
317
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Postpartum depresyonun önlenmesinde watson modeline dayalı psikoeğitim müdahalesinin etkisi
Başlık: Postpartum depresyonun önlenmesinde Watson modeline dayalı psikoeğitim müdahalesinin etkisi Amaç: Bu çalışma, postpartum depresyon (PPD)'nun önlenmesinde gebelere uygulanan Watson modeline temellendirilmiş psikoeğitim müdahalesinin etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Ayrıca, bu çalışma kapsamında psikoeğitim müdahalesinin PPD ile ilişkili olarak, kadınların sosyal destek algılarına etkisi de değerlendirilecektir. Yöntem: Çalışma randomize ön test-son test kontrol gruplu müdahale araştırmasıdır. Ekim 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında Eskişehir İli Vadişehir Aile Sağlığı Merkezi (ASM)'nde yapılmıştır. Örneklemini 20-32 haftada gebeliği olan 91 kadın (müdahale:45, kontrol:46) oluşturmuştur. Kadınların tamamına ASM'de rutin bakım uygulanırken, müdahale grubuna ek olarak Watson İnsan Bakım Modeli (WİBM)'ne dayalı psikoeğitim müdahalesi uygulanmıştır. Veriler; 'Kişisel Bilgi Formu, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Watson İyileştirme Süreçlerine Göre Hasta Memnuniyeti Değerlendirme Formu' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, ki kare, bağımlı ve bağımsız gruplarda t ve Levene testleri, kolerasyon ve çok boyutlu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Psikoeğitim sonrası müdahale grubundakilerin toplam EPDÖ puanı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük, ÇBASDÖ toplam puanı ve arkadaş alt boyutu puanı daha yüksektir (p<0.05). Regresyon analizi sonuçlarına göre, ÇBASDÖ alt boyutlarından arkadaş ve aile desteği her iki gruptada anlamlı düzeyde azalma sağlamakla birlikte müdahale grubunda kontrol grubundakilere göre PPD düzeyini daha fazla azalttığı saptanmıştır (ß=-0,612, ß=-0,315). Özel bir insan desteğinin ise müdahale grubunda PPD düzeyini düşürürken, kontrol grubunda anlamlı bir fark oluşturmadığı bulunmuştur (ß=-0,344, ß=-0,235). Sonuç: WİBM'ne dayalı psikoeğitim müdahalesi kadınların PPD riskini azaltırken sosyal destek düzeyini arttırmıştır. Doğum sonu ebelik bakımında psikoeğitim müdahalesini içeren yaklaşımların kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Postpartum depresyon, Watson modeli, psikoeğitim, destek
Kadınlarda alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlığı değerlendirmede ölçüm aracı geliştirme ve kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmanın birinci amacı, kadınlarda alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlığın belirlenmesine yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirilmesi, ikinci amacı kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, bir eğitim ve araştırma hastanesinde 11.01.2023-01.09.2023 tarihleri arasında 1247 kadın katılımcı ile metodolojik ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Ölçeğin geliştirilme aşamasında kapsam geçerliği, AFA, DFA, madde ayırt edicilik ve güvenirlik analizleri kullanılarak psikometrik testleri yapılmıştır. Geliştirilen ölçekle kadınların davranışsal yatkınlık düzeyi yüz yüze görüşme tekniğiyle veri toplanarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, analizler ve parametrik testler NVIVO, SPSS 23.0 ve AMOS 24.0 programları kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin AFA sonucuna göre, ölçekte toplam varyansın %65,16'sını açıklayan ve faktör yükleri 0,609-0,894 arasında değişen beş alt boyutlu bir yapı elde edilmiştir. Araştırmanın DFA sonucunda modelin verilerinin kabul edilebilir uyum iyiliği değerleri içerisinde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin güvenirliğine ilişkin; Cronbach Alpha katsayısı toplam ölçek için 0,983, alt boyutları için sırasıyla 0,943-0,946-0,939-0,919-0,875 bulunmuştur. Kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyi puan ortalaması 3,74 ± 0,77'dir. Kadınların alt alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyini yaş, öğrenim düzeyi, ekonomik durum, çalışma durumu ve üriner sistem/genital hastalık geçirmiş olma faktörleri etkilemektedir (her biri için; p<0,05). Sonuç: Çalışmada geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olan beş alt boyut ve 35 maddeden oluşan Kadınlarda Alt Üriner Sistem Enfeksiyonuna Davranışsal Yatkınlığı Değerlendirme Ölçeği geliştirilmiştir. Kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlığı düşük düzeydedir.
Emzirmeyi destekleyici mobil uygulamanın geliştirilmesi: Uygulamanın primiparlarda emzirme özyeterliliği ve sonuçlarına etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmada Emzirme Özyeterlilik Kuramı'na temellendirilmiş emzirmeyi destekleyici mobil uygulamanın geliştirilmesi ve bu uygulamanın primiparların emzirme özyeterliliği ve sonuçları üzerindeki etkisinin belirlenmesi planlanmıştır. Yöntem: Araştırma emzirmeyi destekleyici mobil uygulamanın geliştirilmesi ve ön test-son test randomize kontrollü tasarım olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Eylül 2022-Ağustos 2023 tarihleri arasında; Eskişehir ilinde 4 aile sağlığı merkezinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini gebeliğinin 3. trimesterinde olan 86 primipar (Müdahale: 44, Kontrol: 42) oluşturmuştur. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Emzirme Özyeterliliği Ölçeği-Kısa Formu, Emzirme İzlem Formu ve Mobil Uygulamadan Memnuniyeti Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Müdahale grubundakilerin 2. izlem ve 3. izlem emzirme özyeterliliği puanlarının kontrol grubundakilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla t= 2,715; p= 0,008 ve Z= -3,338; p= 0,001). Müdahale grubundakilerin 2. ve 3. izlem emzirme özyeterliliği puanlarının 1. izleme göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (χ2= 31,710; p<0,001). Kontrol grubundakilerin 3. izlem emzirme özyeterliliği puanının 1. izlem puanından anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (F= 4,093; p= 0,020). Müdahale ve kontrol grubunun emzirme özyeterliliği puanları arasında sırasıyla 2. ve 3. izlem puanları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (t= 2,715; p= 0.008, Z= -3.338; p= 0.0011). Postpartum 6. ayda emzirmeyi sürdürme ve tek başına anne sütü verme açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (sırasıyla ꭓ2= 12,213; p< 0,001 ve ꭓ2= 14,633; p= 0,001). Sonuç: Emzirmeyi destekleyici mobil uygulama; emzirme özyeterliliğinin arttırılmasında, emzirmenin erken başlatılmasında, özellikle postpartum 6. ayda tek başına anne sütü verme ve emzirmenin sürdürülme oranlarını arttırma ile emzirme sorunu yaşama oranlarının azaltılmasında etkili bir araçtır. Anahtar kelimeler: Emzirme, Destek, mSağlık, Mobil uygulama
Ebelik öğrencilerine yönelik vajinal makat doğum yönetimi eğitsel mobil oyun tasarımı ve değerlendirmesi
Amaç: Bu araştırmada, ebelik öğrencilerine yönelik vajinal makat doğum yönetimi (VMDY) eğitsel mobil oyun geliştirilmesi ve oyun destekli öğretimin öğrenme üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi planlanmıştır. Yöntem: Prospektif, ön test-son test tasarımlı, randomize kontrollü yarı deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilen araştırmanın hazırlık aşamasında ebelere yönelik VMDY eğitsel mobil oyunu geliştirilmiştir. Uygulama aşaması, Şubat- Aralık 2022 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü 3. sınıfta öğrenim gören 79 öğrenci (oyun grubu=39, kontrol grubu=40) ile yürütülmüştür. Oyun grubundaki öğrencilere eğitsel mobil oyun ile, kontrol grubundaki öğrencilere ise geleneksel öğretim yöntemi ile VMDY eğitimi verilmiştir. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Formu, VMDY Bilgi Testi, Ders Etkinliğini Değerlendirme Formu, Derse İlişkin Genel Memnuniyet Düzeyi Testi ve Vajinal Makat Doğum Yönetimi Mobil Oyunu Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayısal yöntemler ve istatistiksel testler kullanılmıştır. Bulgular: Oyun grubundaki öğrencilerin VMDY bilgi testi 0. gün puan ortancasının, kontrol grubundakilere göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ancak, oyun ve kontrol grupları arasında VMDY bilgi testi 14. gün ve VMDY bilgi testi yedinci ay verilerinin puan ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmamış olup (p>0,05), zamanla birlikte her iki gruptaki katılımcıların puanlarında düşüş olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda geliştirilen eğitsel mobil oyunun öğrencilerin VMDY bilgi düzeyini artırdığı, ancak uzun vadeli bilginin kalıcılığında etkili olmadığı belirlenmiştir. VMDY öğretimi için geliştirilen eğitsel mobil oyunun, geleneksel öğretim yöntemine entegre edilerek pekiştirici bir yöntem olarak kullanılması önerilmektedir.
Ebelikte afet ve acil durumlarda hazırbulunuşluk eğitim modeli ve değerlendirme ölçeğinin geliştirilmesi
Amaç:Ebelikte afet ve acil durumlarda hazırbulunuşluk eğitim modeli ve bu eğitim modelinden bağımsız olarak geliştirilmiş ölçeğin etkililiğini değerlendirme amaçlanmıştır. Yöntem:Araştırma T.C. Sağlık Bakanlığı Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde 15 Nisan 2022 – 30 Kasım 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Karma yöntem kulanılan bu araştırmadatoplam 1025katılımcı yer almıştır.SPSS programı ile Nicel verilerin betimsel analizleri, Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), Roc Curve testi, cronbach's alpha,AMOS programı ile Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA),MAXQDA programı ile nitel veriler analizi edilmiştir. Eğitim modeli geliştirilirken uzman görüşlerialınmış,konu merkezli tasarım yaklaşımı benimsenmiştir. Eğitim modeli etkililiğini belirlemek üzere yarı deneysel tasarım ile deney grubuna eğitim verilmiş, öncesi ve sonrasında başarı testleri ve geliştirdiğimiz ölçek uygulanmıştır. Sonuçlar arasındaki fark eşleştirilmiş t testi ile incelenmiştir. Bulgular: Ölçek geliştirme aşamasında,AFA ve DFA analizleri sonrası dört faktörlü ve 20 madden oluşan ölçek geliştirilmiştir.Ölçeğin uyum iyilik değerleri kabul edilebilir değerlerdedir; X2/df=1.92, p<.001, CFI=.915, TLI=.900, SRMR=.700, RMSEA= .069. Ölçeğin güvenilirlik katsayıları tüm boyutlarda ve genelde α ≥ .74 bulunmuştur. Ölçek, ROC Curve analizi sonucunda65 puanının duyarlılıkta ve özgüllükte ayrım sağladığı bulunmuştur.Eğitim modeli uygulama öncesi ve sonrası gerçekleştirilen, başarı testi ve ölçek puanları arasındaki farkincelendiğinde son test puanları öntest puanlarından anlamlı olarak yüksektir; sırasıyla t(37)=24.3, p<.001 , d=5.69 ve , t(37)=5.39, p<.001 d=0.79. Sonuç:Ebelikte Afet ve Acil Durumlarda Hazırbulunuşluk Ölçeği geçerli ve güvenilirdir.Geliştirilen eğitim modeli etkilidir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, afet ve acil durum,eğitim modeli, hazırbulunuşluk, ölçek
Epizyotomi onarımı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmesinin ağrı, anksiyete ve memuniyete etkisi
Amaç: Çalışma epizyotomi onarımı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmesinin ağrı, anksiyete ve memnuniyete etkisini belirlemek için amaçlandı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel olarak yürütülen çalışmanın verileri, Haziran- Aralık 2022 tarihleri arasında Konya ilinde bulunan bir kamu hastanesinin doğumhanesinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini hastaneye doğum yapmak için başvuran tüm primipar gebeler oluşturdu. Araştırma örneklemi belirtilen tarihler arasında çalışmaya katılmayı kabul eden 88 (44 müdahale, 44 kontrol) gebeden oluştu. Toplam 82 katılımcı ile çalışma sonlandırıldı. Araştırma verileri; araştırmacı tarafından hazırlanan bilgi formu, doğum eylemi izlem formu, durumluk anksiyete ölçeği, visual anolog skala-ağrı, memnuniyet durumunu değerlendirme skalası ve formu ile toplandı. Araştırma bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, ki-kare, pearson korelasyon ve lojistik regresyon testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Kontrol ve müdahale grubundaki kadınların epizyotomi öncesi ve sonrası visual anolog skala-ağrı ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Müdahale grubundaki kadınların durumluluk anksiyete puan ortalaması sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması sonrası azaldı. Sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilen kadınların memnuniyet visual anolog skala puanlarının yüksek olduğu tespit edildi. Müdahale grubundaki kadınların %92,7'si sanal gerçeklik gözlüğü'nün ağrısını azaltmada etkili olduğunu, kadınların tamamının daha sonraki doğumlarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanılmak istediği ve başka gebelere tavsiye edeceği belirlendi. Sonuç: Epizyotomi onarımı sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmesinin kadınların ağrı ve anksiyete düzeyini azaltmada etkili olduğu, sanal gerçeklik gözlüğü ile video izlemekten memnun oldukları belirlendi. Anahtar Kelimeler: Sanal Gerçeklik, Ağrı, Anksiyete, Hasta Memnuniyeti
Travayda eş masajının ağrı, kaygı ve doğum sürecine etkisi
Amaç: Araştırmada, travayda eş masajının ağrı, kaygı ve doğum sürecine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Konya ilinde Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 01.08.2022-01.08.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri eş masajı grubu, ebe masajı grubu, kontrol grubu olmak üzere üç gruptan farklı üç zaman diliminde (uygulama öncesi servikal dilatasyon 4 cm, uygulaması sonrası servikal dilatasyon 5-6 cm ve 8-9 cm iken) toplandı. Her grup için 45 gebe olmak üzere toplamda 135 kadın ile çalışma verileri tamamlandı. Kontrol grubu dışında uygulama gruplarındaki gebelere dilatasyon 5-6 cm ve 8-9 cm iken sırt ve sakral masaj uygulaması gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Gebe Tanıtım Formu, Doğum Eylemi İzlem Formu, Partograf, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Masaj Uygulamasından Memnuniyeti Değerlendirme Skalası ve Formu, Travay Sürecinden Memnuniyeti Değerlendirme Skalası ve Formu kullanılarak toplandı. Araştırmanın istatistiksel analizleri SPSS 25 kullanılarak yapıldı. Betimsel istatistikler, ANOVA ve eta kare testleri gerçekleştirildi. Bulgular: Katılımcıların sosyodemografik bilgileri acısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Üç grubun istatistiksel olarak birbirinden farklı (F=201,31; p<0,001) ağrı puan ortalamalarının olduğu, en yüksek ağrı puanının kontrol grubunda ve en düşük ağrı skorun ise eş masaj grubunda olduğu tespit edildi. Üç grubunda istatistiksel olarak birbirinden farklı durumluk kaygı puanlarının olduğu (F=706,70, p<,001), en yüksek durumluk kaygı puanının kontrol grubunda ve en düşük skorun ise eş masaj grubunda olduğu belirlendi. Kontrol grubundaki katılımcıların aktif faz süresinin eş masaj grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptandı. Sonuç: Doğum eylemi sürecinde eş tarafından anne adayına uygulanan masaj ağrı ve kaygı düzeyini azaltmada etkilidir.
