Fırat University
Discipline

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı

Fırat University

315

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü mandibular 3. molar çekiminden sonra meydana gelen komplikasyonlar ile oksidatif stres arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Sürme zamanı geldiği halde çeşitli sebeplerle ağız içinde yer alamamış dişler gömülü diş olarak adlandırılır. Tüm dişler arasında gömülü kalma insidansı en yüksek olan dişler mandibular üçüncü molarlardır. Bu yüzden gömülü üçüncü molar operasyonları ağız, diş ve çene cerrahisi pratiğinde en çok gerçekleştirilen işlemlerdir. Bu operasyonlar sonunda çeşitli komplikasyonlar ortaya çıkabilmekle beraber en sık rastlanılanları ağrı, ödem ve trismustur. Bu komplikasyonların cerrahi travmaya bağlı olarak enflamatuar yanıt sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir. Reaktif oksijen türlerinin (ROT) son zamanlarda yapılan bilimsel araştırmalarda birçok fizyolojik ve patolojik durumla ilgili olduğu ve enflamasyonda etkin bir görev aldığı gösterilmektedir. Bununla birlikte diş hekimliğinde oksidatif stres ile ilgili birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen gömülü mandibular üçüncü molar operasyonlarından sonra meydana gelen komplikasyonlarla oksidatif stres ilişkisini değerlendiren herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu sebeple, bu çalışma gömülü mandibular üçüncü molar dişleri bulunan hastaların oksidatif stres seviyelerinin belirlenmesi ve postoperatif komplikasyonlarla olan ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya gömülü mandibular üçüncü molar dişi bulunan 47 hasta dâhil edilmiştir. Hastalardan preoperatif ve postoperatif 3. günde tükürük örnekleri alınarak total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) değerleri analiz edilmiştir. Hastaların ayrıca preoperatif ve postoperatif 3. gün ödem, ağrı ve ağız açıklığı değerleri kayıt edilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda postoperatif 3. günde hastalarda belirgin derecede ödem, trismus meydana geldiği ve ağrı skorlarının yüksek olduğu ve postoperatif 3. günde TAS, TOS ve OSİ değerlerinin belirgin düzeyde düştüğü belirlenmiştir (p<0,001). Bununla birlikte postoperatif TAS, TOS ve OSİ değerleriyle postoperatif komplikasyonlar arasında herhangi bir korelasyon olmadığı, ancak preoperatif TAS ile ödem, preoperatif TOS ile trismus arasında pozitif bir korelasyon olduğu gözlenmiştir. Elde edilen bu bulgulara dayanarak cerrahi girişim ve travmayla oksidatif stres arasında bir ilişki olduğu söylenilebilir.

AntioksidanlarAzı dişi-üçüncüAzı dişi-üçüncü+7
Beyza Barış
Gaziantep University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Düşük enerji seviyeli lazerlerin diş çekimi sonrasında kemik iyileşmesi üzerine olan etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, düşük enerji seviyeli lazer terapisinde kullanılan Helyum-Neon (He-Ne) ve Galyum-Aluminyum-Arsenid (GaAlAs) lazerlerin diş çekimi sonrası kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 30 adet dişi albino Wistar rat kullanılmıştır. Tüm deneklerin maksiller sağ kesici dişlerinin çekimi yapılmıştır. He-Ne ve GaAlAs lazerin 6 J/cm2 ve 10 J/cm2 enerji dozlarında uygulandığı dört grup ve lazer uygulanmayan bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Lazer grubundaki ratlara He-Ne ve GaAlAs lazerler diş çekimini takiben iki enerji düzeyinde 7 gün boyunca uygulanmıştır. Diş çekimini takiben 30 günlük süre sonunda tüm denekler sakrifiye edilerek, kemik iyileşmesi histolojik, immünohistokimyasal ve radyolojik olarak değerlendirilmiştir. Bu incelemeler sonucunda, 10 jolule/cm2 enerji düzeyinde GaAlAs lazer uygulaması ile daha organize ve kompakt görünümlü kemik doku oluştuğu izlenmiştir. Bu çalışma ile düşük enerji seviyeli lazer uygulamasının kemik iyileşmesinde etkili bir yöntem olduğu görülmüştür.

Diş çekimiKemik ve kemiklerKırık iyileşmesi+2
Erkan Çırak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağız diş ve çene cerrahisi kliniğine ağrı yakınması ile başvuran hastalarda kişilik özellikleri ve diş tedavi deneyimleri ile ağrı algısı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Kliniği'ne ağrı yakınması ile başvurmuş olan hastalarda anksiyete seviyeleri ve kişilik özellikleri ile ağrı algısı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Tarama türündeki çalışmada 5 bölümden oluşan bir anketten faydalanılmıştır. Anketin ilk bölümünü demografik özellikler ve öykü, ikinci bölümünü orofasial ağrının özellikleri, üçüncü bölümünü hastaların kaygı düzeyini ölçmekte kullanılan Modifiye Dental Anksiyete Skalası (MDAS), dördüncü bölümünü ağrı düzeyinin saptanmasında kullanılan VAS oluşturmaktadır. Son olarak hastaların kişilik özelliklerinin değerlendirildiği beşinci bölümünü de SCL-90 (Symptom check list-90) oluşturmaktadır. Anketlerden elde edilen veriler Ki-Kare analizi yapılarak frekans ve yüzdelere dönüştürülmüştür.Sonuç olarak yaş, cinsiyet gibi demografik özellikler; dental kaygı düzeyi; olumsuz diş hekimi deneyimleri ve kişilik özellikleri ile ağrı algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu gözlenmiştir.

AnksiyeteAğrıAğrı eşiği+6
Çiğdem Şentürk Ürer
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Posterior rezorbe üst çenede, farklı tasarımlarda ve boyutlarda dental implant uygulaması ile kemik üzerinde oluşan stresin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile karşılaştırılması

Branemark tarafından osseointegrasyon teriminin tanımlanmasından günümüze, dental implantların kullanımı her geçen gün hız kazanmaktadır. Eksik dişlerin yerine konmasında klasik protetik tedavilerin yanında, implant uygulaması da tercih edilir konuma gelmiştir.Osseointegre dental implantlar, parsiyel protez ve total protez kullanan ve kullanım zorluğu yaşayan hastalar için de başarılı bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Ancak implant uygulamalarında üst çene anatomisindeki varyasyonlar, özellikle premolar ve molar diş bölgelerine komşu maksiller sinüsler, bu bölgede implant uygulamasını bazen kısıtlamaktadır. Maksiller sinüslerin kret tepesine doğru fazlaca sarkmış olması nedeniyle bu bölgede implant uygulaması için dikey yönde yeterli kemik varlığı her zaman mümkün olmayabilir. İmplant uygulaması için yeterli kemik elde etmek amacıyla literatürde birçok teknik tanımlanmıştır. Bu teknikler sayesinde maksiller sinüs tabanı ile alveoler kret tepesi arası 3-4 mm'lik kemik kemik yüksekliği implant uygulaması için yeterli olabilmektedir.Bu çalışmanın amacı 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemini kullanarak, posterior maksiller bölgede sinüs lifting yapılmış, greft uygulanmış ve greft uygulanmamış olan örneklerde farklı implant tasarımlarını çiğneme kuvvetleri altında karşılaştırmaktır. Bu amaçla, 2 farklı implant tasarımı, maksiller sinüs elimine edilmiş, sinüs lifting yapılıp greft uygulanmış ve greft uygulanmamış örneklerde karşılaştırılmıştır. Bu amaçla atrofik posterior maksillanın bir modeli gerçek bir hastanın arşivdeki Bilgisayarlı tomografi görüntüleri, Marc 2005 programı kullanılarak modele edilmiştir. Aynı program ile farklı tasarımda implant modelleri, greft uygulanan maksiller sinüs, yükleme koşulları modele edilmiş ve teknik olanakların elverdiği ölçüde gerçek yaşamdaki çiğneme kuvvetlerine yakın kuvvetler altında stres analizi yapılmıştır. Greft uygulanan modellerde uygulanmayan modellere göre daha düşük stres değerleri ölçülmüştür.Anahtar Kelimeler: implant, maksiller sinüs, sonlu elemanlar stres analizi, sinüs yükseltme işlemi, kemik greftleri

Dental implantasyonDental implantlarDental restorasyon+6
Onur Ademhan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankaferd Blood Stopper ile düşük enerji seviyeli lazerin sinir dokusu iyileşmesi üzerine etkilerinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak karşılaştırılması

Ankaferd Blood Stopper'ın sinir rejenerasyonu üzerine etkinliğini, düşük enerji seviyeli lazer terapisiyle karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada 72 adet rat kullanılmış ve sağ siyatik sinirde ezilme yaralanması oluşturulmuştur. Deney hayvanları 1. grup kontrol, 2. grup ABS, 3. grup DESL ve 4. grup ABS+DESL olmak üzere 4 ana grup ve 3., 5. ve 12. hafta olmak üzere sakrifikasyon zamanlarına göre 3 alt gruba ayrılmışlardır. Alınan örneklerde histopatolojik değerlendirme yapılmış ve GAP-43 protein ifadelenmesi istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.Kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda GAP-43 proteininde anlamlı artış saptanmıştır. ABS grubunda DESL'ye göre anlamlı derecede yüksek, her iki işlemin yapıldığı ABS+DESL grubunda ise ABS grubuna benzer düzeyde GAP-43 proteini saptanmıştır. Histolojik olarak ABS'nin kontrol grubuna göre erken dönemde ödemi baskılayıp, kapillerleri arttırdığı, ilerleyen dönemde ise inflamasyonu şiddetlendirdiği, aksonal dejenerasyonu arttırdığı ve alerjik reaksiyon, fibrotik değişikliklere sebep olduğu görülmüştür. DESL grubunda ise kontrol grubuna göre ödem azalırken, aksonların rejenere olduğu görülmüş ve yan etki saptanmamıştır. ABS+DESL grubunda, ABS grubuna benzer etkiler görülmüştür.

Ankaferd kanama durdurucuBlotting-westernBüyüme maddeleri+4
Başak Kurdoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankaferd Blood Stopper'ın kemik dokusu iyileşmesi üzerine olan etkilerinin deneysel olarak incelenmesi

Oral ve maksillofasiyal bölgede, konjenital ya da geli?imsel malformasyonlar, travma, enfeksiyon gibi çe?itli nedenlerle kemik defektleri olu?abilmektedir. Olu?an kemik defektlerinin rekonstrüksiyonu modern cerrahinin en zor uğra?ılarından biri olarak kabul edilmektedir. Günümüze kadar pek çok ara?tırmacı kemik defektlerinin hızlı ve ba?arılı bir ?ekilde onarımını sağlamak amacıyla çe?itli çalı?malar yapmı?tır.Bu çalı?mada, lokal hemostatik ajan olan Ankaferd Blood Stopper? ın (ABS) kemik dokusu iyile?mesi üzerine olan etkilerinin histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlanmı?tır.Çalı?mada 24 adet Yeni Zelanda tipi beyaz erkek tav?an kullanılmı?tır. Tav?anların tibiasında, bilateral olarak 5 mm çapında 2 adet kemik defekti olu?turulmu?tur. Sol tibiadaki proksimal defekte ksenojenik kemik grefti (Bio-Gen Mix) ve ABS karı?ımı yerle?tirilmi?, distal defekte ise 0,1 cc ABS uygulanmı?tır. Sağ tibiada açılan proksimal defekte ksenojenik kemik grefti ve serum fizyolojik (SF) karı?ımı yerle?tirilmi?, distal defekte ise 0,1 cc SF uygulanmı?tır. 24 adet tav?an 4 e?it gruba ayrılarak, 7., 15.,30. ve 45. günde sakrifiye edilmi?tir. Elde edilen örnekler histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilmi?tir.Yapılan histopatolojik değerlendirme sonucunda ABS uygulanan örnekler ile kontrol grubundaki örnekler arasında, kemik dolum miktarı açısından anlamlı bir fark bulunmamı?tır. ABS uygulanan örneklerde 15. günde inflamasyon düzeyinin daha dü?ük olduğu görülmü?tür. 7. ve 30. gün guplarında ABS uygulanan defektlerdeki endosteal kemikle?me miktarı daha yüksek bulunmu?tur. Hiçbir örnekte yabancı cisim reaksiyonuna rastlanmamı?tır. Yapılan immünohistokimyasal analizde ABS uygulanan örneklerdeki Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF) ve Osteokalsin (OC) ekspresyonu anlamlı derecede yüksek bulunmu?tur.Anahtar Kelimeler: Ankaferd Blood Stopper, kemik iyile?mesi, ksenojenik kemik grefti, vasküler endotelyal büyüme faktörü, osteokalsin127

Ankaferd kanama durdurucuHistopatolojiKemik dokusu+7
Akın Öztemel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Yumuşak doku lazer cerrahisinin doku iyileşme sürecindeki etkinliğinin araştırılması

Alışılmış yöntemle karşılaştırıldığında lazerin bilinen avantajlarının epulis fissuratumun tedavisinde sağlanıp sağlanmadığı araştırılmıştır. Çalışma, kliniğimizde epulis fissuratum ön tanısını alan ve tedavi planlamasında cerrahi eksizyon zorunluluğu bulunan 22 hasta üzerinde yapılmıştır. Lezyonların eksizyonları aynı hastada hem bistüri cerrahisi hem de ?diyot? lazer cerrahisi ile gerçekleştirilmiştir. Cerrahi eksizyonlar sonrasında yara iyileşme sürecinde iki farklı cerrahi teknik dört parametre altında karşılaştırılmıştır. Bunlar konvansiyonel mikrobiyolojik yöntemler ile tetkik edilen mikrobiyolojik kültür numuneleri, dijital iyileşme analizi ile gerçekleştirilen klinik olarak iyileşmenin takibi, işlem sırasında ve sonrasında kanama varlığı ve 1., 2., 5., 10. günlerde cerrahi alanlarda hissedilen ağrı skorlarıdır. Tüm parametreler için elde edilen veriler istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Teknikler arasında doku iyileşme hızı karşılaştırıldığında ise lazer cerrahisi ile oluşturulan yaralarda iyileşmenin daha geriden geldiği izlenmiştir. Ancak 30. günlük postoperatif iyileşme ve değerlendirme periyodunun tümü ele alındığında iki teknik arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulanamamıştır. Bu çalışmanın sonuçları, geniş alan kaplayan lezyonların eksizyonunda diyot lazer kullanımın kanamasız bir cerrahi alan yaratarak, sütursuz bir cerrahiyi beraberinde getirmesi ve sahip olduğu antibakteriyel etki ile konvansiyonel bistüri cerrahisi yerine uygulanabilecek alternatif güvenilir bir yöntem olabileceğini göstermiştir. Ancak cerrahi sonrası doku iyileşme hızı ve hissedilen ağrı varlığı konularında lazer cerrahisinin bistüriye karşı üstünlüğünden bahsetmek çalışmada mümkün olmamıştır. Bu konular üzerinde kesin bir yargıya varmak için daha fazla çalışmaya ihityaç olduğu düşünülmektedir.

