Gazi University
Anabilim Dalı

Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı

Gazi University

3.420

Arşivlenen Tez

33

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Furkân suresi bağlamında mü'minlerin özelliklerinin kavramsal ve konusal açıdan değerlendirilmesi

İnsanlık serüveni Hz Âdem (a.s) ile başlamıştır. Hz. Âdem ilk insan olmakla birlikte peygamberlik görevini de üstlenen ilk insandır. Peygamberlik silsilesinin sonuncusu Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'dir. Son ilâhî kitap Kur'ân-ı Kerim'dir. İnsanlığın sıkıntı içinde olduğu bir dönemde peygamberlik vazifesinin verilmesi ve Kur'ân-ı Kerim'in gönderilmesi; Allah Teâlâ'nın varlığına ve birliğine, kitaplarına, meleklerine, âhiret gününe, kaza ve kadere imân eden bir topluluk inşa etmek içindir. Bu inşa sürecinde birey, toplumun ilk öğesidir. Bireyin maddî ve manevî bakımdan sağlıklı olması toplumun da sağlıklı olmasına vesile olur. İslâm Dînî bu bakımdan insanların sağlıklı bir şekilde toplum hayatında yer almasına büyük önem verir. Müslüman olmak, kulluk bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmeyi gerektirir. Kulluk bilinci ve sorumluluk duygusu taşıyan kimselere Mü'min denir. Kur'ân-ı Kerim'in çeşitli yerlerinde mü'minlerin özelliklerinden bahsedilir. Biz araştırmamızda Furkân Suresi'nde Mü'minlerin özelliklerini kapsayan kavramları kısaca açıkladık. Aynı Surenin (63-77) ayetlerindeki mü'minlerin özeliklerini olumlu ve olumsuz davranışlar diye ikiye ayırdık. Olumlu davranışları şöyle sıralayabiliriz: Tevâzu ve hilm sahibi olmak, geceyi ibadetle geçirmek, günahlardan arınmak için tövbe etmek, cehennem azabından korkmak, hayırlı eş ve evlat için Allah Teâlâ'ya niyazda bulunmak, sabır ve dua ile Allah Teâlâ'dan yardım ummak. Olumsuz davranışlar: Câhilce davranmak; şirki çağrıştıracak fiiler yapmak; isrâf ve cimrilik yapmak; haksız yere cana kıymak, zinâ yapmak, yalan yere şahitlikte bulunmak, Allah Teâlâ'nın ayetlerine karşı duyarsız kalmak. Furkân ismi aynı zamanda Kur'ân'ın isimlerinden biridir. Kelime anlamıyla aklı; hak ile batılı, gerçek ile sahteyi, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü ayırmak için kullanma sanatıdır. Mü'minler düşünen, araştıran, fark etme yeteneğini geliştiren bireylerdir. Bu kimselerin hem kendileri hem de davranışları örnek teşkil eder. Böyle bireylerin oluşturduğu toplumda saygı, sevgi ve adalet vardır. Mü'minlerin var olduğu toplumda olumsuz fiiller azalır. Herkes huzur, mutluluk içinde yaşar. Allah Rasulü'nün razı olduğu toplum böyledir. Anahtar Kelimeler: Furkân, Rahmânın Kulları, Akıl, Nesil, Tevekkül,

Furkan suresiKur'an-ı KerimMümin+1
İsmail Yıldız
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam hukukunda kişilik bağlamında yapay zekâ sorunu

