Çukurova University
Enstitü

Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Çukurova University

861

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Antakya, Kayseri ve İzmir örneklerinde beta talasemi mutasyon tiplerinin saptanması

ÖZET ANTAKYA, KAYSERİ ve İZMİR ÖRNEKLERİNDE ? TALASEMİ MUTASYON TİPLERİNİN SAPTANMASI ? Talasemiler Dünyada en yaygın görülen kalıtsal hastalıktır. Dünyada yaklaşık 150 milyon insanın ? talasemik fenotipe sahip olduğu bilinmektedir. Çukurova bölgesi, Dünya Talasemi Kuşağı üzerinde bulunan Türkiye'nin güneyinde, Doğu Akdeniz kıyılarında yeralmakta olup yapılan çalışmalarda bölgemizde ? talasemi sıklığı %3.7 gibi yüksek oranda bulunmuştur. Daha çok P geni üzerinde oluşan nokta mutasyonlarla ortaya çıkan bu hastalık için 140' in üzerinde mutasyon tipi belirlenmiştir. Günümüzde halen kesin tedavisi bulunmayan bu hastalığın toplum sağlığını tehdit ettiği açıktır. Bu nedenle mutasyon tiplerinin belirlenerek bölgesel görülme sıklıklarının hesaplanması; ? talasemili olguların tedavilerinin daha doğru düzenlenebilmesi, moleküler yöntemler kullanılarak Prenatal Tanı'nın konulduğu laboratuvarların hızlı ve düşük maliyetlerle çalışması ve ailelere verilen genetik danışmanlık hizmetlerinin daha etkili yürütülmesi açısından önemlidir. Bu çalışmamızda Ç.Ü.Tıp Fakültesi ve Antakya Devlet Hastanesi tarafından ortaklaşa yürütülen evlilik öncesi talasemiler in taranmasına yönelik protokol kapsamında 33 heterozigot olgunun moleküler mutasyonları belirlenerek görülme sıklıkları saptandı. Çalışmamız sürerken Kayseri ve İzmir yöresinde bulunan Üniversite kliniklerinde fenotipleri belirlenerek gönderilen 50 ? talasemi olgusunun genotipik tanıları saptandı. Ayrıca İzmir'den gelen iki ailede Prenatal Tanı uygulayarak bir sağlam ve bir de hasta fetus belirlendi. Moleküler mutasyonları saptamak için ağırlıklı olarak ARMS yöntemi kullanıldı. Üç olguda ise DNA Dizi Analizi yöntemi kullanılarak sonuca ulaşıldı. Anahtar Sözcükler: ? talasemi, mutasyon tlplexl, ARMS, DNA Dizi Analizi, Prenatal Tanı. XXABSTRACT DETERMINING ? THALASSEMIA MUTATION TYPES OF SAMPLES FROM ANTAKYA, KAYSERİ and İZMİR ? Thalassemias are the most commonly inherited disorder in the World. It is known that about 150 million people have ? thalassemia phenotype. Çukurova region is in south Turkey where is on World Thalassemia Belt at the coasts of east Mediterranean. Studies which have been done in this region showed that the incidence of ? thalassemia is very high More than 140 mutation type defined for this disorder; mostly arise from point mutations on the human P globin gene. There is still no cure for this public health threatening problem. By the way characterization of mutation types and determining regional frequencies are important for clinicians to design treatment regimens, rapid and low costs in laboratories using molecular methods for prenatal diagnosis and effective genetic counseling of the families. In this study we characterize mutation types of 33 heterozygote cases in the content of the project for premarital carrier screening of the thalassemias in collaboration with Çukurova University Medical Faculty and Antakya Public Hospital. We detected the genotypes of 50 ? thalassemic cases whose phenotype s determined in the University clinics from Kayseri and İzmir region while our study was going on. We assessed a healthy and an affected fetus with Prenatal Diagnosis in two families came from İzmir. ARMS method was used for characterization of molecular mutation types, in three cases we obtained the results with DNA sequencing. Key Words: ? thalassemia, mutation types, ASMS, DNA Sequencing, Prenatal Diagnosis.

