
210
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Karanfil yağının japon balığının (Carassius auratus) taşınmasında stoklama yoğunluğu üzerine etkisi
Bu çalışmada, karanfil yağının ortalama ağırlığı 4,16±0,61 g olan japon balığında (Carassius auratus) 30 d (dakika) ve 15 s (saat) sürede anestezi edilmesinde optimal konsantrasyonu tespit edilmiştir. Ayrıca, balıkların oksijen basılmış naylon torbalarda 15 s taşınmasında optimal stoklama oranı ve stoklama oranına karanfil yağı ilavesinin etkisi belirlenmiştir. Karanfil yağının konsantrasyonu ve uygulama süresine bağlı olarak anesteziye giriş süresi 2 ile 11 d, anestezden çıkış süresi ise 5 ile 17 d arasında değişmiştir. Balıkların solunum sayısı anestezi içermeyen suda 73/d iken, karanfil yağı uygulanmış olanlarda konsantrasyon ve uygulama süresine bağlı olarak 104/d'ya kadar çıkmıştır. Karafil yağının 30 d sürede hafif anestezi için 6-12 µL/L, derin anestezi için 18-24 µL/L; 15 s sürede hafif anestezi için 6-9 µL/L, derin anestezi için 12-18 µL/L konsantrasyonları güvenle kullanılabilir. Karanfil yağının toksik konsantrasyonları 30 d uygulama için 42 µL/L, 15 s uygulama için 21 µL/L olarak saptanmıştır. Balıkların 15 s süreli taşınmasında taşıma suyuna karanfil yağı ilavesinin balığın yaşama oranı üzerine bir etkisi olmamıştır. Jüvenil japon balıklarının 15 s süreli taşınmasında, 3/4 oksijen basılmış naylon torbalarda %98-99 yaşama oranı ile 80 veya 100 adet/L (332 veya 416 g/L) stoklama yapılması olanaklıdır.
Kadife çiçeği (Tagetes erecta) ve apo-ester'in sarı prensesin (Labidochromis caeruleus) pigmentasyonu üzerine etkisi
Bu çalışma, 60 gün boyunca %4 kadife çiçeği (Tagetes erecta), 0 ve 100 mg/kg sentetik apo-ester içeren diyetlerle beslenen sarı prenses balığının (Labidochromis caeruleus) deri rengi ve yetiştiricilik parametreleri üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Deri rengi, kolorimetrik yöntemle, yansıtma spektroskopisi kullanılarak, L (parlaklık), a (kırmızılık) ve b (sarılık) tristimulus değerleri baz alınıp, renk parametrelerine dönüştürülmesi ile ölçülmüştür. Kadife çiçeği ve sentetik apo-esterin balıkların renk parametreleri üzerindeki etkileri benzerdi (P>0.05). Her iki karotenoyit kaynağı karotenoyit içermeyen diyete kıyasla balıklarda daha yüksek bir b değeri sağlamış (P<0.05), ancak L ve a değerlerini etkilememiştir (P>0.05). Diğer yandan, karotenoyit kaynaklarının balıkların büyüme performansı, yem çevrim oranı ve hayatta kalma oranı üzerinde bir etkisi olmamıştır (P>0.05). Bu çalışma kadife çiçeğinin sarı prenses balığı diyetlerinde sentetik apo-estere alternatif bir doğal karotenoyit kaynağı olarak başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermiştir.
Balık unu yerine kısmi olarak kullanılan yer fıstığı küspesinin Nil Tilapyası (Oreochromis niloticus, Linnaeus 1758)'nda gelişim, besin profili ve bazı fizyolojik parametreler üzerine etkileri
Bu çalışmada, balık unu yerine yer fıstığı küspesi (YFK) kullanılarak hazırlanan diyetlerin, tilapyalardaki (Oreochromis niloticus) büyüme performansı, vücut kompozisyonu, amino asit profili, yağ asitleri, mineral düzeyi, sindirim enzimleri, histolojisi ve kan değerleri üzerine etkileri incelenmiştir. Su sıcaklığının 27±1°C olduğu ve 80 gün süren denemede, her bir tanka (450L) ortalama ağırlığı 10 g olan 30 adet tilapya stoklanmıştır. Çalışma grupları; kontrol (%0 YFK), YFK10 (%10 YFK), YFK20 (%20 YFK), YFK30 (%30 YFK) ve YFK40 (%40 YFK) şeklinde ve 3 tekerrürlü olarak planlanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre YFK20 ve kontrol grubundaki tilapyaların büyüme performanslarının benzer olduğu görülmüştür (P<0,05). Kastaki esansiyel amino asitlerin esansiyel olmayanlara oranı en yüksek YFK20 grubunda (0,84±0,01) tespit edilmiştir (P<0,05). Kastaki Ʃn3, Ʃn6 ve n3/n6 yağ asidi değelerlerinde farklılık görülmezken(P>0,05), karaciğer Ʃn3 ve n3/n6 değerlerinin kontrol grubunda daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kas mineral analizinde YFK'nın, bakır, demir, kalsiyum, manganez, potasyum ve sodyum değerlerini etkilediği görülürken, kobalt, krom ve magnezyumda farklılık görülmemiştir. Bağırsak, karaciğer ve kanda enzim aktivitelerine (proteaz, lipaz, amilaz) bakılmış ve karaciğerdeki proteaz hariç diğer hepsinde YFK kullanımının sindirim enzim aktivitelerini değiştirdiği belirlenmiştir. Kan değerlerinde gruplar arasında bir farklılık görülmezken, histolojik ölçümlerde farklılıklar gözlemlenmiştir. Sonuç olarak; çalışma sonuçları büyüme performansı ve ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, tilapya diyetlerinde %20 oranında YFK'nın kullanılabileceği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Tilapya, Yer fıstığı küspesi, Besleme, Yetiştiricilik, Balık unu
Su ve yem kaynaklı borun Nil tilapia (Oreochromis niloticus)'larının büyüme performansı ve kan parametreleri üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada farklı iki kaynaktan gelen (su ve yem kaynaklı) borun nil tilapia yavrularının büyüme performansları ve kan parametreleri üzerine etkilerinin araştırması amaçlanmıştır. Bu amaçla 12,51g ortalama ağırlığa sahip nil tilapia yavruları beş farklı grupta (%0, %0,01, %0,05, %0,10) oranlarında yemlerine ve su ortamına (Lc50 / 20) boron katılarak beslenmiştir. Deneme grupları içinde %0,05 oranında boron katılarak beslenen grup bireyleri diğer tüm gruplardan önemli düzeyde daha yüksek büyüme değerine (32,28±0,25) ulaşmışlardır (P<0.05). Çalışmada en iyi yem değerlendirme performansı 1,15 ile %0,05 lik boron destekli yemle beslenen gruptan elde edilirken en yüksek FCR suya boron katılan gruptan elde edilmiştir (P<0,05).
Üç farklı çiftlikte kullanılmakta olan erkek ve dişi alabalık (Oncorhynchus mykiss) anaçlarından alınan sperm ve yumurtalarda bazı kalite parametrelerinin karşılaştırılması
Çalışma Adana İli çevresinde bulunan üç küçük ölçekli gökkuşağı alabalığı yetiştiricilik işletmesinden alınan erkek ve dişi anaçlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Balıklarda boy ve ağırlık ölçümleri yapıldıktan sonra alınan sperm ve yumurta örneklerinden, bazı sperm ve yumurta kalite parametrelerine bakılmıştır. İstatistiksel olarak farklı olmayan ortalama ağırlıklar her bir işletme için 350,30±41,88; 320,33±15,31 ve 226,27±35,89 olarak saptanmıştır (P<0,05). Yumurta kalite parametrelerinden ortalama yumurta ağırlıkları (42.53 mg ve 51,32mg) ve çapları bakımından da (4.25 mm ve 4,65 mm) işletmeler arasında istatistiksel olarak önemli bir fark olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca yumurtaların yağ asitleri içerikleri incelendiğinde, ΣMUFA, ΣPUFA, n3 v3 n6 yağ asitleri bakımından bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Ancak sperm kalite parametreleri söz konusu olduğunda Sperma miktarı (5,71±0,64 ml) tespit edilen toplam spermatozoa (182,40 ± 173,3 x109) ve hareketli sperm yüzdesi (77,99±12,46 %) gibi parametrelerde farklılık önemli bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gökkuşağı alabalığı, sperm kalitesi, yumurta kalitesi, Oncorhynchus mykiss
L-glutamik asit ilaveli yemler ile beslenen nil tilapya (O.niloticus)'larında büyüme ve besinsel kompozisyonun belirlenmesi
Bu çalışmada, farklı seviyelerde L-Glutamik asit ilavesi yapılan yemlerle beslenen Nil tilapya (O.niloticus)'larında, gelişme performansı ve vücut kimyasal kompozisyonlarının belirlenmesine çalışılmıştır. Denemede 4 farklı grup yem; Kontrol grubu K (0% L-Glutamik asit), G1 (%1 L-Glutamik asit), G2 (%2 L-Glutamik asit) ve G3 (%3 L-Glutamik asit) olacak şekilde hazırlanmıştır. Bu amaçla, ortalama başlangıç ağırlıkları 4,86 g olan tilapya yavruları kontrollü koşullarda 12 adet fiber tanka (450L) 40'ar birey ve 3 tekerrürlü olacak şekilde stoklanmış ve deneme 60 günlük bir periyotta sürdürülmüştür. Deneme sonucunda, G2 grubu, final ağırlık (FA, 19,31±0,59 g), spesifik büyüme oranı (SBO; 2,30±0,05), yem çevirim oranı (YÇO; 1,02±0,03), ortalama günlük büyüme (OGB; 4,95±0,20) protein etkinlik oranı (PEO 2,83±0,10) değerleri ve net protein kullanımı (NPK; 61,62±3,39) açısından diğer gruplara nazaran daha iyi bulunmuştur (P<0.05). Besinsel kompozisyon verileri değerlendirildiğinde, protein, kuru madde ve yağ kompozisyonlarının gruplar arasında farklılık gösterdiği belirlenmiştir (P<0.05). En yüksek tüm vücut protein seviyesine 21,24±0,52 değere sahip G2 grubununda rastlanırken, en düşük protein seviyesine ise 20,17±0,15 değerine sahip olan kontrol grubunda belirlenmiştir. Elde edilen tüm veriler değerlendirildiğinde jüvenil Nil tilapya (O.niloticus)'ların yemlerine %2 L-Glutamik asit eklenmesinin balıkların hem büyüme ve gelişmesinde hem de besinsel kompozisyonları açısından önerilebilir olduğunu göstermiştir.
Adana ilinde faaliyet gösteren alabalık işletmelerinin kaynak kullanım etkinliğinin analizi
Bu tez çalışmasında Adana bölgesinde faaliyet göstermekte olan alabalık çiftliklerinin teknik etkinlik düzeyleri hesaplanmış ayrıca ekonomik, teknik ve donanımsal yapıları ortaya konulmuştur. Ayrıca alabalık üreticilerinin üretim kararlarını etkileyen faktörlerin neler oldukları da belirlenmiştir. Bu kapsamda bölgede aktif konumda olan 10 çiftlikte yüz yüze anket yöntemiyle gerekli veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilere Veri Zarflama Yöntemi uygulanarak bu çiftliklerin ortalama ve bireysel etkinlik katsayıları hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre işletmelerin ortalama etkinlik katsayısı 0,732 olarak hesaplanmış ve bu durum bize işletmelerin girdi kullanımlarını %26.8 azaltmaları durumunda aynı çıktıyı elde edebileceklerini göstermektedir. Ayrıca işletmelerin %50'si tam etkinlik düzeyiyle üretim yapmaktadır. Yine analiz yardımıyla fazla girdi kullanımı açısından yapılan değerlendirmelerde ise en yüksek fazla girdi kullanımı işçilik giderlerinde (%33), kimyasal kullanımında (%29,1) ve yem kullanımında (%23) olduğu hesaplanmıştır. Anket verilerine uygulanan tanımlayıcı istatistiklerle, alabalık işletme üreticilerinin temel özellikleri ve alabalık üretiminde etkili olan faktörlerin düzeyi tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları balıkçılık endüstrisi, alabalık üreticileri, politika yapıcılar ve araştırmacılar için önemli katkılar sağlayacaktır.
Farklı yetiştiricilik koşulları ve doğal ortamlardan elde edilen levrek (Dicentrarchus labrax)'lerin vücut kimyasal kompozisyonlarının karşılaştırılması
Balıklarda besinsel kompozisyon ve yağ asitleri profilleri genel itibariyle, balığın türü, yaşı, cinsiyeti, yaşadığı ortam ve mevsim gibi faktörlere bağlı olarak önemli ölçüde değişiklik göstermektedir. Bu çalışmada, farklı doğal ortamlar (Lagün ve deniz) ve farklı yetiştirme koşullarından (Tatlı su havuz ve deniz kafesi) elde edilen levreklerin vücut kimyasal kompozisyonlarının karşılaştırılması amaçlamıştır. Her bir koşul için 10 adet pazar boyutunda bireyler örneklenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, doğal ortamlardan elde edilen balıklarda ham yağ değerlerinin yetiştiricilik koşullarına göre önemli ölçüde farklı olduğu belirlenmiştir (P≤0,05). En yüksek ham yağ düzeyine sahip grup, deniz kafesi grubunda (8.89±0.92) bulunmuş, en düşük grup ise denizden doğal olarak elde edilen grupta (0.89±0.14) yer almıştır. Balıkların protein değerlerinde de gruplar arasında farklar gözlemlenmiştir (P≤0,05) ve en yüksek protein değeri deniz kafesi grubunda (18.73±0.78) bulunmuştur. Yağ asitleri açısından, en düşük toplam SFA değeri tatlı su havuz grubunda olurken, diğer gruplarda daha yüksek ve birbirleri arasında benzer bulunmuştur (P≤0,05). MUFA değerleri kültür koşullarında doğal koşullara nazaran daha yüksek bulunmuş, en yüksek değer ise deniz kafes grubunda saptanmıştır (P≤0,05). PUFA seviyesi en yüksek olarak tatlı su havuzu koşullarında yetiştirilen grupta (28.77±0.39) gözlemlenmiş ve diğer gruplarda daha düşük ve kendi aralarında benzerlik bulunmuştur. Toplam ω-3 serisi yağ asitleri aynı grupta en yüksek seviyede gözlemlenirken, gruplar arasında farklar bulunmuştur (P≤0,05). Toplam ω-6 serisi yağ asitleri ise deniz kafesi grubunda en düşük seviyede bulunmuş, aynı grup için ω-3/ω-6 oranı ise en yüksek seviyede tespit edilmiştir. EPA+DHA değerleri deniz grubu ve tatlı su havuz grubunda ilk sırayı almış diğer gruplar daha düşük seviyelerde bulunmuştur (P≤0,05). AI ve TI değerleri doğal ortamlardan elde edilen bireylerde yetiştiricilik koşullarına göre daha yüksek bulunmuştur (P≤0,05). Elde edilen sonuçlara göre, besin kompozisyonu ve yağ asidi profillerinde bazı farklılıklar olsa da, tüm grupların insan tüketimi ve sağlığı için tavsiye edilebileceği sonucuna varılmıştır.