CerrahiLazer tedavisiYara iyileşmesi+1
Timuçin Çayan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Gömülü alt yirmi yaş dişi operasyonları ve anksiyete

Klinik tecrübe ile öngörü sağlanabilse de aynı cerrahi işlem uygulanacak hastalarda, işlem öncesi ve işlem bittikten sonraki anksiyete seviyeleri birbirinden çok farklı olabilir. Bu çalışmada, alt gömülü yirmi yaş diş ameliyatı olan hastaların anksiyete seviyeleri ile hastaların demografik özellikleri, önceki diş hekimi tecrübeleri, operasyon sürecine ilişkin beklentileri, hekimin yaptığı preoperatif ve postoperatif değerlendirme arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, alt gömülü yirmi yaş dişlerine sahip yaşları 17 ila 51 arasında değişen 53 kadın, 47 erkek toplam 100 herhangi bir sistemik rahatsızlığı olmayan hasta dahil edilmiştir. Süreklik envanteri uygulamasının ardından iki hastada, sürekli kaygılarının çok yüksek olması sebebiyle bu hastalar araştırma kapsamı dışında tutulmuş ve araştırmaya 51 kadın, 47 erkek olmak üzere 98 hasta ile devam edilmiştir. Operasyon öncesinde hastalara durumluk-süreklilik I formları verilmesinin ardından, preoperatif değerlendirme için alınan panoramik radyografilerde dişin klasifikasyonu yapılıp, hastalara sorulan sorular ile önceki deneyimleri ve operasyona ilişkin beklentileri not edilmiştir. Anksiyetenin tedavi öncesi belirlenmesi, hastanın anksiyete düzeyinin azaltılmasına ve hekimin gerekli önlemleri alarak daha başarılı bir tedavi yapmasına olanak sağlayacaktır. Bazı durumlarda preoperatif anksiyete çok yüksek seviyede ise sedasyon veya premedikasyon gibi yöntemlerle, hastanın daha konforlu bir operasyon geçirilmesi sağlanmalıdır. Tedavi bitiminde anksiyete seviyesinin belirlenmesi ise hastaların ameliyat sonrasındaki analjezik ihtiyacını belirlememiz açısından önemli olacaktır. Elde edilen sonuçların ışığı altında, Durumluk-Süreklilik anket formunun Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı?nda yapılmakta olan rutin alt gömülü yirmi yaş dişi ameliyatları sırasında kullanımının uygunluğu ve ne sıklıkta kullanılabileceği değerlendirilmiştir.

Aslı Ayaz
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Mandibular anterior segmental osteotomilerde osteotomize segmentin değişik miktarlardaki süperior repozisyon simulasyonları sonrasında greftli ya da greftsiz olarak uygulanan farklı fiksasyon konfigürasyonlarının erken dönem etkilerinin biyomekanik açıdan incelenmesi

Bu çalışmanın amacı mandibular anterior segmental osteotomiler sonrasında vertikal, horizontal ve oblik anterior oklüzal kuvvetler altında farklı fiksasyon konfigürasyonlarının ve osteotomi boşluğunun rekonstrüksiyonu için kullanılan greft materyalinin mekanik davranışının incelenmesidir. Bu çalışmada kadavra mandibulasının CBCT verilerinden elde edilen üç boyutlu sonlu eleman modellerinde mandibular anterior segmental osteotominin 3 ve 5 mm miktarlardaki süperior repozisyonları simule edilmiştir. Tüm süperior repozisyon modelleri için greftli ve greftsiz olmak üzere iki ayrı model oluşturulmuştur. Osteotomi boşluğu demineralize dondurulmuş kurutulmuş blok kemik allogrefti ile rekostrükte edilmiştir. Greftli ve greftsiz modeller için iki adet sağ ve sol L plak ile iki adet I plaktan oluşan üç farklı fiksasyon konfigürasyonu oluşturulmuştur. Osteotomize segment üzerinde üç yönde çiğneme kuvvetlerini yansıtan anterior oklüzal kuvvetler simule edilmiştir. Von Mises ve asal stres değerleri osteotomize segmentin farklı miktarlardaki süperior repozisyon simulasyonları için hesaplanmıştır. Bu çalışmada sağ L plak konfigürasyonunun diğer fiksasyon yöntemleri ile karşılaştırıldığında en stabil fiksasyonu sağladığı sonucuna varılmıştır. Plaklar ve vidalar üzerindeki en yüksek Von Mises stres değerleri ve kemikler üzerindeki en yüksek asal stres değerleri greftsiz modellerde bulgulanmıştır. Von Mises ve asal stres değerleri 5 mm süperior repozisyonda 3 mm süperior repozisyona göre daha yüksek bulunmuştur. Greft materyali fiksasyonlar ve kemik üzerindeki streslerin azalmasına belirgin oranda katkıda bulunmuştur.

Dental restorasyonFiksasyonKemik vidaları+3
Yeliz Kılınç
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

L-karnitinin oral mukozada yara iyileşmesi üzerine etkisinin farklı yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, enflamasyonun azaltılması ve ciltte mevcut yaraların iyileştirilmesi için kullanılmakta olan L-karnitinin ağız içi yaraları iyileştirici potansiyelini araştırmaktır. Bu amaçla Wistar albino sıçanların yanak mukozasında çizgisel ve dairesel yara modelleri oluşturulmuştur. Bu çalışmada L-karnitin, doza bağımlı etkilerinin de araştırılması amacıyla 100 mg/kg/gün ve 200 mg/kg/gün dozlar i.p. yolla uygulanmıştır. Yara iyileştirici aktivite sonuçlarının karşılaştırılması amacıyla, standart yara iyileştirici madde olarak E vitamini kullanılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir farmakolojik ajan uygulanmamıştır. Yaraların oluşturulmasını takiben 10 günlük süre sonunda tüm denekler sakrifiye edilerek, yara iyileşmesi biyokimyasal, biyomekanik ve histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Yara kontraksiyonu ile karakterize iyileşme süreci de test edilmiştir. L-karnitinin antienflamatuvar etkisi in vivo deneysel model kullanılarak tespit edilmiştir. Ayrıca, L-karnitinin matriks metalloproteinaz enzimlerinin inhibisyonu üzerine etkileri in vitro olarak analiz edilmiştir. Bu incelemeler sonucunda, 100 mg/kg/gün dozunda uygulanan L-karnitinin mukozadaki yaralarda 10 günde tamamen kapanma sağladığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, L-karnitinin yara iyileşmesini olumlu yönde etkilediği ve yara iyileşmesine hız kazandırabildiği gözlenmiştir. Vücutta sentezlenebilen bir madde olması, yan etkilerinin az olması, temin edilmesinin kolay ve kullanımının pratik olması gibi avantajları olan L-karnitin; ileri çalışmaların yapılması ile gelecekte yara tedavisinde kullanılabilecek bir maddedir.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarAğız mukozası+3
Atifet Harika Köklü
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi uygulanan hastalarda postoperatif memnuniyetin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı Gazi Üniversitesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Kliniği?ne dentofasiyal deformite onarımı için başvuran ve ortognatik cerrahi uygulanmış hastalarda postoperatif hasta memnuniyetinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya en az 6 ay önce cerrahi tedavi uygulanmış, ortodontik tedavisi tamamlanmış ve herhangi bir sendromu olmayan 20?si kadın 16?sı erkek toplam 36 birey dahil edildi. Hastalar uygulanan cerrahi teknik göz önüne alınarak; Lefort I osteotomisi (Grup 1),BSSRO operasyonu (Grup 2) ve çift çene operasyonu (Grup 3) olarak 3 ayrı gruba bölündü ve hastalara; ilk bölümü demografik bilgiler ve hasta öyküsünden oluşan, ikinci bölümü ise operasyon sonrası hasta memnuniyetini ölçmek için kullanılan PSPSQ (Post Surgical Patient Satisfaction Questionnaire) anketini içeren bir form doldurtuldu. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 20,0 paket programında yapıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Hastaların ortognatik cerrahinin fonksiyonel ve psikososyal sonucundan duyduğu postoperatif memnuniyetin oldukça yüksek olduğu; fakat gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Çalışmanın, dahil edilen birey sayısının azlığı ve operasyon sonrasında geçen sürenin standardize edilememesi gibi kısıtlılıkları mevcuttur. Ortognatik cerrahi sonrası memnuniyetin; yaş, cinsiyet, eğitim gibi demografik özellikler, deformitenin şiddeti, kullanılan fiksasyon tekniği gibi alt gruplara bölünerek ayrıntılı olarak değerlendirilebilmesi için daha fazla bireyin dahil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnketlerCerrahiCerrahi-oral+3
Çise Çağın
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Üst çene tam dişsizlik olgularında uygulanan farklı sayı ve çaptaki implantların kemik üzerinde oluşturdukları streslerin üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile karşılaştırılması

Osseointegre implantlar 1960'ların sonunda, parsiyel ya da tam dişsiz hastaların rehabilitasyonu için kullanılmaya başlanmış, ardından bu alandaki farkındalık artarak sürmüş ve tedaviye talep artmıştır. Son yıllarda dental implantolojideki gelişmeler ile birlikte, implant destekli sabit protezler, geleneksel hareketli protezlere bir alternatif olarak kabul edilmiştir. Buna rağmen bazı klinik çalışmalarda değişen oranlarda başarısızlık bildirilmiştir. Kötü oral hijyen, kötü kemik niteliği/niceliği , hastanın sistemik durumu ve kullanılan materyalin cinsi implant başarısızlığının sebepleri olarak gösterilmiştir. İmplantta mikrohareketlilik ve implant kemik birleşim yerinde aşırı stres oluşumu, implant çevresi kemik kaybı ve başarısızlığın olası nedenleridir. Kemiğin mekanik yüklemeye verdiği biyolojik yanıt ve implantın konumu başarıyı etkilemektedir. Kuvvet kemiğe implant aracılığıyla iletildiği için dikkatli planlama ve planlamaya uygun şekilde implantın yerleştirilmesi, kemikte uygun stres dağılımının sağlanabilmesi için önemli faktörlerdir. Bu nedenle kemik-implant-protez arası fonksiyonel kuvvet transferi ve buna eşlik eden stres dağılımı her bir komponentin fiziksel özellikleri ve uzaysal yapılanma modeline bağlıdır. Bir çok çalışma, maksillada mandibulaya oranla daha yüksek oranda implant kaybı bildirmiştir. Maksiller kemiğin nitelik ve niceliğinin implant kaybında önemli etken olduğu düşünülmektedir. Maksilla tam dişsizlik olgularında, hastanın rehabilitasyonu implant destekli hareketli tam protez veya implant destekli sabit protez ile sağlanabilmektedir. Tedavi planlanırken maliyet, estetik, implant üzerine gelen yük miktarı gibi birçok faktör göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmanın amacı 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi kullanılarak, tam dişsiz üst çene olgularında, implant destekli hareketli protez planlanan hastalarda farklı sayıda ve çapta implant tasarımlarının meydana getirdiği kuvvet dağılımlarının karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla dişsiz maksillanın bir modeli gerçek bir hastanın arşivdeki bilgisayarlı tomografi görüntüleri, Marc 2005 programı kullanılarak modele edilmiştir. Aynı program ile implant modelleri, implant üstü ball ataçman ve yükleme koşulları modele edilerek teknik olanakların elverdiği ölçüde gerçek yaşamdaki çiğneme kuvvetlerine yakın kuvvetler altında stres analizi yapılmıştır. Çalışmada farklı sayıda ve çapta implant uygulanan 6 grup oluşturulmuş ve stres değerleri gruplar arası karşılaştırılmıştır. Dört implant uygulanan modeller 2 implant uygulanan modeller ile karşılaştırıldığında 4 implant uygulanmış gruplarda kortikal kemik, spongioz kemik ve implant üzerinde daha düşük stres değerleri ölçülmüştür. Anahtar kelimeler: Dental implant, dişsiz maksilla, sonlu elemanlar stres analizi, implant destekli hareketli protez

Dental implantasyonDental implantlarKemik ve kemikler+4
Gizem Dimililer
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı cerrahi tekniklerle yerleştirilen implantların primer stabilitelerinin karşılaştırılması

Ağız diş ve çene cerrahisi klinik pratiğinde diş eksiklikleri dental implant ve implantların taşıyıcılığında yapılan protezler ile giderilebilmektedir. Hem başarılı osseointegresyon için hem de anında yükleme yapabilmek için en önemli koşulların başında primer stabilite gelmektedir. Çalışmamızın amacı yoğun spongiyoz kemik dokusuna sahip ( D3-D4 kemik ) alanlara farklı cerrahi yöntemler uygulayarak yerleştireceğimiz dental implantların primer stabilizasyonlarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada mezbaha hayvanından elde ettiğimiz kemik dokusu, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile dansitometrik olarak değerlendirilmiş ve implant yuvalarının benzer kemik yoğunluğuna sahip bölgelerde oluşturulması sağlanmıştır. Bu planlama doğrultusunda dar çaplı frezleme grubu (n=7), standart frezleme grubu (n=7) ve boyun açıcı frezleme grubu (n=7) olmak üzere 3 farklı cerrahi teknikle dental implantlar yerleştirilmiştir. Yerleştirilen implantlar üzerinde ise biyomekanik testler (yerleştirme ve söküm torku) ve rezonans frekans analizi (RFA) ile primer stabilizasyon değerleri ölçümleri yapılmıştır. Bu ölçümlerin sonuçlarına göre dar çaplı frezleme grubu ve standart frezleme grubunun primer stabilite değerleri boyun açıcı frezleme grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur(p<0.05). Sonuç olarak D3-D4 kemik tiplerinde boyun açıcı frez kullanımının implantın primer stabilitesini azalttığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: dental implant, primer stabilite, yerleştirme torku, söküm torku, RFA

Dental implantasyonDental implantlarRezonans+2
Batur Orak
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin kemik dansitesi ölçüm doğruluğunun değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında mezbahaneden elde ettiğimiz taze sığır kostası üzerinde radyografi (bilgisayarlı tomografi –BT ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi-KIBT) çekerek kemik yoğunluğunu değerlendirmeyi ve elde ettiğimiz verileri mekanik ve manyetik stabilite ölçüm metodları ile karşılaştırmayı amaçladık. Kostalara toplamda 20 adet 4,1 mm çapında 10 mm uzunluğunda dental implant yerleştirildi. İmplant yerleştirmeden önce pilot frezle 10 mm uzunluğunda implant yerleri belirlendi ve bu bölgelerin 4,1 mm genişliğinde 10 mm uzunluğundaki kemik alanının yoğunluğu BT ve KIBT ile HU (Hounsfield Unit) birimlerinde ölçümleri yapıldı. Daha sonra standart frezleme protokolü sonrası implant yuvaları oluşturuldu ve fizyodispenser eşliğinde implantlar yerleştirildi. Primer stabilite mekanik ölçümleri olan yerleştirme ve söküm torkları sayısal değerler olarak kaydedildi. Ardından osstell cihazı ile RFA değerleri ölçüldü. İstatiksel olarak HU değerleri, mekanik ve manyetik primer stabilite ölçümleri arasındaki korelasyon değerlendirildi. Sonuç olarak, taze sığır kostasında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ve tıbbi bilgisayarlı tomografinin kemik yoğunluğu ölçümü arasındaki ilişkiyi değerlendirdik ve istatiksel olarak aralarında anlamlı bir ilişki bulamadık. Anahtar Kelimeler: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, yerleştirme torku, osstell RFA, bilgisayarlı tomgrafi, Hounsfield Unit.