Non-Stress Test (NST) sırasında ayak masajının fetal parametreler, anne memnuniyeti ve kaygı düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Non-Stress Test (NST) Sırasında Ayak Masajının Fetal Parametreler, Anne Memnuniyeti ve Kaygı Düzeyine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma Amaç: Çalışma, non-stress test (NST) sırasında uygulanan ayak masajının kaygı düzeyi, fetal parametreler ve anne memnuniyeti üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu randomize kontrollü çalışma, Eylül 2025 ile Nisan 2026 tarihleri arasında Malatya ilindeki Battalgazi Devlet Hastanesi'nin NST ünitesinde yürütülmüştür. Gebelik haftası 32 ile 40 arasında olan toplam 128 gebe, ayak masajı grubuna (n=64) veya kontrol grubuna (n=64) rastgele atandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Spielberger Durumluk Kaygı Ölçeği, NST Kayıt Formu ve anne memnuniyetini değerlendirmek için Visual Analog Skala (VAS) kullanılarak toplandı. Ayak masajı grubundaki gebelere NST izlemi sırasında araştırmacı tarafından 15 dakikalık ayak masajı uygulanırken, kontrol grubuna sadece rutin NST izlemi uygulandı. Veriler tanımlayıcı istatistik, bağımsız örneklemler t-testi, eşleştirilmiş örneklemler t-testi, ki-kare testi ve ANCOVA kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Müdahale sonrasında ayak masajı grubunda kaygı puanlarında anlamlı bir düşüş belirlenirken (p<0.001), kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmadı (p>0.05). ANCOVA analizi, başlangıç kaygı puanları kontrol edildikten sonra, ayak masajı grubunda test sonrası kaygı puanlarının önemli ölçüde daha düşük kaldığını ortaya koydu (p<0.001, kısmi η²=0.729). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, ayak masajı grubundaki gebelerin NST süresi önemli ölçüde daha kısaydı, fetal hareket sayısı ve akselerasyon sayısı daha yüksekti (p<0.05). Ayak masajı grubundaki ortalama memnuniyet puanı 94.39±8.28 idi. Sonuç: NST sırasında uygulanan ayak masajı, anne kaygısını azaltmada, bazı fetal reaktivite parametrelerini iyileştirmede ve memnuniyeti artırmada etkili olmuştur. Basit, non-invaziv ve destekleyici bir müdahale olarak ayak masajı, gebelerin konforunu artırmak ve fetüsün sağlığını desteklemek amacıyla NST prosedürleri sırasında rutin doğum öncesi bakım uygulamalarına dahil edilebilir. Anahtar Kelimeler: Ayak masajı, fetal parametreler, kaygı, memnuniyet, non-stress test
Kadınlarda obstetrik şiddet ile güvenlik duygusu ve yalnızlık arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma, doğum sonu erken dönem kadınlarda obstetrik şiddet, doğum sonu güvenlik duygusu ve yalnızlık arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu tanımlayıcı ve korelasyonel kesitsel çalışma, Şubat 2025 ile Şubat 2026 tarihleri arasında Malatya ilindeki Darende Hulusi Efendi Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemi, vajinal veya sezaryen doğum yapmış, doğum sonrası ilk 24 saat içinde olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 383 doğum sonu dönemdeki kadından oluşmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Obstetrik Şiddet Ölçeği (OŞÖ), Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Genel olarak, kadınların %43,1'i doğum sırasında en az bir tür obstetrik şiddet yaşadığını bildirmiştir. Toplam OŞÖ puanları ile doğum sonrası güvenlik duygusu puanları arasında zayıf ancak istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki saptanmıştır (r=-0.150, p<0.01). Benzer şekilde, istismar ve şiddet alt boyutu (r=-0.141, p<0.01) ve onam alınmamış bakım alt boyutu (r=-0.169, p<0.01) doğum sonrası güvenlik duygusu ile negatif ilişkiliydi. Obstetrik şiddet ile yalnızlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Doğum sonrası güvenlik duygusu ile yalnızlık arasında orta derecede negatif ilişki saptanmıştır (r=-0.475, p<0.01). Regresyon analizleri, obstetrik şiddetin doğum sonrası güvenlik duygusunu önemli ölçüde öngördüğünü (β=-0.202, p<0.001), gelir düzeyinin ise hem doğum sonrası güvenlik duygusunu (β=0.225, p<0.001) hem de yalnızlığı (β=-0.288, p<0.001) önemli ölçüde öngördüğünü göstermiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, doğum sırasında yaşanan şiddetin kadınların doğum sonu duygusal güvenini olumsuz etkileyebileceğini gösterirken, sosyoekonomik koşulların doğum sonu psikososyal refahta önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koymuştur. Saygılı doğum bakımı uygulamalarının ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, kadınların doğum sonu uyum sürecine ve duygusal refahına olumlu katkı sağlayabilir.
Kadınların obstetrik şiddet algısının doğum hafızası ve travma sonrası stres bozukluğu ile arasındaki ilişkinin incelenmesi: İlişkisel tarama modeli
Amaç: Araştırma, kadınların obstetrik şiddet algısının doğum hafızası ve travma sonrası stres bozukluğu ile arasındaki ilişkinin ilişkisel tarama modeli ile incelenmesi amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yürütülen bu araştırmanın örneklemini Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi obsteteri servisinde Ekim-Aralık 2024 tarihleri arasında bakım alan 336 kadın oluşturdu. Veriler Kişisel Tanıtım Formu, Obstetrik Şiddet Algısı Ölçeği (OŞAÖ), Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği (DHHÖ), Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ) kullanılarak elde edildi. Bulgular: Kadınların OŞAÖ, DHHÖ, OEÖ'den aldıkları puan ortalaması sırasıyla; 0.43±1.01, 67.21±19.64, 39.71±14.12 olarak bulundu. Doğum hafızası ve hatırlama puanlarının olayların etkisi puanları ile obstetrik şiddet puanları üzerinde pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğu belirlendi (p˂0.05). Olayların etkisi puanları obstetrik şiddet puanları üzerinde pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğu bulundu (p˂0.05). Obstetrik şiddet puanları üzerinde olayların etkisi puanlarının doğum hafızası puanlarından daha yüksek etkiye sahip olduğu belirlendi (p˂0.05). Doğum hafızası puanları olayların etkisi puanlarının değişiminin %41.0'ını açıklandığı saptandı (R2=0.410). Doğum hafızası puanları ve olayların etkisi puanları obstetrik şiddette değişim puanlarının %12.5'ini açıkladığı bulundu (R2=0.125). Sonuç: Kadınların düşük düzeyde obstetrik şiddet algısı ile doğum hafızasına ve olası travma sonrası stres bozukluğuna sahip olduğu belirlendi. Doğum hafızası ve hatırlama puanlarının, olayların etkisi puanları aracılığıyla obstetrik şiddet puanları üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ebe, Obstetrik Şiddet, Doğum Hafızası, Travma, Kadın.
Maternal obezitenin Anne ve yenidoğan sağlığına etkisi
Araştırmanın amacı, maternal obezitenin anne ve yenidoğan sağlığına etkisini incelemektir. Araştırma Mart 2015-Ağustos 2016 tarihleri arasında İskenderun Devlet Hastanesi loğusa servisinde, vaka-kontrol çalışması olarak yapılmıştır. Çalışmaya alınan kadınlar gebe kalmadan önceki beden kitle indekslerine göre normal kilolu (kontrol grubu n=144) ve obez (vaka grubu n=142) olmak üzere iki gruba ayrılmış ve toplam 286 kadın ile çalışma tamamlanmıştır. Veriler,"Veri Toplama Formu ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği" ile toplanmıştır. Veri toplama formu klinikte loğusalar ile yüzyüze görüşme yöntemi, bazı veriler hasta dosyasından alınarak ve doğumdan altı hafta sonra telefon görüşmesi ile doldurulmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare testi, Student t test, Fisher-Freeman-Halton testi, Fisher's Exact test ve Yates' düzeltmeli Ki-kare testi kullanılmıştır. Obez kadınların yaş, gebelik ve yaşayan çocuk sayısı ortalamalarının kontrol grubu kadınlara göre daha yüksek, eğitim düzeylerinin ve doğum haftası ortalamasının ise daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Obez grubu kadınların gebelik, doğum sonu erken dönem ve geç dönem komplikasyonlarını kontrol grubuna göre daha yüksek oranda yaşadıkları bulunurken (p<0,05), doğum sonu altıncı hafta sonunda depresyon görülme durumu yönünden gruplar arasında fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Her iki grup kadınlarda sezaryen oranı yüksek olup doğum şekilleri, yenidoğanların ilk yarım saatte emzirilmeye başlanması, yenidoğanlarda komlikasyon görülmesi yönünden gruplar arasında istatistiksel fark olmadığı (p>0,05), obez kadınların yenidoğanlarının 1. dk ve 5. dk Apgar puanlarının daha düşük olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak, obez kadınların antenatal ve postpartum dönemlerde yaşadıkları sorunların normal kilolulara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Gebelik planlayan kadınların prekonsepsiyonel dönemden itibaren obezite yönünden taranmaları, obez kadınlara eğitim ve danışmanlık yapılması önerileblir.
Farelerde siyatik sinir bağlama yöntemi ile oluşturulan kronik ağrının oosit sayı ve matürite üzerine etkisinin araştırılması
Kaçınılamaz bir stres faktörü olarak nitelendirilen kronik ağrı, neden olduğu fiziksel ve mental işlev bozukluklarına bağlı olarak kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Kronik ağrının hipotalamus-hipofiz-adrenal aksı ile ilişkisi nedeniyle nöroendokrinolojik sistemi etkilediği bilinmektedir.Bu çalışmada bir kronik ağrı tipi olan nöropatik ağrının fertilite üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla oogenetik sürecin göstergeleri olan oosit sayı ve matüritesindeki farklılıklar, ayrıca çiftleşme davranışındaki değişimler araştırılmıştır. Bu amaçla dişi farelerde kronik siyatik sinir bağlama yöntemi ile nöropatik ağrı oluşturulmuştur.Deneylerde; 4-8 haftalık, 25-30 g ağırlığında, toplam 100 adet Balb/c soyu dişi fareler kullanıldı. Bu dişi fareler; kontrol (naive, K), sham (Sh) operasyonu ugulanan ve siyatik siniri bağlanarak nöropati (NP) oluşturulan gruplar halinde incelenmiştir. Siyatik siniri bağlanmış deney hayvanlarında ağrının gelişip gelişmediğini kontrol etmek için cold plate (soğuk plaka) testi kullanılmıştır.Kontrol (K), sham (Sh) ve nöropati (NP) uygulanan deney gruplarındaki farelerin hepsine süperovülasyon protokolü uygulandıktan sonra her bir grup iki alt gruba ayrıldı. Alt gruplardan birinde indüksiyonu takiben erkek fare ile aynı kafese konularak çiftleşmeleri sağlandı. Diğer alt gruptaki dişiler ise erkek fare ile yanyana getirilmedi. İndükte edildikten sonra erkek fare ile aynı kafase konulan dişi farelerin ampüllalarından oositler/zigotlar, erkek farelerden ayrı kalan dişi farelerin ampullalarından ise oositler izole edildi. Sınıflandırma, morfolojik özelliklerine göre; Metafaz I (MI), Metafaz II (MII) ile dejenere oosit ve zigot olarak yapıldı.Kronik ağrı deneylerinin sonuçlarına göre;-Siyatik sinir bağlaması yapılarak nöropati oluşturulmuş farelerin cold-plate latensleri (CPL) kontrol ve sham grubundan anlamlı olarak kısa süreli olarak bulundu.Oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranı deneylerinin sonuçlarına göre;-Nöropatili hayvanlarda toplam oosit sayıları kontrol ve sham gruplarından daha düşük,-Erkekle yan yana konulan nöropatili hayvanlarda oosit maturasyon değerleri aynı koşullardaki kontrol ve sham gruplarına göre belirgin olarak düşük,-Kontrol, sham ve NP gruplarının kendi içlerinde tek ve erkekle yan yana konulma durumuna göre maturasyon değerlerinin karşılaştırılması sonucunda kontrol ve sham gruplarında anlamlı farklar,Erkekle yan yana konulan alt gruplarda Kontrol, sham ve NP grupları arasında yapılan kopülasyon oranı karşılaştırmaları sonucunda NP li grubun kontrol ve sham grubundan düşük kopülasyon oranı gösterdiği bulunmuştur.Sonuç olarak, nöropatili farelerde CPL'nin düşük oluşu allodini eşiğinin düştüğünü, başka bir deyişle nöropatik ağrı oluştuğunu göstermektedir. Nöropatili hayvanların oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranlarındaki farklılıklar ise nöropatik ağrının oogenetik süreci olumsuz olarak etkilediğini düşündürmektedir.Anahtar sözcükler: Fare, kronik ağrı, matürite, oosit, sinir bağlama metodu,
Üniversite 1. ve 4. sınıf kız öğrencilerin menstrüasyon bilgilerinin, tutumlarının ve davranışlarının belirlenmesi
Çalışma, üniversite öğrencilerinin menstrüasyona yönelik bilgileri, tutumları, davranışları ve etkileyen etmenleri incelemek amacıyla yapılmıştır.Çalışma, tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çukurova Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, İlahiyat Fakültesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi' nde eğitim gören 1. ve 4. sınıf kız öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Bu öğrenciler rastgele seçilmiştir.Örnekleme alınan toplam öğrenci sayısı 200'dür. Veriler literatür doğrultusunda geliştirilen 55 sorudan oluşan anket formu ile toplanmıştır. Anket formu öğrencilere okulda dağıtılarak, yanıtlandırıldıktan sonra geri alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS programında, Ki-Kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Çalışma kapsamına alınan kız öğrencilerin yaş ortalaması 21.2 ± 2.4'dür. Menarş yaş ortalamaları 13.2 ± 1.3'dür. Öğrencilerin %75'inin menstrüasyona yönelik bilgi aldığı, % 25'inin bilgi almadığı saptanmıştır. Bilgilerin kendilerine yeterli olup olmadığı sorulduğunda % 68'i yeterli bulmuştur. Öğrencilerin % 16'sı menstrüasyonun tanımını yapabilmiştir. Menstrüasyon döneminde öğrencilerin % 31'inin daha seyrek banyo yaptığı, % 4'ünün hiç banyo yapmadığı, % 25'inin menstrüasyon döneminde perinesini arkadan öne temizlediği, %2'sinin temizlemediği, % 9'unun ise menstrüasyon döneminde perine bakımının nasıl yapılması gerektiğini bilmediği saptanmıştır. Bu sonuçlara göre, öğrencilerin menstrüasyon bilgilerinin ve hijyenine ilişkin uygulamalarının yetersiz olduğu ve bu durumun enfeksiyon açısından risk oluşturduğu söylenebilir. Sonuç olarak öğrencilerin menstrüasyon konusunda bilgi eksikliği vardır ve bu konuda okullarda ve ailede eğitim verilmelidir.Anahtar Kelimeler: Menarş, menstrüasyon, menstrüasyon hijyeni.