Toprak solucanı (Eisenia fetida) ile beslemenin kerevit (Cherax quadricarinatus) ve lepistes (Poecilia reticulata) anaçlarının bazı üreme parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışmada doğal ve balık yağı ile zenginleştirilmiş toprak solucanı (Eisenia fetida)'nın kerevit (Cherax quadricarinatus) ve lepistes (Poecilia reticulata) anaçlarının beslenmesinde kullanılabilirliğinin araştırılması hedeflenmiştir. Denemede toprak solucanının doğal (CS) ve balık yağı ile zenginleştirilmiş (ZCS) versiyonlarının dondurulmuş formları (DS, ZDS) ile birlikte pelet yem (KY) Cherax quadricarinatus anaçlarının beslenmesinde kullanılmış ve kerevit anaçlarının üremesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Denemede, yine aynı toprak solucanı gruplarının Poecilia reticulata anaçlarının üremesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırma kapsamında solucanların zenginleştirilmesi işlemi özellikle DHA oranlarında meydana gelen cidddi artışlarla (36 kat) beraber dondurma işleminin de SFA oranlarının artışına sebep olduğu belirlenmiştir. Ⅰ. Denemede 16 haftalık deneme süresince yumurtlayan anaç sayısı; ZCS:24, KY:23, CS:22, ZDS:19 ve DS:16 olarak gerçekleşmiştir. Burada zenginleştirilmiş solucan ile beslenen grupların daha iyi performans gösterdiği görülmektedir. İlk 6 hafta yapılan yumurta sayımlarına göre de en yüksek yumurta sayısı ZCS grubunda (5270 adet) belirlenmiştir. Kerevit yumurtalar üzerindeki biyokimyasal etkilerine gelindiğinde özellikle tekli doymamış yağ asitlerinin yumurtalarda diğer dokulara göre daha yüksek oranlarda birikim gösterdiği belirlenmiştir. Hacim ve ağırlık değerleri en yüksek yumurtalar ZDS (3.72±0.49 mm³-4.29±0.42 mg) grubundan elde edilmiştir. Ⅱ. Denemede 5 haftalık deneme süresince yavrulayan anaç sayısı; ZCS:31, CS:30, KY:20 ZDS:20, DS:13 olarak gerçekleşmiş ve en yüksek yavru sayısı CS (1655 adet) ve ZCS (1605) gruplarından elde edilmiştir. Lepisteslerde ZCS ve CS üreme üzerinde olumlu bir etkisi olduğu görülürlen ZDS ve DS beslenen gruplarda yavrulayan anaç sayısında ciddi düşüş belirlenmiştir. Beslemenin yavrular üzerindeki biyokimyasal etkilerine gelindiğinde SFA, DHA ve oleik asit birikim miktarlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Denemede elde edilen yavruların boy ve ağırlık değerleri en yüksek ZCS grubunda (8.03±0.36 mm-6.07±0.86 mg) ölçülmüştür. Elde edilen verilere göre toprak solucanın canlı ve canlı zenginleştirilmiş olarak kullanımının kerevit ve lepistes anaçlarında üreme üzerinde olumlu etkiler gösterdiği belirlenmiştir.
Demir sülfat heptahidrat'ın alabalık (Oncorhyncus mykiss) yem rasyonlarına ilavesinin büyüme, antioksidan enzimler ve termal stres üzerine olan etkileri
Bu çalışmada, bitkisel bazlı yem formülasyonuna farklı dozlarda demir ilavesinin jüvenil gökkuşağı alabalığında (Oncorhynchus mykiss) büyüme performansı, yem alımı, besinsel kompozisyon, sindirilebilirlik, demirle ilgili serum parametreleri ve gen ekspresyonu üzerindeki etkilerini değerlendirilmiştir. Ayrıca, balıklar termal strese maruz bırakılarak besleme ve termal stres sonundaki antioksidan enzimler ve bağışıklık ile ilgili bazı genlerin ekspresyonlarına etkisi incelenmiştir. Balıklar demir ilavesi olmayan (Fe0), 150, 300 ve 600 mg demir/kg yem (Fe150; Fe300; Fe600) ve ticari yemle (CMF) 60 gün boyunca beslenmiştir. Daha sonra su sıcaklığı günde 1 ºC arttırılarak, 7 günde 17 ºC'den 24 ºC'ye kadar çıkartılarak balıklar strese maruz bırakılmıştır. Besleme denemesi sonunda en iyi büyüme performansı Fe150, Fe300 ve CMF gruplarında bulunurken; sindirilebilirlik katsayıları (%ADC) Fe150 ve Fe300 gruplarında %90'ın üzerinde seyretmiştir. En yüksek CAT aktivitesi Fe150, Fe300 ve CMF gruplarında, en yüksek SOD seviyesi ise Fe150 grubundan elde edilmiştir. Besleme sonundaki karaciğerdeki HSP70, Cas3 ve IL1 mRNA gen ekspresyonları göz önünde bulundurulduğunda, Fe300 ve Fe600 gruplarındaki demir dozları balıklar için stres oluşturmuştur. Besleme finali ile karşılaştırıldığında, termal stres ile birlikte Fe0 haricindeki bütün grupların TBARS aktiviteleri düşmüştür. Termal stres sonrasındaki SOD aktiviteleri gruplar arasında farklılık göstermemiştir. CAT aktivitesi ise en yüksek Fe150 grubunda gözlenmiş ve Fe300 ve CMF grubu ile benzer sonuç göstermiştir. Termal stres sonunda, en uygun doz olarak kabul edilen Fe150 ve CMF gruplarında HSP70 mRNA ekspresyonu azalırken ve HSP90 mRNA ekspresyonu artmıştır. HSP90, Cas3 ve istatistiksel olarak anlamlı olmasada IL1 mRNA ekspresyonlarındaki artış Fe150 ve CMF gruplarındaki balıkların termal strese karşı başarılı bir şekilde yanıt geliştirebildiğini göstermiştir.
Hirfanlı baraj gölü doğal ve yetiştiricilik koşullarından elde edilen balık türlerinin besinsel kompozisyonlarının araştırılması
Balıkların besin içeriği ve yağ asidi bileşimleri; tür, yaş, cinsiyet, yaşam alanı ve mevsimsel değişkenler gibi birçok biyolojik ve çevresel faktöre bağlı olarak önemli ölçüde farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada, Hirfanlı Baraj Gölü'nden doğal ortamdan elde edilen 5 farklı tür ve yetiştiricilik kafes koşullarında tutulan alabalık, kafes sistemlerinde doğaya kaçan alabalıkların vücut kimyasal kompozisyonları karşılaştırılmıştır. Her bir balık türünden ve grubundan 10 birey örneklenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, doğal sulardan avlanan balıkların ham yağ oranlarının, yetiştiricilik sistemlerinden elde edilen balıklara göre belirgin şekilde farklılık gösterdiği saptanmıştır (P≤0,05). En yüksek ham yağ oranı çiftlik kafesi sisteminden elde edilen balıklarda (%8,89±0,92) belirlenirken, en düşük oran doğal bireylerde (%0,89±0,14) gözlenmiştir. Protein miktarları da gruplar arasında anlamlı farklılıklar göstermiştir (P≤0,05); en yüksek protein içeriği yine çiftlik kafesi grubunda (%18,73±0,78) tespit edilmiştir. Yağ asitleri profiline bakıldığında, toplam doymuş yağ asitleri (SFA) en düşük seviyede alabalık göl grubunda, en yüksek değer ise gümüş balığında gözlenmiştir (P≤0,05). Tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) en yüksek düzeyde sazan balığında saptanmış ve en düşük MUFA içeriği sudak ve gümüş balığında bulunmuştur (P≤0,05). Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) açısından, en yüksek değer sudak balığında (%43,31±0,82) bulunurken, en düşük değer (%23,04±0,49) ile sazan balığında saptanmıştır. Toplam ω-6 yağ asitleri alabalık türlerinde yüksek ve diğer doğal türlerde düşük seviyelerde seyrederken, bunun tam tersi olarak Toplam ω-3 yağ asitleri doğal türlerde yüksek bulunmuştur (P≤0,05). EPA ve DHA toplam miktarları açısından da aynı şekilde balıklar arasında farklılıklar gözlenmiştir (P≤0,05). Atherojenik indeks (AI) ve trombojenik indeks (TI) değerleri, en yüksek olarak sırasıyla gümüş ve sazan balığında bulunmuştur (P≤0,05). Sonuç olarak, Hirfanlı Baraj Gölü'nden avlanan türler ve yetiştiricililk koşullarından temin edilen balık türleri arasında vücut kimyasal kompozisyonları açısından önemli farklar bulunmuş olsa da, tüm türlerin ve özellikle de doğal türlerin insan tüketimi açısından önerilebileceği belirlenmiştir.
Çipura (Sparus aurata) yetiştiriciliğinde kullanılabilecek alternatif bağışıklık uyarıcı ve tedavi edici tıbbi bitkilerin belirlenmesi
Bu çalışmada, yem katkı maddesi olarak kullanılan ısırgan otu (Urtica dioica) ve akçakesme bitkisi (Phillyrea latifolia) etanolik özütlerinin, çipura (Sparus aurata) balıklarında büyüme performansına, hematolojik parametrelere, doğal bağışıklık yanıtlara ve ayrıca ısırgan otu deneyi sonunda Vibrio (Listonella) anguillarum patojenine karşı hayatta kalma oranına etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 0 mg/kg (kontrol); 50 mg/kg; 100 mg/kg; 200 mg/kg ve 400 mg/kg oranlarında ısırgan otu ve akçakesme etanolik özütleri yemlere ilave edilmiş, 60 gün süreyle çipura balıklarında denemesi gerçekleştirilmiştir. Her bitki için ayrı kurulan deneylerin sonucunda; ısırgan otu ve akçakesme özütlerinin büyüme performansında ve kırmızı kan hücresi, hematokrit, hemoglobin gibi kan parametrelerinde olumsuz bir etki göstermeden bağışıklığı uyardığı tespit edilmiştir. Bitkilerin farklı dozlarda yeme ilavesi sonucunda, lizozim ve myeloperoksidaz aktivitelerinde önemli artışların olduğu (p<0,05); sadece ısırgan özütü için gerçekleştirilebilen solunum patlama aktivitesinde de artış sağlandığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sadece ısırgan otu için gerçekleştirilebilen kontrol testi sonucunda, 100 mg/kg konsantrasyonunda yeme ilave edilen ısırgan otu etanolik özütünün çipura balıklarında Vibrio (Listonella) anguillarum patojenine karşı %96'lık yaşama oranı sağladığı tespit edilmiştir. Her iki bitki denemesinde bağışıklıktan sorumlu genlerin (IL-1β; IL-6, IL-10, IL-18 ve TNF-α) ekspresyon seviyelerinde meydana gelen değişimler ile birlikte humoral yanıtlar ele alınmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak 100 mg/kg ısırgan otu ya da 200 mg/kg veya 400 mg/kg akçakesme etanolik özütlerinin yem katkı maddesi olarak kullanılması, çipura balıklarında bağışıklığın önemli derecede aktive olmasını sağlamıştır.
Besin ortamındaki demir ve fosfat konsantrasyonlarının Chlorella sp. kültürü üzerine etkilerinin araştırılması
Chlorella, bilimsel ve ticari açıdan oldukça ilgi çekici tek hücreli bir mikroorganizmadır. Bununla birlikte, insanlar ve hayvanlar tüketimi amacıyla besin takviyesi olarak endüstriyel üretim söz konusudur. Chlorella sp. üretiminde büyüme, pigment ve lipid içeriklerini artırmak için çeşitli besin ortamları kullanılmıştır. Ancak, Chlorella sp. kültürlerinin optimum biyokimyasal bileşimi ve yoğunluğuna ulaşması adına, üretimde kullanılan besin ortamını optimize etmek gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, yanıt yüzey metodolojisi (YYM) kullanarak Chlorella sp. kültüründe demir, fosfat ve tuz konsantrasyonlarının etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. YYM yazılımından elde edilen sonuç kullanılarak toplam 18 deney grubu (E1 – E18) değerlendirilmiş ve bir doğrulama (D) çalışması yapılmıştır. Sonuçlarında Chlorella sp. kültüründe E7 deneyinin sırasıyla 176,00 x 106 hücre/ml ve 0,35/gün ile en yüksek hücre yoğunluğu ve spesifik büyüme oranını (SBO) sağladığı ortaya çıkarmıştır. Benzer şekilde, E5 ve E1 deneyleri sırasıyla 166,10 x 106 hücre/ml ve 152,13 x 106 hücre/ml ile en yüksek hücre yoğunluğunu üretmiştir. SGR ayrıca E5 deneyinde 0,33/gün'de ve E1 deneyinde 0,33/gün'de artmıştır. Sonuç olarak, besin ortamında yüksek demir ve fosfat konsantrasyonları ve düşük tuzluluk içeren Chlorella sp. kültürü, en yüksek hücre sayısına, SBO'ye ve pigment birikimine (klorofil a ve toplam karotenoid) sahiptir. Ek olarak, yüksek tuzluluk konsantrasyonlarının varlığı Chlorella sp. büyümesini azaltır. Ancak, Chlorella sp. kültürünün büyümesindeki artış diğer biyokimyasal bileşimlerde bir artışa işaret etmemiştir.Bazı durumlarda, beslenme kısıtlamaları veya stres faktörleri nedeniyle biyokimyasal bileşimler yüksektir. Örneğin, pigment birikiminde, E5 deneyinde (42,53 μg/ml) klorofil a pigment birikimi artarken, E8 deneyinde (20,68 μg/ml) toplam karotenoid birikimi artarmıştır. Ek olarak, tuzluluk konsantrasyonunun arttırılması, hücre başına klorofil a ve toplam karotenoid içeriğini arttırmıştır, ancak 1,38 pg/hücre klorofil a seviyelerine ve 0,52 pg/hücre toplam karotenoid seviyelerine ulaşan E4 deneyinde gösterildiği gibi Chlorella sp. büyümesini azaltmıştır. Ayrıca, Chlorella sp. kültürü, E3 deneyinde %37,38'lik daha yüksek bir lipid birikimi üretir. Bu nedenle, bu çalışmanın sonuçları, Chlorella sp. kültürlerinin optimal biyokimyasal bileşiminin ve hücre büyümesinin anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.
Nil tilapiya (Oreochromis niloticus) yemlerine Moringa oleifera sulu ethanolik ekstraktı eklenmesinin büyüme performansına, sindirim enzimi aktivitelerine ve antioksidan enzim aktivitelerine etkileri
Bu çalışmada, Moringa oleifera %30'luk sulu ethanolik ekstraktının Nil tilapiyasında (Oreochromis niloticus) büyüme parametreleri, sindirim enzimleri ve antioksidan enzim aktivitelerin üzerine etkileri araştırılmıştır. Ortalama 10,05 ± 0,87 g ağırlığındaki toplam 240 yavru tilapiya, üç tekerrürlü olarak akvaryumlara rastgele dağıtılmıştır. Balıklar 75 günlük deneme periyodu boyunca farklı seviyelerde (%0 (kontrol), %1 (MO1), %2 (MO2) ve %3 (MO3)) M. oleifera sulu etanolik ekstraktı içeren yemlerle beslenmiştir. Çalışma sonunda, %1 oranında M. oleifera sulu etanolik ekstraktının kullanılmasının, kontrol ve diğer deney gruplarına kıyasla son ağırlık, ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı, yemden yararlanma ve kondüsyon faktörü gibi balık büyüme parametrelerini önemli ölçüde arttırdığını tespit edilmiştir (P < 0.5). Visserosomatik indeksi (VSI) ve hepatosomatik indeksi (HSI) %2 M. oleifera ekstraktı içeren yemle beslenen grupta diğer deneme ve kontrol grubuna nispeten artmıştır (P < 0.5). Ayrıca, SOD, CAT, GPx ve G6PDH gibi antioksidan enzim aktiviteleri, M. oliefera ekstraktı içeren gruplarda kontrole göre önemli ölçüde artmıştır (P < 0.5). MO2 deneme grubunda MDA aktivitesi kontrol ve diğer deneme gruplarına kıyasla azalmıştır (P < 0.5). Ayrıca, sindirim enzimi aktivitelerinin sonuçları incelendiğinde, çalışmanın ilk aşamasında MO3 balık grubunda tripsin aktivitesinin arttığı tespit edilmiştir (P < 0.5). Aynı zamanda, lipaz aktivitesi seviyeleri MO1 grubunda kontrol grubuna kıyasla farklı örnekleme zamanlarında artmıştır (P < 0.5). Çalışmanın sonunda amilaz aktivitesi MO2 grubunda kayda değer ölçüde artmıştır (P < 0.5). Pepsin aktivite seviyesi ise MO3 grubunda çalışmanın 60. gününde önemli ölçüde artmıştır (P < 0.5). Tüm bu sonuçlar, %30 oranında sulu ethanolik ekstraktı olarak M. oliefera takviyesinin büyüme performansını, yem kullanımını ve sindirim enzimi aktivitelerini artırabileceğini göstermiştir. Ayrıca, M. oliefera etanolik ekstraktının diyete dahil edilmesi Nil tilapiyasında antioksidan enzim aktivitelerini uyarabildiği tespit edilmiştir.
