Dokuz Eylül University
Discipline

Econometrics

Dokuz Eylül University

212

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Terörizm ile yolsuzluk arasındaki ilişki: MENA ülkeleri üzerine panel veri analizi

Günümüze dek süregelmiş terörizm, ülkeler ve toplumları üzerinde büyük bir tehdit unsuru olmuştur. Terörizmin yaşanmaya başladığı ilk günden itibaren üzerine çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, net bir tanımı ve asıl gerçekleşme nedenleri ortaya koyulamamıştır. Tüm dünya genelinde varlığını sürdüren ve küresel boyuta ulaşan bu olgu, ortaya çıkış amacı, hedefi, etkileri ve sonuçlarının araştırılmaya devam edildiği bir çalışma alanıdır. Çalışmanın amacı, yolsuzluk olgusunun terörizmin gerçekleşmesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu teorik ve ampirik olarak incelemektir. Çalışma MENA (Middle East-North Africa: Orta Doğu-Kuzey Afrika) bölgesindeki 15 ülke özelinde terörizm ile yolsuzluk arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Çalışmada, terör-terörizm ile yolsuzluk kavramları hakkında bilgi verilmiş, aralarındaki bağ literatür taraması ile desteklenmiştir. Çalışmanın ampirik bölümünde ise MENA ülkelerindeki terörizm ve yolsuzluk arasındaki ilişki 2012-2019 dönemi itibariyle Panel Veri Analizi yöntemi ile sınanmıştır. Yapılan analizler neticesinde; yolsuzluğun terörizm faaliyetlerine finans dayanağı olduğu, yolsuzluk eylemlerinin terörizmi desteklediği ve üzerinde belli bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. MENA ülkeleri gibi az gelişmiş ve/veya gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluk davranışlarının azalması, terörizmin gerçekleşmesinde kısıtlayıcı ve engelleyici bir rol üstlenmektedir. MENA ülkelerinin refah düzeylerinin belirli bir ölçüde arttırılması ile bu iki olgunun yarattığı problemler engellenebilir. Komşu ülkelerin de iş birliği ile desteklenecek etkili politikalar ve stratejiler yapıldığında bu iki olgu önlenerek güven ortamı oluşturulabilir.

Birim kök testleriMENA bölgesiPanel veri modelleri+3
Aleyna Pehlivan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güney ve Orta Asya ülkelerinde iş yapma kolaylığı ve iş yapma kolaylığı ile ihracat ilişkisi

İhracata dayalı büyüme yaygın olarak kabul gören bir sürdürülebilir ekonomik kalkınma stratejisidir. Son elli yılda birçok gelişmekte olan ülke, kendi ülkelerinde faaliyet gösteren yerel ve uluslararası işletmeleri teşvik etmek ve ekonomik kalkınmayı sağlamak için yerel iş ortamlarını iyileştirmeye ve yabancı yatırımı çekmeye çalışmışlardır. İş yapma kolaylığı (İYK), dünya çapında ekonomilerin iş ortamını ve iş ortamını etkileyen faktörleri değerlendiren Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir indekstir. İYK indeksi, bu indeksi oluşturan 10 alt kriterin aritmetik ortalaması alınarak hazırlanırken, tüm bu kriterlerin aynı derecede önem taşımadığı da açıktır. Bu çalışma, Güney ve Orta Asya ülkelerinde iş yapma kolaylığını değerlendirmek için Küresel Bulanık Analitik Hiyerarşi Prosesi ve Gri İlişkisel Analizden oluşan hibrit bir ÇKKV yöntemini kullanmaktadır. Ayrıca, İYK'nın düşük ve orta gelirli ekonomilerdeki ihracat düzeyi üzerindeki etkisini belirlemek için panel veri analizi kullanılmıştır. GİA ve KB-AHP uygulamasının sonuçları, İYK indeksini oluşturan 10 kriter arasında sözleşmelerin uygulanması, kredi alma ve iş kurma kolaylığının en yüksek önem derecesine sahip olduğunu göstermektedir. 2020 yılının verilerine göre Güney ve Orta Asya Ülkeleri arasında İYK puanı en yüksek olan ülke Kazakistan olmuşken, Afganistan ve Bangladeş ülkeleri son sıralarda yer almıştır. Panel Veri Analizi sonuçlarına göre, 2016-2020 yıllarının verileri incelendiğinde, GSYİH ve ekonomik büyüme değişkenlerinin ihracat değişkeni üzerinde ekonomik ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Öte yandan, İYK değişkenlerinin ihracat düzeyi üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı değildir. Ayrıca İYK indeksinin yeniden ÇKKV yöntemleriyle hesaplanması panel veri analizinde anlamlı bir fark yarattığı söylenemez.

Analitik hiyerarşi süreciAsya ülkeleriBulanık mantık+6
Ahmad Naweed Dazhamyar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki inşaat sektörü ve ekonomik büyüme ilişkisi (2000-2020)

Ekonomik anlamda gelişimini sürdüren ülkelerde inşaat sektörünün, ekonomik kalkınma için önemli bir sektör olduğu bilinmektedir. Bu araştırmamızda inşaat sektörünün Türkiye de ekonomiye olan katkıları incelenmiştir. Türkiye'nin sürekli artan nüfusu inşaat sektörünün önemini artırmıştır. Artan konut ihtiyacı ve altyapı faaliyetleri sektöre her dönem yatırım önceliği sunmuştur. Ayrıca sanayi altyapısının inşaat bağlantısı sektörün geniş bir alanda etkili olmasına zemin hazırlamıştır. İnşaat sektörünün 200'ü aşkın alt sektörle beraber hareket etmesi ekonomiye geniş bir yelpazede katkı sağlamıştır. Ayrıca inşaat malzemeleri sanayisinin giderek büyümesi ekonomiye katma değer etkisi yapmıştır. Sektörün çok yönlü faaliyetleri istihdam ve parasal döngü üzerinde etkili olmuştur. Vasıfsız elaman istihdamına olanak tanıyan sektör, 2017 yılında 2000'i aşkın kişiye, 2020 yılında 1500 kişiye istihdam olanağı sunmuştur. Son yirmi yıllık süreçte önemli gelişmeler gösteren sektör hem istihdamda hem de piyasaya sağladığı yan katkılarla etkinliğini hissettirmiştir. Ekonominin son yirmi yıllık süreçte pozitif ivme göstermesi inşaat sektörüne de fayda sağlamıştır. Böylelikle birçok bölgede inşaat şantiyelerinin faaliyetlerin artmasına zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla bölgesel istihdama ve ekonomiye katkı sağlamıştır. Yaptığımız ampirik çalışmada da GSYH ve İNB (inşaat büyüme verileri) arasında nedensel ilişkinin mevcut olduğu anlaşılmıştır. GSYH' den İNB' ye doğru bir nedensel etkileşimin olduğu aynı şekilde İNB' den GSYH'ye doğru da nedensel bir ilişkinin olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak da inşaat sektörünün belli dönemlerde büyüme kaydettiği ve tam manasıyla istikrarlı bir büyüme gerçekleştirdiği söylenemez. İstikrarın sürdürülebilir olması için yatırımların bölgesel anlamda orantılı olması gerekir. Sektöre yapılacak finansal desteklerin de istikrarlı büyümeye katkı sağlayacak şekilde yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.

Ekonometrik analizEkonomik büyümeEkonomik etki+2
Muhammed Sacit Bilgin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto para birimleri ile geleneksel ödeme araçları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Günümüzde Altın, Euro, Dolar gibi geleneksel ödeme araçlarına ve hisse senedi, tahvil, bono gibi geleneksel yatırım araçlarına ek olarak kripto para birimleri ortaya çıkmıştır ve kullanımları gün geçtikçe artmaktadır. Kripto para; merkezi bir otoriteye bağlı olmadan, kriptografi sistemi ile oluşturulmuş, mal ve hizmet alımında ödeme aracı olarak kullanılabilen ve yatırım amacıyla elde bulundurulan sanal para birimidir. Bu çalışmanın amacı kripto paralar ile güvenilir ödeme araçları ve yatırım araçları arasındaki ilişkiyi ekonometrik testlerle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kripto para piyasasında 10.000 adeti geçen kripto para birimleri ile piyasa değeri 2.5 trilyon doları aşması ve günlük işlem hacmi ise 1 milyar doları geçmesi konunun incelenmesi gerektiği kanısını oluşturmuştur. Ayrıca finans ve ekonometri literatürü incelendiğinde kripto para birimleri ile ilgili çok fazla çalışma yapılmamış olması, yapılan çalışmalarda arasında da güvenilir ödeme ve yatırım araçları ile ilgili bir çalışmaya rastlanılmamış olması çalışmanın hem özgün yanını hem de literatüre sağlayacağı katkısı düşünülmüştür. Çalışmada veri toplama aracı olarak ikincil veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Örnekleme yöntemi olarak ise tesadüfi olmayan örnekleme yöntemi seçilerek piyasada en çok işlem yapan 5 kripto para birimleri ile Dolar, Euro, Altın, BİST100, Petrol Fiyatları çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler arasındaki ilişkilere bakmak amacıyla Fourier Toda Yamamoto nedensellik analizi kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda sadece Bitcoin ve Ethereum'dan Euro'ya doğru bir nedensellik ilişkisi olduğu diğer değişkenler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum, kripto paraların ve geleneksel ödeme araçlarının farklı kullanım alanlarına veya müşteri tabakalarına hitap ettiğini veya farklı pazarlarda faaliyet gösterdiklerini düşündürebilir. Nedensellik ilişkisinin bulunmaması, yatırımcıların risk iştahları gibi diğer dış etkenlerin veya faktörlerin etkisini de göstermektedir.

Elektronik ödeme sistemleriKripto para birimiTodaYamamoto Nedensellik Analizi+4
Esma Tutar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Reform ve kurumsal değişimlere yatırımcı tepkileri: Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa piyasalarında işlem gören tahviller üzerine ampirik bir inceleme

Çalışmada yatırımcıların mali ve iktisadi reformların düzeltici etkilerini değerlendirmeleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Bu bağlamda, günümüzde gözlenmesi çok muhtemel olmayan ve idari sistemde dahi çok kapsamlı kontrol süreçlerini devreye sokan tarihi bir örnek üzerinden hareket edilmiştir. Çalışmada İstanbul, Londra, Paris ve Berlin Borsalarında yer alan 1875-1885 dönemi tahvil fiyat verileri kullanılmaktadır. Günlük tahvil kapanış değerleri Avrupa borsaları için "The Times" ve İstanbul borsası için çeşitli Osmanlı gazetelerinden derlenmiştir. Çalışmada, veri devamlılığı dikkate alınarak alternatif tahviller arasından seçilen Genel Borç Tahvili kullanılmaktadır. Temel olarak tahvil fiyat verisi üzerine durulmasının nedeni, mali ve idari reformların tahvil talebi ve fiyat hareketleri olarak yansımasını bulacak olmasıdır. Örneğin, mali ve idari sistemi bir reform etkin hale getirmiş ise ve yatırımcılar buna güveniyor ise, Osmanlı İmparatorluğu'na borç vermek isteyeceğinden tahvil talebi ve fiyatı artacaktır. Bu bağlamda, etkin reformlar fiyat düşüşleri ve oynaklığı düşürecektir. Araştırma gözlem dönemi süresince Osmanlı ekonomisi birçok reform ve kurumsal değişimlere tanık olmuştur. Reformların risk ve tahvil fiyatı oynaklığına etkileri GARCH (1,1) modeli kullanılarak araştırılmaktadır. Yapılan analizler sonucunda, İstanbul piyasasında altın standardı uygulaması ile Düyun-u Umumiye'nin kuruluşu, Londra piyasasında I. Meşrutiyet ilanı ve Paris piyasasında altın standardının benimsenmesi olaylarının tahvil fiyatları ve yatırımcılara etkisinin olumlu olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan Berlin piyasasında gözlem aralığı nedeniyle sadece Düyun-u Umumiye etkisini incelemek mümkün olmakta ve bu etkinin de yatırımcı beklentilerine yanıt vermekte zayıf kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca piyasaya ulaşan Bosna-Bulgar isyanı gibi olumsuz niteliklere sahip bilgilerin daha fazla önemsendiği görülmektedir. İstanbul ve Avrupa Borsalarında isyanların yaratmış olduğu toplumsal kargaşa, savaş koşullarının getirdiği mali yük, savaş belirsizliğinden doğan siyasi ve jeopolitik risklerle karşı karşıya kalınması gibi ulusal sınırların ötesini ilgilendiren olayların yatırımcılarda endişe yaratarak güveni zayıflatan etkenlerden olduğu gözlemlenmektedir. Sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, dört piyasadaki tüm reformlar için olumlu fiyatlandığına dair kanıtlar sağlanamamaktadır. Reformların gerçekleştiği tarihlerde görülen idari ve mali sistemde engellere yol açması muhtemel kriz nitelikli olayların, reformların olumlu etkileyicilik gücünü zayıflattığı söylenebilir. İflas sürecindeki bir ekonomi için borç ödenebilirliği kabiliyetini iyileştirme çabalarında reformlar, savaş ve istikrarsız ortam koşullarında yetersiz kalmakta ve böyle bir ortamda yatırımcı bakış açısının değişmesi zorlaşmaktadır.

