
188
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
5-11 yaş grubundaki otizmli çocukların eğitim mekanlarının fiziksel ve psikolojik konforunun sağlanması için iç mekan tasarımı
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) bireyi ve yakın çevresini doğrudan etkileyen, sözlü ve sözsüz iletişim, sosyal etkileşim ve ilişkilerde çeşitli belirtiler gösteren, spektrum bozukluğu olarak tanımlanmıştır. İlk çocukluk döneminde, farkedilen OSB, yapılı çevre ile doğrudan ilişkidedir. Tasarlanan mekanların, OSB li bireye uygunluğu, bireyin fiziksel ve psikolojik konforunu desteklemesi OSB nin etkileriyle etkin bir şekilde baş etmeyi sağlar. Özellikle, örgün eğitimin başladığı 5-11 yaş grubundaki OSB lilerin eğitim mekanlarının tasarımı, bireyin gelişimi için önemlidir. Mekan tasarımı, eğitim mekanlarının tasarımı ve OSB ile ilgili çalışmalar dünya literatüründe yer alsa da, ülkemizde bu konuyla ilgili çalışma çok azdır. Bu çalışma, OSB li bireylerin kendilerine uygun mekanlarda eğitim görmesi ve literatürde oluşmuş olan büyük boşluğun giderilebilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşmiştir. Araştırmada, farklı örneklem gruplarından (Türkiye ve ABD'deki OSB li bireylerin özel eğitim öğretmenleri, Türkiye'deki OSB li bireylerin aileleri) anket yoluyla okul tasarımı ile ilgili görüş alınarak, mekan tasarımında bireyi olumsuz etkileyen veya mekanda eksik, zayıf olan öğeler belirlenmiştir. Araştırmanın diğer aşaması olan, Ball State Health and Environmental Design Lab'de OSB li bireylerin davranışı ve ışık rengi ilişkisiyle ilgili araştırma yapılmıştır. Araştırma, TÜBİTAK yurt dışı doktora sırası araştırma bursu desteğiyle gerçekleşmiştir. Araştırmanın farklı ülkelerde, farklı örneklem gruplarıyla yapılması konuyu birçok yönden ele almayı ve detaylı önerilerin verilmesini sağlamaktadır. Böylelikle, üretilen yeni bilgi, OSB li bireylerin eğitim mekanlarındaki fiziksel ve psikolojik konforunu sağlamaktadır. Ayrıca, bundan sonra yapılacak çalışmalar için de bir adımdır.
Ekran ve kullanıcı arasında bir ara kesit: Ev
Bu araştırma, günümüz barınma mekanlarının hem biçimleniş kararları hem de günlük yaşamda kullanım pratikleri üzerinde medyanın etkisi olup olmadığını, gündelik yaşamdan beslenen evin medya ile nasıl ilişki kurduğunu, medya ile nasıl dönüştüğünü anlamayı ve tartışmayı amaçlamaktadır. Bir başka deyişle, evlerde yaşanan değişimlerin medya ile ne derece bağlantılı olduğunu sorgulamaktadır. Araştırma konusu, gündelik hayatta her zaman deneyimlenen, sıradan bir mekan olarak yer kaplayan, fakat hakkında çok fazla şey bilinmediği düşünülen ev üzerinedir. Evin ve evde gerçekleştirilen pratiklerin nasıl biçimlendirildiğini medya üzerinden okumayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada ev, sadece mimarlığın bir problemi olarak ele alınmamıştır. Günümüzde göz ardı edildiği düşünülen kullanıcısını dikkate alarak, Türkiye tarihinde yaşanan önemli toplumsal kırılma süreçlerinde ve Covid-19 salgınında evin anlamsal ve mekânsal dönüşümü birlikte okunmuştur. Yaşanan önemli toplumsal olaylar ve bunların hem gündelik yaşama hem de eve yansımalarının izi sürülmüştür. Bunun yanı sıra, evin gündelik yaşamda medya ile olan etkileşimi; Medya ve Ben(lik), Medya ve Tüketim, Medya ve Mekan olmak üzere üç alt başlık altında kategorize edilen kavramlarla ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Araştırma bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmayı amaçlamıştır. Bunu yaparken, farklı disiplin ve kavramlardan beslenerek çok yönlü bir yaklaşım sergilemiştir. Bunun sonucunda ise; evin katmanlarına temas eden, kullanıcı ve medya odaklı niteliksel bir araştırma yaparak, konuyu tartışmaya açmak hedeflenmiştir. Bu kuramsal çerçeve içinde geliştirilen tartışma, kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılan katılımcılar ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yaparak bir saha çalışması örneklemesiyle desteklenmiştir. Kullanıcıların kendi söylemlerinden yola çıkarak ev ve evin medya ile ilişkisi üzerine mekânsal bir anlatı kurgulanmıştır. Kurgulanan bu mekânsal anlatıda, görüşmecilerin aktarımları ile kuramsal tartışmanın benzerlikleri ve farklılıklarına değinilmiştir.
Dijital tasarım yöntemlerinin tasarım sürecine etkilerinin incelenmesi
Tasarım sürecinde tasarımcının düşüncelerini ve birikimlerini ifade etme araçları, yöntemleri geçmişten günümüze gelişerek çoğalmıştır. Tasarımcı tüm verilerini yaratıcı bir biçimde ortaya koyduğu bu süreçte, düşünme tasarlama araçları ve dijital tasarım yöntemleriyle bilişsel sürecini verimli bir şekilde aktarmayı hedeflemektedir. Düşünme tasarlama araçlarının çeşitlenmesi ve dijital tasarım yöntemlerinin tasarım sürecinin tüm aşamalarında olması bu çalışma için bir araştırma konusu olmuştur. Tasarım süreci içerisinde kullandığımız "Düşünme Tasarlama Araçları" ile "Dijital Tasarım Yöntemleri" birlikte ve ayrı başlıklar altında incelenerek sürece olan etkileri ele alınmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde konuya yaklaşım, amaç, kapsam, yöntem ve literatür taraması yapılmıştır. Konuyla ilgili yaklaşımlar ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde "Düşünme Tasarlama Araçları 'Yaparak Öğrenme'" başlığı altında tasarımcının ifade yöntemlerine yer verilmiştir. Tasarım sürecinde etkin bir şekilde kullanılan araçlar ve yöntemler tanımlanmış, tasarımcı için önemine değinilmiştir. Araştırmaların odağı tasarım süreci ve tasarımcı olarak belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde tasarım sürecinde "Düşünme Tasarlama Araçları" nın sürece olan etkileri incelenmiştir. Bu bölümün alt başlıklarında düşünme tasarlama araçları ve dijital tasarım yöntemleri birlikte ve ayrı ayrı düşünülerek çözümlemeler yapılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde "Dijital Tasarım Yöntemleri" alt başlıklarıyla birlikte incelenmiş ve sürece olan etkileri ortaya konmuştur. Okuyucu için bilgilendirmeler yapılmış dijital tasarım yöntemleri ve tasarım süreci ile ilgili çözümlemeler sunulmuştur. Çalışmanın beşinci bölümünde edinilen tüm bilgiler tasarımcı örneği üzerinden analiz edilmiş ve incelenmiştir. Önceki bölümlerde ele alınan tüm konular için çıkarımlar ve çözümlemeler yapılmıştır. Tasarım sürecinin en yaratıcı eylemlerinden olan "Düşünme Tasarlama", "Dijital Tasarım Yöntemleri" için veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler sonuç bölümünde ifade edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Düşünme Tasarlama, Yaparak Öğrenme, Yaparak Düşünme, Dijital Tasarım, Bilgisayar Ortamında Tasarım
Üniversite kampüslerindeki yeme-içme mekânlarının işlevsel tasarım gereksinimleri üzerine bir araştırma
21.yüzyılda üniversite kampüsleri, sadece akademik eğitim amacıyla bir araya gelinen alanlar değil; aynı zamanda farklı sosyo-kültürel alt yapıya sahip öğrenci ve akademisyenlerin, fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını karşıladıkları alanlar haline gelmiştir. İlk zamanlar bir kent olarak tanımlanan üniversite kampüsleri; rekreasyon alanları (spor tesisleri, yeme-içme alanları, oditoryum vb.), akademik yapılar (derslikler, kütüphane vb.), barınma birimleri (yurtlar, misafirhane ve lojmanlar) ve bu birimler arasındaki ulaşım ağı olmak üzere; farklı gereksinimlere cevap veren ve üzerine araştırılmaya değer birçok mekân içermektedir. Üniversite kampüsleri, tasarım sürecinden itibaren gelişmekte ve büyümekte olan yapılar bütünüdür. Kampüslerdeki yapıların zamanla büyümesi ve bu süreçte sahip oldukları işlevsel dinamikleri koruyabilmesi; kampüsün tasarım sürecinde alınmış olan doğru esneklik kararları sayesinde gerçekleşmektedir. Bu esneklik kararlarının yeme-içme mekanları özelinde ele alınmış bir örneği olan İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampüsü ve aynı kampüste yer alan 75.Yıl Öğrenci Sosyal Merkezi Yemekhanesi, bu araştırmanın alan çalışması için seçilmiştir. Bu çalışma kapsamında, üniversite kampüslerindeki rekreasyon alanlarının önemli bir kısmını oluşturan yeme-içme mekânlarının, tasarım ve işlev yönünden kullanıcı odaklı kritiği ile birlikte; kampüs yerleşkesinde yer aldığı konumun, çevre ve kullanıcı davranışlarına olası etkileri üzerinden tasarım gereksinimleri incelenmiştir. Alan çalışmasının ilk aşamasında kampüsün yerleşim planı, yapıların fonksiyonlarına göre analiz edilmiş ve kampüs yerleşkesinin fiziksel yapısı incelenmiştir. İlerleyen aşamalarda yeme-içme mekanları, yemekhaneler özelinde incelenerek; tasarım ve işlev yönünden kritik edilmiş ve etkin kullanım gereksinimleri belirlenmiştir. Araştırma sonucunda ulaşılan çıktılarla birlikte, kampüs yerleşkesine sahip olan üniversitelerde, kampüsün ve içerisinde yer alan birimlerin; yeme-içme mekânları özelinde, tasarım ve geliştirme girdisi niteliğinde olası kullanım versiyonları araştırılmış ve gelecekte yapılacak çalışmalara ışık tutması adına öneriler sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Kampüs, kampüs tasarımı, yeme-içme alanları, kampüs planlaması, yemekhaneler
Eğitim mekanları ve güncel yaklaşımlar: Esnek öğrenme alanları
İlkokul eğitim yapıları çocukların evlerinden sonra zamanlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri, toplumsal yaşamla tanıştıkları yerdir. Güncel eğitim yaklaşımlarında öğretmek kavramından uzaklaşılarak öğrenme kavramı odak olarak belirlenmiştir. Eğitim yapılarında öğrenmenin merkezinde yer alan sınıfların güncel eğitim yaklaşımlarına göre halihazırda kullanılmakta olan düzeninde değişim gerektirdiği kabul edilebilir. Bu çalışma ile ilkokullarda öğrenme mekanlarının güncel yaklaşımlara göre nasıl değiştiğini ve nasıl şekillenmesi gerektiğini sorgulamak amaçlanmıştır. İlkokulun çocuğun öğrenimindeki yerine ve önemine vurgu yapılarak çalışma kapsamı ilkokul sınıf mekanları ile sınırlandırılmıştır. İlkokul yapılarında yer alan öğrenme mekanlarının mekânsal ihtiyaçlarını belirlemek, çalışma kapsamını oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında, öğretmenlerin sınıflardaki mekânsal özellikler, düzenlemeler ve gereksinimler konusundaki görüşleri alınarak, güncel eğitim yaklaşımlarına göre öğrenme mekânında neler olması gerektiği, ihtiyaçların nasıl değişebildiği araştırılmıştır. Nitel bir araştırma olarak planlanan bu çalışmada yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ile veri toplanması hedeflenerek, örneklem grubundan ziyade bir çalışma grubu belirlenmiştir. Bu hedefle Millî Eğitim Bakanlığı tarafından geleceğin sınıflarının planlanması ile ilgili uluslararası düzeyde yürütülen Future Classroom Lab projesinde yer alan ilkokul sınıf öğretmenleri arasından çalışma grubunda yer alacak katılımcılar kartopu yöntemi ile belirlenmiştir. Belirlenen on dört sınıf öğretmeni ile çevrimiçi görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda verilen cevaplardan elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Esneklik, mobilya-donatı, aydınlatma, renk, havalandırma, sıcaklık, gürültü, estetik, eğitim araç gereçleri, güvenlik kavramları irdelenerek güncel eğitim yaklaşımlarına uygun öğrenme mekanlarının tasarlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Literatür taraması ve analizlerden elde edilen bilgiler ışığında güncel eğitim yaklaşımlarına göre öğrenme mekanlarının tasarımına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Sosyal medyanın iç mekan biçimlenişine etkisi: Instagram uygulaması üzerinden kafe mekanları incelemesi
İnternetin ortaya çıkmasıyla hayatımız şekillenmeye ve değişmeye başlamıştır. Bu değişikliklerin iç mekanlarda da gözlemlenebilir hale gelmesiyle, araştırmanın da konusu olan sosyal medyanın iç mekan biçimlenişine etkisi literatüre kazandırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı, iç mimarlıkta ve iç mekanda yaşanan gelişmelere neden olan sebepler arasında sosyal medya ile ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Araştırmada iç mekan kavramı sınırlandırılmak için 3. Nesil kahve dükkanları seçilmiştir. Kahve mekanları ile ilgili literatür çalışması yapılmış, örnek mekanlar incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde sosyal medya kavramı açıklanmış, ortaya çıkışı ve günümüz sosyal medyasından bahsedilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde sosyal medya ve mekan ele alınmış, mekan ve iç mekan kavramları açıklanmış, mekan tasarımında sosyal medyanın etkisi araştırılmış. Sosyal medyanın izleri görülen kent mekanları, müzeler, alışveriş merkezleri ve çalışmanın odak noktası olan kafe mekanlarına yer verilmiştir. "Selfie" ya da "Experium" olarak adlandırılan müzelerin dünyadaki örnekleri incelenmiştir. Yeni bir kavram olan experium'un Türkiye'deki örnekleri araştırılmıştır. Kafe mekanlarındaki etkisi incelenmek için kahvehane kültüründen günümüz kafelere olan dönüşümü ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Ankara'da bulunan 8 adet üçüncü nesil kahve mekanı olarak nitelendirilen mekanlar incelenmiş Instagram'da yapılan paylaşımlar üzerinden değerlendirme yapılmıştır. İçlerinden "A4 Kahve" seçilmiş, sosyal medyanın iç mekan üzerindeki etkisi Instagram paylaşımları üzerinden içerik analizi yöntemi ile araştırılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda bir mekan önerisinde bulunulmuştur.
Temel tasarım eğitimi ve güncel öğrenme ortamlarında dijital öyküleme yöntemi
Tarihsel süreç içerisinde meydana gelen ve tarım toplumu, endüstri toplumu, bilgi toplumu gibi adlandırmalarla anılan kırılma noktalarının eğitim sistemlerine yansımaları belirli değişim ve dönüşümleri de beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede, toplumsal yapının önerdiği durumla bir eğitim modeli tariflediği düşüncesinden hareketle; bu eğitim modeli tarifinde tasarım eğitimi özeline odaklanan çalışma, geçmişten günümüze toplumsal yaşamda meydana gelen dönüm noktalarının eğitim modelleri ve tasarım eğitimi ortamlarında meydana getirdiği etkileri, içerisinde bulunduğumuz bilgi çağı üzerinden okumaktadır. Çağın ve koşulların gerisinde kalmaması gereken ve yapma-düşünme birlikteliği ile sürdürülen tasarım eğitiminde mevcudun ne olması gerektiğine yönelik arayışlar sürekli var olmuş, ancak bu arayışlar tarihsel süreç içerisinde meydana gelen dönüm noktalarında da yer aldığı üzere, düşünmenin ikinci plana itilerek yapmanın ön plana çıktığı bir kurgu üzerinden şekillenmiştir. Bu temelden yola çıkarak bilgi çağında yaşanan kırılma noktasına baktığımızda bu çağın en önemli getirilerinden olan dijitalleşme olgusunun da bahsedildiği şekilde düşünme üzerindeki etkileri göz ardı edilerek, yeni formların üretimi ya da çizim aracı olarak, yani yapma yönüyle ele alındığı görülmektedir. Bu doğrultuda, literatürdeki bu durumu problem olarak ele alan çalışmada, bilgi çağı ve dijitalleşme konularına daha kuramsal açıdan bakarak dijitalleşmenin, dijital medya araçlarının ya da çalışmada özelleştirildiği üzere dijital öyküleme yaklaşımının günümüz mekân tasarımı eğitiminde tasarım sürecine ve tasarım düşüncesine etkilerini, iç mekân tasarımı eğitimi özelinde güncel öğrenme ortamlarıyla ilişkili olarak okumak ve bu doğrultuda tasarım eğitiminde günceli mevcut ele alışlardan farklı olarak yakalamak amaçlanmaktadır. Belirlenen amaç doğrultusunda tasarım düşüncesi ve tasarım düşüncesini oluşturan süreçlerin analizi Marmara Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü Temel Tasarım dersi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü Tasarıma Giriş dersi kapsamında 2020-2021 Bahar Yarıyılında gerçekleştirilen ve dijital öyküleme ile çözümlenen tasarım sürecinin takibi üzerinden yapılmıştır. Tasarım düşüncesini oluşturan bileşenlerin keşfi ise tasarım stüdyosunda toplanan verilerin nitel analizi ile yapılandırılmıştır. Alan çalışmasıyla elde edilen bulgular doğrultusunda proje sürecine dijital öyküleme yaklaşımının adapte edilmesi ile bu sürecin yapısı, bu süreçte tasarım düşüncesini oluşturan bilişsel, duygu-durumsal ve psikomotor bileşenler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuçları, dijital öyküleme yaklaşımıyla çözümlenen tasarım süreci ile çalışmada bahsedilen dijitalleşme olgusunun düşünsel olarak ne şekilde ele alınacağını ve bu sayede dijital öyküleme yaklaşımının tasarım düşüncesini oluşturan bileşenler üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Bu noktada, dijitalin mekân tasarımı eğitimindeki yeni düşünce şekilleri ve düşünce sistemini tetiklemesi potansiyelini ele alarak bu potansiyelleri iç mekân tasarımı eğitimi güncel öğrenme ortamları üzerinden tasarım stüdyoları aracılığıyla inceleyen çalışma, günümüz tasarım eğitimi alanındaki yapmanın bilgisine ilişkin gelişmelerden ziyade yapmanın düşüncesine öncelik verilen bir kurgu barındırması sebebiyle önem arz etmektedir.