Batı Karadeniz'deki bazı sucul canlılardan elde edilen kitosanın buzdolabı koşullarında (+4°c) muhafaza edilen gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) filetolarının doku yapısına etkisi
Geçmişten günümüze beslenme canlıların enerji ihtiyacını karşılamadaki temel ihtiyaçtır. Günümüzde bu temel ihtiyacın karşılanması, sağlıklı beslenme kavramını da beraberinde getirmiştir. Sağlıklı beslenmede kriter vücudun günlük ihtiyaç duyduğu oranda organik ve inorganik temel bileşenlerin alınması olarak tanımlanabilir. Balık eti içerdiği yüksek protein, doymamış yağ asitleri ve zengin mineral içeriği ile sağlıklı beslenme de önemli bir alternatiftir. Su ürünlerinin tüketimi, geçmişte kaynağa yakın bölgelerin tercihi iken günümüzde daha yaygın bir tüketim alanına sahiptir. Bu durum su ürünlerinde muhafaza ve taşıma sırasında oluşacak sorunları da beraberinde getirmiştir. Balıklarda nem oranının yüksek olması, protein değerinin yüksek olması nedeniyle bozulma hızı yüksektir. Balık etindeki bozulmanın geciktirilmesi için farklı koruma teknikleri uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Günümüzde gelişen teknoloji ile hem bu teknikler geliştirilmiştir hem de tekniklerin birlikte kullanıldığı kombine yöntemler uygulanmaktadır. Çalışmamızda, bu tekniklerin koruyucu özelliğini artıracak ve muhafaza süresini uzatacak olan kitosan biyopolimerleri ile alabalık filetolarının kaplanma uygulaması yapılmıştır. Kitosan, doğada selülozdan sonra en fazla bulunan biyobozunur maddedir. Antikanserojenik, antimikrobiyal, antifungal, yenilebilir, zehirsiz olmasının yanı sıra film oluşturma özelliği yüksektir. Kitosan ile kaplama yöntemi uygulanan balıklarda muhafaza süresinin uzadığı, balık etinde yapılan duyusal analizlerin olumlu sonuç verdiği bilinmektedir. Çalışmamızda Batı Karadeniz'den su ürünleri avcılık faaliyetleri sonucu hedef dışı ürün olarak ıskartaya ayrılan üç farklı yengeç türünün atıkları kullanılmıştır. Çalışmada kimyasal yöntemle ekstrakte edilen kitosanın fizikokimyasal analiz sonuçlarına göre verim %9,26, nem %1,57; ham kül %0,91; deasetilasyon derecesi %86,26; renk parametrelerinden L* 75,50; a* 7,76; b* 13,4; renk berraklığı (chroma) 13,33; renk tonu (hue) 1,36; beyazlık (whiteness) değeri 72,44 olarak bulunmuş ve görsel renk değerlendirmesi krem-beyaz olarak tespit edilmiştir. Ayrıca elementel analiz sonuçlarına göre C %40,935; H %7,053 ve N %7,617 olarak bulunmuştur. Farklı konsantrasyonda kitosan ile muamele edilen gökkuşağı alabalığı filetolarının bozdolabı şartlarında 18 gün depolaması sürencinin başında yapılan renk analiz sonuçları ise; taze numunede L* 56,47; a* 1,05; b* 14,64, renk berraklığı 14,70; renk tonu 1,50 ve beyazlık değeri 54,04 olarak tespit edilmiştir. Depolamanın son gününde L, a, b, renk berraklığı, renk tonu ve beyazlık değerleri kontrol grubunda sırasıyla 48,52; 1,04; 13,04; 13,08; 1,49; 46,85 olarak, %0,5 kitosan eklenen grupta 59,12; 1,26; 14,39; 14,45; 1,48; 56,64 olarak ve %1 kitosan eklenen grupta 58,30; 1,95; 16,78; 16,89; 1,45; 55,00 olarak tespit edilmiştir. Buzdolabı koşullarında (+4°C) depolanan gökkuşağı alabalık fletolarının doku analiz sonuçları taze örnekte sertlik (hardness), kırılganlık (springiness), iç yapışkanlık (cohesiveness) ve sakızımsızılık (gumminess) değerleri 37,674N, 0,957g.sn, 0,78 g.sn, 29,661g.sn olarak tespit edilmiştir. Depolamanın son gününde aynı değerler kontrol grubunda sırasıyla 85,838 N, 0,894 g.sn, 0,468 g.sn, 40,179 g.sn olarak tespit edilirken, %0,5 kitosan eklenmiş grupta 91,905N, 0,885 g.sn, 0,471 g.sn, 43,308g.sn ve %1 kitosan eklenmiş grupta 115,297 N, 0,952 g.sn, 0,565 g.sn, 65,188 g.sn olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak kitosan biyopolimerleri ile kaplanan gökkuşağı alabalığı filetolarının buzdolabı koşullarında muhafaza edilmesi süresin boyunca kontrol grubu ile karşılaştırıldığında raf ömrünün uzadığı görülmüştür.
Cyprodinil, glyphosate isopropilamin tuzu ve indoxacarb etken maddeli pestisitlerin dar pençeli kerevit (Pontastacus leptodactylus) üzerindeki toksik etkileri
Bu tez çalışmasında cyprodinil, glyphosate isopropilamin tuzu ve indoxacarb etken maddeli ticari pestisit formülasyonlarının dar pençeli kerevitteki (Pontastacus leptodactylus) toksik etkileri araştırılmıştır. İlk etapta boy ve ağırlık ortalamaları sırasıyla 43,7±0,2 g ve 11,0±0,1 cm olan her iki cinsiyetten yetişkin 160 adet dar pençeli kerevit bireyi 96 saatlik akut toksisite testinde pestisitlerin farklı konsantrasyonlarına maruz bırakılmış ve ölümler kaydedilerek pestisitlerin bu tür için LC50 değerleri hesaplanmıştır. İkinci etapta ise ortalama ağırlık ve boyları sırasıyla 45,4±0,3 g ve 12,1±0,1 cm olan her iki cinsiyetten yetişkin 120 adet dar pençeli kerevit bireyi 3 tekerrürlü düzenekte 96 saatlik subletal akut toksisite testine (belirlenen LC50 değerlerinin %20'si kullanılarak) tabi tutulmuştur. Her iki deneyde de herhangi bir maddeye maruz bırakılmayan kontrol grubu kullanılmıştır. Subletal testin sonunda akvaryum başına 3, grup başına toplamda 9 kerevitten hemolenf ve hepatopankreas numuneleri alınmış ve bu numuneler hemolenf biyokimyasal parametrelerinin, antioksidan enzim aktivitelerinin, histopatolojik değişimlerin ve genotoksik etkinin belirlenmesinde kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre cyprodinil, glyphosate isopropilamin tuzu ve indoxacarb etken maddeli ticari pestisit formülasyonlarının LC50 değerleri sırasıyla 18,402; 59,715 ve 13,133 mg/L olarak bulunmuştur. Subletal toksikoloji testi sonuçlarına göre cyprodinil etken maddeli pestisitin dar pençeli kerevitte oksidatif hasara, bağışıklık yanıtın harekete geçmesine, antioksidan sistemin baskılanmasına ve şiddetli hepatopankreas hasarına yol açtığı tespit edilmiştir. Glyphosate isopropilamin tuzu etken maddeli pestisite maruz bırakılan grupta hafif şiddette hepatopankreas hasarı belirlenirken çok şiddetli genotoksisite meydana geldiği müşahede edilmiştir. Son olarak indoxacarb etken maddeli pestisitin ise oksidatif hasar ve hepatopankreasta ciddi histopatolojiye neden olduğu saptanmıştır. Elde edilen LC50 değerleri, bahsedilen pestisitlerin nicel olarak toksisitesinin dar pençeli kerevitte düşük olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla bu denli yüksek konsantrasyonların su kaynaklarında bulunması ihtimali olmadığından bu pestisitlerin kullanımının doğal dar pençeli kerevit popülasyonları açısından riski düşüktür. Fakat yine de dar pençeli kerevitlerin bulunduğu sularda cyprodinil, glyphosate isopropilamin tuzu ve indoxacarb konsantrasyonlarının izlenmesi önerilir. Bununla birlikte glyphosate isopropilamin tuzu grubunda tespit edilen şiddetli genotoksisite dikkate değer bir bulgudur. Tüm canlılarda DNA aynı yapıda olduğundan, glyphosate isopropilamin tuzu maruziyetinin bu pestisitle temasa geçen insanlar ve diğer canlılar açısından da potansiyel tehlike arz edebileceği öngörülmektedir. Bununla birlikte bu araştırmada elde edilen sonuçlar bu pestisitlerin dar pençeli kerevitteki akut toksik etkilerini ortaya koymuştur. Bunların toksikoloji alanındaki bilgi boşluğunun doldurulması maksadıyla gelecekteki çalışmalarda kronik toksik etkilerinin de belirlenmesi gerekmektedir.
Nil tilapyası (Oreochromis niloticus) için anestezi ve uzun süreli kapalı ortam transferlerine yönelik hafif sedasyon konsantrasyonlarının stres indikatörleriyle birlikte belirlenmesi
Bu çalışmada, Nil tilapyası (Oreochromis niloticus) bireylerinde 2-Phenoxyethanol ve karanfil yağının anestezik ve sedadif etkileri değerlendirilmiştir. Deneylerde kullanılan balıkların ortalama ağırlığı 36,63 g, ortalama boy uzunluğu ise 10,85 cm'dir. Sedasyon konsantrasyonlarını belirlemek için önce derin anestezi çalışmaları yapılmış ve optimum konsantrasyonlar referans alınmıştır. Her iki anestezik için, balıkların 3 dakika içinde derin anesteziye ulaşmasını ve 5 dakika içinde tamamen ayılmasını sağlayan optimum konsantrasyonlar belirlenmiştir. Karanfil yağı için optimum konsantrasyon 80 µL/L, 2-Phenoxyethanol için ise 800 µL/L olarak tespit edilmiştir. Anestezi deneylerinin ardından, her iki anesteziğin uzun süreli etkilerini değerlendirmek amacıyla 24 saat ve 48 saat süreli sedasyon deneyleri gerçekleştirilmiştir. Bu deneylerde, farklı konsantrasyonların balık davranışları, yaşama oranları, su kalitesi ve kortizol seviyeleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Karanfil yağı için 8 µL/L ve 10 µL/L konsantrasyonlarının uzun süreli sedasyon açısından en uygun aralık olduğu belirlenmiştir. Bu konsantrasyonlarda balıkların sakin davranışlar sergilediği ve yaşama oranlarının yüksek olduğu gözlemlenmiştir. 2-Phenoxyethanol için ise, en etkili konsantrasyonun 105 µL/L olduğu tespit edilmiştir. Daha düşük konsantrasyonlar balıkların sakinleştirebilmesi ve stres düzeylerinin düşürülmesi açısından, tam olarak yeterli olmamıştır. Sedasyon sonrası balıklardan alınan kan örneklerinden plazma kortizol seviyeleri incelenmiştir. En düşük kortizol seviyesinin karanfil yağı ile 10 µL/L konsantrasyonunda elde edildiği tespit edilmiştir. 2-Phenoxyethanol gruplarında kortizol seviyelerinin genel olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, karanfil yağının Nil tilapyasının sedasyonu için etkili ve güvenli bir anestezik ajan olduğunu ortaya koymaktadır.
Japon balığı (carassius auratus) için uzun süreli kapalı ortam transferlerine yönelik optimum hafif sedasyon konsantrasyonlarının davranış vestres indikatörleriyle birlikte belirlenmesi
Bu çalışmada, Japon balığı (Carassius auratus) bireylerinde karanfil yağının anestezik ve sedatif etkileri detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Deneylerde kullanılan balıkların ortalama ağırlığı 10,56 g olarak ölçülmüştür. Çalışmanın ilk aşamasında, balıkların 3 dakika içinde derin anesteziye ulaşmasını ve 5 dakika içinde tamamen ayılmasını sağlayan optimum konsantrasyonlar belirlenmiştir. Anestezi denemelerinde karanfil yağı, 30 µL/L, 45 µL/L, 60 µL/L ve 75 µL/L konsantrasyonlarında uygulanmış, elde edilen verilere göre en uygun anestezik konsantrasyonların 45 µL/L ve 60 µL/L olduğu tespit edilmiştir. Bu konsantrasyonlarda, balıkların bayılma ve ayılma süreleri dengeli bir seyir göstermiştir. Anestezi deneylerinin tamamlanmasının ardından, karanfil yağının uzun süreli etkilerini değerlendirmek amacıyla 24 saat, 48 saat ve 72 saat süreli sedasyon deneyleri gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte, farklı konsantrasyonların balık davranışları, yaşama oranları, su kalitesi ve kortizol seviyeleri üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Sedasyon deneylerinde kullanılan konsantrasyonlar 3 µL/L, 4,5 µL/L, 6 µL/L ve 7,5 µL/L olarak belirlenmiş, bu konsantrasyonların etkinliği detaylı olarak incelenmiştir. Sedatif etkiler açısından en uygun konsantrasyonun 6 µL/L olduğu belirlenmiş, bu konsantrasyonda balıkların genel olarak sakin davranışlar sergilediği ve yaşama oranlarının yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Daha düşük konsantrasyonlarda sedasyonun yeterli olmadığı, daha yüksek konsantrasyonlarda ise uzun süreli maruziyetin olumsuz etkiler yaratabileceği görülmüştür. Sedasyon sonrasında balıklardan alınan kan örneklerinde plazma kortizol seviyeleri analiz edilmiştir. En düşük kortizol seviyesinin 6 µL/L konsantrasyonunda elde edildiği belirlenmiştir. Kortizol değerleri açısından, 6 µL/L'nin altında kalan konsantrasyonlarda sedatif etkinin yeterince güçlü olmadığı, 7,5 µL/L konsantrasyonunda ise uzun süreli maruziyetin stres faktörlerini belirli ölçüde artırabileceği gözlemlenmiştir. Bu veriler, karanfil yağının Japon balıklarında sedatif olarak güvenli ve etkili bir ajan olabileceğini göstermektedir. Deney sonuçları, özellikle sektörel uygulamalarda ve canlı balık transferlerinde stresin kontrol altına alınması açısından karanfil yağının önemli bir alternatif oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Anestezik olarak 45 µL/L ve 60 µL/L, sedatif olarak ise 6 µL/L konsantrasyonları, Japon balıklarının refahını artırmak ve çevresel stres faktörlerini en aza indirmek açısından uygun seçenekler olarak değerlendirilmiştir. Bu bulgular, canlı balık taşımacılığı ve akuakültür uygulamalarında sedasyonun yaygınlaştırılmasının faydalı olabileceğini göstermektedir.
