
36
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ön çapraz bağ cerrahisi sonrası video destekli telerehabilitasyon ve geleneksel egzersiz programının erken dönem sonuçlarının karşılaştırılması
Bu prospektif, randomize ve kontrollü çalışmada ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonrası hasta uyumunun optimal olduğu şekilde uygulanması halinde telerehabilitasyonun geleneksel rehabilitasyona kıyasla erken dönem sonuçlarda ne düzeyde bir değişiklik meydana getirdiğini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, ön çapraz bağ rüptürü olup etkilenmiş ekstremiteden ilk kez izole ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu olmadan önce kliniğimize başvuran 24 hasta dahil edildi. Katılımcılar, eşleştirilmiş randomizasyon yöntemi kullanılarak geleneksel grup ve telerehabilitasyon grubu olarak ikiye ayrıldı. Her iki grup da müdahale grubu olmak üzere 4 hafta ve haftada her gün evde egzersiz yaptı. Her iki gruba 4 haftalık sürede aynı rehabilitasyon programı uygulandı. Telerehabilitasyon grubundaki hastalara rehabilitasyon programı yazılı, resimli olarak verildikten ve sözlü olarak anlatıldıktan sonra çekilen standart videoya, hastaların internet üzerinden erişimleri açıldı. Geleneksel grup ise rehabilitasyon programını yazılı, resimli olarak aldı ve program sözlü olarak anlatıldı. Her iki grupta yer alan toplamda 24 hastaya cerrahi öncesi-2. gün (Pre-test), cerrahi sonrası 2. hafta (Mid-test) ve cerrahi sonrası 4. hafta (Post-test) olmak üzere 3 farklı zamanda testler uygulandı ve cerrahi sonrası 1. gün yatak başında ve cerrahi sonrası 2. hafta (Mid-test) ölçümlerinin ardından egzersiz programı verildi. İki grubun opere ekstremite değerlerinin karşılaştırılmasında rehabilitasyon yönergelerinin etkisini değerlendiren grup*zaman incelemesi yapıldı. ÖÇBYK, TEGNER, Memnuniyet anket değerleri, aktif fleksiyon ve ekstansiyon EHA ölçümleri, bacak 15.cm çevre değerleri, yürüyüş parametreleri, hamstring ortalama tork değeri ve propriyosepsiyon 15° ölçümlerinde anlamlı düzeyde fark tespit edilirken (p<0,05), TAMPA ve LYSHOLM anket değerleri, pasif fleksiyon EHA ölçümleri, uyluk çevre değerleri, kuadriseps kuvvet değerleri, hamstring güç değerleri, denge ve propriyosepsiyon 45°-75° değerlerinde anlamlı düzeyde fark tespit edilmedi (p>0,05). Sonuç olarak, kas-iskelet sistemi üzerine pozitif etkileri daha önceden bilimsel çalışmalar ile bildirilen telerehabilitasyonun, ön çapraz bağ cerrahisi sonrası erken dönem sonuçlar üzerine olumlu gelişmeler sağladığı saptanmıştır. Böylece, çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler neticesinde, telerehabilitasyon yönteminin spor yaralanmaları sonrası gerçekleşen cerrahinin ardından klinikte rehabilitasyon alınamadığı ve/veya hastaneye erişimin sağlanamadığı COVİD-19 gibi olağanüstü durumlarda hastaların erken dönem rehabilitasyonlarına katkı sağlayabileceği gösterilmiştir.
Ön çapraz bağ cerrahisi sonrası geç dönemde uygulanan nöromusküler egzersizin sıçramadan sonra yere inişe, izokinetik kuvvete ve diz fonksiyonlarına etkisi
Bu çalışmada ÖÇB cerrahisi sonrası geç dönemde uygulan nöromusküler egzersiz programının SSYİ-HPS puanı, izokinetik diz kuvveti, kinezyofobi, diz fonksiyon skorları, denge, propriyosepsiyon ve yatay/dikey sıçrama parametrelerine etkisini ortaya koyarak yeni bir yaralanma önleyici egzersiz programı ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Katılımcılar, protokol öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kez teste ve testler arasında da toplam 6 hafta ve 18 seans nöromusküler egzersiz programına tabi tutulmuştur. Protokol öncesinde demografik bilgileri kaydedilen katılımcıların, bilateral alt ekstremite uzunlukları mezura ile, diz Q açısı değerleri ve alt ekstremite EHA değerleri gonyometre ile ölçülmüş ve katılımcılar Tegner Aktivite Düzeyi Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Daha sonra protokol öncesi ve sonrası olmak üzere LDSÖ ve TKÖ yüz yüze ortamda doldurulmuş, SSYİ-HPS, izokinetik dinamometre ile diz kuvvet ve aktif/pasif propriyosepsiyon testleri, dikey sıçrama yüksekliği, alt ekstremite Y denge testi, tek bacak ve cross-over yatay sıçrama mesafesi ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma, 18-50 yaş aralığında 19 erkek katılımcı ile sonlandırılmıştır. Ortalama boy 176,05±7,24 cm, vücut ağırlığı 78,42±11,55 kg, VKİ 25,18±2,33 kg/m2, post-operatif süre 22 (13-42) ay, yaralanmadan operasyona geçen süre 7 (2-24) ay, post-operatif profesyonel rehabilitasyon süresi 41,05±25,30 gün ve Tegner Aktivite Düzeyi Ölçeği skoru 5,32±1,2 olarak belirlenmiştir. Protokol sonrası öncesine kıyaslandığında tüm parametreler arasında izokinetik dinamometre ile ölçülen diz fleksiyon kuvveti/ekstansiyon kuvveti oranı (opere ekstremite p=0,936 ve opere olmayan ekstremite p=0,304) dışındaki tüm parametrelerde protokol sonrası değer istatistiksel anlamlı bir biçimde protokol öncesi değerlerden daha uygun bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda ÖÇBR sonrası geç dönemde 6 hafta uygulanan nöromusküler egzersiz protokolünün çalışmada incelenen parametrelerin uygun hale getirilmesi için kullanılabilecek bir yöntem olduğu ortaya konmuştur.
Adölesan hentbolcularda zihinsel ve fiziksel yorgunluk görevlerinin kesme hareketi değerlendirme puanına etkisi
Adölesan sporcularda zihinsel ve fiziksel yorgunluğun sportif performans üzerindeki etkileri giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, hentbol branşı özelinde farklı yorgunluk durumlarının kesme hareketi performansı, dikey sıçrama yüksekliği (CMJ) ve hedef şut doğruluğu üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 14–18 yaş aralığında, lisanslı 20 erkek hentbolcu katılmıştır. Katılımcılar, kontrol, fiziksel yorgunluk ve zihinsel yorgunluk olmak üzere üç grupta değerlendirilmiştir. Zihinsel yorgunluk Stroop testiyle, fiziksel yorgunluk ise saha temelli yüksek yoğunluklu egzersiz protokolü ile oluşturulmuştur. Yorgunluk düzeyi NASA-TLX, Modifiye Borg Skalası ve kalp hızı ölçümleriyle doğrulanmıştır. Tüm performans testleri yalnızca yorgunluk protokollerinin ardından uygulanmıştır. Bulgulara göre, kesme hareketi puanları fiziksel yorgunluk sonrası anlamlı olarak yükselmiştir. Dominant ekstremitede kontrol grubu 5 (4–5), fiziksel yorgunluk grubu 6 (5,75–7), zihinsel yorgunluk grubu 5 (4–5) olarak saptanmıştır. Fiziksel–kontrol ve fiziksel–zihinsel karşılaştırmalarında fark anlamlı bulunmuştur (p<0,001), zihinsel–kontrol arasında ise fark tespit edilmemiştir (p=0,45). Benzer şekilde non-dominant ekstremitede kontrol 5 (4,75–5,6), fiziksel 6,5 (5,75–7), zihinsel 5 (4–6) olup, yalnızca fiziksel yorgunluk koşulunda anlamlı artış gözlenmiştir (p<0,001). Dikey sıçrama testinde fiziksel yorgunluk grubunda değerler kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (Sırasıyla 41,9±5,78 cm, 46,7±5,97 cm; p=0,03). Zihinsel yorgunlukta ise istatistiksel fark görülmemiştir (p=0,57). Hedef şut doğruluğu puanları incelendiğinde, zihinsel yorgunluk grubunun kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük skor aldığı belirlenmiştir (p=0,02). Sonuç olarak, adölesan hentbolcularda zihinsel ve fiziksel yorgunluk motor performans üzerinde farklı etkiler göstermiştir. Fiziksel yorgunluk özellikle kesme hareketi ve dikey sıçrama gibi nöromüsküler kontrol gerektiren görevlerde performansı olumsuz etkilerken, zihinsel yorgunluk dikkat ve karar verme süreçleri üzerinden hedef şut doğruluğunu düşürmüştür. Bu bulgular, antrenman planlamasında yorgunluk yönetiminin bütüncül olarak ele alınmasının önemini ortaya koymaktadır.
Elit futbolcularda sık görülen kas yaralanmalarının yük ve koşu parametreleri ile ilişkisi
Kas yaralanmaları, elit futbolcularda yüksek tempolu maç ve antrenman yüklerinin artmasıyla performans kaybına ve uzun süreli saha dışı kalmalara yol açan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada Türkiye Süper Ligi'nde forma giyen profesyonel futbolcularda hamstring ve baldır kas yaralanmalarının antrenman yükü ve koşu parametreleri ile ilişkisi retrospektif olarak değerlendirilmiştir. 2021–2024 sezonlarında Türkiye Süper Ligi'nde elit seviyede forma giyen 85 futbolcunun GPS tabanlı dış yük verileri (toplam koşu mesafesi, hız zonları, sprint sayısı, ivmelenme-yavaşlama değerleri) ve akut-kronik iş yükü oranı (ACWR) analiz edilmiş; yaralanma kayıtları elektronik veri tabanından elde edilerek USG/MRG raporlarıyla doğrulanmıştır. Bulgulara göre toplam kas yaralanmaları değerlendirildiğinde sprint sayısı parametresinde yüksek yük grubunda yaralanma riskinin anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edilmiştir (OR=0,33; %95 GA: 0,12–0,94; p=0,037), ancak diğer yük ve koşu parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Hamstring yaralanmalarına yönelik analizlerde incelenen parametrelerin büyük kısmında anlamlı ilişki görülmemiştir; Baldır kas yaralanmalarına ilişkin değerlendirmede ise toplam koşu mesafesi (OR=2,98; %95 GA: 1,01–8,84; p=0,048), yüksek ivmelenme sayısı (OR=3,34; %95 GA: 1,05–10,58; p=0,041) ve 20–25 km/sa hız aralığında kat edilen mesafe (OR=4,50; %95 GA: 1,21–16,78; p=0,025) değişkenlerinde düşük yük grubunda yaralanma riskinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, özellikle baldır kaslarında düşük yük haftalarının eksantrik kapasitenin azalmasına, kas-tendon dayanıklılığının zayıflamasına ve doku adaptasyonunun bozulmasına yol açarak yaralanmaya yatkınlığı artırdığını düşündürmektedir. Sonuç olarak sprint yükünün belirli bir seviyede korunması kas yaralanmalarına karşı koruyucu olabilirken hem aşırı yüklenme hem de yetersiz yüklenmenin risk yarattığı göz önünde bulundurulmalı; GPS tabanlı yük takibi ve pozisyona özgü yük planlaması profesyonel futbolcularda yaralanma riskinin öngörülmesi ve önlenmesinde kritik bir araç olarak kullanılmalıdır.