Kemik dansitesiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiTomografi-x ışınlı-bilgisayarlı+1
Mehmet Akgül
Fırat University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yönlendirilmiş kemik rejenerasyonunda kişiye özel dijital olarak tasarlanmış titanyum mesh kullanımının retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, vertikal, horizontal veya kombine alveolar kemik defektlerinin tedavisinde, dijital olarak tasarlanmış kişiye özel titanyum mesh kullanılarak uygulanan yönlendirilmiş kemik rejenerasyonu (YKR) işlemlerinin klinik ve radyografik başarısının değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Toplam 33 olgu (24 kadın, 9 erkek) çalışmaya dâhil edildi; 19'u sınıf III, 14'ü sınıf IV defekt olarak sınıflandırıldı. Tüm olgularda CAD/CAM ile kişiye özel titanyum mesh kullanıldı ve greft olarak İSKKM-DDKKA kombinasyonu tercih edildi. Postoperatif dönemde konik ışınlı BT ile planlanan ve rejenerasyonu sağlanan kemik hacimleri, vertikal kazanım ve mesh uyumu değerlendirildi. Bulgular: Ortalama planlanan kemik hacmi 889,73 mm³, elde edilen hacim ise 680,88 mm³ olup, genel başarı oranı %78'dir. Ortalama vertikal kazanım 2,47 mm, mesh uyumu %84,64'tür. Olguların %21,2'sinde mesh ekspozu gözlenmiştir. Defekt lokalizasyonu, çene bölgesi veya diş sayısı ile başarı arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Ancak komplikasyon gelişen olgularda başarı oranı (%62) ve vertikal kazanım, komplikasyonsuz olgulara (%83) kıyasla anlamlı düzeyde düşüktür. Sonuç:Dijital tasarımlı kişiye özel titanyum meshler ile uygulanan YKR, vertikal ve horizontal kemik ogmentasyonunda yüksek klinik ve radyolojik başarı sunan güvenilir bir yöntemdir. Düşük komplikasyon oranına rağmen, özellikle mesh ekspozu başarıyı ve kemik kazanımını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, cerrahi planlama ve yumuşak doku yönetimi kritik öneme sahiptir.

AllogreftAlveolar kemik kaybıKsenograft
Muhammed Abdullah Demiralp
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Zonguldak ilinde bulunan hastaların akılcı ilaç kullanımı hakkındaki farkındalığının değerlendirilmesi

Osman CİHAN, Zonguldak İlinde Bulunan Hastaların Akılcı İlaç Kullanımı Hakkındaki Farkındalığının Değerlendirilmesi, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi, Uzmanlık Tezi, Zonguldak, 2022 Günümüzde ilaç kullanımı, sağlık hizmetleri açısından olmazsa olmaz bir konumdadır. Akılcı ilaç kullanımı, ilaçların hem bireysel hem de toplumsal düzeyde hastalıkların önlemesindeki rolünden dolayı ayrı bir öneme sahiptir. Akılcı olmayan ilaç kullanımı ise ülkemizdeki sağlık harcamalarında ciddi bir paya sahiptir. Bu çalışma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi 'ne başvuran hastaların akılcı ilaç kullanımı konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi 'ne başvuran 370 hasta dahil edilmiştir. Hastalara akılcı ilaç kullanımı ile bilgi düzeyi ve tutumlarını değerlendirmek üzere 20 soruluk bir anket uygulanmıştır. Çalışmamızdan elde edilen Veriler IBM SPSS Statistics 23 programına aktarılarak analiz edilmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için dağılımlar (Sayı, %) verilmiştir. İki kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığına Ki Kare Testi ile bakılmıştır. Ki kare testi için gruplarda yeterli sayılara ulaşılamadığı durumlarda grup birleştirmeleri yapılmış ve test tekrar uygulanmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p<0,05 alınmıştır. Katılımcıların çoğunluğunun (%51,4'ü) erkek; %55,1'inin 16-29 yaş aralığında olduğu; %56,8'i Lisans mezunu; %4,1'nin kronik hastalığının olduğu ve %13,5'inin düzenli ilaç kullandığı görülmüştür. Ayrıca katılımcıların çoğunluğunun (%37,8'inin) öğretmen; %50'sinin geliri giderinden az olduğu; %12,2'sinin sosyal güvencesinin olmadığı gözlenmiştir. Katılımcıların çoğunluğu (%71,6'sının) ilaç saklama talimatını okuyup dikkat ettiği; %85,1'inin ilacın son kullanım tarihine dikkat ettiği; %60,8'nin muayene olmadan eczaneden ilaç aldığı; %18,9'unun başkalarının tavsiyesi ettiği ilacı kullandığı; %83,3'ünün ilacın prospektüsünü okuduğu; çoğunluğunun (%50'snin) arta kalan ilacı gerektiğinde kullanmak üzere sakladığı; çoğunluğunun (%40,5'i) ilaçlara özel odada ilaçları sakladığı belirlenmiştir. Akılcı olmayan ilaç kullanımı, ülkemizde olduğu gibi dünyadaki diğer ülkelerde de görülen evrensel bir sorundur. Akılcı ilaç kullanımı konusunda dünyada ve ülkemizde belli bir yol alınsa da ilaçların kullanım sorunları devam etmektedir. Akılcı ilaç kullanımı bilincinin aşılanması için örgün ve yaygın eğitim olanakları kullanılmaya ve geliştirilmeye devam edilmelidir. Eğitim yanında, kazanılan tutum ve davranışların korunması ve desteklenmesi için gerekli idari düzenlemeler yapılmalıdır. Bu yüzden hekimlerin objektif bilgiye ulaşabilmesi için ülkemizde mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim gözden geçirilmelidir. Hekimlerin akılcı ilaç kullanımın çoğu bileşenleri konusunda, bilgi düzeylerini yetersiz görmeleri, ülkemizde mezuniyet öncesi ve sonrasında bu konuda ciddi sorunların olduğunu ortaya koymaktadır

Akılcı ilaç kullanımıFarkındalıkZonguldak+4
Osman Cihan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem muayenesi yapılan hastaların şikayetlerinin anket çalışması ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı temporomandibular eklem disfonksiyon (TMD) nedeni ile kliniğimize başvuran hastaların, şikayetlerini sorgulayan tarama anketi uygulanarak, elde edilen verilerin, birbirleriyle ilişkisini incelemek ve değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kliniğimize 30.11.2020-30.11.2021 tarihleri arasında TMD şikayeti ile başvuran hastalar dahil edildi. Çalışma 158'i kadın (ort. yaş 34,42±14,24), 43'ü erkek (ort. yaş 31,26±12,96) olmak üzere toplam 201 hasta (ort. yaş 33,75±14,00) üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar cinsiyet, yaş, meslek grubu, medeni durum ve sistemik hastalığının olup olmamasına göre 5 gruba ayrıldı. Hazırlanan anket formundaki sorular hastalara araştırmacı tarafından açıklandıktan sonra hastaların sorulara verdiği cevaplar aynı araştırmacı tarafından anket formuna kaydedildi. Hazırlanan anket formundaki sorular ile hastaların ağrı şikâyeti, çiğneme kabiliyeti, bruksizm ve çene eklemlerinden gelen ses şikâyetleri değerlendirildi. Anket formundan elde edilen veriler ile şikayetlerin hem bu 5 hasta grubu ile olan hem de şikayetlerin birbirleri ile olan ilişkisi incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen kişilerin %54,7'sinde şu anda ağrı vardı. %55,2'sinde diş sıkma veya gıcırdatma alışkanlığı vardı. %74,6'sında çiğneme veya konuşma sırasında ağrı artışı vardı. %35,8'inde ağız açmada kısıtlılık vardı. %65,7'sinde çenesindeki probleme bağlı olarak yeme güçlüğü vardı. %57,7'sinde çeneden ses gelme vardı. Ağrı şiddeti ortalaması ve standart sapması 5,13±2,85 iken çiğneme zorluk skoru ise 4,32±3,17'ydi. Temporomandibular bozukluk şikayeti ile başvuran hastaların ağrı şikayeti özellikle kadın hastalarda daha fazlaydı. Çiğneme konuşma sırasında ağrı artışı en belirgin şikayetti. Ağrı ve çiğneme zorluğu arasında bir ilişki vardı. Sonuç: Temporomandibular eklem bozuklukları nedeni ile eklemde ağrı ve ses şikayeti, ağız açmada kısıtlılık gibi problemler ortaya çıkmaktadır. Özellikle eklemdeki ağrı şikayeti hastaların çiğnemede zorluk yaşamalarına neden olmaktadır. Bu da hastaların hayat konforunu düşürmektedir. Bu nedenle hastaların daha detaylı teşhis ve tedavi planlamasına ihtiyaç vardır.

AnketlerAğrıBruksizm+3
Nurgül Tuyu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Antitrombotik ve antikoagülan ilaç kullanan hastaların konsültasyon sonuçlarının oral cerrahi öncesi değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı çeşitli sebeplerle antikoagülan ve antitrombotik ilaç kullanan hastalar için oral cerrahi işlem öncesi yazılan konsültasyonlarla ilişkili verileri sunmak ve bu bireylerin oral cerrahi işlem sırasındaki risk durumlarını incelemektir. Konsültasyona gönderilen hastaların, yaş ve cinsiyet dağılımları, hastalara tıp hekimince önerilen medikal düzenleme protokolleri oransal olarak incelenmiştir. Bu çalışma; Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalına 15/01/2022 - 15/06/2022 tarihleri arasında oral cerrahi tedavi için başvuran kardiyovasküler hastalıklar sebebiyle antitrombotik veya antikoagülan tedavi altında olan 300 hastanın, tedavi öncesinde birimde görev yapan hekimler tarafından yazılıp kardiyoloji tarafından cevaplanan konsültasyon formlarının prospektif olarak incelenmesiyle yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaş üstündeki hastalar dahil edilmiştir. Hastaların yaşları 23 ile 85 yıl arasında değişmekte olup ortalama 62.05±10.62 yıldır. Hastaların %39'u (n=117) kadın, %61'i (n=183) erkektir. Hastaların %17.3'ü (n=52) antikoagülan, %46.7'si (n=140) antitrombotik, %12.3'ü (n=37) yeni nesil antikoagülan, %23.7'si (n=71) ise kombine tedavi almaktadır. Hastaların %18.7'sinde (n=56) rejim değişikliği gerçekleştirilirken, %54'ünün (n=162) rejimine ara verilmiş, %27.3'ünün (n=82) ise rejimine devam edilmiştir. En sık kullanılan ilaçlar ASA ve Klopidogrel'dir. En sık ara verilen ilaçlar %38.3 (n=62) ile ASA ve %37 (n=60) ile Klopidogrel'dir. Konsülte edilen hastaların %57,7' si(183 hasta) yüksek risk grubundadır ve bu hastaların konsülte edilmesi cerrahi açıdan doğru bir karardır. Yüksek risk grubunun yaş cinsiyet ve kullanılan ilaçla ilişkisi vardır bu hastaların tespit edilmesi önemlidir. Yeni nesil antikoagülan veya tek başına ASA ya da Klopidogrel kullanan hastaların kanama riski düşüktür ve işlem öncesi rejime ara verilmesine gerek yoktur. Antitrombotik ve antikoagülan kullanan hastalarda oral cerrahi tedavi öncesi kullanılan ilaçlar açısından düzenleme ya da değerlendirme yapılması bilimsel kanıtlardan yola çıkılarak oluşturulan kılavuzla olmaktadır. Olası kanama komplikasyon risklerinin azaltılması ve tedavilerin standartlaştırılması için otoritelerce hazırlanan kılavuzların takip edilmeleri son derece önemlidir. Bu bağlamda hekimler güncelleştirmeleri takip etmelidirler. Anahtar kelimeler: Antitrombotik-antikoagülan ilaçlar, oral cerrahi, konsültasyon

AntikoagülanlarCerrahiEmboli ve tromboz+2
Nazlı Yetik
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmmediyat implantasyon için posterior mandibulanın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirilmesi

Amaç: Cerrahi işlem öncesinde yapılan planlama oldukça önemlidir. Mandibula posteriorda oluşabilecek diş kaybı sonrası soketlerin immediyat rehabilitasyonu için ilgili bölgenin anatomisini çok iyi bilmek gerekir. Bunun için en uygun araç KIBT'dir. Gereç Yöntem: Çalışmamızda fakültemize başvuran 18 yaşından büyük 120 hastanın (61 kadın- 59 erkek) Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri arşiv taraması ile retrospektif olarak incelendi. Herhangi bir endikasyon (gömülü diş değerlendirme, implant planlama, kist-tümör değerlendirme, apikal rezeksiyon gibi) ile KIBT görüntüsü alınan ve sağ veya sol posterior mandibulada dişleri bulunan hastaların görüntüleri incelendi. Bulgular: Mental foramen, mandibulanın ön bölgesinin en önemli anatomik işaretlerinden biridir ve konumu uygulanacak cerrahi için kritiktir. Bizim çalışmamızda en sık 2. Premolar dişlerin kök ucunda izlenmiştir. İmplant yerleştirilen bölgedeki kemik kalınlıkları da çok önemlidir ve 1 mm den küçük kemik kalınlığı rezorpsiyona neden olabilir. Çalışmamızda 2. Premolar dişlerin %86'sının bukkal kemik kalınlıkları 1 mm den küçüktür. Sonuç: Bu bölgedeki osteotomiler sırasında lingual konkavitenin varlığı lingual plağın delinme riskini arttırdığından özel dikkat gerektirir. Ağız tabanındaki iyatrojenik yaralanmalarda yanlış yönlendirilmiş frezler veya diskler sonucu şiddetli kanamalar meydana gelebilir. Konkavite bulunan mandibulalarda bu riskler çok yüksektir. Çalışmamızda en riskli diş 2. Molar diş bulunmuştur. Neredeyse yarısında büyük konkaviteler izlenmiştir. Mandibular kanala bitişik yapıları içeren implant yerleştirme prosedürlerinde yüksek yaralanma riskinden kaçınmak için kanalın ve nörovasküler demetin intraosseöz seyri hakkında kesin bilgi gereklidir. Çalışmamızda 2. Molar dişlerin kök uçları mandibular kanala oldukça yakın bulunmuştur. Bu sonuçlara göre özellikle 2. Premolar ve 2. Molar dişlere yapılacak immediyat implantasyondan önce KIBT inceleme oldukça faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: İmmediyat implantasyon, posterior mandibula, KIBT

Dental implantasyonDental implantlarKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Serdar Şaban Acar
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Panoramik radyografide maksiller premolar ve molar dişlerin köklerinin sinüsle ilişkisine göre diş çekimi sonrası oroantral açıklık oluşma insidansının değerlendirilmesi

