
358
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Hanefî mezhebinde zarûret ve fıkhî hükümlere etkisi: Serahsî'nin el-Mebsût örneği
Peygamber Efendimizin vefat etmesiyle birlikte İslâm'ın iki temel kaynağı olan Kur'ân ve Sünnet tamamlanmış oldu. Bundan sonraki süreçte İslâmiyet'in hızlı bir şekilde yayılması, farklı coğrafya ve kültürden insanların Müslüman olmasıyla birlikte İslâm'ın meseleleri de çeşitlenmiş, zaruret halinin varlığı ve hükme etkisi tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde birçok görüş öne sürülmüş, bir kısım fukahâ zarureti keyfî hüküm vermek olarak görürken bir kısım fukahâ ise zaruretin hüküm verilirken göz önünde bulundurulması gereken bir durum olduğunu savunmuştur. Biz bu çalışmamızda bilhassa Hanefî mezhebinde zaruret kavramını ele alıp, İmam Serahsî'ye ait olan el-Mebsût adlı eserdeki zaruretle ilgili meseleleri tespit edeceğiz. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, sınırlandırması, yöntem ve kaynakları ile genel olarak zaruret kavramı ele alınıp Kur'ân ve Sünnette zaruret kavramı açıklanmıştır. Birinci bölümde zaruret ile ilişkili kavram ve delillerle birlikte Serahsî'de zaruret kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise el Mebsût'ta geçen zaruretle ilgili meseleler tespit edilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgiler ışığında İmam Serahsî'nin zaruretle ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
Arap Baharı sonrası Rusya'nın Suriye politikası
Rusya'nın Ortadoğu'ya ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. Günümüze kadar bölgeyle bağlarını bir şekilde korumaya çalışmıştır. 2011 senesinde Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı, bölgede bulunan birden fazla ülkede değişimlere neden olmuştur. Bazı ülkelerde rejim değişiklikleri yaşanmış ve bazı ülkelerde ise liderler öldürülmüş ya da hapse atılmıştır. Bu olayların yaşandığı ülkelerden bir tanesi de Suriye olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 senesinde Suriye'de patlak veren olaylar neticesinde iç savaş çıkmıştır. Bölgeye eskiden beri ilgi duyan ve bölgede gücünü artırmak isteyen Rusya ise Arap Baharı'nı fırsat bilerek soruna Esad rejimi yanında dâhil olmuştur. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'yi desteklemiş ve 2015 senesinde Esad'a yardım için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Rusya'nın olaylara müdahil olmasıyla birlikte Suriye'deki iç savaşın gidişatında değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dış politika kavramına ağırlık verilirken, ikinci bölümde ise Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın Ortadoğu bölgesine yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Arap Baharı sürecinde (2010-2022 arasında) Rusya'nın Suriye politikasını analiz etmektir.
Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey eserlerinde kimlik bunalımı ve anlam arayışı
Yirmi birinci yüzyıla ait Türk ve Japon edebiyatından seçilmiş iki eserde görülen toplumsal sorunlara duyarlılık, yaşanan kimlik bunalımı, dayatılan toplumsal kuralların yüksek sesle dile getirilişi ve insanın nasıl bir bunalıma sürüklendiği edebiyatta yansımalarını bulmuştur. Kapitalist toplum yapısı Doğu-Batı fark etmeksizin tüm toplumlarda insanı kaosa ve bu kaosun yarattığı hoşnutsuzluk, belirsizlik ve bu belirsizliğin getirdiği kimliksizleşmeye sürüklemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada farklı kültürlerden Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey adlı eserlerde eleştirilen postmodern toplum düzeninin söz konusu eserlere nasıl yansıtıldığı ve anlatı sonunda roman karakterlerinin bireysel mücadelelerinde ne ölçüde başarılı oldukları üzerine karşılaştırmalı bir çalışma yapmak hedeflenmiştir. Çalışma, Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey adlı eserlerindeki kimlik sorununun incelenmesiyle sınırlandırılmıştır. Çalışmanın esas amacı, inceleme konusu eserlerde yazarların ortak konuyu nasıl işlediklerinin izlerini sürmektir. Bu bağlamda farklı disiplinlerden de yararlanılması nedeniyle yöntem olarak çoğulcu inceleme yöntemi kullanılmış, söz konusu eserler sosyolojik ve psikanalitik eleştiri kuramları merkeze konularak incelenmeye çalışılmıştır. Felsefi ve sosyolojik bakış açısıyla postmodern toplumda yabancılaşma nedir, nasıl gerçekleşir ve bireylerin bunalıma sürüklenmelerinin nedenleri nelerdir sorularına yanıt aranmıştır. Sonuç bölümünde ise söz konusu eserler arasında çalışma konusu bağlamında saptanmış ortak, benzer ve farklı noktalara vurgu yapılarak eserlerin karşılaştırılmasına ilişkin genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Haruki Murakami, Mine Söğüt, Postmodern, Yabancılaşma, Kimlik Bunalımı
Ahmet Erhan'ın hayatı, sanatı ve eserleri
8 Şubat 1958 yılında Ankara'da dünyaya gelen Ahmet Erhan, 4 Ağustos 2013 yılında erken denilecek yaşta vefat etmiştir. İlk gençlik yıllarında yazmaya başladığı şiirlerini Militan Dergisi'nde yayımlayan Erhan, Behçet Necatigil şiir ödülünü alarak yazın dünyasında adını duyurur. Henüz yirmi iki yaşında tanınır hâle gelen Erhan daha sonraki dönemlerde "Yunus Nadi Armağanı (1992), Cemal Süreya (1998), Behçet Aysan (2005), Halil Kocagöz (1999) ve Melih Cevdet Anday (2008)" şiir ödüllerine sahip olmuştur. Yaşadığı dönem itibariyle kaotik bir sosyal hayata da şahitlik eden Erhan'ın, Alacakaranlıktaki Ülke isimli ilk şiir kitabı bu şahitliğin eseridir. 12 Eylül 1980 Darbesi'nin akabinde 1981 yılında yayımlanan bu kitap, şairin birçok araştırmacı tarafından "darbe şairi" adlandırmasıyla, tek yönlü bir değerlendirmeye maruz kalmasına sebep olmuştur. Şair, pek çok araştırmacı tarafından 1980 dönemi toplumcu gerçekçi şiirin önde gelen isimlerinden kabul edilir. Çalışmanın ilk bölümünde şairin çocukluk ve gençlik yılları, eğitim ve meslek hayatı, ailesi ve arkadaşları, kişiliği, hastalığı, ölümü hakkında bilgi verilecek ve sanatçının sanat, edebiyat ve şiir hakkındaki poetik görüşleri ele alınacaktır. İkinci bölümde sanatçının eserleri hakkında bilgi verilecek, üçüncü bölümde ise şairin şiirleri tematik açıdan incelenerek şairin şiir anlayışı ortaya konmaya çalışılacaktır. Yine aynı bölümde şiirlerindeki bireysel ve toplumsal özellikler örnekler üzerinden değerlendirilecektir.