İki farklı akut koşu egzersizinin kardiyak hasar belirteçleri üzerine etkisi
Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivitenin sağlık üzerindeki olumlu etkileri iyi bilinmektedir. Koşu egzersizleri kardiyovasküler dayanıklılığı artırmakta ve mortalite riskini azaltmaktadır. Bununla birlikte, yüksek şiddetli egzersizlerin kardiyak hasara yol açabileceği ve bu nedenle sağlık riskleri taşıyabileceği bildirilmektedir. Son yıllarda, kardiyovasküler dayanıklılığı artırmak için kısa süreli şiddetli aktiviteler ile uzun dinlenme periyotlarından oluşan yüksek yoğunluklu aralıklı antrenmanlar (HIIT) popülerlik kazanmıştır. Bu çalışma, rekreasyonel koşucularda akut HIIT antrenmanının aynı süre ve hacimde gerçekleştirilen orta şiddetli uzun süreli dayanıklılık koşularına göre kardiyak biyobelirteçlerde (cTnI, NT-proBNP, BNP, CKMB, miyoglobin) daha fazla bir artışa yol açıp açmayacağını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Rekreasyonel olarak haftada en az üç gün koşu antrenmanı yapan 15 erkek sporcu, bir dakika şiddetli koşuyu takiben 4 dakika jog koşusundan oluşan bir saatlik HIIT ve bir saatlik sürekli orta şiddetli dayanıklılık koşularını 1-2 hafta aralıklarla gerçekleştirmiştir. Katılımcıların VO2 maksimum değerleri ve maksimum kalp atım sayıları çalışma öncesinde değerlendirilmiştir. Buna göre her iki koşu egzersizinin ortalama şiddeti VO2 maksimumun yaklaşık %70'ine karşılık gelmiştir. Koşulardan önce, hemen sonra ve takip eden üç saat sonrasında kardiyak biyobelirteçler için kan örnekleri alınmıştır. Her iki koşu türü de cTnI, NT-proBNP, CKMB, miyoglobinin serum konsantrasyonlarında artışa yol açmıştır. Diğer yandan, HIIT ve orta şiddetli dayanıklılık koşusunun kardiyak biyobelirteçlerin konsantrasyonları ve bu biyobelirteçlerde yol açtığı yüzdesel değişimler arasında egzersizden hemen sonra veya üç saat sonra alınan kan örneklerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu bulgular, yüksek şidddetli yüklenmeler içeren HIIT egzersizinin, aynı hacim ve sürede yapılan orta şiddetli egzersize kıyasla kardiyak biyobelirteçler açısından bir artışa yol açmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: HIIT, orta şiddetli dayanıklılık koşusu, cTnI, NT-proBNP, CKMB
Elit kadın sporcularda yedili ragbinin kardiyak biyobelirteçler üzerine etkisi
Ragbi, aerobik efora eşlik eden yüksek şiddetli anaerobik interval koşuların yer aldığı bir spor dalıdır. Maç sırasında ani ivmelenmeler, karşılıklı itme ve çekmelere bağlı yoğun izometrik kasılmalar ve şiddetli fiziksel temaslar olması, maç boyunca sporcuların maksimal kuvvet uygulamasını gerektirmektedir. Buna bağlı olarak ragbi maçlarının CK ve Mb'nin serum düzeylerinde artışa sebep olduğu bilinmektedir. Her ne kadar bu artışlar iskelet kası hasarının sonucu olarak yorumlansa da, bu belirteçler miyokard hasarına bağlı olarak da artabilmektedir. İzometrik kasılmaların yoğun olduğu sporlarda, artmış sistemik arter basıncı nedeniyle konsantrik sol ventrikül hipertrofisi gelişebilmektedir. Bu bağlamda ragbinin de önemli bir kardiyak yüklenmeye neden olabileceği düşünülmekte ve ragbinin kardiyak hasar biyobelirteçleri üzerindeki etkisini araştırmayı önemli hale getirmektedir. Bu çalışma, gün içinde 3 maç şeklinde oynanan olimpik bir spor dalı olan yedili ragbinin kardiyak hasara yol açıp açmayacağı sorusunu yanıtlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmaya Türkiye Yedili Ragbi Şampiyonası'na katılan lisanslı 28 kadın ragbici dahil edilmiştir. Ragbicilerden ısınma egzersizi öncesi ve şampiyonanın sonunda olmak üzere iki kez kan örnekleri alınıp hs-cTnI, NT-proBNP, BNP, CK-MB, Mb, hs-CRP'nin serum düzeyleri immünassay yöntemi ile değerlendirilmiştir. Şampiyona sonunda, tüm kardiyak biyobelirteçlerde anlamlı artış gözlenmiştir (Hs-cTnI, p<0.001; NT-proBNP, p<0.001; BNP, p<0.01; CK-MB, p<0.001; Mb, p<0.001 ve hs-CRP, p<0.001). Müsabaka sonrası CK-MB ve Mb konsantrasyonları sırasıyla 12 ve 23 sporcuda referans limitlerinin üzerinde tespit edilmiş olup diğer biyobelirteçlerdeki artışların referans sınırları içerisinde kaldığı görülmüştür. Ragbicilerin fiziksel olarak aktif olduğu süreyle Mb ve CK-MB artışları arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (sırasıyla r=0.659 p<0.001, r=0.663 p<0.001). Mb ve CK-MB'nin iskelet kası kaynaklı olarak da yükseliş gösterebildiği değerlendirildiğinde, bu bulgular, yedili ragbinin kardiyak bir hasara yol açmadığını düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Kardiyak hasar, Ragbi Sporu, Hs-cTnI, CK-MB, Hs-CRP
Akut koşu egzersizinin plazma hacim belirteç düzeylerine etkisi
Sporcuların atlet biyolojik pasaportunu (ABP) incelerken hidrasyon, çevresel faktörler ve egzersiz türü dikkate alınması gereken önemli değişkenlerdir. Egzersiz sonrası plazma hacminin (PV) azalması kan parametrelerinin yüksek çıkmasına yol açar ve ABP değerlendirilmesinde yanlış yorumlamalara sebep olabilir, bu nedenle PV değişiminin bilinmesi önemlidir. Güncel pratikte kullanılan PV hesaplamaları tam kan üzerinden yapıldığı için taşıma ve depolama gibi kısıtlılıklara sahiptir. Bu durum, ABP değerlendirilmesinde PV'deki değişimleri gösterebilecek bir serum belirtecine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Literatürde sınırlı sayıdaki çalışma albümin ve kalsiyumun bu amaçla kullanılabileceğini ileri sürmektedir. Bu çalışma, mevcut literatüre göre çok daha fazla katılımcı üzerinde serum belirteçlerinin ABP değerlendirilmesinde referans bir serum belirteci olup olamayacağını araştırmıştır. Haftada en az üç gün koşu antrenmanı yapan 31 rekreasyonel sporcu, bir saat boyunca rutin koşu antrenmanlarını uygulamıştır. Koşudan önce (t0), hemen sonrasında (t1) ve iki saat sonrasında (t2) tam kan ve serum örnekleri alınmıştır. Kan örneklerinden Dill ve Costil yöntemi ile PV değişimleri hesaplanmıştır. Serum örneklerinde ise albümin, kalsiyum, transferrin, total ptotein, yüksek duyarlıklı CRP, LDL ve kreatinin düzeyleri incelenmiş ve PV ile serum belirteçlerindeki değişimler arasındaki korelasyon araştırılmıştır. Buna göre PV, t1 zamanında t0'a göre %3 azalmış, t2'de ise t1'e göre %6.2 artmıştır. Benzer şekilde albümin, total protein ve kalsiyum derişimleri önce artıp sonra azalırken, bu belirteçlerin PV ile düzeltilmiş düzeylerinde lineer olarak artış eğilimi vardı. Serum belirteçlerinin hiçbirinde, PV değişimi ile arasında güçlü bir korelasyon gözlenmezken (r < 0.600), albümin üç ölçümde de PV değişimi ile ılımlı düzeyde anlamlı (p < 0.05) korelasyon gösteren tek belirteçti. Bu bulgular, çalışmamızda değerlendirilen belirteçlerin tek başına kullanımının PV değişimini göstermede yetersiz olduğunu ve ABP'nin değerlendirilmesi sırasında PV değişimini gösterebilecek bir referans belirteci eklemenin uygun olmadığını ortaya koymuştur.
Ön çapraz bağ onarımı geçirmiş erkek sporcuların fonksiyonel testlerdeki diz kinetik ve kinematiğinin kas kuvveti, denge, derin duyu ve subjektif ölçümlerinin birlikteliğinde değerlendirilmesi
Ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmaları sporcular arasında sık görülen ve giderek sıklığı artan bir yaralanmadır. Profesyonel sporcular ÖÇB yaralanması sonrası çok büyük oranda cerrahi rekonstrüksiyon ile tedavi edilirler. Rehabilitasyon süreci ve sahaya dönüş kararında kullanılan çeşitli ölçme ve değerlendirme yöntemleri mevcuttur. ÖÇB rekonstrüksiyonu (ÖÇB-R) sonrasındaki rehabilitasyon programları ve ölçümler oldukça gelişse de yaralanma öncesi seviyesinde spora dönüş oranları hala beklenen seviyelerin çok altındadır. Buna biyomekanik defisitlerin devam etmesinin neden olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada ÖÇB-R sonrası rehabilitasyon ve spora dönüş değerlendirmesinde kullanılabilecek objektif, özgün ve tutarlı bir metrik bulunması amaçlandı. Bu amaçla 35 ÖÇB-R geçirmiş sporcu cerrahiden en az bir yıl sonra objektif ve subjektif testlerin yanı sıra iki farklı zıplama testine tabi tutuldu. Zıplama testlerinin iniş anındaki rotasyonel aks sapması sarmal eksen metoduyla hesaplandı ve iniş süresine göre oranlanarak birim zamandaki sapma metrikleştirildi (NormTopDeğ). Üç adım düz ve üç adım çapraz zıplama testi sonucunda NormTopDeğ açısından katılımcıların opere ekstremitelerinde (0.045 ve 0.043) non-opere ekstremitelerine (0.035 ve 0.0356) oranla ve anlamlı yüksek skorlar aldığı tespit edildi (p=0.0012, p=0.024). Buna ek olarak kişiler sagital düzlemdeki hareket genliklerini geri kazandıkları zaman rotasyonel aksın birim zamandaki sapmasında da non-opere dizleri ile benzer sonuçları yakaladılar. Total skorda ise hiçbir koşulda anlam mevcut değildi. Bunlara ek olarak yapılan objektif ve subjektif ölçümlerde çalışma grubumuz simetriyi yakalamıştı. Sonuç olarak özgün olarak ortaya konulmuş olan NormTopDeğ dizdeki patolojik hareketliliği objektif olarak kantifiye etmiştir.
Sinoviyum ve yağ dokusudan elde edilen allojenik mezenkimal kök hücrelerin normal ve osteoartritli kondrosit hücre hatları üzerine olan etki ve etki mekanizmasının in vitro ortamda incelenmesi
Osteoartrit (OA) yavaş gelişen, ilerleyici eklem ağrısı ve hareket kısıtlılığı ile karakterize, ek morbiditelere neden olabilen kronik bir hastalıktır. OA tedavisinde kullanılan çeşitli tedavi seçenekleri, fizik tedavi yöntemleri, rehabilitasyon egzersizleri, basit analjezikler, nonsteroid anti-inflamatuvar ilaçlar, intraartiküler kortikosteroid, trombositten zengin plazma (TZP) ve hyaluronik asit enjeksiyonları ve çeşitli cerrahi yöntemlerdir. Son yıllardaki güncel bir diğer tedavi seçeneği ise mezenkimal kök hücre (MKH) uygulamalarıdır. OA tedavisinde MKH uygulamalarının etkisini ve bu etkiyi hangi yollarla gerçekleştirdiğini göstermek ve farklı dokulardan elde dilen MKH'lerin etkilerini karılaştırmak adına OA'lı kondrositler ile üç sağlıklı bireyden elde edilmiş patella altı (P) ve cilt altı (C) yağ dokusu ve sinoviyum (S) kökenli MKH'ler birlikte kültüre edildi. 7. ve 14. günlerde ko-kültür süpernatanları analiz için toplandı. ELISA yöntemi ile OA'lı kondrositlerde P ve S kaynaklı MKH'ler ile birlikte kültüre edilince 14. günde TNFα konsantrasyonunda azalma (sırası ile 156,6±79, 42,1±6 ve 35,5±3 pg/ml, p=0,036) aynı gruplarda MMP3 düzeyinde 7 günde (sırası ile 87,4±43,7, 23±8,9 ve 14,7±3,3 pg/ml, p=0,043) ve 14. günde (sırası ile 29,1±11,2, 28,3±18,5 ve 20,3±16,2 pg/ml, p=0,043) azalma gözlendi. MKH'lerin kontrole göre COMP konsantrasyonlarında neden oldukları değişim istatistiksel olarak anlamlı değildi. Metabolom analizinde gruplar arasında 1,5 kattan fazla değişiklik gösteren ve değişimi istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olan metabolitler tespit edildi. Sonuç olarak, farklı dokulardan elde edilen MKH'ler arasında OA'lı kondrositlere etkileri açısından farklılıklar tespit edilmesine rağmen, tüm gruplarda anti-inflamatuvar, yıkımı inhibe edici ve sentezi uyaran yönde bir etki gözlemlendi.
Sporcularda D vitamini düzeyi ile ekokardiyografik sağ ve sol kalbin yapısal ve dinamik parametrelerinin ilişki düzeyinin incelenmesi
Sporcu kalbi (SK), spor hekimliği pratiğinde yaygın olarak görülen ve kalbin maksimum atım hacmine (AH) izin vermek için büyüdüğü ve dinlenim kalp atım hızının (KAH) normalden düşük olduğu patolojik olmayan bir durumdur. Spor türü ve sistolik ve diyastolik fonksiyondaki değişiklikler ve özellikle D vitamini ve diğer biyokimyasal belirteçler gibi bu değişikliklerin belirleyicileri arasındaki ilişki iyi belirlenmemiştir. Bu çalışmada, farklı spor disiplinlerinde yer alan sporcularda konvansiyonel iki boyutlu (2D) ekokardiyografi ve Doppler ekokardiyografi parametreleri ile değerlendirilen sporcu kalbinin sistolik ve diyastolik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı'na başvuran yaşları 18-40 arasında, önceden bilinen kronik hastalığı olmayan 93 sporcu çalışmaya dahil edildi. Sporcuların yaş, boy, kilo, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) skoru, D vitamini ve diğer serum biyokimyasal belirteç değerlerini içeren verileri kaydedildi. Ayrıca, tüm bireylerin günlük güneş ışığına maruz kalma süresi, cilt maruziyeti şekli ve güneş koruyucu kullanımını içeren bir anket doldurmaları istendi. Değerlendirme için kaydedilen hasta verileri ekokardiyografiden ve elektrokardiyografiden (EKG) elde edilen bulguları içeriyordu. Futbol ve koşu grubu, halter ve kontrol grubundan yüksek D vitamini düzeyine sahiplerdi (sırasıyla 25.1 ng/mL, 24.9 ng/mL, 18.9 ng/mL, 22.2 ng/mL). Koşu grubu, kontrol grubundan daha yüksek EKG Cornell değerlerine sahipti (13,36 ± 4,77 vs 8,50 ± 4,27 mV, p=0.005). Futbol, halter, koşu grupları daha yüksek sol ventrikül kitle indeksi (SVKİ) değerlerine sahipti (sırasıyla, 83.7 ± 14.7, 75.7 ± 12.3, 84.2 ± 15.8, 69.9 ± 15.0 ng/mL, (p=0.002). Diyastolik ekokardiyografik değerlerde gruplar arasında D vitamini düzeylerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sol ventriküldeki yalancı tendon sıklığı futbol, halter ve koşu gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksek görünmektedir (sırasıyla, %26.3, %18.2, %4.6 ve %12). Futbol, koşu ve halter sporcularında sol ventrikül yapılarında yeniden yapılanma görülmekle birlikte, sporcularda kontrollere kıyasla artmış diyastolik fonksiyona dair daha az kanıt vardır. Bununla birlikte, sonuçlarımız kardiyak diyastolik fonksiyonun sporculardaki D vitamini eksikliğinden etkilenmediğini göstermektedir.
