Düzce University
Discipline

Anatomy

Düzce University

384

Archived Theses

7

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sakrokoksigeal bölgenin morfolojik ve morfometrik özelliklerinin MRG yöntemiyle değerlendirilmesi

Bu çalışma, sakrokoksigeal bölgenin hem morfolojik değerlendirmesini hem de morfometrik ölçümlerini birlikte yaparak, literatüre daha kapsamlı bir kaynak sunulması ve sakrokoksigeal bölgenin klinik açıdan daha iyi bir şekilde değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada, Adana Yüreğir Devlet Hastanesi'ne 2022 yılında başvuran ve Manyetik Rezonans Görüntülemesi (MRG) yapılan 100 yetişkin bireyin (60 kadın, 40 erkek) görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Otuz üç (33) farklı morfometrik ve morfolojik parametre ile bölgedeki antropometrik ve açısal ölçümler cinsiyet farkı da dikkate alınarak değerlendirildi. Ölçümler uzman bir radyolog eşliğinde yapıldı ve sakrokoksigeal bölge ile ilgili ölçümleri etkileyecek herhangi bir konjenital anomalisi, patolojisi, cerrahi öyküsü veya travması olan bireyler çalışma dışı bırakıldı. Ölçümler aynı kişi tarafından yapıldı ve 3 defa tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS paket programında gerçekleştirildi. Basis ossis sacri transvers çapı, S2 ve S3 corpus vertebra çapı erkeklerde kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,005). Diğer tüm ölçümlerde erkekler ve kadınlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular, cinsiyet faktörünün sakrokoksigeal bölge üzerinde morfolojik ve morfometrik açıdan önemli bir etkisi olduğunu, tekaloskopi gibi işlemlerde veya koksidini'de yapılacak cerrahi müdahalelerde ve güvenli anestezik alanların belirlenmesinde klinisyenlere önemli ipuçları verebileceği düşüncesindeyiz.

Sabiha Arğana
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Articulatio temporomandibularis disfonksiyonu olan ve olmayan sağlıklı bireylerde articulatio temporomandibularis'in anatomik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi

Articulatio temporomandibularis (çene eklemi), konuşma, yutkunma, çiğneme ve solunum gibi temel fonksiyonlarda görev alan, insan vücudunun en önemli eklemlerinden biridir. Bu eklemde ortaya çıkan disfonksiyonlar ağrı, eklem sesleri, çene hareketlerinde kısıtlılık ve çene kaslarında ağrıya yol açarak bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çene ekleminin morfolojisi yaş, cinsiyet ve kraniyofasiyal yapılarla ilişkili değişikliklerden etkilenmekte olup, doğru tanı ve tedavi süreçlerinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada, 2010–2023 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran 18–69 yaş aralığında bulunan toplam 72 bireye ait Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Articulatio temporomandibularis disfonksiyonu (TMD) ile palatum durum, choanae nasi ve foramina cranii morfometrisi arasındaki olası ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca musculi masticatorii'nin (çiğneme kasları) morfometrik ölçümleri gerçekleştirilmiş ve (TMD) ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışma, articulatio temporomandibularis'i doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen yapıların morfometrik özelliklerini ortaya koymuştur. Elde edilen veriler, TMD olan bireylerde yaş ile musculus masseter (MK), musculus temporalis (TK) ve musculus pterygoideus medialis (PMK) kalınlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir (p<0.05). Ayrıca TMD olan bireylerde cinsiyete göre palatum durum transvers genişliği (PDTG) ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Sağlıklı bireylerde ise cinsiyete göre PMK her iki tarafında ve PDTG değerlerinde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). TMD grubuyla sağlıklı grup karşılaştırıldığında, foramen rotundum genişliği (FRG) ölçümlerinde belirgin farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, TMD ile kraniyofasiyal yapıların morfometrik özellikleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğu gösterilmiştir. Bu verilerin, TMD'nin anatomik temellerinin anlaşılmasına katkı sağlayacağı ve ileride yapılacak tanısal ve tedaviye yönelik çalışmalara referans oluşturacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte, örneklem büyüklüğünün sınırlı olması, cinsiyet dağılımındaki dengesizlik ve çalışmanın yalnızca Adana bölgesiyle sınırlı kalması, bulguların genellenebilirliğini kısıtlamaktadır. Daha geniş ve farklı popülasyonlarda yapılacak çalışmalarla sonuçların desteklenmesi gerekmektedir.

Serdil Sayılkan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Caput humeri ve cavitas glenoidalis'in sağlıklı bireylerde anatomik ve radyolojik olarak morfometrisinin değerlendirilmesi

Skapula, kendine özgü düzensiz şekli nedeniyle karmaşık bir anatomiye sahiptir. İkinci ve yedinci kostalar arasında bulunan scapula, omuz fonksiyonunun kuvveti, hızı ve enerjisi oluşturmasında, proksimal distal sıralamada bir bağlantı noktası olarak rol oynar. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı Türk bireylerde caput humeri ve cavitas glenoidalis'in anatomik ve radyolojik olarak morfometrik açıdan değerlendirilmesi; bu yapılar arasındaki olası ilişkilerin ve demografik değişkenlerin etkilerinin analiz edilerek, Türk toplumuna özgü referans değerlerin belirlenmesidir. Çalışmaya 2020-2025 tarihleri arasında Adana Medline Hastanesi ve İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesine çeşitli nedenlerle başvuran ve Bilgisayarlı Tomografi Görüntüleri olan yaşları 20 ile 60 arasında değişen 190 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan 190 katılımcının 80 kişisi erkek ve 110 kişisi kadından oluşmaktadır. Çalışmada yer alan 80 sağlıklı erkek katılımcının yaş ortalaması 36,98±10.01 yıl iken kadın katılımcıların yaş ortalaması 37,42±8,39 yıl olarak hesaplandı. Yaş parametresinde cinsiyetler arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Scapula ve ilişkili yapilarin yaş grupları açısından değerlendirildiğinde caput humeri eğimi, aksiyel düzlemde caput humeri çapı, cavitas glenoidalis eğimi, cavitas glenoidalis eğriliğinin yarıçapı ve kritik omuz açısı parametrelerinin yaşa bağlı olarak anlamlı bir şekilde değiştiği görülmektedir (p < 0,05). Frontal düzlemde caput humeri çapı, caput humeri boyu, caput humeri yarıçapı, sagital düzlemde caput humeri çapı, aksiyel düzlemde caput humeri çapı, cavitas glenoidalis yüksekliği, cavitas glenoidalis orta genişliği, cavitas glenoidalis üst genişliği, cavitas glenoidalis alt genişliği, cavitas glenoidalis eğriliğinin yarıçapı ile cavitas glenoidalis versiyonu kadın ve erkeklerde anlamlı farklılık göstermiş olup, caput humeri eğimi, kritik omuz açısı ve cavitas glenoidalis versiyonu hariç bütün değerler erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Scapula'nın anatomik yapıları ile morfometrik ölçümler arasındaki ilişkinin anlaşılması, klinik uygulamalar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada elde edilen bulgular, scapula'ya ait ölçümlerin spor yaralanmaları, protez tasarımı ve cerrahi girişimler gibi alanlarda önemli bir belirleyici olduğunu göstermektedir. Ayrıca scapula anatomisi ve morfometrisinin bilinmesinin; ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, adli tıp gibi hem klinik hem de temel bilim alanlarında, özellikle kemiksel patolojilerin değerlendirilmesi ve etnik farklılıkların belirlenmesi açısından değerli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma kapsamında, sağlıklı bireyler üzerinden elde edilen verilerle scapula ve ilişkili anatomik oluşumlara ait referans değerler ortaya konmuştur.

Beyza Otlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular eklem iç düzensizliği olan hastalar ile olmayan bireylerin morfometrik yapılarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile değerlendirme

Bu çalışmanın amacı, temporomandibular eklem (TME) iç düzensizliği olan bireyler ile herhangi bir TME patolojisi olmayan bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri üzerinden elde edilen morfometrik ölçümlerini karşılaştırarak, eklem morfolojisindeki farklılıkları ortaya koymaktır. Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na 2021-2025 yılları arasında, TME bölgesinde ağrı gibi şikâyetlerle başvuran ve artrosentez uygulanan 144 birey (82 kadın, 62 erkek) ile TME bölgesinde herhangi bir problemi bulunmayan ve artrosentez uygulanmayan 127 bireyin (69 kadın, 58 erkek) KIBT görüntüleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. KIBT görüntüleri üzerinden 13 farklı morfometrik parametre ölçülmüş ve processus condylaris yüzey morfolojisi sınıflandırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 20.00 programı ile yapılmış ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Elde etiğimiz bulgularda; processus condylaris mediolaeral çapı (MLÇ), glenoid fossa çatı kalınlığı (GFÇK), processus condylaris yüksekliği (PCY), glenoid fossa derinliği (GFD) ve tüm eklem boşlukları erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Processus condylaris anteroposterior çapı (APÇ) ve processus condylaris uzunluğu (PCU) TME iç düzensizliği olan bireylerde olmayan gruba göre daha düşük olarak, GFÇK, TME'nin ön eklem boşluğu ve glenoid fossa genişliği (GFG) ise aynı grupta daha yüksek olarak hesaplanmıştır (p<0,05). Processus condylaris morfolojisi değerlendirmesinde, TME iç düzensizliği olan bireylerde düz, sivri ve düzensiz processus condylaris tiplerinin görülme oranı TME iç düzensizliği olmayan bireylere göre daha fazla olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca, kontrol grubunda konveks processus condylaris tipi %83,5 oranında görülürken, bu oran çalışma grubunda %63,9'dur. Bu çalışma, temporomandibular eklem iç düzensizliğinin eklem yapılarında sadece fonksiyonel değil, aynı zamanda morfolojik değişikliklere de yol açtığını ortaya koymaktadır. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar, hem tanı sürecinde hem de tedavi planlamasında TME bozukluklarının erken dönemde tespiti açısından morfometrik analizlerin değerini ön plana çıkarmaktadır.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem disfonksiyon sendromu+1
Serhan Zorman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsili çocuklarda beyin hacim gelişiminin MR görüntüleri üzerinde stereolojik yöntemle değerlendirilmesi

Beyin hacmi birçok hastalıkta hem çocuklarda hem de yetişkinlerde önemlidir. Bu çalışmada idiopatik epilepsi tanılı jeneralize ve parsiyel nöbetleri olan çocuklarda cortex cerebri, hemisferik substantia alba, cerebrum, cerebellum, toplam beyin ve cavitas cranii hacminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 3-16 yaş aralığındaki 100 (kız:50, erkek:50) epilepsi hastası çocuğun Philips Ingenia 1.5-T MR cihazı ile çekilmiş kranial manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Bu görüntüler üzerinde belirtilen yapıların hacmi stereolojik yöntemle ölçüldü. Veriler cinsiyet ve nöbet tipine göre karşılaştırıldı. Özellikle toplam beyin ve cavitas cranii hacimleri olmak üzere, cortex cerebri, hemisferik substantia alba, cerebrum ve cerebellum hacimleri erkeklerde kızlara göre anlamlı derecede daha büyük saptandı (sırasıyla; p:0.002, p:0.001, p:0.017, p:0.012, p:0.008, p:0.008). Parsiyel ve jeneralize epilepsi grupları arasında ölçümü yapılan yapılarda anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Elde edilen bulguların epilepsi hastalığının beyin hacmine olan etkisinin anlaşılmasında önemli olduğu düşünülmektedir

AnatomiBeyinEpilepsi+5
Saliha Seda Adanır
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İntrakranial anevrizmalarda damar duvarının farklı hematokrit düzeylerindeki hemodinamik değişimlere yanıtının hesaplamalı akışkanlar dinamiği ile incelenmesi

İntrakraniyal anevrizma, arteriyel damar duvarında anormal dilatasyon olarak gözlemlenen serebrovasküler bir hastalıktır. İntrakranial anevrizmaların rüptüre olmasından kaynaklı subaraknoid kanama (SAK) insidansı dünya genelinde yıllık 6.67/100.000'dir. Buna göre her yıl neredeyse 500.000 kişi anevrizmaya bağlı SAK sebebiyle hayatını kaybetmektedir. İntrakranial anevrizmaların oluşum mekanizmasında etkili olan hemodinamik faktörlerin anevrizma rüptürüyle ilişkisinin değerlendirilmesi ve anevrizma tedavisi sırasında kullanılacak etkili ve doğru yöntemlerin belirlenmesi ise büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla son yıllarda hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) kullanılarak damar içi hemodinamik değişimler incelenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada %20, %40, %60 değerlerindeki farklı hematokrit (Hct) seviyelerinin hemodinamik kuvvetler üzerinde yarattığı değişimlerin ana arter ve anevrizma içindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi bölümüne başvuran intrakranial anevrizmalı hastalara ait bilgisayarlı tomografi anjiografi (BTA) görüntüleri kullanılmıştır. HOROS v 3.0.1 (https://horosproject.org/) yazılımı kullanılarak 3 boyutlu (3B) hâle getirilen damar modelleri, daha sonra ANSYS® FLUENT programı içerisine aktarılarak HAD çalışılmıştır. Kan, Newtonyen olmayan bir akışkan ve damar dış duvarı rijit olarak kabul edilmiştir. Damarlarda pulsatil akış öngörülmüştür. Giriş ve çıkış noktalarına ise bu pulsatil akıştan elde edilen basınç uygulanmıştır. Bu çalışma sonucunda; anevrizma içerisinde türbülans akım oluştuğu ve Hct değeri yükseldikçe türbülansın arttığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte anevrizma kubbesinde düşük duvar kayma gerilimi (DKG) alanları izlenirken, arter içerisindeki ortalama DKG ise Hct 3 katına çıktığında yaklaşık 3 kat artmaktadır. HAD yöntemi sayesinde hemodinamik faktörlerle, rüptüre sebep olan etkilerin ilişkisi non-invaziv bir şekilde kolayca incelenebilmekte ve bu sayede gelecekte doktorların hastalar için en etkili tedavi yöntemini belirlemesi açısından faydalı olacağı umut edilmektedir. Anahtar Sözcükler: İntrakranial anevrizma, Hesaplamalı akışkanlar dinamiği, Pulsatil akış, Hemodinami, Subaraknoid kanama

Akışkanlar dinamiğiAnevrizmaHematokrit+6
Büşra Zencirci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Circulus arteriosus cerebri oluşumu ve morfometrik özelliklerinin radyolojik yöntemlerle araştırılması

