Dokuz Eylül University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

2.240

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roma Hukuku' nda Stipulatio

Stipulatio akdi Roma Hukuku' nun en köklü ve kullanışlı akitlerinden bir tanesidir. Farklı bir çok konuda kullanılabilmesi stipulatio' nun Roma Özel Hukuku' nda ne kadar önemli bir akit olduğunu göstermektedir. Stipulatio hakkında Institutiones gibi bazı Roma Hukuku kaynaklarında geniş bilgi olsa da stipulatio akdinin geniş kullanım sahası sebebiyle pratik sonuçları Roma Hukuku' na o derece yayılmıştır ki, akdin mahiyetinin günümüz hukukçuları tarafından daha iyi anlaşılması ancak konuyla ilgili pratik sonuçları da derleyen kapsamlı çalışmaların yapılmasıyla mümkün olabilir. Günümüzde konuyla ilgili yapılan akademik çalışmaların da stipulatio' nun akitsel özelliklerine ve kullanım alanlarına değinen genel bilgiler mertebesinde olması sebebiyle Roma Hukuku literatüründe bu konuyla ilgili tamamlanması gereken önemli bir boşluk bulunmaktadır. Tezimizde stipulatio' nun her kullanım sahasına değinildiği için Roma Hukuku' nun hemen her alanında, özellikle borç doğuran her türlü sözleşmelere ve Roma Hukuku' nda şekle dair yapılacak araştırmalar ve akademik çalışmalar için tezimiz büyük önem arz etmektedir. Tezimizde inceleme metodu olarak öncelikle Roma Hukuku' ndaki akitler sistemi içerisinde stipulatio konumlandırılmış böylece stipulatio' nun genel mahiyeti ve özellikleri belirtilmiş daha sonra stipulatio' nun akitsel özellikleri, çeşitleri, uygulama alanları tarihi dönemlerde gözetilmek suretiyle etraflıca incelenmiştir. Tezimizde farklı alanlarda kullanılan stipulatio akitlerinin; kullanıldıkları farklı hukuki konular içerisinden derlenerek stipulatio çeşitleri ve uygulama alanları içerisinde ortaya konulması, stipulatio akdinin hukuki yaşam alanını sistematik olarak somutlaştırmıştır. Anahtar kelimeler: Roma Hukuku, akit, stipulatio, şekil, sebebe bağlılık, kefalet.

Roma hukukuStipulatioSözleşmeler
Fırat Korkmaz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş sağlığı ve güvenliği denetimi ve bazı ülkelerden uygulama örnekleri

İş sağlığı güvenliği denetimi ve bazı ülkelerden uygulama örnekleri başlığını taşıyan bu çalışma, çalışma hayatı açısından hem ülkemizde hem de dünyada oldukça önemli bir yeri olan iş sağlığı ve güvenliğini sağlamada ve iş kazalarını azaltmada teftiş ve denetimin önemini vurgulamak amacı ile hazırlanmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde iş sağlığı ve güvenliği denetimine ilişkin temel kavramlardan, iş sağlığı ve güvenliği teftiş ve denetim türlerinden bahsedilmiştir. İş sağlığı ve güvenliği denetiminin uluslararası hukuktaki kaynakları incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise ülkemizdeki iş sağlığı ve güvenliği denetim sistemi tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak iş denetiminin ulusal hukukî kaynaklarından bahsedilmiştir. Daha sonra denetim ile görevli kurum ve kuruluşlar ve bunların işleyişi incelenmiş; işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği denetiminde ki rolüne değinilmiştir. İşçilerin denetim yapılmaması halinde hakları ve işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemleri almaması halinde sorumluluğuna değinilmiştir. Teftiş ve denetim sonrası yapılacak işlemler bu bölümde incelenen konular arasında yer almıştır. Bölümün son kısmında Avrupa Birliği'ne üye bazı ülkelerdeki iş denetim sisteminin işleyişi hakkında bilgi verilmeye çalışılmış ve bu sistemlerin ülkemizde var olan iş denetim sistemi ile karşılaştırması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı, iş güvenliği, teftiş, denetim, Avrupa Birliği.

Avrupa BirliğiDenetimTürkiye+4
Kübra Demir
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışma ilişkilerinde çerçeve sözleşmeler

Çerçeve sözleşme, hukukun diğer alanlarında olduğu gibi toplu iş hukuku alanında da tarafların çok düzeyli hukuki işlemlerine ilişkin, genel esasların ve asgari ortak unsurların belirlenmesinde kullanılan kalıp bir sözleşme türüdür. Çok uluslu şirketler nezdinde imzalanan, asgari çalışma standartlarının tespiti ve uygulanması amacına hizmet eden uluslararası çerçeve sözleşmeler ile Avrupa Birliği Hukuku düzeyinde yapılan ve ulusal çalışma ilişkilerinin uyumlaştırılması amacına hizmet eden sektörel ve sektörlararası çerçeve sözleşmeler, uluslararası çalışma ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. Ulusal düzeydeki çalışma ilişkilerinde kullanılan çerçeve sözleşme yapılarının ise her bir ülkeye özgü, farklı içerik ve niteliklere sahip olduğu görülmektedir. Ülkemizde ilk defa 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile yasal düzenlemeye kavuşturulan çerçeve sözleşme de tarafları, içeriği, kuruluşu, şekli ve hukuki niteliği bakımından, kendinden önceki ve diğer ülkelerdeki uygulamalardan oldukça farklıdır. Kanunun yürürlüğe girmesinden bu yana henüz uygulaması görülmeyen bu sözleşme türünün uygulanması halinde, Kanundaki yetersiz ve belirsiz düzenlemeler sebebiyle birtakım sıkıntıların yaşanması muhtemeldir. Çalışmanın özünde çalışma ilişkilerinde çerçeve sözleşme ve bu niteliği haiz uygulamalar, Türk ve yabancı ülkelerin ulusal çalışma ilişkileri sistemi, Avrupa Birliği Hukuku düzeyindeki uygulamalar ve uluslararası çerçeve sözleşmeler göz önünde bulundurulmak suretiyle incelenmiştir. Birinci bölümde genel olarak çerçeve sözleşme kavramı ve uluslararası çalışma ilişkilerinde çerçeve sözleşmelerin yeri ortaya konmuştur. Bu kapsamda başta Borçlar Hukukuna ilişkin kaynaklar da olmak üzere, doktrin görüşleri ve sözleşmelerin uygulanmasını inceleyen araştırma raporlarından yararlanılmıştır. İkinci bölümde ise Türkiye çalışma ilişkilerinde çerçeve sözleşmenin yeri, mevcut düzenlemeler, doktrin tartışmaları, çerçeve niteliğine benzer geçmiş uygulamalar ve ilgili taraflar ile yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler kapsamında açıklanmıştır.

SözleşmelerTürk iş hukukuUluslararası işletmeler+3
Özlem Keskin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda grev hakkına ilişkin sınırlama ve yasaklar

Grev hakkı, insan haklarına ilişkin ayrımlarda sosyal haklar arasında yer almaktadır. Sosyal hakların büyük çoğunluğunun aksine, grev hakkının devlete olumlu edim yüklemeyen yanı baskındır. Özünde tepkisellik barındıran grev hakkının amacı; işverene baskı uygulayarak çalışma ilişkilerine dair taleplerin yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu bağlamda grev hakkı; bağımlı çalışanların işverene karşı emek güçlerini kullanmak suretiyle karşı koymaları anlamına gelmektedir. Sözleşme ilişkisi bağlamında görülmekte olan işin durdurulmasına neden olan grev eylemi; işverenin yanı sıra üçüncü kişileri de etkilemektedir. Üstelik grev; işçi sınıfının en önemli aracı olması nedeniyle siyasi iktidar tarafından da tehdit olarak algılanan bir mücadele aracı niteliğindedir. Özellikle görülmekte olan işin temel nitelik taşıması halinde, grevin belli şartlar çerçevesinde kullanılması şarttır. Tüm bu sebepler grev eyleminin hukuki zemine oturtulmasını ve sınırlarının çizilmesini zorunlu hale getirmiştir. Grevin hak olarak kabulü ve sınırlandırılması, sosyal hakların hukuk dünyasında kabulüyle benzer bir seyir izlemiştir. Önce devletlerin hukuk sistemlerinde hak veya özgürlük olarak yer alan grev; zamanla uluslararası hukukta da hukuki güvence altına alınmıştır. Türk Hukukunda da grev hakkı, işçilere toplu iş uyuşmazlıklarında başvurabilecekleri bir mücadele aracı olarak tanınmıştır. Ancak hakkın kullanılması şekil şartlarına tabi tutulmuş ve greve son çare olarak başvurulması prensibi benimsenmiştir.

GrevGrev hakkıSınırlayıcı hükümler+5
Burcu Ezer
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hekimin aydınlatma yükümlülüğü

Hekimin aydınlatma yükümlülüğü hastayla arasındaki güven ilişkisinin kurulmasını ve sürdürülmesini sağladığı gibi hastanın kişilik haklarının korunmasında önemli bir rol oynar. Hasta hakları kapsamında yer alan kendi geleceğini belirleme hakkının uygulamaya geçirilebilmesi, hasta özerkliğinin sağlanması aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesine bağlıdır. Bu nedenle aydınlatma yükümlülüğünün içeriğinin ve sınırlarının belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada ulusal ve uluslararası mevzuattaki düzenlemeler de dikkate alınarak aydınlatma yükümlülüğünün içeriği belirlenmeye çalışılmış, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirirken karşılaşabileceği özel durumlara yer verilmiştir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali hekimin çeşitli hukuk dalları karşısında sorumluluğunun doğmasına yol açacaktır. Çalışmamızda hekimin mesleki, idari ve cezai sorumluluğuna değinilmiş, hastanın uğradığı zararın karşılanması bakımından hukuki sorumluluk konusu ele alınmıştır.

Bilgilendirilme hakkıBilgilendirmeDoktor-hasta ilişkileri+4
Elif Gizem Kavak Konrat
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnternet alan adı uyuşmazlıkları ve çözüm yolları: Karşılaştırmalı bir analiz

İnternetin hızlı gelişimi, web sitelerine erişimde belirteç görevi gören alan adlarına ilişkin uyuşmazlıkların artmasına neden olmuştur. Mevcut hukuki düzenlemeler, alan adına ilişkin çıkan farklı uyuşmazlıkların çözümünde yetersiz kalmaktadır. Her geçen gün farklılaşan bu uyuşmazlıklara uygulanabilecek en yaygın çözüm yolları dava açmak veya uyuşmazlık çözüm mekanizmasına başvurmaktır. Bu çalışmada, özel hukuk çerçevesinde hem Türk hem de Amerikan hukukunda alan adına ilişkin hukuki düzenlemeler incelenmektedir. Ayrıca, uyuşmazlıklara uygulanabilecek en genel çözüm yolları ele alınmaktadır. Böylece mevcut çalışma, uyuşmazlıklarla karşı karşıya kalan hak sahiplerine yararlı bilgiler sunmaktadır.