Gizem Cansu Gümrükcü
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumsal değişimlerin ve politik sorunların yansımaları: Osmanlı tahvilleri ile ekonometrik uygulamalı tarihsel değerlendirme (1903-1914)

Tahvil fiyatları, bir devletin harcama ve gelir kapasitesi ile bağlantısı bağlamında siyasi ve jeopolitik dinamiklerle ilişkilendirilmektedir. Devlet tahvilleri, yurt içinde veya yurt dışında yatırımcılar tarafından temin edilerek, bir devletin yatırım için uygun olup olmadığını incelememizde yol gösterici bir veri sağlamaktadır. Bu açıdan, savaşlar veya politik çalkantıların varlığında kamu harcamalarının yükselebilecek olması nedeniyle; tahvil fiyatlarındaki talep azalışı ve fiyat dalgalanmaları tespit edilebilmektedir. Aynı şekilde, tahvil fiyatları devletin mali yapısı ve genel iktisadi sisteminde ortaya çıkacak düzelmelerin olması durumunda da istikrar kazanabilmektedir. Örneğin, vergi sisteminin etkin hale gelmesi, kamu harcamalarının parlamenter denetim altına alınması veya mali ve idari sistemde yapılan etkili reformlar, yatırımcıların güvenini kazanmışsa, bu durum devlete borç verme isteğini artırarak tahvil talebini ve fiyatlarını yükseltecektir. Aksi halde talep azalacak ve fiyatları düşecektir. Tezde, Osmanlı İmparatorluğu'nda 1903–1914 yılları arasında gerçekleşen reform ve kurumsal değişimlerin mali ve idari sistem üzerindeki etkisi tahvil fiyatları aracılığıyla incelenmektedir. Bu çalışmanın ana hedefi, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1900 sonrasında mali ve idari sistemini düzenlemek için uyguladığı İkinci Meşrutiyet ve Kişisel Gelir Vergisi gibi önemli reformlar süresince yaşanan savaşlar ve isyanlar da var iken mali sisteminin etkinliğini ne derece değiştirdiğini gözlemlemektir. Bu çerçevede, reform ve kurumsal değişimlerin tahvil yatırımcılarına yansımalarının; İstanbul, Londra, Paris ve Berlin borsalarında 1903–1914 yılları aralığındaki konsolide tahvili günlük fiyat verilerindeki oynaklık incelenerek değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Tezde; eğer kurumsal değişimler ve reformlar başarılı olmuş ise, Osmanlı Devleti'nin konsolide borç tahvillerinin fiyatlarının yükselmesi ve dalgaların azalması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Yapılan ekonometrik analizler, ilgili reform ve kurumsal değişimlerin etkinliği konusunda şüphe yaratmaktadır. İstanbul borsasında; İkinci Meşrutiyet, Kişisel Gelir Vergisi Reformu ve Birinci Balkan Savaşının, Londra borsasında; Rus–Japon Savaşı ve 1907 Finansal Krizi olayının, Paris borsasında; İkinci Meşrutiyet, Kişisel Gelir Vergisi Reformu olayı, Rus–Japon Savaşı ve Birinci Balkan Savaşının, Berlin borsasında ise; Birinci Balkan Savaşının ve Bab–ı Ali Baskını olaylarının piyasada fiyat dalgalanmalarını ve oynaklığı arttırıcı etki yarattığı görülmüştür. Genel olarak, İstanbul ve Paris borsalarındaki yatırımcı tepkilerinin benzer olduğu söylenebilir. Elde edilen sonuçlar bağlamında, savaşların etkisinde kalan siyasi–politik durumun, oynaklık artışı olarak piyasalara yansıyabildiği ve reformların olası olumlu etkilerini sınırlandığını söylemek mümkündür. Bu sonuçlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurumsal dönüşüm sürecinin anlaşılmasına katkı yapabilecek niteliktedir. İlave olarak, günümüzde sistemsel sorunları nedeniyle kurumsal değişim ve reform uygulamalarına yönelen birçok iktisadi yapının ve devletin politik gerilimler bağlamında bu tip olumlu hareketleri sürdürmesinin zorluğunu anlamak da bu bağlamda önemlidir.

Mustafa Sabri Doğruyol
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sera gazı emisyon değerlerinin hibrit model ile tahmini: Ekonometri ve makine öğrenmesi ortak yaklaşımı

Her insanın parmak izinde bulunan farklılığa benzer şekilde her veri seti de kendine has özellikleri ihtiva eder. Bu sebeple veri analizi süreçlerinde, ele alınan veri setinin iyi anlaşılması gerekmektedir. Doğrusal veya doğrusal olmayan, durağan veya durağan olmayan yapıların tespit edilmesi ve buna göre bir yöntem oluşturulması, elde edilecek bulguların sıhhati açısından büyük önem arz edecektir. Aksi halde veri seti ile uyumsuz bir modelin kullanılmasıyla verinin genel eğilimi tespit edilemeyecek ve dolayısıyla bulgular ya eksik ya da büyük oranda hatalı olacaktır. Bahsi geçen bu durumdan kaçınmak için geliştirilmiş yöntemlerden biri olan hibrit yöntem ile verinin doğrusal ve doğrusal olmayan hareketlerine erişim mümkün hale gelmektedir, böylelikle analizin hata payı düşürülebilmektedir. Bu çalışmada günümüzün en önemli küresel problemlerinden biri olan sera gazı emisyonuna ilişkin toplam sera gazları, CO_2, N_2 O ve F gazları serileri konu edinilmiş ve yukarıda ifade edilen hibrit yöntem aracılığı ile incelenmiştir. Türkiye için 1990-2021 yıllarını kapsayan veri seti, verinin yapısal durumunun tespiti adına görsel analize ve ardından Fourier Augmented Dickey Fuller (FADF) ve de Augmented Dickey Fuller testleri ile birim kök analizine tabi tutulmuştur. Doğrusal olmayan makine öğrenmesi tekniklerinden biri olan Destek Vektör Regresyonu (DVR) aracılığı ile öncelikle doğrusal olmayan eğilimlerin tespit edilebilmesi adına otoregresif bir yapı çerçevesinde model kurgulanmış ve modelin artıkları üzerinde de otoregresif hareketli ortalama yöntemi (ARMA) kullanılarak doğrusal hareketler tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar mutlak hata ortalaması, mutlak hata ortalamalarının yüzdesi, hata kareleri ortalaması ve hata kareleri ortalamasının karekökü kriterleri kullanılarak performans değerlendirmesinden geçirilmiştir. Bulgular ışığında Türkiye için sera gazları serilerinin doğrusal ve durağan bir yapı sergilemedikleri görsel ve de birim kök analizleri ile desteklenmiştir. Diğer taraftan serilerin tahmini için doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerin birlikte kullanılmasının, daha düşük hataya sahip tahmin değerlerinin elde edilmesinde uygun bir yöntem olabileceği görülmüştür.

Mustafa Karakuzu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Makroekonomik göstergeler ve döviz kuru arasındaki ilişkiler

Döviz kuru, bir ülkenin ekonomik sağlığının ve uluslararası rekabet gücünün önemli göstergelerinden biridir. Reel efektif döviz kuru ise bir ülkenin para biriminin diğer ülke para birimlerine göre değerini, ticaret ağırlıklı bir ortalama ile hesaplayarak gösterir ve bu nedenle uluslararası ticaret ve yatırım akışlarını anlamada kritik bir role sahiptir. Reel efektif döviz kuru, sadece nominal döviz kurlarını değil, aynı zamanda ilgili ülkelerin fiyat seviyelerindeki değişiklikleri de dikkate alarak daha kapsamlı bir değerlendirme sunar. Bu çalışma, makroekonomik göstergelerin özellikle para arzı, işsizlik, ekonomik büyüme ve dış ticaret dengesi ile reel efektif döviz kuru arasındaki ilişkileri incelemektedir. Tezin temel amacı, bu faktörler arasındaki etkileşimi analiz ederek, ekonomik istikrar ve döviz kuru üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu kapsamda Ocak 2012 – Aralık 2023 arasındaki aylık frekanstaki verilere Toda-Yamamoto Nedensellik ve ARDL Eşbütünleşme Analizleri uygulanmış ve Hata Düzeltme Modeli ile kısa ve uzun-dönemli sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar metodolojik sırayla değerlendirildiğinde nedensellik ilişkileri açısından para arzının ve sanayi üretiminin reel efektif döviz kurunun nedeni olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ARDL eşbütünleşme analizi sonuçları değerlendirildiğinde, para arzının reel efektif döviz kuru üzerindeki etkisi değerlendirildiğinde kısa dönemde negatif olan etkinin uzun dönemde pozitif olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dış ticaret dengesini temsilen ele alınan ihracatın ithalatı karşılama oranı sadece kısa dönemde olmak kaydıyla reel efektif döviz kuru üzerinde negatif etkili bulunmuştur. Büyümeyi temsilen kullanılan sanayi üretimindeki değişim reel efektif döviz kuru üzerinde kısa dönemde pozitif, uzun dönemde negatif şekilde saptanmıştır. İşsizlik oranının ise, ne kısa- ne de uzun-dönemde reel efektif döviz kuru üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamıştır.

Merve Sarıkaya
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu harcamalarının özel yatırımlar üzerine etkisi: Türkiye'nin 1975-2023 dönemi üzerine ekonometrik bir değerlendirme

Bu tez, Türkiye'de 1975-2023 döneminde kamu harcamalarının özel sektör yatırımları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, kamu harcamalarının özel sektör yatırımlarını nasıl etkilediğini anlamak ve bu ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü belirlemektir. Bu çalışmanın önemi, kamu harcamalarının hükümet politikalarının en etkililerinden biri olduğu ve ekonomik büyüme ile yatırımlar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bulguların politika yapıcılar için rehberlik sağlaması beklenmektedir. Bu çalışmada, analiz yöntemi olarak ARDL ve Fourier ARDL modelleri kullanılmıştır. Bu modeller, kamu harcamaları ile özel sektör yatırımları arasındaki kısa ve uzun vadeli ilişkileri incelemek için etkili araçlar olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, uzun vadede özel sektöre verilen banka kredilerinin özel sektör yatırımlarını teşvik ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte, toplam kamu harcamaları ve altyapı niteliği taşımayan kamu yatırımlarının özel yatırımlar üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, kamu harcamalarının doğru alanlara yönlendirilmesi durumunda, özel sektör yatırımlarını teşvik ederek ekonomik büyümeyi destekleyebileceğini göstermektedir. Özellikle altyapı harcamalarının önemi vurgulanmaktadır. Bu tür harcamaların özel sektör yatırımlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular, literatürdeki mevcut çalışmalarla uyumlu olup, kamu harcamalarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolünü pekiştirmektedir. Çalışmanın katkısı, en güncel araştırma kaynaklarını kullanarak değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemeye yardımcı olmakta ve araştırmacıya değerli referanslar sağlamaktadır. Bu bağlamda, yalnızca Türkiye için değil, özel yatırımları etkileyen faktörleri araştırmak isteyen tüm araştırmacılar için de faydalı olacaktı

Ahmed Elaccen
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hava yolu işletmelerinin finansal performanslarının Bulanık AHP ve Gri İlişkisel Analiz yöntemleri ile değerlendirilmesi

Hava yolu taşımacılığı; günümüzde tercih edilen hızlılık ve güvenilirlik özelliklerinin yanında, ekonomik anlamda avantaj sağlaması açısından da ulaşım sektöründe önemli bir paya sahiptir. Dünyada ve ülkemizde faaliyet gösteren birçok hava yolu işletmesi bulunmaktadır. Bu çalışmada Türkiye ve AB'ye üye ülkeler arasından dört ülke seçilerek bu ülkeler içerisinde en çok tercih edilen hava yolu işletmeleri belirlenmiştir. Türkiye'yi temsil için Türk Hava Yolları, İngiltere için British Airways, Fransa'yı temsilen Air France KLM, Almanya için Lufthansa ve son olarak İrlanda'yı temsil etmesi amacı ile Ryanair seçilmiştir. Beş hava yolu işletmesinin 2012-2018 dönemi içerisindeki finansal oranları incelenerek, finansal performans sıralaması yapılmıştır. Çalışmada kullanılan yöntem tercih edilirken, kriterlerin önem derecelerini belirlemek Bulanık Analitik Hiyerarşi Prosesi (BAHP) yönteminin kullanılması uygun görülmüştür. BAHP yöntemi ile uzman görüşlerinden alınan dilsel değişkenler bulanık sayılara dönüştürülerek belirlenen kriterlere ait ağırlıklar hesaplanmıştır. Elde edilen kriter ağırlıklarını, sıralama yöntemlerinden biri olarak kullanılan Gri İlişkisel Analiz (GİA) yöntemi ile söz konusu hava yolu işletmelerinin finansal performans sıralaması gerçekleştirilmiştir. 2018 dönemi verileri incelendiğinde en iyi finansal performansa sahip işletme Türk Hava Yolları (THY) olarak belirlenirken bunu sırasıyla Air France, British Airways, Ryanair ve Lufthansa takip etmiştir. GİA yöntemi ile belirlenen finansal performans sıralamaları üzerinde Spearman korelasyon yöntemi kullanılarak sıralamalar istatistiksel olarak yorumlanmıştır. Hava yolu işletmelerine ait uçuş noktası sayıları ile finansal performans sıralaması arasında Kendall's Tau korelasyon yöntemi kullanılarak iki değişken arasındaki ilişki durumu incelenmiştir.

Bulanık analitik hiyerarşi süreciFinansal performansGri ilişkisel analiz+5
Enes Ellibeş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal performans değerlendirme ve hisse senedi getiri ilişkisi: Tereddütlü Bulanık AHP temelli yaklaşım

Finansal performans kavramı tüm şirket ve kuruluşlar için önem arz eden bir konudur. Finansal performans değerlendirme süreci, bir işletmenin rakip işletmelere kıyasla olumlu ya da olumsuz yönlerinin belirlenmesine olanak sağlar. Öyle ki, bir işletme kendisini rekabetçi bir ortamda rakip firmalarla karşılaştırarak sektördeki konumunu belirlerken, işletmenin yönetim sürecinde optimum kararlar alma yönünde katkıda bulunur. Finansal performans değerlendirmenin işletme yöneticilerine sağladığı faydanın yanı sıra, hisse senedi yatırımcılarına da karar sürecinde katkı sağlaması beklenir. Bunun en temel sebebi yatırımcıların, finansal yönetimin başarılı olduğu şirketlere yatırım yapma eğiliminde olmasıdır. Bu çalışmanın amacı; yeni bir bütünleşik yaklaşım ile, ekonomilerin kalbi olarak niteleyebileceğimiz bankacılık sektöründe, finansal performans değerlendirmesinde bulunmak ve finansal performansın hisse senedi yatırımında tek bir karar faktörü olarak kullanılıp kullanılamayacağı belirlemektir. Türkiye'de faaliyet gösteren ve BİSTXBANK endeksinde işlem gören 10 mevduat bankasının 2008-2017 dönemleri için finansal performansı değerlendirilmiş ve değerlendirme sonuçlarına göre iki grup portföy oluşturulmuştur. Oluşturulan bu portföylerin getirileri çeşitli kantitatif tekniklerle incelenmiştir. Çalışmada, finansal oranlardan oluşan 7 ana ve 23 alt kriter finansal performans değerlendirme amacıyla kullanılmıştır. Kriterlerin önem ağırlıklarını belirlemek için Tereddütlü Bulanık AHP yönteminden yararlanılırken, alternatifler arasında sıralama yapmak için TOPSIS ve GİA yöntemleri kullanılmıştır. Tereddütlü Bulanık AHPTOPSIS ve Tereddütlü Bulanık AHP-GİA yöntemlerinin bütünleşik olarak kullanılmasıyla literatüre yeni bir performans değerlendirme yaklaşımı sunulmuştur. Finansal performans sonuçlarına göre oluşturulan iki grup portföy arasındaki getiri farkını istatistiksel olarak incelemek için bağımsız iki örneklem t testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kullanılan yöntemlerin finansal performans değerlendirmesinde kullanılabileceği, bu yöntemlerin portföy oluşturma konusunda uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak portföyler kantitatif olarak değerlendirildiğinde başarılı sonuçlar elde edilse bile istatistiksel olarak portföyler arasında getiri farkının bulunmadığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre, finansal performansın hisse senedi yatırımında tek başına yeterli bir karar faktörü olmadığı görülmüştür. Bu yöntemleri hisse senedi yatırımı için kullanırken, hisse senedi fiyatlarına etki eden diğer faktörlerin hiyerarşik yapıya dahil edilmesi tavsiye edilmektedir.

