Gazi University
Departman

Felsefe Bölümü

Gazi University

79

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık felsefesi çerçevesinde anestezi ve cerrahi birimlerde hasta savunuculuğu tutumlarının belirlenmesi

Hastalanan bireyin insan olmaktan doğan haklarının yanı sıra hastalığı dolayısıyla sahip olması gereken hakların tümüne hasta hakları denilmektedir. Hasta hakları daha iyi sağlık ortamı için hasta ve sağlık personelinin birlikte sahip çıkması gereken haklardır. Savunuculuğun önemi, hasta haklarını koruma konusunda yatar. Savunuculuk olmadan, hakların etkin korunduğu söylenemez. Hasta haklarının korunabilmesi için sağlık ekibi üyelerine önemli görevler düşmektedir. Bu araştırma ile Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi'nde ameliyat olacak ve anestezi uygulanacak hastaların, hasta hakları konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, çalışmayı kabul eden 400 hastaya, 32 sorudan oluşan anket formu uygulandı. Ameliyat olacak hastaların çoğunluğunun hasta hakları birimleri hakkında ve hasta hakları konusunda yeterli bilgi sahibi olmadığı ve sağlık personelleri tarafından yeterince aydınlatılmadıkları tespit edilmiştir. Toplumumuz insanının haklarını bilinçli bir şekilde savunabilme ve aldığı hizmeti sorgulayabilme eksikliği toplumsal ve kültürel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Hasta haklarının sağlık hizmetlerinin önemli bir destekleyici öğesi haline gelmesine yönelik kapsamlı çabalara ihtiyaç vardır. Sağlık hizmetlerinin hasta memnuniyetine uygun şekilde insan hak ve onuruna yakışır biçimde sunulması için, hasta ve hasta yakınları ile sağlık personelinin eğitimini hedefleyen çalışmalar gereklidir.Anahtar Sözcükler1. Hasta Savunuculuğu2. Tıp Etiği3. Anestezi4. İnsan Hakları5. Sağlık Felsefesi

AnesteziAntalyaCerrahi+6
Sehtap Kaya
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhammed Aziz Lahbabi'de özgürlük problemi

1929 yılında Amerikan borsalarının çöküsü ile Batı'da ortaya çıkan büyükekonomik bunalımdan sonra özellikle Fransa'da insan problemine yeni bir yaklasımortaya çıktı. Bu yaklasımın sahibi Emmanuel Mounier'ye (1905-1950) göreMateryalistler, maddi hayatın manevi yönünü, Spiritüalistler ise manevi hayatın maddiyönünü unutuyorlardı. Materyalizm ve Spiritüalizmi uzlastırma çabasından ortayaçıkan bu görüse Personalizm denir. Bu akımdan etkilenen ancak bu akımın yalnızcabir temsilcisi ya da taklidi olmaktan çok, Doğu kültürünün özellikleri ile bu fikirleriyeniden yorumlamaya çalısan Muhammed Aziz Lahbabi (1922-1993) hemPersonalizm açısından, hem de dolayısı ile felsefe tarihi açısından dikkate değer birdüsünürdür. Bu tezde Lahbabi'nin felsefesi özellikle özgürlük problemi açısından elealınmıstır.Kitapları dünyanın birçok diline çevrilmis olan (Fransızca, ?ngilizce, Rusça,Çince ve Arapça) Lahbabi'nin dilimize çevrilen sadece iki eseri (?slam Sahsiyetçiliği,Kapalıdan Açığa Kültür ve Medeniyetler) bulunmaktadır. Bu çalısma, henüzTürkçe'ye çevrilmemis ve `Liberté ou Libération (1956)' (ÖzgürlüktenÖzgürlesmeye) adı ile Fransızca kaleme alınmıs olan eserin, `Minal Hürriyetilattaharrur (1972)' adı ile Arapça yazılmıs olan nüshası üzerinden yürütülmüstür.Dolayısı ile bu çalısma, Lahbabi'nin özgürlük problemine yaklasımınınirdelenmesinin yanı sıra bu eserin de dilimize kazandırılması açısından genis birtercümeyi de ihtiva etmektedir.iiiLahbabi'nin felsefesi, ruhun soyutlanmasına karsı bir tepki ve kapitalizminhükümdarlığına karsı bir direnmedir. Sahısların özgürlüklerini çalan ve hükmedensistemlere, özellikle de fasizm, komünizm ve küresel kapitalizme karsıdır. Busistemlerin temel kavramlarını elestirir ve bu kavramların karsısına Lahbabi,özgürlüğü ve hemen ardından gelecek olan özgürlesmeyi koyar. Özellikle üzerindedurduğu ve kendine has bir kavram olarak karsımıza çıkan kavramı ise, özgürlüktençok özgürlesmedir. Çünkü özgürlük genel anlamda mekânsızdır. Özgürlesmedinamiktir. Bir eylemdir. Tarihi bir eylem ve sartları değistiren bir harekettir. Bireyinözgürlesmesi; kendisinin varlığını kabul etmesi ve kendisini fark etmesidir. Lahbabi,insanın bireysel olarak varlıktan sahsa doğru olan yolculuğunun aslında özgürlüktenözgürlesmeye doğru bir gidis olduğunu ifade eder.Ülkemizde daha çok teist ve ateist varolus filozoflarının bakısı ile özgürlükkavramı tartısılmakta ve değerlendirilmektedir. Bu çalısma ile Personalizm'in bakısaçısıyla, özellikle de Lahbabi'nin ?slam Personalizmi adıyla anılan düsünceleriçerçevesinde özgürlüğün ele alınısına hiç değilse dikkat çekmis olmakamaçlanmaktadır.

