Fırat University
Anabilim Dalı

Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Fırat University

83

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

1990 sonrası Alman çocuk ve gençlik edebiyatında "Türk Çocukları" motifi

Almanya'da en büyük yabancı çoğunluğu oluşturan Türkler ve onların çocukları edebiyat alanında bazı roman ve hikâyelerde yer almaktadır. Bu çalışmada, Almanya'da yaşayan, çocuk ve gençlik yazını bağlamında eserlerini kaleme alan Türk kökenli ve Alman yazarların eserleri tarihsel olarak karşılaştırmalı bir biçimde incelenecektir. Günümüzde daha çok göçmen edebiyatı olarak adlandırılan Türk – Alman edebiyatı kendi içerisinde taşıdıkları özellikler doğrultusunda dönemlere ayrıştırılarak, her bir döneme denk gelecek üç tane eser seçilecek ve yazdıkları eserler özelliklerine göre değerlendirilecektir. İncelenecek eserler 1990-2020 yılları arasında kronolojik olarak sıralanarak çocuk ve gençlik edebiyatında nasıl bir değişim oluştuğu somutlaştırılmaya çalışılacaktır. Anahtar Sözcükler Göç, Çocuk ve Gençlik Edebiyatı, Almanya, Türkiye, Karşılaştırmalı Edebiyat

Alman edebiyatıGençlik edebiyatıKarşılaştırmalı edebiyat+3
Neslihan Akdemir Kaplan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimDE

Çokkültürlülük bağlamında entegrasyon sorunu ve kimlik yaratımı. Serdar Somuncu ve Thilo Sarrazin'in eserlerinde siyasi ve edebi bir tartışma

Uluslararası göç günümüzde hükümetlerin uğraşması gereken en zorlu ve karmaşık sorunlardan biridir. Yabancılar, yerliler, yurttaşlar, göçmenler ve mülteciler gibi farklı grupların varlığı ile bugün ülkelerin homojen bir toplumsal yapıya sahip olmaları oldukça zordur. Herşeyden önce göç politikalarında ekonomik ve insani tutarlılık ile güvenlik gerekmektedir. Fakat farklı değerlerin uzlaştırılması gerektiği için bu kolay bir hedef değildir. Bu noktada çokkültürcülük, çağdaş siyasal teoriler içerisinde en önemli tartışma konularından biridir ve etno – kültürel grupların kimliklerinin ve kültürlerinin tanınma taleplerine dayanmaktadır. Çokkültürcülük Almanya için hala olgunlaşmamış bir konudur ve Almanya tarafından resmi olarak kabul edilmemektedir. Bu durum entegrasyon bağlamında Almanya'daki yurttaşlığın doğası ile aidiyet arasında derinleşen bir tartışmanın yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Almanya'nın entegrasyon sorununa çokkültürcülük ile cevap bulmak ve mevcut sorunlara alternatif bir okuma ile literatüre katkı sağlamaktır. Söz konusu amaç için çalışmanın birinci bölümünde öncelikle çalışmanın metodolojisi, sonrasında ise çokkültürcülük ve kimlik kavramları ele alınmıştır. Çokkültürcülüğün tanımı ve tarihsel gelişimine değinildikten sonra komüniteryan ve liberal görüşü savunan Charles Taylor ve Will Kymlicka'nın görüşlerine yer verilmiştir. Almanya'daki entegrasyon konusuna da değinilerek, Almanya'da Kanada modelinin uygulanabilirliği ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise, entegrasyon konusunda farklı düşünceleri temsil eden iki yazarın Serdar Somuncu'nun Der Antitürke ve Thilo Sarrazin'in Deutschland schafft sich ab eserleri yakın mercek altına alınmış ve yazarların entegrasyon ile ilgili dikkat çeken söylemlerine yer verilerek Ruth Wodak'ın eleştirel söylem analizi ile analiz edilmiştir.

Ayşegül Aycan Solaker
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Angelika Overath'ın "Ein Winter in Istanbul" eserinde tolerans ile ilgili öğeler

Bu çalışmada Angelika Overath`ın Ein Winter in stanbul eseri ele alınmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Aydınlanma Çağı, Tolerans, Nikolaus von Kues`in felsefesi, günümüz edebiyatın öğeleri, anlatı teorileri, kültürlerarasılık, metinlerarasılık, medyalar arası etkileşim, Hermeneutik ve Resepsyon estetiĝi konuları işlenmiştir. Ana konu tolerans ve ana karakter Cusanus`un felsefesi olduğu için bu hususlar ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Toleransın antik çağdan günümüze kadar olan gelişimi anlatılmıştır. Tolerans için önemli olan kişilikler, Nikolaus von Kues, Voltiare, Kant ve Lessing'den bahsedilmiştir. Nikolaus von Kues`un felsefesinin teorileri Cusanus ve Aristoteles`in Çelişmezlik ilkesi, üç temel teoremi, Cusanus ve Humanizim, Cusanus ve İslamiyet konu başlıkları da anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünü pratik kısım oluşturmaktadır. Bu bölümde eserden alıntılar filtrelenerek konulara göre ayrıştırılmıştır. Alıntılar, birinci bölümdeki konular esas alınarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Analizden önceki ikinci bölümde ise kısa olarak yazar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca eserde geçen kişiler ve eserde geçen yerler hakkında bilgiler tablolar ve grafikler ile birlikte anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Angelika Overath`ın eserindeki çeşitliliği göstermek ve ayrıca okurlardaki tolere etme duygusunu ön plana çıkarmaktır.

Hüsniye Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimDE

Yabancı dil derslerinde yeni bilişim teknolojilerinin kullanımı. Yeni öğrenme ve öğretme yöntemleri çerçevesinde yardımcı materyal olarak bilişim teknolojilerinin kullanımının göstergebilimsel ve karşılaştırmalı analizi

Yabancı dil öğretimi, sadece yeni bir yabancı dil öğrenilen bir öğretme ve öğrenme süreci değildir. Aynı zamanda yabancı ve yeni bir kültürle birlikte büyümek ve kendini geliştirmektir. Bu anlamda, günlük yaşamın içinden örneklerle, eğlenceli, canlı bir yabancı dil öğretiminin gerçekleştirilmesi önemlidir. Yeni teknolojik gelişmeler, yabancı dil öğretimini de etkilemiş ve yeni medyanın kullanımını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu araştırmada yeni medya kullanımının yabancı dil öğretimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı yabancı dil öğretiminde yeni öğretim yöntemleri kapsamında bilişim teknolojilerinin kullanılmasının istenen hedeflere ulaşmada genel bir bakış açısı kazandırmaktır. Bu çalışma yeni medyanın yabancı dil öğretimini nasıl etkileyebileceği ve bilişim teknolojilerini kullanımının yabancı dil öğrenenlerinin dil edinimine ne ölçüde yardımcı olacağı ile yakından ilgilidir. Ayrıca bu çalışmada Türkiye'deki okullarda uygulanan yabancı dil öğretimi ile ilgili öğretme ve öğrenme sürecine de değinilmiştir. Bu çalışma teorik ve uygulama bölümü olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Bu amaçla, bu çalışmada ilk önce teorik çerçeve sunulmuştur. İlk bölümde sunulan teorik çerçeve çalışmanın uygulama bölümündeki araştırma yöntemi ile uyumludur. Bu çalışmanın ikinci kısmı, uygulama alanında araştırma grupları ile yapılan görüşmelerden elde edilen verilerin yansıtıldığı ve bu verilerin analizinden elde edilen sonuçların değerlendirildiği bölümden oluşmaktadır. Sonuç olarak bu araştırmada yeni teknolojik gelişmelerin yabancı dil öğretimine etkisi ve yeni medyanın yabancı dil derslerinde kullanılmasına dikkat çekilmiştir. Anahtar Sözcükler: Yabancı dil dersi, bilişim teknolojileri, multimedya, yardımcı kaynaklar

Fatma Balkan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk kadın imgesi üzerine edebi sentez. Kurban Said: Das Mädchen vom Goldenen Horn ve Fatma Aydemir: Ellbogen kitabının kahramanları karşılaştırması

Dieser Beitrag behandelt eine historisch-literarische Evaluation über den Orient, auf der Grundlage des 1938 in Deutsch verfassten und 2005 ins Türkische übertragenen Werkes von Kurban Said, der mit diesem Roman Das Mädchen vom Goldenen Horn eine Art literarische Abhandlung über den Kulturkonflikt zwischen dem Orient und dem Okzident schreibt. Der Orient wird durch die Protagonistin Asiadeh verkörpert, beginnt aber im Okzident, in Berlin, und endet im Orient oder zumindest in der sinnlichen Sehnsucht danach. Daraus folgt, dass eine Kontroverse zwischen dem Abendland (Berlin) und dem Morgenland (Istanbul) entsteht. Der Roman beschreibt das kulturelle, orientalische und feminine Potenzial der türkischen Gesellschaft in der Diaspora und definiert demnach deren Wertevorstellungen. Zusätzlich werden historische und politische Begebenheiten erläutert und lassen dadurch eine explizite Recherche Kurban Saids hervorscheinen. Der vorliegende Beitrag definiert die literarischen Standpunkte zum Orient, Okzident und zur türkischen Kultur und gliedert sie in einen wissenschaftlichen Orientzyklus ein. Um den Vergleich zur Moderne darzubringen, wird das ca. 100 Jahre später verfasste Werk von Fatma Aydemir: Ellbogen hinzugefügt. Schlüsselwörter Heimat, Identität, klassische Literatur, Orient, Okzident

Selda Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimDE

Ardıl tercüme ve not alma teknikleri – Türkçe ve Almanca örnekleminde not alma tekniklerinin uygulanması / Consecutive interpretation and notetaking techniques - The application of note taking techniques in Turkish and German sampling

Bu doktora tez çalışmasında not tutma tekniklerinin neler olduğu ve bunların özellikle de Türkçe ve Almanca örnekleminde nasıl uygulanması gerektiği örnek metinler üzerinde gösterilmektedir. Almanya'da Türkçe-Almanca dillerinde tercümanlık mesleğini öğrenmek için imkânın olmaması nedeniyle yeni neslin eğitimini güvence altına alma konusunda Türkiye'deki üniversiteler büyük bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, not alma tekniklerine dair bir kılavuz geliştirmektir. Tezin odak noktasında ardıl çeviride not alma tekniklerinin öğretimi ve uygulaması yer almaktadır. Tezin giriş bölümünde tercümanlık mesleğine tarihsel bir bakış sonrasında tercümandan beklentiler, mesleki gereklilikler değerlendirilecek ve iş hayatında görev alacak tercümanın profesyonel anlamda nasıl hazırlanması gerektiği anlatılacak. Tezin ikinci bölümünde ardıl çeviride not alma konusunda kuramsal yaklaşımlar ve temel ilkeler ortaya konacaktır. Not alma yöntemlerinin etraflıca tanıtılacağı ana bölümde çok sayıda örneklerle uygulaması gösterilecek. Tezin son bölümünde yer alan tablolarda her iki dildeki konuşma metinleri üzerinde not alma teknikleri uygulanarak yöntem bir anlamda tanıtılacaktır.

Seda Naz Yangaç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kafka'nın "Die Verwandlung" adlı öyküsünün ara dilden çeviri bağlamında değerlendirilmesi

Bu çalışmada "Ara Dilden Çeviri" olgusu konu edilmiş ve uygulamalı örnek düzleminde betimleyici bir yaklaşımla ara dilden çevirinin etkisi tartışmaya açılmıştır. Bu bağlamda Kafka'nın "Die Verwandlung" adlı öyküsünün Mehmet Harmancı tarafından aracı bir dil üzerinden yapıldığı düşünülen Türkçe çevirisi, kaynak metin olarak kullanıldığı belirlenen İngilizce çevirisi ve Kamuran Şipal tarafından yapılan doğrudan çeviri betimsel çeviri araştırmaları ışığında karşılaştırılarak incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle çeviri süreci öncesi normların neler olduğu, bir başka ifadeyle ilgili çevirmenlerin çeviri anlayışlarını belirleyen norm ve kısıtlamalar, çeviri öncesi yapılan çalışmalar, çeviri stratejileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. İncelemede ilgili öyküyü Almancadan İngilizceye çeviren Willa ve Edwin Muir çiftinin çeviri kararlarının ara dil çevirmenini etkileyip etkilemediği ya da söz konusu çeviri kararlarının ara dil çevirmeninin işini mi güçleştirdiği yoksa metni çözümlemede fayda mı sağladığı sorgulanmıştır. Çeviri karşılaştırmaları sonucunda elde edilen veriler "Devingen Dil Kullanımı Bakımından Ara Dilden Çeviri", "Eklemeler" ve "Çıkarmalar" olmak üzere üç ana başlık altında çeşitli çeviri kuramlarından faydalanılarak çoğulcu bir yaklaşımla yorumlanmaya çalışılmıştır. Eser analizlerinde özellikle Gideon Toury tarafından geliştirilen "Betimleyici Çeviri Araştırmaları" yönteminden ve Eugene Albert Nida'nın "eşdeğer etki" kavramına dair görüşlerinden faydalanılmıştır.

AradilHikayeKafka, Franz+2
Derya Sarışık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Edebiyatta yanlılık sorunsalı ve yanlılığın yazınsal yapıtlardaki oluşturum biçimleri

Sanat ve edebiyatın, ideoloji ve toplum arasında nasıl bir konumda yer aldığı ve alması gerektiği üzerine birçok görüş vardır. Edebiyatta yazarın veya şairin ideolojisini yapıtlarına yansıtıp yansıtmaması özgür seçimidir. Yanlılık, sanat ve edebiyatın estetik yapısını belirleyen unsur olmadığı sürece ve yanlı sanatçı veya yazar eserlerine yüksek estetik sanatsal özellik kazandırıyorsa, burada yanlı tutum olumsuz bir nitelik olarak görülmemelidir. Sömürülen ve ezilen halkın yaşadıklarına tanıklık eden Bertolt Brecht ve Nazım Hikmet baskıya karşı halkın direnişini estetikleştiren yapıtlarıyla çok açık şekilde yanlılıklarını ortaya koymuş yazarlardır. Nazım Hikmet, sanatçının önemli özelliğinin dünya görüşü olduğunu ve taraf olmasının bu nedenle gerekli olduğunu belirtmektedir. Brecht ise sanat ve edebiyatı, dünyanın değişiminde önemli etmen olarak görmektedir. Bu çalışmanın amacı, yazınbiliminde Yanlılık kavramının Türk ve Alman yazınından seçilen eserlerdeki rolünü ve yansımalarını karşılaştırmalı olarak, marksist, sosyolojik ve yorum-bilimsel inceleme yöntemleri ışığında açıklamaktır. Çalışmada toplumcu gerçekçiliği benimsemiş olan Brecht ve Hikmet'in ideolojik yaklaşımlarının oluşma aşamasında etkilendikleri ideoloji ve toplumsal olaylar incelenecek, öncelikle yazınsallaştırma biçimleri gösterilecek ve yanlılığın yazınsal eserlerde nasıl ve hangi biçimlerde oluşturulduğu tespit edilecektir.

