Çukurova University
Anabilim Dalı

Restoratif Diş Tedavisi ve Endodonti Anabilim Dalı

Çukurova University

14

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

14 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı irrigasyon tekniklerinin smear tabakası, debris, kalsiyum hidroksit uzaklaştırması ve kök kanal dolgusunun sökümüne etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı irrigasyon tekniklerinin smear tabakasının ve debrisin uzaklaştırılmasına, kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasına, kök kanal dolgusunun söküm işlemlerine etkisini değerlendirmektir.70 adet maksiler santral diş rastgele 7 gruba ayrıldı ve apikal çapı 50 olacak şekilde enstrumante edildi. Enstrumantasyon işlemleri sırasında 7 farklı irrigasyon tekniği kullanıldı. Her eğe değişiminde kanallar 2 ml NaOCl ile irrige edildi. Smear tabakası %17'lik EDTA ile 1 dakika kullanımı ve sonrasında 10 ml % 5,25'lik NaOCl yıkama ile uzaklaştırıldı. Kullanılan irrigasyon teknikleri sırasıyla; RinsEndo (Grup 1, Duerr-Dental, Bittigheim-Bissingen, Almanya), EndoVac (Grup 2, Discus Dental, Culver City, Kanada), Canal Cleanmax (Grup 3, Maximum Dental, NJ, ABD), MM 1500 sonik sistem (Grup 4, Micro Mega, Prodonta, Geneva, İsviçre) , CanalBrush (Grup 5 ,Roeko, Langenau, Almanya), NaviTip FX (Grup 6, Ultradent, South Jordan, UT) and manuel-dinamik irrigasyon (Grup 7). Köklere bukko-lingual olarak longitudinal bir çentik açıldı ve ikiye kırıldı. Her iki yarıda SEM ile fotoğraflandı. Kalan smear tabakası ve debris miktarları 5lik skorlama sistemi kullanılarak incelendi. İstatisitksel analiz Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılarak yapıldı. Sonuç olarak; tüm irrigasyon teknikleri smear tabakasının ve debrisin uzaklaştırılmasında koronal ve orta üçlüde apikal üçlüye göre daha etkili bulundu. Apikal üçlüde MM 1500 debris uzaklaştırılmasında en etkili teknik olarak bulundu. Smear tabakasının uzaklaştırılmasında ise tüm tekniklerde benzer sonuçlar elde edildi.74 adet mandibular premoların kök kanalı enstrumante edildi ve 72 tanesi kalsiyum dihroksit patıyla dolduruldu. 2 diş pozitif kontrol olarak kalsiyum hidroksit patıyla, 2 diş ise patsız negatif kontrol olarak bırakıldı. Dişler 7 gruba ayrıldı. Kalsiyum hidroksit patı farklı irrigasyon teknikleri ile yıkandı. (RinsEndo, EndoVac , Canal Cleanmax, MM 1500 sonik sistem, CanalBrush, NaviTip FX ve konvansiyonel (kontrol) irrigasyon) Her grupta 10 ml %1'lik NaOCl ve 5 ml serum fizyolojik kullanıldı. Köklere bukko-lingual olarak longitudinal bir çentik açıldı ve ikiye kırıldı. Her iki yarıda stereo-mikroskop ile fotoğraflandı. Kalan kalsiyum hidroksit miktarı İmage J görüntüleme program kullanılarak toplam kanal alanının yüzdesi olarak hesaplandı. İstatistiksel analiz için Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Pat artıkları tüm gruplarda gözlemlendi. MM 1500 grubu ile CanalBrush grubu (p>0.05) hariç diğer gruplarla (p<0.05) arasında istatistiksel farklılık gözlemlendi. Sonuç olarak; MM 1500 sonik system kalsiyum hidroksit patını kök kanalından en etkili irrigasyon tekniğidir.70 adet maksiller santral dişin kökleri apikal çapı 50 olacak şekilde hedstrom eğeler ile genişletildi ve kök kanalları guta-perka ve AH Plus kanal patı ile dolduruldu. Kök kanal dolgusu R-Endo ve el eğeleri kullanılarak söküldü. Sökme işlemleri en son 50 nolu hedstrom eğe kullanılarak bitirildi. Her eğe değişiminde 2 ml % 1 lik NaOCl kullanıldı. Kullanılan irrigasyon teknikleri sırasıyla; RinsEndo (Grup1) EndoVac (Grup 2) , Canal Cleanmax (Grup 3), MM 1500 sonik sistem (Grup 4), CanalBrush (Grup 5), NaviTip FX (Grup 6), and konvansiyonel irrigasyondur (Grup 7). Köklere longitudunal olarak bukko-lingual yönde çentik açıldı ve iki parçaya ayrıldı. Köklerin her iki yarıda stereo-mikroskop ile fotoğraflandı. Kalan kanal dolgu materyali miktarı Image J görüntüleme programı ile total kanal alanının alanın yüzdesi olarak hesaplandı. Tüm gruplarda kök kanal dolgu materyali artıkları görüldü. En düşük değerler Canal Brush grubunda, en yüksek değerler ise EndoVac grubunda gözlemlenmiş olmasına rağmen gruplar arasında herhangi bir istatistiksel fark yoktur. Kök kanal dolgusunun söküm işlemlerinde farklı irrigasyon tekniklerinin herhangi bir etkisi yoktur, asıl etkili olan enstrumantasyondur.