FelsefeLahbabi, Mohammed AzizÖzgürlük
Yasin Elçi
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kierkegaard'da kişi ve özgürlük problemleri

Bu tez Kierkegaard felsefesinin merkezinde yer alan `Ben' kavramını ve bu kavramın Özgürlükle ilişkisine yer vermektedir. Çünkü Kierkegaard'ın bütün felsefesi bu kavram etrafında açılarak ilerler. Her ne kadar Kierkegaard genellikle, dini düşünceleriyle ön plana çıksa da, aslında onun bu husustaki tavrının altında yine `Ben' kavramı yatmaktadır.İnsanın bir `Ben' olarak ele alınması kuşkusuz Kierkegaard'la başlamamıştır. Fakat Kierkegaard'ı burada ayıran yan, `Ben'in varoluşunu ortaya koymasındaki farklı görüşleridir.`Ben'i bir sentez olarak ele alır. O, ruh ve beden'in sentezidir ama aynı zamanda zorunluluk ve olabilirliğin; sonsuz ve zamansalın da sentezidir. Aslında tek bir sentez vardır; o da ruh-beden sentezidir. Diğer iki sentez, bu birinci sentezin farklı görünümleri olarak ifade edilmektedir. Bu tezde özellikle üzerinde durulan konulardan biri de işte bu sentezlerin açıklanmasıdır.Ben'in sentezinde yer alan bu öğeler arasındaki dengelerinin değişmesi, farklı kişilikleri oluşmasına neden olur. Bunlar Estet, Etikçi ve Dini Ben olarak adlandırılır. Estetikçiye, Don Juan, Faust ve Baştan Çıkarıcı; Etikçiye, Agamemnon ve son olarak Dini Ben'e H.Z. İbrahim kişilikleri örnek olarak verilir. Tez'de bu insan kişilikleri üzerinde özellikle durulmuştur.Bu tezde özellikle değinilen diğer bir konu ise varoluş alanlarıdır. Birbirinden farklı insan tipleri, farklı alanlarda yer alırlar. Estet (Estetikçi), Estetik; Etikçi, Etik ve Dini Ben, Dini Varoluş alanında bulunur.Son olarak `Ben'in bir `Özgürlük' olarak ele alınmasına değinilmektedir. Özellikle insanın bir `Ben' olarak özgürlüğü tam anlamıyla hangi varoluş alanında elde ettiği üzerinde durulmuştur.