Alman edebiyatıBrecht, BertoltEdebiyat+6
Gülşah Kıran Elkoca
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimDE

Bernhard Schlink'in "Okuyucu" adlı eserinde anlatıcı kimlik oluşumunun yansımaları

Anlatı kimliği oluşumunun yansımalarına odaklanan bu çalışma, Bernhard Schlink'in 'Okuyucu' adlı yapıtında yer alan ana kahramanı ve birinci şahıs anlatıcı Michael Berg'in hayat hikâyesini bu perspektiften analiz ediyor. Mevcut toplumsal yapıda, sağlıklı kimlik oluşumu için göstergeler ve temel koşullar azalmakta. Bu nedenle kimlik oluşturma süreci çağdaş toplumda sorun olarak algılanır. Kimlik(ler)in oluşum yöntemlerini gösterebilmek ve gerçekleşme biçimlerine dikkat çekebilmek için, edebi metin vasıtasıyla kimlik sorunu tasvir edilir. Özellikle dikkat çekici olan, bu oluşumla ilgili bakış açısının anlatıya nasıl yansıdığını ve hikâyedeki kurgu kişilerin anlatı şeklindeki yansımalarının yazar tarafından nasıl yaratıldığıdır. Bu bakış açıları doğrultusunda 'anlatı kimliği' yaklaşımı ve oluşumu bu ana esaslar üzerinde incelenir. Bu yöntemin belirtmek istediği ise; kimlik oluşumunun geç modern çağda bir sorun olarak açıkça ortaya konduğunu ve bireylerin kimliklerini etkinleştirebilmek için yeni oluşum yöntemleri arayışı içinde olduklarıdır. Bireylerin kendi kimliklerini anlatarak ve süreçlerden geçirerek tasvir ettikleri bu hikâyeler, anlatı kimliğinin anlayışı ve bakış açısının oluşum yöntemlerinden biridir. Bu oluşum biçiminin edebi metinlerin tasarımında kullanıldığını ve metinde yer alan figürlerin imgesini görselleştirildiğini vurgulamak için, anlatıcı nitelikleri daha sonra seçilen metin külliyatına aktarılarak analiz edilir.

Ebru Yemişenözü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Yüksel Pazarkaya'nın "Balinanın Bebeği" çeviri mi yeni bir eser mi bir çeviribilim çalışması

Bu araştırmada, Yüksel Pazarkaya'nın Balina'nın Bebeği adlı eseri ve Almanca çevirisi Wal-Baby esas alınarak, yazarın özçeviri yaparken kullanmış olduğu stratejiler incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde çeviri hakkında tarihsel ve teorik bilgilendirmeler yapılmıştır. Ardından özçeviri ile ilgili teorik bilgilendirmeler yapılmış ve bu alanda etkin olan yazarların tecrübelerine değinilmiştir. Araştırmanın analiz kısmının temelini oluşturmak için Yüksel Pazarkaya'nın Balina'nın Bebeği adlı eseri ve Almanca çevirisinden örnekler alınmıştır. Örnekler incelenirken, kaynak metin ve erek metin kullanılmıştır. Toplamda otuz yedi örnek incelenmiştir. Çeviride kullanılan tüm stratejiler bu çalışmanın inceleme ve analiz bölümünde belirlenmiştir. Örnekler Koller ve Schreiber'in geliştirdiği çeviri strateji modellerinden faydalanılarak incelenmiş ve Venuti'nin Yerelleştirme ve Yabancılaştırma Metodu kapsamında değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda örneklerden otuz iki tanesinin yerelleştirme, beş tanesinin ise yabancılaştırma yöntemi ile erek dile aktarıldığı tespit edilmiştir. Bunun sonucunda Yüksel Pazarkaya'nın kaynak metni hedef kitleye yaklaştıran ve Yerelleştirme metodunu destekleyen stratejiler ile oluşturduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla Yüksel Pazarkaya erek dil ve kültür normlarını benimseyerek çeviride erek odaklı bir yaklaşım sergilemiştir.

Miray Küçükler Özdemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

"Friedrich Dürrenmatt'ın 'Yaşlı Kadının Ziyareti', Tennessee Wiliams'ın 'Geçen Yaz Birden Bire' ve Güngör Dilmen'in 'Ben, Anadolu' gibi 20. yüzyıl tiyatro eserlerinde 'Ana Tanrıça' motifinin karşılaştırmalı incelemesi",

Edebiyat bilimi birçok disiplin ile ortak çalışarak kendi yapısını zenginleştirir ve geliştirir. Artık günümüzde edebiyatı sadece hikâye kitapları, romanlar okuyarak boş zamanlarımızı doldurduğumuz bir etkinlik olarak göremeyiz. Edebiyat, her geçen gün bir bilim olduğunu ortaya koyuyor. Dünyaca severek okunan çoğu kitabın sinema ya da televizyon dizisi uyarlamaları yapılıyor, akademik çevrelerde hem yazınsal hem de dijital versiyonlarının incelemeleri yapılıyor. Edebiyatın bu kadar etkin bir şekilde hayatımızın içinde olmasının sebebi, hiç kuşkusuz diğer disiplinlerden de besleniyor olmasıdır. Psikoloji, felsefe, sosyoloji, din ve mitoloji gibi her biri ayrı bir inceleme alanına sahip bu alanların, edebiyatın günümüzdeki şeklini almasında çok önemli bir yere sahip oldukları gerçeğini kanıtlar niteliktedir. İnsanın kendisiyle en iyi şekilde yüzleşmesini sağlar edebiyat. Geçmişiyle geleceği arasında köprü kurmasına vesile olur. Bilinç aktarımı sağlar. Bu düşünceden yola çıkarak bu yüksek lisans tezinde 20. yüzyılın seçkin eserleri arasından seçilmiş olan tiyatro eserlerindeki bu bilinç aktarımının nasıl gerçekleştirildiğinin gözler önüne serilmesi amaçlanmaktadır. Friedrich Dürrenmatt'ın „Yaşlı Kadının Ziyareti", Tennessee Williams'ın „Geçen Yaz Birdenbire" ve Güngör Dilmen'in „Ben, Anadolu" eserlerindeki ana karakterlerin „Ana Tanrıça (die Große Mutter)" motifinin incelenmesi bu yüksek lisans tezinin ana konusunu oluşturmaktadır. Bahsi geçen motifin incelenmesi fikri İsviçreli Psikiyatr Carl Gustav Jung'un öne sürdüğü Arketip Teorisi'nden edinilmiştir. „Ana Tanrıça (die Große Mutter) arketipi, seçilen eserlerin ana karakterlerinin ortaya koyduğu motifler ve semboller, mitolojik ve felsefe açılardan incelenmektedir. Üç farklı coğrafyanın yazarları tarafından oluşturulan bu eserlerin ana karakterlerinin birbirleriyle karşılaştırılması, ana tanrıça arketipin özelliklerinin taşıdıklarının kanıtlanması bu yüksek lisans tez çalışmasının amacıdır.

Kutay Sorguç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimDE

Yazın sanatında sanatsal figürlerin entelektüel fizyonomisi ve sanat eserinin tikelliği. Herta Müller ve Orhan Pamuk bağlamında karşılaştırmalı bir değerlendirme

Çalışmanın amacı, Lukács'ın sanatsal figürlerin entelektüel fizyonomisi yaklaşımını, çoğulcu bir yöntemle, Herta Müller ve Orhan Pamuk'un seçilen romanlarında karşılaştırmalı olarak analiz etmektir. Lukács'ın fizyonomi kavramıyla neyi kastettiğini anlamak adına, öncelikle söz konusu yaklaşıma dayanak oluşturan, fizyonomi ve fizyonomik kavramları, anlam ve kullanım alanı olarak ele alınacak, bu konudaki çalışmalar gözden geçirilecek, özellikle edebiyat ve fizyonomik arasındaki ilişki, iç-dış diyalektiği bağlamında değerlendirilmeye çalışılacaktır. Lukács'ın sanatsal figürlerin entelektüel fizyonomisi yaklaşımı çerçevesinde belirledikleri, antropomorfist bir yaklaşımla sanat eserinde figürün çok yönlü ele alınmasını serimler. Bu bağlamda söz konusu yaklaşımla, temelde figür kurgulaması ve figür kurgulamasındaki önemli noktalar irdelenmektedir. Entelektüel fizyonomi ifadesiyle, fizyonomik yaklaşıma benzer olarak iç-dış diyalektiği vurgulanmakta, ondan farklı olarak çoğulcu bir tavırla fizyonominin tinsel ve duyusal çağrışımlarına dikkat çekilmektedir. Lukács'ın genel estetik anlayışına göre figürler, eserin en önemli yapı taşları olarak, hiyerarşik bir düzen içerisinde birbirlerini, konuyu, mekânı ve yazarın yazma biçimini etkilerler. Onun bu değerlendirmesi göz önünde bulundurularak, figür kurgulaması açısından belirlediği noktalar çalışma içerisinde tespit edilecektir. Nobel Ödüllü Alman yazar Müller'in "Reisende auf einem Bein" ve Nobel ödüllü Türk yazar Pamuk'un "Kafamda Bir Tuhaflık" romanları, Lukács'ın söz konusu yaklaşımı ışığında figür kurgulaması çerçevesinde irdelenecektir. Yazarların birbirlerine benzeyen ya da birbirlerinden ayrılan yönleri karşılaştırmalı olarak ortaya çıkarılacaktır. Sonuç itibariyle, Lukács'ın belirgin bir entelektüel fizyonomiye sahip figürün sanat eserinin tikelliğine ve evrenselliğine katkısı, söz konusu romanlarda ele alınacaktır. Yazarın, figürünü birey olarak toplumuyla iç içe ve çok yönlü kurgulaması, yerelden hareketle evrenselde bir farklılık oluşturarak tikelleşmesi, seçilen eserlerde figür üzerinden çok net gözlemlenebilmiştir. Yazarların romanları, figür üzerinden kendi dönemlerine ait tipik toplumsal olayları okura sunarken, Lukács'ın kuramı kapsamında ağırlıklı olarak benzerlikler taşırlar. Her iki yazar, romanlarında Lukács'ın seçilen yaklaşımında belirlenen özelliklere uygun figürler oluşturmuşlardır. Bu çalışmada, yazarların yerelliklerini evrensele taşıyabilmelerindeki ve uluslararası alanda kabul görmelerindeki en önemli araçlardan bir tanesinin kurguladıkları bu entelektüel fizyonomiye sahip figürler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Fizyonomi, Georg Lukács, Figür Kurgulaması, Entelektüel Fizyonomi, Sanat Eserinin Tikelliği, Herta Müller, Orhan Pamuk.

Müge Arslan Karabulut
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk ve Alman yazılı basınındaki haberlerin sunum biçimi, karşılaştırmalı bir çalışma

Hiç şüphesiz ki insanoğlunu evrendeki diğer canlılardan ayıran en önemli özellik duygulara sahip olmasıdır. Duygular; hayatın her aşamasında var olan, insanoğlunun hayatı anlamasına ve yorumlamasına katkı sağlayan temel yapı taşlarıdır. Ortaya konulan bu çalışmada bilişlerin ve duyguların algılama sürecinde birbirini tamamlayan ögeler oldukları ifade edilmiş ve aralarında güçlü bir bağ olduğu öne sürülmüştür. İnsan doğası gereği hissedebilme yetisiyle dünyaya gelir. Çalışmada temel olarak Türkçeye "Eğitlence" olarak çevrilebilecek "Infotainment" kavramı hakkında bilgi verilmiştir.

Yeliz Değmen
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Voll Krass Geil Bro- Almanyadaki gençlik dilinin dilbilimsel açıdan incelenmesi

Gençlik dili, veya diğer tanımıyla "gençlik jargonu" yaş grubuna bağlı olarak toplumdaki belirli kesimlerin kendi kimliklerini ortaya koydukları dilsel bir yapıdır. Bu çalışma gençlik dilinin dilbilimsel yapısının yanisıra gençler tarafından kullanılan deyimleri analiz etmeyi ve somut örneklerle incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmam dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde "gençlik dili" konusuna genel bir bakış sunulmuştur. Bu süreçte "gençlik", "gençlik kültürü" ve "gençlik dili" kavramlarının tanımına yer verilmiştir. Bunun sonucunda bir ergenin ebeveyn ile arasına mesafe koyması ve arkadaş grubuna yönelmesinin doğal bir süreç olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca bu arkadaş grubunun kendine ait bir dili olmasına dair bilgilere ve bu dil sayesinde ergenin arkadaşları tarafından benimsenmesinin öz değer gelişimi için gerekli olduğuna yer verilmiştir. Devamında gençlik dilinin tarihsel gelişimi, kültürel ve politik etkileşimleri ayrıca gençlik dilinin latince, eski yunanca ve üniversite gençlerinin kullandığı dillerden nasıl etkilendiği ele alınmıştır. Gençlerin oluşturduğu yaşam tarzı ve bu yaşam tarzının yetişkinler tarafından nasıl algılandığı işlenmiştir. Ikinci bölümde gençlik dilinin günümüz araştırmalarının yanında geçmiş araştırma durumları da konu alınmıştır. Bu bölümünde önemli konularından biri de, gençlik dili ile ilgilenen bilim insanlarının gençlik diline farklı yaklaşımları ve bu yaklaşımlardan yola çıkarak gençlik dili araştırma modellerini oluşturduğu konusuna değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde gençlik dilinin dilsel özellikleri çeşitli kaynaklardan örnekler eklenerek tanıtılmıştır. Bu bölümde gençlik dilinin fonetik, morfolojik ve söz biligisi özellikleri incelenmiştir. Bu özellikleri kullanarak gençler özgün bir konuşma stili yaratmışlardır. Dördüncü ve son bölümüde gençler tarafından kullanılan deyimler analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda ise dil kullanımının yaşla değiştiği kadar sosyal faktörlerle de değiştiği ortaya koyulmuştur ve gençlerin kullandıkları bazı kendilerine özgü kelimeler ve cümlelerde yaratıcılıklarını ve mizah yeteneklerini gösterdiği ortaya çıkmıştır.

