93
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Modern Türkiye'de kadın öğretim üyelerinin konumuna ve sorunlarına sosyolojik bir yaklaşım
Türk modernleşmesi süreci incelendiğinde devletin modernleşme ideolojisi içerisinde ?kadın?ın; kadının yeni kimliğini edinmesinde de ?eğitim?in önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Türk modernleşme tarihinde özellikle eğitimli kadın, toplumsal düzeyde çağdaşlaşmanın bir simgesi olarak kabul edilmiştir.Bununla birlikte eğitimli olan, özellikle üniversite mezunu hatta yüksek ihtisas sahibi olan kadınlar, aydın rolünü üstlenerek, sosyal ve siyasal yaşamın içerisine katılarak, hatta bu aktivitelerde öncü rol oynayarak toplumda modernleşme bilincinin uyandırılmasında önemli roller üstlenmişlerdir.Diğer taraftan Türk modernleşme sürecinde kadının statüsü çalışma yaşamındaki yeri ile yüceltilmiş, kadının özgürleşiminin çalışma yaşamına katılmasıyla mümkün olabileceği varsayılmış ve bu öngörüyle, kadınların çalışma yaşamına katılmaları özendirilmiştir.Bu araştırmada hem eğitimin zirvesinde olan hem de çalışma yaşamı içerisinde bulunan ve elde edilen istatistikî veriler dâhilinde diğer alanlarda çalışan kadınlara kıyasla daha iyi durumda olduğu varsayılan üniversitelerdeki kadın öğretim üyelerinin durumunun yukarıda anlattığımız gelişmelerle ne derecede örtüştüğü sosyolojik olarak çözümlenmeye çalışılmıştır.Örneklemini 716 kadın öğretim üyesinin oluşturduğu bu araştırmada, anket tekniğinden yararlanılarak, kadın öğretim üyeleriyle ilgili bulgulara ulaşılmıştır. Elde edilen bulgulardan kadın öğretim üyelerinin çoğunluğunun toplumsal kökenlerine göre orta ve orta sınıfın üst kesimlerinden geldiği; unvanları yükseldikçe taşra üniversitelerindeki oranlarının düştüğü, buna karşın merkezi üniversitelerdeki oranlarının yükseldiği; toplumsal cinsiyet bağlamında unvanlarına göre belirli alanlarda yoğunlaştıkları; orta ve üst idari pozisyonlarda daha düşük sayıda temsil edildikleri; akademik unvan basamaklarında terfi ve ilerleme hususunda çok düşük oranda cinsiyet ayrımcılığıyla karşılaştıkları, buna karşın liyakate dayanmayan sadakat ve itaate dayanan (torpil ve kayırmacılık, yöneticiye yakınlık gibi) bir terfi politikasıyla karşılaştıkları; çalışma koşullarıyla ilgili hususlarda, özellikle de aldıkları ücret ile ilgili olarak çoğunluğunun şikâyetçi olduğu ve tatmin olmadığı; iş ortamında kısmen de olsa çatışma yaşadığı; çoğunluğunun evli olduğu ve çocuk sahibi olduğu; çocuk sahibi olanların çocuk sayısına göre tamamına yakınının ?modern aile?yi temsil ettiği; ev-içi rollerde sorumluluğu daha çok kendisinin üstlendiği; evli olan kadın öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğunun ev-içi rolleri eşiyle paylaşmadığı, buna karşın eşinin veya kendisinin bir yakını ve hizmetçi, bakıcıdan yararlanarak yerine getirdiği; bilimsel aktivitelerde bulunduğu ancak yaptığı faaliyetlerin çoğunluğunun kişisel ilerlemesinde etkili olan faaliyetler olduğu, buna karşın ortaklaşa yapılan ve kamu yararına açık faaliyetlerde (proje gibi) fazla yer almadığı; çoğunluğunun çeşitli nedenlerden dolayı siyasete aktif olarak katılmak istemediği; çoğunluğunun dini inancının olduğu ve ?din?i modernleşme ideolojisi kurgusunda olduğu gibi bireyin vicdanında taşıması ve vicdanını rahatlatması gereken bir olgu olarak algıladıkları; modern ve sanatsal olarak nitelendirilen boş zaman etkinliklerine daha yüksek oranda katıldıkları ancak sivil toplum faaliyetleri olarak nitelendirilen dernek, sendika vb. gibi etkinliklere çok düşük bir oranda katıldıkları ve üniversitelerde kadına karşı tacizin cinsel ve duygusal nitelikli olarak çok düşük oranda da olsa yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Modernleşme ve kadın, Türk modernleşmesi ve kadın, akademisyen kadın, çalışma yaşamında kadın, eğitim sektöründe kadın
Küreselleşme sürecinde post feminizim
