
181
Archived Theses
6
DOIs Assigned
3%
DOI Rate
Archived Theses
235 nolu şeriye sicil defterine göre Mardin
Toplumların siyasi, sosyal ve ekonomik yapıları, içinde bulundukları dönemin şartlarına göre şekillenir. Herhangi bir dönemin siyasi hukuki, ekonomik ve kültürel şartlarının sağlıklı bir şekilde incelenilebilmesi ancak dönem toplumunun bu şartlara verdiği olumlu ve olumsuz tepkinin izlenmesiyle mümkündür. Şeriye sicilleri, toplumun döneme ilişkin her türlü hareketini kayıt altına almaları hasebiyle yerel tarih araştırmalarında son derece önemli bir yer teşkil etmektedirler. Tezin konusu olan 235 Nolu Mardin Şeriye Sicil defteri de 1858?1861 yılları arasında Mardin'in tüm Osmanlı ülkesi içersinde hukuki, idari, sosyal ve ekonomik yönlerine ilişkin yapısını günümüze ulaştıran çok önemli bir sicil defteridir. Bu defterin bizim için belki de en önemli yönü Tanzimat sonrasında inkişaf eden hukuki ve idari uygulamalarının kent ölçeğinde doğurmuş olduğu çatışmaları ihtiva etmesidir. Ayrıca merkezle bölge arasındaki yazışmaların içeriğini, azl, tayinler, dönemin siyasi atmosferi, sosyal ve ekonomik meseleleri içine alan çok önemli bir defterdir.Bu çalışma, 1858?1861 yılları arasında Mardin'in hukuki, idari ve sosyo-ekonomik yönlerini 235 Nolu Mardin Şeriye Sicilinin verileri çerçevesinde değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Mardin'in Osmanlı hâkimiyetine geçişi ile merkezi devletin yerelde temsilciliğini yapan unsurları ve bu unsurların, incelemelere esas teşkil eden döneme gelinceye dek rol ve hareketleri ayrıntılara girilmeden verilmeye çalışıldı. Özellikle çalışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için şeriye sicillerinin tanımı yapılarak Osmanlı tarihi araştırmaları konusunda haiz oldukları önem vurgulandı. Birinci bölümde Mardin'deki Osmanlı şeriat mahkemesinin işleyişi, mahkemede çalışan personeli ve bu mahkemeye intikal eden dava ve kayıt çeşitleri -defterin sunduğu olanaklar çerçevesinde- değerlendirildi. İkinci bölümde; 1858?1861 yılları arasında Osmanlı idari yapısının kent bazındaki uygulamaları belirtildi. Merkezi sistemin yerelde resmi temsilciliğini yapan idari görevliler ile ilgili deftere yansıyan bilgiler yine bu bölüme dâhil edildi. Son bölümde ise anılan dönemde Mardin'de yaşayan insan topluluklarının, bu toplulukların hem birbirlerine karşı hem de kendi içlerinde sosyal örgütlenmeleri, bu örgütlenmelerin kentin ekonomik hayatına olan etkileri vurgulanmaya çalışıldı.