Sürdürülebilir kampüs tarımı: Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi örneği
Sürdürülebilir bir kentsel çevre yaratmak için, altyapının, sosyo-ekonomik gelişimin, kaynakların ve politikaların, şehrin metabolizmasına, yaşam kalitesine ve toplumsal bilince katkıda bulunacak şekilde düzenlenmesi çok önemlidir. Kent içindeki arazilerin ekonomik getirisi olan faaliyetlere sunularak değer artışı göstermesi ve tarımsal faaliyetlerin kent çeperlerinden fazlasıyla uzaklaşması, kent merkezlerinde yaşayan toplumların sağlıklı gıdaya erişimini zorlaştırmaktadır. Bu problemin Türkiye'de yoğun olarak yaşanması, kentleri bir çözüm mekanına dönüştürmeye teşvik etmektedir. Bu bağlamda, mimari üretim ve kent planlama, 'tarım' etkinliğini kentlerde yapabilmek adına önem taşımaktadır. Kentsel tarım yerel ölçekte toplumun gıda ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra, çevresel sürdürülebilirlik, sağlık, beslenme ve sosyal etkileşim gibi farklı boyutlarda da pozitif etkilere sahiptir. Kent merkezlerinde yenilebilir yeşil alanların oluşturulması, sürdürülebilir kalkınma ve tarımın hem bireysel hem de toplumsal amaç haline gelmesini mümkün kılacaktır. Bu perspektife dayanarak Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsünde kurulmuş olan tarım alanı hem yeşil kampüs olma yolunda bir çalışma hem de kampüs kullanıcıları yönünde kolektif bir yaşam topluluğu oluşturma yapısı sergilemektedir. Sağlıklı gıdaya erişim, çevre bilinci ve kent-kırsal diyalektiğini 'çoğulculuk' felsefesi ile çözümlemek ve sentezlemek bu projenin ulaşılmış hedefleri olarak sıralanabilir. Bu çalışmanın amacı Ankara kentinin zorlu topoğrafyası ve mikroikliminde, sürdürülebilir hedefler çerçevesinde, Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüs Tarımı Projesi'nin analizini yapmaktır.
Beden ve mekân diyalektiği bağlamında Bauhaus düşüncesi: Tasarım eğitimi üzerinden mekân tanımları
Mekân bedenin duyumu ve hareketleriyle devinen/tanımlanan bir oluşumu içermektedir. Beden kavramı ise günümüze kadar yapılan çalışmaların genel çerçevesinde yaşayan, nesnelleşen ve deneyimleyen olarak farklı tanımlamalara bürünmekte ve beden algısında birçok farklı veriyi ortaya koymaktadır. Bu verilerin, zaman ve mekâna bağlı ihtiyaçların karşılanması amacıyla insan bedeninin fiziksel özellikleriyle nicelleştirildiği ve sayısal ölçütler olarak mekân tasarımına yansıtıldığı fakat süreç içerisinde tasarım bilgisinin ezberleri haline geldiği görülmektedir. Bu bağlamda çalışma, mekân tasarım kuramlarında geçen mimari elemanlara ve ergonomik ilkelere bağlı ezberlerin mekân tasarımı pratiklerinde sorgulanması gerekliliğinden doğmaktadır. Kapsamı ise, referansı olan ekolün farklı yöntemlerle farklı mekân tanımlarının ve uygulamaya dayalı tasarım öğretilerinin incelenmesi ile bedenin mekânı duyumsayarak kavrayışının ve mekân tanımında bedensel deneyimin farklı biçimlerine odaklanan çalışmaların okumaları üzerinden şekillenmektedir. Güncel eğitim yaklaşımları için güçlü bir referans niteliğinde olan Bauhaus, kendi dönemi içinde yeni bir eğitim modeli oluşturmaktadır. Ustaların Bauhaus Düşüncesi altında temellenen düşünce yapılarının pratikteki karşılıkları yazın alanında öne çıkmaktadır. Okulun tasarım öğretisi kapsamında sahip olduğu farklı eğitim pratiklerinin/izlencelerinin incelenmesiyle beden deneyimi üzerinden farklı mekân tanımlarının nasıl oluştuğunun bilgisine ulaşılmaktadır. Bedenin mekân içindeki fizikselliğinden çok bedensel kavrayışının yani deneyiminin ön planda tutulması gereken bir yaklaşım olduğu örnek mekân tanımlarıyla pekiştirilmektedir. Bu sayede mekânı duyumsama, algılama ve deneyimleme odaklı bir düşünce sistemi yaratmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu çalışma, beden etkileşimli mekân tasarımı düşüncesinin güncel eğitim pratikleri içine dahil edilmesi yönünde farklı yaklaşımlar ve tartışmalar sunmaktadır.
Endüstri yapılarının yeniden işlevlendirme sürecinde iç mekan analizi: Mudanya gar binası
18. yüzyılda İngiltere'de doğan ve kısa süre sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan Endüstri Devrimi, teknolojik, ekonomik, sosyolojik ve siyasi yönlerden insanlık tarihini önemli ölçüde etkilemiştir. Endüstri Devrimiyle birlikte gelişim gösteren endüstri yapıları da bu dönemde kullanılan makinelerin boyut, biçim ve işlevlerine göre inşa edilmiştir. Endüstrinin gelişmesinde yakından ilişkili olan demiryolları da ulaşım ve taşımacılık alanlarında yenilikçi gelişimlerle teknolojinin hızla gelişmesine ve yayılmasına olanak sağlamıştır. Ancak zaman içerisinde endüstri alanlarının üretim biçiminin değişmesi, sanayi yapılarının yerleşim bölgelerinin dışına taşınması, artan rant değerleri, ulaşım sektöründe hızlı ve ucuz farklı taşıma sistemlerinin üretilmesiyle, hızla gelişen teknolojiye ayak uyduramayan bu yapılar kullanım dışı kalmışlardır. Bu sebeplerden endüstri ve demiryolu mirası olarak nitelendirilen mirasın günümüzde korunması için yeniden işlevlendirilmesi söz konusu olmaktadır. Yukarıdaki gerekçeler doğrultusunda yeniden işlevlendirme uygulamalarının irdelenmesi amacıyla bu tez çalışması Osmanlı Dönemi'nde Bursa-Mudanya Demiryolu hattı içerisindeki Mudanya Gümrük ve Gar Binası olarak inşa edilen ve günümüzde Montania Otel olarak yeniden işlevlendirilen yapı grubu korunması gereken demiryolu mirası kapsamında ele alınmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak veriler; gözlem, görüşme ve doküman analizi ile toplanmış, elde edilen bilgiler ışığında yapıya ait mimari çizimler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda tarihi yapıların yeniden işlevlendirilme aşamaları ve sonrasında iç mekana yönelik müdahaleleri, çeşitli uluslararası koruma ölçütlerinin maddeleri referans alınarak özgün dokunun korunması adına kriterler belirlenerek değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın tarihi yapıların iç mekanlarının korunmasına yönelik bir metod önerisi olarak bundan sonraki yeniden işlevlendirme çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Rahmi Bediz-Demirtaş Kamçıl mimarlık bürosu konut kooperatiflerinde modernite söylemi
Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin Ankara'sında konut kooperatifçiliği yoluyla en fazla sayıda ve çeşitte apartman tipolojisi üretmiş olan Rahmi Bediz- Demirtaş Kamçıl Mimarlık Bürosu'nun konut yapılarına (1954-1962) odaklanırken modern bilincin şekillenmesine nasıl katkı sağladıklarını merkezine alır. Bu kapsamda tez üç ana bölüme ayrılır; ilk bölüm eğitim ve meslek ortamının modernite söylemine odaklanırken ikinci bölümde mimarların konut kooperatifleri üzerinden hayal ettikleri modern yaşam kültürüne bakılır. Son bölümde ise önerilen hayatın ilişkileri ve çelişkileri görüşmecilerin anlatıları üzerinden tartışılır. Arşiv belgeleri ve sözlü görüşmeler üzerinden modernite söylemini araştıran bu çalışma, sınıf, toplumsal cinsiyet, beğeni, Türk modernitesi ve mimari modernizm temalarıyla ilgili ideolojileri ve toplumsal özlemleri deşifre etmeyi hedefler. Anahtar Kelimeler: Ankara, konut kooperatifleri, Rahmi Bediz, Demirtaş Kamçıl, orta yüzyıl modernizmi, iç mekân tarih yazımı, evsellik, modernite
Yapay zeka ve mekan tasarımı etkileşiminin günümüz tasarım eğitiminde değerlendirilmesi
Araştırmada, yapay zeka ve mekan tasarımı etkileşiminin günümüz tasarım eğitiminde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan bu çalışmada iç mekan tasarımı ve yapay zeka entegrasyonuna ilişkin iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan öğrencilerin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmanın araştırma problemi; "İç mekan tasarımı ve yapay zeka entegrasyonuna ilişkin iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan öğrencilerin görüşleri nelerdir?" Çalışmanın alt problemleri; "İç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan öğrencilerin iç mekanda biçim ve işlevsellik hakkındaki görüşleri nasıldır?", "İç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan öğrencilerin yapay zeka hakkındaki görüşleri nasıldır?", "İç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan öğrencilerin iç mekan ve yapay zekanın ilişkisine yönelik görüşleri nasıldır?" Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması (case study) ile desenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı 2021-2022 öğretim yılı 4.sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Bu bağlamda araştırmada ölçüt; mekan algısı, yapay zeka farkındalığı, mekan ve çevre ilişkileri belirli bir seviyede olan ve iç mimarlık kariyerine başlayacak olan son sınıf öğrencileri ile çalışılması olarak belirlenmiştir. Öğrencilerin gönüllülük ilkesi dahilinde araştırmaya katılımları sağlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak görüş formundan yararlanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan görüş formunda iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan öğrencilerin yapay zeka ile ilgili farkındalıkları ve iç mekan tasarımı ve yapay zeka entegrasyonuna ilişkin görüşlerini irdeleyen açık uçlu sorulara yer verilmiştir. Anket, katılımcıların görüşleri aracıyla yapay zeka ve mekan tasarımı etkileşiminin günümüz tasarım eğitiminde değerlendirilmesi adına 13 soruluk açık uçlu bir form olarak düzenlenmiştir. Katılımcıların görüşleri aracıyla yapay zeka ve mekan tasarımı etkileşiminin günümüz tasarım eğitiminde değerlendirilmesi için yapılan anket sonucu elde edilen veriler, nitel veri çözümlemesi ile değerlendirilerek içerik analizi yapılmıştır. Yapılan bu içerik analizi sonrasında veriler tema ve temalara ait kategorilere ayrılmıştır. Yapılan çalışmada, iç mekan ile ilgili bulgular iki ana temada incelenmiştir; iç mekanda biçim ve iç mekanda işlevsellik. İç mekanda biçim; iç mekan tasarımı, kullanıcı odaklı tasarım, iç mekan form ilişkisi kategorilerinde incelenirken iç mekanda işlevsellik teması; iç mekanda fonksiyonel yaklaşımlar kategorisi altında incelenmiştir. Yapay zeka ile ilgili bulgular bir ana temada incelenmiştir; yapay zeka. Yapay zeka; zaman tasarrufu sunan yeni çağ sistemi, robot teknolojisi, sanatta yaratıcılık, geleceğin teknolojisi, azalan insan gücü, endüstriyel gelişim, tasarım programları, sanal gerçeklik, iç mimarlık eğitiminde yapay zeka kategorileri altında incelenmiştir. İç mekan ve yapay zeka ile ilgili bulgular bir ana temada incelenmiştir; iç mekan ve yapay yapay zeka ilişkisi. İç mekan ve yapay yapay zeka ilişkisi; akıllı evler, ürüm tasarımları, enerji tasarrufu, kullanıcı odaklı tasarım, yapay bir yaşam kategorileri altında incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi alan 4. sınıf örencilerinin insanoğlunun evrimi ve günümüzde her alanda kullanımı zamanla büyüyen yapay zeka hakkında farkındalığa sahip oldukları tespit edilmiştir. Elde edilen veriler sonucunda gelişime ve değişime açık olup aynı zamanda konu hakkında merak sahibi oldukları gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, çağımızın gerçeklerini daha yakından takip etmeleri için öğrencilere doğrudan yapay zeka hakkında daha fazla bilgi sunulması ve verilen cevaplar ve beklentiler doğrultusunda yapay zekanın iç mimarlık eğitimine doğrudan dahil edilmesi gerekliliğine ulaşılmıştır. Teknolojinin tasarımdan uzak olmadığı bilinci ile tasarım sürecinde birlikte düşünmeleri beklenmektedir. İç mekanda yapay zeka uygulamarının denendiği, insanlar ve çevre üzerindeki etkilerinin araştırıldığı, ekonomik ve sürdürülebilir çıktıların yer verildiği, iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitiminde yapay zeka ile ilgili çalışmaların çeşitlenmesi önerilmektedir. Buna ek olarak, globalleşen dünyada multidisipliner bilincin, gelişime katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Anahtar sözcükler: yapay zeka, iç mekan, biçimlenme, işlevsellik, tasarım
Hastane çocuk oyun alanlarının sanat ve yaratıcılık odaklı tasarımı
Hastane iç mekanları günümüz tasarım anlayışıyla tarihsel süreçte fiziksel olarak iyileşme bakış açısından, bütünsel ve kullanıcı odaklı bir iyileşme anlayışına doğru yönelim göstermektedir. Bu sebeple çalışmanın konusu ve yöntemi "iyileşme"ye mekanın nasıl katkı sunabileceğine ilişkin soru ve aranan yanıtlar çerçevesinde gelişim göstermiştir. Çalışmada, literatüre ve hastane tasarımına ilişkin yönetmeliklere altlık sağlaması konusunda; teorik bilgi birikimini, pratikte de uygulanabilir bir ivmeye taşınmasına katkıda bulunulması misyonu ile yola çıkılmıştır. Bu amaçla çalışmanın yöntemi, belirli bir bölgenin seçilmesi ile hizmet veren mekanların analizinin yapılması ve günümüz uygulamalarının içeriğinin anlaşılır bir haritasının çıkarılmasını kapsamaktadır. Belirtilen anlayışla mevcut durum analizi vasıtasıyla, günümüz iyileşme anlayışı arasındaki tutarlılıkların ve önerilebilecek parametrelerin oluşturulması sağlanmaya çalışılmıştır. Genel bir yaklaşımla ortaya çıkan hastane iç mekanları ve iyileşme kavramları arasındaki ilişki, çalışmanın hedefleri doğrultusunda kademe kademe daraltılmıştır. Tümdengelim yöntemi ile inceleme sahasına işaret edebilmek için, hastane yapılarının tarihsel sürecinden branşlaşma ve çocuk kliniklerinin ortaya çıkışına kadar veriler toplanmış ve günümüz uygulamaları üzerinden farklı disiplinlerden faydalanılarak kullanıcıyı tanımaya yönelik başlıklarca incelenmiştir. Bu anlamda çalışmanın özgün bir hal almasındaki en önemli kriterlerden birisi; kullanıcı kitlesinin belirlenmesidir. İyileşmeye katkı sunmayı odak olarak belirleyen çalışma için, kullanıcı grubunun ihtiyaç listesinde üst sıralarda yer alan bir sınıfa yönelmesi istenmiştir. Bu amaçla, hastanede uzun süre kalan ve şiddetli adaptasyon ve hayata geri dönüş stresi bulunan "Hematoloji ve Onkoloji Klinikleri"ne yönelim gerçekleşmiştir. Belirtilen klinikler için ise çocuk kullanıcının sanat ve yaratıcılıkla olan ilişkisinin gücü ve stresle baş etme konusundaki kırılgan yapısı sebebiyle "Pediatri Ana Bilim Dalı" hastaları için mekânsal olarak çalışma gerçekleştirilmesi yolu izlenmiştir. Eş zamanlı olarak kullanıcı ihtiyaçları için, iyileştirmeye katkı sunmaya elverişli mekanlar arasından "oyun alanları" seçilerek oyun çağı çocukları için çalışmanın sınırlarının belirlenmesi sağlanmıştır. Mekan tasarımının kullanıcı odağında gerçekleşmesi amacıyla, hasta çocuk özelinde gereksinimleri konusunda; fiziksel ve bilişsel kabiliyetlerin dönemsel olarak anlaşılması, psikolojik etmenler ve çocuk sağlığı ve hastalıkları gibi konularda uzmanlık alanlarından faydalanılarak kullanıcı ihtiyaçlarının doğru tarifi üzerine yoğunlaşılmıştır. Bir sonraki basamakta, artık tanış olunan kullanıcı /hasta çocuk için mekânsal ihtiyaçların nasıl giderileceği üzerine çalışma, oyun odasının tasarımı konusuna odaklanmış ve oyun aracılığıyla sanat ve yaratıcılığa olanak tanıyan yaklaşımlar üzerine yoğunlaşılmıştır. Saha incelemesi aşamasında, kullanıcı faktörü ile oluşturulan kategoriler ile ilişkili olarak Ankara ilindeki tüm (11 hastane) "Pediatri Hematoloji" ve "Pediatri Onkoloji" Klinikleri bünyesindeki oyun alanlarının incelenmesi için resmi olarak izin istenmiş ancak yalnızca "Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Onkoloji Hastanesi" ve "Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi" klinikleri çalışma için uygunluk belirtmiştir. Yapılan incele ile kliniklerde yer alan oyun alanlarının kullanıcılarının genellikle, 2-6 yaş aralığına sahip literatürde "oyun yaşı" olarak belirtilen çocuklar olduğu bilgisine ulaşılmış ve çalışma için daraltılan yaş aralığı ile örtüştüğü bilgisine ulaşılmıştır. Ayrıca oyun alanlarının genellikle, çocuğun zaman geçireceği bir uğraş alanı olarak görüldüğü ve yaş grubuyla etkileşim sağlamasını desteklemek amacıyla kullanıldığı, iyileşmeye katkı sunan bir mekan olarak değerlendirilmediği fark edilmiştir. Çalışma; literatürde sıkça çalışılmış olan "mekanın doğru tasarlandığı koşulda iyileştirici güce sahip olduğu" ve "tasarım ve yaratıcılığın iyileştirici bir unsur olduğu" bilgilerini doğru kabul ederek çocuk oyun odaları/alanları üzerinden hasta çocuklar için iyileştirici mekan önerilerine odaklanmaktadır. Ayrıca edinilen verilerin kullanımı için Türkiye'de kullanılan ve gereklilikler ve kısıtlamaları tanımlayan yönetmelik için katkı oluşturacak nitelikte kurgulanmasına önem verilmiştir. Bu anlamda hastane tasarımları T.C. Sağlık Bakanlığı'nca belirlenmektedir. Ülkemizde günümüz sağlık yapıları proje çalışmalarının "T.C. Sağlık Bakanlığı İnşaat ve Onarım Daire Başkanlığı - Türkiye Sağlık Yapıları Asgari Tasarım Standartları 2010 Yılı Klavuzu" kapsamında standartları oluşturulmuştur. Ancak çocuk oyun alanlarına ilişkin genel veriler üzerinden sınırlamaların üzerinde durulduğu düşünülmektedir. Bu sebeple pediatri dalının altında yer alan uzun süreli yatan hastalar için uygulanan çocuk oyun alanlarının niteliklerinin özelleştirilmesi kapsamında çalışmanın sonuçlandırılması hedeflenmektedir.