Furkan ÇAM, Panoramik Radyografide Maksiller Premolar Ve Maksiller Molar Dişlerin Köklerinin Sinüsle İlişkisine Göre Diş Çekimi Sonrası Oroantral Açıklık Oluşma İnsidansının Değerlendirilmesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Zonguldak, 2023 Amaç: Maksiller premolar ve molar dişlerin köklerin sinüs membranıyla ilişkide olabilmektedir. Maksiller premolar ve molar dişlerin çekimi sonrası sinüs membran perforasyonu karşılaşılan komplikasyonlardan biridir. Bu çalışmanın amacı, diş hekimliği fakültesinin ağız diş ve çene cerrahisi kliniğine çeşitli nedenlerle diş çekimi için başvuran hastaların, panoramik radyografide kök sinüs ilişkisine göre çekim sonrası sinüs membran perforasyonu meydana gelme insidansını belirlemek ve sinüs membran perforasyonu gözlenen vakaların panoramik radyografilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Diş çekimi yapılan hastaların panoramik radyografide değerlendirmeleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışmada toplamda 1142 diş çekilmiştir ve çekim sonrası 31 vakada sinüs membran perforasyonu görülmüştür. Diş çekimi sonrası Sinüs membran perforasyonu görülme insidansı %2,7 olarak bulunmuştur. Çekim sonrası sinüs membran perforasyonu gözlenen vakalarda birinci ve ikinci molar dişlerin köklerinden kaynaklı olması, üçüncü molar ve ikinci premolara göre anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Diş çekimi sonrası sinüs membran perforasyonu gözlenebilen bir komplikasyon olabileceğinden, diş hekimi panoramik radyografinin değerlendirmesini çekim öncesinde mutlaka yapmalı, çekim sonrasında bu komplikasyonun meydana gelip gelmediğini kontrol etmelidir. Anahtar Sözcükler: Sinüs membran perforasyonu, panoramik radyografi, diş çekimi, maksiller molar ve premolar dişler

Azı dişleriCerrahi-diş hekimliğiDiş kökü+6
Furkan Çam
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Antidepresan ilaç kullanan hastaların Bruksizm açısından değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı antidepresan ilaç kullanımı olan hastaların bruksizm bulguları açısından değerlendirilmesidir. Çalışmamız Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi kliniğine başvuran 118 hasta üzerinde yapılmıştır. Hastalara uygulanan 6 soruluk bir anket ve klinik değerlendirme yöntemleri ile bruksizm tespiti yapılmıştır. Klinik olarak masseter kası palpasyonunda ağrı ve hipertrofi varlığına, diş aşınmalarına, ağız içi bukkal mukozadaki izlere bakılmış ve hastaların temporomandibular eklem muayeneleri yapılmıştır. Hastalarından elde edilen veriler; seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSGİ) ve serotonin noradrenalin geri alım inhibitörü (SNGİ) tipi antidepresan ilaçlar olarak 2 grupta değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların ilaç kullanma süreleri göz önüne alınarak; 1 yıldan kısa veya uzun süreli kullanımlarına göre gruplandırılıp elde edilen veriler ayrı bir değerlendirilmiştir. 118 hastanın; %81,4'ü (n= 96) kadın, %18,6'sı (n=22) erkektir. Hastaların yaşları 18 ile 77 arasında değişmekte olup ortalama yaş 42.6 ± 14,3 yıldır. Hastaların %57,6'sı (n=68) SSGİ, %42,4'ü SNGİ (n=50) grubu antidepresan kullanmaktadır. SNGİ grubunda bruksizm oranı SSGİ grubundan anlamlı (p<0.05) olarak daha yüksekti. İlaç kullanım süresi 1 yıl üstü olan grupta bruksizm oranı ilaç kullanım süresi 1 yıl altı olan gruptan anlamlı (p<0.05) olarak daha yüksekti. SSGİ ve SNGİ grubu antidepresanların kullanımı sonrası istenmeyen bir etki olarak bruksizm gelişebilmektedir. Hastaların ve bu ilaçları reçete eden hekimlerin ilaç kullanımıyla gelişebilen bruksizme karşı farkındalığının arttırılması; bruksizm gelişmesi halinde erken teşhisinin ve tedavisinin yapılması, hastanın kullanılan antidepresan ilaç tedavisinin gözden geçirilmesi ve gerekliyse yeniden planlaması açısından oldukça önemlidir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Bruksizm, Antidepresan ilaçlar, SSGİ, SNGİ

Antidepresif ajanlarBruksizmCerrahi-diş hekimliği+3
Elif Çetin
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibulada gömülü yirmi yaş dişi pozisyonlarının angulus kırığına etkisi; Sonlu elemanlar analizi

Mandibula yüz iskeletinde bulunan diğer kemiklere kıyasla en büyük ve en güçlüsüdür. Buna rağmen yüz yaralanmalarında en çok kırılan kemiktir. Mandibulada kırığın yeri çeşitli faktörlere bağlıdır. Bunlar; çarpma noktasının bölgesi, çiğneme kaslarının hareketi, kırılma anındaki kondil pozisyonu, diş okluzyonu, kemik dokusunun kalitesi ve darbenin yönü olarak sıralanabilir. Gömülü alt üçüncü molar dişlerin alt çenenin angulus kırıklarıyla ilişkisi birçok epidemiyolojik çalışmanın konusu olmuştur. Mandibulada yirmi yaş dişi varlığının, özellikle gömülü veya kısmen gömülü olduğu durumlarda mandibular angulus bölgesinde kırılma riskini iki-dört kat artırdığı öne sürülmüştür. Fakat gömülü dişin kemik içerisindeki pozisyonunun angulus kırığına etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı farklı pozisyonlardaki gömülü yirmi yaş dişinin angulus kırılganlığı üzerindeki etkisini değerlendirmektir.Yirmi yaş dişleri mandibula içerisinde meziyoanguler, vertikal, horizontal ve distoanguler pozisyonda gömülü kalmaktadırlar. Ayrıca komşu diş ile ramus ön kenarı arası mesafedeki değişim ile farklı pozisyonları mevcuttur.Çalışmamızda bu farklı tiplerdeki gömülü dişler ayrı ayrı bilgisayar üzerinde modellenmiştir ve gömülü yirmi yaş dişinin kemik içerisindeki pozisyonun mandibulanın farklı noktalarına gelen travma karşısında angulus bölgesinde oluşturduğu stres değerleri belirlenmiştir. Araştırma, üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile statik lineer analiz yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda modellenen gruplarda angulus bölgesinde en çok stres oluşturan kuvvet ipsilateral angulustan uygulanan kuvvet olarak bulunmuştur. Simfizden uygulanan kuvvette bütün gömülü diş tiplerinin bukkal çevresinde lingual alana göre daha fazla stres birikimi görülmüştür. Kontrol modeli ile diğer modeller karşılaştırıldığında angulus lingual alanda ölçülen stres değerlerinde farklılık gözlenmemiştir. İpsilateral kuvvette sınıf II ve sınıf III modelde lingual alanda stres fazla iken sınıf I modelde dişin bukkal çevresinde stres birikimi fazla bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gömülü yirmi yaĢ diĢi, travma, sonlu eleman analizi, mandibular angulus

Azı dişleriDental stres analiziDiş-gömülü+4
Neziha Keçecioğlu Seyrek
Fırat University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Mandibulada uygulanan manafokal ,bifokal ve trifokal distraksiyon osteogenezisinin biyomekanik ekiklerinin analizi yöntemi ile araştırması

Distraksiyon osteogenezi; dereceli olarak uygulanan çekme kuvvetiyle, ayrılan kemik segmentlerinin yüzeyleri arasında yeni kemik formasyonlarının meydana geldiği biyolojik bir olaydır. İskelet doku ve bunu örten yumuşak doku üzerinde gerilim oluşturan çekme kuvveti, distraksiyon vektörüne paralel olarak yeni kemik oluşumunu uyarır. Çalışmamızda değişik tipteki mandibular defeklerin kapatılması amacı ile üç farklı tipte intraoral distraksiyon biyomekanik etkileri ile incelenmiştir. 3 boyutlu tam dişli genç erkek hastalardan alınan mandibula tomografileri kullanılarak MSC MENTAT (MSC Software Corporation, Santa Ana, Ca, Amerika) version 2005 programı yardımıyla model oluşturma işlemleri tamamlanmıştır. The MSC MARC 2005 (MSC Corporation, Santa Ana, CA, 92707, USA) Finite Element Solver yazılımı kullanılmış ayrıca kemik doku ve fiksasyon apareylerinde oluşan stres dağılımları da hesaplanıp şematize edilmiştir. Fiksasyon materyallerinde ve kemik dokularda tespit edilen streslerin karşılaştırılmasında Mega Pascal biriminde Von Mises Stres, Maksimum Principle Stres ve Minimum Principle Stres değerleri kullanılmıştır. Monofokal ve trifokal modellerde streslerin lokalizasyonu itibari ile bakıldığında stresin birinci vidalar ve bu bölgedeki plaklar etrafına toplandığı gözlemlenmiştir, ancak model bifokal modelde bu stres alanlarının bütün vidalar ve etrafındaki plaklarda yaygın olduğu saptanmıştır.

BiyomekanikDikkat dağıtmaKemik ve kemikler+3
Mehmet Kemal Tümer
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem rahatsızlığı bulunan kadın hastalardaki östrojen değerleri ve sinoviyal sıvı içerisindeki TNF-α, IL-1ß, IL-6, IL-8, IL-10 ve IL-12 seviyelerinin değerlendirilmesi

Temporomandibular eklem (TME) rahatsızlıkları TME'nin yapısını, mastikatör kasları veya her ikisini birden ilgilendiren bir grup rahatsızlığı içermektedir. Temporomandibular eklem hastalıklarının kadınlarda daha sık görülmesi TME rahatsızlıklarının gelişiminde cinsiyet hormonlarının etkili olabileceği ihtimalini ortaya koymaktadır. Cinsiyet hormonlarından olan östrojenin TME rahatsızlıklarının gelişiminde önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı TME rahatsızlığı bulunan kadın hastalardaki östrojen seviyesi ve TNF-α, IL-1ß, IL-6, IL-8, IL-10 ve IL-12'nin sinoviyal sıvıdaki konsantrasyonlarının değerlendirilmesidir. Çalışmamız tek taraflı TME rahatsızlığı olan 36 kadın hasta üzerinde yürütülmüştür. Hastalar östrojen seviyelerine (Yüksek ve düşük) ve tedavi başarısına göre (Başarılı ve başarısız) iki alt gruba ayrılmıştır. Tüm hastalara artrosentez tedavisi uygulanmış ve hastalar en az altı ay takip edilmiştir. Sinoviyal sıvısı örnekleri artrosentez işlem sırasında alınmıştır. Hastalara ait serum östrojen seviyeleri kan örnekleri alınarak tespit edilmiştir. Östrojen ve sitokin seviyeleri işlem öncesinde, klinik bulgular ise hem işlem öncesinde hem de işlem sonrasında kayıt edilmiştir. Daha sonra bu klinik ve laboratuvar bulguları karşılıklı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda östrojenin artrosentezin etkinliği üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu görülse de artrosentez işleminin yüksek ve düşük östrojen seviyelerinde ağrıyı rahatlatmada etkili olduğu görülmüştür. Tedavi açısından başarılı ve başarısız gruplara ait sitokin seviyeleri arasında anlamlı bir fark tespit edilemese de TNF-α'nın düşük östrojen seviyesiyle ilişkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında IL-1ß'nın kronik ağrı ile, düşük IL-8 ve IL-12 konsantrasyonlarının ise palpasyon ile hissedilen TME ağrısı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak östrojenin klinik ve biyokimyasal bulgular ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca östrojen seviyesinin 36.48 pq/ml'nin üzerinde olduğu hastaların TME rahatsızlıkları gelişimine yatkın olabileceği ve bu hastalara uygulanan artrosentez tedavisinin etkinliğinin daha düşük olabileceği düşünülmektedir.

KadınlarSinovyal sıvıTemporomandibular eklem+7
Burak Cezairli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Atrofik maksillanin rehabilitasyonunda farklı implant konfigürasyonlarının ve farklı kemik yoğunluklarının etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Atrofik maksilada implant rehabilitasyonu az miktarda ve düşük kalitede kemik varlığı nedeniyle sorun teşkil etmektedir. Kemik greftleme ve sinüs elevasyonu teknikleri implant yerleştirilecek bölgeyi desteklemek amaçlı kullanılan teknikler arasındadır. Kemik greftleme ve sinüs elevasyonu komplikasyon riskleri taşıyan invaziv teknikler olarak bilinirler. Kısa ve açılı implant kullanımı bu invaziv tekniklere alternatif olarak gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı atrofik maksillada sabit protez tasarlanması için kullanılan açılı uzun, kısa vertikal ve uzun vertikal implantların etkilerini sonlu elemanlar analizi yöntemi (SEY) ile biyomekanik yönden karşılaştırmaktır. Çalışmada 3 boyutlu (3D) Solidworks Bilgisayar destekli yazılım progamı kullanılarak orta düzeyde sinüs pnömatizasyonuna sahip bir maksilla modellendi. Yirmi altı model oluşturuldu ve modeler D2 ve D3 kemik grupları olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Tip 2 kemik modeli 1.5 mm kortikal kemikle kaplı trabeküler kemikten, Tip 3 kemik ise 0.75 mm kortikal kemikle kaplı trabeküler kemikten oluşmaktadır. Atrofik maksilla modelindeki implantlar farklı sayı, boy ve distal eğim açısında olacak şekilde modifiye edildiler. Tüm modellerde hibrit protez tasarlandı. Çiğneme kuvvetini simüle etmek amaçlı 150 N'luk kuvetler bilateral olarak 1. premolar, 2. premolar ve 1. molar bölgeden aksiyal olarak uygulandı. İmplantların etrafındaki stres 'Solid Works' programı kullanılarak ölçüldü ve sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirildi. Sonuçlar implanttaki boy artışının modellerdeki stres dağılımına pozitif etki ettiğini gösterdi. Distaldeki implantın açılı kullanılmasının vertikal kullanımına nazaran kemikte daha yüksek stres değerleri oluşturduğu tespit edildi. Atrofik maksilla için optimal implant sayısının 7 olduğu tespit edildi.

