasyon göstermemesi sebebiyle klinik uygulamalarda yeniden kullanılabilme imkânı sağlayacağı ve mine yüzeyinde kalan adeziv miktarı göz önünde bulundurulduğunda hasta için daha konservatif, hekim için ise seans zamanı açısından daha avantajlı olduğu düşünüldü.

CAD/CAMDental bondingDental mine+7
Merve Aycan
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı elastik ligatür türünün PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) yöntemi ile mikrobiyal açıdan ve AFM (Atomik kuvvet mikroskobu) ile yüzey pürüzlülüğü bakımından incelenmesi

Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda tedavisine başlanmış olan 10 hasta (6 erkek, 4 kız; 13,58 ± 0,79 yaş) ile yürütülmüştür. Cross quadrant invivo olarak dizayn ettiğimiz çalışmamızda üç farklı elastik ligatürün mikrobiyolojik açıdan ve yüzey pürüzlülüğü bakımından incelenmesi yapılmıştır. Hastalardan T0, T1, T2, T3 ve T4 olmak üzere 5 ayrı zamanda PI ve GI ölçümleri yapılmıştır. Hastaların ağzından T1, T2, T3 ve T4 zamanlarında çıkarılan elastik ligatürlere S.mutans sayısının belirlenebilmesi için real time PCR analizi yapılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü analizleri, AFM ile değerlendirilmiştir. Başlangıç PI ve GI ölçümleri, tüm tedavi periyodu boyunca yapılan ölçümlerden anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Tedavi boyuca yapılan PI ve GI ölçümlerinin kendi aralarında karşılaştırmasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Grupların toplam bakteri sayısının birbirleri ile karşılaştırmasında I. Grup elastik ligatürler üzerinde biriken S mutans sayısı diğer tüm gruplardan anlamlı şekilde fazla bulunmuşur. Diğer elastik ligatür grupları arasında ya da bu gruplar ile kontrol grubu arasında ise anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm grupların başlangıç yüzey pürüzlülüğü (Ra0) ve ağızda kullanılmış yüzey pürüzlülüğü değerleri (Ra1) değerleri birbirlerinden farklı bulunmuştur. Grupların Ra0 ve Ra1 değerlerinin karşılaştırmasında I.grupta Ra0 anlamlı derecede büyük bulunmuştur. II. Grupta ve III. grupta ise anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Elastik gruplarının yüzeyinde biriken toplam S.mutans sayısı ile Ra1 parametreleri arasında korelasyon bulunamamıştır. Sonuç olarak yüzey pürüzlülüğü ile mikroorganizma kolonizasyonu arasında bir ilişki saptanamamıştır. Anahtar Sözcükler: AFM , in vivo, PCR, S.mutans, yüzey pürüzlülüğü

Dental plakDiş çürükleriMikroskopi+6
Çağlar Dağdeviren
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+3
Fatih Mehmet Zopcuk
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of stainless steel and titanium alloy infrazygomatic crest mini implants by using finite element analysis

The infrazygomatic crest mini implant is one of the temporary anchorage devices that have been widely used as skeletal anchorage in cases where specific orthodontic movements have to be obtained with absolute anchorage. Titanium and stainless steel are the materials of choice for orthodontic mini implants due to the specific properties of each of them. The purpose of this study was to compare between titanium and stainless steel infrazygomatic crest mini implant regarding the stress generated by each of them using finite element analysis. Three dimensional models of maxillary and zygomatic bone with mini implants (Ortho Bone screw, mushroom 2.0; Dentos Abso anchor, small head type SH 2018-12) were constructed, both mini implants have been inserted in the infrazygomatic crest area at angle of 70 degree and 14 mm above the occlusal plane. Two different scenarios then performed on each mini implant with forces of 300 g for maxillary molar distalization and 150 g for maxillary molar intrusion using close coil spring. Stress/strain patterns generated on cortical bone, cancelous bone, mini implants and roots of the maxillary first molar were evaluated, then the peak values of PMax, PMin and von Mises stresses were compared between titanium and stainless steel mini implants. In both scenarios peak values of stress were greater in titanium than in stainless steel for all study models. Titanium mini implants create greater stress than stainless steel mini implants when used as anchorage device in the infrazygomatic crest region.

Dental implantationDental implantsDental stress analysis+3
Sarah Farıs Alsabunchı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

I. sınıf kapanışa sahip bireylerin yumuşak doku estetik normlarının arnett analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Literatürde, sert doku sefalometrik analiz yöntemleri ve Arnett yumuşak doku analiz yöntemi ile farklı etnik gruplarda çalışmalar yapılarak; birçok bölgenin sert ve yumuşak doku normları incelenmiştir.Fakat literatürde Çukurova bölgesinin bölgesinin yumuşak doku estetik normlarının incelendiği herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu çalışma literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amacı ile planlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden; I. Sınıf kapanışa sahip ve dahil edilme kriterlerine uyan 45 kadın, 45 erkek toplam 90 birey üzerinde çalışmamız bir öncül çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Dahil edilen bireyler 3 yaş grubuna ayrılmıştır. 16-20 yaş I. Grup, 20-25 yaş II. Grup ve 25-30 yaş III. Grup olarak belirlenmiştir. Bu tez çalışması, bireylerin lateral sefalometrik radyograflar üzerinde, Arnett yumuşak doku analiz yöntemi, Audaxceph Advantage programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki 45 erkek bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', M-M', ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MX1-TVL ve MD1-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Çalışmamızdaki 45 kadın bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', NLA, ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MD1-TVL ve LLA-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Sonuç: 90 bireyin yaş grupları ve cinsiyetler arasında Arnett yumuşak doku değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

