
14
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
The investigation of levels of anti-mullerian hormone, kisspeptin 1 and kisspeptin 1 receptor in rats
In this thesis study, it was aimed to investigate the levels of kisspeptin 1 receptor in ovaries, Anti-mullerian hormone (AMH) and kisspeptin 1 (KiSS-1) in blood sera with cystic ovarian degeneration (COD), ovarian hyperstimulation (HS) experimentally, estrus and diestrus stages of sexual cycle in rats. For this purpose, 28 Sprague Dawley female rats aged 3-4 months were used. Rats divided into 4 groups; group 1 consisted animals in the cycle of estrus (n=7); group 2 from animals in the cycle of diestrus (n=7); group 3, animals with HS (n=7); group 4 consisted animals with COD (n=7). Animals in group 1 and 2 were decapitated when they were in estrus and diestrus cycles, group 3 and 4 were decapitated after HS and COD were created. Ovaries of animals from all groups were collected. AMH and KiSS-1 concentrations in blood sera obtained and kisspeptin 1 receptor levels in ovaries were determined using commercial ELISA kits. At the end of statistical analysis of the data obtained after the measurements revealed that the levels of kisspeptin 1 receptors on the ovary tissue were higher in estrus (1,271.43 ± 51.98 pg/ml) and HS (1,191.43 ± 85.67 pg/ml) group (p <0.05). AMH levels in blood sera were found to be higher in the group of estrus (16.91 ± 2.12 ng/ml) (p <0.05). There was no difference between the groups in terms of KiSS-1 concentrations in the blood serum. As a result, it was observed that AMH levels were lower in the experimental HS and COD cases than in the estrus phase and that the kisspeptin 1 receptor levels were similar to the estrus period in the HS rats.
The compration of TWO different vaginal cytology staining and rapid progesterone test in bitch different time of sexuel cycle
In this study, we aimed to compare the advantages and disadvantages of two different vaginal cytology staining methods in different stages of sexual cycles in female dogs and to find out the reliability of the results of the determined sexual period and fast progesterone test results. In the study material, 37 female dogs were used, and female dogs were divided into three groups (10 dogs in each group) according to their sexual period (prooestrus, oestrus, metoestrus). A group of different female dogs with pyometra was also formed. As a result of smears performed during the progestus period, both erythrocytes and neutrophils were observed in both staining methods. 12.3 ± 2.89% parabasals, 52.4 ± 1.67% intermediates, 27.5 ± 1.23% superficials and 7.8 ± 1.07% keratinized superficial cells with papanicolaou staining method; 10.5 ± 2.7% parabasals, 52.4 ± 1.28% intermediates, 28.4 ± 1.43% superficials with nucleus, 8.7 ± 1.07% keratinized superficial cells were seen by diff quick staining method. Papanicolau staining method when applied during the oestrus period 77.5 ± 0.93% keratinized superficials, 20.3 ± 1.14% superficials with nucleus, 2.2 ± 0.786% intermediary cells; in the diff quick staining method, 78.7 ± 1.08% keratinized superficials, 20 ± 1.06% superficials, 1.3 ± 0.473% intermediary cells were observed and no parabasic cells were observed in both of the methods. Papanicolaou staining method was applied as diuretic stage with 0.8 ± 0.512% keratinized superficials, 11.7 ± 1.12% superficials, 29 ± 1.18% intermediates, 58.5 ± 1.80% basal-parabasal cells; In diff quick dyeing, 1.5 ± 0.885% keratinized superficials, 14% 1.29 core superficials, 28.8 ± 1.19% intermediates, 55.8 ± 1.74% basal-parabasal cells and metoestrus cells were seen in both staining methods. At the same time, a large amount of basal and parabasal type cells, neutrophils and bacteria were seen in smears of group pyometra. The progesterone test kit showed C1-C2 in the proestrous phase, C4 in the