Zeynep Gümrükçü
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Gallium aluminium arsenide diode lazerin temporomandibular eklemde oluşturulan deneysel osteoartrit üzerine erken dönemdeki biyostimülasyon etkisinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi

Osteoartrit (OA); eklem kartilajlarını ve kemik yapılarını etkileyen kronik non-inflamatuar bir hastalıktır. Osteoartritin temporomandibular eklem (TME) tutulumunda tedaviye aşırı miktarda olan ya da tekrarlayan travmayı uzaklaştırma ile başlamak gerekmektedir. Hastalığın ilerleyen durumlarında non-steroidal anti-enflamatuar ilaç kullanımı, termal tedaviler, ultrason, kızılötesi ısı terapisi, serbest cisimlerin debridmanı, osteotomi ve protetik replasmana varan tedaviler uygulanmaktadır. Literatürde OA'nın TME tutulumunda Gallium Aluminium Arsenide diode lazer (Düşük Seviyeli Lazer) biyostimülasyonunun uygulandığı başka bir çalışma bulunmadığından tavşan eklemleri üzerinde deneysel olarak oluşturulmuş OA'ya lazer biyostimülasyonun kısa dönem histopatolojik etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu sebeple 21 adet ergin tavşan TME'sine sodyum mono iyode asetat enjeksiyonu ile bir ay sürede deneysel OA oluşturulmuştur. Çalışma Grubu 1'i oluşturan yedi adet tavşanının TME'lerine aralıksız emüsyon, 940 nm dalgaboyu, 5 W güç, 15 J/cm2 yoğunlukta, 9 sn süreyle, 48 saat arayla 14 seans lazer uygulanmıştır, Çalışma Grubu 2'i oluşturan altı adet tavşana da aynı parametreler ile 24 saat aralıklarla 28 seans lazer uygulanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan sekiz adet tavşana ise deneysel OA oluşturup herhangi bir lazer tedavi prosedürü uygulanmamıştır. Deney prosedürü bitiminde bütün tavşanlar eş zamanlı olarak sakrifiye edilip TME'lerinin eklem kartilajları, osteokondral birleşimleri, kondrosit görünümleri ve subkondral kemikleşmeleri histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda lazer uygulanan çalışma gruplarındaki normal doku yüzdelerinin kontrol grubuna göre daha fazla oldukları görülmüştür ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak, çalışmada kullanılan lazer biyostimülasyon protokolleri etkin bulunmamıştır. Osteoartrit tedavisinde daha etkili olabilecek lazer biyostimülasyon protokollerinin belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

EnjeksiyonlarGalyumKemik ve kemikler+6
Sadi Memiş
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Trombositten zengin plazmanın temporomandibular eklem kartilajı üzerindeki yara iyileşmesine etkisi

Temporomandibular Eklem (TME) osteoartriti (OA) artiküler kartilaj ve kemiğin normal sentez ve dejenerasyonu arasında ki dengenin mekanik ve biyolojik olaylar ile bozulması sonucunda TME'de kemik, kartilaj ve eklemi destekleyen dokuları etkileyen bir hastalıktır. Trombositten zengin plazma (TZP) hastanın kendi kanından elde edilen örneğin santrifüjü ile konsantre trombosit ve ilgili büyüme faktörlerinden oluşur. Trombositten zengin plazmanın klinik kullanımı hücrelerde proliferasyon ve diferansiasyon ve doku remodelingi üzerindeki olumlu etkilerine bağlı olarak potansiyel iyileştirici özellikBu çalışmanın amacı TZP enjeksiyonunun temporomandibular eklem kartilajı ve subkondral kemik iyileşmesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda 16 Yeni Zelanda tavşanı, tek TZP enjeksiyon ve çoklu trombositten zengin plazma enjeksiyon olmak üzere rastlantısal olarak iki gruba ayrıldı. Literatürde belirtildiği şekilde OA modeli oluşturmak amacı ile tüm tavşanların temporomandibular eklemine bilateral olarak sodyum mono iodoasetat enjekte edildi. Sodyum mono iodoasetat enjeksiyonundan 4 hafta sonra tavşanlardan otolog kan alınarak TZP elde edildi. Trombositten zengin plazma sağ TME'ye tek enjeksiyon grubunda bir kez, çoklu enjeksiyon grubunda ise üç kez (haftada bir kez) enjekte edildi. Kontrol grubu olarak tüm hayvanların sol TME'sine her TZP enjeksiyon zamanında izotonik NaCl enjekte edildi. İlk TZP enjeksiyonundan 30 gün sonra tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çalışmanın sonunda TZP'nin TME kartilaj ve kemik yüzeylerine etkisi histopatolojik olarak değerlendirildi. Histolojk değerlendirme sonunda gruplar arasında kartilaj ve subkondral kemik rejenerasyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Ancak çoklu TZP enjeksiyon grubunda kartilaj ve subkondral kemikte daha fazla iyileşme gözlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda TME OA tedavisinde TZP enjeksiyonunun tek başına veya diğer tedavi modelleri ile beraber kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

EnjeksiyonlarKıkırdakKıkırdak-artiküler+4
Ümmügülsüm Coşkun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konsantre edilmiş büyüme faktörünün dental implant primer stabilizasyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Diş kayıpları hastalarda fasiyal estetiğin bozulmasının yanısıra çiğneme ve konuşma problemine de neden olur. Bu kayıplar konvansiyonel protezlerle rehabilite edilebilecek olsa da bu protezlerin fonksiyonel olarak yeterli olmaması durumunda hastalar implant destekli protezlere ihtiyaç duyar. Canlı kemik ile yük taşıyan implant arasındaki direkt yapısal ve fonksiyonel bağlantıya osseointegrasyon denir. Osseointegrasyon prosesinde büyüme faktörlerinin ve ekstraselüler matriksten salınan iyileşmeyi sağlayıcı moleküllerin önemi büyüktür. Çalışmada implant için hazırlanan sokete ve implant yüzeyine hastanın kendi kanının santrifüjü sonucu elde edilen KBF (Konsantre Edilmiş Büyüme Faktörü) uygulanmıştır. İmplant kavitesine KBF uygulamasıyla büyüme faktörü ve iyileşme mediatörlerinin bölgeye daha hızlı gelmesi sağlanarak osseointegrasyon prosesinin daha erken dönemde başlaması, böylelikle osseointegrasyon prosesi için beklenen sürenin kısaltılması amaçlanmıştır. Maksilla anterior bölgede diş kaybı bulunan 12 hasta üzerinde çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubunda hazırlanan implant kavitesinin duvarları implant yerleştirilmeden önce KBF membran ile örtüldü, kontrol grubunda ise konvansiyonel implant uygulaması yapıldı. Rezonans frekans analizi ölçümleri OstellTM cihazı ile ISQ olarak intraoperatif ve postoperatif 1. hafta ve takip eden 4. haftada yapıldı. Dönemler arasındaki ISQ değer farklılıkları değerlendirildi.Yapılan ölçümler sonucunda kontrol grubunda ilk 4 hafta ISQ değerlerinde düşüş gözlenirken, çalışma grubunda hafif yükselme görüldü. Çalışma ve kontrol grupları arasındaki ölçüm değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Yapılan çalışma sonuçlarına göre KBF'nin implant primer stablizasyonu üzerinde pozitif etkileri olduğu gözlenmiştir.

Büyüme maddeleriDental implantasyonDental implantlar+3
Çağaşan Pirpir
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dental implant tedavisinin hayat kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Modern diş hekimliğinde, implant tedavisi, diş kaybı nedeniyle azalan yaşam kalitesini artırmada en uygun tedavi seçeneği olarak görülmektedir. Ağız sağlığı etki profili (OHİP), erişkinlerde, ağız içi, ameliyat öncesi ve sonrası yaşam kalitesini ölçmede kullanılan en yaygın ölçektir. Çalışmanın amacı, dental implant uygulanan parsiyel veya total dişsiz hastalarda ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve implant tedavisinin yaşam kalitesini arttırma yönünde etkisinin olup olmadığının değerlendirilmesidir. Çalışma, cerrahi operasyona engel olacak herhangi bir sistemik kontraendikasyonu bulunmayan, maksilla veya mandibulada tek veya çoklu diş eksiklikleri bulunan 60 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar 4 gruba ayrıldı. Total protez kullanan, hareketli bölümlü protez kullanan, sabit bölümlü protez kullanan ve protez kullanmayan dişsiz hastalar. Her bir grup 15 hasta içermektedir. Hastalara, implant cerrahisi öncesi, cerrahi operasyondan bir hafta sonra ve protetik restorasyon bir ay kullanıldıktan sonra hayat kalitelerindeki değişimi değerlendirmek için OHIP-14 anket formları uygulandı. Çalışmanın istatistiksel sonuçları değerlendirildiğinde, bütün gruplarda implant cerrahisi sonrası birinci haftada hastaların yaşam kalitelerinde istatiksel bir fark olmadığı; bununla birlikte protetik restorasyon sonrası tüm gruplarda yaşam kalitesinde artış olduğu görüldü. Sonuç olarak, dental implant tedavisi parsiyel ve total dişsiz hastaların yaşam kalitelerinde artış sağlamaktadır.

Ağız sağlığıDental implantasyonDental implantlar+2
Burak İrfan İçten
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı flep tekniklerinin yarı gömülü alt çene 3. molar dişlerin cerrahisi sonrası komşu 2. molar dişlerin periodontal sağlığı üzerine olan etkileri

Oral ve maksillofasiyal cerrahide 3M diş operasyonları ağrı, ödem ve komşu 2M dişte periodontal problemler gibi birçok post-operatif komplikasyonlara neden olabilir. Postoperatif komplikasyonları azaltmak için birçok farklı flep tekniği geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı 3 köşeli laterale kaydırılan flep tekniği ile birlikte uygulanan primer kapatma yöntemi (FlepI tekniği) ve zarf flep ile uygulanan sekonder kapatma yönteminin (FlepII tekniği) 3M cerrahisi sonrası komşu 2M dişin periodontal sağlığı üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir.Çalışmaya bilateral simetrik mesio-vertikal veya vertikal yönde yarı gömülü 3M dişleri bulunan yaşları 18-28 arasında değişen 8 erkek, 22 kadın toplam 30 hasta dahil edilmiştir. Her iki 3M dişler aynı seansta çekilirken bir tarafa FlepI tekniği, diğer tarafa ise FlepII tekniği uygulanmıştır.Pre-operatif dönemde ve post-operatif 2., 7., 30. ve 90. günlerde ölçümler yapılmıştır. Ağrı VAS yöntemi ile, ödem fasiyal bölgelerden yapılan ölçümler ile alveolit ve yara enfeksiyonu klinik parametreler kullanılarak ve yara iyileşmesi de YİS (Yara İyileşmesi skalası) ile değerlendirilmiştir. Komşu 2M dişin periodontal sağlığının değerlendirilmesinde dişeti çekilmesi, klinik ataşman seviyesi, cep derinliği, plak indeksi, gingival indeks ve kanama indeksi parametreleri klinik ölçümler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Tüm veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.Bu çalışmanın sonucunda 3M cerrahisi sonrası FlepI tekniğinde ağrı, ödem ve 2M dişte klinik ataşman seviyesinin FlepII tekniğine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu, 2M dişte dişeti çekilmesi, cep derinliği, plak indeksi ve kanama indeksi (+) olan yüzey sayısının ise daha az olduğu bulunmuştur (p<0,05). Gingival indeks değerleri açısından iki teknik arasında herhangi bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Her iki teknikte plak indeksi ve gingival indeks ile cep derinliği arasında istatistiksel olarak pozitif bir korelasyon saptanmıştır (p<0,05) .Elde edilen bu veriler 3 köşeli laterale kaydırılan flep tekniğinin yarı gömülü 3M cerrahisinde komşu 2M dişin periodontal sağlığını korumak için kullanılabilecek alternatif bir yöntem olabileceğini göstermiştir.Anahtar kelimeler: 3 köşeli laterale kaydırılan flep, zarf flep, mandibular 3. molar, komşu 2. molar, periodontal sağlık

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriCerrahi flepler+3
Yavuz Tolga Korkmaz
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Preemptif uygulanan lornoksikamin alt çene 3. molar dişlerin cerrahisi sonrası oluşan ağrı, ödem ve vücut ısısı üzerine olan etkisinin incelenmesi

Gömülü 3. molar cerrahisi oral cerrahide en sık yapılan girişimdir ve sonrasında en sık görülen komplikasyonlar ağrı ve ödemdir. Bunun dışında az da olsa vücut ısısının yükselmesi de söz konusu olabilmektedir. Gömülü 3. molar cerrahisi sonrası postoperatif dönemde görülebilecek bu komplikasyonları en aza indirerek hastanın hayat kalitesini arttırmak amacıyla pek çok tedavi seçeneği üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla en sık kullanılan ilaç grubu NSAİ'dir. Yapılan bu çalışmanın amacı preemptif uygulanan lornoksikamın gömülü 3. molar cerrahisi sonrası oluşan ağrı, ödem ve vücut ısısının yükselmesi üzerine olan etkilerini incelemektir.Bu çift kör ve rastgele yapılan çalışmaya, çift taraflı simetrik gömülü alt çene 3. molar çekim endikasyonu olan, yaşları 18-33 arasında değişen, toplam 43 birey ( 14 erkek, 29 bayan) dahil edilmiştir. Ödem miktarını ölçmek için tüm hastaların operasyon öncesi yüz ölçümleri yapılmıştır. Bütün hastaların operasyon öncesi vücut ısıları da ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Preemptif grupta gömülü 3. molar cerrahisi öncesinde IV olarak 8 mg lornoksikam verilmiş, 25 dk. sonra nervus alveolaris inferior anestezisi yapılmış, gömülü alt 3. molar dişin cerrahi çekimi gerçekleştirilmiştir. Operasyon süresi, kullanılan anestezik miktarı, operasyona veya ilaca bağlı herhangi bir yan etki olup olmadığı kaydedilmiştir. Operasyon sonrası plasebo olarak serum fizyolojik verilmiş, hastalar postoperatif 1. ve 7. günde kontrol edilmiştir. 1 ay sonra bu prosedürün tersi aynı hastada simetrik konumda olan diğer gömülü alt 3. molar diş için uygulanmıştır.VAS yöntemi ile ağrı, yapılan fasiyal ölçümlerle ödem değerlendirilmiştir. VAS yönteminde operasyon sonrası ilk 12 saat içinde oluşan ağrının şiddeti, hastanın ilk 12 saat analjezik ihtiyacının olup olmadığı, ilk 5 gün içinde hastanın analjezik alıp almadığı ve hastanın analjezik memnuniyeti değerlendirilmiştir. Tragus-ağız köşesi, tragus-menton, göz köşesi-gonion arası mesafeler ekstraoral olarak şerit ölçüm yöntemi ile preoperatif, postoperative 1. ve 7. günlerde ölçülüp kaydedilmiştir. Yine her hastanın vücut ısısı dereceli termometre ile aksiller yoldan preoperatif, postoperatif 1. ve 7. günlerde ölçülmüştür.Verilerin istatistiksel analizi sonucunda preemptif analjezinin uygulandığı grupta ilk 12 saat içinde hissedilen ağrı şiddetinin daha az olduğu, ilk 12 saat içinde alınan analjezik miktarının daha az olduğu ve hasta memnuniyetinin daha fazla olduğu; aradaki farkların da istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu belirlenmiştir (p<0.05). Preemptif lornoksikam verilen grupta özellikle ilk 5 saatlik dönemde hissedilen ağrı şiddetinin postoperatif gruba göre belirgin olarak daha az olduğu ve postoperatif dönemde ilk analjezik gereksiniminin de belirgin olarak daha uzun olduğu; aradaki farkların da yine istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,001). İlk 5 gün alınan toplam analjezik miktarı açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Her iki grup ödem ve vücut ısısı verileri açısından değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada ayrıca kullanılan ilaca bağlı herhangi bir yan etki görülmemiştir.Yapılan bu çalışmanın sonuçları preemptif analjeziyi destekler niteliktedir. Preemptif verilen lornoksikamın analjezik etkisinin arttığı ancak ödem ve vücut ısısı üzerindeki etkisinin değişmediği saptanmıştır. Sonuçlar gömülü 3. molar cerrahisi sonrası postoperatif ağrının giderilmesinde preemptif kullanılacak lornoksikamın analjezik etkinliğinin ve güvenilirliğinin fazla ve yan etkisinin az olması nedeniyle güvenilir bir şekilde kullanılabileceğini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Preemptif analjezi, gömülü alt 3. molar, lornoksikam

AnaljeziklerAntiinflamatuar ajanlar-nonsteroidAğrı+7
Fatma Zor
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessEN

Dental implantlar çevresindeki sert doku densitesinin konvensiyonel radyograflar ile incelenmesi

The aim of this study was to determine the ability of two forms of radiographic analysis PA and digital PN to assess post-surgical resorption in the bone-level after applying LLLT and using different flap designs. 27 patients were recruited in this study, all of the patients were free from any systematic diseases, agreed to come to all follow-up controls acquired. Total of 54 implants were bilaterally inserted to 27 patients. For all the patients GaAlAs diode laser with a wavelength of 830nm and output power of 94 mw, and a fluency of 3.0 J/cm2 was employed for at one point perpendiculary to the selected implants for 39 seconds in total of four sessions. First, it was applied introperatively, the second was after the suturing immediately, and the last two were at day five and seven. LLLT was applied to one side and the other side was the control group. A total of 15 patients underwent to normal flap surgical technique, while the rest of the 12 patients underwent to mini-flap technique.The radiographs were taken directly after the implants were inserted, and then at the end of the 1st month. The third radiographs were taken at the end of 3rd month for the implants in the mandible and at the end of 4th month for implants inserted in the upper jaw. To try and keep the same angulation in the PA radiographs, an anterior and posterior film holders were used with an individual impression taken for each patient before the surgery. All the PA and PN radiographs were converted using ScionImage program convertor and then microanalayzed.The irradiated group revealed less bone resorption than the non-irradiated group in both radiographs, but the difference was not significant. There was a significant difference (p<0.05) in the bone level resorption around dental implants which was inserted with the normal flap removal between the irradiated and the non-irradiated groups on the PN analysis. There was no significant difference in the irradiated flap group in at day 2-3 on the PA radiographs (p>0.05). While, there was a significant difference at the rest of the time intervals within the same group (p<0.05).In comparison between the two flap techniques, the mini-flap group does also revealed showed less bone loss than the flap group, however there was no significant difference observed. There were six implants which failed to osseointegrate after the healing period, five of them were from the normal flap group and the last one of them was from the mini-flap group. Three out of the six failed implants were from the irradiated group, while the other failed three implants were from the non-irradiated group.