Bulanık analitik hiyerarşi süreciBulanık mantıkFinansal performans+4
Rafet Emre Toramanoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of the impact of business environment on Small and Medium Enterprises (SMEs) performance in Sudan

This study aims to assess the effect of the business environment on the performance of small and medium enterprises (SMEs) in Sudan. According to the World Bank, Sudan is considered one of the most difficult regions in the world to do business, which clearly indicates that there is a problem in the business environment. The study used data from the World Bank's Enterprise Surveys database of 2014 for 607 SMEs in Sudan. Multiple linear regression was adopted to test the effects of business environment on SMEs' performance. The results of the study show that external financing sources are statistically significant and negatively affect the performance of SMEs in Sudan. The variables regarding internal financing sources are found to be statistically significant and indicate that the use of internal financing sources have a positive effect on the performance of SMEs. The results also display a statistically significant and positive impact of power outages on SMEs' performance. However, loss of sales due to electrical outages and products value losses due to breakage or damage while in transit to the domestic market show a statistically significant and negative effect on the performance of SMEs in Sudan. Moreover, bureaucracy and the number of visits and inspections by tax officials are statistically significant, demonstrating a negative influence on SMEs' performance. Corruption-related variables are found to be statistically significant and to have a positive effect on SMEs' performance. On the contrary, crime on account of losses due to theft reveals an adverse impact on the performance of the SMEs in Sudan. The results would provide knowledge to entrepreneurs and business owners/managers on how to start and run their businesses by being aware of the factors that affect their business performance. Other stakeholders such as financial institutions and foreign investors could use the obtained results to evaluate the nature of business in Sudan. However, the study did not include all regions of Sudan, which requires further and more comprehensive studies in this area in Sudan.

Small and Medium Sized FirmsPerformanceSudan+2
Mohammed El-amın Elsanoosı Ahmed
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çok kriterli karar verme yöntemleri ile tedarikçi ödeme seçimi: Otomotiv sektöründe bir uygulama

Üretim yapan işletmelerin birçoğunda mal ya da hizmet sunan tedarikçi firmalar için oluşturulan cari hesaplarına istinaden ödeme yönlendirilmesi gerekmektedir. Firmaların üretim ve faaliyetlerine devam edebilmesi için kısıtlı bir bütçe ile tedarikçi ödemelerinin yapılması önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, tedarikçilere yapılacak ödemelerin sıralanması kararının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesinin bilimsel bir model yardımı ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Bir işletmeye ait tedarikçi ödemeleri, uzman görüşleri alınarak dokuz ana alternatif başlık altında toplanmıştır. Çok kriterli karar verme yöntemlerinden AHP, TOPSIS ve Bulanık MOORA problem çözüm yöntemleri kullanılarak, tedarikçi ödeme seçimlerinde en uygun ödeme sıralaması belirlenmeye çalışılmıştır.

Analitik hiyerarşi süreciBulanık TOPSISMOORA yöntemleri+4
Hatice Derin Korkmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya Bankası ve IMF yapısal uyum programlarının Afrika'daki gelişmekte olan ülkelere etkileri

Dünya Bankası ve IMF, Bretton Wood enstitülerini oluşturur ve 1960'lardan bu yana düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkelerin refahını artırmakla uğraşmaktadır. Bu kurumlar gelişmekte olan ülkelere bu ülkelerin ekonomik kalkınmasına yönelik krediler ve hibeler şeklinde yardım sunmaktadır. Aynı organizasyon yapısına sahip olma eğilimi gösteren Dünya Bankası ve IMF, Yapısal Uyum Programları kullanılarak yürürlüğe giren gelişmekte olan ülkelerin ekonomi büyümesine hem teknik hem de finansal yardım sunmaktadır. Bununla birlikte, bu kurumlar tarafından getirilen etkinin kesin doğası şiddetle eleştirilmiş ve sorgulanmıştır. Çalışmanın temel amacı, Dünya Bankası ve IMF programlarının Kenya'yı örnek olay olarak kullanan gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Kenya, Uganda, Tanzanya, Gana, Zambiya ve Ruanda için 1975-2016 yıllarını kapsayan 41 yıllık bir veri seti kullanıldı. SAP'lerin uygulandığı yılları yakalamak için bir kukla değişken oluşturulmuş ve Panel regresyonu, ekonomik büyüme ile Yapısal Uyum Programları ve enflasyon, Ödemeler dengesi, döviz kuru, ihracat ve devlet harcamaları gibi diğer bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi test etmek için kullanılmıştır. Çalışma, SAP'lerin GSYİH üzerinde hiçbir etkisinin olmadığı sonucuna varıyor. Sabit panel regresyonunda GSYİH ile toplam ihracat, devlet harcamaları ve IMF kredileri gibi diğer bağımsız değişkenler arasında anlamlı bir pozitif ilişki görülüyor. Ancak Driskoll-Kraay'in tahmincisi IMF kredilerini kullanırken GSYİH üzerinde önemli bir etkisi olmadı.

Afrika ülkeleriDünya BankasıGana+7
Paulıne Wanjahı Muıyuro
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisinin Finansal Kuznets Eğrisi hipotezi çerçevesinde incelenmesi: Gelecek 11 ülke örneği

Finansal gelişme ile gelir dağılımı arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmalar literatürde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Finansal gelişme ve gelir dağılımı arasındaki ilişki ve sonuçları finansçılar, ekonomistler ve sosyal bilimciler açısından oldukça fazla merak uyandırıcı araştırma konusu olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Ülkelerdeki finansal gelişme ve gelir dağılımı çok farklı parametrelere bağlı olduğundan dışarıdan bakıldığında eşdeğer sayılabilecek ülkelerde farklılıklar gösterebilmektedir. Yine, farklı ülke grupları, farklı zaman serileri, farklı ekonometrik yöntemler ve farklı model spesifikasyonları ile yapılan çalışmaların sonuçları da farklılıklar göstermektedir. Finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi incelenirken değişkenler arasındaki ilişkilerin durumunu gerçeğe en yakın şekilde tespit etmek oldukça önem arz etmektedir. Değişkenler arasında yatay kesit bağımlılığı olup olmadığını, uzun dönemde birlikte hareket edip etmediklerini, yaşanmış olabilecek yapısal ve yapısal olmayan şokların dikkate alındığı testlerin kullanılması gerçeği yansıtan sonuçlara ulaşma ihtimalini artıracaktır. Bu durumlar göz ardı edildiği zaman değişkenlerin aralarında var olan ilişkiler ortaya çıkarılamayacaktır ve yapılan analizlerin güvenilirliği azalacaktır. Bu nedenle geleneksel testlerin eksik yönlerini geliştirerek son yıllarda kullanılmaya başlanan yeni nesil panel veri yaklaşımlarının kullanılmasının çalışmalardan elde edilecek sonuçların güvenilirliğini artıracağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, literatürde daha önce incelenmemiş olan Gelecek-11 ülke grubundaki finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi Finansal Kuznets Eğrisi hipotezi çerçevesinde, panel veri analizi yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları, Endonezya, İran ve Meksika'da Finansal Kuznets Eğrisi hipotezinin geçerli olduğunu göstermektedir. Diğer bir ifadeyle bu ülkelerde gelir eşitsizliği ve finansal gelişme arasında ters U şeklinde bir ilişki olduğunu göstermektedir. Buna göre Endoezya, İran ve Meksika'da finansal gelişme gelir eşitsizliğini ilk olarak artırmakta, belirli bir eşiğe geldikten sonra gelir eşitsizliği seviyesi azalmaktadır.

Finansal Kuznets EğrisiFinansal gelişmeGelecek 11 ülkeleri+2
Ozan Gürsucu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The macroeconomic determinants of personal remittances in Sierra Leone

The topic of migration has sparked an intense debate in the field of academia and policy discourses. Many have argued that it leads to a brain drain syndrome, while others have strongly supported its relevance for economic growth through inward personal remittances worldwide. The substantial flow of remittances and its less volatile nature compared to the other forms of international capital inflows to many countries has made remittances a dependable engine for economic growth. Sierra Leone still hugely depends on international capital inflows to achieve its development goals. Despite this reality, there is no study to the author's knowledge on this important topic in the country. Thus, this study uses a combination of econometric estimation techniques to ascertain the macroeconomic variables determining personal remittances in Sierra Leone and the causality among the variables in the period 1980 – 2018. The study found out that economic growth, broad money, age dependency ratio, war, and Ebola negatively influence personal remittances in the country, whereas inflation exerts no significant influence on it within the study period. Also, Granger causality running from economic growth to remittances was confirmed, whereas no causality between the other variables and remittances was found. The study, therefore, suggests that the government should implement pro-growth macroeconomic policies and keep inflation within reasonable limits. This stable macroeconomic environment would attract more remittances for investment purposes and reduce the negative impacts that could result from a pure altruism motive of remittance thereby resulting in sustainable remittance inflows and economic development in the country.

EconometricsEconomic growthEconomic development+5
Kabıneh Kpukumu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir ve mutluluk arasındaki ilişkinin incelenmesi: Sakarya örneği

Gelir, gerçek veya tüzel kişilerin üretim safhasından tüketim safhasına değin gerçekleşen ekonomik süreçte, üretim faktörlerinin ekonomiye dahil olması ile ulaşılan yahut üretim faktörleri kullanılmaksızın farklı sebeplerle ekonomik gücünde oluşan artışların para ile ifade edilen değerleridir. Gelir ile mutluluk arasında ilişki varlığını incelemek maksadıyla, ayrıntılı çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarda, gelir ile mutluluk arasındaki ilişkiye dair farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Kimi çalışmalarda, zengin bölgelerde yaşayanların yoksul bölgelerde yaşayanlara kıyasla daha mutsuz olduğu bazı çalışmalarda ise, zenginlerin yoksul bireylere nazaran daha mutlu olduğu sonucuna ulaşılmış ve mutluluk kavramının bireylere göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu araştırmada, Sakarya ilinde kadın ve erkek bireyler arasından seçilmiş olan 300 kişi ile Oxford Mutluluk Ölçeği kullanılarak, gelir seviyesi ve mutluluk düzeyi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmalar neticesinde, gelir düzeylerindeki değişimin Sakarya'da yaşamını sürdüren bireylerin mutluluk düzeylerini farklılaştırmadığı ve bireylerin mutluluk seviyelerinin gelir düzeylerinden bağımsız olduğu gözlenmektedir. Diğer sosyo-demografik özelliklerin de bireylerin mutluluk düzeylerinde etkisiz olduğu görülmektedir. Mutluluk düzeyinde sosyo-demografik özelliklerin etkisiz olması durumu bireyin yaşam biçimi, mutlu olmayı tercih etmesi, ve hayata bakış açısı gibi faktörlerin etken olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca Sakarya'nın pek çok açıdan zengin bir şehir olması da bireylerin mutluluk düzeylerinin sosyo-demografik özelliklerden bağımsız olmasında etken olduğu söylenebilir.

Gelir kaynaklarıGelirlerMutluluk+3
İmren Okur
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

D-8 ülkeleri için orta gelir tuzağının yapısal kırılmalı testlerle sınanması

Orta gelir tuzağı (OGT), son dönemlerde ekonomi alanyazınında ve siyasi gündemlerde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Genel olarak OGT kavramı, hızlı bir büyüme süreci sonunda orta gelirli ülke statüsüne ulaşan ancak orta gelir aralığında kalarak gelişmiş ülkeleri yakalayamayan bir ülkenin durumunu ifade etmektedir. Kavram, literatüre Gill ve Kharas (2007) tarafından hazırlanan "An East Asian Renaissance: Ideas for Economic Growth" başlıklı bir Dünya Bankası raporu ile girmiştir. Rapor, hızlı bir ekonomik büyüme sürecinin ardından ekonomilerdeki yaşanan yavaşlamanın nedenini açıklamaktadır. Bir başka söylemle, kavramın doğuşu olarak, ekonomik büyümedeki yavaşlama ile birlikte gelen durgunluk durumunun açıklanmasıdır. Bugüne kadar, OGT'nın hesaplanmasında farklı yöntemler kullanılmıştır. Alanyazında bu durum, betimleyici ve ampirik/niceliksel tanımlamalar şeklinde ikiye ayrılmıştır. Ulusal alanyazında en çok tercih edilen model Robertson ve Ye'nin (2013) tekniğidir. Bu sebeple çalışmada ilgili ülkeler için OGT tespit edilirken, Robertson ve Ye'nin (2013) tekniği kullanılmıştır. Araştırma D-8 ülkelerini (Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan ve Türkiye) kapsamaktadır. Alanyazın incelendiğinde, D-8 ülkeleri ile ilgili ayrı ayrı çalışmaların yapıldığı ancak D-8 grubunu kapsayan çalışmaların olmadığı görülmüştür. Böylelikle bu durum, çalışmanın motivasyonunu oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Dünya Bankası World Development Indicator (WDI) veritabanından alınmıştır. 1980-2019 yılları arasında sabit fiyatlarla kişi başına düşen GSMH verileri ile gerçekleştirilen analiz, Robertson ve Ye (2013) tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Öncelikli olarak verilerin logaritmaları alınmış, kriter ülke olan ABD verileri ile arasındaki fark alınmıştır. Daha sonradan geleneksel yöntemlerden Genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) (1981) ve yapısal kırılmalara izin veren Zivot-Andrews (ZA) (1992) ve Kapetanios (2005) testleri ile analiz gerçekleştirilmiştir. Analiz işlemlerinde, ADF ve ZA testleri için Eviews 9, Kapetanios testi için Gretl ekonometri programları kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlarla birlikte, ADF (1981) testi sonucunda hiçbir ülke orta gelir tuzağında değildir. Yapısal kırılmalara izin veren testlerden ZA (1992) testine göre, Mısır, Endonezya, Pakistan ve Türkiye orta gelir tuzağındadır. Kapetanios (2005) testine göre ise, ZA (1992) testine ilaveten Nijerya ve İran'ın orta gelir tuzağında olduğu sonucu elde edilmiştir.