Alan adlarıAmerikan hukukuHukuki uyuşmazlıklar+5
Zeliha Karaman
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milletlerarası mal satımı sözleşmesinde (CISG) alıcının sözleşmeyi ihlâli ve sonuçları

Uluslararası Taşınır Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Viyana Antlaşması veya İngilizce kısaltması olan CISG olarak da bilinen Uluslararası Antlaşma, Milletlerarası taşınır mal satımına uygulanacak maddî hukuk kuralları içeren yeknesak hukuku oluşturur. Viyana Antlaşması, 10 Nisan 1980 tarihinde 62 ülkenin katıldığı Viyana Konferansı'nda oybirliği ile kabul edilmiştir. Şu anda, 84 ülkenin taraf olduğu ve dünya ticaretindeki çoğunluk tarafından kabul edilmiş ve Türkiye'nin de 1 Ağustos 2011 tarihi itibariyle taraf olduğu bir Uluslararası Antlaşmadır. Türkiye, Antlaşmaya taraf olma sürecinde 11.01.2011 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nu kabul etmiş ve bu Kanun 01.07.2012 tarihi itibariyle de yürürlüğe girmiştir. TBK'nın satış sözleşmesine ilişkin hükümleri ile Viyana Satım Sözleşmesi hükümleri birçok noktada farklılık göstermektedir. Bu farklılıklardan en çok dikkat çeken, TBK'nın ifa engelleri sistemi olarak Viyana Antlaşması'ndan farklı bir sistem benimsemiş olmasıdır. Bu çalışmada bir ifa engeli olan, Viyana Satım Antlaşması'na göre alıcının sözleşmeye aykırı davranışı dolayısıyla satıcının talep edeceği haklar TBK'da benimsenen sistemle karşılaştırmalı olarak açıklanmaya çalışılmıştır.

Milletlerarası Mal Satımlarına İlişkin Birleşmiş Milletler AntlaşmasıSözleşme şartlarının ihlaliSözleşmeden dönme+2
Yunus Bozdoğan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 28 Mayıs 2014 tarihinde yürürlüğe girmesi ile hukuk sistemimize yeni sözleşme türleri dahil olmuştur. Bu sözleşme türlerinden biri de ön ödemeli konut satış sözleşmeleridir. Uygulamada özellikle henüz proje aşamasında olan konutların satış sözleşmelerinde taraf olan tüketicilerin yaşadığı sorunlar dikkate alınarak, tüketicilere bedeli peşin veya taksitle ödendikten sonra satılacak konutlara ilişkin ön ödemeli konut satış sözleşmeleri ile ilgili ayrıntılı düzenlemeler getirilmiş olup, bu düzenlemelerle tüketicilerin korunması amaçlanmıştır. Ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin şekil şartı, satıcının sağlayacağı teminat, konutun teslimi, tüketicinin sözleşmeden cayma ve dönme haklarının ne şekilde kullanılacağı hukuken düzenlenme altına alınmıştır. Bu düzenlemeler uygulamada yaşanan sorunları engelleyecek ve tüketiciler ile satıcıların buluştuğu inşaat sektöründe güven ortamının sağlanmasına hizmet edecektir. Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri ile ilgili tüketici hukuku alanındaki düzenlemeler ayrıntılı olmakla birlikte, ayrıca 6502 sayılı Kanun ile düzenlenmemiş konularda genel hükümlerin uygulanması, tüketicilerin ön ödemeli konut satış sözleşmelerine ilişkin yeterli hukuksal düzenlemelere sahip olduklarının göstergesidir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde tüketici hukukunun tarihsel gelişimi ve tüketici hukukunun temel kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde ön ödemeli konut satış sözleşmelerine ayrıntılı biçimde yer verildikten sonra, üçüncü bölümde ön ödemeli konut satış sözleşmeleri benzer sözleşmelerle karşılaştırılmış olup daha sonra ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin ilişkili olduğu sektörlerin incelenmesi ile çalışmamız tamamlanmıştır.

KonutKonut kredisiSatış sözleşmeleri+6
Burak Koçaker
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda yabancı bankaların durumu ve bankaların kuruluş, faaliyet ve sona ermesi

Türk Hukukunda Yabancı Bankaların Durumu ile Bankaların Kuruluş, Faaliyet ve Sona Ermesi başlığını taşıyan çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin nedeni Türk bankaları ile yabancı bankalar arasındaki farkı ortaya çıkarmak ve dolayısıyla Türk bankaları ile yabancı bankalar arasında yabancılar hukukundan kaynaklanan farklılıkları belirlemektir. Tezimizin ilk bölümünde, bankaların tarihi gelişimi, genel olarak bankaların özellikleri, bankacılık sektöründe etkin olan ulusal ve uluslararası kuruluşlar belirtilmiştir. Tüzel kişi olarak şirketlerin tâbiiyetlerinin belirlenmesine ilişkin kriterler bu bölümde ele alınmıştır. Bankaların tâbiiyetlerinin tayini hakkındaki görüşler, Türk ve yabancı bankaların tâbiiyetinin tespit edilmesinde rol oynayan etkenler ve Türkiye'de bulunan bankaların tâbiiyetlerine göre sınıflandırılması bu bölümde incelenmiştir. Tezimizin ikinci bölümünde ise Türk ve yabancı bankaların kurulması hakkındaki düzenlemeler yer almaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri hukukunda bankaların kurulma esasları üzerinde durulmuştur. Bankacılık Kanunu çerçevesinde Türk bankalarının kurulması ve yabancı bankaların şube açmasına ilişkin kriterler belirtilmiştir. Bunun yanında kıyı bankacılığı, yabancı bankaların temsilcilikler açması hakkındaki kanunî düzenlemeler ile tâbiiyet hukukundan kaynaklanan farklılıklar ortaya konulmuştur. Bu bölümde son olarak tek kişilik bankaların kurulması konusuna yer verilmiştir. Üçünde bölümde ise yabancı bankaların faaliyete geçmeleri ve tasfiyelerine ilişkin yabancılar hukuku ve Bankacılık Kanunu düzenlemeleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu çerçevede yabancı bankaların faaliyet izni almasına ilişkin şartlar, alacakları izinler, bankaların hazırlaması için gerekli raporlar ve izinsiz bankacılık faaliyetinde bulunulması suçu hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak bankaların sona ermesi ve iradî tasfiyesi konusu incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancı banka, tâbiiyet, kuruluş, faaliyet, sona erme.

Banka hukukuBankacılıkBankalar+2
Ali Önal
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre şirketin kendi paylarını iktisap etmesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi konusunda, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu?nda benimsenen kural olarak şirketin kendi paylarını iktisap edememesine ilişkin sistemi bertaraf etmiş ve anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesine Kanunda belirtilen şartlara ve sınırlamalara uymak şartıyla izin vermiştir. Ayrıca Kanun, anonim şirketlerle ilgili düzenlemelerde, payların iktisabının bir nevi zorunluluk arz ettiği durumlar açısından, anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesinin sınırlandırmalarına ve şartlarına ilişkin bir kısım istisnalar kabul etmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, bu sistemi esas itibariyle, Avrupa Ekonomi Topluluğu?nun 13 Aralık 1976 tarihli 77/91 sayılı İkinci Şirketler Yönergesi?ndeki kurallardan esinlenerek kabul etmiştir. Anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, Kanunun 379 ilâ 389 uncu maddeleri arasında düzenlenmiştir. Limited şirketin kendi paylarını iktisap etmesi ise, Kanunun 612 nci maddesinde ele alınmıştır. Bu çalışmada, anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesinin şartları, istisnaları ve sonuçları ele alınmıştır. Bu konular incelenirken ihtiyaç duyuldukça, mehaz düzenlemelere değinilmiştir. Ayrıca bir şirketin kendi paylarını iktisap etmesinin sebepleri ve sağladığı faydalar, şirketin kendi paylarını iktisap etmesi durumunda ortaya çıkabilecek sakıncalar ile şirketin kendi paylarını iktisabının hangi yollarla gerçekleşebileceği ele alınmıştır. Tüm bunlar ele alınmadan önce, anonim ve limited şirketler açısından pay ve pay senetleri hakkında, çalışmanın konusu açısından faydalı olabileceği düşüncesiyle, çalışma konusu kapsamında olmak üzere kısa bilgiler sunulmuştur.

Anonim şirketlerKanunlar 6102 sayılıLimited şirketler+4
Mehmet Sadık Çapa
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancılar ve uluslararası koruma hukukunda kalıcı bir çözüm olarak yerel entegrasyon

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Hukukunda Kalıcı Bir Çözüm Olarak Yerel Entegrasyon başlığını taşıyan çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin başlıca nedeni, 2014 yılında yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile birlikte Türk hukukuna ilk kez "uyum" düzenlemesinin getirilmesi ve bu konuda henüz yazılmış bir monografinin olmamasıdır. Çalışmamızın giriş kısmında uluslararası korumanın tanımı ve uluslararası hukuktaki temelleri ile kalıcı çözüm türleri incelenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, uyum düzenlemesi ile benzerlik taşıyan yerel entegrasyon kalıcı çözüm türünün kapsamı ve bünyesinde barındırdığı hakların uluslararası hukuk ve ulusal hukuklarda nasıl düzenlendiği ele alınmıştır. Yeri geldiği ölçüde özel olarak hakların farklı devletlerde nasıl ele alındığı açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci ve son bölümünde ise Türk hukukundaki kalıcı çözüm türleri ve uyum düzenlemesi ile uluslararası hukukta düzenlenen hakların Türk hukukunda nasıl ele alındığı açıklanmış ve bazı öneriler getirilmiştir.

BütünleşmeTürk hukukuUluslararası hukuk+3
Cansu Kaya
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği, İngiliz ve Türk hukukları çerçevesinde yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk

Avrupa Birliği, İngiliz ve Türk Hukukları Çerçevesinde Yabancı Unsurlu Mirasa Uygulanacak Hukuk başlığını taşıyan çalışmamız, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin başlıca nedeni nüfus hareketlilikleri ve yabancı topraklarda mülk edinme eğiliminin artması ile milletlerarası unsurlu miras uyuşmazlıklarının artış göstermesi ve ülkelerin bu konuda benimsedikleri farklı sistemlerin, karşılaştırmalı bir çalışmayı gerekli kılması olmuştur. Çalışmamızın giriş kısmında, genel olarak maddi hukukta miras kavramı incelenerek yabancı unsurlu miras ve vasıflandırma konuları ele alınmıştır. Devamında mirasa uygulanacak hukukta benimsenen birlik, ayrılık sistemleri ile karma sistem incelenmiş ve yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk ile ilgili Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açıklanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, Avrupa Birliği (AB) ve İngiliz Hukuklarında Yabancı Unsurlu Mirasa Uygulanacak Hukuk başlığı altında, öncelikle 650 sayılı AB Miras Tüzüğü'ndeki mirasla ilgili bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiş ve konuya ışık tutması açısından AB'nin konuyla ilgili çalışmalarına da değinilmiştir. Ardından Birleşik Krallık hukukundaki yabancı unsurlu mirasa ilişkin bağlama kuralları sistemi incelenmiştir. Common law hukukunun Türk hukukundan farklılığı da düşünülerek, konunun daha iyi anlaşılması için, İngiliz maddi miras hukukuyla ilgili açıklamalara da yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci ve son bölümünde ise Türk hukukunda yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuk incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle Türk hukukunda mirasın gelişimi ve miras hukukunun temel ilke ve kavramları ele alınarak ardından, güncel hukukumuzda yabancı unsurlu mirasa uygulanacak hukuka ilişkin bağlama kuralları detaylı olarak incelenmiştir.