Benlik kavramıKierkegaard, SorenÖzgürlük
Mustafa Sarp
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Wilhelm Freidrich Nietzsche ve Fyodor Mihailoviç Dostoyevski'de insan problemi

Bu tezin amacı; W. F. Nietzsche ve F. M. Dostoyevski'nin insan anlayışlarını ortaya koymak ve düşünürlerin insan problemini ele alışlarındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirmektir. Çalışmanın girişinde düşünürlerin genel felsefeleri verilmiş sonraki bölümlerde de insan anlayışları ortaya konmuştur.Nietzsche'ye göre insanlar moralizasyon seviyeleri ve gücü isteme derecelerine göre dört farklı tipe ayrılırlar. Bunlar; `yırtıcı hayvan', `sürü insanı', `özgür insan' ve `üstinsan'dır. Yırtıcı hayvan, Nietzsche'nin üstinsanına giden yolda hayvana daha yakın olarak nitelendirdiği soylu insandır. Sürü insanı ise, yaradılışı gereği güçsüz, ahlaklı ve dindar insandır. Özgür insan, mevcut değerlerin değişiminin zorunluluğunu hissettiği anda onları nihilizm karşısında aktif kalarak aşan ahlak dışı insandır. Özgür insan henüz yaratıcı olamadığı için kendini feda ederek üstinsanın ortaya çıkmasına zemin hazırlayan insanlık aşamasıdır. Nietzsche'nin amacı; birer décadence değerinden başka bir şey olmayan mevcut değerleri ortadan kaldırmak ve Tanrı'nın ölümüyle insanda meydana gelen boşluğu yeni değerler yaratacak üstinsanla doldurmaktır. Dostoyevski'de birbirinden farklı dört insan tipine rastlanır; `Tanrı'dan uzak insan', `sıradan insan', özgürlüğünün sınırları görebilmek adına `üstinsan olmaya çalışan insan' ve başkaları için acı çekmekten mutluluk duyan, herkesin her şeyden sorumlu olduğunu düşünen `mükemmel insan'. İnsanın eksik, tamamlanmamış bir varlık olduğunu savunan Nietzsche'ye göre, amaç üstinsana ulaşmak, ona yol açmak olmalıdır, çünkü o, yaşamın anlamıdır. Hayatın bütününü coşku ve hazla onaylayan üstinsan; realiteyi olduğu gibi gören, realitenin kendisi olan insandır. Üstinsan bir hedeftir ve insanın, üstinsana ulaşmada bir köprü olmasından başka bir değeri yoktur. Dostoyevski'de ise amaç; insanlıktır.Ona göre insan, küçük bir evrendir ve varoluşun merkezindedir. Evrenin gizinin insanda olduğunu düşünen Dostoyevski'de, insan sorununu çözmek demek, Tanrı sorununu çözmek anlamına gelir. İnsanın en gizli kalmış yönlerini dahi ortaya koymaya çalışan düşünür, insan yazgısının özgürlükle koşullu olduğunu düşünür. Çünkü onun için insan ve insan yazgısı her şeyden önce bir özgürlük temasıdır.Anahtar Sözcükler1. İnsan2. Tanrı3. Nihilizm4. Özgürlük5. Üstinsan

Dostoyevski, Fiodor MihayloviçFelsefi düşünceNietzsche, Friedrich Wilhem+1
Ebru Sarıbaş
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jacques Lacan ve felsefesi

Bu çalışma; yirminci yüzyılın ünlü düşünürlerinden olan Jacques Lacan'ın, düşünce tarihindeki yerini belirlemek için kaleme alınmıştır. Lacan, bilinçdışı ve dil konusunda önemli düşünceler öne sürmüştür. Bunun yanında; Lacan, psikanalizi bilimsel bir temele oturtmak için çok uğraşmıştır. Lacan göre; psikanaliz, bilinçdışının bilimidir. Bilinçdışı ile dil arasında da bir ilişkinin olduğunu vurgulamıştır. Lacan; bilinçdışının, dil gibi yapılandığını savunmuştur. Yani; dil, bilinçdışının varolma koşuludur. Dil; aynı zamanda, öznenin ortaya çıkmasını da sağlar. Öznenin ortaya çıkmasında ?Ayna Evresi? önemlidir. ?Ayna Evresi?yle; özne, aynadaki kendi imgesini ?Ben? sanarak, sembolik düzene ilk adımını atar. ?Gerçek? ile ?simge? arasında bir bölünme söz konusudur. Lacan'a göre; ?Gerçek?, tam olarak ifade edilemez. Lacan düşüncesinde; semptom ile gösteren-gösterilen ilişkisi de önemlidir.Anahtar Sözcükler1.Bilinçdışı2.Dil3.Ayna Evresi4.Gerçek5.Semptom

Ayna evresiBilinçdışıDil+3
Mustafa Yıldırım
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kierkegaard ve Heidegger'de kaygı kavramlarının karşılaştırılması