Circulus arteriosus cerebri, arteria carotis interna'nın tıkanıklığı/darlığı durumunda yeterli serebral kan akışını sağlayan önemli bir arteriyel halkadır. Willis poligonunun yapısının ve varyasyonlarının bilinmesi, cerrahi girişimler ve vasküler hastalıkların anlaşılması için önemlidir. Çalışmamız patolojik öyküsü olmayan 46 erkek ve 65 kadın toplam 111 hastanın, 3D-TOF-MRA yöntemi ile oluşturulan görüntüleri üzerinde gerçekleştirildi. Willis poligonları incelenerek varyasyon modelleri belirlendi. Willis poligonunu oluşturan arterlerin çapları ölçüldü. Ayrıca arteria carotis interna'nın canalis caroticus'ta yaptığı kavisin çapı ile arterin çapı ölçülerek birbirine oranlandı. Willis poligonunun ön bölümünde en sık rastladığımız model, %27 ile arteria communicans anterior yokluğu idi. Poligonun arka bölümünde ise en sık rastladığımız model, % 65 ile arteria communicans posterior yokluğu idi. Willis poligonunun tam olduğu hasta sayısı ise 4 idi. Çalışmamızda tespit edilen varyasyon tiplerinin kadın/erkek ve sağ/sol arasında farklı olmadığını belirledik (p>0.05). Poligonu oluşturan arterlerin çaplarının da kadın/erkek ve sağ/sol arasında farklı olmadığını belirledik (p>0.05). Arteria carotis interna'nın ile arterin çapı arasındaki oranın, cinsiyet ve taraflar arasında farklı olmadığını belirledik (p>0.05). Sağ arteria carotis interna çaplarının erkek ve kadınlarda istatistiksel olarak farklı olduğunu belirledik (p<0.05). Yine sol arteria communicans posterior çapları bakımından kadın ve erkeklerde istatistik olarak anlamlı fark olduğunu belirledik (p<0.05). Bu durum beyin hemisferlerinin kan dolaşımında, bir asimetri olduğunu göstermektedir. Bunun ayrıca lateralizasyona işaret edip etmediğini belirlemeye yönelik farklı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca tespit ettiğimiz varyasyon tipleri ile sıklığının, bu bölgede yapılacak başka çalışma ve girişimlere faydalı bilgiler sağladığını ve Willis poligonu varyasyonlarının, diğer radyolojik görüntüleme yöntemleri ile de belirlendiği farklı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Arteria communicans anteriorArteria communicans posteriorBeyin lateralizasyonu+3
Zahide Türk
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş bireylerin denge, reaksiyon zamanı ve konsantrasyon parametrelerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş bireylerin denge, reaksiyon zamanı ve konsantrasyon parametrelerini incelemek ve bu bireyleri kontrol grubu ile karşılaştırmaktı. Çalışmaya 18-26 yaş aralığında, daha önce PCR testi ile COVID-19 tanısı almış 56 birey (28 Erkek, 28 Kadın) ile sağlıklı 56 birey (28 Erkek, 28 Kadın) olmak üzere toplam 112 birey katıldı. Her iki gruptaki bireylerin sosyodemografik özellikleri ve COVID-19 ile ilişkili bilgileri kaydedildi. Reaksiyon zamanı Light Trainer Exercises System ile Dikkat ve konsantrasyon performansı d2 dikkat testi ile statik ve dinamik denge ise sırasıyla flamingo denge testi ve y denge testi ile değerlendirildi. COVID-19 geçirmiş bireylerin dikkat ve konsantrasyon parametrelerinden psikomotor hız değeri (p=0,016), psikomotor hız yüzdesi (p=0,029), başarı puanı yüzdesi (p=0,032) kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu belirlendi. Reaksiyon zamanı performansında üst ekstremite ortalama reaksiyon zamanı (p=0,00), üst ekstremite en hızlı reaksiyon zamanı (p=0,00), üst ekstremite son reaksiyon zamanı (p=0,04), üst ekstremite söndürülen modül sayısı (p=0,00), alt ekstremite ortalama reaksiyon zamanı (p=0,00), alt ekstremite en hızlı reaksiyon zamanı (p=0,00), alt ekstremite son reaksiyon zamanı (p=0,00), alt ekstremite söndürülen modül sayısı (p=0,00) değerleri COVID-19 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu belirlendi. Denge performansı bakımından ise y denge testi anterior, posterolateral, posteromedial, total uzanma değerinde ve Flamingo denge testi değerlerinde COVID-19 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu belirlendi. Çalışma sonucunda 18-26 yaş aralığındaki genç yetişkin bireylerden COVID-19 enfeksiyonu geçiren bireylerin aynı yaştaki sağlıklı bireylere göre denge, reaksiyon zamanı ve dikkat ve konsantrasyon parametrelerinden psikomotor hız ve başarı puanının olumsuz etkilendiği tespit edildi. Anahtar sözcükler: COVID-19, Denge, Dikkat ve konsantrasyon, Reaksiyon zamanı.

COVID 19DengeKonsantrasyon+4
Furkan Bodur
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pilonidal sinüslü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonlarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı pilonidal sinüs (PS)'lü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonları belirlemek ve hangi vücut yapısına sahip bireylerde daha sık görüldüğünü saptamaktır. Çalışmaya PS tanısı alan 80 erkek hasta dahil edildi. Heath-Carter yöntemi kullanılarak somatotipleri hesaplamak için PS'li hastalardan 10 antropometrik ölçüm alındı. PS'li hastaların orifis sayısı, günlük oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi, hastanede kalış süre (HKS)'si ve hastalık süresi kaydedildi. Bu çalışmada santral somatotipinden 9 hasta (medyan: 28 yaş), endomorfik mezomorf 47 hasta (medyan: 35 yaş), mezomorf endomorf 13 hasta (medyan: 27 yaş), mezomorfik endomorf 11 hasta (medyan: 32 yaş) tespit edildi. Yapılan Kruskall Wallis H testi sonucuna göre kilo, vücut kitle indeksi (vki), somatotip hesaplamak için yapılan antropometrik ölçümlerin, somatotip bileşenlerinin ve kas oranı'nın somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı farka sahip olduğu (p<0,05), yaş ve boy açısından somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) belirlendi. İstatistiksel olarak anlamlı çıkan kilo, VKİ ve kas oranı değerlerinin hangi somatotipten kaynaklı olduğu belirlemek için verilere uygulanan Post hoc testi sonucunda santral tipteki somatotiplerin istatistiksel olarak anlamlı değişimlere neden olduğu belirlendi (p<0,05). Santral tipteki hastalarda diğer somatotiplere oranla daha fazla apse görüldüğü belirlendi (%88,9). Yapılan Spearman's Rho korelasyon analizi sonucuna göre orifis sayısı'nın VKİ, oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi ve hastalık süresi'nden etkilenmediği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Antropometri, Endormorfik mezomorf, Pilonidal sinüs, Somatotip, Vücut kompozisyonu.

AntropometriKemik dansitesiPilonidal sinüs+3
Demet Şencan
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kraniyovertebral kavşaktaki kemik yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Kraniyovertebral kavşak (KVK) kafatası ile servikal omurga arasında anatomik bir geçiş bölgesidir. Baziler invaginasyon, atlantoaksiyal dislokasyon ve platibazi gibi KVK patolojilerinin değerlendirilmesinde kullanılan birçok kraniyometrik ölçüm tanımlanmıştır. Bu nedenle kraniyometrik ölçümlerin normal sınırlarının saptanması önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde KVK'ya ait kemik yapılarının morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 300 sağlıklı bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde midsagittal kesitte 16, koronal kesitte 2 parametre incelendi. Veriler cinsiyet ve yaşa göre karşılaştırıldı. Apex dentis'in, McGregor, Chamberlain, McRae, Fischgold digastrik, Fischgold bimastoid ve McRae hatlarına uzaklığı sırasıyla 0.31±3.22, 1.06±3.22, 5.30±1.59, 8.70±4.12, -5.15±4.86 ve 35.58±2.52 mm, clivus-kanal açısı 157.62±11.85°, atlantodental aralık 1.28±0.48 mm, posterior atlantodental aralık 19.54±2.24 mm, Welcher bazal açısı 130.83±6.29°, basion-aksiyal mesafe 4.01±1.83 mm, basion-dental mesafe 4.92±1.77 mm, Powers oranı 0.72±0.06, modifiye Ranawat metoduyla ölçülen mesafe 28.66±2.38 mm, Redlund-Johnell metoduyla ölçülen mesafe 35.11±4.09 mm kraniyoservikal tilt açısı 126.98±12.24° saptandı. Apex dentis McGregor ve Chamberlain hatlarına göre sırasıyla 102 (%36)'sinde ve 86 (%26)'sında üstünde, 129 (%46)'unda ve 170 (%57)'inde altında, 52 (%18)'sinde ve 42 (%14)'sindeyse aynı seviyede saptandı. Apex dentis olguların tamamında McRae hattının altında gözlendi. Olguların 284 (%98)'ünde Fischgold digastrik çizgisinin altında, 7 (%2)'sinde bu çizgiyle aynı seviyede, olguların 35 (%12)'inde Fischgold bimastoid çizgisinin altında, 233 (%82)'ünde üstünde, 17 (%6)'sinde bu çizgiyle aynı seviyede saptandı. Literatürde KVK'ya ait patolojilerin kraniyometrik değerleriyle ilgili fikir birliğinin olmadığı görülmektedir. Bu çalışmadaki sonuçların literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Normal değer aralığının belirlenmesi için farklı populasyonlar üzerinde daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

AnatomiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiOmurga+1
Sefkan Tanrisever
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal aort anevrizmalarında damar duvarının farklı hematokrit düzeylerindeki hemodinamik değişimlere yanıtının hesaplamalı akışkanlar dinamiği ile incelenmesi

Abdominal aort'un duvarında oluşan fokal, kalıcı ve anormal dilatasyon abdominal aort anevrizması (AAA) olarak adlandırılır. Yaşlı nüfusta prevelansı artış gösterirken dünya çapında her yıl yaklaşık 150.000 yeni vaka teşhis edilmektedir. AAA rüptürü korkulan ve hayati tehdit eden bir komplikasyon olmakla birlikte, rüptür olması durumunda mortalite oranı %60-90'lara kadar çıkabilmektedir. AAA oluşmasında etkili olan hemodinamik nedenlerin anevrizmanın rüptür riskiyle ilişkisi ve anevrizma onarımı esnasında kullanılacak en doğru yöntemin belirlenmesi hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle, hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) aracığı ile damar içerisinde oluşan hemodinamik değişimler son yıllarda bilimsel çalışmaların ilgi odağı haline gelmiştir. Bu çalışma ile her bir hasta için üç farklı hematokrit (Hct) değerinin (%20, %40 ve %60) akışkan hemodinamiğinde oluşturduğu değişimlerin arter ve anevrizma kesesi içindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi polikliniğinde AAA tanısı alan 6 hasta ve 2 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların bilgisayarlı tomografik anjiografi (BTA) görüntülerinden model oluşturmak için HOROS v3.3.5 (https://horosproject.org/) yazılımı ve Meshlab (http://www.meshlab.org) programı kullanılmıştır. Üç boyutlu (3B) modeller ANSYS® FLUENT programına transfer edilerek HAD çalışılmıştır. Kan, pulsatil ve Newtonyen olmayan akışkan kabul edilirken, damar dış duvarı rijit varsayılmıştır. Bu çalışma ile anevrizma kesesi içinde türbülans akım meydana geldiği ve Hct seviyesinin belirli bir seviyeye kadar artmasıyla bu türbülansın arttığı görülmüştür. Bununla birlikte, anevrizma kesesinde düşük damar kayma gerilmesi (DKG) alanları görülürken, Hct değeri arttıkça düşük DKG alanlarında genişleme görülmüştür. HAD aracılığıyla hemodinamik etmenlerle rüptüre neden olabilecek etkilerin bağlantısı non-invaziv olarak araştırılacak ve bununla birlikte hekimlere hastaya özgü etkili ve doğru tedavi için yol gösterici olmaktadır.

Akışkanlar dinamiğiAkışkanlar dinamiğiAnevrizma+6
Aysun Büyükkanlı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Articulatio temporomandibularis'in konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik değerlendirmesi

Articulatio temporomandibularis'in (ATM) morfometrik ölçümleri; patolojilerin tanı ve tedavisinde, ortodontik tedavi aşamalarının değerlendirilmesinde ve yaşa bağlı eklem değişikliklerinin anlaşılmasında önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Güneydoğu Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki ATM patalojisi bulunmayan bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde ATM'ye ait kemik yapıların morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. 171 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Sagittal kesitte 18, koronal kesitte 12 ve transvers kesitte 5 olmak üzere toplam 35 parametre incelendi. Otuz dört parametrede processus condylaris, tuberculum articulare, fossa mandibularis, ramus mandibulae, arcus zygomaticus ve eklem aralığıyla ilgili ölçüm ve bir parametrede tiplendirme yapıldı. 22 parametrede cinsiyetler arasında, 6 parametrede eklem tarafları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Parametrelerin yaş ile korelasyonu incelendiğinde; 9 parametrede pozitif yönde çok zayıf bir ilişki, 1 parametrede pozitif yönde zayıf bir ilişki ve 2 parametrede negatif yönde çok zayıf bir ilişki olduğu saptandı. ATM patolojilerinin tanısında; tedavi öncesi ve sonrası ölçümlerin karşılaştırılmasında; ortognatik cerrahi işlemlerinin planlamasında; prostetik cihazların tasarımı ve geliştirilmesinde ATM'nin morfometrik değerlerinin bilinmesi önemlidir. Bu çalışmayla ATM morfometrisi ile ilgili referans değer aralıkları saptanarak literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir.

