Gazi University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk (ticaret Hukuku) Anabilim Dalı

Gazi University

44

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

44 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karayolları motorlu taşıtlar zorunlu mali sorumluluk sigortasında teminatın kapsamı dışında kalan haller

Teknoloji hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Hızla gelişen teknoloji sayesinde insan hayatı giderek kolaylaşmaktadır. Ancak bu durum insanların mal ve can kayıplarına uğrama riskini de beraberinde getirmektedir. Gelişen teknoloji ve değişen dünya düzeni ile beraber motorlu araç kullanımı keyfiyetten çıkarak bir ihtiyaç hatta zorunluluk haline gelmiştir. Bu sebeple trafikte seyreden araç sayısı yıllar itibariyle artmakta bunun doğal sonucu olarak trafik kazaları da artış göstermektedir. Meydana gelen trafik kazaları neticesinde kişilerin beden bütünlüğüne zarar gelmekte ve mal varlığında azalma olmaktadır. Kanun koyucu üçüncü kişilerin uğradığı mal ve can kayıplarını güvence altına almak için mali sorumluluk sigortası yaptırılmasını motorlu araçlar için zorunlu tutmuştur. Trafikte seyreden tüm motorlu araçlar için karayolları zorunlu mali sorumluluk sigortası yapılması zorunludur. Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları hükümleri ile belirlenmiştir. Sigorta kapsamı dışında kalan haller KTK m. 92 ve KZMSSGŞ A.6. 'da sayılmıştır. 2015 yılında KZMSSGŞ'de değişikliğe gidilmiş ve sigorta teminatı kapsamı dışında kalan haller arttırılmıştır. Değişiklikle beraber hatır taşıması esnasında meydana gelen zararlar sigorta teminatının kapsamı dışında bırakılmıştır.

Garanti AndlaşmasıMotorlu taşıtlarSigorta+5
Mehmet Furkan Sönmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticaret sicil müdürünün inceleme ve araştırma görevi

Sürekli olarak gelişim ve değişim halinde olan ticari hayatta şeffaf ve güvenilir bir sisteme gereksinim duyulmaktadır. Bu gereksinim doğrultusunda, bilgilerin güvenilir olarak kayıt altına alınmasında ve bu bilgilere şeffaf ve kolay şekilde erişimin sağlanmasında ticaret sicilinin önemli bir rolü vardır. Zira ticari aktörlerin ticari faaliyet alanındaki gelişmeleri doğru biçimde takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişilerin birbirleriyle tutarlı ve güvenilir hukuki ilişkiler içinde olmaları beklenmektedir. Bu bakımdan ticaret sicilinde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekir. Aksi takdirde kişilerin zarara uğraması muhtemel olacaktır. Ticaret sicilindeki kayıtların hukuka ve gerçeğe uygun biçimde tutulabilmesi maksadıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, kaydedilmesi istenen hususlara yönelik olarak inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Tez çalışmamızın ilk bölümünde, ticaret sicili ve sicilin nitelikleri incelenmiştir. Çalışmamızın asıl kısmında, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün inceleme görevine ilişkin yükümlülükleri ve yetkileri ve bunların kapsamının boyutları detaylı bir şekilde incelenmiştir. İnceleme görev ve yetkisinin kapsamı sınırlarının belirlenmesi konusunda doktrindeki yaklaşımlara ve yargı kararlarına yer verilerek bir değerlendirme yapmaya gayret gösterilmiştir. İnceleme görevinin doğuracağı hukuki sonuçlar ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte, zararlardan doğrudan sorumlu tutulan devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Görevi, Araştırma Görevi, Sorumluluk.

GörevHukuki sorumlulukMüdürler+3
Merve Beyza Tezcan
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesi

Anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesi, özellikle rekabeti ve riskleri azaltma, tasarruf sağlama, pazar paylarını artırma ve vergi tasarrufu gibi ekonomik birtakım avantajlar sağlaması nedeniyle uygulamada sıklıkla görülmektedir.Anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesine, başta TTK m. 451 vd. hükümleri olmak üzere, TTK m. 146 vd. hükümleri uygulanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen anonim ortaklıklara ilişkin özel ve genel hükümler birlikte ele alındığında ?birleşme? kavramının esaslı unsurları birleşme sözleşmesi, tasfiyesiz infisah, külli halefiyet, malvarlığı birleşmesi ve değiştirme birimine göre infisah eden anonim ortaklık pay sahiplerine devralan ortaklığın pay senetlerinin verilmesi olarak ortaya çıkmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen birleşme şartlarını taşımayan işletme ve malvarlığı birleşmelerine ise genel hüküm niteliğindeki Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.Birleşmenin tekelleşmeye yol açma veya hakim durum yaratma ya da hakim durumu kötüye kullanma sonucu piyasadaki rekabeti bozucu etkilere yol açma ihtimali karşısında birleşmeler, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da sayılan durumlarda Rekabet Kurulu denetimine tabi tutulmaktadır.Halka açık anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesine ise Sermaye Piyasası Kurulu Tarafından çıkarılan Seri:I, No: 31 ?Birleşme İşlemlerine İlişkin Esaslar Tebliği?; bu Tebliğ'de hüküm yer almaması halinde ise Sermaye Piyasası Kanunu ve diğer kanun hükümleri uygulanmaktadır.Türk Ticaret Kanunu'nda dağınık ve yetersiz olarak öngörülen birleşme hükümleri, Türk Ticaret Kanunu Tasarısında ayrı ve özel hükümlerle öngörülmek ve konuya ilişkin birçok yeni hüküm getirilmek suretiyle düzenleme altına alınmaktadır.Tezde öncelikli olarak anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesinin şartları ve birleşmeye hakim olan ilkeler ele alınmış; birleşmede izlenecek usul açıklandıktan sonra birleşme sonucunda etkilenen menfaat gruplarının ne şekilde korunduğu incelenmiştir. Son bölümde ise halka açık anonim ortaklıkların devralma yoluyla birleşmesine ilişkin usul ve düzenlemeler açıklanmıştır.

Anonim ortaklıklarDevirTürk Ticaret Kanunu+1
Özgecan Yanlı
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çekte ödeme

Türkiye'de ve dünyada çek kullanımının yaygın olması, değişik nedenlere dayanmaktadır. Ekonomide yaşanan kriz ve dalgalanmalar nedeniyle nakit para akışında aksaklıklar meydana gelmesi, çekin tedavülünün nakit paranın tedavülüne oranla daha hızlı ve güvenli olması bu nedenlere örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca çekin ödeme aracı niteliğinde olması da, sıklıkla tercih edilmesinin bir başka nedenini oluşturmaktadır.Çek, kanunda öngörülen süreler içinde bankaya ibraz edildiğinde ödenir. Çekin ödenebilmesi için tüm zorunlu unsurları taşıması, keşidecinin muhatap banka nezdinde üzerinde tasarrufta bulunabileceği bir karşılığın mevcut olması ve banka ile keşideci arasında mevcut bir çek anlaşmasının bulunması gerekmektedir. Ancak karşılığın veya çek anlaşmasının bulunmaması çekin geçerliliğine etkili değildir. Çek her ne kadar ödeme aracı niteliğinde olsa da, uygulamada büyük bir sorun oluşturan ileri düzenlenme tarihli çekler nedeniyle bu niteliğini kaybetmekte ve diğer kambiyo senetleri gibi kredi aracı haline getirilmektedir. Ancak piyasada duyulan ihtiyaç ve kullanım oranı da dikkate alındığında ileri düzenlenme tarihli çeklerin göz ardı edilmeleri de mümkün değildir. Bu nedenle 5941 sayılı ÇekK ile ileri düzenlenme tarihli çekler yasal bir zemine oturtularak, kanundaki bu boşluk giderilmiştir. Türkiye'de ödenecek çeklerde muhatabın yalnızca bir banka olabilmesinin nedeni; hem bankalara duyulan güven sayesinde çek tedavülünü yaygınlaştırmak hem de çekin daha hızlı ödenebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle de kanun koyucu, bankalar açısından birçok yükümlülük öngörmüş, bankanın bu yükümlülüklere uymaması halinde ise hamil ve keşideciye karşı sorumlu olacağını düzenlemiştir. Örneğin bankanın ödemede bulunurken gerekli incelemeleri yapma zorunluluğu veya tüm zorunlu unsurları taşıyan ve süresinde ibraz edilen bir çeki ödeme zorunluluğu bulunması, bankanın yükümlülüklerine örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca ÇekK ile birlikte bankaların sorumluluğu daha da artırılmış, çek hesabı açmak ve çek karnesi almak isteyen kişilere yönelik olarak bankaların daha kapsamlı bir inceleme yapmaları sağlanmak istenmiştir.Çekin değişik nedenlerle ödenmemesi durumunda ise hamil, çek ilgililerine karşı müracaat hakkını kullanabilecektir. Ancak müracaat hakkının kullanılabilmesi için hamilin çeki süresi içinde bankaya ibraz etmesi ve ödenmeme halini TTK m. 720'de öngörülen şekillerden biriyle tespit ettirmesi gerekmektedir.Anahtar Sözcükler1.Ödeme aracı niteliği2.İleri düzenlenme tarihli çek3.Karşılık ve çek anlaşması4.Ödeme yükümlülüğü5.Müracaat hakkı

Ticaret hukukuÇeklerÖdeme sistemleri+1
Burak Sümer
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alan adının tanıtma vasıtalarından doğan haklara aykırı kullanımı

`Alan Adının Tanıtma Vasıtalarından Doğan Haklara Aykırı Kullanımı' isimli yüksek lisans tez çalışmamda yeni bir kavram olan alan adlarının tescili ve kullanılması nedeni ile meydana gelen hak ihlalleri ve hukuki ihtilaflar ile ihtilafların çözüm yolları incelendi. Alan adı son dönemlerde birçok ihtilafa konu olmaktadır. Ancak henüz yasal bir düzenlemeye konu olmaması nedeni ile ihtilafın çözümünde uygulanacak kurallar konusunda bir boşluk bulunmaktadır.Alan adına uygulanacak olan hukuk kuralının tespiti için öncelikle kavram olarak alan adı açıklanıp, özellikler ve unsurları üzerinde durulmuş, alan adının hukuki nitelemesi benzer kavramlarla karşılaştırılarak yapılmıştır. Marka, ticaret unvanı gibi işletmenin gayri maddi unsurları arasında yer alan ve ayırt edici niteliğe sahip olan alan adı tescilinde dünya genelinde önce gelen önce alır esası geçerlidir. Ancak tesciller her zaman iyi niyetli yapılmadığı için bu durum uygulamada sıkıntıya yol açmaktadır.Alan adı akılda tutulmasının daha kolay olması açısından genellikle marka, isim v.b tanıtma vasıtaları arasından seçilmektedir. Ancak her zaman gerçek hak sahibi tarafından tescil yapılmamakta bazen de kazanç elde etmek amacı ile alan adı tescili yapılabilmektedir. İşte bu gibi durumlarda tescili yapılan alan adına konu olan markanın, ismin v.b sahibi ile alan adı tescili yapan kişi arasında ihtilaf meydana gelmektedir. Uygulamada en sık rastlanılan durum Domain Grabbing olarak ifade edilen ve tanınmış kişilere ait markaların ya da ismin alan adı olarak tescil edildiği ve tescili yapılan alan adının daha sonra gerçek hak sahibine yüksek bedel karşılığında satılmak istendiği durumdur.Bu şekilde, kötü niyetli alan adı tescili nedeni ile markaya ya da isme tecavüzün söz konusu olduğu ya da haksız rekabetin meydana çıktığı durumlarda genel hükümlere göre ihtilafın çözümü yoluna gidilir. Dünya genelinde alan adı tescilinde tek yetkili kuruluş olan ICANN uyuşmazlıkların çözümü için tahkime benzeyen bir uygumla benimsemiştir. Türkiye'de ise alan adı tescilinin neden olduğu hukuka aykırı durumlar genellikle marka, isim ve haksız rekabeti düzenleyen hükümlere göre çözülmektedir.Tez çalışmamda yukarıda ifade edilen başlıklar altında konu örneklerle incelenmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Alan Adları2. Marka3. Haksız Rekabet4. Alan Adı İhtilafları5. Kişi İsimleri

Alan adlarıKanuna aykırılıkMarka+4
Beren Şentürk
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lex mercatoria ve uygulaması

Tez çalışmamızda, küreselleşen dünyada önem kazanan uluslararası ticari örf ve âdet kuralları ve uygulaması incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak, ülkemiz hukuku temel alınarak örf ve âdet kuralları incelenmiş daha sonra lex mercatoria kavramı ve son olarak Unidroit İlkelerine yer verilmeye çalışılmıştır.Konunun teorik açıdan geniş olması, uygulama açısından ise Mahkeme içtihatlarının dağınık olması ve Tahkim Kararlarına erişim güçlüğü çalışmamızın en önemli zorluğunu oluşturmuştur.Özellikle Unidroit İlkeleri olmak üzere, lex mercatoria'nın ve yeni lex mercatoria kapsamında olan tüm kuralların, özel hukukta irade serbestisi ilkesi sebebiyle her alanda uygulamasının daha da artacağı sonucuna varılmıştır.

