
166
Archived Theses
107
DOIs Assigned
64%
DOI Rate
Archived Theses
Hemşirelerin sağlıkta kalite okuryazarlığı ile sağlıkta kalite algısı arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin sağlıkta kalite okuryazarlığı düzeyleri ile sağlıkta kalite algıları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütüldü. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türdeki bu araştırma, bir eğitim ve araştırma hastanesinde görev yapan hemşirelerle yürütüldü. Araştırmanın örneklemini, dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 300 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu, Sağlıkta Kalite Okuryazarlığı Ölçeği ve Sağlık Çalışanları Kalite Algısı Ölçeği kullanılarak, araştırmacı tarafından yüz yüze toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallisve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Hemşirelerin sağlıkta kalite okuryazarlığı toplam puan ortalaması 69,14±16,24; sağlıkta kalite algısı toplam puan ortalaması ise 68,95±14,75 olarak belirlendi. Hemşirelerin sağlıkta kalite okuryazarlığı düzeylerinin eğitim durumu, aynı birimde çalışma yılı, kalite eğitimi alma ve mesleki gelişmeleri takip etme değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği; kalite algısının ise; hemşirelikte çalışma yılı, aynı birimde çalışma yılı, hemşire sayısını yeterli bulma ve servisten memnuniyet durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği saptandı.(p<0.05). Sağlıkta kalite okuryazarlığı ile kalite algısı arasında orta düzeyde, pozitif yönlüistatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlendi (p<0.01) Sonuç: Araştırma sonucunda hemşirelerin sağlıkta kalite okuryazarlığı düzeylerinin ve sağlıkta kalite algılarının orta düzeyin üzerinde olduğu belirlendi. Sağlıkta kalite okuryazarlığı düzeyi arttıkça hemşirelerin kalite algısının da arttığı saptandı. Bu doğrultuda, hemşirelerin kalite süreçlerine yönelik bilgi ve farkındalıklarını geliştirmeye yönelik sürekli eğitim programlarının düzenlenmesi, personel planlamasının güçlendirilmesi ve çalışma koşullarına ilişkin kurumsal iyileştirmelerin yapılması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş; 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.
Hipertansiyon hastalığı olan bireylerde kan basıncı farkındalığı, içgörü durumu ve akılcı ilaç kullanımın incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, hipertansiyon hastalığı olan bireylerde kan basıncı farkındalığı ve içgörü düzeylerinin akılcı ilaç kullanımı üzerindeki etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türde planlanan bu araştırmanın evrenini, bir hastanenin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatarak tedavi gören hipertansiyon hastaları oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise dahil edilme kriterlerini karşılayan (18 yaş ve üzeri olan, en az 6 aydır hipertansiyon tanısı bulunan, sözel iletişim engeli olmayan, bilişsel problemi bulunmayan, tanılanmış psikiyatrik hastalığı olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden) toplam 206 hipertansiyon hastası oluşturdu. Araştırma verileri Hasta Tanıtım Formu, Kan Basıncı Farkındalığı ve İçgörü Ölçeği (KFİÖ) ile Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği (AİKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Veriler IBM SPSS 27 paket programı kullanılarak tanımlayıcı ve çıkarımsal istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: Araştırmada hastaların KFİÖ puan ortalaması 6.49±1.63, AİKÖ puan ortalaması ise 64.54±8.93 olarak belirlenmiştir. KFİÖ düzeyi; çalışma durumu, meslek, ek hastalık varlığı, hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanma, kullanılan hipertansiyon ilacı sayısı ve evde kan basıncı ölçüm sıklığına göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). AİKÖ puanlarının ise çalışan, eğitim düzeyi yüksek, hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanan, düzenli kan basıncı ölçümü yapan, doktor kontrolüne düzenli giden, hastalığa ve ilaç tedavisine yönelik eğitim alan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). KFİÖ ile AİKÖ arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu ve KFİÖ’nün AİKÖ’deki değişimin %4.2’sini açıkladığı belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada hipertansiyon hastalarının kan basıncı farkındalığı-içgörü ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu; ancak kan basıncı farkındalığı-içgörü düzeyi arttıkça akılcı ilaç kullanımının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, hipertansiyon hastalarında kan basıncı farkındalığı ve içgörü düzeyini doğru ilaç kullanımı davranışıyla ilişkilendiren eğitim ve danışmanlık girişimlerinin planlanması önerilmektedir.
