Dicle University
Discipline

Archaeology

Dicle University

412

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Kimmer-İskit iz ve etkileri

M.Ö. 8. yüzyıldan başlayarak M.Ö. 6. yüzyıla kadar Anadolu'da etkinliklerini gördüğümüz Kimmer ve İskit göçebe savaşçılarının, Anadolu'ya göçleri, Anadolu Kültürleri ile olan İlişkileri ve Anadolu Kültürleri üzerindeki etkileri tezimizin konusu oluşturmaktadır. Demir Çağının Anadolu yerel krallıkları olarak karşımıza çıkan Urartu,Geç Hitit Kentleri, Phryg, Lydia ve Batı Anadolu'da ki Ionlar Kimmer ve İskit akınlarından olumsuz etkilenmiş, Urartuları İskitlerin, Phrygleri ise Kimmerlerin yıktığı kabul görmüştür.Yazılı bir kültür oluşturmayan Kimmer ve İskitlerin Anadolu kültürleri ile olan ilişkilerini anlayabilmek için ilişkiye geçtikleri Urartu, Asur ve Greklerin yazılı kaynaklarına başvurulmuş, Anadolu'da ortaya çıkarılmış ve göçebe kavimlere ait olduğu düşünülen arkeolojik buluntular, ele geçtikleri merkezlerin konumları da dikkate alınarak incelenmeye çalışılmıştır.Göçebe kavimler Anadolu devletlerinin sadece siyasi tarihlerini etkilemekle kalmamış, özellikle Phryg ve Lydia sanatlarında Bozkır hayvan üslubundan etkilenerek yapılan eserlerden de anlaşıldığı gibi kültürel alanda da Anadolu uygarlıkları üzerinde de etkileri görülmüştür. Göçebe kavimlerin savaşlardaki üstünlüklerini sağlayan en önemli unsurlardan olan uzun mesafe okçuluğundaki başarılarının nedenlerinden biri olan kovanlı ok uçları da büyük olasılıkla Anadolu'ya bu kavimlerin aracılığı ile gelmiş ve Anadolu devletlerinin savaş teknolojilerini etkilemiştir.

Timur Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Side 807 ada 1 parsel, 1 No.lu konut: Mimarisi ve buluntuları

Side, Melas Çayı'nın batısında kurulmuş bir Doğu Pamphylia kentidir. Side, Attaleia kuruluncaya kadar Pamphylia Bölgesi'nin en önemli liman şehri olmuştur. Kent her daim gezgin ve araştırmacıların ilgi noktası olmuş ancak kentte ilk kazılar 1947 yılında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından başlatılmıştır. Side'nin geçmişten günümüze kadar uzanan uzun araştırma tarihinde 2014 yılı bir dönüm noktası olmuştur. 2024 yılında, kentin liman ile tiyatro arasında kalan ve I. derece Arkeolojik Sit olan bölümü Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit olarak koruma altına alınmıştır. 2014 yılından bu yana, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında önce Side Müze Müdürlüğü, 2019 yılından buyana ise Prof. Dr. Feriştah Soykal Alanyalı'nın başkanlığında toplam 134 parselde kazı, koruma ve onarım çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalar kapsamında, Side'nin yerleşim tarihine yönelik çok önemli bilgilere ulaşılmış ve birçok yapı açığa çıkarılmıştır. Bu yapılar arasında çok sayıda konutta yer almaktadır. Side'de ilk açığa çıkarılan konutlar Arif Müfid Mansel tarafından açığa çıkarılan R1 ve R2 konutlarıdır. MÖ 2-1 yüzyıllarda inşa edilmiş olan bu konutlar, MS 7. yüzyıla dek kullanım görmüştür. 2024 yılında Side Müze Müdürlüğü tarafından 'Side Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parselde yapılan kazılarda açığa çıkarılan konutlar Fatma Çağım Özcan tarafından bir doktora tezi kapsamında değerlendirilmiştir. Bu tez kapsamında, 2023 yılında, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında Prof. Dr. Feriştah Alanyalı başkanlığında yürütülen kazılar sırasında 807 ada 1 parselde 3 ayrı konut açığa çıkarılmıştır (Konut I, Konut II ve Konut III). Parselde tespit edilen üç konutta mimarisi ve buluntularıyla değerlendirilmiş olup, "Konut I" tez kapsamında ana konuyu oluşturmasından dolayı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Konut I'de yapılan kazılar sırasında ele geçen arkeolojik buluntular yapının MÖ 1. yüzyılda inşa edildiğini ve MS 7. yüzyılın sonuna kadar kesintisiz olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Yaklaşık 7 yüzyıl boyunca kullanılan bu yapı köklü değişimler geçirmiştir.

Pamphylia
Akın Doğan
Biruni University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Myra ve Andriake'de ele geçen pişmiş toprak unguentariumlar

Myra ve limanı Andriake, Antalya'nın Demre ilçesi sınırlarında yer alır. 2009 yılından bugüne kazılar Prof. Dr. N. Çevik başkanlığında devam etmektedir. Kazılar sonucunda Myra'nın Klasik Dönem'den Erken Bizans Dönemi'ne kadar geniş bir tarihsel süreçte yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. Ancak son yıllarda tiyatro orkestrasından yapılan kazılar Myra ve limanının tarihini Geç Kalkolitik Çağa kadar geriye götürmüştür. Yapılan çalışmalarda çok sayıda buluntu ele geçmekte olup bunlardan biri de tez kapsamında değerlendirilen pişmiş toprak unguentariumlardır. Toplam 190 unguentarium parçasından form verebilen 130 tanesi kataloğa alınarak incelenmiştir. Bu unguentariumlar; fusiform, kubbe ağızlı, bulbous, diğer ve geç antik çağ unguentariumları başlığı altında incelenmiştir. Fusiformlu unguentariumlar MÖ 4. yüzyıl sonları ile MS 2. yüzyıl gibi geniş bir tarih aralığına aittir. Kubbe Ağızlı unguentariumlar, MÖ 2. yüzyılın ikinci çeyreği ile 2. yüzyılın sonları arasına tarihlenmiştir. Bulbous formlular, MS 1.-2. yüzyıl gibi daha dar bir tarih aralığında kullanılmışlardır. Geç Antik Çağ unguentariumlarının ise MS 5.-7. yüzyıl arasında kullanımda oldukları tespit edilmiştir. Bunlar arasında en yoğun grubu Geç Antik Çağ'a ait unguentariumlar oluşturmaktadır. Bu tipte blok ve kelebek formlu monograma sahip örnekler yer almaktadır. Monogramlar hakkında detaylı bir çalışma olmadığından dolayı net bir sonuç elde edilememiş olsa da harfler üzerinden bazı çıkarımlar yapılmıştır. Myra'nın MS 5. yüzyılda Lykia'nın idari ve dini başkent ilan edilmesi ile kentte ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşması, kentte bu tarihlere ait unguentarium sayısal yoğunluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu bağlamda unguentariumların üretimi? ve dağılımı, bölgenin ekonomik refahını ve siyasi yapısını da yansıtmaktadır. Aziz Nikolaos Kilisesi'ne gelen hacıların bu şişecikleri, içerisine kutsal yağ veya su doldurulmuş bir şekilde, buradan satın almış olabileceği öngörülmektedir. Andriake'deki Agora'da ele geçen unguentariumların yoğunluğu ise bu kapların sadece dini bir amaçla değil, aynı zamanda ticari bir ürün olarak da satıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler Lykia, Myra, Andriake, Unguentarium, Geç Antik Çağ, Fusiform, Bulbous Form

Andriake
Dilan Doğan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında frigler

ÖZETArkeolojik ve Filolojik Belgeler Işığında Frigler konu başlıklı bu çalışmada, M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında siyasal birliğini oluşturan Frig Devleti ve halkının kökeni ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu bilgilerden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır.Frig Devleti'nin ortaya çıkışından önce Anadolu'nun siyasi tarihinin M.Ö. 12. yüzyıldaki genel görünüşü incelenerek, Frigler'in Anadolu topraklarına batıdan yani Balkanlar üzerinden gelmiş olan Traklı, doğu topraklarında varlığını sürdürmüş olan Muşkili ya da Anadolu kökenli bir kavim olup olmadıkları ile ilgili çeşitli görüşlerin ele alınması amaçlanmıştır.Frig Devleti'nin ortaya çıkışı, kültürü ve sosyo-politik yapısı genel bir çerçevede anlatılmıştır. Frigler'in kökenine ışık tutan arkeolojik veriler ve filolojik belgeler araştırılarak köken sorunuyla ilgili somut kaynaklar incelenmiştir.Bütün bu değerlendirmeler ışığında, M.Ö. 12. yüzyılda Trakya'dan göç dalgalarının varlığı arkeolojik olarak kanıtlanmış olsa da, Frig halkının bu göç dalgalarıyla Anadolu'ya gelmiş olabilecekleri savı ve Frig ile Brig ya da Frig ile Muşki paralellikleri kesin olmamakla birlikte halen tartışılmaktadır.Frig halkının tek bir etnik kökene dayandırılamayacağı savı, yaşadıkları coğrafyanın fiziki özelliğinden dolayı ?Frig? ismini almış ve Doğu, Batı ve Anadolu kültürlerini bir arada yaşatmış bir toplum olarak arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında yorumlanabilir.

Tülin Kaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Antik çağda doğu Karadeniz bölgesi kıyı yerleşimleri ve yerleşim stratejileri

Karadeniz Bölgesi, çok eski çağlardan bu yana kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Coğrafyanın topoğrafik yapısı ve yazılı kaynakların yetersizliği bilim adamlarının bu bölgeye pek rağbet etmemesine neden olmuştur. Karadeniz adı dev dalgaları ve korkunç girdaplarından dolayı önce Pontus Aexeinos, zamanla gemi yapım teknolojisinin ilerlemesiyle de Pontus Euxeinos olarak adlandırılmıştır. Bölgede yaşayan yerel halklar çeşitli nedenlerle dışarıdan gelen halklarla etkileşim içine girmişlerdir. Samsun ve Artvin arasında yer alan kıyı kentlerine İ.Ö.10.yüzyıldan itibaren dışarıdan halklar gelip buralarda çeşitli amaçlarla koloni kentler kurmuşlardır. Bu halkları korkunç denizine rağmen bu sulara çeken en önemli şey tabiî ki Karadeniz'in sahip olduğu zengin maden rezervleridir. Argonautlar Seferi ve Altın Post Efsanesi de bu şekilde somutlaştırılmıştır. Antik çağda Pontus Euxeinos kıyısında kurulan bu kentler ekonomik, stratejik, jeopolitik, askeri ve siyasi anlamda çok önemli bir hale gelmiştir. Roma Çağında ise Mithridatlar Hanedanlığı hem döneme hem de bu bölgeye damgasını vurmuştur. İ.Ö.395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra bu coğrafya Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırlarına dâhil olmuştur. Bu dönemde eski önemlerini yitirmiş olmalarına rağmen sadece Trapezus'un Pontus Rum İmparatorluğu'nun başkenti olduğunu ve eski önemini koruduğunu biliyoruz. Karadeniz Bölgesi'nin ekonomik, jeopolitik ve stratejik önemi bölgeye hâkim devletlerce sonuna kadar kullanılmıştır.Anahtar KelimelerKaradeniz, Khalybler, Amazonlar, Kotyora, Argonautlar

Esen Aktaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas Ziyaretsuyu Helenistik ve Roma dönemi seramikleri

Bu çalışmada 2004 yılında Sivas ili Hafik ilçesinde yapılan Ziyaretsuyu kazısından ele geçen seramik buluntuları değerlendirilmiştir.Üzerinde çalışılan bu buluntuların öncelikle çizimleri yapılmış ardından tipolojik özellikleri incelenerek çevre bölgelerle karşılaştırılmalar yapılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda seramiklerin dağılım alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.Dağılım alanının tespiti sonucunda bu bölgenin kuzey Suriye ve güney Anadolu ile bağlantısı olduğu anlaşılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Ziyaretsuyu kazısından ele geçen seramik buluntularının Helenistik ve roma dönemi içindeki belirlenmeye çalışılmıştır.Değerlendirmeler ve karşılaştırmalar sonucunda Ziyaretsuyu Mevki'nin M.Ö. 2.yy da iskân gördüğü düşünülmektedir.