Konsantrik ve izometrik iskelet kası kasılması öncesi ve sonrasında kan irisin, FNDC5 düzeylerinin ve metabolik profilinin incelenmesi
İrisin salınımını etkileyen egzersiz parametreleri önemli bir araştırma konusudur. Bu çalışmanın amacı, konsantrik ve izometrik iskelet kası kasılması öncesi ve sonrasında kanda irisin, FNDC5 ve metabolik profilin incelenmesidir. 16 sağlıklı erkeğe, 3 hafta ara ile, her ikisi de 5-6 dakika süren konsantrik ve izometrik diz fleksiyon/ekstansiyon egzersizi, izokinetik dinamometre üzerinde, yaptırıldı. Egzersizler öncesinde ve sonrasında alınan kan örneklerinden, enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle irisin seviyesi, western blot yöntemiyle FNDC5 seviyesi ve sıvı kromatografisi-uçuş zamanlı kütle spektrometresi (Q-TOF LC/MS) ile metabolik profil tayini yapıldı. Maksimum kalp hızları ve son 7 gündeki fiziksel aktiflik durumu kaydedildi. Katılımcıların yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut kompozisyonu bilgileri (biyoelektrik impedans analizi ve kemik dansitometrisi ile ölçülen), el kavrama kuvveti, izokinetik ve izometrik kuvvet ve iş değerleri kaydedildi. Konsantrik egzersiz ile irisin değişimi 1.23 ± 0.28 (p=0.007) iken, izometrik egzersiz ile 1.44 ± 1.04 (p=0.134) bulundu. Egzersizlerin metabolom ve lipidom düzeyindeki etkileri temel bileşenler analizinde önemli ölçüde farklılık gösterdi. Konsantrik egzersize yanıt olarak irisin seviyesindeki değişim ile androstenedion, N-asetil aspartil glutamik asit ve bazı ko-enzim A (CoA) metabolitlerindeki değişim ilişkili bulundu (r>0.5 ve p<0.05). Katılımcıların egzersiz öncesi son 7 gündeki fiziksel aktivite durumu ile irisin yanıtı ters ilişkili bulundu (r=-0.481, p=0.059). Konsantrik egzersizle görülen irisin değişimi ile bacak kas kitlesi ve dinlenik metabolik hız korele bulundu (sırasıyla r=-0.543, p=0.03 ve r=-0.511, p=0.043). Konsantrik ve izometrik egzersizin irisin, FNDC5 ve metabolom düzeyindeki etkileri farklıdır. Metabolom ile ilişkili bulgularımız hedeflenmiş metabolomiks çalışmalarıyla teyit edilmelidir.
Sistemik hiperlipideminin tendon üzerine etkisinin shear wave elastografi ile değerlendirilmesi
Son yıllarda yapılan çalışmalar, artmış adiposite ve hiperlipideminin tendon patolojisine neden olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, sistemik hiperlipideminin patellar tendon sertliği üzerine etkisinin shear wave elastografi (SWE) ile değerlendirilmesidir. Çalışmaya 51 katılımcı (19 kadın, 32 erkek) dahil edildi. Katılımcıların cinsiyet, yaş, kan grubu, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut kompozisyon analizi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi skorlarını içeren demografik verileri ile kan lipid değerleri kaydedildi. Katılımcılar kanlarındaki düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) değerlerine göre çalışma grubu (hiperlipidemisi olanlar, n=24) ve kontrol grubu (hiperlipidemisi olmayanlar, n=27) olarak ikiye ayrıldı. Katılımcıların patellar tendon ve rektus femoris kas kalınlıkları B-mod sonografi, patellar tendon ve rektus femoris kas shear wave hızları (SWH) ise SWE ile ölçüldü. Kontrol grubuna kıyasla hiperlipidemisi olan kişiler daha yaşlı (sırası ile 27.9 ± 7.6 ve 35.2 ± 10.9, p=0.006) bulunurken; diğer demografik özellikler, patellar tendon ve rektus femoris kas kalınlıkları ile rektus femoris SWH açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. Patellar tendon SWH kontrol grubunda 5.02 ± 0.78 m/sn, hiperlipidemi grubunda 5.98 ± 1.19 m/sn, olup, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.001). Patellar tendon SWH, normal kilolu kişilere göre aşırı kilolu-obez kişilerde daha yüksek bulundu (sırası ile 5.18 ± 0.94 m/sn, 5.79 ± 1.19 m/sn, p=0.042). Yapılan korelasyon analizinde patellar tendon SWH ile LDL arasında pozitif orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon (r=0.432, p=0.002) saptandı. Patellar tendon SWH'nin bağımsız belirleyicilerinin değerlendirildiği çoklu doğrusal regresyon analizinde, yalnızca LDL patellar tendon SWH'nin bağımsız belirleyicisi olarak tespit edildi (p=0.007, CI: 0.005–0.028). Sonuç olarak; bu çalışmada sistemik hiperlipidemi ve VKİ'nin patellar tendon mekanik özellikleri üzerine etkileri aynı anda, yeni bir teknik olan SWE ile değerlendirildi. Kan LDL seviyesinin VKİ'den bağımsız olarak patellar tendon sertliğinde artışa sebep olduğu bulundu.
Düzenli fiziksel aktivitenin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklardaki etkisinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, düzenli fiziksel aktivitenin 8-12 yaş arası Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan ve en az 6 ay stimülan tedavi kullanan erkek çocuklar üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Yöntem: Çalışma randomize kontrollü olarak planlanmıştır. Çalışmaya 8-12 yaş arası 46 erkek DEHB dahil edildi. 23 olgu kontrol grubu, diğer 23 olgu düzenli fiziksel aktivite (DFA) grubu olmak üzere randomize bir şekilde dağıtıldı. Randomizasyon sonrasında her iki grupta bulunan tüm olgulara DuPaul DEHB Değerlendirme Ölçeği, Çocuk için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) 8-12 yaş grubu Ebeveyn ve Çocuk Formu ve Güçler Güçlükler Anketi (GGA) uygulandı. Kontrol grubu 10 hafta boyunca mevcut stimülan tedavisini almaya devam etti, ek müdahale yapılmadı. DFA grubuna ise 10 hafta boyunca haftada en az 60 dakika süren 3 futbol antrenmanı yaptırıldı. 10 hafta sonunda tüm olgulara DuPaul DEHB Değerlendirme Ölçeği, ÇİYKÖ 8-12 yaş grubu Ebeveyn ve Çocuk Formu ve GGA tekrar uygulandı. Bulgular: Çalışmamızda DFA grubu ve kontrol grubu yaş ortalamaları, DEHB alt tipleri ve Komorbidite dağlımları birbirine benzerdi. DFA grubunun fiziksel aktivite öncesi ve sonrası testleri karşılaştırıldığında; GGA alt ölçeklerinde duygusal, davranış, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, akran ilişkileri ve toplam güçlük puanlarında anlamlı azalma (p<0,05), DuPaul DEHB dikkat eksikliği, hiperaktivite alt testlerinde ve toplam puanda istatistiksel olarak anlamlı azalma (p<0,001), ÇİYKÖ 8-12 yaş grubu Ebeveyn ve Çocuk Formu alt ölçeklerinde fiziksel sağlık, psikososyal sağlık ve toplam skorda anlamlı artış saptandı (p<0,05). Kontrol grubunda ise ilk ve son testler arasında anlamlı bir değişiklik saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Çalışma sonuçları, düzenli fiziksel aktivitenin stimülan tedavi alan DEHB tanısı olan çocukların DEHB belirtilerini, hastalığın şiddetini ve davranışsal sorunlarını azalttığını, çocukların yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir. DEHB olan çocuklarda, stimülan tedaviye ek olarak düzenli fiziksel aktivitenin yapılması iyileşmeye katkıda bulunabilir.
Amerikan futbolu oynayan sporcularda peroneus longus kası üzerine uzun süreli elektrik stimulasyonu uygulamasının statik ve dinamik denge üzerine etkisi
Giriş: Ayak bileği yaralanmaları tüm spor yaralanmaları içinde ilk sırada yer almaktadır. Ancak bu yaralanmaların önlenmesi konusuna gereken önem verilmemektedir. Kuvvet ve denge profili daha iyi olan bireylerde yaralanma olasılığı azalmaktadır. Uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulaması ile bireylerde kuvvet ve dengede bazı kazanımlar gözlenebilir. Amaç: Bu çalışmanın temel amacı sağlıklı sporcularda peroneus longus kası üzerine uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulamasının denge üzerindeki etkisini incelemektir. Ayrıca uygulama sayesinde kuvvet değerlerinde oluşabilecek farklılıklar da değerlendirilecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya erkekler üniversite liginde mücadele eden, iyi düzeyde antrene ve sağlıklı 40 Amerikan Futbolu oyuncusu katıldı. Çalışma başında yapılan değerlendirmede çeşitli nedenlerle dört katılımcı çalışma dışı bırakıldı. Otuz altı katılımcıya her iki bacak izometrik kas kuvvetleri, statik ve dinamik dengeyi değerlendirecek şekilde ilk testler yapıldı. Katılıcılar 19 çalışma, 17 kontrol grubu olacak şekilde ikiye ayrıldı. Tüm katılımcılar uygulama süresi boyunca takım antrenmanlarına devam etti. Kısıtlama uygulanmadı. Çalışma grubundaki 19 katılımcıya beş hafta haftada üç gün elektrik stimülasyonu uygulandı. Beş haftalık uygulama süresi boyunca dört katılımcı çeşitli nedenlerle çalışma dışı bırakıldı. On altı çalışma, 16 kontrol grubu olacak şekilde 32 katılımcı ile son testler yapıldı. vi İstatistiksel Analiz: İstatistiksel değerlendirmede SPSS programı kullanıldı. Sayısal veriler için ortalama ve standart sapma hesaplandı. Normallik testi yapıldı. Dağılımı normal olan verilerde parametrik, normal olmayan verilerde non- parametrik testler kullanıldı. P≤0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi. Bulgular: Uygulanan elektrik stimülasyonu sonrası çalışma grubu dominant taraf ilk test-son test eversiyon ve dorsal fleksiyon kas kuvvetlerindeki farklılıklar anlamlı bulundu (p=0.041 ve p=0.017). Kontrol grubundaki kuvvet farklılıkları anlamlı değildi (p>0.05). Çalışma grubu ilk test-son test dominant taraf statik front-back salınım, dominant taraf dinamik mediolateral salınım ve çoklu eksen denge verileri arasındaki farklılıklar hipotezi destekler nitelikte anlamlı idi (sırasıyla p=0.05, p=0.027 ve p=0.015). Kontrol grubu statik front-back salınım denge verileri arasındaki farklılık da anlamlı bulundu (p=0.029). Sonuç: Çalışmanın ana hipotezi olan sağlıklı sporcularda uzun süre elektrik stimülasyonu uygulamasının statik ve dinamik dengeye olumlu etki göstereceği savı teyit edildi. Bu çalışma sağlıklı sporcularda beraberinde izometrik kasılmalar olmaksızın yapılan, uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulamasının dengeye etkisini inceleyen ilk çalışmadır. Konu ile ilgili daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekebilir.
Fonksiyonel ayak bileği instabilitesinde iki farklı elektriksel stimulasyon uygulamasının kas reaksiyon zamanı ve propriosepsiyon üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan hastalarda tibialis anterior ve peroneus longus kaslarına uygulanan farklı iki elektriksel stimülasyon uygulamasının kas reaksiyon zamanı ve ayak bileği propriosepsiyonu üzerine etkilerini araştırmaktır. Fonksiyonel ayak bileği intabilitesi olan 36 rekreasyonel sporcu standart elektriksel stimülasyon (SE) (n = 13), kişiye özel elektriksel stimülasyon (KE) (n = 13) ve kontrol (n = 10) gruplarına rastgele olarak dağıtılmıştır. Elektriksel stimülasyon gruplarındaki katılımcıların peroneus longus (PL) ve tibialis anterior (TA) kasları üzerine 6 hafta süresince, haftada 3 gün, günde 20 dakika elektriksel stimülasyon uygulanmıştır. Katılımcılara çalışmanın başlangıcında EMG cihazı ile inversiyon simülasyon platformunda, ayak bileği sırası ile 15° ve 30° inversiyona gidecek şekilde nötral ve plantar fleksiyon pozisyonunda olmak üzere kas reaksiyon zamanı ölçümleri yapılmıştır. Ayrıca dinamik denge, kinestezi, pasif ve aktif eklem pozisyon hissi ve izometrik kuvvet testleri uygulanmıştır. Değerlendirmeler 6 hafta süren elektriksel stimülasyon uygulaması sonrası tekrarlanmıştır. Elektriksel stimülasyon uygulaması sonrasında peroneus longus kas reaksiyon zamanları incelendiğinde; SE grubunda nötral 30°' de (p<0.05), plantar fleksiyon pozisyonunda 15° ve 30°lerde (p<0.01), KE grubunda ise, plantar fleksiyon pozisyonunda 15°'de (p<0.01) kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı kısalma saptanmıştır. Tibialis anterior kas reaksiyon zamanlarında ise; SE grubunda plantar fleksiyon pozisyonunda 30°'de (p<0.05) kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı kısalma saptanmıştır. Dinamik dengenin değerlendirildiği yıldız denge testinde her iki grupta kontrol grubuna göre elektriksel stimülasyon sonrası istatiksel olarak anlamlı iyileşme gözlemlenmiştir (p<0.05-0.001). Elektriksel stimülasyon uygulanan grupların kas reaksiyon zamanı ve yıldız denge testi değerleri karşılaştırıldığında gruplar arası istatiksel anlamlı fark saptanmamıştır. Bununla birlikte kinestezi, eklem pozisyon hissi ve izometrik kuvvet ölçüm sonuçlarında gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanamamıştır. Bu bulgular ışığında, fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan bireylerde peronues longus ve tibialis anterior kaslarına yapılan elektriksel stimülasyon uygulamasının kas reaksiyon zamanını iyileştirdiği ve dinamik dengeye olumlu katkı sağladığı söylenebilir. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olan hastalara yönelik rehabilitasyon programlarında ve sağlıklı kişilerde ayak bileği yaralanmalarının önlenmesinde elektriksel stimülasyon uygulamasının kullanılması faydalı olabilecektir.