Reyhan Özer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Thomas Mann'ın seçilmiş bazı eserlerinde 'hastalık' ve 'sanat' temsilleri

Bu çalışmada Yüzyıl Dönümü Edebiyatı yazarlarından Thomas Mann'ın "Der Wille zum Glück", "Der kleine Herr Friedemann" ve "Tristan" eserlerindeki 'hastalık' ve 'sanat' temsilleri incelenmiştir. Bu hikâyeleri seçmemizin sebebi bu iki kavramın belirgin olarak gösterilebilmesidir. 'Hastalık' kavramı Dekadans dönemindeki yozlaşma ve çöküşün yansımaları olarak karşımıza çıkar. Bu dönemin en belirgin özelliği sanata eğilim göstermedir. Dönemdeki sanat algısı ve sanatçının toplumdaki konumu yazarın bu üç eserinde de hastalık motifleriyle dikkat çeker. Bu iki kavramı güçlendiren kadın figürler, doğa, ölüm ve kuzey-güney sorunsalı da dönemin bu eserlerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla bu kavramlar da önemli görülerek uygun bölümlerde vurgulandı. Çalışmamızın başlangıcında Thomas Mann'ın biyografisi ve içinde bulunduğu edebiyat döneminden bahsedilmiştir. Ayrıca yazarın etkilendiği filozoflara da yer verilmiştir. Eserlerin analiz sürecinde de bu bilgiler çalışmamızda faydalı olmuştur. Hastalık kavramından da hem tıbbi hem de mecazi anlamda bahsedilmiştir. Thomas Mann'ın bu eserlerini incelerken faydalı olacağı düşünülerek sanatçının toplumdaki rolü de ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Çalışmanın analiz bölümünde eserlerdeki karakterler hastalık ve sanatla olan bağlantıları açısından değerlendirildi. İki kavramın da bu eserlerdeki figürlerle sembolleştirilerek sunulduğu tespit edildi. Yazarın içinde bulunduğu edebi dönemin özellikleri de göz önünde bulundurularak figürlerdeki hastalıklar Dekadans dönemi hastalığı olarak yorumlandı. Bu dönemdeki sanata olan eğilim ise bu eserlerde toplumun dışında kalan ve artık üretemeyen sanatçılar olarak karşımıza çıkar.

Hacer Saraç
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilindik olanın yabancılığı: Judith Hermann'ın seçilmiş öykülerinde yolculuklar, karşılaşmalar, mekanlar ve hatıralar

Almanya'nın yetiştirdiği genç yazarlardan biri olan Judith Hermann gerek yazdığı kitaplarla gerekse basına verdiği demeçlerle son yılların kendinden en çok bahsettiren isimleri arasına girmeyi başardı. 1970 Berlin doğumlu kadın yazar aldığı gazetecilik eğitimi sonrası gittiği Amerika'da yazma tutkusuna yenik düşüp, Almanya'ya dönüşünün ardından 1998 yılında ilk kitabı Yaz Evi, Daha Sonra'yı (orj. Sommerhaus später) yayımladı. Kitap, aralarında Türkçe'nin de olduğu 17 farklı dile çevrildi ve sadece Almanya sınırları içerisinde değil çevrildiği bütün ülkelerde büyük yankı uyandırdı. Yankılara tepkisiz kalmayan Hermann ise yazarlık kariyerine devamında da sayısız öykü ve bir de roman sığdırarak Çağdaş Alman Edebiyatındaki yerini sağlamlaştırdı. Genç kadın yazar kaleminden dökülenler ile günümüz bireylerin karmaşık iç ve dış dünyalarına ışık tutmayı başarmış, gerçek aşka ve gerçek sevgiye duydukları açlığı ve özlemi en yalın hali ile ortaya koymuş, uzak ülkelere, uzak şehirlere çıkılan seyahatleri ve seyahatlerde biriktirilen anıları kaydetmiş ve bütün bu unsurları renkli mozaik taşları misali birleştirerek devasa bir resim oluşturmayı başarmıştır. Bu yankılara bilim dünyası da duyarsız kalmamış, dünyanın birçok üniversitesinde Hermann eserleri içeriksel, dilsel ve biçimsel açıdan incelenmiş, anlatıların dönemimiz bağlamında birçok farklı perspektiften önemi vurgulanmıştır. Bu tez çalışması tutunmayı başaramamış bütün bir kuşağın aynadaki yansımasını incelemeyi kendine amaç edinmiştir. Üç bölümden oluşan yüksek lisans tezinin birinci bölümü dönemi ve dönem özelliklerini ele almış, dönemi şekillendirmekte büyük rol sahibi kadın yazarı ve onun modern edebiyattaki yerini tartışmıştır. Tezin ikinci bölümünde seçilmiş yedi öyküye yer verilmiştir. Bunlar seyahatler, karşılaşmalar, mekanlar ve anılar başlıkları altında incelenmiş olup Çağdaş Alman Edebiyatı açısından birçok önemli faktörü çeşitli alıntı ve kaynaklar aracılığı ile gözler önüne sermiştir. Yüksek lisans tez çalışmasının üçüncü kısmında ise çağımızın en önemli yapı taşlarından birini temsil eden dil olgusu işlenmiştir. Kendi içinde ikiye ayrılan bu bölüm birincil olarak genç kadın yazar Judith Hermann'ın kendine has dilini incelemeyi amaçlamış, ardından yirminci yüzyılın en önemli edebiyat eleştirmenlerinden, kültür yorumcularından ve yazınbilimcilerinden biri olan Walter Benjamin'in 'Çevirmenin Görevi' metni ışığında İlknur Özdemir tarafından gerçekleştirilen çevirinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesini hedeflemiştir.

Alman edebiyatıHermann, JudithHikaye
Sinem Saniye Battal
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Max Frisch`in "Çin Seddi" adlı tiyatro eserinde tarihsel ve kültürel karamsarlık

Geçmişte, günümüzde ve gelecekte de var olması muhtemel olan haksızlıklara kendisini çağdaş olarak tanımlamasına karşın göz yuman, sessiz ve aciz kalanların Max Frisch`in tiyatro sahnesinde yer bulduğu Çin Seddi adlı eser tarihin ve kültürün aslında tekerrürden ibaret olduğunu izleyicisinin yüzüne vurmaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı Çin Seddi'ni döngüsel tarih anlayışını vurgulayan tarihsel ve kültürel karamsarlık kuramları bağlamında incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünü oluşturan giriş bölümünde Max Frisch`in edebi yapıtları ve bu yapıtların arasında öne çıkan Çin Seddi`nin farklılıklarına değinilmiştir. İkinci bölümde karamsarlık olgusunun ortaya çıkış nedenlerine ve tarihsel gelişimine geniş çapta yer verildikten sonra Schopenhauer, Nietzsche ve Spengler`in karamsarlık kuramlarına irdelenmiş olup, kuramcıların var oluşu, tarihi ve kültürü döngüsel bir yaklaşıma dayandırdıklarına dikkat çekilmiştir. Max Frisch`in bu düşünürlerden ve özellikle de döngüsel tarih anlayışından ne denli etkilendiği araştırılıp, bu felsefi kuramı edebi dünyasına nasıl taşıdığı incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde yazarın tiyatro kavramını genel olarak nasıl yorumladığına odaklanılmıştır ve bu bağlamda tiyatro biçimindeki mekânsal ve zamansal boyutlar, tekerrür motifi ve de Bertolt Brecht`in etkisi altında oluşturduğu çeşitli tiyatro türleri çözümlenmiştir. Devamında tekerrür motifinin uygulandığı ve epik tiyatronun izlerini taşıyan Çin Seddi biçimsel unsurlarıyla incelenmiştir. Tezin dördüncü bölümünde eserin içeriği, karakterlerin ilişkileri ve eserin sorunsalı karşısındaki acizlikleri, döngüsel yaklaşımı vurgulayan sonsuz bir gerçeklik arayışı ve de gerçek aşk konuları gözetilerek irdelenmiştir. Son olarak eserin türü olan fars terimi incelenip, tiyatro türünden ziyade absürt içeriğine dikkat çeken ve yazar tarafından kasıtlı olarak seçilmiş olan bir terim olduğu saptanmıştır.

Burcu Polat Şeker
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimDE

Asimetrik güç ilişkilerinin yazın çevirisi aracılığıyla yeniden inşası

(Asimetrik) Güç İlişkilerinin Yazın Çevirisi Aracılığıyla Yeniden İnşası: Bu tezde Türk Edebiyatından Almancaya yapılan çevirilerin metonimik temsil gücü, çevirilerin erek piyasada oluşturduğu yeni yapı ve poetik bağlamları incelenmektedir. Tezin temel araştırma nesnelerini devlet destekli çeviri ve yayın projesi TEDA ile kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu girişimi olan Türkische Bibliothek oluşturmaktadır. Birbirinin çağdaşı olan bu iki projede aynı kaynak dizgeden metinler aynı erek dizgeye çoğunlukla aynı çevirmenlerce aktarılmıştır. Projeler kapsamında basılan çevirilerin incelenmesi bir yandan farklı sponsorların bu çevirileri yapmalarının amaç ve gerekçeleri hakkında bilgi verirken diğer yandan herhangi bir sponsor desteği almadan çevrilen metinlerle karşılaştırma imkânı sağlamaktadır. TEDA hem kaynak kültürün amaç ve gerekçeleri hem de erek piyasada TEDA destekli çevirilerin konumu göz önüne alınarak iki düzlemde tartışılmış ve söylem ile mevcut koşullar arasında bir uyuşmazlık tespit edilmiştir. Türkische Bibliothek çevirilerinin tanıtımları yayıncı, editör ve çevirmenlerin farklı ilgilerini açıkça ortaya koymuş; TEDA ve Türkische Bibliothek kapsamında olmayan, ancak bu projelerle aynı zamanlarda yapılan çeviriler ise kitap piyasasına ve çeviri yayıncılığına bir üst bakış sağlamıştır. Çalışma genelinde çevirileri yalnızca soyut süreçlerin ürünleri olarak görme eğilimine karşı çıkılmıştır. Araştırma özne/eyleyen odaklıdır ve güncel koşulları idealize etmeden, somut veriler olarak kabul eder, bu nedenle çeviri araştırmasını yalnızca metinler üzerinden yapılan çalışmalar olarak görmez. Piyasayı şekillendiren, bir poetikayı takip eden ya da yıkan, çevirileri finanse eden ve yapan aktörleri otonom bileşenler olarak veri toplama ve işleme sürecine dahil eder. İlgili aktörlerle etnografik röportajlar ve açık uçlu sorulardan oluşan yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler çevirilerin yanmetinleri ile karşılaştırarak tutarlı sonuçlara ulaşmak hedeflenmiştir.

Simge Yılmaz
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Mektup yazarı olarak genç Goethe ve Werther

Bu tezin amacı Alman edebiyat tarihinde coşku döneminin en önemli temsilcisi ve dünya edebiyatının en önemli mektup roman örneği olan Genç Werther'in Acıları romanının yazarı Johann Wolfgang von Goethe'nin yazmış olduğu üç seçilmiş mektup ile eserin kahramanı Werther'in yazdığı mektuplardan seçilmiş bir örneği karşılaştırarak incelemektir. Bu bağlamda18. yüzyıl Alman edebiyatında edebi tür olarak büyük önem kazanmış olan Mektup, tezin ilk bölümünde terminolojik olarak incelenmiş, daha sonra ise edebi form olarak dönemsel özellikleri ve konumu açısından evrelerine bakılmıştır. Bu doğrultuda 18. Yüzyılda özellikle ön plana çıkmış olan Mektup yazma kılavuzlarının tarihçesine kısaca girilmiş ve Mektup'un hem iletişim aracı olarak hem de edebi tür olarak gelişimi ve önemi Aydınlanma ve coşku döneminin tarihsel, sosyolojik ve toplumsal yapısına bakılarak incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise Genç Goethe'nin özel hayatında yazmış olduğu üç mektup biyografisi de göz önünde bulundurularak yazım stillileri açısından incelenmiştir. Birinci incelenen mektup Genç Goethe'nin on dört yaşında Ludwig Ysenburg von Buri ye Barok yazım stilinde yazmış olduğu mektuptur. İkinci mektup ise on altı yaşında Leipzig Üniversitesinde öğrenciyken Frankfurt ta ki kız kardeşi Cornelia Goethe ye Prof. Christian Führtegott Gellert in etkisi altında kalarak yazmış olduğu mektuptur. Üçüncü ve en Önemli mektup ise yine Leipzig de arkadaşlığını ve hamiliğini yapan Ernst Wolfgang Behrische yazdığı duygu durumunu sahnesel bir biçimde anlatan coşku dönemine ait izler taşıyan mektubudur. Tezin Üçüncü bölümünde ise kısaca Genç Goethe'nin Leipzig'den Frankfurt a ve oradan eğitimini tamamlamak üzere gittiği Strasburg da Coşku döneminin de başlangıcı olarak kabul edilen Gottfried Herder le olan tanışması ve daha sonra staj yapmak için gittiği Wetzlar da geçirdiği dönem, biyografisinden yola çıkılarak anlatılmıştır. Bu bölümde Genç Werther'in Acıları eserinin oluşum hikayesi ve romandan alınan on altı haziran tarihli mektubu, Genç Goethe nin yazdığı ikinci bölümde tanıtılmış olan Ernst Wofgang Behrisch Mektubuyla karşılaştırılarak benzerlikler araştırılmış ve yazım stili açısından incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise ne tür sonuçlara ulaşıldığı özet olarak verilmiştir.

Deniz Özuğur Arda
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimDE

Ubersetzbarkeit und vermittlungsmöglichkeiten der Deutschen linguistrschen Fachsprache (Substantiv-und Adjektivkomposita) eine Deutsch-Türkische kontrastive und didaktische studie

Mehmet Gündoğdu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Max Frisch'in 'Homo Faber' ve Heinrich Böll'ün 'Palyaço' adlı eserlerinde 'yabancılaşma' teması

Bu çalışmada, 'yabancılaşma' kavramı; bu kavramın sınırları; teoloji, felsefe, iktisat, sosyoloji ve psikoloji gibi bilim dallarınca nasıl incelendiği işlenmiş ve eserler, yapısalcı yöntemle ele alınmıştır. Genel anlamda bireyin kendisinden uzaklaşması anlamına gelen 'yabancılaşma' kavramı, farklı bilim dallarına inceleme konusu olmuştur. Kavramın edebiyatta nasıl ele alındığı incelenmeden önce, kavram üzerine detaylı bilgi verilmiştir. Ardından, kavram birkaç edebi eser ışığında incelenerek edebiyata yansıması verilmiştir. Çalışmada, Savaş Sonrası Alman Edebiyatı için iki önemli isim olan Heinrich Böll ve Max Frisch ele alınmıştır. Böll'ün 'Palyaço' eseri ve Frisch'in 'Homo Faber' eseri yabancılaşma kavramı ışığında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, edebiyatta yabancılaşma, Heinrich Böll, Max Frisch, karşılaştırmalı analiz.

