Düzce University
Anabilim Dalı

Radyoloji Anabilim Dalı

Düzce University

487

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koroner arter darlıklarının Dual Enerjili Bilgisayarlı Tomografi'de perfüzyon görüntülemeye etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Dual Enerjili Bilgisayarlı Tomografi ile hastaya herhangi bir stressör test veya intravenöz medikal ajan verilmeden miyokard perfüzyonunu görüntüleyip, koroner arter darlıkları, hipertansiyon, diabetes mellitus, hiperlipidemi, yaş ve cinsiyet farklılıkları gibi durumlarda miyokardiyal perfüzyonun nasıl etkilendiğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalında 14.06.2021 ve 07.02.2024 tarihleri arasında Siemens 256 kesit (Somatom Drive,Siemens Healthineers, Germany) tomografi cihazı ile Dual Enerjili Koroner Bilgisayarlı Tomografi ile çekimi yapılan 348 hastanın verileri incelendi. Veri incelemesi retrospektif olarak yapılmıştır. Olgu ve kontrol grubu için dışlama kriterleri; optimal kalitede olmayan artefakt içeren görüntüler, 18 yaşından gün almayan, 75 yaş üstü olan hasta grubu olarak belirlenmiştir. Hastanedeki PACS (Picture Archiving Communication Systems) sistemindeki tüm görüntüler ayrıntılı bir şekilde değerlendirildi. 111 hastada herhangi bir koroner kalsifik plağa rastlanılmadı. Bu 111 hasta ile kontrol grubu oluşturuldu. Geri kalan koroner arterlerinde stenoz bulunan diğer hasta grubunda ise 111 hasta randomize şekilde seçilerek olgu grubu oluşturuldu. Her iki grubun vakalarının yaşı, cinsiyeti, hipertansiyon, diabetes mellitus, hiperlipidemi varlığı, LAD, LCx, RCA arterlerindeki stenoz darlığının yüzdesel değerleri, sol ventrikül duvarında 17 segmentteki iyodin kontrast dansite değerleri, stabil ve unstabil anjinanın varlığı verileri kaydedildi. Olgu grubu ve kontrol grubu hastalarının benzer demografik özelliklerde olmasına özen gösterilmiştir Bulgular: Hipertansiyon, hiperlipidemi ve diyabet varlığı ile olgu grubu ve kontrol grubu arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Olgu grubu ve kontrol grubu arasında yaş, LAD, LCx ve RCA'daki darlıklarda anlamlı fark bulunmuştur.Olgu grubundaki hastaların LAD darlıkları yüzdesel olarak ortalama %37,43, LCx %15,95, RCA %23,68 olarak ölçülmüştür. Cinsiyet ile RCA darlığı arasında anlamlı fark bulunmuştur. RCA darlığı yüzdesi, erkeklerde ortalama %17,91 iken kadınlarda %8,79 olarak saptamıştır. Hipertansiyon varlığı ile yaş, LAD ve RCA darlıkları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Hipertansiyonlu hastalarda ortalama yaş 52,94 iken hipertansiyonu olmayan hastalarda ortalama yaş 45,94 olarak bulunmuştur. LAD darlığı hipertansiyonlu hastalarda ortalama %33,49 olarak ölçülmüştür. Hipertansiyonu olmayan hastalarda ortalama %15,63 olarak ölçülmüştür. RCA darlığı yüzdesel olarak hipertansiyonlu hastalarda 27,02 iken hipertansiyonu olmayan hastalarda 11,01 olarak ölçülmüştür. Diyabet ile LAD ve RCA darlığı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Diyabet varlığında LAD ve RCA'da izlenen darlık yüzdesi artmaktadır. Diyabetlilerde LAD darlığı yüzdesi ortalama 37 iken diyabeti olmayanlarda darlık yüzdesi ortalama 18,79 olarak ölçülmüştür. RCA darlığı diyabetliletde ortalama %27,73 olarak ölçülmüştür. Diyabeti olmayanlarda ortalama %14,70 olarak ölçülmüştür. Hiperlipidemi ile yaş, LAD, LCX ve RCA'daki darlıklar arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Hiperlipidemi bulunan olgularda LAD darlığı yüzdesi ortalama 42,74 iken hiperlipidemi bulunmayanlarda darlık yüzdesi ortalama 15,78 olarak ölçülmüştür. LCX darlık miktarı hiperlipidemili olgularında yüzde olarak ortalama 30,91, hiperlipidemis olmayan olgularda ortalama 9,26 olarak bulunmuştur. RCA darlığı hiperlipidemi bulunan olgularda ortalama %37,22 olarak ölçülmüştür. hiperlipidemi bulunmayanlarda ortalama %12,20 olarak ölçülmüştür ROC eğrisi analizinde eğri altında kalan alanların önemli olmadığı, kardiyak görüntülemede Dual Enerjili Kardiyak Bilgisayarlı Tomografi'de fonksiyonel ölçümlerden olan perfüzyon görüntülemenin herhangi bir stressör ajan kullanılmadan yapılan değerlendirmede tanısal değerinin olmadığı çalışmamızda saptanmıştır. Sonuç:Bilgisayarlı tomografi plak anatomi görüntülemesinin yanı sıra son yıllarda hemodinamik değişiklikler hakkında da non invaziv bilgiler sunmaktadır. Hemodinamik bilgiler açısından kullanılan yöntemlerden biri olan KBTP hakkında henüz yeterli bilgi literatürde bulunmamaktadır. Literatürde çoğunlukla bir stresör ajan (adenosin, dipiramidol vs.) kullanılarak yapılan çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmalarda elde edilen bilgilerde stresör ajan kullanımı ile yapılan KBTP görüntülerinde normal, iskemik ve enfarktlı segmentlerde perfüzyon farklılıkları mevcuttur ve KBTP bunları göstermede diğer invaziv ve non invaziv tetkiklere kıyasla tercih edilebilinecek yöntemdir. Ancak herhangi bir stresör ajan kullanılmadan elde edilen KBTP görüntülerinin değerlendirilmesi hakkında yeterli çalışma yapılmamıştır. Çalışmamızda herhangi bir stresör ajan kullanılmadan aynı anda elde edilen KBTA ve KBTP görüntüleri değerlendirilmiş olup, koroner arter stenozlarının neden olduğu hemodinamik değişikliklerde KBTP görüntülemedeki iyodin dansitelerindeki değişiklikler arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Ancak ileri derecede stenoza sahip veya enfarktlı hastalarda, perfüzyon defektlerinin belirgin olduğu saptanmıştır. KBTP, KBTA tetkikine, tanıda yardımcı ve destekleyici tetkiktir. Önümüzdeki yıllarda yapılacak olan konu ile ilgili çalışmalar devam ettikçe bu konu daha iyi anlaşılacaktır. Anahtar Kelimeler: Koroner bilgisayarlı tomografi perfüzyon görüntüleme, koroner BTA, Koroner arter hastalığı, kardiyak görüntüleme, radyoloji, Dual enerjili bilgisayarlı tomografi

Seydi Hamit Korkmaz
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glial tümör-metastatik tümör ayırıcı tanısında ileri manyetik rezonans görüntülemenin rolü

Amaç: Çalışmadaki amacımız primer glial tümör derecelendirmesinde ve beyin metastazı ile ayrımında ileri MRG bulgularının etkinliğini araştırmak ve literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma merkezimizde Ocak 2012-Ocak 2024 tarihleri arasında glial beyin tümörü ve beyin metastazı patolojik tanısı alan, preoperatif MR görüntülemesi merkezimizde yapılan ve DAG, MRS, MRP ileri incelemelerinden en az ikisini içeren toplam 131 hasta ile yürütüldü. Hastaların yaş, cinsiyet, patolojik tanı ve beyin metastazı grubu için primer malignite tanısı, IDH mutasyonu ve Ki-67 proliferasyon indeksi oranı bilgileri hasta dosyasından kaydedildi. Konvansiyonel MRG'de tümör kontrastlanma derecesi, T2/FLAIR mismatch bulgusunun varlığı, DAG'de minimum ADC (10^-3mm2/sn) değeri ve ADC oranı, DSC perfüzyonda rCBV değeri, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerleri, MRS'de LL, MI düzeyleri ve Ch/NAA, Ch/Cr oranları değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında difüzyon ağırlıklı görüntülemede tümöral ve peritümöral ADC değerleri ve oranlarında, DSC perfüzyonda tümöral ve peritümöral rCBV değerlerinde, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerlerinde, MR spektroskopide kısa TE (35 ms)'de Ch/Cr, LL ve MI değerlerinde, orta TE (144 ms)'de LL ve Ch/Cr değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Glial tümör olgularında Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör minimum ADC değeri arasında negatif yönde, Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör rCBV (sentrum semiovale) değeri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyli ilişki tespit edildi. Sonuç: Beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde konvansiyonel MRG bulgularının difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi lezyon ayırıcı tanısında tanısal doğruluğu artırmaktadır. Daha geniş olgu gruplarıyla prospektif yapılacak çalışmalarla preoperatif ileri MRG görüntülemenin tanıya katkısı daha iyi anlaşılacaktır. Anahtar kelimeler: Beyin tümörü, glial tümör, beyin metastazı, difüzyon ağırlıklı MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi görüntüleme

Beyin neoplazmlarıDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeManyetik rezonans görüntüleme+1
Merve Büyüker
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karaciğer ultrasondan türetilmiş yağ fraksiyonunun derin abdominal prob (DAX) ile değerlendirilmesi

Amaç: Referans standart olarak karaciğer histolojisini kullanarak hepatosteatozun tespit edilmesinde ve derecelendirilmesinde UDFF'nin tanısal performansını değerlendirmek ve MASLD hastalarında steatohepatit tanısı ile fibrozis varlığını tespit etmede pSWE, UDFF ve auto-pSWE değerlerinin etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Karaciğer parankim biyopsisi nedeniyle tarafımıza yönlendirilen hastalar biyopsi öncesi prospektif, abdominal ve DAX probla değerlendirildi. pSWE, UDFF ve auto-pSWE değerleri histopatolojik sonuçlarla karşılaştırılarak tanısal açıdan incelendi. MASLD hastalarında NAS ve fibrozis ile pSWE, UDFF ve auto-pSWE arsındaki ilişkiler değerlendirildi. Fibrozis için elastografik kesme değerleri belirlendi. Bulgular: Çalışmaya toplam 121 hasta dahil edildi. Hastaların 43 tanesinde steatotik karaciğer hastalığı saptanmıştır. pSWE (ICC=0,958), auto-pSWE (ICC=0,960), UDFF (ICC=0,974) mükemmel gözlemciler arası uyum göstermiştir. UDFF ile histolojik yağ içeriği arasında pozitif yönde, orta derecede korelasyon tespit edilmiştir (r =0,642; p<0,001) S≥1steatozu ayırt etmek için ≥%8,5'lik UDFF kesme değeri %92,9 duyarlılık ve %91,1 özgüllüğe sahiptir (AUC=0,961; p<0,001). S≥2 ve S=3 steatozu ayırt etmek için kesme değerleri sırasıyla ≥%10,5 ve ≥%18,5 bulunmuştur. UDFF yaş ile ilişkisi göstermezken VKİ ve cilt altı yağ doku kalınlığı ile pozitif yönde korelasyon göstermiştir. UDFF değerleri ile, pSWE ve auto-pSWE arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. pSWE ile auto-pSWE değerleri arasında yüksek dereceli korelasyon izlenmiştir. MASLD olgularındaki aktivite skoru (NAS) ile auto-pSWE değerleri arsında pozitif yönde, zayıf derecede ilişki tespit edilmiştir. Fibrozis varlığını (≥F1) tespit etmede kullanılacak olan optimal pSWE ve auto-pSWE düzeyinin kesme değerleri sırasıyla ≥5,05 ve ≥4,95 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: DAX probla ölçülen UDFF ve auto-pSWE hepatostetozu tespit etmede, derecelendirmede ve fibrozisi öngörmede ultrason tabanlı kantitatif noninvaziv biyobelirteç olarak klinik açıdan umut verici bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Steatotik Karaciğer Hastalığı, Metabolik Disfonksiyon İlişkili Steatotik Karaciğer Hastalığı, DAX prob, UDFF, pSWE, auto-pSWE, fibrozis

Ahmet Burak Kale
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hepatosellüler karsı̇nom tedavı̇sı̇nde mı̇krodalga ablasyonun etkı̇nlı̇ğı̇ ve güvenı̇lı̇rlı̇ğı̇

Amaç: Bu çalışmanın amacı hepatosellüler karsinomlu hastalarda mikrodalga ablasyon tedavisinin etkinliği ve güvenirliliğini araştırmak idi. Gereç ve Yöntem: Bu tek merkezli retrospektiv çalışmaya Mart 2013 ile Kasım 2018 arasında tümör konseyi kararı ile cerrahi tedaviye uygun olmayan, mikrodalga ablasyon işlemi uygulanmış toplam 46 ardışık hasta dahil edilmiştir. Mikrodalga ablasyon sonrası hastalar 1. ay ve sonrasında 3 aylık aralıklar ile takip edildi. Tedaviye yanıt oranları (Modified Response Evaluation Criteria in Solid Tumors'a mRECIST), genel sağ kalım süreleri, progresyonsuz sağ kalım süreleri ile komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada toplam 67 hepatosellüler karsinom nodülü bulunan 47 hasta (40'i %85 erkek) değerlendirilmiştir. Hastaların yaşları 44 ile 78 (medyan 64) arasında idi. Medyan genel sağ kalım süresi 38 ay (aralık 30-45 ay), medyan progresyonsuz sağ kalım süresi 26 ay (aralık 9-42 ay) idi. Alfa-fetoprotein değerlerine göre hastalar iki gruba ayrıldığında, alfa-fetoprotein değerlerinin genel sağ kalım süreleri üzerine etkileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P=0.015). Hastalar, tümör sayısına göre farklı gruplara ayrıldığında genel sağ kalım süreleri, progresyonsuz sağ kalım süreleri açısından tüm gruplar arasında anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla, P=0.01, P=0.005). Mikrodalga ablasyon tedavisi sonrası 1 hastada (%0,01) majör komplikasyon tespit edilmiştir. Sonuç: Mikrodalga ablasyon hepatosellüler karsinomlarda etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Takiplerde alfa-fetoprotein değerlerinde değişim mikrodalga ablasyon tedavisi'nin etkinliğinin bir göstergesidir. Tümör sayısı hasta seçiminde önemli bir kriterdir.

Ferhat Can Pişkin
Çukurova University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kuşkulu kalsifikasyonların kontrastlı mamografi bulguları ve patolojik korelasyonu

Amaç: Çalışmamızın amacı kontrastlı mamografinin (KM) kitle dışı kuşkulu kalsifikasyonları değerlendirmedeki performansını tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Merkezimizde Şubat 2021-Aralık 2023 tarihleri arasında elde olunmuş KM'lerde kuşkulu kitle dışı kalsifikasyonları bulunan hastalar çalışmaya dahil edildi. Düşük enerjili görüntülerde kalsifikasyonların morfoloji, dağılım ve en uzun aksta uzunlukları, rekombine görüntülerde kontrastlanma yoğunluğu, paterni, en uzun aksta uzunlukları ve kontrastlanma eğrileri retrospektif olarak incelendi. Bu hastalara ait patolojik tanı, derece, Ki-67 indeksi, varsa operasyon spesimenindeki en uzun lezyon boyutu not edildi. Altın standart patoloji kabul edilerek KM'de çeşitli parametrelerin bu grup kalsifikasyonlardaki performansı değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 132 lezyonun 78'i benign, 54'ü maligndi. Duyarlılık, özgüllük, PPD ve NPD sırasıyla düşük enerjili görüntülerde %72,2, %62,8, %57,3, %76, rekombine görüntülerde birincil analizde %79,6, %80,8, %74,1, %85,1, ikincil analizde %98,2, %47,4, %56,4, %97,4 saptandı. Kontrastlanma yoğunluğunun, malignite riskini etkileyen önemli bir parametre olduğu tespit edildi (p<0,05). Uzunluk kıyaslamasında düşük enerjili ve rekombine görüntülerle patoloji arasında yüksek derecede istatiksel ilişki saptandı (r=0,733, r=0,879) ve ortalama fark -4,75 mm ve +4,45 mm tespit edildi. Kontrastlanma yoğunluğu ile invaziv-in situ karsinom ayrımında ve DKİS derece ayrımında (p>0,05) istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Patoloji ile kontrastlanma eğri tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p=0,019). Ki-67 ile kontrastlanma yoğunluğu arasında istatiksel açıdan anlamlı doğrusal ilişki saptanmadı ancak p değeri 0,05'e yakındı (p=0,057). Sonuç: KM dijital mamografi ve MRG'deki bazı özellikleri kombine ederek kitle dışı kuşkulu kalsifikasyonlarda başarılı performans göstermektedir. Daha geniş gruplarla yapılacak daha fazla çalışma daha sağlıklı veriler verecektir. Anahtar Kelimeler: Kontrastlı Mamografi, Kuşkulu Kalsifikasyonlar

Dilşah Oral
Manisa Celal Bayar University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lenfadenitli çocuklarda kanlanma değişiminin superb microvascular imaging değerlendirmesi