Dental estetikEstetikMaloklüzyon+4
Batuhan Güllü
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kendinden bağlamalı braket sistemlerinde ''twın force bıte corrector'' kullanımının eklem konumu ve lateral sefalometrik değerler üzerindeki uzun dönem etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, II. sınıf I. bölüm kapanış bozukluğuna sahip hastalarda Twin Force Bite Corrector sabit fonkiyonel apareyinin lateral sefalometrik değerler ve eklem konumu üzerindeki uzun dönem etkilerini kendinden bağlamalı (Damon) ve geleneksel braketler (MBT) arasında karşılaştırarak ortaya koymaktır. Çalışmaya dâhil edilen 29 hasta (ort yaş 12,33), kendinden bağlamalı Damon braketlerin (ort yaş 12,49) ve geleneksel braketlerin (ort yaş 12,72) kullanıldığı hasta grubu olarak rastgele ikiye ayrılmıştır. Lateral sefalometrik radyografiler ve eklem konumunu belirlemek için kullanılan sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kayıtları tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1) ve tedavi sonrası takip dönemi (T3) olarak 3 dönemde alınmıştır. Toplam 87 lateral sefalometrik röntgen ve 87 sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kaydı değerlendirilmiştir. Toplam uzun dönem takip süresi ortalama 2 yıldır ve takip süreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. TFBC apareyinin hastalar üzerindeki genel etkileri olarak uzun dönemde; üst çene gelişiminde gerileme, üst ve alt çene ilişkisinde düzelme, mandibular uzunluk değerinde artma, oklüzal düzlemin saat yönünün tersine rotasyonu, overjet ve overbite değerlerinde azalma, üst kesicilerin geriye hareketi ve geriye eğimi, alt kesicilerin ileri hareketi, ileriye eğimi ve gömülmesi tespit edilmiştir. Dik yön yüz değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır. Tedavi sonrası takip döneminde üst kesicilerin ileri hareketi ve ileriye eğimi, alt kesicilerin geriye hareketi ve geriye eğimine bağlı olarak overjet miktarında 0,51 mm istatistiksel olarak anlamlı bir relaps görülmüştür. TFBC apareyinin etkileri, iki grup olarak karşılaştırıldığında kısa dönemde MBT grubunda, Damon grubuna kıyasla ön yüz yüksekliğinde daha fazla artış izlenmiştir. Uzun dönemde ise FMA açısında MBT grubunda daha fazla artış görülmüştür. Diğer dişsel ve iskeletsel değerlerde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. TFBC apareyinin eklem konumu üzerindeki uzun dönem etkisine bakıldığında başlangıç aşamasında, fizyolojik sınır dışında sapma (dikey ve ön arka yönde ≥2mm) tespit edilen hastalarda, hem ön-arka hem de dikey yönde TFBC tedavisi sonrası ve ortodontik tedavi sonrasındaki takip döneminde sentrik sapma miktarında anlamlı düzeyde azalma meydana gelmiştir. Başlangıçta fizyolojik sınır içinde sapma gösteren hastalarda dönemler arasında anlamlı bir değişiklik olmamıştır.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IMaloklüzyon-angle sınıf II+3
Kevser Yeşilkaya
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde "twin force bite corrector" ve forsus apareylerinin tedavi etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerin tedavisi amacıyla kullanılan "Forsus" ve "Twin Force Bite Corrector" sabit fonksiyonel apareylerinin dişsel ve iskeletsel etkilerini karşılaştırmaktır. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerin lateral sefalometrik radyografileri incelenmiştir. Çalışmaya II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, Servikal Vertebra Maturasyon İndeksine göre büyüme atılım döneminde ( SVM II, SVM III) olan, Forsus veya Twin Force apareyleri ile tedavi edilmiş, başlangıç ve bitim kayıtları tam olan bireylerin kayıtları dahil edilmiştir. Çalışmada Forsus ile tedavi edilmiş 22 (ortalama yaş 12.3 ± 0.83), Twin Force Bite Corrector ile tedavi edilmiş 22(ortalama yaş 12.1 ± 0.98) birey olmak üzere toplam 44 bireyin tedavi öncesi ve tedavi bitiminde alınan lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Radyografiler "Dolphin" sefalometri çizim programı kullanılarak bilgisayar ortamında çizilmiş ve ölçümler yapılmıştır. İstatistiksel analiz için bağımlı ve bağımsız t-testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda Twin Force grubunda dik yönü gösteren açılarda (Posterior açılar toplamı, SN-GoGn p0.05; SN-Mandibular düzlem açısı p0.01) ve alt dudağın E çizgisine olan uzaklığında (p0.05) Forsus grubuna göre anlamlı derecede artış bulunmuştur. Forsus grubunda ise Twin Force grubuna göre alt kesici açılarında (IMPA) (p0.001) istatistiksel olarak anlamlı derecede artış meydana gelmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre Twin Force Bite Corrector aygıtı bireylerin dik yön değerlerini Forsus'a göre daha fazla arttırmış, Forsus aygıtı ise alt kesici açılarında Twin Force aygıtına göre daha fazla artışa sebep olmuştur.

Dental aygıtlarDişlerMaksilla+4
Orhan Sarıosmanoğlu
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dört farklı ortodontik mini vidanın yerleştirme torku ve stabilite değerlerinin karşılaştırılması

Bu in-vitro çalışmanın amacı, dört farklı boyutta ve iki farklı yerleştirme açısı ile yerleştirilen mini vidaların, iki farklı yönde uygulanan kuvvetler karşısında, yerleştirme torku değerleri ile kuvvet direnci değerlerini analiz etmek ve stabilitelerini karşılaştırmaktır. Çalışmada dört farklı boyutta (1.6x8, 1.6x10, 2.0x8, 2.0x10), iki farklı yerleştirme açısında (70 ve 90 derece) ve her grupta 20 adet olacak şekilde toplam 160 adet ortodontik mini vida sığır kalça kemiğine yerleştirilmiştir. Tüm mini vidaların yerleştirme sırasında tork ölçer tornavida (Checkline TSD 50, USA) ile maksimum yerleştirme tork değerleri ölçülmüştür. Daha sonra Testometric (M500, 25kN; Testometric, Rochdale, Lancashire, İngiltere ) test cihazı ile mini vida uzun eksenine dik ve 70 derece kuvvet uygulanarak, 1,5 mm yer değiştirene kadar gösterdikleri direnç değerleri ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Gruplar arası maksimum yerleştirme tork değerleri ve kuvvet direnci değerleri ölçülüp karşılaştırılmıştır. Veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Yetmiş derecelik açı ile yerleştirilen mini vidaların maksimum yerleştirme tork ve kuvvet direnci değerleri, 90 derecelik yerleştirme açısı ile yerleştirilen mini vidaların maksimum yerleştirme tork ve kuvvet direnci değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak mini vidaların çapı, boyu ve yerleştirme açısı maksimum yerleştirme tork ve kuvvet direnci değerleri üzerinde anlamlı etkiye sahiptir. Mini vidaların stabilitesi üzerinde çap ve yerleştirme açısının etkisi boy etkisinden daha fazladır.