Alman edebiyatıBöll, HeinrichEdebiyat+3
Başak Öner
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Robert Musil'in "Öğrenci Törless'in Bunalımları" adlı romanında edebi söylem çözümlemesi

20.yüzyıl başlarında Avrupa'da çıkan modernite krizi sonucunda düşünen özne modeline geçilmiştir. Bu krizin etkileri edebiyatta, bireyin yalnızlaşması, kimlik arayışı, iç dünyasına yönelişi gibi temalarla geleneksel anlatım biçimlerinden koparak kendisini göstermiştir. Almanca yazın şemsiyesi altında toplanan Avusturya Edebiyatı modernist temsilcilerinden Robert Musil'in, "Öğrenci Törless'in Bunalımları" adlı eseri, Avusturya-Macaristan çift başlı monarşisi döneminde yaşayan bir bireyin toplumsal baskı sonucu yaşadığı bunalımların yanı sıra içerisinde eğitim sistemi ve ahlaki değer yargıların da eleştirildiği çok katmanlı bir roman olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışması, bahsi geçen eser üzerinde, çağa uygun, nitel bir araştırma yöntemi olan, Foucault'nun öncülük ettiği, Van Dijk, Potter ve Wetherell gibi önemli dilbilimcilerin katkılarıyla gelişen, Söylem Çözümlemesi diğer bir adıyla Söylem Analizi kullanarak, roman içerisinden toplanmış, eğitim sistemi, çökmekte olan burjuva ahlak değerleri, eşcinsellik, dini motif ve kimlik oluşumunu etkileyen gelişimsel faktörleri içeren alıntı örnekleriyle, metni dil düzeyinden ayırarak, söylem düzleminde modern edebiyatın doğası gereği oluşan çok katmanlı anlam yapısını ortaya çıkartmayı hedeflemektedir. Çalışma kapsamında, önce kuramsal alt yapı oluşturulmuş, daha sonra edebiyatla ilişkilendirilip en son uygulama kısmına geçilmiştir. Roman karakterleri ve olay örgüsü aracılığıyla açığa çıkan, değer sistemleri ve bilgi/güç ilişkileri analiz edilmiştir. Çözümlemeler sonucunda; "Öğrenci Törless'in Bunalımları" adlı romanın alan çalışmalarında sadece ergen romanı olarak sınıflandırılmasının yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Romanın arka planında yer alan otorite, disiplin, iktidar ve normatif baskı mekanizmalarının birey üzerindeki etkileri, edebi metnin, yalnızca estetik değer ve kaygı taşımadığını göstermiştir. Musil'in modernite krizini yansıtan, birey, toplum ve iktidar ilişkilerini inceleyen, ideolojik yapıyı ortaya koyan eseri, söylemler aracılığıyla disiplinler arası inceleme imkânı sunmaktadır.

AlmancaAvusturya edebiyatıEdebi söylem+2
Yaren Okumuş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Friedrich de la Motte Fouqué'nin 'Undine' adlı eserinin medyalararasılık açısından incelenmesi

Bu çalışma, Friedrich de la Motte Fouqué'nin Undine adlı romanı ile Christian Petzold'un Undine adlı film uyarlamasını medyalararasılık bağlamında ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, edebi bir eserin sinematografik bir yapı içinde yeniden yorumlanması sürecinde meydana gelen estetik ve yapısal dönüşümleri analiz etmektir. Çalışmada, Undine mitinin tarihsel ve mitolojik kökenleri ele alınmış; Romantik dönemin edebi özellikleri bağlamında, anlatı, mekân tasarımı, karakter tasarımları, öne çıkan duygular ve mizansen gibi unsurlar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırma, nitel yöntemlere dayanarak yürütülmüş ve karşılaştırmalı analiz tekniği ile hem kaynak eser hem de uyarlama kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir. Fouqué'nin eseri, Romantik dönemin estetik ve tematik özelliklerini yansıtan bir metin olarak analiz edilirken, Petzold'un filmi modern sinemanın teknik olanakları ve görsel anlatım biçimleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Özellikle uyarlama sürecinde anlatı teknikleri, mekân tasarımı, sinematografik araçlar ve duygusal yoğunluğun yaratım sürecine etkileri detaylı bir biçimde ele alınmıştır. Çalışma, edebiyat ve sinema arasındaki disiplinler arası yaratıcı etkileşimleri anlamak adına önemli bir çerçeve sunmaktadır. Undine miti, her iki eserde de farklı bir bağlamda yeniden inşa edilmiş; mitin temel yapısı korunarak, farklı anlatı araçlarıyla çağdaş bir perspektife uyarlanmıştır. Film, klasik bir metni modern bir sinema diliyle yeniden yorumlayarak hem estetik hem de anlatısal düzlemde yeni bir değer yaratmıştır.

İzzet Efe
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Oryantalizm bağlamında Alman karikatürlerinde Türk algısı (1909-1918)

Bu çalışma, 1909-1918 yılları arasında yayımlanan Kladderadatsch, Simplicissimus, Fliegende Blätter, ULK, Der Wahre Jacob ve Jugend gibi önde gelen Alman mizah dergilerinde yer alan karikatürler aracılığıyla Doğu'nun nasıl temsil edildiğini veortaya çıkan temsillerin ardındaki oryantalist anlatı yapısını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Görsel söylem analizine dayalı araştırma, mizahın sadece eğlence aracı değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi ve kültürel propaganda unsuru olduğunu ortaya koymuştur. Karikatürlerde Osmanlı İmparatorluğu, genellikle egzotik, irrasyonel ve geri kalmış bir "öteki" olarak betimlenmiştir. Hilal, fes, cami ve geleneksel kıyafetler gibi oryantalist semboller bu temsillerde sıklıkla kullanılmıştır. Özellikle "Hasta Adam" metaforu ve II. Abdülhamid'e yönelik karikatürler, Osmanlı'nın zayıflığını ve Batı müdahalesine duyduğu ihtiyaç fikrini pekiştiren ideolojik araçlar olarak ön plana çıkmıştır. Balkan Savaşları'nda Osmanlı, edilgen bir figür olarak sunulurken, Çanakkale Savaşı'nda ise Almanya ile birlikte kahramanca bir direnişin simgesi hâline getirilmiştir. Alman kamuoyuna yönelik temsiller, dönemin siyasi gelişmelerine paralel olarak değişkenlik göstermiştir. Tezin temel bulgusu, Alman mizah dergilerinde yer alan Osmanlı temsillerinin sabit ve tek boyutlu olmadığı; aksine, siyasi ve askeri koşullara göre sürekli yeniden üretildiği ve bir propaganda aracı işlevi gördüğüdür.

Atilla Kurnaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Knut Hamsun'un "Sult", Franz Kafka'nın "Eın Hungerkünstler" metinleri ile Gary Ross'un "The Hunger Games" filminin açlık olgusu ekseninde karşılaştırılması

Bu çalışmada Knut Hamsun'un (1859-1952) "Sult" (1890) ve Franz Kafka'nın (1883-1924) "Der Hungerkünstler" (1922) adlı metinleri ile Gary Ross'un yönettiği "The Hunger Games" (2012) adlı sinema filmi açlık olgusu ekseninde karşılaştırılmıştır. Kuramsal olarak bakıldığında bu çalışma, karşılaştırmalı yazınbilim (komparatistiğin) araştırma alanına girmektedir. Norveçli ve Avusturyalı iki önemli yazarın iki düzyazı metni ile bir Amerikalı yönetmenin (İngilizce edebiyattan) sinemaya aktardığı film, açlık olgusu ekseninde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Araştırma nesnelerimizin ilki, Nobel edebiyat ödülü alan Norveçli yazar Knut Hamsun'un Norveççe orijinal adı "Sult" olan, Türkçeye "Açlık" olarak çevrilen ve yazara dünya çapında bir ün kazandıran romanıdır. Roman, yazarın hayatından izler taşıyan, kendisi gibi bir yazar olan, zihinsel ve ruhsal açıdan açlık yaşayan ana karakterin iç dünyasını anlatmaktadır. Yazar bu romanda toplumsal-kültürel değerlerdeki, bakış açılarındaki ve yaşam koşullarındaki sancılı değişimi ele almıştır. Türkçeye "Bir Açlık Sanatçısı" olarak çevrilen ve orijinal adı "Ein Hungerkünstler" olan Franz Kafka'nın anlatısında, profesyonel olarak aç kalma mesleğini yapan ve uzun zaman aç kalarak geçimini sağlayan bir açlık sanatçısının öyküsü anlatılır. "Açlık Oyunları" ("The Hunger Games") ismiyle sinemaya aktarılan filmde ise toplumun alt tabakasından gelen ve açlık sınırının altında yaşayan insanların, üst sınıf tarafından düzenlenip yönetilen son derece zorlu bir oyuna katılarak ölüm-kalım mücadelesi vermesi anlatılır. Çalışmanın amacı; epik türün temsilcisi olan ve iki farklı Avrupa ülkesinde kaleme alınan iki önemli metin ile çok çabuk ünlenen ve ülkemizde de rağbet gören farklı bir medya ürünü olan "Açlık Oyunları" (The Hunger Games) adlı sinema filmini açlık olgusu ekseninde karşılaştırmaktır ve açlık ana teması ekseninde buluştuğunu saptadığımız farklı sanatların/medyaların, farklı ülkelerin, farklı zamanların ürünü olan sanat eserlerinin hangi açılardan benzerlikler ve/veya farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktır. Çalışmanın hedefi; seçilen bu eserlerin eleştiri oklarının buluştuğu temel ortak hedef olan burjuvazi kapitalist düzen eleştirisini açığa kavuşturmaktır.

AçlıkFilmHamsun, Knut+4
Ertuğrul Demir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afaziyoloji ve dilbilim: afazi kaynaklı dilsel sorunların çözümlenmesine yönelik dilbilimsel yöntemler

Dilbilimsel araştırma alanları yalnızca dilin yapısına ve iletişimsel işlevine yönelik alanlarla sınırlı değildir. Dilbilim, nörolojik, fonolojik, biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve yorumbilimsel incelemeleri de araştırma alanına dâhil etmiştir. Dilbilim, disiplinlerarası çalışmaların odağında bir bilim dalıdır. Dili araştırması yönüyle, dilbilgisel bir alan gibi görünmekle birlikte, dilin birçok disiplinle ilişkisini inceleyen disiplinlerarası bir yapıya da sahiptir. Dilbilim, hem sosyalbilimsel hem de doğabilimsel yöntemler kullanan ikili bir yöntemsel yapıya sahiptir. Dilbilim, sosyalbilim yönüyle, dilin yapısı ve işlevini araştırırken, doğabilimsel yönüyle de, sesin oluşumu, bilişsel eylemler, nörolojik yapılar ve dilin bozulmasıyla ortaya çıkan semptomatik sorunlarla da ilgilenir. Dilbilimin doğal araştırma alanları, dilbilimsel temel alanlar olarak tanımlanırken, dilbilimin disiplinlerarası alanları, dilbilimin yeni alanları olarak tanımlanır. Bu çalışmada, afazili bireylerin konuşma bozuklukları Fonoloji, Morfoloji, Sentaks, Semantik ve Pragmatik seviyesinde incelenerek, dil bozuklularının düzeltilmesinde dilbilimsel yöntemlerin etkileri gözlemlenecektir. Bu amaçla dilbilimsel yapıları araştırarak, hangi dilsel hasarların ortaya çıktığını ve hangi yöntemlerle çözümlenebileceği incelenecektir. Ayrıca dilbilimin önemli bir disiplinlerarası araştırma alanı olan Afaziyoloji konusu incelenecelenecektir. Afazinin doğal bir dilsel süreç araştırması olmadığı, aksine dil yetisinin hasara uğramasıyla ortaya çıkan bir dil bozukluğu olduğunu ve bu sorunu düzeltebilmek için dilbilimin tıp bilimi ve diğer dilbilim dallarıyla nasıl ortak bir ilişki içerisinde olduğu tespit edilecektir. Çalışmada ayrıca çok dilli afazili hastaların sistematik bir şekilde incelenmesi ve bu hastalara yönelik yapılan incelemeler yardımıyla edinilmiş olan farklı dillerin ne derece etkilendiği ve teorik bilgileri dâhilinde nasıl bir iyileşme türü sergilediğine dair sonuçlar çıkarılması amaçlanmıştır. Konu ile ilgili alan taraması yapılmış ve elde edilen veriler dâhilinde bir değerlendirme yapılmıştır.

AfaziAfaziyolojiDil bilim+1
Ebru Zarzavatçıoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sekülarizm'in tarihsel gelişimi ve edebiyata yansıması: Bilge Nathan, Dokumacılar ve Notre Dame'ın Kamburu eserleri örneği

Fransızcadan dilimize geçen sekülarizm, Latincede çağ, yüzyıl, nesil, dünyevi anlamlarına gelen "saeculum" kelimesinden türemiştir. Kavram, Bizans İmparatoru I. Konstantin (MS 272-337) zamanında ortaya çıkmıştır. XIII. ve XIV. yüzyıllarda nominalizm akımıyla varlığını gösteren terim, XVI. yüzyılda Martin Luther'le tekrar gündeme gelmiştir. Bilindiği üzere Orta Çağ'da Roma Katolik Kilisesi önemli bir otoriteydi. Skolastik anlayışa dayanan Kilise, zamanla dünyevi alanla daha fazla ilgilenir oldu, zenginleşti ve arazilerini genişletti. Yozlaşan Hristiyanlığı tekrar özüne döndürmek isteyen Luther, Reform hareketini başlattı. 1648'de yapılan Vestfalya Antlaşması'nın bir maddesinde geçen sekülarizm, bugün yine gündemdedir. Hukuksal boyutu olan kavramın günümüzde felsefi ve sosyal boyutları da ortaya çıkmıştır. XVII. yüzyıl Avrupa'sında gelişen Rönesans hümanizmi bilim, felsefe, edebiyat ve eğitim alanlarında ilerlemelere yol açarken Reformasyon, Hristiyanlığın düzenlemesini, din devleti yerine yeryüzü devlet düzeninin kurulmasını sağlamıştır. Fransız İhtilali ile imparatorluklar yıkılmış, insan hakları, eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu özerkleşme sürecinin bir parçası da birey olmuştur. Bireycilik, felsefede insanla ilgili her sorunun irdelendiği bir disiplin olarak yeniden ele alınmaya başlamıştır. İnsanı temel alan hümanizm, modern insanın yeni dünya görüşü ve yaşam anlayışı olarak anlam kazanmıştır. Bütün bu gelişmelerle Avrupa siyasetinin, felsefesinin, teolojisinin, estetiğinin, hukukunun ve kültürünün tarihte geçirdiği birçok dönüşüm, Avrupa'nın aydınlanmasına ve sekülerleşmesine öncülük etmiştir. Bu çalışmada amacım, kavramın tarihteki anlamını, hangi amaçla kullanıldığını, kavram kargaşasına yol açan durumları ve terime eşanlamda eşlik eden kelimeleri açıklamak, Rönesans'tan başlayan insan merkezli hümanist yaklaşımın edebiyata yansımasını ve sekülarizmle estetizasyon arasındaki ilişkiyi Aydınlanma Çağı yazarları tarafından yazılmış üç eser; Bilge Nathan, Notre Dame'ın Kamburu ve Dokumacılar üzerinden gösterebilmektir.

