
15
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Streptozotocin ile diyabet oluşturulan sıçanlarda oksidatif stres, diyabet ve TNF-alfa düzeyi üzerine krom ve trigonella foenum-graecum'un (Fenugreek) koruyucu etkileri
Bu çalışma, streptozotocin ile Tip I diyabet oluşturulan sıçanlarda krom ve Trigonella foenum-graecum'un (TFG) birlikte ve ayrı uygulanmasının oksidatif stres, TNF-α ve diyabet üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmada her grupta 10 hayvan olacak şekilde 60 adet, 2-3 aylık dişi Sprague-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna ip. ve 21 gün oral serum fizyolojik uygulandı. Deneme grubundaki hayvanlara ip. 50 mg/kg tek doz STZ uygulamasıyla diyabet oluşturuldu. Diyabet kontrol (DK) grubuna serum fizyolojik, Trigonella grubuna 150 mg/kg TFG, krom grubuna 30 µg/kg krom, kombine gruba 150 mg/kg TFG+30 µg/kg krom oral olarak, insülin grubuna ise subkutan 1IU insülin 21 gün uygulandı. Çalışmanın 0., 3. ve diyabet oluşturulduktan sonraki 7., 14., 21. günlerde açlık kan glikoz değerleri, 21. günde HbA1c ile Total Oksidan(TOS), Total Antioksidan(TAS) ve TNF-α değerleri ölçüldü. DK grubu ile diğer diyabetli grupların 21. gündeki açlık kan glikoz değerleri kıyaslandığında TFG, insülin ile TFG+Cr gruplarında p˂0,001, Cr grubunda p˂0,01 düzeyinde azalma olduğu, HbA1c değerlerinde ise önemlilik olmadığı belirlendi. Diyabetli deneme gruplarının plazma, eritrosit ve karaciğer TOS düzeyleri DK grubuna kıyasla önemsiz bir azalma gösterdi. Böbrek TOS düzeylerinde kombine grupta p˂0,05 oranında azalış belirlendi. Eritrosit ve karaciğer TAS düzeylerinde önemlilik olmadığı, plazma TAS değerlerinde insülin grubunda, böbrek TAS değerlerinde ise krom grubunda p˂0,05 düzeyinde artışlar saptandı. DK grubu ile diyabetli deneme gruplarının plazma TNF-α değerleri kıyaslandığında krom grubunda p˂0,05, karaciğer TNF-α değerleri karşılaştırıldığında ise insülin grubunda p˂0,001 oranında azalma belirlendi. Sonuç olarak; Tip I diyabette artan hiperglisemi, oksidatif stres ve TNF-α'nın etkilerinin hafifletilmesinde ve açlık kan glikoz değerlerinde oluşan artışların kontrol altında tutulmasında, eksojen kullanılan Trigonella foenum-graecum ve kromun faydalı olduğu ancak insülinle birlikte verilmelerinin daha etkili olacağı kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler; Diyabet, Trigonella foenum-graecum, Krom, TNF-α, Oksidatif Stres.
Fruktoz diyeti ile metabolik sendrom oluşturulan ratların serum paraoksanaz ve arilesteraz aktiviteleri ve bazı serum parametreleri üzerine oleuropein'in etkileri
1. ÖZET Metabolik sendrom (MS), insulin direnci, hiperinsulinemi, dislipidemi, hipertansiyon ve obezite ile karakterize bir patofizyolojik antitedir. Hareketsiz yaşam tarzı, beslenme alışkanlığında değişmeler, çevresel ve genetik etkenler sonucu oluştuğuna inanılan bu tablo, dünyada ve ülkemizde giderek daha fazla görülmektedir. Oleuropein zeytin yaprağında bulunan, antioksidan, antimikrobiyal, antiviral, antiinflamatuvar, hipoglisemik etkileri olduğu düşünülen polifenolik bir bileşiktir. Ayrıca, kan basıncını düşürücü etkisi ve antioksidan özelliği sayesinde LDL kolesterolünün okside olmasını önlediği, toplam kolesterol ve trigliserid miktarını düşürdüğü, diyabette kan şekerini ayarlayıcı ve antioksidan etki gösterdiği bildiren çalışmalar vardır. Bu çalışmada, patogenezinde insülin direnci ve oksidatif stresin önemli rol oynadığı yüksek fruktoz diyeti ile metabolik sendrom oluşumu sürecinde, meydana gelecek değişiklikler üzerine oleuropein'in ratlarda serum glikoz, insülin, lipidprofili ve paraoksanaz aktivitesi üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada, 8 haftalık, 20020 gram ağırlığında Sprague-Dawley cinsi 32 erkek rat kullanıldı. MS oluşturmak amacıyla 60 gün süreyle içme suyu ile %20'lik diyeti uygulandı. Oleuropein 10mg/kg/gün olacak şekilde 60 gün gavaj yolu ile uygulandı. Gruplar şu şekilde belirlendi; K: Kontrol grubu, MS: Metabolik sendrom oluşturulan grup, MS+OLE: Metabolik sendrom oluşumu sürecinde oleuropein uygulanan grup, OLE: Oleuropein uygulanan grup. Deney süresince ratların vücut ağırlıkları ve su tüketimleri haftalık olarak ölçüldü. Sistolik kan basınçları çalışmanın başlangıcında, 4. ve 8. hafta sonunda ölçüldü. 60 günlük deney periyodu sonunda ratlar dekapite edilerek kan örnekleri alındı ve serum glukoz, HDL-K, LDL-K, VLDL-K, trigliserit, ürik asit, insülin, HOMA düzeyleri ile paraoksanaz ve arilesteraz aktiviteleri ölçüldü. Deney sonunda, ratların ağırlık artışları ve su tüketimleri metabolik sendrom ve metabolik sendrom + oleuropein gruplarında, kontrol ve oleuropein gruplarına göre yüksek bulundu. Sistolik kan basınçları kontrol grubuna göre metabolik sendrom grubunda arttı ve metabolik sendrom + oleuropein grubunda metabolik sendrom'a göre azalma saptandı. Metabolik sendrom grubunda serum glukoz, LDL-K, VLDL-K, trigliserit, ürik asit, insülin, HOMA düzeylerinin kontrol grubuna göre arttığı, paraoksanaz ve arilesteraz aktivitelerinin azaldığı saptandı. Metabolik sendrom + oleuropein grubunda ise serum parametrelerinin metabolik sendrom grubuna göre iyileşme göstererek azaldığı, paraoksanaz ve arilesteraz aktivitelerinin ise arttığı saptandı. Sonuç olarak, metabolik sendrom oluşumuna neden olan yüksek fruktoz diyetine ek olarak oleuropein uygulamasının, serum parametrelerine olumlu katkı sağladığı, antioksidan enzim olarak bilinen serum paraoksanaz ve arilesteraz aktivitelerini arttırdığı gözlendi. Bu bulgular, metabolik sendrom oluşum sürecinde, bu dozda ve sürede oleuropein uygulamasının oksidatif strese karşı koruyucu etkilerinin olabileceğini göstermektedir. Ancak, daha ayrıntılı çalışmalar yapılarak oleuropein kullanımına bağlı tedavi yaklaşımlarının klinik kullanımı önerilebilir. Anahtar Kelimeler: metabolik sendrom, oleuropein, paraoksanaz, arilesteraz, serum
Ratlara deneysel olarak uygulanan farklı dozlardaki kurşun asetatın arginaz enzimi aktivite düzeylerine etkisi ve arginaz enziminin kinetik özellikleri
1. ÖZET Kent yaşamında ve kurşun kullanan endüstri dallarında kurşuna maruziyet oluşmakta, sonuçta akut veya kronik zehirlenmeler görülmektedir. Günümüzde kırsal bölgelerde su ve besinlerle birkaç mg kurşun alınmaktadır. Kentlerde bulunan endüstriyel artıklar ve motorlu araç egsozlarından yayılan kurşun canlıları etkilemektedir. Kurşun maruziyeti tüm toplumu etkilemekte ve çeşitli sağlık problemlerine yol açmaktadır. Üre siklusunun son enzimi olan arginaz (L-arginin üre hidrolaz veya amidinohidrolaz (E.C 3.5.3.1)), arginini, ornitin ve üreye hidrolize ederek, özellikle memelilerde karaciğerde amonyağın zehirsizleştirilmesinden sorumludur. Karaciğer, arginaz aktivitesinin en yüksek olduğu organdır. Ekstra hepatik dokulardaki aktivitesi, karaciğerden belirgin olarak daha düşüktür. Biz de çalışmamızda kurşun asetatın karaciğer dokusunda bulunan arginazın aktivitesine etkisini araştırdık. Çalışmada ortalama 8 haftalık 28 adet 250 +/- 50 gram ağırlığında Wistar cinsi albino rat kullanılmıştır. Örnekler rastgele alınarak dört gruba ayrılmıştır. Grup I; kontrol grubu 1 ml serum fizyolojik i.p , Grup II; kurşun asetat 25 mg/kg-i.p , Grup III; kurşun asetat 50 mg/kg-i.p , Grup IV; kurşun