
246
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Farklı kalınlık ve translusensideki monolitik zirkonyanın farklı dayanak tipleri ile optik özelliklerinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; yüksek translusensi özelliğiyle yeni nesil 3Y-TZP ve 4Y-TZP içe-rikli monolitik zirkonya (MZ) veneerlerin, farklı kalınlıklarda, farklı dayanak tipleri ile bir-likte optik özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmada iki farklı translusenside (MT, LT) A1 renk MZ bloklar (IPS e-max Zir-CAD, Ivoclar Vivadent) kullanıldı. MZ bloklardan kesme cihazı ile (Microcut 125 Low Speed Precision Cutter, Metkon, Türkiye); 0.5 mm, 1 mm, 1.5 mm, 2 mm kalınlıklarda 80 adet örnek elde edildi (n=10). Veneer grupları: LT, MTS (MT Servikal), MTM (MT Me-dial), MTİ (MT İnsizal); dayanak grupları; Zirkonya, Hibrit, Titanyum, Mavi Anodize Ti-tanyum (AT), Açık Sarı AT, Sarı AT ve Pembe AT olacak şekilde oluşturuldu. Kolorimetre cihazı (Shade Eye Ncc, Shofu, Japan ) ile veneerlerin ilk L0*, a0*, b0* değerleri sonra; da-yanaklar ile birlikte veneerlerin L1*,a1*, b1* değerleri ölçüldü. İki ölçüm arasındaki renk farklılığı (∆E00*) CIEDE2000 formülüne göre hesaplandı. Üç Yönlü Anova Testi ve Fis-her's LSD Testi ile istatistiksel analizleri yapıldı (p ˂0.05). Sonuçlar değerlendirildiğinde; farklı zirkonya kalınlıkları, veneer materyali ve daya-nak tipine göre; L1*, a 1*, b1* ve ∆E00* değerlerinde anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0.001). L1* değerleri; LT veneer grubunda diğer gruplara göre anlamlı farklılıklar gös-terdi (p<0.001). 0.5 mm Grup Z-LT' de; en yüksek L1*ve b1* değerleri gözlendi. En düşük ∆E00* değerleri Grup Z-LT' de; 0.5, 1, 1.5, 2 mm kalınlıktaki örnekler için sırasıyla 3.32, 2.33, 1.66, 1.69 ∆E00* tespit edildi. En yüksek ∆E00* değerleri 0.5, 1, 2 mm kalınlıktaki Grup M-MTS örnekler için sırasıyla 17.99, 11.96, 8.48 ∆E00*, 1.5 mm kalınlıktaki Grup P-MTS için ise 9.78 ∆E00* olarak belirlendi. Sadece 1.5 ve 2 mm kalınlığındaki Grup Z-LT' de klinik olarak kabul edilir renk değişimi elde edildi. Düşük translusensideki LT veneer materyalini en az 1.5 mm kalınlıkta seçmek resto-rasyonun renginde 'kabul edilebilir' renk değişimi yapmamaktadır. Rengin modifiye edil-mesi istenmesi durumunda da klinisyenler veneer materyalinin; hem translusensi özelliğini, hem de kalınlığını ve ayrıca dayanak tipini göz önünde bulundurmalıdır. Anahtar sözcükler: Monolitik zirkonya, dayanak, renk, translusensi
Farklı boyda iki implantla desteklenen sabit restorasyonlara gelen kuvvetlere karşı implant ve implant çevresi kemikte oluşan stres dağılımının sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Periodontal problemler sonucu görülen erken diş kayıpları, özellikle genç hastalarda bir takım fonksiyonel, estetik ve fonetik problemler meydana getirmektedir. Aynı şekilde sabit protetik restorasyon imkanı bulunmayan yaşlı hastalarda da, alveolar kretlerde meydana gelen aşırı rezorbsiyon sonucu hareketli protez kullanımı da mümkün olamamakta ve implant tedavisi ihtiyacı doğmaktadır. Gerek anatomik kısıtlamalar gerekse cerrahi risklerin artışı araştırmacıları mümkün olan en kısa implantların kullanımının araştırılmasına yönlendirmiştir. Çalışmamızın amacı, kısa ya da standart boyda implantlar ile desteklenen ve biyomekanik açıdan önemli olan sabit köprü protezlerin gövde uzunluğundaki artışın; implant ile çevre kemik dokusuna etkisinin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada her ikisi de 4.2 mm çapa sahip, 6 ve 12 mm uzunluğundaki implantlar ile desteklenen üç ve dört üyeli sabit protetik restorasyonlarda kemiğe ve implanta gelen vertikal ve oblik kuvvetler ANSYS 2019R2 programı ile incelendi. Kortikal ve trabeküler kemiğin maksimum ve minimum asal stres değerleri ile birlikte diğer yapıların Von Mises stres değerleri karşılaştırıldı. Dört üyeli implant destekli sabit protez modellerinde, üç üyeli restorasyonlara göre bütün yapılarda daha fazla stres değerleri oluştu. İmplant içerisinde yoğunlaşan stres değerleri kısa implantta (6 mm) en yüksek değerdedir. Bir kısa bir standart boy implantla desteklenen yapıda çevre kortikal kemikte fazla miktarda stres oluştuğu görüldü ancak bu değerin kısa implantla desteklenen modelden daha az miktarda olduğu bulundu. Standart implantlarda en yüksek stres değeri bağlantı vidasında görüldü. Hem üç hem dört üyeli restorasyonlar için oblik kuvvetlerden kaçınılması gerektiği sonucuna varıldı.
Yumuşak astar materyallerine çay ağacı yağı ilave edilmesinin candida albicans inhibisyonuna ve materyalin akrilik kaide ile bağlantısına etkisi
Candida albicans (C. albicans)'ın, yumuşak astara kolonizasyonu; protez stomatitinin gelişmesindeki en önemli faktördür. Bu çalışmanın amacı; yumuşak astar materyallerine çay ağacı yağı karıştırılmasının, C. albicans'a ve materyalin akrilik kaide ile bağlantısına olan etkisini araştırmaktır. Mikrobiyolojik test örneklerini hazırlamak için dört farklı yumuşak astar materyaline (Tokuyama, Gc, Visco-gel, Molloplast B), farklı oranlarda (%0, %2, %5, %8) çay ağacı karıştırıldı. Örnekler, ultraviyole ile steril edildi ve 24 saat yapay tükürükte bekletildi ardından C. albicans içeren Sabaroud broth besiyerine aktarıldı. İnkübasyonun 24. ve 48. saatlerinde spektrofotometreyle C. albicans'ın yoğunluğu ölçüldü. Yapılan seri seyreltmenin ardından, seyreltik çözelti Sabaruod dextrose agar bulunan petriye yayıldı ve 48 saat sonra koloni sayımı yapıldı. Çekme bağlantı dayanımı testi için ısı ile polimerize akrilikle ASTM D638 standartlarında örnekler hazırlandı. Örneklerden 3mm'lik parça çıkarılarak boşluğa farklı oranlarda çay ağacı yağı karıştırılmış dört farklı yumuşak astar materyali yerleştirildi. Örneklere 5 mm/dk hızla çekme testi uygulandı. Örneklerin kopma başarısızlık tipleri sınıflandırıldı (adeziv, koheziv, mixt) ve kopma yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) yardımıyla incelendi. İstatistiksel analiz için Windows SPSS 17.0 kullanıldı. Verilerin normallik dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi için iki yönlü ANOVA, Bonferroni düzeltmesi ve eşleştirilmiş örneklem t-testleri yapıldı. Tüm analizlerde p<0,05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda kullanılan yumuşak astar materyallerinin türü ve çay ağacı yağının oranı, C. albicans'ın yoğunluğu, koloni sayıları ve akrilik kaide ile bağlantısı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yarattı (p<0,01). Çay ağacı yağının oranı arttıkça yumuşak astarların C. albicans yoğunluğu, koloni sayısı ve bağlantı dayanımı azaldı (p>0,05). Tokuyama ve Gc yumuşak astar materyallerinde C. albicans'ın en düşük yoğunluk ve koloni sayısı değerleri görüldü. Çay ağacı yağının tüm oranlarında, Gc astar materyalinin bağlantı dayanımı, diğer materyallerle kıyaslandığında en yüksek bulundu (p<0,01). Anahtar kelimeler: Yumuşak astar materyali, Çay ağacı yağı, Candida albicans, Bağlanma kuvveti
Akrilik rezin materyallerine farklı oranlarda çay ağacı yağı eklenmesinin candida albicans inhibisyonuna ve materyallerin yüzey pürüzlülüğüne etkisi
Candida albicans (C. albicans)'ın, akrilik kaide materyallerine yapışması ve kolonizasyonu; protez stomatitinin gelişmesindeki en önemli faktördür. Bu çalışmanın amacı; akrilik kaide rezinlerine farklı oranlarda eklenen çay ağacı yağının protez stomatitisinde etkin olan C. albicans mantar türüne karşı inhibisyonunu ve akrilik kaide materyallerinin yüzey pürüzlülüğüne olan etkisini araştırmaktır. Mikrobiyolojik test örneklerini hazırlamak için 3 farklı akrilik rezin materyallerine (Meliodent, Diamond D, Meliodent rapid repair), farklı oranlarda (%0, %10, %20 ve %40) çay ağacı yağı karıştırıldı. Örnekler ultraviyole ile steril edildi ve 24 saat yapay tükürükte bekletildi ardından C. albicans içeren sabaroud broth besiyerine aktarıldı. İnkübasyonun 24. ve 48. saatlerinde spektrofotometre ile C. albicans'ın optik yoğunluğu ölçüldü. Test tüpündeki karışım, seri seyreltmenin ardından sabaruod dextrose agar bulunan petriye yayıldı ve 48 saat sonra koloni sayımı yapıldı. Yüzey pürüzlülüğü testi için 3 farklı akrilik rezin materyallerine farklı oranlarda (%0, %10, %20 ve %40) çay ağacı yağı karıştırıldı. Yüzey pürüzlülüğü miktarları profilometre test cihazı ile ölçüldü. İstatistiksel analiz için Windows için SPSS 17.0 kullanıldı. Verilerin normallik dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Spektrofotometre ölçümlerinin, koloni sayılarının ve yüzey pürüzlülüğünün değerlendirilmesi için iki yönlü ANOVA, Bonferroni düzeltmesi ve eşleştirilmiş örneklem t-testleri yapıldı. Tüm analizlerde p<0,05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda kullanılan akrilik rezin materyallerinin türü ve karıştırılan çay ağacı yağının oranı, C. albicans'ın optik yoğunluğu, koloni sayıları ve yüzey pürüzlülüğü üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yarattı (p<0,01). Çay ağacı yağının oranı arttıkça (%0, %10, %20 ve %40) akrilik rezinlerin C. albicans yoğunluğu, koloni sayısı azaldı ve pürüzlülük değerleri arttı (p>0,05). %40 oranında çay ağacı yağı içeren otopolimerize meliodent akrilik materyalinde C. albicans'ın en düşük yoğunluk ve koloni sayısı değerleri görüldü (p>0,05). Otopolimerize meliodent akrilik materyalinin yüzey pürüzlülük değerleri çay ağacı yağının tüm oranlarında en yüksek bulundu (p<0,01). Anahtar Kelimeler: Akrilik rezin, Candida albicans, Çay ağacı yağı, Yüzey pürüzlülüğü
Kron yüksekliğinin dental implantların farklı sayı ve pozisyonda yerleştirilmesiyle kemik, implant ve üst yapıda oluşacak stresler üzerine etkisinin sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle incelenmesi
İmplant destekli sabit protezler, kısmi dişsiz hastalar için öngörülebilir, güvenilir ve biyouyumlu restorasyon prosedürü haline gelmiştir. Bununla birlikte kron yüksekliği, en uygun tedavi sonucunun elde edilmesinde kritik bir faktördür. Biyomekanik kuvvetlerdeki bir artış, kron yüksekliğindeki artışla doğrudan ilişkili olduğu için tedavi planı dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Çalışmamızın amacı; kron yüksekliğinin dental implantların farklı sayı ve pozisyonda yerleştirilmesiyle, fonksiyonel kuvvetler altında kemik, implant ve üst yapı üzerine etkisinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda posterior mandibular bölgede aynı çap ve uzunlukta (4.1 mm×10 mm) dental implantlarla desteklenen üç planlama modeli oluşturuldu. Bu modellerde iki farklı kron yüksekliğine sahip üç üyeli sabit protezlere uygulanan vertikal ve oblik kuvvetler sonlu eleman stres analizi ile değerlendirildi. Kortikal ve trabeküler kemik için asal stres değerleri, implant ve tüm yapılar için Von Mises stres değerleri karşılaştırıldı. Kron yüksekliğindeki artış, vertikal kuvvetler altında modellerdeki stres değerlerinde önemli bir etki göstermezken, oblik kuvvetler altında tüm modellerdeki stres değerlerini artırdı. Modellerdeki en yüksek stres değerleri 14 mm kron yüksekliğine sahip implant destekli sabit protezlere oblik kuvvetler uygulandığında meydana geldi. Kortikal kemik rezorbsiyonunu önlemek için, özellikle kron yüksekliğinin arttığı durumlarda kaybedilen her diş için bir implant gerektiği sonucuna varıldı. Kaybedilen her diş için bir implant yerleşiminin mümkün olmadığı ve anatomik yapıların implant yerleşimine engel olduğu durumlarda iki implantın 30 derece açıyla yerleştirilmesi, iki implantın dik yerleştirilmesine göre daha uygun bulundu.
Farklı renk rezin simanlar ile farklı abutment tiplerinin monolitik zirkonyanın final optik özelliklerine etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; yeni nesil 3Y-TZP monolitik zirkonya'ların (MZ), farklı dayanak tipleri ve farklı rezin siman renkleri ile birlikte optik özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmamızda A1/LT MZ bloklar (IPS e.max ZirCAD, Ivoclar Vivadent) kullanıldı. Bloklardan kesme cihazı ile (Microcut 125 Low Speed Precision Cutter, Metkon) 1 mm kalınlığında örnekler elde edildi (N=30). Siman grupları; transparan (T), sarı (S) ve opak (O); dayanak grupları ise Grup Z (zirkonya), Grup H (hibrit), Grup T (titanyum) ve Grup AT (anodize titanyum-sarı) olarak belirlendi. Kolorimetre cihazı ile veneerlerin L0*, a0*, b0* değerleri; dayanaklar ile birlikte veneerlerin L1*, a1*, b1* değerleri ve siman uygulanmış veneerler ile dayanakların L2*, a2*, b2* değerleri kaydedildi. Renk farklılıkları; (∆E00*)1 (veneer ile dayanak+veneer), (∆E00*)2 (veneer ile dayanak+siman uygulanmış veneer) ve (∆E00*)3 (dayanak+veneer ile dayanak+siman uygulanmış veneer) CIEDE2000 formülüne göre hesaplandı. 2-yönlü ANOVA ve Eşleştirilmiş Örneklem T-Test ile istatistikleri yapıldı (p˂0.05). L*, a*, b* ve ∆E00* değerleri arasında anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0.001). Siman*dayanak faktörüne göre sadece b* değerleri farklılık göstermedi (p>0.05). L1* değerleri; tüm dayanak grupları arasında anlamlı farklılıklar gösterdi (p<0.001). En yüksek L1*, L2*, b1* ve b2* değerleri Grup H'de tespit edildi. En düşük ∆E00* değerleri; (∆E00*)1=0.49 (Grup Z-Tr), (∆E00*)2=0.68 (Grup Z-S), (∆E00*)3=0.64 (Grup Z-S) olarak tespit edildi. En yüksek ∆E00* değerleri; (∆E00*)1=5.50 (Grup AT-S), (∆E00*)2=4.26 (Grup T-Tr), (∆E00*)3=5.24 (Grup AT-O) olarak belirlendi. Dayanağa bağlı renk değişimlerinde; Grup Z-Tr ve Grup Z-O'da 'algılanabilir'; Grup Z-S ve Grup H'de ise klinik olarak 'kabul edilebilir' eşiğin altında renk farklılığı elde edildi. Simana bağlı renk değişimlerinde Grup Z-S'de 'algılanabilir'; Grup Z-Tr, Grup H-S, Grup T-O ve Grup AT-O'da ise 'kabul edilebilir' eşiğin altında renk farklılıkları görüldü. Estetik olarak rengin modifiye edilmesi istenen durumlarda farklı dayanak tipleri ile birlikte siman renk faktörünün de etkili olacağı göz önünde bulundurmalıdır.
Farklı ağız dışı yüzey işlemlerinin translüsent monolitik zirkonyanın boyanabilirliğine etkisi
Monolitik zirkonya restorasyonlar tek parça olup, üstün mekanik özelliklere sahiptir. Monolitik zirkonya optik özelliklerinden dolayı anterior bölgede daha az kullanım alanı bulmaktayken, son yıllarda üretilen yüksek translüsent monolitik zirkonya sayesinde anterior bölgede istenilen estetik sağlanabilmektedir. Protetik diş tedavisinde özellikle anterior bölgede kullanılan materyallerin mekanik özelliklerinin yanı sıra, estetik özelliklere sahip olması ve dolayısıyla renk stabilitesinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında; 3 farklı translüsense sahip CAD/CAM (bilgisayar destekli tasarım/bilgisayar destekli üretim) ile zirkonya bloklardan üretilen örneklere (Dental Direct; DD CubeX²®, DD Cube ONE®, DD Bio ZX²) (n=117) sırlama, polisaj ve polisaj işlemini takiben polisaj patı uygulanmıştır. Farklı yüzey işlemleri uygulanmış örnek yüzeylerinin (n=108) pürüzlülüğü optik profilometreyle, her gruptan birer örneğin (n=9) ise topografik özellikleri tarayıcı elektron mikroskobu ile ölçülmüş, ardından kahve solüsyonunda 5000 döngü ile ısısal döngüye tabi tutulup, ısısal döngü öncesinde ve sonrasında renklenme parametreleri arasındaki ilişki spektrofotometre cihazıyla ölçülüp, değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde iki yönlü karma ANOVA, Bonferroni düzeltmeli Post-hoc çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Bu çalışmada 1-3,5 arasındaki ΔE değerleri klinik olarak kabul edilebilir olarak düşünülmüştür. Çalışmamızda neredeyse tüm örneklerde ΔE>3.5 olarak bulunmuştur. Yalnızca Bio ZX2'nin PP grubunda ve Cube X2' nin P örneklerinde renklenme diğer tüm gruplara göre klinik olarak kabul edilebilir olarak değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırma sonuçlarına göre; G grubunda Cube X² grubunun (ΔE) değeri, Cube ONE grubundan(P=0,029), P grubunda Bio ZX² grubunun (ΔE) değeri Cube ONE ve CubeX2 grubundan(p<0,001), PP grubunda ise Cube ONE ve CubeX2 gruplarının (ΔE) değeri ise BioZX2 grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Grup içi karşılaştırma sonuçlarına göre de Bio ZX2 grubunda en yüksek renklenme sırasıyla G, P, PP grubu olarak bulunmuştur(P<0,001). Cube ONE grubunda yüzey işlemleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır(P>0,05). Cube X2 grubunda ise en yüksek renklenme sırasıyla G, PP, P grubunda bulunmuştur(P<0,001). Bu in vitro çalışmanın bulgularına dayanarak, şu sonuçlara varılmıştır; Yarı saydam zirkonyanın boyanabilirliği zirkonya markasının türünden etkilenebilir. Renk hem sırlama işleminden hem de polisaj ve polisaj+pat döngüsünden etkilenmiş ve klinik olarak kabul edilebilir renk farkı sınırını aşmıştır. Anterior bölgede kullanılan translüsent monolitik zirkonya restorasyonların renk stabilitesinin korunması estetik açıdan önemli olduğu için bu in vitro çalışmanın sonuçlarının da günümüzde anterior bölgede sıkça tercih edilen ve yeni geliştirilen translüsent monolitik zirkonyaların, renklenme potansiyeline bağlı olarak klinik seçimine yön verme konusunda bilgi vereceği düşünülmektedir.