HukukKüreselleşmeLex Mercatoria+4
Hatice İdil Selçuk Ölçek
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kıymetli Evrak Hukukunda ciro

Kıymetli Evrak Hukukunda Ciro? başlıklı tez çalışmamızda, ön bilgi olarak kıymetli evrak ile ilgili genel bilgiler verilmiş, daha sonra ise bölüm ayrımına gitmeksizin ?ciro? işleminden ayrıntılı bir şekilde bahsedilmiştir. Çalışmamızın uygulama açısından da yararlı olması düşüncesi ile ciro hakkındaki yargıtay kararları ve doktrindeki tartışmalı fikirler üzerinde özellikle durulmuştur. Ciro, emre yazılı senetlere bağlı hakların başkasına devredilmesi, rehnedilmesi veya tahsilinin sağlanması amacıyla, senet hamilinin yazı ile tespit ve imzası ile de bunu teyit ettiği bir irade beyanıdır. Emre yazılı senede bağlı hakkın devri için ciro işlemi tek başına yeterli değildir. Bunun için söz konusu senedin zilyetliğinin de devredilene geçirilmesi gerekmektedir. Ciro, ciro edilenin belli olup olmadığına göre, ?tam ciro? ve ?beyaz ciro? olmak üzere ikiye ayrılır. Ciro edilenin ismini ihtiva eden ciroya tam ciro; ciro edilenin ismen belli olmadığı ciroya da beyaz ciro denilir. Ciro işlemi yapılış amacına gore ise, temlik cirosu, tahsil cirosu ve rehin cirosu olmak üzere üçe ayrılır. Senetten doğan hakların devri amacı ile yapılan ciroya temlik; tahsili amacı ile yapılan ciroya tahsil; bir borcun teminatı olması amacı ile yapılan ciroya da rehin cirosu denilir. Tahsil veya rehin amacı ile yapıldığı anlaşılmadıkça, yapılan cironun temlik cirosu olduğu kabul edilmelidir.

CiroKıymetli evrakSenet tahsil sistemi+2
Abdülhamid Oğuzhan Hacıömeroğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sigortacılık işlemlerinde rekabetin korunması

?Sigortacılık İşlemlerinde Rekabetin Korunması? konulu tezimizin ilk bölümünde, rekabetin ve sigorta sözleşmesinin kavramsal çerçevesi tanıtılmış, rekabet kavramının ortaya çıkış sebepleri ile sigortacılık alanı ve rekabet kavramı arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu bölümde, teşebbüs birliklerinin uyumlu eylemlerinin, anlaşmalarının ve kararlarının, rekabet ihlâllerinin ortaya çıkmasına yol açmaları ve hakim durumun kötüye kullanılmasının üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte, bu rekabet ihlallerinin, rekabet hukukunda ?muafiyet sistemi? ile hukuka uygun duruma getirilebilmesi için gerekli şartlardan bahsedilmiştir.Tezin ikinci bölümünde sigortacılık işlemlerindeki rekabet koşullarına ve bankaların sigortacılık işlemlerine yönelik Türkiye'deki hukuki durumu incelenmiştir. Ayrıca, bankaların, kredi vermiş olduğu müşterilerini kendilerinin belirlediği sigorta şirketlerine hayat sigortası yapmasının bir rekabet ihlali olup olmadığı, Danıştay'ın ve Rekabet Kurumu'nun görüşleri çerçevesinde detaylı olarak irdelenmiştir.Üçüncü bölümde, sigorta sektöründe grup muafiyeti, Avrupa Birliği hukukundaki düzenlemeler ile Türk hukukundaki düzenlemeler karşılaştırılarak incelenmiştir. Buna göre, Avrupa Birliği kapsamında yer alan üç düzenleme ayrıntılı olarak ele alınmış olup, Türk hukukunun bu üç düzenlemeden nasıl etkilendiği değerlendirilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Sigorta2. Rekabet3. Rekabet İhlalleri4. Rekabetin Korunması5. Muafiyet6. Grup Muafiyeti

Avrupa Birliği hukukuBankacılık sektörüBankalar+7
Pelin Atila
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kooperatif ortaklığından çıkarılma

İnceleme konumuz, ? Kooperatif Ortaklığından Çıkarılma? olup, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu çerçevesinde ele alınmıştır. Konumuzun incelenmesine öncelikle genel bir inceleme yapılarak başlanmıştır. Çalışmamız ?giriş? ve ?sonuç? dışında iki bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde, kooperatif tanımlanarak genel olarak ortaklık sıfatının kazanılma ve kaybedilme yolları ele alınmıştır.İkinci bölümde kooperatif ortaklığından çıkarılma, 3476 sayılı yasa değişikliği de göz önünde tutularak ele alınmış, çıkarılmaya karşı başvuru yollarına değinilmiş ve Kooperatifler Kanunu madde 27 ile ortaklık sıfatının kaybı hali de incelenmiştir.Çalışmamızda konuyla ilgili Yargıtay kararlarına da yer verilmeye çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1)Kooperatif2)Kooperatif ortaklığı sıfatı3)Kooperatiften çıkarılma

KooperatiflerKooperatifler KanunuKooperatifçilik+2
Zehra Bahar Kocaoğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirket ortaklarını koruyucu haklar

Limited şirket, şahıs şirketlerindeki ortakların sınırsız sorumlu olması tehlikesi ile anonim şirketlerdeki pahalı ve uzun süren kuruluş işlemleri gerektiren formaliteleri bünyesinde barındırmadığından oldukça sık karşılaşılan bir şirket türüdür. Uygulamada oldukça sık rastlanan bir şirket türü olması nedeniyle limited şirket ortaklarının korunması ayrı bir önemi haizdir. Zira ortakların korunması ile şirket esas sermayesi ve şirket alacaklıların menfaatleri de korunmuş olacaktır.Anahtar Kelimeler:1) Limited Şirketin Unsurları2) İptal Davası3) Çıkma ve Çıkarılma4) Denetleme5) Azınlık Hakları

Azınlık haklarıDenetimHakların korunması+7
Derya Altıngöz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hisse senetlerinin halka arzı ve satış süreçleri

Hisse senedi, sermayesi paylara bölünmüş ve karşılığında kıymetli evrak niteliğinde pay senedi çıkarabilen sermaye ortaklarının kanuni şekillere uygun olarak düzenledikleri belgeler olup, sermayenin belirli bir oranını temsil ve sahiplerine o oranda ortaklık hakkı sağlayan senetlerdir. Hisse senetleri menkul kıymetler içerisinde en geniş yeri işgal eden kıymetli evraktır.Hisse senetleri; tek başına önemli yatırımcılara araç olma niteliği taşımayan geniş halk kitlelerinin, küçük tasarruflarının, işletmeler içinde bir araya getirilip etkili ve hızlı bir kalkınma için gerekli sermaye birikimi sağlayan bir sermaye piyasası aracıdır. Menkul kıymetlerin tipik bir örneğini teşkil eden hisse senetlerinin şekli hem TTK md.413'de hem de SerPK ve ilgili tebliğlerde açıkça hükme bağlanmıştır. Hisse senetlerinin devir şekline göre nama ve hamiline ayrılırlar. Hamiline yazılı hisse senetleri, devrinin kolaylığı açısından yoğun şekilde kullanılmaktadır.Hisse senetlerinin halka arzı, hisse senetlerinin ihraç edebilecek ortaklıklar, hisse senetlerinin Kurul kaydına alınması ve satış işlemleri, SerPK ve Kurul tarafından çıkarılan tebliğlerde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Hisse senetlerinin ihraç edebilecekler başta anonim ortaklıklar olmak üzere özelleştirme kapsamında olanlar dahil Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve mahalli idareler ve bunlarla ilgili özel mevzuatları uyarınca faaliyet gösteren kuruluş, idare ve işletmelerdir. Hisse senetlerinin bedeli tam ve nakden ödenmediği sürece halka arz edilemezler. TTK `da düzenlenen esas sermayeli anonim ortaklık ile SerPK sisteminden düzenlenen kayıtlı sermayeli anonim ortaklık arasındaki en önemli fark bu husustan ortaya çıkmakta ve her iki ortaklık tipinin hisse senetlerinin halka arz sisteminde farklı sorunların çıkmasına sebep olmaktadır. Öncelikle bu iki ortaklık tipi hakkında birbirine tezat teşkil eden hükümlerin belli bir sisteme kavuşması gerekmektedir.Hisse senetlerin halka arzında ve satışında en önemli sorun hisse senetlerinin teslim edilme zamanı ve hisse senetlerinin sermaye artırım yoluyla halka arzında tescilin taşıdığı fonksiyonudur.Sermaye Piyasası Kanunu'na eklenen 10/A hükmü ile hisse senetlerinin kaydileştirilmiştir. Sermaye piyasası araçları ve bu araçlara ilişkin hakların Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından, bilgisayar ortamında, ihraçcılar, aracı kuruluşlar ve hak sahipleri itibariyle tutulduğu ve bu araçlar üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinde MKK' ya yapılan bildirim tarihinin esas alındığı sistemdir. Söz konusu sistem TTK'nın anonim ortaklıkların çıkaracakları hisse senetlerine ve tahvillere ilişkin hükümlerindeki, rehin, intifa ve haciz gibi temel hukuki işlemlerine tezat teşkil etmektedir.

Halka açılmaHisse senetleriSermaye piyasası
Pınar Aksoy
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ve Ukrayna Hukukunda joint venture sözleşmesinde tarafların hak ve borçları

Dünyada büyük projelerinin gerçekleştirme maksadıyla kurulan ve faaliyet gösteren Joint Venture ortaklıkları, hızla yayılmaya başlamıştır. Özellikle küreselleşme neticesinde diş ticarette sınırlarının silinmesinden kaynaklanan bu durum, müteşebbislerin bir araya gelmesini ve ticari faaliyetlerde bulunmasına kolaylık sağlamıştır. İncelemiş olduğumuz konu Türkiye ve Ukrayna hukuklarında Joint Venture ortaklarının hak ve borçlarıdır. Bu çalışma ile iki devlet arasındaki konuya müteallik düzenlemelerin ortaya koyarak uygulamalardaki benzer ve farklı yönlerinin tespiti ile hukuk literatürüne bir nebze katkı sağlayacak bilgi verilmeye amaçlanmıştır.Her iki ülkenin Joint Venture yasal düzenlenmesi bulunmaktadır. Türkiye'de bu ortaklık Borçlar Kanununda düzenlemiştir. Ukrayna hukukunda ise Ukrayna Vatandaşlar Kanununun arasında yasal mesnedine kavuşmuştur. Ancak yaklaşık on beş sene önce Sovyetler Bloğu'ndan ayrılan Ukrayna cumhuriyetinin tamamlanmış hukuk altyapısına kavuştuğunu henüz söylememiz güçtür. Bununla birlikte, yabancı yatırımcıları çekmek maksadı ile Ukrayna Vatandaşlar Kanununda Türkiye Borçlar Kanunundaki düzenlemelerin aksine Joint Venture ortaklığa yer verilmiş olmakla birlikte tam açıklayıcı mesnedine kavuşturulmamıştır. Yasal düzenlemelerde boşlukları Türk hukukun doktrin görüşlere yer verilerek boşluklar doldurulmaya çalışılmıştır.Çalışmamızın başında Joint Venture müessesi ile ilgili genel bilgiye verildikten sonra mukayeseli olarak idare, temsil ve ortaklığın sonında tarafların hak ve borçları konusu incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Joint Venture2.Müşterek Girişim3.Ortak Girişim4.Ukrayna'da Joint Venture

Ortak girişimler
Seyt Abla İbragymov
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda kara yolu ile yapılan yolcu taşımalarında taşıyıcının yolcuların uğradığı zararlardan doğan hukuki sorumluluğu

Bu çalısmada, Türk Hukukunda kara yolu ile yapılan yolcutasımalarında tasıyıcının yolcuların uğradığı zararlardan doğan hukukisorumluluğu incelenmistir.Kara yolu ile yolcu tasıma sözlesmesi, taraflarından tasıyıcının diğertarafa onu ya da bir baskasını, bagajı ile birlikte sağ ve salim olarak karayolunda bir tasıma vasıtasıyla ücret karsılığında bir yerden diğer bir yeregötürmeyi taahhüt ettiği sözlesmedir. Ücretsiz yapılan hatır tasımalarının isehukuki niteliği tartısmalı olmakla birlikte, Türk Ticaret Kanunu bakımındanyolcu tasıma sözlesmesi unsurlarını tasımamaktadır. Yolcu tasımasözlesmesi ile taahhüt altına giren kisi asıl tasıyıcıdır. Ancak asıl tasıyıcınıntasıma isinin ifası sırasına eylemlerinden sorumlu tutulduğu yardımcılarkullanması mümkündür. Kara yolu ile yolcu tasıma sözlesmeleri herhangi birsekle tabi değildir. Genellikle taraflar sözlesmenin ispatını kolaylastırmak içinbilet adı verilen belgeyi kullanırlar. Tarafların bu sözlesmeden doğan çesitlihak, borç ve yükümlülükleri bulunmaktadır.Tasıma sözlesmesi ile taahhüt altına giren tasıyıcı büyük sorumlulukyüklenmektedir. Bu nedenle tasıyıcının hukuki sorumluluğunun niteliği vesorumluluk nedenleri önem tasımaktadır. Tasıyıcının sorumluluk halleri esasolarak iki temel baslığa ayrılır. Tasıyıcı, yolcunun bagajının zıyaa veyahasara uğramasından ve yolcunun cismanî zarara uğramasından dolayısorumlu tutulabilir. Tasıyıcı, aynı zamanda isleten ise, sorumluluğununhukuki niteliği farklılık arz eder. Tasıyıcının bu sorumlulukların hepsini tekbasına tazmin edemeyeceği düsünülerek, yolcu tasıma isini yapan kisiler içinbazı sigorta türlerini yaptırmak zorunlu hale getirilmistir. Böylece yolcu tasımasırasında herhangi bir zarar meydana geldiğinde, zarar gören kisilerintasıyıcıya, yardımcılarına veya sigortacıya zararlarının tazmini içinbasvurmak konusunda seçimlik bir hakkı bulunacaktır. Bu bağlamda, buçalısma ile yolcu tasımacılığında kanunen yapılması zorunlu tutulansigortalar ile tarafların isteğe bağlı yaptırdıkları sigortaların tasıyıcınınsorumluluğuna etkisi ile ilgili hukuki değerlendirilmeler yapılmıstır.