estrous stage,C4 in the diestrus stage and C2 scale in the pyometra case. Two different staining methods were compared in terms of cost, ease of use, reliability, image quality of cells. The reliability of the test was determined by comparing the sexual cycle determined by vaginal cytology and rapid progesterone test color scale. The same procedure was applied to dogs with pyrometers. As a result of this study; reliability, advantages and disadvantages were compared by using two different staining methods in vaginal cytology method and it was found that the differentiation of vaginal cells with papanicolaou staining method was easier than diff quick painting method, however, diff quick staining method could be preferred because of its rapid results in clinics. In addition, it was concluded that vaginal cytology and progesterone test kit can be used to diagnose the periods of sexual cycle Key Words: Progesterone test kit, Pyometra, Sexual cycles, Vaginal cytology
İneklerde farklı sürelerde yapılan progesteron uygulamalarının gebelik oranına etkisinin araştırılması
Bu araştırmada, ineklerde döl verimini artırmak amacıyla farklı sürelerde kullanılan intravaginal gereçlerin gebelik oranlarına etkisi araştırıldı. Araştırmada 1-3 laktasyon geçirmiş 100 baş Holştayn ırkı inek kullanılmıştır. İnekler, her grupta 50 adet bulunacak şekilde CL olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrıldı. I. gruptaki ineklere progesteron içeren silikon 7 gün süreyle, II. gruptakilere ise progesteron içeren silikon 12 gün süre ile uygulanmıştır. Her iki gruba silikonların çıkarıldığı gün PGF2α enjeksiyonu yapılmıştır. İneklere PGF2α uygulamasından 60 saat sonra fix time suni tohumlama ve suni tohumlama esnasında GnRH enjeksiyonu yapılmıştır. Tohumlamadan sonraki 30. gün USG ile gebelik muayenesi yapılmış ve gebelik oranları, sırasıyla %56 (28/50) ve %44 (22/50) olarak belirlenmiştir ve farkın istatistiki olarak önemli olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, progesteron içeren intravaginal araçların, uzun süreli uygulamalar yerine kısa süreli uygulamalarında alternatif olabileceği görüldü.
Sütçü ineklerde mastitis aşısının etkinliğinin araştırılması
Sütçü inekler üzerinde gerçekleştirilen bu araştırma, mastitis aşısının etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Postpartum 20. günden başlayarak 100 gün boyunca, aşı uygulanan ineklerden alınan süt örnekleri üzerinde somatik hücre sayısı (SHS) değerleri incelenmiştir. Araştırmada, 200 gün ve üzeri (200-220 gün aralığında) olan 1-3. laktasyon döneminde bulunan 80 baş Holstein ırkı inek kullanılmıştır. Belirli zaman aralıklarında Kalifornia Mastitis Testi (CMT) yapılmış ve CMT pozitif sonuç veren meme çeyreklerinden alınan süt örneklerinde mikrobiyolojik analiz yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre çalışmada aşı (n=40) ve kontrol grubu (n=40) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur. Aşı grubuna dahil edilen hayvanlara ticari bir mastitis aşısı (Startvac® , Spain) uygulanmıştır. Aşılama prosedürü, aşı prospektüsüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Aşı ve kontrol gruplarındaki hayvanlardan, doğumdan sonraki 20. günden itibaren her 10 günde bir süt örneği alınmış ve somatik hücre sayısı incelenmiştir. Her meme lobu için ayrı istatistiksel analizler yapılmıştır. Yapılan analizlere göre; sağ ön meme, sağ arka meme, sol ön meme ve sol arka meme için SHS değerlerinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (P>0,05). Gerekli profilaksi uygulamalarının gerçekleştirilmediği işletmelerde mastitis aşısı uygulamasının tek başına meme enfeksiyonlarını önlemede yetersiz olduğu ve böylece SHS'nı etkin şekilde düşüremediği sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar, aşının etkinliğinin değerlendirilmesinde çevresel koşullar, sağımhane şartları ve profilaktik önlemler gibi faktörlerle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Koyunlarda gebelik ilişkili glikoproteinler (PAGS) ile gebelik teşhisi