D8 ÖrgütüEkonometriEkonomi+4
Talha Yasin Duman
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan'da COVID-19 pandemisinin petrol, altın fiyatları ve borsa üzerindeki etkisi

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre Aralık 2019'da Çin'de ortaya çıkan ve daha sonra resmi adı COVID-19 olarak adlandırılan koronavirüs salgını, uluslararası bir acil duruma dönüşmüştür. COVID-19, henüz ölçeği ve etkisi tam olarak değerlendirilmeyen küresel bir ekonomik krize neden olmaktadır. COVID-19'un Kazakistan ekonomisi üzerindeki etkisini değerlendiren araştırmalar incelendiğinde, konunun henüz tüm yönleriyle yansıtılamadığı görülmüştür. Bu nedenle, Kazakistan'da 2020-2022 döneminde COVID-19 vaka ve vefat sayılarının petrol, altın ve borsa fiyatlarına etkisinin ülke refahı açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı; COVID-19'un Kazakistan'da petrol, altın fiyatları ve borsa üzerindeki etkisinin uzun vadede hareket edip etmeyeceğini ve etkilerinin kalıcı olup olmayacağını incelemektir. COVID-19'un Kazakistan'da 2020 yılında ortaya çıkmasından dolayı salgının etkisinin araştırıldığı dönem 2020 ve 2022 yılları arası olarak belirlenmiştir. Analizde bağımsız değişkenler olarak COVID-19 yeni vaka ve vefat sayıları; bağımlı değişkenler olarak ise petrol ve altın fiyatları yanı sıra Kazakistan Menkul Kıymetler Borsası (KASE) verileri de kullanılmıştır. Analizin başlangıç tarihi, Kazakistan'da pandemiden dolayı olağanüstü hal ilan edildiği 16 Mart 2020 olarak belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin varlığı, ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri, Toda-Yamamoto nedensellik testi kullanılarak test edilmektedir. Ampirik sonuçlar, Kazakistan'da koronavirüs pandemisinin petrol, altın fiyatları ve borsa üzerindeki etkisinin kısa vadeli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, nedensellik analizinin sonuçlarına göre, COVID-19 vaka ve vefat sayıları, petrol ve altın fiyatları ve KASE borsa endeksi arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi söz konusu değildir.

ARDL Eşbütünleşme TestiCOVID 19Ekonomik kriz
Sabina Karımova
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezi geçerliliğinin ekonomik karmaşıklık endeksi ve teknolojik inovasyon ile sınanması

Bu tez çalışmasında, ekonomik karmaşıklık endeksi en yüksek olan ilk 10 ülke (Japonya, Çin, İsviçre, Almanya, Güney Kore, Singapur, Çek Cumhuriyeti, İsveç, Avusturya, ABD) için 1998-2018 yılları arasında ekonomik büyüme, teknolojik inovasyon ve ekonomik karmaşıklık endeksinin çevre kirliliği üzerindeki etkileri ÇKE hipotezi çerçevesinde incelenmiştir. Değişkenlerin durağanlık sınamasında yatay kesit bağımlılığını dikkate alan ikinci nesil CIPS panel birim kök testi kullanılmıştır. Analizden elde edilen bulgulara göre ekolojik ayak izi ve ekonomik karmaşıklık endeksi düzeyde durağan iken diğer tüm değişkenlenlerin düzeyde durağan olmadığı ve fark alınarak I(1) seviyesinde durağanlaştığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci aşamada Yatay kesit bağımlılığını dikkate alan Durbin-Hausman panel eşbütünleşme testi yapılmıştır. Eşbütünleşme testinin sonuçları panelin genelinde eşbütünleşme ilişkisi olduğunu göstermektedir. Buna göre değişkenler uzun dönemde birlikte hareket etmektedirler. Tahmin edilen katsayılar İsviçre için ÇKE hipotezinin geçerli olduğunu göstermektedir. Bu aşamadan sonra uzun dönemli ilişki katsayıları AMG tahmincisi kullanılarak hesaplanmıştır. Buna göre İsviçre için kişi başına düşen GSYH değeri 78205,870$ olarak dönüm noktasını aşarak çevresel iyileşmesi sürecine geçtiği gözlemlenmiştir. Dolayısıyla ekonomik büyüme arttıkça, çevre kirliliği de artacak fakat eşik değer aşıldığında ekonomik büyüme arttıkça çevre kirliliği azalmaya başlayacaktır. Ayrıca araştırmanın sonuçları diğer 9 ülkede ÇKE hipotezinin geçerli olmadığını destekler niteliktedir. Çalışmanın son aşamasında yapılan Emirmahmutoğlu ve Köse panel nedensellik testine ait bulgular incelenerek çevre kirliliğinden ekonomik karmaşıklık endeksi ve teknolojik inovasyona doğru nedensellik ilişkisi belirlenmiştir. Ek olarak teknolojik inovasyondan çevre kirliliği ve ekonomik büyümeye doğru nedensellik bulunurken, ekonomik büyümeden çevre kirliliği, ekonomik karmaşıklık ve teknolojik inovasyona doğru nedenselliğe de rastlanılmıştır. Tez çalışmasının geneline göre çevreci ekonomik faaliyetlerin sağlanması halinde ekonomik büyüme, ekonomik karmaşıklık endeksi ve teknolojik inovasyonun pozitif katkılarının olacağı görülmektedir.

Büşra Ceyhunlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma harcamaları ve Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkileri: Panel veri analizi

Dünya genelinde savaşlar bitmesine rağmen ülkeler için savunma harcamaları hala büyük bir öneme sahiptir. Savunma harcamalarının kamu harcamaları içerisinde kayda değer bir paya sahip olması ve bu durumun da ekonomik büyümeyi etkiliyor olması, savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi son zamanlardaki çalışmalara konu etmektedir. Aynı şekilde Ar-Ge harcamaları da ekonomik büyüme ve gelişme açısından önemlidir. Özellikle bilgi çağında yaşadığımız bir dönemde, gelişim ve yenilikler Ar-Ge sayesinde meydana gelmektedir. Bu da Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin birçok kez incelenmesine sebep olmuştur. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri kapsayan OECD ülkeleri, yeni ürünler üreterek bu ürünleri dünyaya satabilmek amacıyla yüksek teknolojili ürünler üretmeye ve bu üretimden savunma sanayiiler için de faydalanmaya oldukça önem vermektedir. Literatüre bakıldığında OECD ülkeleri için savunma harcamaları ve Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin birlikte ele alındığı bir çalışmaya rast gelinmemiştir. Bu sebeple bu çalışmanın amacı, savunma harcamaları ve Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyümeye olan etkisinin birlikte incelenmesi ve savunma harcamaları ile Ar-Ge harcamaları arasında da bir ilişkinin olup olmadığının belirlenmesidir. Yapılan analize göre, OECD ülkelerinde ekonomik büyüme ve ar-ge harcamaları arasında çift yönlü; ekonomik büyüme ve savunma harcamaları arasında tek yönlü ilişki tespit edilmiştir. Savunma harcamaları ile Ar-Ge harcamaları arasında ise karşılıklı olarak herhangi bir nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Buna göre; OECD ülkelerinde, Ar-Ge'ye yönelik kararların ekonomik büyümeyi; ekonomik büyüme için alınan kararların da Ar-Ge'yi desteklediği, ancak savunma harcamalarına yapılan yatırımların Ar-Ge'de ve Ar-Ge'deki yatırımların da savunma sanayisinde etkili olmadığı tespit edilmiştir.

Araştırma-geliştirme harcamalarıAskeri harcamalarEkonomik büyüme+5
Duygu Sevim Aytan
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Trafik kazaları ve ekonomik büyüme ilişkisinin yumuşak geçişli panel regresyon yöntemiyle incelenmesi

Doğrusal regresyon modelleri, iktisat alanı başta olmak üzere pek çok alandaki bir takım olaylar veya durumlar arasındaki karmaşık ilişkileri açıklamada yetersiz kalmaktadır. Doğrusal olmayan regresyon modelleri ise, doğrusal regresyon modellerini de kapsadığından bu karmaşık ilişkileri açıklamada daha kapsayıcı ve güvenilirlerdir. Bu kapsamda, çalışmada doğrusal olmayan panel regresyon modelleri incelenmiş ve doğrusal olmayan panel regresyon modellerinden biri olan yumuşak geçişli panel regresyon (YGPR) yöntemi kullanılarak, OECD ülkelerinde 1996-2017 yılları arasında meydana gelen trafik kazaları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkide kişi başına düşen GSYİH düzeyinin rolü üzerine bir uygulama yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda; kişi başına düşen GSYİH düzeyine ait eşik parametresi 10,919 (55.215,55 $) olarak hesaplanmıştır. Dolayısıyla bu eşik seviyesinin altında trafik kazaları artmakta iken, eşik seviyesinin üzerinde olması durumunda trafik kazaları azalmaktadır.

Ekonomik büyümeOECD ülkeleriPanel regrasyon analizi+2
Arda Yıldırım
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Portföy analizinin bulanık mantık modeliyle belirlenmesi

Portföy, bir yatırımcının sahip olduğu menkul kıymetlerin (Hisse Senedi, tahvil gibi) dokümanıdır. Portföy analizi ise, portföy riskinin, müşteri tercihlerinin ve kazanç oranının görece olarak yorumlanmasıdır. Yatırımcılar az riski ve çeşitliliği bol olan menkul kıymeti seçmektedirler. Likiditesi yüksek (nakit paraya çevrilme oranı) bir menkul kıymet yatırımcı için tercih nedeni olmaktadır. Portföyün analizinde bu gibi etkenler söz konusu olmaktadır. Bulanık mantığın risk değerlendirmesi, şirketlerin hisse senetlerinin analizi, sigortacılıkta portföy seçimi, bankacılıkta kredi değerlendirmesinin optimal kullanımı oldukça popüler bir yöntem haline gelmiştir. Bulanık Mantık yaklaşımı, Yapay Zekâ tekniklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Temelleri Eski Yunan felsefelerine dayanan, Aristoteles'ten günümüze gelişen klasik küme üyeliğine ve mantığına karşı oluşturulmuş bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok eskilere dayanan temellerine karşı göreceli olarak yeni bir bilim alanıdır ve gelişimini sürdürmektedir. Bulanık mantığın temeli bulanık küme ve alt kümelere dayanmaktadır. Bulanık Mantık yaklaşımının günümüzde çok geniş uygulama alanları bulduğu izlenmektedir. Çalışmamızda Borsa İstanbul (BIST) ve Hürriyet Big Para sitelerinden alınan verilerle Bulanık Mantık yöntemiyle portföy seçimi üzerine bir model kurulmuş ve üzerinde uygulama örneği planlayarak portföy optimizasyonu gerçekleştirilmiştir.

Bulanık mantıkPortföyPortföy analizi+4
Alper Şengün
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın işgücünü etkileyen bölgesel farklılıklar: Ampirik çalışma

Ülkeler kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için üretim faktörlerini verimli kullanmak isterler. Emeğin verimli kullanımı da bu faktörlerin içindedir. Emeğin istihdam boyutunda kadınlar cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmaktadır, bunun yanında toplumsal etkiler ile ev hayatında birçok sorumluluğu üstlenen kadın ev-iş dengesini sağlamaya çalışmaktadır. Toplumun her alanında kadınların maruz kaldığı cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi için devletin etkin politikalar uygulaması toplumsal refah ve emeğin daha verimli kullanılması için gereklidir. Bu çalışmada kadın işgücüne katılım oranının bölgesel farklılıkları haritalar üzerinde gösterilmekte, Türkiye için kadın işgücüne katılımını etkiyen faktörler ise zaman serileri analizi ile incelenmektedir. Son olarak bölgelere göre meydana gelen farklılıkların giderilmesi için uygulanması gereken politikalar üzerine görüşler sunulmaktadır. Kadın işgücüne katılım oranının bölgesel farklılıklarını haritalar üzerinde belirlemek için, TÜİK Bölgesel İşgücü İstatistikleri içerisinden IBBS-1 12 bölgenin 2019 yılına ait işgücü verileri alınmıştır. Düzey-1 haritalarının oluşturulmasında ArcMap, verilerin haritaya işlenmesi için GeoDa programından yararlanılmıştır. Türkiye'de kadın işgücüne katılım oranının, erkek işgücüne katılım oranı ve büyüme ile ilişki,EViews10 paket programı kullanılarak ekonometrik modelleme ve zaman serileri analizi ile açıklanmıştır. Analizde kullanılan Türkiye için 2000Q1-2020Q3 dönemine ait kadın işgücüne katılım oranı ve erkek işgücüne katılım oranı verileri TÜİK'den, ekonomik büyümeyi temsilen alınan Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla verileri Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sistemi'nden elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın İşgücü, IBSS, Cinsiyet Eşitsizliği, ARDL, Çoklu Doğrusal Regresyon

ARDL Eşbütünleşme TestiBölgesel dağılımEkonometri+5
Sena Çavdar
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de konut talebini etkileyen faktörler

Bu çalışmada Türkiye'de konut sektörünün talep yönünü etkileyen faktörler 2013:1-2021:6 dönemlerine ilişkin zaman serisi verileri ile araştırılmıştır. Makro boyutlu bu çalışmada yer alan veriler; konut satışları, faiz oranı, konut bakım ve onarım fiyat endeksi, işsizlik oranı, konut fiyat endeksi, tüketici fiyat endeksi ve tüketici güven endeksidir. Ekonometrik yöntem olarak çalışmada, Granger nedensellik testi, etki-tepki analizi, varyans ayrıştırma analizi ve ARDL analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, konut fiyat endeksinden, faiz oranından ve işsizlik oranından konut satışlarına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu gözlenmektedir. Etki-tepki analizi sonuçlarına göre; konut fiyat endeksine, faiz oranına, işsizlik oranına ve tüketici güven endeksine verilen bir standart sapmalık şok karşısında konut satışlarının önce azaldığı, sonra arttığı görülmektedir. Benzer şekilde; tüketici fiyat endeksine, konut bakım ve onarım fiyat endeksine bir standart sapmalık şok verildiğinde ise konut satışlarının artan yönde tepki verdiği görülmektedir. Diğer taraftan Varyans ayrıştırma analizi sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, konut satışlarındaki değişmelerin büyük çoğunluğunun kendisi ile açıklandığı, daha sonra konut fiyat endeksi, işsizlik oranı, faiz oranı, tüketici fiyat endeksi, tüketici güven endeksi ve konut bakım onarım fiyat endeksi ile açıklandığı görülmektedir. ARDL sınır testi, değişkenler arasında uzun dönemde eşbütünleşme ilişkisi olduğunu göstermektedir. Uzun dönemde faiz oranı, işsizlik oranı ve tüketici güven endeksi değişkenlerindeki artışın konut satışlarını düşürdüğü, bunun yanı sıra konut bakım onarım fiyat endeksindeki ve tüketici fiyat endeksindeki artışın konut satışlarını arttırdığı söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Konut Talebi, Granger Nedensellik Testi, Etki-Tepki Analizi, Varyans Ayrıştırma Analizi, ARDL Analizi

ARDL Sınır TestiEkonomik zaman serisiGranger Nedensellik Testi+6
Mervenur Polat
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilmiş AB ülkelerinde suç oranları ve ekonomik büyüme ilişkisinin yumuşak geçişli panel regresyon yöntemiyle incelenmesi

Suç ve suçun neden olduğu sonuçlar iktisat alanı başta olmak üzere birçok alanda büyük bir inceleme konusudur. Bireylerin suç işleme eğilimi bulundukları ülkelere ve yaşadıkları coğrafyaya göre değişiklik gösterir. Genel anlamıyla hayata karşı suçlar, vücut dokunulmazlığına karşı suçlar ve şerefe dayalı suçlar, kişisel zevk ve tatmin olma amacıyla işlenirken, hırsızlık, yağma ve dolandırıcılık gibi malvarlığına karşı işlenen suçlar bireylerin ekonomik nedenlerle suça yöneldiğini göstermektedir. Bu kapsamda, çalışmada suç oranlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi doğrusal olmayan panel regresyon modellerinden biri olan yumuşak geçişli panel regresyon (YGPR) yöntemi ile incelenmiştir. YGPR yönteminin uygulanmasında seçilmiş AB ülkelerinde 1993-2017 yılları arasında meydana gelen suç oranları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkide 2011 yılı sabit fiyatları, yıllık kişi başına düşen GSYİH ($) değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre kişi başına düşen GSYİH düzeyine ait eşik parametresi 9,687 yani 16.106,00 $ olarak bulunmuştur. Dolayısıyla eşik seviyesinin altında suç oranları artmakta iken, bu eşik seviyesinin üzerinde olması durumunda suç oranları azalmaktadır.