Implant destekli hareketli protezlerde farklı tedavi seçeneklerinde meydana gelen komplikasyonların incelenmesi
İmplant destekli hareketli protezler, bir veya daha fazla dental implantlardan destek alan çıkarılabilir protezi tanımlar. Bu protezlere implant destekli Overdenture (OD) lar denir. Hastalarda sabit protezi desteklemek amacıyla gereken sayıda implant için yeterli kemik yapısı bulunmadığında ya da çeşitli sebepler ile tercih edilmediğinde implant destekli OD tedavisi bir alternatiftir. Bu tip protezlerde kullanılan ataşman türleri, splintli ve splintsiz sistemler olarak kategorize edilebilir. Splintli ataşman sisteminin kullanılmasının, splintsiz sisteme kıyasla fonksiyon sırasında stres dağılımı bakımından daha faydalı olduğu düşünülmektedir, ancak bu tarz protezlerde tercih edilen farklı sayılarda implant içeren tedavi planlamaları stres dağılımında değişiklikler yaratabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, implant destekli hareketli protezlerde splintli ve splintsiz sistemlerde ve çeşitli implant sayısı içeren farklı tedavi seçeneklerinde meydana gelen komplikasyonların retrospektif olarak incelemek, takipli yıllarda en sık karşılaşılan komplikasyonları ortaya koyabilmek, böylelikle yeni tedavi planlamalarına ışık tutabilmektir. Yapılan literatür araştırmasında implant destekli OD'lerde, maksilla ve mandibulaya yerleştirilen çeşitli implant sayısı ile splintli ve splintsiz tutucu sistemler içeren tedavi planlamalarında, uzun dönem takibi olan hastalar tespit edilerek geriye dönük bir komplikasyon inceleme çalışmasına rastlanmamıştır. Bu nedenle maksilla ve mandibulada, farklı implant sayısı ile yapılan splintli ve splintsiz tutucu sistemler kullanılan tedavilerde klinik komplikasyon oranları araştırılarak literatüre katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. 2014 ile 2022 yılları arasında Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran ve implant destekli OD tedavileri tamamlanan hastaların, implant sayısının tespiti için radyografiler, komplikasyon takipleri amacıyla da hasta takip ve kayıt sistemi arşivinden hasta kontrol seansı bilgi ve notları araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, farklı tutucu tipine göre toplam komplikasyon görülmesi açısından Pearson Ki-kare testine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Splintsiz sistem içeren OD tedavilerinde komplikasyon görülme oranının splintli sistemlere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İmplant sayısına göre toplam komplikasyon görülmesi açısından ise anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Beş yıllık takip sürecinde splintli sistemlerde en çok görülen komplikasyon, retansiyon kaybı iken splintsiz sistemde en çok görülen komplikasyon çeşidi tutucu sistemdeki retantif lastik parçanın deformasyonu olarak görülmüştür. Farklı implant sayılarına göre, ilk iki yılda ortaya çıkan komplikasyonlar incelendiğinde, üç farklı grupta da en cok görülen komplikasyon retantif lastik parçanın deformasyonu olarak belirlenmiştir. Üçüncü ve beşinci yıllar arası ortaya çıkan komplikasyonlar incelendiğinde, 2 ve 3 implant destekli sistemlerde en çok ortaya çıkan komplikasyon tutucu sistemdeki retantif lastik parçanın deformasyonu olarak belirlenirken, 4 implant destekli sistemlerde retansiyon kaybı ile ataşman yıpranması olarak ortaya çıkmıştır.
Yüzey bitim işlemlerinin anterior bölgede uygulanan farklı içerikteki restorasyonların rengine etkisinin in-vivo olarak retrospektif değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı yüzey bitirme işlemleri uygulanan farklı yapıdaki estetik restorasyonların in-vivo şartlar altında renk stabilitelerini değerlendirmektir. Bu çalışmada; IPS E-max Press (EP), Lava Ultimate (LU), Vita Enamic (EN), Vita Suprinity (SP), Cerasmart (CE), BruxZir (BZ), Vita Mark II (VM) veneer restorasyonlar değerlendirildi. Toplamda 280 adet estetik veneer kron (n=20) farklı yüzey bitim işlemlerine (manuel polisaj, glaze) göre gruplandırıldı. Restorasyonların L*, a* ve b* değerleri simantasyon sonrası başlangıç (L0*, a0*, b0*), 1. ay (L1*, a1*, b1*) ve 6. ay (L2*, a2*, b2*) sonrasında kolorimetre (ShadeEye, Shofu, Japan) cihazı ile ölçüldü. Restorasyonların, renk değişim miktarları; başlangıç-1. ay (∆E00*)1, başlangıç-6. ay (∆E00*)2, 1. ay-6. ay (∆E00*)3 hesaplandı. L*, a*, b* değerleri için Friedman ve Wilcoxon Testi ile birlikte Bonferroni düzeltmesi uygulandı (p<0.017). Gruplar arasındaki verilerin ikili karşılaştırmaları için Kruskal Wallis Testi ve Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi yapıldı (p<0.0005). Ortalama değerlere bakıldığında EN grubu dışında tüm gruplarda, L2*0.0005). Estetik gereksinimin yüksek olduğu anterior bölgedeki vakalarda nanoseramik hibrit materyaller yerine, cam seramikler önerilebilir. Estetik veneer restorasyonlarda glaze ve polisaj işlemleri birbirlerine alternatif olarak kullanılabilir.
Molar dişlere farklı materyallerle uygulanan onlay restorasyonların oklüzal yükleme sonrası kırılma dayanımlarının karşılaştırılması
Bu in vitro çalışmanın amacı, aşırı koronal madde kaybına sahip alt çene molar dişlerin fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin kullanılarak farklı kalınlıklarda uygulanan kor yapı üzerine kompozit rezin ile direkt olarak hazırlanan ve farklı seramik bloklarda indirekt olarak hazırlanan onley restorasyonların 2 yıllık mekanik yaşlandırılması sonucu kırılma dayanımlarının karşılaştırılması ve kırık tiplerinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 120 adet sağlam alt çene molar dişe lingual tüberkülleri içine alacak şekilde MOD kaviteler oluşturuldu ve 15 adet sağlam diş kontrol grubu olarak ayrıldı. Her gruptaki örnek sayısı 15 olacak şekilde 8 adet çalışma grubu oluşturuldu. 3 grup dişe farklı kalınlıklarda (0,1,4,5 mm) kısa fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin (KFGK) kor altyapı oluşturuldu ve üzerine kompozit rezin (KR) kullanılarak çift yapılı biyomimetik restorasyonlar oluşturuldu. 1 grup yalnızca KFGK ile restore edildi ve restorasyonun oklüzal yüzeyine akışkan kompozit ile boyama yapıldı. Geriye kalan 4 indirekt restorasyon grubundan 2 tanesine 2 mm kalınlığında KFGK ile kor altyapı uygulandı ve diğer 2 gruba kor altyapı oluşturulmadı. Dişlere uygulanacak olan onley restorasyonları farklı CAD/CAM materyalleri (Cerasmart 270 ve Initial LiSi Blok) kullanılarak tamamlandı ve adeziv simantasyonları gerçekleştirildi. Üretimi tamamlanan restorasyonlar çiğneme simülatöründe 150 Newton oklüzal yük altında, 1,53 Hz frekansta 500.000 döngü ile 2 yıllık klinik kullanımı simüle etmek amacıyla mekanik yaşlandırmaya tabii tutuldu. Mekanik yaşlandırma sürecini tamamlayan örneklere, universal test cihazı kullanılarak, dişte kırık oluşuncaya kadar statik kırma testi uygulandı. Kırılma tipleri görsel olarak analiz edildi. Kırılma dayanımı verileri tek yönlü varyans analizi ANOVA (p=0,05) ve Duncan'ın çoklu karşılaştırma testleri kullanılarak analiz edildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre en yüksek kırılma dayanımı gösteren grup 2647 Newton ile yalnızca KFGK ile restore edilen grup olmuştur. Kor altyapı bulundurmayan direkt ve indirekt restorasyon gruplarının kırılma dayanımları arasına istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. KFGK kor altyapı varlığı direkt kompozit ve indirekt cerasmart 270 restorasyonların kırılma dayanımını artırmıştır ancak indirekt Initial LiSi Blok restorasyonunu kırılma dayanımının KFGK kor altyapı uygulandığında, uygulanmadığı duruma göre daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır.
İnley destekli ve geleneksel köprülerin kök ve kron yüzeylerinde oluşturdukları stres: Sonlu eleman analizi
İnley destekli köprüler, geleneksel köprülere kıyasla minimal invaziv bir tedavi olması nedeniyle iyi bir alternatif olabilmektedir. Ancak inley destekli köprülerin, geleneksel köprülerde olduğu gibi dişi çepeçevre sarmaması farklı stres dağılımlarına neden olabilmektedir. Oluşabilecek yüksek stresler diş ve çevre dokularda yıkıcı hasarlara neden olabilir. Çalışmamızın amacı inley destekli köprülerin geleneksel köprülere kıyasla oluşturabilecekleri streslerin, konnektör bölgesi, preparasyon yüzeyleri, diş boyun bölgesi ve kortikal kemik yüzeylerinde değerlendirilmesidir. Sol mandibular birinci molar eksikliğinde planlanan çalışmamızda, altın alaşım destekli porselen ve monolitik zirkonya materyalinden tasarlanan inley destekli ve geleneksel köprülerin oluşturduğu dört farklı grup yer almaktadır. Gruplara 600 N oblik ve aksiyel yük uygulanarak oluşan von Misses stres değerleri ve minimum principal stres değerleri ele alınmıştır. Araştırma üç boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile statik lineer analiz yapılarak gerçekleştirilmiştir. Uygulanan aksiyel ve oblik kuvvetler altında konnektör bölgesi değerlendirildiğinde, altın alaşım destekli modeller monolitik zirkonyum modellerine göre daha düşük stres birikimi göstermiştir. Aksiyel kuvvet altında inley destekli köprü modelleri, geleneksel köprü modellerine göre daha düşük stres birikimi göstermiştir. Oblik kuvvet altında ise, altın alaşım destekli porselen köprü tasarımları arasında fark gözlenmezken, monolitik zirkonya söz konusu olduğunda, inley köprüler geleneksel köprülere kıyasla daha yüksek stres birikimi göstermiştir. Preparasyon yüzeyleri değerlendirildiğinde monolitik zirkonya grupları, altın alaşım gruplarına göre daha yüksek stres birikimi göstermiştir. Hem geleneksel köprü hem de inley destekli köprü gruplarında, apikalde oluşan streslerde monolitik zirkonya, altın alaşıma göre daha yüksek stres birikimi göstermiştir. Boyun bölgesinde oluşan stresler değerlendirildiğinde ise, monolitik zirkonya, altın alaşım gruplarına kıyasla geleneksel köprüler ise, inley destekli köprülere kıyasla daha düşük stres birikimi göstermiştir. Kortikal kemikte oluşan stresler tüm gruplar için yıkıcı etkinin altında saptanmıştır. Ayrıca bu çalışmanın sınırları dahilinde, oblik kuvvetlerin aksiyel kuvvetlere karşı daha yıkıcı etkiye sahip olduğu gözlenmektedir. Bununla birlikte, ağız içi ortamın taklit edildiği in vitro çalışmaların yanı sıra, uzun dönemli klinik takip çalışmalarına da ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnley destekli köprü, Monolitik zirkonya, Sonlu eleman analizi Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no: D-DA 20/02) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir.
Hareketli protez kullanan parkinson hastalarının ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Araştırmada; hareketli protez kullanan sağlıklı bireyler ve Parkinson hastaları arasında ağız sağlığına ilişkin yaşam kalitesinin Parkinson hastalığının evreleri göz önünde bulundurularak, geleneksel tam ve hareketli bölümlü protezlerin yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi, kullanılan protez tipinin yaşam kalitesini olumlu veya olumsuz yönde etkileyen alanların belirlenmesi, yaş,cinsiyet ve eğitim gibi sosyodemografik verilerin yaşam kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. PH teşhisi konmuş, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran, hareketli protez kullanan hastalar ve sağlıklı bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara GOHAI ve OHIP-14 anketleri uygulanmıştır. Çalışmada Parkinson grubunda 60 ve sağlıklı birey grubunda 60 olmak üzere toplam 120 hasta verisi değerlendirilmiştir. Parkinson grubunda bulunan hastaların %30'u (n=36) Evre 1-2 ve %20'si (n=24) Evre 3-4 düzeyinde gözlenmiştir. Verilerin istatistiksel analizleri Ki-kare testi, Fisher exact, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov, Levene, Student's t-testi, Mann Whitney U testi ile gerçekleştirilmiştir. p değeri <0.05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. PH ile sağlıklı birey grupları hastaların cinsiyet ve eğitim düzeylerinin dağılımı ve kullanılan protez çeşitlerinin OHIP-14 ve GOHAI toplam puanına istatistiksel olarak etkisi olmamıştır. Parkinson grubunun OHIP-14 ve GOHAİ toplam puanları sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında daha yüksek bulunmuştur. TP ve HBP kullanan Parkinson hastalarının OHIP-14 ve GOHAI toplam puanları kontrol grubundan istatistiksel olarak yüksek olduğu gözlenmiştir.TP ve HBP kullanan Parkinson grubunda p3-4 evresindeki hastaların OHIP-14 ve GOHAI toplam puanları p1-2 evresindeki hastaların puanlarından istatistiksel olarak yüksektir. P1-2 evresinde olan hastalardan TP kullanan hastaların OHIP-14 ve GOHAI toplam puanları, HBP kullanan hastaların puanlarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur.P3-4 evresinde olan hastalardan TP kullanan hastaların OHIP-14 ve GOHAI toplam puanları, HBP kullanan hastaların puanlarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Parkinson hastalarında hastalığın ilerleyen dönemlerinde yaşam kalitesini arttırması bakımından diş hekimleri, hastaların fonksiyonel durumlarını, ağız hijyenine yönelik becerilerini ve protezlerin stabilizasyonunu değerlendirerek, en uygun protez türünü belirlemeleri önerilebilir.
Monolitik zirkonya yüzeylerde farklı bitirme işlemlerinin fırçalama abrazyonuna dayanımının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, glaze veya polisaj uygulanmış, farklı monolitik zirkonya (5Y-TZP) örneklerde, beş yıllık fırçalama simülasyonu sonrası meydana gelen yüzey pürüzlülüğü değişim miktarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Dört farklı marka monolitik zirkonya örnek grubu (E.max ZirCAD/MT, Katana/HT, Vita YZ/HT, Cercon/HT) 2×10×10 mm boyuta sahip olacak şekilde tasarlandı ve üretimi yapılıp sinterlendi. Örnekler; polisaj (OptraFine Polisaj Seti) veya glaze olmak üzere iki farklı yüzey bitim işlemi uygulanacak şekilde 2 gruba ayrıldı. Yüzey pürüzlülüğü optik profilometre (Zygo Newview 7200) ve atomik güç mikroskobu (MPF-3D Origin AFM) ile ölçüldü. Daha sonra tüm test grupları, beş yıllık diş fırçalamasını simüle etmek için bir diş fırçalama makinesi ile 50.000 tur fırçalandı. Simüle edilen fırçalamadan sonra, tüm test gruplarının yüzey pürüzlülüğü tekrar optik profilometre ve AFM kullanılarak ölçüldü. İstatistiksel analizler Shapiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Post Hoc Bonferroni testi kullanılarak yapıldı. Çalışmada anlamlılık değeri olarak p≤0,05 kullanıldı. Bulgular: Glaze veya polisaj uygulanmış, tüm test gruplarındaki örnekler, fırçalama simülasyonundan önce ve sonra benzer yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) göstermiştir. Pv değerine bakıldığında ise, hem glaze hem de polisaj uygulanmış gruplar, fırçalama sonrası fırçalama öncesine kıyasla daha az pürüzlü bir yüzeye sahip olmuştur (p≤0,05). Ra değerlerine göre yüzey pürüzlülüğü değişmemiştir, bu da ortalama pürüzlülük değerinin değişmediğini, sadece en yüksek tepeler ve en derin vadiler arasındaki mesafenin (Pv) azaldığını göstermektedir. En düşük yüzey pürüzlülük değerleri polisaj uygulanmış Vita marka örnek gruplarından elde edilirken, en yüksek değerler glaze uygulanmış DDcube marka örnek gruplarından elde edilmiştir. Sonuç: Polisaj uygulanmış örnekler, glaze uygulanmış örneklerle benzer pürüzlülük değerleri göstermiştir. Bu nedenle çalışmada kullanılan polisaj setinin, önerilen talimatlar dikkate alınarak uygulanması koşulu ile, monolitik zirkonya yüzeyinde glaze işlemi kadar etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, test edilen tüm 5Y-TZP monolitik zirkonya örneklerde beş yıllık fırçalama simülasyonunun ortalama yüzey pürüzlülüğü üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkiye sahip olmadığı sonucuna varılmıştır.