Amaç: Gebelik ile ilişkili glikoproteinler (PAGs) koyunları da kapsayan ruminantlarda gebelikte trofoblastik hücrelerden köken alan iki çekirdekli hücreler tarafından üretilmektedir. Sunulan bu çalışmada koyunlarda erken gebelik ve tüm gebelik boyunca kan plazmasındaki PAGs konsantrasyonunun belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma için toplam 16 baş gebe koyun kullanıldı. Birinci çalışma (gebelik boyunca PAGs profilinin izlenmesi) için 8 baş koyundan gebeliğin 0, 55, 85, 113 ve 145. günlerinde kan plazması toplandı. İkinci çalışma (erken gebelikteki PAGs profilinin belirlenmesi) için ise gebeliğin 18, 21, 25, 28 ve 35. günlerinde kan plazma örnekleri toplandı. Elde edilen plazma örneklerinde PAGs değerleri ticari (Sheep Pregnancy Associated Glycoproteins) ELISA kiti ile ölçüldü. Bulgular: Sonuçlar değerlendirildiğinde gebeliğin 0. gününde plazmada bazal seviyede PAGs olduğu tespit edilmiştir (14,99±1,63 ng/ml). Birinci çalışmada gebeliğin 0. günü ile kıyaslandığında; gebeliğin 55, 85, 113 ve 145. günlerindeki değerleri arasında istatistikî olarak önemli bir fark tespit edilmiştir (p<0,05). İkinci çalışmada ise gebeliğin 35. gününde plazma PAGs değerinin 18. gün ile kıyaslandığında önemli ölçüde arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Elde edilen sonuçlar değerlendiğinde koyunlarda gebelik boyunca plazma PAGs düzeyinin sürekli artan bir profil çizdiği görülmektedir. Yine bu sonuçlara göre çalışmada kullanılan PAGs kiti ile en erken 35. günde gebelik teşhisi yapılabileceği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: gebelik ile ilişkili glikoproteinler (PAGs), gebelik, ELISA, koyun, gebelik teşhisi
Suböstrüslu sütçü ineklerde norgestomet ile birlikte prostaglandin kullanımının fertilite üzerine etkisi
Bu çalışmada, postpartum dönemde suböstrüs sorunu gözlenen sütçü ineklerde Crestar (Norgestomet içeren kulak implantı+PMSG) ve Crestar-Plus (Norgestomet içeren kulak implantı+PGF2?+PMSG) uygulamalarının çeşitli fertilite parametreleri (östrüs gösterme oranı, östrus gösterme aralığı ve ilk tohumlamada gebe kalma oranı) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Aynı işletmedeki son doğum tarih üzerinden 60 gün geçmiş, 11 gün ara ile yapılan rektal muayenelerde ovaryumlar üzerinde CL rastlandığı halde östrus beldekleri göstermeyen 40 sütçü inek rastgele olarak iki gruba ayrıldı. Grup 1'deki ineklere (n=20) sıfırıncı günde norgestomet içeren kulak implantı yerleştirildi ve aynı anda norgestomet ve oestradiol valerate içeren enjektabl solüsyon kas içi olarak uygulandı. Dokuzuncu günde implantların çıkartılmasını takiben 500 IU PMSG im olarak enjekte edildi. Deri altı implantlarının çıkartılmasını takiben 48-72. saatlerde çift sun'i tohumlama yapıldı.Grup 2'deki ineklere (n=20) ise aynı protokole ek olarak 7. günde 250 ?g cloprostenol enjeksiyonu yapılarak uygulandı. Deri altı implantlarının çıkarılmasını izleyen 56. saatte tohumlama yapıldı. Tedavilerin bitiminden itibaren 5 gün süreyle günde 2 kez östrüs beldekleri takip edildi. Östrüs gösterme oranı, östrüs görülme aralığı (saat) ve ilk tohumlamada gebe kalma oranları sırasıyla Grup 1'de %35, 52,80±3,67, %30 ve Grup 2'de %65, 48,31±2,19, %45 olarak kaydedildi. Yapılan istatistiki incelemeler sonrası her iki grupta önemli bir farklılık gözlenmedi (p>0.05).Özet olarak, norgestomet tedavisine ilave olarak PGF2? kullanılan ineklerde östrüs görülme ve gebe kalma oranlarının daha yüksek, östrüs görülme aralığının ise daha kısa olduğu ancak bu verilerin istatistiksel açıdan önemli olmadığı görülmüştür. Ancak çalışmanın daha fazla denek kullanılarak yinelenmesinin daha detaylı veriler elde edilmesi açısından gerekliliği görülmüştür.Anahtar Sözcükler: östrüs senkronizasyonu, norgestomet, suböstrüs, sütçü inek.