Liselerde okutulan "Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük" ders kitaplarında ulus, ulusçuluk ve ulus-devlet kavramları (1944-2007) (bir içerik analizi çalışması)
Son iki yüzyılda üzerinde en fazla durulan ve tartışılan kavramlardan biri olan ?ulus? kavramı, kişilerin ya da toplumların kendilerini ifade ettikleri bir ?kimlik? türüdür. ?Ulus kimliği? kuşkusuz devletlerin yahut toplumların toplumsal ve kültürel pratiklerine göre farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar, aynı ?ulus-devlet? yapısı içerisinde de çeşitli geçişkenlikler gösterebilir.Devletlerin ya da toplumların uluslaşmaları bir süreç içerisinde gerçekleşir. Bu süreç, birçok Orta ve Doğu Avrupa ulusçuluklarında olduğu gibi Türkiye'de de dil, kültür ve ortak soydan gelme kriterlerinden bir veya birkaçının yurttaşlarda bir araya gelmesiyle gerçekleşmiştir.Yurttaşlarda ulusal bir kimlik yaratma anlamında ?tarih?in rolü belirleyicidir. Tarihin inceleme alanı, Fransız İhtilali'yle başlayan ?uluslaşma? ve ?ulus-devlet? oluşturma sürecinde coğrafi ve dinsel alandan çıkıp ulusal bir alana kaymıştır. Tarih, artık Annales Okulu gibi bütüncül yaklaşıma önem veren bazı ekollerin dışında büyük oranda ulusal tarih olarak kendisine tanım bulmaktadır.Ulusal tarihin inceleme alanı Türkiye'deki ortaöğretim kurumlarında ?Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük? derslerinde okutulan kitapların inceleme alanı olan 1908-1938 arasına sıkıştırılmıştır. Oysaki ?uluslaşma?, durağan bir süreç olmadığı için ?ulus? kimliğine ve ?tarih? bilimine gereken önemi verebilmek için ulusal tarihe bütüncül olarak bakabilmeliyizİncelemeye alınan ders kitaplarının kapsamdan ziyade bilhassa da içeriğine özel olarak eğilinmeli ve Türk ulusçuluğunu yüceltmek adına propagandalar içeren ifadelerden kaçınılmalıdır. Türk uluslaşma süreci, ders kitaplarımızda sübjektif yaklaşımlardan uzak kalınarak anlatılmalı; Türk, Osmanlı ve Müslüman kavramları tarihine ve koşuluna göre özenle seçilerek kullanılmalıdır.Çalışmamdaki nihai amaç; ulusal tarihler yazılırken ?ulus?, ?ulusçuluk? ve ?ulus-devlet? kavramlarının içeriğine bilhassa özen göstererek daha objektif olarak tarihe yaklaşılmasının ve tarihin, bilimin sınırları içerisinde kalması gerektiğinin altını çizmektir.
Diyarbakır basınından Yeni Hilâl mecmuası (1-14) (metin çevirisi - değerlendirme)
Bu çalışma 1924?1925 yılları arasında Diyarbakır'da yayımlanan Yeni Hilâl Mecmuası'nın metin çevirisi ve değerlendirmesini içermektedir.Yeni Hilâl Mecmuası, Cumhuriyetin ilanından sonra Diyarbakır'da yayımlanan ilk mecmua olması hasebiyle önemli bir yere sahiptir. Bundan önce 1922?1923 tarihlerinde Ziya Gökalp'in çıkarmış olduğu Küçük Mecmua, Türk milliyetçiliğinin esaslarını tesis etmiş ve bu mecmuada yayımlanan yazılar yurt genelinde büyük etkiler bırakmıştır. Yeni Hilâl de bu çizgide çıkmış ve gençliğin edebî, ilmî, felsefî alanındaki ihtiyacı doldurmaya çalışmıştır.Yeni Hilâl Mecmuası tarih, edebiyat, kültür, hukuk, sağlık, sosyal hayat ve eğitimle ilgili yazılar içermektedir. Diyarbakır tarihinin cumhuriyet sonrası kesitinde çıkan Yeni Hilâl Mecmuası, imkânların yetersizliğine rağmen periyodik olarak yayınına devam etmiş, yayımlandığı süreç içerisinde, gençliği bilinçlendirmede önemli bir rol oynamıştır.