Ebelik/ hemşirelik 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının belirlenmesi
Araştırma, ebelik ve hemşirelik birinci ve dördüncü sınıfında öğrenim gören kız öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını ve tutumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla metodolojik ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Çukurova Üniversitesi Adana Sağlık Yüksek Okulu'nda öğrenim gören 209 birinci ve dördüncü sınıf öğrencisi oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak, anket formu ile ZEYNELOĞLU tarafından geliştirilen ?Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) (Cronbach Alfa Güvenirlik Katsayısı 0.92)? kullanılmıştır. Anket formu ve TCRTÖ birinci sınıfta öğrenim gören öğrencilere 03.10.2008'de (dönem başında) ,dördüncü sınıfta öğrenim gören öğrencilere ise 29.05.2009'da (dönem sonunda) uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 11.5 (Statistical Package for Social Sciences) bilgisayar programında; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, t-testi, Anova testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada öğrencilerin ?eşitlikçi cinsiyet rolü? (1.sınıf puan ortalaması 34.72, 4.sınıf 35.10) ve ?kadın cinsiyet rolü? (1.sınıf puan ortalaması 27.29, 4.sınıf 29.64), ?evlilikte cinsiyet rolü? (1.sınıf puan ortalaması 34.94, 4.sınıf 36.62), ?geleneksel cinsiyet rolü? (1.sınıf puan ortalaması 28.13, 4.sınıf 31.19) ve ?erkek cinsiyet rolü? (1.sınıf puan ortalaması 23.23, dördüncü sınıf 24.59) alt boyutlarına ilişkin eşitlikçi tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını belirleyen TCRTÖ puan ortalamaları ile öğrencilerin öğrenim gördüğü sınıf ve annelerinin eğitim düzeyleri arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutuma sahip oldukları (1.sınıf TCRTÖ puan ortalaması 148.28 ? 18.61, 4.sınıf 157.14 ? 17.80 ) saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumların kazandırılmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Üreme sağlığı, Cinsiyet Eşitsizliği, Ebelik ve Hemşirelik Öğrencileri.
Adana bölgesinde yaşayan 18 yaş altı ve 35 yaş üstü kadınların kontraseptif yöntem kullanım özelliklerinin araştırılması
Doğurganlık, bilinçli bir şekilde düzenlenmediğinde aile ve toplum sağlığını olumsuz etkileyen riskli gebelikler ortaya çıkar. Yaşa bağlı riskli olarak tanımlanan 18 yaş altı 35 yaş üstü gebeliklerin oluşmasının temel nedeni aile planlaması yöntemi kullanmama veya bunlara erişememedir.Araştırma, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-1) kullanılarak, Kasım 2009-Ocak 2010 tarihleri arasında; Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına, Adana Doğum ve Çocuk Bakım Evi Hastanesi Doğum Servisine ve Yeşilevler-2 Aile Sağlığı Merkezine başvuran 18 yaş altı ve 35 yaş üstü kadınların aile planlaması uygulamalarını saptamak amacı ile yapılmıştır.Bulgular, kadınların aradaki yaş farkına rağmen benzer bilgi düzeyi ve davranışlara sahip olduklarını, gebelik için yöntem seçimlerini yaşlarının oluşturduğu riski göz önüne almadan yaptıklarını, hatta daha sıklıkla geleneksel yöntemlere başvurduklarını göstermektedir. Her iki grup kadın(18 yaş altı ve 35 yaş ve üstü) benzer büyüklükte ailelerden gelmekte(6,6±2,9 ve 6,4±2,5 kardeşli); aynı sayıda çocuk istemekte(ortalama 2,8); adet döneminin hangi aralığında gebe kalınacağını genellikle bilmemektedir(%83,9 ve %76,1). Her iki grubun da ilk kullandıkları kontraseptif metodun etkin olma yüzdeleri benzerdir(%71,4 ve %69,2). Gençlerin %4,8'i yaşlıların %42,6'sı korunurken ve toplam grubun %58,1'i geri çekme metodu kullanırken gebe kalmışlardır. Kadınların ilk gebelik yaşları ve gebelik için uygun olduğunu düşündükleri yaşlar eğitimleri ile artmakta(ilkokul altı için 18,5 ile 21,2 ve lise ve üstü için 25,1 ile 23,7) ancak ideal çocuk sayıları eğitimle değişmemektedir(2,8±0,8 çocuk). Ek olarak; gebe olan kadınlarda gebeliği istemeyenlerin oranının yüksek olduğu(%28,2), yaşlı risk grubunun etkin yöntem kullandıkları halde istenmeyen gebelikle başvurdukları(%58,7), yaşamı boyunca hiç yöntem kullanmamış olan kadınların doğurganlık hikayelerinin de araştırılan grup ile benzer olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak, aile planlaması eğitim ve hizmetinin yetersizliği, daha çok özen gösterilmeyi hak eden riskli gebelik yaşındaki kadınlarda da kendini belli etmektedir.Anahtar kelimeler: Kadın , Gebelik, Kontrasepsiyon, Riskli Gebelikler, Riskli Gebelik Yaşı.
Doğum sonu dönemde bakım gereksinimleri hakkında annelerin bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Doğum sonu dönem doğumdan sonraki altı haftalık süreyi kapsar. Bu altı haftalık süre anne, bebek ve aile açısından uyum sağlanması gereken yeni ve karmaşık dönemdir. Bu dönemde birçok kadın ve bebeği yaşamını yitirmektedir. Pospartum periyotta meydana gelen anne ölümlerinin çoğu uygun pospartum bakım ile önlenebilir.Araştırma, Kasım 2009 - Ocak 2010 tarihleri arasında; Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde pospartum dönemde olan annelerin bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-1) kullanılarak veriler elde edilmiştir.Bulgular, araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29,1± 5,8, ilk gebelik yaş ortalaması 22,8±5,1, toplam gebelik sayısı 2,76±1,7 dır. Kadınların %22,9 `u geçirdikleri gebelik yaşı açısından riskli grupta yer almaktadır (18 yaş ?-35 yaş ? ). Kadınların geçirdikleri gebelik sayısı açısından %24,5' i riskli grupta yer almaktadır (4 ? gebelik sayısı). Kadınların %23,9'u gebeliği istememektedir ve gebeliği istemeyen kadınların %30,3' ü geleneksel bir aile planlama yöntemi kullanmaktadır. Kadınların postpartum dönemde kendilerine yönelik bakım gerektiren konularda doğru bilme yüzde ortalamaları; doğum sonu dönemde cinsel ilişkiye girme zamanını bilme yüzde ortalaması %85,4, meme bakımını bilme yüzde ortalaması %75,69 ve kanama/enfeksiyon ile ilgili soruları bilme ortalaması %65,20' dir. Kadınların postpartum dönemde bebeklerine yönelik konularda doğru bilme sıralamasına bakıldığında doğum sonu dönemde ek gıdaya geçme zamanını bilme yüzde ortalaması %82,8, emzirme/sarılık bilme yüzde ortalaması %63,2 ve dışkılama/idrar ile ilgili soruları bilme yüzde ortalama %28,3'dir. Araştırmaya katılan kadınların bilgiyi kimden aldıkları ve ``doğru anne ve doğru bebek'' ile ilgili bulgular dağılımına bakıldığında; sağlık personellerinden, ailem, yakınlarım/çevrem ve kitle iletişim araçlarından bilgi alan kadınların, bebekleri ile ilgili sorulan sorulara kendileri ile ilgili sorulan sorulardan daha fazla doğru cevap vermişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların verdikleri cevaplar aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Kadınların kendileri ile ilgili sorulan sorulara verdikleri cevaplar ile bilgiyi kimden aldıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Kadınların bilgiyi kimden aldıklarına bakıldığında %37,5'i (n=36) ailem, %34,4'ü (n=33) sağlık personelleri, %13,5'i (n=13) yakınlarım, %9,4'ü (n=9) kitle iletişim araçları ve %5,2'si (n=5) geleneksel uygulamalardan almıştır. Araştırmaya katılan kadınların postpartum dönemde bebeklerine yönelik yaptıkları uygulamalara bakıldığında kadınların %27,1'i göz, %26,0'sı pamukçuk, %26,2'si pişik, %27,7'si konak, %31,4'ünün göbek bakımı ile ilgili duymadıkları herhangi bir uygulamayı yapacakların ifade etmişlerdir.Bu çalışmada araştırmaya katılan kadınların kendilerinden çok eşlerine ve çocuklarına önem verdiklerini aynı zamanda kadınların yaptıkları uygulamalarda daha çok ailelerinden bilgi aldıkları gözlenmiştir ve yaptıkları uygulamalarda doğruluğunu bilmeseler de benzer bir durum ile karşılaşırlarsa bu yöntemlere başvuracaklarını ifade etmişlerdir.Anahtar Kelimeler; pospartum dönem, geleneksel uygulamalar, anne ölüm nedenleri
Doğumun birinci evresinde elde bulunan kalın bağırsak 4 bölgesine uygulanan buz basısının doğum ağrısı ve sürecine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma Kalın Bağırsak 4 (Large Intestinal 4 - LI4) akupres enerji meridyen bölgesine uygulanan buz basısının kadınların doğum ağrısını algılamalarına ve doğum sürecine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Deneysel ön test-son test kontrollü düzende planlanan araştırmanın uygulaması, Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Doğum Salonu'nda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 1 Kasım 2012- 1 Şubat 2013 tarihleri arasında bu birimlere başvuran birinci evredeki gebe kadınlar oluşturmuştur. Araştırma örneklemine ise power analizi yapılarak araştırma kriterlerine uyan 36 deney 36 kontrol grubu olmak üzere 72 sağlıklı gebe alınmıştır. Veriler, "Gebe Tanıtım Formu", "Doğum Eylemine İlişkin İzlem Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS)" ve "Partograf" kullanılarak toplanmıştır. Deney grubuna doğum eyleminin aktif fazında her iki eldeki LI4 bölgesine 80. dakikaya kadar kontraksiyon süresince buz uygulaması yapılmış, kontrol grubuna ise rutin klinik uygulamalar yapılarak, başka herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Araştırmanın başlangıcında deney ve kontrol grubuna formlar uygulanmış, doğum eylemi süresince "Doğum Eylemine İlişkin İzlem Formu" ve "Partograf" ile doğum süresi ve ilerlemesi belirlenmiştir. VAS deney ve kontrol grubundaki kadınlara buz uygulamasından önce, uygulamadan sonraki 40. ve 80. dakikalarda sorulmuştur. Araştırma sonucunda gebelerin ellerindeki LI4 bölgesine uygulanan buz basısının ağrıyı azaltmada 40. dakikada etkin olmadığı ancak 80. dakikada etkin olduğu görülmüştür (p=0,001). Aynı zamanda doğum süresine etkinliği karşılaştırıldığında deney grubunda bulunan gebelerin doğum süresini ortalama bir saat kısalttığı saptanmıştır (p<0,05). Bu yöntemle LI4 bölgesine uygulanan buz basısının doğumun aktif fazında ebeler tarafından uygulanması ile gebelerin ağrılarının azaltılabileceği ve uygulamanın doğum sürecini kısaltabileceği görülmüştür.