Batı edebiyatıEdebiyatHauptmann, Gerhart+4
Aşkım Öğüt Marangoz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bruno Apıtz'ın Nackt Unter Wölfen ve Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı adlı metinlerindeki direniş olgusuna karşılaştırmalı edebiyat bilimi çerçevesinde bir bakış

Bu çalışmada, Alman yazar Bruno Apitz'in Nackt unter Wölfen ve Türk yazar Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı adlı metinlerinde 'direniş' olgusunun nasıl ele alındığı, karşılaştırmalı edebiyat bilimi sistematiği ve çalışma alanları bağlamında incelenecektir. Karşılaştırmalı edebiyat bilimi; aralarında tarihin belli bir döneminde yakınlık, komşuluk ilişkileri, kültür alışverişi bulunan milletlerin edebiyatları üzerinde "mukayese" esasına uygun olarak yapılan araştırmalar; incelemeler, çalışmalar için kullanılan bir terimdir. Bu bilim, bir edebiyatın bir başkası veya başkalarıyla mukayesesi ve edebiyatın insan ifadesinin diğer alanlarıyla (felsefe, tarih, siyaset, iktisat, sosyoloji) karşılaştırılması olarak kabul edildiğinde, bir olgu, bir görüngü, bir kavram daha iyi anlaşılacaktır. Karşılaştırmalı edebiyat bilimi, konusu ve konumunun genişliği sayesinde düşünce tarihini, yazın sosyolojisini, karşılaştırmalı psikolojiyi, genel anlamda edebiyat ve estetik kesitlerini de kapsamaktadır. Yukarıda adı geçen metinlerin de yakın tarihleri anlatıyor olmaları, savaş ve ulusal mücadele gibi süreçleri içermeleri ve aynı olguya değinmeleri dolayısıyla karşılaştırmalı edebiyat bilim bağlamında incelenmeleri, değindikleri olgunun yazın dünyasında nasıl ele alındığına ışık tutacaktır. Çalışmamızdaki temel amaç; yazarlar tarafından işlenen direniş olgusunu, 1. ve 2. Dünya Savaşları'nı yaşayanlar ve savaşlara dışarıdan bakanlar gözüyle irdelemek ve ayrıca iki farklı toplumun, kültürün savaşa nasıl direndiklerini ortaya koymak, konuyla ilgili olarak edebiyat aracılığıyla toplumsal ve bireysel bağlamda bir farkındalık oluşturmaktır. Bruno Apitz'in Nackt unter Wölfen adlı eseri, II. Dünya Savaşı sırasında, 1945 yılının bahar aylarında Buchenwald toplama kampında geçen bir olayı anlatmaktadır. Hükümlülerin ve tutsakların, kendi yaşamlarını tehlikeye atarak gizlemeye çalıştıkları Yahudi bir çocuk, insanlığın ve yaşam mücadelesinin simgesi haline gelmiştir. Bu yaşam mücadelesi aynı zamanda mahkûmlar tarafından planlanan bir ayaklanma ve direnişin de temelini oluşturur. Mütareke yıllarında ülkenin başkenti İstanbul ve Anadolu'da başlayan toplumsal yapılanmayı ve işgallere karşı bir tavır takınan örgütlenmeyi konu alan Yorgun Savaşçı eseri, Türkiye Cumhuriyeti resmî adıyla henüz var olmadan başlayan ve Cumhuriyet'in kuruluşunun temellerini atan bir süreci anlatır. Ülkeyi zorlukla ele geçirmek isteyen güçlere karşı, yurtlarını savunmak ve bağımsızlıklarını kaybetmemek amacındaki insanlar tarafından her edim bir ayaklanma ve direniş simgesidir.

Bahadır Kaplan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İngiliz Gotik romanı ile Alman Schauerromanı'nda aydınlanma karşıtlığı

Gotik romanın kurucu metni olarak kabul edilen Horace Walpole'un (1717-1797) 1764 tarihli The Castle of Otranto (Otranto Şatosu) adlı eseri ile türün korku, dehşet ve doğaüstü gibi ayırt edici temelleri atılmıştır. Edebiyat tarihinde gotik, genel olarak İngiliz edebiyatına has bir tür olarak görülmektedir. Gotik roman yalnızca İngiliz okuryazar çevresi ile sınırlı kalmamış, çeviri faaliyetleri sayesinde kısa sürede dünya edebiyatında görünürlük kazanmıştır. Aydınlanmanın antitezi olarak görülebilecek romantik edebiyatın içinden aşırılaşmış bir form olarak yükselen gotik anlatılar, aklın karşısında duyguları yücelten karakterleriyle zamanın ruhuyla çelişmektedirler. Bu noktadan hareketle çalışmada, Aydınlanma döneminde erken dönem örnekleri görülen gotik romanı, İngiliz ve Alman edebiyatından seçilen eserler üzerinden incelenmiştir. Eserlerin seçiminde, gotik roman türünün karakteristik özelliklerini taşımaları temel ölçüt alınmıştır. Çalışmanın araştırma nesneleri; İngiliz edebiyatında gotik türün kurucu metni olarak görülen Horace Walpole'un (1717-1797) The Castle of Otranto (Otranto Şatosu [1764]) ve Mary Shelley'in (1797-1851) Frankenstein; or, The Modern Prometheus (Frankenstein ya da Modern Prometheus [1818/1831]) ile Alman edebiyatından Friedrich Schiller'in (1759-1805) Der Geisterseher (Hayaletgören [1787]) ve E.T.A. Hoffmann'ın (1776-1822) Die Elixiere des Teufels (Şeytanın İksirleri [1815]) adlı eserleridir. İngiliz ve Alman edebiyatında, gotiğin erken döneminde kaleme alınan bu eserler, aydınlanma karşıtlığı ekseninde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın kuramsal arka planı karşılaştırmalı edebiyat bilimine dayanmaktadır. Bunun için çalışmada ilk olarak karşılaştırmalı edebiyatbilim kavramı açıklanmış, sonra Aydınlanma düşüncesi ile Romantik ve Gotik edebiyat türü ele alınmıştır. Sonraki aşamada, Aydınlanma karşıtlığıyla öne çıkan gotik roman türü kavramsal ve türsel gelişimi içinde irdelenmiş ve çalışmanın kavramsal-kuramsal kısmını somutlaştırmak üzere araştırma nesnesi olarak seçilmiş eserler, karşılaştırmalı edebiyatbilim kuramının ışığında ilk olarak tek tek daha sonra karşılaştırmalı olarak incelenerek analiz edilmiştir. Çalışmada bu şekilde, gotik roman türünün temel özellikleri hem kuramsal hem de uygulayımsal olarak ortaya konmuştur.

Selim Şimşek
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Barbara Frischmuth'un "Dein Schatten tanzt in der Küche" adlı eserinde post-feminist bağlamda kadının özgürleşme sorunsalı

Bu tez çalışmasında, Avusturya edebiyatının seçkin temsilcisi olan Barbara Frischmuth'un (1941-), en son kaleme aldığı eserlerden biri olan "Dein Schatten tanzt in der Küche" adlı eseri analiz edilmiştir. Barbara Frischmuth'un edebiyat kariyeri; özellikle romanlar, hikayeler, şiirler ve denemeler yazarak zengin bir eserler koleksiyonu oluşturmasıyla tanınır. Eserleri, insan ilişkileri, kimlik, aidiyet, toplumsal cinsiyet meseleleri ve dilin gücü gibi bir dizi evrensel tema etrafında döner. Eserlerinin birçoğu dilin önemini vurgular ve farklı dillerin ve kültürlerin etkileşimini keşfeder. Feminist yaklaşımıyla ve kadın haklarına olan ilgisiyle de tanınan yazar, kendisi de bir kadın yazar olarak kadınların deneyimlerini ve kadın kimliğini ele alırken, cinsiyet eşitliği ve kadınların toplumsal rolleri konularında önemli düşünce ve çalışmalara imza atmıştır. Barbara Frischmuth, edebiyat alanındaki başarılarından ötürü, birçok edebiyat ödülü kazanmış, sadece Avusturya ve Almanya'da değil, dünya çapında edebiyatın önde gelen kadın yazarlarından biri olarak kabul edilmiştir. Eserleri Türkçe dahil, dünya genelinde birçok dile çevrilmiş ve uluslararası alanda büyük başarı kazanmıştır. Bir dönem Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde de öğrenim gören Barbara Frischmuth; ülkemizi, dilimizi, gelenek-göreneklerimizi yakından bilen ve eserleriyle, olumlu anlamda kültürlerarası ilişkiler kurulmasına katkıda bulunan bir yazar olarak ayrı bir önem taşır. Bu tezin araştırma konusu olarak seçilen eser, 2021 yılında yayımlanmıştır. Bir öykü kitabı olan eserde toplam beş adet öykü bulunmaktadır. Öykülerin tümünde, ana figürler; post-modern dünyada yalnız başlarına ayakta kalmaya çalışan kadın karakterlerdir ve olaylar onların etrafında biçimlenmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasının araştırma konusu; Barbara Frischmuth'un, "Dein Schatten tanzt in der Küche" adlı kitabındaki öykülerin ana figürleri olan kadın karakterlerin özgürleşme sorunsalı olarak belirlenmiştir. Postmodern dönemin edebi ürünü olan bu öykülerde anlatılan kadın karakterlerin öyküleri de içinde yaşanılan çağa özgü karakteristik özellikler taşıdığından, eserler postmodern edebiyatın bakış açısından incelenmiş ve kadın karakterlerin özgürleşme sorunsalı da postfeminist edebiyat eleştirisi ışığında analiz edilmiştir.

Pembegül Özyılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Renan Demirkan'ın Üç Şekerli Demli Çay ve Selim Özdoğan'ın Heımstraβe 52 eserleri örneğinde aile içi ilişkileri

Bu çalışma, Almanya'ya çalışmak üzere giden Türk ailelerinin yaşamlarını ve aile içindeki ilişkilerini konu edinmiştir. Çalışma, göçün aileler üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkilerini, ailelerin bu yeni toplum içerisinde yaşadıkları sosyal ve kültürel etkileşimi, kültür çatışmalarını, Anadolu kültürünün Almanya'daki yaşama uyum sağlama sürecini, aile fertlerinin kendi aralarındaki ilişkilerini ve buna bağlı olarak ortaya çıkan olumlu ve olumsuz sonuçları, Türk toplumunun yeni vatandaki dayanışmasını tarihi gerçeklik göz önüne alınarak açıklamayı amaçlamakta ve belli dönemlere ait ayrıntılı incelemeler sunmaktadır. Çalışmaya konu olan Üç Şekerli Demli Çay eserinin yazarı Renan Demirkan ve Heimstraβe 52 eserinin yazarı Selim Özdoğan, Göçmen Edebiyatı'nın ikinci kuşak yazarlarındandır ve özellikle Almanya'ya göç sürecinin anlaşılmasına ciddi katkılar sağlamışlardır. Çalışma, göç olgusu ve göçmen edebiyatı hakkında verilen bilgiler ve yapılan değerlendirmeler ile başlar, Türk toplumunda ailenin önemi ve Almanya'ya göç edenlerin aile yapıları hakkında detaylı açıklama ile devam eder. Çalışmamıza konu olan aile içi ilişkileri, eserlerden örnekler ile detaylı şekilde 3. ve 4. Bölümde açıklanarak devam etmektedir. Bu ilişkiler neticesinde ortaya çıkan bireysel ve toplumsal sonuçlar ise son bölümde değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme yapılırken konu edilen dönemin sosyal ve ekonomik gerçeklikleri göz önüne alınmıştır. Bu iki eserin seçilmesinin nedeni, özellikle göçün başladığı ilk yılları konu edinmeleri ve Türk ailelerinin yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle okura aktarmış olmalarıdır. Ayrıca, her iki eserde de aile içi ilişkilerinin yoğun olarak yaşanıyor olması, o dönemi anlamamız açısından çok önemlidir. Bu çalışma, Almanya'ya göçün Türk toplumu üzerindeki bireysel ve toplumsal etkilerini anlamamız konusunda önemli katkılar sağlayacaktır.

Mehmet Akbaba
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siegfried Lenz'in Almanca dersi eseri ile Heinrich Böll'ün Dokuz Buçukta Bilardo adlı eserindeki kadın figürlerinin incelenmesi

Son yıllarda cinsiyet, savaş sonrası Almanların Nazi geçmişiyle yüzleşmeye yönelik çelişkili çabaları hakkındaki bilimsel tartışmalarda giderek daha önemli bir rol oynamıştır. Tarihçiler, Nasyonal Sosyalist toplumun çöküşünün ciddi bir erkeklik krizine yol açtığını ve bunu bir tür erkek otoritesinin yeniden inşa edilmesini zorlaştırdığını savunmuştur. Alanyazındaki çeşitli araştırmalar, Almanya'da savaştan sonra kadınların nasıl hem yenilgi bağlamında cinsel ihanetten suçlu, hem de Nazi suçlarıyla lekelenmemiş ahlaki saflığın simgeleri olarak görüldüğünü göstermiştir. Savaş sonrası yıllarda, ülkenin Nasyonal Sosyalist mirasına ilişkin temsillerde ve tartışmalarda kadınların Nazi rejimine katılımı sistematik olarak göz ardı edilmiştir. Onlara yeni bir başlangıç sağlama ve erkeklerin geçmişleriyle hesaplaşmalarına yardım etme sorumluluğu verilmiştir. Bu çalışmada ise temel amaç Siegfried Lenz'in "Almanca Dersi" eseri ile Heinrich Böll'ün "Dokuz Buçukta Bilardo" adlı eserindeki kadın figürlerinin incelenmesidir

Sevinj Aliyeva
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk misafir işçi kadınların Alman edebiyatındaki tasviri: Gün Tank: "Die Optimistinnen Roman unserer Mütter"

Bu tez, Gün Tank'ın "Die Optimistinnen - Roman unserer Mütter" adlı romanı üzerinden Alman edebiyatında göçmen işçi türk kadınlarını incelemektedir. Roman, 1972'lerde Almanya'ya gelen Türkiye'den göçmen işçi Nour'un hikayesini anlatır ve Nour'un yanı sıra diğer misafir işçi kadınların da ayrımcılığa ve zor çalışma koşullarına karşı mücadele ettiği bir ortamı yansıtır. Gün Tank'ın romanı, Misafir İşçi Kadınların nasıl şekillendirdiğini ve stereotipleri nasıl sorguladığını odaklanarak bu kadınları sadece iş gücü olarak değil, çevrelerini etkin bir şekilde şekillendiren aktif katılımcılar olarak gösterir. Bu literatür çalışmaları, göçmen kadınların bireysel deneyimlerine dair içgörüler sunmanın yanı sıra, Almanya'daki toplumsal ve kültürel dinamiklere yeni bir bakış açısı sunar. Bu eserler, göçmen işçi türk kadınların yaşadıkları zorlukları ve deneyimleri yeni bir perspektiften değerlendirmeyi sağlar ve böylece onların yaşam gerçekliklerine ve kimliklerine daha derin bir anlayış geliştirmemize yardımcı olur. Ayrica bu çalışma yukarıdaki eser üzerinden Almanya'daki türk misafir işçi kadınların yaşamını ve durumunu açıklamayı hedefler. Roman, bu kadınların iş Göçü sırasında yaşadıkları deneyimlere ve kendi başlarına Almanya'ya göç etmelerine odaklanarak, okuyuculara bu kadınların deneyimleri hakkında farkındalık kazandırmayı ve onların bağımsızlıklarını vurgulamayı amaçlar. Çalışma, Almanya'daki misafir işçi Türk kadınların deneyimlerindeki temaları, kalıpları ve anlamları belirlemek için nitel içerik analizi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Ayrıca, söz konusu romana odaklanarak kadınların kişisel hikayelerini ve karşılaştıkları zorlukları anlamaya çalışılmıştır. Son olarak, bu çalışma, geleneksel temsillere ve stereotiplere meydan okuyarak ve yenilikçi araştırma yaklaşımları kullanarak göç ve entegrasyon konularında geniş bir anlayış geliştirmeyi hedefler. Edebi çalışmalar, göç çalışmaları ve toplumsal cinsiyet çalışmalarından elde edilen bilgileri birleştirerek, okuyuculara göç sırasında kadın işçilerin deneyimlerine dair derin bir farkındalık kazandırmayı amaçlamaktadır.