Çalışmada, "İslam Hukukunda Kişilik Bağlamında Yapay Zekâ Sorunu" konu edilmiştir. Bu kapsamda yapay zekâ sorunu farklı yönleriyle üç bölümde ele alınmıştır. Bunlar; yapay zekânın insan beyni ile münasebeti, tanımı, kısımları ve Felsefî alt yapısının incelenmesidir. Aslında yapay zekâ bir algoritmadır. Algoritmanın en büyük benzeşim gösterilmeye çalışıldığı alan ise insan beynidir (zihin modellemesi). Bu sebeple yapay zekâya neden ihtiyaç duyulduğu ve neden hukukî alt yapısı sorun edildiğine çözüm aranmıştır. İslam hukukunda kişilik bağlamında yapay zekânın değerlendirilmesinin bir ihtiyaç olduğu kabul edilerek, yapay zekânın insan şahsiyetine etki eden faktörlerle kıyaslaması yapılmıştır. Yapay zekâya insan görünümlü robot formlu bir bedende hukukî bir kişilik verilmesi temel sorun kabul edilerek; ruh, irade, akıl ve fıtrat (fıtrata bağlı transhümanite ve yapay zekâ ve neslin devamı problemi açısından yapay zekâ ile evliliğin İslam Aile Hukuku açısından ortaya koyduğu asılların merkezinde tartışılması) bağlamında değerlendirilmiştir. Yapay zekâ hukukunun gelişmekte olduğu göz önüne alınarak İslam ceza hukukunda yapay zekânın değer sorunu ve hukuk norm bazlı açıklamalar yapılmıştır. Ayıca yapay zekânın cezaî ehliyetine bağlı işlenen suçlar ve bu suçların cezalandırılmasında nasıl bir yol ortaya konulması gerektiği ifade edilmiştir. Bu anlamda özellikle kusursuz sorumluluk eksenli yapay zekânın neden olduğu suçlarda yapay zekâyı üreten, programlayan ve kullananın sorumlu tutulmaları gerektiği öne sürülerek muhtemel tehlikelere işaret edilmiştir. Özellikle yapay zekânın eşya statüsü önerisinin İslam Hukuku açısından en uygun değerlendirme olacağı önerisi getirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hukuk, İslam Hukuku, Yapay Zekâ, Akıl, Transhümanite, Öjeni, Nesil, Robot.

Din-hukuk ilişkileriKişilikRobotlar+5
Songül Ersan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebu-l-Muin en-Nesefi'ye göre Arş, Kürsi ve Levh-i Mahfuz

Beni bu araştırmayı yapmaya sevk eden temel neden Ebu'l-Mu?in En-Nesefi?nin Maturidiyye ekolünde büyük bir kelamcı olmasıdır. Zira onun bu mezhepteki konumu Bakıllani?nin Eş?ariye?deki, Kadı Abdulcabbar?ın da Mutezile?deki konumu gibidir. Çalışmamız Ebu?l-Muin en-Nesefi?nin hayatı, eserleri, Arş, Kürsi ve Levh-i Mahfuz hakkındaki görüşlerini içermektedir.Tezimiz giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır.Giriş kısmında kelami fırkaların doğuşu, Maturidiye ekolünün ortaya çıkışı ve ekolün meşhur kelamcıları hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Maturidiye ile Eşariye mezheplerini karşılaştırarak ve bu iki mezhep arasındaki ihtilafları ve farkları ortaya koymaya çalıştık. Tezimizin birinci bölümünde Ebu?l-Muin?in hayatını detaylı bir şekilde ele aldık. Özellikle kelamcımızın yaşadığı dönemi siyasi, sosyal ve ilmi gelişmelerini tahlil ederek kişiliği üzerinde etkili olabilecek tüm unsurları tespit etmeye çalıştık. Tezimizin ikinci bölümünde Allah?ın sıfatlarına genel bakış açısını vererek başlamayı uygun gördük. Çalışmamızın temel konusunu oluşturulan Arş, Kürsi ve Levh-i mahfuz kavramlarını özellikle kelamcımızın görüşleri doğrultusunda üçüncü bölümde ele aldık. Anahtar Kelimeler: Ebu?l Muin en-Nesefi?nin Hayatı, Eserleri, Arş, Kürsi ve Levh-i Mahfuz

Allah`ın sıfatlarıBiyografiEbu`l-Muin en-Nesefi+5
Tahsin Kazan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam Hukuku istinbat metodolojisinde lâfızlardaki kapalılığın kaynakları ve telâfi yolları

İslam hukukunda ana hüküm kaynakları Kur?ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber (S.A.S.)?in söz ve davranışlarıdır. Müslümanlar Hz. Peygamber (S.A.S.) zamanından itibâren bu iki kaynağı doğru bir şekilde anlayıp yorumlayabilmek için farklı yöntemler kullanmışlardır. Bu yöntemlerden birisi de lâfızlardaki kapalılığın (hafa) giderilmesidir. Bu çalışma lâfızlardaki kapalılığın giderilme yöntemlerini ele almaktadır. Tez; Giriş, üç ana bölüm, Sonuç ve Bibliyografya?dan oluşmaktadır. Birinci bölüm başlığına ?Genel Olarak Delâlet Şekilleri? adı verilmiş ve fıkıh usulünün delâlet şekilleri özetlenmiştir. İkinci bölüm?de ?Lâfızlardaki Kapalılığın Kaynakları? incelenmiş ve lâfızların delâletlerindeki kapalılık esas alınarak yapılan, hafî, müşkil, mücmel ve müteşâbih kavramları izah edilmiştir. Üçüncü bölüme ise ?Lâfızlardaki Kapalılığın Telâfi Yolları? ana başlığı konulmuş ve klasik usul-i fıkıhtaki beyân kavramı temelinde, kapalılığın telâfisi için takip edilecek metot üzerinde durulmuştur. Tezde klasik kaynaklar esas alınmış ve mevzu hakkında sentez yapılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, Fıkıh Usulü, Hafa, Hafî, Müşkil, Mücmel, Müteşâbih, Zâhir, Nass, Müfesser, Muhkem, Beyân, Tercih.