Kalsiyum hidroksitKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+2
Melis Yılmaz
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Endodontik tedavi sonrası periapikal dokuların değerlendirilmesinde periapikal radyografi ve konik ışın hüzmeli bilgisayarlı tomografinin kullanımı

Bu klinik çalışmanın amacı, kök kanal tedavisinden 18 ay sonra periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) kullanarak her bir kökün periapikalindeki radyolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır.Kök kanal tedavisi planlanan, klinik ve radyolojik dahil edilme kriterlerini (PAI ? 3) taşıyan 42 hastanın 86 dişinden diyagnostik dijital periapikal radyografi ve CBCT taraması alındı. Hastalar operasyondan 18 ay sonra tekrar değerlendirildi. Mevcut olan periapikal radyolusensinin varlığı veya yokluğu hem de boyutunun artması veya azalması üç kalibre olmuş araştırmacı tarafından değerlendirildi. Veriler istatistiksel olarak McNemar's testi ile analiz edildi. Periapikal indeks (PAI) ve CBCTPAI skorları belirlendi ve tüm sonuçların korelasyonlarına Spearman's rho testi ile bakıldı.`İyileşti' oranı periapikal radyografi değerlendirmesinde %44,19 iken, CBCT değerlendirmesinde aynı oran %26,74 olarak saptandı. Sistemler arasında istatistiksel bir fark bulundu (p<0,05). Bu oran `efektif tedavi' gruplandırılmasında (periapikal radyoluseninin boyutunun azalması) sırasıyla %95,35 ve %93,02 çıkarak yükselmiştir. Başlangıçta var olan lezyonlar, takip sürecinde alınan periapikal radyografi ve CBCT görüntüleriyle `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar değerlendirildi. Bu gruplandırmada da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu bulundu (p<0,05). Ardından PAI ve CBCTPAI skor sonuçları `iyileşiyor', `iyileşti', `değişmedi' ve `genişledi' olarak kategorilendirildi. Gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu (p<0,05). Lezyonlar PAI ve CBCTPAI gruplarında `lezyon var veya yok' şeklinde tekrar gruplandırıldı. İstatistiksel olarak iki grup arasında fark bulundu (p<0,05).Sonuç olarak; CBCT grubu ile değerlendirilen kök kanal tedavileri yapılmış dişlerin, periapikal radyografiler ile yapılan değerlendirmesine göre daha düşük `iyileşiyor' ya da `iyileşti' oranına sahip olduğu gözlenmiştir. Lezyonların milimetrik ölçümleri, PAI ve CBCTPAI skor sistemleri başlangıçta benzer korelasyon gösterirken, zamanla bu sistemler arasındaki korelasyonun azaldığı görüldü.

EndodontiPeriapikal dokuRadyografi-dental+2
Gökhan Atakan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Er,CR:YSGG lazer ve naocl kullanılarak yapılan kanal içi dezenfeksiyon sonrası postoperatif ağrının değerlendirilmesi: randomize kontrollü klinik çalışma

Amaç: Bu randomize, kontrollü klinik çalışmada kök kanal tedavisi sırasında kanal içi dezenfeksiyon yöntemi olarak NaOCl ve Er, Cr:YSGG lazer kullanımının tedavi sonrası ağrı ile ilişkisini incelemektir. Yöntem ve Metot: Tek köklü ve asemptomatik nekroze olmuş dişlere sahip yüz yetmiş hasta, iki deney grubuna rastgele ayrıldı. Kök kanal preparasyonu Reciproc (VDW, Münih, Almanya) ile tamamlandı. Kanal içi dezenfeksiyon işleminde iki farklı tedavi protokolü kullanılmıştır. İlk grupta NaOCl hem kök kanal tedavisi sırasında hem de dezenfeksiyon amacıyla kullanıldı. İkinci grupta ise %0.9'luk NaCl çözeltisi kök kanal işlemleri sırasında Er, Cr:YSGG lazer ise kök kanal dezenfeksiyonu amacıyla kullanıldı. Tüm dişler Adseal (Meta Biomed Co., Kore) kanal dolgu patı ve guta perka kullanarak lateral kompaksiyon yöntemi ile tek seansta dolduruldu. Tedavi sonrası ağrı 0-6,6-12,12-24 ve 24 ila 72 saatler arasında bir sözel değerlendirme ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında 0-6, 6-12, 24 ve 72. saat zaman dilimleri arasında anlamlı bir farklılık yoktur ( P > 0.05 ). Fakat, 12-24. saatler arasında NaOCl ile dezenfeksiyon yapılan grupta daha fazla post operatif ağrı görüldü ( P < 0.05 ). Ağrı kesici kullanımı açısından gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sonuçlar: Kök kanallarının NaOCl ve Er,Cr:YSGG lazer kullanilarak dezenfeksiyonunu takiben görülen ağrı ve ağrı kesici kullanımı benzer bulunmuştur. NaOCl ile kök kanalları dezenfeksiyonu sonrası 12-24 saat arasında post operatif rahatsızlıkta artış görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Er,Cr;YSGG lazer, NaOCl, kök kanal tedavisi, postoperatif ağrı.

AğrıAğrı-postoperatifKök kanal tedavisi+5
Görkem Özbilen
Çukurova University
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kayma yolu eğelerinin farklı döner eğe sistemleri ile kullanıldığında kök kanal şekillendirme etkinliğinin ve apikalden taşan debris miktarının karşılaştırılması