İşlevsel ömrünü tamamlamış endüstri mirası yapılarında uyarlanabilir yeniden kullanım: Silo yapıları
Endüstri yapıları sahip oldukları mimari dil, mekânsal kurgu ve çevresel özellikler ile sadece mimari olarak değil sosyokültürel anlamda da dönemlerinin izlerini taşırlar ve bu sebeplerle korunmaya değer varlıklardır. Bu çalışmada, işlevsel ömrünü tamamlamış endüstri mirası yapılarını koruma yöntemi olarak uyarlanabilir yeniden kullanım önerilmiş ve yeni işlevlere kaynak oluşturarak yaşam döngüsünde tekrar aktif olmaları işlenmiştir. Endüstri mirası yapıları silo yapıları ile temsil edilmiş ve uyarlanabilir yeniden kullanım kavramı silolar üzerinden değerlendirilmiştir. Endüstriyel kalkınma döneminde, tarım ile endüstri kültürlerinin sentezlendiği bir işleve sahip olmasıyla silolar bir dönemi temsil eden simgesel yapılardır. Çalışmada yaşatılarak korunması önerilen silo yapılarının yeniden kullanım yoluyla farklı işlevler ile adaptasyonunun mekan düzenlemeleri üzerinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın hipotezini yapıların yeniden kullanımında verilecek yeni işlevin, özgün işleve yakın olması öngörüsüne karşı bir görüş olarak, eski işlev ile yeni işlev arasındaki uyumsuzluğun yeniden kullanım kurgusunda temsil gücünün daha iyi olacağı düşüncesi oluşturur. Savunulan bu görüş kapsamında silo yapılarının yeniden kullanımları konaklama işlevi üzerinden ele alınmıştır. Merkezinde insan olan ve tüm gereksinimleri kullanıcısı olan insana göre şekillenen konaklama işlevi ile, özgün işlevi bir makine işleyişinde olan ve insan kullanımının çok kısıtlı olduğu silo yapılarının adaptasyonunda bu uyumsuzluğun etkisi ele alınmıştır. İnsan ölçeğinde olmayan silo yapılarının konaklama işlevi ile uygun ölçeğe getirilmesi mekan düzenlemeleri üzerinden değerlendirilmiştir. Değerlendirme, konaklama işleviyle yeniden kullanılan silo örnekleri olan İsviçre'den Silo Erlenmatt ve Türkiye'den Eskişehir TMO Silosu'nun detaylı analizi üzerinden yapılmıştır. Değerlendirmede siloların mevcut düzeninin konaklama işlevi için referanslar oluşturduğu, yapının özgün karakterini koruyan bir müdahale yaklaşımı ile işlevler arasındaki uyumsuzluğun yeniden kullanımda çeşitli avantajlar sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davranış değişimi ve tasarım ilişkisi kapsamında kasıtlı tasarım yönteminin proje üretim süreçleri üzerindeki katkılarının değerlendirilmesi
Tasarım, belirli uygulamaların gerçekleşmesini sağlayan, teşvik eden veya caydıran önemli bir davranış değişikliği faktörüdür. Davranışı motive etmek ya da kullanıcıları ikna etmek gibi işlevlerinin yanı sıra, bireyleri arzu edilen davranışlara yönlendirmek ya da istenmeyen davranışın oluşumunu önlemek de çevreyi, ürünü ya da hizmeti yeniden tasarlamakla mümkün olabilmektedir. İyi tasarlanmış bir ürün ya da mekân ekonomik, sosyal ve çevresel değerin üretilmesine katkıda bulunarak davranış ve duygular üzerinde olumlu bir etki yaratabilmektedir. Tasarım disiplininde ya da örneklerinde hangi fikirlerin ve disiplinlerin bir araya gelerek çevresel ve sosyal açıdan faydalı davranışların yaratılabileceği ve hangi tekniklerle tasarımcıların ve kullanıcıların bilinçlendirilebileceği sorusu bu tezin temelini oluşturmaktadır. Amaç, profesyonel paydaşların tasarım yoluyla davranış değişikliğini anlama, erişme ve uygulama konusunda potansiyelini ortaya koymak ve tasarım öğrencilerinde farkındalık yaratmaktır. Hayat tarzları, mekanlar, ürün kullanım şekilleri, ulaşım tercihleri, yeme alışkanlıkları ve iletişim gibi günlük aktiviteler yalnızca kullanıcıların değil aynı zamanda tasarımcıların verdiği kararların sonuçlarıdır. Bu nedenle öncelikle tez, davranış kavramı, davranışın ardında yatan yönlendiriciler ve karar verme süreçleri ile ilgili literatür taraması ile elde edilmiş mevcut bilgileri özetleyerek insan davranışları, ihtiyaçları ve yetenekleri ile ilgili varsayımları incelemektedir. Sosyal bilimlerde yerleşik davranış teorileri derlenmiş, tasarım ve davranış arasındaki ilişkiler ve temalar tarihsel süreçte değerlendirilmiştir. Davranış değişimine yönelik güncel yaklaşımlar, yerleşik ve gelişmekte olan modeller incelenmiş ve bu modellerden Dr. Daniel Lockton tarafından geliştirilen Kasıtlı Tasarım Yöntemi (Design with Intent) analiz edilmiştir. Tasarım sürecinde ve ürünün kullanım süresi boyunca kullanıcılar ve diğer paydaşlar arasında iş birliğine dayalı çalışmayı teşvik eden çerçevelere, yöntemlere ve araçlara ihtiyaç bulunmaktadır. Tasarımcılar, mimarlar, mühendisler, davranış bilimcileri ve kullanıcılar dahil olmak üzere paydaşlar arasında iş birliğini teşvik eden ve mümkün kılan Kasıtlı Tasarım Yönteminin sunduğu çalışma yollarını ve araçlarını incelemek ve test etmek amacıyla Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İçmimarlık ve Çevre Tasarımı öğrencileri ile bir çalıştay düzenlenmiştir. Yöntemin etkinliğini belirleyerek daha fazla araştırmanın gerekli olduğu alanları tespit etmek için bu çalıştaydaki veriler anketler ve odak grup görüşmeleri ile desteklenerek raporlanmıştır. Tasarım öğrencilerine uygulanan çevrimiçi anketler aracılığıyla ortaya çıkan bulgular; mevcut anlayış, erişim, gelecek potansiyeli ve engeller açısından değerlendirilerek grafikselleştirilmiştir. Bu tezde, davranış değişikliği için tasarımın daha erişilebilir hale getirilmesine yönelik araştırma ve örneklerin geliştirilmesi için alanların işaret edilmesi hedeflenmektedir.
Salıpazarı geleneksel kırsal konut oluşumu
Mimari gelenek, mimarlık alfabesinde en önemli anahtarıdır. Bu tez konusunu seçilmesindeki en büyük sebep, insanın doğa ile arasındaki bağlantının mimari çerçevede geleneksel kırsal konut yapıları olduğuna dikkat çekmektir. Bu tezde, fenomolojik bir yaklaşımla yer kavramı bağlamında mekân oluşumu ve yapı kalıp dili incelenmiş olup konut tasarımının tasarım kriterlerinin ortaya çıkmasında en etkili unsur olan 'yer'kavramının mekân oluşumundaki farklı kimliklerin yere özgü oluştuğunu vurgulamaktır. Mekânı sadece tipolojik açıdan incelemek eksik olacağından, bu tezde konut olgusu fenomolojik bir yaklaşımla ''yer'' kavramı üzerinden mekân oluşumu ve tarihsel süreçte oluşan yapım tekniği incelenmiştir. Gittikçe kimliksizleşen ve tekdüzeleşen konut tasarımlarında, yere özgü bağlamdan söz edilmeden oluşturulan konutlar, konut mimari dokusunu tahrip etmektedir. Mimari doku, çevre ile kültür arasında bir arakesit olduğu gibi, iç mekânda insan bedeni ve evren arasında bir arakesittir. Mimarlık iç kabuk ve dış kabuğun birbirinden ayrı tutulamadığı bir sanat ve bilim dalıdır. Mimarlık disiplininde pratikte çok değinilmese de; mimari tasarım karakteristiğinin ortaya çıkmasında en etkili olan kavram 'yer' olgusudur. Bu çalışmanın ilk amacı; Samsun Salıpazarı'nda bulunan geleneksel kırsal ahşap evlerin, kırsal mimari gelenekteki konut mekân oluşumu ve yerinin incelenmesidir. Çalışmanın geleneksel konut mimarisinin oluşturduğu sosyal ve fiziksel çevrenin incelenmesi, ahşap konutların mekân oluşum ve bileşenleri, yapı kalıp dili, fiziksel ve sosyal yaşamın getirdiği mimari özelliklerin literatürde bu bölgede yapılmış benzer bir çalışmanın olmayışı araştırmayı önemli kılmaktadır. Bu çalışmanın en önemli yanı geleneksel konutların kültür aktarımındaki rolünün mekânda oluşturduğu tasarım kriterlerinin oluşumu ve bölgeler arasında nasıl farklılaştığının analiz edilmesinin hedeflenmesidir. Çalışmanın ikinci ve genel amacı ise; Orta Karadenizde bulunan Salıpazarı ilçesininde içinde bulunduğu, Karadeniz bölgesindeki yapı kalıp dilinin farklılaşması ve yapı kalıp dillerinin ortak ve ayrışan özelliklerinin analiz edilmesidir. Çalışmada Salıpazarı Bölgesinde varlığını ve özgünlüğünü hala sürdüren ahşap konutlar seçilmiştir. Tezde incelenen konutlar; Yeşil, Kırgıl, Yukarıkestanepınar, Cevizli köyleridir. Salıpazarının kırsal mimari dokusununda bu köyler örneklem oluşturmaktadır. Konutlar tam anlamıyla özgünlüğünü korumadığından döküm oluşumu yazar tarafından ortak özellikleri gösteren bir konut planı ile örneklendirilmiştir.
Demanslı bireyler için iç mekân yaşam alanlarında yönelim ve yön bulma
Fiziki çevre, herkeste olduğu gibi yaşlı yetişkinlerin yol bulma yeteneklerini etkileme konusunda büyük bir potansiyele sahiptir. Yaşlılıkta sık görülen ve beyin dokusunda bozulmaya sebebiyet veren demans söz konusu olduğunda fiziksel ortamda yön bulma çok daha hassas bir konu haline gelmektedir. Demans, beyin yapısında meydana gelen bozulmalar ile psikolojik, bilişsel ve işlevsel değişikliklere sebep olur ve kişinin çevresi ile etkileşim kurma yeteneğini kısıtlar. Kişinin çevresiyle başa çıkma yeteneğindeki bozulma nedeniyle, demanslı insanlar için fiziksel bir çevrede yön bulmak özellikle zordur. Başta kamusal mekânlarda yön bulamama, sokakta kaybolma ve amaçsızca gezinmeler ile başlayan bozulmalar ilerleyen dönemlerde kendi evinin odalarını karıştırma ve evin içinde kaybolma seviyesine kadar ilerleyebilir Bir kişinin zihinsel ve bedensel yetenekleri azaldıkça fiziksel çevrenin önemi artar. Yapılan pek çok araştırma ve alan çalışmasına göre, demanslı bireylerin fiziksel çevreyi kullanmalarında çeşitli riskler olsa bile, çevreleri ile mümkün olduğunca bağımsız bir şekilde etkileşim kurmaya devam etmeleri gerektiği düşünülmektedir. Bu sebeple demanslı bireylerin yön bulma yeteneklerini destekleyen erişilebilir çevrelerin yaratılması bağımsız erişim için önemlidir. Bu çalışma, alandaki araştırmalardan edinilen bilgi ile demansa duyarlı yaşam alanlarında yönelim ve yön bulmayı destekleyecek tasarım uygulamalarını kapsamlı biçimde ele almaktadır. İlk olarak araştırmaya kaynak oluşturan demans sendromu, tanımları, semptomları ve sebep olduğu değişimlerle birlikte ele alınmıştır. Devam eden bölümde araştırmanın kapsamını oluşturan demanslı bireyler için iç mekânda yönelim ve yön bulmayı etkileyen faktörler, iç mekân özelliklerini içeren başlıklar altında incelenmiş ve örneklerle destekleyerek kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Bir sonraki bölümde ise yönelim ve yön bulma özellikleri bağlamında dünyadan bakımevi örnekleri analiz edilmiştir. Araştırmanın son bölümünde Türkiye'de demanslı bireylerin sayısı, bakımı ve kurumsal hizmetler hakkında ön bilgi verilerek Ankara'da bulunan bir yaşam merkezi üzerinden demansa duyarlı mekânlarda güncel yaklaşımlar irdelenmiştir. Seçilen bu merkez genel hizmetleri, iç tasarımı ve iç mekânda yönelim ve yön bulma özellikleri bağlamında analiz edilmiştir. Çalışma, değerlendirme ve sonuç bölümleriyle tamamlanmaktadır.