Avrupa Birliği hukukuKanunlar ihtilafıMiras+4
Ayşe Kübra Altıparmak
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medenî Usûl Hukukunda hükmün tavzihi ve tashihi

Mahkeme kararlarının icrasının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi, lehine hüküm verilen tarafın hukuki korunmasının sağlanması bakımından önem taşımasının yanında hukuki güvenliğin sağlanması ve toplumsal barışın korunması fonksiyonunu da yerine getirmektedir. Bu anlamda hükmün tavzihi hükmün icrası sırasında meydana gelebilecek tereddütleri önlemek adına hükümde meydana gelen belirsizlik veya çelişkinin giderilmesini amaçlarken hükmün tashihi ise hükümde meydana gelen yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilmesini amaçlayan kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez temel olarak üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde hükmün tavzihine ilişkin genel özellikler incelenmiş, ikinci bölümde tavzihin uygulama usulü ele alınmış, üçüncü bölümde ise hükmün tashihi kurumunun tanımı, amacı, konusu ve usulü irdelenmiştir. Tez boyunca hükmün tavzihi ve tashihinin uygulama alanının sınırları çizilmeye çalışılmıştır. Böylece hükmün tavzihi veya tashihi bahanesiyle hükmün değiştirilmemesi noktasında uygulamaya yön gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanma sürecinde doktrindeki görüşler ele alınmış ve Yargıtay kararlarına da olabildiğince geniş ölçüde yer verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca yer yer Alman ve İsviçre hukukundaki düzenlemelerden yararlanılmıştır.

Hükmün tashihiHükümHüküm tavzihi+2
Sümeyye Uyanık
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre adi ortaklıkta dış ilişkiler

Adi ortaklık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ilâ 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Adi ortaklık tüm ortaklık tiplerinin temelidir. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen ticaret ortaklıklarından farklı olarak adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bir kişi topluluğu ise haklara ve borçlara sahip olamaz. Çalışmada tüzel kişiliği olmayan bir ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkilerinin usulü ve niteliği incelenmiştir. Ayrıca yapılan işlemlerden doğan borçlardan kimin, nasıl sorumlu olacağı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Adi şirketBorçlar KanunuKanunlar 6098 sayılı+3
Ömer Ali Girgin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında belirli süreli tüketici kredisi sözleşmeleri

Tüketici kredisi sözleşmeleri, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 22-31. maddeleri arasında yer almaktadır. Kanun koyucu, bu sözleşmeyi, tanımı ve genel hatlarıyla birlikte ortaya koyduktan sonra, uygulanacak hükümler bağlamında ikili bir ayrımı benimsemiştir. Söz konusu ayrım içerisinde bulunan ve bizim de özel olarak ele aldığımız hukuki ilişki, belirli süreli tüketici kredisi sözleşmeleridir. Çalışmamızda öncelikle tüketici kredisi sözleşmelerine ilişkin genel bir bilgi verilmekte ve bu sözleşme tipinin benzerleriyle karşılaştırması yapılmaktadır. Sonrasında belirli süreli tüketici kredisi sözleşmeleri, kurulmasından sona ermesine kadar farklı açılardan ele alınmaktadır. Bu kapsamda yeri geldiğince, 4077 sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkına Kanun hükümlerine ve Avrupa Birliği'nin ilgili mevzuatına değinilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tüketici kredisi sözleşmeleri, Belirli süreli tüketici kredisi sözleşmeleri, Bağlı kredi sözleşmesi, 4077 sayılı TKHK, 6502 sayılı TKHK

Kanunlar 6502 sayılıKredi sözleşmesiKrediler+3
Abdülhamit Yılmaz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İflas sürecinde işçilik alacaklarının korunması

İşçilik alacakları, iş sözleşmesine bağlı olarak çalışan işçinin en temel hakkıdır. Nitekim, işçinin hak etmiş olduğu işçilik alacakları, kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin tek geçim kaynağıdır. Bu nedenle, işçinin iş sözleşmesine bağlı olarak hak ettiği işçilik alacaklarının, kar elde etme amacıyla işçi çalıştıran ve işçiye göre iktisadi anlamda daha güçlü konumda bulunan işveren ile diğer kişi ve etkenlere karşı korunması, toplumsal adalet ve sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak kabul edilmektedir. İşçilik alacaklarının korunması gerekliliği, işverenin değişik koşullara bağlı olarak iktisadi anlamda zayıf duruma düşmesi ve akabinde iflas sürecine girmesi durumunda da kendini ciddi bir şekilde göstermektedir. Nitekim, iflas sürecinde, diğer alacaklara göre işçilik alacaklarının elde edilememesi, işçiler açısından ciddi hak kayıplarına ve hatta sefalete varan bir yaşama neden olabilmektedir. Çalışmamızda, iflas sürecine değinildikten sonra, işçilik alacaklarının korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmelerde ve Türk Hukukunda kabul edilen imtiyazlı koruma ve garanti kurumu aracılığıyla koruma sistemleri ve buna ilişkin düzenlemeler incelenecek, kabul edilen sistemler çerçevesinde korunan işçilik alacaklarının tespiti amacıyla, başlıca işçilik alacakları açıklandıktan sonra, Türk Hukukunda iflas sürecinde işçilik alacaklarının korunmasına ilişkin kabul edilen sistemler ile düzenlemeler ve bu düzenlemeler karşısında uygulamada yaşanılan aksaklıklara değinilecektir.

Alacak hakkıAlacaklının korunmasıÇalışanların korunması+4
Mehmet Emin Admış
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roma hukukunda condictio causa data causa non secuta ve Türk hukukuna etkileri

Roma Hukuku'nda, Modern Kıta Avrupası Hukuku ve Türk Hukuku'nun aksine açıkça bir borç kaynağı olarak iade konusunu düzenleyen genel bir sebepsiz zenginleşme kuralı ve kavramı bulunmamaktadır. Roma Hukuku'nda sebepsiz zenginleşmeden doğan uyuşmazlıklar condictio adı verilen davalar (actio) ile çözüme ulaştırılmıştır. Condictiolar çeşitli türlere ayrılmaktadır. Condictio causa data causa non secuta, gerçekleşmesi beklenen bir amaç uğruna verilen şeyin, amacın gerçekleşmemesi sebebiyle iadesinin sağlanmasına ilişkin condictio türüne verilen isimdir. Condictio causa data causa non secutanın oluşum süreci ile Roma Hukuku'nda kabul edilen sert sözleşmeler sisteminin esneklik kazanma süreci birbiri ile sıkı sıkıya bağlantılı ilerlemiştir. Condictio causa data causa non secutanın, özel bir sebepsiz zenginleşme türü olarak önemi Roma Hukuku'nda her türlü sözleşmeden doğan hakkın dava (actio) ile talep edilebilir olmaması gerçeğinden doğmuştur. TBK. m. 77 ve devamında sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri düzenlenmiştir. TBK. m. 77/II hükmünde yer alan gerçekleşmeyen sebebe bağlı zenginleşme türü asıl olarak Roma Hukuku'nun condictio causa data causa non secutasının günümüzdeki yansımasını bulmuş halidir. Türk Hukuku'nda gerçekleşmeyen sebebe bağlı zenginleşme taleplerine ilişkin uygulanma alanları ile Roma Hukuku'nun condictio causa data causa non secutasının uygulanma alanları çeşitli noktalarda kesişmektedir.

DavalarKarşılaştırmalı hukukRoma hukuku+5
Sedat Sezgin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı

6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tek madde olarak düzenlenen özel denetim isteme hakkı, uygulamada yaşanılan aksaklıklar ve doktrindeki tartışmalar sonucu 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Yürürlükten kaldırılan Kanun döneminde 348. Maddede düzenlenen özel denetim isteme hakkı, TTK'nın 438 ila 444. maddeler arasında düzenlenmiştir. Yeni Kanun ile bu hakkı kimlerin kullanabileceği, hakkın kullanımının sonuçları, özel denetçinin kimin tarafından seçileceği, özel denetim talebinin genel kurulda reddi halinde başvurulacak kanun yolları, özel denetim süreci, özel denetim raporu ve özel denetim masraflarının kim tarafından karşılanacağı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu tez çalışması ile özel denetim isteme hakkının amacı, bu hakkın pay sahipleri açısından önemi, özel denetimin işlevi, özel denetçinin hak ve yükümlülükleri açıklanacaktır. Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı, genel kurulun bu istemi kabulü ve reddi halinde ayrı ayrı incelenmiştir. Bu açıklamalara ek olarak uygulamadaki aksaklıklar ve yeni Kanun ile bu aksaklıklara bulunan çözümlere değinilmiştir. Anonim Şirketler, Azınlık Hakları, Denetim, Denetçiler, Özel Denetçi

Anonim şirketlerDenetimDenetim sistemleri+4
Eda Kuralay Örken
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirkette esas sermaye payının devri

Limited şirket bir sermaye şirketidir. Ancak kanun koyucu limited şirkete şahıs şirketlerinin özelliklerini de vermiştir. Bu nedenle limited şirket esas sermaye pay devri, sermaye şirketleri ile şahıs şirketleri arasında bir yerde bulunmaktadır. Limited şirket kurulduktan sonra aynı ortaklar ile uzun bir zaman devam edebileceği gibi bunlardan bir kısmı esas sermaye paylarını devretmek isteyebilirler. Limited şirket pay devri TTK m. 595 ile düzenlenmiştir. Çalışmada da bu hüküm esas alınmıştır. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanun'nun 520 maddesi ile düzenlenen limited şirket pay devri uygulamada yaşanılan sorunlar, piyasanın ihtiyaçları, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde 6102 Sayılı TTK m. 595 ile kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Esas sermaye pay devri için taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin yapılması, tarafların imzalarının noter tarafından onanması ve genel kurulun onayı gerekir. Devir de bu onayla geçerli olur. Ancak şirket sözleşmesi ile genel kurulun onayı kaldırılabilir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ise genel kurul sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. Şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devri tamamen yasaklanabilir. Genel kurulun esas sermaye pay devrini onaylamaması ya da şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devrinin yasaklanması halinde ortağın şirketten haklı sebeple çıkma hakkı söz konusu olabilir. Yeni düzenleme ile limited ortaklıkta pay devri eTTK'ya oranla önemli ölçüde kolaylaştırılmıştır.