Bu in-vitro çalışmanın amacı; kayma yolu oluşturarak ve oluşturmadan resiprokal hareket yapan (Reciproc; VDW, Münih, Almanya), tam rotasyon yapan (ProTaper Next; Dentsply, Maillefer, Ballaigues, İsviçre), (OneShape; Micro-Mega, Besancon Cedex, Fransa) 3 farklı döner Ni-Ti sistemini (1) kök kanal transportasyonu ve (2) merkezde kalma oranı açısından karşılaştırmak, (3) şekillendirme süresi ve (4) apikalden taşan debris miktarı açısından değerlendirmektir. 120 adet kök kanal kurvatürü yüksek eğime sahip alt çene birinci büyük azı dişin meziyal kök kanalları 6 gruba ayrılmıştır. Şekillendirme öncesi ve sonrası tüm örneklerin CBCT taraması yapılmıştır. Kök kanalları Reciproc, ProTaper Next, OneShape, Proglider+Reciproc, OneG+OneShape ve ProGlider+ProTaper Next ile şekillendirilmiştir. CBCT görüntüleri üzerinde üç boyutlu modelleme yapılarak transportasyon ve merkezde kalma oranı değerlendirilmiştir. Taşan debrisin ağırlığı 10-5 hassas terazi ile ölçülmüştür. Toplam şekillendirme süresini içeren çalışma zamanı kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin gruplar arası karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizde p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, faklı düzeylerdeki transportasyon miktarı karşılaştırıldığında tüm gruplarda 7 mm'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Farklı düzeylerdeki merkezde kalma oranında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Kayma yolu oluşturulan gruplar daha iyi merkezde konumlanmıştır ve daha az transportasyon meydana gelmiştir. Kayma yolu oluşturulan gruplarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla debris çıkışı meydana gelmiştir (p<0,05). OneShape grubu diğer gruplar ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az debris çıkışı oluşturmuştur (p<0,05). ProGlider+ProTaper Next grubunda şekillendirme süresi diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzun sürmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamızda kullandığımız sistemlerin hepsi kabul edilebilir düzeyde transportasyon oluşumuna sebep olmuştur. Sistemlerin hepsi merkezden sapma göstermiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde kayma yolu oluşturan döner sistemler daha fazla debris çıkışına neden olmuştur. Daha güvenilir sonuçlara ulaşmak için farklı gruplar dahil edilerek daha fazla araştırmalara gereksinim duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kayma yolu, Debris taşması, CBCT, Transportasyon, Resiprokasyon, Tek eğe

Dental aygıtlarDental restorasyonDiş hekimliği+2
Cihan Küden
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nikel titanyum eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluklarının farklı test yöntemleri ile karşılaştırılması

Nikel-titanyum döner eğeler kök kanal tedavisi sırasında en yaygın kullanılan sistemlerdir. Ni-Ti sistemlerin en büyük dezavantajı kullanım sırasında çeşitli sebeplerle meydana gelen kırıklardır. Bu çalışmanın amacı Reciproc, Waveone, Protaper Next, OneShape ve TF Adaptive Ni-Ti sistemlerin döngüsel yorgunluklarını üç farklı test metodu ile değerlendirmektir. Bu çalışmada 45° ve 60° kurvatür açılarına sahip üç farklı döngüsel yorgunluk test metodu kullanılmıştır. Bu metodlar üç pin yöntemi, eğimli paslanmaz çelik blok ve oluklu metal bloktur. Beş farklı markanın toplamda 300 eğesi üretici firmanın önerdiği tork ve hızda kırılana kadar kullanılmıştır. Kırılana kadarki süre dakikadaki devir ile çarpılarak döngü sayısı hesaplanmıştır. Rastgele seçilen örnekler kırık tiplerini ve uzunluklarını incelemek için stereomikroskop altında x10 büyütmede incelenmiştir. Sonuç olarak 45° üç pin test metodu hariç bütün testlerde kullanılan her marka enstrümanın kırılana kadarki süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Reciproc eğeleri bütün test metodlarında en yüksek dönüş sayılarına sahiptir. Bu fark oluklu metal blok 45° ve 60° gruplarında istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Test metodları karşılaştırıldığında kullanılan enstrümanlara bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. (p<0.05) Karşılaştırılabilir güvenli sonuçlar için döngüsel yorgunluk test metodlarının standardizasyona ihtiyacı vardır çünkü farklı test yöntemleri kullanıldığında aynı eğelerde farklı sonuçlar bulunmuştur.

Dental aygıtlarEndodontiKorozyon+4
Zeynep Özpolat
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tekrarlayan kök kanal tedavilerinde kök kanal dolgusunun uzaklaştırılmasında kullanılan farklı nikel-titanyum eğelerin yüzeylerinde meydana gelen değişikliklerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı tekrarlayan tedavilerde kullanılan döner nikel titanyum eğelerin üç ve beşinci kullanım sonrası yüzey değişikliklerinin incelenmesidir. Ayrıca %2'lik sodyum hipokloritin, kloroform solüsyonunun ve sterilizasyon işlemlerinin tekrarlayan tedavilerde kullanılan döner nikel titanyum eğelerin yüzeylerine etkisi incelenmiştir.Bu çalışma için Protaper retreatment eğeleri, R-endo eğeleri ve Mtwo retreatment eğeleri kullanılmıştır. Üst çene birinci büyük azı dişlerine ait palatinal kökler guta perka ve Ah 26 ile dolduruldu ve iki ay sonra bu eğe sistemleri ile retreatment işlemleri uygulandı.Kullanılmamış, üç ve beş kez kullanılmış, NaOCl ve kloroform solüsyonunda bekletilmiş ve sterilizasyon işlemleri görmüş NiTi döner eğelerin yüzey değişiklikleri atomik kuvvet mikroskou ve tarama elektron mikroskobu ile incelendi. RMS ve Depth değerleri ve üç boyutlu görüntüler elde edildi. SEM incelemesi ile eğelerin çeşitli büyütmelerde görüntüleri ve EDX ile eğe yüzeyinin kimyasal kompozisyonu hakkında veriler elde edildi.RMS ve Depth değerleri tüm üç eğe sisteminde de üç ve beş kullanım sonrasında anlamlı bozulmalar olduğunu gösterdi. Üç ve beş kullanım sonrasında SEM incelemelerinde çatlaklar, hasarlar ve spiral yapıda bozulmalar görüldü. Ek olarak, Mtwo 15 eğesi beşinci kullanımdan sonra bozuldu.AFM verileri 2%NaOCl solüsyonunun NiTi döner eğeleri üzerinde anlamlı yüzey bozuklukları oluştuğunu göstermiştir. AFM ve SEM verileri kloroform solüsyonu ve sterilizasyon işlemlerinin yüzey anlamlı bozukluklarına yol açmadığını göstermiştir.EDX verileri, bütün çalışma grupları için, meydana gelen bozulmaların fiziksel olduğunu, eğelerin yüzeylerinde herhangi kimyasal bir bozulmaya rastlanmadığını göstermiştir.Sonuç olarak; Protaper retreatment, R-endo ve Mtwo retreatment eğelerinde kullanıma bağlı olarak yüzey bozuklukları görülmüştür. Klinisyenler, retreatment işlemlerinde özellikle üçüncü kullanımdan sonra kırılma riskini göz önünde bulundurmalıdırlar.Anahtar kelimeler: Nikel- titanyum, Tekrarlayan kök kanal tedavisi, Atomik kuvvet mikroskobu, Tarama elektron mikroskobu, Sodyum hipoklorit, Kloroform, Sterilizasyon.