Avrupa BirliğiAvrupa ülkeleriEkonomik büyüme+3
Cuma Çiçek
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay sinir ağları ve makine öğrenmesi ile güneş ışınımının analizi: Bursa ve Çanakkale örneği

Güneş enerjisi dünya üzerinde en önemli ve en çok bulunan yenilenebilir enerji kaynağıdır. Doğada enerji kaynaklarının az oluşu, çevreye verdiği zarar ve tükenecek olması nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili çalışmaların artmasına neden olmuştur. Yapılan bu çalışmada da yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş enerjisi üzerine yapılmıştır. Çalışmada Bursa ve Çanakkale illerine ait 2015-2019 yılları arasındaki günlük/saatlik güneş ışınım verileri kullanılarak Yapay Sinir Ağları ile tahminleme. Makine Öğrenmesi Algoritması ile sınıflama analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları karşılaştırıldığında Bursa ilinin sonuçlarında Bayesian yöntemi en iyi sonucu vermişken. Çanakkale ili için en iyi sonucu Levenberg-Marquardt yöntemi vermiştir. Makine öğrenmesi algoritmasında ise sınıflama analizi yapılmış olup dört temel algoritma kullanılmıştır. Kullanılan algoritmalarda en iyi sonuca ise Decision Tree (Karar Ağaçları) yöntemiyle Bursa ilinin verileri ile ulaşılmıştır. Bu doğrultuda öneriler ve yorumlar yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Güneş Işınımı, Yapay Sinir Ağları, Makine Öğrenmesi, Tahminleme Teknikleri

BursaEkonometrik modellerEkonometrik tahmin+7
Ebru Korkmaz
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık işletmelerinde etkinlik analizi: Marmara bölgesi örneği

Sağlık sektörünün, ülkelerin gelişmişlik düzeyini arttırmada rolü oldukça büyüktür. Sektörün en önemli ayağını ise hastaneler oluşturmaktadır. Hastanelerin başlıca hedefleri verimliliklerini yükselterek; hasta memnuniyetini ve hizmet kalitesini arttırmaktır. Çalışmanın amacı, sağlık sektöründe yapılan reformların etkinlik sonuçlarını görmek, kamuya bağlı ve özel hastanelerin kaynaklarını ne kadar etkin kullanabildiklerini ölçmek, yıllara göre hastanelerin etkinliklerini ne kadar arttırabildiklerini aynı zamanda hastaneler için yapılan yatırımların ne kadar katkı sağladığını görebilmek, kamuoyunu bilgilendirmek ve hastanelerin etkinlik düzeylerini nasıl arttırabilecekleri hakkında önerilerde bulunmaktır. Çalışmada Batı Marmara bölgesinde sağlık bakanlığna bağlı devlet ve özel hastaneler ele alınmıştır. Çalışmada kullanılan veriler 2012-2019 yıllarını kapsamaktadır ve analiz yöntemi olarak Veri Zarflama analizi tercih edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Balıkesir ve Tekirdağ illerinin etkinlik değerlerinin 1'in üzerinde olduğu görülmektedir. Bu sonuç ilgili illerine bağlı devlet hastanelerinin ve kamuya bağlı özel hastanelerin etkin şekilde yönetildiğini göstermektedir. Edirne, Çanakkale, Kırklareli ve İstanbul illeri için ise etkinlik değerleri 0,9 oranı çevresinde sevretmektedir. Bu sonuç da ilgili illere bağlı devlet hastanelerinin ve kamuya bağlı özel hastanelerin etkin şekilde yönetilemediğini göstermektedir.

Etkinlik analiziMarmara bölgesiSağlık hizmetleri araştırmaları+4
Beyza Aydın
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir ve yenilenemeyen enerji tüketimi, CO₂ salımı ve sürdürülebilir kalkınma ilişkisi: Türkiye örneği

Bu çalışmada, Türkiye'de yenilenebilir ve yenilenemeyen enerji kaynakları ile CO2 salımının sürdürülebilir kalkınmaya olan etkileri ve aralarındaki ilişki 1972-2015 dönemini kapsayan yıllık verilerle zaman serisi analizleri kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada yer alan veriler; CO2 yoğunluğu, GSYH büyümesi, fosil yakıt enerji tüketimi ve yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Çalışmanın ampirik analizlerinde; VAR analizi, Granger nedensellik testi, etki-tepki analizi ve varyans ayrıştırma analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçları, yenilenebilir enerji kaynaklarından CO2 yoğunluğuna ve fosil yakıt enerji tüketimine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermiştir. Etki-tepki analizi sonuçlarına göre; yenilenebilir enerji kaynaklarına bir standart sapmalık şok verildiğinde GSYH büyümesinin önce azaldığı, sonra artış gösterdiği gözlemlenmiştir. CO2 yoğunluğuna verilen bir standart sapmalık şok karşısında GSYH büyümesi önce artış göstermiş, sonrasında denge noktasına ulaşmıştır. GSYH büyümesinin fosil yakıt enerji tüketimine ve kendisine verilen bir standart sapmalık şok karşısında ise önce azalan yönde tepki verdiği, denge noktasına ulaştıktan sonra kaybolduğu görülmektedir. Diğer taraftan varyans ayrıştırma analizi sonuçları, GSYH büyümesindeki değişimin %57'sinin kendisi tarafından, %33'ünün yenilenebilir enerji kaynakları, %3'ünün fosil yakıt enerji tüketimi, %4'ünün CO2 yoğunluğu tarafından açıklandığını göstermiştir.

Ekonomik kalkınmaEnerjiEnerji kaynakları+7
Melike Nur Ertekin
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Reel döviz kuru, enflasyon ve doğrudan yabancı yatırımların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri: Zaman serisi analizi

Ekonomik büyüme en genel tanımıyla üretim ve tüketimdeki artış olarak ifade edilebilir. Geçmişten günümüze bu ifade ile ilgili literatürü incelediğimizde farklı coğrafyalarda ve dönemlerde ekonomik büyümenin çeşitli faktörlerle etkileşim içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. Ülkeler, mevcut ekonomilerini belli dönemler içerisinde bu faktörler çerçevesinde analiz ederek çeşitli ekonomik politikalar geliştirmişlerdir. Bu doğrultuda dünyada ekonomik büyüme ile ilgili yapılan analizlerin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada Türkiyede, 2005Q1-2023Q3 döneminde üçer aylık veriler kullanılarak reel döviz kuru, enflasyon, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme ilişkisi incelenmiştir. Ele alınan veriler Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sisteminden elde edilmiştir. Serilerin modellenmesinde doğrusal olmayan otoregresif gecikmesi dağıtılmış model kullanılmış olup enflasyonun ve reel döviz kurunun ekonomik büyüme üzerinde azaltıcı, doğrudan yabancı yatırımların ise ekonomik büyüme üzerinde arttırıcı bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan nedensellik analizi sonucunda ise enflasyon ve reel döviz kurundan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü, doğrudan yabancı yatırımlar ile ekonomik büyüme arasında ise çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.

Doğrusal olmayan zaman serileri
Özlem Çelikel
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cari denge ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye analizi

Gelişmiş ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde son yıllarda en sık gündeme gelen konulardan birisi cari açık sorunudur. 1980 ve 1990'lı yıllarda yaşanan krizlerin temelde cari açık probleminden kaynaklandığı düşünülmektedir. Makroekonomide temel amaçlardan biri de ülkedeki iç ve dış dengenin aynı yönlü olarak sağlanmasıdır. Türkiye'de hem ekonomik büyüme hem de cari açık verilerinde değişimler gözlemlenirken buradaki esas mesele ekonomik büyümenin mi cari açığı etkilediği yoksa cari açıkta oluşan değişmelerin mi ekonomik büyümeyi etkilediğidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de cari denge ve ekonomik büyüme arasında ilişkiyi zaman serisi analizleri ile incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada cari işlemler dengesi, enflasyon, genel bütçe dengesi, gayrisafi sabit sermaye oluşumu, ekonomik büyümeyi temsilen Gayrisafi Yurtiçi Hasıla büyüme oranı ve döviz kuru değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmada VAR analizi, etki-tepki fonksiyonları, varyans ayrıştırma analizi, ARDL analizi, sınır testi, Toda-Yamamoto nedensellik testi gibi yöntemlerden yararlanılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre cari denge ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini belirlemek amacıyla yapılan Toda-Yamamoto nedensellik analizi sonuçlarına göre ise, ekonomik büyümeden cari dengeye doğru tek yönlü bir ilişkinin olduğu sonucu elde edilmiştir.

Ekonomik zaman serisi
Burçe Saraçlı
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Seçili makroekonomik değişkenlerin BİST 100 endeksi üzerindeki etkisi

Sermaye piyasalarında hisse senedi piyasası, yatırımcıların en fazla yatırım faaliyetinde bulunduğu piyasadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin döviz kuru, faiz oranları, sanayi üretim endeksi ve enflasyon oranı gibi ekonomik değişkenlerle Borsa İstanbul endeksi arasındaki ilişki incelenmiştir. Değişkenlerin durağanlık düzeylerinin farklılık göstermesi nedeniyle değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi ARDL modeli ile incelenmiştir. Çalışmada, Ocak 2010'dan Ekim 2023'e kadar olan döneme ait aylık veriler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, döviz kuru ve sanayi üretim endeksi değişkenleri BIST-100 endeksini pozitif yönde etkilerken, faizin %10 anlamlılık düzeyinde ters yönde etkisi bulunmaktadır. Başka bir deyişle, döviz kuru değişkenindeki bir birimlik artış BIST-100 endeksini 0,048 oranında artırırken, sanayi üretim endeksi değişkenindeki bir birimlik artış BIST-100 endeksini 0,917 oranında artırmaktadır. Bu durum, BIST-100 ile döviz kuru ve Sanayi üretim endeksi değişkenleri arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir.

Beytullah Cengiz
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde eğitim harcamaları ve ekonomik büyüme ilişkisi: Panel veri analizi

Bu çalışma, eğitim harcamalarının ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bağlamında analiz etmektedir. Eğitim, bireylerin yeteneklerini geliştirerek ve iş gücünün kalitesini artırarak ekonomik büyümeye katkı sağlar. Ancak, bu etkinin büyüklüğü ve niteliği, ülkelerin gelişmişlik düzeyine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Araştırma kapsamında, farklı gelişmişlik düzeylerine sahip ülkelerin eğitim harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri, panel veri analizi kullanılarak incelenmiştir. Analizde, eğitim harcamalarının yanı sıra, diğer makroekonomik değişkenler de kontrol edilerek daha sağlıklı sonuçlara ulaşılması hedeflenmiştir. Elde edilen bulgular, eğitim harcamalarının genel olarak ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde, eğitim harcamalarının etkisi daha çok ileri teknoloji ve yenilikçilik üzerinden gerçekleşirken, gelişmekte olan ülkelerde temel eğitim düzeyinin yükseltilmesi ve iş gücünün kalitesinin artırılması yoluyla etkili olmaktadır. Ayrıca, eğitim harcamalarının verimliliği ve etkin kullanımı, ekonomik büyümeyi artırmada kritik bir rol oynamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, eğitim harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki önemini vurgulamakta ve politik yapıcılara, eğitim politikalarını geliştirirken dikkate almaları gereken önemli bulgular sunmaktadır. Eğitim harcamalarının artırılması ve bu harcamaların etkin bir şekilde yönetilmesi, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için sürdürülebilir ekonomik büyüme hedeflerine ulaşmada hayati bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: , Eğitim Harcamaları, Ekonomik Büyüme, Gelişmekte Olan Ülkeler, Gelişmiş Ülkeler, Panel Veri Analizi

Akın Ertürk
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal göstergelerin tüketici güveni üzerindeki etkilerinin incelenmesi: Türkiye örneği

Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de tüketici güven endeksi (TGE) ile tüketici kredisi faiz oranı (TKFO), mevduat faiz oranı (MVFO) ve reel efektif döviz kuru (REDK) arasındaki uzun dönemli ilişkileri ve nedensellik bağlarını incelemektir. Çalışmada 2014:01–2024:12 dönemine ait aylık veriler kullanılmış, serilerin durağanlık özellikleri klasik birim kök testleri ile birlikte yapısal kırılmaları dikkate alan testler aracılığıyla analiz edilmiştir. Bai–Perron çoklu kırılma testi sonucunda üç önemli kırılma dönemi belirlenmiş; bu nedenle Carrion-i Silvestre (2009) çoklu kırılmalı birim kök testi temel alınarak serilerin bütünleşme dereceleri değerlendirilmiştir. Seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı Maki (2012) çoklu kırılmalı eşbütünleşme testi ile sınanmış ve uzun dönemli bir ilişkinin mevcut olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uzun dönem katsayıları FMOLS, DOLS ve CCR tahmin yöntemleri ile elde edilmiş; sonuçlar TKFO'nun TGE üzerinde negatif, MVFO ve REDK'nin ise pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı etkiler yarattığını göstermiştir. Ayrıca Toda–Yamamoto nedensellik analizi, değişkenler arasında çift yönlü güçlü nedensellik bağları bulunduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, Türkiye'de tüketici güveninin finansal göstergelerle güçlü ve çok boyutlu bir etkileşim içinde olduğunu göstermekte ve literatürdeki mevcut bulgularla büyük ölçüde uyumlu olmakla birlikte, özellikle REDK'nin TGE üzerindeki pozitif yönlü etkisine ilişkin sonuçlarıyla özgün katkı sunmaktadır. Çalışmanın bulguları, tüketici güveninin finansal piyasalardaki dalgalanmalar ve ekonomik beklentiler açısından politika yapıcılar için önemli bir gösterge olduğunu vurgulamaktadır.