Esra Özen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Stefan Zweig'in Satranç Metni ile Philipp Stölzl'ün Satranç Filminin imgebilimsel açıdan karşılaştırılması

İmgebilim: Farklı toplumların birbirlerini nasıl yorumladıklarını araştıran ve bu araştırmayı edebi eserler aracılığıyla gerçekleştiren, karşılaştırmalı edebiyatın bir alt disiplini olan bir inceleme alanıdır. Sözlük olarak Latince görüntü anlamına gelen "imago" ve bilim anlamına gelen "logos" kelimelerinden oluşmasından da anlaşıldığı gibi imgebilim görüntülerin oluşumunu inceleyen bir bilim dalıdır. Medyalararasılık kavramı ise medyalar arasındaki birleşme, kaynaşma, dönüşme gibi ilişkileri inceleyen ve birleşik sanat biçimleri oluşturmak amacıyla müracaat edilen bir araştırma alanıdır. Bir medya içerisinde oluşturulan bir yazının başka bir medyaya aktarımını anlatan uyarlamalar medyalararası inceleme alanlarının önemli konularından biridir. Bu tez çalışmasında dünyaca ünlü yazar Stefan Zweig'ın (1881-1942) en son kaleme aldığı ve ölümünden sonra yayımlanan Schachnovelle adlı kısa romanı ve Philipp Stölzl tarafından yönetilen ve 2021 yılında beyaz perdeye uyarlanan aynı ismi taşıyan eser "imgebilim" ve "medyalararasılık" açılarından analiz edilecek, iki medya arasındaki benzerlikler ve farklılıklar incelenecektir. Bu yüksek lisans tezi medyalararasılık yoluyla imgelerden ve bunların uyarlamalarından bahsedilecek olup ayrıca olay örgüsündeki motiflerin alıcıyı ne ölçüde etkilediğine de dikkat çekilecektir. Araştırma yöntemi olarak, birinci ve ikinci bölümlerde literatür araştırması sonucunda belirlenen, teknik terimlerle ve alt disiplinlerle ilgili analiz ve yorumlar kullanılacak olup, son bölümde kitabın ve film uyarlamasının imgebilimsel ve medyalararasılıkla ilgili incelemesi kullanılacak ve gerektiğinde ayrıntılı okuma ve izleme yapılarak notlar alınıp eserlere ilişkin analizler yapılacaktır. Stefan Zweig kısa romanında ve aynı isimli film uyarlamasında da temel olarak Nazi Rejimi ve sürgün dönemi ele alınmış olup bu eserlerde Nasyonal Sosyalizm döneminde tanışan insanlar ve eserde bir karakterin tesadüfen bir satranç kitabı bulmasıyla gelişen olaylar zinciri, ana karakterin hücre hapsi ile yaşadığı psikolojik yıkım gibi olaylardan bahsedilmektedir. Eser ile film uyarlamasının benzerlikleri ve farklılıkları imgebilim ve medyalararasılık perspektifinden karşılaştırılmış olup, çıkarılan analizden; film uyarlamasının, filmde esere göre daha fazla karakterden bahsedilmesi, Nazi dönemi şiddetinin daha ayrıntılı olarak ele alınması, eserde ana karakterin yalnızlığına daha fazla dikkat çekilmesi gibi bazı farklılıklara sahip olduğu; ancak yalnızlığın, tek başına kalmaya zorlanmanın ve satrancın kendisinin dikkate değer bir biçimde aynı olarak ele alındığının çıkarımı yapılabilir.

Emin Seyhan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Goethe'nin Die Leiden des Jungen Werthers ve Eichendorff'un Aus dem Leben eines Taugenichts eserleri örneğinde doğa olgusu

Uluslararası Edebiyat Bilimi içerisinde Komparatistik adıyla da anılan karşılaştırmalı edebiyat, edebiyat biliminin yan dallarından biridir. Görevi ve işlevi, aynı dilde veya farklı dillerde yazılmış eserleri konu, düşünce ya da biçim bakımından inceleyerek, eserlerin benzer ve farklı yanlarını saptar, ardından detaylı yorumlar getirerek bu tespitleri daha ileri bir seviyeye yükseltmeyi amaçlar. Karşılaştırmalı edebiyat biliminin, temel inceleme yöntemi olarak kullanıldığı bu çalışmada, karşılaştırma kavramı bilimsel bir metot olarak ele alınmış ve bu bilimsel terimin tanımı, önemi, amacı ve tarihsel bir kronoloji içerisindeki gelişimi, ayrıca edebiyatçılar ve diğer disiplinlerle ilgili bilim adamlarının bu alana yönelik yaklaşımları üzerinde durulmuştur. Johann Wolfgang von Goethe'nin ünlü eseri "Die Leiden des jungen Werther" ve Joseph Karl Benedikt Freiherr von Eichendorff'un tanınan eseri "Aus dem Leben eines Taugenichts", karşılaştırmalı edebiyat bilimi kapsamında ayrıca "Doğa Olgusu" bağlamında incelenmiş, eserler ayrıntılarıyla ele alınarak, ortak yönleri ve farklılıkları örneklerle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

DoğaEichendorff, JosephGoethe+1
Temuçin Çelik
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Almanya'da İslam din eğitiminde dil sorunu

Yapılan bu araştırmanın içeriğinde Almanya'daki din eğitimine dair sorunlar ele alınacaktır. İslam Din Öğretmenliği ve İlahiyat bölümlerinde eğitim gören öğrencilerin dil konusundaki sorunları ve nasıl olması gerektiğine yönelik fikirleri ele alınmıştır. Aynı zamanda söz konusu bölümlerin, okullardaki uygulama biçimlerinde yaşanan sorunları üzerinde durulacaktır. Elde edilen bilgilerle, yaşanan bu sorunların sonuçlarından yola çıkarak veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucuna ulaşmada nitel araştırmanın mülakat yöntemi kullanılmıştır. İslam din eğitimindeki mevcut durum ve sorunları hakkında Osnabrück Üniversitesi'nin İslam Din Öğretmenliği ve İlahiyat bölümlerinde lisans ve yüksek lisans eğitimi gören öğrencilerine yönelik sorular sorularak yargı ve fikirlerine müracaat edilmiştir. Giriş kısmında çalışmanın hedefi, konusu, önemi, sınırları ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Almanya ve Müslümanlar arasındaki tarihi geçmiş, Alman eğitim sistemi, işçi göçü, ana dil eğitimi, Avrupa ve Almanya'daki din eğitimi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci kısımda Almanya'daki camiler ve Müslüman dernekler, İslam din eğitimi, Almanya'daki okullarda ve eyaletlerde din eğitimi, Alman İslam Konferansı ve Almanya'daki üniversitelerin İslam Din Öğretmenliği ve ilahiyat bölümlerine dair malumatlara değinilmiştir. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde ise mülakat içeriğiyle birlikte sonuç ve sonuçların çıkarımları doğrultusunda düşüncelere yer verilmiştir.

Aday öğretmenlerDil problemleriDin+7
Atilla Kurnaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürlerarasılık bağlamında dschungelkınd adlı bestseller romanla aynı adlı filmin karşılaştırılması

Bu çalışmada, Alman yazar Sabine Kuegler'in kendi hayatının önemli bir kesitini ele aldığı Dschungelkind adlı otobiyografik romanını aynı adlı filmi ile karşılaştırdık. Edebiyat ve sinema sanatları arasında yapılan medyalararası nitelikteki bu karşılaştırmayı, kültürlerarasılık kavramı ekseninde gerçekleştirdik. Postmodern Alman edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Sabine Kuegler'in Dschungelkind adlı romanı ve romanın sinemaya uyarlamasını karşılaştıran bu çalışma edebiyat ve sinema sanatlarını kapsamakta olup bu iki sanat dalı arasındaki bağlantıları da araştırmaya yönelir. Kitabı okuyanların macera odaklı baktığını, filmi izleyenlerinse empati kurarak kendisini farklı bir dramın içinde bulduğunu hissettiren bu iki eseri, kültürlerarasılık kavramı çatısı altında karşılaştırdığımız bu çalışma, kültürel bir değişimin ve kültürlerarası çatışmaların izlerini taşımaktadır. Romanın ve filmin ana figürü olan Sabine, yedi yaşından itibaren ailesiyle birlikte yıllarca Endonezya'nın ili olan Batı Papua'daki bir kabileyle birlikte yaşar. Zamanla o kabilenin bir parçası olduğunu hisseden ana figür, yedi yaşına dek yaşadığı ve köken olarak ait olduğu batı toplumu ve kültürüne ise yabancı kaldığını, hatta tümüyle yabancılaştığını fark eder. Yazarın bizzat kendi yaşam deneyimlerini yansıttığı romanındaki temel sorunsal olan yabanıl ve modern kültürlerin birbiriyle çatışması olgusu, beyaz perdenin görsel ve işitsel evrenine aktarımında da aynı romanda olduğu gibi öne çıkar. Kültür ve kültürlerarasılık kavramlarını ve kültürel sanat çalışmalarını psikoloji, eğitim, sağlık, turizm, politika, tarih gibi disiplinler arasında inceleyeceğiz. Film uyarlamalarında öne çıkan konular, kitabın taşıdığı kültürlerarası farklılıkları öne çıkaran unsurlar, dünya edebiyatından 7. Sanata uyarlanan filmlerin etkileri, Alman sinema ekolünde önemli kitap-film uyarlamaları, Sabine Kuegler'in hayatındaki değişiklikler gibi pek çok sorunun cevabını ele alacağımız bu çalışma kültürel değişikliklerin insan ruhundaki etkilerini tartışarak irdelemektedir. Özetle burada, Alman edebiyatından seçtiğimiz bu roman ve onun sinemaya uyarlamasında öne çıkan kültür farklılıkları ve çatışkıları sorunsalını, edebiyat ve sinema sanatlarının anlatım teknikleriyle birlikte irdeleyerek karşılaştırmalı olarak incelemeye çalıştık. Bu şekilde içinde yaşadığımız postmodern çağın da en önemli başlıklarından biri olan kültürlerarasılık kavramını aydınlatmayı hedefledik.

Alman edebiyatıEdebi eserlerEdebiyat uyarlamaları+3
Merve Altıntaş Ortakcı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bertolt Brecht'in "Carrar Ana'nın Tüfekleri" ve Nezihe Araz'ın "Savaş Yorgunu Kadınlar" adlı oyunlarında savaş ve kadın

Alman Edebiyatı'nın ve uluslararası tiyatronun öncü isimlerinden, epik tiyatronun kurucusu kabul edilen Bertolt Brecht ile Türk Tiyatrosu'nda kadın sorununu ele alan ve eserleri Kültür Bakanlığı tarafından farklı dillere tercüme edilen Nezihe Araz'ın oyunlarındaki savaş ve kadın izleklerine yönelik bir inceleme yapacağımız çalışmamız karşılaştırmalı edebiyat yöntemine dayanmaktadır. Bu çalışmada, Brecht'in Carrar Ana'nın Tüfekleri ve Araz'ın Savaş Yorgunu Kadınlar eserlerindeki benzerlikler 'ortak motif' ve 'ortak konu' ekseninde ele alınmış olup, farklılıklar karşılaştırma yöntemi kapsamında ortaya konulmuştur. İspanya İç Savaşı ve Bosna Savaşı tarihi arka planına dayanan oyunlar, kadın izleği üzerinden yorumlanarak feminist inceleme bağlamında değerlendirilmiştir. Bu çalışmada kadına biçilen rollerin savaşta dahi toplumsal cinsiyet yönünde konuşlandırılmasının nedenlerini kıyas yoluyla açıklamak amaçlanmıştır. Çalışmanın kapsamı, ele alınan oyunların literatürdeki yeri ve savaş, kadın temasında incelebilirlikleri çerçevesinde sınırlanmıştır. Savaşta kadın izleği incelemesi yoluyla kadının toplumsal rolünün geçmişten günümüze değişikliğe uğramamış olduğunu saptadığımız çalışmada, iki yazarın da savaş ve kadın teması hakkında eserler üretmelerinin, sanatçının toplumun bakış açısını düzeltmesi ereğinden ileri geldiği fikrine vardık.