DNAGenotipPrenatal teşhis+1
Kenan Topal
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1998
00
DoktoraAçık ErişimTR

Genelev kadınlarında Chlamydia trachomatis enfeksiyonlarının tanısında ELİSA ve PCR'nun karşılaştırılması

ÖZET GENELEV KADINLARINDA CHLAMYDIA TRACHOMATIS ENFEKSİYONLARININ TANISINDA ELISA VE PCR'NUN KARŞILAŞTIRILMASI Bu çalışma bölgemizdeki 68 genelev kadınlarında asemptomatik olarak seyreden endosorvikal Chlamydia trachomatis (C.trachomatis) enfeksiyonlarının tanısında, PCR (16S rRNA + kriptik plasmit) ve direkt ELISA testinin tanı değerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmamızda 16S rRNA'yı hedef alan primerlerin kullanıldığı PCR yöntoml ilo kriptik plasmide ait 215 baz çiftlik spesifik diziyi hedaf alan PCR ve ELISA yöntemi kıyaslandı. C.trachomatis'ln MOMP proteinine karşı tavşanlardan elde edilen monoklonal antikorlarla yapılan ELISA metodu kullanıldı. Çalışmamızda 68 genelev kadınlarından alınan endoservikal örneklerden 17 (%25)'sinde (16S rRNA + kriptik plazmid) PCR ile 10 (%14.7)'unda ELISA yöntemi ilo pozitif sonuç elde edildi. C.trachomatis'ln tanısında kriptik plasmiti hedef alan PCR yönteminin (%76.5) ELİSA'dan daha duyarlı (%58.8) olduğu görüldü. Anahtar sözcükler: C.trachomatis, PCR, 16S rRNA, kriptik plasmit

Klamidya trachomatisPolimeraz zincirleme reaksiyonu
Shahla Shokouhizadeh Çam
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1998
00
DoktoraAçık ErişimTR

Leishmania örneklerine ait total DNA'larının izolasyonu, saflaştırılması ve restriksiyon endonükleaz profillerinin incelenmesi

ÖZET Leishmania Örneklerine Ait Total DNA'larının izolasyonu, Saflaştırılması ve Restriksiyon Endonükleaz Profillerinin incelenmesi Çukurova ve. Şanlıurfa bölgelerinde; Sivrisinek ve Flebotomlara karşı mücadelede kullanılan insektisitlere rağmen, kutanöz Leishmaniazis her geçen gün yayılım göstermektedir. Leishmanialarda oluşan direnç sonucu, bu ajanlarla mücadele etmek zorlaşmakta ve yeni ilaçlar gerekmektedir. Mücadele zorlaştığı gibi büyük bir iş kaybı görülmektedir. Her an kutanöz Leishmaniazis ajanlarının viskerotropik enfeksiyon ajanları olabilme tehlikesi vardır. Bu çalışmada ana amaç; elde edilen izolatlar arasında genotipik olarak farklılık olup olmadığını, örneklerin referans suşlara genotipik olarak benzeyip benzemediğini tesbit etmektir. Çukurova ve Şanlıurfa bölgelerinde kutanöz Leihmaniazisli hasta bireylerden toplam 25 örnek kültüre alındı. Örnek ve referans suşların total DNA'ları izole edildi. Total DNA; EcoRI, Hindlll, Hinfl, Haelll, Alul ve Rsal restriksiyon enzimleriyle kesilerek, bunların restriksiyon fragman profilleri çıkarıldı. Örneklerin restriksiyon fragmanları hem kendi aralarında hem de her bölgenin örnekleri kendi içinde değerlendirildi. Ayrıca elimizde bulunan 14 referans susun total DNA restriksiyon fragmanlarıyla karşılaştırıldı. Çalışma sonuçlarına göre; Çukurova ve Şanlıurfa izolatları arasında genotipik olarak heterojenite belirlenmesinin yanında, her bölgenin kendi içinde de heterojenite tesbit edildi. Yapılan DNA profil karşılaştırmalarına göre; izolatların kimi DNA fragmanlarının referans suşların fragmanlarına benzediği görüldü. Ancak hiç bir izolat, referans suşlarla bire bir benzerlik göstermedikleri belirlendi. Anahtar Sözcükler: Kültür, Leishmania İzolasyonu, Restriksiyon Endonükleazlar, RFLP Analizi, Total DNA

DNADNA restriksiyon enzimleriKültür+1
Fuat Dilmeç
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1998
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı yaş gruplarındaki çocuklarda aerobik egzersizin kardiopulmoner sistem üzerine etkilerinin incelenmesi