Devir sözleşmesiEsas sermaye sistemiKanunlar 6762 sayılı+7
Ahmet Bilal Arı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milletlerarası özel hukukta çocukla kişisel ilişki kurulması

Bu tezde milletlerarası özel hukukta çocukla kişisel ilişki kurulması incelenmiştir. İlk bölümde, çocukla kişisel ilişki kurma kavramı, kavramın Türk hukukunda düzenlenmesi ve milletlerarası metinlerde ele alınışı incelenmiş, yabancılık unsuru içeren kişisel ilişki kurma uyuşmazlıklarına uygulanacak hukuk değerlendirilmiştir. Kişisel ilişkinin niteliği, kapsamı ve düzenlenmesi, kişisel ilişkinin kurulmasında uygulanacak hukukun nasıl tespit edileceği ve dikkate alınacak hususlar üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, kişisel ilişki kurulmasına dair uyuşmazlıklarda mahkemelerin milletlerarası yetkisi ve yabancı mahkemelerden verilen kişisel ilişki kurulmasına dair kararların tanınması ve tenfizi ele alınmıştır. Bu kapsamda MÖHUK'ta ve milletlerarası metinlerde yer alan milletlerarası yetki, tanıma ve tenfize ilişkin düzenlemeler incelenmiştir.

Kişisel ilişkiMahkemelerTürk hukuku+3
Hilal Büşra Osmanlı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplu iş uyuşmazlıklarının çözümünde tahkim

Toplu iş sözleşmeleri bir tarafının işçi sendikası, diğer tarafının işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverenin oluşturduğu sözleşmelerdir. Toplu iş sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklara toplu iş uyuşmazlıkları denmektedir. Hukukumuzda toplu iş uyuşmazlıkları ikiye ayrılmaktadır. Bunlar; toplu hak uyuşmazlıkları ve toplu çıkar uyuşmazlıklarıdır. Toplu iş uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözüleceği gibi barışçıl olmayan yollarla da çözülmeye çalışılabilir. Bu uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümlenmesi temel olarak arabuluculuk ve tahkim veya yargı yolları ile olur. Barışçıl olmayan çözüm yolları ise grev ve lokavttır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu toplu hak uyuşmazlıklarının çözümü için ihtiyari tahkim ile eda ve yorum davalarını benimsemiştir. Her ne kadar 6356 sayılı Kanun toplu hak uyuşmazlıklarının çözümü için ihtiyari tahkime fırsat verse de uyuşmazlığın tarafları uygulamada çoğunlukla yargı yolunu seçmekte ve tahkimi göz ardı etmektedirler. Toplu çıkar uyuşmazlıkları, 6356 sayılı Kanuna göre, ihtiyari tahkime veya grev ve lokavta konu olabilecek uyuşmazlıklardır. 6356 sayılı Kanun kural olarak toplu çıkar uyuşmazlıklarının, birkaç istisna dışında, ihtiyari tahkim ile çözülmesini serbest bırakmıştır. Hukukumuzda toplu çıkar uyuşmazlıklarında zorunlu tahkimin öngörüldüğü üç hal söz konusudur. Bunlar grev ve lokavtın yasak olduğu, grev ve lokavtın ertelendiği ve grev oylamasında grev aleyhine sonuç çıktığı durumlardır. Uygulamada toplu çıkar uyuşmazlıklarının kanuni zorunluluk olmadan taraflarca ihtiyari tahkime götürülmesi oldukça az rastlanan bir durumdur. Bu çerçevede çalışmamızda, genel olarak toplu iş uyuşmazlıklarının tahkim ile çözülmesi incelenmiş ve 6356 sayılı Kanunda tahkim her ne kadar detaylı olarak düzenlenmiş olsa da uygulamada neden yaygın olmadığı, tahkim yargılamasında çıkan sorunların neler olduğu araştırılmış ve bu sorunların çözümü için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tahkim, Toplu İş Uyuşmazlıkları, Toplu İş Sözleşmesi, İhtiyari Tahkim, Zorunlu Tahkim.

Fatma Nazlıcan Alpsoy
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireysel iş hukukunda zorlayıcı sebep

Bu tez çalışmasının konusunu bireysel iş hukukunda zorlayıcı sebep oluşturmaktadır. Zorlayıcı sebep kavramı birçok kanunumuzda yer alsa da bu kanunlarda tanımlanmamıştır. Yargı kararları ve doktrine göre zorlayıcı sebep öngörülemeyen, kaçınılamayan, borcun ihlaline yol açan, sözleşmenin taraflarına yükletilemeyen harici olaylar kabul edilir. Zorlayıcı sebep, Borçlar Hukukunda borçlunun sorumlu olmadığı bir imkansızlık hali olarak sözleşmenin sona ermesi sonucunu doğurur. Ancak İş Hukukunda ortaya çıkan zorlayıcı sebep, Borçlar Hukukunda olduğu gibi sözleşmeyi hemen sona erdirmez. İş Hukukundaki zorlayıcı sebep iş sözleşmesi askıya alır ve taraflara sözleşmeyi sona erdirme yetkisi verir. Bunun yanında zorlayıcı sebebin ortaya çıkması sonucunda çeşitli çalışma modelleri ile sözleşmenin devamlılığı amaçlanmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde zorlayıcı sebebin tanımı ve unsurları doktrindeki görüşler ve yargı kararları kapsamında incelenmiştir. Ayrıca zorlayıcı sebebe benzeyen kavramlar ve aralarındaki farklara değinilmiştir. İkinci bölümde ise 4857 sayılı İş Kanunu'nda zorlayıcı sebebin yer aldığı hükümler incelenmiştir. Son bölümde ise zorlayıcı sebebin 4857 sayılı İş Kanunu'ndaki iş ilişkilerine etkisine yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Zorlayıcı Sebep, Mücbir Sebep, Covid-19, Askı, İmkansızlık.

COVID 19Mücbir sebeplerZorlayıcı nedenler+1
Sümeyye Alan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda güvence hesabı

Türk Hukukunda Güvence Hesabı'nın tarihsel gelişimi incelenmiş, mevzuat mukayeseli şekilde tartışılmıştır. 6085 Sayılı KTK'da Güvence Hesabı kurumuna yer verilmemiştir. Çalışmayı doğrudan ilgilendiren eski adıyla Garanti Fonu müessesi ilk defa 2918 Sayılı KTK ile mevzuatımıza girmiştir. Her ne kadar Garanti Fonu müessesesi yasal bir zemine kavuşturulmuşsa da kapsamının sadece Zorunlu Trafik Sigortası ile sınırlı tutulması eleştiri konusu yapılmıştır. 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu ile bu eksiklik giderilerek ilgili maddede sayılan zorunlu sigortalar da Güvence Hesabı kapsamına alınmıştır. Bu düzenleme yerinde olmakla birlikte kapsamının daha da genişletileceği öngörülmektedir. Zorunlu sigortaların boşluklarını doldurarak zarar gören üçüncü kişileri muhatapsız bırakmamak ve sigortaya duyulan güveni korumak amacıyla kabul edilen Güvence Hesabı kurumu bu anlamda önemli bir gelişme olmaktadır.

Büşra Öz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işletmenin bir malvarlığı unsuru olarak maden hakları ve bu hakların hukuki işlemlere konu olması

Maden hakları, ticari işletmenin malvarlığı unsurları arasında yer almaktadır. Bunun sonucu olarak, ticari işletme ile birlikte ve ticari işletmeden ayrı olarak hukuki işlemlere konu olabilmektedir. Çalışmamızda ilk olarak ticari işletme kavramı ve malvarlığı unsurları ayrı ayrı ele alınmıştır. Bu bağlamda maden ve maden hakkı kavramı, Türk hukuku açısından inceleme konusu yapılmıştır. Anayasa m.168 hükmü gereğince Türk hukukunda madenlerin mülkiyeti açısından kamu mülkiyeti sistemi benimsenmiştir. Madenlerin kamu malı olması nedeniyle maden haklarının kurulması ve kazanılması, birtakım kısıtlamalara ve yasaklamalara tabi tutulmuştur. Madencilik faaliyetlerinin günümüz şartlarında ticari işletmelere ekonomik bir değer katması, maden haklarının ticari işletme ile birlikte hukuki işlemlere çoğunlukla konu olmasını sağlamıştır. Ancak her ne kadar ticari işletme ile birlikte hukuki işlemlere dahil olsa da maden haklarının kendine özgü maddi ve şekli kuralları bulunmaktadır. Bu çalışma ile amaçlanan maden haklarının hukuki işlemlere konu olması halinde uygulanacak hukuk kurallarının tespiti öğreti ve yargı kararları ekseninde değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Ticari işletme, malvarlığı, maden hakları, maden ruhsatı.

Livanur Çebi Dikdoğmuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acentelik

Çalışmanın amacı bağımsız tacir yardımcılarından biri olan acenteleri ayrıntıları ile incelemektir. Acente, acentelik sözleşmesine dayanarak müvekkil nam ve hesabına belirli bir yer ya da bölgede sözleşmeler yapan ya da sözleşmelere aracılık eden bağımsız tacir yardımcısıdır. Yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça acente aynı yer veya bölgede birden fazla müvekkile acentelik yapamayacağı gibi müvekkil de birden fazla acente tayin edemez. Acente acentelik yaparken çeşitli hak ve yetkilere sahip olacaktır. Bununla birlikte müvekkilin de acentelik ilişkisinde hakları ve borçları bulunacaktır. Acentelik ilişkisinde acentenin en önemli ve başat hakkı ücrettir. Müvekkil ise bunun karşılığında acenteden ana edim olarak sözleşmeler yapmasını veya sözleşmelere aracılık etmesini bekler. Acente belirli şartlar gerçekleştiğinde müvekkilinden sözleşme sonrasında denkleştirme istemi talep edebilir. Buna ek olarak müvekkil sözleşme ilişkisi sonrasında acentenin kendisiyle rekabet etmesini istemeyebilir. Bu amaçla sözleşme sonunda işlerliğe girecek bir rekabet yasağı sözleşmesi de taraflar arasında yapılabilecektir. Bu durumda acente sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren aynı yer veya bölgede müvekkili ile en fazla iki yıl rekabet etmeyecektir.