ArkeolojiGalatlarSeramikler+2
Esra Abdioğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Körtiktepe Neolitik Dönem kemik bızları

İnsanlık kültür tarihinde leş yiyicilik süreciyle birlikte alet olarak kullanıldığı bilinen ilk aletin kemikten üretilmiş olabileceği olası görünmektedir. Avlanma yetisini henüz kazanmamış olan insan, karşısına çıkan her türlü besin kaynağından faydalanmıştır. Bunların arasından hayvanların avlarından kalan leşler hiç şüphesiz ilk sırada yer almaktadır. Bu durumda doğadan kolaylıkla elde edilebilecek hammadde kaynaklarından birini de kemik oluşturmaktadır. Alternatif kaynak gibi görünen kemik, insanın yontma yetisine sahip olmadan çok daha önce kullandığı belki de tek hammaddedir. Kemik, gerçek anlamda alternatif olma özelliğini ise uzmanlık gösteren teknikler uygulanarak üretilen kemik aletlerin çok belirgin bir artış ve çeşitlenme gösterdiği Üst Paleolitik ve Neolitik Dönem'de önem kazanmıştır. Dönemsel fark gözetilmeksizin kullanılmış olan kemik, son derece kolay şekilde elde edilebilen bir hammadde kaynağıdır. Üst Paleolitik Dönem'de standart haline gelen kemik alet üretiminin en erken aşaması ve bu aşamaya ait örnekler, kemik alet üretiminin daha erken dönemlerde var olduğunu göstermektedir. Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan biri olan Körtiktepe, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem A (PPNA)'ya ait katmanlarda farklı tür ve çeşitlilikte kemik eserler ortaya çıkarılmıştır. Bu kemik alet topluluğu içerisinde gerek işlevleri gerekse sayısal çokluğu açısından büyük bir bölümünü oluşturan kemik bızlar önemli bir yere sahiptir. Değerlendirme kapsamına alınan bir grup bız; malzeme, hammadde (hayvan kemikleri), işleme teknikleri, işlevleri ve tipolojilerine göre tasnif edilerek; bölgenin söz konusu diğer çağdaş yerleşimleriyle olan ilişkileri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Körtiktepe, Neolitik Dönem, Kemik Aletler, Kemik Bızlar, Hayvan Kemikleri

Nesibe Arslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Perre Antik Kenti'nde bulunan dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar

Kommagene Krallığı coğrafyası günümüzde Adıyaman ilinin tamamını, Gaziantep ve Kahramanmaraş illerinin bazı kısımlarını kapsayan tarihi bir bölgedir. Kommage Krallığının önemli kentlerinden biri olan Perre konumu ve doğal kaynaklarıyla uzun süre konumunu ve varlığını sürdürmüş bir kenttir. Perre antik kenti Adıyaman il merkezinin 5 km kuzeydoğusunda Örenli Mahallesi'nde bulunmaktadır. Nemrut Dağı'nın keşfi ile buraya giden araştırmacıların durak noktası olmuş ve bu Perre'de toprak üzerinden görülen Nekropolis ve yerleşime dair gözlemlerini belirtmişlerdir fakat ilk kapsamlı çalışmalar Adıyaman müzesi tarafından 2001-2009 yılları arasında yapılmıştır. Bir dönem ara verilen çalışmalar 2020 yılında tekrar başlatılmış olup günümüzde de devam etmektedir. Perre kentinin yerleşim alanı günümüz modern tarım arazisi ve yerleşimin altında kalması nedeniyle, şimdiye kadar yapılan çalışmalar Perre Nekropolisi'nde gerçekleşmiştir. Nekropolis'de gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan işliklerde çok sayıda buluntu ele geçmiş ve kent hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlamıştır. Perre antik kentinde sürdürülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılmış bu buluntulardan biri de dokuma araç gereçleridir. Bu araç gereçlerden dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar yoğun olarak ele geçmiştir. Tez kapsamında 22 adet ağırşak ve 58 adet dokuma tezgah ağırlığı incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ağırşaklar dairesel/ diskoid, konik ve yarı konik; dokuma tezgah ağırlıkları ise tek tip dairesel, olarak olarak sınıflandırılmıştır. Bu çalışma ile Perre kentinde belgelenmiş dokuma tezgah ağırlıkları ve ağırşaklar neticesinde kentteki dokuma endüstrisi hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır.

Ayşegül Öremiş Akar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Kybele-Attis kültü

Kybele, bitkiler ve hayvanlar âleminin yöneticisi, sahibesi; kent koruyuculuk özelliğinden dolayı ülkeleri ve kentleri koruması için Anadolu'dan Yunanistan ve Roma'ya taşınmış; kökeni Paleolitik Çağ Venüsleri'nden Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağı Ana Tanrıçaları'na kadar uzanan evrensel bir anne anlayışının Frigya'da modifikasyona uğramış halidir. Attis, mevsimlerin değişimini simgeleyen bir bitki tanrısıdır. Onun bu özelliği, Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Yunanistan ve Roma'daki bazı tanrılarda görülür ve bundan dolayı bu tanrının kökeni araştırılırken, Dumuzi, Temmuz, Baal, Adonis, Osiris, Horos, Telepinu ve bunlar gibi adını sayamadığımız birçok tanrı incelenmiştir. Bu tanrıların hepsinin ortak özelliği, ilkbaharda bitkilerin yeryüzüne çıkması ile birlikte canlanmaları, yazın sıcakları ile bitkilerle birlikte ölmeleridir. Ayrıca bu tanrıların yanında onları bekleyen, arayan, canlanmasını sağlayan bir de tanrıça vardır. Bu tanrıça onların annesi, sevgilisi veya eşidir. Bu tanrı ve tanrıçaların birlikteliğini anlatan mitoslar vardır. Bu mitoslar isim olarak her toplumda farklı olsa da anlatılış şekilleri bakımından hep birbirlerine benzemektedir. Bu mitoslardan biri de Frigler'e ait olduğu söylenen Kybele ve Attis'in aşkını yansıtan mitostur. Mitosun Frigya'daki kökeni bilinmez; ancak Yunan ve Roma yazarlarına dayanarak bu aşkın içeriğini ve Kybele'nin hadım rahiplerinin (Gallus) kült uygulamalarının dayanağını anlayabiliyoruz. Söz konusu kültün ve mitosun içeriği, Frig yazı sisteminin tam olarak çözülememesi ve kaya anıtlarındaki metinlerin kısalığı nedeniyle şimdilik tam anlamıyla çözümlenebilmiş değildir. M.Ö. 9. yüzyıldan itibaren Frigya'da, M.Ö. 5?4. yüzyıllarda Yunanistan'da; M.Ö. 2. yüzyılda da Roma'da ilk varlığını gösteren (M.Ö. 204) 345 Kybele-Attis kültü, tüm öncülleri ve benzerleri ile şekillenerek Yunanistan ve Roma dinleri içerisinde önemli bir yer edinmiştir.

Canan Albayrak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Roma imparatorluk döneminde Tavıum kentinde darp edilen sikkelerin değerlendirilmesi

With the quick development in the information and communication technologies and the widespread utilization of these technologies in every field, an electronic transformation process has begun throughput the world on the way towards being society. In the thesis prepared, in parallel with the electronic transformation process in the world, studies in Turkey have been touched upon and an evaluation of the current situation has been carried out. Even though Turkey has performed various studies on the way towards being an information society, that she has accomplished enough progress has not been designated yet. Via the move of the public services to electronic medium by the e- Government implementations, hat an increase in the quality of the services, in the efficiency pursuant to speed and cost in the fulfillment of the services have been envisaged. Therefore, in the implementation section of this study, Sanayi.NET project, which is one of the successful implementations of e- Government has been analyzed and the benefits acquiring from the move of application for Services Adequacy Certificate and Warranty Certificates to the electronic medium have been dealt with.

Ali Yalın Turan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan dünyasında şarap üretimi ve Dionysos kültü

Bu çalışma, Antik Yunan dünyasında şarap üretimi sürecini ve bu sürecin Dionysos kültüyle olan ilişkisini arkeolojik, mitolojik ve sosyokültürel açılardan ele almayı amaçlamaktadır. Şarap üretiminin Antik Yunan toplumunda yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan öte, tanrısal bir döngünün maddi temsili olduğu düşüncesinden hareketle, üretimin her aşaması üzümün toplanmasından ezilmesine, fermantasyonundan karıştırılmasına ve tüketimine kadar ritüel ve sembolik bağlamda incelenmiştir. Çalışmanın çerçevesi mitoloji, arkeoloji ve ikonografi disiplinlerinin kesişiminde oluşturulmuştur. Araştırmada nitel yöntemler temel alınmış; Antik Yunan yazarlarının metinleri, döneme ait seramik ve mimari kalıntılar ile kült sahneleri analiz edilmiştir. Örneklem olarak Attika, Thasos, Delos ve Girit gibi şarap üretimiyle özdeşleşmiş bölgelere odaklanılmıştır. Araştırma bulguları, şarap üretim sürecinin Dionysos'un ölüm ve yeniden doğuş mitosuyla birebir örtüştüğünü; ezme, mayalama, durultma ve seyreltme gibi teknik işlemlerin her birinin mitolojik, ritüel ve etik anlamlar içerdiğini ortaya koymuştur. Üretim mekânları, sıradan ekonomik birimler olmaktan çıkarılarak tanrının içkinliğine sahne olan sembolik alanlara dönüşmüş; özellikle sempozyumlar ve Dionysos şenlikleri, şarabın tanrısal kudretinin halkla buluştuğu kolektif törenler olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Antik Yunan'da şarap hem Dionysos'un maddi tezahürü hem de toplumun doğa ve tanrıyla kurduğu simgesel ilişkinin aracısıdır. Üretim süreci yalnızca teknik değil aynı zamanda kutsal bir döngüdür. Bu bağlamda şarap üretimi, tanrının yeryüzüne inişini, bireyin tanrıyla teması ve toplumun mevsimsel yeniden doğuşunu temsil eden kültürel bir fenomene dönüşmüştür Anahtar Sözcükler: Antik Yunan, Şarap, Üretim, Ticaret, Dionysos

Mehmet Ali İsen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Roma'da günlük yaşam

Bu tezde, Antik Çağ'ın en merak uyandıran imparatorluklarından olan Roma'nın kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre içerisinde bir Roma toplumunun sosyal ve sınıfsal farklılıklar çerçevesinde sahip olduğu sosyokültürel, ekonomik, dini ve statüsel yapısı incelenmiştir. Krallık, Cumhuriyet ve İmparatorluk olmak üzere üç dönemden oluşan Antik Roma, sahip olduğu geniş topraklar ve çok kültürlü toplum yapısına sahip olmuştur. Üç dönem içerisinde yaşanan siyasi, sosyal ve dini olaylara ve bu olaylardaki değişiklikler toplumu şekillendirmiştir. Çok kültürlü bir yapıya sahip olan toplumda bireylere atfedilen roller ve yaşam standartları farklılıklar göstermektedir. Romalıların antik dönemde hayatın olağan akışında nasıl bir günlük yaşam içerisinde olduklarını, günlük yaşamda edindikleri roller ve toplumun yaşamsal faaliyetleri arasında nelerin yer aldığı anlatılmaktadır. Beslenme, barınma, giyim, eğitim gibi temel yaşamsal haklar ile yaşam standartlarını belirleyen inanç sistemleri, geçim kaynakları, eğlence anlayışları aynı bağlam içerisinde incelenmiştir. Antik Roma'da günlük yaşam, toplum içerisinde kalıplaşan ekonomik ve sınıfsal farklar bireylerin yaşadıkları evlerin yapısı ile başlamış ve bu ev içerisindeki hane halkının rollerine, giyim tarzlarına, yedikleri yemeklerin öğünlerine, aldıkları eğitim, yaptıkları iş ve hatta eğlence anlayışlarına kadar işlemiştir. Elde edilen veriler Antik Roma'da bireyin günlük hayattaki yaşayış tarzına veya bir Roma vatandaşının günü nasıl geçerdi sorusuna cevap vermektedir.

Muhammet Furkan Özkan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yunan ve Romada boğa kültü

Bu çalışma, Yunan ve Roma dönemlerinde ortaya çıkan boğa kültünü arkeolojik veriler ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Boğa figürünün bu iki büyük uygarlıkta nasıl bir kutsal anlam kazandığı, hangi mimari yapılarda ve sanat eserlerinde temsil edildiği ile ne tür ritüel uygulamalarda kullanıldığı, karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle sikkeler, plastik buluntular, seramik buluntular ve diğer arkeolojik bulgular üzerinden yürütülen analizler, boğa figürünün yalnızca bir hayvan temsili değil; güç, bereket, kurban ve tanrısal irade sembolü olarak nasıl işlev kazandığını ortaya koymaktadır. Çalışma boyunca Antik Yunan'daki Minotauros miti, Dionysos ve Poseidon kültleri bağlamında boğanın rolü değerlendirilmiş; Roma dünyasında ise Mithras dini, taurobolium ayinleri ve İmparatorluk dönemi politik ikonografisi içinde boğanın aldığı biçimler arkeolojik örneklerle tartışılmıştır. Bu kapsamda, her iki uygarlığın dinsel ve sosyal yapılarındaki benzerlikler ve farklılıklar, arkeolojik malzemenin bağlamsal okunmasıyla açıklığa kavuşturulmuştur. Araştırma, arkeolojinin maddi kültür unsurları üzerinden geçmiş inanç sistemlerini anlamadaki rolünü bir kez daha gözler önüne sermekte; özellikle kutsal hayvan temsillerinin, toplumların dünya görüşlerini, güç ilişkilerini ve dini pratiklerini yansıtan önemli göstergeler olduğunu vurgulamaktadır. Yunan ve Roma dünyasında boğa kültü üzerine yapılan bu arkeolojik inceleme, kült figürlerinin zaman ve mekân içerisindeki evrimini belgelemekte ve arkeolojik yorumlama tekniklerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.