Surgical flapsSurgery-oralDental implantation+4
Wael Alshaıbanı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Titanyum bariyer ve greft materyallerinin yönlendirilmiş kemik rejenerasyonu üzerine etkisinin deneysel olarak incelenmesi

Bu çalışmada; yönlendirilmiş kemik rejenerasyonu üzerine titanyum bariyer, pıhtı ve greft materyalleri gibi farklı uygulamaların etkinliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışmada, 3-3,5 aylık 36 adet Yeni Zellanda tipi beyaz erkek tavşan kullanılmıştır. Dört farklı çalışma grubu oluşturulmuştur. Dört gruptan birincisine herhangi bir materyal yerleştirilmeyip sadece titanyum bariyer yerleştirilmiştir. İkinci gruba periferden elde edilen kan titanyum bariyere enjekte edilip, pıhtı şeklinde kemiğe yerleştirilmiştir. Üçüncü gruba ksenogreft olan OsteoBiol® Apatos mix (Tecnoss, Giaveno, Italy) titanyum bariyerle yerleştirilmiştir. Dördüncü grupa trikalsiyum fosfat Ostrix®-B (Tesla AG, Gunten, Switzerland) titanyum bariyerle yerleştirilmiştir. Cerrahi işlem sonrası 15., 30. ve 90. günde denekler sakrifiye edilerek, histopatolojik ve histomorfolojik olrak değerlendirilmişlerdir.Sonuç olarak YKR tekniği kullanılarak farklı uygulamalarla yeni kemik oluşumu sağlanmıştır. Yeni mineralize kemik miktarı ve dolum yüzdesinin dört grup için benzer olduğu ve aralarında anlamlı bir fark bulunmadığı görülmüştür. 90. günde elde edilen yeni doku yüksekliği ortalama değerleri; gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir.

Kemik rejenerasyonuKemik ve kemiklerTitanyum+2
Esma Boysan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksillofasiyal bölgedeki kemik içi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazma'nın hidroksi apatit kemik greftleri ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin çekimini takiben ikinci molar dişlerin distalinde gelişen kemik içi defektlerin tedavisinde PRP'nin sığır kaynaklı HA kemik greftleri ve kollajen membranlar ile birlikte kullanıldığındaki etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidirÇalışmamız Gazi Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi kliniğine bilateral, tam gömülü alt üçüncü molar dişlerin çekimi için başvuran 18 hasta üzerinde yürütülmüş; herhangi bir sistemik rahatsızlığı yada sigara alışkanlığı bulunan bireyler çalışmaya dahil edilmemiştirStandart cerrahi teknik kullanılarak her iki gömülü alt üçüncü molar dişin çekimini takiben bir taraftaki çekim soketi PRP ve HA kemik greftiyle greftlenmiş, diğer taraftaki çekim soketi ise yalnızca HA ile greftlenerek kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Her iki çekim soketi de kemik greftlerinin uygulanmasını takiben YDR sağlanması amacıyla rezorbe olabilen bir kollajen membran ile örtülmüş ve lambo orijinal konumuna getirilerek primer kapatılmıştırTüm hastalar postoperatif 1., 3. ve 6. aylarda kontrole çağırılarak periodontal cep derinliği ölçümleri yapılmış ve dijital panoramik radyograflar alınarak, bir program yardımıyla kemik iyileşmesi analiz edilmek üzere bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Her iki grupta da periodontal defekt gelişiminin başarıyla önlendiği görülmekle birlikte, istatistiksel analiz sonuçlarına göre, belirtilen zamanlarda periodontal cep derinlikleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanamamıştır. Radyolojik kemik yoğunluğu açısından da postoperatif 1. ve 6. aylarda gruplar arasında anlamlı fark olmadığı; ancak, 3. ayda PRP eklenen taraftaki kemik yoğunluğunun anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştürBu çalışmamızın sonuçları; kemik iyileşmesinin dijital panoramik radyograflar ve görüntü analiz programları yardımıyla takibinin kolay, etkili ve ekonomik bir yöntem olduğunu; ayrıca, kemik içi defektlerin tedasinde, kısa sürede kemik iyileşmesi hedeflenen durumlarda, PRP ve sığır kaynaklı kemik greftlerinin birlikte kullanılmasının uygun bir yaklaşım olabileceğini göstermektedirAnahtar kelimeler: Plateletten zengin plazma, hidroksi apatit, kemik iyileşmesi, dijital panoramik radyografi.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Melih Çakır
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksillofasiyal bölgedeki kemikiçi defektlerin tedavisinde plateletten zengin plazmanın demineralize kemik grefti ile birlikte kullanımının etkinliğinin klinik ve radyolojik olarak incelenmesi

Bu çalışmadaki amacımız Plateletten zengin plazmanın ve Demineralize kemik matriksinin kombine olarak kullanıldığında 3. molar çekim soketlerindeki iyileşme üzerindeki etkilerinin radyolojik ve klinik olarak değerlendirilmesidirÇalışmaya 18 hasta (12 kadın 6 erkek) dahil edilmiştir. Bilateral olarak çekilen tam gömülü 20 yaş dişi çekim kavitelerinden sol taraftakine demineralize kemik matriksi tek başına uygulanmış sağ taraftakine ise plateletten zengin plazma demineralize kemik matriksi ile birleştirilerek uygulanmıştırDiş çekim boşluğunda yeni oluşan kemiğin dansitesini ölçmek ve bu yolla iyileşme sürecinin takibini yapabilmek için postoperatif 1., 3. ve 6.aylarda hastalardan dijital panoramik radyografiler alınmış ve Adobe Photoshop CS2 programında histogram analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca klinik olarak 1., 3. ve 6. aylarda periodontal ataçman miktarındaki değişikleri saptamak için 2. molar dişi distal cep derinliği ölçülmüştürÇalışmanın sonucunda yalnız DBM uygulanan grup ile PRP ve DBM'nin beraber uygulandığı gruplar arasında radyolojik olarak kemik iyileşmesi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ayrıca iki grupta da 2. molar dişin distal periodontal cep derinliğinin 1., 3., ve 6. aylarda anlamlı olarak azaldığı görülmüştürBununla birlikte dijital panoramik radyografilerin bilgisayar ortamında analizinin noninvaziv oluşu, sağlanan bilgilerin kolay depolanması ve ekonomik olması sebebiyle klinikte kemik iyileşmesinin takibinde kullanılabileceği gösterilmiştir. Sonuç olarak PRP nispeten yeni bir bilimsel alandır ve hazırlama yöntemleri, beraber kullanılabileceği en uygun greft ve etki süresi gibi birçok bilinmeyeni bulunmaktadır. Bu alanda bir çok klinik çalışma yapılması gerektiği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Plateletten zengin plazma, Demineralize kemik matriksi, Kemik iyileşmesi

Diş demineralizasyonuDiş çekimiKemik defektleri+4
Mustafa Cenk Durmuşlar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Cerrahi yardımlı hızlı maksiller genişletme vakalarında konvansiyonel dönel aletler ve piezoelektrik cerrahi aletinin maksiller osteotomiler sonrası fasiyal ödem, ağrı, hasta memnuniyeti ve operasyon süresi açısından karşılaştırılması

Transversal maksiller yetmezlikler, ortodontik tedavi ihtiyacı duyan yetişkin hastalarda sıklıkla görülen iskeletsel bozukluklardır. Cerrahi yardımlı hızlı maksiller genişletme (CYHMG), iskeletsel gelişimi tamamlanmış, transversal maksiller yetmezliği bulunan ve ortodontik konvansiyonel hızlı maksiller genişletmenin mümkün olmadığı yetişkin bireylerde endike bir tekniktirCerrahinin her alanında amaç; en az doku travması yaratarak daha az potansiyonel komplikasyona yol açmak, hastalara daha az ağrılı ve daha rahat bir cerrahi sonrası dönem garanti etmektir. Piezoelektrik cerrahi, piezoelektrik ultrasonik titreşimler kullanarak güvenli ve etkili osteotomiler yapılmasını sağlayan, doku travmasını ve hasta morbiditesini en aza indirgeyen yeni bir tekniktirBu çalışmada CYHMG için opere edilen hastalarda piezoelektrik cerrahi cihazı ve konvansiyonel dönel aletlerin kullanımı sonrası ağrı, ödem, hasta memnuniyeti ve uygulanan iki tekniğin operasyon sürelerinin karşılaştırılması amaçlanmıştırFasiyal ödem ortalamaları ve VAS ağrı skorları karşılaştırıldığında maksiller osteotomiler için konvansiyonel dönel aletlerin kullanımı sonrası meydana gelen ödem ve ağrı istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Hasta memnuniyetinin piezoelektrik cerrahi tekniği kullanımı sonrası daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Operasyon süreleri karşılaştırıldığında piezoelektrik cerrahi tekniğinde operasyon süresi tekniğin göreli düşük kesim etkinliğine bağlı olarak daha uzun bulunmuşturSonuç olarak, bu çalışma doku travmasının ve hasta morbiditesinin azaltılmasında piezoelektrik cerrahi tekniğinin çok etkin ve güvenli bir teknik olduğu göstermektedir. CYHMG işlemi ile tedavi edilen hastalarda operasyon içi ve sonrası konfora bağlı olarak hasta memnuniyeti piezoelektrik cerrahi tekniğiyle anlamlı şekilde artmaktadır.

Alveolar kenar artırılmasıAğrıCerrahi-oral+3
Mehmet Kağan Değerliyurt
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Helyum neon lazerin gömülü alt çene 3. molar dişlerin cerrahisi sonrası oluşan postoperatif komplikasyonlar ve yara iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesi

Gömülü alt çene 3. molar dişlerin cerrahi çekimi ağrı ve ödem gibi komplikasyonlara neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı He-Ne lazer uygulamasının gömülü alt çene 3. molar cerrahisinden sonra ağrı, ödem ve yara iyileşmesi üzerine etkisini plasebo ile karşılaştırmalı olarak incelemektir.Çalışma grubuna çift taraflı simetrik gömülü alt çene 3. molar çekim endikasyonu olan olan, yaşları 19-24 arasında değişen, rasgele seçilmiş toplam 20 birey (15 bayan, 5 erkek) dahil edilmiştir. Bilateral simetrik alt 3. molarlar aynı seansta alındıktan sonra bir tarafa toplam 4 seans çift-kör He-Ne lazer uygulanırken, diğer simetrik tarafa plasebo uygulanmıştır. Uygulanan He-Ne lazer, 30 mW gücünde, 655nm dalga boyunda olup intraoral olarak yara yüzeyine dik olacak şekilde 2mm uzaklıktan toplam 4 j/cm2'lik enerji miktarıyla uygulanmıştır.VAS yöntemi ile ağrı, yapılan fasiyal ölçümlerle ödem değerlendirilmiştir. İyileşme prosesinin takibi için, standart şartlar altında operasyon sahalarının preoperatif ve postoperatif 2., 7., 10., 15., 21. ve 30. günlerde dijital görüntüleri çekilmiş ve bu görüntülere dijital renk analiz tekniği uygulanmıştır.Verilerin istatistiksel analizi sonucu ağrı ve ödem açısından değerlendirildiğinde kontrol grubu ile tedavi grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. (p>0.05) Yara iyileşmesi değerlendirildiğinde kontrol grubu ile tedavi grubu arasında 7., 10., 15., 21. ve 30. günlerde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. (p<0.05)Bu çalışmanın sonuçları, He-Ne lazer uygulamasının yan etki oluşturmaksızın yara iyileşmesini hızlandırması nedeniyle 3. molar cerrahisinde uygulanabilecek alternatif güvenilir bir yöntem olabileceğini göstermiştir.

Benay Sevim Kocakahyaoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Kriyocerrahi, elektrocerrahi ve normal bistüri uygulamalarının yara iyileşmesi üzerindeki etkisinin sağlıklı ve diyabetik ratlarda histopatolojik ve histomorfometrik olarak incelenmesi

Dokunun hasarlanması sonucu oluşan yara iyileşmesi, pıhtı oluşumu, enflamatuvar hücrelerin birikimi, granülasyon oluşumu, yara kontraksiyonu ve skar maturasyonunu kapsayan süreçte gerçekleşir. Diyabette, lokal dolaşım bozukluğu, enfeksiyon ve periferik nöropati nedeniyle iyileşmede bozukluklar görülür.NO ile yara iyileşmesi arasındaki ilişkinin mekanizması belirsizliğini sürdürse de NO'nun iyileşmede rol aldığı bilinmektedir.VEGF, anjiyogenez ve vaskülogenezde rol oynayan büyüme faktörüdür. Diyabette kötü yara iyileşmesinin VEGF üretimindeki azalmayla ilişkili olduğu ileri sürülmektedir.Yara iyileşmesinin kısa sürede, sorunsuz gerçekleşmesinin önemli olduğu oral bölgede, cerrahi işlemler sırasında minimal doku hasarı ile hemostaz elde etmek amacıyla farklı alternatifler öne sürülmüştür. Damarlardan zengin olan bu bölgede cerrahi işlem sırasında bistüri kullanımından kaynaklı kanama problemleri ortaya çıkabilmektedir. Elektrik enerjisini ısı enerjisine dönüştürerek doku yıkımı sağlayan elektrocerrahi, hızlı hemostaz ve diseksiyon sağladığından diş hekimliğinde uzun süredir kullanılmaktadır. İntrasellüler, ekstrasellüler buz oluşumuyla hücrelerde direkt mekanik hasar oluşturan kriyocerrahide insizyon yarası ve kanama oluşmaz.Bu çalışmada, sağlıklı ve diyabetik ratların, dil dorsumunda kriyocerrahi, elektrocerrahi ve bistüri ile oluşturulan yaralardan alınan örnekler, histopatolojik, histomorfometrik ve iNOS ve VEGF ekspresyon seviyeleri immünohistokimyasal yöntemler kullanılarak karşılaştırılmıştır.Tam iyileşme sağlıklı ve diyabetik grupta bistüriyle yapılan cerrahi işlemlerde gerçekleşmiş ancak bunun en fazla kanamaya sebep olan teknik olduğu görülmüştür. Sağlıklı grupta başlangıçta yüksek olan iNOS ve VEGF seviyeleri çalışmanın sonunda düşmüştür. Diyabetik grupta başlangıçta düşük olan bu seviyelerden, iNOS seviyeleri daha da azalmış, VEGF seviyelerinde anlamlı değişiklik olmamıştır. Başlangıçtaki iNOS ve VEGF seviyeleri sağlıklı grupta diyabetik gruba göre daha yüksek bulunmuştur.Sonuç olarak, bu çalışma NO ve VEGF'nin yara iyileşmesinin erken fazında önemli rol oynayan moleküller olabileceğini göstermektedir.

