Demiroğlu Bilim University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Demiroğlu Bilim University

19

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik dayanıklılık ve anksiyetenin COVİD-19 korkusu üzerindeki etkisi

Bu araştırmanın amacı, psikolojik dayanıklılık ve anksiyetinin COVID-19 korkusu üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya Bahçeşehir Üniversitesi, Demiroğlu Bilim Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümü lisans düzeyinde eğitim gören ve 17-46 yaş aralığında bulunan 416'sı kadın ve 105'i erkek olmak üzere toplam 521 kişi katılım göstermiştir. Veri toplamak amacıyla sunulan Kişisel Bilgi Formu'na ek olarak araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan Psikolojik Dayanıklılık, Beck Anksiyete ve COVID-19 (Koronavirüs) Korkusu ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada, anksiyete ve psikolojik dayanıklılığın Covid-19 korkusu üzerindeki etkisini belirlemek için çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. COVID-19 korku puanları ile değişkenleri karşılaştırmak için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Yapılan araştırmada katılımcıların COVID-19 korku düzeylerinin orta, anksiyete düzeylerinin düşük ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir. Anksiyete puanları arttıkça COVID-19 korku puanlarının da arttığı gözlenmiştir. Kendini adama, kontrol ve genel psikolojik dayanıklılık puanlarının artmasıyla COVID-19 korku puanlarının azaldığı gözlemlenmiş, meydan okuma puanları ve COVID-19 korku puanları arasında anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. COVID-19 korku puan ortalamalarının cinsiyet, kronik rahatsızlığa sahip olma, sosyal mesafe, maske kullanımı, temizlik ve eğitim hayatını olumsuz etkileme durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak anksiyete ve psikolojik dayanıklılık bileşenleri COVID-19 korkusundaki değişimin %16'sını açıklamaktadır. Anksiyete ve psikolojik dayanıklılık birlikte ele alındığında, anksiyetenin psikolojik dayanıklılığa göre COVID-19 üzerinde daha etkili olduğu anlaşılmaktadır. Anksiyete COVID-19 korkusunu pozitif yönde etkilemektedir.

AnksiyeteCOVID 19Korku+3
Hüsnü Mert Güçlü
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Migren tanılı hastalarda problem çözme becerileri ve duyguları ifade etme biçimlerinin ilişkisi

Bu araştırmada baş ağrısı hastalarının sahip oldukları ağrı ve hastaların sosyal problem çözme ve duyguları ifade etme becerileri arasındaki ilişkiyi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada baş ağrısı olan katılımcılar ile çalışılmıştır ancak belirli bir alt grup oluşturulmamıştır. Araştırma, baş ağrısı tanısı bulunan 269 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar 15-68 yaş aralığında gönüllü kişilerdir. Çalışmaya Cerrahpaşa Hastanesinde tedavi görmekte olan hastalar ve online form dolduran hastalar katılmıştır. Araştırma baş ağrısı süresi, duyguları ifade etme becerileri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiye odaklanmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama araçlarından olan "Demografik Bilgi Formu" araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Sosyal problem çözme becerileri anlamak amacıyla, D'Zurilla ve arkadaşları tarafından 1995 yılında hazırlanıp, Mehmet Eskin ve Zeynep Aycan tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa formu kullanılmıştır. Duyguları ifade etme biçimlerini anlamak amacıyla, King ve Emmons tarafından 1990 yılında geliştirilen, Yaşar Kuzucu tarafından 2011 yılında Türkçeye uyarlanan Duyguları İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Baş ağrısı hastalarının, duyguları ifade etme ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki, araştırmada bulunması hedeflenen ilişkinin, tedavisi gereken hastalarda nasıl bir tedavi uygulanması gerektiği konusunda etkili çözümler sunacaktır. Yapılan analizler doğrultusunda, probleme olumsuz yönelme üzerinde cinsiyet, kaçınmacı yaklaşım üzerinde cinsiyet, eğitim durumu, ilk baş ağrısı yaşı, olumlu duygu ifadesi üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş, ilk baş ağrısı yaşı, yakınlık ifadesi üzerinde ailede baş ağrısı öyküsü, DİEB toplam puanı üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş ve ilk baş ağrısı yaşının etkili olduğu görülmüştür. Ölçekler arası yapılan analizler doğrultusunda ise probleme olumlu yönelme, akılcı problem çözme ve kaçınmacı yaklaşım ile yakınlık ifadesi, olumlu duygu ifadesi ve DİEB toplam puan arasında doğrusal ilişkilerin olduğu gözlenmiştir. Son olarak, araştırmanın sınırlılıklara ve gelecek araştırmalara ışık tutması için önerilere yer verilmiştir.