ÖZET Farklı Yaş Gruplarındaki Çocuklarda Aerobik Egzersizin Kardiopulmoner Sistem Üzerine Etkisi Bu çalışmanın amacı ; farklı yaş gruplarındaki çocuklarda aerobik egzersizin kardiopulmoner sistemde yarattığı değişiklikleri tespit ederek, hangi yaş grubunda aerobik egzersizin daha yararlı olduğunu saptamaktadır. Bu çalışma için planlanan yöntemi uygulamaya geçirmek için amaca uygun 5 farklı yaş grubu oluşturuldu. Denekler çalışma ve kontrol grubuna ayrıklı. 1. Grup (15- 17yü), EL Grup (13-14yıl), ffl.Grup ( ll-12yıl), IV.Grup (9-10yd), V.Grup (7- 8yıl). 8 hafta boyunca haftanın aynı gün ve saatinde birer saatten oluşmak üzere haftada 3 gün aerobik egzersize tabi tutuldu. Her iki grupta başlangıçta ve çalışma sonundan bir hafta sonra tüm deneklere elektrokardiografi (EKG), spirometre, kan basıncı, kalp hızı, PWC170 testi ve yağ ölçümleri yapıldı. Çalışma öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldı. Egzersiz yaptırılan tüm gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde boy artışı tespit edildi. Spor yapanlar ve yapmayanlarda diastolik kan basıncı yönünden bir değişiklik tespit edilmedi I. Grup* ta sistolik kan basıncında, spor yapanlarda spor yapmayanlara göre anlamlı bir düşme tespit edildi. Kalp hızlan yönünden; Grup I ve Grup V de spor yapan grupta spor yapmayana göre anlamh bir düşme tespit edildi. Grup I ve Grup V* de V6 derivasyonda R dalga boyunda spor yapanlarda, yapmayanlara göre istatistik! anlamh bir artma tespit edildi. Grup IP de R/S VI derivasyonunda spor yapanlarda, yapmayanlara göre istatistiki olarak anlamh bir azalma tespit edildi. Çalışma sonunda tüm gruplarda spor yapanlarda, spor yapmayanlara göre VC, FVC yönünden anlamh bir artış tespit edildi. PWC 170 testinde, tüm yaş gruplarında spor yapanlarda, yapmayanlara göre istatistiki olarak anlamh fark tespit edildi. Anahtar Sözcükler Aerobik Egzersiz, Elektrokardiografi, Solunum Fonksiyon Testleri xi

EgzersizEgzersizElektrokardiyografi+1
Dilek Sevimli
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Habituel spontan abortus ve kötü obstetrik anamnez olgularında kromozomal polimorfizm

ÖZET Habituel Spontan Abortus ve Kötü Obstetrik Anamnez Olgularında Kromozomal Polimorfizm Kromozomal polimorf izmin habituel spontan abortus (HSA) ve kötü obstetrik anamnez (KOA) denek gruplarında yeri ve önemini anlamak amacıyla yapılan bu çalışmada C- ve NOR-bantlama yöntemleri uygulandı. Denek ve kontrol grupları 30 'ar çiftten oluşturuldu (toplam 180 kişi). Her vakadan 20 metafaz plağı değerlendirildi. C-bantlama yönteminde kromozomların sentromer bölgeleri ile Y kromozomunda uzun kolun 1/2-1/3 distal kesimi koyu boya almaktadır. Özellikle 1,9,16 ve Y kromozomunda boyanan heterokromatin bölgeler polimorfizm göstermektedir. Çalışmamızda kromozomlardaki heterokromatin bölgelerin boyutları 5 puanlık sisteme göre değerlendirildi. Sonuçta, denek grupları (HSA ve KOA) ile kontrol arasındaki fark, Ki- kare yöntemine göre anlamlı bulundu. NOR-bantlama yönteminde akrosentrik kromozomların (13, 14, 15, 21, 22) kısa kolları koyu boyanmaktadır. NOR-bantlama yönteminde bant örüntüleri sayı ve boyut açısından polimorfizm göstermektedir. İnsanda görülen ortalama NOR sayısı 4 -10 'dur. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucu, HSA grubu kadınlarında 21., erkeklerinde ise 22. kromozom dışında aradaki fark anlamlı bulunmadı. Sonuç olarak; seçilen denek gruplarında G-bantlamanın yanı sıra NOR ve özellikle de C-bant yapılması uygun görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Kromozom, Polimorfizm, C-bantlama, NOR- bantlama. VIII

AbortusKromozom bantlamaPolimorfizm-genetik
Nilgün Tanrıverdi
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çukurova yöresinde haptoglobin gen frekanslarının saptanması