AnatomiDiş hekimliğiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Elif Ayyıldız
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda medulla spinalis'in sonlanma seviyesinin manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile karşılaştırılması

Medulla spinalis canalis vertebralis içerisinde önde ve arkada hafifçe yassılaşır ve koni şeklinde sonlanır. Santral sinir sistemi hastalıkları, meninges enfeksiyonları ve beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi gibi durumlarda lumbal ponksiyon yapılırken, bu bölgeye iğne ile girilmesi sırasında medulla spinalis sonlanma seviyesinin bilinmesi oldukça önemlidir. Medulla spinalis sonlanma seviyesinin (MSSS) yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, vücut kitle indeksi ve çeşitli hastalıklarda farklı seviyelerde sonlanabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada lumbal bölgeye yapılacak anestezi, cerrahi, lumbal ponksiyon gibi işlemlerde komplikasyonların önlenebilmesi için MSSS'yi tespit etmek ve bu seviyenin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi parametreleri ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Disk hernisinin MSSS'ye etkisi araştırılarak disk hernisi olan hastalarda MSSS'nin belirlenmesi ve sağlıklı insanlarla karşılaştırması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramasında bununla ilgili yeterli bilgiye tespit rastlanılamamıştır. Bu amaçla 191 sağlıklı ve 150 lumbal protrüze disk hernisi bulunan hasta bireyin lumbal MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntülerde hem corpus vertebrae ve discus intervertebralis'e göre hem de processus spinosus'a göre bakılarak MSSS belirlenmiştir. Corpus vertebrae ve Dİ'ye göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 corpus vertebrae'nın üst üçte biri seviyesinde saptanmıştır. Processus spinosus'a göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 processus spinosus'ta saptanmıştır. Sağlıklı insanlar ile disk hernisi olan hastalarda MSSS'leri arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır. Corpus vertebrae'ya göre ölçülen MSSS ile processus spinosus'a göre ölçülen MSSS arasında yüksek derecede anlamlı korelasyon saptanmıştır (p=0.001, r=0.853). Sağlıklı insanlarda yaş ve boy ile, disk hernisi olan hastalarda yaş ile MSSS arasında pozitif yönde zayıf anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgularımıza göre bu bölgede yapılacak olan lumbal ponksiyon, anestezi ve cerrahi gibi işlemlerde referans seviyenin L3 processus spinosus'un altındaki seviyeler alınması gerekir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeSpinal kord+2
Merve Kalındemirtaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dominant ve nondominant omuzda etkilenim gösteren adheziv kapsülitli vakalarda günlük yaşam aktivitelerinin incelenmesi

Adheziv kapsülit (AK), omuz eklem kapsülünün iltihaplanması ve sertleşmesi sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum, omuzun hareket kabiliyetini ciddi şekilde kısıtlayabilir ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkileyebilir. Özellikle dominant (hakim) ve nondominant (hakim olmayan) omuzlarda AK gelişimi, hastaların yaşam kalitesi üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Bu tez, AK'li hastaların günlük yaşam aktivitelerini, özellikle dominant ve nondominant omuzlardaki etkilerini incelemektedir. AK, omuz eklem kapsülünün sertleşmesi ve hareket kabiliyetinin azalmasıyla karakterize edilen bir durumdur. Sonuç olarak, çizelge, hastaların vücut kitle indeksi (VKİ) ile günlük yaşam aktivitelerindeki işlevsellik kaybı veya ağrı arasında doğrudan bir ilişki olmadığını ancak Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ile vizüel analog skalası (VAS) arasındaki güçlü ve anlamlı korelasyon, günlük yaşam aktivitelerindeki kısıtlamalar ile ağrı şiddeti arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu, tedavi stratejilerinin belirlenmesinde hastaların ağrı düzeylerinin ve işlevsellik kaybının birbiri ile ilişkili olduğu sebeple daha fazla vurgulanması gerektiğini gösterir. Anahtar Sözcükler: Adheziv Kapsülit, Dizabilite, Dominant, Nondominant.

Akromiyoklaviküler eklemHasta eğitimi
İrem Murtezaoğlu
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sella Turcıca'nın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik değerlendirilmesi

Sella turcica corpus ossis sphenoidale'de bulunan içerisinde glandula pituitaria'yı barındıran önemli bir anatomik oluşumdur. Sella turcica'ya Türklerin icat etmiş olduğu eyere benzemesinden dolayı 'Türk eyeri' anlamına gelen bu isim verilmiştir. Çevresinde birçok hayati yapı bulundurması bu yapılarla yakın komşuluğu ve bu bölgeye yapılacak cerrahi girişimler sırasında geçiş noktası olması sebebiyle sella turcica'nın morfometrisinin ve morfolojisinin bilinmesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki bu bölgede patalojisi bulunmayan bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde sella turcica'ya ait kemik yapıların morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 200 kadın 200 erkek olmak üzere 400 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Sagittal kesitte 6, transvers kesitte 2 olmak üzere toplam 8 parametre incelendi ve iki farklı kategoride sella turcica morfolojisi değerlendirildi. Sagittal düzlemde sella turcica'nın uzunluğu 10.19±1.77 mm, sella turcica'nın çapı 11.6±1.69 mm, sella turcica'nın anterior yüksekliği 7.88±1.56 mm, sella turcica'nın median yüksekliği 8.18±1.42 mm, sella turcica'nın posterior yüksekliği 6.98±1.31 mm, sella turcica'nın genişliği 11.10±1.6 mm olarak saptandı. Transvers düzlemde processus clinoideus anterior'lar arası mesafe 24.93±2.57 mm, processus clinoideus posterior'lar arası mesafe 14.92±2.46 mm olarak saptandı. Sagittal düzlemde sella turcica morfolojilerinde en sık görülen şekil 'normal sella turcica' (%59) ve bir diğer kategoride ise 'dairesel' (%48.75) olmuştur. Elde edilen bulguların sella turcica ve çevre yapıların incelenmesinde literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiMorfolojiMorfometri+1
Rümeysa İnce
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ramus mandibulae osteotomilerinde güvenli bölgenin saptanması

Bazı mandibular ve oklüzal patolojiler ortodontik tedavi ile düzeltilebilse bile daha iyi fonksiyonel ve kozmetik sonuçlar için dentofasiyal osteotomilere başvurulur. Ramus mandibulae'ye uygulanacak cerrahi girişimlerde, foramen mandibulae'den geçen damar-sinir yapılarının korunmasına, komplikasyonların azalmasına ve cerrahi işlemin başarı oranının artmasına yardımcı olacak güvenli bölgenin lokalizasyonunun bilinmesi önemlidir. Güvenli bölge, a. /v. /n. alveolaris inferior'a zarar vermeden osteotomi işlemi yapılabilen ramus mandibulae osteotomi alanıdır. Bu çalışmada, Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde ramus mandibulae'de güvenli bölgeyi saptamak, antilingula ve aksesuar foramen mandibulae varlığını araştırmak amaçlanmıştır. 300 bireyin KIBT görüntülerinde sagittal kesitte 5, transvers kesitte 4 parametre retrospektif olarak incelendi. Bu çalışmada toplam 9 parametre ölçülmüş olup, istatiksel analiz yapılmıştır. Ölçümler sonucu ramus mandibulae'de güvenli bölgenin üst bölümünü saptamak için foramen mandibulae ile incisura mandibulae arasındaki mesafenin incisura mandibulae ile mandibula alt sınırı arasındaki mesafeye oranı, arka bölümünü saptamak için foramen mandibulae ile ramus mandibulae arka kenarları arasındaki mesafenin ramus mandibulae ön ve arka kenarı arasındaki mesafeye oranı hesaplandı. Güvenli bölge, ramus mandibulae'nin %55 üst bölümü ile %49 arka bölümü olarak saptandı. Güvenli bölge sınırlarına dikkat edilerek yapılan ramus mandibulae osteotomilerinde damar-sinir hasarı en aza indirgenecektir. Ramus mandibulae osteotomilerinde her zaman bulunmayan antilingulanın kılavuz nokta olarak kullanımı güvenilir değildir. Elde edilen bulguların ramus mandibulae osteotomilerinde yol gösterici olacağı ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Foramen mandibulae, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Ramus mandibulae osteotomisi

Foramen mandibulaeKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMandibula+1
Fatma Sevmez
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı somatotipe sahip sağlıklı genç kadınlarda dudaktan alınan morfometrik ölçümlerin incelenmesi

Günümüzde dudak şekilleri; plastik, estetik ve rekonstrüktif cerrahi, yüz ve boyna bağlı gelişen yaralanmalar ve travmalar sonucu birçok kişi için değişime uğramaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız yüz bölgesinde herhangi bir travma veya cerrahi girişimi olmayan 18-25 yaş arası sağlıklı kadın bireylerin dudak morfometrilerinin vücut tipleriyle arasında nasıl bir ilişki olduğunu saptamaktır. Somatotipin belirlenmesinde 10 antropometrik ölçüm yapıldı. Boy ve kilo ölçümü, 4 farklı bölgenin (triceps, subscapular, suprailiac, baldır) deri kıvrım kalınlığı (DKK) ölçümleri, iki bölgenin kemik çapı ölçümleri (diz ve dirsek genişliği) ve iki farklı bölgenin (kasılı kol ve baldır) çevre ölçümleri alındı. Dudak morfometrisi ölçümleri için çalışmaya katılacak olan gönüllülerin burun ve ağız bölgesi net görünecek şekilde fotoğrafları çekildi ve belirli ölçüm noktaları referans alınarak dijital ortamda ölçümler yapıldı. Çalışmamızın sonucunda dudak-dudak, dudak-burun ve dudak-çene arası ölçümlerde p değeri anlamlı bulunmuştur. Somatotipleri; dengeli ektomorfi ve endomorfik mezomorf olan bireyler arasında dudak-dudak ve dudak-çene arasındaki parametreler, merkezi ve endomorf-ektomorf olan bireylerde dudak-dudak ve dudak-çene arasındaki parametreler, endomorf ektomorf ve endomorfik mezomorf olan bireylerde dudak-dudak ve dudak-çene arasındaki parametreler istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Dudak bölgesiyle ilgili görünümden memnun olmayan kadınlar için estetik cerrahiye başvurma seçeneği ilk yol olmayabilir. Cerrahiye alternatif olarak belirli vücut ölçülerine sahip olmak yeterli olabilir. Böylece günümüzde giderek yaygınlaşan estetik cerrahi operasyonlarında azalma ve kadınların doğal görünümlerini kaybetmemeleri sağlanabilir. Buna ek olarak daha uygun fiyatlı olduğu için tercih edilen profesyonel olmayan merkezlerde yapılacak uygulamaların risklerine karşı önlem alınabilir.

AntropometriMorfometriSomatotipler
Cansel Özbek
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Menisküs boyutlarının manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile incelenmesi ve diskoid menisküs

Hülya Erbağcı
Gaziantep University
1999
00
Master'sOpen AccessTR

CT görüntüleri kullanılarak septum nası deviasyonlu hastalarda concha bullosa varlığının araştırılması

Nasal septum, burnun önemli anatomik yapısı ve desteğidir. Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvurulan en sık sebeplerden biri de burun tıkanıklığıdır. Septum nasi deviasyonu burun tıkanıklığına zemin hazırlayan etkenlerden arasında yer almaktadır. Septum nasi'de meydana gelen deviasyon sonucunda paranasal sinüslerde çeşitli anatomik varyasyonlar meydana gelir. Oluşan anatomik varyasyonlar arasında concha bullosa da yer almaktadır. Septum nasi deviasyonu ile concha bullosa varlığı nasal pasajı tıkayarak nefes alma sürecinde sorun yaratmaktadır. Çalışmamız septum nasi deviasyonuna sahip bireylerde radyolojik görüntüleri mevcut 278 hastanın 3D-MPR yöntemi ile concha bullosa varlığı incelendi. Septum nasi ölçümleri yapılan hastalarda concha bullosa varlığı irdelendi. Yapılan ölçümler ile septum nasi uzunluğu, septal deviasyon açısı, septal deviasyon miktarı ölçülerek birbirine oranlandı. Çalışmamızda tespit edilen septum nasi uzunluğu arasında fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Septal deviasyon açısı ile septal deviasyon miktarı arasında anlamlı fark olduğunu belirlendi (p<0,05). Çalışmamızda tespit edilen septum deviasyon tipleri ile septal deviasyon açısı arasındaki farkın anlamlı olduğunu görüldü (p<0,05). Septum deviasyon tiplendirmesinde kullanılan sınıflandırmalar arasında anlamlı farkılık bulundu (p<0,05). Septum nasi deviasyonuna sahip olgularda erkeklerde %54,8 kadınlarda ise %58,3 oranında concha bullosa varlığı tespit edildi. Bu durum septum nasi deviasyonuna sahip bireylerde concha bullosa varlığının anlamlı olduğunu göstermektedir. Concha bullosa tarafının cinsiyet üzerinde etkisinin olmadığı görüldü (p>0,05). Sol septal açı gruplarında concha bullosa varlığının anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Sağ septal açı gruplarında ise concha bullosa varlığı açısından anlamlı farkın olmadığı tespit edildi (p>0,05). Concha bullosa tipleri ile cinsiyet arasında anlamlı farklılık belirlenmedi (p>0,05). Sağ taraf concha bullosa tipleri ile sol taraf concha bullosa tipleri arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Septum nasi deviasyonunun concha bullosa'ya sebep olabileceğine dair daha geniş vaka grubunda çalışmalar yapılması gerektiği düşünüldü. Sinonasal bölgede yapılması planlanan cerrahi opreasyonlar öncesinde anatomik varyasyonların teşhisinin olası komplikasyonları önlemede kilit nokta olabileceği kanısına varıldı.

Nazal konkaRadyoanatomi
Hilal Akkara
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

CT görüntülerinde lamina papyracea'nın yapısı ve varyasyonlarının araştırılması

Lamina papyracea(LP), os ethmoidale'nin orbitaya bakan yüzünde yer alan ve orbitanın medial duvarının oluşmasına katkı sağlayan ince bir kemik yapıdır. Endoskopik sinus cerrahisi(ESC)'nde LP iyatrojenik olarak kırılıp orbitaya girilebilir ve ciddi komplikasyonlar oluşabilir. Muhtemel komplikasyonları önlemek için LP'nin yapısını ve varyasyonlarını bilmek önemlidir. Bu nedenle çalışmamızda BT görüntüleri kullanılarak LP'nin yapısı ve varyasyonları incelenmiştir. Çalışmaya, Düzce Üniversite'si Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde eylül 2021- haziran 2022 tarihleri arasında yüz, cranium, sinus paranasales BT çekilen hastalar dahil edilmiştir. Rastgele seçilen 101 kadın ve 102 erkek hastada LP'nin sağ ve sol taraf olmak üzere tiplerinin tanımlaması ve ölçümü yapıldı. Veriler SPSS programı (version 23.0) ile analiz edildi. Çalışmaya dahil ettiğimiz 203 hasta içerisinde 3 kişide LP dehissansı olduğu görüldü. Dehissans olan hastalar ölçüme dahil edilmedi. 200 hastada sağ ve sol taraf olmak üzere toplam 400 LP'de ölçüm yapıldı. LP'de en fazla Tip I'in, daha sonra sırasıyla Tip IIa, Tip IIb, Tip IIIa ve Tip IIIb'nin olduğu görüldü. Sol LP tiplerinin görülme oranının cinsiyete bağlı olarak değiştiği (p<0,05) ancak sağ LP tiplerinin görülme oranının cinsiyete bağlı olarak değişmediği görüldü (p>0,05). Sol LP tipleri ile sağ LP tipleri karşılaştırıldı ve LP tiplerinin görülme oranının sağ veya sol tarafta bulunma durumuna göre değişmediği görüldü (p>0,05). LP tiplerinin tamamına bakıldığında yaşa bağlı olarak tipin değiştiği görüldü (p<0,05). Sağ LP tipinde yaşa bağlı değişme görülmezken (p>0,05), sol LP tipinde yaşa bağlı değişme görülmektedir (p<0,05). Çalışmamızda bulduğumuz LP tiplerinin görülme oranının literatürde bildirilen oranlarla uyumlu olduğu görüldü. Çalışmamızdaki LP dehissans oranının literatürde bildirilen dehissans oranlarıyla uyumlu olduğu görüldü. LP dehissansının cinsiyet, yaş ve taraf seçip seçmediğine dair istatistiksel değerlendirme veriler yetersiz olduğu için yapılamamıştır. Çalışmamız, LP'nin yapısının daha iyi bilinmesiyle ESC'de oluşabilecek ciddi komplikasyonların önüne geçmeye yardımcı olacaktır.