Ebelerin malpraktis hakkında bilgi, düşünce, gözlem ve deneyimlerinin değerlendirilmesi
Tıbbi Malpraktis sağlık mesleği mensubunun tıbbi uygulamalar sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya gerekli uygulamayı yapmaması olarak tanımlanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde önemli görevler üstlenen mesleklerden biri olan "ebelik" tarihin çok eski dönemlerinden beri uygulanan bir meslektir. Ebelerin görevlerini yerine getirirken yaşadıkları herhangi bir başarısızlık veya ihmal malpraktis iddialarına neden olabilmektedir. Bu araştırma, ebelerin malpraktis ile ilgili bilgi, düşünce, gözlem ve deneyimlerinin belirlenip değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana il merkezinde bulunan üç ayrı yataklı tedavi kurumunun doğum ve doğum sonu servislerinde "Ebe" unvanı ile çalışanlar oluşturmuştur. Ebelerden çalışmaya katılımları ile ilgili onamları alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formu ile toplanıp SPSS 17.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda ebelerin yarısından çoğunun (% 53,3) malpraktis kavramından haberdar olmadıkları görülmüştür. Malpraktisin ortaya çıkmasında genel hata kaynağı olarak en çok meslekte acemilik-yetersizlik (% 90,7), dikkatsizlik (%86,7) ve özen/itina eksikliği (%40,0) gördükleri belirlenmiştir. Ebelerin %24,0'ünün bir meslektaşının hatasını gözlemlediği, %5,4'ünün ise kendilerinin tıbbi hata yaptıkları saptanmıştır. Araştırmanın sonunda ebelikte görülen tıbbi hataların azaltılması ve ebelerin malpraktisten korunmaları için öncelikle mesleki eğitime ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimlere önem verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca kanıta dayalı uygulamaların araştırılması ve rutin ebelik girişimlerine dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın, ebelerin malpraktis iddiasına neden olan tıbbi hatalara ilişkin gözlem ve deneyim sıklıklarını ortaya koyması açısından benzer çalışmalara katkıda bulunabileceği ve konuya ilişkin diğer çalışmalar için yol gösterici bir kaynak olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, Tıbbi Malpraktis, Ebelikte Malpraktis.
Yenidoğan ünitelerinin işleyişinde ortaya çıkan etik ile ilgili durumlar
Kesintisiz gözlem-bakım-tedavi uygulamaları yapılan hassas birimler olan yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde kalabalık bir ekip tarafından karmaşık donanım kullanılarak multidisipliner sağlık hizmeti sunumu sırasında zaman zaman tıp etiği ile ilgili-bağlantılı durumlar-sorunlar gündeme gelmektedir. Tez çalışması çerçevesinde yenidoğan yoğun bakım ünitelerine özgü bu durumlar-sorunlar kuramsal bazda tanıtılmış ve birim çalışanlarının bunlarla ilgili deneyimlerini ve değerlendirmelerini saptamaya yönelik bir araştırma yürütülmüştür. Araştırmamız çerçevesinde Adana il merkezindeki iki yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi ve Özel Metro Hastanesi) sürekli görev yapan hekim dışı sağlık profesyoneli 91 kişiye Eylül 2014'te altı tanımlayıcı bilgi sorusunun ve değerlendirilmesi istenen 20 ifadenin bulunduğu tarafımızdan hazırlanmış veri toplama formu uygulanmıştır. Etikle ilgili-bağlantılı sorunların dile getirildiği ifadelerin her biri için katılımcılardan onunla karşılaşma durumlarını ve onu önemseme derecelerini bildirmeleri istenmiştir. Bulgular katılımcıları etikle ilgili-bağlantılı sorunlarla sık karşılaştıklarını ve bunları genel anlamda önemsediklerini göstermektedir. En sık karşılaşılan sorunlar hekim görevlerinin hemşirelere devredilmesi, kıdemsiz çalışanlara "angarya" yüklenmesi ve uzun vardiyalar şeklinde çalışılmasıdır. En fazla önemsenen sorunlar ise aydınlatılmış onam formlarına imza alınmaması, ailelere açık ve ayrıntılı bilgi verilmemesi ve uzun vardiyalar şeklinde çalışılmasıdır. Karşılaşma sıklığı ve önem puanı sıralamaları arasında büyük ölçüde paralellik söz konusudur. Hem karşılaşma sıklığı hem de önemseme derecesi bakımından kural ihlalleri, değer çatışmalarının önüne geçmektedir. Sonuç olarak katılımcıların etik duyarlılık sahibi olduklarını ancak pür etik sorunlardan çok etik boyutu da olan pratik sorunlarla sık karşılaşıp onları önemsediklerini ifade etmek mümkündür.
Gebelik boyunca rutin ultrason muayenelerinde ebeveynlerin beklentilerinin, deneyimlerinin ve tepkilerinin değerlendirilmesi ve PEER-U ölçeğinin geçerlik güvenirliği
Doğum öncesi bakım gebelik, doğum ve doğum sonu dönemde oluşabilecek riskleri ortadan kaldırarak ya da azaltarak anne ve bebeğe güvenli bir ortam hazırlamayı hedeflemektedir. Ultrason doğum öncesi izlemlerde en sık kullanılan muayene yöntemlerinden birisidir. Araştırma "Gebelik Boyunca Rutin Ultrason Muayenelerinde Ebeveynlerin Beklentilerinin, Deneyimlerinin ve Tepkilerinin Değerlendirilmesi Ölçeği'ni (PEER-U)" Türkçe'ye uyarlayarak geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır. Bu araştırma; 01/01/2016–30/04/2016 tarihleri arasında özel bir hastanenin gebe polikliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini bu tarihlerde hastanenin gebe polikliniklerine başvuran ebeveynler; örneklemini ise ilgili tarihlerde hastanenin gebe polikliniğine başvuran, ilk gebelik/babalık deneyimi olan, gebeliğin ikinci trimesterinde bulunan, ultrason sonrası normal bulgulara sahip ve iletişim güçlüğü bulunmayan toplam 436 ebeveyn oluşturmuştur. Geçerlik analizinde dil, kapsam, yapı; eş zaman, güvenirlik analizinde iç tutarlılık testleri yapılmıştır. PEER-U Ölçeğinin dil geçerliği analizinde grup çeviri ve geri çeviri teknikleri kullanılmış, daha sonra uzman önerileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılarak kapsam geçerliği sağlanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğinde açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri kullanılmıştır. PEER-U Ölçeği yapı geçerliği analizi sonrasında ultrason öncesi 6 alt boyut ve 21 maddeye; ultrason sonrası 5 alt boyut ve 21 maddeye dönüştürülmüştür. Açıklayıcı faktör analizi sonrasında ölçeğin açıklayanan varyans yüzdeleri yeterli; doğrulayıcı faktör analizi sonrasında ölçeğin uyum indeksleri uygun aralıkta bulunmuştur. İç tutarlılık analizinde ölçek maddelerinin madde toplam puan korelasyonları yeterli ve ultrason öncesi ölçeğin Cronbach alpha katsayısı 0,65; ultrason sonrası ölçeğin Cronbach alphası 0,89 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak; PEER-U Ölçeğinin Türkçe formunun Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir.
İnfertil bireylerin kaygılarının sosyal destek algısı ve evlilik uyumu açısından incelenmesi
İnfertilite, bireylerin duygusal durumlarını, sosyal yaşamlarını ve evlilik ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Araştırma infertil bireylerin kaygılarının, sosyal destek algısı ve evlilik uyumu açısından incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 10 Ekim 2016–14 Nisan 2017 tarihleri arasında özel bir hastanenin tüp bebek merkezinde ve bir üniversite hastanesinin infertilite polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden 184 kadın ve 77 erkek olmak üzere toplam 261 infertil birey oluşturmuştur. Veriler, Birey Tanıtım Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği STAI I-II, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Evlilik Uyumu Ölçeği formları doldurularak elde edilmiştir. Araştırmada kadınların yaş ortalaması 32.16±6.98, erkeklerin yaş ortalaması 33.56±6.79, ortalama evlilik süresi 5.93±4.937 yıl ve infertilite süresi 4.49±3.861 yıldır. Kadınların %30.3'ü, erkeklerinin %31.1'i üniversite mezunudur. Katılımcıların % 70.1'inin gelirinin orta düzey olduğu, %75.1'nin kentte yaşadığı, katılımcıların %37.6'sının infertilite nedeni açıklanamayan infertilite olduğu bulunmuştur. Katılımcıların Durumluk Kaygı Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 38.62±11.64, Sürekli Kaygı Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 44.96±8.44, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması puanı 54.23±20.99, Evlilik Uyum Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 46.2±8.92 olarak bulunmuştur. Araştırmada infertil bireylerin kaygılarının azalmasının, algıladıkları sosyal desteği ve evlilik uyumunu arttırdığı bulunmuştur (p<0.05). İnfertil bireylerin kaygı düzeyleri ile kaygının sebep olabileceği fiziksel ve psikolojik sorunların, verilecek ebelik danışmanlığı ile azaltılabileceği öngörülmektedir.
Annelerin doğum sonu güvenlik hisleri ve etkileyen faktörler
Amaç: Annelerin doğum sonu dönemdeki güvenlik hislerini ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Araştırma evrenini Manisa Şehzadeler İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı bir Aile Sağlığı Merkezi'nde bir yıl içerisinde doğum yapan anneler oluşturmuş (N:330) ve örnekleme 200 anne dahil edilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile Kişisel Bilgi Formu ve Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; sayı, yüzde, bağımsız gruplarda t testi ve MannWhitney U testi, üç ve daha fazla grubu olan değişkenlerde Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalamasının 27,82±5,23, evlenme yaş ortalamasının 21,40±3,58 olduğu ve annelerin %89'unun çalışmadığı, %31'i ilköğretim mezunu, %28,5'i ortaokul mezunu olduğu bulunmuştur. ADSGHÖ toplam puan ortalaması 51,24±9,65 olarak bulunmuştur. Annelerin ölçekten aldıkları en düşük puan 27 en yüksek puan 70 olarak bulunmuştur. Ölçekte en yüksek puan ortalamasını alan alt boyut güçlendirici davranış iken en düşük puan ortalamasını alan alt boyut emzirme davranışı olarak belirlenmiştir. Annelerin doğum sonu güvenlik hislerinin gebelik ve doğum sonu dönemde eşinden ve ailesinden fiziksel ve duygusal destek alma durumu ile ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar: Annelerin güvenlik hislerinin genel olarak yüksek olduğu, gebelik ve doğum sonu dönemde eşinden ve ailesinden destek alan annelerin güvenlik hislerinin olumlu yönde etkilendiği sonucuna varılmıştır.