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Marmara Bölgesinde depremler
Marmara Bölgesi'nde aktif olan Kuzey Anadolu Fay Hattı, Marmara Denizi'ne ulaşmadan önce üç kola ayrılarak bölgede büyük, sığ ve yıkıcı depremlere neden olmaktadır. Marmara Bölgesi'nde XVIII. yüzyılın ikinci yarısında çok sayıda deprem meydana geldiği, bunlardan bazılarının ağır hasarlara ve can kayıplarına neden olduğu bilinmektedir. Bu dönemde bölgede meydana gelen özellikle 1752 Trakya, 1754 Marmara ve 1766 İstanbul depremleri bölgede ağır yıkımlara neden olmuşlardır. 30 Temmuz 1752 Trakya depreminde en ağır hasar Edirne ve çevresinde meydana gelmiş, yüzden fazla kişi hayatını kaybetmiştir. 2 Eylül 1754 tarihinde İzmit Körfezi'nde meydana gelen deprem, bölgede ağır hasarlara yol açmıştır. Depremdeki can kaybı konusunda net bir bilgi olmamakla beraber elli, altmış ve sekiz yüz rakamlarını aktaran bazı kaynaklar bulunmaktadır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan en şiddetli depremler ise 1766 yılında iki buçuk ay arayla meydana gelen 22/23 Mayıs ve 5 Ağustos İstanbul depremleridir. Bu depremlerin ilki en ağır hasarı İstanbul'da yaratmış ve 4.000-5.000 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. İkincisi ise özellikle Tekirdağ-Mürefte arasındaki alanda ağır hasara ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu depremden sonra özellikle Samatya, Galata, Gelibolu, İzmit, Yalova, Midilli, Edirne, Çanakkale, Kadıköy, Gaziköy, Hoşköy ve Söğüt'te ağır hasar kaydedilmiştir. Ayrıca İstanbul'da mayıs ayındaki depremde hasar görmüş olan taş yapılar bu ikinci depremde ya tamamen yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür.
İzmirli İsmail Hakkı'nın hadis anlayışı
Darûlfunûn İlahiyat Fakültesi'nde verilen derslerden biri Hadis Tarihi'dir. Bu dersi veren âlimlerden biri de kelam, fıkıh, ahlak ve felsefe alanlarında fazlaca çalışmalara sahip olan İzmirli İsmail Hakkı'dır. İzmirli, hadis ders notlarını kitap haline getirmiş ve bunlardan bir kısmı yakın zamanda neşredilmiştir. Yapılan bu çalışmada İzmirli'nin hadis ilmi ve hadis alanındaki görüşleri, klasik hadis eserleriyle karşılaştırılmak suretiyle benzerlikler veya farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, İzmirli'ye göre peygamber tasavvuru ve peygamberliğin gerekliliği, ilimler tasnifi içerisinde hadis ilmi ve hadis tarihi ile ilgili düşünceleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise İzmirli'nin hadis anlayışını kapsayan hadis ve sünnetin tanımı, hadisin önemi, konusu ve amacı, haber/hadis taksimi, mütevatir ve âhad haber, makbul haber içerisinde sahih ve hasen hadis, merdud haber içerisinde ise zayıf ve mevzu hadis, isnadın sonu bakımından hadisler, İmâmîyye'nin hadis anlayışını tenkidi ile ilgili düşüncelerine değinilmiş ve klasik hadis usulü eserleriyle de karşılaştırmalar yapılmıştır.
Agatha Christie'nin Ölüm Çığlığı adlı romanı ile Sir Arthur Conan Doyle'un Kızıl Soruşturma adlı romanına feminist bir yaklaşım
Cinsiyet, biyolojik özellikler temel alınarak belirlenen bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından belirlenen ve bir cinsiyetten beklenen rolleri ve davranışları içeren bir kavramdır. Bu konuda önemli olan, toplumsal cinsiyet rollerinin her kadına ya da erkeğe uymadığı ve her bireyin farklı yeteneklere ve ilgi alanlarına sahip olabileceğidir. Toplumsal cinsiyet rolleri bireylerin özgür iradelerini kısıtlayabileceği gibi cinsiyet eşitsizliğine de sebep olmaktadır. Toplumsal normların sebep olduğu cinsiyetçi tutum iş, eğitim, siyaset ve diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi edebiyatın konusu olarak da karşımıza çıkmaktadır. Erkek egemen bir tür olan polisiye romanlara, zamanla kadın karakterler dahil edilse de kadın dedektifler, türün yapısı gereği toplumsal cinsiyet rollerini aşamayan karakterler olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmada, Agatha Christie'nin Ölüm Çığlığı romanı ile Sir Arthur Conan Doyle'un Kızıl Soruşturma romanı, Jane Marple ve Sherlock Holmes karakterleri kapsamında, feminist eleştiri yönteminden faydalanarak incelenecektir. Sherlock Holmes ve Jane Marple'ın, toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında olaylara bakış açıları, yöntemleri ve mesleki başarıları karşılaştırılacaktır. Bu çalışma ile polisiye roman türünün başarılı yazarlarından olan Agatha Christie'nin kurgusal kadın dedektifi Miss Jane Marple ve Sir Arthur Conan Doyle'un kaleme aldığı Sherlock Holmes isimli erkek dedektif karakter arasındaki benzer ve farklı yönleri ortaya çıkarmak, kadın ve erkek dedektif karakterlerin polisiye roman türüne nasıl uyum sağladıklarını saptamaya çalışmak amaçlanmaktadır.
