Dicle University
Discipline

Endokrinoloji Anabilim Dalı

Dicle University

5

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

5 Theses
Master'sOpen AccessTR

Mikroenkapsüle edilen paratiroid hücrelerinin omentuma naklinde hiperterminin etkisi

Hipoparatiroidi, yüksek fosfor ile düşük kalsiyum ve parathormon seviyeleriyle karakterize bir endokrin hastalıktır. Tiroit veya diğer baş-boyun cerrahileri sırasında paratiroid bezlerinin hasar görmesi veya çıkartılması (tiroidektomilerde yanlışlıkla olurken, özellikle sekonder ve tersiyer hiperparatiroidilerde uygulanması gereken cerrahi yöntemle ilişkili olarak) hipoparatiroidinin en sık görülen nedenidir. Konvansiyonel tedavi olarak kalsiyum, D vitamini, fosfat ve magnezyum preparatları kullanılmaktadır. Bunun dışında piyasada rekombinant parathormon ilaçları da bulunmaktadır. Ancak yapılan hayvan çalışmalarında uzun süreli tedavide kemik tümörlerinin gelişimi ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca yüksek maliyetlerinden dolayı her hasta erişememektedir. Kalıcı hipoparatiroidi için en fizyolojik ve potansiyel olan kesin tedavi kalsiyum homeostasını yeniden oluşturmak için paratiroid dokusunun yeniden işlev görmesini sağlamaktır. Bu nedenle en etkin, kalıcı ve uygulanabilir tedavi yöntemi paratiroid hücre transplantasyonudur. Literatürde paratiroid transplantasyonu için direkt nakil, kültüre edilmiş hücrelerin nakli ve mikroenkapsüle edilmiş hücrelerin nakli olmak üzere üç temel teknik tanımlanmıştır. Direkt nakil tekniği en eski teknik olup kalıcı immünsupresyon gerektirmesi, başarı oranının ve sağ kalımın düşük olması nedeniyle günümüzde tercih edilmemektedir. Kültüre edilmiş hücrelerin naklinde ise hem başarı oranı sınırlıdır, hem de sağ kalım çok uzun değildir. Gerek başarı oranının artmaması, gerekse başarılı nakillerde sağ kalımın uzun olmaması immun defans hücrelerinin varlığıyla açıklanmaktadır. Kalıcı immünsupresyon uygulamaksızın en yüksek başarı oranı mikroenkapsülasyon teknikleriyle elde edilmektedir. Zaten en yüksek başarı oranı da mikroenkapsülasyon uygulanması sonrasında görülmektedir. Bu işlem ile paratiroid hücreleri, immün sistemden korunmaları amacıyla çeşitli biyo-uyumlu malzemeler ile mikroenkapsüle edilerek omentuma nakledilebilmektedir. BVÜ Paratiroid Nakil Ünitesi olarak mikroenkapsülasyonla ilgili in vivo ve in vitro çalışmalar tamamlanarak 2016 yılından itibaren hastalara mikroenkapsülasyon nakli yapılmaktadır. Mikroenkapsülasyon yöntemi ile sağ kalım süresi uzamaktadır. Ancak tarafımızca gerçekleştirilen çalışmalarda gösterildiği gibi zamanla kapsüllerin etrafında fibrozis görülmekte ve kapsüller bu nedenle verimliliklerini kaybedebilmektedirler. Bu çalışmada; mikroenkapsülasyon tekniğinin verimliliğini arttırılması ve nakil işleminin optimize edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla kapsüllerin verimlilikleri in vivo koşullarda ve farklı sıcaklıklarda test edilecek ve elde edilecek sonuçlara göre ilerleyen dönemde insan paratiroid transplantasyonu için veri sağlanacaktır.