Dental materyallerKloroformKök kanal dolgu materyalleri+8
Baran Can Sağlam
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ultrasonik uç veya Er:Cr:YSGG lazer ile hazırlanan kök ucu kavitelerinde kök ucu dolgu materyali olarak kullanılan farklı adeziv sistemlerin apikal tıkama etkinliği

Bu tez çalışmasının amacı dört farklı kendinden pürüzlendirmeli adeziv sistemin apikal tıkamadaki etkinliğinin bakteriyel sızıntı testi ile incelenmesidir. Ayrıca bu materyallerin tıkama etkinliği ile kök ucu kavitesinin hazırlanmasında ultrasonik uç veya Er:Cr:YSGG lazer kullanımı arasında ilişki olup olmadığı ve cihazların kavite yüzeyinde çatlak oluşturma etkileri de değerlendirildiBu çalışmada 196 adet ön kesici insan dişi deney için hazırlandı. 50 adet kök üzerinde ultrasonik ve farklı parametrelerdeki Er:Cr:YSGG lazer ile kaviteler hazırlandı, çatlak oluşumu stereomikroskop ile incelendi. Ayrıca her gruptan bir numune SEM'da incelendi.Geriye kalan 146 adet kök Grup A ve Grup B olmak üzere rastgele iki ayrı gruba ayrıldı. Grup A'da ultrasonik uç ile Grup B'de ise Er:Cr:YSGG lazer ile kaviteler hazırlandı, kontrol grupları MTA ile dolduruldu. Kalan kökler Grup A (Grup 1, 2, 3, 4) ve Grup B (Grup 5, 6, 7, 8) olarak ayrıldı. Numunelere, Clearfil SE Bond, Clearfil Protect Bond, Clearfil S3 Bond, Optibond Solo Plus uygulandı ve her gruptan iki numune SEM ile değerlendirildi. Geriye kalan numunelerin kök ucu kaviteleri ise kompozit rezin ile tıkandı ve bakteriyel sızıntı metodu ile değerlendirildi.Çalışmanın sonucunda Grup A'da, Grup B'ye göre daha fazla çatlak oluştuğu gözlendi. Grup B alt grupları arasında ise çatlak oluşumu yönünden aralarında anlamlı farklılık gözlenmedi. Grup A ve Grup B'de kontrol gruplarında hiç sızıntı gözlenmedi. Clearfil S3 Bond haricinde diğer adeziv sistemlerde Grup B'deki numuneler Grup A'dakilere göre daha az sızıntı gösterdi.Bu çalışmaya göre kök ucu kavitesinin hazırlanma şekli ve seçilecek kendinden pürüzlendirmeli adeziv sistemin tipi tıkamayı etkileyen bir unsurdur.

ApikoektomiDental bondingKök kanal dolgu materyalleri+4
Seda Arslan
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kalsiyum hidroksit `in kök kanallarından uzaklaştırılma etkinliğinin farklı metodlarla incelenip karşılaştırılması

Kalsiyum Hidroksit `in, üstün antimikrobiyal özellikleri olmasına rağmen, kök kanalından tamamen uzaklaştırılamadığında tamamlanmış endodontik tedavilerde apikal sızıntılara neden olduğu bilinmektedir.Kök kanalından uzaklaştırılamayan Ca(OH)2 , bitmiş kanal dolgusunda apikal sızıntı yaratabilmekte, rezin esaslı kanal dolgu sistemlerinde, dentin tübüllerine penetre olarak, rezin bağlayıcı ajanın dentine adezyonunu engellemektedir.Bu çalışmanın amacı, endodontide seanslar arası pansuman materyali olarak kullanılan Ca(OH)2 `in farklı irrigasyon solüsyonları ve ajitasyon metodları ile kök kanalından uzaklaştırılmasının, direkt gözlemleme ve yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraflama metodları ile incelenip karşılaştırılmasıdır.208 adet çekilmiş maksiller ve mandibular kanin insan dişi, 2 ana ve 13 alt grup olmak üzere toplam 26 gruba ayrıldı. Ana gruplar smear tabakasının uzaklaştırıldığı A ve uzaklaştırılmadığı B grupları olarak, alt gruplar ise irrigasyon materyali açısından: distile su,NaOCl, ısıtılmış NaOCl, NaOCl + EDTA yı, mekanik ajitasyon yöntemi açısından: şırınga irrigasyonu, canal brush ve PUI ` u içerecek şekilde oluşturuldu.Örnekler rotary eğe sistemleri ile biyomekanik preperasyonları yapıldıktan sonra, boylamasına ikiye ayrıldı. Kök kanalında yapay olarak oluk oluşturuldu ve kök kanalına Ca(OH)2 gönderildi. Dişler 37 C `de 1 hafta süre ile bekletildi. Kök yarıları özel olarak hazırlanmış mufla sistemi yardımı ile birleştirilip Ca(OH)2 uzaklaştırma yöntemleri uygulandı. Sonuçlar oluk skorlama ve dijital fotoğraflama yöntemleri ile elde edilip veriler değerlendirildi.Ana gruplar arasında (A ? B) smear tabakanın uzaklaştırılıp uzaklaştırılmaması açısından istatistik olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05).Ca(OH)2 ' in en iyi uzaklaştırıldığı gruplar sırasıyla PUI, kanal fırçası ve şırınga gruplarıdır. PUI grupları arasında ise PUI NaOCl EDTA grubu Ca(OH)2 `in en iyi uzaklaştırıldığı grup olarak bulgulandı.Kök kanallarından Ca(OH)2 uzaklaştırılmasında PUI birinci olarak tercih edilmesi gereken yöntemdir. İrrigasyon materyali olarak NaOCl ve EDTA `nın kullanılması Ca(OH)2 uzaklaştırma etkinliğini arttırabilmektedir.