Alman edebiyatıAraz, NeziheBrecht, Bertolt+5
Seda Demir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günter Wallraff'ın "Ganz Unten" adlı Romanında öteki imgesi

İkinci Dünya Savaşından sonra toparlanmaya çalışan Almanya, savaşta yitirdiği gücü dış ülkelerle anlaşarak tedarik etmeye başlar. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden konuk işçi alan Almanya, çokkültürlülüğün merkezi olmuştur. Çokkültürlülük ekseninde insanların bir arada yaşamaları kalıplaşmış düşüncelerin, parçalanamayan imgelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ülkelerinden farklı sebeplerle başka ülkelere gidenler, zaman içerisinde kulaktan kulağa dolaşan önyargı duvarlarının oluşmasına temel hazırlayan duyumlarla karşı karşıya gelmiş ve dışlanmışlardır. Gelen konuk işçilerin düşük ücrete çalıştırılmasının, kendi haklarının gasp edildiğini düşünenler tepki göstermiş ve bu da beraberinde ırkçı tutumların görülmesine sebep olmuştur. Irkçı tutumlarla başlayan davranışlar, birinin üstün olduğu durumda diğerinin aşağıya ait olduğu anlayışı ile şekil değiştirmiştir. Toplumda oluşan farklılıkların zıt kutuplara çekilmesi, "biz"e karşı "öteki"nin oluşmasına zemin hazırlamıştır. 60'lı yıllarda yapılan işçi göçünün, edebiyata işçi sorunları, yabancılaşma, kimlik sorunsalı gibi konularla yansımaları görülmüştür. Bu bağlamda "En Alttakiler" eserinin oluşum sürecinde Türk işçisi kılığına giren Wallraff, edebiyata farklı bir soluk getirir ve ırkçılığın ve yabancılaştırmanın toplumda insani değerleri ne kadar yıprattığını belgeler ile somutlaştırmıştır. Bu bağlamda araştırma konusu olarak seçmiş olduğum öteki imgesinin sadece kültürel bir dışlamadan ibaret olmadığı, bireyin ve emeğin metalaşmasıyla ötekileştirmenin farklı görünümleri çeşitli felsefi temelleri baz alarak açıklanır ve öteki imgesi Wallraff'ın "En Alttakiler" eserinden yararlanarak örneklendirilir. Anahtar Kelimeler: Günter Wallraff, Belgesel Edebiyat, Ganz Unten, Öteki İmgesi, En Alttakiler

Alman edebiyatıWallraff, GünterÖtekileşme+1
Ece Özgül
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Theodor Storm'un Der Schimmelreiter Adlı Noveli ve Şerif Gören'in Köprü Adlı Filminin ortak motif ekseninde karşılaştırılması

Edebiyat ve film medyaları kurgusal anlatımlarıyla büyük bir kitleyi eğlendirmenin beraberinde çoğu zaman toplumların sesi olarak duygu ve düşüncelerini aktarmalarına yardımcı olmuşlardır. Karşılaştırmalı edebiyat bilimi çalışmalarının hız kazanması ile de farklı toplumların edebi eserleri ve diğer sanat dalları incelenmeye başlanmıştır. Bu incelemeler neticesinde farklı toplumların benzer sorunsallar üzerine eğildikleri göze çarpmaktadır. Bu durum mukayesenin "ortak konu" ve "ortak motif" ekseninde yapılmasına zemin hazırlamıştır. Bizde yazınsal bir medya olan edebiyat ve film medyasını inceleyeceğimiz bu çalışmamızda ortak motif olarak tespit ettiğimiz Theodor Storm'un Der Schimmelreiter adlı novelindeki "bent" (set) ile Ahmet Üstel'in kaleme aldığı yönetmenliğini Şerif Gören'in üstlendiği Köprü filmindeki "köprü" motiflerini benzer bir amaca hizmet ettiğini düşündüğümüz için karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Çalışmamızda ele aldığımız bu iki eser farklı dönemlerde ve coğrafyalarda meydana gelmiş olmalarına rağmen tematik benzerlikler söz konusudur. Bu bağlamda eserlerde işlenen geleneksel ve modern toplum çatışması, çıkar çatışması gibi izleklerin ortak motif olarak belirlediğimiz "bent" ve "köprü" motifleri ile nasıl aktarıldığını karşılaştırmalı edebiyat biliminin kılavuzluğunda irdeleyeceğiz.

Alman edebiyatıEdebi eserlerEdebiyat+4
Burçin Değirmen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk kökenli yazarların Alman edebiyatına katkıları

Göç, çağımızın önemli sorunlarından biridir. İnsanlığın var olduğu andan bugüne kadar devam eden göçlerin çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Ekonomik, sosyal, coğrafi, dini, siyasi gibi etmenlerin yol açtığı göç hareketlerinin zorunlu, gönüllü, sürekli, geçici, gibi çeşitleri vardır. Göç alan ve göç veren yerler, meydana gelen bu göç hareketlerinden olumlu veya olumsuz etkilenmekte, her iki tarafta da ekonomik, sosyal değişiklikler meydana gelmektedir. Göç olgusu toplumları sadece sosyo-ekonomik alanda değil, aynı zamanda edebi alanda da etkilemektedir. Göç alan yerlerde, göç eden kitle sayesinde çok dilli, çok kültürlü bir edebiyat oluşmaktadır. 1961'den günümüze kadar olan süreçte Türkiye'den Almanya'ya göç eden yazarların Alman Edebiyatı'na katkılarının incelendiği bu eser, göç alan ve göç veren yerlerdeki çok dillilik ve kültürlülük açısından irdelenmiştir. Bu tez özetle şu amaçları içerir: • Göç olgusu, nedenleri, sonuçları hakkında genel bir bilgi vermek, • 1961'den günümüze kadar geçen sürede Türkiye'den Almanya'ya yapılan işçi göçlerinin nedenlerini ve tarihsel sürecini incelemek, • Türkiye'den Almanya'ya göç eden yazarların hayatlarını, eserlerini ve Alman Edebiyatı'na olan katkılarını incelemek. Sonuç olarak, Alman Edebiyatı'na olumlu katkılarda bulunan birinci kuşak ve onların devamı niteliğinde olan ikinci ve üçüncü kuşak Türk yazarların Alman Edebiyatı'na dil ve kültürel açıdan ne gibi katkılarda bulunduğu ve Alman Edebiyatı'ndan nasıl etkilendiği ortaya konulmaya çalışılmış ve 50 yıldır devam eden Türkiye-Almanya göç hareketinin yarattığı 'Göçmen Edebiyatı 'incelenmiştir.

Alman edebiyatıEdebi eserlerGöçler+5
Dönüş Cesur Yaşar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Johann Wolfgang Von Goethe'nin "Gönül Yakınlıkları" eseri ile Mehmet Rauf'un "Eylül" eserinin evlilik sorunsalı ekseninde karşılaştırmalı incelenmesi

Evlilik, insan soyunun yaratım gücünü en güçlü ve somut halde hissedebildiği, toplumun en küçük fakat en önemli kurumudur. Çalışmamızda evlilik kurumunun; etimolojik, sosyolojik, antropolojik, tarihsel, felsefi ve edebi alanlardaki köklerine indik. Arkaik dönemden günümüze evliliğin tarihçesini, önemli ansiklopediler, sözlükler, kuramsal kitaplar ile akademik bir girizgâh ile incelemeye başladık. Çünkü evliliğin, günümüzde yaşanan çeşidine ulaşmasının uzun soluklu bir geçmişi vardır. Goethe'nin de Rauf'un da evliliği nasıl yansıttığını anlamak adına birliğin geçirdiği değişimler ve çeşitleri hayli önemlidir. Evlilik birliğinin hukuk alanında ve dini alanda nasıl izahı olduğunu açıklarken, her iki eserde evliliğe kendi dininin ve hukukunun nasıl etki yaptığını da irdeledik. Çünkü evlilik birliği, medeniyetin insan soyunda var olmasıyla kutsallığa ve yasallığa ihtiyaç duymuştur. Çalışmamızın ana konusu, evliliğin Almanca edebi eser olan Gönül Yakınlıkları ile Türkçe edebi eser olan Eylül romanında karşılaştırmalı olarak irdelenmesidir. Johann Wolfgang von Goethe hem Almanca edebiyat dünyası hem de dünya edebiyatı için çok önemli bir yazardır. Mehmet Rauf da Türkçe edebiyatın önemli yazarlarındandır. Edebiyat dünyasına kattığı kıymetli eserler vardır. Goethe ve Mehmet Rauf, her ikisi farklı, din, dil, ırk, çağ ve kültürün yoğurup doğurduğu yazarlardır. Çalışmamızın ana alanı olan komparatistik (karşılaştırmalı edebiyat), bize her iki yazarın önemini ve derinliğini birbirlerine karşı karşılaştırma edimini uygulayarak yardımcı olmuştur. Karşılaştırma yaparken psikanalitik ve arketipik argümanlar sunduk. Tüm bu bilimsel veriler ile beraber, Goethe'nin ve Rauf'un kalemi ışığında evlilik birliğini irdeleyerek edebiyat dünyasına özgün bir çalışma kazandırmış olduk.

EvlilikGoetheKarşılaştırmalı edebiyat+1
Sedef Açıkgöz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alman edebiyatında göç ve göçmen algısı ("Transit", "Selim Oder die Gabe der Rede", "Eduards Heimkehr" ve "Eine Handvoll Rosinen" romanlarında göç ve göçmen sorunsalı)

Göç ve göçmen kavramları, çeşitli olay ve olgulara göre anlamı değişen, çeşitlenen veya daralan mefhumlardır. Bu düşünce, bu çalışmada Alman edebiyatında 20. yüzyıldan günümüze kadar göç ve göçmen kavramlarına çeşitli açılardan bakmayı mümkün kılan tarihsel olay ve olguların belirlenmesinde etkili olmuştur. Bu bağlamda Hitler iktidarı ve İkinci Dünya Savaşı, Misafir İşçi Göçü, Soğuk Savaş ve Berlin Duvarı Sonrası ile günümüz Mülteci Krizinin öne çıktığı görülmüş ve örneklemler, bu veriler ışığında seçilmiştir. Öncelikle göç ve göçmen, kavramsal ve kuramsal açılardan ele alınmıştır. Göçün tanımı ve çeşitli parametrelere göre değişen anlamı aktarılmıştır. Ardından göç kuramları, klasik ve uluslararası kuramlar olarak verilmiştir. Birinci bölümün ikinci ayağında, göçmen kavramına çeşitli açılardan bakılmış ve göçmen uyumu konusunda ortaya çıkan kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde, Almanya'nın tarihinde göç ve göçmen, değişen ve dönüşen anlamları ile ele alınmış, bu çalışma için önemli olan dönemler üzerinde özellikle durulmuştur. Üçüncü bölümde, edebiyat, göç ve göçmen ilişkisi eserler üzerinden örneklerle açıklanmıştır. Dördüncü bölüm, çalışmanın uygulama kısmıdır. Bu bölümde Anna Seghers, Sten Nadolny, Peter Schneider ve Daniel Zipfel'in "Transit", "Selim oder die Gabe der Rede", "Eduards Heimkehr" ve "Eine Handvoll Rosinen" adlı eserleri göç ve göçmen bağlamlarında incelenmiştir. Öncelikle yazarların biyografileri verilerek göç ve göçmenlikle ilişkileri açıklanmış, ardından eser hakkında bilgi verilmiş ve olası anlam karışıklıklarının önüne geçmek için, eserlerin özetleri aktarılmıştır. Daha sonra eserler, yazarın bakış açısı, eserde görülen göç türleri ve göçmenlik halleri, eserde görülen göçlerin göç kuramları açısından incelenmesi, göç sürecinin insanlar üzerindeki etkileri ve göçmen uyumu konuları temel başlıkları ile incelenmiştir. Son bölümde veriler aktarılarak karşılaştırma yapılmıştır. Durum çalışmasının bir örneği olan bu çalışmada, Sosyoloji, Psikoloji, Sosyal Psikoloji ve Tarih gibi disiplinlerden yararlanılmış ve içerik analizi yapılmıştır. Yönlendirilen göç, mülteci, transit halindeki mülteci, misafir işçiler, misafir işçi göçü, geri göç, eve dönen, göçmen kaçakçıları gibi kavramların dikkat çektiği eserler, hem kendi içlerinde analiz edilmiş hem de karşılaştırmalı analize tabi tutulmuştur. Sonuç olarak 20. yüzyıldan günümüze Alman edebiyatında göç ve göçmenin nasıl aktarıldığı ve nasıl algılandığı ifade edilmeye çalışılmıştır.

Alman edebiyatıAlman romanıGöçler+4
Gülcan Yücedağ
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Andrzej Sapkowski'nin Witcher romanlarının interaktif bir video oyununa uyarlanması üzerine medyalararası bir çalışma

Witcher 3 video oyununu anlatı odaklı bir medya olarak ele alan bu çalışmada Witcher 3 The Wild Hunt oyunu ve Witcher roman serilerinin ilişkisi, rol yapma oyunları ve açık dünya sistemi ile oluşturdukları sentez incelenecektir. Video oyunu incelemesinde, roman serisinden uyarlanan bölümlerin ne şekilde uyarlandığı irdelenecek roman serilerinin interaktif bir video oyununa dönüşüm süreci incelenecek, bu süreç sonrası romanlardaki öğelerin video oyununda oyuncunun karşısına ne şekilde çıktığı, oyuncunun oyunun hikâyesindeki yeri ve oyuncunun seçimlerinin yeni bir hikâye üretmesi üzerinde durulacaktır. Her iki medyanın özellikleri ortaya konularak, romandan uyarlanan hikâyelerin ve karakterlerin video oyunundaki işleniş şekli ele alınarak, açık dünya, rol yapma oyunları ve fantastik edebiyat sentezinin ortaya çıkardığı medyanın özellikleri ortaya konulacaktır. Witcher 3 video oyununun roman serisi üzerindeki etkileri de çalışmaya dâhil edilecektir. Bu çalışmada, video oyunlarında roman içeriklerinin oyunun hikâyesini, oyun evreni ve oyun karakterlerini zenginleştirmesi ile oyunun inandırıcılığına ne şekilde katkıda bulunduğu üzerinde durulacaktır. Çalışmada interaktif vurgusunun yapılması video oyunlarının oyuncuya sunduğu etkileşim ile ilgilidir, bu çalışmada oyuncunun etkileşimi sonrası oyunun gidişatında değişkenlik gösteren etkenler üzerinde yoğunlaşılacaktır. Video oyunlarına anlatı odaklı bakış açısına karşıt olarak geliştirilen oyun biçimsellik kuramının oyunları bütünsel olarak ele alarak incelemesinin, Witcher 3 video oyunu gibi hikâye tabanlı oyunlara karşı olan yetersizliği de çalışmanın sonucunda tartışılacaktır. Witcher 3: The Wild Hunt video oyunu ile 7 romandan oluşan bir seriyi inceleyen ve karşılaştıran bu çalışma, literatürdeki medyalararası alana, oyun ve edebiyat medyaları karşılaştırması türünde kapsamlı bir inceleme ile katkıda bulunma amacı taşımaktadır.