Bilgisayarlı tomografiEtmoid sinüsNeurocranium+1
Selen Akdoğan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Manyetik rezonans görüntülerinde beyin sapı hacminin stereolojik olarak değerlendirilmesi

Nörodejeneratif hastalıklarda meydana gelen nöron kaybı, beyin sapında atrofi oluşturarak hacimsel değişikliklere sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde, toplam beyin hacmi, beyin sapı hacmi ve beyin sapı hacminin toplam beyin hacmine oranını, stereolojide hacim hesaplama yöntemlerinden biri olan Cavalieri prensibine dayanarak hesaplamaktır. Bu amaçla, MRG görüntülerinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan, 72 bireyin görüntüleri değerlendirildi. Buna göre, kadınlarda toplam beyin hacmi 966.81 ± 77.44 cm3, erkeklerde 1074.06 ± 111.75 cm3, beyin sapı hacmi, kadınlarda 18.99 ± 2.36 cm3, erkeklerde 22.05 ± 4.01 cm3 olarak tesbit edildi. Beyin sapı hacminin toplam beyin hacmine oranı, kadınlarda 1.96 ± 0.17 ve erkeklerde 2.05 ± 0.29 olarak belirlendi. Kadınlarda toplam beyin ve beyin sapı hacimlerinin daha küçük bulunması, istatistiksel açıdan anlamlıydı (p?0.05). Yaşları 20-40 arasında değişen bu bireylerde, yaşlanmayla birlikte toplam beyin ve beyin sapı hacim değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tesbit edilmedi (p?0.05). Sonuç olarak, beyin hacim ölçümlerinin tarafsız ve etkin bir hesaplama yöntemiyle sayısal verilere dayandırılmasının, nörodejeneratif hastalıkların erken tanısının yanında, hastalıkların ilerleme hızının belirlenmesi ve tedavi sonuçlarının gözlenmesine katkı sağlayacağı inancındayız.

BeyinBeyin sapıHacim+2
Münevver Keser
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Acı tadı algılama duyusunun papilla sircumvallatae sayısı ile ilişkisi

Doktora Tezi ACÎ TADÎ ALGILAMA DUYUSUNUN PAPİLLA CİRCUMVALLATAE SAYİSİ İLE İLİŞKİSİ Ayfer MAVİ Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Anatomi Anabilim Dalı Danışman : Doç. Dr. Orhan CEYHAN ÖZET Bu çalışma acı biberi çok seven ve yiyen Gazianteplilerin acı tadı algılama ve tanmlama eşikleri ile acı tadı alan papillae circumvailaîae'ın sayılan arasındaki ilişkiyi saptamak amacı ile yapılmıştır. Yaşlan 17-85 arasında olan 87 gönüllü denek araştırmamıza katılmıştır. Bu deneklerden 33 tanesi Gaziantep'ti değildi ve bunlar en fazla 1 yıldır Gaziantep'de yaşıyordu. Papillae circumvailatae abeslank ve ışık kaynağı yardımı ile doğrudan gözlenerek sayılmıştır. Acı tadı algılama ve tanımlama eşikleri Henkin'in Üç Damla Baskın Seçim Metodu ( Henkin Three Drop Forced-Choice Method) ile quinine sülfat kullanılarak tespit edilmiştir. Papilla sayısında yaşa, sekse ve bölgeye bağlı olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır. Acı tadı algılama ve tanımlama eşiklerinin ise yaş ile anlamlı olarak yükseldiği istatistiksel olarak hesaplanmıştır. Acı tadı algılama ve tanımlama eşiklerinin bölgesel olarakda değişme eğiliminde olabileceği gözlemlenmiştir. Acı îaî eşiklerinin cinsiyete göre farklılığı küçük gruplarda araştırıldığında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Fakat denekler genç kadınlar ve genç erkekler olarak gruplandınldığında kadınların erkeklerden anlamlı olarak acı tada karşı daha duyarlı oldukları gözlenmiştir. Acı tadı algılayan papilla circumvailatae sayısı ile acı tat eşikleri arasında önemli bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Papilla circumvailatae sayısı, acı tat eşikleri

Dil (Tıp)Tat eşiği
Ayfer Mavi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Sakroiliak eklemin anatomik varyasyonlarının bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

ÖZET Doktora Tezi SAKROİLİAK EKLEMİN ANATOMİK VARYASYONLARININ BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İLE İNCELENMESİ Mehmet Demir Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Erdem GÜMÜŞBURUN Haziran 2004-62 Sayfa Bu çalışmada art. sacroiliaca'da görülen varyasyon tiplerinin belirlenmesi ve görülme sıklığının saptanması amaçlandı. Ocak 2002-Mart 2003 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'na pelvis bilgisayarlı tomografi istemiyle başvuran 15 yaş ve üstündeki toplam 400 olgu (204 erkek ve 196 kadın) incelendi. Olguların sakroiliak eklem ile ilgili herhangi bir şikayeti ve teşhisi konmuş bir hastalığı yoktu. Sakroiliak eklem'de 6 tip anatomik varyasyon saptandı; 1. Aksesuar eklem (70 olgu, %17,5), 2. İliosakral kompleks (38 olgu, %9,5), 3. İki parçalı iliak kemik (22 olgu, %5,5), 4. İliak veya sakral kemiklerde semisirküler defekt (19 olgu, %4,8), 5. Yarım ay şekilli iliak kemik (14 olgu, %3,5) ve 6. Ossifikasyon merkezi (4 olgu, %1,0). Erkeklerin eklemlerinde iki parçalı iliak kemik (p<0,05), kadınlarda ise semisirküler defekt, yarım ay şekilli iliak kemik ve ossifikasyon merkezi daha fazla tespit edildi (p<0,05). Olgularda yaşın artması ile birlikte aksesuar eklem, iki parçalı iliak kemik, semisirküler defekt ve yarım ay şekilli iliak kemik varyasyonları daha çok saptandı (p<0,05). Obez kadınların eklemlerinde ise aksesuar eklem, iliosakral kompleks, semisirküler defekt daha fazla gözlendi (p<0,05). Ayrıca, kadınlarda doğum sayısının artması ile birlikte aksesuar eklem daha fazla görüldü (p<0,05). Varyasyon saptanan eklemlerin periartiküler dokularında en fazla subkondral skleroz, osteofit, ankiloz ve vakum fenomeni tespit edildi. Eklem aralığının boyutu ise ortalama 1.92±0.57 mm olarak saptandı. Sakroiliak eklem'de görülen dejeneratif değişikliklerin ve anatomik varyasyonların bilinmesi, Bilgisayarlı Tomografi görüntülerinin incelenmesinde ve yorumlanmasına katkı sağlayacağı inancındayız. Anahtar kelimeler: Anatomik varyasyon, sakroiliak eklem, bilgisayarlı tomografi.

Mehmet Demir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki anatomi anabilim dalı öğretim elemanlarının kadavra bağışına yönelik tutumlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; Anatomi Anabilim Dalı'nda görevli öğretim elemanlarının kadavra bağışına yönelik tutumlarını incelemek, aynı zamanda tıp eğitiminde oldukça önemli bir yere sahip olan kadavranın temin edilmesindeki var olan sorunlara değinmektir. Nitel araştırma yöntemleri kullanılarak hazırlanan çalışmamızın anket soruları Google Forms ile oluşturuldu ve Türkiye'de aktif olarak görev yapan anatomistlere WhatsApp ve mail üzerinden ulaştırıldı. Çalışmamıza %48,3'ü kadın, %51,7'si erkek olarak toplamda 176 Anatomist katıldı. İstatistiksel analizde Fisher's Exact Chi-Square Testi kullanıldı. Katılımcıların %34'nün bedenlerini kadavra olarak bağışlamadığı, %30,1'inin de bağışlamayı düşünmediği görüldü. Katılımcıların %63,1'ine göre beden bağışına düşüncelerinin oluşmasında dini bağlamda bir etkinin olmadığı görüldü. Katılımcıların kadavra bağışı ile organ bağışı arasındaki seçimlerinde %65,3'ünün organ bağışını %1,7'sinin kadavra bağışını seçtiği tespit edildi. Çalışmaya katılan öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu kadavranın tıp eğitimi için öneminin bilincinde olarak kadavrasız eğitimin devam edemeyeceğini ve kadavra yerine kullanılan yöntemlerin kadavranın yerini alamayacağını düşündükleri görüldü. Ancak kadavranın yerinin doldurulamayacağı görüşünde olmalarına karşın beden bağışı yapmayı düşünmedikleri belirlendi. Katılımcılarımıza göre kadavra yetersizliğinin en önemli nedeni bağış için insanların yeteri kadar bilinçlenmemesinden kaynaklıdır. Kadavra bağışını artırabilecek en uygun yöntemlerden birinin medya üzerinden farkındalığı artırmak olduğu belirlendi. Önemli olan bir diğer yaklaşım ise eğitimde kullandıkları kadavraların ölmeden önce onamının alınmasıyla vicdanen daha rahat hissedeceklerini belirtmeleri oldu. Kadavranın temin edilmesinde var olan sorunların giderilmesi için Anatomistlere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Kadavranın öneminin bilincinde olarak bedenlerini bağışlamaları hem farkındalığı artıracak hem de tıp eğitimi için atacakları büyük bir adım olacaktır.

İrem Özadam
Düzce University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Aksesuar foramen transversarıum'un batı karadeniz popülasyonunda radyolojik değerlendirilmesi

Cervical bölgede 7 tane vertebra bulunmaktadır. Bu vertebraları diğer vertebra'lardan ayıran en belirgin özellik processus (proc.) transversus'larında foramen (for.) transversarium bulunmasıdır. For. transversarium'un içerisinden arteria (a.) vertebralis, vena (v.) vertebralis ve etrafındaki plexus sympaticus geçmektedir. A. vertebralis altıncı cervical vertebra'nın for. transversarium'undan girerek yukarıya doğru yükselir. For. transversarium a. vertebralis'in durumundan etkilenerek şekil, boyut bakımından farklılıklar gösterebildiği gibi for. transverarium'daki değişiklikler de a. vertebralis'in çeşitli varyasyonlar göstermesine neden olabilmektedir. Literatürde pek çok araştırmacı for. transversarium varyasyonları konusunda hemfikirdir. Çalışmamızdaki amaç aksesuar foramen transversarium (AFT) olarak adlandırılan birden fazla for. transversarium görülme durumunu radyolojik olarak incelemektir. Çalışmada yaş ortalaması 51,52 olan 100 kadın ve 100 erkek toplam 200 bireyin BT görüntüleri retrospektif olarak incelendi. AFT gözlemlenen kişiler kaydedildi ve her AFT'nin enine çapları ölçüldü. Elde edilen veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edildi. Analiz sonuçlarına göre 49 erkek 46 kadın toplam 95 kişide AFT gözlendi. Cinsiyet ile AFT arasında ve cinsiyet ile AFT enine çap değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). İki cinsiyette de en sık AFT görülen vertebra C6 olarak belirlendi. Çalışmamızın amacı röntgen ve BT taramalarının yorumlanması yoluyla boyun bölgesinde yapılacak cerrahi müdahalelerde yapıların daha iyi belirlenmesi ve uygun girişimin seçilmesinde yol göstermektir. Anahtar Sözcükler: Cervical vertebra, Foramen transversarium, Aksesuar foramen transversarium, Bilgisayarlı tomografi

Ceyda Kahveci
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Arcus aortae'nın dallanma varyasyonlarının incelenmesi

Aorta sistemik dolaşımın ana damarıdır. Sol ventrikülden çıkan ostium aortae ile başlayan aorta, karın boşluğunda lumbal 4. vertebra alt kenarı hizasında sonlanır. Arcus aortae'den ayrılan dallar farklı noktalardan ve farklı şekillerde olabilir. Arcus aortae ve dallarının gelişimi fetal yaşamın ilk haftalarından başlayarak 8. haftada şeklini almış olur. Bu embriyolojik gelişimi sırasında farklılıklar oluşabilir. Aort anevrizmaları ve Marfan sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları aort diseksiyonuna sebep olabilir. Aort diseksiyonu, aortun intima ve adventisya tabakasının spontan longitudinal ayrışması sonucu oluşan klinik tablodur. Arcus aortae'nın anevrizması ve diseksiyonları kompleks cerrahi operasyon ile tedaviyi gerektirir. Arcus aortae'nin anevrizmaları ve diseksiyonları kompleks cerrahi yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Girişimciler, endovasküler stent gibi daha az invaziv teknikleri tercih etmektedir. Geliştirilen cerrahi yöntemler serebral iskemi oluşma riskini engellemeyi hedefler. Bu çalışmadaki amacımız varyasyonları inceleyerek görülme sıklıklarını ortaya çıkarmak. Çalışmamızda 310 hastanın BT anjiografi görüntüsü retrospektif olarak 3D ve MIP olarak incelenmiştir. Yaş ortalaması 64.52 olan 310 kişinin 151 erkek ve 159 kadından oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 24.0 programıyla analiz edildi. Yaptığımız analiz sonucunda cinsiyetler arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Klasik tip %75, tip 2 %20.32, tip 3 %2.58, tip 4 %0.96 ve tip 5 %0.96 oranda bulundu. Arterlere ait anatomik yapıların konumlarının belirlenmesi, özellikle erken müdahalenin şart olduğu olgularda, doğru, sağlıklı, hızlı ve başarılı girişimlerin yapılabilmesi için önemlidir. Aynı şekilde damar dallanma varyasyonlarının bilinmesi özellikle baş-boyun ve göğüs bölgesinde yapılması planlanan radyolojik veya cerrahi operasyonlarda gelişebilecek komplikasyonların önüne geçilmesi için hayati önem taşımaktadır. Bu sebeple çalışmamızın kalp-damar cerrahları, girişimsel radyologlar, kardiyologlar, baş-boyun cerrahları ve göğüs cerrahları için önemli bilgiler sağlayacağını düşünmekteyiz.

