
283
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Diş kök kırıklarının belirlenmesinde üç boyutlu konik ışınlı dental tomografi ile intraoral radyografinin in vitro olarak karşılaştırılması
Amaç: Klinik pratiğinde dental kök kırıklarının kesin tanısını koymak oldukça zordur. Bu çalışmamızın amacı dental kök kırıklarının teşhisinde üç boyutlu Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ve geleneksel intraoral radyografi görüntülerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kökleri sağlam 50 adet üst santral diş köküne laboratuvar ortamında tek darbe vurularak 10 dişte çatlak oluşturulmasına çalışıldı ayrıca diğer 40 dişte kök kırığı oluşturuldu. Kök kırık parçaları arasında aralıksız, 0,2 mm, 0,4 mm ve 0,6 mm aralık kalacak şekilde yapıştırılarak beş farklı grup oluşturulup, KIBT ve geleneksel intraoral radyografi görüntüleri alınmıştır. 30 diş hekiminin incelediği görüntülere ait değerlendirme sonuçlarının doğru teşhis ortalamaları, pozitif tahmin testi ve Fleiss Kappa testi değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: 30 farklı diş hekiminin değerlendirmeleri sonucunda genel olarak elde edilen KIBT görüntülerinin geleneksel yöntemlerle elde edilen periapikal radyografi görüntülerine göre diş kökündeki çatlak ve kırıkların teşhisi için daha uygun olduğu ayrıca elde edilen KIBT görüntülerinde voksel boyutu küçüldükçe görüntü kalitesinin arttığı görüldü. Bu çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular doğru teşhis ortalamaları, pozitif tahmin testi ve Fleiss Kappa testi kullanılarak elde edilmiştir. Sonuç: Diş köklerindeki çatlak ve kırıkların teşhisinde KIBT ile elde edilen görüntülerin geleneksel intraoral radyografi ile elde edilen görüntülere göre teşhis için daha net görüntüler sağladığı görüldü. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde, dişlere uygulanan radyasyon dozu, uygulama süresi ve elde edilen görüntülerin kalitesi göz önüne alındığında 0,3 voksel ile elde edilen KIBT tarama görüntülerinin diş hekimliğinde diş kök çatlak ve kırıklarının teşhisinde yeterli netlikte görüntüler sağlayabildiği görüldü.
Süt dişlerinde prenatal ve postnatal sert dokular arasındaki farkların ICP-MS yöntemi ile incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda, önceki çalışmalarda temel olan 19 aylık bireyin minesi olgun mine kabul edildiği önermesinden dolayı 24 ay barem alınarak çekilen süt dişlerin analizleri yapılmıştır. Amacımız prenatal ve post natal dönemindeki sert doku oluşumları arasındaki mineralizasyon yoğunluk farklılıklarını tespit etmek ve dolgu materyalinin mikrosızıntısını yüksek çözünürlüklü mikroskop altında gözlemlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmamızda sağlam dişler kullanıldı. Çalışmamızda kullandığımız dişler Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalına başvurmuş olan 19 aylıktan büyük çocukların alt ve üst çenedeki travma, mobilite, vb. sebeplerden dolayı çekilmiş olan kesici dişleridir. Dişlere Analitik Kimya Anabilim Dalı laboratuvarında ICP-MS analizi yapılmıştır. Mikrosızntı değerlendirmesi, steromikroskop altında milimetre cinsinden marjinde boya ilerlemesi ölçülerek yapılmıştır. Çalışmamızda ICP-MS analizine giren 25 adet diş ikiye bölünerek 50 adet prenatal