Edebiyat uyarlamalarıEtkileşimli medyaMedyalararasılık+4
İlker Şener
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zaman algısı ve Thomas Mann'ın "Der Zauberberg" adlı eseri örneğinde edebiyata yansıması

Zaman kavramı medeniyetin başlangıcından beri insanlığı meşgul etmiş bir konudur. Üstünde uzlaşılamadığı için tartışmalı konumu süregitmektedir. Bu kavram üzerine felsefe, fizik, sosyoloji, dinler ve kültür tarihi gibi birbirinden çeşitli bilim dallarında çeşitli tanımlamalarla karşılaşılmaktadır. Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Thomas Mann'ın yirminci yüzyıl edebiyatının başlıca eserlerinden sayılan Der Zauberberg romanı ise anlatı özellikleri bakımından çok çeşitli yönlere sahip olmakla birlikte zaman söz konusu olduğunda iki türlü bir zamandan bahsedilebilemektedir. Bu eser, hem olayların geçtiği zamanı anlatışı yönüyle bir dönem romanı olması, hem de doğrudan zaman meselesini konu edinmesi bakımından oldukça önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada, söz konusu eserin zamanı ele alışı değerlendirilmiştir. Bu amaçla genel bir zaman perspektifi oluşturabilmek için betimleyici yöntemle öncelikle zamanın antik medeniyetlerden başlatılarak kültür tarihindeki yeri ve algılanışı irdelenmiştir. Araştırma yöntemi söz konusu olduğunda ise hem eser, hem de yazar odaklı bir yol çizilerek bu kavramın izi sürülmüştür. Ayrıca Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki zaman anlayışı da ortaya konmuştur. Bunun ardından zamanın başta edebiyat biliminde anlatı ve anlatılan zaman kavramlarıyla birlikte olmak üzere sosyoloji ve fizikteki yeri de aktarılmıştır. Daha sonra zaman üstünde düşünmenin alanı olan felsefeye bakılarak bir zaman felsefesi tarihi çalışması yapılmıştır. Zamanı farklı alanlarda bu şekilde ortaya koyduktan sonra incelenecek romanın yapısı tartışılmış, gözlem aşamasındaysa söz konusu romanın zamanı nasıl ele aldığı gösterilmiştir. Buna bağlı olarak gözlem aşamasında antik kültürler bakımından zamanın döngülü karakteri tespit edilirken fizik alanında izafiyet kuramının etkisi de gözden kaçmamaktadır. Fakat asıl önemli konu metafizik zamanda ortaya çıkmaktadır. Mann'ın romanda ortaya koyduğu zaman kavramının, temelinde, Platon'a dayandığı tespit edilmiştir, ancak yazarın felsefi düşüncedeki sentezleyici tutumuna bağlı olarak bir yandan da Augustinus, Kant ve Schopenhauer etkisinin izleri sürülmektedir. Ayrıca burada geliştirilen metafizik zaman düşüncesinin sosyolojik zamanla zıtlığı da belirlenebilmiştir.

Alman edebiyatıAlman romanıMann, Thomas+3
Mahmud Sami Türk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fatih Akın film örnekleri üzerinden suç işleyen Türk karakterlerin Türk toplumuyla ilişkilendirilmesi

Ailesi Türkiye'den Almanya'ya göç etmiş olan Fatih Akın, filmlerinde toplumsal olayları, göç olgusunu, aileyi, kimlik bunalımlarını irdelemiştir. Uluslararası alanda birçok ödülü bulunan Fatih Akın'ın filmlerinde Almanya'daki Türklerin yaşamı, ikinci kuşak göçmen gençlerin içinde bulunduğu sorunlar, Türkiye'ye ve Türklere dair kalıplaşmış fikirler, kültür farkının yaşattığı ileri sürülen uyumsuzluk, kimlik ve aidiyet sorunları gibi konular belirli bir bakış açısıyla yansıtılmıştır ve sıklıkla suç işlemiş karakterler kullanılmıştır. Fatih Akın filmlerinde suç işleyen Türk karakterleri incelemek, sinemanın kitlesel etkisi göz önünde bulundurulduğunda, göçmen Türklerin Alman toplumu içerisinde nasıl görüldüğünü ve nasıl gösterildiğini saptamak açısından önemlidir. Bu çalışmada, tümevarım yöntemi, eleştirel söylem analizi ve yorumlayıcı yaklaşımdan yararlanılarak yapılan incelemeler, tekrara düşmemek adına, Kısa ve Acısız, Duvara Karşı ve Yaşamın Kıyısında filmleriyle sınırlandırılmıştır. Her üç filmde de dikkat çeken geri dönüş motifi, suç işleyen Türkler, milliyet üzerinden yapılan genellemeler ve kültüre atfedilen suçlar ile sınıflandırılmalar göstermektedir ki; Fatih Akın, filmlerinde göçmenlerin sorunlarının kaynağında Türk karakterleri işaret etmektedir. Bu sav, karakterler arasından Türkiye'ye en uzak, Türkçeyi ikinci dil olarak konuşan, başarılı, toplumda kabul görmüş ve uyum sağlamış karakterler üzerinden de desteklenmektedir. Filmleri göçmenlere ve çocuklarına yoğunlaşmış görünen Fatih Akın'ın, aslında Türkiye'ye dair eleştirileriyle Alman seyirciye hitap ettiğini saptamak mümkündür. Bu çalışmanın amacı, çokkültürlü bir ortamda yetişen bir yönetmen ve senarist olan Fatih Akın'ın filmlerini kültürlerarasılık bağlamında yorumlamak, filmlerindeki karakterler ve hikayeler üzerinden Alman seyirciye göçmenleri yansıtış biçimini incelemektir.

Akın, FatihAlman edebiyatıAlman sineması+7
Elif Ceren Cemilgil
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peter Weiss'ın Soruşturma, Heimrad Baecker'in Tutanak ve Bernhard Schlink'in Okuyucu Adlı Eserlerinin Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi Bağlamında Karşılaştırılması

Bu çalışmada Peter Weiss'in Soruşturma, Heimrad Bäcker'in Tutanak ve Bernhard Schlink'in Okuyucu adlı eserleri Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi olgusu bağlamında karşılaştırılmıştır. Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi, savaş sonrası dönemde savaş suçlularının yargılandığı uluslararası bir ceza mahkemesidir. Bu noktada savaş sonrası dönemde sıklıkla ele alınan bir tema olan uluslararası ceza mahkemesinin izdüşümlerine eserlerde de rastlanılmaktadır. 1965 yılında belgesel yazın olarak kaleme alınan Soruşturma eserinde bir mahkeme süreci tematize edilmiştir. 1986 yılında yine belgesel yazın örneği ile kaleme alınan Tutanak eserinde, savaş döneminde, Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesinde yer almış belgeler kurgulanarak sunulmuştur. 1995 yılında kaleme alınan Okuyucu eseri ise geçmişle hesaplaşma teması çerçevesinde ele alınmış bir eserdir. Eserler Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi olgusu çerçevesinde ortaklıklar ve farklılıklar bağlamında karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalı edebiyat biliminin tipolojik ve genetik yöntemlerinden yararlanılarak bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde, Soruşturma ve Tutanak adlı eserlerde tematik ve edebi tür özellikleri bağlamında ortaklıklar tespit edilmiştir. Okuyucu eseri diğer eserlerden farklı bir türde kaleme alındığından, diğer eserlerden gerek tematik gerekse de edebi tür olarak farklıdır. Eserlerin özgün değerleri bakımından mevcut farklılıkların yanı sıra, eserlerde önemli ölçülerde ortaklıklar tespit edilmiştir. Özellikle Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi bağlamında tespit edilen ortaklıklar oldukça önem arz etmektedir. Bu noktada İkinci Dünya Savaşı çerçevesinde ele alınmış eserlerde ana temanın soykırım eylemleri olduğu açıkça görülmektedir.

Alman edebiyatıAskeri mahkemelerAsliye Ceza Mahkemeleri+7
Fatma Nur Yılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alman dili edebiyatı eğitiminde uzaktan eğitim türünün verimliliğinin pandemi süreci eğitiminde incelenmesi (Sakarya Üniversitesi örneği)

İnsanların doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu eğitim-öğretim sürecinde de teknoloji ilk sıralarda kendini göstermektedir. Gelişen teknolojiyle eğitimin tüm kitlelere ulaşması için, bilgi aktarımının zaman ve mekân sınırından kurtarıldığı yeni eğitim modellerine ihtiyaç duyularak teknolojiden yararlanılmaktadır. Yaşadığımız pandemi sürecinde de eğitim ve öğretim alanında teknolojiden yararlanılması kaçınılmaz olmuştur. İnsanların bir arada bulunmasının zor olduğu günlerde uzaktan eğitim modeliyle eğitim-öğretim hayatı aksatılmamaya çalışılmaktadır. Örgün eğitimin devam edemediği bir durum söz konusu olması sebebiyle uzaktan eğitim yöntemine geçilmiştir. Pandemi döneminde tüm eğitim kurumlarında olduğu gibi Alman Dili ve Edebiyatı lisans derslerinin de zorunlu olarak uzaktan eğitimle verilmesine karar verilmiştir. Yükseköğretimde Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans derslerinin zorunlu olarak ilk kez bu şekilde uygulanması bir araştırma unsuru taşımıştır. Bu çalışmada, Sakarya Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans derslerinde, uzaktan eğitimin örgün eğitime göre verimliliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bölümdeki lisans derslerinin uzaktan eğitim yöntemiyle verilmesinin bölüm öğrencilerine uygulanan anket ve öğretim üyelerine yapılan mülakat sonucunda uygunluğu, geliştirilmesi gereken tarafları, avantajları ve dezavantajları, ders içeriği, verimliliği, başarı durumu, etkileşim, motivasyon, ölçme ve değerlendirme konuları kapsamında incelenmiştir. Durumu olduğu şekliyle tespit etmek amaçlı tarama modeli uygulanmıştır. Örgün eğitimde verilen lisans dersleri ile uzaktan eğitime geçişte işlenen dersler karşılaştırılmıştır. Mevcut durum incelenerek durum çalışması yapılmıştır. Nitel ve nicel araştırma yöntemleri birlikte kullanılarak karma bir yöntemle çalışılmıştır. Nitel ve nicel araştırmalarla veriler analiz edilerek uygulanan uzaktan eğitim modelinde rakamsal veriler yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda uzaktan eğitimin öğrenciler tarafından tercih edilmediği, öğretim elemanları tarafından ölçme ve değerlendirme konusunda eksiklikler olduğu ortaya çıkmıştır.

Alman Dili ve Edebiyatı BölümüPandemilerUzaktan eğitim+1
Vildan Buzpınar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile Thomas Bernhard'ın Kireç Ocağı ve Bitik Adam eserlerinde karşılaştırmalı olarak birey ve toplum eleştirisi

Modernizm kavramının neredeyse bütün bilim dallarına sirayet etmesiyle beraber yapılan çalışmaların seyri de değişmiştir. Özellikle beşeri bilimlerin çalışma alanında kendisine geniş yer bulan modernizm, edebiyat dünyasının revize edilmesinde önemli bir etken olmuştur. Batı Avrupa'da Aydınlanma çağı, Türkiye'de resmi olarak Tanzimat Fermanı ile başladığı kabul edilen modernleşme hareketi küresel bir değişimin müsebbibi olmuştur. Hem batı Avrupa'da hem de Türkiye'de meydana gelen gelişmeler yazarların düşünce yapısını da değiştirmiştir. Almanca yazan yazarlar arasında yer alan Avusturyalı Thomas Bernhard, Avrupa'nın içinde olduğu modernleşme sürecini kaleme alırken sert bir tutum sergilemiştir ve hem bireyi hem de toplumu sıklıkla eleştirilerinin hedefine almıştır. Bernhard'a nispeten daha sade bir dille eserlerini kaleme alan Türk edebiyatının yapı taşlarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar, modernizmin Türkiye'deki gelişimini karakterleri aracılığıyla okuyucuya aktarmaya çalışmıştır. Kaleme alınan çalışmada, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Thomas Bernhard'ın Bitik Adam ve Kireç Ocağı adlı eserleri aracılığıyla kıyaslamalı bir şekilde modernizm kavramının benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kıyaslamada karşılaştırmalı edebiyat bilimine başvurulmuş, çalışmanın tümünde ise nitel ve nicel bilimsel yaklaşımlar izlenmiştir. Sosyolojik tahliller için M. Weber, E. Durkheim ve K. Marx'ın öğretilerine başvurulurken, psikolojik analizler için S. Freud ve C. G. Jung referans alınmıştır. Kaleme alınan çalışmada aktarılmak istenen; birbirinden tamamen farklı iki kültürün yazarları, eserleri referans alınarak analiz edildiğinde, müstesna farklar göz ardı edildiği takdirde modernizm minvalindeki kitlesel hareketlerin her kültürde nispeten benzer şekilde vuku bulduğudur. Benzerlikleri oranında farklılıkların da ortaya konulmaya çalışıldığı çalışmada yazarlar aracılığıyla modern dönemin edebi eleştirisi ifa edilmiştir.

Alman edebiyatıBernhard, ThomasBirey+5
Hazal Yürüklü
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saliha Scheinhardt'ın Frauen, die sterben ohne dass sie gelebt hätten ile Feridun Zaimoğlu'nun Leyla eserleri örneğinde Türk-Alman edebiyatında kadın imgesi

Türk-Alman Edebiyatında yazarlar genellikle 1960lı yıllardan itibaren Türkiye'den Almanya'ya başlayan işçigöçü ile farklı sebeplerden (siyasi, ekonomik, çalışma) Almanya'ya göç eden insanların orada yaşadıkları zorlukları, kimlik ve aidiyet problemlerini, çoğunlukla kadınların yaşadıkları izolasyon süreçlerini kaleme almışlardır. Bu çalışmada incelenen Feridun Zaimoğlu'nun Leyla ve Saliha Scheinhardt'ın Frauen, die sterben ohne dass sie gelebt hätten ve Pusuda Kin eserlerinde de benzer temalar işlenmiştir. Feridun Zaimoğlu Leyla eserinde göçmen kadınların göçmen olmadan önce nasıl bir kültürel çevreden geldiğinin anlaşılması için okuyucuya fırsat sunmaktadır. Saliha Scheinhardt'in yukarıda belirtilen eserlerinde de göçmen bir kadının Almanya'da yaşadığı ruhsal anomaliler, aidiyet sorunları ve izolasyon süreçleri okuyucuya aktarılmaktadır. Göç hareketliliği ile Almanya'ya giden kadınların orada karşılaştıkları problemlerin anlaşılabilmesi adına Türk-Alman Edebiyatı önemli bir yol gösterici konumundadır. Bu çalışmada Kültürlerarası Edebiyat Bilimi referans alınarak yorumlayıcı yaklaşımdan yararlanılmıştır. Nitel yöntem kullanılarak ele alınan bu çalışma yukarıda belirtilen eserler ile sınırlandırılarak çeşitli nedenlerle göç etmek durumunda kalan kadınların göç ettikleri ülkelerde yaşadıkları ve yaşayabilecekleri olası problemler saptanmıştır. Bu çalışmanın amacı Türk-Alman Edebiyatının temsilcileri olan Feridun Zaimoğlu ve Saliha Scheinhardt'in bahsedilen eserlerinde kadın imgesinin incelenmesi ve böylece o dönemdeki kadınların göçmen olmadan önceki yaşamları ve göçmen olduktan sonraki yaşamlarının okuyucu tarafından anlaşılabilmesidir. Tüm bunların günümüz Türkiye'sinde hızla artan göçmenlerin yaşamlarına, özellikle de kadınların ve çocukların yabancı bir ülkede geçirebilecekleri izolasyon süreçlerine katkıda bulunması ve aynı şekilde kendi hüviyetlerine karşı yaşadıkları uyumsuzluk ve yabancılaşmayı bir nebze olsun önlemede örnek teşkil etmesi hedeflenmektedir.

Alman edebiyatıKadın imajıKarşılaştırmalı edebiyat+4
Ayşenur Özkan Işık
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00