Farklı tip ve ağırlıktaki altyapı materyalleri ile oluşturulan implant üstü protezlerin kuvvet altında implant, abutment, vida, protez ve kemikte oluşturduğu stres dağılımının sonlu elemanlar stres analiz yöntemiyle incelenmesi
Farklı Tip ve Ağırlıktaki Altyapı Materyalleri ile Oluşturulan İmplant Üstü Protezlerin Kuvvet Altında İmplant, Abutment, Vida, Protez ve Kemikte Oluşturduğu Stres Dağılımının Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yöntemiyle İncelenmesi İmplant destekli protetik restorasyonların kullanımının, tam dişsiz hastaların rehabilitasyonunda iyi bir çözüm olduğu pek çok çalışma tarafından kanıtlanmıştır. All-on-four tedavi konsepti 2003 yılında Malo ve arkadaşları tarafından geliştirilen dişsiz arklarda; anterior bölgede 2 aksiyel, posterior bölgede 2 distale eğimli olmak üzere toplam 4 implant kullanılarak tam dişsiz çenelerin sabit protetik rehabilitasyonu için uygulanan bir tedavi seçeneğidir. İmplant destekli sistemlerin uzun dönemdeki başarısını etkileyen en önemli faktör biyomekaniktir. All-on-four tedavi konseptinde kullanılan alt yapı materyallerinin oklüzal kuvvetler altında oluşturduğu streslerin değerlendirildiği birçok çalışma bulunmasına karşın, protez ağırlığının hastanın protetik rehabilitasyonu üzerindeki biyomekanik etkisini gösteren çalışma sayısı yetersizdir. Bu çalışmanın amacı, tam dişsiz rezorbe alt çenede All-on-four konseptine göre yerleştirilmiş implantlar üzerinde kullanılacak farklı alt yapı materyallerinin ağırlıklarının ve oklüzal kuvvetlerin implant, abutment, vida, protez ve kemik üzerinde oluşturacağı stresi sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile değerlendirmektir. Bu çalışmada tam dişsiz alt çeneye, All-on-four tekniğine göre yerleştirilmiş implantların üzerine beş farklı altyapı (krom-kobalt, titanyum, zirkonya, FGR ve PEEK) ile tasarlanan protezler modellendi. Beş farklı altyapıdan oluşturulan aynı hacimdeki protez modellerinin yoğunluk=kütle/hacim formülünden hesaplaması yapılarak ağırlıkları hesaplandı ve oluşan stresler incelendi. Farklı tiplerde protezlerin ağırlığı çevre dokulardaki stresleri etkilemiştir. Çalışmada implant ve çevre dokularda Cr-Co, zirkonya ve titanyum gibi rijit altyapılarda fiber ve PEEK gibi elastik materyallere göre daha düşük stres değerleri ölçüldü. Materyalin kendi içinde oluşan stresler değerlendirildiğinde elastik modülü düşük olan fiber ve PEEK altyapılarda daha düşük stresler görüldü. Alt yapı materyalinin elastisite modülü arttıkça implant ve çevre dokularda uzun dönem başarı ve sağ kalım için riskin azaldığı gözlendi ve Cr-Co, Zr, Ti materyallerinin altyapı olarak kullanımının daha uygun olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diş implantı, Sonlu elemanlar analizi, Biyomekanik, Kemik dokusu
Fiber lazer uygulamalarının polietereterketon (PEEK) ile rezin siman arasındaki bağlantıya etkisnin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; ultrahızlı fiber lazerin PEEK'in yüzey pürüzlülüğüne ve rezin simanla olan bağlantıya etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada PEEK bloklardan 114 adet örnek (8x8x3 mm) elde edildi. Örnekler rastgele 10 ayrı gruba ayrıldı; 1. Grup (Ko); yüzey işlemi uygulanmayan (kontrol), 2. Grup (Ku); 50 μm Al₂O₃ ile kumlama, 3. Grup (KuMP); 50 μm Al₂O₃ ile kumlama ve metal primer uygulaması, 4. Grup (KuSP); 50 μm Al₂O₃ ile kumlama ve seramik primer uygulaması, 5. Grup (Uf); ultrahızlı fiber lazer (5w) uygulaması, 6. Grup (UfMP); ultrahızlı fiber lazer ve metal primer uygulaması, 7. Grup (UfSP); ultrahızlı fiber lazer ve seramik primer uygulaması, 8.grup (Er); Er, Cr; YsGG lazer (3w) uygulaması, 9. Grup (ErMP); Er, Cr; YsGG lazer ve metal primer uygulaması, 10. Grup (ErSP); Er, Cr; YsGG lazer ve seramik primer uygulaması. Örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümü profilometre ile yapıldı. Her gruptan bir örnek taramalı elektron mikroskobu (TEM) ile incelendi. Örneklere metal (Alloy Primer) veya seramik (Clearfil Ceramic Primer Plus) primer uygulaması yapıldı. Tüm örneklere adeziv ajan (Visio.link) ve rezin siman (Panavia SA Cement Plus) uygulaması yapıldı. Tüm örnekler 5000 siklusa kadar termal yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Makaslama testi uygulanarak kırılma değerleri hesaplandı. Her gruptan birer örnek TEM ve enerji dağılım spektrometresi (EDS) analiziyle incelendi. Veriler tek yönlü Anova ve Tukey'in post hoc testi ile analiz edildi. Bu çalışmada diğer yüzey işlemlerine göre en yüksek yüzey pürüzlülüğü değeri Er grubunda tespit edildi. Sonuçlara göre en yüksek bağlanma dayanım değeri Ku grubunda tespit edilirken, en düşük değerler sırasıyla Er, ErMP, ErSP, gruplarında bulundu. Er, Cr; YsGG lazer ile pürüzlendirilen örneklerin TEM görüntülerinde PEEK yüzeylerinde oluşan kraterimsi alanlara adezivin ve rezin simanın akamadığı görülmektedir. Uf grubu kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bağlantı değerleri gösterdi (p<0.05). Mekanik yüzey işlemleri sonrası metal ve seramik primer uygulaması bağlantı değerinde bir artış sağlamadı. Sonuç olarak, fiber lazer uygulamaları PEEK ile rezin siman arasındaki bağlantıyı artırmada kumlama işlemine bir alternatif olabilir. Ayrıca Er, Cr; YsGG lazer ile pürüzlendirme işlemi her ne kadar PEEK yüzeyinde retantif çukurlar oluştursa da adezivin ve rezin simanın bu çukurlara akamamasından dolayı yeterli mekanik kilitlenme elde edilememiştir.
Farklı yüzey işlemlerinin polietereterketon (PEEK) ile yumuşak astar materyali arasındaki bağlantıya etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; PEEK yüzeyine uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinin yüzey pürüzlülüğüne ve yumuşak astar materyali ile arasındaki bağlanma dayanımına etkisini araştırmaktır. CAD/CAM ve hassas kesme cihazı yardımıyla 7x7x2mm boyutlarında PEEK örnekler hazırlanmış ve uygulanacak yüzey işlemine göre rastgele 8 gruba ayrılmıştır (n=12): Grup 1; kontrol (herhangi bir yüzey işlemi uygulanmamış), Grup 2; %98'lik sülfürik asit uygulaması, Grup 3; 50µm Al2O3 ile kumlama, Grup 4; 110µm Al2O3 ile kumlama, Grup 5; Er, Cr: YSGG lazer (2W), Grup 6; Er, Cr: YSGG lazer (3W), Grup 7; ultrahızlı fiber lazer (5W), Grup 8; ultrahızlı fiber lazer (10W). Uygulanan yüzey işlemleri sonrası tüm örneklerin profilometre ile pürüzlülük değerleri ölçüldü ve her gruptan seçilen birer örneğin Taramalı Elektron Mikroskopu (TEM) altında yüzey incelemesi yapıldı. Sonrasında PEEK örneklere yumuşak astar materyali bağlandı. Tüm örneklere 5000 siklus termal yaşlandırma işlemi uygulandı ve örnekler universal test cihazına bağlanarak çekme bağlanma dayanım değerleri tespit edildi. Örneklerin kopma yüzeyleri stereomikroskopla incelendi ve kopma tipleri belirlendi. Tüm gruplardan her kopma tipine göre temsilen bir örneğe TEM ve Enerji Dağılım Spektrometresi (EDS) analizi yapıldı. Elde edilen yüzey pürüzlülüğü ve bağlanma dayanımı verilerinin tek yönlü ANOVA ve Tukey's post hoc testi ile istatistiksel analizi yapıldı. 3W Er, Cr: YSGG lazer grubundaki örneklerde en yüksek yüzey pürüzlülük değerleri elde edilirken, en yüksek bağlanma dayanımı değeri 110µ Al2O3 partikülleri ile pürüzlendirme yapılan örneklerde tespit edildi. En düşük yüzey pürüzlülük ve bağlanma dayanımı değerleri kontrol grubunda görüldü. 110µm Al2O3 ile kumlama grubu, tüm gruplardan istatistiksel olarak daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterdi (p<0.05). 5W ultrahızlı fiber lazer uygulaması hariç tüm lazer grupları kontrol grubundan daha yüksek bağlanma dayanım değerleri gösterdi (p<0.001). Sülfürik asit uygulanan örneklerin bağlanma dayanımı değerleri kontrol grubu ile benzer bulundu. Sonuç olarak lazer uygulamaları parametreleri doğru seçilmek kaydıyla PEEK ile yumuşak astar materyali arasındaki bağlanma dayanımını arttırmak için kumlama işlemine alternatif olarak kullanılabilir.
Yeni nesil CAD/CAM materyallerin yüzeylerinde farklı yüzey bitirme işlemleri sonrasında gastrik sıvı etkisi ile oluşabilecek bakteriyel adherensin araştırılması
Çalışmanın amacı; diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılan estetik CAD/CAM restoratif materyallerin yüzeyinde oluşabilecek bakteriyel adherense, farklı yüzey bitim işlemlerinin ve gastrik sıvının etkisinin değerlendirilmesidir. Bu çalışmada, Vita Enamic (EN), Vita Suprinity (SP), Cerasmart (CS), Lava Ultimate (LU) ve IPS e.max ZirCAD (ZC) materyalleri kullanıldı. 5x5x1 mm boyutlarında toplam 160 adet örnek elde edildi (n=8). Örneklere polisaj (P) veya glaze (G) yüzey işlemleri uygulandı. Sonrasında örnekler in-vitro şartlarda 24 saat gastrik sıvıya maruz bırakıldı ve otoklavda steril edildi. Örnekler sentetik tükürükte 1 saat bekletildi. Örneklerin S. mutans suşu ile inkübasyonu ardından yüzeyde oluşan S. mutans kolonileri sayıldı. Üç yönlü Anova ve Bonferroni testi ile istatistiksel analizleri yapıldı (p<0.05). Materyal*yüzey bitirme faktörlerinin ikili etkileşiminin bakteriyel adherens miktarını anlamlı derecede etkilemediği bulundu (p>0.05). Materyal*gastrik sıvı ve yüzey işlemi*gastrik sıvı faktörlerinin ikili etkileşiminin bakteriyel adherens miktarını anlamlı derecede etkilediği bulundu (p<0.001). Materyal*yüzey işlemi*gastrik sıvı* her üç parametrenin de S. mutans adherens miktarına etkisi istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.01). Kontrol gruplarında (gastrik sıvı uygulanmayan), yüzey bitirme işlemlerinin S. mutans adherens miktarını farklı etkilemediği görüldü (p>0.05). Gastrik sıvı uygulanan örneklerde ise, farklı yüzey bitirme işlemlerinin gruplar arasında anlamlı farklılıklar oluşturduğu gözlendi (p<0.05). Gastrik sıvı uygulanan glazeli SP ve CS gruplarında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar oluştu (p<0.05). Yüzey işlemlerinden bağımsız olarak gastrik sıvı; EN, SP, CS, LU, ZC yüzeylerinde S.mutans adherens miktarını arttırıcı etki göstermektedir. Gastroözofajial reflü ya da bulimia hikayesi olan hastalarda glaze uygulanmış SP ya da CS materyallerini tercih etmek bakteriyel tutulumun daha az olması için uygun olacaktır.
Farklı altyapı materyalleriyle üretilmiş diş-implant destekli sabit protezlerdeki stres dağılımının sonlu elemanlar analizi yöntemiyle incelenmesi
Bu çalışmada doğal diş ve dental implant destekli sabit protetik restorasyonlarda kullanılan farklı elastisite modülüne sahip protetik materyallere gelen kuvvetlerin doğal diş, dental implant, bağlantı vidası, abutment, protetik materyal ve kemik üzerinde oluşturduğu streslerin sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 34 numaralı doğal dişten ve 36 numaralı bölgeye yerleştirilen dental implanttan destek alan üç üyeli sabit protez ve bu protezi çevreleyen kemik kesitini içeren üç adet üç boyutlu model bilgisayar ortamında sanal olarak oluşturulmuştur. Bu üç boyutlu modellerde protetik materyal olarak krom-kobalt (Cr-Co), zirkonya (Zr) ve polieter eter keton (PEEK) kullanılmıştır. Çalışmamızda periodontal ligament non-lineer olarak modellenirken doğal diş, dental implant, bağlantı vidası, abutment, protetik materyal ve kemik lineer olarak modellenmiştir. Bu çalışmada premolar dişlerin her birine 100 N, molar dişe 200 N olmak üzere toplam 400 N değerinde vertikal ve oblik yönlü kuvvet uygulanmıştır. Bu kuvvetlerin kortikal ve trabeküler kemikte oluşturduğu maksimum-minimum asal stresler ile doğal diş, dental implant, bağlantı vidası, abutment ve protetik materyalde oluşturduğu Von Mises stresleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre PEEK materyalinin kullanıldığı modelde vertikal ve oblik kuvvet uygulamaları sonucunda doğal diş, protetik restorasyon ve bağlantı vidası üzerinde oluşan Von Mises stresleri ile peri-implant kortikal kemikte oluşan minimum asal stresler diğer modellere göre daha yüksek tespit edilmiştir. Vertikal kuvvet uygulaması sonucunda Cr-Co ve Zr materyalinin kullanıldığı modellerde peri-implant kortikal kemikte oluşan minimum asal stresler kemiğin tüm bölgelerinde benzer dağılım gösterirken, PEEK materyalinin kullanıldığı modelde peri-implant kortikal kemiğin distalinde yoğunlaşmıştır. Modellerin tümünde oblik kuvvetlerin kortikal kemik üzerinde oluşturduğu minimum asal stresler vertikal kuvvetlere göre daha yüksek tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda doğal diş-dental implant destekli sabit protezlerde, PEEK materyaline kıyasla daha rijit materyaller olan Zr ve Cr-Co kullanılmasının, yükleme sonucunda peri-implant bölgede oluşan streslerin dağılımlarını ve büyüklüklerini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Doğal diş-dental implant destekli sabit protezlerde elastisite modülü yüksek protetik materyallerin kullanılması biyomekanik açıdan daha avantajlı olabilir.
Ti-Base restorasyonlarda kullanılan materyallerin diş eti hücrelerine bağlantılarının in-vitro değerlendirilmesi
İmplant diş hekimliğinde ise metal abutmentların yaratacağı estetik sorunları ve intraoral simantasyon sonucunda oluşabilecek olan enflamasyonu ortadan kaldırmak için Ti-Base abutment kullanımı önerilmektedir. Dijital diş hekimliğinde kullanımı çok yaygın olan CEREC sisteminin 5.2.4 sürümünde Ti-Base ile uyumlu materyaller olarak IPS e.max CAD (Ivoclar, Lihtenştayn), inCoris ZI (Dentsply Sirona, ABD), CEREC Tessera (Dentsply Sirona, ABD) ve Enamic IS (VITA Zahnfabrik, Almanya) belirtilmiştir. Enamic IS materyalinin hem feldspatik porselen hem de rezin içeren bir hibrit materyal olması sebebiyle yapılacak bu araştırmada bu materyal dahil edilmemiştir. Bu çalışmada amaç günümüzde sıkça kullanılan Ti-Base restorasyonlar ile uyumlu olan yukarıda bahsi geçen materyallerin diş eti ile olan yakından ilişkisini daha derinlemesine araştırmaktır. IPS e.max CAD (LD), inCoris ZI (ZR) ve CEREC Tessera (ALD) materyalleri çalışmaya dahil edilmiştir. Hücre hattı olarak insan gingival fibroblastlar (HGF) kullanılmıştır. Her grup için 13'er tane olmak üzere 5×5×1.5 ± 0.05 mm boyutlarında örnekler hazırlanmıştır. ZR ve LD gruplarının yüzeyleri polisajlanırken ALD grubunun yüzeyine CEREC 5.2.4 sürümüne göre glaze uygulanmıştır. Çalışmada öncelikle materyallerin yüzey pürüzlülükleri ölçülmüştür. Hücrelerin materyallerle 24, 48 ve 72 saatlik inkübasyonu sonrasında MTT testi ile materyallerin sitotoksisiteleri değerlendirilmiştir. Materyallere adezyon ise 7 günlük inkübasyon sonrası yapılan integrin β4 seviyelerini değerlendiren ELISA testi ile ölçülmüştür. 24, 72 ve 168 saatlik inkübasyon sonunda alınan SEM görüntüleri (100, 500, 1800 ×) ile hem materyallerin yüzey özellikleri hem de hücre morfolojilerinin değişimi incelenmiştir. Değerlendirmeler IBM SPSS v29 (IBM Corporation, ABD) programında yapılmıştır. İstatistiki anlamlılık için tip 1 hata değeri (p) <0.05 olarak kabul edilmiştir. Shapiro - Wilk ve Kolmogorov – Smirnov testleri, bağımlı örneklem t testi, ANOVA ve post-hoc Tukey's HSD testleri, bağımsız değerler medyan testi ve Pairwise karşılaştırma testleri ile deskriptif istatistik kullanılmıştır. Yüzey parlatma işlemleri bütün materyaller için yüzey pürüzlülüğünü anlamlı olarak düşürmüştür. Polisajlanmış ZR ile polisajlanmış LD ve glaze uygulanmış ALD'nin yüzey pürüzlülükleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Ancak polisajlanmış LD ve glaze uygulanmış ALD'nin yüzey pürüzlülüğü arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bütün materyaller ISO 10993-5 standartına göre bütün zaman aralıklarında sitotoksik olmadıklarını göstermişlerdir. Materyal yüzeylerine hemidesmozomal bağlantı ZR yüzeylerde en yüksek seviyededir. ZR ile LD örnekler arasında anlamlı bir fark izlenirken ALD grubunun ZR ve LD grupları ile arasında anlamlı bir fark yoktur. SEM görüntülerinde ZR'ye hücresel adezyon daha erken tamamlanmıştır ancak 7. gün sonunda bütün gruplar benzer sonuçlar vermiştir. Çalışmanın limitasyonları ve sonuçlarına göre Ti-Base restorasyonların özellikle diş etine temas eden bölgelerinin polisajlanmış zirkonyadan yapılması önerilmektedir.
Zirkonya materyallerinin farklı yüzey bitirme işlemleri sonrası renk değişiminin karşılaştırılması
Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı translüsensiye ve farklı kalınlığa sahip zirkonya materyallerinin yüzey bitirme işlemleri sonrası yüzey özelliklerinin incelenmesi ve termal döngü ile yüzey renklendirici bir ajana maruz bırakılması sonucu yüzey renklenmelerinin karşılaştırılmasıdır. Bu tez çalışmasında Vita (VITA Zahnfabrik, Almanya) markasına ait, sırayla 4Y-TZP ve 5Y-TZP içeriklerine sahip süper translüsent ve ekstra translüsent monolitik zirkonya diskler frezelenerek, yarısı 0,8 mm diğer yarısı 2 mm kalınlıkta olan toplam 128 adet blok hazırlanmış ve sinterlenmiştir. Belirlenen çalışma grupları doğrultusunda, GrSinter grubundaki örneklere (n=32) sinterizasyon sonrasında herhangi bir yüzey bitirme ve polisaj işlemi uygulanmamıştır. GrFırın grubundaki örnekler (n=32) sinterizasyondan sonra 3 defa tekrarlanan fırınlama işlemine tabi tutulmuştur. GrGlaze grubundaki örneklere (n=32) elmas frezle yüzey aşındırması yapıldıktan sonra glaze uygulanmıştır. GrPolisaj grubundaki örnekler (n=32) yüzey aşındırmasından sonra polisaj kitiyle polisajlanmıştır. Ardından tüm örneklere 5000 döngüde termal yaşlandırma uygulanmıştır ve başlangıç (T0) renk ölçümleri Vita Easyshade (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen ve Almanya) spektrofotometre ile yapılmıştır. 60 gün boyunca 37°C etüvde hazır kahve solüsyonu içerisinde bekletilen örneklerin renk ölçümü 1. hafta (T1), 2. hafta (T2), 1. ay (T3) ve 2. ayda (T4) tekrarlanmıştır. Tüm örneklerin yüzey pürüzlülüğü Perthometer M2 profilometre cihazı (The Universal Standard Instrument Mahr GmbH ve Almanya) ile ölçülmüştür. Bu çalışmada 1 ve 3,5 arasındaki renk değişim (ΔE) değerleri klinik olarak kabul edilebilir olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda neredeyse tüm örneklerde ΔE>3,5 olarak bulunmuştur. Yalnızca GrGlaze XT 2 mm grubundaki örneklerdeki renklenme diğer tüm gruplara göre klinik olarak kabul edilebilir olarak bulunmuştur. Zirkonya kalınlığının Ra değerini etkilemediği (p>0,05) ancak, ΔE değerini etkilediği sonucuna varılmıştır (p<0,001). İnce örneklerde ΔE değeri, kalın örneklere kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Ra değeri en yüksek GrSinter ve GrFırın gruplarında bulunurken, en düşük GrGlaze grubunda bulunmuştur. Zirkonyanın translüsensi farkı Ra ve ΔE değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmamıştır (p>0,05). Anterior bölge restorasyonlarında kullanılan translüsent monolitik zirkonyanın renk stabilitesinin korunması estetik açıdan önemli olduğu için bu in vitro çalışmanın sonuçlarının da günümüzde anterior bölgede sıkça tercih edilen ve yeni geliştirilen translüsent monolitik zirkonyaların, renklenme potansiyeline bağlı olarak klinik seçimine yön verme konusunda bilgi vereceği düşünülmektedir. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no: D-KA24/08) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Translüsent monolitik zirkonya, Polisaj, Glaze, Renklenme.