Acente sözleşmesiAcentelerAracılık+2
Musa Edip Doğan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Borçlar Hukuku'nda kısmi ifa

Hukukumuzda kural edimin bütün olarak ifasıdır. Bu kuralın istisnası ise yedek bir hukuk kuralı olarak düzenlenen kısmi ifadır. Kısmi ifa her şeyden önce edimin bölünebilir olmasına ilişkin bir konudur. Fakat kısmi ifanın caiz olup olmadığının tespitinde her somut olay kendi içinde değerlendirilir. Kısmi ifanın caiz olup olmadığının tespitinde kanunun yanı sıra taraf iradeleri, sözleşme, genel hukuk kuralları, dürüstlük ve iyiniyet kuralları, ticari örf ve adetler ve halin icabı da etkilidir. Hukuka uygun bir kısmi ifa ile borç, ifa oranında sona erer. Hukukumuzda kısmi ifa, bir istisna olarak düzenlenmiş ve alacaklının korunması amacından da uzaklaşılmamıştır. Yargı kararları da bu doğrultuda şekillenmiştir. Bu çalışma ile kısmi ifa konusu tüm hüküm ve sonuçları ile birlikte, ifa kavramından başlanarak ilişkili kavram ve hukuki müesseselere değinilmek suretiyle ele alınmaya çalışılmıştır.

Kısmi ifaTürk borçlar hukukuİfa
Arzu Sungur Soysal
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde pay sahipliği sıfatını sona erdiren haller

Globalleşen ve büyüyen ekonomi neticesinde anonim şirketler ile şirket içerisindeki pay sahipleri sayısı da doğru orantılı olarak artmıştır. Pay sahiplerinin artması şirket içerisinde meydana gelen menfaat ihtilaflarını da beraberinde getirmiştir. Bu menfaat ihtilaflarını bertaraf etmek için ortaklıktan çıkarılma sonucunu doğuran kanun hükümlerine yer verilmesi zorunluluğu meydana gelmiştir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda pay sahipliği sıfatını sonlandıran kanun hükümlerine yer verilmesiyle bu zorunluluk giderilmiştir.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerHaklı neden+4
Özge Yakupoğlu Eren
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İtirazın kesin olarak kaldırılması

İcra Hukuku'nda geniş bir uygulama alanı bulan genel haciz yoluyla takipte ödeme emrine itiraz üzerine takip durur. Bu hâlde takibe devam etmek isteyen alacaklının elinde itirazın hükümden düşürülmesini sağlayan bazı hukukî çareler mevcuttur. Çalışmamızın konusunu oluşturan itirazın kesin olarak kaldırılması, alacaklının elinde İİK m. 68/I hükmünde düzenlenen belgelerin bulunması ve gerekli diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde borca itirazın hükümden düşürülmesini sağlar. Borca itirazın hükümden düşürülmesini itirazın iptali davası da sağlar. Bununla birlikte itirazın kesin olarak kaldırılması, itirazın iptali davasına göre daha süratli ve pratik bir seçenektir. İtirazın kesin olarak kaldırılması istemi icra mahkemesinde duruşmalı olarak incelenir ve basit yargılama usulüne tâbidir. İcra mahkemesinin inceleme yetkisi sınırlıdır. İtirazın kesin olarak kaldırılmasında tanık ve yemin gibi delillere başvurulamaz. İcra mahkemesi, her türlü belgeyi dâhi inceleyememekte, yalnızca İİK m. 68/I hükmünde düzenlenen belgeleri inceleyebilmektedir. Bu bağlamda icra mahkemesinin itirazın kesin olarak kaldırılması istemi incelemesi neticesinde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Bu nedenle icra mahkemesinin kararı üzerine taraflar genel mahkemede dava yoluna gidebilirler.

Ödeme emriİcra hukukuİtiraz+2
Zeliha Büşra Tanır
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rizikonun gerçekleşmesinde kusurun sigorta tazminatı ve sigorta bedelinin ödenmesine etkisi

Sigorta, aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan çok sayıda insanın tek başlarına karşılayamayacakları riskleri birlikte karşılamak amacıyla oluşturdukları bir kurumdur. Sigorta tazminatının ya da sigorta bedelinin ödenmesinde sigorta ettiren, sigortalı yahut lehtarın ya da bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişilerin kusurlu bulunması durumunda ne yapılacağı hususunda Türk Ticaret Kanunu'nda 1429, 1477 ile 1503 ve 1504. madde düzenlemeleri mevcuttur. Bu açıdan 1429. madde hükmü sigorta sözleşmelerine uygulanacak genel hükümler arasında düzenlendiği için tüm sigorta türlerine uygulanması mümkündür. Sorumluluk sigortaları açısından ise kusurun sigorta tazminatının ödenmesine etkisi ayrıca 1477. madde hükmüyle düzenlenmiştir. Can sigortalarında kusurun sigorta bedelinin ödenmesine etkisi ise sigortalının intiharını düzenleyen 1503 ile lehtarın sigortalı öldürmesini düzenleyen 1504. maddeler ile ayrıca düzenlenmektedir. Söz konusu edilen hükümlere göre rizikonun gerçekleşmesinde kusurun, kusur derecesi ve kim tarafından işlendiğine göre sigorta tazminatı veya sigorta bedelinin ödenmesi borcunun tamamen ortadan kalkmasına veya tazminat veya bedelde indirime olanak sağlamaktadır.

KusurKusurlulukRisk+7
Zehra Avcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukuku açısından bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi

Bu çalışmada uygulamada sıklıkla karşılaşılmaya başlanan bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi incelenmektedir. Sözleşme hasta, hekim ve özel hastane üçgeninde meydana gelen akdi ilişkilerden oluşmaktadır. Taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümüne ışık tutması amacıyla sözleşmenin taraflarının aralarındaki ilişki, ilişkilerin hukuki nitelikleri, tarafların akdi yükümlülükleri ve sona erme halleri öğretide yer alan görüşler ve yargı kararları ile birlikte ele alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Hasta, Hekim, Özel Hastane İşletmecisi, Sözleşme, Hukuki Nitelik, Yükümlülük, Yükümlülüklerin İhlali.

Hasta kabulHastalarHastaneler+6
Tuğçe Kılıçgil Çiçek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ürün sorumluluğu bağlamında hatalı tıbbî cihazdan doğan hukukî sorumluluk

İnsanın hayatı ve sağlığı, onun en değerli varlığıdır. Bu nedenle sağlık sektörüne yapılan yatırım bir medeniyetin vazgeçilmez unsurudur. Tıbbî cihazlar günümüz sağlık sektörü açısından ilaçtan sonra en önemli teşhis ve tedavi araçlarıdır. Bu araçların tasarımından üretimine, üretiminden piyasaya sürümüne kadar olan safhalarda bu ürünlerde meydana gelebilecek hatalar insanın maddi varlıkları üzerinde büyük zararlara yol açabilecektir. Bu zararların tazmin edilebilmesi için hatalı tıbbî cihazlardan doğan hukukî sorumluluğun belirlenmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bir tıbbî cihaz genellikle fabrikasyon (seri) bir üretim sonucunda ortaya çıkmaktadır. Fabrikasyon üretimler günümüz medeniyetinin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Ancak fabrikasyon üretimler neticesinde meydana gelebilecek zararlar büyük olmaktadır. Bu duruma çözüm sunmak adına hukuk sahasında modern "ürün sorumluluğu" kurumu geliştirilmiştir. Ürün sorumluluğu kapsamında tıbbî cihazlar da bir üründür. Hatalı tıbbî cihazlardan doğan zararların tazmin edilmesi noktasında müracaat edilebilecek en doğru kurum "ürün sorumluluğu" dur. Ürün sorumluluğu kurumunun doğru anlaşılması ve buna uygun bir düzenlemenin yapılması birçok sektörde olduğu gibi tıbbî cihaz sektöründeki gelişimi de yakından ilgilendirmektedir. Ürün sorumluluğunun gelişimin temelleri Amerikan Hukuku tarafından atılmıştır. Daha sonra Amerikan Hukuku' nun da etkisiyle Alman Hukuku' nda verilen "Tavuk Vebası" kararı büyük bir dönüm noktası olmuştur. 85/374 sayılı AB Direktifi' nin kabulü bir diğer önemli dönüm noktasıdır. Bu hukukî metin bütün AB dışındaki devletleri de etkileyerek küresel bir etki doğurmuştur. Türk Hukuku' nda, 4077 sayılı Kanun ile ilk defa ürün sorumluluğu kurumu düzenlenmiştir. 6502 sayılı Tüketici Kanunu' nun kabulü ile birlikte ürün sorumluluğunu düzenleyen mevcut bir özel hüküm kalmamıştır. Bu nedenle ürün sorumluluğu konusuna 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun genel hükümleri esas alınarak bir çözüm sunulacaktır.

AyıpKanunlar 4077 sayılıKanunlar 6098 sayılı+1
Ahmet Fevzi Kibar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hakim durumun fahiş fiyat yoluyla kötüye kullanılması

Tez konusu olan Hakim Durumun Fahiş Fiyat Yoluyla Kötüye Kullanılması büyük ölçüde Türk Rekabet Kurulu kararları çerçevesinde incelenmiştir. Konuya ışık tutmakta yardımcı olduğu ölçüde ABD ve AB uygulamalarına da yer verilmiştir. İncelemelerimizde genel olarak Hakim Durum ve Kötüye Kullanma konularına yer verilmemiş, özel olarak fahiş fiyat konusunun gerektirdiği ölçüde değinmekle yetinilmiştir. Böylece tezin sınırları, tez konusu ile sınırlı tutulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede fahiş fiyat incelemelerinin rekabet hukuku kapsamında soruşturulmasının hem ABD hem AB hem de Türk Hukuku'nda istisnai bir durum olduğu tespit edilmiştir. Rekabet Otoriteleri fahiş fiyata özellikle fiili veya yasal tekel, ya da doğal tekel hallerinde müdahale etmektedirler. Rekabet Otoriteleri fahişliğin tespitinin çok zor olduğunu kabul etmekle beraber EDT (ekonomik değer testi) denilen bir test ile sonuca ulaşmaya çalışmaktadırlar. EDT, iki aşamalı bir test olarak karşımıza çıkmaktadır. Birinci aşamada maliyetler ile fiyat karşılaştırılarak arada makul sayılamayacak bir fark olup olmadığını tespit etmektedirler. Ancak neyin makul olduğunu tespit etmekteki zorluklar daha fazla incelemeyi zorunlu kılmaktadır. EDT' nin ikinci aşamasında ise teşebbüsün fiyatları rakiplerle mukayese edilmektedir. Ancak teşebbüsün tekel durumunda olduğu düşünülecek olursa ilgili pazarda mukayese edebilecek bir rakip bulmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda ise ekonomik ve hukuki çevresi birbiri ile benzer olan pazarlar araştırılmakta ve bu pazarlardaki benzer teşebbüslerle soruşturma konusu teşebbüs karşılaştırılmaktadır. Ancak hemen fark edileceği gibi ekonomik ve hukuki bakımdan birbirine benzeyen pazarlar bulmakta da ciddi sıkıntılar yaşanmakta, bu nedenle fahiş fiyatlar nedeniyle kötüye kullanma kararları çok zor verilebilmektedir. Rekabet Otoriteleri bu incelemeleri yaparken fahişlik tespit etseler bile bunun arızi bir durum olup olmadığını, teşebbüsün sistematik politikasının olup olmadığını da tespit etmek için fahiş fiyat uygulanan sürelerin ne kadar sürdüğünü araştırmaktadırlar. Çok kısa süreli yüksek fiyatlar kötüye kullanma olarak kabul edilmemektedir. İncelediğimiz kararlardan çıkan diğer bir sonuç ilgili piyasanın regüle bir piyasa olup olmamasıdır. Genellikle fiyatları regüle eden bir düzenleyici kurum varsa Rekabet Otoriteleri konunun çözümüne müdahil olmaktan kaçınmakta, çözümü sektörel düzenleyici kuruma bırakmaktadırlar. Yukarıda özetlediğimiz hususlar tüm ABD, AB ve Türk kararlarında aşağı yukarı aynı olmakla birlikte buna istisna teşkil eden tek bir karar bulunmaktadır. O da ceza ile sonuçlanan son Tüpraş kararıdır. Konuya müdahil olan bir düzenleyici kurul (EPDK) olmasına karşın Rekabet Kurulu %14-15 gibi bir yüksek fiyatın kriz döneminde 2,5 ay gibi kısa bir süre ile uygulanmasını kötüye kullanma saymıştır.

