
14
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Pandemi temalı bilgisayar oyunları ve fotoğrafik görüntü üretimi
Bu çalışmada, yeni medyanın bir türevi olan dijital oyunlarda son dönemde canlı yaşamını tüm yönleriyle etkileyen pandemi teması bağlamında fotoğrafik görüntü üretimi incelenmiştir. Covid-19 hastalığı ile oluşan pandemi durumu beraberinde belli kısıtlamalar getirerek bireyleri yalnızlaştırıp yaşadıkları zamanda soyutlamıştır. Bireyler yaşadıkları zamandan soyutlanırken dijital oyunlar içerisinde yaratılan sanal dünyada var olmaktadır. Pandemi temalı dijital oyunlarda üretilen sanal fotoğraflar oyuncu olan bireyin var olduğunun göstergesi olmuştur. Fotoğrafın gelişen teknolojiyle birlikte sanallaştığı ve varoluş göstergesi olduğu çeşitli disiplinlerce ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Tezimiz, fotoğrafın sanallaşırken gerçekten sanala; sanaldan gerçeğe bir aktarım yaptığı düşüncesi üstünde geliştirilmiştir. Üç bölümden oluşan tezimizde, 'Fotoğrafik Görüntü Üretimi Pandemi Temalı Bilgisayar Oyunları Bağlamında Nasıl Şekillenmiştir? Sanal fotoğraf gerçekliğin oluşmasında nasıl bir gösterge yapısındadır? Sorularına geçerli yanıtlar aranmıştır. Yaptığımız araştırmalarda hipotezimizi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Dijital oyunların yeni medyanın bir türevi haline gelmesiyle yaratılan sanal oyun evrenlerinin içinde yaşanılan zamana aktarımı fotoğraf aracılığıyla olduğu görülmüştür. Fotoğrafın, gerçek ve sanal bağlamlarını aynı düzlem üzerinde farklı zaman algıları ile oluşturduğu araştırılmıştır. Dijital oyunlar ve son dönemde canlı yaşamını olumsuz etkileyen pandemi temasını konu edinen bilgisayar oyunlarında üretilen fotoğrafik görüntü üretimlerinden örnekler verilerek analiz edilmiştir. Fotoğrafik görüntü üretiminin dijital oyunlarda yaratılan sanal dünyada sanal fotoğraf makinaları ile oluşturulduğu gözlemlenmiştir. Fotoğraf o anın bir yansıması olarak sanalın reel yaşamdaki göstergesidir. Fotoğrafın geçirdiği dönüşüm dijitalleşip sanallaşma bağlamında dijital oyunların içerisinde gerçekleştiği analiz edilmiştir. Bu dönüşümün neticesinde fotoğrafın, var olan gerçeklik algısının sanal evrenlere ve dijital oyunlarda yaratılan sanal algısının gerçek yaşama aktarımını yaptığı tespit edilmiştir. Bu ilişki; gelişen ve ilerleyen teknolojiyle birlikte her şeyin sanallaştığı dönemde yeni medyanın bir unsuru olan dijital oyunlarda fotoğrafın dönüşerek sanallaşması bağlamında biçimlenmektedir. Anahtar Sözcükler: Pandemi, Bilgisayar oyunu, Fotoğraf, Sanal, Yeni medya
Günümüzde gözetim ve kontrol aracı olarak fotoğrafın kullanımı ve geleceği
Bu tez gözetim ve kontrol kavramını fotoğraf ve fotoğraf tabanlı teknolojiler bağlamında incelemektedir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte gözetim faaliyetleri artmıştır. Son yıllarda sosyal medya mecralarının hayatımıza girmesi ile kişiler sosyalleşmek için kullandıkları platformlar aracılığıyla gözetlenmeye başlanmıştır. İnsanların her alandan gözetlenmesi beraberinde mahremiyet sorununu ortaya çıkartmıştır. Tez bağlamında gözetleme faaliyetlerinde önemli bir araç olan fotoğrafın geçmiş, günümüz ve gelecek kullanımları araştırılmıştır. Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gözetim ve gözetim sistemleri incelenmiştir. Modern Dönem 'de değişen sosyal yapı ile gözetim ve kontrol pratikleri uygulanmaya başlanmıştır. 1785 yılında bir mimari yapı olarak tasarlanan Panoptikon ise gözetim kavramının önemini vurgulamıştır. Gözetim kavramının bir tasarım sorunu haline getirmiş kitle ile sosyal ve psikolojik durumu ile ilgili hem gözetleyip hemde kontrol etme boyutunu modelleştiren bir yapı olan Panoptikon, aynı zamanda konunun kavramsal ve uygulamalı tartışılmasının bağlamını oluşturmuştur. Gelişen teknoloji ile birlikte değişen Panoptikon kavramının yeni türleri ortaya çıkmıştır. Gözetimin temel amacını oluşturan kontrol kavramı ise bu pratikler için önem taşımıştır. 