ve postnatal örnek oluşturmuştur. İstatistiksel sonuçları SPSS (Statistical Package fort he Social Science) 21.0 yazılım programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Normalite testi sonrası V, Fe, Co, Ba elementlerinin normal dağılım gösterdiği diğer elementlerin ise (Cr, Mn, Ni, Cu, Zn, As, Se, Ba, Cd, TI, Pb, Ag) sonuçlarının ise normal dağılım göstermediği belirlendi. Dönemler arasında istatistiksel değerlendirme yapıldığında postnatal dönemde mikrosızıntıda bir artış olduğu görülmüştür (p=0.00, p<0,05). Prenatal ve postnatal sert dokularda iyonik farklar Vanadium, Manganez, Nikel, Bakır, Çinko, Arsenik ve Kurşun elementleri için anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Prenatal ve postnatal sert doku yapıları çalışmamızda değerlendirilip, yapılar arasındaki iyonik olarak bazı elementlerde farklılıklar gözlemlenmiştir. Bu farklılık çevresel özelliklere göre değişiklik gösterdiği başka çalışmalarda da gösterilmiştir. Bu elementlerin, mikrosızıntı ve dental materyallerin dişe bağlanmasını etkilemeleri açısından ileri çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: süt dişi, mine, dentin, prenatal-postnatal sert doku, ICP-MS analizi
Diyabetik rat modelinde kafeik asit ve kafeik asit fenetil esterin göz dokularındaki koruyucu etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada kafeik asit fenetil esterin (CAPE) streptozotosin (STZ) ile oluşturulan diyabetik rat modelinde retinal apoptozis ve oksidatif stres parametreleri üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 3 grup oluşturuldu; Kontrol, STZ ve STZ+CAPE. STZ ve STZ+CAPE grubundaki ratlara diyabet oluşturmak için tek doz 35mg/kg dozunda STZ intraperitoneal olarak enjekte edildi. STZ+CAPE grubunda 10 µmol/kg CAPE 4 hafta boyunca her gün intraperitoneal olarak injekte edildi. Kontrol ve STZ grubunda sadece intraperitoneal olarak serum fizyolojik verildi. Ratlar 4. hafta sonunda anestezi altında sakrifiye edildi. Retinal dokulardaki total anti-oxidant status (TAS), total oxidant status (TOS), paroxanase (PON) seviyeleri ölçüldü. Histopatolojik değerlendirmeler için diğer göz kullanıldı ve Caspase-3, matriks metalloproteinaz -2 (MMP-2) ve MMP-9 değerlendirildi. Bulgular: CAPE tedavisi ile kan glukoz seviyesinde özellikle 21. günde olmak üzere anlamlı olarak düşüklük saptanmıştır. Ancak bu hipoglisemik etki 28. günde gözlenmemiştir. Çalışma sonucunda elde edilen oksidatif stres parametreleri (TOS ve OSI) STZ grubunda STZ+CAPE ve kontrol gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. CAPE tedavisi total oksidan durumunun artmasını engelleyici etki göstermiştir. Fakat PON seviyeleri STZ+CAPE ve STZ gruplarında karşılaştırılabilir bulunmuştur. Serum ve retina MMP seviyelerinde de farklılık saptanmamıştır. Tüm gruplarda retinal caspase-3 boyaması ile benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada CAPE tedavisi ile STZ ile indüklenmiş diyabetik rat modelinde retinal dokuda oksidatif stresin azaltılabileceği gösterilmiştir. Fakat muhtemelen kısa diyabetik süre nedeni ile retinal apoptozis gösterilememiştir. Anahtar sözcükler: Kafeik asit fenetil ester, streptozotosin, diabetes mellitus, diyabetik retinopati, caspase-3, oksidatif stres, antioksidan kapasite.