Dental aygıtlarDirençDişler+4
Mohammed Abdo Mohammmed Al-raawı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Demineralize mine yüzeyinin farklı flor vernikleri ile tedavisinin edx ile değerlendirilmesi ve kullanılan flor verniklerinin bağlanma dayanımına etkisi

Amacımız, yetersiz ağız hijyenine sahip hastaların ortodontik tedavileri öncesi mine yüzeyinde remineralizasyon sağlamak amacıyla kullanılabilecek flor verniklerinden (Bifluoride 12, Enamel Pro Varnish ve Colgate Duraphat) hangisinin daha etkin olduğunun tespit edilmesi ve uygulanan verniklerin braketlerin bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Bu çalışma, 100 adet çekilmiş insan dişi üzerinde yapılan in vitro bir çalışmadır. Bu çalışmada kullanılan premolar dişler çalışmamızdan bağımsız olarak ortodontik yer darlığı endikasyonuyla çekilmiş dişlerin toplanmasıyla elde edilmiştir. Dişler, her grupta 20' şer diş olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. İlk grubumuz A grubu olarak tanımlanmış ve bu gruba sadece braket yapıştırılıp kırılarak bağlanma dayanımı değerlendirilmiştir. B grubu pH siklusuna maruz bırakılmış, siklus sonrası mine yüzeyinde bulunan kalsiyum, fosfor ve flor konsantrasyonu enerji dağılımlı X ışını (EDX) cihazı ile ölçülmüş ve sonrasında braket yapıştırılıp kırılarak bağlanma dayanımı değerlendirilmiştir. C, D ve E gruplarındaki dişlerin pH siklusu öncesi, sonrası ve vernik uygulaması sonrası mine yüzeyindeki mineral konsantrasyonu EDX cihazı ile ölçülmüştür. Son olarak C, D ve E gruplarındaki dişlere de braket yapıştırılıp kırılarak bağlanma dayanımı incelenmiştir. Yapılan ölçümler göstermiştir ki; dişler demineralizasyona uğradıktan sonra mine yüzeyindeki kalsiyum konsantrasyonu azalmıştır. Flor verniklerinin uygulanması sonrası mine yüzeyindeki flor konsantrasyonunda anlamlı bir artış meydana gelmiştir. Braketlerin sağlam mine yüzeyine bağlanma dayanımı demineralizasyona uğramış ya da florür verniği uygulanmış dişlerle kıyaslandığında anlamlı derecede yüksek çıkmıştır.

Dental bondingDental mineDiş demineralizasyonu+7
Betül Turgay
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Icon indeksi kullanılarak tedavi ihtiyacı belirlenen ve tedavisi başarıyla sonuçlanan hastaların indeks skorunun tedavi süresiyle ilişkisi

Son yıllarda Kullanılan Tedavi Zorluğunu, Sonucunu ve İhtiyacını Belirleyen İndeks (The Index of Complexity, Outcome and Need-ICON), hem kolay öğrenilip hızlı ve rahat uygulanması, hem de objektif değerlendirme yapabilmesi nedeniyle ortodontik tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amacıyla en çok kullanılan indekslerden biridir. Bir indeks skoru ile ortodontik tedavi ihtiyacını, sonucunu ve zorluğunu aynı zamanda anomalilerin iyileşme derecesini ölçebilir olması, indeksin genel diş hekimliği uygulamalarında bir hastanın ortodonti yönünden olarak kolayca değerlendirilmesini sağlar. Yapılan literatür taramasında, uluslararası literatürde tedavinin bir tür kalite kontrolu amaçlı tedavi başarısı, tedavi ihtiyacı, tedavi süresi ve tedavi maliyeti ilişkileri değerlendirilmektedir. Ulusal literatürde ICON indeks kullanılarak tedavi başarısı ve tedavi ihtiyacı değerlendirilmiş fakat tedavi süresiyle ICON indeks ilişkisine ait araştırma bulunmamaktadır. Yaptığımız tez çalısması ICON indeks kullanılarak tedavi ihtiyacı belirlenen hastaların tedavilerinin başarı ile sonuçlanması durumunda ortalama kaç ay süreceği hakkında hekimlere bilgi verecek ve fiyat, etkinlik,süre ilişkisini sağlayıp konu ile ilgili litaratüre katkıda bulunacaktır. Bu çalışmada ICON indeksi ile tedavi ihtiyacı belirlenen Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalında 2011- 2016 yılları arasında tedavisi tamamlanmış yaklaşık 90 hastanın başlangıç ve bitiş İCON indeks skor ölçümleri yapılarak, tedavi süresi hakkında değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IMaloklüzyon-angle sınıf II+4
Öktem Kolsuz
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Roth-jarabak analizi ile öngörülen mandibular büyüme yönünün sabit fonksiyonel tedavi sonuçları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır: 1. Roth-Jarabak analizi ile belirlenmiş alt çene büyüme yönü ile sabit fonksiyonel tedavi sonucu meydana gelen alt çenenin öne hareketi arasında bir ilişki olup olmadığını tespit etmek. 2. II. Sınıf kapanış bozukluklarında başarılı fonksiyonel tedavileri öngörebilmek için olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi tamamlanmış, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, büyüme gelişim döneminde olan (SVM II, SVM III) 90 bireyin lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Çalışmamıza dahil edilen bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiş ve SNB değerinde oluşan 1.3°lik değişikliğe göre Grup 1 (SNB≤1.3°) ve Grup 2 (SNB˃1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 61 birey Grup 1'e (ort. yaş 12.62± 1.07 ), 29 birey Grup 2'ye (ort. yaş 12.7±1.1) dahil olmuştur. ROC analizi, tedavi başlangıcı Roth-Jarabak değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; her iki grup arasında alt çene boyut artışı(Co-Gn) ile ilgili anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p˃0.5). Grup 1 de alt çenenin vertikal rotasyon parametrelerinde Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir (Post. Açılar toplamı, SN/GoGn, Y açısı p≤0.001). ROC analizine göre, tedavi öncesi tespit edilen Gonial oranın SNB açısındaki artış ile en güçlü ilişkisi olan değişken olduğu tespit edilmiştir. Tedavi başı Gonial oranı %72 veya düşük olması, prepubertal II. Sınıf bireylerde sabit fonksiyonel tedavi ile alt çenenin öne doğru değil daha çok dik yönde hareket edeceğinin ve SNB açısında artış olmayacağının göstergesi olabilir.