19. Yüzyılın icatlarından biri olan fotoğraf ise gözetim ve kontrol açısından değerlendirilmiştir. İkinci bölümde aynı zamanda gözetim ve kontrol araçlarından biri olan fotoğrafın gözetim pratikleri amacıyla kullanılması incelenmiştir. Bölüm kapsamında savaş fotoğrafı, polis teşkilatların fotoğrafı gözetim aracı olarak kullanmaları, Casus kameraların kullanımı, hava fotoğrafçılığı ve Osmanlı tarihinde fotoğrafın rolü araştırılmıştır. Tekniğin yeni olanakları ve 20. Yüzyılın gelişen teknolojik imkanları ile gözetim pratiklerinin değişimi Mobese, drone ve uydular kapsamında araştırılmıştır. 21. Yüzyılın gözetim düşünceleri için ise 11 Eylül saldırıları gözetim pratikleri açısından değerlendirilmiştir. Üçüncü Bölümde fotoğrafın geleceği ile ilgili olarak 2. Bölümdeki hususlarla birlikte gözetimin sistematik boyutu tartışılarak saptamalarda bulunulmuştur. Günümüz gözetim çağında fotoğrafın rolü ele alınarak fotoğrafın gerçeklikler arası konumu, sosyal medya mecralarındaki rolü ve sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik ve karma gerçeklik gibi sanal evrenlerdeki rolü araştırılmıştır. Tez bağlamında fotoğrafın gözetim ve kontrol açısından kullanımı ve geleceği ile ilişkin yeni gerçekliklerin rolü araştırılmış, kişisel verilerin korunması ile sanal evrenlerdeki kişisel verilerimizin varlığı incelenmiştir.
Çağdaş deneysel sinemada fotoğraf kurgusu
"Çağdaş Deneysel Sinemada Fotoğraf Kurgusu" isimli yüksek lisans tez çalışmasında fotoğraf sanatının deneysel sinema alanında kurgu teknikleriyle nasıl kullanılabileceği üzerine bir inceleme yapılmıştır. Ülkemizde deneysel sinema adına yapılan çalışmaların ve sinemada fotoğraf kullanımı uygulamalarının azlığı sebebiyle bu alanda bir çalışma gerçekleştirmek ve fotoğraf sanatıyla deneysel sinemayı ortak bir paydada bir araya getirebilmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çeşitli fotoğrafların kurgusal anlamda farklı tekniklerle yer aldığı "Seabird" ve "Rüyamda Ölü Gördüm" isimli iki adet deneysel kısa film çekilmiş ve bu filmler üzerinden fotoğraf sanatı için yeni bir kullanım alanı yaratılmaya çalışılmıştır. Filmlerin çekim tarzı ve senaryolarıyla birlikte deneysel olarak kategorize edilmesini sağlayan diğer bir önemli unsuru fotoğrafların kurgu teknikleriyle yeniden sunulması olmuştur. Çalışmada öncelikle deneysel sinemayı daha iyi kavrayabilmek adına farklı ülkelerin deneysel sinemanın tarihi irdelenerek önde gelen sanatçılarından örnekler verilmiştir. Ardından fotoğrafın sinema sanatında kullanımı konusunu kapsamında ülkemizdeki fotoğraf kökenli sinemacılar, fotoğraf temalı filmler ve fotoğraf makinesiyle çekilen filmler işlenmiştir. En son kısımda ise, sinemada kullanılan güncel görsel efekt teknikleri fotoğrafla ilişkilendirilerek, tez kapsamında üretilen deneysel filmlerdeki örnek uygulamaları gösterilmiştir. Seabird filminde tek bir bölümde ritmik kurgu tekniğiyle kısa sürede çok sayıda fotoğraf kurgulanarak farklı bir anlatım dili yaratılıp fotoğrafların filme olan etkisi arttırılmaya çalışılmıştır. Rüyamda Ölü Gördüm filminde ise çoğu sahnede, fotoğraf üzerine çeşitli görsel efekt teknikleri uygulanıp fotoğrafların hareketli hale getirilmesiyle film sahneleri yaratılmaya çalışılmıştır. Teknik, içerik ve estetik açıdan filmlerin çözümlemeleri yapılarak fotoğrafların kurgu ve görsel efektler sayesinde yeni bir formla sunularak filmlerde kullanılabileceği uygulamalı olarak görülmüştür.