Tüketici Güven Endeksi
Mustafa Albayrak
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk bankacılık sektöründe bankaların takipteki kredi oranını ve karlılığını etkileyen mikro ve makro faktörler

Finansal sistem, fon alışverişinin belirli kurallar çerçevesinde yapıldığı sistemdir. Fon alışverişi, fon fazlası olan kurumlarla fon ihtiyacı olan kurumlar arasında finansal kurumlar aracılığı ile yapılmaktadır. Bankalar finansal sistemin en önemli aracı kurumlarıdır. Bankalar; mevduat bankaları, katılım bankaları, kalkınma ve yatırım bankaları olmak üzere üç grupta toplanabilir. Mevduat bankaları topladıkları mevduatları ihtiyaç sahibi gerçek ve tüzel kişilere aktaran finansal kurumlardır. Bankalar bu faaliyetlerini sürdürürken kar amacı taşımaktadırlar. Verilen kredilerin zamanında ödenmemesi Banka bilançolarında olumsuz etki yaratmaktadır. Takipteki krediler ve karlılık oranları Bankalarda risk ve performansın en önemli göstergelerindendir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de faaliyet gösteren mevduat bankalarının karlılığını ve takipteki kredi oranını etkileyen mikro ve makro faktörleri araştırmaktır. Çalışmada Türkiye'de faaliyet gösteren mevduat bankalarının 2011 ile 2023 yılları arasındaki üç aylık verileri kullanılmıştır. Analiz yöntemi olarak sıradan en küçük kareler ve smoothing spline (pürüzsüzleştirme) yöntemleri kullanılarak parametrik (doğrusal) ve parametrik olmayan (doğrusal olmayan) modeller elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık, Karlılık, Takipteki Krediler, Smoothing Spline

Özge Canpolat
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yöneylem araştırması teknikleri kullanılarak deprem farkındalığını etkin bir şekilde sağlayacak süreçlerin belirlenmesi

Türkiye, coğrafi olarak en etkin deprem kuşaklarından birisi olan ve dünyadaki depremlerin yaklaşık %20'sinin yaşandığı Alp-Himalaya kuşağı üzerinde yer almaktadır. Bu aktif deprem kuşağının Türkiye'de ortalama olarak beş yılda bir yıkıcı bir deprem oluşturduğu bilinmektedir. 2000-2019 yılları arasında en fazla can kaybına yol açan doğal afetler incelendiğine, yaşanan on olaydan altısının deprem kaynaklı olduğu görülmektedir. Bireylerin deprem konusundaki bilgi seviyeleri, bilinç ve farkındalık düzeyleri, depremle ilgili önlemler alma, depreme hazır olma konuları sıklıkla tartışılmakta ve bilimsel çalışmalara konu olmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının deprem farkındalığı yaratmada ne kadar etkili olduğu, sivil toplum örgütlerinin deprem afeti ile ilgili ne gibi faaliyetlerde bulunduğu ve bireylerin bu çalışmalardan ne ölçüde fayda sağladığı konusu, bu araştırmanın başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Kitle iletişim araçlarının ve sosyal medyanın bu sürecin önemli aktörlerini oluşturduğunun ifade edilmesi gerekmektedir. Araştırmanın temel problemini, deprem konusunda gerekli bilgi ve bilinç seviyesine sahip olan veya olmayan bireylerin farkındalık düzeylerinin, hangi kurumlarca hangi araçlar ve yöntemler kullanılarak artırılabileceği ve daha etkin farkındalık düzeyinin nasıl oluşturulabileceği sorusu oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı deprem farkındalığı yaratma konusunda karar vericilere etkin senaryolar oluşturmaktır. Senaryoların oluşturulmasında ÇKKV yöntemlerinden DEMATEL yönteminin, karar problemindeki faktörlerin ilişki diyagramlarını göstermesi sebebiyle en uygun yöntem olduğu önerilmektedir. Bu çalışmanın gelecekte yaratılmaya çalışılacak olan farkındalıklar konusunda hangi tekniğin kullanılmasının, hangi senaryoların hayata geçirilmesinin daha etkili olacağı ile ilgili araştırmacılara emsal teşkil edeceği düşünülmektedir.

DEMATELDepremDeprem hazırlığı+4
Nihal Şah Ezici
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok değişkenli istatistiksel boyut indirgeme yaklaşımı ile görüntü işleme üzerine bir araştırma

Çok bantlı uydu görüntülerinin analizi son yıllarda maden mühendisliği, jeodezi ve fotogrametri mühendisliği ve özellikle coğrafi bilgi sistemleri alanında yapılan çalışmalar sonucunda çok büyük bir önem kazanmıştır. Uydu görüntüsü bantlarının her birinde ayrı veri seti yapısı ile karşılaşılması sonucunda çok değişkenli istatistiksel analizin görüntü işleme ile birlikte uygulanması kaçınılmaz olmuştur. Çok değişkenli boyut indirgeme yöntemlerinden anabileşenler analizi çok bantlı uydu görüntülerinde boyut indirgeyerek çalışılan bant sayısını oldukça başarılı bir şekilde azaltarak üzerinde inceleme ve yorumlama yapılabilecek anabileşen görüntüleri elde etmeyi sağlar. Klasik anabileşenler analizinde de elde edilen özdeğer ve özvektör yapısı, yük ve skorların grafikleri çok bantlı uydu görüntülerinin analizinde kullanılarak yorumlanabilir. Çok bantlı uydu görüntülerinde sınıflandırma, ilgili görüntüdeki her piksel değerinin hangi özellik grubuna ait olduğun belirleme işlemi olarak ifade edilmektedir. Bu sınıflama işlemi, ilgili görüntüde birbirine benzer coğrafi özellikleri belirlemek suretiyle görüntüleri sınıflandırma olarak da ifade edilmektedir. Sınıflandırma işleminde çoğunlukla nesnelerin spektral yansıtmaları dikkate alınarak yapılır. Sınıflandırmada esas amacı birbirine benze spektral özellik taşıyan görüntüleri gruplamaktır. Bu çalışma kapsamında, çok değişkenli istatistiksel bir boyut indirgeme yöntemi olan anabileşenler analizi kullanılarak, İzmir iline ait LANDSAT-7 uydu görüntülerinin analizi ve karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca seçilen bölgedelerdeki coğrafi yapının incelenmesi için Anabileşenler Analizi uygulanmıştır. Uygulamanın son aşamasında ise, aynı görüntülere Faktör Analizi uygulanarak uydu görüntülerinin analizinde boyut indiregeme birbirine benzer görüntüleri sınıflamak yeni bir yaklaşım ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çok Değişkenli Görüntü İşleme, Görüntü İyileştirme, Anabileşenler Analizi, Faktör Analizi

Bilgisayarlı görüntülemeFaktör analiziGörüntü işleme+7
Efe Sarıbay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sınıf dengeleme yöntemlerinin makine öğrenmesi teknikleri üzerine etkisi: Kredi risk örneği

Kredi riski, bankalar tarafından geri ödenmek üzere müşterilere verilen fonların belirlenen vade sonunda yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sonucunda oluşmaktadır. Bu durum, kredi müşterisinin temerrüde düşmesine ve itibarını olumsuz etkilemesine sebep olmaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte farklı alanlarda kullanılan makine öğrenmesi yöntemleri, bankaların kredilendirme sürecine uyarlanan sistem ile riskli müşterilerin tespit edilmesini kolaylaştırmıştır. Böylece, kredi talebinde bulunan müşterilerin risk durumu, hızlı ve daha doğru bir şekilde belirlenebilmesi söz konusu olmuştur. Söz konusu riskli müşterilerin belirlenmesi hem kredi riskini azaltması hem de bankaların finansal faaliyetlerine devam etmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, bankaların kredibilite açısından en uygun değerlendirmeyi yapabilmeleri için dengeli olmayan veri kümelerinde karşılaşılan sınıf dengesizliği sorununa çözüm bulmak için farklı yeniden örnekleme yöntemleri ile veri kümeleri dengeli hâle getirilerek makine öğrenmesi üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın uygulama aşamasında, açık kaynaklı site üzerinden alınan Alman, Avustralya ve HMEQ gerçek hayat problemlerine ait kredi veri setleri kullanılmıştır. Çalışmada, riskli müşterilerin saptanması için K-En Yakın komşu, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, Destek Vektör Makineleri, Çok Katmanlı Algılayıcı, Karar Ağaçları, Rassal Ormanlar, Gradyan Artırma Karar Ağaçları, Extra Ağaçlar, Sert ve Yumuşak Oylama gibi farklı makine öğrenmesi sınıflandırma teknikleri kullanılmıştır. Sınıf dengesizliği problemi; RUS, ROS, SMOTE-ENN, SMOTE-Tomek Links ve Balanced Bagging Classifier gibi yeniden örnekleme ve hibrit yöntemleri ile dengeli hâle getirilmiştir. Bu doğrultuda, üç farklı kredi veri kümesi üzerinde dört farklı senaryo ile inceleme yapılmıştır. Sonuç olarak, sınıf dengeleme problemi için aşağı ve yukarı örnekleme yöntemlerinin bir arada kullanıldığı hibrit yöntemin makine öğrenme tekniklerinin en iyi sınıflandırma performansına ulaşmasında yardımcı olabileceği gözlemlenmiştir. Bu yöntem, bankaların riskli müşterileri saptanmasında büyük avantaj sağlayarak kredi riskini azaltmasına yardımcı olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Kredi Riski, Makine Öğrenmesi, Topluluk Öğrenmesi, Sınıflandırma Algoritmaları, Yeniden Örnekleme, Sınıf Dengeleme

BankalarDengelemeKredi riski+3
Migraç Enes Furkan Milli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

OECD ülkelerinin Ekonomik Özgürlük Endeksi ve Dünya Mutluluk Raporu açısından kümeleme analizi

Toplumların ve ülkelerin refah düzeylerini arttırması, daha iyi hayat koşullarında hayatını sürdürmesi ülkelerin ekonomisiyle yakından ilişkilidir. Ekonomik özgürlük, devlet müdahalesinden olabildiğince uzak, özel sektörün olabildiğince serbestliğe sahip olduğu bir durumda en yüksek seviyelerde olacaktır. Ekonomik özgürlüğü yüksek toplumların daha iyi bir yaşam sürdüğü düşünülmektedir. Peki ekonomik özgürlüğü yüksek toplumlarda mutluluğun rolü nedir? Bu çalışmada "Heritage Foundation" kuruluşunun yayınladığı "Ekonomik Özgürlük Endeksi" ve "Dünya Mutluluk Raporu" veri setleri birleştirilip, ekonomik özgürlük ve mutluluk arasındaki ilişkiden yararlanarak bir kümeleme analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma 2017'den 2021'e 5 yılı kapsayacak şekilde Türkiye'nin de dahil olduğu 31 OECD ülkesi için gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Ekonomik Özgürlük Endeksi'nden 4 ana faktör, Dünya Mutluluk Raporu'ndan 7 alt faktör toplamda 11 faktör kullanılmıştır. Analizde ilk önce küme sayısını belirlemek için Ward yöntemi ile bir dendrogram oluşturulmuş aynı zamanda dirsek yönteminden faydalanılmıştır ve optimal küme sayısı 4 olarak belirlenmiştir. Küme sayısı belirlendikten sonra kümeleme analizi k-ortalamalar yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Kümelerin oluşturulmasından sonra hangi faktörlerin kümelerin oluşmasında önemli rol oynadığını belirlemek amacıyla bir karar ağacı oluşturulmuştur. Bu bilgilerin ışığında ülkelerin bulunduğu kümeler yorumlanmıştır. Analizler sonucunda Meksika ve Slovakya 5 yıl, Macaristan ve Polonya ise 4 yıl Türkiye ile aynı kümede yer almıştır. Kümelerin oluşmasında en etkili faktörler ise hukukun üstünlüğü, devlet büyüklüğü, doğumda sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, serbest piyasa, yolsuzluk algısı ve mevzuat verimliliği olarak gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: OECD, Ward Yöntemi, k-ortalamalar Yöntemi, Karar Ağacı, Ekonomik Özgürlük Endeksi, Dünya Mutluluk Raporu.

Ekonomi politikalarıEkonomik özgürlükKümeleme analizi+4
Hüseyin Kaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üretim planlama yazılımlarının pisagor bulanık sayı tabanlı ahp ve waspas yöntemi ile seçimi

İşletmeler kısa, orta ve uzun dönem planlama çalışmalarında üretim planlama yazılım programlarına ihtiyaç duymaktadır. Yapılan araştırmalar üretim planlama yazılımlarının işletmeler için zaman, işgücü, üretim, fazla mesai, stok kontrol gibi alanlarda fazlasıyla yardımcı olduğunu göstermektedir. Bunlar göz önüne alındığında, işletmeler için üretim planlama yazılımlarının seçimi için alternatiflerin değerlendirilmesi kritik bir karar problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bir şirket için üretim planlama yazılım seçimi amaçlanmıştır. Birçok kriter içerebilen ve kesin yargılar barındırmayan bulanık bir süreç olduğu göz önüne alınarak; kriter ağırlıklarının hesaplanmasını Pisagor Bulanık AHP, alternatiflerin kriterler açısından değerlendirilmesinde ise Pisagor Bulanık WASPAS yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma için uyumluluk, maliyet, erişilebilirlik, yapay zeka, sistem güvenilirliği ve geleceğe yönelik uyum kriterleri belirlenmiş olup, 4 adet farklı üretim planlama yazılım alternatif olarak alınmıştır. Değerlendirme için alanında uzman 4 karar vericiyle çalışılmıştır. Araştırma sonucunda bir şirket için üretim planlama yazılımlarında uyumluluk kriteri en fazla önem derecesine sahip çıkmış olup en uygun alternatifin üretim planlama yazılım programı 2 olan alternatifin seçilmesi uygun bulunmuştur. Araştırma sonuçlarının geçerliliğini test etmek için duyarlılık analizi yapılmıştır. Test edilen verilerden elde edilen sonuçların geçerlilik düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür.