Duyguları ifade etmeHastalarMigren hastalıkları+2
Merve Yıldırım
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde beliren yetişkinlik döneminde ebeveyn tutumlarının kişilik özelliklerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, anne baba tutumunun bireyin kişilik özellikleri üzerindeki etkisini gözlemlemek, bireyin kendi sosyo-demografik özelliklerinin, ebeveyninin ona karşı olan tutumuna etkisini ve anne babasının sosyo-demografik özelliklerinin, çocuklarına karşı tutumlarına etkisini incelemektir. Araştırmanın evreni, 18-25 yaş aralığındaki üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Çalışmaya 215 kadın ve 104 erkek olmak üzere toplamda 319 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, 2019 yılında Türkiye genelinde kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden çevrimiçi anket platformu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formuna ek olarak Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ), Büyük Beş-50 Kişilik Testi (B5KT-50) kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t- Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, ABTÖ Demokratik Tutum Alt boyutu ile B5KT-50 Dışadönüklük, Uyumluluk, Sorumluluk, Duygusal Dengelilik, Zeka/Hayal gücü faktörleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Koruyucu Tutum Alt Boyutu ile Uyumluluk ve Duygusal Dengelilik arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Otoriter Tutum Alt Boyutu ile ise Dışadönüklük, Uyumluluk, Sorumluluk, Duygusal Dengelilik, Zeka/Hayal Gücü faktörleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Elde edilen bulgulara göre anne-baba utum yaklaşımlarının, bireyin kişiliği için önemli derecede etken olduğu görülmektedir. Bu konudaki araştırmaların arttırılması ve ebeveynlere eğitimler verilmesi daha sağlıklı bir nesil için önemlidir. Anahtar Sözcükler: kişilik özellikleri, anne-baba tutumu, beliren yetişkinlik dönemi

Ana-baba tutumu
Büşra Boğaz
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının hasta güvenliği kültürü algılarının değerlendirilmesi: Bir hastane örneği

Günümüzde sağlık sistemleri teknoloji, bilgi ve insan gücü açısından hızlı bir dönüşüm içerisindedir. Artan karmaşıklık, hataların önlenmesi ve zararın en aza indirilmesini kritik bir öncelik haline getirmektedir. İşte bu noktada hasta güvenliği kavramı, tüm sağlık kuruluşları için yaşamsal bir unsur olarak ön plana çıkmaktadır. Bu çalışma İstanbul'da faaliyet gösteren bir özel hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının hasta güvenliği kültürü algılarını değerlendirmek ve güçlü/geliştirilmesi gereken alanları ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analizlerde bağımsız iki grup karşılaştırmalarında Mann–Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup karşılaştırmalarında Kruskal–Wallis testleri, ilişki analizlerinde ise Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı (α=0,05). Çalışmada anket yöntemi ile 152 sağlık çalışanından veri toplandı. Veriler sosyo demografik bilgi formu ve Hasta Güvenliği Kültürü Ölçeği ile toplandı. Araştırmaaya katılan sağlık çalışanlarının %67,1'i kadın, %32,9'u erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 37,28 ± 10,229 (21–71) olarak saptandı. Araştırmada katılımcıların %76,3'ünün hastalarla doğrudan iletişimde olduğu, %32,2'sinin son 12 ayda en az bir olay raporu doldurduğu saptandı. HGKÖ genel puanının tüm alt boyutlar ile pozitif ilişkili olduğu, en güçlü ilişkilerin kurumsal iletişim ve takım çalışması ile, en düşük ilişkinin ise hata raporlama boyutu ile olduğu saptandı. Yaş, genel güvenlik, yönetim desteği ve HGKÖ genel puanı ile pozitif ilişkili bulundu. Kadınların hata raporlama puanlarının erkeklerden yüksek olduğu görüldü. Hemşirelerin hata raporlama puanları diğer meslek gruplarından yüksek olduğu tespit edildi. Hastalarla doğrudan iletişim kurmayan sağlık çalışanlarının, hata değerlendirmesinde daha yüksek puan aldığı saptandı. Bu çalışma, çalışan algılarına dayanarak güçlü ve geliştirilmesi gereken boyutları görünür kılarak raporlama, iletişim ve ekip çalışmasının önemini ortaya koymakta; düzenli ölçme-değerlendirme, öğrenmeyi destekleyen liderlik ve sistem odaklı önleyici iyileştirmeleri kurumsal öncelik olarak önermektedir.

