
15
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Trabzon'da lisanslı futbolcuların müsabaka dönemi beslenme bilgi düzeyi ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Trabzon'da bulunan lisanslı futbolcuların; müsabaka döneminde beslenmeye dair bilgi düzeylerini değerlendirmek, müsabaka döneminde alınan besin ögelerinin uluslararası kabul gören kılavuzlara uygun olup olmadığını belirlemek, bilgi düzeyi ile müsabaka dönemine uygun beslenme ile ilişkili olabilecek etmenleri incelemek, sporcu beslenmesi konusundaki bilgi kaynaklarıyla beslenme bilgi düzeyi ve beslenme davranışlarının ilişkisini incelemek amacıyla çalışma planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir alan araştırmasıdır. Trabzon ilinde toplam 74 futbol kulübünde bulunan 4965 amatör erkek, 143 amatör kadın ve 628 profesyonel erkek lisanslı futbolcu çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü 318 sporcu olarak belirlenmiştir. Çalışmamıza 16 farklı kulüpten toplam 308 futbolcu katılmıştır. Kulübün türü, beslenme uzmanı ile çalışma durumu, lisanslı futbolcu sayıları ve kulübün destek olduğu besin ve içeceklerin sorgulandığı futbol kulübü anketi kulübün yöneticileri tarafından doldurulmuştur. Müsabaka dönemi bilgi düzeylerini ölçmek ve müsabaka döneminde aldıkları besin ögelerinin uluslararası kabul gören kılavuzlara uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla hazırlanan müsabaka dönemi beslenme davranışı değerlendirme anketi futbolcular tarafından doldurulmuştur. Anket ayrıca maç öncesi, sırası ve sonrası için besin, sıvı tüketim kaydını içermektedir. Verilerin değerlendirmesinde; bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi veya Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis varyans analizi kullanılmıştır. İki ölçüm tipi veri arası ilişki Pearson veya Spearman korelasyon analizi ile incelenmiştir. Tek değişkenli analizlerde istatistiksel olarak anlamlı çıkan bulguların çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde önemlilik düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan futbol kulüplerinin tamamı futbolcuların maç günü yemek ve su ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. Kulüplerin hiçbirinde diyetisyen çalışmamaktadır ve dışarıdan danışmanlık hizmeti alınmamaktadır. Futbolcuların en çok danıştıkları beslenme bilgi kaynakları antrenör, doktor, internet siteleri olmuştur. Diyetisyenden sporcu beslenmesi konusunda bilgi alma oranı ise yalnızca %8.8'dir. Futbolcuların %18.2'si maç dönemine özel sporcu besini veya içeceği kullanmaktadır. En çok tercih edilenler sporcu içeceği, enerji içeceği ve protein takviyeleridir. Kafein maç döneminde tüketim zamanı en çok bilinen takviye olmuştur. Toplam bilgi puanları 100 üzerinden değerlendirildiğinde en iyi bilinen maç sonrası dönem (47.0±17.0), en az bilinen maç öncesi dönem (42.5±13.4) olmuştur. Toplam bilgi puan ortalaması 42.3±12.5, takviye bilgi puan ortalaması 28.2±23.0'dır. Diyetisyenden danışmanlık alma ile maç dönemi bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Katılımcıların maç dönemi beslenme uygunluğunu değerlendirdiğimizde maçtan 1-4 saat önce karbonhidrat alımlarının uygunluk oranı en yüksek, maç sonrası ilk yarım saat içinde karbonhidrat alımı uygunluk oranı ise en düşük bulunmuştur. Futbolcuların %77.8'inin maç öncesi, %76.4'ünün maç sonrası protein alımı önerilen kriterlerin üstünde, maç sırası ve sonrası karbonhidrat alımı ise sırasıyla %100 ve %85.4'ünde önerilerin altında kalmıştır. Çok değişkenli analizlere göre sporcunun beslenme bilgi düzey algısının her 1 birim artışında maç öncesi, sırası ve sonrası bilgi düzeyinin de yaklaşık 1.5 kat arttığı saptanmıştır. Bilgi kaynaklarının hiçbiri ile toplam beslenme bilgi puanı arasında çoklu değişkenli analizlere göre anlamlı bir ilişki çıkmamıştır. Bilgi kaynağı diyetisyen olanların maç dönemi sporcu besini veya içeceği kullanım oranı, diyetisyenden bilgi almayanlara göre 6 kat daha fazladır. Maç öncesi bilgi puanının her 1 birim artışında maç öncesi toplam karbonhidrat alım uygunluğu 1.3 kat artmıştır. Sonuç: Futbolcuların maç dönemi beslenme bilgi düzeyi oldukça düşük çıkmıştır ve maç dönemi beslenme uygunluğu önerilerin oldukça altında kalmıştır. Bu nedenle futbolculara maç dönemi beslenme bilgi ve davranışlarını geliştirmeye yönelik eğitimler verilmeli ve kulüplerde tam zamanlı diyetisyen bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Spor, sporcu beslenmesi, spor performansı, futbol, futbol müsabakaları, takım sporları, beslenme, beslenme durumu, beslenme değerlendirmesi, besin destekleri, diyet kayıtları, beslenme uzmanı, müsabaka, maç öncesi, maç sonrası
Adölesanlarda uyku süresi ve uyku kalitesi ile vücut ağırlığı, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Uyku kalitesi, uyku süresi ve vücut ağırlığı arasında anlamlı ilişki olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu çalışma adölesanlarda uyku kalitesi ve uyku süresinin; beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümler üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma; Eylül-Aralık 2017 tarihleri arasında Muğla il merkezindeki iki ortaokulda öğrenim gören 11-13 yaş grubu toplam 346 adölesan üzerinde yürütülmüştür. Örneklem belirlerken %95 güven aralığıyla evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak sayı belirlenmiş ve belirlenen sayı orantılı şekilde tabakalı biçimde sınıf ve cinsiyetlere göre dağıtılmıştır. Örneğe alınacak bireylerin seçimi ise basit rasgele örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, besin tüketimleri, fiziksel aktivite durumları ve uyku ile ilgili özellikleri anket formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze sorgulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınarak Beslenme Bilgi Sistemi Paket Programı (BEBİS) ile enerji ve besin öğeleri hesaplanmıştır. Uyku kalitelerini belirlemek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanılmış ve antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi) alınmıştır. İstatiksel analizde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 24.0 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan bireylerin %49'u (n=170) kız, %51'i (n=176) erkektir. Genel yaş ortalaması 11.9±0.8 yıl ve beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 19.3±3.8 kg/m2'dir. Bireylerin %48.2'si normal vücut ağırlığında iken, %6.1'i zayıf, %10.4'ü zayıflık riski, %22.3'ü hafif şişman ve %13'ü şişman bulunmuştur. İyi uyku kalitesine sahip bireyler %86.4 iken kötü uyku kalitesine sahip bireyler %13.6'dır. Kızların PUKİ sınıflandırmasına göre iyi uyku kalitesinde olanlar ile karşılaştırıldığında boy uzunluğu (p=0.044) ve kalça çevresi (p=0.030) ölçümleri kötü uyku kalitesinde olanlardan anlamlı düzeyde daha yüksek olarak saptanmıştır. PUKİ değeri; boy (cm) ile pozitif (r=0.185; p=0.001), bel/kalça oranı ile negatif yönde (r=-0.164; p=0.002) ilişkilidir. Bireylerin yaşı, uyku süresi, hastalık durumu, ek vitamin kullanımı, kahvaltı yapma, ana öğün atlama durumu, bilgisayar karşısında geçirilen zaman, günlük uyku süresi ile PUKİ skoru ve uyku süresi arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Bununla birlikte, bireylerin uykudan 1 saat önce yemek yiyenler ile 3 saat önce yemek yiyenler, uykusuz gecenin ertesi günü iştahı çok iyi olanlarla olmayanlar ve fiziksel aktivite yapanlarla yapmayanlar arasında toplam PUKİ skoru ile istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). PUKI'ye göre günlük enerji ve makro besin öğeleri alımları değerlendirildiğinde; iyi uyku kalitesine sahip olanların enerji alımları ortalama 1876±268 kkal/gün iken, kötü uyku kalitesine sahip olanların eneri alımları ortalama 1867±257 kkal/gün olarak belirlenmiştir (p=0.594). İyi uyku kalitesine sahip bireylerde enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı sırasıyla; %49.0±7.7, %15.8±3.8 ve %34.8±6.8'dir. Kötü uyku kalitesine sahip bireylerde bu oranlar sırasıyla; %48.9±6.3, %16.2±3.7 ve %34.8±5.7 olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Bireylerin günlük vitamin ve mineral alımları ile PUKİ sınıfları arasında da istatiksel olarak fark olmadığı bulunmuştur. Günlük alınan doymuş yağ asidi miktarı kötü uyku kalitesine sahip olanlara göre, iyi uyku kalitesine sahip bireylerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde (p=0.040) daha düşüktür.Sonuç: Uyku süresi, kalitesi ve beslenme durumunun sağlık üzerine birçok etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle adölesanların uyku kalitesinin arttırılması, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve sağlığın geliştirilmesi için öğrencilere ve ailelerine eğitimler verilmelidir. Anahtar kelimeler: adölesan; beslenme alışkanlıkları; uyku kalitesi; uyku süresi Anahtar kelimeler: adölesan; beslenme alışkanlıkları; uyku kalitesi; uyku süresi
Sarc-F ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırma, sarkopeni tarama aracı olan SARC-F ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacı ile metodolojik bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesinde bulunan Geriatri polikliniğinde Mart 2018 – Mayıs 2018 tarihleri arasında tedavi gören 65 yaş ve üzeri 52 birey oluşturmuştur. Bireylere, birey tanılama formu ile yaş, cinsiyet, kronik hastalıkları, geçirdiği ameliyatlar gibi sorular sorulmuştur. Mini Nütrisyonel Değerlendirme testi (MNA) ile beslenme durumu, Barthel günlük yaşam aktiviteleri indeksi ile yaşam aktiviteleri ve bağımsızlık derecesi, Charlson komorbidite indeksi ile komorbid hastalıklar ve Edmonton kırılganlık ölçeği ile yaşlılıkla birlikte artan kırılganlık insidansı değerlendirilmiştir. Bireylerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, bel ve kalça çevresi gibi antropometrik ölçümleri alınmış, Bioelektrik İmpedans Analizi (BİA), el kavrama gücü ve 6 metre yürüme testi uygulanmıştır. Sarkopeninin tanısında Yaşlılarda Sarkopeni Avrupa Çalışma Grubu (EWGSOP) sarkopeni tanı kriterleri kullanılmıştır. Çalışmaya alınan 52 bireyin 34'ü (%65.4) kadın, 18'i (%34.6) erkek olup, yaş ortalamaları 75.58 ± 8.04 idi. EWGSOP tanı kriterlerine göre 52 bireyin 3'ü (%5.77) sarkopenik, 49'u (%94.23) sarkopenik olmayan birey olarak bulundu. SARC-F ölçeğine göre ise, bireylerin 27'si (%51.9) sarkopenik, 25'i (%48.1) sarkopenik olmayan birey olarak bulundu. EWGSOP'a göre sarkopenik olan bireylerin SARC-F skor ortalaması 6.33 ± 3.05, sarkopenik olmayan bireylerin ise 4.10 ± 2.73 olarak saptandı ancak bu değerler istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0.05). SARC-F Ölçeği ile sarkopenik ve sarkopenik olmayan bireyler arasında; yaş, geçirilen ameliyat sayısı ve kronik hastalıklarının sayısı anlamlı olarak farklıydı (p<0.05). SARC-F ile yaş, kronik hastalıklarının sayısı, geçirilen ameliyat sayısı, Edmonton kırılganlık ölçeği ve Charlson komorbidite indeksi arasında pozitif; el kavrama gücü, yürüme hızı, MNA ve Barthel indeksi ile negatif korelasyon saptandı. Çalışmada SARC-F'in geçerlik çalışmasında dil geçerliği ve içerik (kapsam) geçerliği yöntemleri, güvenirlik çalışmasında ise iç tutarlık, madde analizi, test tekrar test güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. SARC-F ölçeğinin Cronbach Alfa katsayısının 0.801 olduğu, madde toplam korelasyon katsayılarının 0.20'nin üzerinde olduğu, test-tekrar test güvenirlik sonucu tespit etmek amacıyla yapılan kappa analizine göre ölçeğin zamana karşı değişmezlik özelliği yüksek bulunmuştur (kappa değeri min: 0.844 , max: 0.948). Sensitivite değeri %66.7, spesifite değeri %49.0 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, SARC-F ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik analizleri olumlu sonuçlanmasına rağmen, SARC-F ölçeğinin EWGSOP tanı kriterlerine göre belirlenen sarkopenik ve sarkopenik olmayan bireyler ile arasında anlamlı bir farklılık göstermemesi, sensitivite ve spesifite değerlerinin düşük olması ve sarkopeniyi tespit etme yeteneğinin zayıf olması nedeniyle kullanımının uygun olmayacağı saptanmıştır. SARC-F ölçeğinin daha büyük örneklem gruplarında geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelime: Sarkopeni, SARC-F Ölçeği, geçerlik, güvenirlik
