
6
Arşivlenen Tez
6
DOI Atanmış
100%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
BCL-2 inhibitörü navitoclax ve HSP27 inhibitörü J2 moleküllerinin akciğer adenokarsinom kanseri üzerinde in vitro sinerjistik antikanser etkilerinin incelenmesi
Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (NSCLC), akciğer kanserlerinin en yaygın alt tiplerinden biri olup tedavi direnci ve apoptotik mekanizmaların baskılanması ile karakterize edilen, agresif öneme sahip bir malignitedir. Bu çalışmada, Bcl-2 inhibitörü Navitoclax ve HSP27 inhibitörü J2 moleküllerinin küçük hücreli dışı akciğer kanserinde in vitro sinerjik antikanser etkilerini araştırmak amacıyla A549 hücre hattı model sistem olarak kullanılmıştır. Hücre canlılığı MTT yöntemiyle, ilaç etkileşimleri CompuSyn ve Bliss bağımsızlık modeli ile, doz-yanıt ilişkileri ise Yanıt Yüzey Yöntemi (YYY) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca BCL2, BAX, APAF-1, CTNNB1 ve CASP9 gen ekspresyon düzeyleri RT-qPCR ile, Bax, Bcl-2 ve Casp-3 protein düzeyleri ise ELISA yöntemiyle analiz edilmiştir. Bliss analizine göre ters orantılı kombinasyonda en belirgin sinerjik etki 0,625 µM Navitoclax + 10 µM J2 dozunda saptanmış; doğru orantılı kombinasyonda ise 0,625 µM Navitoclax + 0,156 µM J2 dozunda saptanmıştır. Bulgular, kombinasyonun A549 hücrelerinde daha seçici antiproliferatif etki gösterebileceğini desteklemektedir.
1980 sonrası Türk romanında “yedi uyurlar” anlatısının metinlerarasılık bağlamında incelenmesi
Çalışmada, İslam ve Hıristiyan kültür ortamlarında ortak bir yere sahip olan Yedi Uyurlar anlatısının 1980 sonrası Türk romanındaki (Kehribar Geçidi, Baba, Oğul ve Kutsal Roman, Hüzün Yanığı) dönüşümü metinlerarasılık bağlamında yorumlanmıştır. Özellikle postmodern edebiyat anlayışıyla birlikte geleneksel anlatılar, çağdaş edebiyatta yeniden yazma yoluyla farklı anlam, biçim ve kullanım alanlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Metinlerarasılık, bu yeniden yazma sürecini anlamlı kılmada etkili bir yöntemdir; çünkü edebi metinler arasında yapı, içerik ve anlam düzeyinde kurulan ilişkileri görünür kılarak geçmiş ile günümüz arasında bir köprü oluşturmaktadır. Bu çalışmada; Nazan Bekiroğlu’nun Kehribar Geçidi, Murat Gülsoy’un Baba, Oğul ve Kutsal Roman ve Sinan Yağmur’un Hüzün Yanığı adlı romanları, Kur’an-ı Kerim’deki Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) kıssası ekseninde metinlerarası bir okumaya tabi tutulmuştur. Bu doğrultuda, söz konusu romanlarda Yedi Uyurlar anlatısının hangi biçimlerde dönüştürüldüğü, hangi temalarla ilişkilendirildiği ve ne tür anlatım stratejileriyle işlendiği analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, efsanenin her üç eserde de yeniden yazım yoluyla yeni anlamlar kazandığı; bu anlamların hem bireysel hem de toplumsal düzlemde çok katmanlı bir yorum imkânı sunduğu ortaya konmuştur. Bu yönüyle çalışma, geleneksel anlatılar ile çağdaş edebiyat arasındaki ilişkiye dair özgün bir katkı sunmayı hedeflemektedir
Menâkıbu'l-Ârifîn'e göre kadınların mevlevîlik tarikatına etkisi ve katılımı