Özge Nur Çebi
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbal intervertebral disklerin ve lumbal vertebraların yaşa ve cinsiyete bağlı değişiminin incelenmesi

Pelin Dilmen
Gaziantep University
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan fetüslerinde nervus medıanus'un ön koldaki motor dallanması

Ön kolun ön kompartmanında bulunan kasların çoğunu n. medianus inerve eder. N. medianus hasarına bağlı patolojilerin tedavisinde cerrahi, elektrik stimülasyonu, botulinum toksini enjeksiyonu gibi yöntemler uygulanmaktadır. Bu işlemlerin özellikle kasın motor sinir giriş noktalarına yapılması, tedavinin başarısını artırmaktadır. Bu çalışma, n. medianus'un ön kol kaslarına inervasyon paterninin belirlenmesi ve motor sinir giriş noktalarının ön koldaki lokalizasyonlarının saptanması amacıyla yapıldı. 6 insan fetüsüne ait (4 kız, 2 erkek) 12 ön kol diseke edildi. Ön kollar horizontal çizgilerle eşit bir şekilde proksimal, intermedial ve distal bölümlere, median bir çizgi ile medial ve lateral bölümlere ayrıldı. Ön kolda n. medianus'un inerve ettiği kaslar morfolojik olarak tanımlandı. N. medianus ile kaslar arasındaki ilişkiler incelendi. Kaslara giden sinir dallarının dallanma paternleri saptandı. N. medianus'un MPT, MFCR, MFDS, MFPoL, MFDP ve MPQ'ya verdiği dallanma paternleri sırasıyla 7, 3, 4, 3, 2 ve 1 olarak belirlendi. N. medianus'un, ön kolun ön kompartman kaslarına giden dallarının motor sinir giriş noktalarının %41.1'i proksimal-medial bölümde, % 30.1'i intermedial-lateral bölümde, %18.3'ü intermedial-medial bölümde, % 8.0'i distal-lateral bölümde, % 1.4'ü distal-medial bölümde, % 0.7'si proksimal-lateral bölümde saptandı. Sonuç olarak, ön kolda bulunan kasların sinir dağılımlarının ayrıntılı bir şekilde bilinmesi, bu bölgede uygulanan cerrahi işlemlerin ya da elektroterapi uygulamaları, botulinum toksin enjeksiyonu gibi tedavi yöntemlerinin başarısını artıracaktır.

AnatomiFetüsKol+3
Begümhan Aliosmanoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Femur kollodiafizer açısının yaş ve cinsiyete bağlı gösterdiği değişikliklerin radyografik yöntemle yapılan ölçümlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada femur kollodiafizer açısının (CDA) farklı yaş grupları ve cinsiyete bağlı olarak gösterdiği değişikliklerin radyografik yöntemle incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızdaki örneklem grubu eşit sayıda erkek ve kadından oluşan 21-60 yaşları arasındaki 4 gruptan oluşmuştur. Çalışmaya kemiklerin morfometresini etkileyecek bir sendroma sahip olan, kalça protez ameliyatı geçiren, femur başı kırığı olan hastalar dahil edilmemiştir. Kullanılan radyografik ölçümlerde, proximal femur eksenine göre değerlendirme yapılmıştır. Cinsiyete göre sağ ve sol bacak CDA değerlerinde anlamlı düzeyde fark olduğu, ayrıca kadınlarda ölçülen değerler anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görüldü (p<0,001). Kadınlarda ölçülen sağ ve sol bacakta CDA değerleri arasında anlamlı düzeyde bir fark vardı (p<0,001). Benzer bulgular erkek bireylerde de saptandı (p=0,014). Yaş grubuna göre sağ (p=0,374) ve sol bacak (p=0,295) CDA değerlerinde anlamlı düzeyde fark yoktu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda CDA'nın erkeklerde kadınlara kıyasla daha fazla olduğu belirlendi. Sağ ve sol CDA'nın ölçülmesi neticesinde hem erkek hemde kadınlarda sol CDA'nın sağ CDA'ya kıyasla daha fazla olduğu belirlenmiştir.

Mehrdad Khakzad
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal vertebraların processus transversuslarının yaş ve cinsiyete göre değişiminin radyografik olarak incelenmesi

Lamina arcus vertebra'da 7 tane çıkıntı bulunmaktadır. Bu çıkıntılar processus spinosus, processus transversus ve proccessus articularis'lerden oluşmaktadır. Yan taraflara uzanan processus transversus'lar iki tanedir. Lumbal bölgedeki processus transversus'ların uzunluğu, kalınlığı ve şekli bireyden bireye farklılık göstermektedir. Bu değişikliğin sebeplerinden biri ise processus transversus'ların morfometrik özellikleridir. Çalışmamızdaki amaç, processus transversus'un horizontal, sagittal ve koronal düzlemde uzunluğunun, yüksekliğinin ve genişliğinin yaş ve cinsiyete göre değişimini radyografik olarak incelemektir. Bu çalışmada lumbal vertebralarda processus transversus'ların detaylı bir şekilde morfometrik olarak incelenmesi ve elde edilen sonuçların klinik açıdan değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada 21-30 yaş aralığında 50 kadın, 31-40 yaş aralığında 50 kadın, 41-50 yaş aralığında 50 kadın, 51-60 yaş aralığında 50 kadın, 21-30 yaş aralığında 50 erkek, 31-40 yaş aralığında 50 erkek, 41-50 yaş aralığında 50 erkek, 51-60 yaş aralığında 50 erkek toplamda 400 hastanın BT görüntüleri retroskopik olarak incelendi. Proc. transversus'lara ait morfometrik ölçümler yapıldı. Verilerin uygun tanımlayıcı istatistikleri hesaplandı. Nicel değişkenlerin normallik varsayımı Kurtosis, Skewness katsayıları ve Shapiro-Wilk Testi ile incelendi. Grup varyanslarının homojenliği ise Levene testiyle kontrol edildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda One-Way ANOVA (post hoc Sidak test) uygulandı. Farklı faktörlerin nicel değişken üzerindeki etkisini incelemek için Factorial ANOVA ve Genelleştirilmiş Lineer Modelleme yaklaşımı (post hoc Sidak test) kullanıldı. Nicel değişkenlerin grup içi karşılaştırmalarında Paired samples t test kullanıldı. İstatistiksel değerlendirmeler SPSS 22 programı ve özel makrolar kullanılarak yapıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Erkeklerde ölçülen tarafa göre L1, L2, L3, L4, L5 vertebraların proc. transversus'larının uzunluk değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Benzer bulgular, proc. transversus'ların genişlik ve yükseklikleri için de elde edildi (p>0,05). Kadınlarda ölçüm tarafına göre L1, L2, L3, L4, L5 vertebraların proc. transversus'larının uzunluk değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Benzer bulgular, proc. transversus'ların yükseklikleri için de elde edildi (p>0,05). Kadınlarda sadece sağ ve sol L2 vertebranın proc. transversus'larının genişlik değerleri arasında anlamlı düzeyde fark var (p<0,05) iken diğerlerinde (L1, L3, L4, L5) anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın cerrahi müdahalelerden tedavi planlamalarına kadar alan uzmanlarına ve araştırmacılara yardımcı olacağını düşünüyoruz. Bunun yanı sıra antropometri alanında çalışan araştırmacılara, adli tıp vakalarında kemikten kimlik tespiti yapılmasına kadar birçok alanda yardımcı olacağını düşünüyoruz. Anahtar Sözcükler: Processus Transversus, Lumbal Vertebra, Morfometri, Bilgisayarlı Tomografi

Rojbin Dursun
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Posterior Cranial Fossa yapılarından Pons ve Cerebellum'da yaşlanma ile oluşan değişikliklerin kadın ve erkekte Manyetik Rezonans Görüntüleme ile analizi

Bu çalışma; midsagittal kesitte MRG üzerinde pons, cerebellum ve fossa cranii posterior'daki morfolojik değişikliklerin yaş ve cinsiyet ile ilişkisini değerlendirmek ve patolojik değişikliklerin ayırt edilmesine katkıda bulunmak amacıyla yapılmıştır.Nörolojik şikâyetleri nedeniyle MRG yöntemi uygulanan ve beyinde morfolojik değişikliğe yol açmış herhangi bir hastalık görülmeyen, yaşları 25-85 arasında değişen 72'si kadın, 78'i erkek toplam 150 kişiden elde edilen midsagittal MR görüntüleri değerlendirildi.Bu görüntüler bilgisayar ortamına aktarılarak referans noktaları belirlendi. Fossa cranii posterior alanı (FCPA), Pars basilaris pontis (BPA), Tegmentum pontis (TPA), Vermis cerebelli (VCA) alanı çizilerek ölçümleri bulundu. Elde edilen değerler, FCPA ile orantılandı. Sonuçlar kadın ve erkeklerde, istatistiksel olarak yaş ve cinsiyete göre değerlendirildi.Yapılan ölçümlerde, FCPA ortalama olarak erkeklerde 3564.41 mm², kadınlarda 3367.39 mm² olarak bulundu. İstatistiksel olarak erkek ve kadınlar arasında anlamlılık gösteriyordu.BPA, erkeklerde ortalama 393.14 mm2, kadınlarda ise 388.83 mm², TPA erkeklerde 199.68 mm², kadınlarda ise 193.90 mm² , VCA erkeklerde 1046.24 mm², kadınlarda ise 1013.35 mm² olarak ölçüldü. Bu ölçümler, cinsiyete göre anlamlılık göstermezken, FCPA'nına orantılığında VCA/FCPA oranı hariç cinsiyet farklılıkları gözlendi.Yaş gruplarına (dekatlara) göre ayrılarak yapılan değerlendirmelerde 25-34 yaş grubunda, erkeklerdeki BPA değerleri kadınlara göre daha büyüktü. Ayrıca45-54 yaş grubunda BPA/FCPA, TPA/FCPA oranında anlamlı bir farklılık vardı.Kadın ve erkeklerde yaşlanma ile BPA, TPA, VCA, FCPA ölçüm değerlerine ve bu değerlerin FCPA ölçüm değerine oranlarına bakıldığında, kadınlarda yaşlanma ile BPA, TPA, FCPA'ında bir değişiklik olmamasına karşın, VCA'ında yaşlanma ile küçülme belirlenmiştir. Ayrıca VCA/FCPA oranında kadınlarda yaşlanma negatif bir anlamlılık tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler:Anatomi, fossa cranii posterior, vermis cerebelli, pons, morfometri, midsagittal MRG

Zehra Aslıhan (çancı) Çetin
Düzce University
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Arteria vertebralis V2 parçasının ve komşuluğundaki kemik yapıların 3 boyutlu bilgisayarlı tomografi anjiografi görüntülerinde morfometrik ölçümleri ile varyasyonlarının araştırılması

Çalışmanın amacı, arteria vertebralis?in (AV) anatomik varyasyonları ile yaşlanmaya bağlı komşuluğundaki cervical vertebrae ile ilişkisinin belirlenmesidir. Retrospektif olarak 110 olgunun BT anjiografisi incelendi. Olgular yaşa göre grup A <45 yaş; grup B: 45-65 yaş; grup C>65 yaş ve üstü şeklinde üçe ayrıldı. AV?de darlık veya diseksiyon saptanan olgular kantitatif analize dahil edilmedi. İlk olarak AV ve foramen transversarium?un (FT) alanı ölçülerek, AV/FT kapsama oranı (KO) hesaplandı. İkinci olarak, AV ile processus uncinatus (PU) arasındaki mesafe ölçüldü. Tüm olguların % 92?sinde AV?nin C6 FT?nindan girişi gözlendi. Anormal giriş düzeyleri C7?den % 0.9; C5?den %5.4 ve C4?ten %3.6 olarak bulundu. Olguların %3.6?sında AV arcus aortae?den çıkmaktaydı. Hipoplazik AV insidansı %3.6 olarak bulundu. AV/FT KO 0.34-0.52 arasında değişmekteydi ve yaş grupları arasında AV/FT KO bakımından anlamlı istatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Grup C?de C4-C7 düzeyi arasında AV ile PU arası mesafe anlamlı olarak düşüktür (p<0.01). AV alanı FT alanı ile doğrudan ilişkili olup aralarında kuvvetli lineer korelasyon vardır. Arteria vertebralis?in V2 segmentinin varyasyonlarının bilinmesi, servikal spinal enstrümentasyon cerrahisinde ciddi iatrojenik yaralanmaları önleyebilir. Yaşlanmayla AV ile servikal vertebranın birbirine yaklaşması, vertebrobaziler inme gelişimi için anatomik predispozisyon oluşturmaktadır.

AnatomiAnjiyografiServikal vertebra+3
Banu Alıcıoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Dalak hacminin stereolojik yöntemlerle hesaplanması

Dalak; lenfoma, sıtma, tüylü hücreli lösemi, kronik lenfositik lösemi, akut lösemiler, talasemi majör, portal ven trombozu ve akut splenit gibi birçok sistemik hastalıktan etkilenmektedir. Etkilendiği primer tanıya özgü farklı hacim artışı görülmektedir. Dalak hacmindeki değişikliklerin belirlenmesi, hem tanı koymada hem de tedavinin etkinliğini değerlendirmede kritik öneme sahiptir. Çalışmamız, dalak için etkin bir hacim hesaplama yöntemi belirlemeye ve Cavalieri prensibini irdelemeye yönelikti. Bunun için kadavradan elde edilen bir adet dalak kullanıldı. Dalağın gerçek hacmi su taşırma yöntemi ile ölçüldü. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans (MR) ile üç anatomik düzlemde 1 mm, 3 mm, 5 mm ve 10 mm kalınlıklarda kesit görüntüleri elde edildi. Cavalieri prensibi kullanılarak farklı sıklıktaki noktalı alan ölçüm cetveli (NAÖC) ile aynı görüntü büyütmesinde, ekran üzerinden hacim hesaplaması yapıldı. Kesit kalınlığının, nokta sıklığının, kesit sayısının, sayılan toplam nokta sayısının ve yönelimin, hacim, hata katsayısı (HK) ve hesaplama süresi üzerine etkisi incelendi. Daha sonra dalak fiziksel olarak 5 mm kesit kalınlığında paralel dilimlere ayrıldı. Bu dilimler üzerinden Cavalieri prensibi ile hacim hesaplaması yapıldı. Elde edilen sonuçlar MR görüntüleri üzerinde, aynı kesit kalınlığında ve aynı nokta sıklığında yapılan hesaplamalar ile karşılaştırılarak fazla yansıma-az yansıma (overprojection-underprojection) etkisi incelendi. Ardından MR görüntüleri kullanılarak altı farklı gözlemci tarafından Cavalieri prensibi ile hacim hesaplaması yapıldı ve gözlemciler arasında yüksek uyum olduğu belirlendi (r=0.976). Sonuç olarak, % 5 hata katsayısı sınırlarının altında kalmak üzere, MR görüntüleri üzerinden (küçültme oranı= 0.795), 5 mm kesit kalınlığında ve 15 mm NAÖC nokta sıklığında yapılan hacim hesaplamalarının en etkin hacim hesaplama protokolü olduğu belirlendi. Anahtar sözcükler: Bilgisayarlı tomografi, Cavalieri prensibi, Dalak hacmi, Etkinlik, Manyetik rezonans