İç mekan tasarımında kullanılan malzemelerin algısal değerlendirmeleri üzerine yapılmış çalışmaların sistematik incelemesi
İnsanın mekan ile etkileşim sürecinde olması ve mekanın algısal değerlendirmesinde mekanda kullanılan malzemeler önemli bir etken olmaktadır. İç mekan tasarımında malzemelerin algısal değerleri de tasarımcılar tarafından göz önünde bulundurulmalıdır. İç mekanda kullanılan malzemelerin algısal değerlendirmelerine ulaşmak amacıyla yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bu bağlamda, bu tez çalışmasında, iç mekanda kullanılan malzemelerin algısal değerlendirmeleri bakımından nasıl ve ne şekilde olduğuna yönelik bilgilere ulaşmak amacını taşımaktadır. Araştırma kapsamında, literatürde yer alan çalışmalar sistematik inceleme yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Tez çalışması üç ana olgu üzerinde kurgulanmıştır. Araştırmanın problemine, amacına ve sınırlılıklarına yönelik bilgiler araştırmanın tasarımı bölümünde açıklanmıştır. Kuramsal çerçeve bölümünde araştırmanın ana olguları olan algı, mekan ve malzeme konularına yönelik bilgilere yer verilmiştir. Tez çalışmasında, amaca uygun sonuçlara ulaşmak için sistematik inceleme yöntemi kullanılmıştır. Sistematik incelemenin anahtar kelimeleri 'iç mekan, malzeme, algı' olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler, 'Scopus, Web of Science ve Science Direct' veri tabanlarında taranmıştır. Çalışmaların metin türünün makale olması ve metin dilinin İngilizce olması yönünde tarama kriterleri sınırlandırılmıştır. Veri tabanlarında en son tarama 07.09.2022 tarihinde yapılmış ve toplam 126 adet çalışmaya ulaşılmıştır. Veri tabanlarından elde edilen çalışmalardan 36 adeti tekrar ettiği gerekçesiyle çıkarılmıştır. Kalan 90 adet çalışmanın uygunluk kriterlerini sağlayıp sağlamadığı kontrol edilmiştir. Uygunluk kriterlerini sağlamayan çalışmalar incelemeden hariç tutulmuş, kriterleri sağlayan 10 adet çalışma incelemeye dahil edilmiştir. Sistematik incelemenin işleyişi hakkındaki bilgiler, veri tabanlarından elde edilen çalışmalar, çalışmaların seçim süreçlerine dair tüm bilgiler, araştırmanın gereç ve yöntem bölümünde aktarılmıştır. Araştırmanın bulgular bölümünde sistematik incelemeye dahil edilen çalışmaların verileri çekilmiş, analiz edilmiş, karşılaştırmaları yapılmıştır. Elde edilen bulgular anlatı yoluyla aktarılmış ve tablolar halinde sunulmuştur. Bulguların değerlendirmesi tartışma bölümünde yapılmıştır. Sonuç bölümünde tez çalışmasına yönelik genel bir değerlendirme yapılmış ve gelecek çalışmalara dair öneriler sunulmuştur.
Bir sokağın dönüşümü üzerine: Güneş sokak örneği
Geniş toplumsal dönüşümleri ele alan mimarlık tarih yazımı, sözlü tarihin bireysel hikâyeleriyle birlikte nasıl okunabilir? Böylesi çok çehreli bir okuma başkentin konut tarihine ilişkin mevcut historiyoğrafik kurgular dışında farklı güzergâhlar sunabilir mi? Çalışma, bu sorular temelinde yüzünü farklı dönemlere ait çok çeşitli bir yapı stoğuna ev sahipliği yapan Güneş Sokak'a çevirmektedir. Bu kapsamda, sokağın ilk konut örneği olan Güven Yapı Kooperatifi'nin inşa edildiği 1936 yılı ve yerleşim dokusunun yerini iş yerleri ve ofislere bırakmaya başladığı 1981 yılı arasında kalan sürece odaklanılmıştır. Konut yapılarının sokaktaki baskın mimari doku olarak varlığını sürdürdüğü 1936-1981 yılları arasında konut tipleri ve barınma kültüründe gerçekleşen dönüşümlerin çok merkezli bir anlatıyla ele alınması metnin temel kurgusunu oluşturur. Bu kurgunun inşası, siyasal ve mimari dönemeçleri dikkate alan daha makro bir anlatıyla, sokak sakinlerinin hikâyelerine odaklanan mikro bir anlatıyı birlikte örerek gerçekleştirilmiştir. Buradan hareketle, çalışmanın ilk bölümünde mimarlık tarih yazımı ve yöntem olarak belirlenen sözlü tarihin kavramsal olarak birlikte nasıl işleyebileceği tartışılmış ve alternatif veri toplama teknikleri kullanmanın geleneksel tarih yazımının söylem ve kapsam sınırlarını genişletebileceği noktalar deşifre edilmiştir. İkinci bölümdeki temel yönelim, araştırma sahasının geleneksel mimarlık anlatısı kapsamında konumlandığı noktayı belirlemek olmuştur. Bu doğrultuda, literatür taraması ve arşiv belgeleri aracılığıyla sokağın ve yakın çevresinin iskana açılma süreçleri bütünlüklü bir şekilde hikâyeleştirilmiştir. İmar kanunları ve kararlarındaki değişikliklerin, sokaktaki konutların biçimsel özelliklerine ve dolayısıyla sokağın siluetine yönelik etkileri kayda alınmıştır. Ana bulguların işlendiği üçüncü başlıkta, görüşmecilerin söylemleri referans alınarak mekânsal bir anlatı üretmek temel hedeftir. Belirlenen dönemlerdeki mevcut fiziki çevrenin, baskın konut tipolojisinin ve dönüşüm safhalarının, onlara birinci elden tanıklık eden bireylerin günlük hayatında nasıl yankılandığı anlatılmıştır. Bu yankıların bir önceki başlıkta sınırları çizilen resmi anlatıyla çakıştığı ve ayrıştığı noktaların tespiti de içeriğin bir parçasıdır.
Geri dönüştürülebilir malzemelerle barınma ihtiyacına yönelik düşük bütçeli mimari çözümler
Endüstri devrimi ile başlayan sanayileşme hareketi 19. yüzyılın sonlarından itibaren artmış; teknolojik, sosyal, çevresel ve ekonomik pek çok değişikliği beraberinde getirmiştir. Bu değişikliklerin yanı sıra sorunlar ve olumsuz koşullar da dünyayı ve insan hayatını etkisi altına almaya başlamıştır. Özellikle endüstriyel malzemelerin sebep olduğu çevre kirliliği ve atık sorunu ile yüzleşen insanoğlu, bunlara çözüm sunabilmek için sürdürülebilirlik ve atık yönetimi kavramlarını ortaya atmıştır. Öte yandan günümüz şartlarının gerektirdiği barınma biçimleri incelendiğinde, küresel bağlamda ihtiyaç duyulan geçici barınma modellerinin geliştiği görülmektedir. Bunlar çoğunlukla mülteci kampları, afet sonrası konutları ya da mevsimlik işçiler için inşa edilen barınma olanakları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hareketle atıkların yeniden kullanımı ile yapı malzemesi üretimi; bu malzemeler kullanılarak düşük enerji ve maliyet ile inşası mümkün olan sürdürülebilir barınma üniteleri kurulması düşüncesi ortaya çıkmıştır. Ekolojik mimarlık olarak değerlendirilebilecek bu mimari, atık yönetiminde önemli ilerlemelere olanak sağlamaktadır. Bu tez kapsamında geri dönüştürülmüş tuğlanın kullanılması ile gerektiğinde büyük kitlelere hizmet edebilecek, geçici barınma imkanlarının çevreye duyarlı bir biçimde sunulması amaçlanmıştır.
Parametrik tasarım bağlamında sergileme mekanlarının form-işlev analizi
Teknolojik gelişmelerin 20. yüzyıla doğru büyük bir hızla ilerlemesi, yazılım ve dijitalleşme adına köklü değişimler sağlamıştır. Tasarım ve mimariye yönelik yazılımların ve çizim programlarının geliştirilmesi tasarıma ve tasarımın görsel sunumuna ayrılan süreyi büyük ölçüde azaltmıştır. Tasarım sürecini izlemeyi, ara aşamalarda tasarıma müdahale etmeyi ve pek çok değişikliği eş zamanlı olarak uygulayabilmeyi mümkün kılan yazılımlarla birlikte daha önce görülmemiş karmaşık formların tasarımı ve üretimi mümkün hale gelmiştir. Tüm bu gelişmelerle birlikte "parametrik tasarım" kavramı sıkça kullanılmaya, çeşitli dijital araçlarla tasarlanan karmaşık formlu yapılara atfedilmeye başlanmıştır. Kompleks formların kolay tasarlanabilir hale gelmesi, parametrik tasarımın ağırlıklı olarak formu görsel bir cazibe merkezi olarak kullanan bir üslup olarak algılanmasına sebep olmuştur. Parametrik yazılımlar aracılığıyla oluşturulan pek çok tasarımın bu biçimsel yaklaşımı, mimaride form-işlev ilişkisini tekrar sorgulanmaya açık hale getirmiştir. Bu noktada mimaride form-işlev ilişkisinin parametrik tasarım bağlamında değerlendirilmesi; parametrik tasarım kavramının tanımını ve tarihsel süreçteki gelişimini inceleme gerekliliği oluşturmaktadır. Parametrik tasarımın detaylı olarak ele alınması; dijital yazılımlara atfedilen bu kavramın, analog olarak da sürdürülebilen bir tasarım süreci olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu tez kapsamında parametrik tasarımın farklı uygulama yöntemlerinin form-işlev üzerindeki etkilerinin geçici sergileme mekanları olan pavyon yapı türleri üzerinden analiz edilmesiyle parametrik tasarım sisteminin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.
Doğal aydınlatma kullanımı ve müze örneği üzerinden bir değerlendirme
Işığın mimariyle temel ilişkisi işlevseldir. Aydınlatmanın en önemli işlevi mekanın, içindeki nesnelerin, dokuların ve renklerin en doğru şekilde algılanmasını sağlamaktır. Mimarlık sadece kullanıcıya gerekli mekanları yan yana koymak, yapı malzemelerini seçmek değil; mekanlara anlam katan atmosferleri de oluşturmaktır. Mimarlık ortaya çıktığından bu yana doğal ışık mimari tasarımın en önemli parçalarından biri olmuştur. Doğal ışığın estetik ve fonksiyonel faydaları mimarlık ile sağlam bağlar kurmasına zemin hazırlamıştır. Doğal ışık bu açıdan çok önemli bir malzeme-bileşen olarak mimari tasarımda büyük önem taşımaktadır. Mimari mekana giren doğal ışık, mekânı algılama ve anlama şeklimizi etkiler. Görsel açıdan konforlu bir mekan, görsel eylemin verimini arttırmanın yanı sıra fiziksel ve psikolojik gereksinimlerin de karşılanmasında yardımcı olur. Işık, mekanları değiştirme hatta yeniden yaratma gücüne sahiptir. Mekandaki ışık ve gölgenin birbiriyle etkileşimi mekanın algısını değiştirir, mekanı monotonluktan kurtatır onu ilgi çekici hale getirir. Gün ışığı, bir tasarım öğesi olmasının yanısıra aynı zamanda bir çevre sistemidir. Her geçen gün artan enerji ihtiyacımız yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yanı sıra enerji tüketiminin azaltılmasını da zorunlu hale getirmiştir. Güneş, sadece yenilenebilir bir enerji kaynağı değil enerji tasarrufu sağlamada da en önemli kaynaktır. Doğal ışık, yenilenebilir enerjinin birincil kaynaklarından biridir ve mimaride kullanılması, yapılı çevremizin sürdürülebilirliğinde kritik bir rol oynar. Bu çalışmada öncelikle; doğal ışık ve kullanım alanlarına, doğal aydınlatmanın nasıl yapılacağına, doğal aydınlatmada kullanılacak yan temalara ve gelişmiş doğal aydınlatma yöntemlerine yer verilmiştir. Ardından, müzelerde doğal aydınlatmanın kullanımı ve doğru aydınlatma kriterleri üzerinde durulmuştur. Sonuç kısmında ise, doğal aydınlatma yöntemlerine ve müzelerde doğal aydınlatma kullanımına ilişkin sonuçlar sunulmuştur.
Değişken akustik tasarım
Evren sürekli bir değişim içerisinde olup özellikle teknolojik gelişmelerin etkisiyle bu değişim son yıllarda daha da hızlanmaktadır. Evrenin hızlı değişimi akustik mekânlardan istenilen tasarım çıktılarını da etkilemekte ve tasarlanan birçok akustik mekân artık birden fazla işleve ev sahipliği yapmaktadır. Bu işlevlerin her biri birbirinden farklı akustik koşullara sahiptir ve tasarımın bu farklı koşullara göre oluşturulması mekânın akustik açıdan başarısını belirlemektedir. Günümüzde çok işlevli akustik mekân tasarımlarında bu değişkenlerin göz önüne alınmaması, farklı işlevlere ev sahipliği yapan akustik mekânlarda işitsel konfor sorunlarına yol açmaktadır. Bu tez çalışması, aynı hacim içerisinde yer alan farklı işlevlerin değişken akustik koşullarına dinamik çözümler sunan ''değişken akustik tasarımı'' konu edinmektedir. Çalışma da değişken akustik tasarım çerçevesinde bağlı olduğu akustik tasarım parametresi de göz önüne alınarak birden fazla fonksiyon için tasarlanan akustik mekânlarda işleve göre değişen akustik koşulların ve bu koşulları sağlamak amacıyla geliştirilen değişken akustik tasarım yaklaşımlarının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle ''değişken kavramı'' bağlamında mekânda değişebilen yapı elemanları belirlenmiş ve bu elemanlar yardımıyla oluşturulabilecek değişken akustik tasarım yaklaşımları literatür taraması yapılarak ortaya konulmuştur. Daha sonra teknik destekle oluşturulabilen değişken elektro akustik sistemler açıklanmış ve sistem örnekleri araştırılmıştır. Tüm bu araştırmalarda değişken akustik tasarımın amacına, sınırlarına ve bağlı olduğu tasarım parametresine bağlı kalınmış ve farklılıklar gösteren değişken akustik tasarım yaklaşımları ve her bir yaklaşımın sunduğu olanaklar açıklanmıştır. Sonrasında farklı değişken akustik tasarım yaklaşımlarını uygulamış örnek projeler üzerinden mekân analizi yöntemi kullanılarak incelemeler yapılmıştır. Böylece bu değişkenlerin erken tasarım evresinde göz önüne alınmasını ve sürece dâhil edilerek akustik tasarımın başarısının arttırılması hedeflenmektedir. Çalışma sonucunda, farklı işlevlere hizmet etmek amacıyla tasarlanan mekânların erken tasarım evrelerinde değişken akustik tasarım ve yaklaşımlarının belirlenmesinin ve uygulanmasının, bu mekânlarda gerçekleşecek olan işlevlerin her birinin akustik başarısı açısından belirleyici olduğu ortaya çıkmıştır .
Eko-tek tasarım anlayışının dünyadan ve Türkiye'den örnekler incelenerek kriterlerinin belirlenmesi
Endüstri toplumunun oluşum süreci insanların üretim teknikleri ve yaşam şekillerinde değişimler meydana getirmiştir. İhtiyaca yönelik olarak gerçekleşen tüketim anlayışı, zevkler ve daha rahat bir yaşam için kullan-at felsefesine dönüşmüştür. Toplum zamanla tüketici bir yapı haline gelmiş ve süreç içerisinde tüketimin enerji ihtiyacını karşılayan kaynaklar talepleri karşılayamamaya başlamıştır. Endüstrileşme ile gerçekleşen teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırırken, teknoloji kullanımıyla daha hızlı ve seri bir üretim sektörünün gelişmesi, enerji kaynaklarının yenilenme süreçlerinden daha hızlı tüketilmelerine sebep olmakta ve doğal çevreye zarar vermektedirler. Bütün bu süreçten direkt olarak etkilenen mekân tasarımı alanı, dünyadaki enerji tüketiminin %70 kadarından sorumludur. Yapı sektöründeki enerji tüketimi oranındaki artış tasarımcıları ekolojik tasarıma yöneltmiştir. Teknoloji kullanımını göz ardı edemeyeceğimiz günümüzün mekanlarında ekolojik ve teknolojik tasarım anlayışı bir gereksinim haline gelmiştir. Eko-tek tasarım olarak adlandırılan bu anlayış, teknolojik araçlarla ekolojinin maksimum seviyede korunmasını ifade etmektedir. Teknoloji merkezli tasarım anlayışına bir karşı yanıt olarak eko-tek tasarım anlayışı doğmuştur. Çevre sorunlarındaki artış seviyesi gezegenin geleceğini tehdit etmeye başlamış ve tasarımcıların bilinçlenmesiyle, teknoloji merkezli tasarımın yerine geçecek bir tasarım anlayışı aramaya başlamışlardır. Eko-tek tasarım çevreye duyarlı bir anlayış olarak, insan, doğa ve mekân ilişkisini teknolojiyi bir araç olarak benimseyerek, teknolojik tasarımın yerini almaktadır. Gelecek nesillerin yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan bu tasarım anlayışı, yalnızca doğayı ve çevre faktörlerini kullanarak değil aynı zamanda teknolojiyi de kullanarak bir tasarım anlayışı oluşturmaktadır. Eko-tek tasarım anlayışı kent ölçeğinde benimsenmiş ve dünyada uygulama örnekleri bulunmaktadır. Çevre, bilgi, iletişim ve coğrafi bilgi teknolojilerini kullanarak, kullanıcı konforunu ve doğanın korunumunu sağlamayı temel alan bu tasarım anlayışı, doğada var olan ekolojik döngüye dahil olacak mekanlar yaratmayı hedefler. Tez kapsamında, mekân ölçeğinde bir tasarım kriteri bulunmayan bu tasarım anlayışının gerekliliklerini ve amaçlarını oluşturmak amaçlanmaktadır. Ekotasarım ve eko-tek kent tasarımı anlayışı referans alınarak ve kullanılan teknoloji sistemlerine göre bir değerlendirme yapılarak dünyadan ve Türkiye'den seçilen örnekler incelenmiş, eko-tek tasarım anlayışı kriterleri oluşturulmuştur. Belirlenen kriterler doğrultusunda eko-tek kavramına uygun yapı ve iç mekân tasarımına yol gösteren ilkeler belirlenmiştir. Mekân organizasyonundan iç mekân biçimlenişine kadar etki eden eko-tek kavramı mekân ölçeğinde enerji verimliliğini sağlamaktadır. Bu çalışmanın asıl amacı; çevre sorunlarının sebeplerinden biri olan mekân tasarımı alanında, teknolojinin verimli kullanımı ile doğal çevrenin korunumunu sağlamak ve bunun yanında mekân boyutunda enerji verimliliğini sağlayarak geleceğin tasarım anlayışını oluşturmaktır. Anahtar sözcükler: Eko-tek tasarım, ekoloji, teknoloji, mekân tasarımı, enerji verimliliği.