Bu çalışma, Ahmed Eflâkî’nin XIV. yüzyılda kaleme aldığı Menâkıbu’l-Ârifîn adlı eser çerçevesinde Mevlevîlikte kadınların konumunu, tarikat hayatındaki rollerini ve Mevlevî kültürüne katkılarını incelemektedir. Araştırmanın amacı, Mevlevîliğin kuruluş ve gelişim sürecinde kadınların üstlendikleri sosyal, kültürel ve manevî rolleri ortaya koyarak tasavvuf tarihindeki yerlerini değerlendirmektir. Araştırmada, Mevlevîliğin tarihî gelişimi ve temel özellikleri ele alınmış; Menâkıbu’l-Ârifîn nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesiyle analiz edilmiş, kadınlara ilişkin veriler tematik olarak değerlendirilerek ilgili literatürle desteklenmiştir. Araştırma bulguları, kadınların Mevlevîlikte yalnızca aile bağlarıyla tarikat çevresinde bulunan kişiler olmadıklarını; sohbet ve semâ meclislerine katıldıklarını, eğitim ve irşad faaliyetlerinde görev aldıklarını, vakıf ve hayır hizmetlerini desteklediklerini ve bazı durumlarda manevî otorite konumuna ulaştıklarını göstermektedir. Gürcü Hatun, Kira Hatun, Fâtıma Hatun, Mutahhara Hatun, Şeref Hatun, Güneş Hanım, Ârife-i Hoşlika ve Kâmile Hanım bu sürecin öne çıkan temsilcileri arasında yer almaktadır. Sonuç olarak çalışma, Mevlevîliğin kadınları manevî hayatın aktif unsurları olarak kabul eden bir anlayış benimsediğini ortaya koymakta; Mevlevîlik tarihinin yalnızca erkek sûfîler üzerinden değerlendirilemeyeceğini ve kadınların tarikatın oluşumu, gelişimi ile kurumsallaşmasında önemli roller üstlendiklerini göstererek tasavvuf tarihi ve kadın araştırmaları literatürüne katkı sunmaktadır.
Split kuaterniyonlar temelinde hiperbolik spinorların incelenmesi ve lorentz dönüşümlerinin hiperbolik spinor gösterimleri
Bu tezde split kuaterniyonlar ile hiperbolik spinorlar arasındaki ilişkiler incelenmiş ve Lorentz dönüşümlerinin spinor gösterimlerindeki rolleri araştırılmıştır. Çalışmanın temel amacı, split kuaterniyon cebirine karşılık gelen hiperbolik spinor gösterimlerini elde etmek, bunlara ait matris gösterimlerini oluşturmak ve Lorentz dönüşümlerini hiperbolik spinorlar aracılığıyla ifade etmektir. Tezin ilk bölümünde araştırmanın amacı, önemi, varsayımları ve sınırlılıkları verilmiştir. İkinci bölümde reel kuaterniyonlar, spinorlar, split kuaterniyonlar ve split kuaterniyon matrisleri ile ilgili temel bilgiler sunulmuştur. Üçüncü bölümde hiperbolik sayı sistemi tanıtılmış, hiperbolik sayıların cebirsel özellikleri ele alınmış ve Lorentz dönüşümünün hiperbolik spinor temelleri incelenmiştir. Tezin özgün sonuçlarının yer aldığı dördüncü bölümde öncelikle split kuaterniyonların hiperbolik spinor gösterimleri elde edilmiştir. Bu gösterimler kullanılarak split kuaterniyonlar sınıflandırılmış ve karşılık gelen hiperbolik spinorlar incelenmiştir. Daha sonra split kuaterniyonlara karşılık gelen sol ve sağ hiperbolik spinor matrisleri tanımlanmış, temel hiperbolik spinor matrislerinin özdeğerleri hesaplanmış ve bu matrislerin cebirsel özellikleri belirlenmiştir. Ayrıca hiperbolik spinorlar cinsinden Lorentz dönüşümlerinin Weyl ve Dirac gösterimlerindeki ifadeleri elde edilmiş, üreteç matrisleri ve özellikleri incelenmiştir. Bunun yanında Weyl ve Dirac gösterimlerindeki hiperbolik 4-spinorlar arasındaki ilişkiler ortaya konulmuş ve bu gösterimler arasında dönüşüm bağıntıları elde edilmiştir. Son olarak split kuaterniyonlara karşılık gelen hiperbolik 4-spinorlar kullanılarak Lorentz dönüşümlerinin tek matrisli gösterimleri elde edilmiş ve dönüşümün hiperbolik spinorlar cinsinden daha doğrudan ifade edilebildiği gösterilmiştir. Son bölümde elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve ileride yapılabilecek çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Osmanlı Devleti'nde Erzurum vilayetinde doğal afetler (19. yüzyıl)
19. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin bir yandan idari, askeri ve bürokratik alanlarda yapısal modernleşme süreçlerini yürüttüğü diğer yandan ağır krizler ve dönüşümlerle mücadele ettiği kritik bir zaman dilimidir. İmparatorluğun doğu sınırındaki en stratejik merkezlerinden biri olan Erzurum vilayeti, bu dönemde yalnızca siyasi çalkantılarla değil, sosyo-ekonomik yapıyı derinden sarsan yıkıcı doğal afetlerle de yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu tez çalışması, XIX. yüzyılda Erzurum vilayeti ve mülhakatında meydana gelen deprem, salgın hastalık (özellikle kolera ve veba), kıtlık, yangın, sel felaketlerini bütüncül bir yaklaşımla incelemekte; bu afetlerin bölgenin demografik, ekonomik ve iktisadi yapısı üzerindeki yapısal etkilerini analiz etmektedir. Araştırmanın temel kaynağını Cumhurbaşkanlığı Osmanlı arşivi belgeleri oluşturmaktadır. Diğer taraftan nitel araştırma ve doküman analizi yöntemleriyle elde edilen bulgular, XIX. yüzyılda devletin afet yönetimi reflekslerinde belirgin bir dönüşüm yaşandığını göstermektedir. Merkezileşme ve bürokratikleşme çabalarının bir sonucu olarak, afetlere müdahale ve yardım süreçlerinin (iaşe temini, vergi muafiyetleri, yeniden inşa) önceki yüzyıllara kıyasla çok daha sistematik ve kayıtlı bir şekilde yürütüldüğü tespit edilmiştir. Özellikle kolera gibi sınır ötesi salgın hastalıklarla mücadelede modern karantina teşkilatının kurulması ve uluslararası tıp uzmanlarından destek alınması, Osmanlı devlet yapısının kriz yönetiminde bilimsel eksene kaydığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu çalışma; doğal afetlerin yalnızca anlık yıkımlar ortaya çıkaran doğa olayları olmadığını, aksine Erzurum vilayetinin tarımsal ekonomisini daraltan, büyük çaplı göç hareketlerini tetikleyerek demografiyi değiştiren ve yerel idare ile merkez arasındaki güç/koordinasyon dengesini yeniden şekillendiren temel tarihsel kırılma noktaları olduğunu savunmaktadır.
1935-1969 yılları arasındaki Erzincan milletvekilleri ve meclis faaliyetleri
Bu çalışma, 1935–1969 yılları arasında gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda Erzincan’dan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçilen milletvekillerini ve bu milletvekillerinin yasama faaliyetlerini incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, söz konusu dönemde Erzincan’ın siyasi temsil yapısını ortaya koymak, milletvekillerinin Meclis içerisindeki faaliyetlerini değerlendirmek ve yerel sorunların ulusal siyaset alanına nasıl yansıdığını analiz etmektir. Araştırmanın temel kaynaklarını Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, arşiv belgeleri, döneme ait gazete ve süreli yayınlar ile konuya ilişkin akademik çalışmalar oluşturmaktadır. Elde edilen veriler betimsel ve içerik analizi yöntemleriyle değerlendirilmiş; milletvekillerinin Meclis konuşmaları, kanun teklifleri, soru önergeleri, komisyon çalışmaları ve farklı politika alanlarına yönelik faaliyetleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda, 1935–1969 yılları arasında Erzincan’ı temsil eden milletvekillerinin siyasi faaliyetlerinin dönemin siyasal şartlarıyla doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür. 1935 seçimlerinde tek parti yönetiminin etkisi belirgin iken, 1950 sonrası çok partili hayatın başlamasıyla birlikte siyasi rekabetin arttığı ve milletvekillerinin temsil anlayışında değişimler yaşandığı tespit edilmiştir.