Amaç: Bu çalışmada, servikal lenf nodlarında B-mod ultrason (US)'a ek olarak SMI (Superb Microvascular Imaging) incelemenin, benign lenf nodlarının ayırımında ve lenfadenopatinin antibiyotik kullanımı ile değişiminin olup olmaması, lenfadenitlerin ayrımı ve takibinde kullanılmasında katkısının araştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Nisan 2024- Mart 2025 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı, ultrason polikliniğine başvuran ve servikal lenf nodlarına yönelik US yapılan 17 hasta, 65 lenf nodu çalışmaya dahil edildi. Gri skala US incelemede, lenf nodlarının en büyük çapı, kısa-uzun çap oranı, kortikal kalınlığı, lenf nodu şekli, yağlı hilus bulunup bulunmaması ve şeklinin lobüle olup olmaması değerlendirildi. Sonrasında SMI incelemede elle çizim ile lenf nodunun sınırları işaretlendi ve cihaz tarafından vaskülerite indeksi otomatik olarak hesaplandı. Ayrıca Power Doppler ve ADF incelemede cihazın yaptığı otomatik vaskülerite indeksi değerlendirildi. Bu Doppler incelemelerde iki radyolog tarafından ortak mutabakat ile vasküler damarların sayısının değerlendirildiği 5'li skorlama ve adler sınıflaması da yapıldı. Çalışmada incelenen servikal lenf nodları, geçirilen viral ve bakteriyel enfeksiyonlara sekonder oluşan lenf nodları incelendi. Elde edilen Gri Skala US ve VI değerleri istatistiksel olarak değerlendirildi ve tanısal değeri araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen lenf nodlarında gri skala US değerlendirmede kortikal kalınlık artışı, kısa-uzun çap oranı yüksekliği benign lenf nodlarında antibiyotik kullanımı öncesi ve sonrası (10 gün) istatistiksel anlamlı yüksek bulundu (p<0,05). SMI incelemede antibiyotik öncesi lenf nodlarında ölçülen ortalama ve ortanca VI değerleri antibiyotik sonrası değerlendirilen lenf nodlarına göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). Eşik değer analizi sonucunda, Power Doppler vasküler indeksi ≥5,75 olması durumunda duyarlılığın %60,0, özgüllüğün ise %78,5 olduğu belirlenmiştir. Eşik değer analizi sonucunda, cSMI vasküler indeksinin ≥ 4.65 olması durumunda duyarlılığın %55,4, özgüllüğün ise %58,5 olduğu belirlenmiştir. Eşik değer analizi sonucunda, mSMI vasküler indeksinin ≥2,25 olması durumunda duyarlılığın %84,6, özgüllüğün ise %30,8 olduğu belirlendi. Eşik değer analizine göre, ADF vasküler indeksinin ≥3.45 olması durumunda duyarlılık %64,6, özgüllük ise %60,0 olarak bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamız sonucunda yeni bir Doppler yontemi olan SMI inceleme ile gri skala US bulguları birlikte değerlendirildiğinde antibiyotik kullanımı ile lenf nodunda tedavi takibi ve lenfadenit bulgularının değerlendirilmesinde tanısal olarak değerli olabileceği gosterildi. Ayrıca şüpheli malign USG bulguları izlenen benign lenf nodlarında antibiyotik tedavisi ile regresyonu değerlendirilerek gereksiz invaziv işlemlerden kaçınılması açısından anlamlı olarak değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Lenf nodu, SMI, ultrasonografi

Ahmet Faruk İbil
Manisa Celal Bayar University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Distal vertebrobaziller arter obstrüksiyonlarında serebral anjiyografi ile renkli doppler inceleme sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada distal vertebrobaziller patolojilerinde renkli Doppler ultrason (RDUS) bulgularını Dijital Substraksiyon Anjiografisi (DSA) ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Ocak 2017 ile Ocak 2018 arasında farklı nedenlerden dolayı DSA yapılan 200 hastanın 400 damarı (107 kadın, 93 erkek; ortalama yaş 58,3±13,3) RDUS incelemeleri retropesktif olarak analiz edildi. Vertebral arterlerin (VA) pik sistolik (PSH) ve end diastolik hızları (EDH), ortalama hızları (TAMAX), pulsatilite (PI) ve rezistif indeksleri (RI) ölçüldü. Doppler bulgularına göre damarlar: (1) normal akım özellikleri (n=341), (2) normal hızlı-yüksek dirençli (n=54), (3) düşük hızlı-yüksek dirençli (n=5) olarak 3 gruba ayrıldı. Ayrıca TAMAX <18 cm/sn olan damarlar analiz edildi. Bulgular: Yüksek dirençli damarlarda TAMAX ve EDH normal gruba kıyasla düşük bulundu (10,8±5,0 cm/sn, 5,3±4,2 cm/sn, sırasıyla, p=0,000). Yüksek dirençli akımı olan 59 damarın 15'inde PICA'da sonlanma tespit edildi. Doppler incelemenin duyarlılık, özgüllük, yanlış negatif değer, yanlış pozitif değer, doğruluk oranı sırasıyla % 49, % 100, % 51, % 0, % 92 saptandı (p=0.001). RI ≥0.8 olan 25 damarın 5'inde (% 20), TAMAX <18 cm/sn olan 37 damarın 11'inde (% 29) PICA'da sonlanma tespit edildi. DSA sonuçlarına göre 29 damarda PICA'da sonlanma tespit edildi. PICA sonlanması bulunan 29 damarda EDH, TAMAX değerleri (11,2±4,3 cm/sn, 20,9±7,0 cm/sn, sırasıyla, p=0,007) normal gruba (17,2±6,0 cm/sn, 29,5±8,4 cm/sn, sırasıyla) kıyasla düşük bulundu. Sonuç: Vertebral arterde yüksek dirençli Doppler sinyali varlığı distal vertebrobaziller patoloji göstergesi olabilir. Bu nedenle, klinik bulguların korelasyonu ile yüksek dirençli dalga formlarında daha fazla inceleme yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: DSA, renkli Doppler ultrason, rezistif indeks, TAMAX, vertebrobaziller arterler

AnjiyografiAnjiyografi-dijital subtraksiyonArteryel oklüzif hastalıklar+4
Yusuf Can
Çukurova University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Vestibüler migrende kognitif ve vestibüler uyaranla ileri MR görüntüleme

Amaç: Çalışmamızda vestibüler ve epizodik migren hastalarında; vestibüler yolakların uyarılması sonrası 5 farklı taskla oluşan kortikal aktivasyon değişimlerinin görüntülenmesi ve vestibüler ağ ve ağrı algılanmasında anahtar rolü olan talamusta görülebilecek metabolik değişikliklerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı'nda vestibüler migren tanısı konulan 15 hasta ve epizodik migren tanısı alan 15 hasta prospektif olarak çalışmaya alınmıştır. Kalorik test öncesinde ve hemen sonrasında hastalar çekime alınmıştır. Çekim sırasında hastaların konjuge göz hareketleri, kognitif task, görsel uyaran ile uyarılma sırasında 3 Tesla MR cihazı 32 kanallı baş koili ile BOLD fMRG verileri alınmıştır. Aynı zamanda kalorik test öncesi olguların MR Spektroskopi incelemesi yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS v20 ve SPM programları kullanılmıştır. Bulgular: Fonksiyonel MR görüntülemede; kalorik test sonrasında, parmak-burun testi sırasında, vestibüler migrenli hastalarda serebellum ve insulada aktivasyon artışı saptanmıştır. Vestibüler migren hastalarında, obje isimlendirme sırasında dilbilim ile ilişkili korteksler aktivasyon göstermiş olup kalorik test sonrası bu hastalarda talamik aktivasyon artışı belirlenmiştir. Migren hastalarında kalorik test sonrası vizüel uyaran sırasında oksipital lobda aktivasyon kaybı gözlenmiştir. Vestibüler migrenli olgularda ve auralı ve aurasız migrenli olgulara göre sol talamus posteriorda kolin kaybının olduğu saptanmıştır. Sol talamus posterior NAA/Kolin oranının, migren öyküsü olmayan vestibüler migrenli hastalarda artış gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç: Vestibüler ve epizodik migren hastalarında, vestibüler yolak aktivasyonu sonrası kognitif ve farklı tasklar uygulanması sırasında beyin bölgelerinde oluşan aktivasyon değişimleri hastalık patofizyolojisi ve atak sırasında oluşabilecek fonksiyon değişimleri hakkında bilgi sağlar. Anahtar sözcükler: Fonksiyonel MRG, migren, vestibüler migren

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıBiliş+5
Hazal Selvi Çubuk
Çukurova University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Polikistik over sendromu ile uyumlu görüntüleme bulguları olan hastalarda diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme

Amaç ve Kapsam Bu çalışmada radyolojik olarak normal over bulguları olan hastalar ile PKOS bulgularına sahip hastalarda Diffüzyon manyetik rezonans görüntüleme ADC değerlerinde farklılıklarının olup olmadığını belirlemeyi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Retrospektif dosya taraması şeklinde yapılan araştırma 01/2013-02/2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Pelvik MR ve Diffüzyon MR tetkiki yapılmış 18 yaş üstü PKOS ile uyumlu görüntüleme bulguları olan 50 kadın hasta seçilmiştir. PKOS ile uyumlu görüntüleme bulguları mevcut hastada ek bir jinekolojik hastalık olması ise dışlama kriteri sayılmıştır. Kontrol grubu ise Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Pelvik MR ve Diffüzyon MR tetkiki yapılmış 18 yaş üstü MR görüntülerinde normal over görüntüleme bulguları olan 50 kadın hasta olmuştur. Normal olmayan over görümüne sahip hastalar ve ek bir jinekolojik hastalık olması dışlama kriteri sayılmıştır. Bulgular Çalışmaya katılan hastaların demografik özellikleri ve Over hacim ve over ADC değerleri incelemiştir. Çalışmaya katılan hastaların ortalama yaşı 27,1±6,0 yıl, ortalama sağ hacim 7,5±1,6 cm3, ortalama sol hacim 7,1±1,3 cm3'tür. Ortalama Sağ ADC stroma değeri 1,5±0,3, Sağ Over ADC değeri 1,7±0,4, Sol ADC stroma değeri 1,6±0,3, Sol Over ADC değeri 1,7±0,3'dir Çalışmaya katılan hastaların gruplara göre demografik özellikleri ve Over hacim ve over ADC değerleri incelenmiş, aralarında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Çalışmaya katılan kişilerde, hastalarda ve kontrol grubunda yaş, sağ ve sol Over ADC arasındaki korelasyon incelenmiş, anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Polikistik over sendromu kestiriminde Over hacim ve over ADC değerleri için istatistiksel olarak anlamlı bir eşik değer saptanamamıştır. Sonuç Sonuç olarak DAG, PKOS tanısında umut verici bir yöntem olarak görülebilir. Çalışmamızın sonuçlarını destekleyecek, DAG'nin hastalığın tanısı dışında ciddiyetinin değerlendirilmesinde ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde ki rolünü araştıran daha büyük örneklem ve popülasyon ile yapılmış ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Teknolojideki yeni gelişmelerle Difüzyon Ağırlıklı görüntülemenin uzaysal çözünürlüğünün olası artışı tetkike ayrılacağı sürenin azalması bu görüntüle tekniğinin etkinliğini artıracağı kesindir. Anahtar Kelimeler Polikistik Over Sendromu, Diffüzyon Manyetik Rezonans Görüntüleme, Görünen Difüzyon Katsayısı (ADC)

Difüzyon katsayısıDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeManyetik rezonans görüntüleme+1
Erkan Yılgın
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Glial tümörü bulunan olgularda izositrat dehidrogenaz mutasyonu ve manyetik rezonans görüntüleme bulgularının karşılaştırılması

ÖZET Amaç ve Kapsam:Bu çalışmada Glial tümörü bulunan olgularda IDH mutasyonu ve MRG bulgularının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif dosya taraması şeklinde yapılan bu araştırma 01/2012-12/2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Beyin MRG tetkiki yapılmış, operasyon sonucu patolojik olarak glial tümör tanısı almış olgularda retrospektif olarak IDH mutasyon durumları ve MRG görüntüleme bulguları karşılaştırılmıştır. Ayrıca hastaların IDH1 sonucu, hastalık evresi, tanı yılı ve lezyon bölgesi gibi özellikleri de hasta dosyasından taranarak sisteme kaydedilmiştir. Bulgular: Glial tümörlerde IDH 1 wild mutasyonlar ile ADC arasındaki olası korelasyonun değerlendirildiği bu çalışmamıza 93 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 56,80±14,10 (medyan 59 yıl) idi. Hastalardan 62'sinin (%66,67) patolojik tanısı Glioblastom, 9'unun(%9,68) Diffüz astrositomdu. Hastalarda tümörlerin 35'i (%37,63) frontal, 25'i (%26,88) temporal ve 22'i (%23,66) paryetal lobda yerleşmiştir. IDH mutant tipinde evrenin 4 olma oranı (%88,89 vs. (%28,57) ve yaş ortalaması da Wild tipine göre ((59,85±13,29 vs. 46,33±11,79) daha yüksekti. Wild tipin kitle ADC değeri, mutant tipe göre ((1,26±,28 vs. 1,22±1,43) daha fazlaydı. Anaplastik astrositom tanılı hastaların kitle ADC değerinin diğer hastalara göre daha yüksek, Dev hücreli glioblastom tanılı hastaların kitle ADC değerinin diğer hastalara göre daha düşük olduğu gözlendi. Sonuç: Sonuç olarak ADC değerleri IDH mutasyonu ve histopatolojik tipler hakkında bilgi verse de daha büyük örneklem grupları ve daha homojen tümör tiplerinde yürütülen prospektif dizaynda çalışmalarda ilişkinin daha açık bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: ADC, IDH, glioblastom, MR, mutasyon

Beyin hastalıklarıBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+5
Adem Koyuncu
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kolorektal karsinom karaciğer metastazlarında perkütan termal ablasyonun güvenirliliği ve etkinliği

Amaç: Bu çalışmanın amacı kolorektal karsinom karaciğer metastazlarında uygulanan perkütan termal ablasyon tedavisinin güvenirliliğini ve etkinliğini araştırmak idi. Gereç ve Yöntem: Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya Haziran 2012 ile Mayıs 2019 tarihleri arasında Kolorektal Karsinom Karaciğer(KRK)metastaz tanısı alan ve hastanemizin tümör konseyi kararı ile termal ablasyon işlemi uygulanan ardışık 51 hasta (67 tümör) dahil edilmiştir. Termal ablasyon sonrası hastalar 1. ay ve sonrasında 3 aylık aralıklar ile takipedilmiştir . Tedaviye yanıt oranları, tedavi sonuçlarına etki edebilecek etkenler, genel sağ kalım süreleri, lokal rekürrens ve komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada KRK metastazı nedeniyle perkütan termal ablasyon uygulanan toplam 67 metastazı olan 51 hasta (26'sı [% 51] kadın) tedaviye yanıt ve işlem güvenirliği açısından değerlendirilmiştir. Değerlendirmeye alınan hastaların yaşları 26 ile 76 (medyan yaş 54,9) arasında idi. Medyan genel sağ kalım süresi 34 ay (aralık 1-45 ay) idi. Yeni intrahepatik metastaz gelişmesinin genel sağ kalım üzerine etkileri anlamlı bulunmuştur (p = 0,02). Takiplerin 3. ayında işlem uygulanan lezyonların % 86,6 tam yanıt saptanmıştır. Tüm takip süresi boyunca işlem uygulanan tümörlerin % 26,8 lokal rekürrens izlenmiştir. Tümör boyutunun ve ablasyon kenarının işlem başarısına etki ettiği izlenmiştir. İşlem uygulanan hiç bir hastada major veya minor komplikasyon izlenmemiştir. Sonuç: Kolorektal Karsinom Karaciğer metastazlarında uygun hazırlık ve teknikle yapıldığında termal ablasyon işlemi etkin ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Tümör boyutu ve işleme sekonder ablasyon kenarı işlem etkinliğine etki eden nedenlerdir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal karsinom karaciğer metastazı, lokorejyonel tedaviler, termal ablasyon, sağ kalım, lokal rekürrens.

AblasyonKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+6
Behruz Khalataı
Çukurova University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İntrakraniyal paraoftalmik anevrizmaların akım çevirici stent implantasyonu ile endovasküler tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Serebral anevrizmaların tedavisinde cerrahi ve endovasküler yöntemler yaygın olarak kullanılmaktadır. Geniş boyunlu ve büyük anevrizmaların tedavisinin klasik endovasküler yöntemlerle yapılması durumunda istenilen başarı sağlanamamaktadır. Bu nedenle bu anevrizmaların tedavisinde akım çevirici stentler son 11-12 yıldır yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, merkezimizde geniş boyunlu intrakraniyal paraoftalmik anevrizmalar nedeniyle akım çevirici stentler ile tedavi edilen olgularda tedavinin etkinlik ve güvenilirliğini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Üniversitemizin, Helsinki deklarasyonu ile uyumlu etik kurul komitesi tarafından nisan ayında çalışmamıza onay alındıktan sonra, Ekim 2008-Ocak 2020 tarihleri arasında Radyoloji Ana Bilim Dalı, Vasküler Girişimsel Radyoloji ünitemizde akım çevirici stent ile tedavi edilen 22-77 yaş arasında (ortalama 51,1), 66'sı kadın (% 75,8), 21'i erkek (% 24,2) toplam 87 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların klinik bilgileri, işlem öncesi, işlem sırası ve takiplerdeki DSA görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Ünitemizde, tüm hastalardan yazılı onam formu alındıktan sonra toplam 87 hastada 100 paraoftalmik segment yerleşimli anevrizma akım çevirici stentler ile tedavi edildi. Otuz dört hastada (% 39) birden fazla anevrizma tespit edilmiş olup 6 hastada (% 6,9) aynı taraf oftalmik segmentte birden fazla ve 8 hastada (% 9,2) bilateral oftalmik segmentlerde anevrizmalar mevcuttu. Seksenyedi hastanın 11 tanesi (% 12,6) daha önce cerrahi veya endovasküler olarak tedavi edilmişti. Kırk paraoftalmik segment anevrizmada (% 40) ek olarak koil embolizasyonu da yapıldı. Tedavi edilen 13 hastada (% 14,9) SAK öyküsü vardı. Beş anevrizmada (% 5) işlem sırasında stentte tam açılmama problemi oldu. Tüm stentler istenilen lokalizasyona yerleştirildi (Teknik başarı % 100). Bir hastada işlem sırasında, 1 hastada işlemden hemen sonra, 5 hastada geç dönemde tromboembolik komplikasyon gelişti (toplam tromboembolik komplikasyon oranı % 8,1). Üç hastada 3-6. ayda İKA oklüzyonu ve 1 hastada İKA oklüzyonuna sekonder kalıcı hemiparezi gelişti (Kalıcı morbidite oranı % 1,1). Bir hasta 5.günde intrakraniyal kanama nedeniyle eksitus oldu (Mortalite oranı % 1,1). Geç dönemde 2'si semptomatik olmak üzere 11 hastada (% 12,6) stent stenozu gelişti. Tolam anevrizma oklüzyon oranı % 93,6'ydı. Sonuç: İntrakraniyal paraoftalmik anevrizmaların endovasküler tedavisinde akım çevirici stent implantasyonu tek başına veya koil embolizasyonu ile birlikte güvenilir ve etkin bir yöntemdir. Anahtar Kelimeler: İntrakraniyal anevrizma, Paraoftalmik, Akım çevirici, Stent, Endovasküler embolizasyon, Endovasküler tedavi.