Dental aygıtlarMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+5
Ebru Cinkara
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı taban özelliklerine sahip braketlerin bağlanma dayanımlarının in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı farklı taban özelliklerine sahip üç metal braketin (tek kat mikroetched mesh tabana sahip Gemini, tabanı lazerle şekillendirilmiş Discovery, metalik girinti çıkıntılara sahip integral taban yapısındaki Sprint) orjinal halde ve yeniden kazanım sonrası tekrar yapıştırıldıklarında sıyırma testlerine karşı mine yüzeyine bağlanma dayanımlarını ve kopma sonrası artık yapıştırıcı miktarlarını karşılaştırarak değerlendirmektir. Bu araştırmada ortodontik amaçlarla çekilmiş 120 adet insan üst ve alt küçük azı dişi kullanılmıştır. Üç farklı braket tipi için alt-üst ayrımı da yapılarak 20'şer adet dişten oluşan altı grup oluşturulmuştur. Dişler yapıştırma işleminden bir hafta öncesine kadar % 0,1'lik timol solüsyonunda, son bir hafta distile su içinde saklanmıştır. Yapıştırma amacıyla Transbond XT kullanılarak diş üzerine braket yerleştirilmesi sonrasında LED ışık kaynağı ile 20 sn ışık uygulanmıştır. Yapıştırma sonrasında 24 saat 37 °C distile su içinde bekletilmiş örneklere okluzogingival yönde dakikada 1 mm crosshead hızıyla sıyırma testleri uygulanmıştır. Test sonrası diş yüzeyinde kalan artık adeziv miktarları ARI sistemiyle skorlanmıştır. Kopan braketlerin yeniden kullanılabilmesi için tabanına 90 µm'luk aluminyum oksit partikülleri püskürtülerek kumlama işlemi yapılmıştır. Dişlerin yüzeyi temizliğinde tungsten karbid frezler kullanılmış ve gözle görünen adeziv kalıntıları kaybolana kadar işleme devam edilmiştir. Temizlenen braketler koparıldıkları aynı diş üzerine yeniden yapıştırılmış, bağlanma dayanımları ve kopma bölgeleri tekrar değerlendirilmiştir. Elde edilen bağlanma değerlerinin gruplar arasındaki karşılaştırmasında Kruskal Wallis ve Tamhane Post Hoc analizleri kullanılmıştır. Tüm çalışma gruplarında birinci ve ikinci sıyırma bağlanma değerleri Mann-Whitney U ve bağımsız gruplarda t-testi ile karşılaştırılmıştır. Testler sonrasında belirlenmiş olan ARI skoru dağılımları, Ki Kare testi ile değerlendirilmiştir. Tüm grupların bağlanma dayanımı ortalamaları ortodontide istenen değerlerin üstünde çıkmıştır. Orjinal braket gruplarında en yüksek bağlanma değerini Discovery üst braketleri, en düşük bağlanma değerini ise Gemini alt braketleri vermiştir. Discovery braketler kumlama sonrası ikinci kez yapıştırıldığında ilk kez yapıştırmayla kıyaslandığında sıyırma bağlanma değerleri belirgin şekilde azalma göstermiştir. Ancak kumlama işlemi diğer braket gruplarının bağlanma değerlerini anlamlı şekilde etkilememiştir. Sonuç olarak; bu taban yapılarının klinik ortamda değerlendirilmeleri, kumlamanın farklı taban yapılarına olan etkilerini değerlendiren daha fazla çalışma yapılması ve yapıştırmaya yönelik planlanan çalışmalar için belli bir standardizasyonun geliştirilmesi faydalı olacaktır.

Dental bondingDental mineDental stres analizi+5
İpek Ceylan Ak
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Botulinum Toksinin Gummy Smile Tedavisindeki Etkinliğinin İncelenmesi

Bu çalışmanın amacı artmış dişeti görünümü olan (gummy smile) hastaların farklı kaslarına uygulunan botulinum toksinin etkinliğinin incelenmesi ve sonrasında oluşan relapsın değerlendirilmesidir. Gummy smile miktarı 2 mm'den fazla olan 28 hasta randomize olarak iki çalışma grubuna ayrıldı. 1. grup hastaların LLSAN kasına sağ ve sol 2,5'ar ünite (U) olmak üzere toplam 5 U botulinum toksin uygulandı. 2.grup hastaların orbicularis oris kasına (OO) sağ ve sol 1,25'er U olmak üzere toplam 2,5 U botulinum toksin uygulandı. Hastalardan enjeksiyon öncesi, enjeksiyon sonrası 3. gün, 15. gün, 1. ay, 4. ay, 5. ay ve 6.ay fotoğraf kayıtları alındı ve dijital ölçümler yapıldı. Enjeksiyon sonrası 15. günde hastaların memnuniyet derecesini ölçmek için görsel analog skala (VAS) uygulandı. Yapılan değerlendirme sonucunda; grup 1 de tedavi başında ortalama 4,96 mm olan görünen dişeti miktarı, 15. gün ölçümlerinde ortalama 1,92 mm olarak tespit edilmiştir. Grup 2 de başlangıçta ortalama 4,58 mm olan görünen dişeti miktarı, 15.gün ölçümlerinde ortalama 2,16 mm olarak tespit edilmiştir. Her iki tedavi grubunda da 6.ay sonundaki ölçümlerin, başlangıç değerlerine dönmediği tespit edildi. Grup 1 de görünen dişeti görünme miktarındaki azalma grup 2 de göre daha fazla oldu. Relaps süreleri açısından gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü. Her iki grupta da hastalardaki memnuniyet artışının üst düzeyde olduğu görüldü. Gummy smile düzeltiminde botulinum toksin enjeksiyonunun, etkili, konservatif ve yüksek hasta memnuniyetine sahip bir yöntem olması nedeniyle alternatif bir metot olarak kullanılabileceği düşünüldü.