Tip 2 diyabet hastalığı olan bireylerin hastalığa yönelik farkındalık ve kabul durumu ile psikolojik insülin direncinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Tip 2 diyabet hastalığı olan bireylerin hastalığa yönelik farkındalık ve kabul durumu ile psikolojik insülin direncinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türdeki bu araştırmanın evrenini Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahili ve cerrahi kliniklerinde Ekim 2024 –Mart 2025tarihleri arasında yatarak tedavi gören Tip 2 diyabet tanılı hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise belirtilen tarih aralığında, araştırma amacı doğrultusunda belirlenen dahil edilme kriterine uygun 210 tip 2 diyabet tanılı hastalar oluşturmaktadır. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Diyabetli Hastalarda Psikolojik İnsülin Direnci (PİD) Ölçeği, Diyabet Farkındalık ve Kabul Ölçeği (DFKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmada katılımcıların DFKÖ puan ortalaması 70.72±22.61, PİD ölçeği puan ortalaması ise 35.84±12.00 olarak belirlendi. Eğitim düzeyi yüksek, çalışan, gelir durumu iyi olan, diyete uyum sağlayan, ilaçlarını düzenli kullanan, düzenli kontrole giden, diyabet eğitimi alan ve egzersiz yapan bireylerin diyabet farkındalık ve kabul düzeyleri ile psikolojik insülin direnci puanlarının daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Ayrıca yaş ile DFKÖ ve PİD Ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunurken (p<0.05) bu iki ölçek arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç: Araştırmamızda Tip 2 diyabet hastalarının diyabet farkındalık ve kabul düzeyleri ile psikolojik insülin direncinin orta düzeyin üzerinde olduğu saptandı. Diyabet hastalarında farkındalık ve kabul düzeyi arttıkça psikolojik insülin direncinin de arttığı sonucuna ulaşıldı.
Bozulmuş yeme tutum ölçeği (BYTÖ) kısa formunun Türkçe'ye uyarlanması ve BYTÖ ile yeme tutum testi (YTT-26), yeme bozukluğu değerlendirme ölçeği (EDE-Q-13) ve duygusal yeme ölçeği arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma, Bozulmuş Yeme Tutum Ölçeği (BYTÖ) Kısa Formunun Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi ve BYTÖ ile Yeme Tutum Testi (YTT-26), Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (EDE-Q-13) ve Duygusal Yeme Ölçeği arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma metodolojik ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırma iki aşamada yürütülmüş olup ilk aşamada BYTÖ Kısa Formunun geçerlik ve güvenirlik analizleri 248 yetişkin birey ile yapılmış, ikinci aşamada çalışma 309 yetişkin birey ile tamamlanmıştır. Veriler; Tanımlayıcı Bilgi Formu, BYTÖ Kısa Formu, YTT-26, EDE-Q-13 ve Duygusal Yeme Ölçeği kullanılarak toplanmış ve ölçeğin geçerlik-güvenirlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 30.76±9.53 yıl olup %78.3’ü kadındır. BYTÖ Kısa Formunun tek faktörlü yapıyı koruduğu ve Cronbach α katsayısının 0.826 olduğu saptanmıştır. Ayrıca BYTÖ puanları ile YTT-26, EDE-Q-13 ve Duygusal Yeme Ölçeği puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: BYTÖ Kısa Formunun Türkçe versiyonunun yetişkin bireylerde bozulmuş yeme tutumunu değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, bozulmuş yeme tutumunun duygusal yeme davranışları ve yeme bozukluğu belirtileriyle güçlü, anlamlı ve birbirini destekleyen bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymuştur.