Akım yönlendiriciAnevrizmaEmbolizasyon+3
Hamit Mert Güzeldağ
Çukurova University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karaciğer dev hemanjiyomlarının tedavisinde bleomisin ve lipiodol karışımı ile kemoembolizasyonun güvenilirliği ve etkinliği

Amaç: Bu retrospektif gözlemsel çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda karaciğer dev hemanjiyomlarının tedavisinde uygulanan Bleomisin ve Lipiodol karışımı ile transarteryal kemoembolizasyon (TAKE) tedavisinin güvenilirliğini ve etkinliğini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Ekim 2014 ile Ocak 2020 tarihleri arasında Bleomisin ve Lipiodol karışımı ile TAKE uygulanan ve takip edilen 24 dev hemanjiyomu olan ardışık 21 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastaların işlem öncesi ve sonrası dev hemanjiyom boyutları, hacimleri, bası bulguları not edilmiştir. Veriler, SPSS 20.0 paket programı (IBM Corp. Armonk, New York, USA) ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada tedavi uygulanmış toplam 24 hemanjiyomu olan 21 hasta (14'ü [%66,6] kadın) istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Hastaların medyan yaşı 47'dir (min-max: 35-69 yaş) arasındadır. TAKE sonrası medyan takip süresi 26,2 aydır (min-max: 5,5-48,5 ay). İki hasta dışında tüm hastalara tek seans Bleomisin ve Lipiodol karışımı ile TAKE uygulandı. Dev hemanjiyomların medyan boyutu, TAKE öncesi 96 mm (min-max: 41-210 mm), TAKE sonrası 61 mm'dir (min-max: 20-120 mm). Dev hemanjiyomların TAKE öncesi medyan hacmi 240,79 ml (min-max: 13,13-2628,62 ml); TAKE sonrası 61 ml'dir (min-max: 3,02-831,16 ml). Hem boyut hem de hacimsel azalma istatistiksel olarak anlamlı saptandı (p<0,001). Herhangi bir majör komplikasyon gözlemlenmedi. Üç hastada üç günlük semptomatik tedavi ile kendini sınırlayan post-embolizasyon sendromu gelişti. Bu üç hasta dışında tüm hastalarımızın hastanede kalış süresi 24 saat ile sınırlıydı. Sonuç: Bleomisin ve Lipiodol karışımı ile TAKE düşük komplikasyon oranı nedeniyle güvenilir bir yöntemdir. Dev hemanjiyomlarda anlamlı ölçüde küçülme sağlaması nedeniyle, etkin bir yöntemdir. Cerrahi tedavinin uygun olmadığı dev hemanjiyomlu hastalarda alternatif olabilir. Anahtar Kelimeler: Karaciğer, dev hemanjiyom, Bleomisin, Lipiodol, transarteryal kemoembolizasyon.

BleomisinHemanjiyomKaraciğer hastalıkları+4
Umur Anıl Pehlivan
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kontrol edilemeyen epistaksisli hastalarda transarteriyel embolizasyon tedavisinin etkinliği: tek merkezli retrospektif gözlemsel çalışma

Epistaksis toplumda yaklaşık %60 sıklıkta görülen, çoğunlukla asemptomatik seyreden hatta hastaneye başvuru gerektirmeyen bir durumdur. Etiyolojisinde travmalar, tümörler, vasküler malformasyon, ilaç kullanımı, inflamatuar olaylar, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları bulunan epistaksis olguları en sık olarak idiopatiktir. Epistaksis tedavisinde burun kanatlarına bası, medikal tedaviler, koterizasyon, anterior ve posterior nazal tampon gibi yöntemler kullanılabilmekte ve çoğunlukla yanıt vermektedir. Tedavilere yanıt alınamadığı durumlarda ise embolizasyon tedavisi alternatif bir tedavi olarak gündeme gelmektedir. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bilim Dalında Ocak 2014 ve Ocak 2020 tarihleri arasında epistaksis nedeniyle endovasküler tedavi yapılan olgulara ait etiyolojik faktörler, girişimsel tedaviye ait özellikler ve sonuçları incelenmiştir. Çalışmamız kapsamında verilerine tam olarak ulaşılan 12 hastaya ait 14 prosedürün verileri irdelenmiştir. Çalışmamız dâhilindeki hastaların %33,3'si (n=4) kadın, %66,6'ü (n=8) erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastalarımızın yaş dağılımının 20-74 yıl arasında değiştiği, yaş ortalamasının ise 56,6±17,8 yıl olduğu saptandı. Hastaların tanılarına göre dağılımlarına bakıldığında %16,6'ünün (n=2) nazal angiofibrom, %8,3'inin (n=1) larinks karsinomu, %8,3'inin (n=1) nazofarinks karsinomu, %8,3'inin (n=1) anevrizma rüptürü, %8,3'inin (n=1) antikoagulan kullanımına bağlı epistaksis, %66,6'inin (n=8) ise idiopatik epistaksis tanılarından oluştuğu saptandı. Yapılan toplam 14 prosedürün hepsinde embolizasyon gerçekleştirilmiştir. Embolizasyon uygulanan 12 hastanın hepsinde de işlem %100 başarı ile sonlanmış, komplikasyon gelişmemiştir. İki işlemde tekrarlayan epistaksis nedenli ikinci kez endovasküler embolizasyon tedavisi uygulanmış ve başarı ile sonuçlanmıştır. Hiçbir tedavide komplikasyon saptanmamıştır. Çalışmamızda elde ettiğimiz veriler de literatür ile uyumlu şekilde, özellikle dirençli ve tekrarlayan epistaksis olgularında endovasküler embolizasyonun, cerrahi yöntemlere alternatif oluşturacak şekilde düşük riskli ve yüksek başarı oranına sahip bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.

EmboliEmbolizasyon-terapötikEndovasküler tedavi+3
Mehrdad Rezaeımıyandoab
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Palmar ark varyasyonlarının manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

PALMAR ARK VARYASYONLARININ MR İLE DEĞERLENDİRİLMESİAmaç:Eli derin ve yüzeyel palmar ark besler. Bu iki ark bazı kompansatuar varyasyonlar ile dolaşım dengesini sağlar. Elin vasküler anatomisinin bilinmesi konjenital anomalilerin rekonstrüksiyonunda, posttravmatik lezyonlarda ve radyal arterin arteriyel by-pass için donör olarak kullanılmasında önem kazanır.Bu çalışmanın amacı kontrastlı 3D TRICKS MRA tekniği ile palmar ark varyasyonlarının gösterilmesi ve sıklıklarının belirlenmesidir.Gereç ve yöntem:Çalışmamızda 2010 Ocak ve 2012 Temmuz tarihleri arasında değişik ön tanılarla el TRICKS MRA yöntemi kullanılmış 30 hastanın elde olunan görüntüleri palmar ark varyasyonlarının değerlendirilmesi için retrospektif olarak kullanılmıştır.Tüm hastalara GE Signa HDxt 1.5 Tesla MRG cihazı ile ön kolun proksimali de görüntülere dahil olacak şekilde koronal STIR, koronal T1A FSE ve 3D Dinamik TRICKS sekanslarını içerecek şekilde el TRICKS MRA tetkiki yapılmıştır.Bulgular:Değişik ön tanılar ile elde olunan 30 hastanın el TRICKS MRA` sı derin ve yüzeyel palmar ark varyasyonları açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olgularımızın % 73,3' ünde Tip 1, % 23,3' ünde Tip 2, %3,3' ünde Tip 3, yüzeyel palmar ark varyasyonu, olgularımızın %93,3' ünde Tip 1, %6,6' sınde Tip 4 derin palmar ark varyasyonu tespit edilirken hasta popülasyonumuzda Tip 2 ve Tip 3 derin palmar ark varyasyonuna rastlanmamıştır.Sonuç:3D TRICKS MRA yönteminin elin vasküler varyasyonlarının tanımlanmasında pratik ve ideal bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler:MR ANJİOGRAFİ, TRICKS, PALMAR ARK VARYASYONLARI

AnatomiAnjiyografiEl+2
Pınar Özkarakaş
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tiroid nodüllerinde benign-malign ayrımında us-elastografi

TİROİD NODÜLLERİNDE BENİGN-MALİGN AYRIMINDA US-ELASTOGRAFİAmaç:Bu çalışma ile doku elastisitesini ölçmeye yönelik yeni bir ultrasonografi yöntemi olan elastografinin malign-benign tiroid nodüllerin ayrımındaki etkinliğini araştırmayı amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem:Tiroid nodülü bulunan 111 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların yaşları 17-81 arasında (ortalama 51) olup, 92'si kadın, 19'u erkekti. Tüm olgular, elastografi yazılımı bulunan Siemens Acuson Antares ultrasonografi cihazının 13-8 MHz lineer probu kullanılarak, gri skala, renkli doppler ve elastografik görüntüleri değerlendirildi. Tüm görüntüler dijital ortamda kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen tüm olguların sitolojik/histopatolojik tanısı mevcut idi. Lezyonların elastisite skorları; Skor 1: Nodülde hiç inelastik (kırmızı) alan yok, Skor 2: İnelastik (kırmızı) alan nodülün %45'inden az, Skor 3: İnelastik (kırmızı) alan nodülün %45'inden fazla, Skor 4: Nodülün tamamına yakını inelastik (kırmızı), Skor 5: Nodülün tamamı inelastik (kırmızı), olmak üzere beş kategoride değerlendirildi. Nodüllerin ayrıca, sayısı (multinodüler/soliter olduğu), boyutları, ekojenitesi, iç yapısı (solid/solid-kistik karışık), halo varlığı, mikrokalsifikasyon varlığı ve vaskülariteleri değerlendirildi. Olguların gri skala özellikleri, vaskülariteleri, elastografi skorları patolojik tanıları ile karşılaştırıldı.Bulgular:Sitolojik/histopatolojik incelemeler sonucunda nodüllerin 97'si benign, 26'sı maligndi. Benign nodüllerin 86'sı hiperplastik, 4'ü adenomatöz ve 7'si tiroidit olarak tanı aldı. Malign nodüllerin 8'i papiller, 3'ü medüller, 3'ü folliküler karsinom tanısı ve 12'si malignite yönünde ağırlıklı kuşkulu idi. Çalışmamızın sonucunda cinsiyet, nodül sayısı, boyutu, iç yapısı, nodül içi vaskülarite, ekojenite, halo valığı ve mikrokalsifikasyon varlığı ile malignite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. 'Yükseklik>genişlik' bulgusu ise malignite açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunan tek özellikti.Skor 1 elastisite izlenen 10 nodülün hepsi benigndi. Skor 2 elastisite izlenen 40 nodülün 36'sı benign, 4'ü maligndi. Skor 3 elastisite izlenen 43 nodülün 34'ü benign, 9'u maligndi. Skor 4 elastisite izlenen 26 nodülün 17'si benign, 9'u maligndi. Skor 5 elastisite izlenen 4 nodülün hepsi maligndi. Malignite ile yüksek elastisite skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). 3 ve üzerindeki elastisite skorunun duyarlılığı %84,6, özgüllüğü %47,4 ve tanı koydurucu gücü ise %73,9 idi. Benign nodüllerin gerinim oranı 2,60 iken malign nodüllerin 3,50 idi. Gerinim oranı için 2,50 kesim değeri olarak belirlendi. 2,50'nin altında ve üstündeki gerinim oranına sahip nodüller arasında malignite açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Tüm nodül özellikleri arasında duyarlılığı, özgüllüğü, ve tanı koydurma gücü en yüksek olan özellik, elastografi idi.Sonuç:US-elastografi, tiroid nodüllerinin ayırıcı tanısında B-mod ve Doppler ultrasonografiye yardımcı bir görüntüleme yöntemi olduğu sonucuna varıldı.Anahtar kelimeler: Elastografi, Tiroid nodülü, nodül sertliği

EsneklikNeoplazmlarTiroid bezi+3
Tecelli Poçan
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Uterus leiomyomlarının tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme

Amaç: Leiomyomlar kadın pelvik tümörlerinin en sık görüleni olup çalışmamızda DAG ile ADC ölçümleri yapılarak leiomyomların tipik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif çalışmamızda histopatolojik leiomyom tanısı almış ve kliniğimizde GE Signa HDx 1.5 T cihazı ile rutin pelvik MRG tetkiki yapılan 38 hastada toplam 69 adet leiomyom değerlendirilmiştir. Pelvik MRG'de sagital T2A, aksiyel T2A, yağ baskılamalı aksiyel T1A, difüzyon b 800 sekansları kullanıldı. ADC haritaları oluşturulup leiomyomların kistik, kalsifik ve hemorajik olmayan kısımlardan uygun ROI aralığı ile ADC değerleri ölçülmüştür. Bulgular: 69 leiomyomdan 54'ü tipik,5'i dejenere,10'u sellüler leiomyom olarak değerlendirildi. Hastalarımızın yaş ortalaması 43,78±8,39'du.Leiomyomların boyutları 2-18 cm arasında değişmekte ve ortalaması 5,37+- 3,40 cm'di. Leiomyomların 53 tanesi intramural, 12 tanesi subserozal ve 4 tanesi submukozal yerleşimli idi. DAG'da sellüler leiomyomların tamamı (%100), dejenere leiomyomların %20'si, tipik leiomyomların %5,6'sı parlak olarak izlenmiştir. Tipik leiomyomların ortalama ADC değeri 1,29 x10-3 , dejenere leiomyomların ortalama ADC değeri 1,86 x10-3 , sellüler leiomyomların ortalama ADC değeri 1,11 x10-3 olarak hesaplanmıştır. ADC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Ayrıca tipik

DifüzyonDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeLeiomyom+3
Ali Er
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Intrakranial kitlelerde ileri görüntüleme yöntemlerinin evrelemeye katkısı

İntrakranial kitlelerin görüntülenmesinde MRG beynin anatomik detayını göstermede en duyarlı görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı MRG beyin tümörlerinin tanı, lokal evreleme ve tedavi sonrası izlem için tercih edilecek radyolojik yöntemdir. Beyin tümörlerinin tedavi öncesi evrelemesinde kontrastlı MRG verileri her zaman yeterli olmamaktadır. Nöroradyolojide son yıllardaki çalışmalar konvansiyonel MRG tetkikinde elde edilen anatomik detayın yanında fizyolojik haritalar çıkarılabilmesine olanak sağlamıştır. Bu ileri görüntüleme yöntemleri arasında; difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi yer almaktadır. Glial tümörlerde histopatolojik dereceleme ile tümörün biyolojik davranışı hakkında önemli bilgiler elde edilir. Tümörün saptanan histopatolojik derecesi ile paralel olarak uygulanacak tedavi protokolleri belirlenir. Bu çalışmamızda ileri görüntüleme metodlarının glial tümörlerde derecelemeye katkısını incelemeyi amaçladık. Histopatolojik olarak tanı almış olgularda ileri görüntüleme metodlarının bulguları ile karşılaştırma yaparak bu metodların birbirlerine göre katkı ve sınırlılıklarını tanımlamaya çalıştık. Gereç ve Yöntem Çalışmamıza Ocak 2010-Haziran 2013 tarihleri arasında intrakranial kitle ön tanısı ile başvuran 36 olguya GE Signa HD 1,5 Tesla MRG cihazı ile kranial MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR Spektroskopi yapılmştır. Hastaların tümü radyoterapi veya kemoterapi almamış primer olgulardan seçildi. Rutin çekim parametreleri olarak sagital T1 FLAIR ASSET, aksiyal T2 FRFSE, aksiyal T2 FLAIR, aksiyal T1A SE, b 1000 değerlerinde DAG, koronal T2 FRFSE, aksiyal T2 FRFSE, 3D BRAVO MASK, MV (2D) TE:144, MV (2D) TE:35, aksiyal GRE Perfüzyon, aksiyal T1 Kontrastlı SE MEMP MASK, koronal T1 SE MEMP kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Ortalama, Standart sapma v.b.) yanısıra bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin dağılımlarının homojen olup olmamalarına göre ANOVA Post Hoc Test, Kruskall Wallis Test, NPar Test, Mann-Whitney Test ve T Test kullanılarak değerlendirilmiştir Bulgular İstatistiksel analiz sonucu difüzyon MRG yöntemi ile ölçülen ADC değerlerinin derece 2 tümörler ile derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı olarak saptandı. Perfüzyon MRG incelemesinde lezyon/ sağlam doku rCBV değerleri derece 2 ve derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı bulundu. Kısa TE değerlerinde LL derece 2 - derece 4 ve derece 3 - derece 4 tümör ayrımında anlamlı bulundu. Sonuç Perfüzyon MRG, difüzyon MRG ve MR spektroskopik inceleme ile elde edilen veriler, histopatolojik tanılarla yapılan verifikasyonla birlikte değerlendirildiğinde literatürle uyumlu olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: İntrakranial kitle, MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi

Beyin neoplazmlarıDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeManyetik rezonans görüntüleme+2
Serap Güneş Urgan
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sanal ve fiberoptik bronkoskopi uygulamalarının karşılaştırılması

Amaç:Multidedektör bilgisayarlı tomografilerin (MDBT) geliştirilmesi ile klinik yaklaşımda artan bir kullanım alanı bulan sanal bronkoskopinin trakeobronşial ağacın incelenmesinde en yaygın tetkik olan fiberoptik bronkoskopi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:41 hava yolu patolojisi şüphesi ile kliniğimizde toraks bilgisayarlı tomografisi (BT) elde olunan ve aynı zamanda fiberoptik bronkoskopi (FOB) uygulanan hastanın, 0,5 mm dedektör kolimasyonu ve 1mm kesit kalınlığı ile elde olunan aksiyel BT görüntüleri 3 boyutlu sanal bronkoskopi (SB) görüntüleri haline getirilmiştir. Elde olunan SB görüntüleri ve FOB incelemesi birbirinden bağımsız ve ayrı olarak değerlendirilmiş, sonuçlar FOB altın standart alınarak karşılaştırılmıştır. Bulgular:Yaş ortalaması 62,6 olan 32 erkek 9 kadın hastanın SB ve FOB bulgularının karşılaştırılmasında, SB‟nin duyarlılığı %74, özgüllüğü ise %71 olarak bulunmuştur. FOB ile karşılaştırmada SB‟nin pozitif prediktif değeri %83, negatif prediktif değeri %59 olarak tespit edilmiştir. Sonuç:Sanal bronkoskopi duyarlılık ve özgüllük değerleri açısından yüzeyel mukozal lezyonlar dışında fiberoptik bronkoskopiye tanısal açıdan benzer sonuçlar bildirmektedir. Pozitif prediktivite değeri oldukça tatmin edici seviyede yüksek olan tetkiğin özellikle mukus benzeri lezyonlarda yalancı pozitiflik ortaya koyması nedeniyle negatif prediktivitesi düşük kalmaktadır. Anahtar Kelimeler:Sanal bronkoskopi, Hava yolu patolojileri, Fiberoptik bronkoskopi.