asetat 75 mg/kg - ip şeklinde düzenlenmiştir. Kurşun asetat 1 ml serum fizyolojik içerisine katılarak 7 gün boyunca sabah akşam birer kez olmak üzere periton içi uygulanmıştır. Deney sonunda tüm gruplardaki ratlara ketamin 75 mg/kg+xylazine 10 mg/kg periton içi (i.p) uygulanarak denekler anestezi altında dekapite edilmiştir. Dekapitasyonun ardından ratların karaciğer dokuları hızla çıkarılarak 0,9 luk NaCI ile yıkanmış, daha sonra paketlenerek soğuk zincirde laboratuvara ulaştırarak -80 °C de derin dondurucada saklanmıştır Rat karaciğer doku arginazı için preinkübasyon ısısı 65°C, preinkübasyon zamanı 20 dakika, inkübasyon zamanı 18 dakika ve optimum pH 10 olarak saptanmıştır. Enzim en yüksek aktiviteyi 3 mM MnCl2 konsantrasyonunda vermiştir. Sonuç olarak enzimin aktivasyonu için Mn+2 iyonlarının ve 65 °C' de preinkübasyonun gerekli olduğu tespit edilmiştir. Kurşun içeren rat karaciğer doku arginazının L- arginine karşı olan Km'inin 8,5 mM civarında, kontrol grubunun ise 11,5 mM civarında olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, Pb varlığında Km ve Vmax nun azaldığı gözlenerek meydana gelen inhibisyonun unkompetatif solduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kurşun Asetat, Arginaz, Rat
Tropikal theileriozisli sığırlarda hemoliz üzerine araştırmalar
Bu çalışmada tropikal theileriozisli sığırlarda aneminin oluşumunda etkili olan hemolizin tipi ve şiddetinin belirlenmesi amaçlandı.Araştırmada, 10 baş sağlıklı (Grup I: Kontrol grubu) ve 30 baş Theileria annulata ile enfekte olmak üzere toplam 40 baş kültür ırkı ve bunların melezleri olan sığırlar kullanıldı. Hasta hayvanlar aneminin derecesine göre hafif (Grup II), orta (Grup III) ve şiddetli (Grup IV) derecede anemili olmak üzere 3 eşit gruba ayrıldı.Klinik bulgular ve Giemsa boyası ile boyanan kan frotilerinin muayene bulgularına dayanarak theileriozisin tanısı yapıldı. Ayrıca RLB testi ile tür tayini yapılarak etkenin Theileria annulata olduğu teyit edildi.Araştırmada kullanılan tüm hayvanların sistematik olarak klinik muayeneleri yapıldıktan sonra laboratuar muayeneleri için kan (V. jugularis'ten) ve idrar örnekleri alındı.Hematolojik muayenelerden eritrosit sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit değer, trombosit ve total lökosit sayısı kan sayım cihazı (Sysmex Kx 21-N) kullanılarak, retikülosit sayımı Beckman Coulter Gen-S cihazı yardımıyla ve formül lökosit ise kan frotilerinin mikroskopta incelenmesiyle yapıldı. Biyokimyasal muayenelerden total bilirubin, indirekt bilirubin, AST ve LDH ölçümleri otoanalizatör (Cobas 6000 marka) ile yapıldı. SAA ve haptoglobin analizleri ELISA kitleri (Tridelta LTD, Ireland) ile prosedürlerine uygun olarak yapıldı. İdrarın makroskopik olarak rengi ve kokusu muayene edildikten sonra idrar test şeridiyle (Compur 10) dansisitesi, pH'sı, protein, bilirubin, urobilinojen, keton, glikoz, kan, hemoglobin ve lökosit miktarları kantitatif olarak belirlendi. İdrar sedimenti mikroskopta incelendi. Ayrıca idrar sedimentinin karanlık saha mikroskopta leptospira yönünden muayenesi yapıldı.İstatistiki hesaplamalar SPSS MS Windows Release 13.0 bilgisayar programı kullanılarak, gruplar arası faklılığın istatistiksel önemliliği varyans analizi ve Duncan testine göre yapıldı.Çalışma hayvanlarının klinik muayene bulguları incelendiğinde; kontrol grubu ile hafif, orta ve şiddetli derecede anemi grubundaki hastaların vücut sıcaklığı, kalp ve solunum frekansı ile rumen hareketlerinin ortalama değerleri arasındaki farklılıkların p<0.001 düzeyinde önemli olduğu saptandı. Ayrıca kalp ve solunum frekansları ile rumen hareketleri ortalama değerleri açısından hafif ve orta derecede anemili gruplar ile şiddetli derecede anemi grubu arasındaki farklılıkların önemli (p<0.001) olduğu belirlendi.