Feminizm ve postmodernizm son on yılın en önemli iki siyasal-kültürel akımı olarak ortaya çıktı. Başlangıçta birbirinden uzak duran bu akımların daha sonra sorunlara odaklanma ve çözüm önerileri getirme bağlamında ortak paydada birleştikleri görülmüştür. Feminizm, sosyoloji, politik akım ve etik alanlarından oluşur, temeli ya da temel endişesi daha çok kadın özgürlüğüne dayanmaktadır. Bazı versiyonları geçmiş ve şimdiki toplumsal ilişkilere karşı eleştireldir.Feministler genelde toplumsal cinsiyet ve cinselliğe ilişkin toplumsal inşa olduğuna inandıkları unsurları analiz etmeye odaklanmıştır. Yine çoğu feminist cinsiyet eşitsizliği ve kadın hakları, ilgileri ve kadın sorunlarını araştırmaya odaklanmıştır. Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını anlamayı amaçlar ve toplumsal cinsiyet politikaları, iktidar ilişkileri ve cinsellik üzerine odaklaşır.Günümüz feminist anlayışı siyasal pratiği evrensel olarak paylaşılan çıkar ya da kimlik etrafında bir birlik sağlamaktan ziyade, giderek bir ittifaklar sorunu olmaya başlamıştır. Bu siyasal pratik kadınların ihtiyaçlarının ve tecrübelerinin çeşitliliğinin çocuk bakımı, toplumsal güvence, konut edinme gibi konulardaki tek bir çözümün tüm öbür konular için yeterli olmayacağı anlamına geldiğini kabul etmektedir. Nitekim bu pratiğin temel öncülü, kadınların bazı ortak çıkarları paylaşmalarına ve ortak düşmanlarla yüzyüze gelmelerine rağmen, bu ortaklıkların hiçbir şekilde evrensel olmadığı tersine, farklılıklarla, hatta çatışmalarla iç içe geçtiğini göstermektedir
Küreselleşme sürecinde kimlikler
Küreselleşme, son yıllarda sıklıkla kullanılan kavramlardan biridir. Kitleiletişim araçlarının gelişmesiyle önemli bir ivme kazanan küreselleşme,günümüzde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel boyut kazanarak az veya çok tümdünya ülkelerini etkilemeye başlamıştır.Kimlik sosyal bazda kişinin sahip olduğu kültüre bağlı olarak bir var oluşve ifade biçimin en yalın halidir.Kimlik kavramının bireysel olan içeriğinin yanısıra toplumsal özellik kazanarak millî ölçekte kullanımı birey ve toplumetkileşimini sosyo-kültürel yönde etkilemekte ve yönlendirmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kimlik
Sokakta çalışan çocuklar sorununa sosyolojik bir yaklaşım: Diyarbakır örneği
Günümüzde tüm dünyada çeşitli nedenlerle formel ve enformel sektörlerde çalışan çocukların sayısı gün geçtikçe hızla artmaktadır. Çocukların çalışması insan hakları açısından çocukların aleyhine işleyen bir olgudur. Çocukların çalışmasından kaynaklanan hak ihlalleri, çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinde daha görünür olmaktadır. Bu çalışma, çalışan çocuklar sorunsalı içerisinde sokağı çalışma mekanı olarak kullanan ve bundan kaynaklanan tehlikelerle/risklerle karşılaşma olasılığı olan çocukları konu edinmektedir.Bu çerçevede, Diyarbakır kent merkezinde sokaklarda çalışan çocukların; yoksulluk, şiddet, suç, eğitim ve göç gibi değişkenler ile olan ilişkisi saptanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmanın önemli amaçlarından biri, çocukların çalışma yaşamına giriş nedenleri ve çocuğun çalışma yaşamında yer almasıyla, çocuk/toplum açısından ortaya çıkabilecek sorunları öngörülebilir kılmaktır. Çünkü sorunun saptanması, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmak için gerekli koşuldur.Bu çalışmanın evrenini Diyarbakır kent merkezinde sokakta çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Bu sebeple araştırmaya Diyarbakır kent merkezinde sokakta çalışan, yaşları 6-18 arasında değişen, 347 erkek, 53 kız olmak üzere toplam 400 çocuk katılmıştır. Söz konusu çalışma, 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi'ne devam eden 161, sokakta kurumsal destekten yoksun olarak çalışan 199 ve araştırma için izin alınan sürede sokakta çalışan ve suç isnadı ile Çocuk Şube Müdürlüğüne getirilen 40 çocuk olmak üzere toplam 400 sokakta çalışan çocukla görüşme ve anket çalışması yapılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre, sokakta çalışan çocukların çoğunu 11-14 yaşları arasındaki erkek ve okula devam eden çocuklar oluşturmaktadır. Bu çocukların büyük kısmının düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerden geldikleri, genellikle kazançlarını ailelerine verdikleri, aileleriyle beraber kaldıkları ve ailelerin de