Gözde Çelik
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Talebin kayıp satışa dönüşmesi durumunda kampanya etkisini dikkate alan dinamik stok modeli uygulaması

Üretim ve stok yönetimi, yol açtığı sonuçlar itibarıyla diğer yönetim faaliyetleri üzerinde büyük etkilere sahiptir. Konunun geniş kapsamlı olması farklı şekillerde ele alınmasına neden olsa da, temel hedefler arasında israfın yok edilmesi, maliyetlerin minimize edilmesi ve müşteri memnuniyetinin sağlanması yer almaktadır. Bir tedarik zincirindeki problem için ihtiyaç duyulan uzlaşık çözümün araştırılması, ancak akademik bir bakış açısıyla mümkün olmaktadır. Bu çalışmada, tedarikçi yönetimli envanter sistemiyle faaliyet gösteren bir üreticinin üretim ve stok yönetimindeki sorunları, talep tahmini altında stok modelleme problemi olarak ele alınmış ve toplam maliyetler karşılaştırılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, tedarik zinciri ve stok yönetimi kavramsal açıdan incelenmiş ve uygulamalardaki sorunlara karşılık öneriler dile getirilmiştir. İkinci bölümde, literatürde yer alan stok kontrol modelleri detaylı bir biçimde analiz edilmiş, talep yapısına göre kurgulanan modeller arasındaki farklılıklar gösterilmiştir. Talep tahmin yöntemleri olarak zaman serileri analiz yöntemleri ve yapay sinir ağları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, yıllık satış hacmine göre sınıflandırılan ve belirli varsayımlar altında seçilen en önemli stok kalemlerine ait talep tahminleri üstel düzleştirme, ARIMA modelleri ve yapay sinir ağları yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Gerçeğe en yakın elde edilen öngörü değerleri stok modeline girdi olarak aktarılmıştır. Talebin tahmin edilmesi ve değişken bir yapıda olması nedeniyle deterministik dinamik stok kontrol modeli oluşturulmuş ve literatürdeki diğer çalışmalardan farklı olarak zamanında karşılanamayan taleplerin doğrudan satış kaybına dönüşmesi durumu kampanya etkisini de gözeterek ele alınmıştır. Önerilen model sayesinde elde edilen toplam maliyetin, firma politikaları sonucunda ortaya çıkan toplam maliyetten önemli derecede düşük olduğu yapılan analizlerle tespit edilmiştir.

Deterministik stok kontrol modelleriDinamik programlamaStok yönetimi+2
Yusuf Ali Danış
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Makine öğrenmesi teknikleriyle mobil ödemede sahtekarlık tespiti

Mobil çağın gelişmesi ile birlikte ödeme dünyası mobil cihazlarda hayat bulmuştur. Gelişen teknolojide mobil ödeme hemen hemen her sektörde olduğu gibi toplu taşıma sektöründe de sıklıkla tercih edilmektedir. Mobil biletleme sistemi toplu taşıma yolcularına zaman, maliyet, kullanım kolaylığı açısından birçok fayda sağlamaktadır. Mobil ödemenin diğer ödeme türlerine göre daha çok tercih edilmesi, birçok güvenlik ve gizlilik kaygısını da beraberinde getirmiştir. Toplu taşıma gibi çok kullanıcılı ve aktif kullanılan sistemlerde, mobil uygulamayı çalıntı kredi kartı veya çalıntı hesaplarla kullanmaya çalışan ve kullanım amacı dışına çıkarak sistem zafiyetlerini arayan riskli kullanıcıların bulunması kaçınılmazdır. Söz konusu sahtekar kullanıcıların belirlenebilmesi hem uygulama sahibinin itibarı ve karlılığı hem de müşteri memnuniyeti ve devamlılığı açısından hayati önem taşır. Bu çalışmanın amacı, ulaşım sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin sisteminde var olan sahtekar kullanıcıların tespit edilmesidir. Çalışma akıllı ulaşım sistemlerinde öncü bir firmanın gerçek bir sistemi üzerinde gerçekleştirilmiştir. ABD 'de yer alan Kentkart mobil uygulamasını kullanan kullanıcılar ve kullanıcıların geçmiş hareketleri temel alınarak çalışma yürütülmüştür. Sahteci kullanıcıları belirleyebilmek için bağlam duyarlı yaklaşım ile kullanıcı hareketleri belirlenmiş, sistemde risk analizi yapılmış ve ardından makine öğrenmesi teknikleri kullanılarak kullanıcıların hareketlerine göre kara liste ve beyaz liste şeklinde kullanıcı sınıflandırmaları sağlanmıştır. Çalışmada sınıflandırma problemlerinde sıklıkla kullanılan yöntemlerden olan Rassal Orman, Destek Vektör Makineleri, Lojistik Regresyon, K-En Yakın Komşu ve Naif Bayes makine öğrenme teknikleri tercih edilmiştir. Mobil uygulama kullanıcıları üzerinde elde edilen sonuçlar basit topluluk öğrenme yöntemleriyle birleştirilmiştir. Uygulamada topluluk öğrenme tekniklerinden Yumuşak Oylama ve Basit Çoğunluk Oylama yöntemleri kullanılmıştır. En yüksek performanslı çalışan sistemin belirlenebilmesi için beş farklı senaryo hazırlanmış ve tüm senaryolarda topluluk öğrenme yöntemlerinin, sınıflandırma algoritmalarından daha başarılı sonuçlar elde ettiği görülmüştür. Bu çalışma ile toplu taşıma firmasının müşterileri arasında sahtekar kullanıcıları kara listeye otomatik olarak alan bir sistem tasarlanmış, bu kullanıcıların firmada sebep oldukları sahtekarlık maliyetleri önlenmiştir.

DolandırıcılıkGüvenlikMakine öğrenmesi+7
Özlem Güven
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geleceğe bakış; bitcoin'in derin öğrenme yöntemiyle modellenmesi ve tahmini

Para, her yüzyılda önemliydi ancak paranın birebir alternatifi bulunduğumuz yüzyılda önem kazanmıştır. Dünya ekonomisi artık somut paradan ayrılıp, kripto para ve sanal bankacılık sistemine kaymaktadır. Bu davranış son yıllarda oldukça hızlanmıştır çünkü insanlar nakit para yerine kart kullanım rahatlığına alışmıştır. Lojistik sisteminin gelişmesiyle kişi bulunduğu yerden dünyanın öbür ucundaki bir yerel satıcıdan alışveriş yapabilme imkanı bulmuştur. Üstelik bunun için çok ciddi farklar ödemesine gerek kalmamıştır. Bu küreselleşmenin, dünyayı tek bir para birimine doğru götürdüğünü söylemek çok yanlış olmayacaktır. Döviz kurunda yaşanan ani değişimler, bir ürünün farklı pazarlarda çok farklı fiyatlarla yer alması, işçi emeğinin dünyanın farklı bölgelerinde farklı ücretlere tabi tutulması gibi birçok durum insanlar için zorlayıcı olmaya başlamıştır. Bu ve diğer sorunların çözümü olarak ise küresel para birimine geçiş gösterilmektedir ve gösterilmeye devam edecektir. Bunun için mevcut sistemin önce çöküp sonra yeni sistemin kurulması gerekmektedir. Yeni para biriminin Bitcoin olup olmayacağı henüz tartışma konusudur ancak önümüzdeki on yılda şuanki para sisteminin artık kullanılmayacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Bu çalışmada Bitcoin ve onun ilişkili olabileceği düşünülen altcoin, döviz kurları, dünyaca ünlü borsalar ve emtialarla eşbütünleşme analizi yapılmıştır. Eşbütünleşme olduğu görülen değişkenlerin nedensellik analizleri tamamlanmış ve derin öğrenme metodu yapay sinir ağı modeline uygulanarak Bitcoin fiyatlarının 31, 45 ve 60 günlük tahminlenmesi gerçekleştirilmiştir.

BitcoinDerin öğrenmeEşbütünleşme+3
Meltem Tekinay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Gezegensel baskılara uyarlanmış insani gelişme endeksinin genişletilmesi ve çok kriterli karar verme yöntemleri ile analizi

İnsani gelişme denildiğinde akla kişilerin refah içerisinde ve kaliteli olarak nitelendirilebilecek bir hayata sahip olmaları, uzun ve sağlıklı bir hayatın kişilere sunulabilmesi ve kişi gelişimi için gerekli olan bilgi erişimine sahip olabilmeleri gelmektedir. İnsani gelişmeyi ölçmek için birçok hesaplama tekniği geliştirilmiştir. Bu tekniklerden biri de Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından geliştirilen İnsani Gelişme Endeksi'dir. İnsani Gelişme Endeksi; eğitim, gelir ve sağlık göstergelerini kullanarak ülkelerin insani gelişme düzeylerini hesaplamakta ve ülkeler arası karşılaştırmaların yapılmasına imkân sunmaktadır. Endeksin gelir göstergesinde kişi başı Gayri Safi Milli Hasıla, sağlık göstergesinde beklenen yaşam süresi ve eğitim göstergesinde ortalama ve beklenen öğrenim süreleri yer almaktadır. İnsani Gelişme Endeksi hesaplamaları ile ülkeler arasındaki farklılıklar tespit edilebilmekte, ülkelerin üstün ya da zayıf yönleri ve hangi ülkenin hangi gösterge bazında gelişme göstermesi gerektiği belirlenebilmektedir. Ancak literatürde bu dört alt belirleyici ve üç gösterge ile hesaplanan İnsani Gelişme Endeksi için gelişme seviyesini tam olarak yansıtamadığı yönünde de birçok çalışma bulunmaktadır. Bu nedenle bu tez çalışmasının ilk hedefi eğitim, gelir ve sağlık göstergelerinin alt belirleyicilerinin genişletilmesi olarak belirlenmiştir. Bunun için literatürden yola çıkılarak çeşitli çalışmalarda gelişme seviyesi ölçümlerinde kullanılan alt belirleyiciler tespit edilmiş ve İnsani Gelişme Endeksi ile arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyona sahip olan alt belirleyiciler çalışmaya dahil edilmiştir. Günümüzde iklim değişimleri ve çevre kirliliği dahil edilmeden gerçekleştirilen gelişme seviyelerinin sürdürülebilir görünmemesi sebebiyle Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından çevre faktörünü gelişme seviyesine dahil eden Gezegensel Baskılara Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi geliştirilmiştir. Çevre göstergesi; karbondioksit emisyonu ve kişi başı madde ayak izi ile ölçülmekte ve İnsani Gelişme Endeksi'ne düzeltme faktörü olarak eklenmektedir. Böylece çevre faktörü dahil edilmiş insani gelişme düzeyi bulunabilmektedir. Gelişmiş ülkelerde İnsani Gelişme Endeksi ve Gezegensel Baskılara Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi arasındaki farkın daha yüksek olduğu, düşük gelişme gösteren ülkelerde ise bu farkın daha az olduğu Birleşmiş Milletler Gelişme Programı raporlarında sunulmaktadır. İnsani Gelişme Endeksi'nin gelişme seviyesi ölçümünde yetersiz olduğu görüşü sebebiyle, Gezegensel Baskılara Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi'nin de İnsani Gelişme Endeksi'nden oluştuğu göz önüne alınarak çevre göstergelerinin de arttırılması gerektiği düşünüldüğünden İnsani Gelişme Endeksi ile istatistiksel olarak anlamlı korelasyona sahip çevre alt belirleyicileri de belirlenerek bu çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmada genişletilen çevre göstergesinin genişletilen İnsani Gelişme Endeksi'ni ne kadar etkilediği ve değişimlerden bu endeksin nasıl etkileneceği sorusundan hareketle çalışmada bazı regresyon analizleri de yapılmaktadır. Bunun için ortalamaya göre tahmin sonuçlarını veren klasik regresyon ile medyana göre tahmin sonuçlarını veren ve 0,25, 0,50 ve 0,75 gibi kantiller için ayrı ayrı sonuçlar sunabilen Kantil regresyon analizlerinden faydalanılmaktadır. Ayrıca aynı analizler genişletilmiş İnsani Gelişme Endeksi'nin genişletilmiş çevre göstergesindeki etkisi üzerine de test edilmektedir. Birleşmiş Milletler Gelişme Programı'nın İnsani Gelişme Endeksi ve Gezegensel Baskılara Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi hesaplamalarında kullandığı yöntemler bu çalışmada genişletilmiş İnsani Gelişme Endeksi ve genişletilmiş Gezegensel Baskılara Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi hesapları için kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra çalışmada Çok Kriterli Karar Verme yöntemleri kullanılarak da ülkelerin skorları hesaplanmakta ve ülke sıralamaları yapılmaktadır. Bunun için pek çok yöntemi içinde barındıran Çok Kriterli Karar Verme yöntemleri arasından özellikle literatürde son on yılda geliştirilen sıralama yöntemleri tercih edilmiştir. Birleşmiş Milletler Gelişme Programı hesaplamalarında eşit ağırlıklandırma kullanıldığı için bu çalışmada da hem eşit ağırlıklar hem de CRITIC yönteminden hesaplanan ağırlıklar dikkate alınmıştır. Çalışmada MABAC, MAIRCA, MARCOS, SECA, DNMA ve COCOSO yöntemleri kullanılarak ülkelerin gelişme düzeyi sıralamaları yapılmaktadır. Sıralamaların birleştirilmesinde ise BORDA sayım yöntemi ve COPELAND yöntemleri kullanılmaktadır. Çalışma 130 ülkeye ait 32 alt belirleyici (kriter) verisi dahil edilerek gerçekleştirilmiştir. Yapılan regresyon analizlerinde genişletilmiş İnsani Gelişme Endeksi ve genişletilmiş çevre göstergesi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğu, ülkelerin gelişme düzeylerinin artışında yani 0,25'ten 0,75 kantiline gidildikçe genişletilmiş çevre göstergesinin değerinin azalmakta olduğu görülmektedir. Genişletilmiş İnsani Gelişme Endeksi'nin de genişletilmiş çevre göstergesi üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi bulunmakta, genişletilmiş çevre göstergesinin değeri arttıkça yani 0,25, 0,50 ve 0,75 kantillerde genişletilmiş İnsani Gelişme Endeksi değerinde azalma görülmektedir. Eşit ağırlıklandırma ve CRITIC tabanlı ağırlıklandırmalar kullanılarak yapılan Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinin sıralamalarda genel olarak ilk beşte yer alan ülkeler İsveç, Norveç, Avusturya, Finlandiya ve Almanya olurken son beşte yer alan ülkeler Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijer, Çad, Gine ve Benin olmuştur. Türkiye ise her iki ağırlıklandırma yöntemine göre de 52. sırada yer almıştır.