AljinatlarHipertermiHipoparatiroidizm+2
Burcu Özdemir Gürel
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Parsiyel Santral Diabetes İnsipidus'ta İndapamid'in antidiuretik etkisi

Bu çalışmada parsiyel santral diabetes insipidus 'u olan 20 hastada indapamid ve klorpropamid1 in antidiüretik etkileri ve yan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Hastaların tamamında indapamid kullanımı sonrasında tedavinin 3-5. günlerinden başlayarak 24 saatlik idrar volümlerinde %40 civarında azalma gözlendi. İlacın kullanımı sırasında herhangi bir yan etki tesbit edilemedi. Daha sonra indapamid kesilerek klorpropamid başlanan 11 hastada ise yine tedavinin 3-5. günlerinde başlayan 24 saatlik idrar volümle rinde azalma indapamid ' den biraz daha belirgin(%48.5)olmasına rağmen 2 hastada hipoglisemi gözlendiği için tedavi sonlandır ildi. Sonuç olarak parsiyel SDİ'u olan hastalarda alternatif tedavide indapamid' in iyi bir seçenek olabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Santral diabetes insipidus, indapamid, Klorpropamid.

Diabetes insipidusİndapamide
Tamer Tetiker
Çukurova University
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer hiperparatiroidili hastaların operasyon sonrası takip sonuçları

Giriş ve Amaç: Primer hiperparatiroidi kalsiyum yüksekliği ile birlikte parathormonun yüksek veya normal olduğu durumu ifade eder. Primer hiperparatiroidizm otonom faaliyet gösteren bez veya bezlerin yükselmiş kalsiyum düzeylerinden bağımsız olarak aşırı hormon üretmeye devam etmesi ile oluşur. Primer hiperparatiroidiyi önemli yapan durum üçüncü en sık gözlenen endokrin rahatsızlık olmasıdır. Primer hiperparatiroidinin tek küratif tedavisi cerrahidir. Bu kesitsel çalışmamızda birincil amacımız primer hiperparatiroidizm nedeniyle opere olan hastaların operasyon sonrası takiplerinde primer hiperparatirodiye bağlı oluşan kemik mineral yoğunluğu değişimlerinin olup olmadığını ve hangi kemik bölgesinde daha fazla olduğunu araştırmayı hedefledik. Sekonder amaç olarak primer hiperparatiroideye bağlı gelişen organ hasarlarına (nefrolitiazis, hipertansiyon, kreatinin yüksekliği gibi) dikkat çekmek ve post operatif labaratuar bulgularının değişimini değerlendirmektir. Metod: Bu çalışmamızda 01/01/2012- 01/01/2018 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Endokrinoloji polikliniğine başvuran veya Endokrinoloji kliniğinde yatan 16 yaş üzerindeki Klasik pHPT (Ca ve PTH yüksek) primer hiperparatiroidisi tanısı ile opere edilen 55 hastada operasyon öncesi ve operasyon sonrası şeklinde ayırarak GFR, kemik dansitometre değeri, üriner usg değerlendirmesi (nefrolitiyazis?) ve kan tetkikleri (kreatinin, Ca, P, D vit, Parathormon), paratiroid sintigrafisi ile lokalizasyon, kemik dansitometre değerleri ve 24 saatlik idrar Ca atılımı bakılarak kür elde edilip edilmediği ve komplikasyonların durumu değerlendirildi. Bulgular: Bu çalışmadaki vakalar Klasik pHPT (Ca ve PTH yüksek) olan hastalardı ve hastaların 7 si (% 13 ) erkek, 48'i (% 87 ) kadındı. Ortalama yaş 51, en genç hasta 24, en yaşlı hasta 79 yaşındaydı. Hastaların ortalama takip süreleri 36 ay idi. Ameliyat öncesi dönemde DEXA yapılan 55 hastaya ameliyat sonrası ortalama 36. ayda tekrar DEXA yapılarak kemik mineral yoğunluğundaki değişiklik değerlendirildi. Paratiroidektomi sonrası proksimal femur BMD değeri (p<0,013), Z skoru (p<0,036) ve T skorunda (p<0,029) ve femur boynu Z skorunda (p<0,001) anlamlı derecede artış görüldü. 50 yaşın altındaki hastalar ayrıca değerlendirildiğinde bu artış sadece femur boynu Z skorunda (p< 0,011) anlamlı idi. 50 yaşın üstündeki hastalarda ise sadece femur boynu Z skorundaki (p<0,038) artış anlamlıydı. Sonuç: Klasik pHPT li hastalarda cerrahi tedavi sonrası DEXA ölçümleride femur proximali BMD değeri T ve Z skorlarında, femur boynunda ise Z skorlarında iyileşme görülmüştür.