Sıcak stresi altındaki süt ineklerinde tohumlama protokolü sonrası epidural GnRH uygulamasının gebelik oranı üzerine etkisi
Bu çalışma ile tohumlama protokolü uygulanarak tohumlanan ve tohumlamadan 12 gün sonra epidural GnRH uygulamasının sıcak aylardaki süt verimi yüksek ineklerde luteal fonksiyonun stimüle edilmesi ve böylece artan progesteron üretiminin luteal yetersizlikten kaynaklanan embriyonik ölümlerin azaltılabileceği ve gebelik oranlarının yükseltilebileceği amaçlanmıştır.Çalışma Aydın ilinde sıcaklıkların en yüksek olduğu Temmuz-Eylül ayları arasında gerçekleştirildi. Çalışma materyalini, Aydın ilindeki özel bir süt ineği çiftliğinde yaşları 3?7 arasında değişen, en az bir kez doğum yapmış ve son buzağılama tarihinden en az 50?70 gün geçmiş toplam 42 baş Holstein ırkı süt ineği oluşturdu. Çalışmada kullanılan inekler, herhangi bir sağlık ve yapılan rektal muayene sonucunda herhangi bir fertilite problemi bulunmayan inekler arasından seçildi. Bütün hayvanlar buzağılamadan sonra dengeli bir rasyonla beslendi ve yarı açık serbest duraklı ahırlarda barındırıldı. İnekler üç gruba ayrılarak sabit zamanlı tohumlama için senkronizasyon işlemine tabi tutuldu. Birinci gruptaki ineklere, 0. gün GnRH (25 mg/ml Lesirelin asetat, Dalmarelin®, Vetaş) enjeksiyonu, 7 gün sonra 2 ml PGF2? (0.075 mg/ml D-Kloprostenol, Dalmazin®) enjeksiyonu, 48 saat sonra ikinci GnRH uygulaması yapıldı ve bunu takiben inekler 16?22 saatlerde tohumlandı. İneklere tohumlandıktan 12 gün sonra sakro-koksigeal epidural yolla 2 ml GnRH analoğu (25 mg/ml Lesirelin asetat) uygulandı. İkinci ve üçüncü gruptaki ineklere, grup 1'de yapılan senkronizasyon protokolü aynen uygulandı. Ek olarak, 2. grubundaki ineklere tohumlandıktan 12 gün sonra kas içi (İM) yolla 2 ml GnRH ve 3. gruptaki ineklere ise sakro-koksigeal epidural yolla 2 ml %0.9'luk fizyolojik serum uygulandı.Tohumlamayı takiben 60?62. günlerde yapılan rektal muayeneler sonucu ineklerin kesin gebelik tanıları konuldu. Tohumlama sonrası çalışma gruplarında gebe inek sayısı ve gebelik oranları sırasıyla Grup 1'de 5 (%35,7), Grup 2'de 5 (%35,7) ve Grup 3'de ise 4 (%28,6) olarak tespit edildi. Sabit zamanlı ilk tohumlamada elde edilen gebelik oranları bakımından üç grup arasında istatistiksel olarak önemli bir fark gözlenmedi (p>0,05).Sonuç olarak, sıcak stresi altındaki süt ineklerinde tohumlamadan 12 gün sonra hem epidural hem de intra muscular (im) GnRH uygulamasının ilk tohumlamada gebelik oranını kontrol grubuna göre artırmasına rağmen elde edilen artışın istatistiksel açıdan önemli olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte GnRH'ın, elde edilen gebelik oranları üzerinde istatistiksel yönden önemli bir etkisinin olmadığı görülse de, bu yöndeki çalışmaların daha fazla hayvan kullanılarak yürütülmesinin daha kesin ve detaylı veriler elde edilebilmesi açısından gerekliliği görülmüştür.Anahtar Sözcükler: inek, sıcak stresi, epidural, GnRH
Tavşanlarda gebelik boyunca B-mod ve doppler ultrasonografi yardımıyla fötal gelişimin incelenmesi
Sunulan çalışmada, gebe tavşanlarda yapılacak periyodik kontrollerle B-mod/ Doppler USG yöntemleri ile fötus-fötusların intrauterin gelişiminin incelenmesi amaçlandı. Çalışma 10 adet sağlıklı Yeni Zelanda ırkı dişi tavşanda yürütüldü. Aynı ırktan fertil erkek bireylerlerle çiftleşmeyi izleyen 7-9. günler arasında transabdominal USG ile gebelik tanısı yapıldı. Gebelik pozitif olan bireylerde 9-13-16-20-23-27 ve 30 günlerde B-mod ve Doppler USG muayeneleri yapıldı. Fötal canlılık tespiti yapıldıktan sonra örnekleme için sol abdomenin en