Çalışmaya alınan hayvanların hematolojik parametreleri incelendiğinde; eritrosit sayısı, hemoglobin miktarı, hematokrit değeri ve trombosit sayısının kontrol grubuna göre hafif derecedeki anemi grubundan şiddetli derecedeki anemi grubuna doğru istatistiki olarak önemli (p<0.001) düzeyde azaldığı belirlendi. Retikülosit sayıları ortalama değerleri açısından gruplar arasında istatistiki açıdan önemli farklılıklar olmasa da, orta ve şiddetli derecede anemi gruplarında artış olduğu tespit edildi. Total lökosit sayısı açısından kontrol grubu ile hafif ve orta derecede anemi grubundaki hastaların ortalama değerleri arasındaki farklılıkların p<0.05 düzeyinde önemli olmasına rağmen, kontrol ile şiddetli derecede anemi grubu ve anemili üç hasta grup arasında istatistiki olarak önemsiz (p>0.05) değişikliklerin olduğu görüldü. Çalışmada, ortalama lenfosit yüzde oranları açısından kontrol grubu ile hafif, orta ve şiddetli derecede anemi grubu arasında p<0.01 düzeyinde önemli farklılıklar olduğu belirlendi. Ortalama eozinofil yüzde oranları açısından kontrol grubu ile hasta grupları arasında istatistiki olarak önemli (p<0.001) azalmaların olduğu saptandı. Nötrofil, monosit ve bazofil ortalama yüzde oranları açısından gruplar arası farklılıkların önemli olmadığı (p>0.05) belirlendi.Çalışma hayvanlarının biyokimyasal muayene bulguları incelendiğinde; total ve indirekt bilirubin seviyeleri ortalama değerleri açısından, kontrol grubu ile hafif derecede anemi grubu arasındaki farklılığın istatistiki olarak önemsiz (p>0.05) olmasına rağmen, hafif derecede anemi grubundan şiddetli derecedeki anemi grubuna doğru istatistiki olarak önemli (p<0.001) düzeyde arttığı belirlendi. Ortalama AST seviyeleri açısından kontrol ve hafif derecede anemi grupları arasındaki değişikliklerin önemli olmadığı (p>0.05), ancak orta ve şiddetli derecede anemi gruplarındaki ortalama değerlerin kontrol ve hafif derecede anemi grubuna göre önemli (p<0.001) derecede arttığı saptandı. LDH seviyelerinin ortalama değerleri arasındaki farkın kontrol grubundan şiddetli derecede anemi grubuna doğru p<0.001 güven eşiğinde önemli derecede arttığı tespit edildi. Ortalama SAA seviyelerinin kontrol grubu ile hafif, orta ve şiddetli derecede anemi grubundaki hastaların ortalama değerleri arasındaki farklılıkların p<0.001 düzeyinde önemli olmasına rağmen, orta ile şiddetli derecede anemi gruplarındaki hastaların ortalama SAA değerleri arasındaki farklılıkların önemsiz (p>0.05) olduğu belirlendi. Hafif derecede anemi grubundaki hayvanların ortalama haptoglobin düzeylerinin kontrol, orta ve şiddetli derecede anemi gruplarına kıyasla önemli derecede (p<0.001) artmasına rağmen, kontrol ile orta ve şiddetli derecede anemi grupları arasındaki farklılıkların önemsiz (p>0.05) olduğu saptandı.Hastaların hiçbirinde hemoglobinüri görülmemiştir.Sonuç olarak, Theileria annulata'nın neden olduğu tropikal theilerioziste oluşan aneminin patogenezinde rolü olan hemolizin ekstravasküler tipte olduğu ve hastalığın ilerlemesiyle şiddetinin arttığı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sığır, Theileria annulata, tropikal theileriozis, hemoliz, anemi
Sığırlarda prenatal dönemde böbreklerin morfometrik gelişimi ve arteriyel vaskularizasyonu