Hukuki sorumlulukKara yolu ulaşımıKarayolu taşımacılığı+4
Zeynep Or
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hava taşıyıcısının yolcu bagajının ziyanından veya hasarından yahut geç tesliminden doğan sorumluluğu

Tezde, taşıma sözleşmelerinin bir türünü oluşturan, yolcu ile taşıyıcı arasında yapılan hava taşıma sözleşmesi ve hava taşıyıcısının bu sözleşmede yolcu bagajının zıyaından veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlar bakımından sorumluluğu incelenmektedir.Tez üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde Türk Hukukunda ve Uluslar arası hava yolu ile yolcu taşıma sözleşmesi ile ilgili düzenlemeler anlatılmıştır.İkinci bölümde havayolu ile yolcu taşıma sözleşmesi başlığında bu sözleşmenin tanımı, tarafları, kurulması, şekli, içeriği, hukuki mahiyeti ile tarafların hakları ve borçları ayrıntılı olarak açıklanmıştır.Üçüncü bölümde ise, tezin asıl inceleme konusunu oluşturan hava taşıyıcısının yolcuların bagajının zayi olmasından veya hasara uğramasından doğan sorumluluğu incelenirken önce bagaj kavramı, türleri ve tarafların bagaja ilişkin yükümlülükleri ele alınmıştır. Bu açıklamaları müteakiben, taşıyıcının sorumluluğunun hukuki niteliği, sorumluluğun şartları ve sorumluluğun kapsamı, taşıyıcının sorumluluktan kurtulduğu haller ele alınmış ve daha sonra da sorumluluk davası incelenmiştir. Sorumluluk davası incelenirken, davanın tarafları, yetkili mahkeme, davanın sebebi, konusu, davada ispat yükü ve dava açma süresi konuları üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ayrıca TSHK' nda ve ayrıca Konvansiyonda benimsenen sınırlı sorumluluk sistemi, bu sistemde öngörülen limitler ve sorumluluktan yararlanacak kişiler de açıklanmıştır. Bu açıklamalar yapılırken istisnai durumlarda söz konusu olan sınırsız sorumluluk prensibi ve sınırsız sorumluluk halleri üzerinde de durulmuştur.Tez, hava taşıma sözleşmesi ve hava taşıyıcısının bu sözleşmede bagajın ziyaından veya hasarından yahut geç tesliminden doğan sorumluluğunun genel olarak değerlendirildiği sonuç kısmı ile tamamlanmıştır.

BagajHava yollarıHava yolu işletmeleri+6
Hadiye Bilge Türköz Cebesoy
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim ortaklıklarda kar ve karın dağıtımı

Bu çalışmada, anonim ortaklıklarda kârın ne olduğu, önemi, fonksiyonları, nitelikleri, nasıl tespit edildiği, dağıtımı, kârdan kimlerin nasıl yararlanacağı, haksız kâr dağıtımından sorumluluk gibi hususlar, halka açık olmayan anonim ortaklıklar ve HAAO' lar bakımından, mümkün olduğunca hukuki mevzuata bağlı kalınarak incelenmeye çalışılmıştır.Çalışmanın konusu, muhteviyatı geniş birçok yan konuyla (yedek akçeler, genel kurul, yönetim kurulu, bilanço vs.) bağlantılıdır. Bu sebeple anonim ortaklık hukukunun en kapsamlı konularından biridir.Anonim ortaklıklarda tasarruf sahiplerinin en büyük gayesi ortaklığa koydukları sermaye karşılığında kâr payı elde etmektir. Anonim ortaklığın elde ettiği kârdan, sadece ortaklar değil, yönetim kurulu üyeleri, intifa senedi sahipleri, kurucular gibi kimseler ve anonim ortaklık da mümkün olduğunca fazla pay almak istemektedir. Bu kişilerin nihai amacı kâr elde etmek olunca, bunlar arasında menfaat çatışması doğması kaçınılmaz olmaktadır.TTK' da ortakların kâr payı hakkının ?müktesep hak? olduğu kabul edilerek bu hak korunmaya çalışılmıştır. Ancak yine TTK' da kâr payı aleyhine, kâr payının müktesepliği ile bağdaşmayacak nitelikte düzenlemeler yapılarak bu hak zayıflatılmıştır. Bu nedenle ortakların kâr payı hakkının müktesepliği üzerinde Türk Hukukunda tartışma mevcuttur. HAAO' larda, bazı eksiklikler bulunsa da bu hakkın müktesep hak niteliğini pekiştiren, bu hakkı gerçek anlamda koruyan düzenlemeler SPK ile yapılmıştır.Anonim ortaklık kâr elde ettiğinde, kâr payı dağıtılmadan önce bundan bazı paraların ayrılması gerekir. Bu paralar ayrılırken takip edilmesi gereken sıra kârda tertibi oluşturur. Halka açık olmayan anonim ortaklıklarda bu tertip kâr payı aleyhinedir. SPK düzenlemeleriyle, HAAO' larda tertip kâr payı lehine değiştirilmiştir. Diğer taraftan bu tertipte, halka açık olmayan anonim ortaklıklarda kâr payının ayrılması yeterli görülmüşken; HAAO' larda SPK tarafından belirlenecek asgari kâr payı oranın kural olarak ödenmesi zorunludur.Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa ortak, kâr payından sermaye taahhütlerine karşılık yapmış olduğu ödemelere orantılı olarak ve payı nispetinde yaralanabilir.Kâr dağıtımının haksız olması durumunda, kârdan pay alan kişilerle birlikte, yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin hukuki sorumlulukları bulunmaktadır.Anahtar Sözcükler:1. Anonim Ortaklık2. Kâr3. Kâr Payı4. Müktesep Hak5. Kâr Dağıtımı

Anonim ortaklıklarKarKar dağıtımı+2
Oğuzhan Aşcı
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Markanın tescili ve tescilin hukuki sonuçları

Sınaî mülkiyet hakları, bunlara sahip her işletmenin yararlandığı ve özel koruma altına alınmasını istediği takdirde ise, gerekli tescil işlemini yaptırmak zorunda olduğu haklardır.Mal ve hizmet kalitesini markası ile tanıtan bir işletme, dünyada sahibinin veya şirketin adı ile değil, markasıyla tanınır. İşletmenin hangi ülkede ve kime ait olduğu değil, markanın hangi ülkelerde tanındığı ve tercih edildiği önemlidir. Tanıma ve tercih etme talebi markaya olan güvene dayanmaktadır.Dünyada tanınan markalar, tanınan işletmelerden ve bunların sahiplerinden daha öndedir. İşletmelerin değeri, ?marka değeri? ile ifade edilmektedir. Markalar, işletmelerin dışında, tıpkı bir ticarî meta gibi, çok büyük rakamlarla alıcı bulabilmektedir.Markalar savaşı, bir markanın diğerlerine göre daha fazla tanınır, daha fazla güvenilir ve tercih edilir olabilmesi için yapılmakta; bunun için, kalite ve hizmete yönelik teknoloji yatırımı, reklam tanıtımı gibi konularda, büyük harcamalar söz konusu olmaktadır.Markanın korunması, piyasada iş yapmanın gereklerinden biridir. İşletmelerin, kendilerini müşterilerine tanıtmaları, piyasada yer tutmaları, rekabet etmeleri koruma altına alınmış markalarla mümkün olabilir. Markaların korunması, marka taklitlerinin önüne geçilmesi, markanın sadece o markayı yaratan firma tarafından kullanılabilmesi, haksız rekabetin önlenmesi gibi hususlar açısından fevkalâde önemlidir.Markanın, MarkKHK açısından korunmasının sağlanabilmesi içinse, tescil edilmiş olması gerekmektedir.Tezde, bu önemli konunun açıklanmasına çalışılmıştır. Açıklamalar üç bölüm altında toplanıp, ilk bölümde ?marka? ile ilgili genel bilgiler verilmiş, ikinci bölümde ?markanın tescili? ve üçüncü bölümde ?tescilin hukukî sonuçları? açıklanmıştır.Anahtar Sözcükler1.Marka2.Markanın tescili3.Tescilin hukuki sonuçları

MarkaMarka hakkıMarka hakkını ihlal+3
Zeynep Bahadır
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde kuruluştan doğan sorumluluk

Anonim şirketlerin kuruluş işlemleri ve kuruluş esnasında gerçekleştirilen işlemler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.355/2 uyarınca, şirket tescil edilene kadar, şirket adına işlem yapan ve taahhüt altına giren kimseleri, bu işlem ve taahhütlerden şahsen ve müteselsilen sorumlu tutmuştur. Bununla birlikte ön anonim şirket ile anonim şirketlerin ayrıştırılması uygulamasına devam edilmekte ön anonim şirket döneminde gerçekleştirilen işlem ve taahhütlerin ileride kurulacak şirket adına yapıldığı açıkça bildirilmiş ve şirketin tescilinden itibaren 3 ay içerisinde şirket tarafından bu işlem ve taahhütler kabul olunmuşsa, yalnızca şirket sorumlu olacaktır. Çalışmanın ilk bölümde anonim şirketin kuruluş işlemleri ve aşamaları ele değerlendirilecektir. İkinci bölümde, kuruluş işlemlerinden doğan sorumluluk ve bu sorumluluğun hukuki ve cezai müeyyideleri incelenecektir. Üçüncü bölümde, dava hakkı ve açılabilecek davaların neticeleri üzerinde durulacaktır. Son bölümde ise sorumluluğun sona erme halleri değerlendirilecektir.

Anonim şirketlerHukuki sorumlulukKuruluş izni+1
Abdullah Yolcu
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisi

Anonim şirketleri üçüncü kişilere karşı yönetim kurulu temsil eder. Yönetim kurulu anonim şirketin kanuni temsilcisi olup esas mukavelede yazılı konu-mevzu sınırları içinde her türlü işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkına sahiptir. Bu durum TTK 317 ve devamı maddelerinde açıkça düzenlenmiştir.Bu çalışmamız dört ana bölüm altında incelenecektir.İlk bölümde genel olarak temsil yetkisi incelenecek, bu inceleme dâhilinde temsil kavramı, amacı, hukuki niteliği ve çeşitleri konularına değinilecektir. İkinci bölümde ticari şirketlerde temsil yetkisi genel olarak incelenecektir. Üçüncü bölümde anonim şirketlerde temsil yetkisi ayrıntılı olarak incelenecektir. Son olarak dördüncü bölümde, yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısında temsil yetkisinin nasıl ele alındığı hususu incelenecektir.Çalışmamız konu hakkındaki tespit ve değerlendirmelerimiz doğrultusunda sonuç kısmıyla sona erecektir.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerTemsil edilme hakkı+4
Ayfer Çeçen
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tescilli markanın kullanılma yüklentisi

Marka, işletmeler arasında rekabette gittikçe artan bir öneme sahiptir. Bugün yatırımcıları risk üstlenmekteki ikna edici unsurlardan biri de yatırım alanındaki markanın gücüdür. Ekonomik ve ticari hayatta bu denli öneme sahip olan markanın korunması konusu da buna paralel olarak artan bir öneme sahiptir. Ancak markanın korunması açısından belli şartların gündeme gelmesi de kaçınılmaz olmuştur. Bu şartlardan en önemlisi de işletmeyi diğer işletmelerden ayırt etmede kullanılan tescil edilmiş bir markayı kullanılma yüklentisidir.Tescilli markanın kullanılma yüklentisi 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname' nin 14. maddesi hükmünde ifadesini bulmuştur. Söz konusu maddenin birinci fıkrasında markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, markanın iptal edileceği belirtilmiştir. Ancak bu maddenin amacının marka sahibine markasını ara vermeden sürekli kullanma zorunluluğu yüklemek olduğu düşünülmemelidir. Başka bir deyişle kararname koyucu tescilli marka sahibine markasını maddede belirtilen süreden kısa bir süre olmak kaydıyla kullanmaması halinde markasının korunacağını taahhüt ederek beş yıllık bir hoşgörü süresi vermektedir. Böylece marka sahibi, söz konusu hoşgörü süresi sayesinde markasının hukuki güvenceye sahip olacağına inanarak ticari ve ekonomik hayatta markadan elde etmeyi umduğu maddi ve manevi çıkarları elde edebilmektedir. Buna ek olarak marka sahibi, kararnamenin 14. maddesinin 2. fıkrasında 4 bent halinde sayılan markayı kullanma hallerinden birini yerine getirmek kaydıyla markasını kullandığı kabul edilerek hukuki korumanın sınırları genişletilmektedir. Marka sahibi markasını aynen kullanmaya zorlanmayarak, kararnamede sayılan hallerden birini yerine getirmek kaydıyla markasını kullandığı kabul edilmekte ve kullanım yüklentisi yerine getirilmiş olmaktadır.Ancak söz konusu beş yıllık sürenin geçirilmesi halinde marka sahibi bir takım yaptırımlarla karşılaşmaktadır. Bu husus kararnamenin 42. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ifadesini bulmaktadır. Bu maddeye göre kararnamenin 14. maddesinde belirtilen kullanım yüklentisine uyulmaması halinde marka iptal edilecektir. Ancak, 5 yılın dolması ile davanın açıldığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma hükümsüzlük nedeni sayılmamaktadır. Ayrıca dava açılacağı düşünülerek kullanma gerçekleşmiş ise, mahkeme davanın açılmasından önceki üç ay içerisinde gerçekleşen kullanmayı dikkate almayacaktır.Bu nedenle çalışmamızda önemli bir yere sahip olan markanın kullanılma yüklentisi incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken ulusal kapsamda kullanma ile yetinilmeyip uluslararası kapsamda markanın kullanma yüklentisinin yerine getirilmesi hususu da incelemeye tabi tutulmuştur.