Cavalieri prensibiDalakHacim+3
Ufuk Akkurt
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel formaldehit uygulanan sıçanların karaciğer dokusunda apoptozis ve CD68 immünreaktivitesi üzerine ozon ve timokinonun etkilerinin incelenmesi

Formaldehit (FA), dokularda hasara neden olmakta, oksidatif stresi aktifleştirmekte ve antioksidan düzeylerini düşürmektedir. Timokinon (TQ) ve Ozon (O3) ise oksidan maruziyetinin neden olduğu hasarı iyileştirmektedir. Bu çalışmada amacımız; FA maruziyetinin kan ve karaciğerde oluşturduğu hasarı biyokimyasal belirteçlerle ve histopatolojik olarak TUNEL metodu ve CD68 hücre yoğunluğu ölçümü ile ortaya koymak, ayrı ayrı antioksidan etkili moleküller olan TQ ve O3'nun hem tek başına kullanıldıklarında hem de birlikte kullanıldıklarında FA maruziyeti ile oluşan hasarı ne derece değiştirdiklerini ortaya koymaktır. Çalışmada ağırlıkları 270-300 gr arasında değişen 8-10 haftalık 56 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Serumda AST, ALT, total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) seviyeleri tayin edildi. Ayrıca total antioksidan (TAS) ve total oksidan (TOS) seviyeleri için karaciğer dokuları da incelendi. Karaciğer dokularında immünohistokimyasal yöntemlerle CD68 hücre yoğunluğu değişimleri ortaya koyulurken ayrıca apoptotik hücrelerin belirlenmesi için TUNEL yöntemi uygulandı. FA maruziyeti, deney hayvanlarının serum AST ve ALT seviyelerinde artışa, serum ve karaciğerlerinde TAS seviyelerinde azalmaya, TOS seviyelerinde yükselmeye, TUNEL pozitifliğinde ve CD68 hücre yoğunluğunda artışa neden oldu. Antioksidan olarak verilen TQ ve O3, serum ve karaciğerde meydana gelen biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikleri ciddi anlamda düzeltti. Sonuç olarak; TQ ve O3, FA maruziyetinin neden olduğu oksidatif hasarı baskılamakta ve oluşan histopatolojik bozulmaları geri çevirmektedir.

ApoptozisFormaldehitHayvan deneyleri+4
Feyza Aksu
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Alt ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium'larin morfolojik ve topografik anatomisi

Nutrient foramina are important anatomical characteristics of long bones and help in determining the entry site of nutrient arteries and the weak areas that susceptible to fractures and hence study of the nutrient foramen is important in medical field. This study aimed to determine the number and positions of nutrient foramina of femur, tibia and fibula and to observe their sizes, direction and obliquity. Two hundred sixty five adult human bones of the lower limbs were observed. Nutrient foramina were identified with naked eyes and their direction, obliquity and size were determined by 20 and 24 gauge needles. Shapes were observed with naked eye and allotted to oval and round types. The location of the nutrient foramina were determined in relation to upper, middle and lower third segment of the bones and was validated by calculating foraminal index. Our study found 79% of specimens with a single nutrient foramen. More than 96% of the nutrient foramina were directed away from the knee. Eighty seven percent of the femoral nutrient foramina were located in the middle third, 72% of tibial nutrient foramina were located in the proximal third while 98% of the fibular nutrient foramina were located in the middle third of the specimens. Overall, no nutrient foramen was found to be present on the distal third of the bones studied. Our study findings are in accordance to the findings from several research studies. The assessment of pathological conditions associated with the findings of foramen nutricium in our study may help clinicians and surgeons in planning treatments for applications to be performed in this region. However, it is thought that literature will be a source for basic and clinical sciences by providing reference values.

AnatomyLegExtremities+6
Syeda Uzma Zahra
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Formaldehit uygulanan sıçanların karaciğer dokusunda asprosin ve subfatin immün reaktivitesi üzerine karvakrol'ün etkilerinin incelenmesi

Toksik dozlarda formaldehit (FA) dokularda oksidatif hasara sebep olur ve enerji metabolizmasını bozar. Yağ dokusundan sentezlenen asprosin (ASP) ve subfatin (SUB) enerji metabolizmasının düzenlenmesinde etkili adipokinlerdir. Çalışmada FA'ya maruz bırakılan sıçanların ASP ve SUB immünreaktivitesi üzerine antioksidan ve hepatoprotektif özellikleri bilinen karvakrolün (CAR) etkilerinin immunohistokimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle belirlenmesi amaçlandı. 42 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçanlar, Grup I (Kontrol), Grup II (CAR-20), Grup III (CAR-40), Grup IV (FA), Grup V (FA+ CAR-20) ve Grup VI (FA+CAR-40) olarak ayrıldı. Formaldehit alan gruplara doz 10 ppm (8 saat/gün, 5 gün/hafta) olacak şekilde inhalasyon yoluyla, CAR alan gruplar ise 20 ve 40 mg/kg/48 saat iki farklı doz olacak şekilde i.p. yolla 4 hafta boyunca uygulandı. Kan ve karaciğer doku örneklerinde enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) ile ASP, SUB, total oksidan (TOS) ve total antioksidan (TAS) seviyelerine bakılırken, immünohistokimyasal yöntemle ASP ve SUB immünreaktiviteleri, TUNEL metodu ile apoptotik hücre miktarı belirlendi. Formaldehit maruziyeti karaciğer dokusunda ciddi oksidatif hasarlara neden oldu. TOS seviyesini yükseltirken, apoptotik hücre sayısını artırdı. Uygulanan 20 mg/kg CAR karaciğer dokusunda apoptotik hücre sayısını azaltırken, TOS seviyelerini de düşürdü. Ancak 40 mg/kg dozundaki CAR kontrol grubuna kıyasla apoptozisi artırdı. Formaldehit ile birlikte uygulanan 40 mg/kg CAR, karaciğer dokusunda TOS değerini FA grubuna göre azaltsa da, tek başına uygulandığında kan TOS değerini kontrol grubuna göre yükseltti. Ayrıca FA maruziyeti karaciğer dokusunda ve kanda ASP ve SUB immünreaktivitelerini azalttı. Ancak bu değerler CAR ilavesi ile tersine çevrildi. Bu bilgiler ışığında, FA'nın enerji metabolizmasını bozduğu ve CAR'ın uygun dozlarda FA'nın yıkıcı etkilerini azalttığı, yüksek dozlarda ise zararlı olabileceği söylenebilir.

AsprosinFormaldehitKaraciğer+3
Elif Emre
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Foramen infraorbitale'nin üç boyutlu rekonstrüksiyon yöntemi ile değerlendirilmesi

Şengül Tekemen, Foramen Infraorbitale'nin Üç Boyutlu Rekonstrüksiyon Yöntemi İle Değerlendirilmesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Anatomi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Zonguldak, 2020 Foramen infraorbitale, maxilla'nın ön yüzünde bulunan ve içerisinden nervus infraorbitalis, arteria infraorbitalis ve vena infraorbitalis'in geçtiği bir deliktir. Bu çalışmanın amacı, üç boyutlu rekonstrüksiyon yöntemi ile elde edilen bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinde foramen infraorbitale'nin yeri ve belli referans noktalara olan uzaklıklarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada, Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda herhangi bir nedenle yüz bölgesinde inceleme yapılan 50 kişiye ait maksillofasiyal BT görüntüleri kullanıldı. Foramen infraorbitale'nin sekiz referans noktaya olan uzaklığı ölçüldü. Foramen infraorbitale'den iki referans noktasına çizilen çizgi ile foramen infraorbitale'den orta hatta çekilen dikey çizgi arasında tanımlanan iki açı ölçüldü. Bu verilerle; toplam kişi, kadın ve erkeklerde taraf karşılaştırması ile sol ve sağ tarafta cinsiyet karşılaştırması yapıldı. Taraf karşılaştırmasında; toplam kişilerde ve erkeklerde foramen infraorbitale ve orta hat arasındaki uzaklıkta (MA), kadınlarda ise foramen infraorbitale ve apertura piriformis arasındaki uzaklıkta (AF) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Cinsiyet karşılaştırmasında; sol tarafta foramen infraorbitale ve arcus zygomathicus'un en dış kenarından çekilen dik çizgi arasındaki uzaklıkta (AE) ve foramen infraorbitale ve spina nasalis anterior arasındaki uzaklıkta (AH) anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sağ tarafta MA, AE, AF, foramen infraorbitale ve nasion arasındaki uzaklık (AG) ve AH uzaklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak; foramen infraorbitale'nin yerinin bilinmesi yapılacak girişimler açısından önem taşımaktadır. Bu bölgedeki anatomik yapılarla ilgili üç boyutlu rekonstrüksiyon çalışmaları sınırlıdır. BT, foramen infraorbitale'nin lokalizasyonunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesini sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Anatomi, Antropometri, BT, Üç boyutlu rekonstrüksiyon, Foramen infraorbitale.

AnatomiAntropometriDental restorasyon+2
Şengül Tekemen
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Caput mandıbulae ve processus coronoıdeus'un transvers açılarının orta yüz genişliği ile olan ilişkisi

Mandibula, konuşma ve çiğneme gibi fonksiyonlarının yanı sıra üzerinde bulundurduğu anatomik yapılar sayesinde antropometrik öneme sahiptir. Aynı zamanda yüzün merkezi bileşeni olan çeneyi oluşturarak yüz estetiğinde de önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmamızda 18-72 yaş arasında 41 kadın ve 18-72 yaş arasında 47 erkek olmak üzere toplam 88 kişiye ait bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanıldı. Ölçümler, bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen üç boyutlu görüntüler üzerinde ve horizontal düzlemde yapıldı. Yüze ait olan bizygion genişliği, sağ ve sol yüz genişliği ölçüldü. Mandibula'ya ait bicondylar genişlik, sağ ve sol proc. coronoideus arası genişlik, sağ ve sol ayrı olarak horizontal düzlemde her iki caput mandibulae'yi birleştiren doğru ile caput mandibulae'nın merkezi ve proc. coronodeius'u birleştiren doğru arasındaki açı (sağ ve sol A açısı), sağ ve sol ayrı olarak caput mandibulae ile proc. coronoideus'u kesen doğru ile aynı tarafa ait corpus mandibulae'nın uzun ekseni üzerinden geçen doğru arasındaki açı (sağ ve sol B açısı), sağ caput mandibulae-spina mentalis-sol caput mandibulae arasındaki açı (C açısı) ve intercondylar açı ölçüldü. Erkeklerde kadınlara göre bizygion uzunluğu, sağ yüz genişliği, sol yüz genişliği, bicondylar genişlik ve sağ ve sol proc. coronoideus arası genişlik istatistiksel olarak anlamlı derecede uzun belirlendi (p<0.05). C açısı ise kadınlarda erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla saptandı (p<0.05). Erkeklerde sağ B açısı sol B açısına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla belirlendi (p<0.05). Kadınlarda ise sağ yüz genişliği ve sağ B açısı sol taraftaki değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla saptandı (p<0.05). Sonuç olarak caput mandibulae ve proc. coronoideus'un transvers açılarının ve yüz genişliği ile olan ilişkisinin belirlenmesi bu bölgede yapılacak olan cerrahi girişimler için önem taşımaktadır.

AnatomiMandibula
Öznur Aktaş
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Rat ve tavşan extremitelerinde yüzeyel ven seyirlerinin lateks ve veinviewer sistem ile karşılaştırmalı olarak belirlenmesi

Damarların orijin, seyir ve vaskularizasyon bölgeleri, evcil memeli hayvanları konu alan kitaplar ve makalelerde ayrıntılı olarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte laboratuvar hayvanlarından tavşan ve rat üzerinde yapılan araştırmaların bölgelerin vaskülarizasyonları ile ilgili verdikleri bilgiler oldukça yüzeyseldir. Günümüzde laboratuvar hayvanlarında dolaşım sistemi üzerindeki çalışmaların ve kurgulanan modellemelerin çok daha çeşitli ve özgün olduğu göz önüne alındığında, bu tür araştırmalarda dolaşım sistemi anatomisinin ve oluşabilecek varyasyonların kapsamlı bir şekilde bilinmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu projenin amacı, damar seyirlerinin belirlenmesi için kullanılan latex enjeksiyon metodu ile tıp hekimliğinde intravenöz girişimler esnasında kullanılan veinviewer cihazının, rat ve tavşanlarda extremite yüzeyel ven seyirlerinin belirlenmesinde birbirleriyle karşılaştırılması ve veinviewer cihazının hayvanlarda kullanılabilir olma ihtimalinin değerlendirilmesidir. Aynı zamanda klinisyen veteriner hekimlere veinviewer cihazı ve kullanımı ile ilgili bir anket yapılarak, veteriner sahada bir farkındalık oluşturmak ve katılımcıların bu güncel görüntüleme metodu hakkındaki fikirlerini elde etmek amaçlandı. Bu amaçla proje üç aşamalı olarak dizayn edildi. Birinci aşamada 15 adet rat ve 15 adet Yeni Zelanda tavşanının extremitelerinin veinviewer görüntülemesi yapılarak bulgular kaydedildi. İkinci aşamada aynı hayvanlara latex enjeksiyon metodu uygulanarak materyallerin diseksiyonu yapıldı ve elde edilen bulgular karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Üçüncü aşamada ise ilk iki aşamadan bağımsız olarak, Türkiye genelinde 400 klinisyen veteriner hekime veinviewer cihazı ve kullanımı ile ilgili anket uygulandı. Ratlarda vena cephalica'nın v. jugularis externa'dan köken alması veinviewer cihazı ile görüntülenemezken, tavşanlarda v. cephalica'nın v. jugularis'ten ya da m. omotransversus'un insertiosu seviyesinde v. brachialis''ten orijinlenmesi veinviewer cihazı ile görüntülendi. Ayrıca yapılan bu çalışmada ratlarda özellikle arka extemite, tavşanlarda ise hem ön hem de arka extremite yüzeysel venlerinin latex enjeksiyon metodu bulgularına paralel olarak veinviewer cihazı ile de görüntülendiği tespit edildi. Bununla birlikte anketi yanıtlayan veteriner hekimlerin %5,7'si veinviewer cihazını kullandıklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak; latex enjeksiyon metodu ile elde edilen verilerin, rat ve tavşan extremite yüzeyel ven seyirleri bakımından literatüre güncel bilgi kazandıracağı düşünülmektedir. Veinviewer cihazının insanlarda özellikle periferik intravenöz katater uygulaması esnasında, damarları görünür kılabilmek amacıyla tercih edildiği düşünülürse, cihazın yüzeysel venlerin görüntülenmesinde hayvanlarda alternatif bir yöntem olarak kullanılabilceği düşünülmektedir.