Bu araştırmada, sığırlarda prenatal dönemde böbreklerin morfometrik gelişim analizinin ortaya konulması ve böbreklerin arteriyel vaskularizasyonunun gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Diyarbakır'ın özel mezbahalarından tedarik edilen toplam 40 adet Holstein ırkı sığır fötusu kullanıldı. Fötusların alın-sağrı uzunluğu ölçülerek yaş tayinleri yapıldı ve bu yaş tayinine dayanarak gebeliğin ilk, orta ve son dönemine ait fötuslar, her grupta 10 hayvan bulunacak şekilde üç ayrı grup altında toplandı. Morfometrik ölçümlerin yapılacağı gebeliğin her üç dönemine ait toplam 30 hayvana lateks enjeksiyonu yapıldı ve morfometrik ölçüm amacıyla 60 böbrek ve a. renalis değerlendirmeye alındı. Ayrıca 10 adet 3-6 aylık sığır fötusuna da intarenal arteriyel vaskularizasyonu gösterebilmek amacıyla akrilik uygulaması yapıldı ve korozyon kast metodu ile elde edilen 20 böbrek kastı incelendi. Böbreklerin intrauterin yaşamda göstermiş olduğu morfolojik değişiklikler değerlendirildi. Böbreklere ve böbrek arterlerine ait ölçümler dijital kumpas aracılığıyla sağlandı. Bu çalışmadan elde edilen verilerin Mann-Whitney U Testi ve Pearson Korelasyon Testi ile istatistiksel analizleri yapıldı. Sağ ve sol böbrekler arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemesine karşın, gebelik dönemleri arasında önemli bir farklılık (P<0,001) olduğu saptandı. Ölçülen parametrelerin, hem sağ ve sol taraf arasında hem de gestasyonel yaş ile pozitif korelasyon gösterdiği tespit edildi. Fötuslarda 4 tip intrarenal dallanma modeli ortaya kondu. I. tip dallanma modeli, örneklerin yarısında, hem II. hem III. tip dallanma modeli örneklerin % 20'sinde ve IV. tip dallanma modeli ise örneklerin % 10'unda gözlendi. Çift a. renalis ve multiple a. renalis olguları saptandı. Elde edilen bulgular literatürdeki çalışma sonuçları ile karşılaştırılarak tartışıldı. Çalışma sonuçlarının, sonografi ve radyografi gibi tekniklerle fötal organlardan elde edilecek bulgulara, konjenital patolojilere bağlı olarak böbrek morfolojisinin normal yapıya kıyasla göstereceği değişikliklerin değerlendirilmesine yardımcı olabileceği ve prenatal dönemde organ morfolojisine dair yapılacak ileri çalışmalar için kaynak oluşturabileceği düşünülmektedir.
Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne gelen hastalardan alınan dışkı örneklerinde Cryptosporidium spp. varlığının mikroskobik bakı ve ELISA ile araştırılması
Bu çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı'na gelen dışkılarda Cryptosporidium ookistleri araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Parazitoloji Laboratuarı'nda Eylül 2012 - Eylül 2013 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmada, ADÜ Parazitoloji Laboratuarı'na hastanenin farklı birimlerinden gelen ishalli dışkı örneklerinden 184 adet dışkı ağzı kapalı tek kullanımlık dışkı kaplarına alındı. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı'na getirilen dışkıların laboratuvarda parazitolojik incelemesi yapıldı. Daha sonra Cryptosporidium ookistlerinin teşhisi için, Kinyonun asit-fast boyası ile boyandı ve mikroskopta incelendi. Örnekler mikroskopta incelendikten sonra ELISA yöntemi ile Cryptosporidium parvum antijeni tespit edildi. ELISA yöntemiyle incelenen dışkı örneklerinin 10'unda (%5.43) C. parvum ookistleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, C. parvum semptomatik ishal olgularında önemli bir etkendir. Bu yüzden risk grupları bu parazit yönünden dikkatle incelenmelidir. Asit-fast boyama tanı için yeterli olmayabilir. Çalışmalar eğitimli personelle dikkatle yapılmalıdır. Bunun yanında ELISA yöntemi kolay ve hızlı uygulanabilmesi ile mikroskobik yöntemlere göre daha duyarlı ve spesifik olduğu görülmüş olup, mikroskobik yöntemlere iyi bir alternatif olduğu düşünülmektedir.