Patellofemoral ağrıda şok dalga tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada patellofemoral ağrı (PFA) şikâyeti olan hastalarda ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) uygulamasının ağrı ve diz ekleminin fonksiyonel kapasitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yaşları 18-45 arasında olan 36 gönüllü Egzersiz (n=12), Egzersiz + ESWT (n=12) ve ESWT (n=12) gruplarına randomize edilmiştir. Egzersiz grubunda yer alan gönüllülere PFA'ya yönelik ev egzersiz programı verilmiştir. ESWT grubundakilere 5 günde bir toplam 5 seans patellofemoral eklem ve çevresine radial şok dalga tedavisi uygulanmıştır. Başlangıç dozu 1.8-2 bar, 2000 atım, 8 Hz olarak planlanmış olup hasta tolere edebildiği sürece, her seansta 0.2 bar ve 200 atım arttırılarak devam edilmiştir. Egzersiz + ESWT grubundakilere her iki tedavi de uygulanmıştır. Gönüllülerin tedavi öncesi ile tedavi sonrası 1. ve 8. haftalarda ağrı durumu görsel analog ölçeği (VAS), dizin fonksiyonel durumu ise Kujala skorlaması ile değerlendirilmiştir. Ayrıca tedavi öncesi ve sonrası izokinetik dinamometrede 60˚ fleksiyonda kuadriseps izometrik kuvveti ölçülmüştür. Tedavi sonrası 1. ve 8. haftalarda tedavi öncesine göre her üç grupta da VAS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma (p<0.001), Kujala skorlarında ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış (p<0.01-0.001) tespit edilmiştir. Her üç grup arasında tedavi öncesi ile tedavi sonrası 1. ve 8. haftalarda VAS ve Kujala skorlarındaki değişim açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır (p>0.05). Tedavi öncesi ile tedavi sonrası kıyaslandığında sadece Egzersiz grubunda 60˚ fleksiyonda kuadriseps izometrik kuvvetinin pik torkunda istatistiksel olarak anlamlı bir artış tespit edilmiştir (p<0.001). Egzersiz + ESWT ile ESWT grubunda tedavi öncesi ile sonrası arasında 60˚ fleksiyonda kuadriseps izometrik kuvvetinin pik torkunda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu çalışmanın sonucunda ESWT'nin PFA tedavisinde ağrının azalmasında ve dizin fonksiyonel kapasitesinin iyileşmesinde etkili olduğu; ancak egzersiz tedavisine göre tek başına ya da egzersiz tedavisiyle beraber uygulandığında bir üstünlüğü olmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca ESWT'nin 60˚ fleksiyonda diz izometrik kuvvetine olumlu ya da olumsuz bir etkisinin olmadığı söylenebilir. ESWT'nin PFA tedavisindeki etkinliğini değerlendiren daha çok sayıda randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: patellofemoral ağrı, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, kuadriseps izometrik kuvveti
Sağlıklı bireylerde ayak bileği evertör kaslarına yönelik ekstrakorporeal şok dalga tedavisinin kas reaksiyon zamanı ve kuvveti üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olmayan sağlıklı gönüllülerde peroneal kas grubuna uygulanan ekstrakorporeal şok dalga tedavisinin (ESWT) kas reaksiyon zamanı ve kuvveti üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi olmayan toplam 24 rekreasyonel sporcu ESWT (n=12) ve kontrol (=12) gruplarına rastgele olarak dağıtılmıştır. ESWT grubundaki gönüllülere 4-5 gün ara ile toplam 4 seans ESWT uygulanmıştır. Çalışmanın başında ve sonunda inversiyon simülasyon platformunda ayak bileği nötral 0° ve 20° plantar fleksiyon başlangıç pozisyonunlarından 15° ve 30° inversiyon açılarına ani olarak getirilmiş ve bu esnada elektromiyografik ölçüm yardımı ile tibialis anterior ve peroneus longus kaslarının reaksyion zamanı ölçülmüştür. Bununla beraber katılımcıların her iki ayak bileklerinde invertör ve evertör kaslarına, ayak bileği nötral ve 15° inversiyon pozisyonundayken izokinetik dinamometre yardımı ile izometrik kuvvet ölçümleri de yapılmıştır. Çalışmanın sonundaki 2. ölçümler seanslar tamamlandıktan bir hafta sonra uygulanmıştır. Başlangıç ölçümlerinde hem tibialis anterior hem de peroneus longus kaslarının reaksiyon zamanlarında her iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). ESWT grubunda uygulama sonrası nötral (0°) ve 20° plantar fleksiyon pozisyonundan 15° ve 30° inversiyondaki peroneus longus ve tibialis anterior kas reaksiyon zamanlarında anlamlı bir değişim olmadı (p>0.05). Benzer şekilde izometrik kuvvet ölçüm sonuçlarında da gruplar arasında uygulama öncesine göre uygulama sonrasında istatistiksel anlamlı bir farklılık saptanamadı (p>0.05). Bu bulgular değerlendirildiğinde, sağlıklı bireylerde evertör grup kaslarına yapılan ESWT uygulamasının kas reaksiyon zamanı ve kuvveti üzerine olumlu bir etkisi olmadığı söylenebilir. Bunun yanında kas reaksiyon zamanında anlamlı bir uzamaya da neden olmaması ve kas kuvvetinde iii azalma yapmaması nedeniyle çeşitli kas yaralanmalarının rehabilitasyon programlarında kullanılmasında kas kuvveti ile reaksiyon zamanı açısından olumsuz bir durum oluşturmayacağı da söylenebilir.
Kadın voleybolcularda omuz rotator kas kuvveti ve üst ekstremite patlayıcı kuvveti ile tek bacak squat testi, y denge testi ve kor endurans test sonuçlarının ilişkisinin incelenmesi
Giriş: Omuz eklemi baş üstü aktiviteler sırasında tekrarlayan yükler nedeniyle yaralanmalar için risk altındadır. Omuz patolojileri sadece omuz ekleminde değil kinetik zincirin diğer halkalarındaki bir sorunla da ilişkili olabilir. Baş üstü sporlarda hem optimal performans hem de yaralanmalardan korunmak için iyi bir omuz rotator kas kuvveti dengesi, iyi bir patlayıcı kuvvet, iyi bir kor kuvveti önemlidir. Özellikle kadın sporcular omuz yaralanmaları için risk altındadır. Amaç: Kadın voleybolcularda omuz rotator kas kuvveti, üst ekstremite patlayıcı kuvveti ile tek bacak squat testi, Y denge testi ve kor kuvveti arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 16-40 yaş arası sağlıklı kadın voleybolcular alındı. Katılımcıların omuz internal rotasyon (İR) ve eksternal rotasyon (ER) kuvvetleri, sağlık topu fırlatma testi (STFT), tek bacak squat testi (TBST), Y denge testinin (YDT) superolateral (SL) inferolateral (İL) medial (M) yönleri ve bileşik değeri (YDT-Bil), çift bacak alçaltma testi (ÇBAT) değerlendirildi. Ölçümlerin sonuçları korelasyon ve regresyon analizleri ile incelendi. Bulgular: İR ve TBST arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). İR ve nondominant YDT ile anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Nondominant İR ve dominant YDT-SL, dominant İR ve dominant YDT-İL arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05), diğer yönlerde anlamlı ilişki ve zayıf derecede korelasyon saptandı (p<0,05). İR ile dominant YDT-Bil arasında anlamlı ilişki ve zayıf derecede korelasyon bulundu (p<0,05), nondominant YDT-Bil ile bulunmadı (p>0,05). YDT-M 'nin diğer iki yöne göre YDT-Bil 'i daha fazla açıkladığı bulundu (p<0,05). Dominant İR ile ÇBAT arasında anlamlı ilişki ve negatif yönlü zayıf derecede korelasyon saptandı (p<0,05), nondominant İR ile saptanmadı (p>0,05). ER ile TBST, YDT, ÇBAT arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). STFT ile TBST ve STFT ile ÇBAT arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). STFT ve nondominant YDT-İL arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05), STFT ve diğer tüm YDT bileşenleri arasında anlamlı ilişki ve zayıf derecede korelasyon saptandı (p<0,05) . Sonuç: Y denge testinin, yaralanmalardan korunma, yaralanma sonrası rehabilitasyon, spora dönüş kararı aşamalarında ve iyi bir performans geliştirmede internal rotasyon kuvveti ve patlayıcı kuvvet ile ilişkisi akılda tutulmalıdır. Bu değerlendirme için Y denge testinin medial yönü pratik olarak kullanılabilir. Omuz izometrik kuvveti çift bacak alçaltma testi ile ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Voleybol, Baş Üstü Aktivite, Rotator Kas Kuvveti, Y Denge, Patlayıcı Güç, Kor Kuvveti, Tek Bacak Squat, Kinetik Zincir
Sarkopenili bireylerin kas kuvveti, denge ve propriyosepsiyon yönünden incelenmesi
EWGSOP2 kriterlerine göre sarkopenik olan ve sarkopenik olmayan bireyler üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı, önemli bir sağlık sorunu olan sarkopeninin kuvvet, denge ve propriyosepsiyon üzerine etkilerinin objektif olarak incelenmesidir. Çalışmaya 65 yaş ve üzeri 25 sarkopenik ve 20 sarkopenik olmayan birey katılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri alınmış, hastalıkları, operasyon geçmişleri, kullandıkları ilaçlar ve son 1 yıl içindeki düşme sayıları not edilmiştir. Charlson Komorbidite İndeksi (CCI) ve Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE) skorları hesaplanmıştır. Ayarlanabilir platform düzeneğinde (Biodex Balance System SD) yapılan denge ölçümleri sonrasında izokinetik dinamometre (Cybex Humac NORM) kullanılarak propriyosepsiyon ölçümleri ve diz ekstansör ve fleksör kaslarına yönelik 60°/sn hızda kuvvet ölçümleri yapılmıştır. İstatiksel analizler IBM SPSS 20 paket programı ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Sarkopenik bireylerin olmayanlara kıyasla daha yaşlı ve kısa boylu olduğu belirlenmiştir. Kilo ve vücut kitle indeksi açısından gruplar arası anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sarkopenik bireylerin el kavrama kuvveti, kas kütlesi, fiziksel performans değerleri, PASE skoru, her iki ekstremitenin fleksör ve ekstansör kaslara ait pik tork ve vücut ağırlığına göre pik tork değerlerinin daha düşük olduğu ve propriyosepsiyon hatalarının daha fazla olduğu saptanmıştır. Denge, ilaç sayısı, son 1 yıl içindeki düşme sayıları ve CCI açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Katılımcıların tamamında (n=45) yapılan korelasyon analizi sonucu, kuvvet ile denge, denge ile propriyosepsiyon ve kuvvet ile propriyosepsiyon arasında korelasyon gözlenmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda sarkopenik bireylerin kuvvet ve propriyosepsiyon yönünden negatif olarak etkilendiği görülmüştür. Yukarıdaki fonksiyonel unsurlara dair yürütülecek egzersiz programlarının sarkopenik bireylerde faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Alt ekstremite yaralanması geçirmiş sporcularda spora dönüş kararı için kullanılan denge ve fonksiyonel hop testlerinin ikili görev çalışmasıyla analizi
Çalışmamızın amacı, yaralanma sonrası uygulanan sahaya dönüş testlerinden denge ve fonksiyonel sıçrama testlerini, saha şartlarını daha gerçekçi bir şekilde yansıttığını düşündüğümüz fiziksel göreve eklenmiş bir bilişsel görevle eş zamanlı gerçekleştirerek sporculara ait olası performans değişimlerini incelemektir. Çalışmamıza lise veya üniversite seviyesinde, fiziksel olarak ani yön değiştirme ve sıçrama içeren takım sporları yapan ve halen aktif ve daha önce alt ekstremite yaralanma geçmişi olan (çalışma grubu-ÇG) 19 kişi ve olmayan (kontrol grubu-KG) 20 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik bilgileri alınmış, yaralanma geçmişleri, antrenman sıklıkları ve süreleri, haftalık ortalama maç sayıları not edilmiştir. Mini Mental Durum Skorları hesaplanmış ve ölçümler sırasında kullanılacak bilişsel görev zorluğunu tespit etmek için Wechsler zekâ ölçeğinin geriye doğru rakam sayma testi (backward digit test) tercih edilmiştir. Denge ölçümleri için Biodex Balance System SD cihazı kullanılmıştır. Fonksiyonel sıçrama testlerinden 6 metre süreli sıçrama testi ve üçlü sıçrama mesafesi ile çapraz sıçrama mesafesi testleri sıçrama halısı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sıçrama test sonuçları için LSI (limb symmetry index) hesaplanmıştır. Tüm ölçümler tek görev ve - sayısal görevle beraber- çift görev olarak iki koşulda yapılmıştır. İstatiksel analizler IBM SPSS 22 paket programı ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Her iki koşulda tüm denge parametrelerinde ÇG daha iyi performans gösterirken; tüm sıçrama ölçümlerinde KG daha iyi performans göstermiştir. Çalışmamızda kullandığımız diğer ölçüm testlerine kıyasla fiziksel ve bilişsel olarak daha kompleks yapıda olan çapraz sıçrama mesafesinin ölçümünde ikili görevle beraber KG, LSI yüzdesini yükseltirken; ÇG'nun, LSI yüzdesini düşürdüğü görülmüştür. Bu sonuçlar izole olarak yapılan fiziksel performans ölçümlerinin sporcuların sahaya döndüklerinde maruz kalabilecekleri mental stresleri ölçmede yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu nedenle hem sahaya dönüş testlerine hem de yaralanma önleme protokollerine sporcunun nörokognitif becerilerinin de test edilebileceği uyarlamalar yapılmasının, sporcuyu sahaya dönmeye daha çok yönlü bir şekilde hazırlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Alt ekstremite yaralanmaları, performans ölçümleri, ikili görev, denge, fonksiyonel sıçrama
İdiyopatik adölesan skolyoz tanılı hastalarda bant ile gerdirme yöntemi (anterior vertebral tethering) ile selektif torasik füzyon cerrahisinin paraspinal kas alanına etkisinin ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç: Adölesan idiyopatik skolyoz (AİS) tanılı hastalarda lomber bölgeye yönelik anterior vertebral tethering (AVT) uygulamasını selektif torasik füzyon (STF) ile karşılaştırarak, lomber AVT'nin paraspinal ve psoas majör kas morfolojisine, lomber bölge hareket açıklığına etkisini ve fonksiyonel sonuçlarını ortaya koymak Gereç ve yöntem: Çalışmaya lomber AVT uygulanmış 8 hasta ve takip süresi benzer STF uygulanmış 8 hasta dahil edildi. Hastaların SRS-22 (Scoliosis Research Society-22) skorları, VAS (Visual Analog Skala) ve ODİ (Oswestry Disability İndeks) skorları lomber bölge hareket açıklıkları, gövde fleksiyon ekstansiyon kuvvet ve dayanıklılığı karşılaştırıldı. Hastaların cerrahi öncesi ve son kontrollerindeki paraspinal ve psoas majör kas alanları ve yağlı dejenerasyon dereceleri radyolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Her iki grubun SRS-22, VAS, ODİ skorları arasında anlamlı fark bulunmadı. Her iki grubun lomber bölge hareket açıklığı, gövde fleksiyon ekstansiyon kuvvet ve dayanıklılığı benzerdi. Hastaların cerrahi öncesi ve son kontrollerindeki paraspinal ve psoas majör kas alanları ve yağlı dejenerasyon dereceleri arsında farklılık saptanmadı. Sonuç ve Tartışma: Skolyozlu hastalarda lomber bölgeye uygulanan AVT lomber bölge paraspinal kaslarında iatrojenik hasar yaratmayan, lomber hareket açıklığında ciddi bir kısıtlama yapmayan, fonksiyonel sonuçları 2 yıllık takip süresinde tatmin edici olan, lomber eğriliği bulunan hastalar için başarılı bir tedavi yöntemi olabilir.