Farklı endokron tasarımlarında bitim hattı ve kavite derinliğinin ağız içi tarayıcı hassasiyetine etkileri
Ağız içi tarayıcılar kullanılarak elde edilen dijital ölçülerde farklı pulpal kavite derinliklerinin tarama hassasiyetini etkilediği rapor edilmiştir. Bununla birlikte, güncel ağız içi tarayıcılar ile endokron preparasyonlarında farklı kavite geometrilerinin dijital ölçü hassasiyetine etkisi ile ilgili çalışmalar yetersizdir. Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı endokron tasarımları ve bitim hatlarının ağız içi tarayıcı hassasiyeti üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla, iki farklı kavite derinliği (2 mm ve 4 mm) ve üç farklı okluzal geometriye (servikal çizginin 2 mm okluzalinde shoulder, servikal çizginin 4 mm okluzalinde shoulder ve butt marjin) sahip altı adet prepare diş modeli oluşturuldu. Her grupta, laboratuvar tarayıcısı (Medit T310) ile elde edilen dijital veriler referans model olarak kullanıldı. Modeller dört farklı ağız içi tarayıcı (Trios 3, Medit i600, Helios 600, Trios 5) ile tarandı (n=10). Referans veriler ile ağız içi tarayıcılardan elde edilen dijital ölçü verileri best-fit programıyla çakıştırılarak ölçü hassasiyeti değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (Versiyon 22, SPSS Inc, Chicago, IL, ABD) paket programı kullanıldı. Karşılaştırılan gruplar arasında varyansların homojenliği varsayımını sınamak için Levene testi kullanıldı. Normal dağılıma uyan ilişkili sayısal verilerin tarayıcılar arasında karşılaştırılması için Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi (ANOVA), normal dağılıma uymayan ilişkili sayısal verilerin tarayıcılar arasında karşılaştırılması için Friedman testi kullanıldı. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlenen Tekrarlı Ölçümlerde ANOVA ve Friedman testi sonrasında farklılığın hangi tarayıcılar arasında olduğunu belirlemek için Bonferroni düzeltmeli post-hoc ikişerli karşılaştırma testleri kullanıldı. Tüm analizler için istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Tüm ağ ız iç i tarayıcılar iç in shoulder bitiş sınırına sahip modeller daha yüksek sapma değerleri gösterdi (p<0.05). 2 mm pulpal kavite derinliği ve 4 mm pulpal kavite derinliğine sahip modeller arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,741). Tüm örnekler için klinik olarak kabul edilebilir hassasiyette dijital ölçüler elde edildi. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no: D-DA24/03) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Endokron, ağız içi tarayıcı, bitim hattı, kavite derinliği, hassasiyet.
Tam dişsiz üst çene ALL-ON-FOUR immediat yükleme protokolünde bruksizmin ve geçici protez materyallerinin strese etkisi: Sonlu eleman analizi
Bu çalışmada tam dişsiz üst çenede dört implant üzerine all-on-four konseptine uygun olarak planlanan immediat geçici protez uygulamasında, bruksizmin ve protez materyal farklılığının, implantlar çevresindeki kortikal ve spongioz kemikte oluşturduğu stresin incelenmesi ve kıyaslanması amaçlanmaktadır. Tam dişsiz çenelerde geleneksel tam protez uygulamasının fonksiyon ve kullanım sürecinde yarattığı kısıtlama ve problemlerin çözülmesi amacıyla günümüzde implant destekli sabit restorasyonlar tercih edilmektedir. Yeterli kemik hacmi bulunmayan hastalarda ileri cerrahi işlemlerden kaçınmak, maliyeti düşürmek ve kantilever mesafesinin oluşturacağı stresi azaltmak amacıyla all-on-four implantasyon protokolü geliştirilmiştir. İmplantasyon sonrası daimi restorasyonun yükleneceği sürece kadar hastalara immediat sabit geçici restorasyon uygulaması yaygınlaşmıştır. Literatür taramasında immediat all-on-four geçici protez materyali olarak tercih edilen güçlendirilmiş polimerlerin monoblok olarak kullanımıyla ilgili kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Yine yapılan çalışmalar incelendiğinde bruksist bireylerde artan çiğneme kuvvetleri ve parafonksiyonel kuvvetlerin all-on-four protez uygulamasına ve immediat yüklemeye etkisiyle ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmada, bruksizm varlığında all-on-four implantasyon sonrası immediat yüklemede üç farklı polimer monoblok olarak üretilerek uygulanmış ve statik ve dinamik yükleme altında incelenmiştir. Tam dişsiz üst çeneye lateral diş bölgesine dik, ikinci premolar bölgesine 45 derecelik açıyla all-on-four konseptine uygun implantlar yerleştirilmiştir. Polimetilmetakrilat(PMMA), Polietereterketon(PEEK), Polieterketonketon(PEKK) olmak üzere üç farklı polimerden monoblok protezler tasarlanmıştır. Karşıt ark doğal dentisyon olarak planlanmıştır. Bruksizmi taklit etmek amacıyla; diş sıkma aktivitesini göstermek için artmış dik, diş gıcırdatma aktivitesini göstermek için de oblik olmak üzere iki farklı açıda kuvvet oluşturulmuştur. 10 saniyelik bruksizm atağı taklit edilecek şekilde kuvvetler dinamik bir yüklemeyle uygulanmıştır. Tek vaka tasarımında 3 materyal ve 2 farklı kuvvet senaryosu olmak üzere 6 modelde stres analizi incelenmiştir. Gerilim analiz yöntemlerinden, bilgisayar ortamında çalışan ve en detaylı sayısal değerleri veren üç boyutlu SEA(Sonlu Eleman Analizi) yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada implant ve dayanaklarda elde edilen von Mises stres değerleri kırılma değerlerinin altında gözlenmiştir. Spongioz ve kortikal kemikte elde edilen maksimum asal gerilme değerleri kemik rezorpsiyonunun başlayacağı bildirilen değerlerin altında ölçülmüştür. Statik yükleme koşulları altında elde edilen stres değerleri dinamik yükleme değerlerinden daha yüksek çıkmıştır. PEKK ile oluşturulan modelde protezde yer değiştirme miktarı, implant, dayanak ve kortikal kemikte ölçülen stres değerleri PEEK ve PMMA ile oluşturulan modellerden daha düşük bulunmuştur. Çalışma sonucunun, özellikle bruksist hastalarda, immediat protez uygulamalarında geçici protez materyal seçiminde yol gösterici olması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: all-on-four, immediat yükleme, bruksizm, sonlu eleman analizi Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış(Proje no: D-DA 21/01) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir.
İmplant destekli hareketli bölümlü protezlerde ana bağlayıcı ve tutucunun strese etkisi: Sonlu eleman analizi
İmplant destekli hareketli bölümlü protezler (İDHBP), dişsiz sonlanan vakalarda hareketli bölümlü protezlerin, implant ile tutuculuğunun arttırıldığı bir tedavi yaklaşımıdır. İmplant yerleşimi ile retansiyon ve stabiliteye katkı sağlanırken, implant çevresi kemiğin korunması ve hasta konforunun artması gibi avantajları da mevcuttur. Ancak bu tarz protezlerde dişsizliğe komşu son dayanak dişte ve implant çevresinde stres oluşumu görülecektir. İDHBP'lerde ana bağlayıcı rijitliğinin ve tutucu tipi değişiminin destek dokularda oluşan stresi etkileyeceği düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı İDHBP'lerde ana bağlayıcı ve tutucu tipi değişimi ile implant ve çevreleyen kemikte, son dayanak dişte, periodontal ligamentinde ve çevreleyen kemikte oluşan stres dağılımının incelenmesidir. Sağ, sol kesici ve kanin dişlerin mevcut olduğu çift taraflı dişsiz sonlanan bir üst çene modeli planlanmış, her iki tarafta birinci büyük azı diş bölgelerine implant yerleşimi ile İDHBP tasarlanmıştır. Ana bağlayıcı olarak U plak ve anterior posterior palatal bant (APPB), tutucu olarak Novaloc ve top başlı tutucu sistem kullanılmıştır. İki farklı ana bağlayıcı ve iki farklı tutucu tipi ile toplam dört farklı modelde 200 N vertikal ve 200 N oblik yük uygulanarak, son dayanak diş olan kanin diş, kanin dişin periodontal ligamenti ve implantta oluşan von Mises stres değerleri, diş ve implantı çevreleyen kortikal ve spongioz kemikte oluşan minimum ve maksimum principle stres değerleri ve dağılımı incelenmiştir. Araştırma üç boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile statik lineer analiz yapılarak gerçekleştirilmiştir. Kullanılan ana bağlayıcılar kıyaslandığında çalışmamızın sonuçlarına göre; vertikal ve oblik yükler altında kanin dişte oluşan von Mises stres değerleri incelendiğinde, U plak kullanımında dişte daha çok stres oluşumu gözlenmiştir. İmplantta oluşan von Mises stres değerlerini incelendiğinde, vertikal ve oblik yükler altında APPB kullanımında implantta daha çok stres oluşumu gözlenmiştir. Kortikal ve spongioz kemikte oluşan minimum ve maksimum principle stres değerleri incelendiğinde ise ana bağlayıcılar arasında belirgin farklılık bulunmamıştır. Kullanılan tutucu sistemler kıyaslandığında çalışmamızın sonuçlarına göre; implant ve implantı çevreleyen kortikal kemikte oluşan stres değerleri Novaloc tutucu sistem kullanımında daha yüksek tespit edilirken, diş, periodontal ligament ve çevreleyen kemikte oluşan stresler Novaloc ve top başlı tutucu sistemde belirgin farklılık göstermemektedir. Ayrıca bu çalışmanın sınırları dahilinde, oblik kuvvetlerin vertikal kuvvetlere karşı daha yıkıcı etkiye sahip olduğu gözlenmektedir. Biyomekaniğin daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla implant çevresindeki kemiğin mekanik özellikleri, protezleri destekleyen mukozanın özellikleri ve ağızda oluşan kuvvetler gibi, laboratuvar koşullarında taklit edilmesi zor değişkenlerin etkilerinin incelendiği uzun dönem klinik çalışmaların yapılması gereklidir.
Okluzal vidalı dayanak kullanımında konvansiyonel ve dijital ölçü yöntemlerinin tutarlılığının incelenmesi
Multiunit dayanaklar kullanılan klinik durumlarda, dayanaklar yerleştirilmeden alınan ölçülerle elde edilen modellerin ve dayanaklar yerleştirilip implantların açılarının düzeltilmesinden sonra alınan konvansiyonel ve dijital ölçülerle elde edilen modellerin tutarlılığının ve doğruluğunun incelenmesidir. Çalışmamızda, dişsiz ana modele üç implant yerleştirildikten sonra ölçü alınması prosedürleri uygulanacaktır. Ölçüler, multiunit dayanaklar yerleştirilmeden önce ve yerleştirildikten sonra, açık kaşık ile polivinilsiloksan kullanılarak konvansiyonel yöntemlerle ve dijital olarak elde edilecektir. Yapılan ölçümlerde konvansiyonel olarak ölçü alınan multiunit dayanak kullanılmayan grup (K1), konvansiyonel olarak ölçü alınan multiunit dayanak kullanılan grup (K2) ve dijital olarak ölçü alınan ve multiunit dayanak kullanılan grup (D) 0° 17° 30° açı değişkenlerinin ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (Sırasıyla (p=0.003, p=0.028 ve p=0.002)). Çoklu karşılaştırma testine göre (post-hoc test; Tukey) K1 grubundaki açı değişkenlerinin ortalama değerleri, K2 ve D grubundaki değerlerden anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). Bu bulgular göz önünde bulundurulduğunda ölçü tekniği, dayanak kullanımı ve implantların yerleştirilme açısının etkili değişkenler olarak tanımlanabileceği sonucuna varılabilir. Elde edilen verilerin ışığında bu çalışmanın, multiunit dayanak gereksiniminde klinikte kullanılacak ölçü maddesi ve yöntemi ile ilgili yönlendirici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dental implant, Ölçü teknikleri, Multiunit dayanak
Anterior diş şekillerinin yüksek gülme hattına sahip hastalarda estetik parametreler üzerine etkisi
Gülümseme insanın kendisini ifade ettiği sözlü olmayan iletişimin en iyi yollarından birisidir. Gerek estetik kaygılar ile gerekse de diş kayıpları nedeni ile gülüşün yeniden tasarlanması gerektiği durumlarda anterior diş şekillerinin belirlenmesi çok önemlidir. Özellikle yüksek diş eti görünürlüğü (gummy smile) olan hastalarda diş şekilleri gülüş sırasında kapladığı yer açısından fark yaratacaktır. Anterior diş şekilleri çeşitli literatürlerde yüz şekli ile ilişkilendirilse de herhangi bir bağlantının olmadığını öne süren yayınlar da vardır. Yapılan çalışmalarda popülasyonda gummy smile'a sahip bireylerin oldukça yaygın olduğu gösterilmiştir. Bundan dolayı da kliniğe başvuran hastaların büyük bir çoğunluğunda gummy smile olacağını varsayılabilir. Gummy smile hastalarında uygulanacak olan restoratif işlemler de estetik açıdan daha zorlayıcı olacaktır. Tez çalışmasında diş formu farklarının özellikle yüksek diş eti görünürlüğü olan hastalarda estetik kabul edilebilirlik açısından değerlendirilecektir. Sonrasında yüz şekilleri ile diş şekilleri karşılaştırılıp günlük klinik kullanımında anterior diş şekillerini değiştirerek estetik olarak daha kabul edilebilir sonuçlara nasıl ulaşılacağı amaçlanmaktadır. Adobe Photoshop CS programı kullanılarak onam alınmış modellerin yüzleri birleştirilerek kimliksiz bir yüz oluşturulmuştur. Daha sonra elde edilen bu yüz literatürde yer alan kare, oval ve üçgen formlara göre ayarlanmıştır. Modellerden elde edilen diş fotoğrafları literatürde yer alan kare, oval ve üçgen formlara getirilip yüzler ile birleştirilmiştir. Birleştirilen yüzlerde diş eti seviyeleri normal ve gummy smile seviyesinde olacak şekilde ayarlanmıştır. Diş eti rengi ve dudak rengi algısını da değerlendirmek için dudak rengi ve diş eti rengindeki kırmızı rengi %20 oranında arttırılıp azaltılarak yeni modeller elde edilmiştir. Elde edilen modeller Free Online Surveys (www.freeonlinesurveys.com) internet sitesi kullanılarak mobil uyumlu bir anket haline getirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre gruplarda diş şekilleri ve yüz şekilleri arasında bir uyum büyük oranda gözlenmemiş olup gummy smile diş eti seviyesinde diş görünürlüğü en fazla olan kare modeller en az oranda tercih edilmiştir. Diş eti dağılımı daha dengeli olan oval ve üçgen diş formları daha yüksek oranda tercih edilmiştir. Sonuçlara göre %20 oranında daha kırmızı dudak rengi bütün çalışma gruplarınca yüksek oranda tercih edilmiş olup diş eti rengi açısından bakıldığında da normal diş eti rengi daha yüksek oranda estetik bulunmuştur. Çalışma sonuçlarının özellikle yüksek estetik beklentiye sahip ve de gummy smile hastalarına uygulanan ön bölge restorasyonlarında diş formlarını değiştirerek beğeni oranını nasıl arttırabileceğine dair klinisyenlere bir rehber olması amaçlanmaktadır. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no:D-KA22/01) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Diş şekli, Gummy smile, Yüz şekli.
Yüksek performans polimerlerinin dayanak materyali olarak kullanımının sonlu eleman analizi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada, şu anda üzerinde çokça araştırmalar yapılan Yüksek Performans Polimerleri olarak adlandırılan, Polietereterketon (PEEK) ve Polieterketonketon'un (PEKK) dayanak materyali olarak ve %5 mol İtriyum içeren Parsiyel Stabilize Zirkonya'nın (5Y-PSZ) monolitik üst yapı materyali olarak kullanımının implant çevresindeki kemikte, implantta ve dayanak vidasında oluşturduğu stres dağılımının incelenmesi amaçlanmıştır. Çeşitli nedenlerle kaybedilen dişlerin yerini, hem fonksiyonel, hem de estetik açıdan restore etmek amacıyla uzun süredir dental implantlar kullanılmaktadır. Kaybedilen dişin restorasyonu için kullanılan dayanak ve üst yapı materyali, hem estetik hem de fonksiyon açısından büyük önem taşımaktadır. Yıllardır sıkça kullanılan ve altın standart olan titanyum dayanaklar yerine, metal içermeyen, korozyon ihtimali olmayan, daha estetik sonuçlar vadeden ve şok absorpsiyon özelliği olan PEEK ve PEKK dayanaklar alternatif bir seçenek olmuştur. Ayrıca zirkonyaya göre de diş dokularına daha yakın elastik modülüse sahip olmaları, iletilen stres yönünden daha avantajlı materyal alternatifleri olacağını düşündürmektedir. Bu nedenle, çalışmada PEEK ve PEKK materyallerini dayanak materyali olarak kullanıp, implantta, peri-implant kemikte ve dayanak vidasında oluşan stres değişimleri incelenmiştir. Bu çalışmada, maksiller sağ üst kesici dişin olmadığı bir üst çene modeli planlanmıştır. Titanyum implant üzerine, titanyum, zirkonya, PEEK ve PEKK olmak üzere toplam 4 farklı dayanak materyali ve üst yapı olarak ise, monolitik zirkonyadan üretilen tek kron tasarlanmıştır. Toplamda 4 farklı çalışma grubu planlanmıştır. Normal çiğneme kuvvetini taklit edecek şekilde, implantın uzun aksıyla 45 derece açı yapacak şekilde, palatinalde insizal kenarın 2mm altından olacak şekilde 178N kuvvet uygulanmıştır. Sonlu Eleman Analizi (SEA) yöntemi, kompleks yapıları küçük elemanlara ayırarak, matematiksel olarak modelleyen ve çözümleyen sayısal bir yöntemdir. SEA sayesinde in vivo veya in vitro olarak değerlendirilmesi çok zor olan kemik yüzeyleri ve implantlar yüzeyleri gibi bölgelerin değerlendirilmesi mümkün olmuştur. Bu çalışmada da peri-implant kemikte, implantta ve dayanak vidasında oluşacak olan stresin değerlendirilmesinde üç boyutlu SEA yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada üstyapıda oluşan stres değerleri tüm modellerde benzer ve klinik olarak kabul edilebilir değerlerdir. Ayrıca, implant, dayanak ve vidada görülen en düşük von Mises değerleri zirkonya dayanak kullanılan modeldedir. PEEK ve PEKK'den üretilen dayanaklar, implant, vida, üstyapı, kortikal ve trabeküler kemikte benzer stres değerlerine neden olmuştur. Ayrıca PEEK dayanağa sahip modelde, kortikal kemikte en yüksek gerilme değeri bulunmuştur. Dayanak materyal seçiminde PEEK ve PEKK materyalinin kullanılmasıyla, peri-implant kemikte, implantta ve dayanak vidasında oluşacak olan stresin ve dolayısıyla implant tedavisinin başarısının etkileneceği düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmanın sonuçlarıyla birlikte hangi dayanak ve üst yapı materyalinin seçilmesi konusunda klinik uygulamalara ışık tutması beklenmektedir.