İnorganik veya organik çinko kapsayan etlik piliç rasyonlarına tannik asit katılmasının performans ve sindirilebilirlik üzerine etkisi
Bu araştırma, inorganik veya organik çinko kapsayan etlik piliç rasyonuna tannik asit katılmasının etlik piliçlerde performans (canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı, yaşama gücü), karkas özellikleri (sıcak karkas randımanı, göreli karaciğer ağırlığı ve göğüs eti rengi), çinko sindirilebilirliği, serum, tibia, karaciğer ve tüyde çinko düzeyleri ile ince bağırsak içeriği viskozitesi ve tüy skoru üzerine olan etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada toplam 480 adet Ross 308 ticari hibrit erkek etlik civciv kullanılmıştır. Araştırma 2x2 faktöriyel deneme desenine göre oluşturulan dört deneme grubu (1. grup; tannik asit katkısı yapılmamış ve inorganik çinko kapsayan, 2. grup; tannik asit katkısı yapılmamış ve organik çinko kapsayan, 3. grup; tannik asit katkısı yapılmış ve inorganik çinko kapsayan, 4. grup; tannik asit katkısı yapılmış ve organik çinko kapsayan) ile yürütülmüştür. Civcivler her bir deneme grubuna (120 adet) rasgele dağıtılmış ve her bir deneme grubu için sekiz alt grup (15 civciv) düzenlenmiştir. Araştırmanın ilk 10 gününde 3010 Mcal/kg ME ve %24 HP içeren etlik piliç başlangıç, 11-28. günlerinde 3175 Mcal/kg ME ve %22 HP içeren etlik piliç geliştirme, 28-42. günler ile 42. günden sonra yapılan sindirim denemesinde ise 3225 Mcal/kg ME ve %20 HP içeren etlik piliç bitirme rasyonları kullanılmıştır. Deneme yemleri hayvanlara ad libitum verilmiştir. Rasyonlarda çinko sindirilebilirliğini belirlemek için denemenin 42. gününde 1. deneme grubundaki hayvanlar rasgele seçilip tartılmış ve sindirim denemesi için her bir deneme grubunda 16 hayvan olacak şekilde bireysel kafeslere konularak dört deneme grubu yeniden oluşturulmuştur. Sindirim denemesi birbirini izleyen 12 saat ön açlık, 3 gün yemleme ve 12 saat son açlık süreçlerini içerecek şekilde yürütülmüştür. Rasyona tannik asit katkısı yapılmasıyla araştırma sonu canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı ve yem tüketimi değerlerinde önemli (P<0,001) düzeyde azalma şekillendiği, yemden yararlanma oranı üzerinde ise tannik asit katkısının etki göstermediği belirlenmiştir. Çinko kaynağının ise performans parametreleri üzerine herhangi bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Çinko sindirilebilirliği üzerine tannik asit katkısının olumsuz etki (%5,87 azalma, P<0,05) gösterdiği, kullanılan farklı çinko kaynaklarının ise benzer sindirilebilirlik düzeylerine (inorganik çinko %39,07; organik çinko %37,59) sahip olduğu ortaya konmuştur. Serum ve tüy çinko düzeyleri rasyona tannik asit katkısı yapılmasından etkilenmemiş, tibia çinko düzeyinde önemli derecede (P<0,001) artış ve karaciğer çinko düzeyinde önemli (P<0,001) derecede azalma şekillenmiştir. Rasyonda organik çinko bulunmasıyla serum çinko düzeyinde azalma (P<0,001), karaciğer çinko düzeyinde ise artış (P<0,05) meydana gelmiştir. Tibia ve tüy çinko düzeyleri rasyondaki çinko kaynağından etkilenmemiştir. Rasyona tannik asit katılması karkas özelliklerinden sıcak karkas randımanı üzerine olumsuz etki (P<0,001) göstermiş, göreli karaciğer ağırlığı ve göğüs eti rengini etkilememiştir. Denemede kullanılan çinko kaynakları ise karkas özellikleri üzerine etki göstermemiştir. Araştırmada ele alınan faktörlerin (tannik asit katkısı ve farklı çinko kaynağı) yaşama gücü, ince bağırsak içeriği viskozitesi ve tüy skoru üzerine etki göstermediği ortaya konmuştur. Çalışmada elde edilen verilerin ışığı altında genel bir değerlendirme yapıldığında; performans parametrelerini olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle hazırlanacak olan etlik piliç rasyonlarında gereksinim düzeylerinin karşılanmasının yanı sıra tannik asit düzeyi bakımından da değerlendirme yapılması gerektiği, rasyonda gereksinim düzeyinde inorganik ve organik çinko kaynakları kullanıldığında benzer derecede sindirilebilirliğe sahip oldukları için rasyonda kullanılacak çinko kaynağı belirlenirken maliyetin göz önünde bulundurulmasının önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda kene (Ixodıdae) infestasyonu üzerine araştırmalar