LafızMücmel hadisMüteşabih+4
Emine Erdoğan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefî düşüncesinde çocuk üzerindeki malî velâyet

"Çocuk" kavramı insanda bilgisizlik, korunaksızlık, masumiyet, muhtaçlık gibi kavramları çağrıştırmaktadır. Çocuğun bu eksiklikleri tam ehliyetli yetişkinler tarafından sevgi, şefkat ve merhametle korunarak, eğitilerek ve hayata hazırlanarak giderilmelidir. İslam hukuku, çocuğa ve çocuğun haklarına büyük önem vermiş ve her konuda haklarını koruma altına almıştır. Öyle ki küçük çocukların velâyetini, kendilerine bakmaktan aciz oldukları ve ihtiyaçlarını bizzat karşılayamadıkları gerekçesiyle neseb ve din bağı bulunan şefkatli ve merhametli kimselere vermiştir. Velâyet, şefkatli ve merhametli kimseler olmalarının yanında çocuk hakkında daha isabetli görüşe sahip olmalarından dolayı babaya verilmiş şer'î bir yetkidir. Bu yetkinin kapsamı çocuğun yalnızca menfaatine olan tasarruflar olarak belirlenmiştir. İslam Hukukunda tüm çocuklar hem şahsî hem de malî olarak "velâyet" ya da "vesâyet" müessesesiyle güvence altına alınmıştır. Yetim, öksüz, buluntu (lâkit) veya ebeveynleri boşanmış olsun tüm çocukları himaye edecek, mallarını koruyacak bir veli ya da vasî görevlendirilmektedir. Bu velî ya da vasîlerin çocukla ilgili tasarrufta bulunmaya yetkili olabilmeleri için gerekli vasıfların tespiti İslam hukukçuları tarafından titizlikle yapılmıştır. Gerekli vasıfları taşıyan velî ya da vasîlerin çocuğun hem şahsına hem de malına yönelik tasarrufları noktasında da çocuğun menfaatleri gözetilerek sınırları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Çocuk, Velâyet, Malî Velâyet

HanefilerMali hukukMezhepler+2
Numan Yıldız
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dört mezhep içinde şafiîlerin teferrüt ettiği meseleler

Kur?an?ı Kerim ile sahih sünnetin açık olarak ifade ettiği bir hüküm üzerinde fakihlerin farklı görüş beyan etmeleri caiz değildir. Ancak gerek nass?lardan kaynaklanan sebeplerden, gerekse de hakkında nass (ayet ve hadis, temel alınacak delil) bulunmayan hususlarda ne şekilde hareket edileceği konusu göz önüne alındığında, farklı mezheplerin var olması zorunlu olur. Yukarıda değindiğimiz gibi müçtehidlerin, nassı anlama, hadisin sübutu ve maslahat, örf ve benzeri delilleri alıp almamakta farklılıkları, ister istemez meselelerin hükmünde ihtilaf etmelerine sebep olmuştur. Netice itibari ile Müslümanlar da kendi bölgelerinde yaşayan imamın fetvalarını biliyor, onu tercih ediyor ve ona göre amel ediyordu. İşte bu tercih ve taraftarlık zamanla yerini ?gidilen yol? manasına gelen mezheplere terketti. Hanefi, Şafiî, Maliki, Hanbelî, Ca?feriyye, Zeydiyye ve Zahirilik mezhepleri başta olmak üzere birçok mezhep ortaya çıktı. Ancak bu yedisi dışındakilerin bağlıları kalmadığı için kitaplarda sadece isimleri vardır. Biz de Ehl-i Sünnet mezhepleri içerisinde Şafiî mezhebinin üç mezhebe muhalif olduğu konuları tespit etmeye çalıştık. Yaptığımız araştırmada Şafiîlerin; ibâdât, muâmelat, münâkehât, müfârekât ve ukubat konularında üç mezhebe teferrüd ettikleri konuları tespit etmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Şafiîler, Hanefiler, Hanbelîler, Malikiler, İbâdât, Muâmelat, Münâkehât ve Müfârekât ve Ukubat, Teferrüd?