Türk ve kelt mitlerinde doğa tapımı: Ağaç kültü
Mitler insanlığın şafağından beri hayatımızın en önemli kısmını oluşturmuştur. Mitler, hikâyeler, masallar ve efsaneler düş gücümüzün bir sonucu olarak yaşamın getirdiği travmalarla baş etmede en önemli silahlarımız olmuşlardır. Dünyanın getirdiği sıkıntılardan uzaklaşmak isteyen insan bu sıkıntıları söz konusu anlatılardaki canavarlar, düşmanlar yoluyla cisimleştirmiş ve cisimleşen sıkıntılarla mücadeleyi de yine imgelemde yarattığı kahramanlar ile vermiştir. Bu sebeple, sözü edilen mitik anlatılar önemsiz birer eğlence aracı değil varoluşsal sıkıntıların aktarıldığı birer aynadırlar. Bir imgelem çalışması olarak adlandırılabilecek bu çalışmada Türk ve Kelt mitlerindeki ağaç imgesi Gilbert Durand'ın arketipolojik yöntemi esas alınarak karşılaştırmalı bir biçimde incelenmektedir. Doğa tapımına dahil olan ağaç imgesinin Türk ve Kelt folklorik imgeleminde ifade ettiği anlamı tespit etmek amacıyla yapılan bu çalışma insanlığın en derin arzularının söz konusu imgede hayat bulduğunu göstermektedir. Sınırlandırma yapmak adına belirlenen anne, dallar ve asalar, bitkisel dönüşüm, dünya ağacı, kozmik bütünlük ve insan-ağaç izleklerini içeren mitik anlatılar incelendiğinde dünya hayatının getirdiği sıkıntılardan kaçmak, durmadan ilerlemek ve geleceği kontrol etmek ve insan olmanın koşullarını aşarak gökyüzünü hedeflemek insanlığın başlıca arzuları olarak öne çıkmaktadırlar. En başta birbiriyle çelişiyor gibi görünen bu arzular ağaç imgesinde oldukça uyumla var olmuşlardır. Ağacın imgelemde bu kadar geniş bir yer kaplamasının birçok sebebi vardır ancak şüphesiz ki göklere uzanan heybeti, yaşam ve ölüm döngüsünü hatırlatan mevsimsel durumu ve insan ile hem fiziksel hem de ruhsal bağlamda paralel görülmesi en belirgin nedenler olarak görülebilir. Bu izlenimlerden yola çıkan insan için ağaç yaşamın en önemli simgelerinden biri olmuştur ve başat içsel arzular ona yansıtılmıştır. Böylece ağaç basit bir doğa unsuru olmaktan çıkarak insanlığın bir aynası haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Karşılaştırmalı Edebiyat, Mitoloji, İmgelem, Arketipoloji, Ağaç, Türk Mitolojisi, Kelt Mitolojisi.
