
2
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bergson'a göre varoluşsal konumu bakımından insanın durumu
Bu çalışmada Henri Bergson'un felsefi sisteminde varlığın değerlendirilmesi açısından insanın konumu tartışılmaktadır. Bergson'un felsefe anlayışında varlığın yapısı sürekli bir oluş olarak sunulduğundan, insanın bu oluşsal konum açısından nasıl konumlandırdığı önem kazanmaktadır. Bu sürekli değişmeler alanında, insanı insan yapanın ne olduğu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bu sorun ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmıştır.Henri Bergson'un felsefesi temel olarak onun zaman anlayışına dayalıdır ki o bunu süre olarak adlandırır. Bergson süre kavramını düşüncesinin ilk dönemlerinde daha açık bir şekilde insanla ilişkili olarak ortaya koyduktan sonra, bu kavramı daha da genişleterek evrenle özdeşleştirmiştir. Daha sonraki çalışmalarında Bergson insanı bir süre varlığı olarak ortaya koymuştur. Bergson varlık düşüncesini ortaya koyarken hayat hamlesi, bellek, bilinç ve evrim kavramlarını kullanmıştır. Hayatın kendini oluşturmaya koyarken ki çabası evrim olarak belirir. Hayat maddenin kendisine karşı olan direncini aşmaya çalışır, maddeye özgürlük sokmaya çalışır. Hayat bu bağlamda çeşitli gelişim aşamalarından sonra, kendini gerçek anlamda ve özgür bir şekilde insanda ortaya koymuştur. Dolayısıyla insan hayatın kendini gerçekleştirdiği varlık olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Bergson'un hem varlık düşüncesinde hem de insan anlayışında bellek önemli bir yere sahiptir ki bu kavram da süreyle ilişkilidir.
İbn Haldun'da sosyolojik düşünce
bn Haldun'un Kitab'ul İber adlı eserine önsöz olarak yazdığı Mukaddimeadlı eseri; insan, toplum ve toplumsal faaliyetlere ilişkin konuları içermektedir. İbnHaldun, kurduğu ?Umran İlmi? ile insanın toplumsal yaşam ve örgütlenmesindençıkan her türlü toplumsal olay ve kurumları incelemektedir.İbn Haldun, tarihi zahirû (yüzeysel) ve batınû (iç bünyeye inebilen) olarak ikiaçıdan ele almış ve batınû tarihçiliğin önemini anlatmıştır. Batınû tarihçiliğintemelinde sosyal olayların nedenleri üzerinde açıklayıcı bir tavır alış bulunmaktadır.İbn Haldun'a göre tarihin gerçek amacı olayların kuru ve yalın bir anlatımı değil;insanın toplumsal durumunun anlaşılmasıdır.İbn Haldun'un, toplum teorisinde maddi unsurlara büyük yer verdiğigörülmektedir. Bedevi ve hadari olarak toplumu ikiye ayırır ve bu ayrımı da iktisadiunsurlarla açıklar. Ona göre toplumların yapısındaki farklılık üretim biçimlerinin,geçim yollarının farklılığından kaynaklanır.İbn Haldun toplum teorisini insanların sosyal varlıklar oldukları ve böylecetoplumsal yaşamın zorunlu olduğu varsayımı üzerine inşa etmiştir. Aynı zamandatoplumsal yaşamda; insanları, birbirlerinin saldırılarından koruyacak bir otoriteye, birhükümdara gerek vardır.İbn Haldun'da asabiyet kavramı; sosyal bir grup bağlılığını ifade eden birkavramdır. Sürekli düşman ve doğal çevrenin tehdidi altında bulunan insanlarınmanevi bir birliktelik halidir. Kolektif bir davranış biçimi olarak asabiyet devletkurma amacını taşır. İbn Haldun'da devlet, bir kurum olarak medeni toplumdagörülmektedir. Yerleşik toplumda toplumsal düzeni sağlamak için asabiyetyetmemekte; merkezi bir baskı aracı olarak siyasal iktidar ortaya çıkmaktadır. Devletkurmak da sosyal hayatın bir gereğidir.