Eylem Yaşa
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Van Gölü Havzası ile Urmiye Gölü Havzası Urartu materyal kültürlerinin merkez-taşra farklılıkları çerçevesinde bir karşılaştırması

M.Ö. 9. yüzyıl ortalarında merkezi bir krallık olarak dağlık Doğu Türkiye'de yerini alan Urartu Krallığı; Orta Demir Çağı'nın sonlarına kadar bölge üzerinde hâkimiyet sağlamıştır. Urartular Krallığı'nın temel genişleme politikaları bölgede etkin olan diğer krallıkların politikalarından bağımsız düşünülemez. Doğu kesimlerindeki topraklarda güney ve batı topraklarına oranla daha az siyasal etkinliğe sahip olan toplulukların yer alması politikalarının yönlerini belirlemede etkin olmuştur. Bu bölgelere yapılan seferler Urartular'ın yazıtlarına büyük oranda yansımıştır. Yazıtlara yansıyan bilgiler doğrultusunda Urartular'ın sefer amaçları büyük oranda anlaşılmaktadır. Temel amaçları Urmiye Havzası'nı oluşturdukları koloni sistemlerinin bir parçası yapmak ve bu sayede güçlü bir merkezi krallık sistemi oluşturmaktır. Bu koloni faaliyetleri "Dünya Sistemleri Teorisi'ne" durumu aslında Uruk gibi Uruk kültür grubu gibitarih öncesi toplumların faaliyetlerinden çok da farksız değildir. Urmiye Havzası'nı "Dünya Sistemleri Analizi'nde" yer alan periferi alanı olarak gören Urartu Krallığı; bu sömürgeci amaçlarını yazıtlarında açık bir şekilde göstermektedir. Uyguladıkları bu politika sonucunda daha erken dönemlerde var olan kültürel etkileşim özellikle zorla toplu nüfus aktarımları ve artan ticari ve askeri hareketlilikle daha da derinleşmiştir. Süreç içerisinde Urartu Krallığı Van Gölü Havzası ve Urmiye Gölü Havzası'nı tek kültürel ve siyasal alana dönüştürecek ve kolonial faaliyetleriyle de bu bölgede denetimi büyük oranda sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Urartu, Dünya Sistemler Teorisi, Kolonileştirme, Urmiye Havzası, Van Gölü Havzası, Materyal Kültürü.

Dünya sistemleri analiziKolonileşmeUrartu Devleti+3
Erdoğan Ödük
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni arkeolojik araştırmalar ve jeofizik incelemeler ışığında Adilcevaz Kef Kalesi

Urartu kaleleri içerisinde birçok yönüyle (işlevi, kuruluş amacı vb…) halen anlaşılamamış olanlardan birisi kuşkusuz Kef Kalesi'dir. Genel mimari yapısı, taş kabartmalarının niteliği, mimari öğelerde kullanılan ağırlıklı dini motiflerin anlamları ve kalenin işlevi konusundaki tartışmalar halen sürmektedir. Çalışmamızda Kef Kalesi'nin kuruluşu, işlevi, kuruluş amacı, mimarisi, yakın çevresi ve yakın çevresinin jeolojik yapısının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu anlamda ilk yazılı belgelerden yola çıkılarak gerekli kaynak taraması yapılıp, aynı zamanda bizzat kalede sistematik yüzey taraması, ölçüm ve haritalama çalışmaları ile jeofizik çalışması gerçekleştirilmiştir. Gerek literatür taramasından ve gerekse alan taraması ve jeofizik çalışmadan elde edilen tüm veriler ilgili kaynakların da desteği ile değerlendirilip bölümler halinde aktarılmıştır. Tüm bu çalışmalar neticesinde kalenin konumu, işlevi, kuruluş amacı ve diğer sorulara literatür desteği ile cevap verilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yüzey taraması verileri ve daha önce gerçekleştirilen kazı sonuçları değerlendirilerek kalenin Urartu dönemi dışında kullanılıp kullanılmadığı arkeolojik verilerle tartışılmıştır.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik kazılar+4
Rıdvan Yiğit
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11
Master'sOpen AccessTR

Yukarı Dicle havzasında Yeni Assur Dönemi ölü gömme geleneği

İnsanlığın tarih sahnesine çıkışından itibaren ölüm konusu her zaman ilgi çeken bir konu olmuştur. Tez konumuzu oluşturan araştırmada, Mezopotamya'nın kuzeyinde kalan Yukarı Dicle Havzası temel alınarak, dört farklı Yeni Assur kentinden ölü gömme gelenekleri üzerine veriler toplanıp bir değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirme yapılan şehirler Diyarbakır'ın il sınırları içerisinde yer alan; Ziyaret Tepe, Kavuşan Höyük, Üçtepe ve Hakemi Use'dir. Tez kapsamında incelenen bu yerleşimlerin bazılarının Yeni Assur döneminde eyalet merkezi olarak kullanıldıkları bilinmektedir. Bu sebepten çok sayıda oda mezar ve krali mezarların varlığı bu duruma bağlanmaktadır. MÖ. 1. binde Yukarı Dicle Havzasına gelip burada varlığını sürdüren Assurlular, bölgedeki yerel kültürleri de kendi bünyelerine katarak sanatsal ve yaşamsal faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Neolitikten başlayıp günümüze kadar süre gelen, köklü bir geçmişe sahip olan; inhumasyon ve kremasyon gömülerinin uygulandığı Yeni Assur kentlerinde, mezar tipolojisi farklılık gösterdiğinden bu konu tarafımızca seçilerek yerel ve genel özellikler tüm yönleriyle ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Kullanmış olduğumuz veriler neticesinde, eski çağlardan itibaren insan için ölümün ne kadar değerli olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, ölümü sadece fiziki açıdan değerlendirmek değil, aynı zamanda ölüm sonrası yapılan ritüelleri de arkeolojik açıdan değerlendirmektir.

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimAsurlular+7
Songül Yetişir
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Epigrafik ve tasvirli bulgularda Yeni Assur Krallığı savaş ganimetleri

M.Ö. I. Binde Mezopotamya'da kurulmuş olan Yeni Assur Krallığı, döneminin ekonomik, siyasi, dini ve askeri alanlarda güçlü uygarlıklarından biridir. Çekirdek bölgesi Mezopotamya'da Kuzey Irak olmakla birlikte krallarının izlemiş olduğu genişleme politikası neticesinde devletin sınırları batıda Akdeniz, doğuda Halep ve kuzeyde Güneydoğu Toroslar'a kadar uzanmıştır. Genişleme politikası izleyen Assurlular, için savaş stratejisi de oldukça önemlidir. Bu anlamda önemli taktikler kullanmışlardır. Assurlular savaşı sadece genişleme politikası için yapmamışlardır. Bu savaşlar neticesinde ülkelerinin insan gücüne ve ekonomisine de katkılar sağlamışlardır. Dönemin epigrafik ve tasvirli bulgularından Yeni Assur Krallığı'nda savaş ganimetlerinin de önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Assur krallarından II. Assur-dan, II. Adad-nirari, II. Tukulti-ninurta, II. Asur-nasir-apli, III. Shalmeneser, II. Sargon, Sennaherib, V. Şamsi-Adad ve III. Adad-nirari'ye ait yazılı kaynaklarda birçok konu ile birlikte savaş ganimetlerine dair veriler de bulunmaktadır. Söz konusu krallar çevre bölgelere yapmış oldukları askeri seferlerde ganimet olarak insanlar, hayvanlar, ahşap ve fildişi eserler, maden ve metal eserler ile tekerlekli taşıtları almışlardır. Ganimetlerin ülkelerine sevkiyatında hem nehir/deniz hem de kara yolu ulaşımından faydalanmışlardır. Nehir/deniz yolunda kayıklardan, kara yolunda ise iki tekerlekli yük taşıtlarından istifade etmişlerdir.

EpigrafiGanimetSavaş+1
Suat Ayakan
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Urartu dış kentleri bağlamında Aznavurtepe ve Adilcevaz Kef kalelerinin değerlendirilmesi

Kent ve kentleşme olguları yıllardır tartışılan önemli konulardan biridir. Kent geçmişi, yapılan çalışmaların kısıtlı olmasından dolayı tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Urartu Krallığı'nda ise dış kentler ile ilgili bilgileri; yazıtlardan, arkeolojik kazılardan ve kazı çalışmaları sırasında tespit edilip ancak kazısı gerçekleştirilmemiş yerleşim yerlerinden öğrenmekteyiz. Kazıları gerçekleştirilen dış kentler, ele geçen buluntulardan hareketle statüsel ayrıcalığa sahip kişiler ile halk tabakasındaki insanların ikamet ettiği alanlara işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarla yaşam alanların yanı sıra ahır olabilecek tabanı taş döşeli mekanlar, salon odaları, depo, demir atölyesi, çöp çukurları ve avlular bulunmuştur. Tez çalışmasıyla bağlantılı yürütülen yüzey araştırmasında Aznavurtepe ve Kef Kalelerindeki aşağı yerleşim alanlarında herhangi bir veriye rastlanılmadı. Ancak daha önce yapılan çalışmalar ve çalışmamızda drone ile çekilen fotoğraflardan; Kef Kalesi'nde dış surlarla bitişik mekanlar ile geniş bir alana yayıldığı düşünülen aşağı yerleşimin varlığı tespit edilebilmiştir. Aznavurtepe 'de sitadelden aşağı doğru sıralı bir halde dış surlarla kenti içine alan duvar dizisinin varlığı buradaki kent olgusunu ispatlamaktadır. Bununla beraber etraftaki tarım arazilerinin hakimiyetini sağlamak ve kaleye hizmet etmek için dış kentin inşa edildiği düşünülmektedir.

Adilcevaz KalesiAznavurtepe KalesiBitlis-Adilcevaz+6
Ömer Katar
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Assur sanatında kutsal ağaç betimlemeleri

Sanat, insanlığın yaşam şekillerini, hayata bakışını yansıtan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüze kadar ulaşmış olan mağara resimlerinde insanlığın erken çağlarında dahi görsellik arayışında olduğu görülmektedir. MÖ 4000 yıllında ortaya çıkan 6. yüzyıla kadar kesintisiz devam eden Mezopotamya sanatı farklı şekillerde önemli kültürel gelişmelerle birlikte günümüze kadar gelmiştir. Büyük bölümü bugünkü Irak'ın sınırları içinde kalan Assur Krallığı, MÖ 1000 yılında ortaya çıkmış 612 yılına kadar bölgede önemli bir siyasi güç olarak hâkimiyet kurmuştur. Yeni Assur sanatında genellikle av, savaş, mitolojik sahneler konular olarak işlenmiş ve kendilerini Tanrı Assur'un elçisi yenilmez bir toplum olarak göstermişlerdir. Günümüze ulaşan muhteşem eserler arasında, saray duvarlarını süsleyen kabartmalar, duvar resimleri, mühürler, takılar, metal ve fildişi eserler bulunmaktadır. Özellikle bu eserler, Nimrud (Kalhu), Dur-Şarrukin ve Ninive'de ortaya çıkarılmıştır. Bu eserler üzerinde kutsal ağaç betimlemesi sıkça kullanılmıştır. Kutsal ağaç çoğunlukla palmet olarak, dölleme veya av sahnelerinde ise kozalak ve nar şeklinde tasvir edilmiştir. Ağaçların yanlarında bulunun apkaluların, doğaya bolluk ve bereket yaymalarının yanı sıra yaşam da verdikleri görülmektedir. Assurlular, kutsal ağacı sadece kült objesi olarak görmemiş duvar resimlerinde, silindir mühürlerde, duvar kabartmalarında, fildişi eserlerde ve takılarda betimleyerek gündelik hayatları içerisinde yer vermişlerdir.

Asur DevletiAğaçlarKutsal ağaç+4
Rüya Atan
Bitlis Eren University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattı arkeolojik kurtarma kazıları: Taş ve kemik buluntular

?Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Arkeolojik KurtarmaKazıları: Taş ve Kemik Buluntular? adlı bu çalışmada Bakü-Tiflis-CeyhanHam Petrol Boru Hattı (BTC HPBH) Projesinin Türkiye topraklarındaki 1074km.lik kısmı üzerinde yapılmış olan kurtarma kazılarının taş ve kemikbuluntuları arkeolojik açıdan değerlendirilmiştir. Taş ve kemik buluntulardönem ayırt edilmeden bir bütün olarak ele alınmış, tanımlanıp, tasnifedilerek kataloglanmıştır.Tezimizin kapsamında yer alan ve 10 merkezden ele geçen çeşitli taş,kemik, boynuz, diş, deniz kabuğundan oluşan buluntular Erken DemirÇağı'ndan Ortaçağ sonlarına kadar geniş bir dağılım göstermektedir.Özellikle belirli bir dönemi ön plana çıkaracak bir buluntu yoğunluğu ilekarşılaşılmamaktadır. BTC HPBH arkeolojik kurtarma kazılarının borunungeçeceği ve tahrip edeceği 28 metre koridoru ile sınırlı tutulması bununnedenlerinden biri olabilir. Böyle dar bir alandan ele geçmelerine karşınsistematik olarak toplanan küçük buluntu ve mimari kalıntılar Anadoluarkeolojisi açısından önemli sonuçlar vermişlerdir. Tezimizde tanımlamaya vetasnif etmeye çalıştığımız buluntular, bu sınırlı alanda toplanan materyalinküçük bir bölümünü oluşturmaktadır.Taş ve kemik buluntular, buluntu yerinde ele geçen seramik, küçükbuluntu ve mimari kalıntılar paralelinde tarihlendirilmişlerdir. Çünkü bubuluntular tek başlarına tarih verebilecek, bir kültürün spesifik aletleri değildaha çok, küçük yerleşmelerin günlük hayata dair basit aletleridir.