Ahmet Fatih Cengiz
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik mini vidaların angulasyonunun ve gövde yapısının primer stabiliteye olan etkisi: İn vitro çalışma

Bu in vitro çalışmanın amacı; 30°, 45°, 60° ve 90° de yerleştirilmiş üç farklı mini vidanın maksimum yerleştirme torkunu, pull-out ve shear kuvvet dayanımını ölçmek ve stabilitelerini karşılaştırmaktır. Çalışmada 1,4×8 mm ebatlarında toplamda 216 tane titanyum, self-drilling mini vida (Abso-Anchor konik, Abso-Anchor silindirik, Dual-Top silindirik) kullanılmıştır. Her üç grup dört farklı açıda yerleştirilmiş ve maksimum yerleştirme torkları kaydedilmiştir. Daha sonra vidalara pull-out ve shear kuvvet testleri, vida başı 1,5 mm yer değiştirinceye kadar uygulanmış ve gösterdikleri kuvvet dayanımları Ncm cinsinden kaydedilmiştir. Veriler IBM SPSS programıyla analiz edilmiştir. İstatistiksel analizler; Kolmogorov-Smirnov, 1-way Anova, Tukey HDS ve Student t testleriyle yapılmıştır. En fazla maksimum yerleştirme tork değeri ve kuvvet dayanımı, konik gövde yapısı ve 45° yerleştirme açısında görülmüştür. Abso-Anchor konik grubu primer stabilite yönünden diğer gruplardan daha başarılı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre en iyi primer stabilite için konik gövde yapısı tavsiye edilmektedir. 45° yerleştirme açısı, aşırı eğimli veya dik açılara tercih edilmelidir. Anahtar sözcükler: Maksimum yerleştirme torku, Pull-out, Shear, Primer stabilite

AnkrajlarDental aygıtlarDental stres analizi+4
Cansu Düzgün
Çukurova University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Orofaringeal hava yolu ölçümünde kullanılan farklı alt referans düzlemlerin tekrar edilebilirliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı KHBT üzerinden hacimsel hava yolu ölçümünde kullanılan farklı alt referans düzlemlerin gözlemciler arası ve gözlemci içi güvenilirliğinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda 35 iskeletsel Sınıf I bireye ait (ortalama yaş: 18,9±3,4 yıl) Konik Hüzmeli Bilgisayarlı Tomografi (KHBT) görüntüleri kullanılmıştır. Hacimsel hava yolu ölçümleri Dolphin 3D (Dolphin Imaging and Management Solutions, Chatsworth, California) programı kullanılarak yapılmıştır. Her grafiye ait ölçümler farklı tecrübe düzeylerinde olan üç gözlemci tarafından yapılmış ve iki hafta ara ile ikinci kez tekrarlanmıştır. Orofaringeal hava yolu hacim ölçümünde etki edebilecek diğer tüm değişkenler sabit tutularak ölçümler ikinci servikal vertebranın en alt ve ön noktası(CV2ai), üçüncü servikal vertebranın en alt ve ön noktası(CV3ai), epiglottisin ucu(EP) ve yumuşak damağın en uç noktası (SP) alt sınırları ile tekrarlanmıştır. Gözlemciler arası ve gözlemci içi uyuma sınıf içi korelasyon testi (SKK) ile bakılmıştır. Her dört parametre için tekrarlanabilirlik katsayıları (TEK), tekrarlayan ölçüm tasarımında gözlemci içi, gözlemciler arası ve toplam varyans bileşenleri kullanılarak hesaplanmıştır. İstatistiksel analiz sonucunda tüm ölçülen değişkenler için güvenilirlik mükemmel (ICC ≥ 0.9) bulunmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası en dar güven aralığı ve en yüksek tekrar edilebilirlik CV2, CV3, SP ve EP sırası ile bulunmuştur. Çalışmamızın bulgularına göre incelenen referans düzlemlerin güvenilirliği konusunda herhangi bir fark bulunmamasına karşın, kemiksel referans düzlemler, yumuşak doku referans düzlemlerine kıyasla daha yüksek tekrarlanabilirliğe sahiptir. Havayolu çalışmalarının veri standardizasyonunu sağlayabilmek için, kullanılacak alt referans düzleminin belirlenmesi konusunda görüş birliğine varılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: : KHBT, Orofaringeal Havayolu, Güvenilirlik

FarenksKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiKraniyofasiyal yapı+4
Şahin Barış
Çukurova University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Meziale eğimli mandibular ikinci molar dişin farklı yöntemlerle dikleştirilmesinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Çalışmamızda birinci molar boşluğuna doğru eğilmiş mandibular ikinci moların farklı ankraj yapılarıyla dikleştirilmesi sırasında ikinci molar ve ankraj ünitelerinde ve kemikte meydana gelen stres dağılımı sonlu elemanlar analizi ile incelenmiştir. Ayrıca sonlu elemanlar analizi sayesinde hesaplanabilen kuvvet uygulandığı anda dişlerde meydana anlık yer değiştirmeler çalışmamızda değerlendirilmiştir. Araştırmamızda ikinci molar dikleştirilmesi için kullanılan üç farklı ankraj yapısı üç çalışma modeli oluşturularak değerlendirilmiştir. Birinci çalışma modelinde, arktaki tüm dişler; ikinci modelde, birinci molar boşluğundaki alveoler krete mandibular düzleme dik yerleştirilen braket abutmentlı mini vida; üçüncü modelde, dişsiz boşluğa dik yerleştirilen osteointegre olmadığı varsayılan dental implant ankraj olarak kullanılmıştır. Tüm modellerde dikleştirme amacıyla, paslanmaz çelik tel üzerine yerleştirilen ve 150 gr kuvvet uygulayan Ni-Ti open coil kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda tüm çalışma modellerindeki ikinci molar köklerinde benzer stres yoğunluğu oluşmuştur. İkinci moların kronunda oluşan stresler, en fazla mini vida ankrajı kullanıldığında, daha sonra implant ankrajı kullanıldığında, en az dişlerin ankrajı kullanıldığında izlenmiştir. Tüm çalışma modellerinde, dikleşme kuvveti uygulandığında yan etki olarak kronlarda ekstrüzyon, distolingual rotasyon ve linguale eğilme görülmüştür. Ekstrüzyon mini vida ve implant ankrajı kullanıldığında daha az görülürken, rotasyon ve linguale eğilme ise dişlerin ankrajı kullanıldığında daha az oluşmuştur. Birinci modelde dikleştirme sırasında ankraj olarak kullanılan dişlerde bazı yan etkiler oluşmuştur. Mini vida ve implant ankrajı kullanıldığında, her iki yapı üzerinde de stres en fazla boyun bölgesinde yoğunlaşmıştır. Mini vidada implanta göre stresin daha fazla olduğu izlenmiştir. Mini vida üzerindeki braket slotunun, implanttaki braket slotuna göre daha ince olması, ikinci modeldeki ikinci molarda ve kortikal kemikte daha fazla stres oluşmasına yol açmıştır. Sonuç olarak araştırmamızda mandibular molar dikleştirilmesi amacıyla yapılan tedavi yöntemlerinin hepsinin klinik olarak uygulanabilir görülmüştür.

Azı dişleriDental stres analiziMandibula+4
Hazal Saygı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyüme ve gelişimin farklı evrelerindeki bireylerin serum ve diş eti oluğu sıvısındaki hormonal değişimlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; lateral sefalometrik radyografiler üzerinde belirlenen servikal vertebraların maturasyonel safhaları ile büyüme hormonu (GH), insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1), insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3 (IGFBP-3) büyüme belirteçlerinin serum ve diş eti oluğu sıvısındaki miktarları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmamıza 7-17 yaş arası henüz ortodontik tedavisi başlamamış 45 kadın, 40 erkek toplam 85 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Tedavisine başlanacak olan hastalardan ilk materyal randevusunda rutin olarak toplanan lateral sefalometrik ve panoramik röntgenlerin alındığı gün içerisinde, kan ve diş eti oluğu sıvısı örnekleri alınmıştır. Dijital olarak elde edilen radyografilerde "Modifiye Baccetti Yöntemi" kullanılarak servikal vertebralar üzerinde hastaların kemik yaşları aynı araştırmacı tarafından belirlenmiştir. Hastalardan elde edilen kan ve Ddiş eti oluğu sıvısı numunlerinde GH, IGF-1 ve IGFBP-3 belirteçleri rutin biyokimyasal yöntemlerle ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizleri Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskall-Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Analizler sonucunda her iki cinsiyet için pubertenin farklı evrelerinde serum ve diş eti oluğu sıvısı GH, IGF-1 ve IGFBP-3 düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık bulunmamıştır. Ortalama hormon seviyeleri pubertal atılım döneminde puberte öncesi ve puberte sonrası dönemlerden daha yüksek değerlere ulaşmıştır. Erkek bireylerde DOS GH değerleri serum GH değerlerini desteklemiştir. Her iki cinsiyet için elde edilen DOS IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerlerini destekler nitelikte bulunmuştur. Serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri; büyüme ve gelişimin düzeyinin, pubertal büyüme atılımının tespiti ve evrelerin değerlendirilmesinde değerli bir indikatör olarak kullanılabilir. Çalışma verilerimize göre kadın ve erkek bireylerde pubertenin farklı evrelerinde ölçülen DOS IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerlerini desteklemektedir. Bulgularımızın bir sonucu olarak büyüme mediatörlerinin tespitinde kan almaya göre daha pratik ve non-invaziv bir yöntem olan DOS kullanımı seruma alternatif bir yöntem olarak büyüme gelişim tespiti amacıyla kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme faktörü-1, insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3, puberte, servikal vertebra.

Büyüme hormonuErgenlikGingival oluk sıvı+4
Sultan Aslıhan Ulusoy
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde kullanılan ajanların mine-ortodontik braket bağlanma dayanımına etkisi