Marka hakkı
Burcu Kahveci
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık ile sermayesini kaybeden veya borca batık şirketlerin birleşmeye katılması

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerde sermayenin korunmasına büyük önem vermiştir. Kanun'un 139'uncu maddesine göre, sermayesini kaybetmiş veya borca batık bir anonim şirket, devralma yoluyla birleşmeye katılabilir. Bu şekilde, anonim şirket mali durumunu düzeltebilir. Sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolan veya borca batık durumda bulunan bir şirket, kaybolan sermayeyi veya gerekiyorsa borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bir şirket ile birleşebilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı maddesine göre; Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Tezimizde öncelikle birleşme kavramı, birleşmeye hâkim olan ilkeler ve diğer kanunlardaki (Türk Borçlar Kanunu, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Sigortacılık Kanunu vs.) yasal düzenlemeler açıklanmıştır. İkinci bölümde ise devralma şeklinde birleşmede izlenecek usul, birleşmenin şartları ve sonuçları anlatılmıştır. Son bölümde ise tasfiye hâlindeki bir şirketin birleşmeye katılması, ticari işletmenin bir ticaret şirketi tarafından devralınması, sermaye kaybı ve borca batıklık hâlinde birleşmeye katılma işlemlerinden ayrı ayrı bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim Şirket/ Sermaye Kaybı/ Borca Batıklık/ Birleşme/ Türk Ticaret Kanunu

Anonim şirketlerBirleşmelerBorca batıklık+2
Miray Gültek
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İpotekli konut finansmanı sisteminde menkul kıymetleştirme

2006 yılının ikinci yarısında ABD' de başlayan ve küresel dalgalanma etkisi ile Avrupa' ya da yayılan ipotekli konut finansmanı sistemi (mortgage) krizinin etkileri halen devam ederken, 06.03.2007 tarihinde yapılan yasal düzenleme ile, ipotekli konut finansmanı sistemi ile tanışmış olduk.Dünya' da uzun yıllardan beri uygulanmakta olan ipotekli konut finansmanı sistemi, tüketicilerin uzun vadeli, düşük faizli ipoteğe dayalı konut kredileri ile konut edinmelerini sağlamayı amaçlayan bir sistemdir. Finans kuruluşları tarafından sağlanacak konut kredilerinin finansmanı noktasında, sisteminin temeli olan menkul kıymetleştirme işlemi bulunmaktadır.Finans kuruluşlarının elinde bulunan likid olmayan alacaklara likidite kazandırılması olarak ifade edebileceğimiz menkul kıymetleştirme işlemi, finans kuruluşları açısından ucuz fon temin edilmesi imkânı getirmektedir. Sistemin işlemesi ile sağlanan fonların finans kuruluşları tarafından konut kredilerinin yeniden finansmanında kullanılması ile daha ucuza kredi imkânlarının doğması ve bunun da tüketicilere olumlu yansımalarının olması beklenmektedir.Sermaye Piyasası Kurulu tarafından konuya ilişkin çıkarılan tebliğler ile, menkul kıymetleştirme yurt dışındaki yapıya paralel şekilde düzenlenmiştir. Gerçekleştirilen yasal düzenlemeler ile amaçlanan, öncelikle uluslararası yatırımcıların ipoteğe dayalı menkul kıymetlere yatırım yapmalarının sağlanmasıdır.Tezin birinci kısmında, menkul kıymetleştirme işleminin genel yapısı incelenerek yabancı ülke uygulamaları üzerinde durulacaktır.Tezin ikinci kısmında, menkul kıymetleştirme süreci ve hukuki yapısı incelenecektir.Üçüncü kısımda ise, genel çerçevesi ile İpotekli Konut Finansmanı Sistemi ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler incelenecektir.

Konut finansmanıKonut kredisiMenkul kıymetleştirme+2
Fahri Dutçu
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim şirketlerin birleşmesinde pay sahiplerinin korunması

Birleşme şirketler hukukunda tüzel kişilik düzeyinde gerçekleşen bir yeniden yapılandırma yöntemidir. Özellikle rekabet gücünü artırmak isteyen şirketler ve aynı ekonomik amaçlar etrafında toplanan şirketlerde birleşmelere çok sık rastlanır.Birleşmede bir tarafta devreden şirket veya şirketler bulunurken diğer tarafta devralan şirket vardır. Devreden şirket birleşme neticesinde sona erer fakat bunu bir tasfiye süreci izlemez. Çünkü birleşme bir tasfiyesiz sona erme nedenidir. Birleşme ile birlikte devreden şirketin malvarlığı aktif ve pasifiyle bir bütün olarak devralan şirkete geçer. Bunun karşılığında devreden şirketin pay sahiplerine devralan şirketin payları verilir. Böylece birleşmeye katılan şirketlerin pay sahipleri ve malvarlıkları aynı şirket çatısı altında bir araya gelir.Birleşmede pay sahiplerinin ve malvarlıklarının bir araya gelmesi bir karşılık ilişkisi içinde birlikte bulunur. Bu bakımdan sadece pay sahiplerinin veya malvarlıklarının bir araya geldiği hukuki işlemler birleşme olarak nitelendirilmez.Birleşme tüzel kişilik düzeyinde gerçekleşmekle birlikte pay sahipleri bundan ciddi anlamda etkilenir. Bunun nedeni birleşmede en az bir şirketin sona erecek olması ve bu şirketin pay sahiplerinin diğer bir şirketin paylarına kendiliğinden sahip olacak olmasıdır. Payların değişimi olarak bilinen bu hukuki ilişki nedeniyle pay sahiplerinin özel olarak korunması gerekir. Bu çalışmada incelenen işte bu özel koruma sistemidir.

Anonim şirketlerDevirPay sahipleri+1
Kağan Susuz
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklıkta sermayenin oluşturulması ve pay sahiplerine iade edilmesi yasağı

Anonim ortaklıkların ekonomik sistem içerisinde üstlendikleri önemli rol, büyük söz konusu ortaklık tipine Kanunun tanımış olduğu hukuki niteliklere dayanmaktadır. Bu niteliklerin arasında en belirleyici olanı anonim ortaklıkların borçlarından ötürü malvarlıkları ile sınırlı olarak sorumlu olmalarıdır. Sınırlı sorumluluk ilkesi sayesinde, anonim ortaklık pay sahipliği, şahıs ortaklıklarının aksine bir çeşit yatırım niteliği taşımakta ve girişimciler en fazla yaptıkları yatırım oranında risk üstlenmektedirler. Bu ise anonim ortaklıklara yatırımcıların ilgisini artırarak, büyük sermayelerin toplanmasına olanak tanımaktadır.Bununla birlikte, anonim ortaklık türü ve geniş anlamda sermaye ortaklıkları bakımından bu derecede belirleyici ve karakteristik nitelik taşıyan sınırlı sorumluluk ilkesinin, ortaklık dışındaki menfaat çevreleri aleyhine yol açtığı önemli riskler de mevcuttur. Bahsedilen risk, ortaklığın borçlarını ödeme kabiliyetini yitirmesi halinde alacaklıların alacaklarını tahsil için kullanabilecekleri bir kaynağın bulunmamasına dayanmaktadır. Hukuk düzeninin kurmak ve korumakla sorumlu olduğu menfaat dengesinin ortaklık alacaklıları aleyhine bozulmasına engel olabilmek için, kanun koyucu uyulması zorunlu çeşitli önlemler getirmiştir. Bunlardan en önemlisi, anonim ortaklığın kuruluş anı itibariyle Kanunda yazılı asgarî tutara uygun olarak ortaklık ana sözleşmesinde tespit edilen esas sermayeye eşit miktarda malvarlığına (sermayeye) sahip olması ve faaliyeti esnasında da söz konusu malvarlığını pay sahiplerine iâde etmeksizin bünyesinde muhafaza etmesi yönündeki kanunî koşuldur. Malvarlığının korunması çatısı altında sermayenin oluşturulması ve pay sahiplerine iâde edilmesi yasağı olarak ifâde edilebilecek söz konusu koşul, esasen ortaklığın borçlarını ödeme kabiliyetini güvence altına alacak sağlıklı bir mâli yapıya sahip olması amacına hizmet etmektedir.Belirtilen temel amacın gerçekleştirilebilmesi ilk olarak pay sahipleri tarafından taahhüt edilen nakdî ve aynî sermayenin, anonim ortaklık malvarlığına hukuka uygun ve gerektiği gibi dahil edilmesini, ardından da malvarlığının açık veya gizli şekilde pay sahiplerine geri ödenmesinin engellenmesini gerektirmektedir. Çalışmamız söz konusu sistem dahilindeki kuralların incelenmesini konu edinmektedir.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerPay sahipleri+2
Ali Murat Sevi
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Limited ortaklık payının devri

Bu çalışmanın amacı, limited ortaklık payının devrinin incelenmesidir.Ticari hayatta yoğun uygulaması bulunan limited ortaklıklar, sınırlı sorumluluk ve ortakların aynı zamanda idareci olması esaslarını aynı yapı içinde birleştirmektedir. Bu haliyle kişi ve sermaye ortaklıkları arasında yer almaktadır.Payın devri tüm ortaklıklar bakımından farklı düzenlenmiştir. Bu sebeple payın devrine ilişkin düzenlemeler, ortaklığın kişi veya sermaye ortaklığı olması bakımından belirleyici konulardan birini oluşturmaktadır.Bu haliyle payın devri bir taraftan devreden ve devralan arasında, diğer taraftan bunlarla ortaklık arasında hukuki ilişki oluşturmaktadır. Payın devreden tarafından devralana geçirilmesi, bir malvarlığı hakkının devri niteliğindedir. Payın devri sonucu devreden ortaklıktan ayrılmakta, devralan ortaklığa katılmaktadır. Böylece payın devri ortaklığın kişi çevresine değişiklik yapmaktadır. Bu sebeple payın devri devreden ve devralan ile ortaklık arasında bir hukuki ilişki oluşturmaktadır.Her iki hukuki ilişki kanunda yeterli bir biçimde düzenlenmemiştir. Özellikle devreden ve devralan arasındaki ilişki konusunda önemli boşluklar vardır. Ortaya çıkan bu boşluğun ne şekilde doldurulacağı incelenmiştir.Türk Ticaret Kanunu Tasarısı da pay devri açısından değerlendirilmiştir.

Limited şirketlerPay devri
Ertan Demirkapı
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası ve yeşil kart sistemi

Trafik kazası nedeni ile zarar görenlerin korunması ve meydana gelen zararların karşılanması, tehlike sorumluluğu taşıyan araç işletenleri için öngörülen zorunlu mali sorumluluk sigorta sistemi ile sağlanmıştır. Zarar görenlere yasal düzenlemeyle sigortacıya karşı doğrudan talep ve dava hakkı tanınması ve sigortacıya çeşitli nedenlerle başvuru imkanının bulunmaması halinde zararların garanti fonları tarafından karşılanması bu korumayı genişletmektedir.Motorlu araçlar için zorunlu sigorta sistemi Avrupa'daki ülkelerin tümü yanında bazı Asya ve Afrika ülkelerini de kapsayan Yeşil Kart Sistemi ile uluslararası düzeyde de sağlanmıştır. Yeşil Kart Sistemi'nin işlerliği sisteme dâhil ülkelerde kurulan ?Büro? adındaki merkezler ile sağlanmaktadır. Bürolar yeşil kart sigortası olarak adlandırılan uluslararası motorlu araç zorunlu mali sorumluluk sigortası düzenler ve meydana gelen zararların tazminini garanti eder. Yeşil kart sigortası sisteme dâhil seyahat edilecek tüm ülkelerde işletenin sorumluluğunu teminat altına almaktadır. Böylece tek bir sigorta belgesi ile bütün ülkelerde koruma sağlanmış olmaktadır. Trafik kazasının meydana geldiği ülke bürosu garantör olan büro adına hasar işlemlerini yürütmeyi ve meydana gelen zararı kendi ülke hukuku çerçevesinde tazmin etmeyi üstlenmektedir. Böylece vatandaşın mağduriyeti önlenmektedir.Avrupa'da uluslararası trafik kazalarında zarar görenlere eşitlik sağlanması hedeflenmiştir. Birörnek hukukun geçerliliği sağlanamamışsa da devletlerarası anlaşmalar ve Avrupa Topluluğu Direktifleri ile ülke mevzuatları birbirine uyumlu hale getirilmiştir. Ayrıca garanti fonları arasında da Yeşil Kart Sistemi'ne benzer düzenlemeler getirilerek zarar görenlere eşdeğerli koruma sağlanması amacı genişletilmiştir.Ülkemizde Yeşil Kart Sistemi 1964 tarihinden itibaren fiili olarak uygulanmaktadır. 03.06.2007 tarih ve 5684 sayılı yeni Sigortacılık Kanunu ile Avrupa Birliği Hukukuna uyum sağlanacak düzenlemeler öngörülmüştür.Anahtar Kelimeler: 1) Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası 2) Yeşil Kart Sistemi3) Uluslararası Trafik Kazaları

Yasemin Tufan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki ortaklı limited şirketlerde kilitlenme (Pat) durumu

Limited şirketler uygulamada en yaygın şirket türüdür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte limited şirketin tek ortak ile kurulabilmesine izin verilmiş olsa da uygulamada azımsanamayacak oranda iki ortaklı limited şirket bulunmaktadır. Limited şirketin şahıs şirketi özelliklerini de bünyesinde barındıran melez karakterinin bir sonucu olarak iki ortaklı limited şirketlerde ortaklar arası ilişki, karşılıklı güven ve iş birliği temeline dayanmaktadır. Ortaklık ilişkisi devam ederken ortaklığın işleyişine ve idaresine ilişkin olarak ortaklar arasında anlaşmazlıklar ve görüş farklılıkları ortaya çıkabilir. Bu durum özellikle esas sermaye payı dağılımının eşit olduğu (%50-%50) limited şirketin karar mekanizmalarında veya temsilinde kilitlenme yaşanmasına sebebiyet verebilir. Bu çalışmanın ilk bölümünde, iki ortaklı limited şirkette kilitlenme yaşanması muhtemel durumlar incelenmiştir. İkinci bölümde ise şirketin karar mekanizmalarında veya temsilinde yaşanan kilitlenmenin hukuki sonuçları ortaya konulmuştur. Buna göre kilitlenme sebebiyle ortaklardan birinin şirketten çıkma veya çıkarılma ihtimali gündeme gelebilir. Ortaklığın idaresinde veya temsilinde yaşanan kilitlenme haklı sebeple müdürün azli davasına konu olabilir. Yine kilitlenme sebebiyle genel kurul ve müdürler kurulunun kanuni görev ve yetkilerini yerine getirememesi, şirketin feshine yönelik davaların açılmasına sebebiyet verebilir. Üçüncü ve son bölümde ise özellikle şirket organlarının kanuni görev ve yetkilerini yerine getirmesine engel olan ve nihayetinde şirketin yaşatılması prensibine aykırı sonuçlar doğuran kilitlenmenin önlenmesine veya ortadan kaldırılmasına yarayacak çözüm önerileri sunulmuştur. Bu kapsamda, limited şirketin haklı sebeple feshi davasında hâkimin feshe karar vermek yerine alternatif çözüm üreterek kilitlenmeyi ortadan kaldırması mümkündür. Ayrıca ortaklar, ortaklık sözleşmesinde birtakım düzenlemelere yer vermek veya borçlar hukuku kaynaklı sözleşmeler akdetmek suretiyle kilitlenmenin önlenmesine ve ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm üretebilirler.