Serap Tiryaki
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının iş yükü algısı ve hizmet kalite algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, sağlık çalışanlarının iş yükü algısı ile hizmet kalite algısı arasındaki ilişki incelenmiştir. Nicel yöntemle ilişkisel tarama modeli benimsenmiş, veriler İş Yükü Algısı ve Hizmet Kalite Algısı Ölçekleri ile toplanarak SPSS 25 ile analiz edilmiştir. Bulgular, iş yükü algısının yüksek olduğunu, bunun görev yoğunluğu ve mesai koşullarından kaynaklandığını göstermiştir. Hizmet kalite algısı da yüksek bulunmuştur. Demografik analizlerde, yaş grupları arasında genel olarak anlamlı fark olmamakla birlikte, genç çalışanlar insan kaynakları uygulamalarına daha duyarlıdır; yaş ilerledikçe kalite uygulamalarının faydasına dair algı güçlenmektedir. Cinsiyete göre iş yükü ve kalite algılarında anlamlı fark bulunmazken, kadın çalışanlar daha fazla yönetsel ve meslektaş desteği algılamakta, ancak çalışma ortamı memnuniyetleri daha düşüktür. Görev süresi ve medeni duruma göre anlamlı fark gözlenmemiştir; ancak bekâr çalışanlar yönetici desteği ve çalışma ortamında daha olumlu algıya sahiptir. Öğrenim düzeyine göre lise mezunlarının iş yükü algısı yüksek, destek ve kalite değerlendirmelerinde memnuniyetleri fazladır; bu, öğrenim düzeyi arttıkça beklentilerin yükseldiğini göstermektedir. Mesleki gruplar arasında hemşirelere kıyasla sağlık çalışanları, birim desteği ve ölçme değerlendirme açısından daha olumlu değerlendirmiştir. İş yükü algısı ile hizmet kalite algısı arasında orta düzey pozitif ilişki bulunmuş; sosyal destek ve yapısal faktörlerle iş yükü algısı pozitif ilişkilidir. Ancak iş yükü artışı, işi sürdürme niyetiyle ters yönlü ilişkilidir. İş yükünün dengelenmesi, çalışan bağlılığı ve hizmet kalitesinin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahiptir.

Aynur Babacan
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenli ilaç kullanımı sürecine ilişkin hemşirelerin tutum ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, hemşirelerin güvenli ilaç kullanımı sürecine ilişkin bilgi düzeylerini ve bu sürece yönelik tutumlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, hemşirelerin bu konudaki bilgi düzeyleri ve tutumları, hasta güvenliğinin sağlanmasında belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Araştırma, özel bir hastanede görev yapan hemşirelerin demografik ve mesleki özelliklerini, ilaç hatalarını raporlama davranışlarını ve ilaç hatalarına yönelik bilgi düzeylerini detaylı bir şekilde incelemiştir. Araştırmanın bulguları, hemşirelerin büyük çoğunluğunun ilaç güvenliği eğitimi aldığını ve ilaç hatası raporlamanın sağlık hizmetlerinin başarısını artırıcı bir kriter olarak değerlendirildiğini ortaya koymuştur. Ancak, raporlama sürecinde bazı hemşirelerin ilaç hatalarını bildirmekten kaçındıkları, bunun da raporlamanın kişisel yetersizlik olarak algılanmasından ve iş hayatına zarar verebileceği endişesinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca, ilaç güvenliği eğitimi almış hemşirelerin bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu bulgu, ilaç güvenliği eğitimlerinin bilgi artırıcı etkisinin yanı sıra, raporlama davranışlarına olan etkisinin sınırlı olduğunu göstermektedir. Bu durum, raporlama süreçlerinin yalnızca bilgi düzeyi ile değil, aynı zamanda mesleki algılar, kurumsal politikalar ve iş ortamı gibi diğer faktörlerle de şekillendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, hata raporlamanın kişisel eksiklik olarak algılanmasının önüne geçmek için, hastane yönetimi tarafından destekleyici ve güvenli bir iş ortamı oluşturulmalıdır. Bununla birlikte, ilaç hatası raporlamasında anonimlik sağlayan sistemlerin geliştirilmesi, hemşirelerin hataları çekinmeden bildirebilmelerini sağlayacaktır.