Kaçar dönemi dini yapılarında iç mekan tasarımı ve geleneksel motifler: Şiraz nasır El-Mülk Cami incelemesi
Geleneksel İran mimarisinde ve özellikle cami yapılarında kullanılan süsleme ve motifler; ifade biçimleri ile yapıların dönemine ilişkin sanatsal, kültürel, dini, siyasi ve iktisadi anlamda pek çok ipucu vermektedir. Bu tez çalışmasında, İran, Kaçar dönemi kültürel özellikleri, sanatsal eserlerdeki yaygın süsleme teknikleri, motifler ve bu motiflerin ifade ettikleri anlamlar çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu anlamda, tez çalışmasının birinci bölümünde, İran coğrafyasında görülen farklı sanat dönemleri tanımlanmıştır. Bu dönemler sınıflandırılarak, yaygın olarak kullanılan motifler; geometrik, bitkisel, insan ve hayvan, karma ve yazı motifleri olarak beş ana grup altında incelenmiştir. Her bir motif grubu farklı dönemler altında incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde yöntem ile birlikte araştırma ortamı olarak belirlenen Nasır El-Mülk Cami'sinin mimari ve iç mekan özellikleri tanımlanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, araştırma ortamı olarak belirlenen İran, Şiraz'da bulunan ve Kaçar dönemine ait olan Nasır El-Mülk Cami'sinin tarihsel ve kültürel özelliklerinin yanı sıra iç mekanında kullanılan mimari elemanları süsleme ve motifler ile birlikte ele alınmıştır. Caminin yapısal özellikleri ve mekansal özellikleri iki ayrı başlık altında hem işlevsel hem de sembolik yönlerden detaylıca irdelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise elde edilen tüm veriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş olup; iç mekanda kullanılan süsleme ve motiflerin işlevsel ve sembolik nitelikleri ile birlikte ifade ettiği değerler üzerine çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur.
Kentsel donatı bağlamında akıllı malzeme ve sistemler; tasarımcı ve kullanıcı deneyim örneği
Teknolojik atılımlar, günlük yaşamın her noktasına yansıyarak toplumun yaşayış biçimine dolayısıyla mekanlara etki etmektedir. İnsan, kullanıcısı olduğu her mekanı donatıyı ve ürünü etkileyerek modern yaşamın gereksinimleri doğrultusunda tasarımlar ortaya koymaktadır. Günümüz teknolojisinin kapsadığı akıllı ürün ve malzemelerin temelinde modern yaşam gereksinimleri yatmaktadır. Akıllı malzeme ve ürün teknolojisi her ne kadar son on yılda popülerlik göstermiş olsa da aslında bu teknolojinin başlangıç noktası materyal bilimi üzerine 1960'lı yıllarda yapılan çalışmalara kadar dayanmaktadır. Bu çalışmalar malzeme bilimi adına çok aşama kaydedilmesini dolayısıyla bugün bilinen teknolojik karmaşık veya basit akıllı ürünlerin tasarımlarında kullanımını sağlamıştır. Araştırmalar, malzemelerin bulunduğu ortamla, kullanıcıyla veya herhangi bir uyaranla etkileşimini incelemiş ve bu uyaranlara tepki veren farklı yapıda akıllı materyallerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Akıllı malzemeler çok farklı uyaranlara tepki verebilecek türde gelişmiştir. Bu malzemelerden belirli türlerde olanlar, akıllı sistemler için algılayıcı ve dönüştürücü ara malzeme olarak kullanılabilmektedir. Akıllı ürünler, bahsi geçen akıllı malzeme ve sistemlerin bir dizi programlama ve tasarım dahilinde çalıştırılması ile geliştirilmiştir. Her mekân, yaşamın getirdiği bu modern teknolojiden etkilenerek biçimlenmektedir. Kent mekanı da kullanıcısının gelişen bu yeni teknolojik gereksinim ve yaşayışına yanıt verebilir, bu anlamda kullanıcının kent içerisinde daha konforlu olmasını ve kullanıcısını çevreye daha duyarlı bir biçimde yaklaşması adına teşvik edebilir. Bu bağlamda modern bir kent yaşamının gereksinimleri, akıllı sistemlerle tasarlanan akıllı kent mobilyaları ile sağlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, akıllı malzeme ve sistemlerin türlerini kullanıldığı ürün örnekleri üzerinden inceleyerek, kentsel mekanlarda kullanımı üzerine akıllı bir kent donatısı önerisi geliştirerek, bu bağlamda kullanıcı-tasarım-tasarımcı arasındaki etkileşimde, temel düzeyde kurulabilen bir akıllı kent donatısı ile tasarımın gelişmesi, akıllı kent donatısı kullanım farkındalığı ve kentsel mekân ölçeğinde kullanıcıda çevresel yaklaşım anlamında bir bilinç oluşturmaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, tez çalışmasının amacı, konuya yaklaşım, kapsam ve yöntem aktarılmıştır. İkinci bölümde, donatı kavramı tanımlanmış, donatı ve mobilyanın farkı üzerinde durulmuş, kentsel donatı tanımı ve türleri örneklerle incelenmiştir. Üçüncü bölümde, akıllı malzeme ve sistemler tanımlanarak sınıflandırılmıştır. Akıllı malzeme ve sistem türleri kullanım örnekleriyle incelenerek aktarılmıştır. Dördüncü bölümde, tez çalışması kapsamında öneri olarak tasarlanan akıllı kent donatı uygulamasının, konumu, barındırdığı akıllı sistem modülü, çalışma biçimi ve tasarım özellikleri görselleştirmelerle verilmiştir. Tasarımın kullanım biçimi, uygulama hedefleri ve yaklaşım biçimleri anlatılmıştır. Tez çalışmasının sonucunda yapılan literatür incelemeleri ve çalışma kapsamında önerilen tasarımın, kentsel mekân içerisinde ve tasarımda kullanıcıyla etkileşiminin kent yaşamı bağlamında oluşturabileceği katkıya değinilmiştir. Anahtar sözcükler: Akıllı malzeme, akıllı sistem, donatı, kentsel donatı, kent mobilyası, malzeme.
Mevsimlik tarım işçilerinde barınma sorunlarına yönelik analiz çalışması: (Ankara-Polatlı) Sarıoba Mahallesi'nin incelenmesi
Mevsimlik tarım işçileri, bütün dünya ülkelerinde tarım sektörünün vazgeçilmez aktörleridir. Belirli dönemlerde çoğunlukla aileleri ile birlikte yaşam alanlarını terk ederek çalışma alanlarına göç eden mevsimlik tarım işçilerinin barınma sorunları, yaşadıkları birçok sorun arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Mevsimlik tarım işçi ve ailelerinin barınma sorunlarına, ekolojik dengeleri de koruyarak sürdürülebilir çözümler üretmek önemli bir sorundur. Bu çalışmanın temel amacı, mevsimlik tarım işçilerinin yaşadıkları sorunları incelemek, eko-tasarım ilkelerini de göz önünde tutarak sorunun çözümüne yönelik uygulanabilir ve sürdürülebilir önerilerde bulunmaktır. Araştırma için Ankara ilinin Polatlı ilçesinde mevsimlik tarım işçilerinin barınma sorununa kalıcı bir çözüm üretmek üzere inşa edilen Sarıoba yerleşkesi seçilmiştir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile veri toplanmış, ayrıca ilgili kurum ve kuruluşlardan yerleşke ile ilgili bilgilere ulaşılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme yönteminde yerleşke müdürü, planlamalarda da bulunan makine mühendisi, inşaat teknikeri, bölgenin eski muhtarı ve mevsimlik işçi çavuşu olmak üzere beş kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırma sonucunda mevsimlik tarım işçilerinin barınma koşullarının büyük çoğunlukla sağlıksız olduğu, tarım işçi ailelerinin çok fazla çocukları olduğu ve bu çocukların eğitim düzeylerinin düşük olduğu, işçilerin temel gelir kaynaklarının mevsimlik tarım işçiliği olduğu ve gelirlerinin çok düşük olduğu, ailelerin geleneksel yaşam biçimlerini korumaya çalıştıkları, Sarıoba yerleşkesinin işçilere ve ailelerine sağlıklı bir barınma ortamı sağladığı, sağlık, ibadet, eğitim ve sosyal konularda ihtiyaçları karşılayacak donanımlara sahip olduğu, barınma ortamlarının aile mahremiyetini koruyacak şekilde tasarlandığı tespit edilmiş, buna karşılık ekolojik tasarım kriterlerinin göz önüne alınmadığı görülmüştür.
Tasarımda yenilik – yenilikçilik sorunlarının mobilya endüstrisi üzerinden okunması ve bir çözüm önerisi: Ankara mobilya tasarım merkezi
Tasarım, inovasyon sürecinin merkezindeki bir etkinlik olarak, firmalar ve hatta ülkelerin birbirleriyle yaşadıkları rekabet ortamında kullandıkları en etkili girdi kaynaklarından biri olarak yer almaktadır. İnovasyon süreci sonunda ortaya çıkan göstergeler, bu girdi kaynaklarının etkisiyle ortaya çıkan yenilik çıktıları üzerinden okunmaktadır. Tasarımın, yenilik çıktıları üzerindeki etkisine yönelik günümüze kadar yapılan çalışmalar ise, firmaların sahip olduğu finansal göstergeler üzerinden değerlendirilmiştir. Bu nedenle tasarım faaliyetinin, finansal olmayan diğer yenilik çıktıları üzerindeki etkisinin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla bu çalışmada tasarımın yenilik çıktıları üzerindeki etkisi mobilya endüstrisi üzerinden değerlendirilmiştir. Bu kapsamda; Ankara Siteler bölgesinde faaliyet gösteren 344 küçük ve orta ölçekli firma yöneticilerine yüz yüze anket uygulanmış, firmaların sahip olduğu tasarım kaynakları ve yenilik çıktılarına yönelik bulgular ortaya çıkarılmış, bu bulguların birbirleriyle olan ilşkisine yönelik geliştirilen hipotezler sınanmıştır. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırma probleminin tanımı, çalışmanın amacı ve önemi açıklanmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde tasarımın inovasyon sürecindeki konumu, tasarım kaynakları ve yenilik göstergelerine yönelik kavramlar kapsamlı literatür bağlamında ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, tasarım merkezine yönelik tanımlar, ülkemizdeki destek programları ve uygulamaları değerlendirilmiştir. Dördüncü ve beşinci bölümde araştırma kapsamında alan çalışması, yöntem ve bulgulara yer verilmiştir. Sonuç ve öneriler bölümünde, araştırma kapsamında elde edilen bulgular ve hipotezlere yönelik genel bir değerlendirme yapılmış; bu değerlendirmeler bağlamında Siteler bölgesine yönelik bölgesel bir Tasarım Merkezi önerisi sunulmuştur.
1950-1980 dönemi Ankara'da gelişen apartman tipi konut üretiminde ara mekan kavramı
Türkiye'de 1950 sonrası artan apartman tipi konut üretiminin, sınırlayıcı mekan yaklaşımıyla bireyleri sosyal çevreden soyutladığı yönünde birçok tartışma bulunmaktadır. Bu bağlamda, geleneksel kültürden günümüze sosyalleşme mekanı olarak imlenen ara mekan kavramının erimesi durumu, konut kültüründeki sosyal yaşamın daraldığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Yapılan bu çalışmada, tüm zıt kavramları ve bireyleri buluşturan ara mekan kavramının zengin potansiyeli ve ara mekanın günlük pratiklerdeki yeri tartışılmaktadır. Ara mekan kavramının mekansal ve sosyal açıdan değerini araştırmak ve çok katlı konut kültüründe ara mekan oluşumunu destekleyecek koşulları incelemek yapılan araştırmanın temel amacıdır. Bu amaç ile çalışmada ilk olarak ara mekan kavramının kuramsal açılımları üzerinde durulmuştur. Çalışmada ara mekan kavramının gerçek yaşamdaki karşılığını tanımlayabilmek ve ara mekan kavramına ilişkin toplumun eğilimini saptayabilmek için bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Dönem içinde diğer konut üretimlerinden farklı olarak, her yönüyle müşterek bir yaşantı sunduğu için 1950-1980 arası süreçte Ankara'da üretilen kooperatif yapıları, alan çalışmasının kapsamı olarak belirlenmiştir. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden yararlanılmış; alan çalışmasında belirlenmiş 4 farklı yerleşkede ikamet eden toplam 26 katılımcıya yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Görüşme formundan ulaşılan bulguların analizi ile oluşturulan tema, kategori ve kodlar; ara mekan oluşumu, kullanımı ve tanımına ilişkin sonuçları sağlamıştır. Anahtar sözcükler: Ara mekan, kooperatif yapıları, Ankara, konut kültürü, 1950-1980 dönemi, eşik, aradalık, müşterek mekan.
Görsel mekan atmosferi oluşumunda, ışık ve gölge değerlerinin B2 evi örneği üzerinden incelenmesi
Güncel bir konu olan mekan atmosferi konusu, mekanın, mekanı okuyan kişi üzerinde bıraktığı etki olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu etki, mekan içerisinde bulunan kişilerin algıları vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu tezin konusu görselliği başlatan ışık ve ışıkla birlikte oluşan gölge değerlerinin, görsel mekan atmosferi oluşumundaki etkilerinin araştırılması elde edilen verilerin B2 evi örneği üzerinden incelenmesidir. Tezin ikinci bölümünde, etki, etkileşim kavramları incelenmiş, algı ve mekan atmosferi ilişkisi açıklanmıştır. Aynı zamanda mekan atmosferi oluşumuna dair literatürdeki görüşler incelenmiş ve mekanı oluşturan kütlesel ve hacimsel özelliklerin konu ile ilgili ilişkisi ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde ışık ve gölge değerleri teknik anlamda incelenmiş, ışığın ve gölgenin genel algısal boyutlarıyla birlikte, aynı zamanda, birlikte mekan içerisinde bulunmaları durumunda mekanın kütlesel ve hacimsel değerlerine nasıl etki ettiğinin sonuçları bulunmuştur. Dördüncü bölümde, mekanın kütlesel verilerinden form, renk, doku gibi mekânsal değerler, ayrı ayrı ele alınmış ve bu değerlerin ışık ve gölge değerleriyle nasıl etkileşime girdiği açıklanmıştır. Son bölüm olan beşinci bölümde, B2 evi örneği hakkında genel ve mimari bilgiler paylaşıldıktan sonra, elde edilen veriler doğrultusunda, bu mekanın görsel mekan atmosferinin oluşumu ışık ve gölge değerleri üzerinden değerlendirilip, çalışma sonlandırılmıştır.