Bu çalışma Kaygı kavramı çerçevesinde Kierkegaard ve Heidegger felsefelerini karşılaştırmayı hedeflemiştir. Kaygı kavramının her iki düşünür için anlamsal ifadesine yer vermek kaydıyla düşünürlerimizin temel felsefelerinde kaygıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan ölüm, zamansallık, tarihsellik ve hiçlik konularının analizi tezin kapsamı içerisindedir.Öncelikle Kierkegaard'ın ve Heidegger'in genel felsefeleri serimlenmiş ve daha sonra düşünürlerimizin genel felsefelerini kaygıyla ilişkilendirerek yorumsal bir karşılaştırma denemesi yapılmıştır. Her iki düşünürümüzün de eleştiriler üzerine kurmaya çalıştığı felsefelerinin arka planında yer alan kimi düşünürlere de tezin bütününde yer yer değinilmiştir.Kaygı problemi hem Kierkegaard ve hem de Heidegger felsefesinin kilit kavramı olmakla birlikte tüm felsefeleri de bu kavram üzerinden hareketle gelişir. Kierkegaard için bu Hıristiyanlığın yeniden yorumlanması olarak dini temeller üzerine kurulmuşken, Heidegger dini kavramları felsefesinde konu edinmez. Ancak her ikisinin de kesiştiği nokta dinin kavramları olan ölüm, hakikat, hiçlik, vicdan suç ve yazgıdır. Heidegger, bu kavramları kaygıyla ilişkilendirirken dünyasallıktan, somuttan yola çıkar. Kierkegaard ise sonsuzluğa, kendisini yabancı ve yalnız hissettiği bu dünyadan Tanrı'yla irtibata geçeceği ebediliğe ulaşmak için kaygının anlamına değinir.Kaygı her iki düşünür için de korkudan farklıdır. Bu iki kavram arasındaki temel fark; korkunun ait olduğu bir nesnesinin olmasıdır.Oysa kaygının korkudaki gibi belirgin bir nesnesi yoktur. Kaygı dünyanın hiçliği karşısında duyulan kaygıdır. Dünya içinde var olmanın aynı zamanda ölüyor olmaya işaret ettiği bir temel ruh halidir. Yaşıyoruz ama öleceğiz. Ne zaman? Verilecek cevap sadece ?Şimdi Değil? olacaktır. Bu belirsizlik günlük yaşam içerisinde bir kaçışa neden olur. Bu Kierkegaard için umutsuzluk, Heidegger içinse düşmüşlüğün işaretidir.Heidegger'in felsefesini de laikleşmiş bir din bilimi olarak ele alırsak her iki düşünürümüz için gerçek olan tek bir durum vardır; o da insanın geçiciliği ve bu geçiciliği karşısında oluşan kaygılı ruh halinin ona göstereceği doğru bir yol olarak, bir ben olma, gerçek bir benliğe sahip olma sorumluluğunun yalnızca kendisine ait olduğu tek varlık olarak insanı görmeleridir. Bu ise ölümü ölebilmek iradesidir.Anahtar Sözcükler1.Kaygı2.Korku3.Varoluş4.Dasein5.Ölüm

Felsefi düşünceHeidegger, MartinKaygı+3
Dilek Tepeli
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Marifetname'sindeki kozmolojik görüşlerinin analizi ve günümüz bilimi açısından değerlendirilmesi

Kozmoloji, insanlığın başlangıcından günümüzekadar tarihsel sürecin her döneminde filozofların,düşünürlerin, din adamlarının ve hatta halkın dikkatin çekmiş, bu konuda değişik teori ve düşünceler iler sürülmüştür.Biz bu çalışmamızda 18. yy. Osmanlı coğrafyasında ki kozmolojiye bakışı, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın nazarında tahlil edip, İbrahim Hakkı'nın marifetname'sinde bahsettiği Batlamyus Sistemi, Kopernik Sistemi ve İslam Astronomisi başlığı altında ki kozmolojiyle ilgili teorilere 18.yy. Osmanlısında ki müslümanların nasıl baktıklarını anlamaya çalıştık. Ayrıca 20.yy. başlarında ortaya atılan ve günümüzde en geçerli teori olan ve bilimsel olarak temellendirilen Big Bang (Büyük Patlama) teorisinden bahsederek, kozmoloji biliminin günümüze kadar ki gelişim sürecini incelemeye çalıştık.