Çağdaş sanat ve yeni medya bağlamında ostranenie olgusu ve bir fotoğraf projesi
Fotoğraf sanatının, Rus Avangart sanatçılarının üretimleriyle kazanmış olduğu potansiyel, yeni medyanın zengin üretimlerinde kendine yer edinmiştir. Viktor Şklovski'nin 1917 yılında yayınlamış olduğu Teknik Olarak Sanat makalesinde tanımlanan Ostranenie olgusu, dönemin fotoğraf sanatçısı Aleksandr Rodçenko'nun bakış açısında yeni bir form kazanmış ve fotoğraf tarihinin bir dönüm noktası haline gelmiştir. Rusya'dan Bauhaus'a, oradan da dünyaya yayılan formalist bakış açısı, bilgisayarların ve internetin kitlelere mal olmasıyla Cyberspace'te yeni bir ortam edinmiştir. Çağdaş Sanat ve Fotoğraf ortamında Ostranenie olgusu, algımızı uyandırmaya, bakış açılarımızı tazelemeye, normalleşmeye meydan okumaya devam etmektedir. Bu tezde; Ostranenie olgusu, Konstrüktivist fotoğraf sanatçılarının avangart eğilimleri, Formalist sanat anlayışı ve Lev Manoviç'in Yeni Medya Prensipleri araştırılmıştır. Böylece Ostranenie olgusunun güncel konumu tanımlanmıştır. Bunun yanı sıra kuramsal çalışmaların paralelinde Dördüncü Boyutun Dispersiyon Küpü başlıklı proje ve sergilenmesi tasarlanmıştır.
Sosyal medya fotoğrafı ve unutma ilişkisi
Bu çalışmada, 21. yüzyılda sosyal ağların yükselişiyle beraber ortaya çıkan sosyal medya fotoğrafı olarak bilinen yeni fotoğraf türünün, unutma ile olan ilişkisi incelenmiştir. Hayatımızın içinde bir fenomen haline dönüşen sosyal medya fotoğrafı, hızlı üretim ve tüketim sürecine tabi olan bir fotoğraf türüdür. Yüksek düzeyde olan üretim ve tüketimin çeşitli disiplinlerce ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Tezimiz, sosyal medya fotoğrafının üretim ve tüketim ilişkisinde belirleyici olan kavramların, hatırlama ve unutmayla ilgili olabileceği üzerine geliştirilmiştir. Üç bölümden oluşan tezimizde, 'Sosyal medyada fotoğraf üretiminin/paylaşımının bellek üzerindeki etkisi nedir? Sosyal medya fotoğrafının unutma ile nasıl bir bağlantısı vardır?' sorularına geçerli yanıtlar aranmıştır. Yaptığımız araştırmalarda hipotezimizi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Sosyal medya fotoğrafı ve unutma ilişkisinde belirleyici bir unsur olan, akıllı cep telefonlarının son derece önemli bir medya olduğu görülmüştür. Fotoğraf çekiminin akıllı telefonlara entegre bir özellik haline gelmesi, üretim süreçlerini hızlandırırken, sosyal medyadaki fotografik görüntü miktarının da nitelik ve nicelik olarak artışına sebep olmuştur. Tezimizde, fotoğraf temelli bir sosyal ağ olan Instagram ve türevlerinin unutma, hatırlama ve bellek ilişkileri ile sürdürülebilirliği araştırılmıştır. Bu kavramlar arasında sürdürülebilir bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bellek dışı kaydı mümkün kılan sosyal medyada fotoğraf, hatırlama ve unutma diyalektiği üzerine kurgulanmıştır. Her şeyin geçici olduğu 'süreksiz evren' yapısı içinde, bize sürekli olarak unuttuklarımız hatırlatılırken, aynı zamanda yeni bir belleğin inşasına da izin verilmeyecek şekilde kurgulanmış bir düzenin hakim olduğu görülmüştür. Bu düzen; hatırlama ve unutma süreçlerini barındıran, insan belleği gibi çalışan ve sürekli bizimle beraber olan yapay bir bellek sisteminin yaşamın içine girmesini beraberinde getirmiştir. Yapay bellek sisteminin insan yaşamının içinde yer almasını sağlayan en önemli olan araç olan akıllı cep telefonların sağladığı bu özellik itibarıyla, yapılan analizlerimiz sonucunda sosyal medya fotoğrafının hatırlama ve unutmayla ilişkisi tespit edilmiştir. Bu ilişki; çok görevlilik, Google etkisi, görüntü bombardımanı ve hiper-şimdiki zaman olarak sınırlandırdığımız dört temel olgu çerçevesinde biçimlenmektedir.