çoğunun son yıllarda kırsal alanlardan terör ve güvenlik olayları nedeniyle göç ettikleri görülmüştür. Çocukların çoğunun sokakta çalışmaya başladıktan sonra okul başarılarının bu durumdan olumsuz etkilendiği veya şiddetin bir çok türüne maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca bazı çocukların çalışmaya başladıktan sonra çeşitli suçları işledikleri ve bağımlılık yapıcı maddeler kullanmaya başladıkları görülmüştür. Suç işleme davranışı ve madde kullanma alışkanlığını kazanan çocukların, mevsimsel olarak sokakta yaşamaya, evden ve okuldan kaçmaya başladıkları tespit edilmiştir. Sokakta çalışan çocukların homojen bir yapı göstermediği ve sokaktaki en geniş çocuk kitlesini oluşturduğu saptanmıştır. Böylece, sokakta çalışan çocukların kendi aralarında farklı özelliklere sahip çocuk grupları oluşturmalarından dolayı heterojen bir yapı göstermektedir.
Bir sapma türü olarak hırsızlık olgusu üzerine sosyolojik bir araştırma: Elazığ örneği
``Bir Sapma Türü Olarak Hırsızlık Olgusu Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma: Elazığ Örneği'' adlı çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın amacı, önde gelen toplumsal sorunlardan olan, bir sapma ve suç türü olan hırsızlık olgusunu, bu suç türünü işleyen bireyleri, hırsızlık suç türlerini işleyen bireylerin özellikle bu suç türünü işlemelerine etkili olan sosyo-kültürel ve ekonomik değişkenleri sosyolojik bir bakış açısı ile incelemektir.Örneklem grubunu oluşturan hırsızlık suçu şüphelilerinin; genç ve orta yaş grubunda yer aldığı, öğrenim durumları ve ekonomik düzeyleri düşük seviyede olduğu, birçoğunun daha önce hırsızlık suçu sebebiyle gözaltına alındığı ve/veya cezaevinde hırsızlık suçundan dolayı bulundukları saptanmıştır. Beraberinde davranış bozukluğu tedavisi alma oranın yüksek olduğu; sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu gözlenmiştir. Hırsızlık şüphelilerinin ailelileri ve çevresi incelendiğinde; benzer şekilde kendilerinde görülen birçok olumsuz özelliğin ailelerinde de mevcut olduğu, arkadaşları arasında hırsızlık suçları başta olmak üzere suç işleme oranın yüksek olduğu araştırmamızda elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlardır.ANAHTAR KELİMELER: Suç, Suç Sosyolojisi, Sapma, Hırsızlık, Sosyolojik Suç Kuramları,
Edebiyat sosyolojisi bağlamında Mehmed Akif Ersoy
Mehmed Âkif'in toplum sorunları karşısında edilgen bir yapıdan ziyâde, toplumun eksik, kusurlu yanlarını deşifre eden edebî bir üslûp tercihiyle, sosyal hayat içerisinde şiiriyle nasıl etken bir rol oynadığını, toplumu yönlendirmek, topluma yeni ufuklar açabilmek yönünde nasıl da canhıraş çabaladığını, şiirlerinin bütününde görebilmek mümkündür.Mehmed Âkif yaşadığı devri bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerinde yansıtmaya çalışmış bir şairdir. XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk milletinin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümitleri ve hayal kırıklıklarını manzum bir tarih, bir roman, bir hikâye, bir destan havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kişiler de aydın, cahil, yobaz, züppe, şehirli, dinli, dinsiz, sarhoş, gariban, külhanbeyi, vs. gibi toplumun hemen her kesiminden insanlardır. Çevre olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, savaş yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. şeklinde yaşadığı devrin bütün hususiyetlerini aksettiren yerleri seçmiştir. Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, sonra şiir taslakları kurup onun üzerinde çalışmayı prensip edinmiştir. Müşahede ve kompozisyona büyük önem vermiştir. Şiirinde kapalılık yok gibidir. Her şeyi açık açık yazmaya çalışmış, müphem duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak durmuş, adeta toplumun aynası olmuştur şiirleriyle. Şiirlerinde şahsî üzüntüleri, arzu ve istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiş, toplum adına gülmeye ve ağlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle mücadeleyi esas gaye edinen Âkif, sanatının bütününde toplumu anlatmıştır.Anahtar kelimeler: Mehmed Âkif Ersoy, toplum, fert, kültür, şiir.