İstanbul'da özel bir üniversite öğrencilerinde aşırı işlenmiş besin tüketim sıklığı ve cilt otofloresansı (saf) yöntemiyle ölçülmüş İGSÜ miktarı arasındaki i̇lişkinin belirlenmesi
Ultra-processed food (UPF) intake accounts for a large proportion of total dietary energy and is associated with non-communicable diseases, considered harmful to health. At an industrial or commercial level, UPFs are exposed to high dry heat over a long period of time and, because they are rich in sugars and proteins, they undergo a Maillard reaction during heat processing, resulting in the formation of advanced glycation end products (AGEs). The aim of this cross-sectional study was to investigate the relationship between the frequency of UPF consumption and skin AGE levels among university students. The research population consists of 535 volunteer young adults aged 18 and over, who are studying at different faculties/schools at a foundation university in Istanbul between 2022-2023. The questionnaire form developed by the investigator and applied to the participants included sociodemographic characteristics, general health information, nutritional information, ultra-processed food consumption frequency questionnaire, anthropometric measurements, dietary recall questionnaire (24 hours). Anthropometric measurements were taken by the investigator and skin AGE levels were measured using the "AGE Reader" device. As a result of the study, it was found that İGSÜ levels showed a significant difference according to gender (p<0.05). The average AGE level of the participants was 1.4760 AU. The mean skin AGE levels were 1.4918 AU in females and 1.4485 AU in males. The correlations between UPF consumption percentage and AGE levels were not statistically significant (p>0.05). More studies investigating the relationship between UPF and AGE levels in the skin are needed.
Batı tarzı diyet ile beslenen farelerde n-asetilsisteinin ateroskleroz ve oksidatif stres parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada NAS'ın batı tarzı diyet ile beslenen farelerde obezite ve ateroskleroz parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 8-9 haftalık 32 adet BALB/C türü erkek fare ile gerçekleştirilmiştir. BALB/C türü erkek fareler pürifiye yem (Enerjinin %10'u yağ, %70'i karbonhidrat, %20'si protein, 3,85 kkal/g) (Kontrol, K); pürifiye yem (Enerjinin %10'u yağ, %70'i karbonhidrat, %20'si protein; 3,85 kkal/g) + NAS (K+NAS); yüksek yağ ve sükroz içeren diyet (Enerjinin %45'i yağ, %35'i karbonhidrat, %20'si protein; 4,73 kkal/g) (YYSD); yüksek yağ ve sükroz içeren diyet (Enerjinin %45'i yağ, %35'i karbonhidrat, %20'si protein; 4,73 kkal/g) + NAS (YYSD + NAS) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Farelerin sularına 2 g/L olacak şekilde NAS verilmiştir. Farelerin yem ve suları ad libitum şeklinde verilmiş olup fareler 11 hafta boyunca takip edilmiştir. Takibin ardından fareler sakrifiye edilip kalp dokusu ve kanları alınmıştır. Kalp dokusu ve plazmada TAS, TOS, TGF-1β, IL-12 ve CT-1 analizleri; plazmalarından ise total kolesterol, trigliserit, LDL-C, HDL-C, VLDL analizleri yapılmıştır. İlk ve son ölçümler karşılaştırıldığında, bütün grupların vücut ağırlıklarında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Çalışma boyunca YYSD grubunda yer alan farelerin vücut ağırlıkları, yem tüketim miktarları ve enerji alımları diğer gruplardaki farelere göre yüksektir. N-asetilsistein (NAS) verilen farelerin ortalama yem tüketim miktarları, enerji, karbonhidrat, protein ve yağ alımları verilmeyen fereler göre düşük bulunmuştur. Serum trigliserit ve VLDL-C düzeylerinin en yüksek K grubunda olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). N-asetilsistein takviyesinin yüksek yağlı ve sükrozlu diyet verilen farelerde HDL-C ve total kolesterol düzeylerini arttırdığı belirlenmiştir (p<0,05). N-asetilsistein takviyesinin yüksek yağlı ve sükrozlu yem ve kontrol yemi ile beslenen farelerde TAS düzeylerini arttırdığı belirlenmiştir (p<0,05). Yüksek yağlı ve sükrozlu diyet + NAS, K+NAS ve K gruplarında serum TGF-β düzeyinin YYSD grubundaki farelere göre yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). N-asetilsistein takviyesinin kalp dokusunda yüksek yağlı ve sükrozlu diyetin neden olduğu IL-12 artışını iyileştirebileceği bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca kalp dokusunda TGF-β1 düzeylerinin YYSD + NAS grubunda YYSD grubuna; K + NAS grubunda K grubuna göre düşük olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak NAS takviyesi yüksek yağlı ve sükrozlu diyetin neden olduğu artmış serum lipit düzeylerini ve ateroskleroz belirteçlerini iyileştirebilmektedir. N-asetilsistein'in aterosklerozun gelişimini önlemede rolü olabileceği düşünülmektedir. Farklı ateroskleroz belirteçlerinin de değerlendirilmesi ve çalışmaların insanlarda yapılması N-asetilsisteinin ateroskleroz üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Sarc-F ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırma, sarkopeni