Adölesan erkek futbolcularda futbola özgü treadmill simülasyonu ile oluşturulan yorgunluğun denge, kuvvet ve pik tork açısı üzerine etkileri
Çalışmamız adölesan futbolcularda (n=17), futbola özgü treadmill simülasyonu ile elde edilen yorgunluğun denge ve kuvvet (diz fleksör pik torku ve pik tork açısı) performansına etkilerini incelemek üzere tasarlandı. Dominant ve non-dominant taraflar için sırasıyla; postürel stabilite testi (Biodex Balance System SD), izokinetik dinamometrede (Cybex Humac NORM) yüzüstü pozisyondaki diz fleksör konsantrik-eksantrik kas kuvveti ve pik tork açısı test değerleri kaydedildi. Bu testler simülasyon öncesi (t0), devre arası sonu (t40+15) ve her 20 dk sonunda (t20, t40, t60 ve t80) olmak üzere toplamda 6 kez yapıldı. İstatistiksel analizler ''IBM SPSS 22'' paket programı ile gerçekleştirildi. Verilerin değerlendirilmesinde Wilcoxon Signed-Rank testi kullanıldı ve anlamlılık seviyesi 0,05 olarak kabul edildi (p<0,05). t40 - t40+15 aralığında, non-dominant tarafta genel stabilite ve medial-lateral stabilite indekslerinde; dominant tarafta ise anterior-posterior stabilite indeksinde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar bulundu. Dominant tarafta, konsantrik pik tork 60°/sn açısal hızda t20 - t40 aralığında, 120°/sn açısal hızda t60 - t80 aralığında; eksantrik pik tork 60°/sn açısal hızda t20 - t40 aralığında, 120°/sn açısal hızda t60 - t80 aralığında istatistiksel olarak anlamlı azalmalar saptandı. Non-dominant tarafta, konsantrik pik tork 60°/sn açısal hızda t20 - t40 ve t40 - t40+15 aralıklarında istatistiksel olarak anlamlı azalmalar görüldü. Eksantrik pik torkta, 60°/sn açısal hızda t20 - t40 aralığında, 120°/sn açısal hızda t20 - t40 ve t40+15 - t60 aralıklarında istatistiksel olarak anlamlı azalmalar saptandı. Yalnızca non-dominant tarafta 60°/sn'de konsantrik diz fleksör pik tork açısı t40+15 - t60 aralığında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gösterdi. Bu aralık dışında, hiçbir ölçümdeki pik tork açı değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç olarak; 15 dakikalık devre arası süresinin, denge performansının maç başı seviyelerine dönmesi için yeterli olabileceğini düşünmekteyiz. Çalışmamızda özellikle ilk ve ikinci yarı sonlarındaki kuvvet düşüşleri, yorgunluğun kuvvet üzerindeki olumsuz etkilerini destekler niteliktedir. Bu bulgular literatürde belirtilen hamstring yaralanma zamanlarıyla örtüşmektedir. Yorgunluğa bağlı potansiyel yaralanmaların önüne geçilmesi ve müdahale yöntemlerinin belirlenmesi adına, özellikle sezon öncesi dönemde, yorgunluk durumlarındaki kuvvet ve denge değerleri takip edilerek yapılan simülasyon çalışmalarının faydalı olabileceği öngörüsü oluşmuştur. Literatürdeki çalışmalarda düşük kanıt düzeyi ve çalışmamızdaki anlamlı olmayan sonuçlar ele alındığında, hamstring yaralanması risk belirteci olarak gösterilen pik tork açısı kullanımının sorgulanması gerekmektedir.
Patellar tendon mekanik özelliklerinin klinik fonksiyonel testler, kuvvet değerleri ve ağrı ile ilişkisinin incelenmesi – kesitsel çalışma
Amaç: Patellar tendinopati nedeniyle farklılaşan tendon özelliklerini patellar tendinopatisi olan ve olmayan voleybolcularda ve basketbolcularda ultrasonda gri skala görüntüleme ve shear-wave elastografi (SWE) ile tespit ederek, bu incelemelerin klinik testler, kuvvet ölçümleri ve ağrı ile ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, profesyonel voleybol ve basketbol liglerinde oynayan 17-35 yaş aralığındaki (ortalama yaş 21.86 ± 4.46) 63 kadın sporcu dahil edildi. Tüm sporculardan patellar tendinopati için anamnez alındıktan sonra sporculara VISA-P (Victorian Institute of Sport Assessment-Patellar Tendinopati) anketi doldurtuldu ve sonrasında sporcuların diz muayenesi gerçekleştirildi. Patellar tendonun morfolojik değerlendirilmesi ve mekanik özellikleri ise gri skala ultrason ve ultrason shear-wave elastografi ile yapıldı. Tüm ölçümler her iki dizden, 0 ve 30 derece olacak şekilde iki farklı diz açısında alındı. Aynı diz açılarında izometrik kuvvet ölçümleri izokinetik dinamometre ile gerçekleştirildi. Bu ölçümlerden sonra farklı bir günde sporcuların Counter-movement jump yüksekliği ve eğimli zeminde tek bacak squat testinde meydana gelen ağrı miktarı değerlendirildi. Bulgular: 30 derecede alınan ölçümlerde her iki diz için sertlik derecesinin arttığı tespit edilirken (p=0,0001/ 0,004), 0 derecede alınan ölçümlerde sağ dizde sertliğin arttığı (p=0,037), sol diz için ise benzer kaldığı gözlemlendi (p=0,13). Korelasyon analizi ile elde edilen sonuçlar incelendiğinde, 0 derecede özellikle tendonun proksimalinden alınan ölçümlerde kalınlık ve SWE değerleri ile VISA-P skoru arasında zayıf derecede negatif korelasyon saptanırken (rho= -0,18), squat sırasındaki ağrının şiddeti ile yine zayıf derecede pozitif korelasyon tespit edildi (rho= 0,18). 30 derecede alınan ölçümlerde ise kalınlık ve SWE ile VISA-P arasında zayıf korelasyon mevcut iken (rho= -0,19/-0,20), tek bacak squat sırasındaki VAS ile SWE'nin makul derecede pozitif korele olduğu gösterildi (rho= 0,32). Tendonun diğer kısımlarından alınan ölçümlerde ise istatistiksel anlamlılık derecesinde herhangi bir pozitif veya negatif korelasyon saptanmadı (rho= 0,01-0,15). Kuvvet ve sıçrama testleri ile olan ilişki incelendiğinde ise sadece tendon proksimalinin kalınlığı ile 0 derecede alınan kuvvet ölçümleri arasında makul dereceli bir pozitif korelasyonun mevcut olduğu gösterildi (rho= 0,34). 30 derecede ise bu ilişkinin zayıf miktarda olduğu tespit edildi (rho= 0,19). Sonuç: Özellikle patellar tendonun proksimal kısmının değerlendirilmesi sonucu elde edilen kalınlık ve shear-wave elastografi incelemelerinin klinik testler ile anlamlı derecede ilişkili olması ve patellar tendinopatisi olan sporcularla olmayanlar arasında farklılık göstermesi, SWE'nin patellar tendinopatili sporcularda tanısal ve prognostik bir izleme aracı olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Shear-wave elastografi, patellar tendinopati, ultrason, izometrik kuvvet
Düzeltici egzersizlerin çocuk ve adolesan bale bölümü öğrencilerinin postürleri üzerine etkilerinin fotogrametrik ölçüm yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışma fizyoterapist tarafından yapılan postüral değerlendirme sonucu kişiye özel oluşturulan düzeltici egzersizlerin postür üzerine etkilerini araştırılmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmamız Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda 11-19 yaş grubu aralığındaki 47 (39 kız, 8 erkek) (n=47) bale bölümü öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, çalışma başlangıcında ve kendileri için hazırlanmış kişisel düzeltici egzersiz programını 8 hafta uyguladıktan sonra olmak üzere iki defa fotoğraf ölçüm programına tabi tutulmuşlardır. Postüral değerlendirme yöntemi olarak SAPO postüral değerlendirme yazılımı kullanılmıştır. Sonuçlar istatiksel olarak SPSS v21 paket programı ile incelenmiştir. Anterior görünümde referans değeri belirtilmiş olan ölçüm parametreleri, uygulanan egzersiz programı öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında; başın yatay hizalanması (p=0,001), acromionların yatay hizalanması (p=0,001), SIAS'ların horizontal hizalanması (p=0,001), 2 acromion ve 2 SIAS arasındaki açı (p=0,001) ve tubaristas tibianın horizantal açılarındaki (p=0,001) değişim olumlu yönde istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Posterior görünümde ise scapulanın T3'e göre yatay asimetrisindeki değişim olumlu yönde istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001) (p<0,05) Sağ ve sol lateral görünümde referans değeri belirtilmiş olan başın vertikal hizalanması açılarındaki değişim olumlu yönde istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,00) (p<0,05). Lateral görünümde ölçümü gerçekleştirilen diğer değerler için literatürde ve SAPO yazılımında referans değer belirtilmemiştir fakat ölçüm parametrelerinin büyük bir kısmı için referans değer belirtmiştir. Literatürde SAPO yazılımı ile düzeltici egzersizlerin postür üzerine etkilerinin ölçüldüğü çalışma mevcut değildir. Çalışmamız ile ilk kez fizyoterapist tarafından kişiye özel programlanan düzeltici egzersizlerin postür üzerindeki etkinliği objektif ve somut veriler elde edilerek gösterilmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar ile düzeltici egzersizlerin postür üzerine olumlu etkileri sayesinde olguların yaralanma oranlarında azalma ve performanslarında artış olacağı izlenimi elde edilmiştir. Çalışmamız düzeltici egzersizlerin etkinliği üzerine gelecekte yapılacak çalışmalara öncülük edecektir. Anahtar Kelimeler: Postür, düzeltici egzersiz, bale, fizyoterapist
Adölesan basketbolcularda propriosepsiyonun kuvvet ve fonksiyonel parametreler üzerine etkisi