Zehra Filiz Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramikleri

ÖZET?Aşağı Salat Höyüğü Erken Tunç Çağı Seramikleri? adlı bu çalışmada,Aşağı Salat Höyüğü T/26 stratigrafi sondajı, IV-VI. yapı katları ile MezarlıkAlanı'nda açığa çıkarılan seramiklerin değerlendirmesi yapılmıştır. AşağıSalat Höyüğü Erken Tunç Çağı seramiklerinin Anadolu ve KuzeyMezopotamya'daki diğer yerleşimlerde ele geçen seramiklerlekarşılaştırılması sonucunda, höyüğün Erken Tunç Çağı'nın hangi dönemindeyerleşim gördüğü ve bu dönemdeki sosyo-kültürel yapısı tespit edilmeyeçalışılmıştır.Ele geçen seramik buluntuların değerlendirilmesi sonucunda, AşağıSalat Höyüğü'nün VI. yapı katının Geç Kalkolitik-Erken Tunç Çağı arasındakigeçiş evresine tarihlendiği ve mezarlık alanının kullanımına bu yapı katıylabaşlandığı tespit edilmiştir. V. ve IV. yapı katlarının ise VI. yapı katınınhemen sonrasına, Erken Tunç Çağı'nın erken evrelerine tarihlendiğianlaşılmaktadır. Kuzey Mezopotamya kültür coğrafyası içerisinde, hem FıratHavzası hem de Amuk Ovası kültürleriyle yakın ilişkide olan Aşağı SalatHöyüğü'nün, bölgesel nitelikli büyük kentlerin etki alanında kalan küçük köyyerleşmelerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Ubeyd Dönemi'nden itibarenbaşlayan, Uruk Dönemi'nde gelişimini hızlandıran ve Erken Tunç Çağı'ndaolgunluğa ulaşan sosyal tabakalaşmanın ortaya çıktığı, tarım ekonomisinedayalı küçük köylerden biri olan Aşağı Salat Höyüğü'nün, Dicle Nehri'ningeçişe en elverişli noktalarından biri üzerinde bulunması yerleşimin birkarakol görevi de üstlenmiş olabileceğini düşündürtmektedir.

Emsal Koçerdin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Güllüdere Demir Çağı yerleşmesinin Kuzeydoğu Anadolu arkeolojisindeki yeri ve önemi

"Güllüdere Demir Çağı Yerleşmesinin Kuzeydoğu AnadoluArkeolojisindeki Yeri ve Önemi" adlı bu çalışma, Erzurum İli, Aşkale İlçesinebağlı Güllüdere Köyünün 1km kuzeyinde yer alan Güllüdere yerleşim yerindeaçığa çıkarılan Demir Çağı'na ait arkeolojik yerleşim ve mezarlık alanındanelde edilen bilimsel sonuçları içermektedir.Çalışmalar sonucunda, tahribata uğramış dikdörtgen ve kare planıverebilecek yapılara ait taş temel kalıntılarına, taş döşemelere, ocaklara vemezarlara rastlanılmıştır. Bulunan yapılar ile mezarların içinde ve çevresinde,Demir Çağı ve Ortaçağ özelliklerini yansıtan çanak çömlek parçaları ve küçükbuluntular ele geçirilmiştir. Güllüdere kazıları Doğu Anadolu'nun Demir Çağıve Ortaçağı hakkındaki sınırlı bilgilere önemli katkılarda bulunmuştur.Bu çalışmada ele alınan tüm malzeme, Erzurum Güllüdere'de genelbir tarihlendirme ile M.Ö. 8. yüzyıl sonu ile M.Ö. 6. yüzyıl arasınatarihleyebileceğimiz bir Demir Çağı yerleşiminin ve mezarlığının varlığınıkanıtlamıştır. Burada bulunan maddi kültür varlıkları sayesinde de, yazılıkaynakların yeterli bilgi vermediği veya tamamen sustuğu bir dönemintoplumlarının, sosyopolitik, sosyoekonomik faaliyetleri ile kültürel yapılarınıkavramamız ve üzerinde çeşitli fikirler yürütebilmemiz açısından da önemlifaydalar sağlam ıştır.

Resul İbiş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu bölgesi Geç Kalkolitik çağ seramiği

Doğu Anadolu Bölgesi Geç Kalkolitik Çağ Seramiğinin konu edildiği bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesinde bu güne değin yapılmış olan arkeolojik kazıların Geç Kalkolitik tabakalarına ait seramiklerin yayınlanmış monograf veya makalelerdeki bilgilerinden yola çıkılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır. Malzemeyi görme şansı olmadığından makale veya monograflardaki bilgiler aynen kullanılmıştır. Bu çalışmada Doğu Anadolu Bölgesi kendi içerisinde Erzurum, Elazığ ve Malatya Bölgeleri olmak üzere kendi içerisinde üç alt bölgeye ayrılarak incelenmiştir. Doğu Anadolu Bölgesinin Geç Kalkolitik Çağ seramik repertuarının kuzeyi ile güneyi arasındaki farklılıklar, benzerlikler ve etkileşimlerin anlaşılması amaçlanmıştır. Gerçektende Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi ve iklimsel farklılıklar bu bölgede ki insanların sosyo-ekonomik hayatlarına yansıdığı gibi Geç Kalkolitik Çağ Seramik repertuarında da kendisini belli etmektedir. İncelemeye alınan merkezlere ait seramikler daha önceki çalışmalar doğrultusunda karakteristik yedi ana hamur grubuna ayrılmış ve daha sonra bu merkezlere ait seramikler tipselleştirilerek belirlenen hamur gruplan ile ilişkileri ortaya konmuştur. Bütün bu değerlendirmeler sonucu kültürel açıdan Kafkasya'nın uzantısı durumunda olan Doğu Anadolu'nun kuzeyi Geç Kalkolitik Çağ'da Kafkas kültürünün etkisi altındadır, bu durum kendisini seramik repertuarında da belli eder. Doğu Anadolu'nun güneyi ise kuzeyinden farklılık gösterir, bu bölge zengin maden yataklarına sahip olmasından dolayı güneydeki Uruk kültürünün daima ilgi odağı olmuş ve bu kültür ile ilişkiler kendisini Uruk orijinli seramiklerle gösterir. Diğer yandan bu bölgede Kafkas kültürünün etkileri de görülmektedir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu kültür Karaz ve Koyu yüzlü açkılı malların Malatya ve Elazığ ovalarında da rastlanmasıyla açıklanmaktadır.

Hamza Ekmen
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Geç demir çağı mezraa-teleilat pişmiş toprak astarte levhaları ve pers atlı figürinleri: arkeolojik ve kültürel bir değerlendirme

Bu çalışma, Şanlıurfa İli, Birecik İlçesinin yaklaşık beş kilometre güneyinde bulunan Mezraa-Teleilat höyüğünde gerçekleştirilen arkeolojik kurtarma kazılarında ortaya çıkartılan ve Geç Demir Çağı'na tarihlenen Astarte Levhaları ve Pers Atlı Figürinleri'nin arkeolojik ve kültürel açıdan değerlendirilmesini içermektedir. Astarte levhaları Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde oldukça geniş bir alana yayılmaktadır ve Geç Demir Çağı kültüründe dikkat çeken bir konuma sahiptir. Mezraa-Teleilat'ta bulunan 38 adet Astarte levhası bugüne kadar Anadolu'da açığa çıkartılan en geniş repertuarı oluşturmaktadır. Bu figürinlerin arkeolojik olarak değerlendirilmesi Astarte levhalarının anlaşılmasına önemli katkı yapabilecektir. Kuzey Suriye ve komşu bölgelerde Geç Demir Çağı'nın bir diğer tipik buluntu grubunu oluşturan Pers atlı figürinlerinin 61 adet örneği Mezraa-Teleilat'ta açığa çıkartılmıştır. Astarte levhaları ile aynı kontekstlere bulunan figürinlerin değerlendirilmesi, Geç Demir Çağı Güneydoğu Anadolu bölgesi kültürünün anlaşılmasında önemli ipuçları sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler 1. Demir Çağı 2. Höyükler 3. Heykelcikler 4. Persler 5. Pişmiş Toprak Eserler

Yalçın Kamış
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda gaga ağızlı testi formunun gelişimi

"İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağı'nda Gaga Ağızlı Testi Formu'nun Gelişimi" başlıklı tez çalışmasının amacı, İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nden Orta Tunç Çağına Geçiş Dönemi zaman aralığında, İç Kuzeybatı Anadolu'da kazısı yapılmış olan yerleşme ve mezarlık kazılarında elde edilmiş olan gaga ağızlı testi formunun gelişimini ortaya koymaktır. Gaga ağızlı testi, Batı Anadolu'da çanak çömlekte Tunç Çağı'na geçişin saptanmasında ve kronolojilerin çakıştırılmasında kullanılan önemli formlardan bir tanesidir. Bu form Anadolu ile Ege coğrafyasında İlk Tunç Çağı'na Geçiş Dönemi'nde (İTÇ IA) ortaya çıkmış ve hızla yaygınlık göstermiştir. Batı Anadolu'da GKÇ'nin sonlarından itibaren çanak çömlek gelişiminde, İTÇ özelliklerinin oluşmaya başladığı önemli bir kırılma noktası yaşanır. Bunun devamında da yöresel özelliklerin hakim olduğu "kültür bölgeleri" ve her bölge içinde de "çanak çömlek grupları" ortaya çıkar. Gaga ağızlı testi de genel olarak bu çanak çömlek gruplarına göre form ve üslup özellikleri kazanmıştır. Bu çalışma sonucunda İç Kuzeybatı Anadolu'da İlk Tunç Çağına tarihlenen kazılardan elde edilen gaga ağızlı testi formuna ait sekiz ana form (A-H) ve bunlara ait çeşitli alt tipler belirlenmiştir. Bu sayede söz konusu olan bölgede iyi bilinen fakat hakkında henüz form özellikleri ve kronolojisi hakkında ayrıntılı bir çalışma bulunmayan gaga ağızlı testinin ortaya çıkışı ve İTÇ boyunca gerek form olarak ve gerekse mal özellikleri bakımından ortaya konulmuş; formun yerleşmeler ve çanak çömlek gruplarına göre gösterdiği farklılıklar ve benzerlikleri belirlenmeye çalışılmış ve komşu bölgelerden bilinen gaga ağızlı testi formları ile karşılaştırmalar yapılmıştır.

Arkeolojik kazılarErken Tunç ÇağıHayvan figürleri+7
Abuzer Güneysu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da başlangıcından M.Ö 1.binyıla kadar gamalı haç (Swastika) motifinin ortaya çıkışı ve gelişimi

Çıkış noktası tarih öncesi topluluklara dayanan motif şekil olarak, kollarında gamaların ( Γ ) yer aldığı artı (+) işaretinin meydana getirdiği sembol olarak tarif edilmektedir. Çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin anlamı da her zaman merak konusu olmuştur. Bu çalışmayla, Gamalı Haç (Swastika) motifinin Önasya'da ortaya çıkışı, Anadolu'da motifin görüldüğü yerleşmeler ve malzemenin değerlendirilmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Ayrıca, söz konusu motifin taşıdığı anlamlara çeşitli bilim adamlarının görüşleriyle harmanlanarak sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Anadolu merkezli olarak çalışmada, Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu 37 yerleşme tespit edilmiştir. Kazı ve mezarlık alanları olmak üzere toplamda 96 adet Gamalı Haç (Swastika) motifli buluntu tez kapsamında değerlendirilmiş ve varılan sonuçlar aktarılmaya çalışılmıştır. Gamalı Haç (Swastika) motifi Anadolu ile Mezopotamya'da neredeyse aynı kronolojik sırada ele geçirilmiştir. Söz konusu motif her iki bölgede de MÖ 7. binyılın ortalarından itibaren görülmeye başlanmıştır. Kuzey ve Orta Mezopotamya'da en erken veriler Samarra kültüründen gelmekle birlikte, Anadolu'da Çatalhöyük ve Bademağacı Höyüğü motifin ilk olarak ortaya çıktığı yerleşmelerdendir. Motif tezin kapsadığı dönem aralığı baz alındığında, MÖ I. binyıla kadar kesintisiz bir şekilde Anadolu'da varlığını sürdürmüştür. En yoğun ele geçirildiği dönem ise, İTÇ II dönemi olarak saptanmıştır. Arkeolojik verilerle değerlendirildiğinde çeşitli bilim adamları tarafından değişik anlamlar yüklenen söz konusu motifin günümüzde de kullanım alanı ve anlamının toplumdan topluma farklılık gösterdiği bilinmektedir. Ancak genel olarak tarihöncesi toplumların kültürünün içinde sosyal ve dini alanlarının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gamalı Haç, Anadolu, Neolitik, Tunç Çağı

AnadoluGamalı HaçMotifler+2
Derya Taçyıldız
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Demir çağda kutsal fahişe figürü: Kökeni, ikonografisi ve yayılımı

Çağdaş zihinlerimize göre, ''kutsal'' ve ''fahişe'' sözcükleri birbiriyle çelişkili kavramlardır. ''Kutsal'' sözcüğü, ilahi bir ruha kendini adamayı akla getirirken, ''fahişe'' ise, insan bedeninin kirletilmesini düşündürmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Tanrıça: Sümer'de İnanna, Akad'larda İştar, Fenikeli'lerde Astarte, Yunanistan'da Aphrodite, Roma'da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. Sümerlilerin yaratmış olduğu tanrıça kendinden sonraki birçok toplumun panteonunda kendine yer bulmuş ve varlığını devam ettirmiştir. Toplumlar kadınlarda görmek istedikleri bütün nitelikleri, tanrıçanın şahsında toplamışlar, onu yüceltmiş, ona tapmış ve hakkında yığınlarla şiir, hikâye yazarak ölümsüzleştirmişlerdir. O, güzelliğin, çekiciliğin, şefkatin, hırsın, kavganın, önderliğin, kurnazlığın ve en önemlisi bereketin ve çoğalmanın sembolü olmuştur. Aşkı ve seksiyle, insanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, adına yapılan tapınaklarda, onun yerine seks görevi yapmak için toplumların en saygın kadınları yarışmıştır. Demir Çağ'da; Anadolu-Kıbrıs arasında, bütün Levant ve Batı Akdeniz boyunca yayılmış olan "Astarte-Aphrodite Kültü"nün seramikler üzerindeki yansıması olarak karşılaştığımız "Kutsal Fahişe Figürü" bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Demir Çağ ve öncesinde "Kutsal Fahişe Figürü"nün kökenini oluşturan tanrıçalara ait kültler tanıtılmış ve bu kültlere ait yazılı ve arkeolojik kanıtlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. İncelenen kültürlerdeki arkeolojik malzemelerin ikonografileri ele alınarak geçiş bölgeleri tespit edilmiştir. "Lotus" ve "Kutsal Fahişe Figürü" ilişkisi arkeolojik buluntularla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Demir Çağ, Kutsal Fahişe Figürü, İnanna, İştar, Astarte, Aphrodite.