Filipinler'de deniz yosunu yetiştiriciliğinde ice-ice hastalığı ve deniz çayırının (thalassia hemprichii) biyogübre olarak kullanımının araştırılması
İce-ice hastalığı deniz yosunu yetiştiriciliğinde üretimi olumsuz yönde etkileyerek ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu tez çalışması, deniz yosunu yetiştiriciliğinde ice-ice hastalığının dinamiklerini anlamayı, deniz çayırı birikintilerinin (atıkları) biyolojik gübre olarak kullanım alternatifini değerlendirmeyi, mikrobiyal ilişkileri araştırmayı ve besin değerleri üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda 12 ay boyunca kurak ve ıslak mevsimde olmak üzere sığ ve derin su çiftliklerinde (toplam 12 adet çiftlik) aylık örneklemeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu araştırma, ice-ice hastalığı prevalansının kurak mevsimde ve derin su çiftliklerinde daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Kappaphycus striatus, K. alvarezii'den daha fazla ice-ice lekesi uzunluğu göstermiştir. Mevsim, tür ve derinlik arasında bir etkileşim tespit edilmemiştir. Çoğu fizikokimyasal ve meteorolojik parametre (sıcaklık, tuzluluk, pH, su akıntı hızı, rüzgar hızı, fosfat, nitrat, nitrit) ile bir korelasyon olmamasına rağmen, amonyum seviyeleri ile ice-ice hastalığı şiddeti (leke sayısı ve uzunluğu) arasında ters bir korelasyon bulunmuştur. Aylık yağış, ice-ice hastalığı şiddeti ile pozitif bir korelasyon göstermiştir. Kappaphycus striatus için bir biyolojik gübre olarak deniz çayırı birikintilerinin (Thallasia hemprichii) özütünün çeşitli konsantrasyonlarda (0, 9, 18, 27 mL L−1) test edilmesi, 15, 30 ve 45 gün sonra deniz yosunu büyümesi, ice-ice hastalığı prevalansı veya şiddeti ya da azot alımı üzerinde belirgin bir etki göstermezken karagenan jel gücü de etkilenmemiştir. Bununla birlikte, en yüksek deniz çayırı atığı özütü konsantrasyonu (27 mL L−1) 45 gün sonra karagenan verimini önemli ölçüde artırmıştır. Heterotrofik deniz bakterileri ve deniz kaynaklı mantarlar bolluğunun ice-ice hastalığı ile ilişkisi üzerine yapılan bu araştırmada, mevsim, sağlık durumu ve türe göre önemli farklılıklar ortaya koymuştur. İce-ice hastalığı olan deniz yosunu K. alvarezii'de heterotrofik deniz bakterileri bolluğu kurak mevsimde daha yüksek bulunmuştur. Deniz kaynaklı mantar bolluğu da K. alvarezii'de ve enfekte deniz yosunlarında daha yüksek seviyeler göstermiş, ancak mevsimsel bir değişiklik gözlenmemiştir. Tespit edilen heterotrofik deniz bakteri suşları arasında Bacillus infantis, Pseudomonas sp., Cytobacillus firmus, C. oceanisediminis, C. pseudoceanisediminis, Stutzerimonas nitrititolerans, Enterobacter cloacae, Staphylococcus arlettae, Bhargavaea beijinensis ve C. horneckiae yer almıştır. İki deniz kaynaklı mantar türü, Porogramme epimiltina ve Aspergillus luchuensis, tanımlanmıştır. Bu bulgular, Staphylococcus arlettae ve Porogramme epimiltina'nın ice-ice hastalığının gelişiminde önemli bir rol oynadığını, kurak mevsimde potansiyel olarak kötüleştiğini ve K. alvarezii'nin daha duyarlı göründüğünü göstermektedir. K. alvarezii, K. striatus ve Eucheuma denticulatum analizleri, ice-ice hastalığının çoğu makro besin maddesi (protein, kül, toplam yağ, lif, karbonhidratlar) üzerinde sınırlı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Nem ve tuz içeriği türe göre değişmekle birlikte ice-ice hastalığından etkilenmemiştir. Önemli bir bulgu, ice-ice hastalığı bulaşmış deniz yosunlarında elaidik asit (bir trans yağ asidi) seviyelerinin artması olup, tüketiciler için potansiyel sağlık endişeleri yaratmaktadır. Bu çalışmalar, ice-ice hastalığına karşı hedefe yönelik azaltma stratejileri geliştirmek için kritik bilgiler sağlamakta, mevsime ve türe özgü yaklaşımların gerekliliğini vurgularken, etkilenen deniz yosunu ürünleri için potansiyel gıda güvenliği hususlarına da dikkat çekmektedir.
Farklı tuz yoğunluklarının sıcak dumanlanmış somon (Salmo salar), alabalık (Onchorhynchus mykiss) ve uskumru (Scomber scombrus) filetolarının kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, farklı tuz konsantrasyonlarında (%10, %15, %20) bekletilen ve sıcak dumanlama işlemi uygulanan somon (Salmo salar), alabalık (Onchorhynchus mykiss) ve uskumru (Scomber scombrus) balıklarında meydana gelen kalite değişimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla besin değerinde meydana gelen değişimlerin belirlenmesi için taze ve dumanlanmış ürünlerde nem, protein, yağ, kül ve yağ asidi analizleri, tekstür özelliklerini belirlenmesi amacıyla sertlik, elastikiyet, çiğnenebilirlik, sakızımsılık, yapışkanlık ve kohesivlik değerleri, renk özelliklerinin belirlemek üzere L*, a*, b* değerleri, duyusal kalitedeki değişimleri belirlemek üzere ürünler görünüş, koku, tat, kıvam ve genel beğeni parametreleri üzerinden değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonrasında, nem değerleri taze balık, salamura ve sıcak dumanlama sonrası sırası ile alabalıkta (%73,23±0,12), somonda (%67,59±0,98), ve uskumruda (%62,85±0,93) şeklindedir. Tüm gruplarda tuzlama sonrası ve uygulanan dumanlama işlemine bağlı olarak nem değeri düşüş göstermiştir. Yine tuzlama ve sıcak dumanlamanın etkisi ve nem değerindeki azalmaya bağlı olarak somon, alabalık ve uskumru da protein, yağ ve kül miktarları artış göstermiştir. Yağ asitlerinden SFA değerlerinin alabalık ve uskumru balıklarında tuz konsantrasyonu ile ters orantılı olarak artış gösterdiği saptanmıştır. MUFA değerleri alabalık ve uskumruda azalma, somonda ise artış göstermiştir. PUFA değerleri alabalık ve uskumru balıklarında artış gösterirken somon balığında azalma göstermiştir. Uskumru balığındaki PUFA değerindeki artışların tuz konsantrasyonu ile ters orantılı bir ilişki içinde olduğu görülmüştür. Alabalıktaki omega3 değerinin tuz konsantrasyouna bağlı olarak artış gösterdiği, omega 6 değerinin ise azaldığı belirlenmiştir. Somon balığında Omega 3 ve 6' nın azaldığı, uskumru balığında ise tuz yoğunluğu ile ters orantılı bir şekilde artış gösterdiği belirlenmiştir. DHA/EPA oranlarının alabalık ve uskumruda tuzlama ve dumanlama işlemine bağlı olarak arttığı, somon balığında ise azaldığı belirlenmiştir. Renk değerleri uygulana dumanlama işlemi sonrasında üç balık türünde de L* değerinin azaldığı a* ve b* değerlerinin ise arttığı belirlenmiştir. Tekstür özellikleri incelendiğinde alabalık ve uskumru balığında sertlik değerinin azaldığı somonda ise arttığı görülmüştür. Çiğnenebilirlik alabalıkta azalma gösterirken somon ve uskumruda artmıştır. Duyusal kalite değerlerinden görünüş, koku, tat ve kıvam olarak dumanlanmış alabalık ve somon grupların hepsi "çok iyi" kalite değer alırken uskumru balığı "iyi" kalitede ürün sınıfında yer almıştır. Genel beğeni olarak sıralandıklarında alabalıkta %20 tuz konsantrasyonu en yüksek değeri alırken somon ve uskumruda %10 tuzluluk uygulanan ürün gurupları en yüksek değerleri almıştır. En beğenilen balık ürünleri sıralandığında somon, alabalık ve uskumru sıralaması ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak dumanlama öncesinde uygulanan farklı tuz konsantrasyonlarının ürünün besin değerinde, renk özelliklerinde, tekstürel özelliklerinde ve duyusal kaliteleri üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca dumanlama işlemi uygulanan balık türlerinden somon balığının soğuk dumanlamaya alternatif olarak duyusal analizler neticesinde aldığı yüksek puanlardan dolayı sıcak dumanlama yapılarak da tüketime sunulmasının uygun olacağı kanısına varılmıştır.
Kastamonu ilindeki alabalık işletmelerinin ekonomik ve yapısal analizi
Bu araştırmada Kastamonu ilinde ağ kafes ve karadaki havuzlarda alabalık üretimi yapan işletmelerin yapısal ve ekonomik analizi yapılmıştır. Veriler, işletmeler ile 2015 yılında yapılan anketlerden elde edilmiştir. İşletme başına ortalama, ağ kafeste alabalık üretimi yapan işletmelerde 3.920 m3 ve karada üretim yapan işletmelerde ise 1.124 m3'lük havuz alanı bulunmaktadır. İşletme başına üretilen balık miktarı, ağ kafeste 30 ton ve karadaki havuzlarda ise 14,05 ton olarak saptanmıştır. Ağ kafeslerde üretim yapanların tamamı yavru balık satın almak suretiyle alabalık üretmektedirler. Karada üretim yapan işletmelerin ise %66,67'si sağım yapmak suretiyle, %33,33'ü ise yavru balık satın alarak üretim yapmaktadırlar. Ağ kafeslerde ve havuzlarda alabalık üretimi yapan işletmelerin tamamında, balık üretiminde hazır pelet (granül) yemler kullanılmaktadır. Tüm işletmelerde alabalıklar ortalama 200-250 gr civarında ve 7-14TL/kg arasında satılmaktadır. İşletmelerde gayrisafi hasılanın tamamını büyük boy (porsiyonluk) balık satışları oluşturmaktadır. Ağ kafeste alabalık yetiştiren işletmelerde, işletme başına düşen toplam aktif sermaye içerisinde en önemli payı bina-havuz-kafes sermayesi (%57.82) almaktadır. Karadaki alabalık işletmelerinde ise aktif sermaye içerisindeki en büyük pay bina-havuz sermayesine (%40,14) aittir. İşletmelerde gayrisaf hasıla içerisinde en büyük payı büyük boy (porsiyonluk) balık satışları oluşturmaktadır. Yem masrafı, ağ kafeste alabalık üretimi yapılan işletmelerde işletme ve üretim masrafları içerisinde en yüksek paya (sırasıyla %55,81 ve %53,67) sahiptir. Karadaki işletmelerde ise en yüksek pay yavru balık giderine (sırasıyla %46,61 ve %44,82) aittir. Tüm işletmelerin alabalık üretiminden kar sağladıkları hesaplanmıştır. Rantabilite oranları; ağ kafes işletmelerinde %6,11 ve karadaki işletmelerde ise %12,71 olarak belirlenmiştir. İşletmelerde yapısal sorunların yanı sıra, yem temininde güçlük, yem girdi maliyetleri, örgütlenme, mekanizasyon ve nitelikli iş gücü problemleri yaşanmaktadır. Mevcut sorunların çözümü olarak üreticilerin bilinçlendirilmesi çalışmaları, tarımsal desteklemelerin yeniden düzenlenmesi, profesyonel işletme mantığına geçilmesi, yem temini ve fiyatlarında devlet düzenlemesi gibi önlemlerin alınması önerilmektedir Anahtar Kelimeler: Kastamonu, alabalık, işletme, yapısal ve ekonomik analiz
Ilgaz Çayı havzası alabalıklarının (Salmo trutta Labrax, Pallas, 1811) biyoekolojileri üzerine araştırmalar
Ilgaz Çayı havzasında bulunan derelerde yaşamakta olan Salmo trutta labrax (Pallas, 1811)'ın biyo-ekolojik özelliklerini konu edinen araştırmamız, havzayı oluşturan ana dereler olan Sarıpınar, Obruk ve Kızıleller Dereleri ile Ilgaz Çayı'nda Kasım 2014- Aralık 2015 tarihleri arasında bir yıl müddetle sürdürülmüştür. Dereler üzerinde belirlenen 7 istasyonda yürütülen çalışmalarda, mevsimlerin suyun çeşitli fiziko-kimyasal özellikleri üzerine etkisi belirlenerek, bilimsel verilerin tespitiyle birlikte, ileride kurulacak suni üretim tesisleri için müteşebbislere yol göstermek, hedeflerden birini teşkil etmiştir. Yürütülen çalışmalar sonucunda toplam 36 adet alabalık yakalanarak çeşitli yönlerden incelenmiştir. Yürütülen çalışmalarda, her mevsim ayrı ayrı yapılan ölçümler, su tahlilleri ve incelemeler sonucunda aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir: 1. Suni üretimlerde çok önemli bir kriter olan su sıcaklığı yönünden en düşük değer Şubat ayında, günün çeşitli saatlerine göre, 4,5 ile 8 oC arasında, en yüksek değer ise Ağustos ayında 19,1 oC olarak tespit edilmiştir. İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinde ise bunların arasında ölçümler kaydedilmiştir. Bu değerlerden hareketle ölçümler genelde alabalık üretimi için uygun değerler olarak kabul edilmektedir. Yani sıcaklık üzerinden suni üretimler için herhangi bir problem mevzubahis gözükmemektedir. 2. Suni üretimde önemli bir kriter olan pH yönünden ise 7 istasyonumuzdan 6'sının değerleri 7,64 ile 8,73 arasında seyretmiş, yani suni üretim için uygun değerler vermişlerdir. Sadece 2 istasyonun (Sarıpınar Deresi) 8,89 bulunmuştur ki bu derede alabalık bulunmamasının sebebi de buna bağlanmıştır. 3. Sertlik yönünden 7 istasyonda çeşitli tarihlerde yapılmış olan ölçümler sonucunda değerlerin 14,4 ile 18,8 FrS arasında değiştiği görülmüştür. Bu değerlere göre sularımız hafif sert sular grubuna girmekte ve dolayısıyla alabalık üretimi için ideal değerler taşımaktadır. 4. Yakalamış olduğumuz 36 adet alabalık bireyi içerisinde bugüne kadar Karadeniz'e akan derelerde bulunmuş olduğu tespit edilen Salmo trutta labrax haricinde herhangi bir tür veya alt türe rastlanamamıştır. 5. Bu alabalıkların tamamı 1+ ile 4+ yaş arasında olup daha genç ve daha yaşlı bireylere rastlanamamıştır. Burada özellikle daha yaşlı balıkların olmaması, kesif bir avcılığın olduğunu hatıra getirmektedir. 6. Balıkların beslenme ve büyüme durumlarında önemli bir kriter olan kondüsyon faktörü, 1+ yaşlarında 1,19, 2+ yaşlarında 1,31, 3+ yaşlarında 1,38, 4+ yaşlarında 1,61, genel ortalamada ise 1,30 olarak tespit edilmiştir. Bu değerler büyümenin genelde oldukça iyi olduğunu belirlemiştir. Ayrıca büyümede çok da önemli bir kriter olan logaritmik varyasyon eğrisindeki b değeri ise 3,4 çıkmıştır ki bu da kondüsyon faktörü sonuçlarını desteklemektedir. 7. Balıklardan 6 numune üzerinde yapmış olduğumuz et randımanı hesaplamalarında ortalama değer % 60,31 bulunmuştur. Bu da alabalıklar için normal bir beslenmenin gerçekleşmiş olduğunu gösteren değerler olarak kabul edilmiştir. Anahtar kelimeler: Ilgaz Çayı, havza, alabalık, biyoekoloji, alttür, Salmo trutta labrax.
Gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss) Aeromonas hydrophila enfeksiyonuna karşı Cotinus coggygria bitki özütünün in vivo tedavi edici etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss), Aeromonas hydrophila enfeksiyonuna karşı, tetra (Cotinus coggygria) sulu methanolik özütünün tedavi edici etkileri tespit edilmiştir. Dört farklı özüt konsantrasyonu (0 mg/100 µl (Kontrol), 4 mg/100 µl, 8 mg/100 µl, 12 mg/100 µl) ve sonuçları karşılaştırabilmek için iki farklı antibiyotik, florfenikol ve doksisiklin, A. hydrophila'nın intramasküler inokülasyonu sonrasında günde iki kere tüm gruplardaki balıkların her birine oral yolla, besleme enjektörü kullanılarak verilmiştir. Çalışma 10 gün boyunca sürdürülmüştür. Çalışma süresince her 0, 3, 7 ve 10. günlerde, balıkların kaudal venasında kan örnekleri alınmış ve bu örnekler K3EDTA içeren tüplere alınarak balıkların humaral bağışıklık yanıtlarında ve hematalojik verilerinde meydan gelen değişimler kontrol edilmiştir. Çalışmada, süperoksit radikal salınımları 12 mg Tetra grubunu ve Florfenikol grubu hariç tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla azalma göstermiştir (P<0,05). Lizozim aktvitesi genel olarak tüm gruplarda kontrol grubuna göre azalma göstermiş (P<0,05) yada farklılık tespit edilememiştir (P>0,05). Myeloperoksidaz aktivitesi Florfenikol gruubunun 7. gün örneklemesinde en yüksek değere ulaşmıştır. Genel olarak myeloperoksidaz aktivitesi tüm gruplarda kontrol grubuna göre artış göstermiştir. Deneme gruplarındaki bazı hematolojik parametreler artış göstermiş olsa da bu artış istatistiki açıdan farklılık oluşturmamıştır. Yaşam oranı kontrol grubunda %53,33 olarak tespit edilmiştir. Kontrol grubu ve 4 mg Tetra grubu arasında kayda değer bir farklılık olmamıştır (P>0,05). Diğer tüm deneme gruplarının yaşama oranları kontrol grubuna göre yüksek tespit edilmiştir. En yüksek yaşama oranı Florfenikol grubunda (% 80) tespit edilmiştir. 12 mg Tetra, Doksisiklin ve 8 mg Tetra gruplarının yaşama oranı sırasıyla % 74,44, % 70 ve % 70 olarak tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, tetra sulu methanolik özütü 24 mg/32,34g canlı ağırlık/gün dozunda alabalıklarda A. hydrophila enfeksiyonuna karşı etkili bir terapötiktir.
Güneykaya göletinin bazı fiziko-kimyasal parametrelerinin araştırılması
Bu çalışmada; Sivas ilinde bulunan Güneykaya Göleti'nin Haziran 2015 – Mayıs 2016 tarihleri arasında bazı fiziksel ve kimyasal su parametreleri ölçülmüştür. Bu ölçümler, Güneykaya Göleti'ni temsil eden üç istasyonda yapılmıştır. Bu istasyonlar Güneykaya Göleti'nin güneybatı kısmı, kuzeybatı kısmı ve Yusufoğlan Deresinin gölete giriş noktası ( Göletin Kuzeydoğusu) olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu üç istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama ) incelenmiştir. Bu üç istasyonda alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk, pH, sıcaklık, elektriksel iletkenlik, askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadminyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 28 adet fiziko-kimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fizikokimyasal parametre verileri mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmış, Ι-ΙΙΙ sınıf kaliteli su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiş olup, önemli bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca mevcut su kalitesi durumu alabalık gibi soğuk su türlerinin yetiştiriciliği için uygun olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Su kalitesi, Su kirliliği, Sivas, Yıldızeli, Güneykaya Göleti
Karahindiba (Taraxacum officinalis) ve sakal yosunu (Usnea barbata) içeren yemlerle beslenen gökkuşağı alabalığı yavrularında (Oncorhynchus mykiss) antioksidan enzim aktivitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, karahindiba (Taraxacum officinalis) ve sakal yosununun (Usnea barbata) gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss) antioksidan etkileri belirlenmiştir. Bu amaçla, bitkilerin dört farklı dozdaki (0 % (Kontrol), % 0,1, %0,5 ve % 1)) sulu methanolik özütü yemlere eklenmiştir. Balıklar bu yemlerle 75 gün boyunca beslenmişlerdir. Çalışmanın her 15, 45 ve 75. günlerinde, tüm deneme gruplarından doku örnekleri (karaciğer ve beyaz kas) alınmıştır. Tüm bu örneklerden, antioksidan aktiviteyi belirlemek için, SOD, CAT, GPX, G6PDH ve lipid peroksidayonu belirlenmiştir. Ayrıca çalışma sonunda büyüme performansları da belirlenmiştir. Çalışmada, SOD aktivitesi çalışmanın 15 ve 45. günlerinde % 0,1 K grubunda kontrol grubuna göre artış göstermiştir. Bununla birlikte, tüm liken gruplarında, 15. gün % 0,1 U grubu hariç, SOD aktivitesi düşüş göstermiştir. CAT, 75. gün % 0,1 K grubu hariç tüm gruplarda kontrol grubuna göre bir farklılık oluşturmamıştır (P>0,05). GPX aktivitesi çalışmanın 15. gününde kontrol grubuna göre farklık göstermemiştir. Bununla birlikte % 1 K ve % 1 U grubunda artış gözlenirken, % 0,1 U ve % 0,5 U gruplarında azalma gözlenmiştir (P<0,05). G6PDH çalışmanın 15. gününde tüm karahindiba ve sakal yosunu gruplarında artış göstermiştir. Diğer tüm örnekleme zamanlarında, 75. gün % 0,5 K grubu hariç, G6PDH kayda değer oranda azalma göstermiştir. Lipid peroksidasyonu tüm karahindiba gruplarında kontrol grubuna göre azalmıştır. Bununla birlikte tüm sakal yosunu gruplarında azalma gözlenmiştir. Büyüme perfromansı açısından gruplar arasında bir farklılık tespit edilememiştir. Çalışma sonuçlarına göre, sakal yosunu antioksidan aktivite göstermezken, karahindiba antioksidatif karakter göstermiştir.
Germeçtepe Baraj Gölü'nün (Kastamonu-Daday) bazı fizikokimyasal su kalite parametrelerinin incelenmesi ve bulanık mantıkla değerlendirilmesi
Bu çalışmada Kastamonu ili Daday ilçesi sınırları içerisinde bulunan Germeçtepe baraj gölünün su kalitesinin değerlendirilmesi amacı ile göl üzerinde belirlenen üç istasyondan bir yıl boyunca alınan su numuneleri sıcaklık, pH, turbidite, kondüktivite, çözünmüş oksijen, nitrat, nitrit, fosfat, amonyum, KOİ ve BOİ olmak üzere 11 fiziko-kimyasal parametre bakımından incelenmiştir. Su numunelerinden sıcaklık, pH, kondüktivite ve çözünmüş oksijen parametreleri örnekleme esnasında multimetre cihazı ile diğer parametreler ise sprektrofotometrik metotla laboratuvarda analiz edilmiştir. Göl suyunda tespit edilen fiziko-kimyasal parametrelerden sıcaklığın 1,07-24,5°C arasında, pH'nın 7,32-9,98, turbiditenin 0,74-8,17 NTU, çözünmüş oksijenin 7,23-11,35 mg l-1, kondüktivitenin 332-459 µS cm-1, nitritin 0,0-0,008 mg l-1, nitratın 0,0-0,87 mg l-1, fosfatın 0,04-3,53 mg l-1, amonyumun 0,0-0,53 mg l-1, KOİ'nin 8,41-23,13 mg l-1 ve BOİ'nin 0,0-2,0 mg l-1 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak Germeçtepe baraj gölü su kalitesi yüzey suları yönetmeliğine göre sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen, kondüktüvite, nitrat, amonyum, KOİ ve BOİ parametreleri bakımından I. kalite, nitrit bakımından II. Kalite ve fosfat bakımından ise IV. Kalite su sınıfında olduğu tespit edilmiş ve göl suyunun önemli bir kirlilik baskısında olmadığı belirlenmiştir. Germeçtepe baraj gölünden bir yıl boyunca elde edilen ve on fiziko-kimyasal parametrenin kural tabanına dahil edildiği bulanık mantık yaklaşımı sonuçlarına göre ise karar destek sisteminde % 90 başarı sağlandığı ve bulanık mantık yaklaşımın su kalite sınıflandırmasında önemli ölçüde etkili olduğu kanaatine varılmıştır.
Gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss) lactococcus garvieae enfeksiyonuna karşı sakal likeni (Usnea barbata) sulu metanolik özütünün antimikrobiyal etkilerinin in vivo belirlenmesi
Bu çalışmada, gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss), Lactococcus garvieae enfeksiyonuna karşı, sakal likeni (Usnea barbata) sulu methanolik özütünün tedavi edici etkileri tespit edilmiştir. Dört farklı özüt konsantrasyonu (0 mg/100 µl (Kontrol), 4 mg/100 µl, 8 mg/100 µl, 12 mg/100 µl) ve sonuçları karşılaştırabilmek için iki farklı antibiyotik, florfenikol ve eritromisin, L. garvieae'nin intramasküler inokülasyonu sonrasında günde iki kere tüm gruplardaki balıkların her birine oral yolla, besleme enjektörü kullanılarak verilmiştir. Çalışma 10 gün boyunca sürmüş ve 0, 3, 7 ve 10. günlerde kan örnekleri alınmış ve immünolojik yanıtlar belirlenmiştir. Çalışmada, süperoksit radikal salınımları 12 mg sakal likeni grubunu florfenikol ve eritromisin gruplarında kontrol grubuna kıyasla artmıştır (P<0,05). Lizozim aktivitesi genel olarak tüm gruplarda kontrol grubuna göre artış göstermiş (P<0,05) yada farklılık tespit edilememiştir (P>0,05). Myeloperoksidaz aktivitesi antibiyotik gruplarında genel olarak artış göstermiştir. Genel olarak myeloperoksidaz aktivitesi tüm gruplarda kontrol grubuna göre artış göstermiştir. Deneme gruplarındaki bazı hematolojik parametreler artış göstermiş olsa da bu artış istatistiki açıdan farklılık oluşturmamıştır. Çalışmanın 7. gününde kan parametreleri 4 mg sakal likeni grubunda artmıştır. Yaşam oranı kontrol grubunda %46,15 olarak tespit edilmiştir. Kontrol grubu ve 12 mg sakal likeni grubu arasında kayda değer bir farklılık olmamıştır (P>0,05). Diğer tüm deneme gruplarının yaşama oranları kontrol grubuna göre yüksek tespit edilmiştir. En yüksek yaşama oranı Florfenikol grubunda (% 82,69) tespit edilmiştir. 4 mg sakal likeni, 8 mg sakal likeni ve eritromisin gruplarının yaşama oranı sırasıyla % 73,08, % 65,38 ve % 80,77 olarak tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, sakal likeni sulu methanolik özütü 4 mg/17,41g canlı ağırlık/gün dozunda alabalıklarda Lactococcus garvieae enfeksiyonuna karşı etkili bir terapötiktir
Kiraz sapı ekstraktının gökkuşağı alabalığının (Onchorhynchus mykiss) büyüme performansı, kan parametreleri, immun sistem ve antioksidan enzimleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, kiraz sapı (Cerasus avium) gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss) antioksidan etkileri belirlenmiştir. Bu amaçla, bitkilerin dört farklı dozdaki (0 % (Control), % 0,1, %0,5 and % 1)) sulu methanolik özütü yemlere eklenmiştir. Balıklar bu yemlerle altmış gün boyunca beslenmişlerdir. Çalışmanın her 20., 40 ve 60. günlerinde, tüm deneme gruplarından doku örnekleri (karaciğer ve beyaz kas) ve kan örnekleri alınmıştır. Tüm bu örneklerden, antioksidan aktiviteyi belirlemek için, SOD, CAT, GPX, G6PDH ve lipid peroksidayonu belirlenmiştir. İmmunolojik çalışmalar için NBT aktivitesi ve son olarak hematoloji belirlenmiştir. Çalışma sonunda, ayrıca büyüme performansı da belirlenmiştir. Çalışmada, SOD aktivitesi tüm deneme gruplarında ve örnekleme zamanlarında kontrol grubuna kıyasla artmıştır. CAT çalışmanın 40. Günü %0,5 KS grubunu hariç deneme grupları ile kontrol grubu arasında değişiklik göstermemiştir (P>0,05). GPX aktivitesi 20. günde %0,5 KS grubunda bir artış göstermiştir. Çalışma sonunda tüm grupların GPX aktivitelerinde kontrol grubuna kıyasla bir artış söz konusudur. G6PDH kayda değer şekilde etkilenmiştir. Lipid peroksidasyonu tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla önemli bir farklılık göstermemiştir. Büyüme performansında da kayda değer bir farklılık oluşmamıştır. Çalışma sonuçlarına göre kiraz sapının 40 günlük uygulamam ile bir antioksidan karakter gösterdiği düşünülebilir.
Neochloris aquatica star mikroalginin kültürü ve biyokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, daha önce kültürü çalışılmamış olan Neochloris aquatica mikroalginin klasik mikroalg kültür ortamlarında kültürü denenmiştir. Bu maksatla, Neochloris aquatica modifiye edilmiş Bold's temel kültür ortamı (B1NV), Bold's temel kültür ortamı (BBM), mavi yeşil kültür ortamı (BG11) ve yeni kültür ortamına (OM) benzer şartlar altına ekilmiştir. Çalışma sonunda B1NV'de ortalama 2,63x106 hücre/ml, BBM'de ortalama 2,51x106 hücre/ml, OM'de ortalama 0,8x106 hücre/ml ortalama hücre/ml yoğunluğa ulaştığı gözlenmiştir. Bu ortamlara alternatif olarak hazırlanan BG11 ortamında hücre yoğunluğunun 2,95x106 hücre/ml ile en yüksek yoğunluğa ulaştığı tespit edilmiştir. Çalışılan örnek BG11 ortamında 0,684 gr/L kuru ağırlığına ulaşmıştır. Kültür gelişiminde en iyi yoğunluk 26. günde gözlenmiştir. Kültür 26. günde durgunluk fazına girmiş ve bundan sonraki günlerde kültür ölüm fazına girerek hücre sayısı azalmaya başlamıştır. Tüm bu veriler değerlendirildiğinde, Neochloris aquatica'nın BG11 ortamında, ticari önemi olduğu düşünülen ve biyoteknolojik çalışmalarda sıklıkla kullanılan mikroalg türleri kadar hücre yoğunluğuna ulaştığı saptanmıştır.
Gökkuşağı (Oncorhynchus mykiss W., 1972), dere (Salmo trutta fario L., 1758) ve kaynak (Salvelinus fontinalis) alabalıklarının ölüm sonrası miyosin ağır zincirlerindeki (MAZ) kütlesel değişimler ile tekstürel özelliklerindeki değişimlerin karşılaştırılması
Bu araştırmada ölüm sonrası üç faklı alabalık türünde (Oncorhynchus mykiss, Salmo trutta fario ve Salvelinus fontinalis) miyofibriler proteinlerden SDS-PAGE yapılarak oluşan bant profillerinden miyosinin ağır zincirlerindeki kütlesel değişimler ile sertlik, yapışkanlık, kohesivlik, elastikiyet, çiğnenebilirlik, sakızımsılık, Fmax, Fmin ve Fmax-Fmin tekstürel değerlerdeki değişimler 0., 3., 6. ve 9. günlerde belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tekstür analizi sonuçlarına göre ölüm sonrası gün geçtikçe sertlik, kohesivlik, elastikiyet, çiğnenebilirlik ve sakızımsılık değerleri düşmüş; yapışkanlık, Fmax, Fmin, ve Fmax-Fmin değerleri artırmıştır (p<0,05). SDS-PAGE sonuçlarına göre de miyosin ağır zincirlerinde ölüm sonrası gün geçtikçe azalma görülmüştür (p<0,05). Tekstür ve SDS-PAGE analizinde türler arası farklılıkta önemli bulunmuştur (p<0,05). Sertlikle çiğnenebilirlik, sakızımsılık, MAZ; çiğnenebilirlikle sakızımsılık; Fmaxla Fmin, Fmax-Fmin; Fminle Famx-Fmin arasındaki korelasyon çok önemli bulunmuştur. Sonuç olarak SDS-PAGE sonuçları ile tekstür analizi sonuçlarının birbirini destekler nitelikte olduğu görülmüştür.