İki farklı kemik tipinde kron/implant oranındaki değişikliğin stres oluşumuna etkisinin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi ile değerlendirilmesi
ÖZETDental implantlar total ve parsiyel dişsizliği olan hastaların tedavisinde yaygınolarak kullanılmaktadırlar. Diş kayıpları zaman içinde alveol kemiklerde atrofiye nedenolur. Üst çenede atrofi dikey ve bukkopalatinal yönde oluşur. Üst çene kemikyoğunluğunun alt çeneye göre daha düşük olması, implant ankrajı ve oluşan kuvvetlerikarşılama özelliğini olumsuz etkiler. Mevcut kemik miktarı, kalitesi ve yoğunluğu(densitesi) uygulanan implantların başarısı için çok önemlidir. Üst çenede daha çok Tip 3ve Tip 4 kemik görülür. İmplant destekli protezlerin başarısını etkileyen başlıcafaktörlerden biri de biyomekanik prensiplerin dikkate alınmasıdır. Fonksiyon sırasındahem üst yapı hem de implant eksternal ve internal kuvvetlerin etkisinde kalır. Kemik,implant ve uygulanan restorasyonlarda oluşan fonksiyonel stresleri ölçmek amacıylabirçok analiz yöntemleri kullanılmaktadır. Sonlu elemanlar stres analizi yöntemi implant-kemik ilişkisinin değerlendirilmesi veya kemiğin modellenmesi için uygun bir yöntemdir.Çoğunlukla arka bölgede görülen tek diş eksikliği olgularında, diş çekimine bağlı oluşankemik kaybı nedeniyle implant uygulamalarında, doğal dentisyona göre farklı kron/kökoranı oluşmaktadır.Bu çalışmanın amacı, üst çenede birinci büyük azı diş eksikliğinde oluşabilecek üçfarklı dikey kemik kaybının, Tip 3 ve Tip 4 kemikte ve farklı kron/kök oranlarının implant-kemik ilişkisinde oluşturacağı stresleri değerlendirmektir.Bu amaçla bir hastanın üst çene arka bölge modeli bilgisayarlı tomografigörüntülerinden Marc 2005 (MSC Software) programı kullanılarak elde edilmiştir. Buprogram ile birinci büyük azı diş bölgesinde üç farklı dikey kemik kaybı ve farklı kron/kökoranları oluşturulmuş, yükleme koşulları modele edilmiş ve stres analizleri yapılmıştır.En yüksek stresler 2/1 kron/implant oranında (430,57MPa) implant boynundaoluşmuştur. Kron/implant oranı arttıkça stresin dağıldığı alan ve deformasyon miktarıartmıştır. Kemikteki stresler ise daha çok implant boynuna komşu olan kortikal kemiktetoplanmıştır. Kortikal kemik için en yüksek değerler kron/implant oranının 2/1 olduğudurumda tip 4 kemikte (145,92MPa) oluşmuştur. Kron/implant oranındaki artış implant-kemik sisteminde oluşan stresleri arttırmıştır. Kemik yoğunluğunda yapılan değişiklik isedaha çok spongioz kemikte oluşan stresleri etkilemiş ve yoğunluğun azaltılması spongiozkemikte oluşan deformasyon miktarını arttırmıştır.Anahtar Kelimeler: kron-implant oranı, SEA, maksiller molar, kron uzunluğuiii
Galvano kronlarda marjinal adaptasyonun ve porselen bağlantısının in-vitro incelenmesi ve Ni-Cr alaşımlarla karşılaştırılması
Galvano kronlarda marjinal adaptasyonun ve porselen bağlantısının in-vitro incelenmesi ve Ni-Cr alaşımlarla karşılaştırılmasıDt.Aycan SönmezDental restorasyonların uzun dönem başarısı için hem mekanik özelliklerinin hem de kenar uyumlarının iyi olması gerekir. Bu çalışmada, altyapısı elektro-kaplama sistemiyle üretilen galvano-seramik kronlar ile konvansiyonel metal seramik alaşımların marjinal uyumları ve bağlantı dayançlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışma için üst kesilmiş santral dişi taklit eden 50 adet paslanmaz çelik day üretildi ve 25'er örnekli iki gruba ayrıldı. İlk olarak, porselen pişimi öncesi kopinglerden, porselen pişimi sonrası ise kronlardan dikey kenar uyumu ölçümleri yapıldı. Daha sonra mekanik test işlemine geçildi. Kuvvet, makaslama ve çekme stresi oluşturmak amacı ile örnek yüzeylerine 135 derecelik açıyla , 0.5 mm/dak hızla uyguladı. Kırılma değerleri (Newton olarak) ve kuvvet grafiği kaydedildi. Kırık yüzeyleri SEM'de incelendi, yüzey element analizleri yapıldı. Bulgularda, galvano-seramik restorasyonların kenar uyumlarının Nİ-Cr alaşımlı seramik restorasyonlardan çok daha iyi olduğu görüldü. Pişirme öncesi ve sonrası `altın' grubu ile `Ni-Cr' grubunun kenar açıklıkları sırayla 23.1±3.70 µm, 27.6±7.52 µm ve 65.2±12.30 µm, 72.5±13.77µm olarak bulundu. Kenar açıklıkları, Ni-Cr grubunda klinik olarak kabul edilebilir düzeyde, altın grubunda bu düzeyin çok daha altında oluştuğu gözlendi. Bağlantı testinde ise Ni-Cr grubunun, altın grubuna göre çok daha dayançlı olduğu görüldü (sırayla 950.8±219.27 N, 555.1±126.36 N). Konvansiyonel metal-seramik restorasyonlar, klinikte oluşan çiğneme kuvvet değerlerinin çok üstünde kırılırken, altın grubunun molar bölgede güçlü çiğneme kuvvetlerinin varlığında yeterli dayancı sağlayamayabileceği belirlendi.Anahtar kelimeler : Galvano-seramik kronlar, marjinal adaptasyon, kırılma dayancı, porselen bağlantısı
Zirkonyum ve titanyum boyunlu implantların dinamik yükleme karşısındaki davranışlarının ve mikrosızıntının incelenmesi
Bu in vitro çalısmada zirkonyum oksit ve titanyum boyunlu implantların dinamikyükleme karsısındaki davranıslarının ve mikrosızıntının incelenmesi amaçlanmıstır.Çalısmamızda 10'ar adet 5 mm. çapında ve 10,5 mm. uzunlugunda zirkonyum vetitanyum boyunlu implantlar kullanılmıstır. Tüm implantlara tek tip dayanakuygulanmıstır.Dinamik yükleme öncesi sızıntı varlıgını incelemek için American Type CultureCollection (ATCC®) degeri bilinen Escherichia coli bakterisi implantların vidabosluguna enjekte edilmis, 24 saat inkübasyon periyodu sonunda sıvı besiyerindekibakteri miktarının belirlenmesi için mikrobiyolojik testler uygulanmıstır. Mikrosızıntıdeneyi uygulanan örnekler daha sonra servohidrolik test cihazına baglanmıs veimplantlara sinüzoidal dalga formunda, 30º açıyla, 20?200 N yük, 10 Hz ileuygulanmıstır. Bu yükleme 1 yıllık çigneme sayısına denk gelen 383250 tur boyuncatekrar edilmistir. Yükleme sonrası implantlarda olusan deformasyonlar taramalıelektron miroskobuyla (scanning electron mikrokobu) ile belirlenmis ve olusmamekanizmaları incelenmistir. mplantlarda olusan deformasyonların bakteriyel sızıntıüzerine olan etkisinin karsılastırılabilmesi için tüm implantlar tekrar mikrosızıntıdeneyine alınmıslardır.Dinamik yükleme öncesi ve sonrasında tüm implantlarda sızıntı görülmüs olup,ölçülen bakteri miktarı 105 cfu/mL'den büyük olarak tanımlanmıstır. Taramalı elektronmikroskobu incelemesi sonucu bütün implantlarda dinamik yüklemeyle deformasyonolustugu tespit edilmistir. Deformasyonların olusma mekanizmaları, materyallerinmekanik özellikleriyle uyumludur. Zirkonyum oksit boyunlu implantlarda dayanakvidalarında yapısal degisiklik olusmazken, titanyum boyunlu implantlarda iki vidanınegildigi görülmüstür. Vidalarda olusan egilmeler istatistiksel olarak anlamlıbulunmamıstır. Zirkonyum oksit ve titanyum boyunlu implantlar benzer performansgöstermis olup dinamik yükleme sonrasında makroskobik kırık olusmamıstır.Anahtar Kelimeler: Zirkonyum oksit boyunlu implant, dinamik yükleme, mikrosızıntı,plastik deformasyon, implant dayanak arayüzü
Tiyol içerikli plazma polimerizasyon tekniği ile yüzey koşulları değiştirilmiş titanyum implant materyalinin yüzey özelliklerinin ve bakteriyel tutuluma etkisinin incelenmesi
Bu in vitro çalışmada tiyol içerikli monomer ile plazma polimerizasyon yönteminin, implant materyali olarak sıklıkla kullanılan titanyum üzerine uygulanabilirliği ve yüzey özelliklerinin değistirilmesiyle bakteri tutulmasına etkisinin incelemesi amaçlanmıştır.Çalışmamızda tip 4 titanyum metali kullanılmıştır. 4mm çapında, 1mm kalınlığında olmak üzere 20 adet titanyum disk hazırlanmış, bütün örneklere eşit koşullarda polisaj işlemleri uygulanmıştır. Örneklerden 10 tanesine aynı şartlarda olmak üzere plazma polimerizasyon yöntemi ile yüzey kaplaması uygulanmış, kalan 10 örnek kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Yüzey pürüzlülükleri atomik kuvvet mikroskobu kullanılarak ölçülmüştür. Oluşan film tabakasının kalınlığı elipsometre kullanılarak belirlenmiştir. Temas açısı ölçümleri için damlacık profil fotoğrafları çekilmiştir. OCA temas açısı programı ve bilgisayar kullanılarak fotoğrafların incelemesi yapılmıştır. Farklı titanyum yüzeylerindeki bakteriyel kolonizasyonun incelemesi için örnekler mutans grubu streptokok içeren 5 ml süspansiyon içerisinde inkübe edilmiştir. Mikrokoloniler 2.5% gluteraldehit ile yüzeye fikse edilip, floresan mikroskopta incelenmek üzere 1% akridin turuncusu boyası ile 1 saat boyanmıştır. Mikroskop incelemesinde, her örneğin rastgele seçilen 5 bölgesinde, 40x büyütmede mikrokoloniler sayılmıştır.Plazma polimerizasyon uygulanan örneklerde, cilalı titanyum yüzeyinden daha düşük yüzey pürüzlülük değeri görülmüştür. Oluşan ince film tabakasının ortalama kalınlığı 49.4 nm olarak ölçülmüştür. Temas açısı ölçümlerine dayanarak cilalı titanyum yüzeyine göre daha hidrofilik bir yüzey meydana geldiği tespit edilmiştir. Yüzey kaplaması uygulanan örneklerde bakteri tutulumundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.
Zirkonyum oksit yüzeylerin rezin simana bağlanabilme özelliklerinin plazma polimerizasyon yöntemi ile geliştirilmesi
Bu çalışmada zirkonya seramik yüzeylerde plazma polimerizasyon yöntemiyle oluşturulan organosilan içerikli ince filmin, rezin simanla bağlanma dayanımının incelenmesi amaçlanmaktadır.Çalışmamızda itriya stabilize zirkonya (Y-TZP) bloklardan yüksekliği 10 mm, genişliği 5mm, kalınlığı 1mm olacak şekilde 40 adet örnek kopyalama-freze yöntemiyle hazırlandı. Tüm örnek yüzeylerine eşit şartlarda polisaj işlemi uygulanarak 600 grit silikon karbit aşındırıcılarla bitirildi. Örnekler 5 gruba ayrılarak (n=8) yüzey şartlandırma işlemleri uygulandı. Gruplar şu şekilde oluşturulmuştur: Kontrol grubunda hiçbir yüzey şartlandırma işlemi uygulanmadı (KONTROL). Yüzeyler 50 ?m'lik Al2O3 kumu ile kumlandı (KUM), 30 ?m'lik silika kaplı Al2O3 kumu ile kumlandı ve silan uygulandı (ROC), Plazma polimerizasyonu uygulandı (PP), Plazma aşındırma uygulandı (PA).Örneklerin yüzey pürüzlülüğü ve oluşturulan ince film kalınlığı atomik kuvvet mikroskobu ile incelendi. Yüzeyi kaplanan örneklerin kimyasal analizi X-ışınları fotoelektron spektroskopisi ile yapıldı. Damlacık yöntemi ile temas açısı ölçümleri yapıldı.Tüm örnekler 10-metakriloksidesil-dihidrojen-fosfat içeren rezin simanla yapıştırıldı (Panavia F 2.0). Üniversal test cihazında 0.5 mm/dk crosshead hızında mikro kesme testi uygulandı. Oluşan kırık tipleri ışık mikroskobunda x10 büyütmede incelendi. Birden fazla bağımlı değişken bulunması nedeniyle yapılan çok değişkenli varyans analizinde (MANOVA) (F=26.488, df=16, p=.0.00) gruplar arasında oluşan farkların önemli olduğu görüldü. Ortalama mikrokesme bağlanma dayanımları arasında oluşan farkların belirlenmesi için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc çoklu karşılaştırma testleri yapıldı.Çalışmanın sonuçlarına göre, KUM grubu (7.92±1.5MPa), ROC grubu (9.25±2.11MPa), PA grubu (8.13±1.57MPa) ve PP grubunda (8.71±2.08MPa) elde edilen bağlantı kuvvetlerinin kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<.05). En yüksek bağlantı değeri ROC grubunda elde edilmiştir. Postvhoc testi sonuçlarına göre KUM, PP, PA gruplarının bağlanma değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmamıştır (p>.05). Yüzey pürüzlülüğü açısından Kontrol ve PA grupları arasında oluşan farklar dışında tüm gruplar arasında oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<.05) En düşük yüzey pürüzlülüğü değeri PP grubunda (10.2±3.23 MPa) elde edilmiştir. X ışınları fotoelektron spektroskopisi analizinde, ince film yapısında Si varlığı tespit edilerek kimyasal bağlar oluşturduğu gözlenmiştir. Oluşturulan ince film tabakasının ortalama kalınlığı 96 nm olarak ölçülmüştür. Temas açısı ölçümleri değerlendirildiğinde tüm gruplar arasında oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. En hidrofilik yüzeyin PA grubunda oluştuğu görülmüştür. Kırılma tipleri ağırlıklı olarak (%83.3) adeziv tipte oluşmuştur.Anahtar kelimeler: Zirkonya, yüzey kaplama, mikrokesme testi, atomik kuvvet mikroskobu, X ışınları fotoelektron spektroskopisi
Elastomerik ölçü maddelerinin detay kopyalama özelliklerinin incelenmesi
Bu çalı?manın amacı; hidrofobik ve farklı hidrofilik özelliğe sahip elastomerik ölçü maddelerinin dentin yüzey detayını kopyalayabilme özelliklerinin ve bu ölçü maddelerinden üretilen model materyallerinin detay aktarma özelliklerinin incelenmesidir.Polieter kimyasal yapısında Impregum Garant L DuoSoft (IGL), 3 farklı marka polivinilsiloksan (PVS) grubu ölçü maddeleri [Panasil ?nitial Contact Light (PIC), Panasil Contact Plus (PC) ve Panasil Contact Plus kimyasal yapısında olan ancak sürfaktan içermeyen ölçü maddesi (PCNS)], üç ayrı marka (Prostone 21, Fujirock ve Duralit S) Tip IV alçı model materyalleri ve poliüretan rezin (Alpha Die Top) esaslı model materyali yüzey pürüzlülüğü açısından incelenmi?tir.Ölçü maddelerinin sessile drop yöntemi ile polimerizasyon boyunca ve sonrasında temas açısı ölçümleri yapılarak ıslanabilirlik özellikleri belirlenmi?tir. Test sıvısı olarak 4?l miktarında distile su kullanılmı?tır. Temas açısı ölçümleri saniyede 1 değer olmak üzere toplam 135 saniye süresince kaydedilmi?tir. Detay kopyalama değerlendirmesinde referans yüzey olarak 0.7-0.8 mm kalınlığında dentin kesitler kullanılmı?tır. Dentin yüzey a?