Bu çalışma propriosepsiyon egzersizlerinin, adölesan basketbolcularda eklem pozisyon hissi, kuvvet, fonksiyonel stabilite ve dayanıklılık üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada 13-16 yaş arası basketbolcular rastgele biçimde egzersiz grubu (n=11) ve kontrol grubu (n=9) olarak ayrıldı. Egzersiz grubuna 6 hafta boyunca haftada 2 kez açık kinetik zincirde fonksiyonel propriosepsiyon egzersizleri yaptırıldı. Tüm katılımcılara egzersiz programı öncesi ve sonrası laboratuvarda izokinetik dinamometrede (Cybex Humac NORM) sırasıyla propriosepsiyon testi ve izokinetik kas kuvveti testi uygulandı. Katılımcılara farklı bir günde egzersiz programı öncesi ve sonrası sahada kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testi ve modifiye push-up testi yapıldı Propriosepsiyon ölçümü sırtüstü pozisyonda 0˚-180˚ hareket açıklığında omuz ekstansiyon fleksiyon yönünde 60˚ ve 120˚ hedef açılarda eklem pozisyon hissi ölçülerek gerçekleştirildi. Ardından aynı pozisyon ve hareket yönünde izokinetik kuvvet testi uygulandı. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Egzersiz programı öncesi gruplar arası pik tork değerleri dışında kuvvet, propriosepsiyon ve fonksiyonel parametrelerde anlamlı fark görülmedi. Çalışmamızda egzersiz grubunda eklem pozisyon hissinde egzersiz programı sonrası 60˚ hedef açıda anlamlı fark görülmezken, 120˚ hedef açıda propriosepsiyon değerlerinde anlamlı gelişme görüldü. Kontrol grubunda propriosepsiyon değerlerinde iki ölçüm arası anlamlı fark görülmedi. İzokinetik kuvvet parametrelerinde katılımcılarda pik tork, pik tork/vücut ağırlığı, toplam yapılan iş değerlerinde egzersiz programı öncesi ve sonrası anlamlı fark bulunmadı. Kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testi ve modifiye push-up testi ölçümlerinde egzersiz grubunda egzersiz programı sonrası anlamlı artış görüldü. Gruplar arasında egzersiz programı sonrası kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testi değerlerinde anlamlı fark bulundu. Çalışmamızın sonucunda uyguladığımız propriosepsiyon egzersizlerinin, eklem pozisyon hissine olumlu etki ettiği, fonksiyonel stabilite ve dayanıklılık değerlerini geliştirdiği görülmüştür. Bununla beraber propriosepsiyon eğitimin mevcut kas kuvvetine direkt etki etmediği, kas kuvvetinin sporcu performansını geliştirmek için spora özgü becerilerde fonksiyonel özelliklerle birlikte geliştirilmesi gerektiği söylenebilir. Özellikle hem sinir hem kas-iskelet sisteminde gelişimin çok kısa sürede değişebildiği adölesan yaş grubunda proprioseptif eğitimin antrenman programlarında yer alması ve aktiviteye özgü olarak düzenlenmesi gerektiği düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Propriosepsiyon, kuvvet,stabilite,dayanıklılık, adölesan basketbolcu
Futbolcularda miyofasiyal latent tetik nokta kuru iğnelemesinin atletik performans parametreleri üzerine etkisi
Çalışmamız, miyofasiyal latent tetik nokta kuru iğnelemesinin kısa dönemde (3 gün) ağrı, propriyosepsiyon, kas kuvveti, dayanıklılığı, maksimal kuvvete ulaştığı eklem hareket açıklığı, ivmelenme ve reaksiyon zamanı üzerine etkilerini araştırmak ve atletik popülasyonda performans yaklaşımlarında kullanılabilirliğini değerlendirmek üzere dizayn edildi. Çalışmaya, amatör liglerde lisanslı olarak performans gösteren 24 futbolcu katıldı. Katılımcılar sırasıyla demografik özellikleri ve çalışmaya katılım kriterleri sorgulandıktan sonra her iki bacakta rektus femoris, vastus medialis, vastus lateralis, biceps femoris ve semitendinozus – semimembranozus kas gruplarındaki miyofasiyal latent tetik noktalar tespit edildi ve silinmez cilt kalemiyle bu noktalar işaretlendi. İşaretlenen bu noktaların basınç – ağrı eşiği ölçümleri Baseline (Push-Pull Force Gauge®, Fabrication Enterprises, Inc.) marka algometreyle yapıldı. Sonrasında Cybex HUMAC/NORM (CSMI, 2004) izokinetik dinamotrede hıza bağlı propriyosepsiyon, 60 0/sn. ve 180 0/sn. açısal hızlarda her iki bacağın fleksiyon ve ekstansiyon değerleri ölçüldü. Propriyosepsiyon analizini takiben izokinetik kas kuvvet ölçümleri; oturur pozisyonda 0 – 900'lik eklem hareket açıklığı içerisinde 60 0/sn. ve 180 0/sn. açısal hızlarda gerçekleştirildi. İzokinetik analizleri sonrasında sporcunun dominant bacağında, önceden belirlenip işaretlenmiş olan latent tetik noktalara kuru iğneleme girişimi, uygulandı. Her bir noktaya dinamik ve derin kuru iğneleme uygulanmış olup; Seirin marka, boy ve kalınlığı 60 mm. x 0,30 mm. olan akupunktur iğneleri kullanılmıştır. Her bir noktada lokal seğirme cevapları bitene kadar işleme devam edilmiş ve sonrasında diğer latent miyofasiyal tetik noktaya geçilmiştir. Non – dominant bacağa herhangi bir işlem yapılmamıştır. 3 gün sonrasında katılımcılara yapılan testler tekrarlanıp deney sonlandırılmıştır. İstatiksel analizler IBM SPSS 21 paket program kullanılarak yapıldı ve anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlendi (p<0,05). Analizlerin sonucunda, kuru iğneleme sonrasında kısa dönemde, incelenen kas gruplarında basınç-ağrı eşiği artış eğiliminde olurken semitendinozus-semimembranozus kas grubunda anlamlı derecede artış olduğu görüldü (p=0,015). Hıza bağlı propriyosepsiyon analizine göre 60 0/sn.'de ekstansiyon hedef hıza anlamlı derecede yaklaşmış (p=0,025), fleksiyonda ise hedef hıza yaklaşma eğilimi olmuş fakat bu değer anlamlı bulunmamıştır. İzokinetik kuvvet değerleri anlamlı sonuç olmamasına rağmen pik tork değerleri ekstansiyon için azalma, fleksiyon için artma eğiliminde olmuştur. Dayanıklılıkta ise toplam yapılan iş değerindeki kuru iğneleme yapılmayan non – dominant bacakta ekstansiyonda (p=0,004), fleksiyonda (p=0,015) anlamlı derecede artış meydana gelirken dominant bacakta artış anlamlı seviyede olmamıştır. İvmelenme zamanında fleksiyonda hem dominant hem de non – dominant bacakta anlamlı derecede azalma meydana gelirken (p<0,05) ekstansiyonda anlamlı fark oluşmamıştır. Sonuç olarak kuru iğnelemenin futbolcularda latent tetik noktaların ağrı eşiğini yükselttiği, propriyosepsiyonu anlamlı derecede etkilediği, izokinetik kuvvet ve zaman parametreleri yönünden fleksiyonda artış eğiliminde etki gösterdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: tetik nokta, kuru iğneleme, ağrı, kuvvet, propriyosepsiyon
Adölesan kadın basketbolcularda yüksekten atlamanın iniş fazında kalça ve diz biyomekaniğinin ön çapraz bağ yaralanmaları üzerine etkisi
Adölesan kadın basketbolcular (n=14) üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı yüksekten atlamanın iniş fazında farklı komponentler arasındaki ilişkileri ortaya koyarak, elit düzeyde yarışan sporcularda yaralanma ya da operasyon sonrası spora dönüş aşamasında biyomekanik değerlendirme açısından daha doğru planlanma yapmak, sezon başı veya rehabilitasyon öncesi yapılan değerlendirmelerde belli eklemlerdeki kinematik eksiklikleri tespit etmek ve buna yönelik egzersiz planlanması ile yaralanma riskini en aza indirmektir. Katılımcıların sırasıyla vücut antropometrik ölçümleri, işaretleyicilerin yerleştirilmesi (Xsens MVN Awinda), izokinetik dinamometrede kalça ve diz kuvvet eklemleri için kuvvet testleri yapılmıştır. İşaretleyiciler yerleştirildikten sonra katılımcılar randomize bir şekilde üç farklı atlayış gerçekleştirmiştir. Katılımcılar 30 cm'lik bir platform ile gerçekleştirilen atlayışların birincisinde platform üzerinden iniş, ikincisinde platformun 10 metre gerisinden koşuyla beraber iniş, üçüncüsünde ise platformun 10 metre gerisinden basket topunun sürülmesi ile iniş yapılmıştır. Ardından kişilerin diz fleksiyon/ekstansiyon, kalça fleksiyon/ekstansiyon, kalça abdüksiyon/addüksiyon ve kalça iç/dış rotasyon testleri izokinetik dinamometrede 60 °/sn hızla gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS 25 paket programı ile yapılmış ve önem düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir. Yapılan kinematik analizler sonucunda üç farklı atlama arasında sagital, frontal ve transvers düzlemlerde istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklara rastanmıştır. Bulgularımıza göre, yüksekten atlamanın iniş fazında izole inişlere ek olarak yapılan aktiviteler atlayış sırasında kalça ve diz kinematiğini değiştirebilmektedir. Atlamadan önce kişinin belirli bir hızda koşması veya atlama sırasında basketbola yönelik hareket paternleri içeren herhangi bir görevi gerçekleştirmesinin (top atma, top yakalama) diz ve kalça kinematiğine etki edebileceğini söyleyebiliriz. Yüksekten atlamanın farklı komponentlerinin diz ve kalça kinematiğine etkisinin olabilmektedir, ancak antropometrik veriler ile kinematik veriler ve izokinetik ölçüm ile kinematik analiz arasındaki ilişkileri inceleyen çalışmaların artması gerekmektedir. Bununla birlikte, spora dönüş aşaması veya rehabilitasyon amaçlı kullanılan ve yüksekten atlama stilleri içeren testlerin spora özgü olarak geliştirilmesi ve modifiye edilmesinin hem yapılan testin güvenirliliğini hem de spora özgü sıçrama antrenmanalarının kalitesinin artabileceğini önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ön çapraz bağ, biyomekanik, kinematik, adolesan basketbolcu, kuvvet
Keman çalan müzisyenlerde skapular diskinezi, omuz mobilitesi ve skapula çevresi kasların izokinetik kas kuvveti değerlendirmesi
Bir müzik aletinin çalınması için ellerin ve parmakların hızlı, tekrarlayan ve karmaşık hareketleri gerçekleştirmesi gerekir. Omuz pozisyonu, kas ve eklem stabilitesi ve üst ekstremite hareketlerinin kontrolü skapular performansa bağlıdır. Ancak uzun süreli üst ekstremiteyi asimetrik kullanıma bağlı olarak skapular asimetri gelişebilir. Keman çalan müzisyenlerde bu risk fazladır. Çalışmanın amacı herhangi bir enstrüman çalmayan bireylere göre keman çalan müzisyenlerde skapular diskinezi varlığını araştırmak; skapular asimetriyi, , omuz internal ve eksternal rotasyon hareket açıklığı ile omuz mobilitesini ve skapula çevresi kaslardan omuz internal ve eksternal rotatorlerin izokinetik kas kuvvetini(60°/sn ve 180°/sn'de) değerlendirmektir. Herhangi bir üst ekstremite veya boyun patolojisi olmayan, ağrı şikayeti olmayan gönüllü katılımcılarla 30 kişilik çalışma 20 kişilik kontrol grubu oluşturuldu. Her katılımcıya skapular diskinezi değerlendirmesi, omuz internal ve eksternal rotasyon eklem hareket açıklığı ölçümü, kısalık esneklik ölçümü, el kavrama kuvveti ölçümü, omuz internal ve eksternal izokinetik değerlendirilmesi yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS 15 paket programı ile gerçekleştirildi ve anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlendi (p<0,05). Çalışma grubunda sağ kol eksternal rotastor kasların 60°/sn açısal hızda izokinetik kas kuvveti daha yüksek bulundu (p=0,003). Esneklikte kontrol grubu ile kıyaslandığında anlamlı fark bulunurken omuz rotasyonları hareket açıklıklarında, skapular asimetri ve skapular diskinezi varlığında fark bulunmadı. LSST ve Skapuılar diskinezi arasında zayıf korelasyon ilişkisi bulundu. Omuz abduksiyon ve rotasyon hareketlerinde çalışma grubunda propriosepsiyon hissi daha iyi bulundu. Sonuç olarak esneklik ve propriosepsiyon hissi kemancılarda daha iyi iken kontrol grubu ile kıyaslandığında kuvvet ve skapulanın pozisyonu değerlerinde fark bulunmadı. Kuvvet dengesizliklerini görmek ve bu değişkenlerin performans üzerine etkisini anlamak için katılımcı sayısının daha fazla olduğu statik yerine dinamik değerlendirilmelerin yapılmasını önerebiliriz.