kaudalinde gözlenen yavru seçildi. Çalışma sonucunda CRL ve TD değerleri ile gebelik günü arasında yüksek pozitif korelasyon kaydedildi (r=0,971; P < 0,001). CRL değeri 16. günden sonraki muayenelerde ekrana sığmadığı için pratik bir şekilde ölçümü mümkün olmadı. Bu parametreler içinde BPD değerinin en yüksek pozitif korelasyon değerini taşıdığı (r=0,981; P < 0,001) ve gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde pratik olarak ölçülebildiği tespit edildi. FHR değerinin gebelik yaşı ile pozitif korelasyon gösterdiği (r=0,562; P < 0,001) ve gebelik ilerledikçe kademeli olarak arttığı kaydedildi. Gebeliğin 20. gününde FHR pik değerine ulaştığı, 27. günde ise azaldığı gözlendi (P < 0,05). Pulsatilite ve rezistans indeks değerlerinin gebelik yaşı ile negative korelasyon gösterdiği (r=-0,383; P < 0,01), (r=-0,730; P < 0,001) görüldü. Pulsatil indekste gebelik boyunca önemli bir değişim kaydedilmedi (P > 0,05). Rezistans indekste ise gebeliğin 20. gününe kadar artış (P < 0,01) ardından doğuma kadar stabil seyrettiği gözlendi. Sonuç olarak bu çalışma ile sağlıklı tavşan fötuslarının intrauterin gelişimi ve umbilical arterdeki Doppler indekslerine ait standart eğri çıkarılmış oldu. Diğer evcil hayvan türlerinden farklı olarak, gebeliğin ikinci trimesterinde FHR değerinin giderek artan bir eğri gösterdiği kaydedildi.
Köpeklerde seksüel siklusun farklı dönemlerinde uterus ekojenitesinin değerlendirilmesi
Seksüel siklus döneminin belirlenmesi vajinal sitoloji, klinik muayeneler, alınan anemnez bilgileri ve serum progesteron düzeyinin ölçülmesi ile gerçekleştirilebilmektedir. Ancak köpeklerde ultrasonografik muayene ile uterusun ortalama gri değerinin (MGL) değerlendirilmesiyle seksüel siklus döneminin belirlenmesine yönelik bir çalışma bulunmamaktadır. Sunulan çalışmanın amacı köpeklerde seksüel siklus döneminin uterus MGL değerleri üzerine bir etkisinin olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu amaçla Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvan Hastanesi Doğum ve Jinekoloji kliniğine getirilen 52 adet köpek kullanıldı. Köpeklerin siklus dönemleri vajinal sitoloji yöntemi ile belirlendi. Ultrasonografi muayeneleri sonucunda elde edilen görüntülerden uterusun MGL (ortalama gri değer) ölçümleri yapıldı. Yapılan ölçümler sonucunda proöstrüs, östrüs, diöstrüs ve anöstrüs dönemindeki köpeklere ait uterus görüntülerinin MGL değeri ortalamaları sırasıyla 72,81 (σ:20,95), 61,03 (σ:15,59), 79,39 (σ:20,05) ve 75,10 (σ:15,88) olarak bulundu. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda MGL değerleri bakımından seksüel siklus dönemleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (P = 0,110). Proöstrüs ile östrüs dönemleri bir grup (foliküler dönem), diöstrüs ile anöstrüs dönemleri bir grup olarak değerlendirildiğinde foliküler dönemdeki köpeklere ait MGL değerleri ortalaması 66,9 (σ: 19,0), diöstrüs-anöstrüs dönemlerindeki köpeklere ait MGL ortalama değerler ise 77,6 (σ: 18,2) olarak bulundu. MGL değerleri bakımından gruplar arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunmasa da foliküler dönemde MGL değerleri düşme eğilimindeydi (P = 0,058). Çalışmada elde edilen bulgular sonucunda uterusun ekojenite değerlendirmesinin köpeklerde seksüel siklusun belirlenmesinde tek başına kullanılabilecek bir parametre olmadığı belirlendi. Bununla birlikte foliküler dönemdeki MGL değerlerinin düşme eğiliminde olması nedeniyle, bu ölçümlerin köpeklerin foliküler dönemde olup olmadıkları hakkında fikir verebileceği ve klinik muayeneyi desteklemek için kullanılabileceği düşünülmektedir.