Turistik mekân deneyimlerinin fotoğraf üzerinden incelenmesi: Antalya Kaleiçi örneği
Turistik destinasyonların hızlı tüketimine dayalı turizm yaklaşımlarının yanı sıra, günümüzde kentin deneyimlenmesinde turistin öznel deneyimini önceleyen anlayışlar giderek önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda turist ve gezgin kavramlarının farkını ortaya koyan; kenti gözlemleyen yaklaşımıyla flâneur (flanör) ve planlayıcı aktif bir rol üstlenen choraster (koro şefi) kavramlarının literatürdeki kullanımları dikkat çekmektedir. Global turizmin yaygınlaşmasının bir sonucu olarak profesyonel rehberlerin yönlendirmeleri ile yapılan hızlandırılmış kent turları, turistlerin pasif izleyiciler olarak kenti yüzeysel şekilde deneyimlemeleriyle sonuçlanmaktadır. Gezginlerin tıpkı bir choraster gibi gerçekleştirdikleri kent gezilerini kendilerinin planladıkları, yerel halk ile etkileşime girdikleri ve bunun sonucunda da kitle turistlerine göre kenti daha derinden deneyimledikleri düşünülmektedir. Araştırmada kitle turistleri ve gezginlerin Antalya Kaleiçi'ndeki turistik mekân deneyimleri incelenerek bu iki turist tanımı arasındaki benzerlik ve farklılıklar analiz edilmiştir. Etkileşimli deneyime dayalı anlayışın olumlu ve olumsuz yönleri ile, yapay olarak sahnelenen kültürel temsillere maruz kalan kitle turistlerinin kentin doğal ve gerçek görünümüne ulaşıp ulaşamadıklarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Fotoğrafın, turistik deneyimi görünür kılan bir araç olarak ele alındığı ve turist fotoğrafları üzerinden şekillenen çalışmada, turistik deneyimde mekânla kurulan ilişki bağlamında elde edilen veriler; Urry'nin turist bakışı, MacCannell'in sahnelenmiş otantiklik ve Wearing & Wearing'in choraster kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemi olan bir durum çalışması olup bütüncül çoklu durum deseni kullanılarak yürütülmüştür. Katılımcılar ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler tematik analiz, içerik analizi ve betimsel analize tabi tutulmuş ve karşılaştırma yapılmıştır. Araştırmada görsel veri kaynağı olarak turist fotoğrafları kullanılmış, veriler görsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular birlikte ele alındığında, çalışmanın amaçları doğrultusunda anlamlı örüntülerin ortaya çıktığı ve kuramsal çerçeveyi desteklediği görülmüştür. Bu bağlamda araştırmanın temel ve tamamlayıcı sorunsallarına yanıt verdiği sonucuna varılmıştır. Antalya Kaleiçi'nin turistik bir bölge olma durumundan daha derin bir değeri içerdiği anlayışı ile gerçekleştirilen bu çalışmanın, saha deneyimini önceleyen yeni turizm anlayışlarına görsel veri sunacağı düşünülmektedir.