Adolesan futbolcularda hamstring kas grubuna ait refleks kontraksiyon ile patlayıcı güç, sprint ve eksantrik kuvvet parametreleri arasındaki ilişki
Çalışmamız futbolcularda hamstring kas grubuna ait refleks kontraksiyon parametrelerinin, futbolcunun sahip olduğu patlayıcı güç, sprint kabiliyeti, konsantrik ve eksantrik kuvvet ve kasın esnekliğiyle ilişkilerini belirleyip futbolcularda oluşabilecek sakatlıkların önüne geçmek için önerilerde bulunulması amacıyla yapılmıştır. Adolesan yaş grubunda 30 futbolcunun (n=30), FIFA 11+ ısınması uygulamadan önce ve sonra refleks kontraksiyon parametreleri (Tensiyomiyograf) kaydedilip, FIFA 11+ ısınması sonrası patlayıcı güç ve zıplama yetenekleri (Fusion Sport Smart Jump), kamera ve fotosel sistemle (Seven Elektronik SE-164) sprint kabiliyetleri, izokinetik dinamometreyle (Humac NORM Cybex) eksantrik ve konsantrik kuvvet değerleri, maksimal kuvvete ulaşma süreleri ve Otur-Eriş Testiyle (Sit and Reach Box) esneklik değerleri farklı günlerde testlendi. Tensiyomiyograf ile refleks kontraksiyon verileri gecikme süresi (Td), gevşeme süresi (Tr), kontraksiyon süresi (Tc), gevşemeden kasılmanın devam ettiği süre (Ts) ve maksimal deplasman (Dm), drop jump, counter-movement jump, squat jump zıplamalarıyla elde edilen havada kalma süresi (Flight time) ve yerden zıplanılan yükseklikle (Jumping height) zirve güç (peak power), elastik enerji kullanım oranı (Strecth-Shortening Cycle), eksantrik kullanım oranı (Eccentric-Utilization Ratio), izokinetik sistemle sağ ve sol bacak için konsantrik ve eksantrik kasılmada 60°/sn açısal hızda PK (pik tork), PK-VA (vücut ağırlığına bağlı pik tork), kas fotosel sistemiyle 10-20-30 metre sprint süreleri ve otur uzan testi ile hamstring esneklik verileri elde edildi. Analizler sonucunda Ts ve Tr değerlerinde anlamlı değişimler bulundu (p<0.05) ve bu değişimin regresyon analizi sonucunda Ts değerinin izokinetik değerlerden sağ bacak eksantrik pik torkla anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak günümüz teknolojisi ile bulduğumuz sonuçlarımız tam olarak açıklanamayacağı için kas verilerinin tek tek ve farklı değişkenlerle testlenmesini önerebiliriz. Anahtar Kelimeler: FIFA 11+, Tensiyomiyograf, hamstring kası, futbol, eksantrik kuvvet
Spor yapan ampüte bireylerde fiziksel kondisyon ve izokinetik test parametrelerinin değerlendirilmesi
Çalışma, ampüte bireylerin spora katılımının fiziksel kapasite üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Yaşları 18-45 yıl arasında değişen; Kontrol Grup (sedanter ampüte), (n=11) ve Sporcu Grup (ampüte futbolcu), (n=35) olarak toplam 46 ampüte birey ile çalışıldı. Katılımcıların skinfold ile vücut kompozisyonları değerlendirildi. Biodeks Stabilite Sistemiyle postüral stabilite, Cybex Humac Norm 2 dinamometreyle 600/sn ve 900/sn açısal hızlarda gövde kas gücü ve dayanıklılık ölçüldü ve değerlendirildi. Breath-by-breath yöntemi kullanılarak kardiyopulmoner performans testi ile aerobik kapasiteleri değerlendirildi. Solunum fonksiyon parametreleri incelendi. Sporcu Grupta, vücut yağ yüzdeleri daha az olmasına rağmen, istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Triceps, uyluk ve baldır bölgelerinin deri kıvrım kalınlığı Sporcu Grup katılımcılar lehine azalmıştı (p<0.05). Tek ayak, postüral stabilite salınım değerleri Sporcu Grupta anlamlı olarak az bulundu (p<0.05). Sporcu Grup ampütelerin daha yüksek gövde kas kuvvetine ve enduransına sahip oldukları belirlendi (p<0.05). Futbolcu ampüte katılımcıların MVV (%) ve PEF (%) değerleri anlamlı derecede gelişmişti (p<0.05). Kardiyopulmoner performans egzersiz testi sonuçlarına göre; Sporcu Grubun egzersiz sırasında ulaştıkları maksimum kalp hızı ve maksimum sistolik kan basıncı değerleri istatistiksel olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Sporcu Grup katılımcıların maksimum diyastolik kan basıncı anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05). Sporcu Grubun daha uzun süre egzersiz yapabildiği (p<0.05), egzersiz süresince tüketilen oksijen miktarının ve üretilen karbondioksit miktarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (p<0.05), anaerobik eşik değerdeki ventilasyon ve gaz değişim değerlerinin de yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, spor yapan ampüte futbolcuların aerobik güç ve kapasitelerinin, gövde kas kuvveti ve dayanıklılıklarının, denge stabilitelerinin, spor yapmayan ampüte bireylere göre, daha gelişmiş olduğu saptandı. Sonuçta ampüte bireylerin spora katılımının fiziksel performans gelişimi üzerinde belirgin pozitif etkileri olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: ampüte, futbol, kondisyon, kardiyopulmoner, izokinetik
Görsel ve işitsel uyaranların anaerobik performans ve patlayıcı güç üzerine etkisi
Sporcuların fiziksel kapasitesini objektif ve detaylı biçimde ölçmek için laboratuvar testleri kullanılmaktadır. Fakat laboratuvar ortamı, sporcunun işini yaptığı ve performansın asıl gerekli olduğu saha ve müsabaka içi ortamdan oldukça farklıdır. Literatürde anaerobik performans ve patlayıcı gücün müsabaka içerisindeki seviyelerini gösteren ve görsel ve işitsel uyaranlar kullanılarak müsabaka atmosferi yaratılan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda görsel ve işitsel uyaranlar kullanarak sanal gerçeklik yardımıyla müsabaka atmosferi yarattık ve bu atmosferin fiziksel performans üzerine etkisini gözlemledik. Çalışmaya 15 kadın basketbol oyuncusu katıldı. Bir kez standart prosedür ve bir kez de sanal gerçeklik yardımıyla oluşturulan müsabaka ortamı içerisinde olmak üzere deneklere 3-7 gün ara ile 2 kez wingate anaerobik testi yapıldı. Değerlendirmeler sonucunda, katılımcıların sanal gerçeklik ortamında 30 saniyelik test boyunca ürettikleri ortalama güç parametresinde, standart prosedür ile yapılan test ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir artış görüldü (p=0,02). Diğer parametreler karşılaştırıldığında sanal gerçeklik ortamı lehine artışlar görüldü fakat bu artışlar istatistiksel olarak anlamlı değildi (pik güç p=0,12 , minimum güç p=0,57 , güç düşüşü p=0,36 , yorgunluk indeksi p=0,96). Anahtar Kelimeler : Wingate, Performans, Uyaran, Basketbol, Çevre
Üniversite öğrencilerinde yüksek şiddetli aralıklı egzersiz ve orta şiddetli aerobik egzersizin kognitif fonksiyonlardan seçici dikkat üzerine olan akut etkilerinin karşılaştırılması
Giriş: Günümüzde, sedanter yaşam tarzı gittikçe daha yaygın bir hale gelmekte ve insanlar teknolojinin gelişmesiyle beraber daha az hareket etmektedir. Son yıllarda, egzersiz ve fiziksel aktivitenin genel sağlık üzerine olumlu etkilerinin yanı sıra kognitif fonksiyonları da geliştirebileceğine dair bulgular saptanmıştır. Yapılan çalışmalar kısa süreli tek seans yapılan egzersizin bile kognitif fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri olabileceğini göstermiştir. Amaç: Orta şiddetli aerobik egzersizin ve yüksek şiddetli aralıklı egzersizin kognitif fonksiyonlardan seçici dikkat üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Rastgele örneklem seçimi tekniğiyle 19-25 yaş arasında 34 gönüllü erkek Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencisi çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar, her biri 30 dakika süren yüksek şiddetli aralıklı egzersizden (4 dakika maksimum kalp hızının yaklaşık %85-90'ında ve 3 dakika da yaklaşık %60-70'inde olacak şekilde toplam 4 periyod) ve orta şiddetli aerobik egzersizden (maksimum kalp hızının %60-70'inde) önce birini, 2 hafta sonra diğerini yapmıştır. Kognitif fonksiyonlardan seçici dikkati değerlendirmek için Stroop testi, egzersizden önce ve egzersizden 15 dakika sonra uygulanmıştır. Bulgular: Stroop testi sonuçlarına göre, yüksek şiddetli aralıklı egzersizin kare rengi söyleme, renkli kelimeleri söyleme ve renkli kelimelerin rengini söyleme hızlarında orta şiddetli aerobik egzersize göre daha üstün olduğu saptanmıştır. Ayrıca renkli kelimelerin rengini söylerken yapılan kendiliğinden düzeltme sayısı da yüksek şiddetli aralıklı egzersiz sonrasında diğer egzersiz türüne göre daha fazla azalmıştır. Sonuç: Hem orta şiddetli aerobik egzersizin hem de yüksek şiddetli aralıklı egzersizin kognitif fonksiyonlardan seçici dikkati artırdığı saptanmıştır. Yüksek şiddetli aralıklı egzersizin, orta şiddetli aerobik egzersize göre seçici dikkati geliştirme açısından daha avantajlı olabileceği ve bu nedenle önerilebileceği düşünülmüştür.
KOAH'lı hastalarda kuadriseps kas kuvveti, denge ve diz eklem propriosepsiyonunun hastalık şiddeti ve egzersiz kapasitesi ile ilişkisi
KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı)'lı hastalarda egzersiz kapasitesi ve kuadriseps kas kuvveti ile ilgili çalışmalar devam etmekle beraber, propriosepsiyon ve denge konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda diz ekstansör ve fleksör kas kuvvetinin yanı sıra diz eklem propriosepsiyonunu ve dengeyi inceleyip; sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırıp hastalık şiddeti ve egzersiz kapasitesi ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. KOAH'lı hastaların hastalık şiddeti GOLD (Global Inıtiative for Obstructive Lung Diseases) 2017 kriterlerine göre sınıflandırıldı. 40-80 yaş arası 20 sağlıklı birey ve 82 hasta üzerinde çalışıldı. Katılımcıların; egzersiz kapasitesi 6 DYT (6 Dakika Yürüme Testi) ile diz ekstansör ve fleksör kas kuvveti ve diz eklem propriosepsiyonu izokinetik dinamometre ile postural stabilite Biodex Denge Sistemi ile ölçüldü. Sonuçlar karşılaştırıldı ve SPSS versiyon 21 ile istatiksel olarak değerlendirildi. Sağlıklı bireylere göre hastalarımızda egzersiz kapasitesi ile diz ekstansör ve fleksör kas kuvveti, hastalık şiddetiyle paralel olarak anlamlı derecede azalmıştı (sırasıyla p<0,001, p<0,05). Bulgularımıza göre; egzersiz kapasitesi ile kas kuvveti arasında pozitif yönlü korelasyon bulundu. Sağlıklı bireyler ve hastaların diz eklem propriosepsiyonu ile statik ve dinamik denge sonuçları arasında saptanan farklılık istatiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). KOAH'lı hastalarımızın egzersiz kapasitesindeki azalma ve kas kuvvet kayıpları litereatür verileri ile uygunluk göstermektedir. Bu sonuçlar üzerinde dispne, iskelet kas inflamasyonu ve fiziksel aktivitedeki azalmanın etkili olduğunu düşünmekteyiz. Hastalarımızda diz eklem proprioseptif duyu kaybı bulamamızda; yaş, cinsiyet ve metodik farklılıkların etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu sonucun muhtemelen gövde kaslarındaki proprioseptif duyu kaybına alternatif olduğunu ve statik ve dinamik postural kontrolün devamlılığını sağladığını düşünmekteyiz. Sonuç olarak, KOAH'lı hastaların yaşam kalitesini artırmak amacıyla erken dönemden itibaren, aerobik ve iskelet kaslarına yönelik kuvvet egzersizlerini içeren pulmoner rehabilitasyon programlarına yönlendirilmesini önermekteyiz.
Aşil tendinopatisinde eksantrik egzersiz ve ekstrakorporeal şok dalga tedavisinin tendon kalınlığı, vaskülaritesi ve elastikiyetine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Araştırmanın amacı, kronik orta bölüm Aşil tendinopatisinde eksantrik egzersiz ile ESWT tedavi etkinliklerinin karşılaştırılması ve bu iki tedavi yönteminin tendon kalınlığına, vaskülaritesine ve elastikiyetine etkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma randomize-kontrollü müdahale çalışması olarak Nisan 2017-Ocak 2018 tarihlerinde, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı' a başvuran kronik orta bölüm Aşil tendinopatisi olan hastalarda gerçekleştirilmiştir. Hastalar blok randomizasyon ile gruplara dağıtılmıştır. Hastaların değerlendirilmesinde VAS ve VISA-A ölçekleri kullanılmıştır. Ultrasonografi ölçümlerinde tendon kalınlığı, vaskülarizasyonu ve elastikiyeti değerlendirilmiştir. Birinci gruba Alfredson protokolü ile 3 ay boyunca eksantrik egzersiz uygulanmış, ikinci gruba ise Aşil' in orta bölümüne, haftada bir olmak üzere, toplamda 4 seans ESWT uygulanmıştır. Tedavi başlangıcından 3 ay sonra VAS ve VISA-A ölçekleri ve ultrasonografi ölçümleri tekrarlanmıştır. Bulgular: Grup 1' de 32 hasta, Grup 2' de 31 hasta analiz edildi. Hastaların yaş aralığı 18-55, ortalaması 37,4' tü. Cinsiyet, boy, kilo ve vücut kitle indeksi, dominant ekstremiteleri, meslek, sigara kullanım durumu bakımından da her iki grup benzerdi (p>0,05). Hastaların % 70' i spor yapmaktaydı. Spor yapan kişi sayısı ve süreleri bakımından gruplar benzerdi (p>0,05). Her iki grupta VAS skorları anlamlı azalırken, VISA-A skorları anlamlı olarak arttı. (p<0,001). Eksantrik egzersiz ile tendon kalınlığı ve sertliği artarken (p=0,002, p=0,039), ESWT ile tendon kalınlığının ve sertliğinin değişmediği bulunmuştur (p>0,05). Sonuç: Bu araştırma ile kronik orta bölüm Aşil tendinopatisinde eksantrik egzersizin ve ESWT tedavisinin ağrıyı azaltmada ve tendon fonksiyonunu artırmada etkili olduğu saptanmıştır. Eksantrik egzersiz tendon kalınlığını ve tendon sertliğini artırarak tendon yapısında değişikliklere neden olurken, ESWT tedavisinin tendon elastikiyetine ve kalınlığına etkili olmadığı saptanmıştır.