Moğol istilası öncesi ve sonrasında Orta Asya'da ezoterist bir islam toplumu: 10-15. yüzyıllarda Bedahşan İsmailileri
Bu çalışmanın tartışmaya çalışacağı problemlerden biri, Türk tarihçiliğinde ve ilahiyatçılığında bugüne kadar neredeyse hiç işlenmemiş olan İsmaili mezhebi ve tarihidir. İkincisi ve bizim açımızdan önemli olan diğeri ise, daha önce yüksek lisans tezimiz sırasında incelemeye çalıştığımız İran ve Anadolu'da Şii etkiler taşıyan topluluklar üzerindeki İsmaili etkisidir. Bu çerçevede amacımız, İsmaililiğin Bedahşan bölgesi ayağını inceleyerek, her üç bölgedeki tarihsel gelişmeleri mukayese edebilme imkânı yaratmak ve bu suretle İsmaililiğin Türkler üzerindeki etkileri problemini gündeme getirerek sorgulamak ve varsa bu etkilerin ipuçlarını ortaya çıkarmaya çalışmak olacaktır.Ancak bunu yapmak, takdir edileceği gibi, söylemesi kadar kolay değildir. Bunun en önemli sebebi, bu problemin son zamanlara kadar -bir istisna hariç- Türkiye'de hiç tartışılmamış olmasının ötesinde, yazılı kaynak sıkıntısıdır. Bir kere, Bedahşan tarihi, şu ana kadar dünya literatüründe çok da araştırılmış bir konu değildir. Bedahşan hakkında yapılan çalışmalar, çoğunlukla Rus oryantalistler tarafından gerçekleştirilmiş olup, daha ziyade etnografik ve folklorik mahiyettedir.Bedahşan tarihinin önemli bir kesitini içine alan bu çalışmayı yazarken ilk bölümümüz, Orta Asya'nın tarihsel gelişmelerini Bedahşan'la ilişkilendirerek kısmen Bedahşan merkezli bir Orta Asya tarihi denemesi mahiyetindedir. Nasır-ı Hüsrev'in biyografisi ve da'vesiyle ilgili faaliyetleri, mustakil bir bölümde işlendi. Bunun sebebi, Bedahşan İsmailileri için Nasır-ı Hüsrev'in onların kimliklerinin merkezinde yer alan birincil tarihsel kişilik olmasıdır. Aslında Nasır-ı Hüsrev dünya literatüründe oldukça çalışılmış bir konu olup, tezde bu çalışmalardan çok yararlanılmıştır. Ancak Nasır-ı Hüsrev hakkındaki bu araştırma eserlerinin hiçbiri, tıpkı çoğu kaynak eserlerde olduğu üzere, onun Bedahşan İsmailileri içindeki yerini aydınlatmamaktadır. Nitekim sadece bu literatürle yetinmenin, yukarıda açıkladığımız problemleri aydınlatma konusunda doyurucu olamayacağı görülmüştür. Bu sebeple bunlardaki verileri alan araştırmalarıyla takviye etmek gereği ortaya çıkmıştır.İşte Bedahşan'a yaptığımız değişik tarihlerdeki seyahat ve ikametlerimiz bu ihtiyaca cevap aramaya yönelikti. İkametlerimiz süresince bizzat İsmaililerin yaşamları gözlenmiş, kendileriyle iletişime geçilmiş ve alandan pek çok şifahi ve yazılı malzeme toplanmıştır. Böylece onların inanç ve öğretileri hakkında bilgiler içeren çeşitli mezhepsel şifahi ve yazılı kaynakları kullanmanın yanı sıra, değişik yıllarda yaptığımız bu saha araştırmalarından elde edilen gözlem ve veriler de kullanılmıştır. Onlara dayanarak, antropolojik bir yaklaşımla, tezimizin ?gelenek ve inançlar? başlıklı üçüncü bölümü oluşturulmaya çalışıldı.Anahtar kelimeler: Bedah?an, ?smaililik, Nasır-ı Hüsrev, Davet-i Nasır, Ahmed-i Yesevi, Penctani
Osmanlı öncesi dönemde Rize ve çevresinde Türklük izleri
Bugüne kadar Rize tarihi ile ilgili bilimsel çalışmalar yok denecek kadar azdır. Yapılan çalışmalar genellikle yöre halkı tarafından yapılan ufak çaplı ve bilimsel niteliği hemen hemen hiç olmayan çalışmalardır. Ayrıca yapılan çalışmaların en büyük özelliği Osmanlı sonrası dönemle ilgilidir. Osmanlı öncesi dönemle ilgili ise kayda değer çalışmalar mevcut değildir. Rize tarihinin Osmanlı öncesi dönemiyle ilgili yeterli çalışmanın yapılamayışının nedeni elbette ki bölge tarihi ile ilgili toplu bilgi veren kaynakların olmayışıdır. Bu sebeple Rize tarihinin Osmanlı öncesi dönemine ışık tutmak amacıyla bu konuyu araştırmaya çalıştık.Bu tez çalışmasında amaç Rize ve çevresindeki Türk yerleşmelerinin Osmanlı Türklerinden çok daha önce olduğunu göstermek ve bunu kanıtlamaya yönelik olarak da Rize ve çevresindeki yaygın halk inanışlarında Eski Türk inanışlarının izlerinin yöredeki mevcut varlığını sunmaktır. İnsan hayatının üç önemli safhası olan doğum, evlenme ve ölümle ilgili eski Türk inanışları yörede halen devam eden halk inanışlarıyla kıyaslanarak açıklamaya çalışıldı. Bunu yaparken de belirlenen bazı yörelerde halk inanışları hakkında bilgi sahibi olan yöre halkıyla görüşüldü. Mülakat ve gözlem yoluyla yapılan araştırmalar sonucunda doğum, evlenme ve ölümle ilgili olarak zamanla bazı değişikliklere uğramış olsa da halen devam eden mevcut gelenekler, görenekler ve inanışlar hakkında bilgi topladık. Sonuç olarak elde edilen bilgiler ışığında bugün dahi devam eden, Rize ve çevresindeki eski Türklerden kalma izler belirlenmiş, bunların yöreye çok daha önceden yerleşmiş olduklarını görülmüştür.