BronkoskopiSolunumSolunum fonksiyon testleri+1
Nuri Baraz
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut apandisit tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme

Bu çalışmanın amacı akut apandisit tanısında tek başına Diffüzyon Ağırlıklı Manyetik Rezonans Görüntülemenin (DA-MRG) katkısını ve ADC değerlerinin kantitatif ölçüm etkinliğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalışmamızda klinik olarak ve görüntüleme bulgularıyla akut apandisit tanısı almış hasta grubu olarak kabul edilmiş tümüne US, bir kısmına BT yapılmış 35 olgu ve hastaneye acil bir şikayetle başvurmayan ve değerlendirmesinde patoloji saptanmayan normal kabul edilen kontrol grubu olarak kabul edilen 20 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubu ve kontrol grubu olarak kabul edilen olgulara GE Signa HDxt 1.5 Tesla MRG cihazı ile EPI sekans (TR:4000msn, TE:76,5 msn, FOV:44 cm, matrix: 320x256, kesit kalınlığı:7 mm, kesit aralığı: 1 mm b:800 mm²/sn) kullanılarakı alt batın MRG DAG tetkikleri yapılmıştır. Hasta grubunda DA görüntülerde b0 sekansta sağ alt kadranda çekum tabanından başlayıp kör uçla sonlanan tubuler yapının varlığı ve b800 sekansta ise bu görünümün sinyal intensitesi kaydedilmiştir. ADC haritaları oluşturulup bu görünüme denk gelen lokalizasyondan sınırları taşmayacak şekilde sirküler ROI ile ADC değerleri ölçülmüştür. DA Görüntülemenin uzaysal çözünürlüğünün düşük olması nedeniyle kontrol grubunda normal apendiks göstermek mümkün olmadığından bunun yerine histolojik özellikleri aynı olan çekum duvarından ADC değerleri ölçülmüştür. Bulgular: 35 hasta olgudan 1 olguda US ve histopatolojik olarak apandisit olmadığı gösterildi. Klinik olarak ve görüntüleme bulgularıyla apandisit olarak değerlendirilen 25 olgu opere edilmiş ve histopatolojik olarak apandisit tanısı almıştır. Diğer 9 olgu opere edilmeden klinik ve görüntüleme bulgularıyla takip edilmiş bulgularda gerileme olması nedeniyle gerileyen apandisit tansı aldı. Çalışmamızda US'nin apandisitteki sensitivitesi duyarlılık (sensitivitesi) %84 olarak, BT nin akut apandisit tanısı için sensitivitesi %100 olarak belirlendi. Akut apandisitte DA görüntülemede %97 olguda hiperintens, %3 olguda hiper-izointens izlendi. Klinik, görüntüleme ve/veya histopatolojik olarak apandisit tanısı almış olgularda ADC değerleri 0,8x10-3 mm2/sn ile 2,2 x10-3 mm2/sn arasında değişmektedir. Ortalama ADC değeri 1,28x10-3 mm2/sn'dir. Kontrol grubunda DA görüntülemede tüm olgularda apendiks hiperintens izlenmedi. ADC haritalamada ADC değerleri 1,4x10-3 mm2/sn ile 2,4 x10-3 mm2/sn arasında değişmektedir. Ortalama ADC değeri 1,84 x10-3 mm2/sn'dir. Çalışmaya dahil hasta ve kontrol grubu üzerinden ölçülen ADC değerleri ile ROC eğrisi analizi yapılmıştır. Cutt off değeri 1.45 x10-3 mm2/sn belirlendiğinde akut apandisit tanısında sensitivitesi %90, spesifitesi %68, 1,55 x10-3 mm2/sn belirlendiriğinde sensitivitesi %81, spesifitesi %76 dır. Sonuç: Tek başına yapılcak Difüzyon ağırlıklı görüntülemedeki akut apandisit için tipik özelliklerinin bilinmesinin rutinde kullanılan diğer görüntüleme tetkikleriyle birlikte veya bu görüntüleme tetkiklerinde kontrendikasyon varlığı durumunda yanlış tanı veya geç tanının neden olabileceği komplikasyonları önlemek ve tedavi yaklaşımını belirlemede yararlı olabileceği ilgili literatür eşliğinde düşünülmüştür.

ApandisitDifüzyonDifüzyon katsayısı+3
Muhammet Bulut
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Benign ve malign meme kitlelerinin ayrımında us-elastografinin tanıya katkısı ve histopatolojik korelasyon

US-Elastografi, temelde doku sertliğini ölçmeye yarayan, konvansiyonel US nin sınırlı özgüllüğünden dolayı gerçekleştirilen benign tümör biyopsilerini azaltmak amacıyla uygulanan, özgüllüğü yüksek, noninvaziv yardımcı bir yöntemdir. Bu çalışma ile doku elastisitesini ölçmeye yönelik yeni bir ultrasonografi yöntemi olan elastografinin benign - malign meme kitlelerinde ayrımındaki etkinliğini histopatolojik bulgularla karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Memede kitlesi bulunan 377 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların yaşları 12-83 arasında (ortalama 51) olup, 375 i kadın, 2 si erkekti. Tüm olgular, elastografi yazılımı bulunan Siemens Acuson Antares ultrasonografi cihazının 13-8 MHz lineer probu kullanılarak, gri skala ve elastografik görüntüleri değerlendirildi. Tüm görüntüler dijital ortamda kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen tüm BIRADS 4 ve 5 lezyonların sitolojik/histopatolojik tanısı mevcuttu. Lezyonların elastisite skorları; Skor 1: Lezyonun hiç inelastik (kırmızı) alan yok, Skor 2: İnelastik (kırmızı) alan lezyonun %45'inden az, Skor 3: İnelastik (kırmızı) alan lezyonun %45'inden fazla, Skor 4: lezyonun tamamına yakını inelastik (kırmızı), Skor 5: lezyonun tamamı inelastik (kırmızı), olmak üzere beş kategoride değerlendirildi. Lezyonların ayrıca, sayısı (multipl/soliter olduğu), boyutları, ekojenitesi, iç yapısı (solid/solid-kistik karışık), periferal halo varlığı, sınır özelliği, şekli, transvers/ap çap oranı, yerleşim yeri(cilde göre konumu) değerlendirildi. Olguların gri skala özellikleri, elastografi skorları patolojik tanıları ile karşılaştırıldı. Ayrıca hastaların yaşlarının da istatistiksel olarak meme kanseri ile ilişkili olup olmadığı değerlendirildi. Bulgular: Lezyonların BIRADS sınıflamasına göre değerlendirilmesinde BIRADS 2 ve 3 lezyonlar benign BIRADS 4 ve 5 lezyonlar kendi arasında kategorize edildi. Buna göre 533 lezyondan 258 i BIRADS 2 ve 3, 375 tanesi BIRADS 4, 5 kategorisindededir. Buna göre 533 lezyondan 258 i BIRADS 2 ve 3, 375 tanesi BIRADS 4, 5 kategorisindededir. Lezyonların elasto skorları değerlendirildiğinde skor 1, 2, 3 olan lezyonlar benign; skor 4, 5 olan lezyonlar ise malign olarak değerlendirildi. Elasto skoru 1 olan lezyon sayısı 10, skoru 2 olan lezyon sayısı 126, skoru 3 olan lezyon sayısı 124, skoru 4 olan lezyon sayısı 200, skoru 5 olan lezyon sayısı 73' tü. Skor 1 elastisite izlenen 10 lezyonun 9 u benigndi, 1 i nekrotik kitleydi. Skor 2 elastisite izlenen 126 lezyonun 113 ü benign, 13 ü maligndi. 8 kitle nekrotikti. Skor 3 elastisite izlenen 124 lezyonun 110 u benign, 14 ü maligndi.3 ü nekrotikti. Skor 4 elastisite izlenen 200 lezyonun 46 sı benign, 154 ü maligndi. Skor 5 elastisite izlenen 73 lezyonun 12 si benign 61 imaligndi. Çalışmamızda BIRADS US'nin duyarlılığı %98,3 seçiciliği %72, PÖD %64, NÖD %92,7 bulunmuştur. Gerçek zamanlı elastografi için elde edilen duyarlılık, özgüllük, pozitif öngörü ve negatif öngörü değerleri sırasıyla %84,4, %65, %55,3, %89,2 bulunmuştur. Sonuç: US-elastografi, meme lezyonlarının ayırıcı tanısında B-mod US ye yardımcı bir görüntüleme yöntemi olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Elastografi, meme kitleleri, skorlama, biyopsi

BiyopsiElastografiHistopatoloji+7
İnci Türkan Yılmaz
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kolorektal karsinom karaciğer metastazlarındauygulanan mikrodalga ablasyon sonuçlarınıradiomiks ve klinik veriler kullanarak yapayzeka ile ön görmek

Çalışmanın amacı mikrodalga ablasyon (MDA) ile tedavi edilen kolorektal karsinom karaciğer metastazı (KKKM) olan hastalarda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bazlı radyomiks özellikleri, klinik verileri kullanarak makine öğrenimi ile elde edilen modellerle erken lokal tümör yanıtı ve lokal rekürrens (LR) gelişme riskini öngörmeği araştırmaktı. Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya Mart 2012 ile Mart 2022 tarihleri arasında KKKM tanısı alan ve hastanemizin tümör konseyi kararı ile MDA işlemi uygulan, işlem öncesi ve sonrası 1-3. aylarda optimal MRG'si elde edilen, yeterli klinik ve laboratuvar verileri bulunan 42 hasta (67 tümör) dahil edilmiştir. Ablasyondan önce elde edilmiş MRG T2 yağ baskılı (Faz 4 olarak isimlendirilen) ve erken arteryal faz T1 yağ baskılı sekanslarda (Faz 1 olarak isimlendirilen) manuel segmentasyon yapılarak her tümör için ve her faz için 111 radyomiks özellik çıkarıldı. Genel sağkalımdan (GS) bağımsız lokal tümör rekürrensini tahmin etmek için klinik özellikler kullanılarak klinik model, klinik, laboratuvar veriler ve birbirinden bağımsız Faz 1, Faz 4 radyomiks özelliklerin kombinasyonu yapılarak özellik azaltma ve makine öğrenimi ile 2 kombine model oluşturulmuştu. Bu modellerin MDA tedavisinden sonra erken lokal tümör yanıtı değerlendirmede, LR'si öngörmedeki duyarlılık ve seçiciliği araştırıldı. Toplam 42 hastada (67 tümörde) 1.ay kontrol MRG'de tam yanıt saptanmış olup, 3.ay kontrol MRG'DE 7 hasta (%16,6), 11 tümörde (%16,4) LR gelişti. Klinik modelde ekstrahepatik metastaz varlığı LR olasılığı ile yüksek ilişkili bulunmuştur. (p<0.001) LR olan ve olmayan hasta gruplarında tümör büyüklüğü >3cm olma oranı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır(p=0.051). Ablasyondan önce ölçülen karbonhidrat antijeni 19-9 (Ca 19-9) ve karsinoembriyonik antijen (CEA) gibi tümör belirteçlerinin medyanı LR olan grupta LR olmayan gruba göre daha yüksek bulunmasına rağmen (p= 0.010 ve p=0.020)), ablasyondan önce elde edilen tümör belirteçleri açısından LR olan ve olmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Her iki fazda da LR olan hastalar, LR olmayan hastalardan anlamlı olarak daha yüksek rad skorlara sahiptir (Faz 1 için p=0.001 ve Faz 4 için p<0.001). Araştırmada Faz 4 MRG'den elde edilen radiomiks özellikleri ve klinik verileri kullanarak oluşturulan kombine model 2'nin sınıflama performansı LR'i tahmin etmede en yüksek ayırt edici performansı elde etmiştir (p=0.014); Eğri altında kalan alan (EAKA) değeri 0.981(%95 GA: 0.948-0.99, p<0.001)'dir. Faz 1 MRG bazlı radiomiks özellikleri ve klinik verileri kullanılarak oluşturulan kombine model 1'in (EAKA değeri 0.927(%95 GA: 0.860-0.993, p<0.001)) ve klinik modelin (EAKA değeri 0.887(%95 GA: 0.807-0.967, p<0.001)) LR'i öngörmede benzer performansa sahip olduğu saptanmıştır. T2 yağ baskılı ve erken arteryal faz T1 yağ baskılı MRG'den elde edilen radiomiks özellikleri ve klinik, laboratuvar verileri kullanarak elde edilen kombine modeller mikrodalga ablasyon tedavisi yapılan kolorektal karsinom karaciğer metastazı olan hastalarda tümör yanıtı, lokal rekürrens tahmin etmede değerli biyobelirteçlerdir. Anahtar kelimeler: Kolorektal Karsinom Karaciğer Metastazı, Lokal Rekürrens, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Mikrodalga Ablasyon, Radiomiks

AblasyonKarsinomaKolorektal neoplazmlar+5
Arzu Shahveranova
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kemik metastazlarının saptanmasında kemik sintigrafisi ve tüm vücut difüzyon MRG'nin karşılaştırılması

AMAÇ: Malignitelerde yaygın olarak görülen kemik metastazının saptanmasında yeni bir yöntem olarak tüm vücut difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin (TVDAMRG) etkinliğini ve başarısını kemik sintigrafisi ile karşılaştırarak değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Primer malignitesi ve kemik metastazları olan toplam 21 hastanın tüm vücut difüzyon MRG (manyetik rözenans görüntüleme) bulguları retrospektif olarak değerlendirilmiş ve bulgular kemik sintigrafisi ile karşılaştırılmıştır. BULGULAR: 21 hastada kemik sintigrafisiyle saptanan toplam 143 metastatik lezyon mevcuttur. Saptanan 143 kemik metastazından 96 tanesi difüzyon MRG'de de tespit edilebilmiştir. Difüzyon MRG'nin tespit başarısının en yüksek olduğu bölge alt ekstremiteler olmuştur ve 13 metastazın 12'sini %92.3'lük oranla tespit edebilmiştir. Vertebralar diğer başarılı olunan bölge olup 45 metastazın 39'u difüzyon MRG'de de izlenebilmiştir. Başarı yüzdesi %86.6 dır. Üst ekstremite, pelvis ve kranial bölgelerdeki saptama oranı sırasıyla %73.6, %63.1 ve %60 olarak hesaplanmıştır. En başarısız bölge ise kostalar olmuştur. Kostalarda mevcut olan 42 metastazın sadece 16'sı tespit edilebilmiş olup saptama yüzdesi %38.1'dir. İki yöntem arasında yapılan spearman korelasyon testlerinde saptama oranına paralel olarak kranial, vertebra, üst ekstremite ve alt ekstremitede yüksek düzeyde pozitif yönlü korelasyon bulguları saptandı. Pelviste orta düzeyde pozitif yönlü korelasyon bulguları saptandı. Kostal düzeyde ise saptama oranı düşüklüğü sebebiyle korelasyon izlenmedi. SONUÇ: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda tüm vücut düffüzyon MR görüntülemenin kemik metastazlarının tespitinde özellikle aksiyal iskelette başarılı olabileceği düşünülmüştür. Kostalardaki başarısızlık oranı yeni geliştirilecek manyetik duyarlılık teknolojileri,artırılan geometrik rezolüsyon ve hareket artefaktını engelleyecek hızlı sekanslar sayesinde düzeltilebilir.

Difüzyon manyetik rezonans görüntülemeKemik neoplazmlarıKemik ve kemikler+4
Sinan Sözütok
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gastrointestinal sistem kanamalarında transarteriyel embolizasyon tedavisinin güvenilirliği ve etkinliği

Gastrointestinal sistem (GİS) kanaması, yüksek morbidite ve mortalite ile seyredebilen önemli bir hastane başvuru nedenidir. GİS kanaması ile gelen hastaların hızlı ve doğru bir şekilde teşhisinin konulması ve zamanında tedavisine başlanılması gerekmektedir. Endoskopinin mümkün olmadığı veya başarısız endoskopik tedaviden sonra, transarteriyel embolizasyon (TAE), acil cerrahiye nispeten güvenli bir alternatif seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Girişimsel Radyoloji ünitesinde 2013 ve 2022 tarihleri arasında gastrointestinal sistem kanaması nedeniyle transarteriyel tedavi yapılan hastalara ait klinik, laboratuar, endoskopik, radyolojik (anjiografik) bulguları retrospektif olarak incelenmiş ve elde edilen bulgular literatür ile birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmamıza dahil edilen 34 hastanın %64,7'si (n=22) erkek, %35,3'ü (n=12) kadındı. Hastaların yaş dağılımının 22-90 yıl arasında değiştiği, yaş ortalamasının ise 59,94 ± 14,87 olduğu tespit edildi. Çalışmaya dâhil edilen hastaların tanı dağılımlarına bakıldığında; %58,8'inin (n=20) malignite, %17,6'nın (n=6) ülser, %11,8'inin (n=4) post-op hemoraji, %8,8'inin (n=3) vasküler nedenler, %2,9'unun (n=1) inflamatuar bağırsak hastalığı tanılarından oluştuğu tespit edildi. Hastaların anjiografik embolizasyona ait bulgulara bakıldığında; en fazla %76,5 (n=26) oranı ile ekstravazasyon tespit edildi. TAE işleminde %55,9 (n=19) oran ile en fazla koil kullanıldığı tespit edildi. Çalışmamızda TAE uygulanan hastaların tamamında (n=34; %100,0) teknik başarının, %70,6'sında (n=24) da klinik başarının sağlandığı tespit edildi. Sonuç olarak, endoskopik olarak yönetilemeyen akut GİS kanaması olan hastalarda, morbidite ve mortaliteyi önlemek için hızlı radyolojik görüntüleme çalışmaları ve endovasküler müdahale düşünülmelidir. TAE ile etkili ve güvenli GİS stabilizasyonu sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Gastrointestinal Sistem Kanaması, Endovasküler Tedavi, Transarteriyel Embolizasyon, Girişimsel Radyoloji

EmboliEndovasküler tedaviGastrointestinal hemoraji+3
Maya Gasımova
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Boy kısalığı olan çocuklar ile normal pediyatrik yaş grubu optik sinir çaplarının manyetik rezonans görüntüleme ile karşılaştırılması

AMAÇ: Boy kısalığı çocukluk yaş grubunda sık rastlanan bir durum olup büyüme hormonu eksikliği önemli bir boy kısalığı nedenidir. Çalışmamızda normal pediyatrik yaş grubunda optik sinir için alt limit oluşturarak boy kısalığı olan çocukların optik sinir boyutlarına göre endokrinopati sıklığını bulmayı ve tanıya katkı sağlamayı hedefledik GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Ocak 2011 ve Haziran 2015 tarihleri arasında normal MRG bulguları olan baş ağrısı ve baş dönmesi tanılarıyla başvuran çocuklar ile boy kısalığı olan çocuklar GE Signa HDx1,5 Tesla MRG cihazı ile kranial MRG, hipofiz MRG, difüzyon MRG ile karşılaştırıldı. Çalışmamıza hasta grubundan 163,kontrol grubundan 101 hasta olmak üzere 264 hasta dahil edildi. Bu hastalara çekilen hipofiz ve kraniyal MRG retrospektif olarak incelendi ve sağ optik, sinir,sol optik sinir ve kiyazma yükseklikleri ölçüldü.Optik sinirin intrakraniyal kısmı koronal ve sagital planda ölçüldü. BULGULAR: Prepubertal dönem boy kısalığı olan çocukların optik sinir ve kiyazma yükseklikleri kontol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. Ancak pubertal dönemede anlamlı farlılık saptanmadı. Hasta grubunu büyüme hormon eksikliğine bağlı boy kısalığı ve idiyopatik boy kısalığı olarak oluşturduğumuzda da bu iki grup ölçümleri kontol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. Bu iki grup arasında ise anlamlı farklılık bulunmadı. SONUÇ: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda MRG de optik sinir hipoplazisi görüldüğü zaman endokrinopati sıklığının artabileceğini ve boy kısalığı olan çocuklarda tanıya katkı sağlayacağını düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: optik sinir hipoplazisi, MRG, boy kısalığı, growth hormone