Bu in vitro çalışmanın amacı, beyaz nokta lezyonu tedavisinde kullanılan florür vernik, kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat florür (CPP-ACPF) ve rezin infiltrasyon uygulamalarının, laboratuvar ortamında mine ortodontik braket bağlanma dayanımına etkisini ve kırılma sonrası diş yüzeyinde kalan artık adeziv miktarını incelemektir. Çalışmada ortodontik tedavi amacıyla çekilmiş alt üst birinci ve ikinci premolar dişler kullanılmıştır. Dahil edilme kriterleri; daha önce ortodontik tedavi görmemiş, çürük olmayan, kırık veya çatlak bulunmayan, dolgu yapılmamış dişler seçilmiştir. Toplam yüz diş beş gruba bölünürken, her grupta yirmişer diş bulunmaktadır. Gruplar: G1 kontrol grubu, G2 demineralize edilmiş ve hiçbir tedavi edici ajan uygulanmamış, G3 demineralizasyon sonrası CPP-ACPF uygulanmış, G4 demineralizasyon sonrası florür vernik uygulanmış ve G5 demineralizasyon sonrası rezin infiltrasyon uygulanmış şeklinde ayarlanmıştır. Demineralizasyon-remineralizasyon döngüsü 21 gün sürerken, dişler 6 saat demineralizasyon solüsyonunda, 18 saat reminelizasyon solüsyonunda bekletilmiştir. Solüsyonlar arası geçişte, dişler tek tek distile su ile yıkanmıştır. Uygulanan ajanlar üretici firmaların direktifleri doğrultusunda uygulanırken, üçüncü gruptaki dişlere her gün 5 dakika boyunca CPP-ACPF uygulandıktan sonra 24 saat boyunca etüvde 37℃'de bekletilmiştir. Bu döngü 1 hafta boyunca devam etmiştir. Braketler yerleştirildikten sonra adezivlerin polimerizasyonun tamamlanması amacıyla 24 saat yapay tükürük solüsyonunda 37℃'de bekletilmiştir. Bu işlemden sonra dişler termal döngüye tabii tutulmuştur. Termal döngü sonrasında dişler makaslama cihazında bağlanma dayanımı test edilmiştir. Braketler dişten ayrıldıktan sonra diş yüzeyinde kalan artık adeziv değerlendirmesi yapılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 17.0 (IBM Corportation, Armonk, NY, USA) paket programında yapılmıştır. Bağlanma dayanımı ölçümlerine ilişkin veriler Shapiro-Wilk testine göre normale yakın bir dağılım göstermektedir (W=0,980, p=0,135). Gruplar arasında Levene testine göre bağlanma dayanım ölçümlerinin de homojen olduğu görülmüştür (W=0,171 ve p=0,953). Her iki parametrik test istatistiği varsayımı (normal dağılım ve varyans homojenliği) sağlandığı için gruplar arasında ortalama bağlanma dayanımları yönünden farkın önemliliği tek yönlü varyans analizi (One-Way ANOVA) ile araştırılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler; bağlanma dayanımı için ortalama ± standart sapma biçiminde, Artık Adeziv İndeksi (AAİ) skorları ise denek sayısı ve yüzde olarak ifade edildi. AAİ skrorları açısından farkın önemliliği Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Tek Yönlü Varyans Analizi sonucunda F istatistiği önemli bulunduğundan (F=6,895 ve p<0,001) bir sonraki aşamada söz konusu farka neden olan grup ya da grupları tespit etmek amacıyla post – hoc Tukey's HSD testi kullanılarak gruplar arasında ikili karşılaştırmalar yapılmıştır. Çalışmada braket bağlanma değerleri incelendiğinde Grup 1 ile Grup 4 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p=0,037); Grup 2 ile Grup 4 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001); Grup 3 ile Grup 4 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p=0,018); Grup 4 ile Grup 5 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) bulunmuştur. AAİ'i sonuçları ve yüzdeleri incelendiğinde Grup 1 ile grup 4 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p=0,038); Grup 3 ile Grup 4 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001); Grup 4 ile Grup 5 arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) bulunmuştur. Çalışmızda elde ettiğimiz sonuçlara göre florür vernik uygulanmış grupta en düşük bağlanma dayanım elde edilirken yine aynı grupta en düşük AAİ skoru elde edilmiştir. Sağlam mine grubuyla, demineralize mineye uygulanan CPP-ACPF ve rezin infiltrasyon yöntemi uygulanan dişler karşılaştırıldığında ise, CPP-ACPF ve rezin infiltrasyon gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksek bağlanma dayanımları elde edilmiştir. En yüksek bağlanma dayanımı gösteren grup ise rezin infiltrasyon uygulandıktan sonra braket yapıştırılan grup olmuştur. Tüm gruplarda elde edilen bağlanma dayanımı ise klinik olarak yeterli bulunmuştur.

Dental fissürlerDental mineDiş demineralizasyonu+5
Yusuf Özant
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde alt çenenin öne gelişimi ile ilişkili olası biyolojik göstergelerin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. 1. I. ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde, tedavi sonu değerlerin tedavi başındaki sefalometrik değerler ile olan ilişkisini araştırarak alt çenenin öne gelişimi ile ilgili olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. 2. Büyüme gelişim döneminde, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde çekimli ve çekimsiz mekaniklerin alt çenenin öne gelişimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak. Geriye dönük planlanan bu çalışma için Ç. Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmıştır. Çalışmaya I. Sınıf ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, çekimsiz veya çekimli tedavisini tamamlamış olan, tedavi başında büyüme gelişim dönemindeki (SVM II, SVM III) toplam 276 bireyin lateral sefalometrik radyografileri dahil edilmiştir. II. Sınıf çekimsiz tedavi olan bireylerde II. Sınıf elastik veya sabit fonksiyonel mekanik uygulanmıştır. Çalışmaya dört premolar çekimli bireyler dahil edilmiştir. I. Sınıf bireyler de çekimsiz veya dört premolar çekimli tedavi görmüştür. Çalışmamıza dahil edilen tüm bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiştir. 1. Çalışmamızda SN-Pog açısındaki 1.3° artış alt çenenin öne gelişiminde belirleyici olarak kullanılmıştır. Bireyler SN-Pog değerinde oluşan 1.3°'lik değişikliğe göre Grup I (SN-Pog fark ≤1.3°) ve Grup II (SN-Pog fark >1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. ROC analizi tedavi başındaki FMA, Y, Artiküler, Gonial açıları, Jarabak oranı ve Gonial oran değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. 2. Çalışmamızda II. Sınıf çekimsiz mekanik uyguladığımız bireyler II. Sınıf çekimli mekanik uyguladığımız bireylerle SN-Pog değişimine bakılmaksızın karşılaştırılmıştır. I. Sınıf bireylerde alt çenenin öne gelişimi (SN-Pog açısı) benzer olduğu için I. Sınıf bireyler tek grup halinde toplanmış ve kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; incelenen tedavi başı sefalometrik değerlerden hiçbirisinin alt çenenin öne gelişiminin tahmininde kullanılacak anlamlı bir biyolojik gösterge olmadığı belirlenmiştir. Araştırma hipotezimiz doğrulanmamıştır. Çalışma sonuçlarımız II. Sınıf mekaniklerin alt çene boyutsal artışı ve çene ucunun öne hareketi üzerinde iskeletsel etki yaratmadığını, düzeltimin dişsel düzeyde olduğunu desteklemektedir. Ayrıca çekimli mekaniklerin daha çok dik yön gelişimi artmış bireylerde uygulandığı ve çekimli II. Sınıf hasta grubunda alt çene ucunun büyüme gelişimle öne hareket etmediği tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+6
Basriye Çalışkan Çandar
Çukurova University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kendinden bağlamalı ve geleneksel braket sistemi uygulanan bireylerde dentofasiyal yapıların ve kök rezorpsiyonunun değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı iskeletsel Sınıf I ve orta şiddetli çapraşıklığa sahip bireylerde geleneksel braket sistemi ile kendinden bağlamalı braket sisteminin dentofasiyal yapılara ve kök rezorpsiyonuna etkisini karşılaştırarak ortaya koymaktır. Çalışmaya dahil edilen toplam 72 hasta mevcuttur. Kendinden bağlamalı braket grubunda 36 hasta ile birinci grup, geleneksel braket grubunda 36 hasta ile ikinci grup oluşturulmuş, hastaların eşit dağılımı sağlanmıştır. Kendinden bağlamalı braket grubunun yaş ortalaması 14,19±2,01 yıl ve toplam 14 erkek 22 kadın hastadan oluşmaktadır. Geleneksel braket grubunun yaş ortalaması 14,47±2,02 yıl ve toplam 12 erkek 24 kadın hastadan oluşmaktadır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark bulunamamıştır. İki grubun dentofasiyal sistem üzerindeki etkilerini ve kök rezorpsiyonuna olan etkilerini karşılaştırmak için hastaların başlangıç ve bitim aşamasında alınan panoramik ve lateral sefalometrik filmleri kullanılmıştır. Lateral sefalometrik film üzerinde yapılan açısal ve doğrusal ölçümler ile dentofasiyal değişimler incelenirken, panoramik film üzerinde yapılan ölçümler ile kök kron oranı değişimi incelenmiştir. Grupların başlangıç ve bitimde alınan radyografi tarihleri ile toplam tedavi süreleri incelenmiştir. Kendinden bağlamalı braket grubunun ortalama tedavi süresi 20,78±6,42 ay, geleneksel braket grubun ortalama tedavi süresi 20,22±6,38 ay olup gruplar arasında anlamlı fark bulunamamıştır. İki grupta da iskeletsel değişiklikler görülmemiştir. Grupların bitiş ölçümleri değerledirildiğinde IMPA ikinci grupta anlamlı derecede artış gösterirken, birinci grupta anlamlı derecede artış göstermemiştir. Her iki grupta da üst kesici dişlerin eğimi anlamlı derecede artış göstermiştir. Üst dört kesici dişin kök kron oranları iki grupta da bitimde azalma göstermiş ancak gruplar arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Bulgular değerlendirildiğinde her iki braket sisteminin klinik etkinliklerinin ve tedavi etkinliklerinin benzer olduğu söylenebilir.