XI. yüzyılda Anadolu'da Norman şeflerinin faaliyetleri
Fransa'nın kuzeyinde yaşayan Normanlar XII. yüzyılın sonuna gelindiğinde neredeyse tüm Avrupa'yı fethetmişlerdi. XI. yüzyıl Anadolu'da ise II. Basil'in 1025'te ölümünden sonra Bizans askeri, mali ve yönetimdeki sorunlarıyla gerilemiş, Armenya ise Bizans ve Selçuklu ilerleyişi karşısında dağılmış, Selçuklu Türkleri Anadolu içlerine kadar fetih alanlarını genişletmişlerdi. XI. yüzyılda Anadolu'daki bu yeni güç karşısında Bizans, ordusunu güçlendirmek için Normanları ücretli asker olarak ordusunda kullanmaya başladı. XI. yüzyılın ilk yarısında Norman lider Hervé Frankopoulos (?-1063) Sicilya'daki Müslümanlara karşı yapılan mücadeleden sonra İstanbul'a gelerek, Bizans ordusuna katıldı. Balkanlar'da ve Anadolu'da imparatorluğun düşmanlarına karşı bir süre savaştıktan sonra, Norman lider Hervé, istediği rütbe ve unvanların kendisine verilmemesinden dolayı Anadolu'da isyan etti. Zorlukla bastırılan bu isyanın ardından Hervé'nin takipçisi olarak Robert Crispin (?-1073) 1067'lerde Bizans merkezine gelerek Romanos Diogenes (1068?1071)'in ordusunda Suriye bölgesinde Türklere karşı savaştı. Ancak o ücretini ve istediği unvanları zamanında alamadığını bahane ederek bugünkü Giresun bölgesinde askerleriyle hükümete karşı isyan etti. Bu isyan bastırıldıktan sonra Crispin sürgüne gönderildi. Bizans İmparatoru Mikhail Dukas (1071?1078) döneminde Crispin eski görevine getirilerek Diogenes'e karşı kullanıldı. Malazgirt yenilgisinden sonra Anadolu'daki boşluğu fırsat bilen Ermeni komutan Filaretos'un, VII. Mikhail'e karşı yaptığı isyana Norman lideri Raimbaud (?-1074) da ordusuyla katıldı. Son olarak Malazgirt Savaşında Diogenes ile birlikte Selçuklulara karşı savaşmış olan Roussel de Bailleul (?-1078) Bizans'a karşı isyan etti. Roussel Doğu Anadolu'da ve Karadeniz'de geniş bir bölgeyi kontrol altına aldığı gibi ordusuyla İstanbul önlerine kadar ilerleyerek Bizans'ı zor durumda bıraktı. Bizans, Roussel'ın ilerleyişini durdurmak için Selçuklularla anlaştı. Böylece uzun süre Bizans'ı meşgul eden bu isyan Selçukluların desteğiyle sona erdi.