BoyBüyüme maddeleriEndokrin sistem hastalıkları+4
Kaan Arslan
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hepatosellüler karsinomlu hastalarda gadoksetik asit kontrast ajan kullanılarak yapılan manyetik rezonans görüntülemede histopatolojik gradelemenin radyomiks analizi ile öngörülmesi

Amaç: Gadoksetik asit kontrast ajan kullanılarak yapılan MR görüntülerinden elde edilen radyomiks verilerinden ve klinik özelliklerin Hepatosellüler Karsinom histopatolojik gradelemesini öngörmek amacıyla modeller oluşturmak Gereç ve Yöntemler: Çukurova Üniversites Tıp Fakültesi Hastanesinde Eylül 2015-Kasım 2021 tarihleri arasında trucut iğne biyopsisi ile histopatolojik olarak Hepatosellüler karsinom tanısı alan tamamı naif, toplam 68 hasta retrospektif olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Histopatolojik gradeleme Edmondson-Steiner sistemine göre gerçekleştirilmiş olup, hasta grubu iyi ve orta+kötü diferansiye olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Hepatobiliyer faz görüntülerden radyomiks özellikleri çıkarılmıştır. Radyomiks özelliklerinin yanında kombine model oluşturmak amacıyla hastalara ait bazı klinik ve laboratuar özellikler incelenmiştir. En önemli radyomiks özelliklerini seçmek için LASSO yöntemi lojistik regresyon (LR) modeli ile birleştirildi. Klinik olarak önemli özellikler, geriye doğru LR yöntemi kullanılarak lojistik regresyon analizine dahil edildi ve klinik model oluşturuldu. Ek olarak, klinik modele rad-skorun eklenmesi ile bir kombine model elde edildi. Rad-skorun ve modellerin performansı alıcı işlem karakteristiği (ROC) eğrisi analizi ile değerlendirildi ve performans ölçütleri (eğri altında kalan alan-EAKA, duyarlılık, seçicilik) elde edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 68 hastanın 10 (14.7)'u kadın, 58 (85.3)'i erkekti ve yaş ortalaması 64.1±10.2 idi. Hastaların %48.5'inin (n=33) tümör diferansiyasyonu iyi, %51.5'inin (n=35) diferansiyasyonunun ise orta+kötü olduğu belirlendi. Laboratuvar sonuçlarının (alfa-fetoprotein, total bilirubin, nötrofil/lenfosit oranı (NLO), ALT, INR) dağılımı diferansiyasyon grupları arasında benzerlik göstermektedir (p>0.05). Diferansiyasyonu iyi olan hastalar, diferansiyasyonu orta+kötü olan hastalardan anlamlı olarak daha düşük rad-skorlara sahiptir. Rad-skorun orta+kötü diferansiasyonu öngörmedeki EAKA değeri, 0.77 duyarlılık ve 0.776 seçicilik ile 0.803 (%95 GA: 0.697-0.909) olarak elde edilmiştir. Rad-skorun orta+kötü diferansiyasyonu öngörmedeki EAKA değeri, 0.77 duyarlılık ve 0.776 seçicilik ile 0.803 (%95 güven aralığı: 0.697-0.909) olarak elde edilmiştir. Klinik modelin EAKA değeri 0.749 (%95 GA: 0.615-0.883, p=0.002) iken rad-skor bilgisinin eklenmesi ile 0.827'e (%95 GA: 0.716-0.937, p<0.001) yükselmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, çalışmamız klinik parametrelerden ve Gd-EOB-DTPA kontrastlı MRG radyomiks özelliklerinden (yalnızca hepatobiliyer faz) oluşan kombine modellerin iyi ve orta+kötü diferansiye HSK'leri yüksek oranda başarı ile ayırt edebildiğini göstermiştir.

Gadoksetik asitHistopatolojiKaraciğer hastalıkları+6
Bışar Akbaş
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Majör tükrük bezi kitlelerinin sonoelastografik özellikleri ve patoloji korelasyonu

Amaç: Tükrük bezi kitlelerini elastografik skor ve strain oranları ile değerlendirerek elastografinin benign ve malign tümörleri ayırmadaki tanısal etkinliğini araştırmak. Materyal-Metot: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalında 2014 ile 2015 tarihleri arasında B-mode ultrasonografide tükürük bezinde lezyon saptanan 38 hastada 7 malign 33 benign lezyon strain elastografi ile değerlendirildi ve strain oranları hesaplandı. Elde edilen sonuçlar patoloji sonuçları ile karşılaştırıldı. Bulgular: Strain oranları benign grupta ortalama 2,09±1,93, malign grupta ortalama 2,02±1,59 olarak hesaplandı. İstatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p= 0,388). Elastografik skor benign grupta ortalama 2,36±0,74, malign grupta ortalama 2,28±1,38 olarak hesaplandı. İstatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p= 0,352). Strain oranını 2,05 kabul ettiğimizde sensitivite %75, spesifite %70 olmaktadır. Ancak ROC eğrisi altında kalan alan 0,73 olup istatistiksel olarak anlamsızdır (p=0,16). Sonuç: Elastografi tükrük bezi kitlelerinin benign malign ayrımında B-mode ultrasonografiye yardımcı bir tetkiktir. Ancak benign ve malign kitlelerde belirgin örtüşmeler olmaktadır. Çalışmamızda malign lezyon sayısı az olup daha geniş seriler ile yeni çalışmalar yapılması gerekmektedir. Yüzeyel kitlelerin elastografik değerlendirilmesinde lezyon ile referans doku altında benzer sertlikte dokular olmasına özen gösterilmedir. Yaptığımız literatür taramalarında daha önce lezyon altında yer alan dokunun sertliğinin elastografik sonuçları etkilediği belirtilmemiş olup bu açıdan çalışmamız bir ilk olmaktadır.

ElastografiNeoplazmlarPatoloji+2
Mustafa Faraşat
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akciğer kanseri tanılı hastalarda tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde difüzyon mr görüntüleme

AKCİĞER KANSERİ TANILI HASTALARDA TEDAVİYE YANITIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE DİFÜZYON MR GÖRÜNTÜLEME Amaç: Çalışmamızın amacı, akciğer kanserinde kemoradyoterapi tedavisi sonrası ADC değerlerinin değişimini gözlemlemek ve ADC değerlerindeki bu değişiminin, tedaviye erken yanıtı tahmin etmedeki yeteneğini araştırmaktır. Materyal ve Metod: Bu prospektif çalışma Şubat 2015-Aralık 2015 tarihleri arasında hastanemize başvuran, patolojik olarak akciğer kanseri tanısı doğrulanmış, evre III-IV akciğer kanserli hastalarda gerçekleştirildi. Tedavi öncesi T2 ağırlıklı MR, Difüzyon MR ve PET-BT tetkikleri yapılan 25 hasta çalışmaya dahil edildi, bunların 11 tanesi kemoradyoterapi tedavisi aldı. Kemoradyoterapi sonrası bu 11 hastaya toraks difüzyon MR ve BT tetkikleri yapıldı. Tedavi sonrası dönemde; difüzyon MR 2. kür kemoterapiden 1 hafta, radyoterapiden 2 hafta sonra, BT ise tedaviden 4-5 hafta sonra tekrarlandı. Hastalar ilk görüntüleme tetkiklerinden önce herhangi bir tedavi almamış olup çalışmalar arasında en fazla 2-3 hafta bulunmaktaydı. Sinyal özellikleri b=0 ve b=1000 s/mm² değerlerinden elde edilen difüzyon ağırlıklı imajlardan değerlendildi. ADC haritaları difüzyon ağırlıklı imajlar kullanılarak hesaplandı. Tedavi öncesi ADCmin ADCmean ve SUVmax değerleri birbiriyle kıyaslandı. Tedavi sonrası tümörün ADCmin, ADCmean değerleri ve çapları, tedavi öncesi ölçümlerle karşılaştırıldı. Çap değişiklikleri RECIST (Solid Tümörlerde Cevap Değerlendirme Kriterleri) kriterlerine göre değerlendirildi. SUVmax, ADCmin ve ADCmean arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için ''pearson korelasyon katsayısı'' kullanıldı. ADCmin and ADCmean ADC değerlerinin tedaviye erken cevabın değerlendirilmesindeki yeteneği araştırıldı. İstatistiksel önemi ''pearson korelasyon katsayısı'' ve''spearsman's rho'' testleri kullanılarak saptandı. Bulgular: Verilerin analizinde tedavi öncesi ADCmin ile SUVmax (r = -0,36; p = 0.077) ile ADCmean ile SUVmax (r = -0,283; p = 0.170) değerleri arasında negatif ancak istatistiksel olarak anlamsız korelasyon saptandı (n=25). Tekrarlayan ADC ölçümlerinde, ADCmin değerlerinde artış ile BT'de tümörün uzun çapı (r =−0.872; p = 0.000) ve ortalama çapı (r =−0.847; p = 0.001) arasındaki değişimin anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. ADCmin ile tümör kısa çapı (r =−0.410; p = 0.210), ADCmean ile ortalama tümör çapı (r =−0.536; p = 0.89) ve ADCmean ile kısa tümör çapı (r =−0.136; p = 0.689) arasında anlamlı ilişki saptanmadı (n=11). Sonuç: DAG ve ADC ölçümleri akciğer kanserlerinde yeni prognostik marker olabilir. Tekrarlanan ölçümler, tedaviye iyi yanıt veren hastalarda BT'de tümörün geniş çapında azalmayla birlikte ADC değerlerinde de anlamlı derecede artış olduğunu ortaya çıkarmıştır. DAG akciğer kanserli hastalarda tümörün tedaviye yanıtını tahmin etmede, BT ve FDG PET/BT'den daha iyi bir potansiyele sahip olabilir. ADC değişim değerlerinin, akciğer kanserinde kemoterapiye erken yanıtı tahmin etmede duyarlı bir indikatör olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Difüzyon, görünür difüzyon katsayısı, akciğer kanseri, tedaviye yanıt, manyetik rezonans görüntüleme

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıDifüzyon katsayısı+4
Melike Şener Sorgun
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Memede solid kitlelerin benign ve malign ayırımında us elastografinin rolü ve histopatolojik korelyasyonu

Amaç: Bu retrosepektif gözlemsel çalışmanın amacı, memede benign ve malign lezyonların ayırıcı tanısında sonoelastografinin katkısını araştırmak, sonuçların histopatolojik sonuçlarlarla korele etmek ve gelecekte memedeki solid lezyonlara yönelik gereksiz biyopsi işlemlerinin sayısını azaltmaktdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Şubat 2022 Ağustos 2022 tarihleri arasında hastanemize memede kitle ön tanısıyla başvuran 85 kadın hasta dahil edildi. Hastalar sonografi ve sonoelastografi inceleme ile değerlendirildikden sonra memede saptanan solid lezyonlara elde eilen radyolojik sonuçların histopatolojik korelyasyonunu yapmak için biyopsi işlemi uygulandı. Çalışma sırasında tüm veriler İBM SPSS v.20 programı ile istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş ortalaması 42±13 olarak saptandı. Çalışmaya dahil edilen hastalara yapılan biyopsi sonucu lezyonların 58'nin(% 68.2) benign, 27'nin (% 31.8) malign olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan sonoelastografik inceleme sonuçlarında ise 55 lezyon (% 64.7) benign, 30 lezyon (% 35.3) malign olarak saptandı. Çalışmamızda araştırılan SR değerinin duyarlılığı % 92.1, özgüllüğü % 75.5, Emean değerinin duyarlılığı % 98.7, özgüllüğü % 97.8, EL/B değerinin duyarlılığı % 97.8, özgüllüğü % 79.3 olarak saptandı. Araştırılan tüm değişkenliklerde elasto sonucuna göre benign ya da malign olma grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık izlenmiştir (p=0,000<0.05) Sonuc: B mod ultrasonografiyle beraber memede solid lezyonların sonoelastografiyle değerlendirilmesi benign ve malign ayırımında tanısal performansı yükseltmekte ve olası gereksiz biyopsi işlemlerinin sayısını azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Biyopsi, gerinim oranı, meme, solid lezynlar, sonoelastografi.

ElastografiHistopatolojiMeme hastalıkları+3
Shafag Safarova
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gaucher hastalığında beyin parankimi manyetik rezonans görüntüleme bulgularının değerlendirilmesi ve hastalığın alt tipleri arasındaki farklılıkların radyomiks analizi ile karşılaştırılması

Amaç: Gaucher Hastalığı, en sık görülen lizozomal depo hastalığı olup 3 klinik alt tipe ayrılmaktadır. Bu tez çalışmasında Gaucher Hastalığı alt tipleri arasındaki farklılıkların ve serebral tutulumun, serebral manyetik rezonans görüntüleri üzerinden gerçekleştirilen radyomiks analizleri ile tespit edilebilirliğini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı tarafından takip ve tedavileri yürütülen 25 tip 1, 26 tip 3 Gaucher hastasına ait, mart 2016 ve ocak 2023 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı ve çevre illerde farklı merkezlerde elde olunmuş serebral manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak çalışmaya dahil edilmiştir. T2 ağırlıklı aksiyel görüntülerde sol putamen, FLAIR aksiyel görüntülerde sol hipokampüs ve sol posterior peritrigonal beyaz cevher segmentasyonu sonrası özellik çıkarımı ile radyomiks verileri elde olunmuş, her hasta için toplam 333 nicel parametre elde edilmiştir. Gini indeks ile özellik azaltımı sonrası en anlamlı 5 parametre tespit edilmiştir. 5 farklı makine öğrenme yöntemi ile yapılan analizler eğri altında kalan alan, doğruluk oranı, duyarlılık, özgüllük, F1 skoru, kesinlik, çalışma karakteristiği eğrisi ve hata/konfüzyon matriksi gibi parametreler ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya yaşları 3-62 arasında değişen toplam 51 hasta dahil edilmiştir. Vakaların 24'ü (% 47,1) kadın, 27'si (% 52,9) erkekti. Vakaların yaş ortalaması 21,2±13,7 idi. Vakaların 25'i (% 49) tip 1, 26'sı (% 51) tip 3 Gaucher hastası idi. Yaş ve cinsiyete göre tip 1 ve tip 3 Gaucher hasta grupları arasında anlamlı farklılık izlenmedi. (p>0.05) Özellik azaltımı sonrası elde edilen 5 parametreden 3'ü hipokampal radyomiks analizlerine aitti. Makine öğrenme yöntemleri ile gerçekleştirilen modellemelerde en yüksek başarı 0,808 EAKA, 0,725 doğruluk oranı, 0,727 F1 skoru, 0,727 pozitif kestirim, 0,725 duyarlılık, 0,750 özgüllük değerleri ile nöral ağ modelinde elde edilmiştir. Nöral ağ algoritması 25 tip 1 Gaucher hastasının % 76'sını (n=19), 26 tip 3 Gaucher hastasının % 69'unu (n=18) doğru sınıflandırabilmiştir. Ayrıca varyans analizler sonucunda tip 1 Gaucher hastalarında da hipokampal etkilenimin olduğu dikkati çekmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre serebral manyetik rezonans görüntüleme üzerinden gerçekleştirilen radyomiks analizleri, Gaucher hastalığı alt tipleri arasında yüksek başarı ile ayrım sağlayabilmektedir. Hasta grupları arasında yapılan karşılaştırmalara göre en anlamlı özellikler hipokampüs düzeyinden elde edilmiş olup hipokampüsün hastalık için seçici etkilenim lokalizasyonu olduğu düşünülmektedir.

BeyinGaucher hastalığıHipokampus+6
Duygu Özgül Özesen
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Fenilketonüri hastalarında beyin MR volümetrik ölçümlerinin hastaların klinik seyri, tedaviye başlangıç yaşı ve tedavi rejimleri ile korelasyonun değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı Fenilketonüride (FKÜ) beyin volümetrik ölçümlerinin, normal popülasyon, hastaların klinik seyri, tedaviye başlangıç yaşı ve tedavi uyumu ile korelasyonunun değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı'nda tanı alan ya da takibe giren ve 2014-2018 yılları arasında Radyoloji Anabilim Dalı'nda beyin manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) yapılan 33 FKÜ hastası ve 26 kişilik kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların cinsiyeti, doğum tarihleri, tanı anındaki takvim yaşları, hiperfenilalaninemi (HFA) tipleri, manyetik rezonans (MR) çekimi sırasındaki kan fenilalaninin (Fa) düzeyi, WİSC-R IQ skoru ve diyet uyumu kaydedildi. Hastanemizin görüntü arşivinden alınan MR görüntüleri bir yazılım programı (Olea Sphere, Version 3) kullanılarak beyin volümetrik ölçümleri yapıldı. Bulgular: FKÜ tanılı 33 hastadan oluşan çalışma grubu, 26 normal beyin MRG bulguları olan katılımcılardan oluşan kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubundaki hastaların 14'ü kadın 19'u erkek; kontrol grubundakilerin 18'i kadın 8'i erkekti. Çalışma grubunda yer alan hastaların yaş ortalaması 12,6±4,1, kontrol grubunda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 13,0±3,9'du. FKÜ hastalarında sağ ve sol; frontal lob, temporal lob, oksipital lob, serebral hemisfer, gri cevher, beyaz cevher, serebellum, talamus, kaudat nükleus ve sol lentiform nükleus hacmi ortalama değerlerinin, kontrol grubunda yer alanlara göre daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Mezensefalon, pons ve bulbus volümetrik ölçümlerinde çalışma ve kontrol grubu arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). FKÜ hastalarında MR çekimi sırasında ölçülen serum Fa düzeyi ile sağ ve sol hemisfer periventriküler beyaz cevherdeki gliotik beyin dokusu hacmi arasında pozitif (doğrusal) yönlü orta düzey bir ilişki saptandı (sırasıyla r=0,546; r=0,537). FKÜ grubunda WİSC-R IQ skoru ile tanı anındaki yaş (ay) bulguları arasında pozitif (doğrusal) yönlü orta düzey bir ilişki mevcuttu. Klasik FKÜ grubunda ve diyete uyumsuz olan hastalarda MR çekimi sırasında ölçülen serum Fa düzeyleri diğer gruplara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). Sonuç: Çalışmamız FKÜ hastalarında beyin hacminin (serebrum, serebral gri ve beyaz cevher ve serebellum) ve derin gri cevher hacminin (talamus, nükleus kaudatus ve nükleus lentiformis) sağlıklı kontrollere kıyasla önemli ölçüde daha az olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuç FKÜ'deki nörolojik anormalliklerin patofizyolojisinde serebral ve serebellar gri cevher ve bazal ganglionların da olduğu sonucuna ulaşmamızı sağlamıştır. FKÜ'de erken tanı ve tedavi daha yüksek IQ seviyesi ile ilişkiliyken; daha yüksek serum Fa seviyeleri daha düşük IQ seviyesi ve anormal MRG bulguları ile ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Fenilketonüri, beyin MRG, beyin volümetri, diyet.