Fotojenik mekan: Airbnb ve evin dönüşümü
Ev, insanın bireysel ve toplumsal varoluşuna kendi sınırları içerisinde hem 'tanıklık eden' hem de 'imkan veren' ve bireyin 'varoluş algısı' üzerinden değişim ve dönüşüme uğrayan 'özel' bir mekandır. Evin bu çok katmanlı yapısından yola çıkılarak bireyin ve dolayısıyla toplumun 'varoluş algısını' ve bu algının yarattığı 'mekan'ın izi sürülebilir. Bu çalışma kapsamında, ev olgusunun zihinsel ve fiziksel 'inşa' süreci tarihi perspektif içinde incelenmekte ve tarihsel sürecin günümüze yansıması sorgulanmaktadır. Günümüze gelinen bu noktada ev, yalnızca yaşamsal aktiviteler ve insani ilişkilerin gerçekleştiği, özel/kamusal alan ayrımlarıyla tariflenen bir alan olmaktan çok, küresellik ve dijitalizm ile birlikte sınırları akışkan hale gelerek bulanıklaşan 'gösterge' değeri üzerinden tariflenmektedir. Bu çalışmanın amacı, evin en yalın anlamı olan 'barınma' etkinliğini, günümüze özgü değerler ile 'deneyim' üzerinden yeniden tarifleyerek 'deneyimsel barınma' hizmeti kapsamında piyasaya dahil eden Airbnb'nin, 'ev üretim mekanizması' dahilinde üstlendiği rol üzerinden evin fiziksel ve zihinsel inşa sürecini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışma içerisinde barınma etkinliğinin günümüze kadar geçen süreçteki değişimi, üretim ve tüketim dinamiklerinin değişken yapısı üzerinden ele alınmaktadır. Yapılan araştırmalar kapsamında elde edilen bulgular dahilinde bir gösterge/imaja dönüşen ev, günümüzde popüler tüketim kültürünün bir meta-göstergesi haline gelen tüketim nesnesi konumuna gelmiştir. Airbnb'nin bu süreçteki rolü; ev mekanını, popüler kültür endüstrisine özgü görsel bir dil oluşturarak 'popüler/onaylanmış iç mekan tasarımı' adı altında standartlaştırmaktır. Airbnb böylelikle, ev ile birlikte iç mimarlık ve mekan tasarımını, 'salt imgeye sığınan', yüzeysel ve yapay kurulan ilişkide derinlik ve içerikten yoksun bir 'imge' ye indirgemekte ve mesleki bir tartışmaya zemin açmaktadır.
Arkeolojik alanlarda yerinde sergileme kavramı: Phaselis Hadrianus kapısı örneği
Kültürel mirasın korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalarla eserlerin günlük hayatın içinde yer alması, tanıtılması, sergilenmesi ve toplumun bilgilendirilmesi ile farkındalık ve duyarlılık kazandırılabilir. Eserlerin sergilenmesindeki başarı, sergileri eğitici bir organizasyona dönüştürmektedir. Çalışmanın konusu olan yerinde sergileme, arkeolojik alanlardaki uygulamaları ile boyutsal, teknik, estetik ve algısal gereklilikleri sağlayarak ziyaretçilerin bilgilendirilmesini ve eserlerin de yerinde korunmasını sağlaması yönüyle ele alınmıştır. Sergileme sırasında ziyaretçi, eser ve mekan ilişkisi bağlamında sergileme elemanlarının teknolojik metotlarla sergilenmesi sürecine değinilmiştir. Uygulama alanı olarak seçilen yapı Phaselis Antik Kenti'nde bulunan Hadrianus Kapısı'dır. Yıkılmış durumdaki bu monümental yapının blokları alanda dağınık halde bulunmakta ve ziyaretçiler tarafından algılanamamaktadır. Bu kapsamda alanın bütüncül bir yaklaşımla sergilenmesi ve ziyaretçilerin yapıyı doğru algılayabilmesi için yerinde sergileme yöntemleri uygulanmıştır. Sergileme elemanlarının hazırlanması amacıyla yapıya ait bloklar sayısal görüntüleme metotlarıyla belgelenmiş ve üç boyutlu hassas modelleri elde edilmiştir. Dijital çalışmalar ile organik ve katı modelleme yöntemleri yardımıyla asıllarına uygun hazırlanan her bir blok, üç boyutlu yazıcı ile üretilerek yerinde sergilenmek üzere kapının temsili bir maketi tasarlanacaktır. Alana konumlandırılan diğer sergi elemanlarıyla birlikte arkeolojik bir yapı dijital metotlar kullanılarak iç mimarlık disiplininin barındırdığı estetik, algısal boyutsal kavramlarla sentezlenerek çalışma ziyaretçilerin ilgisine sunularak alana dair kültürel farkındalık yaratılması hedeflenmiştir. Böylelikle ziyaretçilerin kültürel miras konusunda bilinçlenmesi ve iç mimarlık disiplini ile ilişkili olan sergileme tekniklerine yeni bir yaklaşım sunması hedeflenmektedir. Anahtar sözcükler: Yerinde sergileme, 3B tasarım, sergi tasarımı, 3B yazıcı, Phaselis, Hadrianus Kapısı
Afet sonrası geçici yerleşim alanlarının seri üretim kavramı ile değerlendirilmesi
Sanayi Devrimi sonucunda üretim yöntemi olarak ortaya çıkan seri üretim, tarihsel süreç içinde tasarım anlayışına dahil olan bir kavrama dönüşmüştür. Bu dönüşüm, endüstrinin mimari tasarım üzerinde hakimiyet kurmasına ve ortaya çıkan tasarımların tek tipleşmesine neden olmaktadır. Tek tiplik durumunun net bir şekilde gözlemlenebildiği afet sonrası geçici yerleşim alanları, araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Afet sonrası rehabilitasyon süreci kapsamında kurulan geçici yerleşim alanlarının, kullanıcı/çevre/kültür farklılıkları göz önünde bulundurulmadan kurgulanması ve tasarımında standart reçetelerin uygulanması ile afetzedeler üzerinde bıraktığı etkiyi anlamak, bu tezin temel motivasyonudur. Bu kapsamda 24 Ocak 2020 Elazığ depremi sonrası kurulan geçici yerleşim alanları, çalışma sahası olarak belirlenmiştir. Çalışmanın kurgulandığı dönemde Elazığ'da yıkıcı bir deprem meydana gelmesi ve bunun sonucunda kurulan geçici yerleşim alanlarının halen faaliyetini devam ettiriyor olması, Elazığ'ın çalışma sahası olarak belirlenmesinde etkili olmuştur. Elazığ'ın farklı bölgelerinde konumlanan üç geçici yerleşim alanında yaşayan afetzedelerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerde geçici konutların Elazığ'ın iklim ve kültürel özelliklerine uygunluğu, geçici yerleşimin kurulduğu çevre özellikleri, afetzedelerin seri üretim kavramına yaklaşımı ve yaşadıkları mekânı "ev" olarak görüp görmediklerine ilişkin bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, kuruldukları bölgenin özelliklerine uygun olmayan ve tek tip tasarlanan geçici yerleşim alanlarının, afetzedelerin iyileşme dönemine katkı sağlamadığı, aksine afetzedeler açısından yeni zorluklara sebep olduğu tespit edilmiştir. Hiçbir çevre, kültür, iklim, insan tek tip değilken tasarımın tek tip oluşu, özellikle afet sonrası büyük travmalar yaşamış afetzedelerin gündelik yaşam alışkanlıklarına dönüşünü güçleştirmekte ve yaşadıkları mekânı "ev" olarak görmelerini engellemektedir. Bu araştırmadan elde edilen verilerin, afet sonrası geçici yerleşim alanı tasarımlarına bölgesel özelliklerin dahil edilerek, bu alanlarda tek tip ve işlevsiz tasarımlardan uzaklaşılmasına katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Afet, geçici konut, geçici yerleşim alanı, seri üretim, tek tiplik, Elazığ
Mekan tasarımı sürecinde atık malzeme kullanımı ve yönetimi - örnek yapı birimi projesi
Dünyada, son iki yüz yıldır yaşanan yenilik ve gelişmeler, birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Günümüzde, bu küresel problemlerin olumsuz etkilerinin en aza indirilebilmesi için yoğun çalışmalar yürütülmektedir. Atık, sosyal, ekonomik ve özellikle çevresel boyutlarıyla yaşamın devamlılığını tehdit eden en büyük küresel problemlerden biridir. Bu bağlamda, bu tez çalışması, küresel atık problemine, yerel ölçekte, mimari bir çözüm arayışıdır. Çalışmanın odağı, artık-fire-hatalı üretim olarak adlandırılan endüstriyel üretim atıklarıdır. Çalışma; üreticisi tarafından atılmadığı sürece atık olarak kabul edilmeyen, ancak kullanılmadığı sürece de atıl kalan bu malzemelerin, aslında, "gizli atık" olduğunun, kısaca, fark edilmeyenin vurgulanması üzerine kuruludur. Diğer yandan, günümüz tüketim toplumunda hızla büyüyen inşaat endüstrisindeki arz-talep döngüsü, sürekli üretim ve tüketimi tetiklemekte, bu durum, kullanılabilir durumdaki birçok malzemenin de atık olarak değerlendirilmesine neden olmaktadır. Tüm bu kaynak israfı ve ekonomik kaybın yanında, toplumun belli bir kesimi, temel haklardan yoksun yaşamakta ya da yaşamsal olana ulaşmada zorluk çekmektedir. Tam bu noktada; bu çalışma, yapıda kullanılabilecek türdeki atık-artık-fire malzemelerin, ekonomik açıdan daha olumsuz koşullara sahip, dezavantajlı bölgeler başta olmak üzere, ihtiyaç duyulan her bölgede, temel mekânsal gereksinimleri karşılayacak veya olanakları iyileştirecek şekilde kullanılmasını hedeflemekte ve bu doğrultuda, bir sistem ve model önerisi sunmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; atıkla ilişkili kavram tanımlarına, atık sınıflandırmalarına, atık yönetimi ve değerleme yöntemlerine, ayrıca, bireysel atık algısını ortaya koyan bir araştırmaya yer verilmiştir. Bu bölümde; çalışmanın hedefi doğrultusunda, atığın, mimari/içmimari tasarım bağlamında kullanımına yönelik bir atık sınıflandırması önerilmiş ve alan çalışmasında da kullanılacak olan, bu sınıflandırmadaki atık grupları, detaylandırılmıştır. İkinci bölümde; alan çalışmasında kullanılmak üzere, belirlenen atıklara ilişkin sağlıklı verilere ulaşılamadığından; tüm atık türlerine ilişkin, teorik (uygulama) ve sayısal verilere yer verilmiştir. Veriler; Dünya genelinde ve Avrupa ölçeğinde Türkiye'nin ve Türkiye'de Ankara'nın atık durumunu ortaya koymak adına, Küresel Bağlam - Avrupa Birliği Bağlamı - Türkiye Bağlamı ve Ankara Bağlamı şeklinde aktarılmıştır. Genelden özele geniş bir perspektif sunan veriler; atık modelleri ve uygulamaları bağlamında, Türkiye ve Ankara için rehber olacak niteliktedir. Diğer yandan bu bölümde ortaya konan, Türkiye ve Ankara özelindeki veri eksiklikleri, alan çalışmasında sunulan sistem önerisinin altlığını oluşturmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde; birinci bölümde sunulan sınıflandırma önerisine bağlı kalarak, yapıda kullanılabilecek türde atık malzemelerle tasarlanmış ve inşa edilmiş uygulama örneklerine, üç başlık altında yer verilmiştir. Özgün Alan çalışmasının detaylandırıldığı dördüncü bölümde; çalışmanın içeriğine, metodolojisine, araştırma bulgularına ve bunların sonucunda ortaya konan sistem ve model önerisine yer verilmiştir. Yöntem bölümünde; Ankara özelinde yapılan araştırmada nasıl bir yol izlendiği, araştırmanın örneklem seçimi, veri elde etme süreci aktarılmıştır. Bulgular bölümünde; üreticilerle yapılan görüşmelerin içeriklerine, bu görüşmelerde elde edilen atık-artık-fire malzeme bulgularına yer verilmiştir. Ayrıca, Ankara'nın bilinen iki ikici el satış noktasında yapılan araştırma sonucu elde edilen bulgulara da kısaca bu bölümde, detaylıca ekte yer verilmiştir. Elde edilen bulgulara dayanarak; atık-artık-fire malzemelerin toplanması, yönetilmesi ve kullanılmasına yönelik özelden genele uyarlanabilecek bir sistem ve model önerisi geliştirilmiştir. Sonuçta; önerilen sistem aracılığıyla elde edilen atık-artık-fire malzemelerle; köy, kırsal, kasaba veya kent fark etmeksizin, ihtiyaç duyulan her bölgede, insanların mekânsal gereksinimlerini karşılayacak, çok amaçlı, sosyal, esnek, düşük maliyetli bir örnek yapı ortaya konmuştur. Örnek yapı; kısıtları, olanakları, alternatifleri, sosyal, ekonomik ve çevresel faydaları ile birlikte disiplinler arası platformda tartışmaya sunulmuştur.
Kervansarayların yeniden işlevlendirilmesinde Azerbaycan örneklerinin incelenmesi
Kervansarayların mekan özellikleri geçmişten günümüze kadar toplumsal gelişmelere bağlı olarak değişim ve gelişim göstermiştir. Bu değişimin özellikleri detaylı literatür taraması yapılarak araştırılacaktır. Yeniden işlevlendirme kavramının tanımı, gelişimi, çeşitleri, dünya kültürüne faydası incelenecektir. Bunlarla birlikte analizin önemli bir parçası olan, Vitruvius'un yapının temel özellikleri olarak belirlediği ''sağlamlık, işlev ve estetik'' bölümlemesi detaylı bir şekilde incelenecektir. Bu inceleme dahilinde, taşıyıcı sistemlerin mekan üzerindeki belirleyiciliği, işlevsel gereklilikleri ve biçimsel öğelerin mekana katkısı araştırılacaktır. Mekan biçimlenmesine etki eden faktörler üzerinde durulduktan sonra bütün inceleme bir örnek çalışma üzerinde sunulacaktır. Bu örnek çalışma Azerbaycan Cumhuriyeti Şeki'de bulunan Kervansaray kompleksi üzerinden gerçekleştirilecektir. Çalışmanın sonucunda, literatür taramasından ve örnek analizinden elde edilecek olan veriler birlikte değerlendirilecek, kervansarayların yeniden yapılandırılmasına dair durum tespitinde bulunulacaktır.
Su ile ilişkili Cumhuriyet Dönemi Ankara gazinolarını yeniden okumak: Göl gazinosu üzerine mekansal bir inceleme
Ankara, Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı ve tüm ülkeye misal bir proje olması adına, bu ideolojinin ilk somut örneklerini barındıran planlanmış bir başkenttir. Başkent olmasının ardından, değişen gündelik yaşam ve modernleşen eğlence kültürünün önemli birer kanıtı olarak adlandırılabilecek olan aile gazinolarının, mimari açıdan özgün örnekleri Ankara'da inşa edilmiş ve 1990'lı yıllara kadar hizmet vermiştir. Bu eğlence mekanlarının kurak bir Anadolu kenti olarak tanımlanabilecek şehirde, su ile ilişkisinin incelenmesi yine dönem dahilinde alınan mimari kararları ve modern başkentin sosyal yüzünün oluşumundaki fikirleri anlamak için önemlidir. Şehir planlanırken, halka açık havuz ve göller ön planda olmuş ve belirli gazinoların da içinde bulunduğu eğlence mekanları, su ile ilişkili olarak tasarlanmıştır. Dönem dahilinde inşa edilmiş gazinoların çoğu günümüzde yıkılmış veya işlev değiştirmiş durumdadır. Ankara genelinde 1923-1990 yılları arasında faaliyet göstermeye başlamış gazino yapılarının detaylı listelenmesi ve su ile ilişkili olanların belirlenmesi, hem gazino eğlence fikrinin mekâna ve gündelik hayata yansımalarını görmek hem de bozkır kasabası niteliğindeki şehirde bu yapıların mekansal olarak Ankara eğlence yaşamındaki yerini anlamak adına önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı gazinolar üzerinden eğlence kültürünün oluşumu, altın çağı ve yok oluşu üzerine bir inceleme yapmaktır. Çalışma, Ankara'da Cumhuriyet Dönemi dahilinde inşa edilen aile gazinosu yapılarını, ele alındıkları dönem dahilinde listeleyip, içlerinde su ile yakından ilişkili olarak tasarlanmış olan Marmara, Çubuk, Göl Gazinolarına odaklanmış ve günümüze bütünlüğünü koruyarak ulaşmış tek örnek olan "Göl Gazinosu" üzerinden yapısal ve mekansal bir inceleme gerçekleştirmiştir. Böylelikle Göl Gazinosu'nun geçmiş ve günümüz durum tespitini ortaya koyulmuştur.