Atatürk İnkılâplarına yönelik tepkilerin dini boyutu
1299'da kurulan Osmanlı Devleti, her imparatorluk gibi yükseliş dönemini yaşamış bu sürecin sonunda da duraklama sonrasında da dağılma dönemini yaşamıştır. Bu süreçte çözüm yolları araştırılmış ve bazı ıslahatlara girişilmiş ne var ki yıkılmanın önüne geçilememiştir.Türk inkılâbını, Osmanlı dönemi ıslahat hareketlerinden ayıran çok önemli farklılıklar vardır. Bunların belki de en önemlisi radikal ve devrim niteliğinde olmasıdır ki bu yüzden devrim terimiyle etiketlendirilmektedir. Ancak bu özelliğini Osmanlı dönemi ıslahat hareketlerinden aldığını da söylemeden geçmemek gerekir. Zira o aşamalardan geçmeden inkılâba kalkışabilmek pek mümkün de gözükmemektedir. Zira her inkılâbın bir hazırlık dönemi vardır.Türk inkılâbı ıslahat hareketlerine göre çok daha kapsamlı bir değişimi esas almıştır. Sadece devletin ve kurumların değil, onunla birlikte ferdin ve toplumun geliştirilmesi ve yüceltilmesi amaçlanmıştır. Islahatların mütereddit mahiyetine karşılık, Türk inkılâbı bir kararlılığın ifadesidir. Islahatlarda zaman zaman dıştan gelen baskılarla karşılaşıldığı ve dıştan yönlendirildiği halde Türk inkılâbında herhangi bir dış baskının rolü olmamış ve kendi iç dinamiklerinden beslenmiştir.Bu süreçte her inkılâp için uygun zeminin oluşması beklenmiş ve taviz verilmeden de uygulamaya geçilmiştir. Bu süreç aşama aşama büyük bir titizlikle ve kararlı bir tutumla gerçekleşmiştir. Milli mücadele egemenlik anlamında inkılâbın ilk aşamasını oluşturmuş, hemen ardından siyasal alanda inkılâplara girişilmiş, ardından da toplumsal alanda inkılâp hareketlerine girişilmiştir. Amaç imparatorluktan ulus devlete, teokratik yönetim anlayışından laik yönetim anlayışına geçmek olarak belirlenmiş ve sonuç da bu şekilde gerçekleşmiştir.
Cumhuriyet Döneminde Sinop (1923-1950)
Bu çalışmada, Sinop kentinin, Cumhuriyeti kuran ve devrimleri gerçekleştiren kadronun siyasal yapılanması olan CHP'nin iktidarda olduğu 1923-1950 yılları arasındaki tarihine ışık tutmaya çalıştım. Bir kent tarihi araştırması olarak ele aldığım bu çalışmanın içeriği, Sinop'un günümüzde de devam eden, ulaşım ağının dışında kalması, küçüklüğü, endüstriyel üretimin olmaması ve sosyoekonomik gelişme düzeyinin düşüklüğü gibi parametreler ışığında gelişti. Sinop'un sosyoekonomik ölçütlere göre kent niteliklerini taşımaktan uzak olması nedeniyle, kentlerin dinamizmi ve değişik alanlardaki kozmopolitliğinden kaynaklanan birçok öge bu tezde yer alamadı.Beş bölümde kurguladığım tezin ilk bölümünde kentin coğrafi özellikleri ve cumhuriyet öncesi tarihini vermeye çalıştım. Diğer üç bölümde ise kentin yönetsel, demografik, kentsel, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yapısını, yazınsal kaynaklar, arşiv belgeleri, Sinop Vilâyet Gazetesi ve Sinop Halkevinin çıkardığı Dıranaz Dergisinden yararlanarak aktarmaya çalıştım. Beşinci bölümde ise Sinop'un tarihsel ve kentsel kimliğinin tartışmasız olarak belirleyicisi olduğu cezaevine ve bu bağlamda kente dair kimi anılara ve diğer edebi eserlere yer verdim. Sonuç bölümünde genel bir değerlendirme yaptım. Böylece, yüzölçümü ve nüfus yönünden küçük, coğrafi konum ve ulaşım yönünden yalıtılmış ve az gelişmiş bir kıyı kenti olan Sinop'un 1923-1950 yılları arasındaki panaromasını çizmeye çalıştım.