Amerika Birleşik DevletleriAvrupa Birliği hukukuFahiş fiyat+3
Reyyan Turgut
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Liman işletmelerinin yükleme-boşaltma, depolama, kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin ifasından doğan hukuki sorumluluğu

Liman İşletmelerinin Yükleme-Boşaltma, Depolama, Kılavuzluk ve Römorkaj Hizmetlerinin İfasından Doğan Hukuki Sorumluluğu adlı çalışmamızda, ülkemiz için çok büyük bir öneme sahip olan, uluslararası ticaretin önemli aktörlerinden olan ve dolayısıyla ülkenin ekonomik yapısı üzerinde doğrudan etkili olan liman işletmelerinin verdikleri temel hizmetler ile bu hizmetlerin ifası sırasındaki hukuki statüleri, yükümlülükleri ve sorumlulukları ele alınmıştır. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünde limanların tarihsel gelişimi ve liman çeşitleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde liman işletmeleri tarafından verilen temel hizmetler olan yükleme-boşaltma, depolama, kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin teknik özellikleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümünde liman işletmelerinin yükleme-boşaltma, depolama, kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin ifası sırasında akdettiği sözleşmeler ile liman müşterilerine karşı bu sözleşmelerin ifasından doğan hukuki yükümlülük ve sorumlulukları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümünde liman işletmelerinin, yükleme-boşaltma, depolama, kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin ifası sırasında zarar verdiği üçüncü kişilere karşı sorumluluğu ile taşıyanın yardımcısı sıfatını haiz olduğu hallerde liman işletmelerinin taşıyanın sahip olduğu sorumluluktan kurtulma ve sınırlı sorumluluk imkanlarından yararlanma hakkına sahip olup olmadıkları konusu incelenmiştir. Beşinci bölümünde ise, liman işletmelerinin liman hizmet tarifelerini belirlerken göz önüne alması gereken hukuki sınırlamalar tespit edilmiştir. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise, yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda konuyla ilgili elde ettiğimiz tespitlere yer verilmiştir.

BoşaltmaHukuki sorumlulukKılavuzluk+5
Erdi Konur
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karşılaştırmalı hukuktan örneklerle dijital varlıkların Türk miras hukukuna etkisi

Son yıllarda dijital teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, insan hayatını pek çok yönden etkilemiş, özellikle kişilerin sahip olduğu varlık ve değerler üzerinde yeniden yorum yapılması gerekliliğini gündeme getirmiştir. Teknolojik gelişmeler ile kripto varlıklar, sosyal medya hesapları, alan adları, çevrimiçi oyun hesapları, e-posta hesapları gibi birçok dijital varlık çağımızın en yeni ve güncel ilgi odağı haline gelmiş, kişilerin sahip oldukları değer üzerinden kişisel ve finansal portföylerin ayrılmaz bir parçası olmuşlardır. Sağlıkta sahip olunan bu dijital varlıkların kişinin ölümünden sonra akıbetine ilişkin miras hukukumuzda henüz bir düzenleme bulunmamaktadır. Geleneksel yapıdan oldukça farklı ve özel nitelikte olan bu varlıkların özellikle miras hukuku gibi emredici hükümlerin fazla olduğu bir hukuk alanında herhangi bir düzenleme olmadan ele alınmaya çalışılması ise sorunların çözülmesine değil aksine sorunların oluşmasına sebebiyet verecektir; ki uygulamada bu sorunlar kendini göstermeye başlamıştır. Çalışmamızda, dijital varlıkların miras hukukunun konusunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılacak olmakla birlikte bu varlıkların miras hükümlerine etkisi incelenecek ve en nihayetinde dijital varlıklar nezdindeki çözüm önerilerimiz açıklanmaya çalışılacaktır.

Ece Ergün
Altınbaş University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınmaz rehni‭ : ‬Irak ve Türkiye karşılaştırması

Tez konumuz‭, ‬Türk ve Irak Hukuku arasında‭ ‬taşınmaz rehni konusuyla ilgili‭, ‬karşılaştırmalı‭ ‬bir çalışmadan ibarettir‭. ‬Her iki hukukta birbirinden farklı hukuk sistemleri uygulanmaktadır‭.‬ Türk hukukunda İsviçre hukuk sistemi kabul edildiği halde, Irak hukukunda Mısır dolayısıyla‭ ‬Fransız hukuk sistemi kabul edilmiştir‭. ‬Taşınmaz rehni‭ ‬konusunda da her iki hukuk sistemi arasında mevcut olan bazı‭ ‬farklılıklar‭ ‬ kendini göstermektedir. Herşeyden‭ ‬önce‭ ‬iyi niyet Türk hukukuna göre bir ilke olarak kabul edildiği halde‭, ‬Irak hukukunda‭, ‬Fransız hukukunda olduğu gibi‭, ‬bir ilke olarak değil‭, ‬bazı‭ ‬maddelerde münferit bir unsur olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Türk hukukunda taşınmaz üzerinde bulunan kalıcı‭ ‬inşaat ve fidanlar ilke olarak üzerinde bulunduğu taşınmazın mülkiyetine girer‭ (‬bütünleyici parça ilkesi uyarınca‭). ‬Buna karşılık‭, ‬Irak hukukunda taşınmaz üzerinde bulunan inşaat ve fidanların mülkiyetinin taşınmazın mülkiyetine tabiiyeti bir ilke olarak değil‭, ‬bir karine olarak kabul edilmektedir‭.‬ İki hukuk sistemi arasında bulunan‭ ‬farklılıklar önemli sonuçlara yol açmaktadır‭. ‬Bu tezeden Hedefim Irak ve Türkiye Taşınmaz Rehin kunusunda Farkları‭ ‬çıkarmak‭. ‬ Anahtar Kelimeler: Taşınmaz‭, ‬Mülkiyet, Rehin, İpotek‭,‬ Taşınmaz Rehni‭ ‬Sözleşmesi‭.‬

Hukuk sistemiIrak hukukuKarşılaştırmalı hukuk+3
Ali İhsan Tılı
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaklığın giderilmesi‭ ‬davası‭: ‬Irak ve Türkiye karşılaştırması

Irak Medeni Kanunu esas olarak Fransa'da hukuk eğitimi‭ ‬almış‭ ‬ve Mısır Medeni Kanunu'nun da temel tasarımcısı‭ ‬olan Abdürrezzak Ahmed el Senhuri (1895-1971)‭ ‬tarafından hazırlanmıştır‭. ‬Mısırlı‭ ‬ünlü‭ ‬bir hukukçu olan‭ ‬el Senhuri‭, ‬1943‭ ‬yılında‭, ‬kapsamlı‭ ‬bir medeni kanun hazırlatılmak‭ ‬üzere dönemin hükümeti tarafından Irak'a davet edilmiştir‭. ‬Irak hukukçular komitesinin başkanı‭ ‬olarak neredeyse on yıl‭ ‬çalışmış‭, ‬Mısır Medeni Kanunu'nubir model olarak kullanarak, Irak Medeni Kanunu olacak taslağıhazırlamıştır.Irak Medeni Kanunu 8‭ ‬Eylül 1951'de kabul edilmiş‭ ‬ve iki yıl sonra 8‭ ‬Eylül 1953‭ ‬tarihinde yürürlüğe girmiştir‭.‬ Irak Medeni Kanunu, özellikle Mısır‭ ‬ve Fransız‭ ‬Medeni Kanunlarının etkisinde hazırlanmıştır‭.‬‭ ‬İslami unsurlar içeriyor olsa da genel yapısı‭ ‬ve esas olarak‭ ‬Kıta Avrupası‭ ‬Hukuku'na‭ ‬dayanmaktadır‭. ‬Bu nedenle model olarak‭, ‬Mısır‭, ‬Fransa ve‭ ‬Etiyopya gibi‭ ‬ülke hukuk sistemleriyle‭; ‬yasal teoriler olarak ise‭,‬‭ ‬İspanya‭, ‬İtalya ve Louisiana eyaletinin hukuk sistemleriyle benzerlikler taşımaktadır. Irak Medeni Kanunu giriş‭ ‬kısmı‭, ‬iki ana bölüm ve her bir bölümde iki kitap olmak üzere toplam 4‭ ‬kitaptan oluşmaktadır‭. ‬Kanunda toplam 1383 madde‭ ‬düzenlenmiş‭ ‬bulunmaktadır‭.‬Giriş‭ ‬kısmında, kanunun geri kalan‭ ‬kısmı‭ ‬boyunca uygulama alanı‭ ‬bulan‭ ‬tanımlara ve genel ilkelereyer verilmiş‭,‬Birinci bölümde‭ ‬sözleşmelere‭, ‬haksız fiil‭ ‬ve sebepsiz zenginleşme gibi‭ ‬konulara‭, ‬İkinci bölümde mülkiyet‭, ‬sahiplik ve ayni haklara genel olarak yükümlülüklere ve alt‭ ‬öğelere‭ ‬yer verilmiştir. Tez çalışmamız bir giriş‭ ‬ve‭ ‬İki‭ ‬bölümden oluşmaktadır‭. ‬Giriş bölümünde tez konusunun takdimi, önemi‭ ‬ve kapsamındankısaca‭ ‬bahsedilmiştir. Birinci bölümde Türk hukukunda ortaklığın giderilmesi davasına‭, ‬İkinci‭ ‬bölümde ise, Irak hukukunda ortaklığın giderilmesi davalarına ve bununla ilgili olarak ortakların hakları‭, ‬görevli‭ ‬mahkeme ve‭ ‬ortaklığın sona ermesi‭ ‬gibi konulara değinilmiştir‭.‬Çalışmamızda‭ ‬her iki hukuk sistemi arasında‭, ‬benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuş‭ ‬ve her iki hukuk sistemi ile ilgili görüşler sunulmuştur‭. ‬İncelemelerimiz sırasında vardığımız‭ ‬kanaatleretoplu bir şekilde çalışmamızın sonuç‭ ‬kısmında yer‭ ‬verilmiştir. Bu tezeden Hedefim Irak ve Türkiye Ortaklığın Giderilmesi Davası‭ ‬kunusunda ortak benzelikleri‭ ‬çıkarmak‭. ‬ Anahtar Kelimeler: Medeni Kanun, Mülkiyet‭, ‬Müşterek mülkiyet‭, ‬Ortaklıktan‭ ‬çıkarılma‭, ‬Ortaklığın giderilmesi davası‭, ‬taşınır ve taşınmaz mülkiyeti, miras,