Dental pulpa boşluğuKalsiyum hidroksitKök kanal tedavisi+4
Cem Burak Akın
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

ER,CR:YSGG lazerin farklı parametrelerinin rezin-mine/dentin bağlanma dayanımına etkileri

Bu in-vitro çalışmanın amacı Er,Cr:YSGG lazerin, farklı atım frekansları ve çıkış güçleri ile uygulanmasının ardından, etch-and-rinse adeziv sistem ile birlikte kullanılan bir mikro-hibrit kompozitin mine ve dentine mikrogerilim bağlanma dayanımlarının (µGBD) değerlendirilmesidir. Ayrıca rezin-mine/dentin arayüzleri SEM ile incelendi. Sığır keser dişlerinden hazırlanan, mine örnekleri (M) ve dentin örnekleri (D), yüzey uygulamalarına göre 8 farklı alt gruba ayrılmıştır (n=5): M-Kontrol (aşındırıcı kağıt uygulaması), M-Frez (yüzeyde yüksek hızlı döner alet ile mekanik pürüzlendirme), M-Lazer 6W-20Hz; M-Lazer 6W–35Hz; M-lazer 6W–50Hz, M-Lazer 3W-20Hz, M-Lazer 3W–35Hz, M-lazer 3W–50Hz; D-Kontrol (aşındırıcı kağıt uygulaması), D-Frez (yüzeyde yüksek hızlı döner alet ile mekanik pürüzlendirme), D-Lazer 3W-20Hz, D-Lazer 3W–35Hz, D-Lazer 3-lazer 3W–50Hz, D-Lazer 1.5W-20Hz, D-Lazer 1.5W–35Hz, D-lazer 1.5W–50Hz. Tüm yüzeylere etch-and-rinse adeziv üretici talimatlarına göre uygulandı ve kompozit bloklar hazırlandı. Örneklerden µGBD test çubukları elde edildi ve µGBD testi uygulandı. µGBD verileri tek-yönlü varyans analizi ve LSD testi ile p=0.05 güven aralığında analiz edildi. Mine grupları arasında en yüksek bağlanma dayanıklılığını 3W–50Hz grubu (36.22±6.0 MPa) göstermiştir (p<0.05), bu sonuç M-Kontrol grubu (32.85±9.8 MPa) ile aralarında benzer iken, M-Frez grubu (26.60±8.5 MPa) ile aralarında fark istatiksel olarak anlamlıdır (p>0.05). Tüm dentin grupları arasında en yüksek bağlanma dayanımı ortalamasını D-Kontrol grubu göstermiştir (27.70 ± 7.0), diğer taraftan bu ortalama frez grubunun ortalamasına (24.98 ± 8.8) benzerdir (p>0.05), diğer lazer gruplarından anlamlı olarak yüksektir (p<0.05). Özetlenirse, lazer uygulamasının µGBD üzerindeki etkilerinin diş dokusuna ve kullanılan lazer parametrelerine bağlıdır. Test edilen bazı lazer parametreleri, minede rezin bağlanmasını artırırken, dentinde rezin bağlanmasını anlamlı olarak düşürmüştür.

Dental bondingDental mineDental stres analizi+4
Muhammet Kerim Ayar
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diş hekimlerinin oklüzal ve aproksimal çürüğe müdahale stratejilerinin değerlendirilmesi

Yapılan güncel çalışmalar, ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedavi yaklaşımlarına farklı bir bakış açısı getirmiştir. Diş çürükleri ile ilgili yapılan güncel çalışmalar koruyucu ve önleyici tedavi anlayışını ön plana çıkarmıştır. Koruyucu ve önleyici tedavi hem girişimsel işlemleri gerektirmemekte hem de bireye ekonomik olarak katkı sağlamaktadır. Girişimsel işlemin olmaması hastayı tedavi esnasında ve sonrasında meydana gelen komplikasyonlardan uzak tutmaktadır. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güncel tedavisi felsefesinin hekimlere kazandırılması birey ve ülke açısından birçok avantajı da beraber getirmektedir. Türkiye'de diş hekimlerinin çürük tedavi uygulamalarında güncel tedavi yaklaşımlarının ne kadar takip ettiği ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Konuyla ilgili 1980 yılından bu yana çeşitli ülkelerde çalışmalar yapılmış ve tedavi seçenekleri arasında geniş oranda farklılık arz eden sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmada Türkiye'deki diş hekimliği fakülteleri restoratif diş tedavisi ana bilim dallarında çalışan stajyer hekim, araştırma görevlileri ve uzman hekimlerin, ağız ve diş sağlığı merkezlerinde görevli pratisyen ve uzman hekimlerin, serbest çalışan hekimlerin, erken restoratif müdahale eğiliminin, koruyucu ve önleyici tedavi eğiliminin, çürük stratejilerinin ve modern tedavi felsefelerinin güncel gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmesi amaçlandı