ındırması değerlendirme yöntemine uygun olarak 12 bıçaklı tugsten karbit bitirme frezi [Taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve 3 boyutlu optik profilometre incelemesi için] veya 180-1200 grid zımpara [Atomik kuvvet mikroskobu (AFM) incelemesi için] ile yapılmı?tır. Dentin yüzeyinde nem olu?umu intrapulpal basınç simülasyonu ile sağlanmı?tır. Örnekler (10 dentin örnek, her bir ölçü maddesi için kuru ve nemli dentin yüzeyinden hazırlanan 10'ar adet ölçü örnek ve her bir grup için hazırlanan 10'ar adet poliüretan rezin örnek) 3 boyutlu optik profilometre ile incelenmi?tir. SEM ve AFM ile her gruptan birer örnek incelenmi?tir. Tip IV geli?tirilmi? sert alçı ile hazırlanan model örnekler, 3 boyutlu optik profilometre ve SEM ile incelenmi?tir. 3 boyutlu optik profilometre analizi ile ortalama pürüzlülük değeri (Ra) kullanılarak objektif değerlendirme yapılmı?tır.vTemas açısı değerleri iki Yönlü Varyans Analizi (p<0,001) ve Tukey HSD testi ile incelenmi?tir (p<0,05). Detay kopyalama Üç Yönlü Varyans Analizi ile değerlendirilmi?tir (p<0,05). Bonferroni Düzeltmeli Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA), post hoc Tukey HSD testi (p<0,0125), Bonferroni Düzeltmeli Student's t testleri (p<0,0625) kullanılmı?tır.Polimerizasyon süresince ba?langıç temas açıları sırasıyla 67,5 ± 3,25º (IGL), 71,3 ± 10,7º (PIC), 74,3 ± 3,28º (PC), 88,1 ± 4,42º (PCNS) olarak ölçülmü?tür. 135. saniyede temas açısı değerleri 14,6 ± 2,67º (IGL), 0 ± 0º (PIC), 58,7 ± 2,27º (PC), 78,3 ± 4,73º (PCNS)'dir. Gruplardaki temas açısı değerleri değerlendirilen ölçü maddelerine ve ölçüm zamanına göre anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,001).Polimerizasyon sonrasında ilk ölçü anında sırasıyla 64,4 ± 8,88º (IGL), 52,2 ± 2,47º (PIC), 103,4 ± 2,23º (PC) ve 110,7 ± 0,73º (PCNS) temas açısı değerleri kaydedilmi?tir. 135. saniye değerleri sırasıyla 40,8 ± 1,96º (IGL), 40,8 ± 1,96º (PIC), 40,8 ± 1,96º (PC) ve 110,1 ± 0,76º (PCNS)'dir. Gruplardaki temas açısı değerleri değerlendirilen ölçü maddelerine ve zamana göre anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,001).Dentin yüzeyi için Ra değeri 0,39 ± 0,12 ?m'dir. Kuru dentin yüzeyinden hazırlanan IGL (0,48 ± 0,10 ?m), PIC (0,36 ± 0,06 ?m), PC (0,32 ± 0,08 ?m) ve PCNS (0,54 ± 0,23 ?m) ölçü maddelerinin yüzey pürüzlülükleri ile dentin pürüzlülüğü arasında fark görülmemektedir (p>0,0125). Polimerizasyon süresince hidrofilik özellik gösteren IGL (0,41 ± 0,06 ?m), PIC (0,36 ± 0,08 ?m) ve PC (0,34 ± 0,06 ?m) ölçü maddelerinin nemli dentin yüzeyini kopyalama kabiliyetleri arasında objektif ve subjektif değerlendirmeler sonucu fark gözlenmemi?tir (p>0,0125). Hidrofobik PCNS ölçü maddesi kuru ortamda diğer ölçü maddeleri ile benzer ba?arıyı gösterirken, nemli ortamda subjektif değerlendirmeler sonucu detay kayıpları ve objektif değerlendirmeler sonucu artmı? pürüzlülük değerleri (0,68 ± 0,35?m) göstermi?tir (p=0,004).Poliüretan esaslı model materyali tüm ölçü maddeleri için ba?arılı detay kopyalama kabiliyeti göstermi?tir. Tip IV geli?tirilmi? sert alçı model materyalleriviölçü maddeleri üzerinde gözlenen detayı kopyalayamamı?tır. Değerlendirilen tüm gruplarda ölçü maddeleri ve rezin örnekleri arasında Ra pürüzlülük parametresi yönünden anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.0625).Anahtar Kelimeler: pürüzlülük, temas açısı, pulpal basınç, nem, poliüretan rezin
Dinamik yüklemenin ve farklı adeziv sistemlerin, fiber postla restore edilmiş dişlerde mikrosızıntı üzerine olan etkisi
Mikrosızıntı, sekonder çürük oluşturması, postların ömrünü belirlemesi ve endodontik tedavinin başarısız olabilmesine kadar varan sonuçlara neden olabilmektedir. Mikrosızıntı; postun rijiditesine, kullanılan simanın çözünürlüğüne ve post dentin arasındaki adeziv bağlantının başarısına bağlıdır. Klinik olarak, mikrosızıntı yorulma sonucu oluşmaktadır, bu yorulma ise dinamik streslerin altında oluşmaktadır. Yorulma; stresin miktarından, geometrik dizayndan, birleşen yapıların konfigürasyonu ve yüzey özelliklerinden ve çevreden etkilenebilmektedir. Tekrarlayan yüklemeler sonucu oluşan yorgunluk, kor ve diş yapısı arayüzünde bağlantı başarısızlıklarına neden olabileceği gibi mikroçatlak da oluşturur.Bu in vitro çalışmanın amacı, dinamik yükleme ve değişik adeziv sistemlerin, mikrosızıntı üzerine olan etkisini incelemektir. Post ve dentin arayüzünün incelenmesi içinse SEM fotoğrafları ile inceleme yapılmıştır. Çalışmada 80 tane periodontal ve ortodontik amaçla çekilmiş premolar diş kullanılmıştır. Dişlerin kronları, mine sement birleşiminden yavaş turlu dönen frezle uzaklaştırılmıştır. Her kök için çalışma boyutu apikal foremenden 1 mm kısa olacak şekilde dijital radyografi kullanılarak, ve a #10 eğe ile kontrol edilerek belirlenmiştir. Post preperasyonundan sonra, kökler farklı adeziv sistemlerle yapıştırılmak üzere rasgele 4 gruba ayrılmıştır. Grup 1: Rely X ARC (RA) + Single Bond (SA), Grup 2: Clearfil SA Cement (CL), Grup 3: Panavia F 2.0 (PAN), Grup 4: Rely X Unicem (RU). Tüm gruplar tek bir tip cam fiber postla restore edilmiştir. Tüm örnekler hibrit kompozit rezinle ve Ni-Cr metal alaşımla restore edilmiştir. Her bir grupta örneklerin yarısı (n=10) universal test cihazında dinamik yüklenmiştir (50.000 döngü, 1.7 Hz, 98N). Sızıntı testi için örneklerin apikal kısımları, komputarize sıvı filtrasyon cihazına bağlanmıştır. Sızıntı değerleri %Lp cinsinden belirlenmiştir. Sızıntı testi sonrası kökler transversal olarak 3'e (apikal, orta, koronal), 4 aşamalı skala metodunu kullanarak rezin uzantıların densitesinin, miktarının, ara yüz bağlantısının SEM incelemesi için ayrılmıştır. İki yönlü ANOVA testi faklılıklar olup olmadığını belirlemiş veivsonrasında İki Örneklem T Testi ile hangi grup çiftleri arasında fark olduğu incelenmiştir (p=0.05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre dinamik yükleme; Rely X ARC (p=0.005), Clearfil SA Cement (p=0.002) ve Rely X Unicem (p=0.001) adeziv sistemlerinde mikrosızıntı değerlerini arttırmıştır. (p ? 0.05) Fakat Panavia F 2.0 grubu dinamik yüklemeden anlamlı şekilde etkilenmemiştir (p=0.111) Hibrit tabaka ve rezin uzantı tüm gruplarda oluşmuştur. Her grupta incelenen bölgeler arasında fark gözlenmiştir (Friedman Testi, p=0.039) ve her grubun kendi arasında fark gözlenmiştir (Kruskal-Wallis p=00.48). Bu farklılığın nedeni RA grubunda daha fazla oluşan rezin uzantılardır (D12, D13, D14 ? Dmax = 14.67). Dinamik yükleme, mikrosızıntıyı RA, CL ve RU gruplarında belirgin olarak arttırmıştır (p ? 0.05). Fakat PAN grubu dinamik yüklemeden etkilenmemiştir (p ? 0.05). Değişik adeziv sistemler oluşan hibrit tabaka formasyonunu ve rezin uzantı miktarını da etkilemektedir. Anahtar Sözcükler: Dinamik yükleme, adeziv sistemler, komputerize sıvı filtrasyonu, hibrit tabaka, SEM incelemesi
Farklı miktarda kök dentin desteğine sahip dişlerin restorasyonu: Sonlu elemanlar yöntemi ile stres analizi ve yorulma deneyi gerçekleştirilmesi
Bu çalışmada farklı miktarlardaki kök dentin kaybına uğramış dişlerin restorasyonlarında; dentin, post materyalleri ve post materyalleri ile kök dentini arasındaki siman tabakasında oluşan streslerin analizleri gerçekleştirilmiştir. Stres analizlerinden elde edilen sonuçlara göre, farklı miktarlarda kök dentin kaybına uğramış dişlere uygulanan farklı yapılardaki post materyallerinin yorulma testlerinin, 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz metodu kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızda; stres analizleri ve yorulma testleri için, Rhinoceros 4.0 programı kullanılarak, 4 adet, farklı miktarda kök dentin kaybına uğramış alt birinci küçükazı dişine ait 3 boyutlu modeller oluşturulmuştur (klinik senaryo 1,2,3,4). Bu modellere; döküm altın post-kor, karbon fiber post kompozit kor, cam fiber post kompozit kor, polietilen fiber post kompozit kor, prefabrike titanyum post kompozit kor ve tek parça zirkonya post-kor yapılar uygulanmıştır. Post-kor uygulamalarını takiben modellere metal destekli porselen kron uygulanarak modellerin restorasyonları tamamlanmıştır.Restorasyonları tamamlanan 3 boyutlu modellere, sonlu elemanlar stres analiz metodu kullanılarak, dişin uzun eksenine 45º açıyla, 1 Hz frekansta 125 N'luk yük uygulanarak, dinamik yükleme gerçekleştirilmiştir. Dinamik yükleme sonrasında tüm modeller için elde edilen veriler, Algor Fatigue Wizard programına yüklenerek her bir modeldeki post materyali için yorulma deneyleri gerçekleştirilmiştir. Dinamik yük uygulaması ve yorulma deneyleri sonucunda elde edilen veriler değerlendirilerek, farklı miktarlardaki kök dentini kayıpları sonucu, yapısı zayıflamış dişlerin restorasyonunda kullanılabilecek post-kor uygulamaları belirlenmiştir.Dentin desteğinin yeterli olduğu 1 ve 2. klinik senaryolarda (K-1, K-2), rijit yapıdaki döküm altın ve tek parça zirkonya post-kor yapıların kullanımı, dentin dokusunda fiber içerikli esnek yapıdaki post materyallerine göre daha az stres oluşturmuştur. Minimum kök dentin kaybına uğramış dişlerin post-kor restorasyonlarında; dentin, post simanı ve post materyalinde oluşan stresler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, en düşük stres değerleri cam fiber ve polietilen fiber post kullanılan modellerde tespit edilmiştir. Kök dentin kaybının ileri düzeyde modellendiği K-3 ve K-4'te dentinde yüksek düzeyde stres değerleri saptanmıştır. Dentin kaybının ileri düzeyde olduğu ancak diş etrafındaki basamağın tamamen diş yapısı üzerinde olduğu K-3'te, dentin dokusunda oluşan en düşük stres değerleri rijit yapıdaki, döküm altın ve tek parça zirkonya post-kor yapıların uygulandığı modellerde tespit edilmiştir. Kök dentin kaybı nedeniyle diş etrafındaki basamağın yarısının kor yapı üzerinde şekillendirilmesi gereken K-4'te ise, dentin dokusunda oluşan en düşük stres değerleri polietilen fiber ve cam fiber postların kullanıldığı modellerde saptanmıştır.Tüm klinik senaryolar için gerçekleştirilen yorulma deneylerinde, en başarılı değerler, cam fiber post kullanılan modellerde, en kötü değerler ise tek parça zirkonya post-kor kullanılan modellerde tespit edilmiştir. Yorulma deneyleri sonuçlarına göre, cam fiber ve polietilen fiber postların, tek parça zirkonya ve döküm altın post-kor uygulamalarına kıyasla, klinik ağızda kalma sürelerinin daha fazla olacağı öngörülmektedir.
Plazma polimerizasyon tekniği ile farklı yüzey kararlılığı oluşturulan tip 4 titanyum implant materyaline 2 farklı yüzey enerjisine sahip oral streptokokların in vitro adezyonunun incelenmesi
Çalışmamızda tiyol içerikli monomer ile plazma polimerizasyon yönteminin, implant materyali olarak sıklıkla kullanılan tip 4 saf titanyum üzerine uygulanabilirliği ve yüzey özelliklerinin değiştirilmesiyle biyofilm ve bakteri tutulmasına etkisi incelenmiştir.Çalışmamızda tip 4 titanyum metali kullanılmıştır. 6 mm çapında, 2 mm kalınlığında olmak üzere 88 adet titanyum disk hazırlanmış, bütün örneklere elmas solusyonu ile polisaj işlemleri uygulanmıştır. Oluşturulan grupların her birinde 22 adet titanyum disk bulunmaktadır. Örneklerden 88 tanesi farklı koşullarda plazma polimerasyon yöntemiyle modifiye edilmiştir. Kontrol grubu 22 adet polisajlı Ti disklerden oluşmaktadır. Her gruptan rastgele 2 örnek seçilerek yapay salya içinde bekletilmiştir. Örneklerin tükürük öncesi ve sonrası yüzey analizleri XPS, AKM ve temas açısı ölçümleri yapılmıştır. Yüzey pürüzlülükleri ve oluşan film tabakasının kalınlığı AKM cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Temas açısı ölçümleri için OCA 20 temas açısı ölçüm sistemi kullanılarak damlacık profil fotoğrafları çekilmiştir. OCA temas açısı programı ve bilgisayar kullanılarak fotoğrafların incelemesi yapılmıştır. 20 örnekten oluşan her grup 2 alt gruba ayrıldı ve örnekler S. mutans ve S. sanguis grubu streptokok içeren süspansiyon içerisinde 72 saat inkübe edilmiştir. Yüzeyler üzerinde nicel inceleme koloniforming unit yöntemi kullanılarak yüzeye yapışan canlı bakteriler sayılmıştır.Plazma polimerizasyon uygulanan örneklerde, cilalı titanyum yüzeyinden daha düşük yüzey pürüzlülük değeri görülmüştür. Temas açısı ölçümlerine dayanarak cilalı titanyum yüzeyine göre daha hidrofilik bir yüzey meydana geldiği tespit edilmiştir. Yüzey kaplaması uygulanan örneklerde bakteri tutulumundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.S. mutans ve S. sanguisin yüzeye bağlanması değerlendirildiğinde, yüzey kaplaması yapılan bazı örneklerde beklenenin aksine plak oluşumunda belirgin azalma görülmüştür. Bakteri tutulumundaki bu beklenmeyen azalma, daha çok reaktif titanyum oksit yüzeyinin maskelenmesi ile açıklanmış, yüzey enerjisi ile ilişkilendirilememiştir. Aynı zamanda Ti oksit tabakanın örtülü olması ve stabil, çözünmeyen bir yüzeyin oluşturulması gibi etkenlerin yüzey enerjisi faktöründen daha etkili olabileceği gösterilmiştir.
Alt çene tam ve kısmi dişsizlik vakalarında diş, implant ve diş - implant destekli hareketli protez uygulamalarında protetik yapılar ve çevre dokulardaki stres, gerinim ve yer değiştirmenin 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; mandibular diş, implant ve diş-implant destekli hareketli protezlerde, kortikal ve trabeküler kemiğin, protezin, dentinin, implantın, periodontal ligament ve tutucu elemanların biyomekanik davranışını, üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi ile değerlendirmektir.Üç boyutlu dişsiz mandibula modelinde dört farklı tasarım oluşturulmuştur. 1. tasarımda, iki kanin diş, 2. tasarımda kanin dişler bölgesinde iki adet implant, 3. tasarımda iki kanin diş ve ikinci molarlar bölgesinde iki adet implant ve 4. tasarımda kanin ve ikinci molar dişler bölgesinde ikişer adet implant locator tutucularla birlikte alt çene hareketli protez desteği olarak kullanılmıştır. Yükleme, sol kanin, premolar ve molar dişlerin cusp tepelerinden vertikal olarak toplam 100 N olarak uygulanmıştır. Sonlu elemanlar stres analizinde 3. ve 4. tasarımlar, 1. ve 2. tasarımlarla kıyaslandığında daha az yer değiştirme ve mukozada daha düşük temas basıncı ve basma stresleri göstermiştir. 4. tasarımda implant çevresi kortikal kemikte, locatorda, locator matrisinde ve housing parçada yükleme yapılmayan taraf posterior implantında en yüksek stresler oluşmuştur. 3. tasarımda posterior bölgeye implant yerleştirilmesiyle kanin dişlerde dentin ve periodontal ligamentte oluşan stresler azalmıştır. Posterior bölgeye implant yerleştirilmesiyle, ikinci molar bölgesinde trabeküler kemikte oluşan gerinim değerleri artmıştır.Posterior implant çevresindeki kortikal kemikte oluşan en yüksek değerler, kemikte rezorbsiyona neden olabileceği belirtilen en yüksek değerlerin altında görülmüştür. Dişsiz alveoler krette oluşan gerinim değerleri Frost'un kemik yapımı ve rezorpsiyonunu tanımladığı stimulasyon pencere aralığı değerlerinin alt sınırına yakın olduğu, posteriora implant yerleştirilmesiyle bu bölge kemiğinde oluşan gerinimlerin arttığı ve stimulasyon pencere aralığı değerleri içinde oluştuğu görülmüştür. En yüksek stresler dört implant kullanılan tasarımda posterior implantta, locator parçada, locator matrisinde ve housing parçada oluşmuştur. Elde edilen stres değerleri materyallerin dayanma sınırının altında oluşmuştur. Bu streslerin ve gerinimlerin, kemik rezorbsiyonu ve locator tutucu parçaya olan etkilerinin uzun dönemli klinik çalışmalarla değerlendirilmesi gerekmektedir.