Bireysel emzirme danışmanlığının laktasyon süreci üzerine etkisi
Amaç: Bireysel emzirme danışmanlığının laktasyon süreci üzerine etkisini belirlemektir. Gereç ve yöntem: Araştırma randomize kontrollü girişimsel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini bir üniversite hastanesi Obstetri Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmuştur (girişim=51, kontrol=51). Araştırmada antenatal dönemde girişim grubuna bireysel emzirme eğitimi, kontrol grubuna ise eğitim kitapçığı verilmiştir. Doğum sonu dönemde her iki gruba beşinci gün ile altıncı ay arasında ev ziyareti ve telefon izlemi gerçekleştirilmiştir. Emzirme danışmanlığının laktasyon süreci üzerine etkisi; sadece anne sütü ile emzirme süresi, meme sorunları ve emzirme başarısı ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri Gebe, Lohusa-Yenidoğan Tanıtım Formu, Anne Sütü ile Besleme Soru Formu, Meme Sorunları Tanılama Formu, LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol grubundaki annelerin bebeğini sadece anne sütü besleme açısından, tüm izlemlerde, iki grup arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubundaki annelerin meme başı çatlağı, meme başı ağrısı, engojman ve kanal tıkanıklığı meme sorunlarını daha fazla yaşadığı, iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı toplam puanlarında beşinci ve on beşinci gün izlemlerinde iki grup arasında fark bulunmuştur (p<0,05). Emzirme özyeterlilik ölçeği toplam puanlarının iki grup arasında, tüm izlemlerde farklı olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda bireysel emzirme danışmanlığı verilen annelerin bebeklerini daha uzun süre sadece anne sütü ile beslediği, daha az meme sorunu yaşadığı, emzirme yeterliliklerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Bireysel Danışmanlık, Anne Sütü, Meme Sorunları, Emzirme Başarısı, Emzirme Öz yeterliliği
Gebelerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp kullanma durumu
Amaç: Bu çalışmada gebe kadınların kullandıkları geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) yaklaşımlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı tipteki bu çalışma, yaşları 17 ile 47 arasında değişen 365 gebe katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan "Sosyo-Demografik Bilgi Formu" ve "Gebelerin Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kullanma Durumu Formu" ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin %29,6'sı yaşadığı yakınmalardan ve %59,5'i sağlığın devamını sürdürmek amacıyla GETAT kullanmaktadır. Gebelerin %59,5'i bitki çayını ve %42,5'i aromaterapi yağlarını kullanmaktadır. Gebelerin sıklıkla kullandığı bitki çayları %50,7 ıhlamur, %29,5 limon, %18,9 nane, %11,5 zencefildir. Araştırmaya katılan gebelerin %90,4'ü kullandıkları GETAT yönteminin kendileri ve bebekleri için faydalı olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin %20,3'ü sağlık profesyonelleri tarafından GETAT kullanımı sorgulanmıştır. Gebelerin kullandıkları GETAT yöntemi hakkında en sık başvurdukları bilgi kaynağı %53,4 ile komşu ve arkadaşlar olup, bunu sırasıyla; %18,4 ile akrabalar, %15,9 ile ebe ve hemşireler, %8,8 ile doktorlar, %13,4 ile internet ve %11,8 ile diğer kaynaklar izlemektedir. Sonuç: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp, gebelik sırasında yaşanan fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkların tedavisi ile anne ve bebeğin sağlığının devamı için gebeler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Sağlık profesyonellerinin, gebelik sırasında GETAT uygulanmasına ilişkin etkinlik, potansiyel riskler, olası bitki-ilaç etkileşimleri ve sonuçları konusunda dikkatli anemnez alması, uygun olanları bakımına ilave etmesi bakım kalitesini artırabilir. Anahtar Kelimeler: Geleneksel tıp, tamamlayıcı tedaviler, tamamlayıcı tıp, gebe
Adölesan ve ileri yaş gebeliklerinde görülen aneminin plasental etkilerinin immünohistokimyasal ve histopatolojik olarak değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda gebelik döneminde anemisi olan riskli yaş grubundaki kadınlar, anket kullanılarak incelenmiştir. Plasental histopatoloji ve anemi ile ilişkili DMT1, TFR1, IRP1 molekülleri incelenerek etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Eylül-Ekim 2020-2021 tarihleri arasında Ayvalık Devlet Hastanesinde spontan vajinal doğum yapan 135 kadın dâhil edildi. "Grup 1; ≤18 yaş anemik; Grup 2; ≤18 yaş anemik değil; Grup 3; ≥35 yaş anemik; Grup 4, ≥35 yaş anemik değil". Çalışma grupları hb<110 g/L ve hb>110 g/L olarak ayrıldı. Veriler, 'Sosyodemografik Anket Formu', 'Kişisel Bilgi Formu' ve 'Yenidoğan Ölçümleri, Apqar Skorlaması ve Plasenta Ağırlığı Tanımlayıcı Özellikler Formu' aracılığıyla toplandı. Ayrıca plasenta dokularından kesitler alınıp hem histopatolojik hem de Dmt1, TFR1, IRP1 molekülleri immünohistokimya yöntemi ile incelendi. Araştırma NCT03893084 numarası ile Clinical triars' a kayıtlıdır. Bulgular: Riskli yaş grubundaki katılımcıların çoğu gebelikte aneminin bebek ve kendisinde yarattığı sorunlardan haberdardı (p<0,05). ≤18 yaş anemik olmayan grupta villus ve fetal kan damarları normalken, ≤18 yaş anemik grupta villuslarda fibrinoid birikimleri gözlendi. ≥35 yaş hem anemik hem de anemik olmayan gruplarda villuslarda fibrinoid birikimi gözlendi. Riskli yaş grupları açısından DMT1, TFR1ve IRP1 immünohistokimyasal boyamada tüm gruplar arasında farkın anlamlı olduğu gösterilmiştir (p<0,05). Sonuç: ≤18 yaş ve ≥35 yaş anemik gebelerde DMT1, TFR1 ve IRP1 immünohistokimya sonuçlarının anemik olmayan gebelere göre artmış olması, annede demir eksikliği olmasına rağmen plasentadaki demir emilim mekanizması ile eksikliğin tolere edilebildiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Gebelikte anemi, DMT1, TFR1, IRP1, Plasenta Histopatolojisi, Riskli Gebelik
Manisa Celal Bayar Üniversitesi ebelik öğrencilerinin profesyonel değerlerinin ve empatik eğilim düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi ebelik öğrencilerinin profesyonel değerleri ile empatik eğilim düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 171 üçüncü ve dördüncü sınıf ebelik öğrencisi ile yapılan kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Empatik Eğilim Ölçeği' ve 'Ebelerin Profesyonel Değerleri Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler, çevrim içi öğrenci gruplarında Google forms online anketlerin paylaşımıyla toplandı. Araştırma verileri SPSS 23.0 istatistik programı kullanılarak sayı, yüzde ve t test değerleri incelendi. Bulgular: Ebelik öğrencilerinin; empatik eğilim ölçeği puan ortalaması 70,24±9,51 ve ebelerin profesyonel değerleri ölçek puan ortalaması 125,62±33,92 olarak bulundu. Araştırmada ebelik öğrencilerinin empatik eğilim ölçeği puan ortalamaları ile ebelerin profesyonel değerleri ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde orta derecede anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. Ebelik öğrencilerinin sınıfı, akademik başarı algı durumu, mezun olduğu lise, gelir durumu, babanın eğitim durumu, ebelik bölümünü tercih etme durumu ve ebelik eğitiminin mesleğe bakışa etkisinin empatik eğilim ölçek puan ortalamasını etkilediği ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). Ebelik öğrencilerinin yaşı, akademik başarı algı durumu ve ebelik bölümünü tercih etme nedeninin ebelerin profesyonel değerleri ölçek puan ortalamasını etkilediği ve istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur(p<0,05). Sonuçlar: Ebelik öğrencilerinin empatik eğiliminin ve profesyonel değerlerinin iyi düzeyde olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Profesyonel Değerler, Empatik Eğilim, Ebelik, Öğrenci, Meslek
COVİD-19 sonrası kadınlarda premenstrüel sendrom görülme sıklığının ve yaşam kalitelerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma; Covid-19 geçiren kadınların Covid-19 sonrası premenstrüel sendrom (PMS) görülme sıklığı ve bu sendromun şiddetinin belirlenmesi, hastalığın kadınların yaşam kalitesine etkilerini incelemek ve çözümler sunmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Yapılan araştırma; Manisa İl Merkezi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Polikliniklerine başvuran 384 hasta ve hasta yakınları ile Eylül 2022- Eylül 2023 tarihleri arasında yürütülen, tanımlayıcı kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Premenstrüel Sendrom Ölçeği" ve "EUROHIS-QOL Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak, çalışmada elde edilen verilen toplanmıştır. Veriler yüz yüze anketler aracılığıyla toplanıp, IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 istatistik programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan bu çalışmada; yaşam kalitesi ölçeği toplam puanına göre Covid-19 öncesi toplam 27,55±5,38 iken Covid-19 sonrası ise toplam 27,52±5,48 olarak saptanmıştır. PMS ölçeği toplam puanına göre ise Covid-19 öncesi toplam 133,44±37,26 iken Covid-19 sonrası toplam 135,46±36,85'tir. Araştırmaya katılan kadınların Covid-19 sonrası adet süresi ile Depresif Duygulanım, Anksiyete, Yorgunluk, Depresif düşünceler, Ağrı, İştah Değişimleri, Uyku Değişiklikleri, PMSÖ Toplam ve EUROHIS-QOL Toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0,05). Kadınların PMS ölçeği ve yaşam kalitesi ölçeği puanları arasındaki ilişki incelendiğinde, negatif yönlü orta düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (r= -0,342 p<0.01) saptanmıştır. Sonuçlar: Covid-19 geçiren kadınlarla yapılan bu çalışmada, Covid-19 sonrası PMS yaşama durumunda anlamlı bir fark olmadığı ancak PMS ve Covid-19 ile ilişkili olarak yaşam kalitelerinin olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, SARS-CoV-2, PMS, Yaşam Kalitesi, Menstruasyon Döngüsü
COVID-19 pandemi sürecinde evli kadınların kontraseptif yöntem kullanım durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi: Retrospektif bir çalışma
Bu çalışmanın amacı COVID-19 pandemi sürecinde evli kadınların kontraseptif yöntem kullanım durumu ve etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Retrospektif ve tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma İzmir'de bir Aile Sağlığı Merkezinde 15-49 yaş arası, başından en az bir kez evlilik geçmiş halen cinsel yönden aktif olan kadınlarda yürütülmüştür (N:1320) Araştırma örneğini 1100 kadın oluşturmuştur. Araştırmaya katılım oranı %83 olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22,00 paket programında sayı, yüzde dağılımı, ortalama değerleri ile ki kare testi kullanılmıştır. Araştırma grubunu oluşturan kadınların yaş ortalaması 34,0 ±0,232'dir. Kadınların COVID-19 pandemi öncesi %75,1'i kontraseptif yöntem kullanmaktadır. Pandemi döneminde kontraseptif yöntem kullanım oranı %59,6'ya düşmüştür. Pandemi döneminde en çok bırakılan yöntemlerin kondom, oral ve enjektabl kontraseptifler olduğu belirlenmiştir. Pandemi döneminde kontraseptif yöntem kullanmayı bırakan kadınların %36,1'i sokağa çıkma yasaklarından yöntemi temin edemediğini ifade etmiştir. Pandemi döneminde planlanmamış gebelik yaşama durumu %32,8' dir. Kadınların COVID-19 pandemi döneminde modern kontraseptif yöntem kullanım oranının düştüğü ve kontraseptif yöntemlere erişimde aksaklıklar yaşandığı saptanmıştır.
Kadınları üreme sağlığını koruyucu tutumları: Bir ölçek geliştirme çalışması
Amaç: Bu araştırma, üreme çağındaki kadınların üreme sağlığını koruyucu tutumlarının belirlenmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla metodolojik olarak yürütülmüştür. Gereç ve yöntem: Araştırma 23 Ekim-29 Mart 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kadınların Üreme Sağlığını Koruyucu Tutumları Ölçek Taslağı" kullanılarak toplanmıştır. Veri analizlerinde, tanımlayıcı analizler, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, madde toplam korelasyonu, madde silinirse Cronbach alfa katsayısı, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı, alt-üst gruplara dayalı madde analizi ve Pearson korelasyon analizi testleri kullanılmıştır. Bulgular: Literatür taramaları, bireylerle görüşmeler ve uzman önerileri sonucu 67 maddelik soru havuzu oluşturulmuştur. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri 0,86, Barlett testi sonucu 1758,184 olarak bulunmuştur (p=0,000). Açıklayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansın %52,57'sini açıklayan, 22 madde ve dört faktörden oluşan bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda 22 maddelik dört faktörlü yapının iyi uyum değerleri ortaya koyduğu ve bir model olarak doğrulandığı tespit edilmiştir (x²/sd 1,588; RMSEA 0,049; CFI 0,905; NFI 0,783; GFI 0,891; AGFI 0,862). Toplam ölçeğin iç tutarlılık katsayısı 0,86'dır. Sonuç: Yapılan analizler sonucunda, ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ve kadınların üreme sağlığını koruyucu tutumlarının belirlenmesi amacıyla kullanılabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Üreme sağlığı, Tutum, Geçerlilik, Güvenilirlik, Ölçek geliştirme
Emziren kadınlarda kahkaha yogasının emzirme öz yeterliliği ve stres algısı üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma alternatif bir terapi yöntemi olan kahkaha yogasının emziren kadınlarda, emzirme öz yeterliliği ve algılana stres üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve yöntem: Araştırma bir müdahale araştırmasıdır. Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran 114 (52 girişim, 62 kontrol) emziren kadınlar ile çalışılmıştır 02 Mayıs-02 Ağustos 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın ilk verileri yüzyüze toplanmıştır. Girişim grubundaki kadınlara 5 hafta süre ile haftada iki kez olmak üzere toplam 10 seans kahkaha yogası (online) uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) kullanılmıştır. Uygulama sonrası ve postpartum 6. ay verileri online olarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmada Tanıtıcı Bilgi Formu, ASÖ ve EÖYÖ ilk görüşmede, uygulama sonrası ve postpartum 6. ayın sonunda olacak şekilde üç aşamalı olarak uygulanmıştır. Uygulama sonrasında ASÖ toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında girişim ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Ancak girişim grubunda uygulama sonrası ASÖ puan ortalamalarının grup içi ve gruplar arasında kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Emzirme öz yeterlilik puan ortalamalarında ise grup içi ve gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuç: Kahkaha yogasının emziren kadınlarda algılanan stres ve emzirme öz yeterliliği üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Postpartum, Kahkaha Yogası, emzirme, öz yeterlilik, stres
İntrapartum ultrasonografi hakkında ebelerin bilgi ve görüşlerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, intrapartum ultrasonografi hakkında ebelerin bilgi ve görüşlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup doğum salonunda çalışma deneyimi olan tüm ebeler araştırmanın evrenini çalışmaya katılmayı kabul edenler (n:143) örneklemi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında anket formu oluşturulmuştur ve Google Forms üzerinden erişime açılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 20 programı kullanılarak veriler yüzdelik dağılım ve ki-kare testleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan ebelerin %44,1'i 25-29 yaş aralığında, %77,6'sı lisans mezunu ve %72,7'si mesleklerinde ilk beş yıl içerisinde çalışmaktadırlar. Çalıştıkları doğumhanelerde ultrasonografi %61,8 oranında abdominal yolla uygulanmakta ve %30 oranında gelen kısım ve pozisyon değerlendirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Ebelerin %81,1'i ultrasonografinin doğum takibinde, %95,8'i malprezentasyonların tespitinde kullanımının yararlı olduğunu ifade etmiştir. Ebelerin %88,1'i ultrasonografi eğitimi almayı istediğini belirtmiştir. Ebelerin eğitim düzeyi ve ultrasonografi ile doğumu takip etmenin yararlı olduğu ifadesi arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.002). Ayrıca, ebelerin meslekte çalışma yılı ile ultrasonografinin doğumda kullanımından kadınların memnun olma durumu arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.02). Sonuç: Doğumhanede intrapartum ultrasonografi ile karşılaşan ebelere göre, doğumu ultrasonografi ile takip etmek yararlıdır, enfeksiyonları azaltabilir, sezaryen kararı vermede faydalıdır, mahremiyetin korunmasına destek verir ve kadın için konforlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Sezaryen sonrası ayak masajının ağrı ve konfora etkisi
Amaç: Sezaryen sonrası ayak masajı uygulamasının ağrı ve konfor düzeyine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma iki gruplu randomize kontrollü bir çalışmadır. Nisan 2022 ve Şubat 2023 tarihleri arasında anne dostu bir ilçe devlet hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Örneklem grubunu dahil edilme kriterlerine uyan 84 kadın oluşturmuş ve basit rastgele randomizasyon yöntemi ile iki gruba (müdahale=42 ve kontrol=42) ayrılmıştır. Müdahale grubuna (n=42) sezaryen sonrası 10. ve 20. saatlerde toplam 40 dakika ayak masajı uygulanmıştır. Kontrol grubuna (n=42) standart bakım dışında herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Yapılan ölçümler müdahale ve kontrol grubu için aynı zaman dilimlerinde gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında; Bireysel Tanıtım Formu, Postoperatif Ağrı Tanılama Formu, Müdahale Grubu İzlem Formu, Kontrol Grubu İzlem Formu, Doğum Sonu Konfor Ölçeği ve Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya başlarken etik onay, kurum izni ve gönüllülerden yazılı onam almıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro Wilks test, Box Plot grafikler, Student t-test, Mann Whitney-U test, ANOVA, Repeated Measures test, Bonferroni test, Paired Sample test, Wilcoxon Signed Rank test, Ki-kare test, Fisher Exact Test ve Fisher Freeman Halton test kullanılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: İlk değerlendirmede gruplara göre masaj öncesi ağrı tanılama durumları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermezken (p>0,05), masaj uygulaması sonrası ağrı şiddeti, sızlayan ve sancılı ağrısı olma oranı müdahale grubunun kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeğine göre, birinci ve ikinci masaj öncesi müdahale grubunun ağrı puanları kontrol grubuna göre daha yüksek, masaj sonrası ise müdahale grubunun ağrı puanları daha düşük belirlenmiştir (p=0,001; p<0,01). Konfor puanlarında da masaj öncesi anlamlı farklılık gözlenmezken (p>0,05), masaj sonrası konfor puanlarında anlamlı düzeyde artış bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Müdahale grubundaki konfor puanının her ölçümde bir önceki ölçüme göre istatistiksel olarak anlamlı artışların olduğu saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Sonuç: Çalışma bulguları sezaryen sonrası uygulanan ayak masajının ağrıyı azalttığı ve doğum sonu konforu arttırdığını göstermiştir. Sezaryen sonrası ayak masajı nonfarmakolojik bir yöntem olarak önerilebilir.