2000 yılı sonrasında İzmir ili ve çevresinde düğün fotoğrafı
İcat olduğu günden bugüne fotoğraf günlük hayatın dışında, toplum tarafından önemli olduğu kabul edilen günleri kaydedip görüntünün korunmasını sağlamış ve ritüellerin değişmeyen, önemli aktörü haline gelmiştir. Fotoğraf, insanların yaşantılarını değiştiren önemli zaman dilimlerini, kısacık bir anını dondurup kaydını yapmakta ve böylece bir anın yaşandığının ispatı, belgesi olmaktadır. Cumhuriyetin ilanından günümüze yaklaştıkça ritüellerin çeşitliliğinde artış olduğu, evliliğin özellikle görsel kısmına verilen önemin arttığı, bu durumun da fotoğraflara yansıdığı görülmektedir. Geçmişten günümüze düğün fotoğrafları içinde kişilerin, fotoğrafçının yönlendirmesi ve teknolojik imkanların da etkisiyle değişim yaşandığı görülmektedir. Artık belirli kurallar çerçevesinde objektifin önüne geçilen, bakışların uzaklara doğru yöneldiği fotoğraflardan aile bireylerinin duygularının fotoğrafa daha çok yansıdığı fotoğraflara doğru değişimin yaşandığı görülmektedir. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle de fotoğrafçının fotoğrafta varlığı sadece poz verdirmenin ötesine geçmiş, fotoğrafçı fotoğraf düzenleme yazılımları ile fotoğrafı tamamen değiştirebilecek kadar görüntünün içine girmiştir. Fotoğraf bu değişimlerin kaydedilmesi amacıyla, bir yandan değişimin kabulü ve yaygınlaşmasını sağlarken diğer yandan da yapılan kayıt ile kültürel belleğin oluşturulması, saklanmasını sağlamıştır. Bu gelişmeler fotoğrafın saklanma, sergilenme biçimlerini de etkilemiştir. Geçmişte sadece albümlerde veya çerçevelerde sergilenebilen fotoğraflar; günümüzde cep telefonlarında, elektronik ortamlarda kaydedilmekte veya sosyal paylaşım sitelerinde yerini almaktadır.
Kavramsal fotoğraf bağlamında Chema Madoz
Bu tez, "Kavramsal Fotoğraf Bağlamında Chema Madoz" başlığı altında fotoğrafın düşünsel kapsamıyla ilgili uygulamaların kavramsal nitelikli yaklaşımını dünya çapında tanınan İspanyol fotoğrafçı Chema Madoz'un (d.1958) sanatçı kimliğini ve fotoğraflarının kavramsal bağlamdaki ifade tarzını incelemektedir. Kendisinin söyledikleri, onunla ilgili yayınlardaki taranmış ifadeleri ve diğer kaynaklardan hareketle sanatçının kavramsal karakterli çalışma metodolojisi araştırılarak, eserleri göstergebilim kaynaklı analiz metodolojisi ile çözümlenerek değerlendirilmektedir. Sonuçta Chema Madoz'un yaratıcı kimliği ve fotoğraflarının kavramsal çerçevesi ele alınarak uzak ve yakın kültür sanat tarihinin akışı içinde ilişkilendirilip kuramsal bağlamda incelenerek yapıtlarının kavramsal karakteri tanımlanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Chema Madoz, Kavramsal Fotoğraf, Avangard, Sürrealizm, Modernizm, Kavramsal Sanat
1990 sonrası Türk fotoğrafında sayısal paradigma
"1990 Sonrası Türk Fotoğrafında Sayısal Paradigma" başlıklı bu yüksek lisans tezinde fotoğrafın teknolojik bir dile sahip olmasıyla birlikte Türk fotoğrafındaki yeri ve gelişimi izlenmiştir. 19.yüzyılda bulunan Fotoğrafın teknik, optik, kimyasal ve teknolojik gelişmeleri 21.yüzyıla kadar incelenmiştir. Bu incelemelerde fotoğrafın teknolojiye ne kadar endeksli bir dil olduğu üzerinde durulmuştur. Dilin yaşanan gelişmelere bağlı olarak yaşadığı değişim ve yenilikler takip edilerek Türk fotoğraf tarihindeki önemli gelişmeler ile sentezlenmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet öncesi dönemden başlayarak tarihsel gelişmelerle incelenen ülke fotoğrafı üslup sorunu üzerinden araştırılmıştır. Türk fotoğraf tarihinde nitelikli ve farklı yaklaşımlara sahip kişi ve kurumlar paradigma bağlamıyla değerlendirilmiştir. Bu bağlam üzerine gelişen teknoloji ve değişen toplum yapısında Türk fotoğrafçılarının üslup arayışları ve üretimleri dikkate alınmıştır. 1990 yılı itibariyle ülkemize giren, sayısal kameralar, bilgisayar, fotoğraf işleme ve düzenleme programları ve internet teknolojisi gibi gelişmeler üzerinden teknolojinin olanaklarıyla gelinen durum tespit edilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de sosyal medyada trollük ve fotoğraf