Bu çalışma Mayıs 2008-Nisan 2010 tarihleri arasında Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda bulunan kene türlerini, mevsimsel aktivitelerini ve yaygınlıklarını belirlemek amacıyla, bitki örtüsü, arazi yapısı, sıcaklık, yağış ve nem bakımından farklılık gösteren, hayvan populasyonunun yoğun olduğu bilinen Şuhut, İscehisar, İhsaniye ve Hocalar ilçelerinde yürütülmüştür.Çalışma süresince 1920 koyun, 1920 keçi ve 1920 sığır, keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiştir. Koyunların 669 (% 34.84)'u, keçilerin 608 (% 31.66)'i, sığırların 348 (% 18.12)'i farklı kene türleri ile infeste bulunmuştur. Afyonkarahisar'daki koyun, keçi ve sığırlarda kene infestasyonu % 28.21 olarak belirlenmiştir.Koyun, keçi ve sığırlar üzerinden 13660 kene toplanmış, bunların % 29.96'sı Rhipicephalus bursa, % 17.23'ü R. sanguineus, % 16.88'i Haemaphysalis parva, % 15.09'u Dermacentor niveus, % 6.43'ü R. turanicus, % 4.93'ü Hyalomma marginatum, % 2.92'si Hae. sulcata, % 2.35'i Ornithodoros lahorensis, % 1.71'i Hae. punctata, % 0.46'sı D. marginatus, % 0.31'i Rhipicephalus spp. nimf, % 0.20'si H. detritum, % 0.20'si Haemaphysalis spp. nimfi, % 0.09'u H. anatolicum, % 0.06'sı H. excavatum, % 0.04'ü Rhipicephalus spp. larva, % 1.09'u Ornithodoros spp. nimf, % 0.05'i Ornithodoros spp. larva, olarak teşhis edilmiştir.Kene türleri ile infestasyon oranı en yüksek yaz mevsiminde bulunmuş bunu ilkbahar, sonbahar ve kış mevsimleri izlemiştir. Rhipicephalus bursa'nın olgunları Nisan-Eylül, Kasım aylarında, R. sanguineus ve R. turanicus'un olgunları Nisan-Ağustos aylarında saptanmıştır. Rhipicephalus spp. nimfine Haziran ve Kasım aylarında, Rhipicephalus spp. larvasına yalnızca Kasım ayında rastlanmıştır. H. marginatum'un olgunları Şubat, Nisan-Ekim aylarında, H. detritum'un olgunları Nisan-Haziran, Ağustos aylarında, H. excavatum'un olgunları Mayıs ayında, H. anatolicum'un olgunları Mayıs-Haziran ve Ağustos aylarında tespit edilmiştir. Dermacentor niveus'un olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında, D. marginatus'un olgunları Temmuz, Eylül-Mayıs aylarında gözlenmiştir. Haemaphysalis parva ve Hae. sulcata'nın olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında tespit edilmiş, Hae. punctata'nın olgunları Eylül-Nisan ayları arasında saptanmıştır. Ornithodoros lahorensis'in olgunları ve Ornithodoros spp. nimfleri Ocak ve Kasım ayında, Ornithodoros spp. larvaları ise Kasım ayında tespit edilmiştir.Afyonkarahisar yöresinde H. anatolicum'un olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında negatif, Hae. parva ve Hae. punctata'nın olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p?0.05).Çalışma süresince 138 ahır ve 103 ağıl keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiş, İscehisar ilçesinde bir ağılın duvarındaki yarık ve çatlaklarda O. lahorensis'in olgunlarına rastlanmıştır. Şuhut ilçesinden 30 adet Migrotus arvallis, 2 adet Spermophilus citellus gelengius, 7 adet Cricetulus migratoria ve 2 adet Mus musculus olmak üzere 41 adet kemirici yakalanmış, kenelerin herhangi bir gelişim dönemine rastlanılmamıştır. Hocalar ilçesinde koyun, keçi ve sığırların otlatıldığı meralardan birinde D. niveus'un 5 adet olgunu bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Afyonkarahisar, Koyun, Keçi, Sığır, Kene
Koç spermasına katılan bazı antioksidanların dondurma ve çözdürme sonrası spermatolojik parametreler, oksidatif stres ve DNA hasarı üzerine etkileri