Vesîletü'n-Necât'ta ad işletimi
Süleyman Çelebî'nin Vesîletü'n-Necât (Mevlid) adlı eseri, Türk edebiyatının en beğenilen, en sevilen, en çok okunan ve en çok istinsah edilen eseridir. Eski Anadolu Türkçesi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan Vesîletü'n-Necât, bu tezde ad işletimi (biçimbirimler ve İşlevler) yönünden incelenmiştir. Alan yazınında gelenekselleşmiş bilimsel yöntem ile Vesiletü'n-Necat adlı eser üzerinde bir ad işletimi incelemesini amaçlayan bu çalışma, söz konusu eser üzerine yapılacak ilk dilbilgisel çalışmalardan biri olacaktır. Elde edilen veriler Eski Anadolu Türkçesi dilbilgisi çalışmalarına önemli bir bilimsel katkı sağlayacaktır. Ad işletimi, ad kök ve gövdelerine gelen biçimbirimlerle gerçekleşir. Ad işletimi biçimbirimleri "sözcük türünü değiştirmeyen biçimbirimler", "sözcük türünü değiştiren biçimbirimler" ve "yüklem yapıcı ve yüklemde görevli biçimbirimler" olmak üzere genel olarak üç başlıkta tasnif edilebilir. Bu çalışmada Vesîletü'n-Necât'taki ad işletimi söz konusu yöntemle incelenmiş ve Eski Anadolu Türkçesi için önemli veriler elde edilmiştir.
Masaldan romana kahramanın serüveni: Yere Düşen Dualar ve Yerkuşağı'na eko feminist bir yaklaşım
Masallar insanlar var olduğundan beri çeşitli coğrafyalara köklerini salarak yayılan bir sarmaşık gibidir. Aynı tohumdan üreyen masalların kökleri farklı kültürlerden beslenerek büyümeye ve o kültürün yapı taşlarına göre şekil almaya devam etmektedir. Fakat bu masal toprağı o kadar bereketlidir ki sadece farklı kültürlerin bünyesinde nesilden nesile aktarılmakla kalmaz aynı zamanda da farklı disiplinlerin dallanıp budaklanmasınakatkı sağlamaktadır. Edebiyat da bu disiplinlerden biridir. Masalların sembol yüklü dili ve eğretilmeli anlatımı günümüz çağdaş edebiyatında da çeşitli amaçlarla kullanılmaya devam etmektedir. İnsanlığın gezegenimize etkisinin ciddi seviyelere ulaşmasıyla karşılaşılan ekolojik krizin ardından edebiyat da birçok bilim gibi çalışmalarında bu konuya dikkat çekmektedir. Ataerkil düşünce sisteminin bir sonucu olan kadının ve doğanın tahakküme maruz bırakılması günümüzde tartışılan en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Ataerkil sistemin, kadını ve doğayı görme şekli ve insan ve insan olmayan arasındaki ilişkilenme biçimleri üzerine eleştiriler getirilmektedir. Bizde bu çalışma ile disiplinlerarasılık ilkesine dayanarak Sema Kaygusuz'un Yere Düşen Dualar ve Deniz Gezgin'in Yerkuşağı romalarını masal unsurları bağlamında ekofeminist yöntem ile karşılaştıracağız. Yapılacak olan tez çalışması ile amaçlanan, folklor ve metinlerarasılık ilişkisini masal ve roman bağlamında incelemek ve söz konusu ilişkiyi eko-feminist yöntem ile ele alarak güncel toplumsal bir mesele haline gelen kadın ve doğanın ataerkil yapı tarafından kontrol altına alınmasının edebiyata yansımalarını tartışmaktır. İnsanın hem karşı cins ile hem de doğa ile olan ilişkilenme biçimlerini çağdaş edebiyat metinleri üzerinden göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: masal, postmodern edebiyat, ekofeminizm, disiplinlerarasılık, karşılaştırmalı edebiyat.