AnketlerDental restorasyonDental restorasyon-sürekli+4
Mustafa Sadık Akdağ
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Turbo ER,CR:YSGG uygulamalarının mine rezin bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; turbo uçlu-Er, Cr: YSGG lazer veya frez kullanımının, mine yüzeylerine adeziv sistemlerle bağlanan kompozit rezinlerin bağlanma dayanımına etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Ayrıca bu çalışmada turbo-Er, Cr: YSGG lazerler kullanılarak hazırlanan kavitelerde hangi pürüzlendirme yönteminin daha iyi bağlanma dayanımı sağlayacağının incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, sığır dişlerinden elde edilen mine örneklerine turbo-Er, Cr: YSGG lazerle kavite preperasyonu yapıldıktan sonra farklı pürüzlendirme yöntemleri uygulanarak (asit, lazer veya lazer-asit kombinasyonu) frezle preperasyon yapılıp asitle pürüzlendirilen örneklerle karşılaştırılmak üzere 4 grup hazırlandı. Örneklere pürüzlendirme işleminden sonra adeziv sistemler aracılığıyla kompozit rezin bağlanarak makaslama bağlanma dayanım testi uygulanarak, bu testte elde edilen değerler incelendi. Ayrıca kavite preperasyonu ve pürüzlendirme işlemi bittikten sonra her gruptan birer örneğin, yüzey özelliklerinin incelenmesi amacıyla SEM görüntüsü alındı ve incelendi. Çalışma sonucunda, frezle preperasyon ve asitle pürüzlendirme yapılan grup (Grup FA) ile lazerle preperasyon yapıldıktan sonra lazer ve asitle kombine olarak pürüzlendirme yapılan grup (Grup LLA) en yüksek bağlanma dayanımını gösterdi ve aralarında istatistiksel anlamda bir fark bulunmadı. Tüm gruplar içerisinde en düşük bağlanma dayanımı lazerle preperasyon yapıldıktan sonra lazerle pürüzlendirme yapılan Grup LL'de izlendi. Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde ettiğimiz bulgularının ışığında, turbo-Er, Cr: YSGG lazer uygulanmasından sonra mine yüzeyinde istenilen bağlantı dayanımının sağlanabilmesi için lazer ve asitle kombine pürüzlendirme gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Turbo başlık, Er, Cr: YSGG lazer, Mine, Makaslama bağlanma dayanımı, Lazerle pürüzlendirme

Dental bondingDental mineDental stres analizi+5
Evrim Öner
Karadeniz Technical University
2015
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Beyazlatma sonrası kullanılan terapötik ajanların remineralizasyona etkisinde uygulama aparatlarının rolü

Bu çalışmanın amacı, %35 hidrojen peroksit ile beyazlatılmış sığır dişi minelerinde oluşan hasarın giderilmesinde, değişik uygulama araçlarıyla uygulanan 4 farklı tedavi edici ajanın, yüzey pürüzlülüğü ve sertliği üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Bu tez çalışmasında sığır dişlerinden elde edilen mine örneklerinin yüzeyleri standardize edildikten sonra başlangıç yüzey pürüzlülük ve sertlik değerleri ölçüldü. Daha sonra tüm örnekler %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanı ile 5 gün arayla üç kez beyazlatıldı. İlk beyazlatma işleminden sonra yüzey sertlik ve pürüzlülük değerleri tekrar ölçüldü. Örnekler tedavi edici ajanlar(ROCS Medikal Mineral Jel®, GC Tooth Mousse®, Teethmate Desensitizör®, Colgate Sensitive ProRelief®) ve uygulama araçlarına göre(bond fırçası, yumuşak diş fırçası, orta sertlikte diş fırçası, profikap) 16 gruba ayrıldı ek olarak hiçbir tedavi edici ajanla tedavi edilmeyen uygulama aparatına temas etmeyen sadece yapay tükürükte bekletilen (negatif kontrol grubu) ve sadece uygulama aparatlarının yüzeye terapötik ajansız uygulandığı yapay tükürükte bekletilen (pozitif kontrol grubu) ve 2 adet kontrol grubu belirlendi. Kontrol grupları hariç tüm gruplara, beyazlatmadan sonra ilgili değerlerin ölçümünü takiben tedavi edici ajanlar farklı uygulama araçlarıyla 13 gün süreyle uygulandı. Kontrol gruplarından negatif kontrol grubuna ise 5 gün arayla 3 kez beyazlatma uygulandı ve ilgili değerlerin ölçümleri kaydedildi. Pozitif kontrol grubuna ise 13 gün boyunca uygulama aparatları beyazlatma seansları arasında yüzeylere uygulandı ve ilgili değerlerin ölçümü kaydedildi. Son olarak da yüzey sertlik ve pürüzlülük değerleri 13. gün sonunda tekrar ölçüldü. Çalışmanın sonucunda %35 lik hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanıyla beyazlatılmış sığır dişlerinin başlangıç değerlerine göre sertliklerinde azalma pürüzlülüklerinde artış meydana geldi. Beyazlatma işleminden sonra herhangi bir tedavi ajanıyla tedavi edilmemiş ve herhangi bir uygulama aparatına maruz kalmamış negatif kontrol grubunda sertlik değerleri tekrarlayan beyazlatmaya bağlı olarak azalmaya devam ederken yüzey pürüzlülüğü de başlangıç değerlerine göre arttı. Pozitif kontrol grubunda da bu durum aynı şekilde gerçekleşti. Çalışmanın sonucunda sertliği azalmış minenin tedavisinde tüm ajanlar azalan sertliği arttırdı. Sertliği azalmış minenin tedavisinde GC Toothmousse® ve Colgate Sensitive ProRelief® aralarında istatistiksel fark olmaksızın diğer iki terapötik ajandan daha iyi sonuçlar verdi (p<0.05). Uygulama aracı açısından ise bir takım farklılıklar göze çarptı. Yumuşak diş fırçası ile Colgate Sensitive ProRelief® ve GC Toothmousse® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Orta sertlikte diş fırçası kullanıldığında GC Toothmousse® en iyi sonucu verdi (p<0.05). ROCS Medikal Mineral Jel® ve Teethmate Desensitizör®' de uygulama araçları arasında istatistiksel bir farklılık bulunmadı (p<0.05). Bond fırçası ve profikap ile ajanların uygulanmasında ise ajan bazında bir farklılık bulunmadı (p<0.05) Beyazlatmadan sonra artan yüzey pürüzlülüğünü tedavi etmek için kullanılan tüm ajanlar yüzey pürüzlülüğünün azalmasına katkı sağladı. GC Toothmousse® ve ROCS Medikal Mineral Jel® aralarında istatistiksel bir fark olmaksızın diğer iki terapötik ajandan daha iyi sonuç verdi (p<0.05). Uygulama aracı açısından ise bir takım farklılıklar göze çarptı. Bond fırçası ile GC Toothmousse® ve ROCS Medikal Mineral Jel® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Yumuşak diş fırçası ile ROCS Medikal Mineral Jel® ve GC Toothmousse® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Orta sertlikte diş fırçası kullanımında ROCS Medikal Mineral Jel® ve Colgate Sensitive Prorelief® en iyi sonuçları verdi (p<0.05). Profikap ile uygulandığında; ajanlar arası anlamlı bir fark bulunamadı (p<0.05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde ettiğimiz bulgulara göre %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanı minenin yüzey özelliklerini olumsuz etkilemekte ancak bu olumsuzluklar tedavi edici ajanlarla ortadan kaldırılabilmektedir. Uygulama aparatları açısından ortaya çıkan farklılıklar ise hangi uygulama aparatı ile hangi terapötik ajanın daha iyi sonuçlar verdiğini ortaya koymaktadır.