Yara iyileşmesi
Turgay Peyami Hocaoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Trombositten zengin plazmanın implant stabilitesi üzerindeki etkisinin rezonans frekans analizi ile incelenmesi

Bu çalışma; PRP'nin, erken iyileşme döneminde, dental implantların stabilitesine olan etkisinin rezonans frekans analizi ile değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. İlave olarak bu çalışma kapsamında implant uzunluğu ve çapının, hasta cinsiyetinin, kemik yoğunluğundaki farklılıkların stabilite üzerindeki olası etkileri de değerlendirilmiştirÇalışmaya, yapılacak cerrahi işlem için kontrendikasyon teşkil edecek sistemik rahatsızlığı bulunmayan, üst çenesinde posterior bölgede en az iki diş eksikliği olan, ilgili bölgedeki diş çekimlerinin en az altı ay önce yapıldığı ve maksiller sinüs tabanı ogmentasyonu, distraksiyon osteogenezi ve biyomateryal uygulaması gibi ileri cerrahi işleme ihtiyaç duyulmayan 32 hasta dahil edilmiştir. Her hastaya ikişer adet SLActive dental implant yerleştirilmiştir. İmplant soketleri cerrahi olarak hazırlandıktan sonra, soketlerden biri rastgele seçilerek, operasyondan önce hazırlanan PRP'nin bir kısmı ile yıkanmıştır. Diğer sokete hiçbir uygulama yapılmamıştır. PRP'nin geri kalanı, PRP ile yıkanan sokete yerleştirilecek implantın yıkanmasında kullanılmıştır. Diğer implant PRP ile yıkanmamıştır. İmplantlar soketlerine yerleştirildikten sonra rezonans frekans analizi ölçümleri, Osstell? mentor ile, operasyon sırasında, postoperatif 4. gün, 1.,2.,3 ve 4. haftalarda yapılmıştırSonuç olarak; RFA ile yapılan değerlendirmelerde, PRP (+) ve PRP (-) implantların stabiliteleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadığı görülmüştür. İlave olarak implantın boyunun, çapının, hasta cinsiyetinin ve kemik yoğunluğundaki farklılıkların stabilite üzerinde bir etkilerinin olmadığı izlenmiştirAnahtar kelimeler: trombositten zengin plazma, rezonans frekans analizi, İmplant stabilitesi

Mustafa Sinan Mekikoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Odontojenik kistlerde indüklenebilen nitrik oksit sentez enzimi ve ısı şok proteinleri ((HSP27 ve HSP60)) seviyesinin incelenmesi

Odontojenik kistler muhtemelen iskeletin en çok lokal destrüksiyonuna neden olan lezyonlarıdır. Odontojenik kistlerin döşeyici epitelinin aktivasyonu ve proliferasyonundan sorumlu olan mekanizma hala netlik kazanmamıştırBirçok hücre tarafından üretilen iNOS, patolojik olaylardaki çeşitli immünolojik uyaranlar tarafından indüklenirHSP27 ve HSP60 epitelyal hücre farklılaşmasının düzenlenmesinde rol oynar ve hücreleri enflamatuvar mediyatörlerin sitotoksitesine karşı korurBu çalışmada, iNOS, HSP27 ve HSP60 ekspresyon seviyeleri immünohistokimyasal yöntemler kullanılarak (Ultravision Polyvalent HRP-AEC Kit, iNOS Ab-1, HSP27 Ab-1 ve HSP60 Ab-1 kullanılarak) 26 radiküler kist, 19 dentigeröz kist ve 13 odontojenik keratokist ile kontrol grubu olarak 18 gömülü 3. molar dişin dental folikülünden alınan örnekler üzerinde araştırılmıştırRadiküler kistlerin epitelinde iNOS ve HSP60 ekspresyonu, diğer kist grupları ve kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. HSP27'nin epiteldeki ekspresyonu kist grupları ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Odontojenik keratokistlerde ise HSP60'ın epiteldeki ekspresyonu, diğer kist grupları ve kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuşturSonuç olarak, bu çalışma iNOS, HSP27 ve HSP60 ekspresyonunun enflamatuvar olaylarda yer aldığını ve kistlerin döşeyici epitelinin aktivasyon ve proliferasyonunda rol oynayabileceğini göstermektedir.

Odontojenik kistler
Senem Denizci
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik SSRI kullanımının dental implant osseoentegrasyonuna etkisinin rezonans frekans analizi, histolojik ve immünohistokimyasal incelenmesi: Tavşan tibiasında deneysel çalışma

SSRI kullanımının implant osseoentegrasyonuna olumsuz etkisi olduğu düşünülmektedir. SSRI lar dünya çapında en sık kullanılan antidepresanlardır. Bu çalışmanın amacı dental implant uygulanmış tavşan modellerinde sekiz haftalık sistemik SSRI uygulamasının titanyum dental implantlar çevresindeki kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada 8 adet, 6-12 aylık, ERKEK, Yeni Zelanda tavşanı kullanılmıştır. Tavşanlar Kontrol ve SSRI grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her bir tavşanda bilateral tibia kemiklerine titanyum implantlar yerleştirildi. Sekiz haftalık osseoentegrasyon sürecinde SSRI grubuna gönde bir doz 5 mg/kg LUSTRAL oral gavaj yoluyla verildi. Tüm hayvanlar implantasyondan sekiz hafta sonra sakrifiye edildi ve tibia kemikleri rezeke edildi. Çıkarılan tibia ve implant örnekleri üzerinde histomorfometrik analiz, immünohistokimyasal analiz ve rezonans frekans analizi, analizleri yapıldı. Histomorfolojik, rezonans frekans ve histolojik analizler Kontrol grubu ve Deney grubu arasındaki osseentegrasyonun anlamlı şekilde farklı olmadığını göstermiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar sistemik SSRI kullanımının kemiğe yerleştirilen titanyum implantların osseoentegrasyonu açısından farklılık oluşturmadığını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: SSRI, İmplant, Osseoentegrasyon, Tavşan

Ozan Ergen
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çift taraflı atrofik maksilla rehabilitasyonunda farklı planlamalarla uygulanan zigomatik, dental ve pterygoid implantların çevre dokularda oluşturduğu streslerin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

İleri derecede rezorbe olan posterior maksillanın implant destekli tedavilerinde, zigomatik kemiğin ankraj olarak kullanılması, sinüs lifting, kemik greftleri, kısa ve eğimli implantlar ile pterygoid implantların kullanılması alternatif yöntemlerdendir. Zigomatik implantların ve pterygoid implantların amacı aşırı atrofik posterior maksillanın tedavisini daha basit hale getirmek, cerrahi işlem sonuçlarının başarısını artırmak, morbidite ile işlem zamanını azaltmak ve ek cerrahilerden kaçınmaktır. Ancak sınırlı erişilebilirlik nedeniyle bu implantların yerleştirilmesi, implantların maksilla anterior bölgeye yerleştirilmesinden teknik olarak daha zordur. Bu çalışmanın amacı, bilgisayar yardımıyla modellenmiş aşırı atrofik maksillada zigomatik, dental ve pterygoid implantların çiğneme kuvvetleri altında, çevre dokularda ve implantlarda oluşan stresleri, sonlu elemanlar analiz yöntemi ile incelemek ve elde edilen verileri değerlendirerek en doğru tedavi planlamasını seçmektir. Çalışmamızda toplam 4 farklı model hazırlanmıştır. Grup 1'de sağlı sollu birer zigomatik implantlara ilave premolar diş bölgesine birer dental implant, grup 2'de sağlı sollu zigomatik implantlara ilave birer lateral ve premolar diş bölgesine dental implant, grup 3'te sağlı sollu birer pterygoid implantlara ilave premolar diş bölgesine birer dental implant, grup 4'te sağlı sollu pterygoid implantlara ilave lateral ve premolar diş bölgesine dental implant yerleştirilmiştir. Çalışmamızda uygulanan zigomatik implantlar (Nobel Biocare Zigoma implant) 4 mm çapında ve 35 mm uzunluğunda, dental implantlar (Nobel Biocare Aktif implant) 3.5 mm çapında 10 mm uzunluğunda ve pterygoid implantlar (Nobel Branemark Mk 3 Groovy Pterygoid implant) 4 mm çapında ve 15 mm uzunluğunda uygulanmıştır. Yapılan modellerde zigomatik implantlar, ekstrasinüs tekniği kullanılarak yerleştirilmiş, 2-4-6-7 numaralı diş bölgelerine 150 N'lik vertikal bir kuvvet ile 30 derece açıyla 100 N'lik oblik bir kuvvet uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan kuvvetlerin etkileri üzerine yapılan analizde, implantlar ve metal alt yapılarındaki Von Mises stres değerleri ile alveolar kemikte oluşan maksimum ve minimum stres değerleri, sonlu elemanlar stres analizi ile incelenmiştir. Yaptığımız çalışmada grup 2 ve grup 4' te oluşan stres değerleri, grup 1 ve grup 3'te oluşan stres değerlerinden düşük olduğu, en fazla stres birikiminin grup 3'te en az ise grup 2'de oluştuğu gözlenmiştir. Bu çalışma sonucunda yerleştirilen implant sayısının arttırılması ile, meydana gelen stresin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Atrofik maksilla, pterygoid implant, sonlu elemanlar stres analizi

Cerrahi-diş hekimliğiDental implantasyonDental implantlar+2
Ufuk Bakay
Dicle University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak diabet oluşturulmuş tavşanlarda TZP (Ttombosit Zengin Plazma) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkisinin histopatolojik olarak incelenmesi

TEZ KONUSU: DENEYSEL OLARAK D ABET OLUŞTURULMUŞTAVŞANLARDA TROMBOS T ZENG N PLAZMA (TZP) UYGULAMASININKEM K Y LEŞMES ÜZER NE ETK S N N H STOPATOLOJ K OLARAKNCELENMESÖĞRENC N N ADI: Dt.Ceyda KOCABAY ÖZKAYNAKTEZ DANIŞMANININ ADI SOYADI: Prof. Dr. hsan Levent ARALANAB L M DALI: Ağız Diş Çene Hastalıkları ve Cerrahisi A.D.YILI: 2007STATÜSÜ: DOKTORAÖZETDeneysel olarak diabet oluşturulmuş ve sağlıklı(diabetoluşturulmayan) tavşanların kafatasında hazırlanan 15 mm. çapındakikritik boyutta defektlerde spontan iyileşme düzeyleri arasındaki ilişkiyideğerlendirmek bununla birlikte kritik boyuttaki defetlere otojen kemik veyagreft materyali ile TZP karışımının eklenmesinin etkilerinin spontaniyileşen defektlerle histopatolojik olarak karşılaştırılması amacıylayaptığımız çalışmaya 24 adet matür ve erkek Yeni Zellanda tavşanı dahiledilmiştir.Araştırmada kullanılan denekler her grupta 8 tavşan olmaküzere 3 gruba ayrılmıştır. Bu gruplar; 1.grup diabetik 1.defekt boş(kontrol)ve 2.defekt otojen greft+TZP, 2.grup diabetik 1.defekt boş(kontrol) ve2.defekt Bio-Gen greft+TZP, 3.grup sağıklı (diabet oluşturulmayan) 1.defektboş(kontrol). ve 2.defekt otojen greft+TZP. Her gruptan 4 denek 6. ve 12.haftalarda sakrifiye edilmiş ve elde edilen örnekler histopatolojik olarakdeğerlendirilmiştir.Yapılan histopatolojik değerlendirme sonucunda, deneyselolarak diabet oluşturulmuş ve sağlıklı tavşanlar arasında spontaniyileşmeye bırakılan defektlerde yeni kemik oluşumu açısından 6. ve 12 .haftada anlamlı bir fark görülmemiştir. Heriki grupta da otojen kemik ileTZP karışımı uygulanan defektlerin spontan iyileşmeye bırakılandefektlerden yeni kemik oluşumu açısından daha başarılı olduğu, Bio-Genile TZP uygulanan defektlerle spontan iyileşmeye bırakılan defektlerkarşılaştırıldığında ise 6. haftada anlamlı bir fark görülmezken, 12. haftadayeni kemik oluşumunun Bio-Gen+TZP lehine olduğu bulunmuştur.Bu sonuçların ışığı altında altın standart olarak kabul edilenotojen kemik greftlerinin ve TZP uygulamasının, defekt tamiri verekonstrüksiyon işlemlerinde iyileşme potansiyeli açısından önemliavantajlar sağladığı ve eğer mümkünse tedavide ilk seçenek olarakdüşünülmesi gerektiği söylenebilir. Ancak morbiditede artış vekomplikasyon riskinin artma ihtimaline karşılık Bio-Gen+TZP uygulamasıda spontan iyileşmeye alternatif bir yöntem olarak kabul edilebilir.