Sanat ve tasarım disiplinleri lisans eğitiminde kullanılan stüdyoların mekan, donatı ve mobilya ihtiyaçlarının belirlenmesi
Bu çalışmada amaç, tasarım ve/veya sanat eğitimi veren fakültelerdeki resim, heykel, seramik, grafik, mimarlık, iç mimarlık, şehir ve bölge planlama ve endüstriyel tasarım alanlarındaki tasarım stüdyolarının ve sanat atölyelerinin, mekân, donatı ve mobilya ihtiyaçlarını belirlemektir. Bu amaçla, nitel bir araştırma olarak planlanan bu çalışmada, belirlenen örneklem dahilindeki bölümlerde görev yapan öğretim elemanlarıyla görüşmeler yapılmış; çalışmaya konu mekanların, yani tasarım stüdyoları ve sanat atölyelerinin, mekânsal ihtiyaçları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında veriler, 8 farklı alandan 15 öğretim elemanının katılımıyla elde edilmiş; elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Bulgular, kimi disiplinlerin benzer ihtiyaçlar içerisinde olduğunu; kimi disiplinlerin birbirinden beslenmesinin faydalı olabileceğini ve dolayısıyla interdisipliner ve multidisipliner çalışmanın önemini ortaya çıkarmıştır.
Katılımcı tasarım yaklaşımı ile paylaşımlı yaşam içerikli konut üniteleri (cohousing)
Kentleşme ve kentleşmenin oluşturduğu düzensiz yapılaşma günümüzde, pek çok açıdan insan hayatını etkileyen çoğunlukla sınırlandıran ancak temelde sarsan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kentliyi yaşadığı yere yabancılaştıran bu sorun, kentliyi kentliden uzaklaştıran bireyselliğin ve izolasyonun bir sebebi aynı zamanda toplumu ayrıştıran yapay çevrenin bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Kentlinin yaşam alanı ve barınma birimi olan konut ise, sayısal ağırlığıyla kent dokusunun genel karakterini oluşturan, kentleşmenin baskısını oldukça yoğun hisseden dolayısıyla kent ile doğrudan bağlantılı bir yapıdır. Bu noktada üst ölçek olarak kent yaşantısında bir iyileştirme için, alt ölçek olarak konut ve konut çevresinde bir düzenlemeyi ön gören çalışma, konutun sahip olduğu değerleri temel alarak konut çevresine odaklanmaktadır. Fizikselliği mahalle üzerinde, sosyal yapıyı ise komşuluk üzerinde inceleyen çalışma, "teorik" ve "pratik" arasındaki dengeyi aynı zamanda bu denge içerisinde kullanıcının "etken" ve "edilgen" rollerini sorgulamaktadır. Bu doğrultuda hem kullanıcı-konut-çevre arasındaki zayıflayan ilişkiye hem de pandemi dönemi ile daha çok hissedilen olumsuz koşullara dikkat çekilirken, bir çözüm önerisi olarak kullanıcıları ve profesyonelleri bir araya getiren kullanıcı merkezli katılımcı tasarım yaklaşımı ele alınmaktadır. Kalıcı bir çözüm için gerçek bir katılımın söz konusu olduğu fikir birliğine dayalı proje yönetimi öneren bu çalışmada, dünyada hızla yayılan ancak ülkemizde bir örneğine rastlanmayan paylaşımlı yaşam konutları (cohousing), bu toplulukların sosyal, fiziksel ve çevresel yönleri aynı zamanda günümüzde yaşanan kentsel problemlere karşı tutumu analizlerle sorgulamaktadır. Dolayısıyla çalışma, paylaşımlı konut modelinde fiziksel çevre ve sosyal yapının karşılıklı birbirini desteklediğini vurgulamakta, ancak bu noktada katılımcı tasarımın ve bu tasarım anlayışı ile oluşan fizikselliğin kritik bir rol oynayarak "toplum"u güçlendirdiğini savunmaktadır.
Teknolojik gelişmelerin etkisi ile yüzeylerde malzeme kullanımı: Akıllı malzemeler
Mimari ve iç mimari tasarım ile malzemeler arasındaki ilişki, Sanayi Devrimi'ne kadar oldukça basit olarak yorumlanabilmektedir. Bu döneme kadar, yapı malzemeleri, kullanılabilirlik ve uygunluk açısından pragmatik olarak ve/veya görünümleri ve dekoratif nitelikleri açısından biçimsel olarak düşünülerek, genellikle yerel kaynaklardan seçilmiştir. Örneğin, yerel olarak mevcut taş, temelleri ve duvarları oluşturmuş ve mermerler genellikle kaba yapıyı kaplayan ince kaplamalar olarak kullanılmıştır. Mimari ile ilgili kararlar, malzeme seçimini belirlemiştir. Bu nedenle, 19. yüzyılın başında malzemenin tasarımda kullanımının, işlev ve forma bağlı olduğu düşünülebilmektedir. Bununla birlikte, bu dönemde malzemelerin standart olmayışı dolayısıyla, tasarımcılar özelliklerini ve performansını dışsal bir anlayışa dayandırmak zorunda kalmışlardır. Özünde, malzeme bilgisi, deneyim ve gözlem yoluyla elde edilmiştir. Mevcut malzemeler ile çalışmak için gerekli olan bu bilgi ve becerileri, çoğunlukla deneme yanılma yoluyla edinmişlerdir. Endüstri Devrimi'nin ortaya çıkığı ile malzemelerin rolü çarpıcı biçimde değişmiştir. Tasarımcılar, malzeme özelliklerini ve performansını, sezgisel ve ampirik olarak anlamaya bağlı olmak yerine, tasarlanmış mühendislik malzemeleri ile karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Nitekim, modern mimarlık tarihi, neredeyse yapı malzemeleri tarihinin merceğinden izlenebilmektedir. 19. yüzyılda çeliğin yaygın olarak tanınmasıyla başlayarak, geniş açıklıklı ve çok katlı bina formlarının ortaya çıkmasına yol açan malzemeler, modern öncesi çağın mimari ihtiyaçlara bağlı rollerinden, fonksiyonel olarak performansı arttırmak ve yeni biçimsel yanıtlar bulmak için bir araç haline gelmeye geçiş yapmıştır. Cam üretiminin sanayileşmesi, çevresel sistemdeki gelişmelerle birlikte, Şeffaf bir mimarinin her iklimde ve herhangi bir bağlamda yer alabilmesine olanak tanımıştır. Perde duvar sistemlerinin yaygınlaşması, cephe malzemesini faydacı işlevlerden kurtararak, cepheyi formal bir unsur haline getirmiştir. Teknolojilerdeki gelişmeler sayesinde, alüminyum ve titanyum gibi mühendislik malzemeleri artık yapı kaplamaları olarak tasarım çeşitliliğine imkan vererek, etkili ve kolay bir şekilde kullanılabilir olmuştur. Malzemeler, binanın hem iç hem dış temsili üzerinde, en direkt görünür olarak, ve böylece en uygun tasviri sağlayacak biçimde ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, bugünün mimar ve iç mimarları, malzemeleri genellikle tasarım paletinin bir parçası olarak düşünebilmektedir; buradan materyaller seçilebilmekte ve kompozisyonel ve işlevsel yüzeyler olarak uygulayabilmektedir. Bu düşünce biçiminden yola çıkılarak, akıllı malzemelerin kullanımına yaklaşılabilmektedir. Birçok yüzyıl boyunca ahşap ya da taş gibi standart bir malzemenin özelliklerini kabul etmek ve malzemenin sınırlamalarını karşılamak üzere tasarlamak zorunda kalınmıştır. Teknolojik gelişmelerle, özel olarak tanımlanmış bir ihtiyacı karşılamak için yüksek performanslı bir yapı malzemesinin özellikleri seçilebilmekte ya da düzenlenebilmektedir. Bunun yanında, akıllı malzemeler özelliklerini geri dönüşümlü olarak değiştirerek geçici ihtiyaçlara da cevap vererek, tasarım isteklerini karşılayabilmektedir. Tek bir durum için optimize edilmek yerine çoklu duruma yanıt verme yeteneği, yapıların ve mekanların değişen koşullarla karşı karşıya kaldıkları durumu düşünüldüğünde, akıllı malzemeleri tasarım paletinde çekici hale getirmektedir. Sonuç olarak, akıllı malzemelerin daha geleneksel yapı malzemelerin yerini almaya nasıl başlayabileceğine dair birçok öneri oluşmaya başlamıştır. Maliyet ve bulunabilirlik, genel olarak, akıllı malzemelerin geleneksel malzemelerin yerine geçmesinin yaygınlaşmasını kısıtlamasına karşın, uygulamalar, 'yeni' malzemelerin genel olarak mimaride tanıtılması, başlangıçta göstermeye değer belirli parçalar (termokromik sandalye sırtları vb. endüstriyel tasarım) üzerinde kullanımı yoluyla olmaktadır. Son gelişmeler ile birçok mimar ve iç mimar, mekan yüzeylerini, akıllı malzemeler ile kaplamayı hayal edebilmektedir. Etkileşim ve dönüştürülebilirlik gibi terimler için gerekli malzeme ve teknoloji çoğu tasarım projesinin ekonomik ve pratik gerçekliğinin ötesinde olsa bile, mimarlık sözlüğünün standart terimleri haline gelmiştir. Tasarımcılar, kavramsal olarak akıllı malzemeleri geleneksel yapı malzemeleri ile birlikte standart uygulamalarına entegre etmeye çalışmaktadırlar. Ancak akıllı malzemeler, standart yapı malzemelerinden radikal bir ayrımı temsil etmektedir. Standart yapı malzemeleri tasarımda yapı yüklerine (kuvvetlerine) dayanacak Şekilde statik iken, akıllı malzemeler enerji alanlarına yanıt vererek dinamiktirler. Mekan tasarımda normal temsil araçlarımız statik malzemeyi ayrıcalıklı kıldığından, bu önemli bir ayrım olmaktadır. Bunun yanında, akıllı bir malzeme ile tasarım yapıldığında nasıl görünmesi ve ne yapmasını istendiğine odaklanmak gerekmektedir. Akıllı malzemelerin anlaşılmasında, sadece malzeme özelliklerinin anlaşılmasının öncesinde, tasarımcının aynı zamanda malzemenin çevresindeki ortam ile olan etkileşimlerinin temel fizik ve kimyası hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bahsedilen çerçevede hazırlanmış tez kapsamında; birinci bölümde, mekan tasarımdaki duvar, zemin, tavan bileşenleri yüzeylerinde kullanılmakta olan standart ve yaygın yapı malzemeleri incelenmiştir. Çağdaş tasarımda malzemeden beklenen nitelikler konusu irdelenerek yeni malzeme türleri belirlenmiştir. İkinci bölümde, yeni malzemelerden akıllı malzemeler grubu ele alınmış, çeşitleri ve özellikleri araştırılmıştır. Üçüncü bölüm olarak, bir önceki bölümde özellikleri ve çeşitleri belirlenen akıllı malzemelerin ürün olarak ve/veya sistemler içerisinde yapı yüzeylerinde kullanımları örnek projeler ile açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise edinilen bilgiler ışığında, yüzeylerde standart yapı malzemelerine öneri olarak kullanılabilecek akıllı malzeme ürün ve sistemleri tablo halinde analiz edilerek, konunun değerlendirilmesi sunulmuştur.
Mekan tasarımında konsept geliştirilmesi aşaması için yaratıcı düşünme eğitim modeli
21. yy'da, dijital ilerlemenin doğası gereği; toplumsal, kültürel, çevresel, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik alanlarda köklü dönüşümler olmuştur. Bu teknolojik gelişmeler, tasarımda sayısallaşma (digitilized) ve bilgisayımsal (computational) yaklaşımların izlendiği, çoklu potansiyeli olan, geometrik sınırları aşabilen, sanal mekânın baskın olduğu bir dönemi beraberinde getirmiştir. Bu dönemde yaygın olarak kullanılmaya başlanan parametrik ve benzeri tasarım yöntemleri, kullanıcı, çevre ve bağlam boyutlarını sağlamadıkları için, sosyo–kültürel anlam kaybı eleştirisi almaktadır. Bu bağlamda bu tez, tasarım kuramları ve yöntemlerindeki kaçınılmaz değişimleri kabul etmekle beraber, özellikle sayısal tasarım anlayışının olumsuz bir yan etkisi olarak ortaya çıkan anlam eksikliğini, konsept geliştirme aşamasında yaratıcı düşünme eğitimi ile gidermeyi amaçlayan, bir stüdyo eğitim modeli önermektir. Eğitim modelinin verimliliğinin ölçülmesi için, ön – son test olarak tasarlanan çalışma, Genel Bilgi Formu, Üstbilişsel Farkındalık Envanteri, Problem Çözme Envanteri, Kolb Öğrenme Stilleri Envanteri ve Torrance Yaratıcı Düşünme A- B Testleri sözel bölümü üzerinden ilerlemiştir. Yapılan çalışma sonucunda, önerilen eğitim modelinin yaratıcılığa pozitif bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber, öğrenme stili ayrıştırma olan öğrencilerin yaratıcı düşünme eğitimi sonucu, diğer stillere göre daha yüksektir. Problem çözme skoru düşük olan öğrencilerde, yaratıcı düşünme eğilimi yüksek görülmüştür. Öğrencilerin tamamı üstbilişsel farkındalıkları ortalamanın üstünde çıktığı için, yaratıcılık ile ilişkisine dair ilişki kurulamamıştır. Yapılan çalışmanın, sayısal tasarımda eleştirilen bağlamsızlık/anlamsızlık boyutuna, cevap olabilecek bir temel oluşturduğu düşünülmektedir. Gelecek çalışmalarda, hazırlanmış olan Konsept Geliştirme Eğitim Modeli için öğrenci izleme/ölçme çalışmasının yapılmasının ve öğrencilerin bu ölçek üzerinden değerlendirilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Sıcak-kuru iklim geleneksel konutlarında iklime duyarlı tasarım
Doğal kaynakların korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi, fosil kaynaklarının tüketiminin azaltılması ve doğayla iç içe var oluşu İran'ın çöl mimarisinin ilkeleridir. Yıllarca böyle sert bir iklimde yaşayan yerliler, sıcak-kuru iklime ait iklim şartlarını önemli ölçüde azaltmak için çözümler bulmuşlardır. Geleneksel çöl mimarisinin incelenmesi, hava sıcaklığı ve ikliminin sorunlarını çözmek için bazı yöntem ve teknikleri ortaya koymuş ve modern mimaride kullanılabilen sürdürülebilirlik kalıplarının geliştirilmesine yol açmıştır. Geleneksel pasif sistemler bu çalışmanın temel hedefidir. Pasif soğutma sistemleri İranın sıcak-kuru, yerel mimarisinde önemli bir eleman olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllar boyunca İran'ın özel hava iklimine ve hava koşullarına göre tasarlanmış kentlerden biri olarak Yezd kenti örnek alınmış ve bu çalışmada açıklanmıştır. Modern mimarı yaygınlaştıktan sonra iç konfor sağlamak için mekanik sistemler kullanılmaya başlanmış dolaylısıyla binalarda iklimsel tasarım giderek azalmaya başlamıştır. Günümüzde fosil yakıtlarından aşırı kullanımıyla ortaya çıkan kriz ve çevre kirliliği nedeniyle iklimsel tasarıma yeniden önem verilmiş ve geçmişimizde kullanılan pasif sistemler yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Bu araştırma Bu kalıplardan bazıları üzerinde açıklamalar yapılmaktadır. Bu bakış açısıyla, İran'ın Yezd kentinde kullanılan geleneksel pasif sistemleri detaylı olarak incelenmiş ve Lariha Konut'tu örneği üzerinden Revit bilgisayar programı kullanılarak uygulanan sistemlerin analizi yapılmıştır. Anahtar sözcükler Çöl mimarisi, enerji verimliliği, pasif soğutma sistemleri, iklimlendirme, Revit.
Bir çeviri nesnesi olarak mekân ve "Biçem alıştırmaları" metni üzerinden disiplinlerarası bir çeviri araştırması
Bu çalışmada çeviri kavramına, hem dil disiplinleri kapsamındaki tartışmalar ışığında, hem de daha geniş bir perspektiften, yaratıcılığın söz konusu olduğu tüm alanlarda var olan bir yeniden üretme eylemi olarak bakılmıştır. Bu bağlamda, çeviri eyleminin yaratıcı yönünü tasarlama eylemiyle yan yana getirerek, bir tasarım nesnesi olan mekânı bir çeviri nesnesi olarak yeniden tanımlamak amaçlanmıştır. 1960'ta Fransa'da kurulmuş bir oyun kulübü olan Oulipo (Potansiyel Edebiyat Atölyesi) grubunun deneysel üretimleri, çeviriyi bir iletişim problemini çözmenin ötesinde yazma eylemindeki yaratıcılığı geliştiren bir eylem olarak ön plana çıkarmaktadır. Ayrıca Oulipo grubunun kendine özgü teknikleri, disiplinlerarası çevirilerle edebiyat haricindeki alanlara da uyarlanmıştır. Raymond Queneau'nun bir hikâyenin 99 çeşitlemesiyle dilin olanaklarını araştıran, çeviri ve yaratıcılıkla güçlü bağlar kuran Exercices de Style (Biçem Alıştırmaları) adlı Oulipocu metni, bu çalışmada bir kaynak metin olarak incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde, başka dillere ve başka disiplinlere pek çok kez çevrilmiş olan bu eserin mekânsal bir çevirisi denenmiştir. Bu önermede üretilen 33 çeşitlemeyle Oulipo'nun mekânsal üretim ortamındaki potansiyeli araştırılmıştır.