Akılcı ilaç kullanımıBesin-ilaç etkileşimleriBirinci basamak sağlık hizmetleri+2
Nilay Nane Turan
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlk ve acil yardım teknikerlerinin stres ve kaygı düzeyleri ile hasta güvenliği kültürünün algılarının değerlendirilmesi: Paramedik derneği örneği

Bu araştırmanın amacı; ilk ve acil yardım teknikerlerinin mesleki kaygı düzeyleri ile hasta güvenliği kültürü algıları değerlendirmektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma evrenini İstanbul'daki bütün 112 ilk ve acil yardım teknikerleri oluşturmaktadır. Tüm evrene ulaşılması zaman ve maliyet içerdiğinden dolayı örneklem belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemini Paramedik Derneği üyeleri ve İstanbul ilinde çalışan 112 ilk ve acil yardım teknikerleri oluşturmaktadır. Bu araştırmanın örneklemini ulaşılan 255 kişi oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak demografik bilgi formu, acil sağlık çalışanları için mesleki kaygı ölçeği ve hasta güvenliği kültürü ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan toplanan veriler SPSS 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; 112 ilk ve acil yardım teknikerlerinin mesleki kaygılarının cinsiyet, yaş, meslekteki yıl, mesleki mutluluk, çalışma şekli, çalışma şartları, işyeri yoğunluğu, hasta güvenliği eğitimi, hasta güvenliği eğitimi almayı isteme gibi demografik değişkenlere bağlı olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Hasta güvenliği kültürü algılarının da cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, meslekteki yıl, mesleki mutluluk, çalışma şekli, çalışma şartları, işyeri yoğunluğu, hasta güvenliği eğitimi gibi demografik değişkenlere bağlı olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Hasta güvenliği kültürü ile mesleki kaygı, bedensel, fiziksel ve hayati kaygılar, ortam, çalışan, ekipman ve çevresel faktörlere ilişkin kaygılar arasında negatif yönlü ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Hasta güvenliği kültürü mesleki kaygıyı negatif yönde etkilemektedir. Yönetim ve liderlik, çalışanların eğitimi, beklenmedik olay ve hata raporlama, bakım ortamı mesleki kaygıyı negatif yönde etkilemektedir.

Acil tıp teknisyenleriHasta güvenliğiMesleki kaygı
Mahsun Saruhan
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerdeki tehlikeli kimyasalların yönetimi ve risk analizi: Bir eğitim ve araştırma hastanesi örneği

Bu çalışmada, hastanelerde tehlikeli kimyasalların yönetiminin çevresel sürdürülebilirlik ve halk sağlığıyla uyumlu hale getirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Tehlikeli kimyasalların sağlık ortamlarında özellikle hastanelerde yönetimi, halk sağlığı, güvenlik ve çevresel sürdürülebilirliği iç içe geçiren karmaşık bir zorluk içermektedir. Çalışma, tanımlayıcı türde olup İstanbul İlindeki Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2024 yılı Mart-Mayıs Ayları arasında yapılmıştır. Risk Analizi Fine Kinney Metodu ile yapılmış olup risk değerlendirme tablosunda her bir tehlike ve riski tanımlayan numara, tehlike, risk, mevcut durum, olasılık, frekans/sıklık, şiddet, risk puanı, alınacak önlemler ve yapılacak faaliyetler, termin, sorumlu kişi bilgilerine yer verilmiştir. Ayrıca bu araştırmada, tehlikeli kimyasalların depolanması, kullanılması ve bertaraf edilmesiyle ilişkili potansiyel tehlikeler tanımlanarak hastaları, sağlık çalışanlarını ve çevreyi korumak için alınması gereken tedbirler vurgulanmaya çalışılmıştır. Hastanelerdeki tehlikeli kimyasalların etkin yönetimi ve risk analizi, hastaların, personelin ve daha geniş anlamda toplumun güvenliğini ve refahını sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda hastanelerin herkes için daha güvenli, daha sağlıklı bir ortam yaratması özenli yönetim, kapsamlı eğitim ve sürekli iyileştirme yoluyla değerlendirmek, yerinde olacaktır.