Demir ÇağıFigürKutsal fahişe+3
Mehmet Akçınar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da İlk Tunç Çağı 3 Adak Çukurları

Bu tez çalışması 1996 yılından bu yana Prof. Dr. Turan Efe başkanlığında Küllüoba'da gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan çukurları Anadolu'da çağdaşı olan diğer yerleşmelerdeki çukurlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu çukurlar içerisindeki buluntulara ve bulundukları kontekste dayanılarak değerlendirilmiş ve daha sonraki Hitit dönemi yazılı kaynaklarındaki verilerle karşılaştırılmıştır. Bu çalışma bugüne kadar pek çok geç İlk Tunç Çağı yerleşmesinde saptanmış ve detaylı olarak değerlendirilmemiş olan çukurlara ve bunların içerisine planlı bir şekilde bırakılmış olan buluntulara ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle bu çalışma genel ritüel uygulamaları çerçevesi içerisinde "adak çukuru" olarak tanımlanmasına neden olan söz konusu bu özellikleri detaylı bir şekilde incelemektedir. Aynı zamanda bu çalışma söz konusu çukurları Batı ve Orta Anadolu'da İTÇ III döneminde gerçekleşen yeni gelişmeler içerisinde ele almaktadır. Söz konusu dönem ilk şehirci topluluklar ve Kuzey Suriye'den Ege'ye kadar uzanan bölgelerarası ticaret ağlarının güçlenmesi gibi gelişmelerle karakterize olur. Bu gelişmelere metalurji ve çanak çömlek üretimindeki yeni teknolojilerin yayılımı ve son ürünlerin dolaşımı eşlik eder. Adak Çukurlarının kullanımı bu gelişmelerle ilişkili gibi görünmekte olup, uzak bölgelerarası etkileşimin sadece ürünlerin ticaretine dayanmadığını aynı zamanda Anadolu'daki toplulukların sosyo-kültürel ve ritüel dinamikleri üzerinde de kalıcı etkileri olduğuna işaret etmektedir.

Adak yerleriAnadoluErken Tunç Çağı
Rana Başkurt
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Porsuk vadisi ve çevresi kalkolitik dönem yerleşimleri yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları

Prehistorik toplulukların yaşam şekilleri ve teknolojilerinin anlaşılmasında çok önemli bir yere sahip olan yontmataş buluntular tarihöncesi topluluklarının anlaşılmasında önemli bir aktördür. Tezin ana konusunu oluşturan yontmataş endüstrisi ve hammadde kaynakları ile o dönem içinde yaşayan ve farklı yerleşimlere sahip insan topluluklarının günlük yaşamları, yemek alışkanlıkları ve çevrelerinde bulunan hammadde kaynaklarından ne derecede yararlandıkları anlaşılmaya çalışılmıştır. Yüksek lisans tez çalışma konusu olan "Porsuk Vadisi ve Çevresi Kalkolitik Dönem Yontmataş Endüstrisi ve Hammadde Kaynakları", özellikle Porsuk Vadisi olarak adlandırılan ve içerisinden Porsuk Çayı'nın geçtiği bu vadide yer alan Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa Kalkolitik Dönem yerleşimlerini kapsamaktadır. Arkeolojik yazında "Porsuk Kültürü" olarak geçen ve Porsuk Çayı'nın oluşturduğu vadi içerisinde bulunan bu yerleşimlerin oluşturduğu tarihöncesi İç Batı Anadolu'daki bu kültür ilk kez İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Turan Efe tarafından adlandırılmıştır. Bu kültür içerisinde yer alan yerleşimlerin yontmataş geleneklerinin anlaşılması amacı ile yerleşimlerin Yontmataş buluntuların yeniden değerlendirilmesi; Kanlıtaş Höyük Kazı ve Araştırma Projesi kapsamında yerleşimler arasında ne tür ilişkilerin olduğunun anlaşılması gibi çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında ele alınan yerleşmelerde hammadde kullanım yoğunluğu; hangi hammaddeden ne tür aletleri yaptıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu hammaddeler temelinde, kullanılan alet tiplerinin benzerlik ve farklılıkları da anlaşılmaya ve gösterilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynakları ile yine yerleşimlerden alınan üretim artığı örnekleri üzerinde analiz çalışmaları yapılarak hammadde kaynaklarının söz konusu yerleşimler tarafından ne derecede kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde bölgenin coğrafyası ve jeomorfolojisi hakkında bilgiler verilmektedir. Bunun yanında özellikle Kalkolitik Dönem'in genel özellikleri ve yontmataş teknolojisi ve tipolojisi ele alınmıştır.İkinci bölümde yukarıda değinilen amaçlar doğrultusunda Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Keskaya ve Aslanapa gibi Porsuk Kültürü'nü oluşturan yerleşimlerin yontmataş buluntularının tasnifi ve değerlendirmesi yapılmış; yerleşimler tarafımızdan ilgili müze elemanları ile tekrardan ziyaret edilmiştir. İkinci bölümde yerleşimler çevresinde yapılan yüzey araştırmasında tespit edilen hammadde kaynaklarından bahsedilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan tarafından kazısı devam etmekte olan Kanlıtaş Höyük ve yine kazısı daha önce İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Turan Efe tarafından yapılmış ve tamamlanmış olan Orman Fidanlığı yerleşimleri yontmataş endüstrisi ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bunun yanında daha önce yüzey araştırmaları ile tespit edilen Keskaya, Aslanapa yerleşimlerin yontmataş buluntuları da değerlendirilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise yüzey araştırması ile söz konusu yerleşimler çevresinde tespit edilen hammadde kaynaklarından alınan örnekler ile yine yerleşimlerden alınan üretim artıkları üzerinde Anadolu Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Bölümü'nde yapılan XRF analizi çalışmaları yer almaktadır. Yapılan bu analiz çalışmaları ile elde edilen detaylı analiz verileri üzerinden hammadde kaynağı-yerleşim ilişkileri tarafımızdan en doğru şekilde verilmeye çalışılmış ve karşılaştırmalarla net sonuçlar sunulmaya çalışılmıştır. Beşinci bölümde genel değerlendirme şeklinde Porsuk Vadisi içerisinde bulunan yerleşimlerin yontmataş alet endüstrileri, hammadde kaynakları ve bu aletlerin diğer bölgeler ile ilişkileri, benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Verilere bağlı olarak yapılan bilimsel öneriler doğrultusunda, bu yerleşmelerin özellikle başta Kanlıtaş Höyük olmak üzere birçok hammadde kaynağının var olduğunu ve çevredeki hammadde kaynaklarının yoğun olarak tüketildiğini ortaya koymuştur. Bunların ötesinde, analiz verileri öngörülerimiz doğrultusunda, belirtilen yerleşmeler arasında bir hammadde kullanımını veya alışverişini gösteren veriler ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Erken Kalkolitik, Yontmataş, Hammadde, XRF, Porsuk Kültürü, Anadolu-Balkan

HammaddeKalkolitik DönemPorsuk vadisi+1
Ferhat Erikan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Keçiçayırı ilk Tunç Çağı çanak çömleği

"Keçiçayırı İlk Tunç Çağı Çanak Çömleği" başlıklı bu tez, Keçiçayırı'nda 2006-2009 yılları arasında yapılan kurtarma kazılarında ele geçen İTÇ II ve İTÇ III dönemi çanak çömleğini kapsamaktadır. İTÇ III Dönemi'ne ait elimizde çok az malzeme vardır; dolayısıyla, çalışmanın esasını İTÇ II çanak çömleği oluşturmaktadır. Önce İTÇ II çanak çömleğinin içerdiği mal grupları, formlar ve bezeme türleri tanıtılmış ve istatistiksel değerlendirmesi yapılmıştır. Daha sonra, yakın çevredeki Demircihüyük, Küllüoba, Karaoğlan Mevkii ve Kaklık Mevkii yerleşmeleri ile karşılaştırmalar yapılarak bu çanak çömleğin Batı Anadolu İTÇ kronolojisindeki yeri ve bölgedeki çanak çömlek bölgeleriyle olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Tek evreli Keçiçayırı İTÇ II yerleşmesi aşağı yukarı Küllüoba IVC-IVB ve Demircihüyük N-P katlarına ve dolayısıyla geç İTÇ II'ye tarihlendirilmiştir. İTÇ III çanak çömleği ise "Öncü Geçiş Dönemi" olarak tanımlanan Küllüoba II E-D katları ile eşleştirilmiştir.

Arkeolojik alanlarBatı AnadoluErken Tunç Çağı+7
Yusuf Tuna
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hitit Krallığı'nın iç kuzeybatı Anadolu yayılımı

Assur'lu tüccarların, Orta Anadolu'da kurmuş oldukları ticari merkezler olan karumların ardından, Anadolu ticaretinden çekilmeleriyle birlikte adlarından söz ettirmeye başlayan Hititler, bölgeye gelişlerinin ardından burada merkezli bir krallık olmuşlardır. Krallığın kuruluşu itibariye Batı Anadolu, İmparatorluk itibariyle ise Mısır'la yoğun ilişki içinde olduğunu bildiğimiz Hititler, Suriye'de de yayılım göstermişlerdir. Orta Anadolu merkezli olan krallık, Batı Anadolu ile dost ya da düşman olduğu ülkeler sebebiyle sık sık iletişim halinde kalmıştır. Batı Anadolu'ya ulaşmak için kullandıkları rotalardan en muhtemel olanı İç Kuzeybatı Anadolu üzerinden takip ettikleri yoldur. Bu bağlamda İç Kuzeybatı Anadolu coğrafyasına baktığımızda ise, kilit bir noktada olması sebebiyle hemen hemen her dönemde iskan gördüğünü söylemek mümkündür. Bu bölgeden Hitit yazılı kaynaklarında da bahsedildiği görülmektedir. Ancak Hitit yazılı verileri doğrultusunda yer adları ile coğrafi yerleşim alanlarının eşleştirilebilmesi her yerleşim için mümkün olmamaktadır. Bu bağlamda da varlığını sorgulayabilmek için yazılı verilerin yetersiz olduğu durumlarda arkeolojik verilerden destek alınmakta ve asıl kanıtları arkeolojik veriler sunmaktadır. İç Kuzeybatı Anadolu bölgesi için yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar kapsamında, MÖ. 2.binyıl'a ait arkeolojik veriler elde edilebilmiş olmakla beraber en fazla veri alabildiğimiz yerleşim henüz çalışmaları tamamlanmamış olan Şarhöyük'tür.

ArkeolojiArkeolojik kazılarArkeolojik yerleşim+5
Bahar Köse
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Neolitik Dönem'de Pisidya / Göller bölgesi mimari ve çanak çömlek geleneği

Arkeoloji terminolojisinde Neolitik terimi ilk kez 1865 yılında, J. Lubbock tarafından kullanılmıştır. Başlangıçta sadece Avrupa tarih öncesi kültürleri için kullanılan Neolitik kavramı, daha sonra aynı teknolojik aşamaların görüldüğü diğer bölgeler için de kullanılmaya başlamıştır. Söz konusu bu dönem uzun yıllar bir devrim olarak görülmüştür. Bunun nedeni ise insan emeğiyle ortaya çıkan ürün, toprağı işleme, mülkiyet anlayışı, nüfustaki çoğalma, meslek dallarının belirlenmesi, köyler arasında ticaretin başlaması, sosyal sınıfın ortaya çıkışı ve birçok sosyo-ekonomik gelişmelerin besin üretimiyle birlikte ortaya çıktığı (Esin 2004) düşüncesidir. Bu çalışmada, Antalya'nın kuzeyinde yer alan Pisidya / Göller Bölgesi'nin Neolitik Dönem'e ait mimari ve çanak çömlek gelişimi incelenecektir. Çalışma alanı kuzey – güney doğrultusunda, Burdur Gölü çukurundan, Antalya kıyı düzlüğünü Anadolu Yaylası'ndan ayıran Toros Dağları'nın güney yamaçlarına kadar olan, Burdur – Antalya karayolunun geçtiği, yaklaşık 60 km uzunluğundaki dar şerit içindeki alandır. Söz konusu bölgede yer alan Hacılar, Bademağacı, Kuruçay ve Höyücek yerleşmelerinde yapılmış olan kazılardan elde edilen bilgiler esas alınarak, bölgenin Neolitik Dönem'inin mimari ve çanak çömlek gelişimi toparlanacaktır. Ayrıca yakın bölgelerle benzer ve farklı özellikleri karşılaştırılarak arasındaki ilişki değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bölgeler arasında iletişimin yönünü ve varlığını saptamak amacıyla çalışmanın hem mimari hem de çanak çömlek özelliklerini kapsaması önemlidir.