IrakIrak hukukuKarşılaştırmalı hukuk+6
Raad Saeed Shareef
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Borca katılma

Borca katılma, 6098 sayılı TBK m. 201 ile getirilen yeni bir düzenlemedir. Borca katılma alacaklı ile borca katılan arasında kurulan bir sözleşmedir. Bu sözleşme ilk borçlu ile katılanın müteselsil sorumluluğu sonucunu doğurmaktadır. Borca katılmanın genellikle alacaklıya teminat vermek amacıyla yapıldığı kabul edilmektedir. Borca katılmanın geçerli bir şekilde meydana gelebilmesi, mevcut bir ilk borcun varlığına bağlıdır. Borca katılma kural olarak şekle tabi değildir. Borca katılma bağımsız bir sözleşmedir. Taraf değişikliğine neden olmaz. Borca katılma sözleşmesinin tarafları, borca katılan ile alacaklıdır. Borca katılan ilk borçlunun yanında borç altına girmektedir. Borca katılanın sorumluluğu bağımsız bir sorumluluktur. Borca katılan borçtan aslen sorumludur. İlk borçlu ile borca arasında müteselsil sorumluluk doğmaktadır. Borca katılma sözleşmesinden doğan sorumluluk, katılan ile ilk borçlunun borcun tamamını ifa etmesine kadar devam eder.

Borca katılmaBorçlarBorçlar hukuku+4
Seda Yıldız Portakal
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acentelik ve tekel yetkisi veren diğer sözleşmelerde rekabet yasağı

Sözleşme sırasında ve sözleşme sonrasında rekabet yasağı kural olarak rekabet hukuku kurallarına aykırıdır. Ancak hukuk düzenleri piyasaya, tüketiciye ve sözleşmenin taraflarına yarar sağlayan bu duruma belirli sınırlar dâhilinde izin vermiştir. Sözleşme sırasındaki rekabet yasağı tekel hakkı olarak TTK 104. maddenin ve rekabet yasağı anlaşmasını düzenleyen TTK 123. maddenin rekabet kurallarıyla yakın ilişki içerisindedir. Acentelik, franchise, tek satıcılık ve bayilik sözleşmesi süresince de taraflar rekabet yasağı altındadır. Sözleşme sonrası rekabet yasağı ise 6102 sayılı TTK'da ilk kez düzenlenmiştir. TTK 123. maddede anlaşmanın zayıf tarafı acenteyi korumak amacıyla anlaşmanın sınırları belirlenmiştir. Benzer özelliklere sahip franchise sözleşmesi, tek satıcılık sözleşmesi ve bayilik sözleşmesi açısından da aynı amaçla TTK m. 123 hükmünün kıyasen uygulanması mümkündür.

Acente sözleşmesiAcentelerFranchising sözleşmesi+4
Özlem Akıncı Albayrak
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıbbî müdahalenin hukuka uygunluğu

Hukukun koruduğu başat bir değer olan kişilik hakkını; bir kişilik hakkı değeri olarak hayat, sağlık ve vücut tamlığını ihlal edebilecek nitelikte olan tıbbî müdahaleler bazı koşulların varlığı halinde hukuka uygun kabul edilmektedir. Öncelikle bir müdahalenin tıbbî müdahale olup olmadığını ve sonrasında tıbbî müdahalenin de hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmek gerekmektedir. Bu çalışmada, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında; tıbbî müdahalenin kapsamı belirlenmeye çalışılmış ve hukuka uygunluk değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca tıbbî müdahalenin hukuka uygunluğunda önemli bir yer tutan bilgilendirme yükümlülüğü incelenmiş ve özellik arz eden bazı tıbbî müdahalelere kısaca değinilmiştir.

Bilgilendirilme hakkıBilgilendirmeHukuka uygunluk+2
Ecem Kirkit
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işletmenin devri

Ticari işletme, ticaret hukukunun merkez kavramıdır. Ticaret hukuku bakımından bu denli önemi haiz olan ticari işletmenin sahipliğinin el değiştirmesi de, ticari hayatta oldukça önem arz etmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte ticari işletmenin devri kurumu farklı bir yapıya bürünmüştür. Bu çalışmada Türk hukukunda ticari işletmenin devri, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında, işlem sırasına riayet edilmek üzere, baştan sona etraflıca incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada, ticari işletmenin devrinin özel hukukun diğer alanlarına etkisine de değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticari işletme, ticari işletmenin devri, devir sözleşmesi, devreden, devralan.

DevirDevir sözleşmesiTicaret hukuku+4
Muhammed Fatih Cengil
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zorunlu sorumluluk sigortalarında sigortacının zarar görene karşı ifa yükümlülüğü

Zorunlu sorumluluk sigortasında sigortacı, sözleşme ilişkisi içerisinde olduğu sigorta ettirene karşı tamamen veya kısmen ifa yükümlülüğünden kurtulmuş olsa bile zarar görene bunu ileri süremeyeceği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1484. maddesinde "Zarar Görenle İlişkide İfa Yükümlülüğü" başlığı altında düzenlenmiştir. Bu madde zarar göreni koruma gayesi kapsamında düzenlenmiş olup sadece zorunlu sorumluluk sigortalarında uygulama alanı bulacaktır. Çalışmamızda Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan bu hükmün gerçekleşme şartları, sigortacının durumu ve savunmaları, hükmün uygulama alanı yer alacaktır. Bu kapsamda zarar göreni koruma yollarının neler olduğu anlatılacak ve zorunlu sorumluluk sigortalarında zarar göreni koruma amacı ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Sorumluluk Sigortası, Zorunlu Sigorta, İfa Yükümlülüğü, Zarar Görene Karşı İfa Yükümlülüğü

SigortaSigortacılıkSorumluluk sigortası+2
Mehmet Durdu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

4857 sayılı İş Kanunu kapsamında yıllık ücretli izin hakkı

Bu çalışmanın amacı, anayasal bir hak olan dinlenme hakkının iş hukukundaki yansımalarından biri olan yıllık ücretli izin hakkının, mevzuat ve Yargıtay ilke kararlarındaki son değişiklikler doğrultusunda ayrıntılı olarak incelenmesidir. Ancak konunun kapsamının genişliği nedeniyle çalışma 4857 sayılı İş Kanunundaki yıllık ücretli izin hakkına ilişkin hükümler çerçevesinde ele alınarak, bu kanun ile sınırlandırılmıştır. Kullanılan inceleme yöntemi literatür taraması ve Yargıtay İlke Kararları ile konuyla ilgili yapılması planlanan yasa değişiklerinin incelenmesidir. Bu araştırma ile uygulamada yaşanan sorunlara çözüm önerileri getirerek katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. İşçiye yıllık ücretli izin hakkının tanınmasının amacı; bir yıl boyunca aralıksız olarak çalışan işçinin sonraki çalışma döneminde daha verimli ve sağlıklı çalışabilmesi için zihinsel, ruhsal ve fiziksel olarak dinlenmesinin sağlanmasıdır. Ancak uygulamada çoğu zaman gerek işveren gerekse işçi hakkın amacına aykırı davranmaktadırlar. Yıllık ücretli izin hakkının gerçek anlamda kullanılması sayesinde başta Türkiye'de oranı çok yüksek olan iş kazalarının önlenmesi olmak üzere, hem çalışma hayatı hem de işçinin sosyal hayatındaki bir takım olumsuzlukların önüne geçilebilecektir.

Kanunlar 4857 sayılıTürk iş hukukuYıllık ücretli izin hakkı+3
Pınar Arıoğlu Kaya
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşkolu esasına göre sendikalaşma

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, mülga 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nda olduğu gibi sendikalaşmada zorunlu işkolu esasını tercih etmiştir. İşkolu esası ilk bakışta sendikanın kuruluş ve örgütlenmesiyle ilgili olsa da işçinin hangi sendikaya üye olacağının belirlenmesinden toplu iş sözleşmesinde yetkili sendikanın tespitine kadar fiilen pek çok sendikal özgürlüğün kullanılmasını doğrudan etkiler. Bu nedenle işkolu kavramının açıklığa kavuşturulması ve işçinin çalıştığı işyerinin girdiği işkolunun tespitinin taşıdığı önem, bizi bu konuda çalışma yapmaya yönlendirmiştir. Bu çalışmada işkolu esasına göre sendikalaşma ilkesi mülga kanunlarda yer alan düzenlemelerle karşılaştırmalı olarak, öğretideki görüşler ve yargı kararlarıyla birlikte etraflıca incelenecektir. Konu incelenirken geniş bir literatür taraması yapılmış, konuyla ilgili uluslararası sözleşmelere değinilerek, ülkemizdeki yargı organlarının kararlarına da sık sık atıfta bulunulmuş ve konu tüm yönleriyle ele alınmıştır. Konunun yüksek lisans tezi düzeyinde incelenmesi sonucu uygulamada, yargılama aşamasında yaşanan sorunlarda işçi ve işverenler ile onların sendikalarının yanı sıra, idari aşamada işkolu tespitini yapan idari birimlere de yardımcı olması amaçlanmaktadır.