Erken Cumhurıyet Dönemınde Eskiçağ Tarihi araştırmaları
Anadolu, uygarlık kalıntıları yönündeki zenginliğinden ötürü, 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı'nın ilgi odağı haline geldi. 19. yüzyıldan itibaren de Anadolu ve Mezopotamya'da kazılar başladı, birçok yabancı bilim adamı ve enstitü tarafından başlatılan kazılar sonucu çıkarılan eserler çeşitli sebeplerle yurtdışına çıkarıldı ve yabancı müzelerde sergilendi. Bu durum ülkede eski eserlere karşı özensiz bir tutum sergilendiğinin göstergesidir. ?Osman Hamdi Bey? ile birlikte arkeolojide bilimsel bir yöntem izlenmeye başlandı. Cumhuriyetin ilk yıllarında da ilk sistemli kazılar başladı. Ankara başta olmak üzere büyük kentlerde müzelerin kurulmaya başlaması eski eserlere korumacı yaklaşımın bir sonucudur. Batı etkisiyle başlayan tarihsel, arkeolojik ve antropolojik araştırmalar ?ulus ve kültür bilinci? oluşturmak amacıyla yapılmış ?bilimsel bir görev? olarak görüldü. Bu çalışmada, Erken Cumhuriyet Döneminde Türk müzeciliğinin gelişimi, kurulan araştırma kurumları ve arkeoloji enstitüleri, ?Türk Tarih Kurumu?, ?Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi?, ?İstanbul Üniversitesi? gibi kurumların faaliyetleri yardımıyla çağdaş arkeolojinin oluşturulma süreci ve bu gelişme sürecinin yaşanmasına, yerli ve yabancı bilimadamlarının katkıları incelenmiştir.
Türk siyasi tarihinde CHP'nin gençlik kolları
Çalışmamızın temel amacı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk partisi olan CHP'nin Gençlik Kolları'nın tarihsel gelişimini ve CHP'li gençlerin Türk siyasetindeki önemini ortaya koymaktır.1951 yılında Halkevleri'nin kapatılmasıyla birlikte, 26 Kasım 1951 tarihinde gerçekleştirilen CHP 9. Olağan Kurultayı'nda tüzük değişikliği yapılmak suretiyle CHP Gençlik Kolları'nın kurulması için ilk adım atılmıştır. Bu dönemde ocak teşkilatlarında örgütlenmeye başlayan gençler, 2 Mart 1953 tarihli CHP Genel İdare Kurulu toplantısında kabul edilen yönetmelikle ilk defa ?Gençlik Kolları? adıyla örgütlenme sürecine girmiştir.17 Şubat 1954 tarihli CHP Genel İdare Kurulu toplantısında Suphi Baykam'ın başkanlığında Gençlik Kolları Merkez Yönetim Kurulu'nun atanmasıyla, CHP'li gençler bir anlamda örgütlenme sürecini tamamlamış oluyorlardı. Aynı dönemde Demokrat Parti Genç Demokratlar Teşkilatı kurulmuşsa da CHP Gençlik Kolları kadar etkin olmamıştır.Türk Siyasi Tarihi'nde önemli gelişmelerde aktif rol oynayan CHP Gençlik Kolları, ilk kurultayını 1 ? 2 Ağustos 1961 tarihlerinde toplamış ve 12 Eylül 1980 Darbesi'ne kadar da toplam 10 Kurultay gerçekleştirmiştir.12 Eylül öncesinde CHP'nin özgücü olan CHP Gençlik Kolları, zaman zaman parti politikalarına da yön verir konumda olmuştur. Ortanın Solu felsefesinin gelişmesinde, CHP'de lider değişikliğinin gerçekleşmesinde ve Demokratik Sol felsefenin bilimsel temele oturtulmasında CHP Gençlik Kolları'nın büyük payı vardır.Çalışmamızda CHP Gençlik Kolları'nı incelemeden önce tarihsel süreç içerisinde dünyada ve Türkiye'de meydana gelen gençlik hareketlerine de göz attıktan sonra, CHP Gençlik Kolları'nın kuruluş ve gelişim süreçleri işlenerek, Türk siyasetinde CHP Gençlik Kolları profili ortaya konulmuştur.Çalışmamızın sonunda günümüzde CHP Gençlik Kolları'nın sahip olduğu koşullar da göz önüne alınarak, 12 Eylül öncesindeki kadar aktif olmadığı sonucuna varılmış, bunda 12 Eylül öncesinde CHP'de aktif siyaset yapan, bugünkü CHP yöneticilerinin de rolü olduğu anlaşılmıştır.Anahtar Kelimeler; CHP, CHP Gençlik Kolları, Ortanın Solu, Demokratik Sol, 12 Eylül