Anadolu mimarisiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+6
Emir Dilara Çalık
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gre Abdurrahman Höyüğü Yeni Asur seramikleri

Geçmişe yönelik birikimiyle kültürel açıdan birçok ilklere tanıklık eden Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde son zamanlarda başlatılan yoğun arkeolojik çalışmalarla, küresel uygarlığın her aşamasında gelişimine tanıklık eden verileriyle dikkatleri üzerine çekmektedir. Bilimsel etkinliklere konu olmuş alanlarda elde edilen veriler, bölgenin tarihsel ve kültürel önemini belgeler niteliktedir. Özellikle Dicle ile hayat bulan konumuyla Diyarbakır ve Batman yöresi, gün ışığına çıkarılan toprak derinliğindeki kültürel varlıklarıyla genelde Mezopotamya, özelde Anadolu kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir. Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan ve tarihinin her evresine tanıklık eden değerleri ile bu coğrafyanın ve Anadolu'nun kültürel dokusunun algılanmasına katkıları tartışılmazdır. Ilısu baraj projesi çerçevesinde gerçekleştirilen arkeolojik kazı ve çalışmalardan biri olan Gre Abdurrahman, yazıtlar ışığında bölgede varlığı algılanan Asur'un diğer yerleşimlerle birlikte, somut arkeolojik kanıtlarla kavranması açısından önemli veriler sunmuştur. Yukarı Dicle Vadisi'nde, Dicle Nehri'nin kıyılarına kurulmuş çok sayıdaki yerleşim biriminden birisi olan Gre Abdurrahman, bölgede yakın çevresindeki bilinen yerleşmelerle bulguları ve kalıntılarıyla ortak özellikler içermektedir. Su taşkınlarından dolayı büyük oranda tahribat görse de bulguların karakteri, Gre Abdurrahman'ın Asur İmparatorluk Dönemi'nde kurulmuş ya da önem kazanmaya başlamış tarımsal koloni yerleşimi olduğunu ortaya koymuştur. Gre Abdurrahman Höyüğü, Yukarı Dicle Vadisi olarak tanımlanan bölgenin, diğer bir tanımlamayla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Demir Çağındaki sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısının algılanmasına kendi açısından önemli katkılar sağlayacaktır. 2009-2010-2011 yılları arasında Prof. Dr. Vecihi ÖZKAYA Bilimsel danışmanlığında kazısı yapılan ve önemli sonuçlar elde edilen höyüğün arşivlenmiş bütün verileri değerlendirme kapsamına alınacak; fiziki kayıtlar ile dijital belgelemeler yoluyla elde edilen ham veriler; nicelik ve nitelik açısından özelliklerine göre tasnif, tanım ve değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Elde edilecek veriler, bölgede ve Anadolu genelinde bilinenlerle karşılaştırılarak kapsamlı bütünlüğe kavuşturulacaktır. Bu yöntemle birçok açıdan bilinmezliğini koruyan Asur ve Yeni Asur uygarlıklarına yeni yaklaşımlar getirilecektir.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+5
Abdullah Leygara
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Levant bölgesi (Epipaleolitik ve Neolitik dönem) insan figürinleri ve bu figürinlerin inanç sistemindeki rolleri

İnsanın var olduğu tarihsel süreç içerisinde çevresi ve kendi varlığıyla olan ilişkisini irdelemek ve bunu ifade etmek onun en büyük ve önemli uğraşlarından biri olmuştur. Bu arayış çabası içerisinde bulduğu anlam ve kavrayışı somutlaştırmak ise onun için kutsal bir göreve dönüşmüştür. Bu kutsal görev insanın kendisi ve doğayla ilgili yaptığı iki boyutlu veya üç boyutlu eserleri ortaya çıkarmıştır. Bu tez çalışmasında Levant Bölge'sinde, Natufian Kültürü'nden başlayarak Yarmoukian Kültürü'nün sonlarına kadar taş, kil ve kemikten yapılmış insana dair bazı figürin ve eserler üzerinde çalışılmıştır. Levant Bölgesi'nde Neolitik Dönem figürinleri ile ilgili olarak Türkçe kaynak neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu konuda sadece 2018 yılında "Levant Bölgesi Neolitik Çağ Taş Figürinleri" adlı yüksek lisans çalışması gerçekleştirilmiştir. Ancak bu çalışmada figürinlerin sosyolojik ve inançsal yönüne çok az değinildiği görülmüştür. Bu nedenle figürinlerin inanç ve ritüelleri açıklama konusundaki yeri ve öneminin eksik olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sadece taş figürinlerin çalışılıp diğer figürinlerin (kemik ve kilden yapılmış) kapsam dışı bırakılması bilimsel bir sonuç elde edilmesini zorlaştırmıştır. Levant Bölgesi'nin inanç ve ritüellerini anlamak için en yakın coğrafyalardan biri olan Anadolu'yla olan ilişkisinin de araştırılması önemlidir. Çalışmamızın amacı, insan figürinleri ve eserlerinden yola çıkarak bunların birey ve topluluklar için anlam ve işlevini açıklamaya çalışmaktır. Ayrıca zaman içerisinde insanların ve bu eserlerin yaşadığı dönüşümleri irdelemek ve bu eserleri benzer Anadolu örnekleriyle karşılaştırarak Anadolu ve Levant Bölgeleri arasında inanç ve ritüeller açısından etkileşim ve yansımaları ortaya çıkarmak çalışmanın esas amaçlarındandır. Bu amaç kapsamında, tez çalışmamızda Levant Bölgesi'ndeki "Natufian Kültürü" ve "Yarmoukian Kültürü"; bu kültürler ile birlikte ortaya çıkan önemli yerleşimler, yine bu kültürlere ait figürin ve eserlerle ilgili bilgiler verilmiştir. Ayrıca katalog bölümünde hem bu eserler hem de bu eserlerin Anadolu coğrafyasındaki benzer örnekleri sıralanmıştır. Levant Bölgesi'nde taş, kil ve kemikten yapılmış birçok eser tespit edilmiştir. Bu eserlerin incelenmesinde kazı raporları, eserler üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar ve etnografik araştırmalar temel alınmıştır. Genel olarak bakıldığında ana tanrıça kültüyle ilişkili oldukları görülen figürinlerin, içinde bulundukları zaman ve mekânla etkileşime girerek önemli değişim ve dönüşümlere uğradıkları ve ayrıca Anadolu'da onlarla benzer birçok eserin olduğu tespit edilmiştir.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+6
Bayram Kaçar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batı ve Orta Anadolu'da ilk Tunç Çağı'nda siyah ağız kenarlı (Black-topped) kaseler

Bu tez çalışmasında ilk kez Geç Kalkolitik'te ortaya çıkan Siyah ağız kenarlı kaselerin İlk Tunç Çağı'nda Batı ve Orta Anadolu bölgelerinde yayılımını ve gelişimini ortaya koymak hedeflenmiştir. Özellikle Batı Anadolu için önemli bir mal grubu olan Siyah ağız kenarlı kaseler Orta Anadolu'da da Alişar İlk Tunç Çağı I örnekleri haricinde bölgede bu mal grubu genellikle İlk Tunç Çağı II-III'te görülmektedir. Özel bir fırınlama tekniği kullanılarak üretildiğini düşündüğümüz Siyah ağız kenarlı kaseler için kendine has pişirme teknikleri geliştirilmiş olmalıdır. İlk Tunç Çağı'nın önemli mal ve form gruplarını oluşturan Siyah ağız kenarlı kaseler bu dönemde ele geçirildiği bölge yerleşmelerinin stratigrafi oturtma ve çakıştırma çalışmalarında önemli bir konumda yer almaktadır. Siyah ağız kenarlı kaseler özellikle Maraş-Elbistan ovası başta olmak üzere Doğu Anadolu bölgesinde İlk Tunç Çağı I-II de ele geçirilirken Orta Anadolu bölgesinde yoğun olmamakla beraber görülen mal gruplarından bir tanesidir. Bu mal grubunun en yoğun olarak görüldüğü bölge ise İç Kuzeybatı Anadolu'dur. Söz konusu bölgede, Siyah ağız kenarlı kaselerin gelişimi kapsamlı bir şekilde Demircihöyük çanak çömlek grubuna ismini veren Demircihöyük yerleşmesinde izlenebilmektedir.

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+5
Osman Dengiz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanlıtaş Höyük Erken Kalkolitik Dönem öğütücü ve ezici aletler

Kanlıtaş Höyük, Yukarı Porsuk Vadisi içerisinde konumlanan ve Erken Kalkolitik Dönem'e tarihlenen bir kaya üstü yerleşim yeridir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan ''Kanlıtaş Höyük Erken Kalkolitik Dönem Öğütücü ve Ezici Aletler'', prehistorik toplulukların yaşam şekillerini anlamak, beslenme alışkanlıkları ve çevrelerinde yer alan ham madde kaynaklarını hangi oranda kullanabildiklerini çözümlemek, iç ve dış mekân kullanımı ayrımında gündelik işlerin etkisinin olup olmadığını anlamak, boya kullanımın boyutu ve nasıl bir diyete sahip olduklarını anlamak konusunda yardımcı olacağı düşünülmüştür. Bu tez çalışması kapsamında Kanlıtaş Höyük kazısı ile açığa çıkartılan ve Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'nde korunan öğütücü ve ezici aletler içerisinde değerlendirilen alt ve üst öğütme taşları, havan elleri, ezgi taşları, Vurgu taşları ve havanın incelemeleri yapılmıştır. Kazı sezonları boyunca yapılan arkeobotanik çalışmaları ve tez kapsamında değerlendirilen buluntu grubundan elde edilen analizler bir arada değerlendirilerek boya üretimi ve dönem insanlarının diyetinde hangi ürünlerin yer aldığı konusunda fikirler bütünleyici bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Ayrıca tez kapsamında değerlendirilen buluntu grubunun ham madde kaynaklarına ulaşılabilirliği değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde değerlendirilen ve kazılar tarafından normalde çok da önemsenmeyen bir grup olan öğütücü ve ezici aletlerin daha iyi tanıtılması amacıyla fotoğrafları çekilmiş ve kataloğu oluşturulmuştur.

AletlerArkeolojik eserlerEti Arkeoloji Müzesi+5
Zeynep Durmuş
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Küllüoba Yerleşmesi İlk Tunç Çağı I mezarlığının ve yapılarının arkeobotanik değerlendirmesi

Bu çalışma, Batı Anadolu'nun İlk Tunç Çağı tabakalarını en iyi şekilde veren yerleşmelerden biri olan Küllüoba Höyüğü'nün, İlk Tunç Çağı I Dönemi'ne tarihlenen yerleşim dışı mezarlığından ve karşılaştırma yapılabilmesi için yerleşim içinden (AG-22/Aİ-14 Plankareleri) alınan arkeobotanik örneklerin incelenmesini içermektedir. Tez çalışması ekonomik olarak kullanılan bitki yelpazesini ortaya çıkarmak, mezarlıktaki verilerin arkeobotanik bakımdan dönemsel bağlamda değerlendirilebilecek ritüel faaliyetlerini ortaya çıkarmak ve mezarlık ile yerleşme içerisindeki bitki kullanım benzerliliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ekonomik bitkilerde ağırlık tahıllardadır (Poaceae). Altı-sıralı arpa (Hordeum vulgare), kabuklu buğday çerçevesinde değerlendirilen siyez buğdayı (Triticum monococcum) ve gernik buğdayı (Triticum dicoccon), kabuksuz buğday olarak ekmeklik/makarnalık buğday (T. aestivum/durum) tahıl ailesi içerisindeki bitki kalıntılarını temsil etmektedir. Baklagil ailesinde ise mercimek (Lens culinaris), bezelye (Pisum sativum) ve karaburçak (Vicia ervilia) en yoğun ele geçen baklagil türleridir.

ArkeobotanikKüllüobaMezarlar+3
Abdurrahim Cavit Özcan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Seramik ve küçük buluntular ışığında Orta Tunç Çağı'nda Batı Anadolu ve Orta Anadolu ilişkileri

Bu tez çalışması kapsamında Batı Anadolu ve Orta Anadolu Bölgeleri arasında Erken Tunç Çağı'nın sonlarından itibaren varlığı bilinen ticari ve kültürel ilişkilerin Orta Tunç Çağı'na gelindiğinde ulaştığı son noktayı belirlemek amaçlanmıştır. İki bölge arasında Orta Tunç Çağı'nda gerek ticari gerek ise kültürel ilişkilerin varlığı maddi ve manevi kültürel kanıtlarla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Elde edilen veriler ışığında iki bölge arasında Erken Tunç Çağı'nda ki sistemli anlamda ticaretin devam ettiği ileri ki yıllarda yapılacak kazılarla bu ilişkinin daha net kanıtlarla sunulabileceği düşünülmektedir.