Gebelerin COVID-19 hastalığından korkma durumlarıyla gebelik stresi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, gebelerin COVID-19 hastalığında korkma durumuyla gebelik stresi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç-yöntem: Araştırmanın evrenini bir Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı olan gebeler oluşturmaktadır (N:320). Araştırmanın örneklemini ise 27.12.2022-27.08.2023 tarihleri arasında araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan, araştırmaya katılmayı kabul eden eden gebelerden oluşmaktadır (n:210). Bulgular: Araştırmaya dahil olan gebelerin yaş ortalaması 29,0±5,52, %53,3'ünün gebelik haftasının 25 hafta ve üzerinde olduğu bulunmuştur. Gebelerin COVID-19 Korku ölçeği puan ortalaması 21,63±0,70 olduğu ve COVID-19 korkularının orta düzeyde olduğu söylenebilir. Gebelerin stres ölçeği toplam puan ortalaması ise; 52,15±25,85 olduğu tespit edimiştir. Gebelerin COVID-19 korkusu ile gebelik stresi arasında anlamlı bir korelasyon olduğu tespit elmiştir (rho=0,45, p<0,00). Sonuç: Araştırmada gebelerin COVID-19 korkusu ile gebelik stresi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.
Mobil tabanlı dijital partograf uygulamasının geliştirilmesi ve ebelerin deneyimi
Amaç: Bu çalışmada, mobil tabanlı dijital partograf uygulamasının geliştirilmesi ve ebelerin deneyimlerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, nitel yöntem ile yapılmıştır. Örneklemi, Manisa Şehir Hastanesi LDRP biriminde çalışan araştırmaya katılmaya gönüllü 13 ebe oluşturmuştur. Mobil Tabanlı Dijital Partograf Uygulamasının tasarımı, geliştirilmesine ve eğitimin yapılması sonrasında araştırma verileri, Birey Tanıtım Formu, Mobil Uygulama Kullanılabilirlik Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak araştırmacılar tarafından toplanmıştır. Verilerin analizinde, sayı ve yüzdelik dağılımları ve nitel verilerin analizinde Maxqda 24 programı ile içerik analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan ebelerin eğitim durumu çoğunlukla lisans düzeyinde, gelir durumlarının gelir ve gidere denk ve çekirdek aile tipine sahip olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan ebelerin tamamının ebeliği isteyerek tercih ettiği, çoğunluğun doğumhanede kendi istekleri doğrultusunda çalıştığı ve hepsinin ebe olmaktan memnun olduğu bulunmuştur. Ebelerin uygulama deneyimlerine ait 3 ana tema oluşturulmuştur. Ana temalar kullanıcı dostu ve pratik kullanım, etkili zaman yönetimi, kaliteli ebelik bakımı olarak belirlenmiştir ve ana temalara ait alt temalar oluşturulmuştur. Sonuç: Çalışma sonucuna göre, ebelere yönelik geliştirilen Mobil Tabanlı Dijital Partograf Uygulamasının kullanılabilir bir araç olduğu gebelere ait veri girişlerinin kolaylıkla yapılıp, takip edilebildiği ve bakım kalitesini arttırdığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Partograf, Dijital Partograf, Ebelik Bakımı, Doğum, Doğumhane
Gebelik ile ilişkili anksiyete ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu çalışma gebelik ile ilişkili anksiyete ve etkileyen faktörleri incelenmek amacı ile yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan çalışmanın evrenini, İç Ege'de bir ilçe hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran gebeler oluşturmuştur. Örneklem Epi info programında en küçük örneklem hesaplanarak 384 gebeye ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri 'Bireysel Tanılama Formu' ve 'Gebelik ile İlişkili Anksiyete Ölçeği' kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiş, verilerin analizinde t testi, ANOVA ve LSD post hoc testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 27,72±4.51'dir. Gebelerin gebeliğe ilişkin anksiyete ölçeği toplam puan ortalaması 63,13± 12.70 olarak tespit edilmiştir. Alt boyutlar düzeyinde incelendiğinde, benzer şekilde ölçekten alınan ölçek puanlarının düşük düzeyde olduğu ve en yüksek anksiyete puanlarının doğuma yönelik tutumlarla ilişkili olduğu (2,72±0,87), en düşük anksiyete puanlarının gebeliği kabul etmeme (1,49±0,71), beden imajı kaygıları (1,61±0,55), bebekle ilgili endişeler (1,70±0,76) ve annelikle ilgili endişeler (1,71±0,81) olduğu bulguları elde edilmiştir. Gebelerde anksiyeteyi eşin ve kendisinin öğrenim durumu, meslek, gelir durumu, yaşamın çoğunun geçtiği yer, aile tipi gibi demografik faktörler etkilemektedir. Kendini sağlıklı ve mutlu hissetme, dengeli beslenme gibi genel sağlık durumları da anksiyeteyi etkilemektedir. Ayrıca çocuk sayısı, gebelik ve doğum hakkında eğitim alma, düzenli olarak kontrole gitme, eş ile sorun yaşama, evde bakıma muhtaç birinin olması, gebelik süresince sorun yaşadığında eşten/ebeden/doktordan/arkadaştan yardım isteme, gebeliğe bağlı olarak günlük aktivitelerde sorunlar, doğum eylemi ile ilgili korku ve kaygı yaşanması gibi durumlarda anksiyeteyi etkileyen faktörler olarak bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak, araştırmaya katılan gebelerde gebeliğe ilişkin anksiyete düzeyi düşük seviyede olmakla birlikte en yüksek kaygının "doğuma yönelik tutumlar, "tıbbi personele yönelik tutumlar ve "doğum kaygıları olması hizmet sunan sağlık profesyonellerine yol gösterici nitelikte olduğu düşünülmektedir. Birçok sosyo-demografik, obstetrik özellikler, yaşam davranışları ve sosyal destek düzeyi anksiyete ile ilişkili bulunduğundan, ebelerin yaptıkları izlemler sırasında annenin psikolojik durumunu değerlendirmeleri ve gerekli müdahaleleri planlamaları yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, anksiyete, risk faktörleri, ebelik 2024, 73 sayfa
Gebe sıçanlarda oksitosin hormonunun pelvik taban kasları üzerine etkisinin incelenmesi
Doğum eyleminin augmentasyonu ve indüksiyonunda yaygın bir şekilde kullanılan oksitosin, pelvik taban kaslarında ve sinirlerinde daha büyük bir mekanik güç oluşturur ve bu kasların gerilmesi ile birlikte daha fazla pelvik taban hasarı meydana gelmektedir. Bu konu üzerinde çok az sayıda çalışma bulunmaktadır ve fikir birliği sağlanamamıştır. Bu nedenle mevcut çalışma, gebe sıçanlarda oksitosin indüksiyonunun pelvik taban kasları üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deney şeklinde tasarlanmıştır. Toplam 32 adet Wistar Albino türü sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Grup I; hiç doğum yapmamış 8 virgin sıçandan oluşmaktadır. Grup II; spontan vajinal doğum yapmış 8 sıçandan oluşmaktadır. Group III; as a control group, rats in this group were induced by intravenous (iv) saline solution every 10 minutes for 8 hours on the 21st day of gestation. Grup IV, oksitosin grubu olarak adlandırılmıştır. Bu grupta yer alan sıçanların doğum eylemi 2.5 mU iv oksitosin (Synpitan Forte, Deva, İstanbul) ile gebeliklerinin 21. gününde her 10 dakikada bir 8 saat süre boyunca pulse olarak indüklendi (n=8). Sonrasında, 24 saat içerisinde doğum yapmış olan derin anestezi altındaki sıçanların; m. coccygeus, m. iliocaudalis, m. pubocaudalis kasları diseke edilerek doku örnekleri alındı. Elde edilen dokular ışık mikroskobu altında incelendi. Veriler IBM SPSS 23 ile analiz edildi. Gruplar arası karşılaştırmalar tek yönlü varyans analizi ile incelendi ve çoklu karşılaştırmalar Tukey HSD ile gerçekleştirildi. Kilo ile ölçümler arasındaki ilişki Pearson korelasyonu ile incelendi. Tüm gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında m. iliocaudalis kasının ortalama değerleri arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Oksitosin indüksiyonu grubunda m. pubocaudalis kas boyutu ortalama değerinin diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu (50.1 ± 5.4 µm ve p<0.001) tespit edilmiştir. Serum fizyolojik grubunda ise m. coccygeus kas boyutundan elde edilen ortalama değerin virgin grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (49.5 ± 10.9 µm ve p<0.009). Çalışma sonuçlarımıza göre m. iliocaudalis kas boyutunun gruplara göre farklılık göstermediği saptanmıştır. Buna karşılık m. pubocaudalis kas boyutunun oksitosin grubunda anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü. Serum fizyolojik grubunda ise m. coccygeus kas boyutunun anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Ebelikte savunuculuk ölçeğinin geliştirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebelikte savunuculuk ölçeğinin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu metodolojik çalışma, Şubat-Aralık 2024 tarihleri arasında, sağlık kurumlarında ebelik hizmetlerinin sunulduğu birimlerde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 260 ebe ile yürütülmüştür. Veriler, Bireysel Tanıtım Formu ve Ebelikte Savunuculuk Ölçeği Taslağı kullanılarak Google Forms aracılığıyla çevrim içi toplanmıştır. Geçerlik analizi kapsamında kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliliği (açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi) ve madde analizi uygulanmıştır. Güvenirlik Cronbach alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu ve yarı yarıya güvenirlik yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Örneklem büyüklüğünün faktör analizine uygunluğu Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) testi ile, maddeler arasındaki korelasyon düzeyi ise Bartlett küresellik testi ile belirlenmiştir. Veriler, SPSS 25.0 ve DataBeeg 1.0 programları ile analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistikler olarak frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulundan 17.01.2024 tarihli 20.478.486/2213 sayılı karar ile etik onam alınmıştır Bulgular: ICM Ebeler İçin Savunuculuk Araç Kiti ve ilgili literatür doğrultusunda 27 maddelik başlangıç madde havuzu oluşturulmuştur. Uzman değerlendirmeleri sonucunda Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGI) 0.96 olarak bulunmuştur. Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) testi değeri 0.912 olup, örneklem büyüklüğünün faktör analizi için yeterli olduğu belirlenmiştir. Bartlett Küresellik Testi, verilerin faktör analizi için uygun olduğunu göstermiştir. Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) sonucunda düşük faktör yükleri nedeniyle dört madde ölçekten çıkarılmış ve ölçek 22 maddeye indirgenmiştir. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), ölçeğin beş faktörlü yapısını desteklemiş ve model uyum indeksleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuştur (CMIN/DF = 2.240, RMSEA = 0.069, CFI = 0.897, SRMR = 0.060). Ölçeğin Cronbach Alfa değeri 0.912'dir. Katılımcıların %61.9'unun 34 yaş ve altında, %71.2'sinin lisans mezunu olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Ebelikte Savunuculuk Ölçeği, 22 madde ve 5 alt boyuttan oluşan, ebelerin savunuculuk düzeylerini değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Anahtar kelimeler: Savunuculuk, Ebelikte Savunuculuk, Ebelik, Ölçek geliştirme
Annelere yenidoğan tarama programına yönelik verilen sağlık eğitiminin annelerin bilgi ve kaygı düzeylerine etkisi
Bu çalışmada annelere yenidoğan tarama programına yönelik verilen sağlık eğitiminin annelerin bilgi ve kaygı düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma bir müdahale araştırmasıdır. Araştırmanın örneklemini Manisa Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde doğum yapan anneler oluşturmuştur (müdahale=34, kontrol=34). Araştırmada müdahale grubundaki annelere eğitim kitapçığı kullanılarak yüz yüze birebir eğitim verilmiştir. Kontrol grubuna ise; sadece eğitim kitapçığı verilmiştir. Araştırmanın verileri Anne-Yenidoğan Tanıtım Formu, Durumluluk Kaygı Ölçeği ve Yenidoğan Tarama Programı Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Müdahale ve kontrol grubunun son test Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamaları açısından aralarında fark bulunmuştur (p < 0,05). Araştırmanın sonunda müdahale grubunun son test bilgi puanı kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p < 0,05). Araştırma sonucunda müdahale grubundaki annelerin bilgi düzeyinin arttığı, kaygı düzeylerini ise azaldığı belirlenmiştir. Kontrol grubundaki annelerin ise; bilgi ve kaygı düzeyinde bir değişiklik olmamıştır
Gebelerin sağlıklı yaşam davranışları ile sağlıklı beslenme takıntısı ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, gebelerin sağlıklı yaşam davranışları ile Ortoreksiya Nervoza arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma kesitsel türde bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini İzmir Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran gebeler oluşturmuştur. Örnek büyüklüğü, evrenin bilinmemesi nedeniyle %50 bilinmeyen prevalans ve %5 yanılma payı esas alınarak hesaplanmıştır (n:393). Araştırmanın verileri "ORTO-11 Ölçeği", "Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği" ve katılımcıların sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirlemeye yönelik hazırlanan 16 soruluk anket ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya dahil olan gebelerin yaş ortalaması 29,73±5,49 olarak belirlenmiştir. Gebelerin ORTO-11 ölçeği puan ortalaması 24,22±4,58; Gebelerde Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği toplam puan ortalaması 122,65±12,44 olarak hesaplanmıştır. Gebelerin sağlıklı yaşam davranışları ile Ortoreksiya Nervoza arasında istatistiksel olarak anlamlı, ters yönlü, düşük düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r=-0,38, p<0,00). Sonuç: Gebelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçek puanı arttıkça, Ortoreksiya Nevroza eğilimlerinin arttığı (ölçek puanının azaldığı) belirlenmiştir.