AnatomiKan damarlarıKızılötesi spektrum+4
Funda Aksünger Karaavcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uygun maske yapımı için yüz antropometrisinin incelenmesi

Yapılan bu çalışmayla yüzde bazı antropometrik noktalar üzerinde ölçümler yapıp yüze daha uyumlu maskeler üretimine katkı sağlamak amaçlandı. Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde çeşitli nedenlerle baş Bilgisayarlı Tomografi (BT) incelemesi yapılmış 18-60 yaş aralığında 25'i kadın ve 25'i erkek olmak üzere toplam 50 kişiye ait BT görüntüleri incelendi. Bu görüntüler de kemik üzerinden; ectoconchion-ectoconchion (Ec-Ec), zygion- zygion (Zyg-Zyg), zygomaxillare-zygomaxillare (Zm-Zm), gonion-gonion (Go-Go), rhinion-nasospinale (Rh-Nas), rhinion-menton (Rh-Me) antropometrik noktaları arasındaki uzaklıklar ile yüzün hem sağ hem de sol tarafında bulunan condylion- gnathion (Co-Gn), condylion-gonion (Co-Go), condylion-rhinion (Co-Rh) antropometrik noktaları arasındaki uzaklıklar ölçüldü. Yumuşak doku üzerinden; alare-alare (al-al), zygion-zygion (zy-zy) antropometrik noktaları arasındaki uzaklıklar ile yüzün hem sağ hem de sol tarafında bulunan otobasion superior- otobasion inferior (obs-obi) arasına çizilen kavsin uzunluğu ölçüldü. Bilateral ölçülen parametreler kendi aralarında ve tüm parametreler kadın-erkek olarak karşılaştırıldı. Kemik üzerindeki tüm parametreler erkeklerde kadınlardan anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur (p<0,05). Erkeklerde yüzün sağ ve sol tarafında ölçülen parametreler karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmadı (p>0,05). Kadınlarda ise yüzün sağ tarafında bulunan Co-Rh arası uzunluk yüzün sol tarafında bulunan Co-Rh arası uzunluktan istatiksel olarak anlamlı derecede uzun bulundu (p<0,05). Kadınlarda ve erkeklerde yaşın artmasıyla beraber Zyg-Zyg uzunluğu ile Rh-Me uzunluğunda istatiksel olarak anlamlı artış bulundu. Antropometrik ölçümler sonucunda elde edilen verilerin maske yapımına ve Anatomik literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Anatomi, BT, Maske, Üç boyutlu rekonstrüksiyon

AnatomiAntropometriAntropometrik parametreler+4
Büşra Uyar
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyun ve keçilerde yağ doku kökenli mezenkimal kök hücrelerin izolasyonu ve identifikasyonu

Günümüzde hayvan hastalıkları için kök hücre tedavi metotları geliştirilmekte ve özellikle Mezenkimal kök hücre (MKH)'ler ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Hayvan modelleri, beşeri hekimlikteki olası uygulamalar için kök hücrelerin özelliklerini ve potansiyellerini incelemek amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma koyun ve keçilerde yağ doku kökenli kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ile adipojenik, kondrojenik ve osteojenik farklılaşma potansiyellerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda kesimhanede kesilen sağlıklı ve yetişkin 5 koyun ve 5 keçiden steril şartlarda inguinal bölgeden alınan yağ dokular kök hücre laboratuvarımıza getirilerek hücre kültür ve pasajlamalara tabi tutuldu. Aynı zamanda kök hücrenin ispatında önemli bir diğer aşama olan farklılaştırma işlemi gerçekleştirildi. Mezenkimal kök hücreler adipojenik, kondrojenik ve osteojenik yönde farklılaştırılıp histokimyasal boyama işlemlerine tabi tutuldu. İzolasyon işleminde kök hücrelerin morfolojik olarak ispatını sağlayan self renewal (kendi kendini yenileme) ve asimetrik bölünme aşamaları gözlemlendi. Keçi MKH'leri koyun MKH'lerine göre daha hızlı şekilde doluluk oranına (konfluense) ulaştı. Pasaj 3'e getirilen yağ doku kaynaklı kök hücreler kimliklendirme işlemi için Akım (flow) sitometri cihazında CD44, CD90, CD105 ve CD45 antikorları kullanılarak yüzey belirteçleri belirlendi. CD44, CD90, CD105 eksprese edilirken CD45 belirteci eksprese edilmedi. Çalışmamızda, veteriner hekimlikte önemli türler arasında yer alan koyun ve keçilerden yağ doku kaynaklı kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ve başka hücrelere farklılaşma (osteojenik, kondrojenik ve adipojenik) yetenekleri belirlenmiş, koyun ve keçi MKH izolasyon farklılıkları ortaya konmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yüzey belirteçleri (CD44, CD90, CD105, CD45) ile MKH immunofenotiplemesi koyun ve keçilerde ülkemizde ilk defa yapılmıştır. Çalışmanın veteriner hekimlikte bundan sonraki MKH çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Adipoz dokuAkım sitometrisiKeçiler+2
Yeşim Aslan Kanmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum yollarının silikon plastinasyonu ve taramalı elektron mikroskop(SEM) ile incelenmesi

Bu araştırmada Siirt renkli tiftik keçisinde üst solunum yolunun yüzey yapısında silikon plastinasyon yöntemi ile meydana gelen değişiklikleri ortaya koymak amacı ile yapıldı. Bu amaç doğrultusunda mezbahanelerden temin ettiğimiz 10'ar adet Siirt renkli tiftik keçisinin total kafatası iki yarıma ayrıldı. Elde edilen kafataslarının bir yarımları plastine edildi. Makro olarak karşılaştırmaları yapıldıktan sonra plastitnatlardan ve fresh materyalden alınan üst solunum yolu doku örneklerinin her ikisinin taramalı elektron mikroskop(SEM) bulgularını karşılaştırılarak silikon plastinasyonun yüzey üzerindeki deformasyonları incelendi. Üst solunum yolunda bulunan anatomik yapılardan plica rectalis'in %17 oranında enine küçüldüğü tespit edildi. Concha nasalis ventralis plastine edilen anatomik yapılarda enine %63 oranında en fazla küçülen yapı olduğu görüldü. Taramalı elektron mikroskobu verileri incelendiğinde üst solunum yolu üzerinde yer yer silia'ların, Arnavut kaldırımı deseninin, goblet hücreleri ve epitel yüzeyinde bulunan bez kanalları tespit edildi. Plasine dokulardan alınan SEM görüntülerinde yüzey epitelinde deformasyona bağlı yüzey yapılarının dejenere olduğu görüldü. Sonuç olarak çalışmamızda Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum sistemi taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Plastinasyon tekniğinin yüzey epitelinde bulunan yapılara zarar verdiği tespit edildi. Plastinasyon tekniği ile taramalı elektron mikroskobu ilk olarak beraber çalışıldığı için literatüre katkı sağlayacağını düşünemekteyiz.

KeçilerMikroskopi-elektron taramalıPlastinasyon+3
Barış Can Güzel
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığırlarda diz ekleminin MR ve CT ile 3Dyapılanması ve aquaporin 1-2-3 dağılımının araştırılması

Diz, vücudun en büyük eklem boşluğuna sahip olan eklemdir. Hem kompleks yapısı gereği hem de vücudun ağırlığını taşıması sebebiyle birçok araştırmaya konu olmuştur. Bilindiği üzere ülkemizde büyük hayvan yetiştiriciliği hayvan ekonomisinin temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Büyük hayvan yetişticiliğinde, eklem hastalıklarıyla oluşan topallıklar hayvan refahını etkileyerek ciddi verim kayıplarına neden olmaktadır. Bu durum önce sürü ekonomisini daha sonra ise ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Böylesine karmaşık yapıya sahip olan diz ekleminin morfolojisinin iyi bilinmesi hem Beşeri hem de Veteriner Hekimlik alanında diz eklemi ile ilgili patolojilerin tanısında ve tedavisinde önem arz etmektedir. Bölge anatomisi hakkında detaylı bilgiler olsada, literatür taramalarında Simental ırkı sığırların diz ekleminin MR ve BT görüntülerinin incelendiği, 3 boyutlu (3D) modellemesinin yapıldığı ve Aquaporin dağılımının araştırıldığı herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu çalışmada Simental ırkı sığırlarda diz eklemini hem morfometrik hem de morfolojik olarak birçok metodla incelemeyi amaçladık. Diz ekleminin anatomik yapısı Röntgen, BT ve MR görüntüleriyle detaylı olarak incelendi. BT görüntülerinden elde edilen iki boyutlu görüntülerden üç boyutlu modeller elde edildi ve morfometrik ölçümler yapıldı. MR görüntülerinde ise meniscus'lar, ligament'ler ve diğer yumuşak dokular detaylı bir şekilde hem morfolojik hem de morfometrik olarak incelendi. Ayrıca Simental ırkı sığırlarda diz eklemi kıkırdak, meniscus ve ligament dokusunda immünohistokimyasal metotla AQP-1, AQP-2 ve AQP-3'ün ekspresyonu ilk kez ortaya konuldu. Yapılan literatür taramaları sonucunda Simental ırkı sığırlarda diz eklemini hem morfolojik hem morfometrik hem de immünohistokimyasal olarak incelenmiş bir çalışma olmamasından dolayı sunulan çalışma sonuçlarının hem veteriner anatomi alanına güncel veriler sağlayacağını hem de devamında yapılacak olan benzer çalışmalara zemin hazırlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Simental Sığır, Diz eklemi, 3D Modelleme, Aquaporin 1,2,3

AkuaporinlerDiz eklemiHayvan hastalıkları+5
Asuman Arkaş Alklay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel formaldehit uygulanan sıçan böbrek ve karaciğer dokularında karnozinin apoptozis, TRPM2 iyon kanalları ve betatrofin hormonu üzerine etkileri

Formaldehit (FA) dokularda oksidatif strese neden olmakta ve enerji metabolizmasını da bozmaktadır. Çalışmamızda FA'nın böbrek ve karaciğer üzerine bilinen zararlı etkilerinin oksidatif stres ile aktifleşebilen hücre zarı iyon kanallarından transient reseptör potansiyel melastatin 2 (TRPM2) kanallarındaki aktivasyon artışına bağlı olabileceği öngörülmüştür. Aynı şekilde enerji metabolizmasını bozduğu bilinen FA ile lipit metabolizması düzenleyicisi olan betatrofin arasında bir ilişki olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca FA'nın karaciğerde oluşturduğu hasara karşı bir antioksidan olan karnozinin bilinen yararlı etkisinin, böbrekler içinde geçerli olup olmadığının ve karnozinin her iki dokudaki olası iyileştirici etkisinin de TRPM2 kanalları ve betatrofin ile ilişkisinin açığa çıkarılması amaçlandı. Çalışmamızda ortalama ağırlıkları 260 gram olan 8-10 haftalık 28 adet Sprague Dawley cinsi erkek sıçanlar kullanıldı. Kan, böbrek ve karaciğer doku süpernatantlarındaki betatrofin seviyeleri ELISA yöntemi ile tayin edilirken total oksidan seviyesi (TOS) ve total antioksidan seviyesi (TAS) REL yöntemi ile analiz edildi. Böbrek ve karaciğer dokularında betatrofin ve TRPM2 immünreaktivitelerinin belirlenmesi immünohistokimyasal yöntemle çalışıldı. Ayrıca apoptotik hücrelerin belirlenmesi için TUNEL metodu uygulandı. FA maruziyeti böbrek ve karaciğer dokularında ciddi hasarlara yol açtı. Bunun yanında, FA maruziyeti böbrek ve karaciğer dokuları ile kanlarda betatrofin konsantrasyonlarının düşmesine, TOS seviyelerinin yükselmesine, TAS seviyelerinin düşmesine, TUNEL pozitifliğinin artmasına sebep olurken, TRPM2 kanallarını da aktifleştirdi. Karnozin suplementasyonu ise FA'nın neden olduğu histopatolojik ve biyokimyasal değişiklikleri büyük oranda düzeltti. Sonuç olarak, FA maruziyetiyle oluşan oksidatif hasara karşı tedavi olarak verilen karnozin oksidatif stresi baskılayarak bu hasarın tamamına yakınını ortadan kaldırmaktadır.

BetatrofinBöbrekFormaldehit+5
Ramazan Fazıl Akkoç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Major koroner arter bifurkasyon açılarının dijital anjiyografi yöntemiyle değerlendirilmesi

Koroner arter stenozu ve buna bağlı klinik olaylar tüm dünyada mortalitenin en önemli sebebidir. Tedavisinde; perkütan yol ile stent yerleştirilmesi, by-pass'a önemli bir alternatiftir. Girişimsel teknikte, bifurkasyon lezyonları önemli bir problemdir. Bifurkasyon açısının değerlendirilmesinin, tedavide kullanılacak tekniğin belirlenmesinde ve işlem başarısında etken olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, geniş popülasyonla, bifurkasyon açılarının çeşitliliğini ve ortalama değerlerini rapor ederek, yeni yöntemlerin gelişitirilmesine yardımcı olmak amaçlandı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği'ne, göğüs ağrısı şikâyeti ile gelen, tanı amaçlı Koroner Anjiyografisi yapılan 1005 (504'ü bayan, 501'i erkek) birey retrospektif olarak değerlendirildi. Kardiyomiyopati, kalp yetmezliği, sol ventrikül hipertrofisi, dilatasyonu, atriyal fibrilasyon, valvüler veya doğuştan kalp hastalığı, aktif bağ dokusu hastalığı, semptomatik aritmi ve dal bloğu olanlar, kronik karaciğer ve kronik böbrek yetmezliği olan hastalar ve by-pass'lı hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Tüm olgularda, sol ön oblik (LAO) kaudal pozisyondan; a. coronaria sinistra (ACS) ile ramus (r.) interventricularis anterior (RİA), ACS ile r. circumflexus (RCx), RİA ile RCx arasındaki bifurkasyon açıları, sağ ön oblik (RAO) kaudal pozisyondan; RCx ile r. marginalis sinister (RMS), RCx ile r. posterior ventriculi sinistri (RPVS) arasındaki bifurkasyon açıları, RAO kranial pozisyondan; RİA ile r. diagonalisler (RD1 ve RD2) arasındaki bifurkasyon açıları ve LAO kranial pozisyondan; a. coronaria dextra (ACD) ile r. ventriculus dexter (RVD), ACD ile r. marginalis dexter (RMD), r. interventricularis posterior (RİP) ile r. posterolateralis dexter (RPLD) arasındaki bifurkasyon açıları ölçüldü. Kadın ve erkek vakalarda ölçülen bifurkasyon açılarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Bu ölçümler stent tekniklerine uyacak şekilde gruplandırıldı. ACS-RİA, ACS-RCx ile RİA-RCx dalları arasındaki bifurkasyon açıları, kadın ve erkek bireylerde yüksek oranda ">90 geniş açılı bifurkasyon" açısı olarak bulundu. RCx-RMS, RCx-RPVS, RİA-RD1, RİA-RD2, ACD-RMD ve RİP-RPLD dalları arasındaki bifurkasyon açıları ise, kadın ve erkek bireylerde yüksek oranda " <70 Y tipi bifurkasyon açısı" olarak bulundu. ACD-RVD dalları arasındaki bifurkasyon açısı ise kadın bireylerde; 14 (% 2.8) kişide " <70 Y tipi bifurkasyon", 209 (% 41.5) kişide " >70-90 T tipi bifurkasyon", 281 (% 55.8) kişide ise " > 90 geniş açılı bifurkasyon" olarak bulunurken, erkek bireylerde de bununla uyumlu bulundu. Tüm açıların korelasyonlarına bakıldı. Ana dallar ile yan dallar arasındaki açısal ölçümlerde (RCx-RMS, RCx-RPVS, RİA-RD1 ile RİA-RD2) çok güçlü pozitif yönde korelasyonlar (p<0.001) bulundu. ACD ve dalları arasındaki korelasyonlara bakıldığında ise, ACD-RMD dalı arasındaki bifurkasyon açı ölçümleri ile RİP-RPLD dalı arasındaki bifurkasyon açı ölçümleri arasında, çok güçlü pozitif yönde korelasyon (p<0.001) olduğu görüldü. Tüm koroner anjiografi verilerinin, gelişen teknolojiyle bypass'a önemli bir alternatif olan bifurkayon stentleme tekniklerine ışık tutacağı kanaatindeyiz.