Farklı solüsyonlara daldırılan geleneksel kompozitler ile CAD/CAM kompozit blokların renk değişimlerinin değerlendirilmesi
1.1. Türkçe Özet Amaç: Bu çalışmanın amacı uzun dönemli olarak renklendirici solüsyonların CAD/CAM bloklara, geleneksel kompozitlere ve seramik blok materyale olan etkilerinin in vitro ortamda incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Örnek olarak birer adet lityum disilikat cam seramik (IPS E-max), rezin nanoseramik blok (Lava ultimate), hibrit seramik (Vita Enamic), 3 adet de geleneksel anterior kompozit (3M Filtek ultimate, Clearfil Majesty Esthetic, G-aenial anterior) kullanılmıştır. Örnekler 1,2 mm kalınlığında ve 7 x 7 mm'lik kareler halinde hazırlanmıştır. 4 farklı solüsyon (siyah çay, kahve, distile su ve kırmızı şarap) içerisinde bekletilmiştir (n:10). Başlangıç LAB değerleri dijital spektrofotometre ile ölçülmüştür. Numuneler renklendirici solüsyonlara batırılmış ve bir inkübatörde 37 °C ve 120 gün süreyle bekletilmiştir. Sonrasında renk değişiminin tekrar değerlendirilmesi yapılmış ve başlangıçtaki kaydedilen değer ile arasındaki fark hesaplanmıştır. Kruskal Wallis-H testi, Shapiro Wilk's', Post-Hoc çoklu Karşılaştırma testi gruplar arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmıştır. Bulgular: Materyaller karşılaştırıldığında 120. gün itibariyle distile su (p>0,05) haricindeki tüm solüsyonlarda renk değişimleri anlamlı sonuçlar vermiştir (p<0,05). Renklendirici solüsyonlar arasında en yüksek renklenme değeri kırmızı şaraba aittir. En fazla renklenen materyal ise kırmızı şarap solüsyonu içerisindeki G-aenial anterior kompozittir. Vita Enamic rezin içerikli bloklar arasında Lava ultimate blok'a göre daha az renklenme göstermiştir. Clearfil majesty esthetic ise geleneksel kompozitler arasında renklenmeye karşı daha dirençli bir görüntü sergilemiştir. Sonuç: Farklı çalışmalar benzer şekilde bu çalışma sonuçlarına göre de rezin içerikli bloklar seramik bloklar kadar renklenme direnci gösterememiştir. Fakat alternatif olarak Clearfil Majesty Esthetic, Vita Enamic ile birlikte IPS E-max'ın yerine kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Renklenme, Kompozitler, CAD/CAM bloklar, Seramik blok, Renk
Farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin, CAD/CAM blokların tamir kompozitlerine bağlanma direnci üzerine etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; 3 farklı CAD/CAM bloğun (2 farklı rezin içerikli ve 1 tane seramik içerikli) kompozit rezin ile tamiri öncesinde yapılan yüzey işlemlerinin, makaslama bağlanma direnci üzerine etkilerini değerlendirmek, frez ile pürüzlendirme işleminin diğer yüzey işlemlerine olan katkısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, IPS e-max CAD, Vita Enamic ve Lava Ultimate blokların her birinden 63 adet olmak üzere toplamda 189 adet 2 mm kalınlığında örnekler hazırlandı. Test materyalleri yüzey işlem tekniğine göre dokuz alt gruba (kontrol, kumlama, Cojet, HF asit, fosforik asit, frez+ kumlama, frez+ Cojet, frez+ HF asit, frez+ fosforik asit) ayrıldı. Termal siklus işlemi uygulandıktan sonra, tüm örnek yüzeylerine silan+ bond+ kompozit rezin uygulandı. Sonrasında, örnekler makaslama bağlanma direnç testine tabi tutuldu. Kırık tipleri, stereomikroskop ve SEM kullanılarak değerlendirildi. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve post-hoc testler ile analiz edildi. Bulgular: Bağlanma direnci açısından, kullanılan blok tipi ve yüzey işlemleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tüm gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Vita Enamic HF asit, en düşük değer Lava Ultimate kontrol grubunda gözlenmiştir. Frez uygulanmasının, bağlanma direncine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Seramik çeşitleri arasında bağlanma direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). En yüksek değerler Vita Enamic grubunda, en düşük değerler IPS e-max seramik çeşidinde görülmüştür. Sonuç: CAD/ CAM blokların kompozit rezin ile tamiri öncesi yapılan yüzey işlemleri bağlanma direncini arttırmaktadır. Frez uygulaması bağlanma direncini artırdı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Sözcükler: CAD/ CAM, kompozit rezin, tamir, yüzey işlemi, bağlanma direnci
Evaluation of bond strength in different CAD/CAM laminate veneer restorations with ceramic and resin content