FesihKanunlar 6102 sayılıKilitlenme+5
Mustafa İsmail Çalış
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre anonim şirketlerde elektronik yönetim kurulu

Bu çalışmamızın amacı anonim şirketlerde kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarının işleyişinin açıklanmasıdır. Kanun koyucu gelişen teknolojiyi ve gittikçe sayıları artan uluslararası şirketleri göz önünde bulundurarak 6102 sayılı TTK'da 6762 sayılı TTK'dan farklı hükümlere yer vermiştir. 6102 sayılı TTK'nın m. 1527'de yer alan düzenlemesine göre anonim şirketin esas sözleşmesinde düzenleme yapılması kaydıyla yönetim kurulu toplantıları tamamen elektronik ortamdan yapılabileceği gibi fiziki ortamda yapılan yönetim kurulu toplantısına isteyen yönetim kurulu üyeleri elektronik ortamdan da katılabilir. Kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilecek yönetim kurulu toplantılarına ilişkin kanun koyucu genel nitelikte hükümler koymakla yetinmiştir. Diğer bir deyişle, fiziki ortamda gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarında olduğu gibi kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantılarının işleyişini belirleme yetkisi yönetim kuruluna aittir. Bu çalışmada kısmen veya tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilecek yönetim kurulu toplantılarına ilişkin 6102 sayılı TTK ve ikincil mevzuat ile getirilen düzenlemeler açıklanmıştır. Bununla birlikte yönetim kurulunun kendi işleyişini belirleme yetkisi göz önünde bulundurularak uygulamada karşılaşılabilecek sorunlara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim Şirket, Yönetim Kurulu, Yönetim Kurulunun Karar Alma Usulleri, Elektronik Yönetim Kurulu.

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerElektronik katılım+5
Aylin Beder
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari temsilcinin temsil yetkisi

Ticari temsilciler, tacirin ticari işletmesinin yürütülmesinde faaliyetlerinden yararlandığı kişilerdir. İşletme sahipleri açısından, ticari işletmelerin hacimleri ve işleyişleri dikkate alındığında ticari temsilcilerin faaliyetlerinden yararlanması bir zorunluluk hali oluşturabilmektedir. Kanun koyucu bu ihtiyaç sebebiyle, tacir yardımcılarından biri olan ticari temsilci kurumunu Ticaret Hukuku bakımından bir bütün olarak ticari işletme konusu altında ele alıp düzenleme yapmıştır. Ticari temsilci, işletme sahibi tarafından tek taraflı irade beyanıyla atanan tacir yardımcısıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda, 547-550, 553 ve 554 maddelerinde düzenlenmiştir. Ticari temsilcinin temsil yetkisi, diğer tacir yardımcılarının yetkileriyle kıyaslandığında en geniş yetkili tacir yardımcısıdır. Bu sebeple tacirin bir başka kendisi olarak da bilinen ticari temsilci kanun koyucu tarafından yetkileri detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.

Temsil yetkisiTemsilcilikTicaret hukuku+2
Ahmet Selçuk Güntin
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rekabet hukukunda rakipler arası bilgi değişimi

Rekabet hukukunda rakip teşebbüsler arasında çeşitli yollarla bilgi paylaşımı gerçekleşebilmektedir. Rakip teşebbüsler işbirliği amacıyla bilinçli olarak bu bilgi değişimini sağlayabilecekleri gibi; rakipler arasındaki bilgi değişimi reklamlar, pazar araştırmaları, mesleki organizasyonlar, müşteriler gibi üçüncü kişiler aracılığıyla ve dolaylı olarak da ortaya çıkabilir. Rakip teşebbüsler arasındaki bilgi değişimi, rakip teşebbüslerin birbirlerinin ticari stratejileri konusundaki belirsizlikleri azaltması ya da ortadan kaldırması dolayısıyla rekabet yönünden istenmeyen sonuçlar meydana getirebilir. Azalan ya da tamamen ortadan kalkan belirsizlik ve ilgili pazarda oluşan şeffaflık; rakiplerin birbirlerinin ticari kararlarını önceden bilmeleri, öngörebilmeleri ve buna göre kendi stratejilerini yönlendirmeleri imkânını beraberinde getirir. Bu durum, ilgili mal veya hizmet piyasasındaki rekabeti kısıtlayarak tüketicilere olumsuz yönde etki edebilir. Ancak söz konusu bilgi değişimi sadece rakipler arasında kalmayıp tüketicilerin de kolayca bilgi edinebildiği genel bir şeffaflık yaratmaktaysa, bu durumda bilgi değişiminin rekabeti kısıtlamak yerine güçlendirdiğini ve tüketici menfaatlerine yönelik yarar sağladığını söylemek mümkün olacaktır. Rekabet üzerinde hem olumlu hem olumsuz etkileri bir arada barındırabilen bilgi değişiminin rekabet hukuku yönünden değerlendirilmesi yapılırken tüm bu unsurla birlikte ele alınarak karşılaştırmalı bir inceleme yapılarak baskın olan yön belirlenip somut olayın özelliklerine göre sonuca ulaşılmalıdır. Ayrıca bir bilgi değişimi faaliyeti değerlendirilirken bunun yasal bir düzenlemenin getirdiği zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı da dikkate alınmalıdır.

Bilgi değişimiRekabetRekabet hukuku
Çiğdem Akkan
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketin temsili

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenen anonim şirketi, üçüncü kişilere karşı, şirketin zorunlu organı olan yönetim kurulu temsil eder. Yönetim kurulu anonim şirketin kanuni temsilcisidir. Şirketin faaliyet konusunda olsun veya olmasın, her türlü iş veya hukuki işlemi şirket adına yapabilir. Üçüncü kişilere karşı şirket unvanını kullanarak şirketi borçlandırabilir, şirketin hak ve alacaklara sahip olmasını sağlayabilir. Yönetim kurulu sahip olduğu şirketi temsil yetkisini, üyelerine veya üçüncü kişilere devredebilir. Bu bağlamda çalışmamız üç ana bölümden oluşacaktadır. Birinci bölümde genel olarak temsil yetkisi incelenmeye çalışılacak olup, bölüm dahilinde temsil kavramı, temsilin amacı, temsilin hukuki niteliği ve temsil çeşitleri açıklanmaya çalışılacaktır. Devamında ise anonim şirket dışındaki, tüzel kişilerin temsili incelenmeye çalışılacaktır. İkinci bölümde anonim şirketin yönetim kurulu tarafından temsili detaylı incelenmeye çalışılacaktır. Ayrıca temsil yetkisinin devri konusu ayrıntılı açıklanmaya çalışılacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise 6552 sayılı İş Kanunu ve Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun ile getirilen sınırlı yetkili temsilci atama kurumu incelenmeye çalışılacaktır. Çalışmamızın sonuç kısmında ise; konu hakkındaki tespit ve değerlendirmelerimiz ile önerilerimizi dile getirip çalışmamızı sonlandıracağız. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, temsil, temsil yetkisinin devri, sınırlı yetkili temsil.

Anonim şirketlerKanunlar 6102 sayılıTemsil+4
Mustafa Kartal
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçilmiş bazı malların iş ürünlerinin veya faaliyetlerin tedarik fiyatının altında satışa sunulmasının reklamlarda vurgulanmasıyla oluşan haksız rekabet hali

Serbest piyasa ekonomisi içerisinde, teşebbüsler pazara girebilmek, pazardaki varlıklarını korumak ve kâr amaçlarını sağlayabilmek için diğer teşebbüslerle rekabet halindedirler. Sonsuz miktarda arz kapasitesi bulunan teşebbüslerin toplam pazar payı içerisinde en fazla menfaati elde etme yarışı, iktisadi anlamdaki rekabeti oluşturmaktadır. Bu rekabet ise sınırsız bir rekabet değildir. Hukuk düzeni içerisinde serbest piyasa ekonomisine katılmak isteyen yeni katılımcıların, mevcut teşebbüslerin, müşterilerin ve dolayısıyla kamu menfaatlerinin korunması amacıyla belirli sınırlamalar getirilmiştir. Bu sınırlamalar, rekabetçi bir pazarın oluşabilmesi, işletilebilmesi ve sürdürülebilmesini sağlayarak dürüst ve bozulmamış rekabet ortamının varlığını korumayı amaçlamaktadır. Haksız rekabet hükümleri ile korunmaya çalışılan dürüst ve bozulmamış rekabet ortamının varlığı ise sadece rakipleri, yani pazarda bulunan teşebbüsleri değil, piyasanın bütün katılanlarının menfaatlerini korumayı amaçlamaktadır. Bu sebeple haksız rekabet hükümleri daha geniş bir kitleye hitap ettiğinden müşterileri, tüketicileri de etkileyen haksız rekabet halleri Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınmıştır. Seçilmiş bazı malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak suretiyle oluşan haksız rekabet halinde de hem pazardaki rakipler hem de müşterilerin menfaatleri korunmak istenmektedir. Bu haksız rekabet haline doktrinde mostra ile avlama veya tuzak fiyat uygulaması denmektedir. Nitekim bu haksız rekabet halinde, teşebbüs dürüstlük kuralına aykırı olarak, seçtiği bazı malları tuzak olarak kullanmakta ve müşterilerini yanıltmaktadır. Bu yanıltma hali serbest piyasa ekonomisinde dürüstlük kuralına aykırı olarak rekabet ortamının bozulmasına sebebiyet verdiğinden Türk Ticaret Kanunu'nda özel olarak sayılan haksız rekabet halleri arasında düzenlenmiştir. Bu nedenle çalışmamızda öncelikle haksız rekabetin genel özellikleri, tuzak fiyat uygulamasının Türk Ticaret Kanunu kapsamındaki koşulları ve hukuki niteliği, tuzak fiyat uygulamasının reklam hukukundaki yeri, tuzak fiyat uygulaması halinde açılabilecek davalar ve geçici hukuki koruma yolları incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Tuzak Fiyat Uygulaması, Mostra İle Avlama, Tedarik Fiyatı, Müşteri, Yanıltma, Haksız Rekabet, Hukuki Sorumluluk.

DampingHaksız rekabetHukuki sorumluluk+4
Hüsniye Has
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Asliye ticaret mahkemelerinin görev alanı

Asliye ticaret mahkemelerinde ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri görülmektedir. Ticari davalar ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerinde ticaret hukukuna özgü kurallar uygulandığından, bu dava ve çekişmesiz yargı işlerinin görülmesi detaylı bilgi ve uzmanlık gerektirmektedir. Bu nedenle asliye ticaret mahkemeleri özel bir mahkeme niteliği taşımaktadır. Tez 2 bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde asliye ticaret mahkemelerinin yapısı ve yargı teşkilatı içindeki yeri, asliye ticaret mahkemelerinin ortaya çıkışı, asliye ticaret mahkemelerinin diğer mahkemelerle olan ilişkisi ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde genel olarak dava ve çekişmesiz yargı işi kavramlarıyla ve asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğu dava ve çekişmesiz yargı işleriyle ilgili açıklamalar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ticari dava, Ticari Nitelikte Çekişmesiz Yargı İşi, Tacir, Ticari İşletme, Türk Ticaret Kanunu, Görevli Mahkeme.