Servikal dilatasyon ölçümü için giyilebilir teknolojik bir cihazın geliştirilmesi ve kullanım etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Serviksin dilatasyon ölçümü için giyilebilir teknolojik bir cihazın geliştirilmesi ve geliştirilen cihazın kullanım etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada, nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırmalarından açımlayıcı sıralı desen yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma üç aşamadan oluşmuştur. Birinci aşama, cihazların geliştirilmesi ve tekrar testlerin yapılması, ikinci aşama ebelerin servikal dilatasyon ölçüm cihazını kullanımı üçüncü aşama ise ebelerin servikal dilatasyon ölçüm cihazı ile ilgili geri bildirimlerinin alınmasını içermektedir. Veri toplama aracı olarak araştırmanın birinci aşamasında tekrarlanabilirlik testleri kayıt formu, ikinci aşamasında vajinal muayene uygulama değerlendirme formu, üçüncü aşamasında ebe tanıtım ve geri bildirim formu ve ebe görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma Eylül 2023- Mart 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın etik onayı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulundan alınmıştır. Servikal dilatasyonun değerlendirilmesi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi simülasyon laboratuvarında yapılmıştır. Araştırmaya katılan ebeler kartopu örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmanın nicel verilerinde 30 ebe, görüşme yapılarak alınan nitel verilerde 22 ebe araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Nicel verilerin analizinde SPSS Statistics 25 programı kullanılarak sayı ve yüzdelik dağılımlar, Independent Sample Test, karşılaştırmalı testler için t testi kullanılmıştır. Nitel veriler, MAXQDA veri analiz programı kullanılarak çözümlenmiş olup tema, alt tema ve kodlar oluşturulmuştur. Bulgular: Geliştirilen servikal dilatasyon ölçüm cihazının doğruluk yüzdesi %99,22 bulunmuştur. Ebelerin servikal dilatasyonu değerlendirmeleri sırasında cihazın gösterdiği servikal dilatasyon değerlerinin doğruluk yüzdesi %96,66 görülmüştür. Ebelerin %93,3'ü geri bildirimlerinde servikal dilatasyon ölçüm cihazının klinikte tercih edilebileceğini ve vajinal muayene yapmanın rahat olduğunu, %90'ı vajinal muayene sırasında kolaylık sağladığını ifade etmişlerdir. Servikal dilatasyon ölçüm cihazına yönelik yapılan görüşmelerde elde edilen nitel veriler ile üç tema (Uygulama deneyimi, cihazın kullanım gerekliliği, görüş ve öneriler) ve sekiz alt tema (Ebelerin duygu ve düşünceleri, kullanım süreci, kişisel olarak, mesleki olarak, gebelere yönelik, eğitime yönelik, cihazın geliştirilmesine yönelik ve kullanım alanlarına yönelik) etiketi belirlenmiştir. Sonuç: Servikal Dilatasyon Ölçüm Cihazının doğruluk oranının yüksek olduğu, ebeler tarafından kullanıldığında etkin olduğu bulunmuştur. Klinik ve eğitim alanında cihazın kullanılmasının ve farklı alanlarda kullanılarak sonuçlarına bakılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travay takibi, vajinal tuşe, vajinal muayene, servikal dilatasyon, giyilebilir teknoloji.
Gebelikte cinsel mitler ölçeğinin geliştirilmesi
Gebelik kadın hayatını çok yönlü etkileyen son derece farklı bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanı sıra pek çok psikolojik değişiklikler de ortaya çıkar. Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Gebelikte cinsel ifade yüksek derecede bireyseldir. Cinsel ilişki, emosyonel faktörlerden, gebelikte seks hakkındaki mitlerden, cinsel disfonksiyondan ve kadındaki fiziksel değişikliklerden etkilenir. Yapılan literatür taramasında gebelikte cinsel yaşam değişikliklerinin belirlenmesine yönelik çok sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Gebelikte cinsel mitlerin belirlenmesine yönelik ise az sayıda çalışma bulunmakla birlikte bu alanda geliştirilmiş bir ölçeğe rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, "Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği'nin geliştirilmesidir. Araştırma, bir üniversite hastanesinin gebe polikliniklerinde 210 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 ve SPSS AMOS 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda geliştirilen Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği, 25 madde ve "gebelik ve cinsellik", "bebeğe ilişkin endişe", "cinsiyet/cazibe" ve "gebeliğe ilişkin endişe" olmak üzere 4 alt boyuttan oluşmuştur. Ölçeğin toplam Cronbach's Alpha katsayısının 0,916, alt boyutların 0,717-0,913 arasında değiştiği saptanmıştır. Sonuç olarak; Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir.
Babalara verilen doğuma hazırlık eğitiminin babaların doğum korkusu üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada babalara verilen doğuma hazırlık eğitiminin doğum korkusu üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma ön-test ve son-test kontrol gruplu yarı deneysel desende yapılmıştır. Araştırma örneklemini bir eğitim araştırma hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran, araştırmayı kabul eden, eşleri primipar olan ve riskli gebeliği olmayan baba adaylarından (n=128) oluşmuştur. Girişim grubu baba adaylarına çevrimiçi platform aracılığı ile interaktif kart oyunu oynatılarak doğuma hazırlık eğitimi verilmiştir. Eğitim sonrasında doğuma hazırlık eğitim kitapçığı verilmiştir. Kontrol grubundaki baba adaylarına herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış Bireysel Tanılama Formu, Babalarda Doğum Korkusu Ölçeği ve Doğuma Hazırlık Eğitim kitapçığı kullanılmıştır. Bulgular: İlk değerlendirmede gruplara göre eğitim öncesi Babalarda Doğum Korkusu Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık göstermezken (p>0,05), eğitim sonrası Babalarda Doğum Korkusu Ölçeği puanlarında girişim grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşüş olduğu saptanmıştır. Sonuç: Babalara verilen doğuma hazırlık eğitiminin, babaların doğum korkusunu azaltmada anlamlı etkisi olduğu bulunmuştur. Doğuma hazırlık eğitiminin baba adaylarının korkusunu azaltmada bir yöntem olarak kullanılabileceği önerilebilir.
Ebelerin kültürlerarası iletişim kaygısının kültürlerarası yeterliliğe etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebelerin kültürlerarası iletişim kaygısının kültürlerarası yeterliliğine etkisini incelemektir. Gereç-yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri Türkiye'de çalışan ebelere online platformlar üzerinden anket gönderilerek yürütülmüştür. Türkiye'deki ebe sayısına göre araştırmanın en küçük örnek büyüklüğü p=0,05 ve %5 hata payı ile 357 ebeden oluşması planlanmıştır. Araştırmada 363 ebeye ulaşılmıştır (n:363). Araştırmada Kültürlerarası iletişim kaygısı ölçeği ve kültürlerarası yeterlilik ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 21,0 paket programı kullanılarak; Tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda T-testi, One Way ANOVA testi, Pearson korelasyon ve Lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya yaş ortalaması 32.56 ±9.07 olan, %75,2'sı lisans düzeyinde olan 363 ebe katılmıştır. Araştırmada ebelerin %52,1'inin yüksek düzeyde kültürlerarası iletişim kaygısına sahip olduğu ve kültürlerarası yeterlilik ölçek puanının 3,33 ± 0,34 ile ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Ebelerin kültürlerarası iletişim kaygısı ile kültürlerarası yeterliliği arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur (r: 0,498, p<0,05). Sonuç: Ebelerin yüksek düzeyde kültürlerarası iletişim kaygısına sahip olduğu ve kültürlerarası yeterlilik düzeyinin de iyi olduğu belirlenmiştir. Ebelerin kültürlerarası iletişim kaygı düzeyi arttıkça kültürlerarası yeterlilik düzeyi de artmaktadır.
Baba olmaya yönelik tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve çocuk sahibi olmamış bireylerin anne-baba olmaya yönelik tutumları
Amaç: Günümüzde kadın ve erkeklerin anne-baba olmaya yönelik tutumları, toplumsal roller, kariyer hedefleri ve bireysel yaşam tercihleri doğrultusunda önemli ölçüde değişmektedir. Bu bağlamda, araştırmada öncelikle baba olmamış erkeklerin baba olmaya yönelik tutumlarını ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmesi; ardından ise henüz çocuk sahibi olmamış bireylerin anne-baba olmaya ilişkin tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma metodolojik, tanımlayıcı ve kesitsel türde bir çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın ölçek geliştirme aşamasında Türkiye'nin batısında bir ilin büyükşehir belediyesinde çalışan ve hizmet alan erkek bireyler örneklemi oluşturmuş olup Baba Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği geliştirilmiştir. Anne -baba olmaya yönelik tutumun incelendiği ikinci aşamada ise örneklemi valilikten izin alınan kamu kurumlarında görev yapan ve araştırma ölçütlerini karşılayan kadın ve erkek bireylere ek olarak büyükşehir belediyesinde çalışan ve belediyeden hizmet alan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AFCS), Baba Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği (BOYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS ve AMOS paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme aşamasında veriler kodlanarak tanıtıcı bilgilerin sayı ve yüzde dağılımları ile Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri hesaplanmıştır. Ölçeğin geçerlik sınaması, kapsam geçerlik indeksi ve yapı geçerliliği (doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi) kullanılarak yapılmıştır. Güvenirlik sınaması ise standart hata, Cronbach Alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu, Average Variance Extracted (AVE) ve Composite Reliability (CR) değeri ile ölçek tepki yanlılığı dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Ölçeklerin güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla Cronbach Alfa katsayısı hesaplanmıştır. Sürekli olmayan değişkenlerin analizi için Mann Whitney U testi ve Kruskal–Wallis H testi, sürekli değişkenlerin analizi için ise Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Ölçek geliştirme aşaması için yapılan faktör analizi sonucunda KMO değerinin 0,932 olduğu ve örneklem sayısının faktör analizi için uygun olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Bartlett testi sonucunda x² değerinin (5419,382) istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve normal dağılım koşulu sağladığı saptanmıştır (p<0,00). Ölçek iki alt boyuta dağılmıştır. Ölçek alt boyut Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla birinci faktör; "Baba Olma Beklentisi" α=0,932, ikinci faktör; "Şimdiki Engel" α=0,888 olarak bulunmuştur. Ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri incelenmiş ve Comparative Fit Index (CFI), Normed Fit Index (NFI), Non-Normed Fit Index (NNFI), Root Mean Square Error of Approximation (RMSEA), Goodness of Fit Index (GFI) ve Incremental Fit Index (IFI) değerlerinin kabul edilebilir değerlerde olduğu belirlenmiştir. Anne ve Baba olmaya yönelik tutumu değerlendirmek için kadın katılımcıların yaş ortalamasının 25,74±4,40 olduğu, AFCS ile eğitim düzeyi, ikamet bölgesi, yaş, medeni durum, evli olana bireylerin evlilik süresi, partner mesleği, gelir durumu ve ilk çocuklarına sahip olmak için tercih ettikleri yaş bağlamında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Erkek katılımcılar için yaş ortalamasının 25,72±4,86 olduğu, BOYTÖ ile aile planlaması kullanma durumu, çocuk hayali kurma, yaş, medeni durum, gelir durumu ve ilk çocuklarına sahip olmak için tercih ettikleri yaş bağlamında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sonuç: Yapılan analizler sonucunda ilk aşama için Baba Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği yapılan analizler sonucunda kabul edilebilir derecede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Tezin ikinci aşamasının analizleri sonucunda yaş, medeni durum, eğitim surumu gibi pek çok sosyodemografik değişkenin anne-baba olmaya yönelik tutumu etkilediği, kadın ve erkek için bazı değişkenler paralellik gösterirken bazı değişkenlerin farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Annelerin bebek izlemi konusundaki davranışları ve etkileyen faktörler
Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın amacı; annelerin, bebek izlemleri konusunda davranışlarını ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Mart 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın evrenini Adana ilinin 4 merkez ilçesinde (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova) bulunan Aile Sağlığı Merkezleri oluşturmuştur. Örnekleme alınacak Aile Sağlığı Merkezleri kura ile belirlenmiş ve 0-18 ay arası bebeği olan 783 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın uygulaması için Adana İl Sağlık Müdürlüğü'nden yazılı izin, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan etik kurul onayı alınmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından ilgili literatür incelenerek hazırlanan görüşme formu ile karşılıklı görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22,0 paket programı kullanılarak dağılım yüzdeleri, ortalama, standart sapma ve Ki kare testleri ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların % 82,2'sinın ortaokul ve üstü eğitim seviyesine sahip olduğu, % 78'inin ev hanımı olduğu, % 78,7'sinin gelir düzeyini orta düzeyde olarak ifade ettiği, % 96,3'ünün sağlık güvencesine sahip olduğu ve % 83,3'ünün çekirdek aile yapısına sahip olduğu görülmüştür. Annelerin yaş ortalaması 285,469'dur. Araştırma sonucunda, annelerin büyük çoğunluğunun bebeklerini sağlık kontrollerine götürdüğü, bebek izlemlerini düzenli yaptırma oranı yüksek olmakla birlikte bebeklerine ilk 6 ay sadece anne sütü verme ve tam aşılama oranının istenen düzeyde olmadığı, ebeveynlerin eğitim düzeyinin ve annelerin çalışma durumunun izlemleri etkilediği belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri, ebeveynlere ve diğer aile üyelerine bebek izlemleri ve önemi konusunda eğitim ve danışmanlık yapmalı, yanlış bilgileri tespit etmeli ve bireyleri doğru bilgileri kazanmaları konusunda desteklemelidir. Anahtar Kelimeler: Anne, bebek, davranış, ebe, kontrol, tarama
Swedish masajın kadınların kaygı düzeyi doğum ağrısı ve doğum sürecine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, Swedish masajın kadınların kaygı düzeyi, doğum ağrısı ve doğum sürecine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 01 Mart-30 Mayıs 2017 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine doğum yapmak üzere kabul edilen tüm gebeler, örneklemi ise 64 gebe oluşturmuştur. Etik kurul onayı, hastaneden izin ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, doğum sürecine ilişkin değerlendirme formu, doğum sonucuna ilişkin değerlendirme formu visual analog skala, sürekli ve durumluk kaygı ölçeği ile toplanmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics 22 programında analiz edilmiştir. Kritik anlamlılık değeri p<0,05 olarak alınmıştır. Kadınların yaş ortalamasının 22,08±2,73 olduğu, %56,3'ünün ilkokul ve altı eğitim düzeyine sahip olduğu, %84,4'ünün çalışmadığı, %62,5'inin gelir durumunun iyi olduğu, %81,3'ünün sağlık güvencesinin olduğu saptanmıştır. Deney ve kontrol grupları sosyo-demografik ve gebeliğe ilişkin özellikleri bakımından benzerdir (p>0,05). Çalışmamızda deney ve kontrol grupları arasında sürekli kaygı ölçeği puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Deney ve kontrol gruplarındaki katılımcılar arasında uygulama öncesine göre uygulama sonrasında durumluluk kaygı puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0,05). Kontrol grubunun uygulama sonrası ağrı puanı ortalamalarının, deney grubundakilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,01). Kontrol grubunun toplam doğum sürelerinin, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,01). Deney grubundaki kadınların masaj memnuniyet ortalamasının 9,91±0,30 olduğu ve tamamının sonraki doğumda masaj yaptırmak istediği görülmüştür. Bu çalışma sonuçları, Swedish masajının, gebelerin doğum ağrılarını ve kaygı düzeylerini azaltmada, doğum süresini kısaltmada ve hasta memnuniyetini arttırmada etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, doğum, gebe, kaygı, Swedish masaj.