Bu çalışmada, dondurma çözdürme sonrası spermaya katılan antioksidanların spermatolojik, CASA, oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarları üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Afyonkarahisar koşullarında yetiştirilen 2-3 yaşlı Pırlak ırkına ait toplam 10 koçtan alınan spermalar birleştirilip 5 eşit hacme bölünerek kontrol başta olmak üzere taurin, trehaloz, trolox ve lipoik asit içeren Tris bazlı sulandırıcılar ile sulandırıldı. Sulandırılan örnekler 0,25 ml?lik payetlerde 50C?de 3 saat ekilibrasyona tabi tutulduktan sonra sıvı azot buharında dondurularak sıvı azot içerisinde (-196 0C) saklandı. Çözdürülen spermalarda subjektif motilite (% 54.6 ± 2.25) ve CASA motilitesi (% 24.2±1.84), VAP (98.2 ± 2.20 µm/s) ve VSL (80.1 ± 1.88 µm/s)açısından taurin grubunda en yüksek değerler tespit edildi. Anormal spermatozoon baş, orta kısım ve akrozom oranı açısından kontrol grubuna göre (% 1.2 ± 0.21, % 1.2 ± 0.21 ve % 13.3 ± 0.70) taurin (% 0.8 ± 0.15, % 0.2 ± 0.08 ve % 10.7 ± 0.51), trehaloz (% 0.5 ± 0.07, % 0.1 ± 0.04 ve % 5.2 ± 0.26), lipoik asit (% 1.0 ± 0.12, % 0.2 ± 0.07 ve % 7.1 ± 0.41) ve trolox (% 0.4 ± 0.08, % 0.1 ± 0.04 ve % 3.6 ± 0.21)gruplarında en düşük değerler elde edildi. Spermatozoon HE-test parametrelerinden H+/E- tip spermatozoonlarda kontrol grubuna göre (% 22.3 ± 0.72) taurin (% 32.6 ±1.31), trehaloz ( % 30.2 ± 1.52) ve lipoik asit (% 28.1 ± 1.25) gruplarındaki artışlar önemli (P<0.05) bulunmuştur. DNA hasarında en düşük değer yine kontrol grubuna kıyasla (68.7 ± 4.09 AU) trehaloz (43.5 ± 4.51 AU) ve lipoik asit (48.4 ± 5.27 AU) gruplarında gözlendi. Oksidaitif stres parametrelerinden MDA yönünden lipoik asit (3.7 ± 0.21 nmol/ml) ve trolox (3.6 ± 0.24 nmol/ml) en düşük değeri göstererek koruma sağlamıştır.Sonuç olarak koç spermasının dondurulmasında antioksidan olarak kullanılan taurin, trehaloz, lipoik asit ve trolox?un etkinliklerinin farklılık gösterdiği bunun yanında lipoik asitin gerek oksidatif stres ve gerekse DNA hasarını azaltıcı etkisinden dolayı diğerlerine nazaran üstünlük sağladığı ancak tüm antioksidanların farklı dozajlarda spermatolojik özellikler, CASA, oksidatif stres parametreleri ve DNA hasarı üzerine etkisinin daha geniş hayvan materyali kullanılarak dölverimi sonuçları ile birlikte değerlendirilmesinin yararlı olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Antioksidan, DNA Hasarı, H-E testi, Koç Sperması, Oksidatif stres
İshalli buzağılarda serum haptoglobin konsantrasyonunun belirlenmesi
Sunulan çalışmada 0-3 aylık yaşta 40 adet buzağı kullanıldı. Buzağıların klinik, sistemik ve hematolojik muayeneleri yapıldıktan sonra yirmişerli iki gruba ayrıldı. Klinik olarak ishal teşhisi (n=20) konulan buzağılar çalışma grubuna, sağlıklı buzağılar ise kontrol (n=20) grubuna dahil edildi. Klinik muayene sırasında buzağıların rektal vücut sıcaklıkları kaydedildi. Vena jugularisten alınan kan örneklerinden hematolojik muayenede; Lökosit (WBC), Eritrosit (RBC), Hemoglobin (HB) ve Hemotokrit (Hct) konsantrasyonları ölçüldü. Kan örneklerinden elde edilen serumlarda biyokimyasal parametrelerden; Alanin amino transferaz (ALT), Aspartat amino transferaz (AST), Gama glutamil transferaz (GGT), Total protein (TP), Albumin (ALB) parametreleri ölçüldü. Aynı serumlardan; Haptoglobin (Hp), Interleukin-1β (IL-1β), Interleukin-6 (IL-6) ve Tumor Necrosis Factor–α (TNF-α) konsantrasyonları ölçüldü. Yapılan çalışma sonucunda ishalli buzağılarda rektal vücut ısısı ve WBC, HCT, GGT, Hp, IL-1β, IL-6 ve TNF-α konsantrasyonları kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan yüksek tespit edildi. RBC, HB, ALT, AST, TP, ALB konsantrasyonlarında gruplar arasında istatistiksel bir fark tespit edilmedi. Sunulan çalışma sonuçları dikkate alındığında serum Hp'in veteriner hekimlik alanında, hematolojik, biyokimyasal ve klinik bulgularla beraber hastalığın prognozunun değerlendirilmesi için önemli bir parametre olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İshal, Buzağı, Haptoglobin