Spor Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında presenteizm ve örgütsel bağlılığın örgütsel sessizlik üzerine etkileri
Giriş ve Amaç: Spor hizmetlerinin etkili ve verimli olarak sağlanmasının ön koşullarından biride görev yapan personellerin çalışma koşulları ve buna bağlı olarak örgüte karşı bir takım tutumlarıdır. Presenteizm hastalık halinde dahi çalışmanın karşılığı iken örgütsel bağlılık çeşitli alt boyutlarda ele alınan ve çalışılan kuruma karşı bir takım bağlılık durumlarına karşılık gelmektedir. Bunların yanında örgütsel sessizlik ise çeşitli sebeplerden dolayı çalışanların kurum içinde sessiz kalmaları olarak ifade edilmektedir. Presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik çalışan verimliliği dolayısıyla iş verimliliğini etkileyen durumlar arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Spor Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı çalışanlarının presenteizm ve örgütsel bağlılık düzeylerinin örgütsel sessizlikleri üzerine etkisini belirlemektir. Materyal ve Metod: Araştırma Spor Genel Müdürlüğü Merkez Teşkilatında görev yapan 162 kadın ve 240 erkek olmak üzere toplam 402 kişi oluşturmaktadır. Çalışanların demografik özellikleri, presenteizm düzeyleri, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik durumları tespit edildi. Elde edilen veriler SPSS 22.0 for Windows istatistik paket analiz edildi. Veri setinin normal dağılmadığı tespit edildi. Bu nedenle ölçek puanlarının demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemeye yönelik Kruskall-Wallis H ve ile Mann-Whitney U testleri uygulandı. Ölçekler arasındaki ilişki ise Bivariate Spearman korelasyon testi ile değerlendirildi. Bulgular: Yaş, medeni hal, eğitim seviyesi, unvan ve hizmet içi eğitim alma durumlarına göre presenteizm düzeyleri arasında, cinsiyet ve hizmet içi eğitime katılma durumlarına göre yalnızca normatif bağlılık düzeyleri arasında, yaşlarına ve eğitim seviyelerine göre devam ve normatif bağlılık düzeyleri arasında, unvanlarına göre ise normatif ve genel örgütsel bağlılık düzeyleri arasında, cinsiyetlerine göre örgüt yararına sessizlik düzeyleri arasında, medeni halleri ve bu kurumda çalışma sürelerine göre örgüt yararına sessizlik düzeyleri arasında, unvanlarına göre ise kabul edilen, örgüt yararına ve genel örgütsel sessizlik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu görüldü. Ayrıca presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişkiler olduğu bulundu. Sonuç: Spor Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı çalışanlarının presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik düzeylerinin kişisel faktörlere göre farklılık gösterdiği, ayrıca presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik düzeyleri arasında pozitif ilişkiler olduğu sonuçlarına ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Spor Yönetimi, Presenteizm, Örgütsel Bağlılık, Örgütsel Sessizlik
Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2012-2016 yılları arasında bruselloz görülme sıklığının, coğrafi özellikler, yaş, cinsiyet ve hayvanla direkt temasın da göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi
ÖZET Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2012-2016 Yılları Arasında Bruselloz Görülme Sıklığının, Coğrafi Özellikler, Yaş, Cinsiyet ve Hayvanla Direkt Temasın da Göz Önünde Bulundurularak Değerlendirilmesi Giriş ve Amaç Brucella genusu mikroorganizmalar tarafından oluşturulan ve zoonoz bir hastalık olan Bruselloz, insan ve hayvanlarda enfeksiyözdür. Hayvanlarla kontak halinde olan kişiler, veteriner hekimler, laboratuvar çalışanları, veteriner sağlık teknisyenleri, kasaplar, hayvan yetiştiricileri, süt ürünleri tesisi çalışanları, gibi yüksek riskli meslek