tarama aracı olan SARC-F ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacı ile metodolojik bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesinde bulunan Geriatri polikliniğinde Mart 2018 – Mayıs 2018 tarihleri arasında tedavi gören 65 yaş ve üzeri 52 birey oluşturmuştur. Bireylere, birey tanılama formu ile yaş, cinsiyet, kronik hastalıkları, geçirdiği ameliyatlar gibi sorular sorulmuştur. Mini Nütrisyonel Değerlendirme testi (MNA) ile beslenme durumu, Barthel günlük yaşam aktiviteleri indeksi ile yaşam aktiviteleri ve bağımsızlık derecesi, Charlson komorbidite indeksi ile komorbid hastalıklar ve Edmonton kırılganlık ölçeği ile yaşlılıkla birlikte artan kırılganlık insidansı değerlendirilmiştir. Bireylerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, bel ve kalça çevresi gibi antropometrik ölçümleri alınmış, Bioelektrik İmpedans Analizi (BİA), el kavrama gücü ve 6 metre yürüme testi uygulanmıştır. Sarkopeninin tanısında Yaşlılarda Sarkopeni Avrupa Çalışma Grubu (EWGSOP) sarkopeni tanı kriterleri kullanılmıştır. Çalışmaya alınan 52 bireyin 34'ü (%65.4) kadın, 18'i (%34.6) erkek olup, yaş ortalamaları 75.58 ± 8.04 idi. EWGSOP tanı kriterlerine göre 52 bireyin 3'ü (%5.77) sarkopenik, 49'u (%94.23) sarkopenik olmayan birey olarak bulundu. SARC-F ölçeğine göre ise, bireylerin 27'si (%51.9) sarkopenik, 25'i (%48.1) sarkopenik olmayan birey olarak bulundu. EWGSOP'a göre sarkopenik olan bireylerin SARC-F skor ortalaması 6.33 ± 3.05, sarkopenik olmayan bireylerin ise 4.10 ± 2.73 olarak saptandı ancak bu değerler istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0.05). SARC-F Ölçeği ile sarkopenik ve sarkopenik olmayan bireyler arasında; yaş, geçirilen ameliyat sayısı ve kronik hastalıklarının sayısı anlamlı olarak farklıydı (p<0.05). SARC-F ile yaş, kronik hastalıklarının sayısı, geçirilen ameliyat sayısı, Edmonton kırılganlık ölçeği ve Charlson komorbidite indeksi arasında pozitif; el kavrama gücü, yürüme hızı, MNA ve Barthel indeksi ile negatif korelasyon saptandı. Çalışmada SARC-F'in geçerlik çalışmasında dil geçerliği ve içerik (kapsam) geçerliği yöntemleri, güvenirlik çalışmasında ise iç tutarlık, madde analizi, test tekrar test güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. SARC-F ölçeğinin Cronbach Alfa katsayısının 0.801 olduğu, madde toplam korelasyon katsayılarının 0.20'nin üzerinde olduğu, test-tekrar test güvenirlik sonucu tespit etmek amacıyla yapılan kappa analizine göre ölçeğin zamana karşı değişmezlik özelliği yüksek bulunmuştur (kappa değeri min: 0.844 , max: 0.948). Sensitivite değeri %66.7, spesifite değeri %49.0 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, SARC-F ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik analizleri olumlu sonuçlanmasına rağmen, SARC-F ölçeğinin EWGSOP tanı kriterlerine göre belirlenen sarkopenik ve sarkopenik olmayan bireyler ile arasında anlamlı bir farklılık göstermemesi, sensitivite ve spesifite değerlerinin düşük olması ve sarkopeniyi tespit etme yeteneğinin zayıf olması nedeniyle kullanımının uygun olmayacağı saptanmıştır. SARC-F ölçeğinin daha büyük örneklem gruplarında geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelime: Sarkopeni, SARC-F Ölçeği, geçerlik, güvenirlik
Adölesanlarda uyku süresi ve uyku kalitesi ile vücut ağırlığı, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Uyku kalitesi, uyku süresi ve vücut ağırlığı arasında anlamlı ilişki olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu çalışma adölesanlarda uyku kalitesi ve uyku süresinin; beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümler üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma; Eylül-Aralık 2017 tarihleri arasında Muğla il merkezindeki iki ortaokulda öğrenim gören 11-13 yaş grubu toplam 346 adölesan üzerinde yürütülmüştür. Örneklem belirlerken %95 güven aralığıyla evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak sayı belirlenmiş ve belirlenen sayı orantılı şekilde tabakalı biçimde sınıf ve cinsiyetlere göre dağıtılmıştır. Örneğe alınacak bireylerin seçimi ise basit rasgele örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, besin tüketimleri, fiziksel aktivite durumları ve uyku ile ilgili özellikleri anket formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze sorgulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınarak Beslenme Bilgi Sistemi Paket Programı (BEBİS) ile enerji ve besin öğeleri hesaplanmıştır. Uyku kalitelerini belirlemek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanılmış ve antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi) alınmıştır. İstatiksel analizde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 24.0 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan bireylerin %49'u (n=170) kız, %51'i (n=176) erkektir. Genel yaş ortalaması 11.9±0.8 yıl ve beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 19.3±3.8 kg/m2'dir. Bireylerin %48.2'si normal vücut ağırlığında iken, %6.1'i zayıf, %10.4'ü zayıflık riski, %22.3'ü hafif şişman ve %13'ü şişman bulunmuştur. İyi uyku kalitesine sahip bireyler %86.4 iken kötü uyku kalitesine sahip bireyler %13.6'dır. Kızların PUKİ sınıflandırmasına göre iyi uyku kalitesinde olanlar ile karşılaştırıldığında boy uzunluğu (p=0.044) ve kalça çevresi (p=0.030) ölçümleri kötü uyku kalitesinde olanlardan anlamlı düzeyde daha yüksek olarak saptanmıştır. PUKİ değeri; boy (cm) ile pozitif (r=0.185; p=0.001), bel/kalça oranı ile negatif yönde (r=-0.164; p=0.002) ilişkilidir. Bireylerin yaşı, uyku süresi, hastalık durumu, ek vitamin kullanımı, kahvaltı yapma, ana öğün atlama durumu, bilgisayar karşısında geçirilen zaman, günlük uyku süresi ile PUKİ skoru ve uyku süresi arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Bununla birlikte, bireylerin uykudan 1 saat önce yemek yiyenler ile 3 saat önce yemek yiyenler, uykusuz gecenin ertesi günü iştahı çok iyi olanlarla olmayanlar ve fiziksel aktivite yapanlarla yapmayanlar arasında toplam PUKİ skoru ile istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). PUKI'ye göre günlük enerji ve makro besin öğeleri alımları değerlendirildiğinde; iyi uyku kalitesine sahip olanların enerji alımları ortalama 1876±268 kkal/gün iken, kötü uyku kalitesine sahip olanların eneri alımları ortalama 1867±257 kkal/gün olarak belirlenmiştir (p=0.594). İyi uyku kalitesine sahip bireylerde enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı sırasıyla; %49.0±7.7, %15.8±3.8 ve %34.8±6.8'dir. Kötü uyku kalitesine sahip bireylerde bu oranlar sırasıyla; %48.9±6.3, %16.2±3.7 ve %34.8±5.7 olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Bireylerin günlük vitamin ve mineral alımları ile PUKİ sınıfları arasında da istatiksel olarak fark olmadığı bulunmuştur. Günlük alınan doymuş yağ asidi miktarı kötü uyku kalitesine sahip olanlara göre, iyi uyku kalitesine sahip bireylerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde (p=0.040) daha düşüktür.Sonuç: Uyku süresi, kalitesi ve beslenme durumunun sağlık üzerine birçok etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle adölesanların uyku kalitesinin arttırılması, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve sağlığın geliştirilmesi için öğrencilere ve ailelerine eğitimler verilmelidir. Anahtar kelimeler: adölesan; beslenme alışkanlıkları; uyku kalitesi; uyku süresi Anahtar kelimeler: adölesan; beslenme alışkanlıkları; uyku kalitesi; uyku süresi
Trabzon'da lisanslı futbolcuların müsabaka dönemi beslenme bilgi düzeyi ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Trabzon'da bulunan lisanslı futbolcuların; müsabaka döneminde beslenmeye dair bilgi düzeylerini değerlendirmek, müsabaka döneminde alınan besin ögelerinin uluslararası kabul gören kılavuzlara uygun olup olmadığını belirlemek, bilgi düzeyi ile müsabaka dönemine uygun beslenme ile ilişkili olabilecek etmenleri incelemek, sporcu beslenmesi konusundaki bilgi kaynaklarıyla beslenme bilgi düzeyi ve beslenme davranışlarının ilişkisini incelemek amacıyla çalışma planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir alan araştırmasıdır. Trabzon ilinde toplam 74 futbol kulübünde bulunan 4965 amatör erkek, 143 amatör kadın ve 628 profesyonel erkek lisanslı futbolcu çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü 318 sporcu olarak belirlenmiştir. Çalışmamıza 16 farklı kulüpten toplam 308 futbolcu katılmıştır. Kulübün türü, beslenme uzmanı ile çalışma durumu, lisanslı futbolcu sayıları ve kulübün destek olduğu besin ve içeceklerin sorgulandığı futbol kulübü anketi kulübün yöneticileri tarafından doldurulmuştur. Müsabaka dönemi bilgi düzeylerini ölçmek ve müsabaka döneminde aldıkları besin ögelerinin uluslararası kabul gören kılavuzlara uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla hazırlanan müsabaka dönemi beslenme davranışı değerlendirme anketi futbolcular tarafından doldurulmuştur. Anket ayrıca maç öncesi, sırası ve sonrası için besin, sıvı tüketim kaydını içermektedir. Verilerin değerlendirmesinde; bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi veya Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis varyans analizi kullanılmıştır. İki ölçüm tipi veri arası ilişki Pearson veya Spearman korelasyon analizi ile incelenmiştir. Tek değişkenli analizlerde istatistiksel olarak anlamlı çıkan bulguların çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde önemlilik düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan futbol kulüplerinin tamamı futbolcuların maç günü yemek ve su ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar. Kulüplerin hiçbirinde diyetisyen çalışmamaktadır ve dışarıdan danışmanlık hizmeti alınmamaktadır. Futbolcuların en çok danıştıkları beslenme bilgi kaynakları antrenör, doktor, internet siteleri olmuştur. Diyetisyenden sporcu beslenmesi konusunda bilgi alma oranı ise yalnızca %8.8'dir. Futbolcuların %18.2'si maç dönemine özel sporcu besini veya içeceği kullanmaktadır. En çok tercih edilenler sporcu içeceği, enerji içeceği ve protein takviyeleridir. Kafein maç döneminde tüketim zamanı en çok bilinen takviye olmuştur. Toplam bilgi puanları 100 üzerinden değerlendirildiğinde en iyi bilinen maç sonrası dönem (47.0±17.0), en az bilinen maç öncesi dönem (42.5±13.4) olmuştur. Toplam bilgi puan ortalaması 42.3±12.5, takviye bilgi puan ortalaması 28.2±23.0'dır. Diyetisyenden danışmanlık alma ile maç dönemi bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Katılımcıların maç dönemi beslenme uygunluğunu değerlendirdiğimizde maçtan 1-4 saat önce karbonhidrat alımlarının uygunluk oranı en yüksek, maç sonrası ilk yarım saat içinde karbonhidrat alımı uygunluk oranı ise en düşük bulunmuştur. Futbolcuların %77.8'inin maç öncesi, %76.4'ünün maç sonrası protein alımı önerilen kriterlerin üstünde, maç sırası ve sonrası karbonhidrat alımı ise sırasıyla %100 ve %85.4'ünde önerilerin altında kalmıştır. Çok değişkenli analizlere göre sporcunun beslenme bilgi düzey algısının her 1 birim artışında maç öncesi, sırası ve sonrası bilgi düzeyinin de yaklaşık 1.5 kat arttığı saptanmıştır. Bilgi kaynaklarının hiçbiri ile toplam beslenme bilgi puanı arasında çoklu değişkenli analizlere göre anlamlı bir ilişki çıkmamıştır. Bilgi kaynağı diyetisyen olanların maç dönemi sporcu besini veya içeceği kullanım oranı, diyetisyenden bilgi almayanlara göre 6 kat daha fazladır. Maç öncesi bilgi puanının her 1 birim artışında maç öncesi toplam karbonhidrat alım uygunluğu 1.3 kat artmıştır. Sonuç: Futbolcuların maç dönemi beslenme bilgi düzeyi oldukça düşük çıkmıştır ve maç dönemi beslenme uygunluğu önerilerin oldukça altında kalmıştır. Bu nedenle futbolculara maç dönemi beslenme bilgi ve davranışlarını geliştirmeye yönelik eğitimler verilmeli ve kulüplerde tam zamanlı diyetisyen bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Spor, sporcu beslenmesi, spor performansı, futbol, futbol müsabakaları, takım sporları, beslenme, beslenme durumu, beslenme değerlendirmesi, besin destekleri, diyet kayıtları, beslenme uzmanı, müsabaka, maç öncesi, maç sonrası