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+6
Nurçin Göçmen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik ve filolojik veriler ışığında Asur ticaret kolonileri çağı'nda Kültepe'de tekstil üretimi

Bu çalışma Kayseri Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından adıma izin doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Müzede korunan ve 1948-2010 yılları arasında yapılan Kültepe kazıları esnasında ele geçirilen 93 adet ağırşak ve 130 adet tezgah ağırlığı incelenmiştir. Kültepe ağırşaklarında 4 ana ve 6 alt grup tespit edilmiştir. Ağırşakların 66 adedi pişmiş topraktan, 23 adedinin taştan ve 4 adedinin ise kemikten üretilmiştir. Pişmiş toprak ağırşakların hamur renkleri; siyah, gri, devetüyü, bej tonlarında değişmektedir. Ağırşakların yüzeyinde yer alan motiflerin genellikle çizilerek veya yivler ile ve ayrıca kazıma, çentik ve nokta baskı bezeme ile yapıldığı belirlenmiştir. Birkaç örnekte motiflerin beyaz boya ile boyandığı görülmüştür. Söz konusu motiflerin çoğunlukla ağırşakların iğ deliği çevresine uygulandığı saptanmıştır. Tezgah ağırlıkları 6 ana ve 6 alt grup tespit edilmiştir. Söz konusu eserlerin 126 adedi pişmiş topraktan, 4 adedi ise taştan üretilmiştir. Pişmiş toprak tezgah ağırlıklarının hamur renkleri gri, siyah, devetüyü ve kiremit tonlarında değişmektedir. Tezgah ağırlıklarının bir kısmının yüzeyinde kare ve yuvarlak biçimli damga mühür baskısı varlığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Kültepe'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı tekstil üretimine yönelik aletler tespit edilerek, kullanım alanı ve teknikleri belirlenerek, tipolojik olarak sınıflandırmak amaçlanmıştır..

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+7
Melek Solak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İç Kuzeybatı Anadolu Bölgesi Demir Çağ seramik gelenekleri

İç Kuzeybatı Anadolu, Demir Çağlar boyunca yerleşim görmüştür ve bölge, verdiği bilgiler açısından tüm Anadolu'yu etkilemektedir. Anadolu'nun önemli bir bölümü olan İç Kuzeybatı Anadolu, çağlar boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve birçok göçü, savaşı, kıtlığı ve gücü içinde barındırmıştır. Demir Çağ ile birlikte Frigler adını verdiğimiz bir topluluğun izleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu halk göç yolu ile Anadolu'ya giriş yapmış ve daha sonraki dönemlerde büyük bir güç halini almıştır. Çalışmanın ana konusunun sınırlarını oluşturan bu coğrafyada Friglerin yanı sıra birçok kültür de kendini göstermiştir. Göçler ve kronoloji bu çalışmanın ana ve kritik başlıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun nedeni ise kronoloji bilgisi ve siyasi tarih bilgisi olmadan malzeme üzerinde yorum yapmaya çalışmanın zorluğudur. Dönem içindeki etkileşimin en iyi göstergesi ise seramik malzemedir. Burada çanakçömlek üzerine ayrımlar tek tek gözetilerek farklı gruplandırmalar yapılmış ve olabildiğince sadeleştirilerek kazısı yapılmış yerleşmeler etrafında açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile birlikte İç Kuzeybatı Anadolu Bölgesi'nin Demir Çağ seramik repertuvarının olabildiğince çözümlenmesi ve Demir Çağların farklı evrelerine ait seramiğe ait hamur, form ve bezeme repertuvarının anlaşılması amaçlanmıştır.

ArkeolojiArkeolojik eserlerArkeolojik kazılar+5
Yeliz Kaya
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İlk Tunç Çağı Batı Anadolu sur kapıları

İnsanoğlu içgüdüsel olarak sürekli korunma ve koruma ihtiyacı hissetmiştir. Bu ihtiyaç zaman içerisinde yerleşik hayat ile beraber mimariye yansımıştır. Batı Anadolu'da İlk Tunç Çağı içerisinde sistematik olarak gelişen uzun mesafeler arası ticaret ve toplum içerisindeki sınıflaşma beraberinde çatışmaları da getirmiş ve savunmadaki ihtiyaç artmıştır. Gerek yaşadığı ortamı koruma gerek bölgesel korunmalar ve her türlü dış tehditlere karşı korunmak yaşanılan ortamı çevreleyecek duvarlar inşa etmeyi gerektirmiştir. Savunma sistemlerinin ortaya çıkışı ile beraber bunun ayrılmaz bir parçası olan kapılar da bu sistem içerisinde yerini almıştır. Yerleşmenin coğrafi konumu, bölgesel coğrafyası, komşuları, gelişmişlik seviyeleri ve hangi yollar üzerinde yer aldıkları gibi birçok kıstas savunmada değişime ve gelişmeye sebep olmuştur. Savunma ile beraber gelişen kapı, sistemin en önemli mimari öğesi haline gelmiştir. Sosyal yaşantının yerleşme içerisindeki mimari yansımalarına göre kapılar yukarı ve aşağı yerleşme gibi farklı yaşam alanlarında da konumlandırılmıştır. Sistemin en önemli parçası olmasına karşın savunmadaki en zayıf halka olan kapılar gelişme ve değişme göstererek dönemsel olarak farklılıklar sergilemişlerdir. Yerleşmeye giriş ve çıkışta trafiği sağlayan kapılar, ihtiyaç duyulması halinde karmaşık hale getirilmiştir. Rampa, kule, bekçi odası gibi mimari elemanlar ile savunmaya ve aynı zamanda kapıyı kontrol edebilmeye önem verilmiştir. Savunma sistemi içerisinde ayrılmaz bir bütün olarak yer alan kapılar yerleşmenin ihtiyacına göre tasarlanmış, konumlandırılmış ve çeşitlendirilmiştir.

Batı AnadoluErken Tunç ÇağıKapılar+5
Gözde Tutak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu İlk Tunç Çağı disk yüzlü figürinleri

Hiç şüphesiz tarih öncesi dönem arkeolojisinde en önemli veriler çanak çömleklerden elde edilmektedir. Gerek tarihlendirme, gerekse kültürel bilginin elde edildiği çanak çömlek dışında ise küçük buluntular olarak tanımlanan ve özellikle Tarihöncesi dönem Arkeolojisi'nde dini inanışlar, günlük yaşam ve kültürel-ticari ilişkiler hakkında bilgi veren buluntular da diğer önemli veri grubunu oluşturmaktadır. Bu grup içerisinde değerlendirilen figürin ve idoller ise çoğunlukla dini inanışlar ile ilişkilendirilmektedir. "Disk yüzlü figürin" ya da "ablak yüzlü figürin" olarak bilinen ve bu çalışmanın konusunu oluşturan disk yüzlü figürin tipi İç Batı Anadolu'ya özgü olup sadece Batı Anadolu'nun iç kesiminde Frigya Kültür Bölgesi ve Büyük Menderes Yukarı Porsuk Kültür Bölgesi içerisinde kalan yerleşimlerden ele geçmiştir. İlk Tunç Çağı'nın başında ortaya çıkan ve İlk Tunç Çağı I- II dönemlerinde yoğun olarak rastlanan söz konusu figürinler İTÇ III döneminde ise hiç ele geçmemiştir. Batı Anadolu'da Neolitik ve Kalkolitik dönemlerden beri sınırları daha çok çanak çömlek özelliklerine bağlı olarak saptanan kültür gruplarının varlığı bilinmektedir. Çanak çömlek üretiminde olduğu gibi figürin ve idollerde de kültür bölgeleri arasındaki farklılıklar ve bölgesel sınırlar gözlemlenebilmektedir. Disk yüzlü figürinler üzerinde, gerek simgesel gerekse dekoratif öğeler yer almaktadır. Bu öğeler, ustaların sanatsal yeteneklerini ve dönem toplumunun geleneklerini yansıtması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, gelenekler sonucu ortaya çıkan disk yüzlü figürinlerin, teknik anlamda incelemesi ve gruplandırması ile özgün veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Batı Anadolu sınırları içerisinde kalan 17 yerleşim yerine ait veriler, bölgesel sınırlar ve kronolojik düzen içerisinde irdelenerek gelişimi ele alınmaya çalışılmıştır. Yukarıda değinilen özellikler doğrultusunda, Demircihöyük, Seyitömer, Kusura, Kaklık Mevkii ve Küllüoba Kazısı 'ndan elde edilen figürinlerin kronolojik düzen içerisinde kültür bölgelerine göre ayrımı yapılmış ve ortaya çıkarılan bu sonuç ile Şarhöyük, Yukarı Söğütönü I, Bolvadin/ Üçhöyük, Bavurdu, Banaz, Manahoz, Akhisar, Çıkrık ve Nudra gibi yüzey buluntusu ya da karışık tabakadan ele geçirilen eserlerin tarihlendirilmesine çalışılmıştır.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+5
Mikail Demirkol
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da tarihöncesi dönemlerde ok uçları ve deneysel arkeoloji yöntemiyle ok ve yay yapımı

İnsanlık tarihinin en eski beslenme kaynağından olan avcılık, insanların protein ihtiyacını karşılayabilmeleri için aktif olarak yapılmıştır. Zaman içerisinde insanımsılardan insan türüne evrimde, insanın beyin hacminin büyümesi ve ön alın lobunun gelişmesiyle farklı teknik ve teknolojilerin geliştirilerek fırlatma uçlarının çeşitli aletlerle kullanıldığı görülmektedir. Uzaktan fırlatılabilen ilk aletler olduğu düşünülen mızrak ve atlatl gibi silahlar sayesinde ava yaklaşmadan, av ile avcı arasındaki mesafe korunarak avcılıktaki verim arttırılmış bu av aletlerin başarısı da ok ve yay kullanılmasının öncülünü oluşturmuştur. Tarihöncesi dönemlerde uçların hangi fırlatma aracıyla fırlatıldığına dair net veriler sunmak oldukça zordur. Duvar resimlerinde görülen av sahneleri ve arkeolojik çalışmalar ile bulunan ok ve yay kalıntıları aletin kullanımını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Tez kapsamında araştırılan bölge ve dönem dâhilinde; saplı ok uçları, keski ağızlı ok uçları, üçgen tipte ok uçları, içbükey tipte ok uçları ve oval tipte ok uçları olmak üzere beş tipte ok ucu belirlenmiştir. Yapılan çalışmada, tarihöncesi alet yapım yöntemleri kullanılarak ok ve yay yapım denemeleri ile ok uçlarının atışları gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneysel arkeoloji çalışmaları sonucunda ok ucu olarak tanımlanan aletlerin, ok ucu olarak kullanılıp kullanılmama durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır.

Alet yapma tekniğiAnadoluArkeoloji+7
Burcu Saygılı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik veriler ışığında, Neolitik Dönem'den İlk Tunç Çağı'nın sonuna kadar Likya ve Pisidya bölgelerinde görülen ölü gömme gelenekleri

Bu çalışma, Likya ve Pisidya bölgeleri içerisinde yer alan arkeolojik yöntemlerle saptanmış olan mağara ve höyükler içerisinde, dönemsel olarak Neolitik Dönem'den İlk Tunç Çağı'nın sonuna kadar ve kazı hafirleri tarafından "ölü gömme geleneği" olarak ifade edilmiş bilgiler kapsamında oluşturulmuştur. İlk olarak arkeoloji disiplini içerisinde değerlendirilen "ölü gömme geleneği" başlığı altında ele alınan (mezar tipi vb.) belli başlı bazı uygulamalara değinilerek bu kavramın içeriğinde yer alan arkeolojik verilerin neler olduğu belirtilecektir. Ardından söz konusu bölgenin konumu ifade edildikten sonra, arkeolojik olarak literatürde kronolojiye uygun bir şekilde bölgede Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem ve İlk Tunç Çağı dönemi saptanmış höyük ve mağaralarda elde edilmiş olan mezar bulguları işlenecektir. Her dönem işleyişinin sonunda dönemsel değerlendirme başlığı altında eldeki bulgular genel olarak ifade edilecek, daha sonra genel değerlendirme bölümünde de elde edilen verilerin üzerinden tekrar geçilecektir. Likya ve Pisidya bölgeleri haricinde Anadolu'da yer alan dönem olarak çağdaş yerleşimlerde elde edilmiş olan ölü gömme gelenekleri bulgularından yola çıkılarak oluşturulmuş tablolar ile tez kapsamı dahilinde bölgede ortaya konan bulgular mukayese edilerek benzerlik ve farklılıklar sonuç bölümünde ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Ölü Gömme Geleneği, Likya ve Pisidya Bölgeleri, Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem, İlk Tunç Çağı

Kalkolitik DönemLikyaNeolitik Dönem+2
Hasan Giray Özatalay
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

MÖ. 3. bin yılda Batı ve Orta Anadolu metal vücut takıları

MÖ. 3. Binyılda Batı ve Orta Anadolu Metal Vücut Takıları konulu bu çalışmada, Batı ve Orta Anadolu içerisinde yer alan yerleşmeler ve mezarlık alanlarında açığa çıkartılan metal vücut takılarının yanında satın alma yolu ile müzelerde sergilenen metal vücut takıları incelenmiştir. Çalışma iki bölümde oluşmaktadır. İlk bölümde, MÖ. 3. Binyıla tarihlenen Batı ve Orta Anadolu'da metal vücut takılarının tespit edildiği yerleşimler ve mezarlık alanları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın esas konusunu oluşturan ikinci bölümde, Batı ve Orta Anadolu'da açığa çıkartılan metal vücut takılarının tipolojik olarak ayrılması ile alt başlıklar oluşturulmuş ve bu alt başlıklar içerisinde incelemesi yapılmıştır. Tipolojik olarak ayrılan metal vücut takıları, vücutta bulundukları bölümlere ve dönemlerine göre sıralanmıştır. Batı ve Orta Anadolu'da tespit edilen metal vücut takılarının haricinde varsa yakın coğrafyalardaki örneklerine tipoloji bölümlerinde yer verilmiştir. Tezin sonuç kısmında ele alınan metal vücut takıları, tespit edildiği yerleşim ve mezarlık alanlarına göre istatistiksel ve yakın coğrafyaları olan Balkanlar, Yunan Adaları, Mezopotamya ve Kafkaslarla olan benzer örneklerine göre değerlendirmelere yer verilmiştir.