AnatomiAntropometrik parametrelerKoroner anjiyografi+3
Gülnihal Deniz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Felçli hastalarda rehabilitasyon programının Corpus callosum hacmine etkisi

Felç veya inme son zamanlarda artan risk faktörleriyle birlikte morbidite ve mortalite bakımından dünyada ilk sıralarda yer alır. İnme sonrası uygulanan fizik tedavi, felçli kişinin fiziksel ve sosyal olarak iyiye gitmesine katkı sağlamaktadır. Corpus callosum, hemisferler arası kortikal alanları bağlayan beyaz cevherden oluşan kommissural liflerdir. Esas fonksiyonu sağ ve sol hemisferdeki alanlar arasında interhemisferik bağlantılar kurarak bilgi alışverişini, koordinasyonu sağlamaktır. Hareketsizlik ve azalan fiziksel aktivite felçli hastalarda corpus callosum'un hacminde azalmaya neden olabilmektedir. İnme sonrası tedavi amaçlı uygulanan rehabilitasyon programının corpus callosum'da hacimsel bir değişime neden olup olmadığının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışmada unilateral hemipleji tanısıyla Fırat Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinde rehabilitasyon programına alınan, 21 sağ hemiplejik ve 21 sol hemiplejik olmak üzere toplam 42 hasta (22 erkek, 20 kadın) yer aldı. Hastaların 6 hafta boyunca haftada 5 gün, günde 1 saat süren, geleneksel rehabilitasyon tedavisi almış olmasına dikkat edildi. Tedavi öncesi ve sonrası çekilen MR görüntüleri üzerinde, corpus callosum hacimleri ölçülerek değerlendirildi. Corpus callosum hacmi, hem tedavi öncesi hem de tedavi sonrası ölçümlerinde kadınlara oranla erkeklerde, beklendiği gibi daha büyük olarak belirlendi. Rehabilitasyon programının etkisi yönüyle incelendiğinde, tedavi sonrası corpus callosum hacminin tedavi öncesine kıyasla erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı tespit edilirken (p=0,033), kadınlardaki hacimsel değişim anlamlı değildi. Sol hemiplejik hastalarda ise corpus callosum hacmi tedavi öncesi ve sonrası sağ hemiplejik hastalara göre daha büyük bulundu; fakat bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sağ ve sol hemiplejik hastalarda rehabilitasyon programının corpus callosum hacminde, etkilenen taraf yönünden etkisinin anlamsız olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, elde edilen bulgular ışığında, felçli hastalarda fonksiyonel durumu iyileştirmeyi amaçlayan rehabilitasyon tedavi programlarının aynı zamanda bazı sinirsel yapıların morfometrik düzeyde düzelmelerini sağladığı iddia edilebilir. Bu nedenle felçli hastalara uygulanan rehabilitasyon tekniklerinin geliştirilerek tedavi etkinliğinin artırılması yararlı olacaktır.

Corpus callosumParaliziRehabilitasyon+1
Bekir Dağdeviren
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Anadolu toplumunda erişkinlerde kostokondral kalsifikasyonun yaş ve cinsiyet ile ilişkisinin pa akciğer grafisi ile değerlendirilmesi

Kostokondral kalsifikasyon, arteriosklerosis, tüberküloz ve diğer enfeksiyonlar, beslenme, metabolik mineral değişimi ve endokrin hastalıkları gibi olgularla ilişkilendirilen kostal kıkırdakta meydana gelen kireçlenmelerdir. Bu kireçlenmeler, bireyin yaşam kalitesini düşürmektedir, ancak hem teşhisi, hem de tedavisi konusunda günümüzde literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Son yıllarda radyoloji alanındaki ilerlemeler sayesinde, kostokondral kalsifikasyonların görüntülenmesi olanakları daha da artmıştır. Bu amaçla, Orta Anadolu'da bulunan Çorum ilindeki 2226 erişkin hastanın PA akciğer grafileri incelenerek, kalsifikasyon dereceleri ve şekillerinin yaş ve cinsiyete göre değişimi incelenmiştir.Çalışma sonuçlarına göre; yaş ilerledikçe kalsifikasyon derecelerinin arttığı, yaş gruplarına göre bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Kalsifikasyon şekli de yaşa göre şekilsizden çizgisele doğru değişmekte olup, yine gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Cinsiyete göre ise kadınların erkeklere kıyasla daha düşük kalsifikasyon derecelerine sahip olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Yine kadınlarda kalsifikasyon şekli daha çok noktasal ve şekilsiz olarak görülürken, erkeklerde çizgisel kalsifikasyon çoğunluktadır. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Kalsifikasyon dereceleri ve şekillerinin cinsiyete göre bu farklılığının ilişkisel tarama modeline göre testinde ise; kalsifikasyon şekilleri ile dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönde ilişki bulunmuştur (r=-0,233; p<0,01).Anahtar Kelimeler: Kostokondral kalsifikasyon; Kalsifikasyon; Kostal Kıkırdak.

Cinsel kimlikKalsifikasyonKıkırdak+2
Zekeriya Lek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan akciğer ve karaciğerinde formaldehit maruziyetiyle oluşan oksidatif hasar ve irisin hormon değişimlerine karşı karnozinin etkisinin biyokimyasal, histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelenmesi

Amaç: Fizyolojik dozların üzerindeki formaldehit (FA); dokularda hasara neden olmakta, antioksidan kapasiteyi düşürmekte ve enerji metabolizmasının regülâsyonunu bozmaktadır. Antioksidan bir molekül olan karnozin, formaldehit maruziyetinin zararlı etkilerini azaltabilir. Ayrıca enerji metabolizmasının fizyolojisini bozan FA ile irisin miktarları arasında bir bağlantı da söz konusu olabilir. Dolayısı ile bu çalışmadaki temel amacımız düşük, orta ve yüksek doz FA'ya maruz kalan (8 saat/gün; 5 gün/hafta) sıçanların karaciğer ve akciğer dokularında; karnozinin (oral 100 mg/kg/gün) olumlu etkisinin olup olmadığını; bu doku ve serumlarda irisin miktarlarının ve antioksidan kapasitenin karnozine bağlı olarak nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Ağırlıkları 260-280 gr, yaşları 8-10 hafta arasında değişen, 48 adet Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlar çalışmaya dahil edildi. Serum, karaciğer, akciğer doku süpernatantlarındaki irisin seviyesi ELISA yöntemi ile analiz edilirken total oksidan ve antioksidan kapasite REL yöntemi ile tayin edildi. Dokuların irisin üretimleri immünohistokimyasal yöntemle ortaya kondu. Bulgular: FA'nın dozu artıkça, serum ve doku irisin seviyeleri ve total antioksidan seviyesi kontrol değerlerine kıyasla azalırken; total oksidan seviyesi, TUNEL ekspresyonları, oksidan indeks ve apoptotik indeks ise artmaktaydı. İrisin ekspresyonları karaciğerin Kupffer hücrelerinde görülürken, akciğerlerde parankimal hücrelerinde yer almaktaydı. Sonuç: FA maruziyeti sıçanların serum, karaciğer ve akciğer dokularında doz bağımlı olarak irisin ve total antioksidan miktarlarını azaltırken serum ve dokularda total oksidan kapasiteyi artırmakta ve karnozinin suplementasyonu ile oksidatif stres azalarak histopatolojik ve biyokimyasal hasarlar düzelmektedir. Anahtar Kelimler: Sıçan, Formaldehit, Karnosin, İrisin, TAS/TOS, TUNEL.

AkciğerAntioksidanlarFormaldehit+7
Suna Aydın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastaları ile normal bireylerin beyin MRG ve baş antropometrik ölçümlerinin karşılaştırılması

Amaç: Parkinson Hastalığı, dopaminerjik nöronların harabiyetinden kaynaklanan progresif nörolojik bir hastalıktır. Bu hastalık beyin hücreleri, orta beyin, beyin alanları ve korteksin ilerleyici dejenerasyonu sonucu oluşmaktadır. Genetik yatkınlık ve çevresel etkenlerinde bu hastalığa sebep olduğu düşünülmektedir. Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme ve antropometrik ölçümler kullanarak hastalığın morfometrik özelliklerinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Parkinson hastalığı tanısı almış 30'u kadın ve 30'u erkek olmak üzere toplam 60 kişi ile nöroloji polikliniğine gelen, yapılan muayene ve incelemelerde sağlıklı olduğu saptanan aynı sayıda birey çalışmaya dahil edildi. Hasta ve kontrol gruplarına ait MR görüntülerinde her bireyin bikaudat oran, lateral ventrikül genişliği, beyin genişliği, bifrontal oran, anteroposterior çap, pedunculus cerebellaris medius genişliği, pedunculus cerebellaris superior genişliği, pons yüzey alanı, mesencephalon yüzey alanı ve MR parkinsonizm indeksi belirlendi. Antropometrik ölçüm olarak ise; alın genişliği, baş genişliği, baş uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapıldı. İstatistiksel analizde İndependent Samples t testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma grupları arasında, yaş ve boy uzunlukları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Kadın hastaların antropometrik ölçümlerinde kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmazken (p>0.05), vücut ağırlıkları anlamlı düzeyde düşüktü (p<0.05). Radyolojik ölçümlerde ise, kadın hastalarda beyin genişliğinin kontrole oranla anlamlı bir şekilde yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Erkek hastaların antropometrik ölçümlerinden baş genişliğinin kontrole oranla istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu saptanırken (p<0.001), diğer ölçümlerde fark saptanmadı. Radyolojik ölçümlerin değerlendirilmesinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç: Anlamlı ölçüm farklılıklarının kadın ve erkek hastaların farklı ölçümlerinde ortaya çıkması, hastalıkta görülen dejenerasyon düzeyinin cinsiyete göre değiştiği bulgusunu destekler niteliktedir. Genetik incelemeler, hormon profili ile birlikte daha çok sayıda radyolojik ve antropometrik ölçüm parametrelerinin yer alacağı kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntropometriKafaManyetik rezonans görüntüleme+1
Derya Öztürk
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner yavaş akım fenomeninde ekokardiyografi ile ölçülen bazı morfometrik değerlerin irdelenmesi

Amaç: Göğüs ağrısı şikayetiyle kliniklere başvuran hastaların bazılarında koroner herhangi bir bulguya rastlanmamasına karşın, koroner anjiyografide opak madde-nin distal damarlara normalden daha yavaş bir şekilde geçişi "Koroner Yavaş Akım Fenomeni (KYA)" olarak tanımlanmıştır. Altta yatan patofizyolojik neden olarak, daha çok mikrovasküler arteriollerde artmış rezistans, endotel ve vazomotor disfonksiyon ile oklüziv hastalıklar gösterilmişse de nedeni henüz tam olarak aydınlanamamıştır. KYA hastalarının önemli bir kısmında koroner arterlerde intimal kalınlaşma, yaygın kalsifikasyon, lümen daralması, sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarında bozulma ve aortanın esneklik kapasitesinde azalmanın varlığı bildirilmiştir. Bu çalışmada, KYA olgularında ekokardiyografi ile aorta ve sol ventrikül odaklı bazı morfometrik ölçümler yapılarak yapısal farklılıkların olup olmadığının da araştırılması ve bu sayede hastalığın anatomik özelliklerinin açığa çıkarılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Selektif koroner anjiyografi ile en az bir koroner arterinde KYA olduğu tespit edilen 30'u kadın ve 30'u erkek toplam 60 hasta ile koroner arter anatomileri ve koroner kan akımları normal olan aynı sayıda sağlıklı kişi çalışmaya alındı. Tüm olgularda sistol ve diyastol sonu aort kök çapları, sol ventrikül sistol ve diyastol sonu çapları, aorta ascendens çapı, aortik kapak hareketi, interventriküler septum kalınlığı ve ejeksiyon fraksiyonu ölçüldü. Aorta darlık ve yetmezlikleri hafif, orta ve şiddetli olarak derecelendirildi ve kaydedildi. Sayısal veriler Student-t testi, diğer veriler ise Ki-Kare analizi ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Erkek hastalarda aorta ascendens ve sistol sonu aort kök çapları normalden daha büyük olarak belirlendi (p<0,05). Kadın hastalarda ise aorta ascendens çapı aynı şekilde daha büyük iken, sol ventrikül sistol sonu çapı daha küçük ve interventriküler septum daha kalındı (p<0,05). Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın yapılan değerlendirmede hastaların sadece aorta ascendens çaplarının normalden daha büyük olduğu görüldü. Hiçbir hastada aort darlığı saptanmazken, erkek hastalarda % 16,7 oranında hafif derecede, kadın hastalarda % 40 oranında hafif derecede ve % 3,3 oranında orta derecede aort yetmezliği tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında, aort kök kısmı ile aorta ascendens'te normalin üzerinde bir genişlemenin koroner kan akımında yavaşlamaya sebep olduğu ve buna bağlı olarak koroner yavaş akım fenomeni gelişmiş olabileceği savı üzerinde duruldu.

AnatomiEkokardiyografiKan akış hızı+4
Özen Kan Şıkoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00