İletişim, sosyal medya ile birlikte sanal bir boyut kazanmış, görsel bir anlatı dili hâline gelmiştir. Bu çalışmada trollerin faaliyet alanı olan sosyal medya teknik ve kültürel bileşenleriyle ele alınmıştır. Sosyal medyada fotoğraf yaratıcı, estetik ve eleştirel bir iletişim dili oluşturmuştur. Sanal ortamın sunduğu anonimlik imkânından faydalanarak özgür ifade biçimleri geliştiren troller için zengin bir malzeme alanı hâline gelmiştir. Türkiye'de sosyal medya, sosyal medyada trollük ve fotoğrafın trollükte kullanımı çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Yeni ifade biçimleri ortaya koyan eğlendirici trollerin, sosyal medyada yaratıcı görsel iletişim, mizah ve toplumsal eleştiri bağlamında işlevleri sorgulanmıştır. Bu nedenle sosyal medyada Instagram'da trol, mem ve caps anahtar sözcükleriyle taramalar yapılmıştır. Üretimlerinde fotoğrafı kullanan yirmi trol hesap ve fotoğrafik trollük örnekleri analiz edilmiştir. Yapılan incelemelerde elde edilen veriler siyasetle, sanatla, sporla, cinsellikle, kültür ve tarihle ilgili olmak üzere beş başlıkta sınıflandırılmıştır. Dünya ve Türkiye'den bu kategoriler kapsamında ele alınan örneklerde, fotoğrafın birtakım niteliklerini kaybederken yenilerini kazandığı görülmüştür. Fotoğraf ve metnin bir araya geldiği fotoğrafik trollük örneklerinin gündemle yakından ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle eğlendirici trollerin 'güncelin mühendisliği'ni yapan, teknoloji ve bilgisayar terminolojisine hâkim gözlemciler oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Günceli yapılandıran ve ona bağlı gelişen trollükte fotoğraf kullanımı; fotoğrafın sanal düzlemdeki konumunda sürekliliği sağlarken, sayısal dili de geliştiren, dönüştüren ve zenginleştiren bir durum olmuştur. Ayrıca tezimiz itibarı ile bir dönemin kültürüne ait yeni göstergelerin ortaya çıktığı, bu dönem analiz edilirken bağlamımızın da bir inceleme alanı olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: sosyal medya, trollük, fotoğraf, mem, caps
Çağdaş fotoğraf ve otobiyografik bellek
İnsan, İlk Çağ'dan bu yana çevresinde oluşan olayların görsel ve işitsel etkileriyle yüzyüzedir; bu tanıklıklar ve yaşanmışlıklar, anı olarak ve anlamsallığının izinde onun hafızasında yer etmiştir. Dolayısıyla söz konusu deneyim, insanın otobiyografik belleğini oluşturmuştur. Bu insan, yaşanmışlıkları, deneyim ve tanıklıklarını ilk önce eline fırçasını ve kalemini alarak betimlemiştir. Ardından fotoğraf gelir. Yitip giden çağlar boyunca, anlamlı bir geçmişe sahip olmak isteyen insan, artık yazmakta, resmetmekte ya da fotoğraf çekmektedir. Söz konusu çaba onun kesintisiz bir izlek oluşturması ve ardından belleğinin dökümlerini yapması için bir fırsat ve olanaktır. İnsan, bireysel temsillerini, imzasını attığı birbirinden nitelikli yapıtlarla ölümsüzleştirmiştir. Bu eylem onun yaşadığının en büyük ispatıdır. Ardından gelen kuşaklar bunları okur ve izler. Bu bağlamda, otobiyografik bellekler, katman katman tortul tabakalar olarak üst üste binerek bugünlere ulaşır; böylece kültürel ve toplumsal bellek inşasının temelleri atılır. "Çağdaş Fotoğraf ve Otobiyografik Bellek" başlıklı bu yüksek lisans tez çalışması, yukarıda ifade edilen bellek katmanlarını tanımlamak üzerine kurulmuştur. Tarihsel bir dizge çerçevesinde, edebiyat, görsel sanatlar ve fotoğrafla kendi bireysel temsillerini ortaya koyan sanatçıların ve örnek olarak seçilen çalışmalarının, otobiyografik bellek inşası ve oluşumundaki etkilerine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasıyla "bireysel temsil" olgusunu, imza attıkları birbirinden nitelikli yapıtlarla taçlandırmış hem otobiyografik hem de kültürel belleklerimizde yerini almış isimler ve yapıtları incelenmiş ve bu örneklerle otobiyografik bellek inşasında görsel sanatların etkisi irdelenmiştir. Yanı sıra, tez kapsamında, edebiyat, görsel sanatlar, fotoğraflar ve videolardan oluşan, "Core Memory: Şimdi, Geçmiş Gelecek" başlıklı bir performans çalışması geliştirilmiş ve otobiyografik belleklerimizin inşasında fotoğrafın gücü metinlerarası bir bağlamla yeniden sorgulamaya açılmıştır. Anahtar Sözcükler: Otobiyografik bellek, bireysel temsil, Jacques Henri Lartigue, foto-biyografik bellek, vernaküler fotoğraf.