Aim: In recent years, computerized milling-based CAD/CAM restorations have become popular. Zirconia has been used in esthetic cases often. Because of its brittleness new materials are developed like hybrid ceramic and resin nano ceramic. The aim of this study examine and evaluate bond strenght of eight different CAD/CAM restoration materials was restored with the help of an optical reader by milling the blocks in an advanced lathing machine by means of information recorded in the computer memory by measurements taken directly from the preparation teeth (Cerec in Dental Office). Material and Method: In this study, 80 freshly extracted, non-decayed, non-restorated and no cracks maxillar central teeth has been used. Teeth before use, stored in 10% neutral formalin and distilled water solutions until cavity preparation is made, polishing was made to clean soft tissue on all teeth and to remove the storage solution using micromotor mounted tires with pumice brush. Chamfer style standard cavities was prepared 0,5mm on labial surfaces of all teeth, 0,2mm on mesial and distal contact points, 0,3mm in gingival step. 80 anterior teeth which are prepared cavities, has been divided into nine groups that a different CAD/CAM blocks to be used in each group and each group was restored in accordance recommended procedures by the manufacturer. After cementation of restorations, all samples has been subjected to 1000 cycles in the thermal cycle device which remained open the crowns of the teeth has been embedded vertically into acrylic blocks and subjected to shear forces in the Instron tester, tearing resistance value was determined in Newton. Results were evaluated at statistical significance level of p<0,05. Results and Conclusion: A statistically significant difference was observed between the ANOVA One-Way Variance Analysis and TUKEY HSD tests in terms of fracture resistance (P<0,05). The material with the highest bond strength average was determined as Lava Ultimate. Keywords: CAD/CAM, laminate veneer, ceramic block, resin block, bond strength
Kapalı otoparklarda çalışanlarda egzoz gazı maruziyetine bağlı ağır metal ve total antioksidan kapasitesi seviyelerinin ölçülmesi
Amaç: Araştırmamızda kapalı otopark çalışanlarının kan kurşun, kadmiyum, cıva, krom ve nikel düzeylerinin ve serum TAK seviyelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel tiptedir ve Diyarbakırda'ki kapalı otoparkta çalışan 76 gönüllüyü kapsamaktadır. Bulgular: Ağır metal sonuçları ABD Zehirli Maddeler ve Hastalık Kayıtları Ajansı (ATSDR) üst sınırlarına, TAK sonuçlarıysa Rel Assay Diagnostics Kit referans sınırlarına göre değerlendirildi. İstatiksel analizlerde düşüncemizi destekleyecek şekilde TAK seviyeleri ile kurşun, krom, nikel düzeyleri arasında negatif yönde tam bir ilişki görüldü. Sigara kullananlar ile kadmiyum düzeyleri arasındaki ilişki anlamlı bulundu. Aylık gelir düzeyi düşük olan çalışanlar ile kurşun, krom, nikel düzeyleri ve TAK seviyeleri arasındaki ilişki anlamlıydı. Katılımcıların çalışma yılı ile kan nikel, krom ve cıva düzeyleri arasındaki ilişki de anlamlı bulundu. Bu çalışmada kapalı otopark çalışanlarının sosyoekonomik, çalışma ortamı ve koşulları gibi açılardan dezavantajlı olduğunu, ölçümü yapılan ağır metallerin ortalama değerlerinin referans değerlere göre yüksek çıktığını ve TAK seviyelerinin de referans değerlere göre alt değerlerde çıktığını gördük. Literatür taramalarında çalışmamızla birebir örtüşen hiçbir araştırmaya rastlamadığımızdan araştırmamızı, kısmen örtüşen Türkiye'de yapılmış iki çalışmayla, mesleksel olarak ağır metallere maruz kalan gruplar üzerindeki çalışmalarla ve sağlıklı populasyonlarda yapılan çalışmalarla karşılaştırdık. Ölçtüğümüz ağır metal düzeylerinin karşılaştırdığımız araştırmaların birçoğundan yüksek çıktığını, ölçtüğümüz TAK seviyelerinin de karşılaştırdığımız araştırmaların çoğundan düşük çıktığını gördük. Sonuç: Kapalı otopark çalışanlarında ağır metal maruziyeti önemli bir sağlık sorunudur. Bu soruna yönelik çok merkezli, beslenme ve alışkanlıkların detaylı sorgulandığı, diğer sağlık göstergelerinin araştırıldığı, kapsamlı, peryodik biyomonitorizasyon çalışmalarına gerek vardır. Böyle çalışmalar ağır metallere maruz kalan kişilerin sağlık sorunlarının çözümünde faydalı olacaktır.