AdenomlarHiperparatiroidizmKemik dansitesi+4
Yasemin Öcal
Dicle University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez ve nonobez sağlıklı beyinlerde insülin rezistansının hesaplanmasında kullanılan indekslerin kıyaslanması

Mehtap Çakır
Akdeniz University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik nefropati oluşturulmuş ratlarda pioglitazonun antioksidan parametrelere ve patolojik süreçlere etkileri

Amaç: Diyabetik Nefropati, Diabetes Mellitus'un yaygın komplikasyonlarından biridir ve böbrek yetmezliğinin en sık nedenlerindendir. Bu yüzden diyabetik nefropati gelişmesini önlemeye yönelik çalışmalar yoğun şekilde sürmektedir. Oksidatif stres, diyabetik nefropati gibi diyabetik komplikasyonların gelişmesinde ve ilerlemesinde önemli rol oynamaktadır. PPAR? reseptör aktivatörleri olan tiazolidindionların antioksidan ve antiinflamatuar etkileri bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmada tiazolidindion tedavisi ile diyabetik nefropati gelişiminin engellenmesi ve bu süreçteki oksidatif stres belirteçlerinin doku düzeylerinin ölçülmesi planlandı.Yöntem: Çalışmada streptozotocin ile diyabet oluşturulan ratların bir kısmına pioglitazone (10mg/kg veya 30mg/kg) verildi. 4 haftalık çalışma süresini tamamlayan 30 ratın böbrek dokuları oksidatif stres ile ilgili parametrelerin değerlendirilmesi ve patolojik inceleme için sakrifiye edildi.Bulgular: Kontrol ve diyabetik kontrol grubu arasında glomerüler fokal nekroz, tübül dilatasyonu ve damar duvarında kalınlaşma açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Diyabetik kontrol ile 10 mg ilaç alan gruplar arasında tübül epitelinde nekroz, damar duvarında kalınlaşma, glomerüler fokal nekroz açısından anlamlı fark saptandı. Diyabetik kontrol ile 30 mg ilaç grubu arasında tübül dilatasyonu ve damar duvarında kalınlaşma açısından anlamlı fark saptandı. Diyabetik kontrol grubu ile pioglitazon alan gruplar arasında, tübül dilatasyonu, tübül epitelinde nekroz, glomerüler fokal nekroz ve damar duvarında kalınlaşma açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Diyabetik kontrol grubu ve ilaç alan gruplar arasında kan glukozu açısından farklılık saptanmadı. Diyabetik kontrol grubu ile ilaç alan gruplar arasında malonildialdehit, TNF-?, süperoksit dismutaz, katalaz, glutatyon, nitrik oksit ve IL-6 ortalamaları arasında farklılık saptanmadı.Sonuç: Pioglitazonun diyabetik ratlarda antiglisemik etkisinden bağımsız olarak glomerüler fokal nekroz, tübül epitelinde nekroz, tübül dilatasyonu, damar duvarı kalınlaşması gibi lezyonları gerilettiği saptandı. Ancak doku düzeyinde antioksidan parametrelerde pioglitazonun olumlu bir etkisi saptanmadı. Bu sonuca göre pioglitazonun diyabetik nefropati gelişimini önleyici etkisi olabileceği, ancak bu etkinin hangi mekanizmalarla oluştuğunu anlayabilmek için daha geniş çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Pioglitazon, antioksidanlar, diyabetik nefropati

Münire Karabaş Kuru
Aydın Adnan Menderes University
2009
00