BeyinDiyetFenilketonüri+3
Nurgül Gültekin Yılmaz
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tek taraflı internal karotis arter darlığı bulunan asemptomatik hastalarda beyin yarıküre perfüzyon değerlerinin bilgisayarlı tomografi perfüzyon tetkiki ile karşılaştırılması

Serebrovasküler hastalıklar beyni en sık etkileyen hastalık grubudur. Yerleşmiş ekstrakraniyal karotis arter darlığı olan hastaların yaklaşık 1/3'ünde hastalık ilerlemektedir. Bu nedenle, risk altındaki grubu belirlemek önemlidir ve bu konuda yapılmış çok sayıda çalışma mevcuttur. Ancak yapılan literatür taramasının sonucunda, %70'in altında IKA darlığının beyin perfüzyonunda herhangibir değişikliğe yol açıp açmadığı konusunda herhangibir çalışma bulunmadığı görülmektedir. Araştırmamızda beyin perfüzyonundaki farklılıkların incelenmesi ve bir fark saptanması durumunda bu farka yol açan IKA eşik darlığının belirlenmesi hedeflenmiştir. Poliklinik şartlarında Doppler US ile %70'in altında unilateral internal karotid arter darlığı saptanan hastalarda, intrakranyal internal karotid arter segmentleri BTA tetkiki ile taranmış, beyin perfüzyon parametreleri de BTP tetkiki ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, doppler ultrasonografide, internal karotid arterinde %70'in altında darlık saptanan olgularda, darlık derecesi arttıkça hem orta serebral arterin tüm sulama alanının kapsandığı, hem de yalnızca bazal gangliyonların kapsandığı alanlarda rCBV ve rCBF'de düşüş ve TTP'de uzama saptanmıştır. Darlık %45'in üzerine çıktığında rCBV ve rCBF parametrelerindeki bu düşüş istatistiksel açıdan da anlamlılık kazanmaktadır. Bunun yanında, doppler sonografik tetkikte ölçülen iki taraf internal karotid arter pik sistolik hızlarının birbirine oranının 1.55 ve üzerinde olduğu durumda, darlık bulunan taraftaki rCBf ve rCBV'de izlenen düşüş de istatistiksel açıdan anlamlıdır. Sonuç olarak, perfüzyon parametrelerindeki değişiklik hem doppler sonografide hesaplanan IKA darlık derecesinin hem de IKA'larda ölçülen PSH'lerin birbirine oranlanması sonucu elde edilen değerin artışı ile istatistiksel olarak anlamlı çelişki göstermektedir.

Petek Bayındır
Manisa Celal Bayar University
2005
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz önü ağrısı şikayeti olan hastaların magnetik resonans (MR) tetkiki ile patellar tendonun yapışma alanı ve total tendon volüm ölçümünün yararlılığı

Literatürde anterior kurusiyat bag (ACL) tamiri operasyonlarında otogreft olarak patellar tendonun kullanılmakta oldugu bilinmektedir. Bu hastalarda bir süre sonra diz önü agrısı oldugu, bu agrılarının operasyonda patellar tendonun otogreft olarak kullanılmasına baglı oldugu iddia edilmektedir. Ancak literatürde karsıt fikirler de mevcuttur. Diz önü agrısına, patellar tendondaki morfolojik degisikliklerin katkısını arastırdık. Bu amaçla, diz önü agrısı olan 28 hastaya ait 56 diz, agrısı olmayan 9 hastaya ait 18 diz ile karsılastırılmıstır. Bilgisayarlı tomografi ve direkt grafi ile patellofemoral uyumsuzlugu taranmıs, daha sonra olgulara Magnetik resonans incelemesi ile, uygun prosedürle patellar tendon, uzunluk, kalınlık, alan ve volüm (alan x kalınlık) ölçümleri yapılmıstır. Diz önü agrısı olan, BT tetkikinde patellofemoral uyumsuzlugu ve yüksek patella bulgusu saptananlar ekarte edildikten sonra geriye kalan 33 diz, 18 kontrol diz ile regresyon analizi ve t testi ile karsılastırılmıstır. Guruplar arası anlamlı fark saptanmamakla birlikte bu guruplar arasında istatistiksel olarak tendon uzunlugu, alanı ve volümünün cinsiyetten anlamlı olarak etkilendigi tespit edilmistir. Sonuçta, patellar tendonun otogreftte kullanılmasının ya da morfolojik degisikliklerinin diz önü agrısına yol açmadıgı ya da en azından bunun pür ?patellar tendon morfolojik degisikligi? ne baglı olmadıgını düsünmekteyiz.

Özüm Tunçyürek
Manisa Celal Bayar University
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut mezenterik iskemi tanısında rutin ve dinamik bifazik kontrastlı abdominal bt incelemeleri

Amaç:Çalışmamızda; karın ağrısı ya da akut primer (vasküler) mezenter iskemi (AMİ) ön tanısı ile gelen olgularda, konvansiyonel ve dinamik bifazik (arteriyel ve venöz) anjio BT tetkiklerinin AMİ tanısındaki rolünün ve BT bulgularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Materyel metod:Toplam 55 hastanın 22'sine konvansiyonel BT, 33'üne dinamik bifazik anjio BT (tek detektörlü spiral) tetkikleri uygulandı. Konvansiyonel BT incelemesinde oral ve IV pozitif kontrast madde kullanıldı. Dinamik anjio BT incelemesinde otomatik enjektör ile IV pozitif kontrast madde, oral ve rektal negatif kontrast madde (su) uygulanarak arteriyel ve venöz faz batın BT tetkikleri elde olundu. Konvansiyonel ve dinamik BT görüntüleri ile mezenterik vasküler yapılar ve AMİ'nin sekonder BT bulguları değerlendirildi. AMİ tanısı için %95 ve üzeri seçicilik gösteren BT bulguları anlamlı kabul edildi ve hem konvansiyonel BT için hem dinamik BT için ayrı ayrı belirlendi.Bulgular:Çalışmaya alınan 55 olgunun 18'i primer (vasküler) AMİ tanısı aldı. 18 olgunun 15'inde tanı operasyonla 3'ünde klinik, biyokimyasal ve radyolojik tetkiklerle konuldu. 55 hastanın 29'u opere edildi. Opere edilen hastaların 15'inde primer AMİ, 6 olguda sekonder AMİ tanısı saptandı.Çalışmamızda konvansiyonel BT için %95 ve üzeri seçicilik gösteren BT bulguları SMA oklüzyonu, SMV oklüzyonu, portomezenterik gaz, solid organ infarktı olarak belirlendi. Dinamik BT için %95 ve üzeri seçicilik gösteren BT bulguları SMA oklüzyonu, SMV oklüzyonu, pnömatozis intestinalis, barsak duvarının hipokontrastlanması, barsak duvarının hipoatenüasyonu olarak belirlendi. SMA ve SMV lümenlerinin oklüzyon bulguları hem konvansiyonel BT hem dinamik BT için %100 seçicilik gösteren BT bulguları olarak saptandı. Bu anlamlı BT bulguları eşliğinde çalışmamızda AMİ tanısında, konvansiyonel ve dinamik anjio BT'nin her ikisi için duyarlık %89, seçicilik %100 olarak hesaplandı.Sonuç:Çalışmamızın sonuçları dinamik BT ve konvansiyonel BT tetkiklerinin AMİ tanısında %80-90 gibi yüksek duyarlılıkta olduğunu göstermektedir. Oranların her ikisi için benzer olmasının olgu grubu sayısının azlığından kaynaklanabileceği düşünülmüştür. AMİ tanısı için en güvenilir (%100 seçicilik gösteren) BT bulguları SMA ve SMV lümen oklüzyonu olup, diğer sekonder BT bulguları, diğer patolojilerle örtüşmekte ve bu nedenle duyarlılık ve seçicilik oranlarının daha az olduğu dikkati çekmektedir.Bununla birlikte, dinamik anjio BT ile dahi olguların tamamına, muhtemelen uç ve küçük dalların obstrüksiyonunun doğrudan gösterilememesi nedeniyle, AMİ tanısı konulamamaktadır. Bu nedenle BT sonuçları negatif çıkan ancak klinik ve laboratuvar bulguları ile AMİ düşünülen olguların anjiografi gibi tamamlayıcı tetkiklerle birlikte değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

Bilgisayarlı tomografiMezenterik arterlerMezenterik vasküler tıkanma
Nur Halaç
Manisa Celal Bayar University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aksiller lenf nodu ultrasonografi, doppler ultrasonografi ve ince iğne aspirasyon biyopsisi sonuçlarının meme kanseri evrelemesindeki tanı değeri

AmaçÇalışmamızda amaç meme kanserinin preoperatif evrelemesi için ultrasonografi (US) kılavuzluğunda ince iğne aspirasyon biyopsisinin (İİAB) kullanılabilirliğini aksiller lenf nodlarının gri-skala US, renkli Doppler US bulguları ve primer tümör boyut aralığına karşılık diseksiyon sonucunda histolojik bulguları referans standart alarak, istatistiksel verilerle retrospektif olarak değerlendirmektir.Gereç ve YöntemÇalışmaya 2007 Ocak- 2008 Aralık tarihleri arasında meme kanseri saptanarak cerrahi girişim öncesinde aksiller lenf nodlarının preoperatif ultrasonografik değerlendirme ve US kılavuzluğunda İİAB istemi ile kliniğimize başvuran 28 hasta dahil edildi. İİAB sonucu malign sitoloji olan 5 hasta neoadjuvan kemoterapiye yönlendirildi. Opere olan 23 hastanın aksiller lenf nodlarının preoperatif gri-skala US, renkli doppler US ve US kılavuzluğunda İİAB sonuçları lenf nodlarının patoloji sonucu ile uyumluluğunu primer tümör boyutu ile birlikte değerlendirildiBulgularAksiller lenf nodlarının US ve renkli Doppler US değerlendirilmesi %78 duyarlılığa, %100 seçiciliğe, %100 pozitif öngörü değerine, %50 negatif öngörü değerine sahipti. US kılavuzluğunda İİAB %63 duyarlılığa, %100 seçiciliğe, %100 pozitif öngörü değerine, %36 negatif öngörü değerine sahipti. Aksiller lenf nodlarının US kılavuzluğunda İİAB'nin duyarlılığı primer tümör boyutu ile artış gösterdiSonuçSonuç olarak meme kanseri tanısı almış hastalarda uzak metastaz yok ise operasyon öncesi aksiller lenf nodlarının US ve renkli Doppler US'si ve aksiller lenf nodunun İİAB ile sitolojik değerlendirilmesi meme kanserinin evrelendirilmesinde ve buna bağlı olarak tedavi planlamasında yol göstericidir.

AksillaBiyopsi-iğneLenf nodları+7
Fatma Can
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Temporal kemik multiplanar reformat görüntüleme

Amaç:Günümüzde temporal kemik görüntülemesinde, Bilgisayarlı Tomografi (BT) temel radyolojik yöntemdir. Ancak temporal kemiğin kompleks anatomik yapısı ve çekimlerdeki hasta konumlandırılmasındaki fiziksel kısıtlamalar nedeni ile görüntüler optimal şekilde elde olunamamaktadır.Çalışmamızda aksiyal planda elde olunan kesitlere retrospektif olarak rekonstrüksiyon uygulayarak temporal kemik anatomik yapılarının ve patolojilerinin en iyi hangi pozisyonda gösterilebileceğini bulmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem:BT ünitemize Temporal kemik BT istemi ile yönlendirilen hastalardan, Siemens marka, Somatom-Emotion model Spiral BT cihazımızla aksiyal planda kesitler alarak, çekim sonrasında değişik düzlemlerde retro-rekonstrüksiyon uygulayarak çok düzlemli görüntüler elde ettik.Bulgular:Aksiyal planda elde olunan görüntüleri çekim sonrasında 0.1 mm aralıkla ince açarak üç referans plan (aksiyal,sagital, koronal) üzerinden rekonstrüksiyon uyguladık. Çok düzlemli retro-rekontrüksiyonların getirdiği yeni değerlendirme açılımları ile hangi anatomik düzlemin hangi normal yapıyı daha iyi şekilde gösterdiğini belirledik. Temporal kemik anatomik yapılarının (kemikçik zinciri, stapes-oval pencere, yuvarlak pencere, kohlea, vestibuler akuadakt, yarım daire kanalları ve fasiyal sinir) ve patolojilerinin optimal şekilde değerlendirildiği oblik planları saptadık. Elde edilen rekonstrükte görüntülerin; anatomik ve patolojik detayı artırdığını, anatomik yapıların ve patolojinin diğer normal bölümlerle ilişkisini değerlendirmede önemli katkılar sağladığını belirledik.Sonuç:Hastaların çekilmiş rutin aksiyal görüntülerinin retro-rekonstrüksiyon ile çok düzlemli yeni görüntülerinin elde edilmesi ve değerlendirilmesi ile hem günlük uygulamalarda standart temporal kemik BT tetkikinde kullanılan koronal kesitlerin çekimine gerek kalmadı hem de yeni düzlemlerin varlığı ile anatomik detay çeşitlenerek temporal kemik BT değerlendirmesi daha uygun koşullarda yapıldı. Ayrıca koronal düzlem çekimlerinin yapılmayarak retro-rekonstrüksiyon ile yeni görüntülerin elde edilmesi ile hastanın aldığı radyasyon dozu azaltılması ve tetkik süresinin kısaltılması sağlandı.Anahtar kelimeler: temporal kemik, BT, multiplanar reformat

Bilgisayarlı tomografiTemporal kemik
Işıl Esen Bostancı
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Boyun kitlelerinde bilgisayarlı tomografi perfüzyon

AmaçBilgisayarlı tomografi(BT) ve manyetik rezonans görüntüleme(MRG), anatomi ve baş- boyun patolojilerini belirlemede oldukça duyarlı bir yöntemdir. Ancak anormal dokunun patofizyolojisini belirlemede sınırlıdır. Son yıllarda yeni uygulanmaya başlanan dinamik kontrastlı perfüzyon tomografi tekniği ile bu sınırlamalar giderilmeye çalışılmaktadır. Dinamik görüntüleme bolus kontrast madde enjeksiyonu sırasında kesit alınmasıyla sınırlıdır ve kantititatif bilgi sağlamaktadır. Major avantajı, daha kolay ulaşılabilir, daha kolay kullanılabilir ve daha ucuz oluşudur.Çalışmamızda anabilim dalımızda boyun kitlesi nedeniyle dinamik kontrastlı BT tetkiki yapılan hastaların verilerini retrospektif olarak cihazda bulunan bir software yardımı ile tekrar değerlendirilip kitlelerin BT perfüzyon görüntüleri ve verileri elde edilerek benign-malign kitle ayrımında perfüzyon BT'nin yararlılığının araştırılması amaçlanmaktadırGereç ve YöntemBT ünitemize boyun kitlesi nedeniyle dinamik boyun BT istemi ile refere edilen hastaların, Siemens marka Somatom-Emotion model Spiral BT cihazımızda Medrad Vistron CT injection system marka otomatik enjektör ile İV kontrast madde verilerek yapılan dinamik BT verileri üzerinden bir software yardımı ile BT perfüzyon görüntüleri ve verileri elde edilmiştir.Bulgular11 malign ve 24 benign hasta grubunda perfüzyon görüntüler elde edildi. Perfüzyon parametreleri incelendiğinde kan hacmi ve permeabilite değerleri ortalaması tüm kitlelerde(benign ve malign) (BV= 91,0886 mL/100g ve CP=95,5800 mL/100g/dk) kas dokularından(BV=22,9171 mL/100g ve CP=22,2657 mL/100g/dk) belirgin farklılık gösterdiği ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı(p<0,05). Aynı şekilde benign ve malign kitleler ayrı ayrı düşünüldüğünde kan hacmi ve permeabilite değerleri kas dokusundan belirgin farklılık göstermekte olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0,05).Benign ve malign olguların perfüzyon parametre değerlerinin karşılaştırılmasında kan hacmi değerleri malign kitlelerde daha yüksek olup (Malign kitlelerde, BV= 142,9455 mL/100g benign lezyonlarda BV=67,3208 mL/100g/dk) aradaki fark anlamlı bulundu(p= ,030). Permeabilite değerleri malign kitlelerde daha düşük olup (Malign kitlelerde CP=60,1273 mL/100g/dk; benign lezyonlarda CP=111,8292 mL/100g/dk) aradaki fark anlamsız bulundu(p= ,206).SonuçÇalışmamızda perfüzyon BT'nin malign kitlelerin benign lezyonlardan ayrımında, perfüzyon parametrelerinden BV değerinin faydalı olabileceği gösterilmiştir. Ancak malign ve bening kitllerin CP değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. BTP'de, uygulanan tekniğe, lezyonun heterojenitesine, artefaktlara, hasta hareketine bağlı olarak farklı sonuçlar elde edilebileceği göz önüne alındığında boyun kitlelerinin benign-malign ayırımında BTP yönteminin yararlılığının tam ortaya konabilmesi için daha homojen oluşturulmuş hasta sayısı yüksek serileri içeren çalışmalara gereksinim olduğunu düşünmekteyiz.