ÖZET Çukurova Yöresinde Haptoglobin Gen Frekanslarının Saptanması Adli Seroloji, biyolojik kökenli doku ve sıvılar ile bunlara ait leke ve artıkların tanımlanmasında ve kimliklendirilmesinde uygulama alanı bulmuştur. Günümüzde bu amaçlarla eritrosit antijenleri, eritrositlerin ve serumun genetik kontrollü polimorfik enzim ve proteinleri, lökosit antijenleri (HLA) ve DNA analizleri kullanılmaktadır. Bir serum glikoproteini olan haptoglobin a ve p polipeptid zincirinden oluşan tetramerik bir proteindir, a ve p zincirlerinin genetik kontrolü 16. kromozomda (16q22) lokalize olmuştur. Karaciğerde sentez edilmekte ve plazmadaki serbest hemoglobini bağlamaktadır. Popülasyonda genetik kontrollü, Hp1-1, Hp2-1, Hp2-2 olarak saptanan üç fenotipi saptanmıştır. Haptoglobin akut faz proteinlerindendir. Bu nedenle serumdaki seviyesi malignitelerde, enfeksiyonlar ve travmalarda artış göstermektedir. Haptoglobin polimorfizm göstermesi, fenotiplerinin kolaylıkla ayırt edilebilmesi ve kan lekelerinde çok stabil olması nedeniyle adli bilimlerde önemli olan bir markırdır. Adli amaçlı analizlerde, paternite testlerinde ve popülasyon çalışmalarında oldukça sık kullanılmaktadır. Bu çalışmada Çukurova Yöresinde yaşayan 100 sağlıklı vericiden alınan kan örneklerinde Hp fenotiplerini saptamak amacıyla nişasta jel elektroforezi kullanıldı. Elde edilen sonuçlar ile Hp gen frekansları hesaplanmıştır. Çalışmamızda haptoglobin fenotipleri 11 kişide Hp1-1, 36 kişide Hp2- 1, 53 kişide Hp2-2 olarak saptandı. Gen frekanstan ise Hp*1: 0.29, Hp*2: 0.71 olarak bulunmuştur. Elde ettiğimiz sonuçlar Hardy-Weinberg Eşitliği ile uyumlu bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Adli Seroloji, Haptoglobin, Nişasta Jel Elektroforezi. viii

Adli tıpHaptoglobinlerSeroloji
Hüsniye Dağ
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çukurova yöresinde HumvWa lokusu allel frekans dağılımı

ÖZET Çukurova Yöresinde HumvWA Lokusu Allel Frekans Dağılımı Short tandem repeat (STR) lokusları, insan genomunda 2-6 baz çifti uzunluğundaki DNA dizilerinin birbirlerine baş-kuyruk olacak şekilde ardarda tekrar ettiği bölgelerdir. Bu bölgeler tekrar ünite sayılarındaki varyasyonlara bağlı olarak uzunluk polimorfizmi oluşturmaktadır. STR lokuslarının polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve poliakrilamid jel elektroforezi (PAGE) ile analizi biyolojik vücut sıvı ve lekelerinin adli identifikasyonunda tercih edilmektedir, insan genomunda çok fazla miktarda STR lokusu bulunması, adli amaçlı kullanımda seçme şansını artırmaktadır. Amplifikasyon esnasında enzim kayması sonucu oluşan artık ürünlerin daha az olması nedeniyle, genellikle tetramerik STR lokusları kullanılmaktadır. Bu çalışmada Çukurova yöresinde yaşayan bireylerden alınan kan örneklerinde HumvWA lokusu allel frekans dağılımının saptanması ve veri tabanı oluşturulması amacıyla 110 kan örneği kullanıldı. Rastgele seçilen ve aralarında akrabalık bağı bulunmayan sağlıklı vericilerden alınan örneklerde; PCR, horizontal discontinuous PAGE ve gümüş boyama yöntemleri ile 8 (13-20) HumvWA alleli ile 23 farklı HumvWA fenotipi saptandı. Gözlenen fenotip frekans dağılımının Hardy-Weinberg Dengesine uyumu x2 testi ile değerlendirildiğinde, gözlenen fenotip frekans dağılımının Hardy-Weinberg Dengesi ile uyumlu olduğu saptandı (x2=8.9365, d.f=14, p>0.05). Ayrıca HumvWA lokusunun adli etkinlik değerleri (gözlenen heterozigotluk yüzdesi 0.7182, ortalama dışlama şansı 0.56822 ve ayırt etme gücü 0.92149) saptandı. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda, Çukurova yöresinde HumvWA lokusunun PCR'a dayalı allel frekans dağılımlarının kimliklendirme değerlendirmelerinde veri tabanı olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Adli etkinlik, Çukurova yöresi, HumvWA, PCR, populasyon genetiği. IX