Liner uygulamasının farklı veneerleme teknikleriyle üretilen zirkonya restorasyonların rengine ve opasite maskelemesine etkisi
İtriyum ile kısmen stabilize edilmiş polikristalin zirkonya (Y-TZP), üstün mekanik özellikleri ile tam seramik restorasyonlarda tercih edilen alt yapı materyali haline gelmiştir. Ancak polikristalin içeriği nedeniyle opasitesinin fazla olması optik özelliklerini kısıtlamaktadır. Bu nedenle zirkonya altyapılara liner uygulaması yapılarak ve translusensi özellikleri arttırılarak, daha estetik restorasyonlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, farklı veneerleme teknikleri ile üretilen zirkonya restorasyonların rengine ve opasite maskelemesine liner uygulamasının etkisini incelemek, kullanılan materyal ve tekniklerin istenilen renk ve translusensi özelliklerini elde etmedeki başarılarını ve birbirlerine göre üstünlüklerini karşılaştırmaktır. Bu çalışmada kullanılan zirkonya grupların optik özellikleri lityum disilikat esaslı tam seramik sistemi (IPS e.max Press, kontrol grubu) ile kıyaslanmıştır. Lava (LV), Lava Plus (LVP) ve IPS e.max Press (IP) sistemlerinden, her grupta toplam 8 örnek olacak şekilde A2 renginde 0.4 mm kalınlığında kare şeklinde örnekler hazırlanmıştır (n=8). Zirkonya örneklerin yarısına seramikler ile uyumlu olacak şekilde liner materyali uygulanmıştır. Alt yapı örneklerine toplam örnek kalınlığı 1 mm olacak şekilde sistemlerin önerdiği veneer seramiklerinden Lava Ceram veneer seramiği (LC) tabakalama tekniği ile IPS e.max ZirPress veneer seramiği (IPZP) ise presleme tekniği ile uygulanmıştır. Kontrol grubundaki örnekler ise IPS e.max Ceram veneer seramiği (IPC) ile veneerlenmiştir. Örnekler tekrar fırınlanmış ve kendinden glazeli olarak bırakılmıştır. Renk ve translusensi ölçümleri spektroradyometre ile gerçekleştirilmiştir. Örneklerin translusensi değerlendirmeleri için translusensi parametresi yöntemi kullanılmıştır. Renk ölçümleri için CIE L? a? b? parametreleri kaydedilmiş, hedeflenen rengi elde etmedeki başarının değerlendirilmesi için IPS e.max Press grubu ile zirkonya gruplar arasındaki renk farkı (?E) değerleri belirlenmiştir. Klinik fark edilebilirlik değeri olarak ?E=2.6, klinik kabul edilebilirlik değeri olarak ise ?E=5.5 esas alınmıştır. Veriler varyans analizi ve ikili karşılaştırmalar için t-testleri yapılarak istatistiksel olarak analiz edilmiş, renk farkları klinik algılanabilirlik ve klinik kabul edilebilirlik değerlerine göre sınıflandırılmıştır. Değerlendirilen zirkonya gruplar arasında kontrol grubu ile en düşük renk farkı değeri IPZP/LVP/L grubundan ölçülmüştür, en yüksek renk farkı değeri ise LC/LV/LS grubundan ölçülmüştür. Tüm değerler ?E>2.6 olarak tespit edildiği için zirkonya grupların kontrol grubuyla olan renk farkları klinik olarak farkedilebilir olarak değerlendirilmiştir. LC/LV/LS grubunun kontrol grubuyla renk farkı ?E=5.5 olarak belirlenmiştir. Diğer zirkonya gruplardan elde edilen renk farkı değerleri ise ?E<5.5 olduğu için grupların renkleri klinik olarak kabul edilebilir olarak değerlendirilmiştir. Translusensi değerlendirmesinde ise en yüksek translusensi değerini IPZP/LVP/L grubu sergilemiştir (p<0.05). IPZP/LV/L, IPZP/LVP/LS gruplarının translusensi değerleri de kontrol grubundan yüksek bulunmuştur ancak yapılan istatistiğe göre bu farklar anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). IPZP veneer seramiği kullanılarak hazırlanan gruplar, LC veneer seramiği ile hazırlanan gruplardan daha yüksek translusensi değerleri sergilemiştir (p<0.05). LC veneer seramiği kullanılarak hazırlanan gruplar kontrol grubundan daha düşük translusensi değeri sergilemiştir (p<0.05). Liner uygulanan ve liner uygulanmayan örnekler arasındaki renk farkı değerlendirildiğinde ise, örnekler arasındaki renk farkı değerleri ?E<2.6 olduğu için liner uygulamasının klinik farkedilebilirliğe bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Bu değerlendirmede veneer ve altyapı olmak üzere 2 esas faktör gözönüne alınarak iki yönlü analiz yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analize göre altyapılar arasındaki renk farkı ve veneer+altyapı kombine olarak değerlendirildiğinde gruplar arasındaki renk farkı anlamsız bulunurken (p>0.05), iki veneer seramiği arasındaki renk farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bu in vitro çalışmanın sınırları dahilinde, liner uygulamasının, grupların renk ve translusensi özelliğinde gözle görülebilir bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Hedeflenen renk ile sonuç renk arasındaki fark değerlendirildiğinde ise tüm grupların rengi klinik olarak kabul edilebilir sınırlar içerisindedir. Anahtar sözcükler: Spektroradyometre, renk, translusensi, liner, zirkonya
Farklı tam seramik alt yapı materyallerinin veneerlenmesinde kullanılan üst yapı seramiğinin makaslama kuvvet dayanımına karşı direncinin karşılaştırılması ve lıner uygulamasının bağlantıya etkisi
Bu in vitro çalışmanın amacı, zirkonya ve lityum disilikat alt yapılarla üst yapı seramiği arasında oluşan bağlantı dayanıklılığını karşılaştırmak ve liner uygulamasının etkisini incelemektir. Her tam seramik alt yapı için 20 adet, çapı 10 mm. ve yüksekliği 4 mm. toplam 60 adet örnek hazırlanmıştır. Zirkonya alt yapıların hazırlanması için Noritake Alliance Y-TZP yarı sinterize bloklar kullanılmıştır. Lityum disilikat alt yapıların hazırlanması için IPS e.maxPress ingotlar ve IPS e.maxCAD bloklar kullanılmıştır. Zirkonya alt yapılar Yenadent CAM ünitesinde üretilmiş ve sinterize edilmiştir. IPS e.maxPress lityum disilikat alt yapılar modelasyon sonrası preslemeyle elde edilmiştir. IPS e.maxCAD lityum disilikat alt yapılar Yenadent CAM ünitesinde bloklar frezelendikten sonra kristalizasyon işlemiyle elde edilmiştir. Her grup uygulanacak liner yüzey işlemine göre 2'şer alt gruba ayrılmıştır (n=10). Tüm örneklerin yüzeylerine Al2O3 ile kumlama, lityum disilikat örneklerin yüzeylerine ek olarak hidroflorik asit ile kimyasal dağlama yapılmıştır. Tam seramik alt yapıların veneerlenmesinde kullanılmak üzere kişisel bir akrilik indeks hazırlanmıştır. Akrilik indeks yardımıyla, tam seramik alt yapıların üzerine 5 mm. çap ve 3 mm. yükseklikte veneer seramiği yığılmıştır. Zirkonya alt yapılar üzerine VITA VM9 veneer seramiği ve lityum disilikat alt yapılar üzerine IPS e.maxCeram veneer seramiği kullanılmıştır. Daha sonra Üniversal Test cihazında 1mm/dk hızla örneklere bağlantı dayanıklılık testi uygulanmıştır. Tüm örneklerdeki kopma tipleri, taramalı elektron mikroskobunda değerlendirilmiş ve adeziv, koheziv veya kombine (adeziv ve koheziv tiplerin kombinasyonu) şeklinde sınıflandırılmıştır. Elde edilen veriler; Kolmogorov Smirnov, Levene, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Ki-Kare testleri ve İki-Yönlü Varyans Analizi kullanılarak istatiktiksel olarak değerlendirilmiştir (p<0,017). Yüzey işlemi olarak liner uygulanan denekler içerisinde alt yapı materyalleri arasında makaslama bağlanma dayanıklılığı yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir (p=0,595). Liner uygulanmamış örnekler karşılaştırıldığında zirkonya ve E.maxCAD alt yapı materyali uygulanan grupların makaslama bağlanma dayanıklılığı E.maxPress alt yapı materyali uygulanan gruba göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Zirkonya ile E.maxCAD alt yapı materyali grupları arasında ise makaslama bağlanma dayanıklılığı ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0,304). Alt yapı materyali olarak Zirkonya, IPS e.maxCAD ve IPS e.maxPress kullanıldığında yüzey işlemi olarak liner yapılan ve liner yapılmayan gruplar arasında kopma tiplerinin dağılımı yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir (p=1,000; p=0,303; p= 0,650). Hiçbir grupta adeziv kopma gözlenmezken, tüm gruplarda koheziv ve kombine kopma tipi gözlenmiştir. Sonuç olarak, bu in vitro çalışmanın sınırları dahilinde, liner uygulanmamış gruplar kendi aralarında değerlendirildiğinde, presleme yöntemiyle elde edilen IPS e.maxPress alt yapı materyalinin veneer seramiğine olan bağlantısı daha yüksek bulunmuştur. Liner uygulamasının bağlantıya etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Zirkonya, lityum disilikat, makaslama bağlantı dayanıklılığı, liner, taramalı elektron mikroskobu.
Ağız içi sıcaklık değişimlerinin farklı materyallerle hazırlanan inley restorasyonları ve diş dokuları üzerindeki termal stres etkisinin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile incelenmesi
Sıcak ve soğuk yiyecek ve içeceklerin günlük alımı esnasında oral kavitede ani sıcaklık değişimleri meydana gelmektedir. Bu çalışmada, alt 1. molar dişte farklı restoratif materyaller kullanılarak hazırlanan Sınıf 2 MOD inley restorasyonlarda ağız içi sıcaklık değişimleri sonucu restorasyon ve diş dokularında oluşan zamana bağlı sıcaklık dağılımı ve termal stresler incelenmiştir. Ayrıca termal ve mekanik yüklemenin birlikte yapılması ile çiğneme kuvvetleri taklit edilerek meydana gelen termomekanik stresler de üç boyutlu sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Mandibular 1. Molar dişin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli Hypermesh (Altair Engineering, Inc.) programı kullanılarak oluşturulmuştur. Alt 1. molar diş ve çevreleyen kemik dokusu üç boyutlu olarak modellenmiştir. Model; mine, dentin, pulpa, çevreleyen kemik dokusu, periodontal ligament, inley restorasyonları (Tip 2 dental altın, seramik ve kompozit rezin) ve adeziv rezin simanı içermektedir. Çalışmanın ilk aşamasında; ağız içi başlangıç sıcaklığın 36 °C olduğu kabul edilmiş ve 36 °C'den 4 ve 60 °C'ye ulaşan sıcaklık değişimi 2 sn süreyle taklit edilerek modelde oluşan zamana bağlı sıcaklık dağılımı incelenmiştir. İkinci aşamada, sıcaklık dağılım analizinde 2. saniyedeki sıcaklık değerleri temel alınarak termal stres analizi yapılmıştır. Restorasyonlar ve diş dokularında meydana gelen termal stresler hesaplanmıştır. Son aşamada 2 sn süreyle 4 °C ve 60 °C sıcaklık uygulaması ile eş zamanlı olarak yapılan 200 N mekanik yükleme sonucu oluşan stres paterni incelenmiştir. Yapılan termal ve termomekanik stres analizleri sonucu mine, dentin, restoratif materyaller ve simanda 2. saniyenin sonunda oluşan von Mises, basma, çekme ve makaslama stresleri değerlendirilmiştir. Çalışmamızda incelenen restoratif materyallerin termal özellikleri farklı olmasına rağmen, her iki sıcaklık koşulu (4 °C ve 60 °C) için de, 2. saniye sonunda diş dokuları (mine, dentin, pulpa) ve restorasyonlarda meydana gelen sıcaklık dağılımı her üç restorasyon modeli arasında benzerdir. Pulpada görülen sıcaklık değişimi pulpada hasar meydana getirdiği belirtilen 42 °C'ye ulaşmamıştır. Sıcaklık değişimleri sonucu oluşan en yüksek termal stres değerleri minede servikal bölgede yoğunlaşmıştır. Sıcak uygulaması ile karşılaştırıldığında, 4 °C sıcaklık koşulları daha yüksek termal stres değerleri oluşturmuştur. Eş zamanlı termomekanik yükleme koşulları, diş dokuları ve restoratif materyallerde yüksek stres değerleri meydana getirmiştir. Termomekanik yükleme sonucu restoratif materyallerin kendi yapısında oluşan ve diş dokularına iletilen stresler restorasyon modelleri arasında karşılaştırıldığında, değerlerin birbirine yakın olduğu görülmüştür. Ancak rezin simanda meydana gelen stres dağılımı karşılaştırıldığında, kompozit rezin inley modelinde daha düşük stres değerleri görülmektedir. Dental altın ve seramik inleylerde gingival taban ve aksiyal duvarda oluşan streslerin simanda adeziv başarısızlık meydana getirebilecek büyüklükte olduğu gözlenmiştir. İncelenen restorayonlar arasında kompozit rezin inleylerin adeziv başarısızlığın önlenmesi açısından daha iyi bir seçenek olabileceği öngörülmüştür.
Zirkonya alt yapı tasarımlarının restorasyonda oluşan stres dağılımına etkisinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile incelenmesi
Son zamanlarda dental materyallerdeki önemli gelişmeler, klinik diş hekimliğinde çeşitli yeni sistemlerin geniş kullanımına olanak sağlamıştır. Olumlu estetiği ve üstün biyouyumluluğu nedeniyle tam seramiklere artan bir ilgi vardır. Fakat zirkonya alt yapıya sahip tam porselen kronlarda, veneer seramiğin koheziv (chipping) ve adeziv (delaminasyon) başarısızlıkları görülebilmektedir. Bu başarısızlığın azaltılması için çekme streslerine daha az dayanıklı olan veneer seramiğin zirkonya alt yapı ile desteklenmesi gerekir. Tam seramik restorasyonların alt yapısında da, metal destekli porselenlerin alt yapısındakine benzer şekilde modifikasyonlar yapılabilir. Bu modifikasyonlarda amaç, veneer seramikteki stresin azaltılmasıdır. Bu tip tasarımlarda stres dağılımı ve miktarının test edilebileceği en güncel yöntem, 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemidir. Bu çalışmada amaç, estetikten ödün vermeden modellenen farklı alt yapı tasarımlarıyla desteklenmiş tam seramik kronlarda çekme stresi miktarının karşılaştırılması ve değerlendirilmesidir. Bu amaçla morfolojik açıdan doğru modellenmiş büyük ölçekli maksiller birinci premolar alçı diş modeli smartOptics tarayıcısında taranmıştır. Yapılan tarama sonucunda elde edilen modeller Wheeler atlasındaki morfolojik değerlerle karşılaştırılıp gerekli düzeltmeler yapılmıştır. VRMesh yazılımı ile üst premolar dişte bilezik yüksekliklerinin değiştiği ve faset şeklinde veneerden oluşan 4 model oluşturulmuş, yükleme koşulları belirlenmiş ve stres analizleri yapılmıştır. Veneerde en düşük çekme stresi, faset şeklinde veneerden oluşan zirkonya kronlarda görülmüştür. Oklüzal yüzeyde zirkonya görünümünün estetiği olumsuz etkilemediği durumlarda bu tasarım avantajlı olabilir. Bukkal ve palatinal bilezik yüksekliklerinin arttırılması ile de servikal bölgede stres yoğunlukları azalmıştır. Laterotruziv harekette, bukkal bilezik yüksekliğinin arttırılması bukkal servikal alanda çekme stresini azaltmıştır. Palatinalden proksimale uzanan bilezik yüksekliğinin 3 mm, bukkal yüzeye devamınında da 1 mm bilezik yüksekliği olan tasarım, veneerdeki stresleri azaltmada etkili olmuştur.