Anomi ve yabancılaşma bağlamında İstanbul'daki kapkaç olaylarına bakış
Günümüzde önemli toplumsal sorunlardan biri haline gelen kapkaç olaylarını İstanbul örnekleminde incelemeyi amaçlayan `Anomi ve Yabancılaşma Bağlamında İstanbul'daki Kapkaç Olaylarına Bakış' adlı bu çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın temel amacı; Türkiye'de son zamanlarda önde gelen toplumsal olaylardan olan kapkaç olaylarını, bu suç türünü işleyen bireyleri, kapkaç türlerini ve özellikle bu suç türünü işlemelerinde etkili olan sosyo-kültürel ve ekonomik değişkenleri sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektir.Kapkaç suçunun en yoğun olarak görüldüğü İstanbul örnekleminde gerçekleştirilen bu alan araştırması verilerine göre, örneklem grubunu oluşturan kapkaç suçu mahkûmlarının; başta gençler olmak üzere çocuk ve orta yaş grubunda yer aldığı saptanmıştır. Ayrıca araştırma sonuçları, kapkaç suçunu işleyen bireylerin öğrenim durumları ile ekonomik seviyelerinin düşük olduğunu; birçoğunun daha önce de kapkaç suçu sebebiyle gözaltına alındığı ve/veya ceza evinde kapkaç suçundan dolayı ceza çektiklerini ortaya koymuştur. Bu kişilerde sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu gözlenmiştir. Kapkaç mahkûmlarının aileleri ve çevreleri incelendiğinde; benzer şekilde kendilerinde görülen birçok olumsuz özelliğin ailelerinde de mevcut olduğu; arkadaşları arasında kapkaç suçu başta olmak üzere suç işleme oranının yüksek olduğu araştırmada elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlardır.
Elazığ'da yarım kalmış projelerin sosyal maliyeti
Elazığ, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ekonomik, sosyal ve kültürel gelişim açısından jeostratejik konumunu ve önüne çıkan fırsatları tam olarak değerlendirebildiğini söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte Doğu Anadolu illeri arasında iyi bir gelişmişlik seviyesi yakalamış ancak, Türkiye genelinde ortalama bir seviyede kalmıştır.Avrupa Birliğine girme surecinde olan ülkemizde Elazığ, Avrupa Birliği kriterlerine uyum aşamasında önüne çıkan imkânları en verimli biçimde kullandığı takdirde; İlin ekonomik, sosyal ve kültürel dokusu bütünüyle hızlı bir gelişme göstereceği beklenmektedir. Elazığ var olan tüm güzelliklerine böylesi bir görüntüyü de ekleyerek, çağdaş ve modern bir kent olmanın avantajlarını yakalayacaktır. Bu bağlamda ilin gelişme ivmesi yukarıya doğru devamlı artış göstereceği şüphesizdir.Elazığ'ın başlangıçta 5084 sayılı Teşvik Yasası dâhilinde olmaması İl'e gelecek yeni yatırımları önemli ölçüde engellemekte ve diğer illerle arasında haksız rekabet oluşmasına neden olmakta idi. Bu durum İlin geleceği açısından büyük dezavantaj teşkil etmekte olup; Teşvik yasasına dâhil edilmesi ile birlikte bu sıkıntı az da olsa giderilmiştir.Ülkemizin ve Elazığ'ın en önemli problemi olan işsizliğin önüne geçebilmek için ise işgücü piyasasının ihtiyaçları belirlenerek, eğitim-istihdam ilişkisinin kurulması gerekmektedir. Bu bağlamda kalkınmada en önemli unsurun beşeri sermaye olduğu gerçeğinden hareketle, bütçeden eğitime ayrılan payın mutlak surette arttırılması kaçınılmazdır.Elazığ'ın gelişip kalkınmasında il potansiyellerinin en iyi şekilde değerlendirilmesinde, mevcut kaynakların verimli ve gerçekçi kullanımı ve bunlara dayalı olarak küçük ve orta ölçekli sanayinin desteklenmesi ve geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, mevcut sanayi yapısı profilinin ortaya konulması, gelişme imkân ve kabiliyetinin belirlenmesi, geleceğe yönelik yeni yatırım hedef ve stratejilerin tasarlanması ve uygulanması da üzerinde ciddiyetle durulması gereken hususların başında gelmektedir.ANAHTAR KELİMELER: Yatırım, Sosyal Maliyet, Sosyal Fayda, Sermaye, İstihdam, İşsizlik.