Diş beyazlatmaDiş remineralizasyonuDiş renk değişikliği+4
Hakan Doğantepe
Karadeniz Technical University
2015
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı restoratif materyallerin ozon gazı ve geleneksel kavite dezenfektanı uygulanmış dişlerde mikrosızıntıya olan etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı farklı restoratif materyallarin ozon gazı ve geleneksel kavite dezenfektanı uygulanmış dişlerde mikrosızıntıya olan etkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yönem: Bu çalışmada farklı nedenlerden dolayı çekilmiş 90 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler tek tek incelenerek kron kısımlarında çürük, kırık, çatlak veya daha önceden yapılmış bir restorasyon bulunmamasına dikkat edildi. Daha sonra dişler üzerindeki yumuşak eklentiler bir kretuvar yardımıyla uzaklaştırılıp tüm yüzeyler pomza ve politür lastiği ile temizlendi. Çalışma yapılıncaya kadar dişler distile su içerisinde oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeylerine hava ve su soğutması altında silindirik elmas frezlerle (Plus, BR31B, P.R.C) standart Sınıf V kaviteler açıldı. Her kavite mezio – distal genişliği 3 mm, oklüzo–gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1,5 mm olacak şekilde hazırlandı. Gingival kenarlar mine- sement sınırının 1 mm altına kadar uzatıldı. Kavitelerin tüm yüzeylerine 0,5 mm genişliğinde bizotaj yapıldı. Dişler her grupta 30 adet olacak şekilde 3 ana gruba ayrıldı. Grup 1: 6 s ozon uygulandı, Grup 2: % 2'lik klorheksidin glukonat uygulandı, Grup 3: herhangi bir dezenfeksiyon işlemi uygulanmadı. Daha sonra her ana grup kendi içerisinde her biri 10 adet dişten oluşacak şekilde 3 alt gruba ayrıldı. Her alt grup siloran, ormoser ve geleneksel kompozit materyali ile üretici firmaların talimatları doğrultusunda restore edildi. Tüm örnekler bitirme ve polisaj işlemleri öncesinde 24 saat süre ile 37 °C'deki etüvde ( Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye ) bekletildi. Bitirme ve polisaj işlemleri restorasyonlar tamamlandıktan 24 saat sonrasında alüminyum kaplı disklerle (Sof- Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) yapıldı. Örnekler 24 saat süre ile 37 °C'deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildikten sonra 5± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 1500 kez (30 sn bekleme süresi ) termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra tüm dişlerin kök uçları akışkan kompozitle kapatıldı ve örnekler aside dirençli tırnak cilası ile restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde kaplandı. Bütün örnekler % 0,5'lik bazik fuksin solüsyonuna konularak 24 saat boyunca 37 °C'lik etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Sonrasında dişler musluk suyu altında yıkanarak fazla boyanın uzaklaşması sağlandı. Dişler bukko–lingual\palatinal yönde 0,2 mm kalınlığındaki elmas separe (Horico, Diamond Instruments, Almya) ve piyasemen (DEGA z, ceramik, Made in P.R.C) yardımı ile su irrigasyonu altında ikiye bölündü. Kesitlerin mikroskopta incelenecek yüzeyleri su zımparası ile zımparalandı. Elde edilen kesit yüzeylerindeki oklüzal ve gingival sızıntı değerleri stereooptik mikroskopta (Leica Z16 APO, Almanya) bağımsız bir araştırmacı tarafından x57 büyütmede incelenip skorlar kaydedildi. Gingival ve oklüzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Her gruptan rastgele 1'er diş seçildi. Daha sonra seçilen örneklerin rezin-diş sert dokusu arasındaki yüzeyin morfolojisi taramalı elektron mikroskobunda (Scanning Electron Microscope) (FEI, Quanta FEG 250, Almanya) çeşitli büyütmelerde incelendi ve fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak ANOVA ve Kruskal-Wallis testleri ile değerlendirildi. Bulgular: Kavite dezenfektanları ve kontrol grubundan oluşan ana gruplar arasında oklüzal ve gingival kenarlarda mikrosızıntı açışından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Kompozitlerden oluşan alt gruplar arasında oklüzal kenarlarda sızıntı açısından fark bulunmazken (p>0,05) gingival kenarlarda anlamlı fark bulundu (p<0,05). Gingival kenarlarda en başarılı sonuçlar siloran materyalinden elde edildi. Sonuç: Çalışmamızda oklüzal ve gingival kenarlarda kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya etkisinin olmadığı görüldü. Kompozit materyalleri arasında klorheksidin ve kontrol grubunda gingival kenarlar açısından istatistiksel açıdan fark bulundu. Gingival kenarlar açısından en başarılı sonuçlar Filtek silorandan elde edildi.