Tıp fakültesi öğrencilerinde yeme tutumunun belirlenmesi ve anksiyete, sosyal uyum, beden kitle indeksi (bkı) ve diğer faktörlerle ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Toplumun yeme tutum ve davranışlarında görülen anormal değişiklikler gün geçtikçe artmaktadır. Yeme tutumunda meydana gelen değişimler zaman içinde yeme bozukluklarına dönüşmektedir. Üniversite öğrencileri yeme bozukluklarında yüksek riskli grubu oluşturmaktadır. Bu çalışmada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin yeme tutumlarının belirlenmesi ve anksiyete, sosyal uyum, beden kitle indeksi ve diğer faktörlerle (sosyodemografik, sosyoekonomik, yaşam tarzı, beslenme özellikleri) ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evreni Ege Üniversitesi'nde 2017-2018 eğitim yılında, Tıp Fakültesi birinci sınıfta kayıtlı toplam 390 öğrencidir. Evrenin tümüne ulaşılması hedeflenmiştir. Bağımlı değişken yeme tutumudur. Bağımsız değişkenler sosyodemografik ve ekonomik değişkenler, yaşam tarzıyla ilgili değişkenler, beslenme özellikleriyle ilgili değişkenler, anksiyete düzeyi, beden kitle indeksi ve sosyal uyum düzeyidir. Veriler Haziran 2017'de araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu ile toplanmıştır. Form araştırmacı gözetiminde öğrenciler tarafından doldurulmuş ve beden kitle indeksi hesaplanabilmesi için ağırlık, boy ölçümleri yapılmıştır. Veri analizi SPSS 18.0 kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı ve analitik istatistikler tablolar halinde sunulmuştur. Kategorik değişkenlerin yüzdeleri, sürekli değişkenlerin ortalamaları ve standart sapmaları belirtilmiştir. Tek değişkenli analizler için ki-kare testi kullanılmış, çok değişkenli analizler için lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada 372 kişiye (%95) ulaşılmıştır. Öğrencilerin %42.7'si kadın, %57.3'ü erkektir. Yaş ortalamaları 18.9±0.8'dir. Yeme tutum testinden 30 ve üzeri puan olan öğrencilerin %6.2'sinin yeme tutumları bozuktur. Yeme tutum testi puan ortalamaları ise 10.59 ± 8.01'dir. Öğrencilerin %15.9'u diyet yapmaktadır. BKİ ortalamaları ise 23.6 ± 3.7'dir. Anksiyete puan ortalamaları 11.4 ± 8.1, sosyal uyum puan ortalamaları ise 80.8 ± 9.8'dir. Orta ve düşük gelir algısında olma, diyet yapma, BKİ'nin normal aralığın dışında olması, şiddetli anksiyete ve sosyal uyumun az olması yeme bozukluğu riskini arttırmaktadır (sırasıyla OR: 4.0, %95 GA: 1.3-12.2, OR: 5.0, %95 GA: 1.5-16, OR:3.1, %95 GA: 1.0-9.4, OR: 18.6 %95 GA: 5.9-58.6, OR: 4.4 %95 GA: 1.3-14.5). Sonuç: Tıp Fakültesi öğrencilerinin %6.2'sinde anormal yeme tutumu vardır. Yeme bozukluğu riski, orta ve düşük gelir algısı durumunda, diyet yapanlarda, BKİ'si normal aralığın dışında olanlarda, şiddetli anksiyetesi bulunanlarda ve sosyal uyumu az olan öğrencilerde yüksektir. Tıp fakültesi öğrencilerinde yeme tutumlarını geliştirecek düzenlemelere ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: yeme tutum testi, anksiyete, sosyal uyum, bki
Hemodiyaliz hastalarında beslenme tarama testlerinin uygulanabilirliğinin saptanması
Araştırma Malnutrisyon İnflamasyon Skoru'nu (MIS) temel alarak beslenme tarama testlerinin hangisinin hemodiyaliz hastalarındaki malnutrisyon riskini daha iyi tespit edebildiğinin belirlenebilmesi amacıyla planlanmıştır. Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışma, iki özel hemodiyaliz merkezinde (İzmir Karşıyaka Diyaliz Merkezi, Aydın Söke Diyaliz Merkezi) Haziran 2017-Ağustos 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu araştırmaya, 18 yaş ve üzeri %41.7'si kadın, %58.3'ü erkek olmak üzere toplam 204 hemodiyaliz hastası katılmıştır. Verileri toplamak için araç olarak; hemodiyaliz hastalarına yönelik hasta bilgi formu, antropometrik ölçümler (boy uzunluğu, diyaliz öncesi ve sonrası vücut ağırlığı, triseps deri kıvrım kalınlığı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi), Malnutrisyon İnflamasyon Skoru (MIS), Geriatrik Nutrisyonel Risk İndeksi (GNRI), Subjektif Global Değerlendirme Ölçeği (SGA), Mini Nutrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MNA) kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t testi, ANOVA, Tukey ve Tamhane test istatistikleri, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Bonferroni düzeltmesi, Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada hemodiyaliz hastalarında malnutrisyonu tespit etme oranları MIS, GNRI, SGA ve MNA'da sırasıyla; %70.1, %14.2, %36.7, %57.4'tür. Malnutrisyon İnflamasyon Skoru'na göre ciddi malnutrisyonlu olarak belirlenen 34 hastadan %41.2'si kadın ve %58.8'i erkektir. Malnutrisyon İnflamasyon Skoru'nun ciddi malnutrisyonlu olarak belirlediği 34 hastayı, GNRI, SGA ve MNA'nın tespit etme oranları sırasıyla; %17.6, %14.7, %29.4'tür. Bu oranlar MIS'e göre çok düşük bulunmuştur. Sonuç olarak; hemodiyaliz hastalarında malnutrisyonun belirlenmesinde araştırmada kullanılan beslenme tarama testlerinin (GNRI, SGA, MNA) uygulanabilir olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz; malnutrisyon inflamasyon skoru; geriatrik nutrisyonel risk indeksi; subjektif global değerlendirme; mini nutrisyonel değerlendirme.