grupları ile işlem görmemiş süt ve süt ürünlerini tüketenlerde daha sıklıkla görülür. Veteriner Hekim ve veteriner sağlık teknisyenlerinde bulaşma daha çok enfekte sekresyon ve mesleki temas nedeniyle görülürken bununla birlikte delici kesici aletlere bağlı yaralanmalara da rastlanılmaktadır. Brucella aşısının istemsiz inokulasyonu ile oluşan mesleki olgular da bildirilmiştir. Mesleki olmayan brusellozda en önemli bulaş yolu ısıl işlem görmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketimidir. Bu çalışmamızda; Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2012-2016 yılları arasında bruselloz görülme sıklığı tespit edilerek, vakaların coğrafi dağılım, yaş, cinsiyet ve hayvanla direkt teması ilişkilendirilmiş, bölgede örnek çalışması bulunmayan konunun literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Materyal ve metot Araştırmanın kapsamını Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2012-2016 yılları arasında tespit edilen bruselloz vakaları oluşturmaktadır. Araştırma bu tarihler arasında Retrospektif olarak Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi mikrobiyoloji laboratuvarına gelen 31727 örneğin bilgi otomasyon sisteminden analiz sonuçlarının taranması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Laboratuvar bilgi sistemi üzerinden, Rose Bengal, Serum Aglütinasyon ve İmmun Capture test sonuçları, hastaların ikamet ettikleri bölge, başvuru zamanı, yaşı, cinsiyeti ve hayvanla direkt temasının olup olmadığı (Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Hayvancılık Bilgi Sistemi üzerinden hayvansal işletme sahibi olup olmadığının araştırılması suretiyle) değerlendirilerek yorumlanmıştır. Bulgular Literatürde ilkbaharda olguların arttığı bildirilmektedir. Erzincan'da ise bu artışın kış mevsiminde olduğu tespit edilmiştir. Kasım ve Aralık aylarında sığırlarda düşüklerin artması, bu hayvanların Eylül ayına kadar sağılması ve buradan elde edilen süt ürünlerinin tüketimi sebebiyle Erzincan ilinde kış mevsiminde vakaların arttığı tahmin edilmektedir. Bölgemizdeki bruselloz vakalarında hayvancılıkla uğraşanların diğer pozitif vakalara oranı, toplumda hayvancılıkla uğraşanların diğer kişilere oranına benzer bulundu. Sonuç Sonuç olarak bölgemizde etiyolojide ısıl işlem görmemiş süt ve süt ürünlerinin kullanımı ön plana çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bruselloz, Retrospektif, Risk, Sıklık
Bruselloz hastalarında asimetrik dimetilarginin (ADMA) düzeyinin araştırılması
ÖZET Bruselloz Hastalarında Asimetrik Dimetilarginin (ADMA) Düzeyinin Araştırılması Giriş ve Amaç : Asimetrik dimetilarginin (ADMA), nitrik oksit sentazın (NOS) ana endojen inhibitörüdür. NOS, konak savunmasında ve vasküler yapının sürdürülmesinde önemli rol oynamaktadır. Yüksek ADMA düzeylerinin endotel disfonksiyonu ile ilişkili olduğu ve çeşitli hastalıklarda rol aldığı gösterilmiştir. Brucella spp.'nin neden olduğu zoonoz bir hastalık olan bruselloz, vaskülopati olarak kendini gösterebilmektedir. Ancak Bruselloz ile ADMA arasındaki ilişki ile ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Çalışmamızın amacı bruselloz hastalarında ve sağlıklı kontrol grubunda ADMA düzeyinin araştırılmasıdır. Materyal ve Metot : Çalışmamıza 40 bruselloz hastası ve 40 sağlıklı gönüllü alındı. Bruselloz hastalarında ve sağlıklı gönüllüde serum ADMA düzeyleri İnsan ADMA ELISA kiti (Cusabio, Wuhan, China) ile üretici firma önerileri doğrultusunda araştırıldı. Katılımcıların fiziki muayeneleri yapılarak, cinsiyet, yaş ve ikamet adreslerini içeren demografik karakteristikleri ve laboratuvar test sonuçları kayıt altına alındı. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 19 istatistik paket programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi (p< 0.05) ve (p< 0.01) olarak kabul edildi. Bulgular : Çalışmamıza bruselloz grubu ve sağlıklı kontrol olarak dahil edilen 40 olgunun 18'i (%45) erkek, 22'si (%55) kadın olup, yaş ortalamaları bruselloz grubunda 49,2±17,3, kontrol grubunda ise 39,0±7,9 yıldır. Serum ADMA konsantrasyonları bruselloz ve kontrol grubunda sırasıyla; 262.6±139.59 ng/ml ve 196.52±85.25 ng/ml olarak saptanmıştır. Bruselloz grubunda, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p=0.013). Sonuç : Son yıllarda yüksek ADMA seviyeleri, kardiyovasküler sistem hastalıkları, diabetes mellitus, multiple organ yetmezlikleri, kronik böbrek yetmezliği gibi pek çok hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Çalışmamızda, Mengeloğlu ve arkadaşlarının çalışmalarına benzer şekilde brusellozlu hasta grubunda kontrol grubuna göre ADMA düzeyi yüksek bulunmuştur. ADMA düzeylerindeki bu yüksekliğin, brusellozun vaskülitteki rolü konusunda yeni yorumlar yapılmasına olanak sağlayacağı ve yeni tedavi yöntemlerinin gündeme gelebileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Asimetrik Dimetilarjinin (ADMA), Bruselloz, ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay)
Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesine 2012-2016 yılları arasında ishal şikayeti ile başvuran 0-5 yaş arası çocuklarda rotavirüs ve adenovirüs sıklığının coğrafi özellikler ve enfeksiyon zamanı da göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi
ÖZET Giriş ve Amaç Gastroenteritler dünya genelinde beş yaş altı çocuklarda özellikle yenidoğanlarda mortalite ve morbiditenin en önemli nedenlerindendir. Rotavirüsler, küçük çocuklarda görülen akut gastroenteritin en önemli sebebidir. Rotavirus enfeksiyonu nedeniyle dünyada her yıl yaklaşık 611 000 ölüm görülmektedir. Kuzey yarıkürede yer alan Orta Avrupa ve ülkemizde rotavirüs enfeksiyonunun daha sık olarak Aralık, Ocak, Şubat ve Mart gibi aylarda olduğu saptanmıştır. Güney yarıkürede ise yağışlı ve soğuk mevsimler olan Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında Rotavirus enfeksiyonunun sık olduğu tespit edilmiştir. Adenovirüslerin, infantil gastroenteritte ikinci en yaygın etken oldukları bildirilmiştir. Adenovirüslerin okul öncesi çocuklarda ve yenidoğanda görülen gastroenterit olgularının %5-15'inden sorumlu olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Adenovirüsün görülme sıklığı ile mevsimler arasında ilişki bulunmamakta ve diyare yılın her döneminde görülebilmektedir. Bu çalışmada Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesine 2012-2016 yılları arasında ishal (diyare) şikayeti ile başvuran 0-5 yaş arası çocuklarda rotavirüs ve adenovirüs sıklığının, coğrafi özellikler ve enfeksiyon zamanı da göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi yapılarak ortaya çıkacak verilerin literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot Çalışmada Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesine Ocak 2012-Aralık 2016 tarihleri arasında akut diyare şikayetiyle başvuran 0-5 yaş arası çocuk hastaların dışkı örneklerinde rotavirus ve adenovirus antijenlerinin pozitifliği retrospektif olarak incelendi. Mükerrer örnekler çalışma dışı bırakıldı. Hastaların dışkı örneklerinde rotavirus ve adenovirus antijenleri immünokromatografik yöntem ile (RDS Rotavirus test kiti (Türkiye), Ecotest Adenovirus Rapid Test Device (AssureTech, Zhejiang, China) üretici firmaların önerileri doğrultusunda araştırıldı. Rotavirus ve adenovirus gastroenteritinin görüldüğü yıllar, aylar, mevsimler, yaş grupları, cinsiyet ve coğrafi özelliklere göre dağılımı değerlendirildi. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 17.0 (IBM Corporation, Armonk, NY, USA) paket programında yapıldı. Bulgular Rotavirüs taraması yapılan 3700 gözlemin 537'sinde (%14.5) rotavirüs, adenovirüs taraması yapılan 3372 gözlemin 208'inde (%6.2) adenovirüs tespit edilmiştir. Sonuç Sonuç olarak rotavirus ve adenovirus gastroenteritlerinin, görüldüğü yıllar, aylar, mevsimler, yaş grupları, cinsiyet ve coğrafi özelliklere göre dağılımının değerlendirildiği çalışmamızda literatürle uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adenovirüs, Çocuk, Diyare, Rotavirüs