Kadınların doğum sonrası bireyselleştirilmiş bakımı algılama ve memnuniyet düzeyleri
Bu araştırma, kadınların doğum sonrası bireyselleştirilmiş bakımı algılama ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla analitik-kesitsel olarak yürütüldü. Araştırma, Kasım 2018 ve Temmuz 2019 tarihleri arasında, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde vajinal doğum yapan ve Obstetri Servisinde yatan 524 kadın ile gerçekleştirildi. Verilerinin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, doğum sonrası ebelik hizmetlerinden yararlanma tespit formu, bireyselleştirilmiş bakım skalası-B hasta versiyonu ve doğum sonrası ebelik bakımı memnuniyetini değerlendirme formu kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatikler, student T testi, MannWhitney-U, Tek Yönlü Varyans analizi, Kruskall Wallis-H, korelasyon, cronbach alfa ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Kadınların doğum sonrası ebelik hizmetlerinden yararlanma durumu toplam puan ortalaması 17.76±4.58'dir. Yapılan çoklu regresyon analizinde gebeliği isteme durumu ebelik hizmetlerinden yararlanma durumunu pozitif yönde etkiledi. Bu modelin açıklayıcılık oranı %2.2'dir. Kadınların bireyselleştirilmiş bakım algısı madde puan ortalaması 4.23±0.40, alt boyutlarına ilişkin madde puan ortalamaları; Kararlara Katılmada Bireysellik 4.50±0.44, Klinik Durumda Bireysellik 4.42±0.48 ve Kişisel Yaşamda Bireysellik 3.48±0.49'dur. Yapılan çoklu regresyon analizinde doğum sayısının 1-3 olma durumu bireyselleştirilmiş bakım algısını pozitif yönde etkiledi. Bu modelin açıklayıcılık oranı %2.1'dir. Kadınların doğum sonrası ebelik bakımı memnuniyeti toplam puan ortalaması 16.94±2.52'dir. Yapılan çoklu regresyon analizinde gebeliği isteme durumu ebelik bakımı memnuniyetini pozitif yönde etkiledi. Bu modelin açıklayıcılık oranı %5.4'tür. Bu çalışmada kadınların doğum sonrası ebelik hizmetlerinden yararlanma durumları, bireyselleştirilmiş bakım algıları ve doğum sonrası ebelik bakımı memnuniyetinin obstetrik özelliklerden etkilendiği ve kadınların doğum sonrası bireyselleştirilmiş bakım algıları ile memnuniyet düzeylerinin ilişkili olduğu sonucuna varıldı. Doğum sonu dönemde verilen bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda bu sonuçların dikkate alınması ile anne-bebek sağlığının korunması ve gelişimine katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Algı, bireyselleştirilmiş bakım, ebelik, lohusa, memnuniyet.
Doğum korkusuyla baş etme rehberi geliştirme ve etkinliğini değerlendirme
Bu çalışma, doğum korkusu ile baş etmeyi sağlamak için kanıta dayalı uygulama rehberi geliştirmek ve etkinliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma metodolojik ve randomize kontrollü deneysel olarak iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması, metodolojik olarak yürütülmüş ve doğum korkusu ile baş etmeyi sağlamaya ilişkin kanıta dayalı uygulama rehberi geliştirilmiştir. Araştırmanın randomize kontrollü deneysel olarak yürütülen ikinci aşamasında, rehber içinde yer alan bireysel danışmanlık programının etkinliği değerlendirilmiştir. Araştırma 1 Ağustos 2018-1 Nisan 2020 tarihleri arasında 2, 5 ve 12 No'lu Aile Sağlığı Merkezi ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde izlem ve takibi olan toplam 70 gebe (müdahale: 37 ve kontrol: 33) ile yürütülmüştür. Müdahale grubuna rutin bakıma ilave olarak literatür ışığında geliştirilen bireysel danışmanlık programı uygulanmıştır. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A ve B Versiyonu, Spielberger Durumluluk Kaygı Ölçeği, Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu ve Postpartum Soru Formu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, t-testi, Fisher testi ve Mann-Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Rehber geliştirme aşamasında müdahalelerin etkinliğine dair kanıtlar, 13 randomize kontrollü çalışma, 13 ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel çalışma ve 5 ön test-son test kontrollü yarı deneysel çalışmanın incelemesinden elde edilmiştir. Çalışmalar doğum korkusunu azaltmada etkili olan on müdahale başlığı altında toplanmıştır. Bunlar psiko-eğitici grup terapisi, doğum öncesi eğitim, bireysel danışmanlık programı, intrapartum destekleyici bakım, bilişsel davranış terapisi, kalp hızı değişkenliği biofeedback, antenatal hipnoz eğitimi, grup sanat terapisi, Roy Uyum Modeline dayalı aralıklı doğum desteği ve öz yeterlik odaklı psikolojik danışmanlık olarak belirlenmiştir. Müdahale grubundaki kadınların müdahale sonrası Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği puan ortalaması (30,81±20,64), kontrol grubundaki kadınların puan ortalamalarından (67,94±27,37) istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olarak bulunmuştur (t=-6,450; p=0,000). Yine müdahale grubundaki kadınların (%59,5) kontrol grubundakilere göre (%39,4) daha fazla oranda normal doğum yaptığı ve kontrol grubundaki kadınların (%18,2) müdahale grubundakilere göre (%8,1) daha fazla sezaryen doğumu talep ettikleri görülmüştür. Ancak istatistiksel değerlendirmede bu farkların anlamlı olmadığı saptanmıştır. Kadınların gelecekteki doğum tercihi olarak normal doğumu tercih etme oranının müdahale grubundaki kadınlarda (%75,7) kontrol grubundakilere (%48,5) göre daha fazla olduğu ve bu farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (χ2=5,524; p=0,019). Bu çalışmada primipar kadınlarda doğum öncesi uygulanan bireysel danışmanlık programının doğum korkusunu azalttığı, ancak doğum sonuçlarını etkilemediği sonuçları elde edilmiştir. Bireysel danışmanlık programının gebelerin rutin antenatal bakımına entegre edilmesi ile doğum korkuları azaltılabilir ve doğum deneyimleri daha olumlu duruma dönüştürülebilir.
Kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerileri
Bu araştırma, kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerilerini belirlenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak Aralık 2018 ve Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin Obstetri Servisi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gelişi güzel örnekleme yöntemi (convenience sampling) ile 300 kadın alınmıştır (n=300). Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu ve Deneyim, Görüş ve Öneri Belirleme Formu ile toplanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde ve ortalama) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 27,10±5,9'dur. Çalışmadaki kadınların %56,7'si İlkokul ve ortaokul mezunu ve %82,7'sinin ev hanımı olduğu, %20,7'sinin sağlık güvencesinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırmadaki kadınların %58'sinin 2-3 gebe kaldığı ve %45,3'nün normal doğum yaptığı tespit edilmiştir. Kadınların, %76,7'sinin doğum salonunda yanlarında yakının bulunması ve %53,3'nün doğum eylemi süresince bağırma ya da istemsiz ses çıkarma ile ilgili deneyim yaşadığı belirlenmiştir. Doğum eylemi süresince kadınların %91,6'sının doğum salonunda mahremiyetin korunması, tamamının doğum salonunda fiziki ortam konusunda, %97,3'nün muayene sonuçlarının yüksek sesle paylaşılması ve %94,7'sinin doğum eyleminde bazı fiziksel durumlara ilişkin mahremiyet ile ilgili görüşlerinin olduğu saptanmıştır. Kadınların %47,3'ünün doğum salonunda fiziki ortam konusunda ve %25'inin doğum eylemi süresince ortamda bulunan kişilere ilişkin önerilerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, kadınların doğum eylemi süresince genellikle mahremiyet kaybı yaşamadıkları, ancak mahremiyete ilişkin çok sayıda görüş ve öneri bildirdikleri sonuçları elde edilmiştir. Ebelerin hizmet sunumunda hasta mahremiyetine dikkat etmeleri, empatik yaklaşımda bulunmaları, mahremiyet hakkının insan hakkı olduğunu kabul ederek etik davranmaları ile kadın sağlığının geliştirilmesine ve kadınların pozitif doğum deneyimi yaşamalarına katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Bakım, deneyim, doğum, ebelik, görüş, mahremiyet.
Gebelikte görülen yakınmaların uyku kalitesine etkisi
Gebelikte görülen yakınmaların uyku kalitesine etkisini incelemek amacıyla, analitik kesitsel olarak tasarlanan bu çalışma 15.10.2018 – 15.03.2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi kadın doğum polikliniklerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gelişigüzel örnekleme ile her trimesterden 100 gebe olmak üzere toplam 300 gebe alınmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", "Antepartum Semptom Kontrol Listesi", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde) ve ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamasının 27,60±5,47, eğitim durumunun en çok %26,7 ortaokul olduğu belirlenmiştir. Yorgunluk (%76,7), istek dışı uyuklama (%73,1), tuvalet için uyanma (%92), sırt ağrısı (%71), gerginlik/sinirlilik (%74) yakınmalarının gebeler tarafından sık deneyimlendiği belirlenmiştir. Gebelerin %51,3'ünün uyku kalitesinin kötü olduğu saptanmıştır. Birinci trimesterdeki gebelerin %28,6'sının, ikinci trimesterdeki gebelerin %30,5'inin, üçüncü rimesterdeki gebelerin %40,9'unun uyku kalitesinin kötü olduğu tespit edilmiştir. Reflü, kasık ağrısı, sırt ağrısı, bacaklarda ağrı, pelvik ağrı, baş ağrısı, uyku değişiklikleri, uykuya dalmada güçlük, gece uyanma, uyandıktan sonra tekrar uyuyamama, dinlenmemiş uyanma, istek dışında uyuklama, gerginlik/sinirlilik, can sıkıntısı yakınmalarının uyku kalitesini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, gebelikte görülen yakınmalar uyku kalitesini olumsuz etkilemektedir. Gebelerin büyük çoğunluğunun uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebelik haftası ilerledikçe uyku kalitesinin azaldığı saptanmıştır. Ebelerin gebelikte görülen yakınmalar ve çözüm önerileri konusunda bilgi sahibi olmaları ve eğitim hizmetlerinde bu konulara önem vermeleri önerilebilir.