Sakarya ve Balıkesir bölgelerindeki inek ve düvelerde şekillenen güç doğumların retrospektif olarak değerlendirilmesi
Sunulan çalışmada, Sakarya ve Balıkesir şehirlerindeki inek ve düvelerde görülen güç doğumların retrospektif olarak etiyolojisini belirlemek, güç doğum sonrası inek ve düvelerin sağlık değerlerini ölçmek ve buzağıların yaşama gücünü belirlemek amacıyla Sakarya ve Balıkesir bölgelerinden 20'şer tane olmak üzere toplam 40 veteriner hekim ile yüz yüze anket çalışması yürütülmüştür. Bu araştırmada hazırlayıcı faktörlerin güç doğumlardaki etkisinin önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Katılımcılara açık uçlu sorular, kapalı uçlu seçenekli sorular ve 5ʹli likert tipi ölçek soruları yöneltilmiştir. Toplanan verilerin analizinde betimsel analiz testleri kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları neticesinde güç doğumlar veteriner hekimlere göre %46,0 Holstein, %71 kapalı ahırlarda ve %46,0 oranında kış mevsiminde gerçekleşmektedir. Etiyolojik olarak güç doğumlar katılımcılara göre %50 maternal, %50 fötal kaynaklı olabilmektedir. Fötopelvik orantısızlıkta %47,03 relatif, %52,97 oranında absolut orantısızlık şekillenebilmektedir. Maternal nedenlerden, doğum kanalına bağlı güç doğumlarda pelvik kanal yetersizliği, serviks kanal yetersizliği, uterus vaziyet değişikliği ve vulvajinal kanal yetersizliğini katılımcılar, ineklerde sırasıyla %30,2; %26,4; %28,3; %13,0 oranında; düvelerde ise sırasıyla 46,2; %26,9; %13,5; %9,6 oranında karşılaşıldığını belirtmişlerdir. Doğan buzağının ilk 15 gün yaşama gücü üzerine veteriner hekimlerin %60ʹı prematüre buzağının nadiren yaşadığını, %52,5ʹi dev yavrunun sık sık yaşadığını, %82,5ʹi ikiz veya çoğul buzağıların sık sık yaşadığını, %62,5ʹi sezaryen operasyonu sonucu doğan buzağının sık sık yaşadığını belirtmişlerdir. Güç doğum sonrası inek ve düvelerde metabolik ve reprodüktif hastalıklarının arttığı araştırmacıların ortak kanısıdır. Çalışmada katılımcıların %57,5ʹi güç doğum sonrası retensiyo sekundinarum ile sık sık karşılaştıklarını, %40ʹı metritis ile sık sık karşılaştıklarını, %37,5ʹi ketozis ile ara sıra karşılaştıklarını, %42,5ʹi mastitis ile ara sıra karşılaştıklarını, %42,5ʹi ayak hastalıkları ile nadiren karşılaştıklarını, %55ʹi paraliz ile ara sıra karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Güç doğum sonrası buzağılama-gebe kalma süresi ise katılımcıların %45,8ʹsine göre 90-120 gün aralığında olmaktadır. Sunulan çalışmanın sonuçlarına göre yetiştiricilerimiz güç doğuma risk teşkil edebilecek konularda bilinçlendirilmelidir. Kuru dönem içindeki hayvanların refah standartları yükseltilmeli, hayvan beslenme yeterli ve dengeli olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Düve, Güç doğum, İnek, Retrospektif
İneklerde periparturient dönem sorunları ve negatif enerji dengesinin meme sağlığına etkisi
Bu çalışmada, süt ineklerinde periparturient dönemde şekillenen sorunların ve negatif enerji dengesinin (NED) gönüllü bekleme süresinin sonunda meme sağlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 44 adet Holştayn ve 59 adet Simental ırkı inekler oluşturdu. Periparturient dönemde güç doğum, retensiyo sekundinarum, prolapsus uteri, metritis, ketozis, hipokalsemi, laminitis geçmişi olan hayvanlar Grup-I (n=48) olarak, periparturient dönemde herhangi bir hastalık geçmişi olmayan sağlıklı hayvanlar Grup-II (n=55) olarak