Yöneylem araştırmasıÇok kriterli optimizasyonİnsani gelişmişlik endeksi
Buse Eda Akyüz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ağaç tabanlı sınıflandırma tekniklerinin dengeli olmayan veri setlerinde incelenmesi: Kredi risk örneği

Kredi riski, kredi müşterisinin bankadan ödünç aldığı fonu belirlenen vadede ödeyememesi sonucunda, bankanın varlığını tehlikeye sokabilecek bir risk türüdür. Bu nedenle kredi riskine sebep olabilecek müşterilerin doğru tespiti, bankanın faaliyetlerinin devamlılığı açısından büyük önem taşır. Bu noktada müşterilerini kredilendirmek için harekete geçen bankalar, olası kredi riskini bertaraf etmek için kredilendirme süreçlerini büyük bir titizlikle yürütmesi gerekir. Aksi takdirde, süreçte oluşacak bir zafiyet veya ihmal, kredi riskinin doğmasına ve bankanın finansal faaliyetlerinin aksamasına veyahut durmasına sebep olabilir. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle beraber kullanımı yaygınlaşan makine öğrenmesi teknikleri, bankacılık sektöründeki kredilendirme faaliyetlerine entegre edilmiş ve kredi talebinde bulunan müşterilerin risk taşıyıp taşımadığına otomatik olarak karar veren mekanizmaların geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Bu kapsamda müşterinin krediyi ödeyip ödeyememesinin doğru tespiti, bankanın finansal ve fiziki varlığını açısından önemli olmasına istinaden, oluşturulan karar mekanizmalarını daha güvenilir ve daha etkin hale getirmek için zamanla farklı istatistiksel ve makine öğrenmesi tekniklerinin arayışına girilmiştir. Bu çalışmada, bankaların kredilendirme faaliyetlerini otomatik olarak gerçekleştirebileceği ve aynı zamanda kredi riskini azaltarak karlılığını arttıracağı bir karar mekanizmasının oluşturulması hedeflenmiştir. Çalışma açık kaynaklı Alman, Avustralya ve HMEQ (Home Equity) kredi veri setleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hedeflenen mekanizmayı oluşturmak için on bir farklı makine öğrenmesi sınıflandırma tekniği, dokuz farklı yeniden örnekleme tekniği ve bir adet değişken seçim tekniği kullanılmıştır. Sonuç olarak çalışmada en iyi performans gösteren modeller, ağaç tabanlı modeller olarak tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, kredi riski sorununa karşılık olarak geliştirilecek mekanizmaları yukarı yeniden örnekleme tekniği ve ağaç tabanlı model kombinasyonlarıyla hazırlamak ve aynı zamanda bu mekanizmayı değişken seçim tekniği uygulanmayan veri setleriyle çalıştırmak, bankaların kredilendirme süreçlerinde daha doğru kararlar almasına olanak sağlayacağı bulgusuna ulaşılmıştır.

Ağaç modellemeDeğişken seçimiKredi riski+6
Ali Öztürk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Telekom sektöründe AHP tabanlı TOPSIS methoduyla taşıyıcı seçimi: Afrika kıtasında çağrı hacmi bakımından bölgeyi temsil eden taşıyıcılarla ilgili bir çalışma

Karar verme yönetsel başarının gerçekleşmesi için önemli bir rol oynarken, karar vericiler amaçlarını en iyi şekilde karşılamak için olabildiğince iyi kararlar almaya çalışmaktadırlar. Artan rekabet koşulları altında doğru kararın alınabilmesi karar vericiler için çok önemli bir hale gelmiştir. Organizasyonların gerçekleştirmek istediği en kritik amaçlarından bir tanesi sürdürülebilir başarı ile sürekliliğin sağlanmasıdır. Bu hedeflere ulaşmak için iş gücü, sermaye, malzeme gibi kaynaklar verimli kullanılmalı ve planlama, örgütleme, yönetme ve kontrol etme gibi yönetsel fonksiyon performansları başarılı bir şekilde düzenlenmelidir. Bu işlevleri yerine getirebilmek için karar vericiler sürekli bir karar verme durumu ile karşı karşıyadırlar. Karar verme, günümüzde karar vericiler açısından anahtar bir role sahip olduğu için bu sürecin bilimsel yöntemlerle desteklenmesini gerekli kılmaktadır. Bilimsel yöntemler, elde edilen sonuçların başkaları ile paylaşılabilmesini, tüm hesaplamaların, varsayımların, verilerin ve yargıların açıkça belirtilerek eleştiriye açık olmasının sağlanabilmesini, tarafsız olmayı, kişilere, kişilerin konumlarına veya çıkarlarına bağlanmamayı gerektirir. Telekomünikasyon sektörü, verilerin hızlı yayılmasının günlük yaşamdaki öneminin artmasıyla birlikte aynı oranda ekonomik hayattaki boyutu da artmıştır. Böylece ekonomiyi de büyüten en önemli sektörlerden biri olmuştur. Küreselleşen boyutta konuşmak gerekirse, az gelişmiş ülkelerin dış ülkelerle entegrasyonunda, modernize olmuş bir telekomünikasyon altyapısı uzun dönemli büyümesi için temel bir gereklilik haline gelmiştir. Sektör, hane halkı ve iş dünyasında bulunan tüm kümelere çeşitli teknolojilerde ve düzeyde hizmet vermektedir. Uluslararası bir altyapı olarak küresel bilgi ekonomilerinin sınır sistemi şeklinde de ifade edilen telekomünikasyon sektörünun önemli diğer özelliği de, sektörde meydana gelen pozitif gelişmeler diğer sektörleri de pozitif yönde etkilemekte, yani hızlandıran etkisi bulunmaktadır. Çalışmanın amacı, ÇKKV tekniklerinden birisi olan TOPSIS yönteminin, çoklu alternatif ve kriterin var olduğu problemlerde, ÇKKV tekniklerinin içerisindeki yerini belirlemek ve karar vericilerin istekleri doğrultusunda karar sonucuna ne derecede etkin ve hızlı ulaştırdığını ortaya koymaktır. Ayrıca Afrika kıtasında yer alan stratejik ülkelerdeki taşıyıcı seçimini kolaylaştırmak, sezgisel teknikler yerine mantıksal verilerle sonuca ulaşmaktır. Çalışma, telekom sektöründe faaliyette olan ve piyasada önemli bir paya sahip olan şirketin, Afrika kıtasında yer alan on ülkede trafik akışının etkin bir şekilde düzenlenmesini sağlayan taşıyıcıların AHP tabanlı TOPSIS yöntemi ile değerlendirilmesini kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Telekomünikasyon, Taşıyıcı, Çok Kriterli Karar Verme, TOPSIS, AHP, Afrika

AfrikaAnalitik hiyerarşi süreciKarar verme+4
Serçin Özkalay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme süreçlerinin çevresel performansa etkisi ve yenilenebilir enerjinin rolü: Yumuşak geçişli panel regresyon yaklaşımı

Bu çalışmada, ekonomik küreselleşmenin çevresel kalite üzerindeki etkisinin tahmin edilmesi ve yenilenebilir enerjinin bu etkideki rolünün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, yenilenebilir enerji hem üretim hem tüketim bağlamında iki ayrı değişken olarak iki ayrı modelde ele alınmış ve elde edilen bulgular birbiriyle karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamında, Küresel Yeşil Ekonomi Endeksi 2022 raporuna göre en iyi performansı gösteren ilk 5 ülke (İsveç, İsviçre, Norveç, Fransa ve Danimarka) ve Türkiye'nin 1976-2021 yılları arası yıllık verileri kullanılmıştır. Söz konusu ülkelere ait veriler, değişkenler arasındaki doğrusal olmayan dinamikleri yakalayabilmek adına Yumuşak Geçiş Panel Regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Doğrusal olmayan bu yaklaşım ile küreselleşme ve çevre kirliliği arasındaki ilişki, yenilenebilir enerjinin (eşik değişken) üretim ve tüketim düzeyine bağlı olarak homojen rejimlere ayrılmış ve rejime özgü yorumlar yapılmıştır. Ampirik bulgulara göre, eşik değişkenin yenilenebilir enerji tüketimi olduğu ilk modelde ekonomik küreselleşme ile çevre kirliliği arasında üç rejimli doğrusal olmayan bir ilişki olduğu görülmüştür. Yenilenebilir enerji üretiminin eşik değişken olarak belirlendiği ikinci modelde ise doğrusal olmayan bu ilişki iki rejimli bir ilişkiye dönüşmüştür. Her iki modelde de, ekonomik küreselleşmenin başlangıçta çevresel sürdürülebilirliği olumsuz yönde etkileyen bir faktör olduğu saptanmıştır. Ancak, üretim ya da tüketim bağlamında yenilenebilir enerjinin belirli bir eşik seviyesini aştığı durumda ise bu etkinin olumlu yönde değiştiği bulgusuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, yenilenebilir enerjinin ekonomik küreselleşme ile çevre performans arasındaki ilişkide kritik rol oynadığını gösteren bu çalışmada, ülkelerin çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşması yönünde atılacak adımlarla ilgili politika önerileri sunulmuştur.

Sürdürülebilir çevreYenilenebilir enerji kaynakları
Metehan Ercan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Piyasa paydaşlarının beklentilerine etki eden döviz kuru ile ticari kredi faiz getirileri arasındaki volatilite yayılımının analizi: Türkiye örneği

Çalışmada piyasa paydaşları için piyasa beklentilerine etki eden seçili döviz kurları ile ticari kredi faizlerinin haftalık değerleri temel alınarak döviz kurlarının getirileri ile ticari faiz oranlarının getirilerinin arasında volatilite yayılması analiz edilmiştir. Ele alınan serilere klasik birim kök testlerinin yanında serilerin normal olmama özelliklerini dikkate alarak kalıntılar ile artırılmış olarak geliştirilen RALS ADF ve RALS LM birim kök testleri uygulanmıştır. Ardından çoklu volatilite modellerinden olan Sabit Koşullu Korelasyon Modeli olan CCC-GARCH modeli ile volatilite yayılımı analiz edilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde zaman serileri ile ilgili ekonometrik kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ele alınan testler ve yöntemler ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde volatilite kavramına ve volatilite araştırmalarında kullanılan modellere değinilmiştir ve son bölümde uygulama yapılarak çıkan sonuçlar gösterilmiştir. Çalışma verisi 1033 adet gözlemden oluşmaktadır. 04.01.2002 - 22.10.2021 dönemi için veriler haftalık olarak TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS) üzerinden elde edilmiştir.

Birim kökBirim kök testleriDurağanlık+7
Mert Bezek
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Brics-T ülkelerinde yenilenebilir enerji tüketimi ve seçilmiş makroekonomik değişkenler arasındaki ilişkinin ekonometrik analizi: Yapısal kırılmalı panel-sur yaklaşımı

Küresel nüfusun artışı, sanayileşmenin hızlanması ve teknolojik gelişmeler enerji tüketimini hızlandırmaktadır. Artan enerji talebinin karşılanması için yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, ülkelerin enerji bağımlılığını azaltmak ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak için önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, hızla büyüyen ekonomileri ve artan nüfuslarıyla enerji tüketimleri açısından dikkat çeken Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye (BRICS-T)'deki yenilenebilir enerji tüketiminin belirleyenlerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, BRICS-T ülkelerindeki karbondioksit emisyonu, ekonomik büyüme ve doğrudan yabancı yatırım girişlerinin yenilenebilir enerji tüketimi üzerindeki etkileri 1990-2020 dönemi yıllık verileri kullanılarak yapısal kırılmalı Panel-SUR yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Ampirik sonuçlara göre, ekonomik büyümedeki artış Brezilya, Hindistan, Çin ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji tüketimini artırırken, Rusya ve Güney Afrika'nın yenilenebilir enerji tüketimini azaltmaktadır. Karbondioksit emisyonlarındaki artış yalnızca Rusya'nın yenilenebilir enerji tüketimini artırırken, Brezilya, Hindistan, Çin ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji tüketimini azaltmaktadır. Doğrudan yabancı yatırım girişlerindeki artış ise Brezilya ve Güney Afrika'nın yenilenebilir enerji tüketimini artırırken, Çin ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji tüketimini azaltmaktadır. Ayrıca Brezilya'da 2015, Hindistan'da 2012 yılları sonrası yenilenebilir enerji tüketiminde anlamlı bir artış tespit edilirken, Çin, Güney Afrika ve Türkiye'de sırasıyla 1998, 2001 ve 2000 yılları sonrası yenilenebilir enerji tüketiminde istatistiksel olarak anlamlı bir azalış tespit edilmiştir. Her BRICS-T ülkesi, sahip oldukları farklı doğal kaynaklar, enerji altyapıları ve ekonomik dinamikleri nedeniyle kendine özgü enerji politikaları ve stratejileri benimsemektedir. Ancak, bu ülkelerin çevresel ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşabilmeleri için, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik daha kapsamlı ve hedef odaklı politikalar geliştirmeleri büyük bir önem taşımaktadır. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, fosil yakıt bağımlılığının azaltılması ve karbon salınımlarının düşürülmesi, bu ülkelerin hem çevresel etkilerini minimize etmelerine hem de ekonomik büyümelerini sürdürülebilir kılmalarına katkı sağlayacaktır.

Esra Topaloğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon vergisinin CO2 emisyonu üzerine etkisi: Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezi ışığında bir uygulama

Sanayileşme üretim sistemlerinde manuel üretiminden kitlesel üretime doğru büyük bir dönüşümü ortaya çıkarmıştır. Bu büyük dönüşümün etkisiyle üretimde ana girdi olarak kullanılan fosil yakıtların üretim ve tüketimi de artmıştır. Bu aşırı tüketim aşırı karbon salınımlarına dolayısıyla küresel ısınma problemine neden olmuştur. Bu nedenle, iklim değişikliğinin önlenmesine yönelik olarak küresel önlemler alınması ihtiyacı doğmuştur. Bu kapsamda, ülkeler Rio Konferans (1992), Kyoto Protokolü (1997) ve Paris İklim Anlaşması (2015) gibi çeşitli konferanslarla bir araya gelerek soruna çözüm bulmaya çalışmışlardır. Ancak, nihai bir karara varılamamıştır. Küresel ısınmanın önlenmesine yönelik uygulanan en önemli uygulamalardan birisi karbon vergisi uygulamasıdır. Bu vergi Finlandiya, Polonya, İsveç ve Norveç gibi çeşitli ülkelerde uygulanmaktadır. Karbon vergisinin amacı, karbon salınımlarının kontrol altına alınarak küresel ısınma probleminin çözülmesidir. Bu çalışmada, Norveç'in 1991 yılında uygulamaya başladığı karbon vergisi temel alınmıştır. 1991-2020 yılları arasındaki dönemler için, Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezi ışığında, CO2 emisyonu, kişi başına gelir, bu gelirin karesi ve karbon vergisi gelirlerine ait yıllık veriler incelenmiştir. Logaritmik dönüşümleri yapılan verilerin önce geleneksel birim kök testleri ile, ardından Becker, Enders ve Lee durağanlık testi ile değişkenlerin durağanlıkları tespit edilmiştir. Bu verilerin aynı dereceden durağan olmaması sonucu koentegrasyon ilişkisi Fourier ADL Koentegrasyon testi yaklaşımı ile incelenmiştir. Sonuç olarak, modelde yer alan değişkenler arasında % 5 anlamlılık düzeyinde bir koentegre ilişkinin varlığı bulgusuna rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Birim Kök, Koentegrasyon, Fourier, Çevresel Kuznets Eğrisi

Nesibe Varoğlu
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00