Çocuk hastanelerinin bekleme alanlarında iç mekan değerleri üzerine bir inceleme
Çocuk hastaneleri şehirlerin toplu taşıma ile ulaşılması kolay bölümlerinde konumlandırılmış, şehrin her sosyal ve ekonomik bölümünden tedavi amaçlı gelen hasta çocukların kullanımına sunulan sağlık yapılarıdır. Çocuk hastaneleri kullanıcı yoğunluğu oldukça fazla olan bina türlerindendir. Çocuk hastanelerinin temel kullanıcı grubu hasta çocuklar ve refakatçilerinden oluşmaktadır. Sağlık yapısı içinde verilen tüm tasarım kararlarının çocuk kullanıcının gereksinimlerine uygun şekilde olması gerekmektedir. Çocuk hastanelerinin bekleme alanları, sağlık yapısı içinde hasta çocuk ve refakatçisinin uzun süre zaman geçirebildikleri, medikal olmayan sosyal alanlar arasında yer alırlar. Bekleme alanlarının hedef kullanıcı kitlesinin aklındaki sağlık yapısı algısının şekillenmesinde büyük rolü vardır. Bu çalışmada; çocuk hastanelerinin bekleme alanları örnek hastaneler üzerinden incelenmiş ve bu alanların tasarım gereklilikleri ile mobilya nitelikleri tanımlanmaya çalışılmıştır. Çocuk hastanelerinin dünya çapında ve ülkemizde gösterdiği gelişimin analiz edilmesinin ardından dünyadan ve ülkemizden seçilen iki örnek üzerinden bekleme alanlarının iç mimari tasarımında olması gereken kriterler ve kullanılan mobilyalar analiz edilmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde çocuk hastanelerinin gelişim süreçleri dünyada ve Türkiye'de olmak üzere iki ana başlık altında incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde çocuk hastanelerinin bekleme alanlarının sahip olması gereken genel gereksinimler malzeme seçimleri, renk seçimleri, sosyal ve duygusal gereksinimler gibi pek çok başlık altında örnekler ile incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise seçilen örnek çocuk hastanesi yapılarının bekleme alanlarında tercih edilen mobilya seçimleri incelenmiştir. Çocuk hastanelerinin bekleme alanlarında kullanılacak mobilyaların çocuk kullanıcıların mekân deneyimi üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde; Türkiye'den Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi bekleme alanlarının yapısal gereklilikleri çocuk hastanesine uygunluğu yönünden incelenmiştir. Seçilen örnek doğrultusunda çocuk hastanesinin bekleme alanı incelenmiş olup, literatürde benimsenmiş veya araştırmalar sonucunda tercih edilmemiş uygulamalar belirtilmiştir. Araştırma sürecinde elektronik kaynaklarda dahil edilerek literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Sonuç bölümünde ise; çocuk hastanelerinin bekleme alanlarında olması gereken tasarım gereklilikleri ve kullanılan mobilya tercihlerinde bulunması gereken nitelikler maddeler halinde listelenmiştir. Çalışma boyunca incelenen Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi B Blok içinde yer alan bekleme alanının yeterlilik düzeyi, durum değerlendirmesi ve öneriler tablolar olarak hazırlanmış ve sunulmuştur.
Mağaza iç mekan tasarımının markalaşma kavramı üzerindeki etkisi
Bu çalışma, mağaza iç mekan tasarımının markalaşma kavramı üzerindeki etkisini incelemektedir. Marka ve markalaşma kavramlarını, iç mimarlık ve grafik tasarım disiplinlerinin ortak yaklaşımı ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Marka bir kurumsal kimlik olup, mekan tasarımının bu kurumsal kimlikten ayrıştırılması düşünülemez. Bu amaçla, Türkiye'nin köklü mağazalarında biri olan Vakko mağazaları üzerine bir vaka çalışması yapılmış olup, mekan ve markanın birbirini tamamladığı sonucuna varılmıştır. Buna ek olarak, mağaza atmosferinin mekanı markalaştırmada önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Çalışmanın temelini oluşturan S-O-R paradigmasına göre, mağaza atmosferini oluşturan çeşitli öğeler bulunmakta olup, farklı mağazalarda benzer öğelerin kullanılmış olması, mekanın markalaşma üzerindeki etkisini göstermektedir.
Tarihi çevreleri korumada iç mimarın rolü: Kuseyri konağı Rölöve - restitüsyon ve restorasyon projesi inceleme
Tez genelinde yapılmış bir proje üzerinden ülke genelindeki rölöve, restitüsyon ve nihayetinde oluşturulan restorasyon projelerinde bir iç mimarin rolünün ne olduğuna ilişkin bilgiler yer almaktadır. Bu kavramlar adı altında yapılan projelendirmeler ve uygulamaların denetim altında bulundurulması ve yine projede yer alan personelin alanları dahilinde çalışmalarının sürece olan etkilerinden bahsedilmektedir. İncelemesi yapılan yapının restorasyon kararının ardından, sürecin tamamlanmasına kadar olan safhalar tek tek incelenmiş olup her aşamada alanında uzman bireylerin ve iç mimarın yer almasının bu projenin restorasyonuna yansıyan sonuçları verilmiştir. Özellikle tez içeriğinin içmimarlık ve dolayısıyla iç mekanlar olmasından ötürü incelemeler ve yapılan işlemler sonucu yapının iç mekanlarında iç mimarların etkilerinin neler ve nasıl olduğundan bahsedilmektedir. Tezin yapım aşamasında elde edilen verilerle alakalı projelendirme firmasından ve yapının proje sonrası uygulama sorumlusu, aynı zamanda mülk sahibi olan resmi kurumdan da gerekli izinler alınmıştır.
İç mimarlık alanında mobilya endüstrisi kaynaklı sorunlar ve çözüm önerileri
İç mimarlık disiplini, mekandaki işlevselliğin yanı sıra estetik ve ruhsal kaygıları da göz önünde bulundurarak mekanın algılanma şeklini tasarlamayı amaçlar. Bunun için kullandığı en etkili araçlardan biri ise mobilyadır. İç mimarlık ve iç mimarlık alanının temel tasarım ögelerinden olan mobilya sürekli olarak etkileşim halindedir. Bu nedenle iç mimarlık alanına katkı sağlayabilmek amacı ile mobilya sektörünün araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla bu çalışmada iç mimarlık mesleğinin uygulama alanlarının önemli bir bölümünü oluşturan mobilya sektöründeki sorunların araştırılması hedeflenmiş ve bu alanda yaşanan sorunlar, sektöre yön veren firmaların gözünden araştırılmıştır. Çalışma kapsamında veriler, sektörde önemli yere sahip firmaların yetkilileri ile gerçekleştirilen yüz yüze görüşmeler ile elde edilmiştir. Görüşmeler sonucu elde edilen veriler analiz edilerek mobilya sektörünün genel durumunun ortaya konması, iç mimarlık mesleğinin bu alandan etkilenmesi sonucu oluşabilecek problemlerin tespit edilmesi ve bu problemlere yönelik çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmıştır. Aynı zamanda ulaşılan sonuçlar ile bu alanlarda yapılacak diğer çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmanın içeriğini iç mimarlık ve mobilya kavramlarının birbirleri üzerindeki etkisi ve önemi, mobilya sektörünün mevcut durumu, sorunları, bu sorunların tespitine yönelik yapılan görüşmeler, bu görüşmeler sonucu elde edilen bilgiler, bu sonuçların iç mimarlık disiplini üzerindeki etkileri ve bunlara yönelik çözüm önerileri oluşturmaktadır.
İç mimarlık eğitiminde artırılmış gerçeklik kavramının kuşaklar kuramı üzerinden incelenmesi
Dijital tasarım teknolojilerinin iç mekân tasarımı eğitimindeki yerini sorgulama bağlamında, yeni nesil kavramlardan olan artırılmış gerçekliği, iç mimarlık eğitimine adapte etmek araştırmanın ana amacıdır. Bu doğrultuda yapılan araştırma, yeni nesil uzamsal düşünme ortamlarının günümüzde hızla yaygınlaşması durumunu geleneksel eğitim yöntemleriyle buluşturmanın çağın gerekliliği olduğu düşüncesiyle tasarlanmıştır. Küresel bağlamda gerçekleşen teknolojik deviniminin günümüz gençlerince karşılanması ve bu teknolojilerine olan ilgi ve bağlılıkları gözleminden hareketle, sosyal kuşakların en genç üyeleri olan Y Kuşağı sonu ve Z Kuşağı bireyleri, araştırmanın ana odak noktasıdır. İç mekân tasarım eğitiminde öğrencilerin algısal ve mimari sunuma dayalı yaşadıkları zorlukları, yeni nesil kavramlarla aşmak araştırmada amaç edinilmiş; bu doğrultuda bir alan çalışması tasarlanmıştır. Nicel yöntemlerle kurgulanmış alan çalışmasının evrenini İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Artırılmış gerçeklik kavramının mekân tasarım eğitimindeki rolünü sorgulamak üzere yapılan araştırma, artırılmış gerçeklik arayüzüyle çalışan bir uygulama ile 52 ikinci sınıf lisans öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. İki aşamalı bir uygulama yapılmıştır. Uygulamanın ilk aşamasında serbest elle araştırmacı tarafından belirlenmiş bir mekânı ve o mekânda konumlandıracağı mobilyayı kâğıda tek noktalı perspektif çizimiyle aktaran öğrenciden aynı mobilyayı artırılmış gerçeklik yöntemiyle çizmesi beklenmiştir. Öğrencilerin bu deneyimlerinin ardından, 26 soruluk iki gruplu bir anket uygulanmış, ilk grubunda öğrencilerin yeni dijital ortamlar hakkındaki tutumları, ikinci grupta ise yapılan uygulamaya dair tutumları sorgulanmıştır. Yapılan çalışmanın sonucunda, artırılmış gerçeklik kavramının mekân algısına ve perspektif çizim algısına katkısının önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uzamsal düşünme, mekân algısı, mekân tasarım eğitimi, artırılmış gerçeklik, kuşaklar kuramı
Bellek mekânlarının değer algısı ve değişimi üzerine bir inceleme: Ankara Tren Garı
Bellek mekânları, ortak bilgiye, geçmişe ve duygulara ışık tutan; yaşanmışlıkları ile hikâyelere sahip yerlerdir. Bireylerin mekân algılarında görsel, işitsel, fiziksel faktörlerin yanında hisler, manevi bağlılıklar ve psikolojik faktörler de etkilidir. Bu faktörler ve deneyimler; bireylerin mekânlar ile farklı şekillerde bağ kurmalarını sağlar. Bu duygusal bağ, mekânın sunduğu atmosferle yakın ilişki içerisindedir. Bu ilişki bireyin mekâna karşı bir yer duygusuna ve bağlılığa sahip olmasını sağlar; o yerin ruhunu yansıtır. Mekânı bu yönlerini de katarak bütüncül bir şekilde algılayan, tanıyan, deneyimleyen bireyler, mekânı anlamlandırarak; o mekâna bir değer atfederler ve belleklerine kaydederler. Bellek mekânları, bireylerin geliştirmiş olduğu bu kolektif algı ve bilinçle birlikte; tarihi kültürel aktarımların ve geçmişin vasıtası ile kent belleğinde ve kolektif bellekte önemli yer tutarlar. Ancak, zaman içerisinde meydana gelen çeşitli değişimler; sosyal hayat ve çevrenin değişimi; yapısal, kent dokusundaki, ideolojideki, işlevdeki değişiklikler ve toplumsal olaylar, bireylerin mekân algısını değiştirebilir. Böylelikle mekâna atfedilen anlam ve değer de değişime uğrayabilir. Araştırma; yukarıdaki aktarımları var olan çalışmalarla desteklemekte; analizler, gözlemler, arşiv çalışmalarıyla ele almakta; bir Cumhuriyet yapısı olan Ankara Garı'nı, belirtilen kapsamda bir bellek mekânı olarak analiz etmektedir. Kısa tarihinde gerçekleşen patlama olayının, çevredeki tarihi dokunun değişmesinin, arkasına yeni bir gar yapısı yapılmış olmasının ve son dönemde Cumhuriyet Dönemi yapılarının kolektif bellekten silinmesi endişesinin gündeme gelmesi, yapının çalışılmasında etkili olmuştur. Araştırma içerisinde bireylerle derinlemesine görüşmeler yapılmış; değişen süreçle birlikte bireylerin bellek mekânını algısı, mekâna atfettikleri değer ve anlamdaki değişimler ortaya konulmuştur.
Paylaşımlı ofislerin iç mekan tasarım anlayışları
Günümüz tasarım anlayışına ve ilerleyişine ayak uydurmaya çalıştığımız şu günlerde geleneksel ofis tiplerine bakıldığında, iş dünyasının hızlı ilerleyişine ayak uyduramadığını görebilmemiz mümkün olmaktadır. İş dünyasında yaşanan gelişmeler doğrultusunda çeşitli, yeni ihtiyaç ortaya çıkmakta ve bu ihtiyaçlar için üretilen çözümler çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Bu soruna düşünülen çözümlerden biri niteliğinde olan paylaşımlı ofisler özellikle son yıllarda birçok kullanıcı tarafından oldukça rağbet görmeye ve günden güne hayatımızda daha çok yer bulmaya başlamıştır. İş birliği içinde çalışmak anlamına gelen 'Coworking Spaces' olarak da adlandırılan paylaşımlı ofisler, kullanıcılarına sunmuş oldukları esneklik, süreklilik, kolaylık ile tasarım ve mekân organizasyonu açısından mümkün olduğunca özgür olunmasına olanak sağlamaktadır. İnsanların günlerinin büyük bir kısmını da bu mekânlarda geçirdikleri göz önünde bulundurulduğunda bu tür mekânlara olan eğilimin neden kaçınılmaz olduğu daha net anlaşılacaktır. Diğer yandan ofislerin günlük koşuşturmasında ve yaşanan iş yoğunluğunda iç mekân organizasyonu daha da önem kazanmaya başlamıştır. Özellikle hareketliliğin çok fazla yaşandığı ofis mekânlarında, çalışanların ihtiyaçları, ofis mobilyaları ve zamanla oluşabilecek olası değişiklikler gibi faktörler paylaşımlı ofis iç mekân tasarımında esnekliğin ve işlevselliğin tasarımın ana kriterleri olmalarına neden olmuştur. Paylaşımlı ofisler günümüz koşullarında ofis kullanıcılarına teknolojik, sosyal ve psikolojik anlamda güçlü ortamlar sağlamaktadır. Bu çalışma kapsamında Türkiye üzerinden seçilen örneklerin analizi ile iç mekân tasarım yaklaşımları, kullanım biçimleri, çalışma sistemleri incelenmiş ve sağlıklı verilere ulaşılabilmesi adına yoğun kullanıcısı olan bir paylaşımlı ofiste anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda; araştırma yardımıyla ulaşılan veriler doğrultusunda belirlenen avantaj/dezavantajlar değerlendirilerek paylaşımlı ofis iç mekân kriterlerine öneriler getirilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Paylaşımlı ofisler, coworking spaces, hazır ofisler, ofis tasarımı, ofis tipleri.
Modern müze iç mekanlarında kavramsal tasarım kriterleri kapsamında interaktif uygulamaların incelenmesi
Günümüzde teknolojinin ilerlemesi her alanda yenilenmeyi zorunlu hale getirmiştir. Bu tez çalışmasında müzelerde teknoloji kullanımının iç mekan tasarımlarına ve ziyaretçilerle iletişim bağlamında nasıl etkilediği incelenmiştir. İnteraktif müzelerin gün geçtikçe Dünya'da ve Türkiye'de yayılmasıyla müze ve ziyaretçi ilişkisinin değiştiği, ziyaretçi yaş aralığının genişlediği ve müzelere karşı önyargılarının olumlu yönde değiştiği görülmektedir. Bu gelişmeler ışığında, Ankara'da Ulus'ta bulunan PTT Pul Müzesi'nin İnteraktif müzeler kapsamında doğru bir örnek olduğu saptanmıştır. İç mekan analiz çalışması yapılmış, tasarımını yapan ekibin eskiz çalışmaları incelenmiş ve uygulama ekibinin çizimlerine ulaşılıp analizler yapılmıştır. Analiz edilen mekandan gerekli ipuçları alınmıştır, modern çizgide tasarlanan müze, tasarım elverdiğince interaktif ve sosyal bir mekan haline getirilmiştir. Bina Atatürk'ün talimatıyla Alman mimar Clemens Holsmeister tarafından 1926'da kurulmuştur. 93 yaşında olan bina Neo-Klasik tarzda inşaa edilmiştir. İhtişamlı görüntüsü restore edilmiş ve 2013 'de müze olarak tekrar hayata geçirilmiştir. Binanın yaşı da göz önünde bulundurulduğunda tasarım ve teknik konularda bazı sınırlamalar oluşmuştur. Tarihi yapılarda mevcut yapıya zarar vermemek ve olabildiğince orijinal yapısını korumak önemlidir. Tez çalışmasının yöntemi literatür taraması ve saha araştırmasıdır.