18. yüzyılKozmolojiMarifetname+1
Arif Ünal
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Maria Montessori'ye göre çocuğun doğası ve eğitimi

İtalyan eğitimci ve tıp doktoru Maria Montessori'nin `çocuğun doğası ve eğitimi' hakkındaki düşüncelerinin incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada onun ortaya koyduğu metot, eğitimin çeşitli unsurları açısından ele alınıp incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, Montessori'nin eğitim alanında metot geliştirmesine neden olan düşünceleriyle metot hakkında ileri sürülen bilgiler bir bütünlük içinde sentez edilmiştir. Bu nedenle çalışma, hem kuram hem de uygulamalara ilişkin bilgilerden oluşmaktadır.Çalışmadaki kuramsal bilgilerin büyük bir bölümü Montessori'nin çocuk hakkındaki düşüncelerinden oluşmaktadır. Onun bu düşünceleri bilimsel bulgulara dayanmaktadır. Bu nedenle çalışmada, araştırmalar sonucu elde edilen bilimsel bulgulara da yer verilmiştir. Çalışmadaki uygulamaya yönelik bilgilerin büyük bir bölümü ise Montessori'nin kendi eserlerinden elde edilmiştir. Çalışmanın bu bölümü ağırlıklı olarak metodun temel unsurlarını oluşturan eğitim materyallerine ilişkin bilgilerden oluşmaktadır.Çalışmanın son bölümünde Montessori kurumlarının genel hatlarıyla tanıtıldığı bir bölüme de yer verilmiştir. `Montessori Kurumları ve Türkiye'deki Durum' başlığı altındaki bu bölümde dünyanın çeşitli ülkelerinde hizmet veren Montessori dernekleri ve okullarına yer verilmiştir. Bu bölüm, Montessori Metodu'nun aradan yüzyıl geçmesine rağmen dünyanın en yaygın eğitim metodu olarak uygulanmaya devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca bu bölümde Montessori sistemi ile Türkiye'nin okul öncesi eğitim sistemi, amaçlar, eğitim ortamı ve öğretmene verilen rol bakımından birbiriyle karşılaştırılarak incelenmiştir.

Eğitim psikolojisiMontessori, MariaOkul öncesi eğitim+4
Abdullah Durakoğlu
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meşşai filozofları ile modern filozoflara göre zaman kavramının karşılaştırılması

Zaman kavramı, birçok felsefi sistemlerin ve İslam Filozoflarının ilgisini çeken bir konudur. Evrenin var oluşu ile yakından ilgili olan zamanı, tanımlanması gereken bir kavram olarak görmüşlerdir. Biz ise İslam Filozofları ve Batılı Filozoflar arasında zaman felsefesi anlayışlarından yola çıkarak hazırladığımız karşılaştırma ile zaman felsefesinin üzerinde durmaya çalışacağız.Anahtar Kelimeler: Evren, Zaman, Hareket, Mekân.

EvrenHareketMekan+1
Havva Ekşinar
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Salnamelere göre Van ve Bitlis vilayetlerinde dini- sosyal yapı

Yüzyıllar boyunca birçok medeniyeti bünyesinde barındıran Van ve Bitlis, Türklerin Anadolu'yu fethe başlamasında önemli bir yere sahip olduğu gibi ilk Türkleşen bölgelerdendir. XVI. yüzyıla gelindiğinde bölgede Müslüman nüfus çoğunlukta olmak üzere içerisinde Süryani, Protestan, Katolik, Ermeni, Keldani, Kıpti, Yahudi ve Yezidi mezheplerine mensup insanların birlikte yaşadığı birer yerleşim yeri olmuştur.Salnamelere göre, Van ve Bitlis vilayetlerinde Müslümanların yanı sıra yukarıda saydığımız gayrimüslimlerin de birçok dini ve sosyal kurumları bulunmaktadır.Van ve Bitlis vilayetlerinde yaşayan Müslim ve gayri Müslimlere ait dini ve sosyal kurumları ve bölgede yaşayan Müslim ve gayrimüslim nüfus yapısını, merkezden başlayarak sancak, kaza ve nahiyeler şeklinde, tablolar da hazırlayarak sunduk.Anahtar Kelimeler: Van, Bitlis, Müslüman, gayrimüslim, dini ve sosyal kurum, nüfus.

19. yüzyılBitlisDini yapı+6
Hatice Keleş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00