Makine öğrenimi yöntemlerini kullanarak evre III invaziv duktal karsinomlu hasta verilerinin sınıflandırılması
ÖZET Amaç: Tez çalışmasında, danışmanlı makine öğrenimi yöntemleri sınıflama performansına göre kıyaslanarak çalışmada kullanılan yöntemlerin içerisinden, sınıflama başarısı yüksek olan yöntemin bulunması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, destek vektör makineleri, rasgele orman ve yapay sinir ağları yöntemlerinin sınıflama performanslarını kıyaslamak için meme kanseri türlerinden biri olan invaziv duktal karsinomlu 302 hastanın sağkalım bilgilerini içeren veri seti ile birlikte simülasyonla elde edilen 24 farklı veri seti kullanıldı. Kullanılan yöntemlerin sınıflama başarıları meme kanseri verilerinde genel doğruluk, duyarlılık, seçicilik, F-ölçütü, Matthews korelasyon kastsayısı, AUC ve ayırsama gücüne göre kıyaslandı. Simülasyon verilerinde ise eğitim-test doğrulukları farkı ve bu farkın anlamlılığı değerlendirildi. Bulgular: İnvaziv duktal karsinom evre III hastalarının test seti için en yüksek sağkalım sınıflama doğruluğu (%80) ve yüksek performans değerlendirme kriteri değerleri radyal çekirdekli destek vektör makinelerinden elde edildi. Simülasyon verilerinde de yüksek sınıflama doğruluğu ve doğruluklar arasındaki farkın küçüklüğü genel olarak destek vektör makinelerinden elde edildi. Sonuç: Destek vektör makineleri hem gerçek veri setinde hem de simülasyon verilerinde, rasgele orman ve yapay sinir ağlarına göre daha yüksek doğruluk oranına sahiptir.
Çoğul dirençli Acinetobacter baumannii suşlarına çeşitli antibiyotik kombinasyonlarının in vitro sinerjistik etkisi
ÖZET Amaç: Acinetobacter baumannii, özellikle yoğun bakım ünitelerinde, ventilatör ilişkili pnömoni, bakteriyemi vb. sağlık hizmetleri ile ilişkili ciddi enfeksiyonlara neden olan bir bakteridir. Ayrıca geniş spektrumlu antibakteriyel ilaçların yoğun şekilde kullanılması sonucu, Acinetobacterler birçok antibiyotiğe karşı dirençli hale gelmiştir. Özellikle yeni antimikrobiyallerin geliştirilmesinin çok uzun zaman alması ve bakteriyel direncin hızlı gelişmesi, bu bakteriyle savaşta başka stratejiler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Son yıllarda buna çözüm olarak, kombinasyon tedavileri gündeme getirilmektedir. Bu amaçla 4 farklı kombinasyonun etkinliği test edilerek, in vitro sinerji araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Şubat 2017-Temmuz 2017 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve Memorial Dicle Hastanesi yoğun bakım ünitelerinden mikrobiyoloji laboratuvarına gelen hasta örneklerinden izole edilen, çoğul dirençli 30 adet A.baumannii suşu, çalışma kapsamına alındı. İzolatların identifikasyonu konvansiyonel yöntemler ve Vitek-2 Compact (bioMérieux, Fransa) otomatize sistemle yapıldı. Antibiyotik duyarlılık testleri yine Vitek-2 Compact otomatize sistem kullanılarak "European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST)" önerilerine göre yapıldı. Antibiyotik kombinasyon testleri mikrodilüsyon checkerboard (dama tahtası) metoduyla yapıldı. Bulgular: Toplam olarak dört farklı antibiyotik kombinasyonunun test edildiği bu çalışmada sinerji oranları; meropenem-sulbaktam