belirlendi. Postpartum dönem ≤42. ve 43-80. günler arasında kan ve süt örnekleri alındı. Kan örneklerinde beta hidroksi bütirik asit (BHBA), esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) analizleri ile NED belirlendi. Süt örneklerinde ise somatik hücre sayısı (SHS) ve mikrobiyolojik üreme analizi ile meme sağlığı değerlendirildi. Çalışmadaki toplam 103 adet inekten 32 tanesinde (%30,8) mastitis gözlendi. Çalışmada, Grup-I'de bulunan 48 hayvandan 11 tanesinin (%22,9), Grup-II'de 55 adet hayvanın 21 tanesinin (%38,1) mastitis yönünden pozitif olduğu tespit edildi. Mastitis yönünden pozitif olan 33 hayvanın sadece 14'ünde mikrobiyolojik üreme gözlendi. Periparturient dönemde patoloji yaşamış 48 adet hayvanda meme sağlığının durumu değerlendirildiğinde, meme sağlığının olumsuz yönde etkilendiğine dair anlamlı bir fark belirlenmedi. Sonuç olarak, değerlendirilmeye alınan metabolik ve reprodüktif hastalıklara sahip ineklerde sağlıklı ineklere göre meme sağlığına olumsuz etki oluşturma bakımından önemli bir fark görülmemiştir (p>0,05). Ancak bu reprodüktif ve metabolik hastalıklara sahip örneklem sayısı artırılarak veya her bir hastalığa spesifik olarak planlanacak daha geniş kapsamlı meme sağlığı değerlendirme çalışmalarının verimli olabileceği kanaatine varıldı.
İneklerde ovaryum fizyolojisinin mevsim sıcaklığı ile ilişkisinin postmortem belirlenmesi
Bu arastırmada mevsimle iliskili olarak çevre sıcaklıgı ve nispi nemde meydana gelen degisimlerin ovaryum follikül sayısı, follikül çapı ve korpus luteum çapına etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Arastırma materyali olarak Elazıg yöresinde yetistirilen 400 adet sviçre Esmeri ve melezi inek kullanıldı. Kesimin hemen sonrasında diger genital organlardan uzaklastırılan ovaryumlara ait fonksiyonel yapıların morfolojik degerlendirilmesinde; iç ve dıs görünüs, follikül çapı, korpus luteum çapı ve vaskülarizasyon gibi kriterler kullanıldı. neklere ait 400 çift ovaryum üzerindeki 10.946 adet follikül; 3-5 mm (Grup I), 6-9 mm (Grup II) ve 10 mm (Grup III) olarak sınıflandırıldı ve sayımları yapıldı. Dominant ve subordinat folliküller ile korpus luteum çapları ölçüldü. klimsel veriler ile Sıcaklık/Nem ndeksi hesaplanmasında kullanılan çevre sıcaklıgı ve nispi nem oranları Elazıg'daki meteoroloji müdürlügünden temin edildi. Sıcaklık/Nem ndeksi düzeyleri ile ovaryum fizyolojisinin iliskili oldugu, bu duruma baglı olarak folliküler dinamiklerin ve korpus luteumun çesitli derecelerde etkilendigi belirlendi. Ovaryum fizyolojisi ile ilgili olarak incelenen mevsimsel degisimlerin bir kısmının sıcaklık stresi ile iliskili olmayan diger çevresel faktörlerden de etkilendigi degerlendirildi. Sonuç olarak, Elazıg yöresinde yetistirilen sviçre Esmeri ve melezi ineklerin reprodüktif performanslarının mevsim sıcaklıgı ile iliskili olumsuz etkilerden korunması maksadıyla; yaz süresince serinletme programlarının uygulanmasının, mevsim geçisleri sırasında ani bakım, besleme degisikliklerinden kaçınılmasının ve yıl boyunca rasyonun enerji dengesine dikkat edilmesinin faydalı olacagı degerlendirildi. Konuyla ilgili olarak yapılacak yeni çalısmalarda özellikle ilkbahardan yaz mevsimine geçis dönemi üzerinde durulması ve bulguların hormon analizleriyle desteklenmesinin, yaz aylarında azaldıgı bildirilen gebelik oranlarının bilinmeyen sebeplerinin ortaya çıkarılmasında yararlı olacagı kanaatine varıldı.