Kent ve kentleşme olgusunun çoklu pozlama tekniği ile fotoğraflanması
Fotoğraf sanatının teknik ve estetik taraflarını bünyesinde barındıran ifade biçimlerinden biri olan çoklu pozlama tekniği, tarih boyunca hem sanatın hem de bilimin konusu olmuştur. Fotoğrafın icadının hemen ardından bu alandaki denemeler ve sanatsal kaygılar ile ortaya çıkan kompozit fotoğraf tekniği kısa süre içinde bir ifade biçimine dönüşmüştür. "Kent ve Kentleşme Olgusunun Çoklu Pozlama Tekniği ile Fotoğraflanması" isimli uygulama raporunda kent ve çoklu pozlama kavramları ele alınmıştır. Uygulama raporunun birinci bölümünde kent ve kentleşme kavramları tanımlanmış, kavramlar tarihlerinden başlanarak incelenmiştir. Tezin ana konusu olan bu kavramların tarihsel süreçteki değişimini ortaya koymak, günümüzdeki süreci anlamak adına önem arz etmektedir. Bu bağlamda tarihin yanı sıra kent ve kentleşmenin günümüzde geldiği nokta ve gelecekte kavramların ulaşacağı noktalar ele alınmış, fotoğraflarla örneklenmiş ve birinci bölümün son kısmında kavramlar Türkiye ve İzmir özelinde işlenmiştir. İkinci bölümünde kent kavramının fotoğraf sanatında bulduğu yer irdelenmiş, fotoğrafın tarihi üzerinde durulduktan sonra örnek çalışmalarla birlikte 20. yüzyıldan günümüze kadarki kent fotoğrafları konusu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise kompozit fotoğraf kavramı anlatılmış, tarihsel sürecinin ardından kent fotoğrafı üzerine yapılan kompozit çalışmalar, onları üreten sanatçılarıyla birlikte ele alınmıştır. Son olarak uygulama raporunun asıl konusu olan fotoğraflar gösterilerek rapor noktalanmıştır. Tüm bu araştırmaların ve saptamaların sonunda, kompozit fotoğraf kavramı ile kent kavramlarının iç içe olduğu saptanmış, modern zamanların ve kent yaşamının sanatçılar üzerindeki etkisinin benzerliği gözlemlenmiştir. Sayısal alandaki üretim yöntemlerinin oldukça yakın olmasına rağmen çıkan sonuçların farklı olduğu ortaya konmuştur.