Ceyda Kocabay Özkaynak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lokal anestezi altında gömülü üçüncü molar diş ekstraksiyonu yapılan hastalarda post operatif hasta konforu üzerine sirkadiyen ritim etkilerinin araştırılması

Gömülü üçüncü molar dişlerin ekstraksiyonu neticesinde hastalarda post operatif komplikasyonlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. Hastaların şikayetleri ağırlıklı olarak ilk 2 günde meydana gelmektedir. İlk gün ağrı maksimum düzeydeyken, 2. gün inflamasyon maksimuma çıkmaktadır. Uygulanan cerrahi işlemden sonra ödem, ağrı ve trismusun miktarının, şiddetinin ve sıklığının kontrol edilebilmesi için birçok çalışma yapılmıştır. Fizyolojik fonksiyonların dünyanın kendi ekseni etrafında bir turu süresince (24 saat) gerçekleşip tekrar etmesi durumuna sirkadiyen ritim denilmektedir. Sirkadiyen ritim endojen biyolojik saatler aracılığıyla oluşturulan, yaklaşık 24 saatlik bir döngüden oluşur. Canlıda biyokimyasal, fizyolojik ve davranışsal olayların uyum içinde gerçekleşmesini ve organizmanın dış çevreye adaptasyonunu sağlamaktadır. Yara iyileşmesi ve post operatif komplikasyonların önlenmesi, günümüzde de cerrahi branşların en çok önemsediği ve araştırmalar gerçekleştirdiği konuların başında gelmektedir. İyileşme ve postoperatif komplikasyonlar üzerinde birçok multisistemik faktörün etkisi bulunmaktadır. Bu faktörler; bağışıklık sistem hücreleri ve fonksiyonları, serbest oksijen radikalleri, hemostaz, fibrin ve kollajen sentezi ve yıkımı, beslenme durumu, enerji metabolizması, enfeksiyon gibi faktörlerin birbiriyle etkileşmesi ile fonksiyonlarını göstermektedirler. Bu sistemler üzerinde vücut sirkadiyen ritminin ana mesajcıları olan melatonin (ML), kortizol ve adrenokortikotropik hormonun (ACTH) çok büyük etkileri bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda vücudumuzda etkili bu mesajcıların farmakolojik dozlarda yara iyileşmesi mekanizması üzerinde, birçok olumlu veya olumsuz etkilerinin olduğu rapor edilmiştir. Bu araştırmanın amacı Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi kliniğine başvuran hastaların, günün belirli saatlerinde yapılmış, alt çene gömülü üçüncü molar diş ameliyatlarından sonra oluşan; ağrı, trismus ve ödem miktarı üzerine sirkandiyen ritim etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 3 farklı hasta grubu oluşturulmuştur. Grup 1 hastalar sabah 08:30'da, Grup 2 hastalar öğlen 11:30'da, Grup 3 hastalar ise öğleden sonra 15:30'da opere edilmiştir. Hastaların pre operatif ve post operatif ağrı, ödem ve trismus verileri kaydedilip gruplar arası değerlendirmeler istatistiksel olarak yapılmıştır. Ağrı değerlendirmesi için milimetrik olarak (0-100) VAS skalası kullanılmıştır. Ödem değerlendirmesi için bilgisayarlı tomografi ve esnek cetvel yöntemi kullanılmıştır. Tragus-lateral kantus, tragus-ala nasi, tragus-comissura labiorum ve lateral kantus-gonion noktaları arası mesafeler pre op ve post op değerlendirilerek oluşan ödem yüzdesi hesaplanmıştır. Trismus değerlendirmesi için ise; pre op ve post op olarak maksiller ve mandibular 1. keser dişler arası (inter insizal) mesafe ölçümleri esnek cetvel ve kumpas ile yapılarak, ağız açıklığında meydana gelen kısıtlılık değerleri hesaplanmıştır. Yaptığımız çalışma sonucu gruplardan bağımsız olarak gömülü yirmi yaş dişi ekstraksiyonu gerçekleştirilen tüm hastalarda post operatif ağrı, ödem ve trismus gözlenmiştir. Gruplar arası değerlendirme de ise Grup 3'te Grup 1 ve Grup 2'ye göre daha fazla ağrı, ödem ve trismus değerleri kaydedilmiştir. Grup 1 ve Grup 2 arasında küçük farklar olsa da istatistiksel olarak anlam değeri taşımamaktadır. Anahtar sözcükler: Gömülü diş, sirkadiyen ritimler, post operatif komplikasyonlar

Can Sezgin
Dicle University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

50 yaş üstü dişsiz hastalarda cinsiyetler arasında artiküler eminens eğiminin konik ışınlı bilgisayarlı tomografik yöntemle incelenmesi

Artiküler eminens ağız açma, kapama ve lateral hareketlerin miktarını belirleyen başlıca TME komponentlerinden biridir. Yaşla, diş kaybıyla ve kemik erimesiyle birlikte artiküler eminens eğiminin değiştiği düşünülmektedir. Bu çalışmamızın amacı 50 yaş üstü tam dişsiz bireylerde artiküler eminens eğiminin cinsiyetler arasında ve yaşa bağlı değişikliklerini incelenmesidir. Çalışma materyali 30 tam dişsiz kadın ve 30 tam dişsiz erkek bireylerin temporomandibular eklem bölgesinden alınan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) kayıtlarından oluşmaktadır. CBCT görüntüleri üzerinde artiküler eminens eğimi ölçümleri yapılmıştır. Verinin normal dağılım gösterip göstermediği basıklık çarpıklık değerleri ve Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Değişkenlerin Tanımlayıcı istatistikler nicel veri için ortalama ve standart sapma nitel veri için frekans ve yüzde olarak belirtilmiştir. Normal dağılım gösteren eğim ölçümleri için kadın ve erkekler arasındaki karşılaştırmalarında Student t-testi ile incelenmiştir. Toop roof line ve best fit yöntemlerine göre Sağ ve Sol taraftan ölçülmüş eğim ortalamalarının Cinsiyet grupları içinde karşılaştırmasında Paired t testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p≤0,05 ve hipotezler iki yönlü olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada istatistiksel analizler SPSS23.0 (IBM Corp. Released 2015. IBM SPSS Statistics for Windows, Version 23.0. Armonk, NY: IBM Corp.) istatistik paket programında yapılmıştır. Artiküler eminens eğimi ölçümlerinde, sağ ve sol taraf arasındaki fark ile cinsiyetler arasındaki farklılıklar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunmamıştır. Tam dişsiz hastaların eminens eğimlerinin yaştan ziyade diş kayıplarına bağlı olarak azaldığını ve uzun süre dişsiz kalan bireylerde eminensin düzleşme olasılığının arttığı gözlemlenmiştir. Anahtar sözcükler: İleri yaş, tam dişsiz, temporomandibular eklem (TME), artiküler eminens, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT)

Davut Göksu
Dicle University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İntraoral otojen blok greft donör sahalarının kalitesine ve kantitesine menapozun etkilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Menopoz, adet döngüsünün sona ermesine ve östrojenin sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin kaybolmasına neden olur. Bu kayıptan biri, kemiklerin hızla zayıflamasıdır. Östrojen eksikliği, kemik yoğunluğunun azalmasına ve osteoporoz riskinin artmasına yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı intraoral otojen greft donör sahalarının elde edilebilecek greft hacminin ve bu greftlerin hounsfield cinsinden kemik yoğunluklarının postmenapozal dönemdeki değişiminin incelenmesidir. Dicle Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri elde edilen hastaların verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Değerlendirmesi yapılan bütün hastaların CBCT görüntülemeleri Dicle Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda kullanımda olan, i-CAT (Imaging Sciences International, Hatfield, USA) ile yapılmıştır. Ramus, Tüber, Simfiz bölgelerinde herhangi bir patoloji bulunmayan, ikinci büyük azı ve alt keser dişleri ağızda olup üçüncü molar dişleri bulunmayan, ilgili bölgelerde patolojisi olmayan ve generalize vertikal veya horizontal kemik kaybı bulunmayan 20-40 yaş ve 55 yaş üstü 60 kadın hastanın verileri incelenmiştir. Ramus otojen grefti için donör bölge sınırları, önde ikinci büyük azı dişinin 2 mm distalinden başlayarak, arkada ramusun tamamen görüntülenebildiği ilk kesit, altta inferior alveoler sinirin 2 mm üstü ve medialde inferior alveolar sinirin 2 mm lateral olarak belirlenmiştir. Tüber otojen grefti için donör bölge sınırları, önde ikinci büyük azı dişinin 2 mm distalinden, arkada maksillanın pterygoid kemikle birleşim sınırından ve yukarıda sinüs tabanından oluşmaktadır. Simfiz otojen grefti için donör bölge sınırları ise yukarıda kanin dişlerinin apeksinin 5 mm altından, altta pogonion noktasından, yanlarda mental foramenlerin 5 mm önünden ve medialde lingual korteksten belirlenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda menapozun ve getirdiği fizyolojik değişikliğin hastaların intraoral otojen blok greft donör sahalarından ramus ve tübere olumsuz etkilerinin olduğu gözlendi. Postmenapozal dönemdeki kadınlarda simfiz donör sahasında ise anlamlı bir fark olmadığı görüldü.

Muhammed Eren Eser
Dicle University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon ve diyabet hastalığı olan 50 yaş ve üzeri bireylerde atrofik mandibulaya uygulanan dental implant stabilitesinin rezonans frekans analizi ile incelenmesi

Tıbbi ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle dünya genelinde yaşam süresi önemli ölçüde uzamıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde yaşam süresinin artması yaşlı nüfus oranında belirgin bir yükselişe neden olmuştur. Bununla birlikte daha uzun bir yaşam insanlarda hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları ve osteoporoz gibi kronik sistemik hastalıkların görülme sıklığını artırmıştır. Çalışmamızda hipertansiyon ve diyabet gibi sistemik hastalıkların ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların dental implant stabilitesi ve osseointegrasyon üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmaya Dicle Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisine dental implant uygulaması için başvuran alt çene total dişsiz, 50 yaş ve üzeri hipertansiyon ve diyabet dışında herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan toplam 120 hasta dahil edilmiştir. Hastalar hipertansiyon (HT), diyabet (DM), hipertansiyon&diyabet (HT&DM) ve sağlıklı bireylerden oluşan dört gruba ayrılmıştır. Her grupta 30 adet hasta bulunmaktadır. Her hastaya alt çene anterior bölgeye 2 adet implant uygulanmış olup rezonans frekans analizi (RFA) yöntemiyle elde edilen implant stabilite değerleri (ISQ) yerleştirme sırasında ve 12. haftada ölçülmüştür. Başlangıç ISQ değerlerinin ortalamaları hipertansiyon grubunda 76.15, diyabet grubunda 75.74, hipertansiyon&diyabet grubunda 75.34 ve kontrol grubunda 77.26 olarak bulunmuştur. 12. hafta ISQ değerleri ortalamaları ise sırasıyla 76.92, 76.42, 76.13 ve 78.16 olarak gözlenmiştir. Sonuçlar tüm gruplarda 12. hafta ISQ değerlerinde başlangıç ISQ değerlerine göre anlamlı artış olduğunu göstermiştir (p <0,001). Bununla birlikte başlangıç ISQ değerleri kontrol grubunda en yüksek bulunmuştur. HT ve DM kombinasyonu olan grupta ise en düşük seviyede kaydedilmiştir. 12. hafta ölçümleri antihipertansif ilaçların ve glisemik kontrolün osseointegrasyon sürecine olumlu katkı sağladığını ortaya koymuştur. Bu çalışma hipertansiyon ve diyabetin ayrıca bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların dental implant stabilitesi üzerindeki etkilerini anlamak için önemli bilgiler sunmuş ve medikal kontrolün implant başarısını artırabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dental implant, hipertansiyon, diyabet, osseointegrasyon.

Mizgin Çaplık
Dicle University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gömülü alt 3 .büyük azı dişlerinin klinik, radyolojik ve cerrahi açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışmada, çekim endikasyonu olan alt gömülü 3. büyük azı dişlerinin klinik, radyolojik ve cerrahi açıdan değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu amaçla 458 hastada toplam 600 dişte preoperatif, intraoperatif ve postoperatif bulgular incelenmiştir. Gömülü dişlerin M 3 mesafesine göre ve komşu dişle ilişkisine göre sınıflandırmaları yapılmış, çevre dokularda neden oldukları patolojiler kaydedilmiştir. Dişlerin cinsiyetlere göre dağılımı, gömülülük dereceleri saptanmıştır. Ayrıca bu dişlerin çekim endikasyonları, cerrahi çekimleri sırasında ve sonrasında ortaya çıkan komplikasyonlar belirlenmiştir. Elde edilen bulguların güncel literatür bulgularıyla tartışıldığı çalışmamızın sonuçları gömülü alt 3. büyük azı dişlerinin çevre dokularda çeşitli patolojilere neden olabilceğini, ayrıca operasyon sırasında ve sonrasında çeşitli komplikasyonların ortaya çıkabilceğini ancak bu komplikasyonların yerinde ve gerekli girişimlerle giderebilceğini göstermektedir.

Serdal Veske
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Gömülü alt yirmi yaş dişleri çekim kavitelerindeki kemik iyileşmesinin alınan radyografilerle bilgisayarlı ortamda analizi

Bu çalışmanın amacı gömülü 20 yaş dişi çekim soketlerindeki iyileşmenin bilgisayar ortamında renk analizi yöntemi ile takip etmektir. Çalışma gömülü alt 20 yaş dişi mevcut, yaşları 18 ile 46 arasında değişen, 9 erkek 11 kadın toplam 20 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra yeni oluşan kemiğin densitesini ölçmek ve böylece iyileşme sürecini takip amacı ile; operasyon günü, 1. hafta, 1.ay, 3.ay ve 6. aylarda hastalardan dijital panoramik radyografiler alınmış ve radyografiler Adobe Photoshop 7.0 programında renk analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve altıncı aylarda kemik yoğunluk miktarlarında belli oranlarda artışın olduğu gözlenmiş ve çevre sağlam kemik yoğunluğuna her dönemde dahada yaklaşılmıştır. Yapılan bu çalışma, kemik iyileşmesinin takibinde kullandığımız dijital panoramik radyografilerin, bilgisayar ortamında dijital renk ayrıştırma tekniği ile analizi yönteminin, gerek noninvaziv oluşu, gerek elde edilen bilgilerin kolay saklanabilmesi ve ekonomik bir yöntem olması nedenleri ile klinikte kemik iyileşmesinin takibinde kullanılabileceğini göstermiştir.

Kemik dansitesiRadyografi-panoramik
Volkan Akar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibula fraktürlerinin panoramik radyografilerde tespiti ve anatomik sınıflandırılmasında iki farklı derin evrişimli sinir ağı modelinin karşılaştırmalı incelenmesi

Mandibular kırıklar, maksillofasiyal travmalar içerisinde en sık karşılaşılan durumlar arasında yer almakta olup; çiğneme, konuşma ve estetik gibi birçok önemli fonksiyonu etkileyebilmektedir. Bu kırıkların doğru bir şekilde tespit edilmesi ve anatomik olarak sınıflandırılması, tedavi sürecinin başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Panoramik radyografiler, mandibula kırıklarının değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılan temel görüntüleme araçlarındandır. Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde, yapay zekâ tabanlı sistemlerin tıbbi görüntüleme alanında kullanımı artmış ve bu sistemlerin klinik karar süreçlerine katkı sağlayabileceği görülmüştür. Bu çalışmada, panoramik radyografilerde mandibula kırıklarının otomatik olarak tespit edilmesi amacıyla derin öğrenme algoritmalarından YOLOv5 ve YOLOv8 modellerinin tanısal başarımları karşılaştırılmıştır. Tek aşamalı nesne tespiti modelleri olan YOLOv5 ve YOLOv8, mandibular anatomik bölgelerdeki (korpus, angulus, ramus, kondil, simfiz) kırıkları tespit etmek üzere eğitilmiştir. Çalışmada 400 panoramik radyografi görüntüsü kullanılmış, veri artırma yöntemleriyle toplam görüntü sayısı 980'e çıkarılmıştır. Görüntüler %80 eğitim, %10 doğrulama ve %10 test seti olarak ayrılmıştır. Modellerin performansları precision, recall, F1 skoru, mean Average Precision (mAP) ve Intersection over Union (IoU) gibi metriklerle değerlendirilmiştir. Test sonuçlarına göre YOLOv8 modeli 0,85 precision, 0,83 recall, 0,84 F1 skoru, 0,89 mAP ve 0,82 IoU değeri ile genel olarak daha yüksek bir başarı göstermiştir. YOLOv5 modeli ise 0,81 precision, 0,78 recall, 0,79 F1 skoru, 0,84 mAP ve 0,77 IoU değeri elde etmiştir. Her iki model de mandibula kırıklarının tespitinde yüksek doğruluk oranları göstermiş olsa da, YOLOv8 modelinin daha stabil ve güçlü bir performans sergilediği gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, derin öğrenme tabanlı nesne tespiti algoritmalarının, panoramik radyografilerde mandibula kırıklarının değerlendirilmesinde etkili bir karar destek aracı olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

Yasemin Kılıç
Dicle University
2025
00