Asliye Ceza MahkemeleriAsliye Hukuk MahkemeleriGörev alanı+4
Bahar Bozkurt
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Biyoteknolojik buluşların korunması

Biyoteknoloji sektörü tıp, tarım ve hayvancılık, ilaç, endüstri ve çevre gibi alanlarda hızla büyüyen önemli bir sektör olarak dünya ekonomisindeki yerini almaktadır. İnsan yaşamı ve eko-sistemine pek çok alanda doğrudan etkili olan biyoteknolojik gelişmeler, bunlara ilişkin buluşların ekonomik değerini artırmış, kimi zaman patent hukukunun sınırlarını zorlayan düzenlemelerin ve mahkeme kararlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, zorlu aşamalardan sonra kabul edilebilen 6 Temmuz 1998 tarihli, 98/44/AT sayılı Biyoteknolojik Buluşların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Yönergesi, hem üye ülke uyumlaştırma çalışmalarında hem de yargı ve doktrinde pek çok tartışmaya neden olmuş, halen de söz konusu tartışmalara nokta konamamıştır. Söz konusu AB Yönergesi haricinde konuya ilişkin kapsamlı ve detaylı başka bir hukuki belgenin bulunmayışı, Yönerge'nin hem önemini artırmakta hem de onu eleştirilerin odağı haline getirmektedir. Konunun çok önemli olan etik yanı bir yana, patent hukuku tekniği açısından da sıkıntılar bulunduğu göze çarpmaktadır. Konuya ilişkin Yüksek Mahkeme kararları, uzman grup raporları, farklı ülke uygulamaları ve literatür göstermektedir ki daha uzunca bir süre tartışmalar tüm hızıyla devam edecektir. Avrupa Patent Sözleşmesi'nin Yönerge hükümlerini Uygulama Kuralları içerisine aktarması, Yönerge'nin üye ülke uyumlaştırma çalışmalarında yeknesaklığı sağlayamayan AB için, Avrupa patenti ile ulusal patente uygulanacak hukuk açısından farklılıklar ortaya çıkararak, kaotik bir ortam oluşmasına neden olmuştur. Türkiye ise Gümrük Birliği üyeliği ve AB adaylık statüsü devam etmekteyken, aynı zamanda Avrupa Patent Sözleşmesi'ne taraf olması dolayısıyla, AB'de yaşanan karmaşadan kendine düşen payı almıştır. Gelişmekte olan ülkeler statüsünde bulunan Türkiye, ulusal patentlerini ve araştırmacılarını desteklemek gayesi ile Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu ile getirdiği düzenlemeler çerçevesinde Yönerge'den kısmen ayrılsa da Avrupa patenti için uygulanacak olan Avrupa Patent Sözleşmesi, Yönerge hükümlerini Uygulama Kuralları ile dikte ettiği için, ne yazık ki, ülkemizdeki Avrupa patentleri, ulusal patentlerden avantajlı konuma gelebilecektir. Bu bağlamda kimi AB ve/veya APS üyesi ülkelerce, söz konusu sakıncayı ortadan kaldırmaya yönelik alınan önlemlerin benzer hukuk tekniği uygulanmak sureti ile ülkemizde de öngörülmesi yerinde olacaktır. Anahtar Kelimeler: Biyoteknoloji, Patent, Buluş, Biyoteknolojik Buluş, Patent Hakkı.

Avrupa Patent SözleşmesiBiyoteknolojiBiyoteknoloji sektörü+4
Nüket Evrim Karaturp
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited ortaklıklarda haklı sebeple ortağı çıkarma

Limited ortaklıklar sermaye ortaklığı olsa dahi yapıları itibarıyla sermaye ortaklıklarından farklıdır. Bu farklılıklardan biri, ortakların ortaklık içindeki uyumu gelir. Limited ortaklıklarda kuruldukları vakit ortaklar arasında sorunların olacağı en uzak ihtimallerden biri olarak kabul edilir, çünkü ortak bir gayenin var olduğu bilinir. Ortaklar arasındaki sorun ne kadar büyürse ortaklık açısından o kadar büyük sıkıntılar olabilir. Bu yüzden bazen ortaklardan birinin veya birkaçının ortaklıktan uzaklaştırılması sorunların çözümüne olanak sağlayacaksa ortaklığın sona ermesi yerine sorun çıkaran ortakların ortaklıktan uzaklaştırılması en uygun çözüm olacaktır. Bu sebeple limited ortaklıklarda çıkma ve çıkarılma gibi imkanlar verilmiştir. Limited ortaklıklarda haklı sebeple çıkarma, ortağın ortaklıkla ilişkisinin çeşitli sebeplerle sona ermesidir. Ortaklık içinde sorun yaratan ortağın ortaklıkla ilişkisinin sona erdirilmesi ile limited ortaklığın ticaret hayatına devamı sağlanır. Ancak limited ortaklıktan ortak haklı sebeple çıkarılması için ortaklığın geçirmesi gereken belirli bir prosedür vardır. Bunun için en başta ortaklığın toplanıp ortaklık genel kurulunda ortağın çıkarılması için dava açılması kararı alması gerekir. Bu kararda ortağın çıkarılması için gereken sebeplerle beraber ayrıntılı olarak sorunlar belirtilmelidir. Daha sonra yetkili ve görevli mahkemede davanın açılması ve çıkarma kararının kesinleşmesi beklenmektedir. Hakim bu kararı alırken ortak ile ortaklık arasındaki menfaat dengesi, sorunların sebebi olan olgularını dikkate alır ve haklı bir sebeple ortağın çıkarılıp çıkarılmayacağını inceleyecektir. Çıkarma kararı alınmasından sonra ortağın ortaklıkla ilişiğinin kesilmesi sonucunda ortaklıkla arasındaki mali ve şahsi konular gündeme gelir. Çalışmamız limited ortaklık içinde olan sorunlar sebebiyle bir ortağın haklı sebeple çıkarılması ve sonuçları üzerinedir. Anahtar Kelimeler: Limited Ortaklık, Haklı Sebep, Haklı Sebeple Çıkarma, Ayrılma Payı.

Fatih Cemal Karaaytu
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
10
DoktoraAçık ErişimTR

Örtülü kazanç aktarımı

Sermaye Piyasası Kanunu'nun amacı, sermaye piyasasının işleyişinin güvenli bir biçimde sağlanmasına ve yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunmasıdır. Bu amaçla yatırımcıların(halka açık anonim ortaklık pay senedi sahiplerinin); yatırımlarını gerçekleştirirken kararlarını doğru bilgilere dayanarak vermelerini sağlamak, şirketin kontrolüne sahip olan şahısların kişisel menfaatlerinden bağımsız olarak sadece şirketin menfaatleri doğrultusunda hareket etmelerini temin etmek üzere SerPK kendi içinde düzenlemeler barındırmaktadır. Bunlardan biri de SerPK madde 21 hükmüdür ve SerPK'nın amaçları doğrultusunda bir özel hüküm niteliği taşımaktadır. Söz konusu hükmün ratio legis'inin, halka açık anonim ortaklığın; ilişkili kişiler ile yapılan işlerde emsallere, piyasa teamüllerine uygun, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine uygun işlemler gerçekleştirmesini sağlamak suretiyle, ortaklık pay sahiplerinin menfaatlerinin korunması olduğu anlaşılmaktadır. SerPK madde 21'de sayılan yapılan işlem sonucu; halka açık ortaklığın, kolektif yatırım kuruluşunun, bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının; kârlarını azaltmak, malvarlıklarını azaltmak, kârlarının artmasını engellemek, malvarlıklarının artmasını engellemek, kârlarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamak, malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamak suretiyle ilişkili oldukları kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamak şeklinde aktif veya pasif davranışlarla kazanç aktarımında bulunmaları yasaklanmıştır. Konunun vergi hukukunda, Kurumlar Vergisi Kanunu m. 13'te transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı adıyla düzenlenmekte olduğu görülmektedir. Şüphesiz vergi hukukunda gözetilen amaçlarla sermaye piyasası hukukunun izlediği amaçlar arasındaki farklılık, maddi unsurları benzeyen bu iki düzenlemeyi birbirinden ayırmaktadır. Konunun vergi hukuku ve maliye boyutu bağlamında eserler mevcuttur. Buna mukabil bu tez ile SerPK düzenlemesinin ardından konunun özel hukuktaki yeri ve sonuçları ile spesifik olarak konunun Borçlar Hukuku, Ortaklıklar Hukuku ve Sermaye Piyasası Hukuku yönlerinden araştırılması hedeflenmektedir.

Borçlar hukukuKar aktarımıSermaye Piyasası Kanunu+4
Ece Deniz Günay
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklıklar hukukunda özel denetim

Anonim şirketlerde pay ve oy çoğunluğunu elinde bulunduranlar bir araya geldikleri zaman, hâkimiyeti elinde bulundurdukları için şirket yönetimini etkileyecek kararları alarak, kendi kararları doğrultusunda şirketi yönlendirebilirler. Çoğunluğu elinde tutanların gücü karşısında azlık ve münferit pay sahiplerinin korunması, onlara bazı bireysel haklar tanınması ile sağlanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın konusu Anonim Ortaklıklar Hukuku'nda Özel Denetim'dir. TTK'nin "pay sahibinin kişisel haklarıˮ ana başlığı ve V. numaralı özel denetim isteme hakkı alt başlığı altında TTK m.438 ve 444' da düzenlenen özel denetim isteme hakkı, anonim ortaklıkta önemli bir bireysel ortaklık ve azlık haklarından birisini oluşturmaktadır. Aydınlatıcı haklar olarak adlandırılan bilgi alma ve inceleme hakkı ile özel denetim isteme hakları; şirketin faaliyetleri, işlemleri, ekonomik durumu hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan pay sahiplerinin, bu haklarını kullanarak daha bilinçli olmalarını sağlarlar. Bu iki hak, hem önleyici hem de telafi edici niteliktedir

Anonim ortaklıklarAnonim şirketlerDenetim+3
Gözde Engin Günay
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anonim ortaklık genel kurul kararlarının iptaline bağlanan hukuki sonuçlar

Anonim ortaklıkların genel kurul kararları kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı ise bu kararlar iptal edilebilir niteliktedir. Bir genel kurul kararı hakkında iptal davası açılması kararın uygulanmasına engel değildir, yani iptal kararı verilene karar karar uygulanabilir niteliktedir. Genel kurul kararları iptal edildiğinde, mahkemenin hükmünün geçmişe etkili sonuç doğuracağı kabul edilmektedir. Ancak iptal kararı verilene kadar, genel kurul kararı uygulanabilir olduğundan, geçmişe etkililik ilkesinin sınırsız şekilde uygulanması üçüncü kişilerin menfaatlerini olumsuz etkilemesi ya da hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edilmesi mümkün olacaktır. Bu nedenle genel kurul tarafından alınan kararın uygulanması üçüncü kişilerin menfaatlerini de etkiliyorsa ya da iptal kararının geçmişe etkili olarak uygulanması hukuk güvenliğini ihlal ediyorsa, bu ihtimalde iptal kararının ileri etkili sonuç doğurması ya da geçmişe etkililik ilkesinin sınırlı şekilde uygulanması gerekmektedir.

Emin Çamurcu
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunması

Islahçı hakkı, bitki çeşitleri üzerinde tanınan bir fikri mülkiyet hakkıdır. Bitki çeşitleri üzerinde ıslahçı hakkı tanınmasının amacı, ıslah faaliyetini teşvik etmektir. Islah faaliyetinin amacı ise, yüksek verimliliğe sahip, hastalıklara karşı dayanıklı ve kaliteli bitki çeşitleri elde etmektir. Türkiye'de bitki çeşitleri üzerindeki ıslahçı hakkı, 8 Ocak 2004 tarihli ve 5042 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Kanun, UPOV Sözleşmesi (Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşme) ve Avrupa Birliği Topluluk Bitki Çeşidi Haklarına ilişkin Konsey Tüzüğü'nü temel almaktadır. Islahçı hakkının tanınabilmesi için, bitki çeşidinin, yeni, farklı, yeknesak, durulmuş ve uygun bir çeşit ismine sahip olması gerekmektedir. Islahçı hakkı, sahibine, çeşidin üretimi, çoğaltımı, çoğaltım amacıyla hazırlanması, satışa arz edilmesi, satılması veya diğer şekillerde piyasaya sürülmesi, ihraç edilmesi, ithal edilmesi ve depolanması yetkilerini tanır. Bu yetkilerin sınırlandırılma hallerinden biri olan çiftçi istisnası, ıslahçı hakkının korunmasına ilişkin düzenlemelerde önemli bir yer teşkil eder. Islahçı hakkı, hukuki işlemlere konu olabileceği gibi; hakkın tecavüze uğraması halinde, hak sahibi, hakkını korumak için, Kanun'da öngörülmüş olan hukuk ve ceza davalarını açabilir. Türkiye'de uygulaması yeni yeni gelişmekte olan bu fikri mülkiyet hukuku düzenlemesi, gitgide artan ıslahçı hakkı tescil başvuruları ve Türkiye'nin 18 Kasım 2007 tarihi itibariyle UPOV'a üye olması ile birlikte daha da önem kazanmıştır.

Bitki korumaBitki ıslahıFikri ve sınai mülkiyet hakları+1
Ayşe Özkan
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multimedya eserlerin fikir ve sanat eserleri hukuku kapsamında korunması

Multimedya eserler, teknolojinin gelişimi ile ortaya çıkmış, karmaşık ve kompleks bir yapıya sahip eserlerdir. Ancak, şu an için multimedya eserleri tanımlayan ve bu tür eserlere özgülenmiş bir koruma sistemini düzenleyen bir hukuk mevcut değildir. Bu husustaki eksiklik, multimedya eserlerin ekonomik değerinin ve gücünün artması ile daha fazla hissedilmeye başlanmıştır. Bu noktada, fikir ve sanat eserleri hukukunun multimedya eserleri koruma hususundaki yeterliliğinin tetkik edilmesi gerekmektedir. Söz konusu çalışma, multimedya eser tanımını tespit etmeyi ve bu tanım çerçevesinde mevcut fikir ve sanat eserleri hukuku sistemi içerisinde multimedya eserlerin eser niteliğini irdelemeyi ve söz konusu sistemin yeterliliğini multimedya eserler bakımından ele almayı amaçlamaktadır.