Gülüş bölgesindeki estetik kriter ve limitasyonların değerlendirilmesi
Diş hekimi, subjektif estetik algıyı somut bilimsel kriterlerle bir araya getirerek, fonksiyonel ve estetik bir tedavi uygulayabilmelidir. Bu çalışmanın amacı, alt keser görünürlüğü, kesici eğimi ve alt dudak uyumu, bukkal koridor, üst dişeti görünürlüğü ve embraşür derinlik miktarındaki değişikliklerin prostodontistler, diş hekimliği son sınıf öğrencileri ve diş hekimi olmayan bireyler arasında estetik algı bakımından fark yaratıp yaratmadığını değerlendirmektir. Gülüş bölgesinde restorasyonu bulunmayan bir kadın ve bir erkek modelden alınan intraoral fotoğraflar ve frontal gülüş fotoğrafları dijital ortamda biraraya getirilerek standardize edilmiştir. İnternet ortamında, www.freeonlinesurveys.com sayfasında, 13 soruluk bir anket oluşturulmuş ve katılımcılardan görsellerden yalnızca birini, 'hangi gülüş size göre en estetik?' sorusuna cevap olarak seçmesi istenmiştir. Ankette; alt keser görünürlüğü, kesici eğimi ve alt dudak uyumu, bukkal koridor, üst dişeti görünürlüğü ve embraşür derinlik miktarındaki farklılıkların estetik algıya etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmaya 148 prostodontist, 245 diş hekimliği öğrencisi ve 147 diş hekimi olmayan birey katılmıştır. Gruplar arasında estetik görünüm yönünden verilen yanıtların dağılımı, Olabilirlik Oran testi, Pearson'un Ki-Kare, Fisher'in Kesin Sonuçlu Olasılık testi, Süreklilik Düzeltmeli Ki-Kare testi ve Pearson'un Ki-Kare testleri kullanılarak istatistiksel olarak incelenmiştir.(p<0,05) Grupların kendi içinde estetik açıdan kadın ve erkek görüntülerine doğru yanıt verme oranları yönünden farkların önemlilikleri ise McNemar testiyle değerlendirilmiştir.(p<0,05) Prostodontistler, araştırmaya dahil edilen estetik kriterlere, daha yüksek oranda önceki çalışmalara göre belirlenen doğru cevapları vermiştir. Estetik kriterler, kadın model görüntülerinde, erkek model görüntülerine kıyasla daha yüksek doğruluk oranıyla algılanmaktadır. Yüksek alt keser görünürlüğü cinsiyet farketmeksizin her üç grup tarafından da estetik bulunmamıştır. Bukkal koridor miktarındaki değişikliklerin estetik algıda fark yaratmadığı gözlenmiştir. Tersine kesici kenar eğimi ve alt dudak uyumu bulunan görüntüler estetik bulunmamıştır. Normal üst dişeti görünürlüğüne sahip görüntüler kadın modelde daha estetik algılanırken, erkek görsellerinde gruplararası ortak bir estetik algı sonucuna varılamamıştır. Embraşür derinliğiyle ilgili soruda kadın modelde normal embraşür derinliği daha estetik algılanırken erkek modelde sığ embraşür derinliği tüm gruplar tarafından daha estetik olarak değerlendirilmiştir. Alt keser görünürlüğünü azaltmak için görsellerde uygulanan kozmetik tedavi simulasyonunda elde edilen sonuçlar alt keser görünürlüğünün azaltılmasının hem kadın hem erkek modelde estetik algıyı iyi yönde etkilediğini göstermektedir. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no: D-KA19/15) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir. Anahtar kelimeler: Dental estetik, gülüş tasarımı, kozmetik tedavi
Güncel seramik materyallerin ışık geçirgenlikleri ve renk stabilitelerinin incelenmesi
Tam seramik sistemler son yıllarda gelişim göstermiş, bu da materyallerin estetik görünümündeki beklentinin artmasına neden olmuştur. Seramik restorasyonlar ile doğal dişler arasında renk uyumunun sağlanması ve bu uyumun uzun süre stabil kalması, estetik başarı için önemli kriterlerdendir. Bu çalışmanın amacı, farklı renkteki beş çeşit seramik materyalin renk stabilitelerine ve ışık geçirgenliklerine yapay yaşlandırma işleminin etkisinin incelenmesidir. A1 ve A3 renklerinde ve 14 x 10 x 1,5 mm boyutlarındaki 120 örnek, beş farklı seramik materyalden (Vita Suprinity, Vita Enamic, IPS e-max CAD, Copra Smile, Copra Supreme) hazırlandı.Örneklerin renk ölçümleri spektrofotometre (Vita EasyShade V) kullanılarak yaşlandırmadan önce ve sonra ölçüldü. Yaşlandırma işlemi buharla otoklavda 5 saat süreyle gerçekleştirildi. Her materyalden birer örneğe taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi yapıldı. Çalışmadan elde edilen veriler, non-parametrik Kruskal-Wallis testi, Bağımsız Örneklem t Test, Mann-Whitney U testi, Tekrarlı Ölçümlerde Karışık Desenli Varyans Analizi ve Bonferroni testi kullanılarak değerlendirildi. Çalışmanın bulgularına göre,yaşlandırma işlemi sonucunda en fazla renk değişimi Vita Enamic grubunda gözlenirken en az değişim IPS e-max CAD grubunda gözlendi. Vita Enamic A3 renginin renk değişimi, klinik olarak kabul edilebilir seviyenin üzerinde bulundu. Işık geçirgenliği en iyi materyal Vita Suprinity oldu, en az ışık geçirgenliği gözteren grup Copra Supreme oldu ve Copra Smile ile benzerlik gösterdi. Yaşlandırma işlemi sonucunda, IPS e-max CAD materyalinin ışık geçirgenliği arttı, Vita Enamic materyalininki ise azaldı. SEM görüntüleri incelendiğinde, genel olarak materyallerin yapısında yaşlandırma işlemi sonucunda değişiklikler gözlendi. Sonuç olarak, : Seramik çeşidinin ve materyal renginin değişimi, seramik materyallerin renk stabilitesinde ve ışık geçirgenliğinde etkili bulundu. Farklı içerikteki materyallerin yaşlandırma işlemi sonucunda optik özelliklerindeki değişimin farklı olduğu gözlendi.Anahtar kelimeler: seramik, renk stabilitesi, translüsensi, yaşlandırma
Yüzey işlemleri ve yaşlandırmanın 3B yazıcı ile üretilmiş yumuşak astar- kaide plağı bağlantısına etkisi
Amaç: Bu in-vitro tez çalışmasında, üç boyutlu (3B) baskı yöntemiyle üretilen kaide plağı ile deneysel yumuşak astar materyali arasındaki bağlantısı üzerine; farklı yüzey işlemleri ve termal yaşlandırmanın etkileri incelenmiş; elde edilen sonuçlar geleneksel yöntemle hazırlanan örneklerle karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: 80 adet 3B baskı örneği dört gruba ayrılmıştır: Asit grubuna %4 HF, kumlama grubuna Al₂O₃, lazer grubuna Er:YAG lazer uygulanmış, kontrol grubuna işlem yapılmamıştır. Geleneksel grup için 20 örnek, ısı ile polimerize akrilik rezin ve Molloplast-B ile hazırlanmıştır. Her gruptan fazladan birer örnek SEM için üretilmiş ve incelenmiş, örneklerin yarısı 5.000 termal döngüye tabi tutulmuştur. Tüm örnekler çekme testi yapılarak maksimum gerilim değerleri kaydedilmiş, başarısızlık tipleri stereomikroskopla değerlendirilmiştir. Veriler ANOVA, t-testi ve Bonferroni post-hoc testiyle analiz edilmiştir (p<0,05) Bulgular: Yaşlandırma uygulanmayan gruplar arasında bağlanma dayanımında fark görülmezken, yaşlandırma sonrası 3B kontrol grubunun değerleri, kumlama ve lazer gruplarından daha yüksek, asit grubuyla benzer bulunmuştur. Geleneksel ve 3B baskı grupları arasında fark saptanmamış, yaşlandırmanın yalnızca lazer grubunda bağlanma dayanımını azalttığı belirlenmiştir. Sonuçlar: 3B baskı kaide plağı ile deneysel yumuşak astar materyali arasında yüzey işlemi uygulanmadan da yeterli bağlantı elde edilebildiği belirlenmiştir. %4'lük HF asidi uygulaması benzer sonuçlar göstermiş, mekanik yüzey işlemleri ise bağlantı dayanımını olumsuz etkilemiştir. 3B baskı gruplarının geleneksel yöntemlerle karşılaştırılabilir performans sergilemesi, dijital üretim tekniklerinin klinik açıdan uygulanabilir bir alternatif olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: 3B baskı, yumuşak astar materyali, yüzey işlemleri
Monolitik ve çift katmanlı zirkonya seramik kuronların kenar uyumlarının ve kırılma dirençlerinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada CAD/CAM yöntemiyle hazırlanan monolitik ve çift katmanlı zirkonya seramik kuronların kenar uyumları ve kırılma dirençleri in vitro olarak değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: İki farklı basamak tipinde (shoulder, chamfer) olacak şekilde, prepare edilmiş dişleri temsil eden toplam 40 adet örnek, 6.5 mm kuron boyu, 1 mm basamak genişliği ve 6o'lik aksiyel açıda olacak şekilde paslanmaz çelik alaşımdan CNC torna tezgâhında hazırlandı. Kuron örnekleri (n=40) iki farklı basamak tipi için 2 deneysel gruba ayrıldı (n=20). 2 adet deneysel grup ise kendi içlerinde zirkonya altyapılı seramik kuron ve monolitik zirkonya kuron olarak ikişer alt gruba ayrıldı (n=10). Monolitik zirkonya kuron örnekleri CAD/CAM sisteminde Non-HIP zirkonya bloklardan (Supra, Turkuaz Dental, İzmir) hazırlandı. Zirkonya altyapılı tam seramik kuronların altyapıları Non-HIP zirkonya bloktan CAD/CAM sistemi ile hazırlandı. Üst yapı porseleni (IPS e.max Ceram, Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) tabakalama (layering) tekniği ile üretildi. Kuronlar optik mikroskop ile marjinal uyum açısından değerlendirildi. Simantasyon sonrası 5 oC - 55 oC de 5000 defa termal siklus uygulanan kuronların kırılma dirençleri, 0.5 mm/dakika başlık hızına ayarlı Universal test cihazında (Shimadzu AGS- X, Tokyo, Japonya) ölçüldü. Tüm veriler istatiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Marjinal uyum açısından en düşük ortalama monolitik shoulder grubunda gözlemlenmiştir (p<0.001). Kırılma direnci açısından en yüksek değer monolitik zirkonya gruplarına aittir. Bunu sırasıyla zirkonya altyapılı shoulder ve zirkonya altyapılı chamfer takip etmiştir (p<0.001). Sonuç: Tüm gruplardan marjinal uyum ve kırılma dirençleri bakımından kabul görmüş klinik kullanıma uygun değerler elde edildi.
İmplantların farklı açılarla yerleştirilmesiyle, uzunluklarının arttırılmasının; kemik, implant ve üst yapıda oluşacak stresler üzerine etkisinin sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle incelenmesi.
Günümüzde; sabit protezlerin kullanım performanslarının daha üstün olması ve hareketli protezlerdeki performans sorunları, tam dişsizlik sonucu oluşan anatomik değişiklikler sebebiyle implant destekli protezler tedavi seçenekleri arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak kimi zaman implant için mesafenin yetersiz olduğu anatomik sınırlamalar veya osseointegrasyonda problem yaşanan durumlar, implant başarısızlıklarına da neden olmaktadır. Bu nedenle son yıllarda, kemik yüksekliğinin yetersiz olduğu bölgelerde implantların eğimli yerleştirilmesi sıklıkla kullanılmaya başlanmış ve oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı; farklı açılarla yerleştirilmiş implantlar ve farklı üst yapılar kullanılarak, fonksiyonel kuvvetleri altında kemikte oluşan stresleri, aynı zamanda implantların eğimli yerleştirilerek uzunluğunun arttırılmasının, oluşan stres dağılımına etkisini 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle değerlendirmektir. Bu tez çalışmasında; aynı çap ve boya sahip (4 mm×8 mm) üç adet implant, alt çene kanin, ikinci premolar ve ikinci molar diş bölgesine yerleştirilmiş, ayrı bir modelde de 10 mm uzunluğa sahip implantlar kullanılmıştır. İmplantlar öncelikle aksiyal eksene dik olarak yerleştirilmiş, daha sonra aksiyal eksenle her seferinde açı 6° artacak şekilde, birbirlerine göre paralellikleri bozulmadan, distal yönde açılandırılarak, 7 farklı çalışma modeli elde edilmiştir 8. çalışma modelinde implantların açısı değiştirilmemiş ve 10 mm uzunluğundaki implantlar kullanılmıştır. İmplantların üzerine farklı üst yapı materyalleri ile yapılan köprü restorasyonlarının stres dağılımına etkisi de incelenmiştir. Üst yapılar hazırlanırken, Cr-Co, zirkonyum, titanyum ve polietereterketon (PEEK) materyalleri kullanılmıştır. Üstyapılara belirli noktalardan oblik kuvvetler uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde implantların eğimli yerleştirilmesinin kemikte oluşan gerilme ve sıkışma kuvvetlerini anlamlı derece arttırmadığı ve eğim açısı arttıkça implant ve çevresindeki kemikte oluşan streslerin azaldığı görülmektedir. İmplantın uzunluğunun arttırıldığı modelde ise; kemikte stresler bir bölgeye yoğunlaşmış ancak diğer bölgelerde azalarak daha homojen bir dağılım göstermiştir. İmplantlardaki von Mises değerlerinde ise azalma görülmüştür. Üstyapıda kullanılan materyallerin farklılığı kemik ve implantta oluşan von Misses streslerinde anlamlı değişikliklere neden olmamıştır. Materyallerde oluşan von Mises stresler incelendiğinde; Cr-Co ve Zr da oluşan stres değerleri ve yoğunlukları birbirine benzerdir. Ti materyalinde stres konsantrasyonu azalmış, PEEK materyalinde ise oldukça az görülmüştür. Bunun nedeni ise her materyalin farklı elastik modülüne sahip olması ve kuvvet altında farklı cevap göstermesidir.
Atrofik maksillada farklı dizaynlarda yerleştirilmiş zigomatik implantlar üzerine yapılan farklı hibrit protezlerin stres dağılımı: Bir sonlu elemanlar analizi
Stress Distribution of Different Hybrid Prostheses Constructed on Zygomatic Implants Placed in Various Designs in the Atrophic Maxilla: A Finite Element Analysis
Atrofik maksillada all-on-four konseptine dayalı farklı altyapı materyallerinin gerilim dağılımının üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması
daha sonra doldurulacak
Lazer sinter yöntemiyle üretilen tek üyeli ve dört üyeli metal seramik restorasyonlarda marjinal açıklık değerlerinin metal alt yapı ve porselen üst yapı sonrası in vitro olarak karşılaştırılması
İlerleyen teknoloji ve artan estetik beklenti ile birlikte günümüzde tam seramik ve zirkon alt yapılı porselenlerin kullanımı artmıştır. Ancak metal-seramik restorasyonlar; mekanik dayanıklılıklarının yüksek, maliyetlerinin de daha düşük olmaları nedeniyle halen en sık kullanılan restorasyonlardır. Metal-seramik restorasyonların üretiminde geleneksel olarak döküm yöntemi kullanılmasına rağmen ilerleyen teknoloji ile birlikte bilgisayar destekli CAD/CAM restorasyonlar ve direk metal lazer eritme yöntemiyle üretilen restorasyonlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; direk metal lazer sinterizasyon yöntemiyle iki çeşit metal tozu kullanılarak, iki farklı kalınlıkta üretilen tek üyeli ve dört üyeli restorasyonlarda alt yapı ve porselen üst yapı sonrası oluşan marjinal değişikliklerin in vitro olarak incelenmesidir. Bu amaçla, abutment diş olarak üst birinci premolar ve üst ikinci molar arası olan dört üyeli; üst birinci molar olan tek üyeli modeller üretildi. Çalışmamızda METO ve BEGO marka 2 farklı metal tozu kullanıldı. Lazer sinter yöntemiyle metal alt yapılar 0,4 ve 0,5 mm kalınlıkta olacak şekilde toplamda 80 adet örnek üretildi. Bu parametrelerle toplam 8 grup elde edildi (n=10). Metal alt yapılar elde edildikten sonra silikon replika yöntemi kullanılarak marjinal açıklık değerleri ölçüldü ve bilgisayar ortamına kaydedildi. Daha sonra metal alt yapılar üzerine porselen üst yapı işlemleri uygulandı. Porselen işlemleri biten örneklerden silikon replikalar alınıp marjinal açıklık değerleri kaydedildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal Wallis testi uygulandı. Gruplar arası fark elde edildiğinde; farklılığı yaratan grup ya da grupların belirlenmesinde Bonferroni düzeltmeli Dunn testinden yararlanıldı. Aynı grupta alt yapı ve üst yapı sonrasında oluşan değişimleri belirlemek için Wilcoxon testi uygulandı. p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Elde edilen sonuçlara göre tek üyeli restorasyonlarda alt yapı ve üst yapı arasında mezial bölgede BT5 ve MT4 gruplarında marjinal açıklıkta anlamlı azalma görülmüştür. Distal yüzeylerinde BT5 ve MT4 gruplarında anlamlı azalma görülmüştür. Okluzal yüzeylerinde BT4, MT4 ve MT5 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı BT5 grubunda sayısal artış bulunmuştur. Dört üyeli gruplarda ise molar dişlerin mezial yüzeyleri alt yapı ve üst yapı karşılaştırıldığında BD5 ve MD4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı artış görülmüştür. Molar dişlerin distal yüzeylerinde BD4 grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma BD5 ve MD4 grubunda sayısal bir azalma bulunmuştur. Molar dişlerin okluzal bölgelerinde ise BD5 ve MD4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış BD4 grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma MD5 grubunda sayısal bir azalma görülmüştür. Dört üyeli grupların premolar dişlerinde mezial bölgede metal alt yapı ve porselen üst yapı arasında tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma bulunmuştur. Premolar dişlerin distal bölgelerinde alt yapı ve üst yapı arasında MD4 ve MD5 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış BD4, BD5 gruplarında ise sayısal artış bulunmuştur. Premolar dişlerin okluzal yüzeylerine baktığımızda BD4, BD5, MD4 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir artış MD5 grubunda istatistiksel anlamlı bir azalma görülmüştür
Farklı basamak dizaynının PEEK ve PEKK alt yapı materyalleri kullanıldığında periodontal ligament, diş, kemik ve alt yapı materyallerindeki strese etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Amaç: Diş hekimliğinde hastaların artan estetik beklentileri sebebiyle metalsiz restorasyonlar önem kazanmaktadır. Bunun sayesinde polimerlerin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Poliarileterketon (PAEK) ailesi mevcut restoratif materyallere alternatif olarak düşünülmektedir. PAEK ailesinin diş hekimliği alanında kullanılan Polietereterketon (PEEK) ile Polieterketonketon (PEKK) olmak üzere 2 farklı türü bulunmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı: farklı basamak tiplerinde metal destekli restorasyonlara alternatif olarak PEEK ve PEKK alt yapı materyallerinin, seramik ve kompozit üst yapı materyalleriyle kullanılmasıyla periodontal ligament, diş, kemik içi, alt yapi ve üst yapı materyallerindeki oluşan strese etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; dört farklı basamak dizaynı bulunan maksillar 1. molar diş üzerine PEEK, PEKK alt yapı ve porselen, kompozit üst yapı tasarlandı. Hazırlanan restorasyona oblik ve vertikal kuvvetler uygulanarak kortikal kemik, spongioz kemik, periodontal ligament, dentin, pulpa, alt yapı ve üst yapıdaki maksimum asal stres, minimum asal stres, von mises stres bulgularına bakıldı. Araştırma üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile statik lineer analiz yapılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Kortikal kemikteki en yüksek maksimum principle stres değeri vertikal kuvvet uygulandığında (16.1712MPa) grup 13(pekk alt yapı-porselen üst yapı-chamfer basamak) de gözlenmiştir. Kortikal kemikteki en yüksek minimum principle stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (-27.3487MPa) grup 2 (peek alt yapı-kompozit üst yapı-shoulder 900 basamak) de gözlenmiştir. Spongioz kemikteki en yüksek maksimum principle stres değeri (1.35926MPa) grup 2 de gözlenmiştir. Spongioz kemikteki en yüksek minimum principle stres değeri vertikal kuvvet uygulandığında (-2.41887MPa) grup 4 (peek alt yapı-porselen üst yapı-shoulder 1350basamak) de gözlenmiştir. Periodontal ligamentteki en yüksek von mises stres değeri vertikal kuvvet uygulandığında (1.547746MPa) grup 13 da gözlenmiştir. Dentindeki en yüksek von mises stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (1833.63MPa) grup 13 de gözlenmiştir. Alt yapıdaki en yüksek von mises stres değeri grup da gözlenmiştir. Alt yapıdaki en yüksek von mises stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (288.305 MPa) grup 13 de gözlenmiştir. Üst yapıdaki en yüksek von mises stres değeri oblik kuvvet uygulandığında (9587.1 MPa) grup 15(pekk alt yapı-porselen-chamfer basamak) de gözlenmiştir. Sonuç: Üst yapıda meydana gelen stresler değerlendirildiğinde alt yapı farketmeksizin hem kompozit hem porselen üst yapıda shoulder 900 ya da derin chamfer basamak tercih edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Sonlu Elemanlar Analizi, Polietereterketon, Polietetketonketon, Basamak Dizaynı
Farklı kalınlıktaki farklı basamak tiplerinin Zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat cam seramik kronların kırılma dayanımı üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı basamak tiplerinin ve kalınlıklarının zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat cam seramik (ZLS) kronların kırılma dayanımı üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Örneklerin elde edileceği 6 mm kuron boyu ve 6°taper açısında, düz oklüzal (anatomik olmayan) yüzeyli prepare edilmiş mandibular 1. molar dişini temsil eden güdükler, standardizasyonun sağlanması amacıyla CAD/CAM freze ünitesinde hazırlandı. Örnekler farklı basamak tipi ve kalınlıkta olmak üzere 8 gruba ayrıldı. Birinci grupta;1 mm 135° shoulder basamak, ikinci grupta;1 mm 90° shoulder basamak, üçüncü grupta;1 mm chamfer basamak, dördüncü grupta;1 mm deep chamfer basamak, beşinci grupta;0,5 mm 135° shoulder basamak, altıncı grupta;0,5 mm 90° shoulder basamak, yedinci grupta;0,5 mm chamfer basamak, sekizinci grupta;0,5 mm deep chamfer basamak şeklinde hazırlandı. Bu hazırlanan güdüklerden silikon kalıp kullanılarak her bir grup için 11 adet olacak şekilde toplam 88 adet epoksi rezinden die model elde edildi. ZLS kronlar rezin siman ile epoksi rezin die üzerine simante edildi. Örnekler 5 °C ile 55 °C arasında 5000 termal siklusa tabi tutuldu ve daha sonra Universal test cihazında 1 mm /dk yükleme hızı ile kırılma direnci testi uygulandı. Kırık örnekler Burke sınıflamasına göre kategorize edildi. Kırılan yüzeyler SEM' de (Tarayıcı Elektron Mikroskobu) incelendi. Veriler Shapiro- Wilk, Oneway Anova testleri kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,002; p<0.05). Çalışmamızda elde edilen verilere göre 1 mm chamfer basamak(1749,88±327,69 N) olarak hazırlanan ZLS kronlarının kırılma dayanım değerlerinin en yüksek olduğu ve 0,5 mm 90° shoulder basamak(1030,91±432,84 N) ile hazırlanan ZLS kronlarının kırılma dayanım değerlerinin en düşük olduğu bulunmuştur. Sonuç: Farklı basamak tiplerinin ve kalınlıklarının ZLS kronların kırılma dayanımını etkilediği, 1 mm chamfer basamak dizaynının ZLS kronların kırılma direncini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Chamfer basamak şekli, Shoulder basamak şekli, Kırılma direnci, Zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat(ZLS)