Zerrin Yener
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin sosyal medya kullanımları ve iş performanslarının değerlendirilmesi

Günümüzde dijitalleşmenin hızla artmasıyla birlikte sosyal medya platformları, hem kişisel hem de profesyonel yaşamda önemli bir araç haline gelmiştir. Sağlık sektöründe çalışan hemşirelerde bu dijital dönüşümden etkilenmiş, sosyal medyayı çeşitli amaçlarla kullanmaya başlamıştır. Hemşireler bu platformları mesleki bilgi paylaşımı, eğitim, iletişim ve sosyal destek sağlama gibi çeşitli amaçlarla kullanmaktadır. Sosyal medyanın, hemşirelerin iş performansı üzerindeki etkisi ise hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle tartışılmaktadır. Bu tezde, hemşirelerin sosyal medya kullanım alışkanlıkları ile iş performansları incelenmiş, bu kullanımın iş verimliliği ve mesleki performansa olan etkileri değerlendirilmiştir. Bu çalışma İstanbul'da faaliyet gösteren bir hastaneler grubunda çalışan hemşirelerin sosyal medya kullanım durumlarını ve iş performanslarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Hemşirelik ve Sosyal Medya, İş Performansı, Hemşirelik ve iş performansı, Sosyal Medya ve İş Performansı, Sağlık Alanında Sosyal Medya

Elif Saydam Dibekoğlu
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan anne baba tutumları,romantik ilişkilerde inanç ve kişilerarası ilişkilerle ilgilibilişsel çarpıtmaları inceleme

Bu çalışmada 'Üniversite Öğrencilerinde Algılanan Anne Baba Tutumları, Romantik İlişkilerde İnanç ve Kişiler Arası İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtma Düzeyleri' incelenmiştir. Bu amaçla İstanbul ve Bursa'da yaşayan üniversitede öğrenimine devam eden 119 kadın 103 erkek öğrenci örneklem grubunu oluşturmaktadır. Katılımcılar 12 soruluk kişisel bilgi formundan sonra anne baba tutumlarını belirlemek üzere Anne Baba Tutum Ölçeği, Romantik İlişkilerde İnancı Belirlemek üzere İlişkilerde İnanç Envanteri Sosyal İlişkilerdeki bilişsel çarpıtmaları belirlemek üzere kişiler arası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtma formu verilmiştir. Çalışmada gönüllülük esas alınmış olup anketler elden dağıtılmıştır. Normal dağılım varsayımını gerçekleştirmeyen değişkenlerde, iki grup karşılaştırmasında Mann Whitney U testi, İkiden fazla gurup karşılaştırmalarında ise Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Anlamlı farklılığın kaynağını tespit etmek amacıyla Bonferroni düzeltmeli Dunn Çoklu Karşılaştırma testi kullanılmıştır. Kullanılan ölçeklerden elde edilen veri setinin güvenilirliği için Cronbach Alfa katsayısı kullanılmıştır. Normal dağılım varsayımını sağlamayan değişkenler Arası korelasyonel ilişkileri tespit etmek için Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Analizler sonucunda algılanan anne baba tutumu otoriter olduğunda kişinin romantik ilişkilerdeki inancı düşük, sosyal ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları yüksek olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyete göre bakıldığında babaların kız çocuklarına otoriter tutum sergiledikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne Baba Tutumu, Romantik İlişki İnancı, Bilişsel Çarpıtma

Elif Tiryaki
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00