Serviks dokularında HPV pozitifliği ve osteopontin düzeyi arasındaki ilişkinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Serviks kanseri kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir. HPV, papillomaviridae ailesine ait ikozahedral simetrili, çift sarmallı DNAvirüsüdür. HPV, servikal kanserin major etiyolojik ajanıdır. Ekstrasellüler matriks molekülü olan OPN, sitokin benzeri, sialik asitten zengin bir fosfoglikoproteindir. Çeşitli malignitelerde OPN'nin yüksek oranda salındığı bildirilmektedir. Çalışmamızda, HPV pozitif ve HPV negatif serviks dokularında OPN düzeyinin araştırılması, prognostik bir biyobelirteç olarak tanıda klinik öneminin değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Haziran 2015-Nisan 2017 tarihleri arasında Erzincan Üniversitesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran ve serviks kanseri taramasına katılan 82 kişi çalışmaya alındı. Servikovajinal swablar, standart işlem prosedürüne göre toplandı. Geleneksel Pap sitolojisi için bir slayt hazırlanarak, standart protokollere göre boyandı ve sonuçlar 2004 Bethesda Sınıflandırma sistemine göre derecelendirildi. Digene konik fırça örnekleyicisi ile serviksten örnek alındı. Tüm servikal örnekler, 13 yüksek riskli HPV genotipinin (HPV-16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59 ve 68) varlığı veya yokluğu açısından digene® HC2 High-Risk HPV DNA Testi (Qiagen, Gaithersburg, MD, ABD) ile üretici firma önerileri doğrultusunda analiz edildi. HPV pozitif olan kadınlara kolposkopi, endoservikal kürtaj ve servikal biyopsi yapıldı. HPV pozitif 41 hasta ile benign jinekolojik nedenlerle ameliyat edilen HPV negatif 41 hastaya (kontrol grubu) ait doku örneği histopatolojik olarak incelendi ve doku OPN düzeyleri ELISA kiti (Hangzhou Eastbiopharm Co., Ltd, Çin) ile üretici firma önerileri doğrultusunda araştırıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 19 programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamıza 41 hasta ve 41 sağlıklı kontrol olmak üzere 82 kişinin yaş ortalamaları 46.76 ± 10.1 bulunurken, hasta grubunda 43.88±9.2, kontrol grubunda ise 49.63±10.3 yıl olarak bulundu. OPN değerleri hasta ve kontrol grubunda sırasıyla; 31.55±7.11 ve 28.81±5.44 olarak saptandı. HPV pozitif servikal dokularda OPN düzeyleri, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,048). OPN düzeyi ile yaş, doğum şekli, hastalık öyküsü, operasyon yöntemi, HPV tipi, preoperatif ve postoperatif patoloji, gravida ve parite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Çalışan kişiler, ev hanımlarıyla kıyaslandığında hasta ve kontrol gruplarında OPN değeri istatistiksel olarak farklı bulundu (p=0.029).Üç ve üzeri doğumla sonlanan gebeliğe sahip hasta grubunda OPN değerleri, kontrol grubuna göre daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,025). HPV pozitif 41 hastanın 5'inde (%12.2) CIN saptandı. Sonuç: Çalışmamızda HPV pozitif 41 hastadan sadece 5'inde CIN saptanması çalışmamızın kısıtlayıcı yanını oluşturmaktadır. Osteopontin düzeyi, HPV pozitif hastalarda yüksek bulunmasına rağmen, daha geniş sayıda CIN olguları üzerinde yapılacak olan çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: ELISA, İnsan Papilloma Virüsü (HPV), Osteopontin, Serviks Kanseri