Fikir ve Sanat Eserleri KanunuFikri mülkiyet hukukuMultimedya
Adnan Eren Ürey
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gayrimenkul yatırım ortaklığı

Türkiye, gerek hızlı şehirleşme sebebiyle artan altyapı ihtiyacını, gerek hızlı nüfus artışı sebebiyle artan konut ihtiyacını karşılayabilmek için gayrimenkul alanında yatırımlara ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'de gayrimenkul yatırımı yapmak, bir yandan ülkenin içinde bulunduğu gayrimenkul projesi ihtiyacı sebebi ile, diğer yandan da gayrimenkul yatırımının yatırımcısına sağladığı enflasyona karşı koruma ve düşük volatilite gibi avantajlar bakımından tercih edilir hale gelmiştir.Gayrimenkul yatırımcısı bu yatırımı doğrudan yapabileceği gibi dolaylı da yapabilmektedir. Gayrimenkule dolaylı yatırımdan kastedilen, yatırımcının gayrimenkul üzerinde doğan hakka bizzat yatırım yapmaktan ziyade, gayrimenkule doğrudan yatırımı hali hazırda yapmış olan fonlar ve yatırım ortaklıklarına yatırım yapmayı tercih etmesidir. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hisse senetleri ile, bunların ihraç ettikleri gayrimenkule dayalı menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarına yatırım yapılması halinde gayrimenkule dolaylı yatırım yapılmış olmaktadır. ?Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı? isimli bu çalışmada, Türkiye'de sermaye piyasalarında faaliyet gösteren küçük yatırımcıya, gayrimenkule dolaylı yoldan yatırım yapma imkânı tanıyan bu kurumsal yatırımcı tipi hukukî yönden incelenmektedir.Türkiye'de kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıkları, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 32, 35 ve 36. maddelerine dayanılarak, Sermaye Piyasası Kurulu'nun çıkartmış olduğu Seri: VI, No: 11 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği'nde düzenlenmektedir. Bu sebeple, çalışma ağırlıklı olarak bu Tebliğ hükümleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bununla birlikte, çalışmada tebliğe nazaran, üst norm niteliğinde olan, kanun hükümlerinden de yararlanılmıştır. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hukuki yapısı ve faaliyetlerini ilgilendirdiği ölçüde, Sermaye Piyasası Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve ilgili başka kanun hükümleri üzerinde de durulmaktadır. Bu kanunlardan, gayrimenkul yatırım ortaklığının en yakından ilgili olduğu, Sermaye Piyasası Kanunu'dur. Ancak, Sermaye Piyasası Kanunu'nun çerçeve kanun niteliğinde olması sebebi ile sadece çerçevesini çizdiği pek çok konunun ayrıntısı Sermaye Piyasası Kurulu'nun çıkarttığı çeşitli tebliğlerde bulunduğundan, çalışmanın kaynaklarının araştırılmasında, Sermaye Piyasası Kurulu'nun tebliğlerinden de sıklıkla faydalanılmıştır. Yararlanılan tebliğlerden başlıcaları Seri: I, No: 26 sayılı Hisse Senetlerinin Kurul Kaydına Alınması ve Satışına İlişkin Esaslar Tebliği, Seri: III, No: 35 sayılı Varlık Finansmanı Fonlarına ve Varlığa Dayalı Menkul Kıymetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ, Seri: III, No: 19 sayılı Gayrimenkul Sertifikalarının Kurul Kaydına Alınmasına İlişkin Esaslar Tebliği, Seri: V, No: 59 sayılı Portföy Yöneticiliği Faaliyetine ve Bu Faaliyette Bulunacak Kurumlara İlişkin Esaslar Tebliği'dir.Çalışmanın konusu, Türkiye'deki gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hukukî yönden incelenmesi olduğundan, yukarıda görüldüğü gibi, Türk mevzuatından ve Türk mevzuatı hakkındaki kaynaklar olan Türk doktrini ve içtihadından ağırlıklı olarak yararlanılmıştır. Gerek gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet gösterdiği saha olan sermaye piyasaları, gerek gayrimenkul yatırım ortaklığı kurumunun dünyadaki ilk modern örnekleri ABD'de görülmüş olduğundan, çalışmada ABD menşeli doktrinel kaynaklara da yer verilmiştir.İlk örneklerini ABD'de gördüğümüz, ortaklık temelinde gayrimenkul yatırımı modeli, ABD'deki başarılı yükselişini takiben, Avrupa Birliği ülkelerinde de bir yatırım modeli olarak uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine aday ülke olması ve hukuk sisteminin Kıta Avrupa'sı hukuk sistemlerine, ABD'ye nazaran daha yakın olması sebebi ile, düzenleme bulunduğu ölçüde AB hukukuna ve çeşitli AB ülkelerindeki ve İsviçre'deki gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin mevzuat ve doktrine de çalışmada yer verilmiştir.Çalışmanın özellikle açıklama ve öneri gerektiren yerlerinde, ABD, AB ve çeşitli Avrupa ülkeleri hukukuna ilişkin bilgiler ve Türk hukuku ile karşılaştırmalar yer almaktadır. Bununla birlikte çalışma, incelenen her bir yabancı hukukun yerleşmiş içtihadı, ülkesindeki doktrinel görüşleri ve uygulamadaki eğilimlerini kapsayacak boyutta, bir karşılaştırmalı hukuk çalışması niteliğinde değildir. Yabancı hukuka, ülkemizdeki mevzuatın yorumlanması ve zaman zaman da mevzuatın de lege feranda değiştirilmesi gerektiği düşünüldüğü durumlarda, öneri getirmek amacı ile yer verilmiştir.Çalışma, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hukuki incelemesini yaparken, ortaklığa iki temel perspektiften yaklaşmaktadır. Bunlardan ilki, gayrimenkul yatırım ortaklığının, bir hak süjesi olarak hukuk sistemi içinde teşekkül edişini ve sona ermesini, yani hukuki yapısını incelemektedir. Daha açık ifadesi ile, gayrimenkul yatırım ortaklığının tüzel kişilik kazanmasının koşulları ve bunun aşamaları ile, tüzel kişiliğinin sona ermesi ve bunun koşulları üzerinde durmaktadır. İlk bölümde, tüzel kişiliğini ne şekilde kazandığı ve kaybettiği tespit edilen gayrimenkul yatırım ortaklığının, ikinci bölümde, bir hak süjesi, tüzel kişi olarak hukuk düzeni içerisinde faaliyetleri üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde ortaklığın özellikle yatırım ve finansmana ilişkin faaliyetleri ve bunların sonuçları üzerinde durulmaktadır.Çalışmanın bu ilk ikili ayrımında, her bölüm ağırlıklı olarak, özel hukukun iki ana branşından birini ilgilendirmektedir. Şöyle ki, gayrimenkul yatırım ortaklığının tüzel kişilik kazanma ve kaybetmesine ilişkin koşul ve aşamaları inceleyen ilk bölüm ağırlıklı olarak ortaklıklar hukuku ve bununla bağlantılı bulunan sermaye piyasası hukukunu ilgilendirmektedir. Bir tüzel kişi olarak gayrimenkul yatırım ortaklığının hukuki işlemleri ve bununla bağlantılı hususların incelendiği ikinci bölüm ise, esas itibariyle medeni hukuk ve bununla bağlantılı bulunan borçlar hukukunu ilgilendirmektedir.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tüzel kişiliğini edinmesi ve sona ermesine ilişkin ilk bölüm kendi içinde dört alt başlıktan meydana gelmektedir. Bu başlıklar sırasıyla; uygulanacak hükümlerin belirlenmesi, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kuruluşu, kuruluş sonrası zorunlu merasimler ile gayrimenkul yatırım ortaklıklarının sona erme sebepleri ve tasfiyesidir. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tüzel kişiliğine hasredilmiş olan ilk bölümde, öncelikle gayrimenkul yatırım ortaklıklarına uygulanacak hükümlerin hangileri olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bir kere uygulanacak hükümler tespit edildikten sonra, tüzel kişiliğin kurulması aşamaları açıklanmıştır. Gayrimenkul yatırım ortaklığı bir tüzel kişi olarak kurulduğu anda, hukuki teşekkülünü gerçek anlamda tamamlamış olmaz. Ortaklığın meydana gelmesinden itibaren belirli süreler içinde (portföyü oluşturma, halka açılma gibi) bir takım işlemleri yerine getirmesi gerekmektedir, aksi takdirde ortaklık gayrimenkul yatırım ortaklığı sıfatı ile faaliyet gösterme yetkisini yitirecektir. Bu sebeple ilk bölümün üçüncü alt başlığı, kuruluş sonrası zorunlu merasimlerin tetkikine ayrılmıştır. Bölümün son alt başlığı ise, kurulmuş ve gayrimenkul yatırım ortaklığı sıfatı ile faaliyet gösterme hakkını kazanmış bir ortaklığın hangi sebepler ile sona ereceği ve tasfiye edileceği konularına açıklık getirmektedir.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarına uygulanacak hükümlerin belirlenmesine ilişkin ilk bölümün ilk alt başlığı altında Medeni Kanun ve Türk Ticaret Kanunu'nun, uygulanacak hükümlerin belirlenmesine ilişkin ilkeleri uyarınca bir sıralama yapılmaktadır. Esasen, uygulanacak hükümlerin belirlenmesi meselesi, gayrimenkul yatırım ortaklığı gibi bir kurumun hukuki açıdan incelenmesinde, olağan hallerde kısa bir yer tutması beklenebilecek konudur. Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları Tebliği'nde düzenlenen hükümler, şayet bir kanunda düzenlenmiş olsa idi uygulanacak hükümler belki bir cümle açıklanabilirdi. Ancak, ülkemizde bu kurumun gerek kuruluşunu, gerek faaliyetlerini düzenleyen emredici hükümlerin, kanun yerine, normlar hiyerarşisinde yönetmelik seviyesinde bulunan bir tebliğ ile düzenlenmiş olması, uygulanacak hükümlerin belirlenmesinde önemli güçlüklerin çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu güçlüklerin aşılması amacıyla özellikle, Tebliğ'i hazırlayıp yayınlayan Sermaye Piyasası Kurulu'nun böyle bir düzenleyici işlem yapma konusundaki yetkisinin sınırları ile Tebliğ'in normlar hiyerarşisi bakımından kanun düzenlemeleri karşısındaki sınırları üzerinde durulmuştur.Birinci bölümün ikinci alt başlığı altında gayrimenkul yatırım ortaklığının tüzel kişi olarak hukuk sahasına çıkması amacıyla hangi aşamalardan geçileceği üzerinde durulmaktadır. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları anonim ortaklık şeklinde kurulduğundan, esasen gayrimenkul yatırım ortaklığının kuruluşunda da bir anonim ortaklık kuruluşunda olması gereken tüm aşamalardan geçilmesi gerekmektedir. Ancak tezin hedefleri arasında genel olarak anonim ortaklıklarının kuruluşunun açıklanması olmadığı için, bu açıklamaların yapılması genel eserlere bırakılıp, söz konusu başlık altında yalnızca gayrimenkul yatırım ortaklıklığının kuruluşunun, anonim ortaklığı kuruluşuna nazaran özel bir durum oluşturduğu haller üzerinde durulacaktır. Bu bağlamda gayrimenkul yatırım ortaklığının esas sözleşmesini hazırlayacak olan, kurucu ve lider sermayedarlarda bulunması gereken niteliklerin neler olduğu ile, esas sözleşmede yer alması gereken unsurlar, ortaklığın unvanı, amaç ve konusu, asgari sermayesi ve ayni sermaye koyma imkânları üzerinde durulmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları zorunlu olarak kayıtlı sermayeli olarak kurulmak durumunda olduğundan, ortaklığın, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan kuruluş izninin yanı sıra kayıtlı sermaye izni de alması gerekmektedir. Sermaye Piyasası Kurulu'ndan alınan bu izin ve görüşlerin yanı sıra, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan alınacak kuruluş izni ile, ortaklığın Ticaret Sicili'ne tescili mümkün olacaktır. Ticaret Sicili'ne tescil ve bunun ilanı ile ortaklık hukuk sahasına bir tüzel kişilik olarak çıkmış olmaktadır.Yukarıda da işaret edildiği gibi, gayrimenkul yatırım ortaklığının, bu sıfatını koruyarak faaliyetlerine devam edebilmesi için kuruluşunu takiben bir takım zorunlu merasimleri gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu merasimlerden ilki, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan portföy işletmeciliği faaliyet izni alınmasıdır. Gayrimenkul yatırım ortaklığının, ticari kazancını yalnızca, oluşturduğu gayrimenkul portföyünü işleterek kazanması gerekmektedir. Ortaklığın başka türlü bir ticari faaliyet yapması Tebliğ ile yasaklanmıştır. Bu sebeple faaliyetlerine devam edebilmesi ancak portföy işletmeciliği faaliyet iznini edinmesi ile mümkün olur. Portföy işletmeciliği faaliyet izni talebi ile birlikte, ortaklığın halka açık anonim ortaklık statüsünü edinmesi talebi değerlendirilmektedir. Ortaklığın faaliyetlerine devam edebilmesi için, ödenmiş sermayesinin en az %49'unu kamuya arz etmesi gerekmektedir. Ortaklığın halka arz olunan hisse senetlerinin, borsaya kote olması zorunludur. Bu sebeplerle çalışmanın bu bölümünde, kuruluştan sonra zorunlu merasimler çerçevesinde, portföy işletmeciliği faaliyet izni edinilmesi, halka açık anonim ortaklık statüsünün elde edilmesi ve buna bağlı olarak hisse senetlerinin kote edilmesi hususları incelenmiştir.Hukuk sahasına bir tüzel kişilik olarak çıkıp, gayrimenkul yatırım ortaklığı sıfatını koruma şartlarını edinen ortaklığın sona ermesi hususu, ortaklığın hukuki yapısına ilişkin ilk bölümün son alt başlığı altında değerlendirilmektedir. Tıpkı tüzel kişiliğin kuruluşunun incelendiği ikinci alt başlıkta olduğu gibi, tüzel kişiliğin sona ermesine ilişkin bu alt başlıkta da yalnızca gayrimenkul yatırım ortaklıklarına özellik arz eden sona erme sebeplerine değinilmektedir. Gayrimenkul yatırım ortaklığı bir anonim ortaklık olarak kurulduğu için, anonim ortaklığın sona ermesine sebebiyet veren her husus, gayrimenkul yatırım ortaklığının da sona ermesine sebep olacaktır. Çalışmada yalnızca gayrimenkul yatırım ortaklıklarına özel olabilecek butlan, fesih ve infisah hallerine değinilmektedir. Ortaklığın hukuki yapısına ilişkin bu bölümde son olarak ortaklığın tasfiye ve terkinine değinilmektedir. Burada da alelade anonim ortaklıklardan farklı olarak gayrimenkul yatırım ortaklıklarına uygulanabilecek tedrici tasfiye hükümleri üzerinde durulmaktadır.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ne şekilde kurulduğuna ve sona erdiğine ilişkin hususları birinci bölümde açıklığa kavuşturduktan sonra, ortaklığın faaliyetlerine ilişkin hususlar ikinci bölümde açıklanmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi ortaklığın Tebliğ ile izin verilen tek ticari faaliyeti, portföy işletmeciliğidir. Bu sebeple ikinci bölümün ilk alt başlığı altında portföy işletmeciliği faaliyetine hâkim ilkeler üzerinde durulmakta, ikinci alt başlık altında gayrimenkul portföyü işletmecisi olarak Tebliğ ile izin verilen faaliyetler üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümün son iki alt başlığı altında ise ortaklığın bir sermaye piyasası kurumu olmasından kaynaklanan faaliyetleri ve bu faaliyetlerin sonuçları üzerinde durulmaktadır. Üçüncü alt başlık altında gayrimenkul yatırım ortaklığının Tebliğ'de belirlenmiş olan, sermaye ve para piyasası faaliyetlerinin neler olabileceği açıklanmakta, dördüncü alt başlık altında ise ortaklığın bir sermaye piyasası kurumu olması sebebi ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi olması üzerinde durulmaktadır. Aynı başlık altında ortaklığın faaliyetlerinden kaynaklanan kazancının vergi avantajları açıklanmaktadır.Gayrimenkul yatırım ortaklığının faaliyetlerinin değerlendirildiği ikinci bölümün ilk alt başlığı, ortaklığın esas faaliyeti olan portföy işletmeciliği faaliyetine hâkim ilkelerin açıklanmasına hasredilmiştir. Gayrimenkul yatırım ortaklığının portföy işletmeciliği faaliyetlerine ilişkin uluslararası alanda kabul görmüş bir takım ilkeler vardır. Öncelikle bu ilkeler üzerinde durulmuş, ardından Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Tebliği'nde bu ilkeler ile de bağlantılı olacak şekilde yer alan portföy işletmeciliği ilkeleri açıklanmıştır.Gayrimenkul yatırım ortaklığının portföy işletmeciliğine hâkim ilkeleri de göz önünde bulundurarak, yapacağı esaslı faaliyet ikinci bölümün ikinci alt başlığı altında açıklanan gayrimenkul portföyü işletmeciliğidir. Gayrimenkul portföy işletmeciliği esas itibariyle iki ana yatırım kolundan oluşmaktadır. Bunlar, gayrimenkule dayalı haklara yatırım ve gayrimenkule dayalı projelere yatırımdır. Bu alt başlık altında, gayrimenkule dayalı ayni ve nispi haklardan hangilerine yatırım yapılmasının mümkün olduğu açıklanmıştır. Portföy işletmeciliği faaliyetlerinden gayrimenkule dayalı projelere yatırım hususu da ayrıntısı ile iki aşamada açıklığa kavuşturulmuştur. Bunlar; üzerinde proje geliştirilmesine Tebliğ ile izin verilen gayrimenkullerin hangileri olduğu ile, projenin yüklenilmesinde gayrimenkul yatırım ortaklığının hangi hukuki yöntemleri tercih edebileceğidir.Çalışmanın ikinci bölümünde açıklanan, gayrimenkul yatırım ortaklıkları faaliyetlerinden, sermaye ve para piyasası faaliyetlerine, bu bölümün üçüncü alt başlığında yer verilmiştir. Gayrimenkul yatırım ortaklığının para ve sermaye piyasasındaki faaliyetleri, yatırım faaliyeti ve finansman sağlama faaliyeti olarak iki başlık altında değerlendirilmiştir. Sermaye ve para piyasalarına yapılan yatırımlarda, ortaklığın esas faaliyet sahası göz önünde bulundurularak, gayrimenkule ilişkin sermaye piyasası araçlarına yapılan yatırımlara özel bir önem atfedilmiştir. Benzer şekilde, sermaye ve para piyasası faaliyetleri ile finansman elde etmenin amaçlandığı durumlarda da gayrimenkul piyasası ile doğrudan alakalı olan gayrimenkul sertifikaları ve varlığa dayalı menkul kıymet ihraçları üzerinde özellikle durulmuştur.Gayrimenkul yatırım ortaklığı bir sermaye piyasası kurumu olduğu için Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi bulunmaktadır. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi olması ile, bir sermaye piyasası kurumu olması sebebiyle elde ettiği vergi avantajlarından yararlandırılması hususları ikinci bölümün son başlığı altında değerlendirilmektedir. Ortaklığın Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi tutulması konusu, öncelikle bu denetimde tabi olunan esasların incelenmesi yolu ile açıklanmıştır. Denetimde bağlı olunan esaslar, denetimi yapan Sermaye Piyasası Kurulu'nun bağlı bulunduğu esaslar ile, denetlenen gayrimenkul yatırım ortaklığının denetime yardımcı faaliyetlerinde bağlı bulunduğu esasları da kapsayacak şekilde değerlendirilmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetiminde, gayrimenkul yatırım ortaklığının gerek idari, gerek mali denetimi üzerinde ve bu denetimler sonucunda ortaklığın maruz kalabileceği yaptırımlar üzerinde durulmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklığı yalnızca Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine değil, aynı zamanda yoğun bir vergi denetimine tabi tutulmaktadır. Gayrimenkul yatırım ortaklığı, yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren diğer ortaklıklardan faklı olarak bir takım vergi avantajlarına sahiptir. Bu bölümde öncelikle, ortaklığa dünyada ve Türkiye'de neden vergi avantajları tanındığı üzerinde durulmaktadır. Bu sebepler de göz önünde bulundurularak, ortaklığın bugün Türkiye'de sahip olduğu vergi avantajları ve avantaja sahip olması gerekmesine rağmen diğer ortaklıklarla aynı vergi yükümlülüklerine sahip olduğu alanlar açıklanmaktadır.Çalışmanın sonuç bölümünde, sırası ile yukarıda özetlenen tüm bölümlerde varılan sonuçlar ve öneriler bir bütünlük içerisinde gösterilmiştir. Bunun yanı sıra genel bir değerlendirme yapılmış ve çalışmada yer alan açıklamalar ışığında, Türk gayrimenkul yatırım ortaklıklarının bugünkü mevzuat ve uygulama çerçevesinde dünyadaki benzerleri karşısındaki durumu karşılaştırılmıştır. Bu genel değerlendirmeler ışığında gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile ilgili alanlarda araştırma yapmak isteyen kimselere yol gösterici nitelikte değerlendirme ve öneriler belirtilmiştir.