Kanunlar 6356 sayılıSendikacılıkSendikalar+4
Erkan Korkmaz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketin kanuna aykırı kuruluş ve faaliyetlerinden dolayı feshi

Anonim şirketler, günümüz ekonomilerinde büyük bir öneme sahiptir. Anonim şirketler sayesinde, küçük tasarruflar bir araya getirilerek büyük atılımlar yapılmış ve bu yolla ekonomiye katkı sağlanmıştır. Anonim şirketlerin sahip olduğu ekonomik önem sebebiyle, şirketin kuruluşu hükümlerine özel önem gösterilmiş "emredici hükümler ilkesi" ve "kanuna aykırı kuruluş sebebiyle şirketin feshi davası" kurumları getirilerek şirketin kanuna aykırı olarak kurulması ve menfaat sahiplerinin zarara uğraması ile ekonominin zarar görmesi engellenmek istenmiştir. Bu çalışmada ekonomide büyük bir öneme sahip olan anonim şirketlerin kuruluştaki ve faaliyetlerinin devamı esnasındaki hukuka aykırılıklar dolayısıyla feshi incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde, anonim şirketin kuruluşuna ilişkin hükümler ile şirketin kuruluşunda meydana gelebilecek hukuka aykırılıklar ve bu hukuka aykırılıklar sebebiyle açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anonim şirketin sahip olduğu konum sebebiyle, menfaat ilişki ve çatışmaları da yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Anonim şirketlerin teşkil ettiği ekonomik güç ve anonim şirketle ilişki içerisinde olanların menfaatlerinin korunması amacıyla devlet bu şirketlerle yakından ilgilenmiş ve olası kayıpların önlenmesi amacıyla çeşitli denetim mekanizmaları öngörmüştür. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise anonim şirketlerin denetimine ilişkin genel bilgiler verilerek Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, anonim şirketlerin denetimi ve bu denetim sonucunda açılabilecek fesih davası incelenecektir. Anahtar kelimeler: Anonim şirket, Esas sözleşme, Kanuna Aykırılık, fesih davası, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Denetim.

Anonim şirketlerEkonomik faaliyetlerEsas fonksiyon+7
Aysel Can Yalçın
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde yönetim kurulu bakımından eşit işlem ilkesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ilk kez düzenlenen, ancak doktrin ve Yargıtay tarafından uzun süredir benimsenmiş olan, eşit işlem ilkesi şirketler hukukunun genel, bağımsız ve temel bir ilkesidir. Anonim şirketin yönetim organı olan yönetim kurulu alacağı kararlarda bu ilkeyi gözetmekle yükümlüdür. Eşit işlem ilkesine aykırı yönetim kurulu kararlarının uygulamada en sık karşılaşılan kararlar olduğu hükmün gerekçesinde belirtilmiş ve bu kararlar bakımından butlan yaptırımı öngörülmüştür. Bu çalışmada yönetim kurulu kararları bakımından eşit işlem ilkesi ve hukuki sonuçları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, eşit işlem ilkesi, eşitlik, batıl kararlar.

Anonim şirketlerEşit işlemTürk Ticaret Kanunu+5
İdil Nur Gürbüz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yabancıların taşınmaz edinimi ve etkileri

Yabancıların taşınmaz edinimi, ülkemizde cumhuriyet dönemi ve öncesini de kapsayacak şekilde yoğun tartışmaların yaşandığı ve Türk mevzuatında birçok defa değişikliklere konu olmuş, kanun değişikliklerine gündem teşkil etmiş bir alandır. Türk hukukunda yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi konusu dağınık bir yapı içinde düzenlenmiştir. Yabancıların Türkiye'de taşınmazlar üzerinde sahip olabilecekleri haklar, esas itibarıyla 2644 sayılı Tapu Kanunu'nda yapılan 6302 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle ele alınmaktadır. Bu çalışmada, bilhassa Tapu Kanunuyla ortaya konan hukuki çerçeve kapsamında yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde taşınmaz edinimine ilişkin kabul edilen şartlar ve kısıtlayıcı düzenlemeler incelenmiştir. Tapu Kanununda 2012 yılında gerçekleştirilen değişiklikler arasında en önemlisi yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimine ilişkin karşılıklılık şartının kaldırılmasıdır. Değişiklikle, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmesi için karşılıklılık şartının yerine, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ülkelerden birinin vatandaşı olmak şartı getirilmiştir. Yeni sistemde 2017 Anayasa değişikliği ile Bakanlar Kurulu'nun kaldırılmasıyla kanunlarda Bakanlar Kurulu'na verilen bütün görevler Cumhurbaşkanına devredilmiştir. Bu yüzden Tapu Kanunu'na ilişkin tarihsel süreçte Bakanlar Kurulu'na ilişkin anlatılan yetkiler artık günümüzde Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır. Kanun düzenlemeleri sayesinde yabancıların ülkemizde taşınmaz edinimi kolaylaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi, Tapu Kanunu, karşılıklılık.

GayrimenkullerKamu HukukuKanunlar 6302 sayılı+7
Begüm Sena Ekşi
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avukatlık sözleşmesinin sona ermesi halinde vekalet ücreti

Avukat yargının işlevselliği adına önemli bir görev üstlenerek savunma fonksiyonunu yerine getirir. Bu fonksiyonu yerine getirirken bir kamu hizmeti üstlenmiş olur ve yaptığı hizmet karşılığında ücret alır. Ayrıca iş sahibine karşı çeşitli yükümlülükler altına girer. Karşılıklı edimler içeren bu ilişkiyi kapsayan sözleşmeler avukatlık sözleşmeleridir. Avukatlık sözleşmesinde avukatın en önemli edimi hukuki yardımda bulunmak iken iş sahibinin en önemli edimi de ücrettir. Avukat sözleşme sonucu iki tür ücrete hak kazanmaktadır; akdi vekalet ücreti ve yasal vekalet ücreti. Bu çalışmada avukatlık sözleşmesini sona erdiren haller ve bu haller bakımından vekalet ücretinin durumu incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Avukat, avukatlık sözleşmesi, avukatlık ücreti, avukatlık sözleşmesinin sona ermesi.

AvukatlarAvukatlıkSözleşmeler+3
İlknur Deniz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işlemlerde taşınır rehni

6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Rehin hakkı alacaklıya; taşınmaz taşınır hak ve alacaklar üzerinde sınırlı ayni hak sağlar. Bu kanun rehnin konusunu, kapsamını, taraflarını büyük ölçüde genişletmiştir. Tacir ve esnaf rehin borçlusu ve alacaklısı olabileceklerdir. Çiftçi, üretici örgütü, serbest meslek erbabı gerçek ve tüzel kişiler de rehin borçlusu olabileceklerdir. Ağaçlar, hayvanlar, stok ve hammadde, kiracılık hakkı, kira gelirleri, rehin konusuna dahil edilmişlerdir. Temerrüt hükümlerinde lex commissoria yasağı istisnai olarak düzenlenmiştir. Yeni kanunla beraber rehinli taşınır sicili olarak yeni bir sicil oluşturulmuştur. Bu tez çalışmasında 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu, mülga 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak rehin kavramı, taşınır rehni kavramı ve temel ilkeleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm tezin ana temasını içermektedir. Bu bölümde Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin kuruluşu, tarafları, tarafların hakları ve borçları, rehnin konusu ve rehnin sona ermesi mülga 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu ile karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise temerrüt halinde uygulanacak hükümler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Rehin, ticari işletme rehni, ticari işlemlerde taşınır rehni

Taşınır rehniTicari işlemlerTicari işletme rehni sözleşmesi
Bahar Oral
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemler

Sözleşme özgürlüğünün bir yansıması olarak ortaya çıkan inançlı işlemler, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmese de, doktrin ve yargı içtihatlarında geçerli olarak kabul edilen hukuki işlemlerdir. İnançlı işlemler, birbiriyle sıkı bağlantısı olan iki unsurdan oluşur. İnanan ve inanılan arasında yapılan ve inançlı işlemde iç ilişkiyi düzenleyen inanç anlaşması, işlemin ilk unsurudur. İşlemin diğer unsuru ise, inanç konusunun inanılana devredilmesi işlemidir. Bu işlem niteliği itibariyle tasarruf işlemidir. Devir işlemi ile birlikte inanılan, inanç konusu üzerinde tam bir hak kazanır. Devir işlemi bizzat inanan tarafından yapılabileceği gibi, üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. İnanç konusunun üçüncü bir kişinin malvarlığından çıktığı hallerde, inanan ile inanılan arasındaki işlemi, inançlı bir işlem olarak nitelendirmekte bir sakınca yoktur. İnanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği inançlı işlemlerin birçok görünümü olsa da, en yaygın görünümü, inanılanın, inananın dolaylı temsilcisi olarak hareket ettiği hallerdir. İnançlı işlemin diğer türlerinde olduğu gibi, inanç konusunun üçüncü kişilerden elde edildiği hallerde de en önemli husus, inanan kişinin korunmasıdır. İnanılanın, inanç konusu üzerinde her türlü tasarruf işlemini yapabilecek olması, inananın hukuki konumunu zayıflatmaktadır. Bu sebeple inananın korunması adına faydalanılabilecek kanun hükümlerinin belirlenmesi önemlidir. Ancak inananın korunması adına bulunan çözümler hukuki işlem güvenliğini zedelememelidir.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuSözleşme serbestisi+3
Furkan Özdemir
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Son düzenlemeler ışığında çekin unsurları ve çeke yazılabilecek kayıtlar

Çek ticari hayatta sıklıkla kullanılan bir kambiyo senedi türüdür. Türk Ticaret Kanunu'nda bir kambiyo senedi türü olarak çeke ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Ayrıca, çekle yapılacak ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunmasına yönelik hükümler Çek Kanunu'nda yer almaktadır. 3167 sayılı Kanun'un yerine 5941 sayılı Çek Kanunu kabul edilmiştir. Sonrasında 5941 sayılı Çek Kanunu'nda çeşitli değişiklikler olmuştur. Yakın zamanda çeke duyulan güvenin artırılması ve uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi için Türk Ticaret Kanunu'nda çekin zorunlu unsurlarına "karekod" ve "seri numarası" unsurları eklenmiştir. 6728 Sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın da çekin unsurları ve çeke yazılacak kayıtlara etkileri bu çalışmada ele alınmıştır. Tez çalışmamız "Çekin Unsurları" ve "İsteğe Bağlı Kayıtlar" başlıklarını taşıyan iki bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, Türk Ticaret Kanunu'nda ve Çek Kanununda çekin unsurları, güncel değişiklikler ve uygulamada ortaya çıkan sorunlar değerlendirilerek açıklanmıştır. Kanunda sayılan unsurların, çekin neresine yazılacağı ve eksikliklerinin hukuki sonuçları Yargı kararları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çekteki unsurların hangi hallerde sahte veya tahrif edilmiş çek olarak nitelendirileceği incelenmiş ve bu çeklerden doğan sorumluluk anlatılmıştır. Tezin ikinci bölümünde; çekin üzerine ilgililerin isteğine bağlı olarak konulabilecek ve konulamayacak (yasak) kayıtlar incelenmiştir. Çeke konulabilecek kayıtlar kanunda yer alıp almamasına göre, çeke konulamayacak kayıtlar ise senedin çek niteliğine olan etkisine göre sınıflandırılarak açıklanmıştır. Bu kayıtların hukuki sonuçları yargı kararları doğrultusunda incelenmiştir.

Kambiyo senetleriKanunlar 6728 sayılıKayıt düzeni+4
Sümeyra Dobur
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00