İneklerde inaktif parapoxvirus ovis paraimmunite aktivatörünün mastitis profilaksisi ve subklinik mastitis tedavisindeki etkinliği
Bu tezde, subklinik mastitisten korunmak ve subklinik mastitis olan hayvanları daha kısa sürede sağaltabilmek amacıyla paraimmunite aktivatörü olan, inaktif Parapoxvirus ovis D1701 suşu (İPPVO) süt sığırlarında kullanıldı. İki bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde İPPVO'in profilaktik etkileri araştırıldı. Holştayn ırkı, California Mastitis Test (CMT) yönünden (-) olan n=60 adet sığırlardan A1 grubu (n=30) ve A2 grubu (n=30) oluşturuldu. A1 grubuna 0, 2 ve 9. günlerde İPPVO uygulanırken A2 grubuna aynı doz serum fizyolojik uygulandı. Her iki gruptan 0, 9, 15 ve 30. günlerde toplanan süt örneklerinde; CMT, somatik hücre sayısı (SHS) ve elektirik iletkenliği (Eİ) sonuçları değerlendirildi. CMT yönünden 0, 9 ve 15. günlerde istatistiki açıdan önemli fark görülmezken 30. gün istatistiki açıdan önemli fark görüldü (P˂0,001). SHS yönünden 0 ve 9. günde istatistiki fark önemli bulunmazken, 15 ve 30. gün istatistiki fark önemli bulundu (P˂0,001). Elektirik iletkenliği yönünden istatistiki olarak önemli fark görülmedi (P>0,05). Çalışmanın ikinci bölümünde İPPVO'in mastitis sağaltımındaki etkinliği araştırıldı. Subklinik mastitisli Holştayn ırkı, n=90 adet sığırlardan B1 grubu (n=30), B2 grubu (n=30) ve B3 grubu (n=30) oluşturuldu. B1 grubuna 0, 2 ve 4. günlerde İPPVO uygulandı. B2 grubuna 0, 2 ve 4. günlerde İPPVO ve antibiyotik uygulandı. B3 grubuna ise sadece antibiyotik uygulandı. Tüm gruplardan 0, 9 ve 15. günlerde toplanan süt örneklerinde; CMT, SHS ve Eİ değerleri ölçüldü. CMT skorları ve SHS sonuçlarına göre istatistiki açıdan önemli bir fark görülmezken (P>0,05), Eİ değerlerinde 9. gün (P˂0,001) ve 15. gün (P˂0,01) istatistiki önemli fark görüldü. Sonuç olarak; bulgular tümüyle değerlendirildiğinde; İPPVO paraimmunite aktivatörünün, subklinik mastitis profilaksisinde etkili olduğu bulunurken, tedavide etkisiz olduğu kanaatine varıldı.
Köy bazlı süt sığırı işletmelerinde uygulanan sağım yönetiminin süt ve meme yapısı üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında sağım tekniklerinin meme sağlığı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Samsun ili, Havza ilçesi köylerinde bulunan elle sağım yapılan 33 ve makine ile sağım yapılan 27 olmak üzere toplam 60 işletme hakkındaki bilgiler değerlendirilmiştir. Bu işletmelerde bulunan elle sağılan 71 ve makine ile sağılan 61 ineğe ait muayene sonuçları da incelenmiştir. Sağım teknikleri hakkındaki sorular ile birlikte sağımcı ve sağım teknikleri ile ilgili sağımcıların yaş, cinsiyet, eğitim, muhafaza şartları, sağım makinaları hakkında bilgileri gibi konular hakkında işletmelerde yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elle sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlarda, makine ile sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlara göre daha az oranda mastitis olduğu sonucuna varılmıştır. Elle sağım yapılan ineklerin meme yapıları değerlendirildiğinde, zemin ile meme arasındaki mesafenin daha az olduğu tespit edilmiştir. Yetiştiricilerin büyük oranının 51 yaş üstü erkekler olduğu görülmüştür. Hayvan sayısı 10'un altında olan işletmelerdeki sağımcıların çoğunlukla kadın olduğu görülmüştür. Makinalı sağım yapan işletmelerdeki sağımcıların kullandıkları makinalar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler: İnek, Mastitis, Sağım teknikleri, Sağımcı