Arkeolojik eserlerBatı AnadoluErken Tunç Çağı+6
Ali Berkan Tokatlı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Neolitik Dönem Anadolu damga mühür geleneği

Damga mühürler ilk olarak M.Ö. 8. Binyılda Suriye'deki yerleşmelerde ortaya çıkmıştır. Bu nesneler üzerlerindeki motifi birden fazla kez başka bir yüzeye basarak çoğaltabilme özelliğine sahiptir. Anadolu'da en erken damga mühür buluntuları M.Ö. 7. Binyılda, Çanak Çömlekli Neolitik Dönemde görülmektedir. Büyük kısmını Çatalhöyük buluntularının oluşturduğu damga mühürler Orta Anadolu, Göller Bölgesi ve Batı Anadolu'daki 13 yerleşimde ele geçmiştir. Neolitik dönem damga mühürlerine yönelik yapılan yayınlar ve tez çalışmaları incelendiğinde bir yerleşim veya bir bölge ile sınırlı kaldıkları, tüm Anadolu'yu kapsayacak nitelikte olmadıkları anlaşılmıştır. Ön Asya ve Balkan coğrafyalarında damga mühürlerin bir bütün olarak çalışıldığı yayınlara karşılık bu iki bölge arasında kalan Anadolu için bu nitelikte bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Yayını yapılmış damga mühürlerin bir araya getirilerek incelendiği bu çalışmada, Anadolu damga mühür geleneği malzeme, tutamak ve baskı yüzeyi formları ve motif tipolojisi açısından değerlendirilmiştir. Neolitik kültür bölgeleri altında ve genel olarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Neolitik dönem damga mühürlerinin kullanım alanları hakkında ortaya atılan teoriler yeniden ele alınmıştır.

AnadoluArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+7
Ömer Yıldız
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gedikkaya Mağarası dokumacılık ve dericilikle ilgili bulgular

Dokumacılığın ortaya çıkmasındaki en önemli etken olan giyinme ihtiyacı insanın doğasında olan gerek hava şartları gerekse gelebilecek zararlardan korunmak adına önemli bir yere sahip olmuştur. Giyinme ihtiyacını ilk olarak hayvan derilerinden faydalanarak karşılayan insanoğlu, Neolitik Dönem'de iklimin daha yumuşak ve ılıman bir hal almasıyla birlikte hayvan derilerine kıyasla daha ince giysiler üretebilecekleri hammaddeler aramaya başlamış olmalıdır. Buna bağlı olarak çevresindeki dokuma ve tekstil üretiminde kullanabileceği 'keten, yün ve zamanla pamuk', gibi hammaddeleri fark etmiş ve kıyafet ya da benzeri işlevlerde kullanılabilecek ürünler yapmaya başlamışlardır. Gedikkaya Mağarası Geç Neolitik Dönem 2A (MÖ 6250- 5830) ve Erken Kalkolitik Dönem'in sonlarına denk gelen IB tabakalarında (MÖ 5316-5212) ele geçirilen ağırşaklar ve dericilikle ilişkilendirdiğimiz kemik aletler incelenmiş olup, bu aletlerin mağara içindeki üretim alanları ve kullanım alanları üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Mağarada ele geçirilen dokuma ve dericilikle ile ilgili aletler ve bulundukları kontekstler arasındaki ilişki anlaşılmaya çalışılmıştır. Geçici bir iskana sahne olan mağara yerleşiminde, mağara sakinlerinin temel giyinme ihtiyaçlarını nasıl giderdiğini anlamak ve dolayısıyla tekstil üretimini ortaya koymak amaçlanmıştır.

Hatice Kütük
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gedikkaya Mağarası Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik Dönem çanak çömleği

Bu çalışmada Bilecik İli İnhisar İlçesi'nde yer alan Gedikkaya Mağarası'nda 2019-2023 yılları arasında gerçekleştirilen kurtarma kazılarında, Geç Neolitik Dönem 2A Tabakası (MÖ 6250- 5830) ve Erken Kalkolitik Dönem'in sonlarına denk gelen IB Tabakasında (MÖ 5316-5212) ele geçen çanak çömlek incelenmiştir. Batı Anadolu arkeolojisinde MÖ 6. Binyılın başları (MÖ 6000-5800'ler) diğer bir deyişle Geç Neolitik Dönem'in sonları ve akabinde Erken Kalkolitik Dönem'in başları Anadolu'nun güneyi ve kuzeyinde farklı dinamikler ve halen daha belirsizlikler içeren bir süreçtir. Bir sonraki süreç olan MÖ 6. Binyılın sonları (MÖ 5300'ler) bu defa Erken Kalkolitik'in sona yaklaştığı ve Orta Kalkolitik Dönem öğelerinin şekillendiği ve Batı Anadolu'da Trakya ve Çanakkale Bölgesi haricinde yerleşim izine pek rastlanmayan süreçtir. Bu çalışmada kapsamında, Gedikkaya Mağarası radyokarbon tarihleri ve çanak çömlek buluntuları ışığında yukarıda bahsedilen, çeşitli sebeplere bağlı kültürel değişim süreçlerinde mağaraların yerel veya dışarıdan gelen topluluklar tarafından geçici olarak iskân edilip yeni kültürel oluşumların ortaya çıkışıyla ilgili yeni veriler ve değerlendirmeler ortaya konmaktadır.

Mert Nadir Yazmacı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yapılan deneysel arkeoloji uygulamaları: Boncuklu Höyük'de ateş kullanımı üzerine deneysel bir çalışma

Bu çalışma, Türkiye sınırları içerisinde gerçekleşen ve prehistorik dönemler kapsamında yürütülen deneysel arkeoloji çalışmaları üzerine oluşturulmuş ve daha sonra tarafımızca prehistorik dönemlerde ateş kullanımına yönelik olarak yapılan deneysel arkeoloji çalışması ile tezin ana hattı belirlenmiştir. İlk olarak deneysellik, deneysel arkeoloji ve onun tarihçesi hakkında tartışmalara değinilmiş ve terminoloji hakkında bir altlık oluşturulmuştur. Buna yönelik olarak Arkeolojik veriler esas alarak, bilimsel sorular çerçevesinde ve bilimsel yöntemler ile çalışan deneysel arkeoloji uygulamaları, bu niteliklere sahip olmayan diğer çalışmalardan ayrıştırılmıştır. Deneysel arkeoloji başlığı altında incelenen çalışmaların, bilimsel bir nitelik taşıyıp taşımadığına değinilmiştir. Görsel faaliyetler, eğitim faaliyetleri, canlandırma faaliyetleri gibi bu ve buna benzer amaçlar taşıyan çalışmalar ise Sosyal Arkeoloji olarak değerlendirilmeye alınmıştır. Böylelikle Türkiye'de, deneysel arkeoloji adı altında yapılan her türlü faaliyet tez kapsamında belirlenen kriterler doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Bu bölüm sonrasında prehistorik dönemlerde ateş kullanımı ve duman örüntülerini gözlemleme üzerine yapılan deneysel çalışmalar öncesinde ateş kullanımının kökenine ve hominidler tarafından nasıl kullanılmaya başlandığına değinilmiştir. Daha sonra tarafımızca yapılan deneysel arkeoloji çalışmaları bölümüne geçilmiştir. Bu çalışmalar, Boncuklu Höyük'teki deneysel replika evler içinde ve dışında sürdürülmüştür. Arkeolojik veriler kapsamında ev içi ve açık alanda bulunan ocak yerlerinde, yakılan ateşin nasıl kullanıldığı ve duman örüntülerini gözlemleme üzerine yapılan çalışmalar detaylı bir şekilde sunulmuştur. Tezin bu bölümünde ateş kullanımına yönelik yapılan deneysel çalışmalara ayrıntılı bir biçimde değinilmiştir. Bu bağlamda deneysel evler içinde yapılan çalışmalarda Boncuklu Höyük'te özellikle farklı yakacak hammaddelerin yapı içinde ısı, ışık, kalori ve duman gibi unsurlar bağlamında değişkenlik gösterdiği anlaşılmıştır. Buna ek olarak kullanılan yakacak miktarının alev boyutlarına ve oluşan duman yoğunluğu üzerinde belirleyici olan etkisini kontrol altına almak için Neolitik Çağ insanlarının yapı içinde bazı yapısal düzenlemeler yaparak etki azaltıcı önlemler almış olabilecekleri anlaşılmıştır. Ateş, kullanımı basit gibi görünen fakat bir dizi tecrübe ile şekillenen bir faaliyet olarak gözlemlenmiştir.

Büşra Mustafaoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yukarı Porsuk bölgesi kalkolitik dönem yontmataş alet endüstrisi

"Porsuk Kültürü" Erken Kalkolitik Dönemde şekillenmeye başlayarak Geç Kalkolitik başlarına kadar devam eden, ilk tanımlamasının Turan Efe tarafından Orman Fidanlığı kazıları ile yapıldığı bir kültürdür. Porsuk Çayı'nın oluşturduğu vadi içerisinde bulunan yerleşimlerin oluşturduğu İç Batı Anadolu'daki bu kültüre ait yerleşimlerin çoğu bugün Eskişehir il sınırları içerisinde kalmaktaysa da bölgede yapılacak çalışmalar ile bunlarınsayısının artacağı görülmektedir. Asmainler, Kanlıtaş, Kes Kaya, Orman Fidanlığı, Asarkaya gibi bu kültürün etkilerinin görüldüğü yerleşmeler sadece Yukarı Porsuk Vadisi'nde görülebilen yerleşimlerdir. Bu vadideki yerleşimlerin ve çevresinin büyük olasılıkla Porsuk Kültürünün çekirdek bölgesini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bölgenin iyi araştırılmış yerleşimlerinden Kanlıtaş Höyük örneğinde görüldüğü gibi çeşitli tipte kayaçların taş alet üretiminde kullanılmış olması bölgenin değişik kayaç tipleri bakımından zengin olduğunu ve Kanlıtaş halkının da yakın çevrelerini çok iyi tanıdığını göstermektedir. Tarihöncesi kültürlerin sosyolojik ve ekonomik geçimliklerinin tanımlanmasında oldukça önemli bir yeri olan yontmataş aletlerin, Kalkolitik Dönem'de İç Batı Anadolu'da Yukarı Porsuk kültür bölgesi içerisinde Kanlıtaş Höyük, Orman Fidanlığı, Aslanapa, Keskaya gibi yerleşmelerdeki durumunu ortaya koymak ve bu yerleşmeler arasında karşılaştırma yaparak İç Batı Anadolu Kalkolitik Dönem yontmataş alet endüstrisi hakkında araştırmalarda bulunmak bu tezin kapsamındadır. Yine bu kapsamda yontmataşların teknik açıdan incelenerek, hammadde ve tipolojik açıdan değerlendirilmesi ve ortaya çıkan sonuçların yerleşmeler arasındaki ilişkiye dair veriler üretmesi amaçlanmaktadır. Bölgedeki bu ortak kültürü paylaşan yerleşmelerin yontmataş buluntularının dışında, yerleşim yeri seçimi ve yerleşim şekli gibi ortak özelliklere de sahip olması dikkat çekmektedir. Bu yerleşmelerden Kanlıtaş Höyük ve Orman Fidanlığı ova düzlüğünde yükselen dik kayalıkların sırtına kurulan yerleşmeler olarak dönemin tipik yerleşim tarzına örnek teşkil eder. Paleolitik Dönem'in varlığını gösteren buluntular arasında Kuzfındık Barajı çevresinde tespit edilen çakmaktaşı alet tiplerinin elde edilmesi ve taş aletlerin patinalarının durumu dikkat çekmektedir. Bu bulgular İç Batı Anadolu için nadir ve önemlidir. Orman Fidanlığı kazılarında Erken Kalkolitik Dönemden Geç Kalkolitik Çağa kadar kesintisiz olarak 7 tabaka tespit edilmiştir. Orman Fidanlığı I-V katları arasındaki daha erken evrelerde yontmataş aletlerin yoğunluğu yonga teknolojisine aittir ve Kanlıtaş Höyük ile çağdaş olan tabakalar da bunlardır. Daha geç evrelere ait olduğu anlaşılan VI ve VII evrelerinde farklı bir hammaddenin yerleşmeye gelmesiyle birlikte teknolojinin de değişerek dilgi ağırlıklı olduğu görülmektedir. Kanlıtaş Höyük'ten elde edilen yontmataş alet endüstirisine ait buluntular Orman Fidanlığı yerleşmesinin çok üstündedir. Bu sadece kazıların sistematik ve daha uzun süreli olması ile alakalı değildir. Kanlıtaş Höyük yerleşmesinin çevresindeki hammadde kaynaklarının bolluğu, burada yüksek miktarda yontmataş üretiminin yapılmasına neden olmuştur. 2013-2018 yılları arasında yapılan kazılarda 7716 adet yontmataş buluntu elde edilmiştir. Buluntuların incelenmesi ile yonga teknolojisinin Orman Fidanlığı yerleşmesinde görüldüğü gibi erken evrelerde daha yoğun olduğu görülmüşse de, Kanlıtaş Höyük genel olarak dilgi teknolojisi ağırlıklı bir yerleşimdir.

Utku Kocatürk
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00