Bilgisayarlı tomografiBoyunPerfüzyon
Fatih Düzgün
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Meme lezyonlarında ileri manyetik rezonans görüntüleme yöntemlerinin tanıya katkısı

AmaçMeme lezyonlarının karakterize edilmesinde konvansiyonel MM ve Usg korelasyonu ilk tercih edilecek yaygın ve kolay uygulanabilir radyolojik inceleme yöntemleridir. Ancak seçilmiş olgularda meme lezyonlarının tanımlanmasında konvansiyonel kontrastlı MRG problem çözücü yöntem olarak kullanılmaktadır. Konvansiyonel MRG'nin yüksek duyarlılık göstermesine rağmen düşük seçicilik oranları nedeniyle difüzyon MRG ve MR spektroskopi gibi ileri MR uygulamaları da önemli bir yere sahiptir.Kliniğimize meme lezyonuyla ve rutin meme incelemesi için başvuran, MM ve Usg ile şüpheli sonuçlara ulaşıp rutin MRG uygulamasına alınan olgularda kontrastlı MRG yanı sıra tetkike eklenecek difüzyon MRG ve MR spektroskopi gibi ileri MRG yöntemlerinin tanıya katkısını değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve YöntemKasım 2009 ? Nisan 2010 tarihleri arasında, 50 kadın olguya farklı endikasyonlarla 1.5 Tesla MR cihazında (Signa HDx; General Electric, Milwaukee, WI, USA) aksiyel Short TI Inversion Recovery (STIR), sagittal Fast spin Echo (FSE) Yağ baskılamalı T2A, sagittal 3D VIBRANT (Postkontrast Yağ baskılamalı T1A) rutin sekansları ile konvansiyonel meme MRG uygulaması gerçekleştirildi. Çalışmamız kapsamında bu olgulara b= 0 ve b= 600 değerleri ile DAG ve BREASE (Tek Voksel MR Spektroskopi) sekansları eklendi. Çekim sonrasında tüm sekanslar üzerinden postprocessing işlemler uygulandı.10 olguda fokal lezyon saptanmaması ve 3 olguda hareket artefaktlarından dolayı toplam 13 olgunun verileri çalışma kapsamından çıkarıldı. Çalışma kapsamına dahil edilen 37 olguda toplam 52 lezyon değerlendirilmeye alındı.BulgularKonvansiyonel meme MRG'de lezyonların morfolojik özellikleri BI-RADS sınıflamasına göre sınıflandı, kontrastlanma özelliklerine bağlı olarak lezyonlardan dinamik eğriler çizdirildi.DAG `de yaptığımız ölçümlerle ADC için saptanan sınır değer 1.44 x10-3mm2/sn olarak alındığında memenin malign-benign lezyonlarının ayırımında DAG'nin duyarlılığı %91.3, seçiciliği %62.1 olarak hesaplandı.Spektroskopik incelemede de 3.2 ppm'de kolin piki olan lezyonlar malign, kolin piki olmayan lezyonlar benign olarak kabul edildiğinde spektroskopinin seçiciliği %80, duyarlılığı %31,8, ? ppv %44,4, + ppv %70 olarak saptandı.SonuçKonvansiyonel meme MRG incelemede elde edilen sonuçlarımızın hem BI-RADS sınıflamasına göre hem de dinamik kontrastlanma paternlerine göre literatürle uyumlu olduğu izlendi.1.5 T MR cihazı ile yapılan, memenin proton MR spektroskopisinde duyarlılık (%70-%100) ve seçicilik (%67-%100), pozitif prediktif değer (%82-%100) arasında değişmektedir (95, 99, 102, 103, 165, 166, 196). Bizim bulgularımıza göre seçicilik literatürle uyumlu iken duyarlılık ve pozitif prediktif değer literatürden daha düşük bulunmuştur.DAG'de sınır ADC değerleri sonuçlarına göre değerlendirildiğinde bulgularımız literatürle uyumlu olarak bulundu.Anahtar Sözcükler: Kontrastlı meme MRG, Difüzyon Ağırlık Görüntüleme, proton (1H) MR spektroskopisi.

Manyetik rezonans görüntüleme
Işıl Başara
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Parotis kitlelerinde ileri görüntüleme

Amaç:Parotis kitlelerinde görüntüleme yöntemleri uygun tedaviyi seçmek ve benign- malign ayırımında oldukça önemli yere sahiptir. Ancak konvansiyonel incelemeler lezyonların radyolojik özelliklerinin zaman zaman birbiri ile aynı olması nedeniyle sınırlı kalmaktadır.Kliniğimizde rutin olarak boyun MRG yapılmış olgularda görüntüleme- histopatoloji karşılaştırmasını yapmayı ve DAG'nin tanıya katkısını araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem:Ocak 2009-Nisan 2010 tarihleri arasında, parotis kitlesi ön tanısı ile gönderilmiş 27 olgunun GE Signa HDX 1.5 T cihazı ile rutin boyun MRG tetkikleri yapıldı. Boyun MRG için kullanılan rutin protokolde prekontrast sagittal T2, aksiyel T1- T2, aksiyel STIR, aksiyel T1 fat sat, koronal T1, difüzyon b=800, postkontrast aksiyel- koronal fat sat T1, sagittal T1 ağırlıklı sekanslar yeraldı. İncelemeler sonrası ADC haritalarında yer kaplayan lezyonların ADC değerleri hesaplandı.Bulgular:27 parotis kitlesinden 18'i benign, 9'u malign idi. b 800 değerli difüzyonMRG sonrasında ADC haritası üzerinde kitle merkezinden ölçüm yapıldı.Benign lezyonların ortalama ADC değeri 1,69x10?³±0,56 mm²/sn iken malign lezyonların ortalama ADC değeri 0,77x10?³±0,15 mm²/sn hesaplandı.Malign ve benign lezyonların ayrımında cut-off ADC değeri 1,03x10?³mm²/sn alındığında, bu iki patolojiyi ayırdetme sensitivitesi %100, spesifisitesi %84 bulundu.Sonuç:Parotis kitlelerinde DAG, kısa sürede elde edilebilen, kontrast madde kullanımı gerektirmeyen, parotis kitlelerinin benign-malign ayırımında konvansiyonel sekanslara ve tanıya katkısı olan etkin bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: Parotis bezi, Difüzyon ağırlıklı görüntüleme, ADC.

Parotis bezi
Elmas Buket Göçmen
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Endometrium kanserinde myometrial invazyonun radyolojik patolojik korelasyonunun araştırılması

Amaç: Endometrium kanseri, gelişmiş ülkelerde kadınlar arasında en sık görülen jinekolojik malignite olup, myometrial invazyonun derinliği, hastalığın prognozunda kritik bir faktör olarak kabul edilir. Bu çalışmanın amacı, endometrium kanserli hastalarda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve patolojik inceleme yöntemleri arasındaki uyumu değerlendirmek, myometrial invazyonun derinliğinin belirlenmesinde MRG'nin doğruluk oranını analiz etmek ve tanısal performansını belirlemektir. Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Endometrium kanseri tanısıyla MRG ve cerrahi işlem yapılmış toplam 165 hasta değerlendirilmiştir. Olguların radyolojik ve patolojik sonuçları hastane otomasyon sistemlerinden ve hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Toplanan verilerle SPSS 25.0 programı ile istatiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmada, MRG bulguları ile patolojik inceleme bulguları arasında orta düzeyde uyum olduğu tespit edilmiştir (κ: 0,526; p<0,001). MRG'nin tanısal performansı değerlendirilmiş ve %78,2 AUC, %67,5 sensitivite, %88,9 spesifite, %94,2 pozitif prediktif değer ve %50,6 negatif prediktif değer elde edilmiştir. Hastaların %47,9'unda MRG'de herhangi bir patolojik bulgu saptanmazken, %28,5'inde %50'den az, %23,6'sında ise %50'den fazla myometrial invazyon gözlenmiştir. Sonuçlar: Çalışma sonuçları, MRG'nin endometrium kanserinde myometrial invazyonun derinliğinin değerlendirilmesinde önemli bir yardımcı yöntem olduğunu, ancak patolojik inceleme sonuçlarının altın standart olarak kabul edilmesi gerektiğini göstermiştir. Elde edilen veriler, MRG'nin tanısal doğruluk oranının yüksek olduğunu ve klinik karar verme sürecinde önemli bir role sahip olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Endometrium kanseri, myometrial invazyon, manyetik rezonans görüntüleme

Begüm Güzel
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pediatrik akut batın olgularında radyolojik değerlendirme

AmaçÇalışmamızda; akut batın ön tanısı ile opere olan pediatrik olgularda elde olunmuş olan radyolojik tetkiklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve YöntemŞubat 2003-Aralık 2009 tarihleri arasında akut batın ön tanısı alan ve opere olan 252 olgunun dosyalarından radyolojik tetkiklerindeki kayıtlı bulgular retrospektif olarak elde olunmuştur. Olguların tamamına ADBG ve USG, 10 olguya ise BT tetkikinin uygulandığı saptanmıştır. Her bir olgu için ADBG, USG bulguları ile var olan olgulardaki BT bulguları, klinik sonuçlara göre ayrıntılı olarak epikriz ve arşiv kayıtlarından belirlenmiştir.BulgularÇalışmaya alınan 252 olgunun 218'inin akut apandisit tanısı aldığı ve sıklık sırasına göre invajinasyon, over torsiyonu, Meckel divertikülüne bağlı patolojiler, intestinal obstrüksiyon ve tuboovaryan abse olgularından oluştuğu izlenmiştir.Çalışmamızda ADBG tetkikinde %48 oranında radyolojik bulgu saptandığı, bunların sırasıyla hava-sıvı seviyeleri, gaz distansiyonu, dilate bağırsak ansları ve sağ alt kadranda dansite artışı (apendikolit) olduğu ve ileus olgularında değerli olduğu görülmüştür.USG incelemede ise %75 oranında bulgu saptandığı belirlenmiştir. USG tetkikinde tüm olgular için izlenen bulgular sırasıyla patolojik apendiks, batın içi serbest sıvı, batın içi lenf nodu, periapendiküler yağlı dokuda heterojenite, apendikolit varlığı, invajine bağırsak ansı, over boyutunda artış, over dokusunda kanlanmanın azalması veya olmaması, dilate bağırsak ansı ve batın içi kitle şeklindedir. USG'nin apandisit ve invajinasyon tanısında en yararlı olduğu görülmüştür.BT tetkikinin ise sadece %4 olguda ileri görüntüleme yöntemi olarak kullanıldığı ve daha çok apandisit ve Meckel divertiküllü olgularda uygulandığı anlaşılmıştır.SonuçSonuç olarak çalışmamız, pediatrik akut batın olgularında, halen ADBG ve USG' nin rutin ve sık, BT' nin ise daha az kullanılan ileri görüntüleme yöntemi konumunda olduğunu ve olguların sıklıkla acil radyolojik şartlarda ve değişik deneyim sahibi araştırma görevlileri tarafından tetkik edilip raporlandırıldığını ortaya koymaktadır.Anahtar Sözcükler: Ayakta direkt batın grafisi, Ultrasonografi, Bilgisayarlı tomografi, pediatrik akut batın

Abdomen-akutApandisitAğrı+6
Şemsi Güliz Yılmaz
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut pankreatitte difüzyon ağırlıklı görüntüleme; BT ile korelasyon

Akut pankreatit, ödematöz yada nekrotizan pankreatit şeklinde geniş bir klinik spektrumda ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Tanıda BT hala altın standard olarak kabul görmektedir ve hastalık seyri ile ilgili BTŞİ yaygın olrak kullnılmaktadır. Bu nedenle hasta yatışı sırasında ve sonrasında, yani tanıda ve takipte çok sayıda BT çekimine ihtiyaç duyulmaktadır. Akut pankreatit tanısında çoğu merkezde olduğu gibi bizim merkezimizde de pankreasa yönelik ince kesit, i.v kontrastlı BT protokolu uygulanmaktadır. Ancak BT çekimlerinin radyasyon içermesi ve radyasyonun biyolojik dokulardaki olumsuz etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca gerek gebelerde, gerekse kontrast madde alerjisi olan ya da kontrast madde kullanımının kontrendike olduğu olgularda BT tanıda kullanılamamaktadır. Bilinen bu klasik bilgilerin yanı sıra literatürde, i.v iyotlu kontrast maddelerin pankreas dokusunun perfüzyonunu bozarak akut pankreatitli parankimde nekroza gidişi kolaylaştırdığı yönünde çalışma ve veriler bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında akut pankreatit tanısında alternatif bir tanı aracı gerekliliği var gibi gözükmektedir. Son zamanlarda bir çok konuda yetkinliği ve yeterliliği çalışmalara konu olmuş ve olan DAG ile akut pankreatit tanısının koyulabilirliğini araştırma konusu olara seçtik.Hasta grubu olarak akut ödematöz pankreatitli 20 hasta seçildi. Nekrotizan pankreatitli hastaları çalışma dışı bırakıldı. Klinik ve laboratuar tetkikleri ile akut pankreatitten şüphelenilerek BT çekilmiş olgulardan oluşan bu hasta grubunda, BT büyük oranda akut pankreatit tanısı koydururken, çok az bir grupta (3 kişide) BT negatif olarak saptanmıştır. Tüm hastalarda konvansiyonel MR sekanslarına ilave olarak b=800 lü DAG ile görüntüler elde ettik ve ADC haritaları ile pankreas baş-gövde-kuyruk bölümlerinden ayrı ayrı ölçümler yaptık. Pankreas patolojisi olmayan 20 olguyu da kontrol grubu seçerek, bu gruba da DAG yapıldı. Elde ettiğimiz hasta ve kontrol grubu ADC verileri istatistiki olarak karşılaştırıldı ancak anlamlı bir sonuca ulaşılamadı, dolayısıyla bu konuda herhangi bir eşik ADC değeri verememekteyiz. Bunun dışında, hasta grubunun ranson skorları, amilaz ve lipaz değerleri, konvansiyonel MR sekansları ile saptanabilirliği ve Balthazarın belirlemiş olduğu BTŞI verileri, teker teker ADC değerleri ile karşılaştırıldı ve istatistiki olarak anlamlı sonuçlara ulaşılamadı. Verilerin dağlım homojenitesinin sağlaması açısından BTŞI grade E olan 6 hastanın verileri çıkarılarak yapılan istatistiki değerlendirmede anlamlı ilişki tesbit edildi. Literatürde grade E olarak belirtilen grupta nekroz gelişiminin netlikle belirlenemediği yönünde olan bilgilerin varlığı, bu durumu açıklayıcı bir bilgi olarak düşünüldü.Literatürde akut ödematöz pankreatitli hastalarda DAG nin tanısal değerine değinen çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, genelde görsel değerlendirme ile difüzyon kısıtlılığından bahsedilmektedir, herhangi bir eşik ADC değeri verilmemektedir. Geniş bir spektrum içerisinde, abdominal patolojilerde, ADC ölçümlerine yer veren bir çalışmada, akut pankreatitli 3 olguda ADC verileri belirtilmiştir. Ancak bu çalışmada da diğer literatür örneklerinde olduğu gibi, daha çok pankreas kitlelerinde difüzyon kısıtlığı ve ADC ölçümleri değerlendirilmiştir.Sonuç olark DAG dan elde edilen ADC verileri ile akut pankraetit için tanısal olabililecek herhangibir eşik değer bulunmadı. Ancak E grubu dışlanarak yapılan BTŞİ- ADC kıyaslaması anlamlı bulundu. DAG ın AP kliniğinde ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi olmamakla birlikte seçilmiş olgularda tanıyı ve prognozu öngörebilecek alternatif bir görüntüleme yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda daha geniş olgu grupları ile yapılacak çalışmalar DAG ın enfektif pankreas patalojilerinde kullanımı ile ilgili yeni bilgiler sunacaktır.

DifüzyonManyetik rezonans spektroskopiPankreas+5
Seçil Karacan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tiroid nodüllerin tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme

Amaç:Tiroid nodüllerinde tedavi planını belirlemek için benign malign ayrımının yapılması gerekmektedir. Bu amaçla non invaziv bir tetkik olan MRG'de rutin sekanslar ile bu ayrım yapılamamaktadır.Retrospektif olarak yaptığımız çalışmada rutin boyun MRG yapılmış olan hastalarda DAG ile histopatolojik sonuçları karşılaştırmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza 06.01.2010-05.06.2011 tarihleri arasında GE Signa HDx 1.5 T cihazı ile rutin boyun MRG tetkiki yapılan hastalardan toplam 46 adet nodül değerlendirilmiştir. Boyun MRG'de sagital T2, aksiyel T2, aksiyel T1, difüzyon b 500 ve b 800 sekansları kullanıldı. ADC haritaları oluşturulup nodüllerin kistik ve hemorajik olmayan kısımlardan uygun ROI aralığı ile ADC değerleri ölçülmüştür.Bulgular:46 nodülden 37'si benign 9'u malign olarak değerlendirildi. Benign nodüllerin b 500 değerli ortalama ADC değeri 1.9x10-3, b 800 değerli ortalama değeri 1.3x10-3; malign nodüllerin b 500 değerli ortalama ADC değeri 1.6x10-3, b 800 değerli ortalama ADC değeri 1.0x10-3 olarak hesaplanmıştır.Malign ve benign nodüllerin ayrımında cut-off değeri 1,1x10-3 kabul edildiğinde patolojiyi ayırt edebilme sensivitesi b 500 değerli ADC için duyarlılığı %83,3; özgüllüğü %90,0; b 800 değerli ADC için duyarlılığı %71,4; özgüllüğü %89,7 bulunmuştur.Sonuç:Tiroid nodüllerinde benign-malign nodül ayrımının yapılmasında kontrast madde kullanımına gerek olmayan, kısa sürede çekim yapılabilme olanağı sunan konvansiyonel sekanslara ek olarak tanıda faydalı bir yöntemdir.Anahtar Kelimeler:ADC, Difüzyon Ağırlıklı Manyetik Rezonans Görüntüleme, Tiroid nodül,

Manyetik rezonansTeşhis-ayırıcıTiroid bezi+3
Bilgen Mehpare Özer
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Plevral efüzyonların karakterizasyonunda difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme

Amaç:Manyetik rezonans ile difüzyon ağırlıklı görüntülemenin (DWI) plevral efüzyonların ayırıcı tanısındaki değerinin araştırılması.Gereç ve Yöntem:Çalışmamız Temmuz 2010-Ağustos 2011 tarihleri arasında farklı klinik endikasyonlar ile toraks, dorsal lomber veya meme MR çekimi yapılmış 30 (otuz) hastada tespit edilmiş plevral efüzyonlarının difüzyon MR ile ADC değerleri hesaplanmıştır. Retrospektif olarak MR difüzyon sonuçları, klinik testler veya torasentez ile plevral analizleri ile karşılaştırılmıştır.Bulgular:30 hastanın plevral sıvılarının 13'ü transuda 17'si eksuda olarak belirlenmiştir. Eksuda vasfındaki sıvıların b: 500 mm²/sn değerli ortalama ADC değeri 3.89 x 10?³ mm²/sn, b: 1000 mm²/sn değerli ortalama ADC değeri 3.56 x 10?³ mm²/sn, transuda vasfındaki sıvıların b: 500 mm²/sn değerli ortalama ADC değeri 4.09 x 10?³ mm²/sn, b: 1000 mm²/sn değerli ortalama ADC değeri 3.93 x 10?³ mm²/sn olarak hesaplanmıştır.Transuda-eksuda ayırımında cut-off (sınır) değer b: 500 mm²/sn için 4.08x10?³mm²/sn kabul edildiğinde %85 duyarlılık ve %88 özgüllük; b: 1000 mm²/sn için 3.71x10?³mm²/sn kabul edildiğinde %100 duyarlılık ve %71 özgüllük göstermiştir.Sonuç:DWI plevral efüzyonların ayırıcı tanısında yararlı olabilir.Anahtar Sözcükler:ADC, Difüzyon Ağırlıklı Manyetik Rezonans Görüntüleme, plevral efüzyon

DifüzyonManyetik rezonans görüntülemePlevra+3
Mustafa Gök
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Orta kulak kolesteatomunun doğru teşhisi için ADC değer aralığı: Nüks öngörüsü, patolojik korelasyon ve patolojik subgrup-ADC değer kıyaslaması