Yemde sirken unu kullanımının (Chenopodium album) alabalıkların (Oncorhynchus mykiss) büyüme performansı, vücut kompozisyonu ve sindirim enzimlerine etkileri
Bu çalışmada yem katkı maddesi olarak Chenopodium album unu ile farklı dozlarda (% 0, % 2,5, % 5) üç ay boyunca beslenen gökkuşağı alabalığı yavrularının büyüme, vücut kompozisyonu, sindirim enzimlerine ek olarak antioksidan, bağışıklık ve hematolojik parametreleri tespit edilmiştir. Başlangıç ağırlığı 24,48±0,05 g olan balıklar üç grup oluşturacak şekilde dokuz tanka bölünerek her tanka 40 balık olacak şekilde stoklanmıştır ve deneme üç tekerrür olarak başlatılmıştır. Çalışma süresince her ayın sonunda solunum patlaması (NBT), lizozim ve myeloperoksidaz aktivitesive ek olarak antioksidan enzim aktiviteleri (Katalaz, CAT; superoksit dismutaz, SOD; glutatyon peroksidaz, GPx ve glukoz-6-fosfat dehidrogenaz, (G6PDH) ve lipit peroksidasyonu seviyeleri (malondialdehit, MDA) belirlendi. Üç aylık besleme denemesi sonrasında büyüme parametrelerinde final ağırlığı, ağırlık kazanımı (WG), spesifik büyüme oranı (SGR), yem değerlendirme oranı (FCR) ve sindirim enzimlerinden pepsin, tripsin, amilaz ve lipaz ve ayrıca, hematolojik parametrelerden, kırmızı kan hücresi (RBC) sayısı, hemoglobin içeriği (Hb), hematokrit seviyesi (Hct) ve kırmız kan hücre indeksini içeren ortalama hücre hacmi (MCV), ortalama hücre hemoglobini (MCH) ve ortalama hücre hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre final ağırlığı, WG, SGR ve yaşama oranı % 5 C. album içeren yemlerle beslenen gruplarda kontrol grubuna kıyasla azalmış (P<0,05) ve FCR değerleri de artmıştır. Pepsin, tripsin ve amilaz değerleri kontrol grubuna kıyasla kayuda değer oranda artış göstermiştir, bunlardan farklı olarak lipaz tüm deneme gruplarında farklılık oluşturmamıştır. Çalışma sonunda G6PDH ve SOD aktiviteleri tüm deneme gruplarında 30 ve 60. günlerde kayda değer oranda azalmıştır (P<0,05). CAT ve MDA seviyelerinde de benzer şekilde 30, 60 ve 90. günlerde düşüş gözlenmiştir. Ayrıca %2,5 oranınında C album ile beslenen grupların 30. Gününde % 5 C. album içeren yemlerle beslenen grupların 60. günlerinde CAT ve MDA değerleri düşmüştür. NBT değeri hiç bir deneme grubunda değişiklik göstermezken, myeloperoksiz seviyeleri % 5 C. album grubunda azalma göstermiştir. Serum lizozoim aktivitesi çalışma periyodu boyunca tüm gruplarda artış göstermiştir (P˂0,05). % 2,5 ve % 5 C. album ile beslenen gruplarda Hb, Hct, MCH ve MCHC değerleri önemli derecede azalmıştır. Sonuç olarak yeme C. album eklenmesi sindirim enzimleri üzerinde olumlu, büyüme perfromansı, antioksidan, bağışıklık ve he matolojik parametreler üzerinde olumlu etkileri yoktur. Anahtar kelimeler: Chenepodium album, Gökkuşağı alabalığı, büyüme, vücut kompozisyonu, sindirim enzimleri, antioksidan durum, bağışıklık ve hematolojik parametreler.
Kastamonu iline kayıtlı dip trolü gemilerinin mevcut durum ve iktisadi analizi
Bu araştırmada Kastamonu İline kayıtlı dip trolü ile avcılık yapan balıkçı gemilerinin 2016-2017 balıkçılık av sezonu performansları değerlendirilerek mevcut durum ve iktisadi analizi yapılmıştır. Veriler, gemi sahipleri ile 2017 Mayıs ayında av sezonunun bitişine müteakip yapılan anketlerden elde edilmiştir. 2016-2017 av sezonu itibari ile Kastamonu İli filosundan 12 metre ve üzeri 14 adet balıkçı gemisi dip trolü avcılığı yapmıştır. Avcılık faaliyeti yapan gemilerin %28,57 si sac malzemeden %71,43 ü ise ahşap malzemeden imal edilmiştir. Gemilerin ortalama boy uzunluğu 14,79 m, ortalama motor güçleri ise 298,60 beygir gücü olarak belirlenmiştir. Gemi sahiplerinin, ortalama yaşları 45,88, balıkçılık tecrübeleri 20,32 yıl olarak tespit edilmiştir. Balıkçı gemilerinde gemi başına düşen toplam aktif sermaye içerisinde en önemli kalem olarak gemi sermayesi (%74,62) yer almaktadır. Gemilerin masraf kalemlerine bakıldığında personel/ tayfa giderleri (%25,04) en yüksek değeri oluşturmaktadır. Gemi başına düşen günlük av miktarı 294,95 kg olarak tespit edilmiştir. Gemilerinin öz sermayelerinin kar oranı olan mali rantabiliteleri %5,99 aktif sermayelerinin kar oranı olan ekonomik rantabiliteleri ise % 5,88 olarak hesaplanmıştır.
Yemde kırmızı pancar unu kullanımının (Beta vulgaris Var. cruenta) alabalıkların (Onchorhynchus mykiss) büyüme performansı, vücut kompozisyonu ve sindirim enzimleri üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında, düşük ve yüksek oranda balık unu içeren yemlere ilave edilen kırmızı pancar ununun gökkuşağı alabalıklarının büyüme performansı, renklenmesi, sindirim ve bağışıklık sistemindeki enzim aktiviteleri üzerine olan etkileri incelenmiştir. Bu amaçla 4 farklı deneme yemi (Yüksek Balık Unu-YBU; Düşük Balık Unu-DBU; Yüksek Balık Unu ve % 8 kırmızı pancar unu-YBU-P; Düşük Balık Unu ve % 8 kırmızı pancar unu-DBU-P) oluşturulmuş ve balıklar bu yemlerle 45 gün boyunca beslenmişlerdir. Çalışma sonunda, YBU yemi ile beslenen balıkların son ortalama ağırlıkları (SOA) ve spesifik büyüme oranı (SBO) tüm gruplara göre daha yüksektir (P<0,05). DBU yemi ve YBU-P yemleri ile beslenen balıkların SOA ve SBO değerleri benzer olup (P>0,05), bu gruplar DBU-P içeren gruba göre daha iyi büyümüşlerdir. DBU grubunun YDO değeri en yüksek bulunmuş olup, DBU-P grubundan düşük YBU-P grubundan yüksek olduğu tespit edilmiştir. DBU ve DBU-P gruplarının protein verimlilik oranı (PVO) diğer gruplara önemli derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Solunum patlaması denem gruplarında farklılık göstermemiştir (P>0,05). Myeloperoksidaz sırasıyla YBU, YBU-P, DBU-P ve DBU gruplarında artış göstermiştir (P<0,05). Lizozim YBU ve DBU-P gruplarında diğer gruplara oranla önemli derecede artmıştır. DBU ve YBU-P gruplarının kendi içinde bir farklılık gözlenmemiştir. Pepsin DBU ve DBU-P gruplarına kıyasla YBU ve YBU-P gruplarında en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Tripsin sadece tüm gruplar içerisinde DBU grubunda artış göstermiştir (P<0,05). Amilaz YBU ve DBU grubunda diğer gruplarla karşılaştırıldığında en yüksek değerine ulaşmıştır. Bu sonuçlar, çalışmada en iyi grubun YBU olduğunu, yeme pancar unu eklentisinin büyüme performansı ve vücut kompozisyonu açısından önemli bir değişiklik oluşturmadığını göstermiştir.
Yüksek ardıç (Juniperus excelsa) bitkisinin gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) bağışıklık yanıtı üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, yüksek ardıç (Juniperus excelsa) sulu methanolik özütünün gökkuşağı alabalıklarının (Onchorhynchus mykiss) bağışıklık sistemi üzerinde meydana getirdiği değişimler incelenmiştir. Bu amaçla, bitkilerin dört farklı dozdaki (0 mg/kg (Kontrol), 1 mg/kg, 4 mg/kg ve 8 mg/kg) sulu methanolik özütü ile besleme şırıngası kullanılarak günde iki defa oral yolla beslenmişlerdir. Çalışmanın 7 ve 14. günlerinde, tüm deneme gruplarından ön böbrek ve kan örnekleri alınmıştır. Tüm bu örneklerden, bağışıklık yanıtı belirlemek için, oksidatif radikal salınımları (NBT), lizozim (LYS) ve myeloperoksidaz aktiviteleri ile, sitokinlerden IL-1β, IL-8 ve IL-12 gen sunumları belirlenmiştir. Çalışma sonunda tüm gruplar Yersinia ruckeri enfeksiyonu ile kontrol testine tabi tutulmuşlardır. Çalışma sonuçlarına göre yüksek ardıçın gökkuşağı alabalıklarında 8mg/kg balık başına olacak şekilde balıklara verilmesi balıkların bağışıklık yanıtlarında olumlu etkiler göstereceği ve Yersinia ruckeri enfeksiyonuna karşı koruma sağlayacağı ifade edilebilir.
Alabalıklarda (Oncorhynchus mykiss) bazı tıbbi bitkilerin muhtemel immunostimulant ve antioksidan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, yem katkı maddesi olarak meyan kökü (Glycyrrhiza glabra), kişniş (Coriandrum sativum) ve sinameki (Cassia angustifolia) sulu metanolik özütü ile farklı dozlarda (% 0, % 0,1, % 0,5, % 1) yetmişbeş gün boyunca gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yavrularında besleme çalışması yapılmış. Çalışma süresince metanolik özütlerin antioksidan enzim sistemine ve sindirim enzimlerine ek olarak, bağışıklığa, hematolojik parametrelere ve büyümeye etkisi araştırılmıştır. Başlangıç ağırlığı 22,65 ±0,07 g olan balıklar 10 grup oluşturacak şekilde 30 tanka bölünerek her tankta 50 balık olacak şekilde stoklanmış böylece deneme üç tekerrür olarak başlatılmıştır. Çalışma süresince her ayın sonunda solunum patlaması (NBT), lizozim ve myeloperoksidaz (MPO) aktivitesive ek olarak antioksidan enzim aktiviteleri (Katalaz, CAT; superoksit dismutaz, SOD; glutatyon peroksidaz, GPx ve glutatyon (GSH) ve lipit peroksidasyonu seviyeleri, LPO belirlendi. Yetmişbeş günlük besleme denemesi sonrasında büyüme parametrelerinde final ağırlığı, ağırlık kazanımı (WG), spesifik büyüme oranı (SGR), yem değerlendirme oranı (FCR) ve sindirim enzimlerinden pepsin, tripsin, amilaz ve lipaz ayrıca, hematolojik parametrelerden, kırmızı kan hücresi (RBC) sayısı, hemoglobin içeriği (Hb), hematokrit seviyesi (Hct) ve kırmız kan hücre indeksini içeren ortalama hücre hemoglobini (MCH) ve ortalama hücre hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre C. sativum ve C. angustifolia metanolik özütlerinin gökkuşağı alabalıklarında SOD aktivitesini önemli ölçüde arttırdığı (P<0,05), fakat CAT aktivitesinde önemli bir değişim yaratmadığı görülmüştür (P>0,05). Tüm deneme gruplarının % 1 'lik dozu GSH seviyelerinde artış sağlamıştır (P<0,05). GPx seviyelerine bakıldığında C. sativum ve C. angustifolia kontrole göre genel bir artış sağlamış olup, lipid peroksidasyonu ise deneme gruplarında genellikle düşük çıkmıştır (P<0,05). Amilaz, lipaz, pepsin ve tripsin enzim aktivitelerine bakıldığında gruplara göre farklılıklar göstermekte ama genel olarak bu enzim aktiviteleri için kontrol grubuna göre artışlar söz konusu olmaktadır. NBT değerleri tüm deneme gruplarında kontrol grubuna göre yüksek çıkarken (P<0,05), LYS ve MPO değerleri deneme sonunda kontrole göre düşük çıkmıştır (P<0,05). Tüm hematolojik parametrelerde ya kontrole benzer ya da düşük değerlerin karşılaşıldığı çalışmada büyüme parametreleri açısıdan ilgili değerler kontrol grubundan düşük çıkmıştır. Sonuç olarak antioksidan ve sindirim enzimleri açısından söz konusu bitkilerin genel olarak avantaj sağlamasının yanında balığın bağışıklık, hematolojik ve büyüme parametrelerine olumlu etkileri genellikle yoktur.
Kantaron (Hypericum perforatum) ve hatmi çiçeği (Althaea officinalis) sulu metanolik özütünün gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) büyüme performansı, sindirim enzimleri ve bazı bağışıklık parametreleri üzerine etkileri
Bu çalışmada, kantaron (Hypericum perforatum) ve hatmi çiçeği (Althaea officinalis) sulu metanolik özütlerinin gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss) büyüme performansı, sindirim enzimleri ve bazı bağışıklık sistemi parametreleri üzerine etkileri belirlenmiştir. Başlangıç ağırlığı ortalama 13,99±0,11 g olan balıklar yedi grup oluşturacak şekilde 50'şer balık üç tekerrürlü olarak yirmi bir adet ağ kafese yerleştirilmiştir. Deneme yemleri; kontrol grubu ve üç farklı oranda kantaron (% 0,1, % 0,5 ve % 1) ve hatmi çiçeği (% 0,1, % 0,5 ve % 1) sulu metanolik özütleri ticari yeme sprey yoluyla eklenerek oluşturulmuştur. Balıklar bu yemlerle 75 gün süresince beslenmişlerdir. Çalışmanın 15., 45. ve 75. günlerinde, tüm deneme gruplarından kan ve doku (bağırsak, mide ve karaciğer) örnekleri alınmıştır. Kan örneklerinden kırmızı kan hücresi (RBC) sayısı, hemoglabin içeriği (Hb), hematokrit seviyesi (Hct), ortalama alyuvar hacmi (MCV), ortalama alyuvar hemoglobini (MCH) ve süperoksit radikal salınımı (NBT) analizleri yapıldıktan sonra serum çıkarılarak lizozim ve miyeloperoksidaz (MPO) aktiviteleri tespit edilmiştir. Bağırsak ve mide dokularından sindirim enzimleri (amilaz, lipaz, pepsin ve tripsin) ve karaciğer dokusundan antioksidan aktiviteyi belirlemek için, süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) enzim analizleri yapılmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilere göre son ağırlıkları, ağırlık kazanımları, yemden yararlanma oranları (YYO) ve spesifik büyüme oranları (SBO) deneme balıklarında kontrol grubu balıklarından daha yüksek tespit edilmiştir (P<0,05). NBT, lizozim ve MPO aktiviteleri sonuçlarına göre deneme sonunda H0,1, H0,5 ve H1 gruplarının değerleri kontrol ve kantaron gruplarından daha yüksek bulunmuştur (P<0,05). Balıkların sindirim enzimleri değerlendirildiğinde lipaz aktivitesinde tüm deneme gruplarında herhangi istatistiki bir fark görülmezken (P>0,05), K0,5 grubunda amilaz aktivitesinin diğer gruplara oranla arttığı tespit edilmiştir (P<0,05). Deneme sonunda kontrol, H0,1, H0,5 ve H1 gruplarının pepsin aktivitelerinin zamana bağlı olarak azaldığı görülmüştür. Çalışmanın sonunda SOD aktivitesi K0,5 ve H0,5 gruplarında 15. ve 45. günlere oranla kayda değer bir artış göstermiştir (P<0,05). CAT aktivitesi kontrol ve H0,5 gruplarında zamana bağlı olarak azalış gösterirken diğer deneme gruplarında artış göstermiştir (P<0,05). Sonuç olarak, kantaron ve hatmi çiçeği sulu metanolik özütlerinin balık yemlerine eklenmesinin balığın büyüme performansı, sindirim enzimleri, antiokisan enzimleri ve bağışıklık parametreleri üzerinde olumlu etkileri mevcuttur.