Sporcularda ekg bulgularının seattle kriterlerine ve 2017 uluslararası kriterlere göre değerlendirilmesi; bu bulguların spor tipi, egzersiz yoğunluğu, antrenman seviyesi ve fiziksel uygunluk düzeyi parametreleri ile ilişkisi
Giriş: Ani kardiyak ölüm (AKÖ), sporcularda spor yaparken gerçekleşen ölümün önde gelen nedenlerindendir. Spora katılım öncesi değerlendirme (SKÖD) ile AKÖ engellenmeye çalışılmaktadır. Kardiyak patolojisi olan sporcuların çoğunda patolojik EKG (Elektrokardiyogram) bulgularının tespit edilmesi nedeniyle EKG, sporcuların kardiyovasküler hastalık taraması sürecinde kullanılmaktadır. Sporcularda kardiyak patolojilerin tanınmasını kolaylaştırmak ve yanlış pozitif sonuçları sınırlamak amacı ile son 10 yılda EKG yorumlama kriterleri ortaya konmuş ve zaman içerisinde geliştirilmiştir. İlk olarak 2005 ve 2010 yıllarında ESC Kriterleri yayınlanmıştır. Daha sonra 2013 yılında Seattle Kriterleri yayınlanarak ESC 2010 kriterlerinde yer alan patolojik EKG bulgularının referans değerleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. En son 2017 yılında Uluslararası Kriterler yayınlanarak; normal, borderline ve patolojik EKG bulgularını içeren açık ve pratik bir bulgular listesi oluşturulmuştur. Son yıllarda klinikte hekimlere yardımcı olmak için, EKG'den elde edilen verileri işleyerek sporcularda anormal olan EKG bulgularını saptamaya yönelik bilgisayar yazılımları geliştirilmektedir. Sporcularda EKG değişikliklerinin sıklığı, şekli ve derecesi; yaş, cinsiyet, spor tipi, egzersiz yoğunluğu ve fiziksel uygunluk düzeyi gibi faktörlere bağlı olarak farklılık göstermektedir. Egzersiz ile ilişkili benign EKG bulguları; yüksek yoğunlukta egzersizde, dayanıklılık spor tipinde, erkek cinsiyette ve basketbol gibi bazı spor branşlarında daha sık görülmektedir. Ancak patolojik EKG bulguları ile farklı spor tipine, egzersiz yoğunluğuna, fiziksel uygunluk düzeyine ve antrenman seviyesine sahip sporcular arasındaki ilişki iyi belirlenememiştir. Sporculardaki EKG değişiklikleri ile ilgili mevcut çalışmaların çoğu EKG yorumlama kriterlerinin ortaya çıkışından önce yapılmıştır. Çalışmalarda spor branşlarının dinamik ve statik bileşenlerine dikkat edilmeden spor disiplinleri birbiri ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca önceki çalışmalarda sporcuların antrenman süresi, fiziksel uygunluk düzeyi parametreleri çoğunlukla dikkate alınmamıştır. Literatürde sporcularda görülen EKG değişikliklerini Uluslararası Kriterler'e göre yorumlayarak; EKG bulguları ile spor tipi, egzersiz yoğunluğu, fiziksel uygunluk düzeyi ve antrenman seviyesi parametreleri ile ilişkisini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Amaç: Birincil amacımız, sporcuların EKG bulgularını Seattle Kriterleri'ne ve 2017 Uluslararası Kriterler'e göre değerlendirmek; bu bulguların spor tipi, egzersiz yoğunluğu, antrenman seviyesi, fiziksel uygunluk düzeyi parametreleri ile ilişkisini incelemektir. İkincil amaçlar ise; 1) SKÖD'de EKG cihazına entegre bir bilgisayar yazılımının EKG bulgularını Seattle Kriterleri ve Uluslararası Kriterler'e göre değerlendirmede tecrübeli bir hekim kadar tutarlı olup olmadığını tespit etmek ve dolayısıyla böyle bir teknolojinin klinikte kullanımı hakkında fikir sahibi olmak. 2) Sporcunun spor yapabileceğine dair rapor aldığı sağlık birimlerinde karşılaştığı SKÖD tutumlarını incelemek ve sağlık birimlerinde SKÖD'ün ne oranda doğru gerçekleştiği hakkında bilgi edinmek. Dolayısı ile patolojik EKG bulgusu bulunmasına rağmen SKÖD'de ileri incelemeye yönlendirilmeyen olguların varlığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: EKG bulgularının analizinde EKG cihazına entegre Cardiopoint Yazılımı SDS (Sudden Death Screening) Modülü (BTL, İngiltere) kullanıldı. EKG bulguları birbirinden bağımsız iki uzman kardiyolog hekim tarafından Seattle Kriterleri ve Uluslararası Kriterler'e göre değerlendirildi. EKG bulgularının değerlendirilmesinde kardiyolog hekimler ile yazılım tutarlılığı karşılaştırıldı. Sporcuların fiziksel uygunluk düzeyini belirlemek için 3 dakika basamak testi yapıldı. Sportif öykü ile sporcuların antrenman seviyesini saptandı. Modifiye Mitchell sınıflamasına göre sporcuların bulunduğu spor branşının egzersiz yoğunluğu ve spor tipi belirlendi. Her iki koldan arteriyel kan basıncı (KB) ölçümü yapıldı. Tüm bu parametreler ile tespit edilen normal, borderline ve anormal EKG bulgularının ilişkisi incelendi. İstatistiksel Yöntem: İstatistiksel değerlendirme SPSS 22.0 yazılım paket programı (SPSS® Inc, Chicago, IL, USA) kullanılarak yapıldı. Sürekli veriler için tanımlayıcı minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma (SS) değerleri, oransal veriler için sıklık değerleri hesaplandı. EKG bulguları ile demografik ve sportif özelliklerin karşılaştırılmasında Fisher'in kesin testi kullanıldı. Cardiopoint yazılımı SDS modülü ile kardiyologların EKG değerlendirmesinin karşılaştırılmasında kappa tutarlılık testi yapıldı. Patolojik, borderline ve normal EKG bulgusu olanlar ve olmayanların sürekli ölçümlerinin karşılaştırılmasında Mann Whitney-U testi kullanıldı. Sürekli ölçümlerin korelasyonunda normal dağılım varsayımı kabul edilerek Pearson korelasyon testi kullanıldı. Alfa yanılma düzeyi 0.05'in altında olduğunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu çalışmada son bir sene içerisinde SKÖD'e alınmış 13-36 yaş arasındaki 34 farklı branştan 113 kadın (%37,3), 190 erkek (%62,7) toplam 303 sporcuya EKG çekildi ve Cardiopoint yazılımı SDS modülü ile EKG bulguları değerlendirildi. Borderline EKG bulgusu olan sağ atrial genişleme ile normal EKG bulguları olan inkomplet sağ dal bloğu (RBBB), erken repolarizasyon ve sinüs bradikardisi dayanıklılık sporu yapanlarda güç/kuvvet sporu yapanlara göre daha sık saptandı (p<0,05). Normal EKG bulguları olan sol ventrikül hipertrofisi (LVH) için izole QRS voltaj kriterleri, erken repolarizasyon, sinüs bradikardisi, solunuma bağli sinüs aritmisi yüksek yoğunlukta egzersiz yapanlarda düşük-orta yoğunlukta egzersiz yapanlara göre daha sık saptandı (p<0,05). Normal EKG bulguları olan LVH için izole QRS voltaj kriterleri ve erken repolarizasyon erkek cinsiyette, Jüvenil T dalga paterni kadın cinsiyette daha sıktı (p<0,05). Yüksek dinamik-yüksek statik komponent içeren (IIIC) spor yapan sporcularda; diğer sporculara göre göğüs ağrısı öyküsü 3.3 kat, senkop/pre-senkop öyküsü 5 kat daha sıktı (p<0,05). Dayanıklılık sporu yapan sporcuların fiziksel uygunluk düzeyi, kuvvet/güç sporu yapan sporculara göre daha iyiydi (p<0,05). Beden kütle indeksi (BKİ) ile sistolik KB (p<0,05, r=0,351) ve diastolik KB (p<0,005, r=0,257) pozitif korelasyon göstermekteydi. KB yüksekliği erkek cinsiyette, yüksek yoğunlukta egzersiz yapanlarda ve kuvvet/güç sporu yapan sporcularda daha sıktı (p<0,05). Cardiopoint yazılımı SDS modülü ile kardiyolog hekim tutarlılığı Seattle kriterlerinde orta düzeyde (0,41-0,59), uluslararası kriterlerde güçlü (0,42-0,63) düzeyde idi. Sağlık birimlerinde SKÖD'de tüm sporcuların %45,2'sinden ayrıntılı anamnez alınmış, %40,3'üne EKG çekilmişti. Sağlık birimlerinde SKÖD sonucu patolojik EKG bulgusu saptanamayan olgu sayısı 6 (%1,8) idi. Bu olgular, anamnez alma ve EKG isteme oranlarının düşük tespit edildiği aile hekimliği (%57,1) ve devlet hastanesi (%42,9) sağlık birimlerinde değerlendirilmişti. Sonuç: Bu çalışma, Türk sporcu populasyonunda EKG bulgularını Uluslararası Krtiterler'e göre değerlendiren ve bu bulguların antrenman ve spor disiplini özellikleri ile ilişkisini inceleyen ilk çalışmadır. Cinsiyet, spor tipi, egzersiz yoğunluğu, antrenman seviyesi, fiziksel uygunluk düzeyi parametreleri ile patolojik EKG bulgusu varlığı ilişkisi anlamlı değildir. Benign EKG bulguları dayanıklılık sporu yapanlarda, yüksek yoğunlukta egzersiz yapanlarda ve fiziksel uygunluğu iyi düzeyde olanlarda daha sık görülmektedir. Egzersiz şiddeti arttıkça sporcularda semptom görülme sıklığı artmaktadır. KB yüksekliği erkek sporcularda, yüksek yoğunlukta egzersiz ve güç/kuvvet sporu yapanlarda daha sıktır. Sporcunun EKG bulguları değerlendirilirken yaptığı spor branşının özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Sporcuyu spora katılım öncesi değerlendiren tüm hekimler SKÖD uygulamaları hakkında bilinçlendirilmelidir. Cardiopoint yazılımı SDS modülü değerlendirmesi ile hekim değerlendirmesi benzer tutarlılıkta olup, Cardiopoint yazılımı SDS modülünün Uluslararası Kriterler'e göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Klinikte bu teknolojinin kullanılması zaman tasarrufuna, sağlık birimlerinde EKG yorumlama standardizasyonunun sağlanmasına ve dolayısı ile AKÖ riski altındaki olguların gözden kaçırılmamasına yardımcı olabilir.
Futbol maçının oluşturduğu yorgunluğun biyomekanik parametreler ve nöromüsküler performansa etkisi
Bu çalışma ile futbol maçının oyuncularda oluşturduğu yorgunluğun, iniş biyomekaniği parametreleri ve nöromüsküler performans üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya Altınordu Futbol Kulübü'nden yaş ortalaması 20.1 ± 3.6, boy ortalaması 180.2 ± 5.9 cm ve vücut ağırlığı ortalaması 73.1 ± 2.0 kg olan profesyonel ve profesyonelliğe aday 18 gönüllü erkek futbol oyuncusu katıldı. Resmi bir futbol maçından önce ve sonra "Borg Algılanan Yorgunluk Skalası" ile yorgunluk düzeyi saptandı. Olgulardan maç öncesi ve sonrası "drop jump" sıçrama yapmaları istendi. Sıçrama yüksekliği (cm), sıçrama gücü (W), bağıl güç (W/kg) ve reaktif kuvvet endeks değerleri kuvvet platformu aracılığında ölçüldü. Sıçramalar önden ve yandan video kamera ile kayda alındı. Video analizi ile olguların iniş hatası puanlama sisteminden maç öncesi ve sonrası aldıkları skorlar hesaplandı. Oyuncuların Borg Algılanan Ağrı ve Yorgunluk Ölçeğine göre maç öncesi ortalama yorgunluk düzeyi 7.2 ± 1.1; maç sonrası ortalama yorgunluk düzeyi ise 17.9 ± 1.9 olarak bulundu. Maç öncesi ve sonrası Borg Algılanan Ağrı ve Yorgunluk Ölçeği puanlarının farkı istatistiksel olarak anlamlı idi (p˂0.05).Olguların maç öncesi ortalama sıçrama yüksekliği 38.7 ± 5.5 cm; sıçrama gücü 2752.7 ± 566.9 W; bağıl gücü 38.7 ± 9.1 W/kg; reaktif kuvvet endeksi 0.10 ± 0.04 idi. Maç sonrası ortalama sıçrama yüksekliği 37.8 ± 5.5 cm; sıçrama gücü 2742.3 ± 541.7 W; bağıl gücü 37.8 ± 8.4 W/kg; reaktif kuvvet endeksi 0.10 ± 0.03 olarak bulundu. Çalışmaya katılan oyuncular "İniş Hatası Puanlama Sistemi"nden maç öncesi ortalama 6.4 ± 2.0; maç sonrası 8.4 ± 2.6 puan aldılar. Nöromüsküler performans unsurlarının maç öncesi ve sonrası değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. Buna karşın oyuncuların maç öncesi ve maç sonrası "İniş Hatası Puanlama Sistemi" skorları arasında istatistiksel anlamlı fark vardı. Futbol maçında oluşan yorgunluğun iniş biyomekaniğini bozduğu sonucuna varıldı. Nöromüsküler performansta düşüş olmamasına karşın, iniş biyomekaniğindeki bu bozulmanın postüral kontrol, proprioseptif keskinlik ve nöromüsküler kontroldeki bozulma ile ilişkili olabileceği düşünüldü.