Hemodiyaliz hastalarında nütrisyonel belirteçlerin ve vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu değerlendirmek, yetersiz beslenme ile vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-75 yıl arasında değişen 102 (51 kadın ve 51 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, rutin biyokimyasal tetkikleri, vücut kompozisyon monitörü sonuçları alınmış, antropometrik ölçümleri ve Subjektif Global Değerlendirme (SGD) yapılmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20.0 programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 57.7±11.9 yıl, diyaliz tedavisi alma süreleri 88.5±71 ay olarak hesaplanmıştır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %17.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnutrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %3.9'u zayıf, %38.2'si normal kilolu, %37.3'ü hafif şişman ve %20.6'sı obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların trigliserid, total kolesterol, LDL, bikarbonat, ürik asit ve URR düzeyleri arasında anlamlı fark bulunurken (p<0.05), albumin, total protein, hemoglobin, kreatinin düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Malnütrisyonlu hastaların, iyi beslenmiş hastalara göre BKİ, yağ doku indeksi (FTİ), vücut yağ oranı, adipoz doku kütlesi, üst orta kol çevresi ve triseps deri kıvrım kalınlığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Malnütrisyon ile diyaliz süresi ve yaş arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumunun bazı antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerle ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibinin önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Malnutrisyon; Subjektif Global Değerlendirme
İncir çekirdeği yağının tıbbi ve besinsel özellikleri: Yeni bir omega-3 ve gamma tokoferol kaynağı
Özet İncir (Ficus carica) Çekirdeği Yağının Tıbbi ve Besinsel Özellikleri: Yeni Bir Omega-3 ve Gamma Tokoferol Kaynağı Ficus carica Güneybatı Asya ve Doğu Akdeniz'de yetişen bir ağaçtır ve insanlar tarafından yetiştirilen ilk bitkilerden biridir. Dünya çapında kuru ve taze olarak tüketilen önemli bir üründür. Meyvesi, kökü ve yaprakları geleneksel tıpta gastrointestinal (kolik, hazımsızlık, iştahsızlık, ishal), solunumsal (boğaz ağrısı, öksürük, bronş problemleri) ve kardiyovasküler bozukluklar gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisinin yanı sıra antienflamatuar ve antispazmodik ilaç olarak kullanılmıştır. Literatürde incir lateksi, yaprakları, meyvesi ve kökü üzerine birçok araştırma vardır. Ancak bilgilerimize göre bugüne kadar Ficus carica'nın (common fig) çekirdekleri ayrıştırılıp, elde edilen yağ içeriği analiz edilmemiştir. Bu bakımdan bu çalışma alanında önem taşımaktadır. İncir çekirdeklerinin elde ediliş yöntemi Mehmet Şimşek tarafından geliştirilmiş ve bilindiği kadarı ile ilk kez Ficus carica'ya ait çekirdek yağı saf olarak elde edilmiştir. Ficus carica'nın çekirdeklerinden soğuk sıkma ile elde edilen yağ Ege Üniversitesi, İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma ve Uygulama Merkezi, Gıda Analizleri Laboratuvarı'nda analiz edimiştir (Rapor No: 14011930). Vitamin E tokoferol düzeylerini ölçmek için Yüksek Performanslı Sıvı Kromotografisi Floresans Dedektörü (HPLC-FLD) yöntemi kullanılmış ve yağ asit içeriği ise Alevli İyonizasyon Dedektörlü Gaz Kromatografisi (GC-FID) yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Ficus carica çekirdeği yağı içerik olarak linolenik asit (C18:3), linoleik asit (C18:2) ve oleik asit (C18:1) açısından zengin olduğu görülmüştür. Vitamin E tokoferol içeriği açısından bakıldığında ise 100 gram da 391.89 mg gamma tokoferol içermesi ile Ficus carica çekirdeği yağında ayrıcalıklı bir durum tespit edilmiştir. İncir çekirdeği yağı içerik olarak hem omega-3 hem de omega-6; aynı zamanda vitamin E'nin gamma tokoferol formunu belirgin oranda yüksek içermesinden dolayı önemli bir kaynak olarak görülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ficus carica; incir çekirdeği yağı; omega-3; gamma tokoferol
Premenopoz, menopoz ve postmenopozal dönemdeki kadınların antropometrik ölçümlerinin, vücut bileşimlerinin, beslenme durumlarının ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, premenopoz, menopoz ve postmenopozal dönemdeki kadınların antropometrik ölçümlerinin, vücut bileşimlerinin, beslenme durumlarının ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Ağustos 2017Şubat 2019 tarihleri arasında, Balıkesir ilinde yaşayan, 40-60 yaş grubu, premenopoz (n:100), menopoz (n:100) ve postmenopozal (n:100) dönemdeki kadınlar araştırma kapsamına alınmıştır. Yüz yüze görüşme yöntemi uygulanarak veriler araştırmacı tarafından toplanmıştır. Veri toplama formu kullanılarak bireylerin sosyodemografik özellikleri, genel sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim kayıtları, beslenme bilgi düzeyleri, fiziksel aktivite durumları, antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimleri değerlendirilmiştir. Bireylerin sistolik ve diastolik kan basınçları hemşire tarafından ölçülmüş olup, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimi tarafından rutin biyokimyasal parametreler istenmiştir. Üç grupta da en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Bireylerin BKİ sınıflamasına göre şişmanlık prevalansı premenopoz, menopoz ve postmenopoz dönemde sırasıyla; %28.0, %31.0 ve %44.0'dır. Postmenopoz dönemdeki kadınların diğer dönemdeki bireylere göre; BKI, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı ortalama değerleri fazla, vücut su % değerleri ise az olarak saptanmıştır (p<0.05). Kan basınçları açısından gruplar arasında fark saptanmazken (p>0.05), menopoz dönemdeki bireylerde HDL-kolesterol ve ferritin düzeyleri azalmıştır (p<0.05). Günlük enerji ve besin ögeleri alım düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yalnızca günlük kalsiyum alımı premenopoz döneme göre diğer dönemlerde artış göstermiştir (p<0.05). Premenopoz, menopoz ve postmenopoz dönemdeki kadınların beslenme bilgisi toplam skoru sırasıyla; 78.18±12.02, 75.69±78.00, ve 79.41±80.50'dır. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaktadır (p>0.05). Bireylerin beslenme bilgisi skoru ile bel çevresi, bel kalça oranı, bel boy oranı, boyun çevresi, bilek çevresi, vücut yağ kütlesi arasında negatif yönde (p<0.05), yağsız vücut kütlesi ve vücut su oranı arasında ise pozitif yönde düşük düzeyde ilişki saptanmıştır (p<0.05). Premenopoz, menopoz, postmenopoz dönemdeki bireylerde dönemine uygun sağlıklı beslenme davranışları geliştirmek, farkındalık yaratmak ve yaşam kalitesini artırmak çok önemlidir. Anahtar Kelimeler; Klimakteriyum; Beslenme Durumu; Antropometri; Vücut Bileşimi; Beslenme Bilgi Düzeyi
Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 3. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ile yeme tutumlarının belirlenmesi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin yeme tutum ve davranışlarınıetkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu kesitsel araştırmanın evrenini; Manisa Celal Bayar Üniversitesi'ne bağlı Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 3. sınıf öğrenciler oluşturmaktadır. Bu sınıfta bulunan kız öğrencilerden 111'i gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Araştırmada yeme tutum davranışını değerlendirmek üzere EAT-26 ölçeği kullanılmıştır. Etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile veri toplama formuna ilave olarak; 24 saatlik besin tüketim kaydıöğrenciler tarafından doldurulmuştur. Elde edilen verilerin SPSS programında analizleri yapılmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre;Öğrencilerin %29.7'sinde anormal yeme tutumu saptanmıştır. Yeme tutumu normal olan öğrencilerin %68.4'ünün, yeme tutumu anormal olan öğrencilerin %31.6'nın hiç fiziksel aktivite yapmadığı saptanmıştır. Yeme tutumu normal olan öğrencilerin %66.7'sinin, yeme tutumu anormal olan öğrencilerin %33.3'ünün haftada 2-3 kez dışarıda yemek yedikleri belirlenmiştir. Fastfood yiyenlerde daha fazla anormal yeme tutumu olduğu ortaya çıkarılmıştır. Normal yeme tutumu gösteren öğrencilerin günlük almış olduğu enerjinin 1337,74 kcal ve anormal yeme tutumu gösteren öğrencilerin almış oldukları enerjinin ise 1398,61 kcal olduğu bulunmuştur. Ayrıca yeme tutumu normal olan öğrencilerin günlük karbonhidrat alımı 170,99 gr., protein alımı 57,21 gr., yağ alımı 46,93 gr. ve lif alımı 16,81 gr. aldıkları bulunmuştur. Tüm sonuçların ayrı ayrı p değerlerine bakılacak olursa yeme tutumu ve tüm sonuçlar arasında herhangi olumlu bir fark bulunamamıştır.Sonuç olarak öğrencilerin yeme tutumları cinsiyet ve dışarıda nerede yemek yedikleri ile anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Ailelerin gelir düzeyleri, BKI'nin, fiziksel aktivitenin, dışarıda ne sıklıkla yemek yedikleri, öğünlerin atlanması ve hangi öğünlerin olduğu, beslenme ile ilgili bilgilerin nerelerden edinildiğinin ve besinlerin tüketiminde nelere dikkat ettiklerinin belirlenmesi ile herhangi bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler :Yeme tutumu ve davranışı, fiziksel aktivite, EAT-26, öğrenci
Hemodiyaliz hastalarının beslenme durumlarının, vücut bileşimlerinin saptanması ve fonksiyonel testler ile ilişkilendirilmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu ve vücut bileşimini değerlendirmek ve fonksiyonel testlerle arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de özel bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-85 yıl arasında değişen 204 (85 kadın ve 119 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, üç günlük besin tüketimi (diyaliz öncesi, sırası ve sonrası) ve fiziksel aktivite kayıtları, vücut bileşimleri ve antropometrik ölçümleri alınmış, Subjektif Global Değerlendirme (SGD) uygulanmıştır. Hastaların performans ve komorbidite durumları Charlson Komorbidite İndeksi ve Karnofsky Performans Skalası kullanılarak ölçülmüştür. Çalışmanın verileri SPSS (17.0) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi, Krurskal Wallis testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 64.2±13.11 yıldır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %36.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnütrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %4.4'ü zayıf, %43.6'sı normal kilolu, %37.7'si fazla kilolu ve %24.2'si obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların üst orta kol çevresi, triceps deri kıvrım kalınlığı, el kavrama gücü, BKİ, yağ doku kütlesi, adipoz doku kütlesi ve faz açısı ölçümlerinin ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05), fazla sıvı düzeyi, yağ doku indeksi, yağsız doku kütlesi, vücut hücre kütlesi, yağsız doku indeksi (p>0.05) arasında anlamlı fark bulunmamıştır. SGD skoru ile Karnofsksy Performans Skoru, genel sağlık skoru, fiziksel ve mental sağlık skorları negatif yönde korelasyon göstermiştir. Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumu ve vücut bileşiminin yaşam kalitesi ve performans skoru ile ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibi fonksiyonel durumlarını ve yaşam kalitelerini arttırabilir. Anahtar Kelimeler; Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Vücut Bileşimi; Fonksiyonel Durum