Ekstrakte edilmiş damarlıca'nın (Plantago lanceolata L.) gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss W.) büyüme performansı, kan parametreleri, bağışıklık sistemi ve antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkisi
Bu tez çalışmasında gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) yemlerine farklı dozlarda damarlıca bitkisi (Plantago lanceolata) özütü ilave edilmiş ve bu yem ile beslenen balıkların büyüme performansı, kan parametreleri, bağışıklık sistemi ve antioksidan enzim aktivitesinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Bu amaçla damarlıcanın (D) sulu metanolik özütü çıkartılmış, balık yemlerine %1, %2 ve %3 oranında katılmıştır. Balıklar 3 adet deneme grubu ve 1 adet kontrol grubu olmak üzere, her bir grup 3 tekerrürlü olacak şekilde, 12 adet 100 litrelik tanka yerleştirilmiş ve hazırlanan yemlerle 90 gün boyunca beslenmiştir. Gerçekleştirilecek olan analizler için 30, 60 ve 90. günlerde balıklardan karaciğer, kas dokusu ve kan örnekleri alınmıştır. Çalışmada balıkların; eritrosit, hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hacmi, eritrosit başına düşen ortalama hemoglobin miktarı, eritrosit başına düşen ortalama hemoglobin konsantrasyonu, oksidatif radikal salınımı, myeloperoksidaz aktivitesi, lizozim aktivitesi, süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesi, katalaz (CAT) aktivitesi, glutatyon peroksidaz (GPx) aktivitesi, glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PDH) aktivitesi, lipit peroksidasyonu, ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı ve yem değerlendirme oranı değerleri tayin edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre hematolojik değerlere bakıldığında kontrol grubu ile deneme grupları arasında önemli bir fark gözlemlenmemiştir (p>0.05). İmmünolojik değişimler değerlendirildiğinde lizozim aktivitelerinde kontrol grubuna kıyasla bir azalma meydana gelmiş ancak oksidatif radikal salınımı ve myelporoksidaz aktivitesi artmıştır. Antioksidan enzim aktiviteleri incelendiğinde ise damarlıcanın SOD ve CAT değerlerine bir etkisi olmadığı fakat %3 D grubunda GPx ve G6PDH değerlerindeki artışın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre alabalık yemine damarlıca ilavesinin antioksidan özelliği teşvik edici nitelikte olabileceği ve bağışıklık destekleyici olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Bezirgan Hazım Kılıç Göleti (Daday-Kastamonu)'nin su kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada; Kastamonu ili Daday ilçesinde bulunan Bezirgan Hazım Kılıç Göleti'nde Eylül 2016 - Ağustos 2017 tarihleri arasında gölette belirlenen üç istasyondan alınan su numunelerinin bazı fiziksel ve kimyasal su parametreleri ölçülmüştür. Bu istasyonlar Daday Bezirgan Hazım Kılıç Göleti'nin güney kıyısı, doğu kıyısı ve kuzeybatı kıyısı olarak seçilmiştir. Göletin güney kıyısı Kolan Deresi'nin giriş yaptığı bölgedir. Çalışma süresince, belirlenen bu üç istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama) incelenmiştir. Bu üç istasyonda alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk (‰), pH, sıcaklık (°C), elektriksel iletkenlik, askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadminyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 28 adet fiziko-kimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fiziko-kimyasal parametre verileri mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Yüzey Su Kirliliği ve Kontrolü Yönetmeliği (YSKKY)'inde verilen "Kıta İçi Su Kaynaklarının Sınıflarına Göre Kalite Kriterleri" tablosuna göre, ΙΙΙ sınıf kaliteli su kriterlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. YSKKY kriterlerine göre önemli bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca mevcut su kalitesi durumu alabalık gibi soğuk su türlerinin yetiştiriciliği için uygun olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Su kalitesi, su kirliliği, Kastamonu, Daday Bezirgan Hazım Kılıç Göleti
Menengiç (Pistacia terebinthus) sulu methanolik özütünün gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) sindirim sistemi ve antioksidan enzim aktivitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, yeme katılan menengiç (Pistacia terebinthus) ekstraktının gökkuşağı alabalıklarında sindirim enzim aktivitesine, antioksidan enzim aktivitesine, spesifik olmayan bağışıklık parametrelerine, hematolojik parametrelere ve büyüme performansı üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada ortalama vücut ağırlığı 15,77±0,13 g olan 480 balık kullanılmış olup, üçer tekerrürlü olarak gerçekleştirilen denemede 12 tank kullanılmıştır (tank başına 40 balık). Balıklara 63 gün boyunca 3 doz Pistacia terebinthus (PT) ekstrakt katkılı yemler (PT 0, PT % 0,5, PT %0,1 ve PT % 1 kg yem) olarak verilmiştir. Her 21 günde örnekleme yapılmıştır. Çalışmanın sindirim enzimleri sonuçlarına bakıldığında, pepsin ve lipaz aktivitelerinin tüm deneme gruplarında anlamlı bir şekilde arttığı görülmüştür. Ayrıca tripsin enzim aktivitesinin % 0,1 ve % 1 PT gruplarında diğer gruplara oranla bir artış gösterdiği tespit edilmiştir. Amilaz enzim aktivitesi ise % 0,5 ve % 1 PT gruplarında kontrole göre anlamlı bir artış göstermiştir. Ayrıca tüm deneme gruplarının (63. günde PT %0,5 hariç) tüm örnekleme zamanlarında hepatik superoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PDH) aktivitelerinin anlamlı derecede artış gösterdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte 63. günde hepatik CAT aktivitesinde azalma olduğu görülmüştür. Bu sonuçlara ek olarak tüm örnekleme zamanlarında deneme gruplarındaki balıkların kas dokularındaki lipit peroksidasyonu (LPO) seviyelerinde kontrole kıyasla anlamlı bir azalma meydana geldiği belirlenmiştir. Nitroblue tetrazolium (NBT), myeloperoksidaz (MPO) ve lizozim aktiviteleri tüm deneme gruplarında, tüm örnekleme zamanlarında kontrol grubuna göre artış göstermiştir. Deneme gruplarının kırmızı kan hücreleri (RBC), hemoglobin (Hb), hematokrit (Hct), kırmızı kan hücarelerinin ortalama hacmi (MCV), ortalama hücre hemoglabini (MCH) ve ortalama hücre hemoglabin konsantrasyonu (MHCH) değerleri kontrol grubundan anlamlı bir değişiklik göstermemiştir. Son ağırlık (SA), ağırlık artışı (AA) ve spesifik büyüme oranı (SBO) tüm deneme gruplarında kontrole göre önemli derecede artış görülmüş, yem dönüşüm oranında ise (YO) kontrole göre azalma söz konusu olmuştur (P<0,05). Bu sonuçlar P. terebinthus metanolik ekstraktının sindirim enzimlerinin salgılanmasını, antioksidan enzim aktivitelerini, spesifik olmayan bağışıklık tepkilerini ve büyüme performansı parametrelerini arttırmasından dolayı O. mykiss diyetine eklenmesinin faydalı olduğunu göstermiştir.
İstavrit (Trachurus mediterraneus (Linnaeus, 1758)) ve mezgit (Merlangius merlangus (Linnaeus, 1758)) balıkları kas iğlerinin histolojik olarak incelenmesi
Kas iğciği, istavrit ve mezgit balıklarının mandibulaya tutunan kasları (adductor mandibulae ІІ), operkulum kasları (levator opercula) ve pektoral kaslarında (yüzeysel addüktör) gözlendi. Kas iğciğinin yapısını, sayısını, dağılımını ve yoğunluğunu görmek için genel histolojik teknikler (Hematoksilen ve Eozin ile parafin ve kriyostat seri kesitleri) uygulandı ve kas iğcik morfolojisi ve innervasyonunu görmek için gümüş impregnasyon tekniği kullanıldı. Bu, pektoral ve operkulum kaslarında varlığının ilk kez gösterimi olmuştur, ayrıca daha önce Maeda vd. tarafından onaylanan mandibulaya tutunan kaslardaki varlığının da ilk gösterimi olmuştur. Mezgit mandibulaya tutunan kasları, İstavritten daha fazla sayıdaydı ve daha fazla yoğunluğa sahipti. İstavrit operkulum kasları, Mezgitten daha fazla sayıdaydı ve daha fazla yoğunluğa sahipti, Mezgit pektoral kasları ise İstavritten daha fazla sayıdaydı ve daha fazla yoğunluğa sahiptir. Her iki türdeki kas iğciklerinin duyusal ve motor innervasyonları, boyanmış ve kızıştırılmış preparatlarla incelenmiştir. Çoğu kas iğciği bir duyusal innervasyona sahiptir ve iki duyusal innervasyonu olan sadece bir kas iğciği gözlemlenmiştir, Bu kas iğciği motor beslemesini ekstrafuzal kas liflerini besleyen aksondan kutup bölgesine almaktaydı. Mezgitin adductor mandibular ІІ kasında, iki iğciğin bir araya geldiği ve intrafuzal kas liflerinin ayrı kapsüllerde kaldığı karmaşık bir çift iğcik gözlenmiştir ve kompleks çift iğcikleri oluşturan iğciklerden birinin dış kapsülüne bağlı bir kan damarı gözlendi.
Sütleğen (Euphorbia rigida) bitkisinin gökkuşağı alabalıkları (Oncorhyncus mykiss) üzerinde anestezik etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada sütleğen (Euphorbia rigida) otu sulu özütünün gökkuşağı alabalıkları (Oncorhynchus mykiss) üzerindeki muhtemel anestezik etkisi incelendi. Bu maksatla, gökkuşağı alabalıkları ilgli bitki özütü ile beş farklı dozda (30000 ppm, 40000 ppm, 50000 ppm, 60000 ppm and 70000 ppm) üç tekerrürlü olarak 20°C'de muamele edilmiştir. Çalışmada ortalama ağırlığı 63,69 g olan 480 adet gökkuşağı alabalığı kullanılmıştır. Çalışmada bitki uygulamasını müteakiben, en hızlı bayılma süresi 70000 ppm uygulana gruplarda gözlenmiştir (P<0,05). En hızlı ayılma süresi ise 60000 ppm uyglanan gruplarda tespit edilmiştir (P<0,05). Çalışma sonuçları 60000 ppm ve 70000 ppm sütleğen otu (Euphorbia rigida) özütü uygulamasının gökkuşağı alabalıklarında anestezist olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur.
Soğan (Allium cepa) ve sarımsak (Allium sativum L.) atıklarının gökkuşağı alabalıklarında (oncorhynchus mykiss) mantar hastalığının önlenmesinde kullanılabilirliğinin araştırılası
Bu çalışmada ekonomik değeri olan Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) ve yumurtaları üzerinde oluşan mantar (Saprolegnia parasitica) hastalıkların tedavisinde soğan (Allium cepa) ve sarımsak (Allium sativum L.) bitkilerin atık kısımlarının (kabuk ve sap) kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmada soğan ve sarımsak bitkilerin kabuk ve sap kısımlarının sulu metanolik özütleri çıkarılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çıkartılan özütlerden mantarın (Saprolegnia parasitica) MİK değeri belirlenmiştir. Özütlerin canlı materyal üzerinde banyo yöntemi ile 5 farklı konsantrasyon daki (0 g/L (Kontrol), 0,4 g/L, 0,8 g/L, 1,6 g/L, 3,2 g/L) etkileri incelenmiştir. Bu özütler yumurta döllenme işleminden hemen sonra sadece bir kez uygulanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre mantar oluşumu gösteren gruplar içerisindeki yumurtaların sayısı kontrol grubu ile kıyaslanmış ve sarımsak sapı (0,4 g/L) ve soğan kabuğunda nispeten azalmış görülse de istatiksel bağlamda farklılık tespit edilmemiştir. Sarımsak kabuğu (0,4 g/L, 0,8 g/L, 1,6 g/L) gruplarında kontrol grubuna kıyasla mantarlaşma oranı daha az olup canlı kalım oranları ise daha yüksek tespit edilmiştir. Sarımsak sapı (3,2 g/L) ve sarımsak kabuğu (3,2 g/L) gruplarında kontrol grubuna kıyasla bir değişim gözlenmemiştir. Çalışma verileri ve gözlemlerden yola çıkarak yumurtaların gelişiminde, post larva ve larval dönemlerinde canlılar üzerinde gelişmede ve büyüme de kontrol grubuna kıyasla hiçbir değişim olmamıştır. Sarımsak ve soğan bitkilerinin atık kısımlarının (kabuk ve sap) gökkuşağı alabalıkları ve yumurtaları üzerinde oluşan mantar hastalığının tedavisinde kullanılabileceği teşhisine varılmıştır.
Azap gölü (Söke - Aydın)'nün bazı fiziko - kimyasal parametrelerinin araştırılması
Bu çalışmada; Aydın İli Söke İlçesinde bulunan Azap Gölü'nün Mart 2017 - Şubat 2018 tarihleri arasında bazı fiziksel ve kimyasal su parametreleri ölçülmüştür. Bu ölçümler, Azap Gölü'nü temsil eden üç istasyonda yapılmıştır. Bu istasyonlar Azap Gölü'ne Yeşilköy Deresi'nin giriş kısmı (gölün güneydoğusu), Azap Gölü Büyük Menderes Nehri bağlantı kanalının göl kısmı (gölün kuzeybatısı) ve gölün orta noktası olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu üç istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama) incelenmiştir. Bu üç istasyonda alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk(ppt), pH, sıcaklık(°C), elektriksel iletkenlik, fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum azotu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (mg/L), bakır (mg/L), kadmiyum (mg/L), nikel (mg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 20 adet fiziko-kimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fiziko - kimyasal parametre verileri mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmış, IV. sınıf kaliteli su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiş olup sucul canlıların yaşaması riskli olduğu, su ürünleri yetiştiriciliği için çok uygun olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca mevcut su kalitesi durumu bazı sazan gibi sıcak su türlerinin belirli aylarda yetiştiriciliğinin uygun olduğu görülmüştür.
Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) üretiminde kenevir tohumu yağının (Cannabis sativa) immunostimulant potansiyelinin belirlenmesi
Bu çalışmada kenevir tohumu (Cannabis sativa) yağının, gökkuşağı alabalıklarının (Oncorhynchus mykiss) bağışıklık yanıtına ve büyüme performansına etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Bu sebeple balıklar 4 farklı gruba ( Kontrol, % 0,5, % 1 ve % 2) ayrılarak 60 gün boyunca beslenmişlerdir. Çalışmanın sonunda büyüme performansı, sindirim enzimi aktivitesi, oksidatif radikal üretimi, lizozim ve myeloperoksidaz gibi humoral immün yanıtları ve ayrıca IL-1, IL-8, IL-10 ve IL-6'yı içeren sitokin gen ekspresyonu araştırılmıştır. Çalışmada K0.5 grubu diğer tüm gruplara göre en yüksek büyümeyi göstermiş olup (P <0.05), FCR, K0.5 grubunda anlamlı olarak azalmış ve SGR en yüksek değere ulaşmıştır. Oksidatif radikal üretimi, çalışmanın 30. gününde diğer gruplardan daha yüksek bulunmuştur. Tripsin K0.5 ve K1 grupları için 30. günde ve K1 grubu için ise çalışmanın 60. gününde anlamlı olarak artış göstermiştir (P<0.05). Pepsin aktivitesinde de bu duruma benzer sonuçlar gözlenmiştir. Herhangi bir deney grubundaki amilaz aktivitesi ve herhangi bir örnekleme süresi arasında fark gözlenmemiş olup, 60. gündeki oksidatif radikal üretiminde hiçbir fark gözlenmemiştir. Lizozim, çalışmanın 30. gününde tüm deney gruplarında, kontrole kıyasla anlamlı olarak azalmıştır. Miyeloperoksidaz çalışmanın 30. gününde, K1 ve K2 gruplarında, kontrol ve K0,5 gruplarına göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. K2 grubunda Böbrek IL-1β gen ekspresyonu diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük çıkmış olup, bağırsak K1 ve K2 gruplarında yine diğer gruplara göre anlamlı şekilde azalma meydana gelmiştir. Çalışmanın 60. gününde, K2 grubunda IL-1 gen ekspresyonunda artış saptanmıştır. IL-8 için, K0.5 ve K2 gruplarında, her iki örnekleme zamanı böbreklerde diğer gruplara kıyasla daha fazla regüle edildi (P <0.05). Bağırsakta, K0.5 için 30. günde ve K1 için çalışmanın 60. gününde IL-8 gen ekspresyonun yükseldiği tespit edilmiştir. Hem böbrek hem de barsakta IL-10 gen ekspresyonunda benzer sonuçlar gözlendi. 30. günde böbrekte K0.5 ve kontrol grubu için 60. gününde K2 grubuna kıyasla anlamlı olarak artış gösterdiği tespit edilmiştir. Aeromonas hydrophila ile kontrol testine tabi tutulan balıkların yaşama oranlarında kontrol grubuna kıyasla hiçbir fark görülmemiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, balık yemine % 0,5 oranında kenevir tohumu yağı ilavesi önerilebilir.