kombinasyonunda %26,6, siprofloksasin-amikasin'de %26,6, kloramfenikol-rifampisin'de %10, meropenem-rifampisin'de %6,6 olarak gözlendi. Sonuç: Bu çalışmada çoğul dirençli A.baumannii suşlarına karşı,in vitro olarak meropenem-sulbaktam ve siprofloksasin-amikasin kombinasyonlarında saptanan sinerji oranları ümit verici olmakla birlikte, in vivo yanıtla birlikte değerlendirilmesi gerektiği, yapılan çalışmalara bakıldığında aynı kombinasyonlarla farklı sonuçlar alındığı, dolayısıyla kombinasyon testlerini her hastanenin kendi suşlarıyla, belli periyotlarla yapmasını önermekteyiz. Anahtar Sözcükler: Acinetobacter baumannii, çoğul direnç, sinerji testleri, mikrodilüsyon checkerboard
Diyabetik sıçanlarda serum vaspin düzeyleri ile diğer bazı adipositokinler arasında olası ilişkilerin araştırılması
Amaç: Yapmış olduğumuz araştırma projesinde amacımız; öncelikle diyabet oluşturacağımız bu sıçanlarda serum vaspin seviyelerindeki farklılıkları incelemek ve bu olası farklılıkların glikoz metabolizmasına etkilerini araştırmak, diyabetle ilişkili olduğu bildirilen hormonlarla serum vaspin seviyeleri arasında olası ilişkileri ortaya koymak ve böylece diyabetin tedavisinde de yeni yaklaşımlar ve alternatif tedavi seçeneklerinin de artışına katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada 21 adet Wistar Albino erkek erişkin sıçan her birinde 7 tane olacak şekilde 3 grup oluşturuldu: 1-Kontrol Grubu, 2-Diyabetik Grup, 3-Tedavi (Metformin) Grubu Diyabet oluşturmak için sıçanların karın boşluğuna tek doz nikotinamid (110 mg/kg) uygulandıktan 15 dakika sonra sitrat tamponunda çözülmüş streptozotosin (60 mg/kg) karın boşluğuna enjekte edildi. Kontrol grubuna ise aynı yoldan sadece placebo (sitrat tamponu) verildikten sonra streptozotosin uygulanan gruptan 48 saat sonra kuyruktan kan örnekleri alınarak açlık kan glikoz düzeyi kontrol edildi ve kan glikoz düzeyi 11 mM ( 200 mg/dl ) 'den yüksek olanlar diyabetik gruba alındı. Diyabetik sıçanlar her birinde yedişer adet olacak şekilde iki gruba ayrıldı ve gruplardan biri 6 hafta ağız yolundan (orogastrik) Metformin (500 mg/kg/gün) ile tedavi edilerek diğer gruba placebo (su) verildi. Kan örneklerinde serum vaspin, leptin, adiponektin, açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin (HbA1c), insülin direnci ve lipit metabolizmasıyla ilgili parametreler tespit edilerek SPSS programında uygun istatistiksel yöntemlerle (Varyans, Turkey) literatür bilgileri ışığında değerlendirildi. Bulgular: Yağ metabolizmasıyla ilgili parametreler, glikoz metabolizmasıyla ilgili enzimler ve parametreler, adipokin seviyeleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara bakılarak bu değerler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş sağlıklı kontrollerle kıyasladığımızda aralarındaki farkın istatiki açıdan önemli olduğu görülmüştür. Sonuç: Sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırdığımızda diyabetik grupta leptin, adiponektin, vaspin seviyeleri düşük çıkmış bu da düşük leptin, adiponektin ve vaspinin glukoz toleransı ve insülin direnci ile aralarında ilişki olabileceğini düşündürmüştür. Anahtar Sözcükler: Vaspin, Diyabet, Sıçanlar, Adipositokinler, Diyabetik sıçanlar