Adli tıpDNADNA parmak izi+4
Ayşe Altun
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Endosulfanın Mus musculus kan, karaciğer ve meme dokusu üzerine etkisi

ÖZET Endosulfanın Mus musculus Kan, Karaciğer ve Meme Dokusu Üzerine Etkisi Son yıllarda Türkiye'de ve özellikle Çukurova bölgesinde meme kanseri insidansının artışı ile bölgemizde çok yaygın olarak kullanılan endosulfan arasında bir bağlantı olabileceği düşünüldüğünden, anaç Mus musculus'vm kan, karaciğer ve meme dokularında endosulfanın hematolojik, biyokimyasal ve histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Araştırmamızda Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Cerrahi Araştırma Merkezi'nden (TTJBDAM) alman 23-40 g ağırlığında 60 adet (30 kontrol, 30 deneysel) anaç M. musculus kullanılmıştır. Endosulfanın M. musculus 'un kan, karaciğer ve meme dokusu üzerindeki etkilerinin değerlendirilebilmesi için hematolojik verilerin, eritrosit, karaciğer ve meme antioksidan sistemlerin, laktik dehidrogenaz (LDH) ve malondialdehit (MDA) düzeylerin referans değerleri saptanmıştır. Deneysel gruba endosulfan (0.24 mg/l00g vücut ağırlığı/gün) 90 gün (kısa dönem) ve 180 gün (uzun donem) oral yolla uygulanmıştır. Endosulfanın hem kısa hem de uzun dönemde vücut ve meme ağırlıklarını etkilemediği, karaciğer ağırlığını ve hepato/somato indeksini arttırdığı, lökositoz ve anemiye neden olduğu saptanmıştır. Endosulfan eritrosit ve karaciğer dokusundaki antioksidan sistemlerini, LDH aktivitelerini ve MDA düzeylerinin belirgin şekilde etkilerken, meme dokusu verilerini etkilemediği görülmüştür. Karaciğer dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde, kısa dönemde ağır tahribat bulguları, uzun dönemde ise ağır tahribat bulgularının yanısıra hafif-orta derecede rejenerasyon bulguları saptanmıştır. Meme dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde ise hem kısa hem de uzun dönemde stroma'da infiltrasyon bulguları saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamızda endosulfanın kan, karaciğer ve meme dokusu üzerinde non-karsinojenik etkileri görülmüş, kısa dönemde doku düzeyinde oluşan hasarın geri dönüşümlü olduğu ve organizmanın uzun dönem toksisitesine uyum sağladığı saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Anaç Mus musculus, endosulfan, kan, karaciğer, meme dokusu XV11

EndosülfanFarelerKan+4
Ergül Belge Kurutaş
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanede yatan yetişkin hastaların uyku gereksinimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi

ÖZET Hastanede Yatan Yetişkin Hastaların Uyku Gereksinimlerini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi İnsanın yaşamının devamlılığının sürdürülmesinde temel insan gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Hasta birey için dinlendirici bir ortam hazırlamak, uyku ve diğer temel fizyolojik gereksinimlerini yerine getirmesini sağlamak hemşirelerin önemli bir işlevidir. Bu nedenle hastaların daha rahat uyumalarına engel olan faktörlerin belirlenmesi, ortadan kaldırılması ile normal uyku sürecinin sağlanması ve sürdürülmesi önemli bir hemşirelik fonksiyonudur. Bu çalışma, hemşirelik girişimleri için temel bir veri oluşturmak üzere hastanede yatan yetişkin hastaların uyku gereksinimlerini etkileyen faktörleri araştırmak için yapılmıştır. Araştırmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balçak Hastanesinde 01.01.2002-31.03.2002 tarihleri arasında en az üç gün hastanede kalan, yer, kişi, zaman oryantasyonu normal, soruları anlayıp yanıtlayabilecek durumda olan 400 hasta dahil edilmiştir. Veriler hastaları tanıtan ve uyku gereksinimlerini etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik anket formu ile toplanmıştır. Hastaların yaş ortalamasının 44.7 olduğu, %723'ünün dahili kliniklerde yattığı, %64.5'inin 3-12 gün hastanede kaldığı, %70.8'inin hastanede 5-9 saat uyuduğu, %40.5'inin hastaneye yatmakla uyku alışkanlığında değişiklik olduğu, uykularının %64.8'inin gürültüden, %53.0'ının ağrıdan, %45.3'ünün yatma kalkma saatlerindeki değişiklik nedeniyle etkilendiği, uyku sorununu gidermek için %53.8'inin kalkıp dolaştığı ve hastanede uykunun daha rahat olabilmesi için %29.0'ının öneride bulunduğu görülmüştür. Hastaların hastanedeki günlük ortalama uyku sürelerinin yattıkları kliniklere göre farklılık gösterdiği, hastaneye yatınca uyku alışkanlığında değişiklik olma durumunun daha önce hastaneye yatmakla değiştiği görülmüştür. Hastanedeki günlük ortalama uyku süresinin yaşa ve hastanede yatılan gün sayışma, hastanede gündüz uyumanın hastanede kalman gün sayışma, hastaneye yatmakla görülen uyku sorunlarının yatılan kliniğe ve hastanede kalman gün sayışma bağlı olmadığı görülmektedir. Elde edilen araştırma sonuçları hemşirelik bakımı ve hemşirelik bakımının kalitesini arttırmak için eğitimde kullanılacaktır. Anahtar SözcüklenHasta, Hemşirelik, Uyku, Uykuyu Etkileyen Faktörler XII

Melike Öztürk
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çukurova Üversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan hemşirelerin ağrısı olan hastaların bakımına ilişkin bilgileri ve hemşirelik girişimlerinin incelenmesi

ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde Çalışan Hemşirelerin Ağrısı Olan Hastaların Bakımına İlişkin Bilgileri ve Hemşirelik Girişimlerinin İncelenmesi İnsanlık tarihi kadar eski olan ağrı, herkesin yaşamının bir döneminde değişik çeşit ve derecelerde yüz yüze kaldığı bir olgudur. Sözlük anlamı vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve şiddetli acı olan ağrı, sağlık bakımı gerektiren en yaygın nedenlerden biri olmasına rağmen çok iyi anlaşılamamış ve bu nedenle günümüzde en önemli tıbbi sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Ağrı deneyimi dinamiktir ve bunu anlamak hemşirenin sorumluluğundadır. Hemşire, ağrı kontrolünü sağlamak için, hasta ve sağlık ekibinin diğer üyeleri ile işbirliği yapmalıdır. Hemşireler, ağrı yönetimi ve ağrının hafifletilmesinden etik olarak sorumludurlar.. ; Bu çalışma, hemşirelerin ağrısı olan hastaların bakımına ilişkin bilgileri ve hemşirelik girişimlerini araştırmak için yapılmıştır. Araştırmaya Ç.Ü. Balcalı Hastanesinde gündüz çalışan 198 hemşire dahil edilmiştir. Veriler, hemşireleri tanımlayan, hemşirelerin bakım hakkındaki bilgisini ölçen bir anket formu ile toplanmıştır. Hemşirelerin yaş ortalamasının 30.89, mesleki deneyim yılı ortalamasının 12.0 olduğu, %52.0'ının kronik ağrı deneyimi olmadığı, %42.4'ünün ağrılı hasta ile sıklıkla karışlaştıklarmı ifade ettikleri, %70.2' sinin okulda ağrı eğitimi aldığı, %88.4'ünün okul dışı ağrı eğitimi almadığı ve ağrıya ilişkin yayın takip etmediği, %88.9'unun farmakolojik yöntemleri kullandığı, %85.4'ünün sözlü ifadelere dayanarak ağrı değerlendirmesi yaptıkları, %96.5'inin narkotik analjeziklerin uygulanmasında dikkat edilecek noktaları, %3'nün ise ağrı teorilerini bildiği görülmüştür. Bu çalışmanın sonunda, hemşirelerin ağrılı hastaların bakımı ve ağrı kontrol yöntemleri hakkında bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Sonuçlar değerlendirildikten sonra hemşirelik bakımı ve hemşirelik bakımının kalitesini artırmak için eğitimde kullanılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Bakım, Girişimler, Hemşirelik. XI

Meltem Akbaş
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2003
00