Yoksullukla mücadelede üçüncü sektör: Gönüllü kuruluşlar üzerine sosyolojik bir çalışma
Yoksulluk, günümüz küresel dünyasının en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Tarihsel bir olgu olan yoksulluk, günümüzde uç boyutlarda yaşanmakta ve toplumları derinden etkilemektedir. Mutlak, göreli ve insanî yoksulluk kriterlerine göre tanımlanan yoksulluk, kırsal ve kentsel kesimlerde farklı nedenlerden kaynaklanmakta ve toplumsal gruplar arasında farklı şekillerde yaşanmaktadır. Yoksulluğun geçmiş dönemlerdekinden en önemli farkı, sadece duyarlı grupları değil, çalışan kesimleri de etkilemiş olması ve öngörülemez sonuçlara yol açmasıdır.Yoksulluğun geldiği boyutlar ve doğurduğu sonuçlar, ?yoksullukla mücadele? çabalarına da yansımış ve bu çabaların küresel ölçekte uygulanmasını zorunlu hale getirmiştir. Ancak, yoksulluk yerelde yaşandığı için, yoksullukla mücadelenin de yerelde yürütülmesi bir zorunluluk olmuştur. Bugün yerel düzeyde yoksullukla mücadele eden birçok resmi ve sivil kuruluş vardır. Her birinin kullandığı strateji ve hitap ettiği kesim değişmekte, amaçları ve hedefleri farklı olabilmektedir. Bu çalışmada ise yerel düzeyde yoksullukla mücadele eden gönüllü kuruluşlar incelenmiştir.Gönüllü kuruluşlar, yoksulluğun yerelde görülen olumsuz sonuçlarının giderilmesinde önemli işlevler yerine getirmekte; ancak güç ve kaynak açısından yeterli olmadıkları için, bir bütün olarak yoksulluğun ortadan kaldırılmasında veya azaltılmasında yetersiz kalmaktadırlar. Başta finansal destek ve bürokratik engeller olmak üzere çeşitli sorunları bulunan gönüllü kuruluşlar, sosyal sorumluluk ve hayırseverlik anlayışının toplumda kurumsal çatı altında örgütlenmesini temsil etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, yoksullukla mücadele, gönüllülük, gönüllü kuruluş.
Küreselleşme sürecinde Türkiye'de dini hayatın dönüşümü ve dindarlığın yeni bazı görünümleri üzerine sosyolojik bir araştırma
?Küreselleşme Sürecinde Türkiye'de Dini Hayatın Dönüşümü ve Dindarlığın Yeni Bazı Görünümleri Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma? adlı çalışma nitel araştırma yöntemi kullanılarak Elazığ il merkezinde yapılan uygulamalı bir alan araştırmadır. Bu çalışmada kurumsal anlamda küreselleşmenin siyasi, ekonomik, kültürel boyutlarının yanında din ile olan bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır. Küreselleşme ve din etkileşimi başlığı altında ise, küreselleşme ile din arasında kurulan ilişkiden hareketle dindarların dini, siyasi, ekonomik, kültürel, vb. alanlarda sergilemiş oldukları davranışlar anlaşılmaya, analiz edilemeye çalışılmıştır.Söz konusu çalışmada dindarlar küreselleşmenin toplumsal sonuçları bağlamında din algısı, dinde otorite ve dini örneklik sorunu, dünyevileşme, dini cemaate bakış, tüketim kültürü, kredi kartı kullanımı, katılım bankalarına bakış, faiz ve kar payı algısı, siyasi katılım, AB'ye bakış, AK Partiye bakış vb. açıları sosyolojik açıdan analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda dindarların dini, siyasi, kültürel, ekonomik alanlardaki zihniyet algılarının nasıl bir değişim geçirdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, din, küreselleşme ve din etkileşimi, dini çeşitlilik, dünyevileşme, dinin araçsallaştırılması, metalaşma, dini çoğulculuk, dinin geri dönüşü, yeni muhafazakârlık.