Mehmet Caner Güven
Çukurova University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi tedavisi gören hastalarda tedavi öncesi ve tedavi sonrası gülümsemenin mini-estetik değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızın amacı, ortognatik cerrahi tedavisi gören hastalarda ortodontik tedaviye başlamadan önce ölçülen "gülümsemenin mini-estetik değerleri"nin, cerrahi girişimin hemen öncesindeki ve ortodontik-ortognatik tedavinin bitim aşamasındaki değerlerle karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma çerçevesinde, Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Kliniğinde 2005 ile 2020 yılları arasında ortognatik cerrahi tedavisi gören ve tedaviye başlama yaşı 13-44 arasında değişen toplam 118 hastaya ait fotoğraf kaydı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışma, dâhil edilme kriterlerine uygun olan 50 hastanın "tedavi başlangıç", "ortognatik cerrahi öncesi" ve "tedavi bitim" aşamalarında çekilen "ağız dışı cephe gülümseme" fotoğrafları üzerinde yürütülmüş ve "gülümsemenin mini-estetik değerleri" ölçülerek karşılaştırılmıştır. Cephe gülümseme fotoğraflarındaki referans değerlerin ölçümü için Dolphin Imaging Version 11.8.06.22'(Dolphin Imaging and Management Solutions, Chatsworth, CA, USA) Programı kullanılmıştır. Referans değerler, gülümsemenin sekiz mini-estetik değeri olan "gülümseme genişliği", "gülümseme yüksekliği", "üst kesicilerin görünüm miktarı", "bukkal koridorlar", "üst dudak kurvatürü","gülümseme arkı", "dişeti görünüm miktarı" ve "gülümseme indeksi"dir. Retrospektif arşiv yöntemi benimsenen bu araştırmada, örneklem seçimine gidilmemiş ve fotoğraf arşivindeki kayıtlar arasından "dahil edilme kriterleri"ni karşılayan bütün hastaların fotoğrafları çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Gülümseme genişliği, gülümseme yüksekliği ve üst kesicilerin görünüm miktarı "tedavi başlangıç" aşaması ile karşılaştırıldığında"ortognatik cerrahi öncesi" ve "tedavi bitim" aşamalarında artmaktadır (p<0,05). Sağ ve sol bukkal koridor değerleri "ortognatik cerrahi öncesi"nde artış göstermekle birlikte"tedavinin bitim" aşamasında azalmaktadır (p<0,05). Dişeti görünüm miktarı ve gülümseme indeksi değerleri tedavi süresi boyunca anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Ortodontik tedavi öncesinde 43 hastada (%86) "ters gülümseme arkı", 7 hastada (%14) ise "düz gülümseme arkı" mevcuttur. Tedavi bitiminde hastaların 36'sında (%72) "konveks gülümseme arkı"na ulaşılmıştır."Düz gülümseme arkı"na sahip hastaların sayısı artarak 14'e (%28) yükselirken, hiçbir hastada "ters gülümseme arkı" tespit edilmemiştir. Üst dudak kurvatüründe, tedavi başlangıcı ile karşılaştırıldığında, tedavi bitiminde belirgin bir değişiklik saptanmamıştır. Gülümseme indeksi değeri, tedavinin başlangıcında ve ortognatik cerrahi öncesinde kadınlarda erkeklerden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p<0,05). Sonuç: Örneklem grubundaki ortognatik cerrahi tedavisi gören hastaların gülümseme estetiğinde hem ortodontik tedavinin hem de ortognatik cerrahinin etkisiyle bir iyileşme olduğu görülmektedir.

Dental estetikEstetikGülümseme+4
Mahmud Mahmudov
Çukurova University
2022
00