Fotoğraf sanatında panoramalar ve sanal dioramalar
Sayısal panoramik fotoğraf geleneğinin kökenleri estetik algısını aldığı resim sanatına dayanmaktadır. Resim sanatında perspektif algısının aktif kullanılmaya başlanması, camera obscura, camera lucidia, claude camı gibi araçlarında yardımıyla artmıştır. Bu sayede panoramalarda görünen alandaki perspektif ve boyutlandırmalar daha gerçekçi hale gelmeye başlamış sadece topografiyi betimleyen işler olmaktan çıkıp başlı başına sanatsal bir anlatı dili oluşturmaya başlamıştır. Büyüyen boyutları ile izleyiciye farklı deneyimler sunmaya başlamıştır. Sadece resim ile kalmamış cosmorama, myriorama, diaroma gibi çalışmalarda ana malzeme olarak seyir kültüründe de yer almaya başlamıştır. 19. yy.da gelişmeye başlayan fotoğrafla birlikte panorama algısı kendine fotoğrafta çok hızlı bir şekilde yer bulmuştur. Özellikle 1890'lardan sonra fotoğraf tekniğindeki levhadan film tabanına dönüş ile birlikte gelen üretim kolaylığı sayesinde panoramik görüntü üretimleri artmıştır. Sinema tekniğinin gelişmesi Stereopticon-Cyclorama, Cinerama gibi yöntemleri doğurmuş ve seyir kültürümde panoramik resim algısının önemini kaybedip talebin azalarak yok olmasına dönem içinde neden olmuştur. Fotoğrafta ise özellikle duyarkat değişimi ile küçülen ekipmanlar ekonomik olarak ulaşılabilirliği arttırmıştır. Panorama için yapılan fotoğraf makinelerinin çeşitlenmesiyle ekonomik olarak ta fotoğraf sektöründe teknik olarak kendine yer edinerek sürekli geliştirmeye açık bir dal haline gelmiştir. Görmediğimiz kadar geniş açıda ve estetik olarak idealize edilmiş panorama resim geleneğinin fotoğrafta evrimleşerek kendine yer bulması, optik ve mekanik olarak bunun üretilmesi her ne kadar kolay ve düşük maliyetli olsa da fotoğraf makinelerinden kaynaklı teknik kusurları da barındırıyordu. Kompozisyonda geniş açıya bağlı deformasyonlar, ışık yoğunluğunun farkları gibi sorunlar resimdeki idealize estetiği yansıtmada yeterli değildi. 2000ler gelişmeye başlayan sayısal fotoğraf teknikleri sayesinde yazılım destekli panoramik fotoğraflardaki hdr etkisi, perspektif düzeltmesi gibi teknikler sayesinde panorama resmindeki idealize halede dönüşmüştür. Bu haliyle sayısal panoramik fotoğraf sadece fotoğrafta değil bilgisayar oyunları ve video görüntülerde estetik bir değişimi başlatmış. Sayısal panoramik fotoğraf sanal gerçeklik, panoramik video ve 3 boyutlu video tekniklerinin temelini oluşturmuştur
Fotoğrafın kitle iletişim aracı olma özelliği ve basında kullanımı
Sosyal olma kaygısı ve iletişim kurma çabası insanın en temel gereksinimlerinden biridir. İnsan her dönem düşüncelerini varlığının bir kanıtı olarak kendine özgü iletişim araçları ile ifade etmiştir. Doğayı kendi amaçları için bir araç olarak görmeye başlaması da onu inanılmaz bir teknolojik gelişmişliğe ve toplumsal değişime götürmüştür. Bu gelişimin ve değişimin ürünü olan fotoğraf ve gazete ise, kitle iletişimini sağlayan en önemli araçlar olmuştur. Bu noktada çalışma.fotoğrafın kitle iletişim aracı olma özelliğini, hem ürettiği nesne hem de basında kullanımı açısından ele almayı amaçlamıştır. Bu çalışmada fotoğrafın gelişimi ve basında kullanımı, insanın toplumsallaşma sürecinde meydana gelen hem teknolojik hem sosyo-kültürel hem de ekonomik gelişmeler çerçevesinde ele alınmıştır. Teknolojik gelişmeler fotoğrafın her alanda daha rahat kullanımını sağlarken, toplumda yaşanan sosyo-kültürel değişim de fotoğrafa bakış açısını etkilemiş ve gerçeklikle olan ilişkisi onun üzerinde tartışmalara ve yeni görüşlerin gelişmesine neden olmuştur. Bu değişim ve gelişim, fotoğrafa; gelişen diğer görsel kitle iletişim araçlarına rağmen, önemli bir kitle iletişim aracı olma özelliği kazandırmıştır. Araştırma bu konuda yapılmış olan çalışmalar doğrultusunda üç bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde; fotoğrafın sanat olarak ve teknolojik açıdan gelişimi ele alınmış, daha sonra fotoğrafın kitle iletişim aracı olma özelliği, fotoğrafın gerçeklik ve yenidensunumu, yapılan incelemeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. İkinci bölümde; iletişim, kitle iletişimi ve kitle iletişim araçlarının gelişimi toplumsal süreçle birlikte ele alınmış, Avrupa'da ve Türkiye' de, kitle iletişim aracı olarak gazetenin doğuşu ve gelişimi yine toplumsal gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise-, fotoğrafın haber olarak basında kullanımı, dönemin ilk gazeteleri örnek gösterilerek ele alınmıştır.