Amaç: ADC haritalarından elde edilen nicel verilerle kolesteatomu diğer inflamatuar lezyonlardan ayırmak ve kesme değeri belirleyerek tanı doğruluğunu artırmak; ayrıca ADC değerleriyle lezyonun patolojik yapısını ve nüks riskini öngörmektir. Materyal ve Method: Bu retrospektif çalışma, 2018–2025 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ve Kulak Burun Boğaz kliniklerinde yürütülmüştür. Preoperatif DWI görüntülemeleri mevcut, patolojik tanısı doğrulanmış hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. ADC ölçümleri, non-EPI DWI sekansları kullanılarak elde edilen görüntüler üzerinden, hiperintens lezyonlara yerleştirilen ROI'lerle kör şekilde yapılmıştır. Her hasta için kolesteatom ve karşılık gelen beyaz cevher bölgelerinden m(ADC) değerleri ölçülmüş, ardından normalize ADC (nADC) hesaplanmıştır. Patoloji bulgularına göre olgular kolesteatom, non-kolesteatomatöz inflamatuar lezyonlar ve karma lezyonlar olmak üzere üç grupta sınıflandırılmıştır. Ayrıca, postoperatif takiplerinde nüks saptanan hastalar belirlenmiştir. Kolesteatom ve diğer lezyonları ayırt etmek için ADC'nin duyarlılık, özgüllük ve ROC eğrisi ile kesme değeri hesaplanmıştır. Bulgular: Toplam 134 hastanın %57,5'i erkek, %42,5'i kadındı ve yaş ortalaması 33,3±9,2 yıldı. Patolojik olarak kolesteatom saptanma oranı %83,6 olup, olguların %50,7'sinde kolesteatom+inflamasyon, %35,1'inde pür kolesteatom, %14,2'sinde ise yalnızca inflamasyon tespit edildi. Ortalama mADC ve nADC değerleri kolesteatom grubunda sırasıyla 869,2±322,5 ve 1,07±0,39; non-kolesteatom grubunda ise 1338,1±366,1 ve 1,66±0,43 olarak bulundu (p<0,001). ROC analizine göre kolesteatomu öngörmede <1,208 nADC cut-off değeri %85,11 duyarlılık ve %100 özgüllük ile en yüksek tanısal doğruluğa sahipti (AUC: %93,4). <887×10−6 mm²/s mADC cut-off değeri ise %80,8 duyarlılık ve %100 özgüllük göstermiştir. Takipte nüks gelişen hastalarda mADC ve nADC değerlerinin, nüks gelişmeyenlere göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (sırasıyla p=0,032; p=0,017). Ayrıca pür kolesteatom grubunun inflamatuar gruplardan anlamlı şekilde ayrılabildiği gösterildi (p<0,001). Sonuç: Kolesteatomun ayırıcı tanısında ve rekürrens öngörüsünde DWI-MRG'den elde edilen mADC ve nADC değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu değerler lezyonun inflamatuar yapısı ve prognoz öngörüsünde de başarılı bulunmuş ve bu ölçümlerle yüksek tanısal doğruluk elde edilmiş, özellikle nADC değerinin özgüllüğü dikkat çekmiştir. Anahtar Kelimeler: Kolesteatom, Difüzyon Ağırlıklı MRG, ADC, Normalize ADC, Nüks, Tanı, Prognoz

Bedir Kaya
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trus eşliğinde MRG füzyon prostat biyopsi: Klinik deneyimimiz

Amaç: Bu tez çalışmasında merkezimizde uygulanan MRG-TRUS füzyon prostat biyopsi, kognitif füzyon prostat biyopsi ve sistematik prostat biyopsi yöntemlerinin klinik anlamlı prostat kanseri (csPCA) tespit oranlarını ve tanısal doğruluğunu karşılaştırmak ve klinik etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalına Şubat 2022-Aralık 2024 tarihleri arasında MRG-TRUS füzyon prostat biyopsisi yapılması için başvuran 210 hasta retrospektif olarak çalışmaya alınmıştır. Tüm hastalara biyopsi öncesinde biparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme (bpMRG) yapılmış olup PI-RADS v2.1 (Prostat Görüntüleme, Raporlama ve Veri Sistemi) kriterlerine göre değerlendirilmiştir. PI-RADS skoru 2 olan 94 hastaya sistematik biyopsi, PI-RADS skoru ≥3 olan hedef lezyonu bulunan 116 hastaya kognitif ve yazılım destekli MRG-TRUS füzyon biyopsi teknikleri kullanılmıştır. Tüm hastaların demografik verileri, PSA düzeyleri, PSA dansiteleri, prostat volümleri, sPSA/tPSA oranları, hedef lezyonların yerleşim yerleri, lezyon boyutları, patoloji sonuçları ve PI-RADS skorları karşılaştırılmıştır. Histopatolojik sonuçlar Uluslararası Ürolojik Patoloji Derneği (ISUP) derecelendirme sistemine göre sınıflandırılmıştır. Ek olarak, kognitif füzyon ve yazılım destekli füzyon biyopsi yapılan hasta grupları arasında csPCA yakalama oranları kendi içlerinde karşılaştırılmıştır. Bulgular: Toplam 210 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızın genelinde malignite saptama oranı %36 olarak bulunmuştur. Hastaların yaş ortalaması 64,35±8.2'dir. %33,3 hastada Tip 2 DM mevcut iken %66,6 hastada tip 2 DM mevcut değildir. Biyopsi sonrası %3,3 hastada alt üriner sistem semptomları (AÜSS) gelişmiştir. Hedef lezyon saptanan hastalarda lezyonların %87,6'sı periferal zon yerleşimli, %12,4 hastada transizyonel zon yerleşimlidir. Yine hedef lezyonu olan hastalarda lezyonların %86,7'sı posterior yerleşimli, %13,3'ü anterior yerleşimlidir. Çalışma genelinde patoloji sonuçları ile PI-RADS skorları değerlendirildiğinde; PI-RADS 2-3-4-5 olan hastalarda sırasıyla %1-%4-%42-%81 oranında csPCa saptanmış olup bu fark anlamlı bulunmuştur (p<0,001). MRG-TRUS füzyon biyopsi yapılan hasta grubunda csPCa saptama oranı %30,4 iken kognitif biyopsi yapılan hasta grubunda csPCa saptama oranı %44,68'dir. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda MRG-TRUS füzyon biyopsi ve kognitif füzyon biyopsinin klinik anlamlı kanser yakalamada birbirine istatistiksel olarak üstünlüğü bulunmamıştır. Ancak kognitif yöntem ile nispeten daha yüksek oranda klinik anlamlı kanser saptanmıştır. Bu bulgu, deneyimli operatörler ve yüksek kaliteli cihazlar kullanıldığında kognitif füzyon biyopsi yaklaşımının da en az yazılım destekli sistemler kadar etkili olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Prostat Kanseri, MRG-TRUS Füzyon Biyopsi, Kognitif Füzyon Biyopsi, Hedefli Biyopsi, PI-RADS v2.1, Klinik Anlamlı Prostat Kanseri.

BiyopsiProstat neoplazmları
Hasan Doğru
Çukurova University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

3.0t MRG ile kemik yaşı tayininde distal femoral ve proksimal tibial epifiz plağının değerlendirilmesi: Güncel metotların karşılaştırılması

Yaş tespiti, tıp ve hukuk alanındaki yaşa bağımlı uygulamalar nedeniyle önemli bir konudur. Radyolojik olarak kemik yaşı tespiti bu amaçla sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Çalışmamızın amacı, distal femur ve proksimal tibia epifizlerinin matürasyon aşamalarının manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirildiği üç farklı güncel yöntemi çalışma popülasyonumuzda incelemek, bu yöntemleri karşılaştırmak ve bu yöntemlerin adli yaş tespitinde uygulanabilirliğini tartışmaktır. Çalışmada, 3.0 T (Tesla) MR (manyetik rezonans) tarayıcı ile elde edilmiş diz görüntüleri bulunan, 10-30 yaş arası 351'i erkek, 246'sı kadın, toplam 597 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, T1 ağırlıklı turbo spin eko ve proton dansite ağırlıklı yağ baskılı turbo spin eko sekanslar, iki gözlemci tarafından birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmiştir. Her üç evreleme metodunda da distal femur ve proksimal tibianın epifiz plaklarında, olguların yaşlarına göre evrelerde anlamlı değişiklikler saptanmıştır. Her evreleme metodunda gözlemci içi ve gözlemciler arası uyumluluk iyi-çok iyi olarak bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçlarına göre, 14 ve 15 yaş sınırları için femur ve tibiada Kramer ve ark.'nın kombine metodunun son evresinin; 18 yaş sınırı için femurda Dedouit ve ark. ile Vieth ve ark.'nın metotlarının son evrelerinin; 21 yaş sınırı için de femurda Dedouit ve ark.'nın metodunun son evresinin her iki cinsiyet için yaş tespitinde ek bir kriter olarak kullanılabileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak kemik yaşı tespitinde diz MRG (manyetik rezonans görüntüleme), radyasyon içermeyen alternatif bir modalite olarak öne çıkmaktadır. MRG ile yaş tespitinde bireye özgü yaklaşım ile araştırılan yaş aralığına yönelik yöntemin tercih edilmesi ve gelecekte daha geniş popülasyonlarda bu farklı yöntemlerin karşılaştırıldığı çalışmalar yapılması gerekmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Adli yaş tayini, Distal femoral epifiz, Kemik yaşı değerlendirmesi, Manyetik rezonans görüntüleme, Proksimal tibial epifiz

Adli tıpEpifiz beziKemik yaşı ölçülmesi+1
Büşra Has
Düzce University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

BOS akım MRG incelemesinde T2A 3D-space sekansının tanıya katkısı

Amaç: BOS akım inceleme yöntemi, santral sinir sistemini etkileyen birçok hastalığın değerelendirilmesinde tanıya yardımcı olan bir yöntemdir. Sıklıkla faz kontrast sine MRG tekniği kullanılan bu yöntem teknik yetersizlik veya tecrübe eksikliği nedeniyle eksik veya hatalı sonuçlar verebilmektedir. Biz bu çalışmada T2A 3D-SPACE sekansında, 4. ventrikül seviyesinde oluşan sinyal kaybını sınıflayarak, faz kontrast sine MRG görüntüleri ile olan uyumunu değerlendirdik. Faz kontrast sine MRG'de kantitatif olarak hesaplanan BOS akım hızı ve BOS akım volümünün T2A 3D-SPACE sekansında kalitatif bir karşılığı olabileceğini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2018-2020 yılları arasında Düzce Üniversitesi Hastanesi'nde klinik branşların isteği üzerine, bölümümüzde var olan 3 Tesla MRG cihazı ile yapılan tüm BOS akım MRG incelemeleri değerlendirildi. Tüm incelemelere T2A 3D-SPACE sekansı dahil edildi. Sagital plan T2A 3D-SPACE sekansında, 4. ventrikülde BOS akımına sekonder oluşan sinyal kaybı miktarı 4 grade olarak sınıflandırıldı. Grade 0; aquaduktus serebri distalinde ve 4. ventrikülde hiç sinyal kaybı olmayan. Grade 1; aquaduktus serebri distali ve 4. ventrikül proksimalinde ince sinyal kaybı. Grade 2; 4. ventrikül anteriorunda ventrikül distaline kadar uzanan ancak median dorsal resesi doldurmayan lineer sinyal kaybı. Grade 3; 4. ventrikül median dorsal reses dahil tamamını dolduran sinyal kaybı. Bulgular: Ölçüm yapılan seviyede ileri akım hızı ortalamaları incelendiğinde; farklı gradelerde, ileri akım hızı ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Ölçüm yapılan seviyede akım volümü ortalamaları incelendiğinde; farklı gradelerde, akım volümü ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Akuaduktus serebri seviyesinde yapılan alan boyutu ortalamaları incelendiğinde; Grade 0 olarak tanımlanan hasta grubunda akuaduktus serebri alanı ortalamasının diğer gradelere göre anlamlı düzeyde farklı olduğu görüldü (p<0.001). Farklı gradelere sahip hastaların yaş ortalamalarının benzer olduğu görüldü (p=0,144). Yapılan korelasyon analizinde; akuaduktus serebri alanı ile akım volümü arasında pozitif yönde orta şiddette bir anlamlı korelasyon, grade ile akım volümü aralarında pozitif yönde orta şiddette bir anlamlı korelasyon, grade ile ileri akım hızı arasında pozitif yönde şiddetli ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon, akım volümü ile ileri akım hızı arasında pozitif yönde şiddetli ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptandı. Sonuç: T2A 3D-SPACE sekansında, 4. ventrikülde ortaya çıkan sinyal kaybı miktarının, BOS akım MRG incelemesinde kantitatif ölçülen pik sistolik hız ve flow volüm ile kolere olduğu bulunmuş olup tanısal değerlendirmede yardımcı olduğu kanısına varılmıştır. Buna bağlı olarak T2A 3D-SPACE sekansının BOS akım MRG incelemelerinde eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

HidrosefaliManyetik rezonans görüntülemeSerebrospinal sıvı
İbrahim Feyyaz Naldemir
Düzce University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Omuz MR artrografide glenoid labrum patolojilerine eşlik eden kartilaj defektlerini saptamada VIBE sekansının tanıya katkısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmamızda, konvansiyonel ve volümetrik manyetik rezonans artrografi (MRA) yöntemlerini bilgisayarlı tomografi artrografi (BTA) ile karşılaştırarak labrum patolojilerine eşlik eden glenoid kartilaj defektlerinin tanı ve evrelemesine olan katkılarını araştırmayı amaçladık. Materyal ve metod: Kasım 2021 – Mayıs 2022 tarihleri arasında anamnez, fizik muayene ve omuz konvansiyonel MRG bulguları ile labrum patolojisi düşünülen 79 hastaya MRA ve BTA yapıldı. BTA görüntüleri kas-iskelet radyolojisi alanında deneyimli radyolog tarafından, konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA, iki ayrı radyolog tarafından birbirinden bağımsız olarak değerlendirilerek glenoid kartilaj defekti olup olmadığı ve var ise defektin evresi ile lokalizasyonu belirlendi. Dokuz ayrı bölgeye ayrılan glenoid kartilajda defektler evresine göre 3 gruba ayrıldı. Kartilaj defekti %50'den az (evre 1), %50'den fazla ancak kemik etkilenimi yok (evre 2) ve tam kat kartilaj defekti ile birlikte kemik etkilenimi var (evre 3) olarak kategorize edildi. Konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA için ayrı ayrı sensitivite, spesifite, pozitif prediktif değer, negatif prediktif değer ve tanısal doğruluk oranları hesaplandı. Gözlemciler arası uyum istatistiki olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 58'i erkek, 21'i kadın toplam 79 olgudan elde edilen konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA incelemeleri dahil edildi. MRA yapılan tüm hastalar aynı zamanda BTA görüntülerine de sahipti. BTA artrografi referans standart olarak kullanıldı. Glenoid labrum patolojisi bulunan 79 olguya ait BTA'nın, 48'inde (%60,75) kartilaj defekti saptandı. Konvansiyonel MRA'nın iki gözlemci için sensitivite, spesifite ve tanısal doğruluk oranları sırasıyla, %17-%19, %100-%100, %49-%51, T1 volümetrik MRA'nın sırasıyla sensitivite, spesifite ve tanısal doğruluk oranı %58-%65, %90-%97, %71-%77 olarak bulundu. Gözlemciler arası uyum hem konvansiyonel MRA hem de volümetrik MRA'da tanı ve lokalizasyon için mükemmel düzeydeydi. Sonuç: T1 Volümetrik MRA'nın glenoid labrum patolojisine eşlik eden kartilaj defektlerinde yüksek hassasiyet, özgüllük ve mükemmel gözlemciler arası uyum ile doğru bir şekilde tanı koyduğunu gösterdik. Anahtar Kelimeler: Artrografi, Bilgisayarlı Tomografi, Glenoid Labrum, Kartilaj Defekti, Manyetik Rezonans Artrografi, Omuz, VIBE

ArtrografiGlenoid labrumKıkırdak+5
Ayşe Gökçe
Düzce University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Adeziv kapsülit olgularında inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun shear wave elastografi ile değerlendirilmesi: Mrg korelasyonlu çalışma

Amaç: Adeziv kapsülit klinik ön tanısı bulunan ve MR (manyetik rezonans) görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks (IGHKK) etkilenimi ortaya konulan olgularda sonoelastografinin tanıya katkısının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde; başta fiziksel tıp ve rehabilitasyon ile ortopedi ve travmatoloji olmak üzere klinik branş hekimleri tarafından yapılan değerlendirmede adeziv kapsülit tanısı konulan ve kas-iskelet konusunda deneyimli iki uzman radyolog tarafından yapılan değerlendirme sonucu MR görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun radyolojik kanıtı bulunan 13'ü erkek 17'si kadın toplam 30 hasta ile, klinik değerlendirme ve MR görüntüleme sonucunda adeziv kapsülit düşünülmeyen 16'sı erkek 18'i kadın 34 kişilik kontrol grubu dahil edildi. MR görüntülemeler 3 Tesla MR cihazı ile yapıldı. Sonoelastografik işlem Siemens Acuson-S2000 ultrason cihazına ait 9L4 (4-9 MHz) frekanslı lineer prob ile Virtual Touch Quantification (VTQ/ARFI) yöntemi kullanılarak yapıldı. İnferior glenohumeral kapsüloligamentöz komplekse shear wave elastografi yöntemi uygulanarak ortalama SWV (shear wave elastografi) değerleri elde edildi. İstatistiksel olarak kategorik veriler arasında karşılaştırmalar ve tamamlayıcı istatistik analizleri yapıldı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubunun inferior kapsüloligamentöz kompleksinin özellikle ön bandı olmak üzere sonoelastorafi ile sertlik derecesi m/sn cinsinden elde edildi. Yaşa ve cinsiyete göre gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.279). Hasta olgularda SWV değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0.001). Hasta ve kontrol gruplarındaki cinsiyete göre hız değerlerinin değişiminin farklı şekillerde ortaya çıktığı gözlendi. Hasta grubunda erkeklerdeki hız değeri daha yüksekken, kontrol grubunda ise kadınlardaki hız değerinin daha yüksek olduğu görüldü (p=0.007). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda adeziv kapsülit olgularının inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleksinde sonoelastografi ile kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede sertleşme olduğu tespit edilmiştir. Böylece çalışmamız, sonoelastografinin adeziv kapsülit olguların inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun değerlendirilmesinde MR görüntülemeye yardımcı, pratik ve güvenilir bir görüntüleme yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda daha ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adeziv kapsülit, elastografi, inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks, omuz, shear wave

AdezyonlarBursitElastografi+3
Hakan Hüseyin Soylu
Düzce University
2023
00