Kastamonu ilinde bulunan alabalık yetiştiricilik tesislerinin teknik özellikleri ve sorunları
Bu çalışmanın amacı, Kastamonu ili sınırları içerisinde yer alan alabalık yetiştiricilik tesislerinin teknik özelliklerini ortaya koyarak sorunlarını belirlemek ve bunlara çözüm önerileri sunularak alabalık yetiştiriciliğinin gelişimini sağlamaktır. Bölgede toplam 10 adet tesis yer almaktadır. Bu tesislerden 6 tanesi ziyaret edilerek işletme sahipleri ve çalışanlarıyla yüz yüze görüşülmek suretiyle bilgi alışverişi yapılmış ve tesisin tüm bölümlerinin fotoğrafları çekilerek işletmenin mevcut durumu ve problemlerini ortaya koymaya yönelik veriler toplanmıştır. Kalan 4 tesisten 2 tanesi çok düşük kapasiteli olması sebebiyle ziyaret edilmemiştir. Diğer 2 tesis ise ziyaret edilmiş ancak tesis hakkında bilgi alınabilecek işletme sahibi veya sorumlu kişi bulunamamıştır. Araştırma kapsamında Kastamonu İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü verileri ve istatistiklerinden de yararlanılmıştır. Tüm bu bilgiler ışığında işletmelerin coğrafi konumları ve yerleşim alanları, arazi ve su durumları, yemleme ve yem temini, yetiştiricilik ve yavru üretimi, satış, pazarlama ve balık hastalıkları ile tesiste görülen tüm sorunlar incelenmiştir. Tesislerin geleceği hakkında tartışılmıştır. Bu çalışma kapsamında Kastamonu ili sınırları içerisinde yer alan 6 adet Gökkuşağı alabalığı üretim tesisleri ziyaret edilmiştir. Kastamonu ili ve ilçelerinde faal durumda bulunan alabalık tesisleri, karada beton ve toprak havuzlarda, baraj göllerinde ise kafeslerde yetiştiricilik yapmaktadır. Tesislerde çeşitli sorunlar tespit edilmiştir. Bunlardan bazıları; su debisinde ve sıcaklığında görülen mevsimsel değişimler, yüksek yem fiyatları, balık hastalıkları, yavru ve yumurta kayıpları, nitelikli ve bilinçli personel eksikliğidir. Teknik kapasite olarak yeterli görülen tesislerde gelir gider oranları incelendiğinde, karlılığın oldukça düşük kaldığı belirlenmiştir. Özellikle yüksek yem maliyetleri ve zaman zaman yaşanan pazar sorunları bu durumun ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Ayrıca Kastamonu ilinin uygun coğrafi konum, iklim, ekolojik ve teknik özellikleri ile yeterli ve uygun su kaynakları, alabalık üretim ve yetiştirme potansiyelinin artırılmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kastamonu alabalık tesisleri, balık yetiştiriciliği, yapısal özellikler, su ürünleri çiftlik sorunları
Bostancılar Göleti (Eflani- Karabük) 'nin su kalitesinin su ürünleri yetiştiriciliği açısından araştırılması
Bu çalışmada; Karabük ili Eflani ilçesinde bulunan Bostancılar Göleti'nin su kalitesi ve kirliliğini belirmek ile yetiştiricilik potansiyelini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, su kalitesini belirlemede kullanılan fiziksel ve kimyasal su parametreleri, Haziran 2016 – Mayıs 2017 tarihleri arasındaki ölçülmüştür. Bu ölçümler, Bostancılar Göleti'ni temsil eden üç istasyon için ayrı ayrı yapılmıştır. Bu istasyonlar Bostancılar Göleti'nin güneybatı kısmı, kuzeybatı kısmı ve gölete giriş noktası (Göletin Kuzeydoğusu) olarak seçilmiştir. Çalışma süresince, belirlenen bu üç istasyondan ayda bir su numuneleri alınmış ve elde edilen on iki aylık ortalama değerler (genel ortalama, standart sapma, mevsimsel ortalama ) incelenmiştir. Bu üç istasyonda alınan su örneklerinde su kalitesini belirlemek amacıyla; sıcaklık (oC), çözünmüş oksijen (mg/L), tuzluluk (ppt), pH, elektriksel iletkenlik ( (µs/cm), askıda katı madde (mg/L), kimyasal oksijen ihtiyacı (mg/L), biyolojik oksijen ihtiyacı (mg/L), klorür (mg/L), fosfat (mg/L), sülfat (mg/L), sülfit (mg/L), sodyum (mg/L), potasyum (mg/L), toplam sertlik (mg/L), toplam alkanite (mg/L), magnezyum (mg/L), kalsiyum (mg/L), nitrit (mg/L), nitrat (mg/L), amonyum tuzu (mg/L), demir (mg/L), kurşun (µg/L), bakır (µg/L), kadminyum (µg/L), civa (µg/L), nikel (µg/L), çinko (mg/L) olmak üzere 28 adet fizikokimyasal parametrenin analizleri yapılmıştır. Elde edilen yıllık ortalama fizikokimyasal parametrelerin verileri, mevsimler arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak Bostancılar Göletinin, Yüzeysel Su Kalitesi Yönetim Yönetmeliğine (YSKYY) göre sınıf-III su kalitesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, gölette çok önemli bir kirlilik problemi olmadığı anlaşılmakla birlikte, bazı aylarda kirlilik baskısı altında olduğu belirlenmiştir. Yetiştiricilik açısından ise mevcut su kalitesi durumunun, alabalık gibi soğuk su türlerinin yetiştiriciliği için uygun olduğu önerilebilmektedir.
Şahtere otunun gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) büyüme performansı, kan parametreleri, immün sistem ve antioksidan enzimleri üzerine etkisi
Bu çalışmada şahtere otunun (Fumaria officinalis) sulu methanolik özütü ile beslenen gökkuşağı alabalıklarının (Onchorhynchus mykiss), büyüme performansı, bağışıklık yanıtları, hematoloji ve antioksidan aktiviteleri üzerine etkileri incelenmiştir. Bu maksatla, % 0 (Kontrol), %0,1 (FO1), %0,2 (FO2) ve %0,3 (FO3) bitki özütü içeren dört farklı yem konsantrasyonu spreyleme yöntemi ile hazırlanmıştır. Balıklar bu yemlerle 75 gün boyunca beslenmiş ve çalışmanın her on beşinci gününde, balıklardan kan doku (Karaciğer ve beyaz kas), örnekleri her bir denemedeki tekerrürlerden alınarak belirlenmiştir. Bağışıklık yanıtlarda meydana gelen değişimler kan ve serum örnekleri kullanılarak oksidatif radikal salınımı (ORS), lizozim aktivitesi (LYS), myeloperoksidaz aktivitesi (MPO) ve hematolojik yöntemleri ile belirlendi. Antioksidan aktiviteyi belirlemek için süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPX) ve glukoz-6-fosfta Dehidrogenaz aktiviteleri karaciğerden, lipid peroksidasyonu (LP) beyaz kas dokularından tespit edildi. Çalışma sonunda bunlara ek olarak büyüme performansları hesaplandı. Çalışma sonuçlarına göre ağırlık kazanımı ve SGR oranları FO3 grubunda son derece önemli miktarda artış göstermiştir (P<0,05). FO3 grubunda FCR verileri de düşük tespit edilmiş olmakla birlikte bu fark istatistiksel açıdan önemsiz bulunmuştur. ORP çalışmanın altmışıncı gününde tüme deneme gruplarında kontrol grubuna kıyasla azalma göstermiştir (P<0,05). LYS aktivitesi çalışmanın sadece altmışıncı gününde FO1 grubunda diğer gruplara oranla artış göstermiştir (P<0.05). MPO aktivitesi çalışmanın on beşinci gününde FO1 ve FO3 gruplarında kontrol ve diğer deneme grubuna kıyasla artış göstermiştir (P<0,05). Çalışmanın 45, 60 ve 75. günlerinde gruplar arasında bir farklılık gözlenmemiştir (P>0,05). Hematolojik yanıtlar incelendiğinde genelde denem grupları içerisinde kontrol grubuna kıyasla özellikle RBC, HGB ve HCT açısından bir azalma söz konusudur. SOD aktivitesi çalışmamın hiç bir örnekleme döneminde gruplar arasında farklılık oluşturmamıştır (P>0,05). CAT aktivitesi FO2 grubunda çalışmanın 30 ve 60. günlerinde kontrol ve diğer denem gruplarına göre artış göstermiştir (P<0,05). Bununla birlikte çalışma sonunda tüm deneme gruplarında kontrol grubuna göre azalma kaydedilmiştir (P<0,05). GPX aktivitesi çalışma sonunda tüm deneme gruplarında kontrol grubuna göre artış göstermiştir (P<0,05) ve en yüksek değer FO3 grubunda gözlenmiştir (P<0,05). Benzer sonuçlar G6PDH aktivitesinde gözlenmiştir. Çalışma sonunda G6PDH aktivitesi FO3 ve FO2 gruplarında önemli derecede artış göstermiştir (P<0,05). LP çalışmanın hiçbir örneklem döneminde hiçbir örnekleme grubunda farklılık oluşturmamıştır (P>0,05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre şahtere otu (Fumaria officinalis) yaprakları sulu methanolik özütü kullanımı büyüme performansını arttırır. Ayrıca çalışma verilerine göre şahtere otu (Fumaria officinalis) yaprakları sulu methanolik özütünün uzun süreli kullanımı büyümeyi teşvik edici etki göstermektedir. Ayrıca yine uzun süreli ilgili otun kullanımı alabalıklarda antioksidan etki göstermektedir.
Batı Karadeniz kıyılarının su, sediment ve bazı ekonomik balık türlerinin ağır metal birikimlerinin mevsimsel olarak incelenmesi
Bu çalışmada Batı Karadeniz kıyılarındaki ağır metal kirliliğininin mevsimsel değişiminin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Sinop, Kastamonu ve Zonguldak kıyılarından 2016 yılının Aralık ayı; 2017 yılının Mart, Haziran ve Eylül aylarında su, sediment ve balık (Engraulis encrasicolus, Sarda sarda, Pomatomus saltatrix, Merlangius euxmus) örnekleri temin edilmiş; söz konusu örneklerdeki Mn, Cd, Zn, Cu, Fe, Ni ve Pb miktarları tayin edilmiştir. Gerekli laboratuvar uygulamaları ve istatistiki analizler gerçekleştirildikten sonra elde edilen veriler literatürle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak su ve sedimentteki ağır metal miktarlarının birbirini destekler nitelikte olduğu tespit edilmiştir. İstasyonlar arası farkları etkileyen unsurların ise jeolojik yapı, endüstri ve sanayi faaliyetleri, kirletici unsurların niceliği ve çeşitliliği olduğu kanaatine varılmıştır. Balıkların kas dokusunda tespit edilen ağır metal düzeylerinin uluslararası standartlara göre tüketilebilir limitler içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Genel itibari ile ağır metal düzeyleri literatürle benzer veya daha az olarak görülmüştür. Bu nedenle Kastamonu, Sinop ve Zonguldak kıyılarında ağır metal kirliliğinin henüz tehlikeli bir boyuta ulaşmadığı söylenebilir. Son olarak bu ve benzeri kirlilik çalışmalarının belirli periyotlarla yapılması ve yetkili mercilere rutin bir şekilde raporlanması gerekmektedir.
Gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss) Renibacterium salmoninarum'akarşı aşı geliştirilmesi
Bu çalışmada gökkuşağı alabalıklarında (Onchorhynchus mykiss)bakteriyel böbrek hastalığına (BKD) neden olan Renibacterium salmoninarum'a karşı DNA aşısı geliştirilmesi amaçlanmıştır. Balıklar çalışmada kullanılan 9 adet 100 L'lik akvaryuma 40'er adet stoklanmıştır. DNA klonu oluşturulan MSA1 ve P22 genleri balıklara 150ng/µl/balık olacak şekilde intraperitonal olarak vurulmuştur. Çalışmanın 7 ve 30. günlerinde balıklardan kan ve doku örnekleri alınarak bağışıklık parametrelerinde meydan gelen değişimler incelenmiş ve buna ek olarak 30. gün sonunda balıklara R. salmoninarum patojeni ile kontrol testlerinetabi tutulmuştur, yaşama oranları süregelen 21 gün boyunca tespit edilmiştir. Deneme sonunda immünolojik yanıtlar incelendiğinde IL-1β, IL-8, IL-10, IL-12,IL-6, COX2, TGF-β, IgM, iNOS ve MHC2 gen sumun sonuçlarına göre MSA1 ve P22 genlerinin çalışmanın yedinci gününde kontrol grubuna göre attığı tespit edilmiştir (P<0,05). ORP ve MPO aktiviteleri ise 7. ve 30. günlerde deneme gruplarında kontrol grubuna göre artış gözlenmiştir.LYS aktivitelerinde bir değişiklik gözlenmemiştir. Gökkuşağı alabalıklarında farklı iki DNA bazlı aşı ile aşılanmaları sonucunda yaşama oranlarında değişiklik gözlenmemiş olması ile birlikte P22 ve MSA1gen sunumlarının özellikle bağırsak ve dalakta artış göstermiş olması uygulamanın immunostimulant etki gösterdiğini kanıtlamıştır.
Beyler Baraj Gölü'nün (Devrekani-Kastamonu) su kalitesinin incelenmesi ve su ürünleri yetiştiriciliği açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada Kastamonu'nun Devrekani ilçesinde bulunan Beyler Baraj Gölü'nün fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik su kalite parametreleri araştırılmış ve su ürünleri yetiştiriciliği açısından suyun kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Bu amaçla göl üzerinde belirlenen dört farklı istasyondan her ay bir kez olmak üzere on iki ay süreyle su numuneleri temin edilmiştir. Gerekli laboratuvar uygulamaları ve istatistiki analizler gerçekleştirildikten sonra elde edilen verilen Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği'nde bulunan kıtaiçi yerüstü su kaynaklarının sınıflandırma sistemine göre değerlendirilmiştir. Buna göre, Beyler Baraj Gölü'nün sıcaklık, pH, çözünmüş oksijen, kondüktivite, nitrit, amonyum, KOİ, BOİ bakımından I. Kalite sular sınıfına girdiği tespit edilirken, nitrat bakımından II. kalite, fosfat bakımından da IV. kalite su sınıfına girdiği ortaya konulmuştur. Toplam koliform bakteri yükü bakımından II. kalite, fekal koliform bakteri bakımından ise III. kalitede olduğu müşahede edilmiştir. Turbidite bakımından yönetmelikte herhangi bir referans limit bulunmasa da Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa birliğinin belirtmiş olduğu standart limitler içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Beyler Baraj Gölü sularının Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği bağlamında kıta içi yerüstü su kaynaklarının genel kimyasal ve fiziko-kimyasal parametreler açısından I. Sınıf kaliteli su sınıfında olduğu belirlenmiştir. Bu sebeple Beyler baraj gölünde bundan sonraki çalışmalarda gölün yetiştiricilik potansiyeli hesap edilmesi sureti ile yetiştiricilik yapmak isteyenlere uygun bir yetiştiricilik alanı olabilme potansiyeli olabileceği önerilmektedir.