Gayrimenkul yatırım ortaklıklarıGayrimenkullerYatırım ortaklıkları
Deniz Ergene
Galatasaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kambiyo senetlerinin zayi olması ve hak sahibinin başvurabileceği hukuki yollar

Kıymetli evrak, Türk Ticaret Kanununun 645. maddesinde şu şekilde açığa kavuşturulmaktadır: "Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez". Tanımdan da anlaşılacağı üzere, senet ile hak birbirinden ayrılmamaktadır. Kambiyo senetleri de uygulamada en çok kullanılan kıymetli evraktır. Dolayısıyla kambiyo senetlerinde de hak, senede bağlıdır ve senetsiz ileri sürülemez. Tezimizin amacı, kambiyo senetlerinin zayi olması hallerini ve hak sahibinin bu durumda başvurabileceği hukuki yolları açıklamaktır. Ayrıca çalışmamızda, uygulamada sorunlara neden olan bazı hususlardan (düzenleyenin ödeme yasağı ve iptal talebinde bulunup bulunamayacağı, iptal kararı hamilinin müracaat borçlularına başvurup başvuramayacağı vs.) bahsedilerek doktrin ve yargı kararları ışığında önerilerde bulunulacak, çözüm yolları aranacaktır.

KambiyoKambiyo senetleriKayıp+5
Ramazan Turan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Patent hakları ve tecavüz fiilleri

Buluşlar, patent verilebilirlik kriterleri uyarınca; yeni, buluş basamağına sahip, sanayiye uygulanabilir ve patent verilemeyecek konu ve buluşların dışında olma şartlarını taşıdığı takdirde patent korumasına sahip olabilmektedir. Patent haklarının türleri olarak ifade edilen buluşçu hakkı, patent isteme hakkı ve patentten doğan hak ayrımının temeli, buluşun geliştirilmesinden buluş için inhisari hak kazanımına kadar geçen sürece dayanmaktadır. Buluş sahibi kural olarak patent isteme hakkını haiz olsa da ortak buluş, çifte buluş ve çalışan buluşları gibi hususlar patent isteme hakkı sahibinin tespitinde genel kurala istisna oluşturmaktadır. Patent belgesinin alınmasıyla patent sahibi inhisari hakka sahip olmakta ve yetkisiz üçüncü kişilerin buluştan yararlanmasını önleyebilmektedir. Patentten doğan hakkın kapsamının, sınırlandığı hâller ile birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Patent korumasının süreyle sınırlı olması, ülkesellik ilkesi, kamu düzeni gibi sınırlamaların yanında SMK m. 85/3'de yer alan hükümler genel sınırlamaları oluştururken, zorunlu lisans, ön kullanım hakkı, lisans verme teklifinde bulunma ve hakkın tüketilmesi hâlleri özel sınırlamaları oluşturmaktadır. Patentten doğan hakkın ihlâli yetkisiz üçüncü kişiler tarafında sınırlı sayıda belirtilmiş fiillerle gerçekleştirilebilir. Lisans hakkı sahibinin gerçekleştireceği ihlâl haricinde SMK m. 141/1 hükmünün a, b ve c bentlerinde yer alan tecavüze yönelik fiiller, ürün ve usul patentleri bakımından tasnife tâbi tutulmuştur.

Marka hakkını ihlalPatent hakkıPatentler+3
Şule Işın
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kambiyo senetlerinde aval

Aval, kambiyo senetlerinde verilen kişisel bir taahhüt türüdür. Bu taahhüt ile aval veren, senet ödenmediği takdirde, lehine aval verdiği kişi gibi sorumlu olmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 700-702 maddeleri arasında düzenlenen aval kurumunun amacı, kambiyo senedinin tedavülünü kolaylaştırmak ve senede duyulan güvenin arttırılmasını sağlamaktır. Aval beyanı, kambiyo senedinin ödeneceği hususunun garanti altına alınması ve aval veren kişinin gerektiğinde senet bedelini bizzat ödeyeceğini temin etmesi nedeniyle senede duyulan güvenin artmasına yardımcı olur. Aynı zamanda kambiyo senetleri üzerindeki aval beyanı, senet ile borç altına girmiş kişilerden biri lehine verilerek, kambiyo senedinin ticari hayattaki tedavülünün kolaylaşmasını sağlamaktadır. Aval beyanı kambiyo senedinde farklı konumlarda olan senet borçluları lehine bir teminat sağladığından kambiyo senetleri hukukunun tüm kurumlarına değinilmesini gerektirmektedir. Bu çalışmada, esas itibariyle avale dair kambiyo hukuku düzenlemeleri, avalin hukuki niteliği, aval verenin hakları ve sorumlulukları, aval beyanının şartları çerçevesinde ele alınmıştır. Bununla birlikte, aval kurumuyla ilgili olduğu ölçüde borçlar hukuku ve diğer hukuk dallarındaki düzenlemeler incelenmiş, konuyla ilgili Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler ışığında aval kurumu irdelenmiştir.

AvalCiroKambiyo senetleri+1
Burcu Alakuş Şekerci
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Katılım sigortacılığında danışma komitesi

Kendisi veya yakınları ile ilgili olarak can veya mal gibi çeşitli değerlere sahip olan insanın bundan kaynaklanan çeşitli sorumlulukları da vardır. Sahip olduğu değerlere yönelen zarar doğurucu olaylara karşı önceden tedbir almak insan için önemli bir ihtiyaçtır. Bu tedbirin sonucu olarak bireyler, karşı karşıya kalacakları zarar doğurucu olayların ekonomik sonuçlarından kendilerini korumak için sigortaya ihtiyaç duymuştur. Bu nedenle sigorta sektörü ekonomik anlamda büyüdüğü gibi bu büyüme birçok hukuki tartışma konusunu da beraberinde getirmiştir. Bünyesinde barındırdığı belirsizlik ve faiz gibi unsurlar nedeniyle geleneksel sigortanın İslam hukukuna uygun olmadığı İslam hukukçuları tarafından genellikle kabul edilmektedir. Geleneksel sigorta araçları bu nedenle Müslüman toplumlarda istenen seviyede rağbet görmemektedir. Zira insanlar risklere karşı güvence ihtiyacı ile geleneksel siogrta araçları arasında ikilemde kalmaktadır. Bu noktada dünyanın çeşitli ülkelerinde İslam hukukuna uyumlu katılım sigortacılığı gelişme alanı bulmuştur. Katılım sigortacılığı, İslam dininin öngördüğü temel ilkelere aykırı olmayan sigorta araç ve işlemlerden oluşmaktadır. Katılım sigortacılık işlem ve araçlarının İslam hukukun uyumu (şer'i uyum) hayati önemi haizdir. Danışma komitesi, bu uyumun tespiti ve ilgili bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması konusunda öngörülmüş yasal bir yapıdır. Bu nedenle danışma komitesinin yapısı, türleri, dayanağı, hukuki niteliği ve görevlerinin araştırılması önem arz etmektedir. Çalışmada dünya örnekleri de dikkate alınarak danışma komitesinin yapısı, işlevi ve hukuki niteliği ele alınmıştır. Ortaya konulan sonuçlar çerçevesinde Türkiye'deki katılım sigortacılık faaliyeti yürütülen İslami finansal kuruluşlarda danışma komitesi yapısının şekillenmesine ve gelişimine katkı sunulması amaçlanmaktadır.

DanışmanlarKatılım sigortacılıkSigorta sektörü+7
Muaz Mücahit Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00