Ömer Çellik
Dicle University
2015
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sentetik gıda boyalarının farklı özellikteki kompozit rezinlerin renk stabilitesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, sentetik gıda boyaları içinde bekletilen farklı rezin kompozitlerin renk stabilitelerini, kullanılan gıda boyalarının renklendirme derecelerini ve beyazlatıcı bir ağız çalkalama suyunun renklenmiş rezin kompozitler üzerindeki etkisini in vitro olarak değerlendirmektir. Yöntem: Renk stabiliteleri değerlendirilmek üzere farklı klinik endikasyonlarda kullanılan A2 renk tonunda altı rezin kompozit [RubyFlow (RBF), Charisma Smart (CHR), Estelite ∑ Quick (EST), Filtek One Bulkfill Restorative (OBF), Filtek Ultimate Universal Restorative (ULT), Spectra STHV (SPC)] seçilmiştir. Her kompozit için 2 mm kalınlıkta ve 7 mm çapında 60 adet disk şeklinde örnek, teflon kalıp ve Mylar matris bandı kullanılarak hazırlanmıştır (N=360). Örnekler 6 alt gruba ayrılmıştır (n=10) ve 24 saat oda sıcaklığında distile suda bekletilmiştir. Daha sonra örnekler, kontrol grubu dışında 5 farklı gıda boyasında (Tartrazin, Sunset Yellow, Ponceau 4R, Karmosin, Brilliant Blue); kontrol grubu ise distile suda 1 hafta (7 gün) süresince bekletilmiştir. Gıda boyası solüsyonları her gün düzenli olarak değiştirilmiştir. Ardından beyazlatma protokolü için, kontrol grubu dahil tüm örnekler (N=360) beyazlatıcı ağız çalkalama suyunda (Listerin Advanced White) 1 hafta (7gün) süreyle bekletilmiştir. Beyazlatıcı gargara her gün periyodik olarak yenilenmiştir. Renklendirme ve beyazlatma işlemleri sonunda tüm örnekler akan su altında 60 sn süreyle durulanmış ve kurulanmıştır. Başlangıç (T0), renklendirme (T1), ve beyazlatma (T2) protokolleri sonunda örneklerin CIE L*a*b* renk parametreleri bir spektrofotometre (Vita Easyshade, VITA Zahnfabrik GmbH, Bad Sackingen, Almanya) yardımıyla ölçülmüştür. Örneklerin renk değişim değerleri hem CIELAB hem de CIEDE2000 formülü kullanılarak hesaplanmıştır. Veriler, Tekrarlı varyans analizi (repeated measures ANOVA) ile analiz edildi. Tukey's post-hoc testi ile çoklu karşılaştırmalar yapıldı (p=0,05). Bulgular: Tüm kompozit gruplarında renklendirme (T1) ve beyazlatma (T2) prosedürleri sonunda, gruplar arasında ΔE00 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Renklendirme protokolü sonunda en fazla renk değişimi EST grubunda gözlenirken RBF ve OBF ile aralarında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. En az renk değişimi gösteren gruplar ise SPC, CHR ve ULT olmuştur ve aralarında istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. En fazla renk değişimine neden olan boya Brilliant Blue olmuştur. Brilliant Blue diğer boyalarla istatiksel olarak anlamlı farlılıklar göstermiştir. Diğer dört rengin arasında ise istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Çalışmamızda en fazla renk değişikliği EST grubu örneklerinin, Brilliant Blue boyasında bekletilmesi sonucu tespit edilmiştir. Beyazlatma sonunda en fazla renk değişimi EST, RBF ve OBF gruplarında gözlenmiştir. Bu gruplara ait tüm örneklerin ΔE00 değerleri, algılanabilir renk eşiğinin üzerinde bulunmuştur (ΔE00 ˃0,8). Sonuç: Çalışmamızda test edilen gıda boyalarından Brilliant Blue tüm kompozitlerde gözle görülebilir renk değişimine neden olmuştur. Brilliant Blue'nun kompozit rezinler üzerindeki bu renklendirici etkisi diğer gıda boyalarından istatistiksel olarak daha fazladır. Kompozit rezinlerin gıda boyaları karşısındaki renk stabiliteleri istatistiksel olarak farklılıklar göstermektedir. Test edilen beyazlatıcı ağız çalkalama solüsyonu tüm gıda boyalarının test edilen kompozit rezinler üzerinde neden olduğu renk değişimlerini gidermekte etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gıda katkı maddeleri, Sentetik gıda boyaları, Rezin kompozitler, Renk stabilitesi, Beyazlatıcı ağız çalkalama suyu

Diş beyazlatmaDiş renk değişikliğiGıda boyaları+3
Burçin Deniz
Akdeniz University
2023
00