HanbeliHanefilerKur'an-ı Kerim+3
Kenan Kılınç
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an'da dünya hayatının aldatıcı yönleri ve bunlardan korunma yolları

Kur'an-ı Kerim'de dünya hayatının aldatıcı oluşu vurgulanmaktadır. Dünyaya imtihan için gönderilen insan, dünyanın süslü ve çekici yönlerine karşı dikkatli olması konusunda uyarılmaktadır. Kâinattaki her şeyi denge üzerine yaratan Yüce Allah, insanın da bu dengeyi sağlayacak şekilde bir hayat yaşamasını ister. İnsan hayatı, iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşama olan dünya hayatı, ahiret hayatını kazanma açısından çok önemlidir. İnsan, bu dünya hayatındaki tutum ve davranışlarıyla kalıcı olan ahiret hayatındaki akıbetini belirlemektedir. Bu nedenle dünya ve ahiret hayatını birbirinden bağımsız görmek mümkün değildir. Kur'an'da bize tavsiye edilen hem dünya hem ahiret saadetinin talep edilmesidir. İnsan, dünya ve ahiret hayatından birini tercih etme hatasına düştüğü vakit aldanabilmektedir. Allah'ın (c.c.) belirlediği yaşam tarzını benimseyip sırat-ı müstakim üzere ilerlediği vakit, her türlü aşırılıklardan ve hataya düşmekten korunmuş olacaktır. Kur'an'da sık sık üzerinde durulan dünya hayatının aldatıcı yönlerinin farkına varılması ve bu konuda yapılması gerekenleri konu edinen bu araştırmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı ve yöntemi belirtilmiştir. Birinci bölümde; dünya hayatı ile ilgili kavramlar incelenmiş ardından Kur'an ve hadislerin genel olarak dünya hayatına bakışına kısaca yer verilmiş ve bu bölümde son olarak dünya hayatına karşı insanların farklı tutumları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde dünya hayatının aldatan yönlerine ve aldatıcı olması sebebiyle şeytanın tuzaklarına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise dünya hayatına aldanma sebeplerine yer verilerek ardından korunma yolları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma hazırlanırken öncelikle klasik eserlere, akabinde konuyla ilgili olarak günümüze kadar yazılmış olan eserlere başvurulmuştur.

AhiretAldatmaDengeli yaşam+4
Türkan Aykılıç
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mâtürîdî'nin epistemoloji anlayışı

Ehl-i sünnet inancının iki ekolünden biri olan Mâtürîdîliğin kurucusu kabul edilen Ebû Mânsûr el-Mâtürîdî (333/944), Ebû Hanîfe'nin (150/757) Kelâma dair görüşleri temelinde İslâm itikadını savunmak ve Ehl-i sünnet inancını güçlendirmek adına gerek İslâm dışı akımlara gerekse Muʿtezile, Havâric ve Bâtınıyye gibi İslâmî mezheplere karşı ciddi bir mücadele vermiştir. İlme büyük bir ehemmiyet veren "Sâmânîler Devleti" (875-999) döneminde yaşayan Mâtürîdî, kendinden önce pek değinilmeyen bazı kelâmî konuları, kitaplarında ziyadesiyle ele almıştır. Fikirlerinin temeline akıl ve nakli koyarak kendine özgü istikamet belirlemiştir. Bu denli önemli bir fikir öncüsünün düşüncelerinin esasını teşkil eden epistemoloji anlayışının incelenmesi ehemmiyet arzetmektedir. İslam düşünce tarihinde etkin bir açılım yapan Mâtürîdî, ardından gelen âlimlere de bu yönde yol göstermesi bakımından değerli bir konumdadır. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Ehl-i sünnet kelamcıları arasında bilgi konusunu ilk defa müstakil bir bölüm olarak ele alan ve onun kuramsal çerçevesini belirlemeyi deneyen düşünürdür. O, bilgide kesinlik unsuruna dikkat çekmiş, taklitle elde edilen bilginin geçersizliğini vurgulamıştır. Mâtürîdî, dışımızdaki varlığın nesnel varlığına dikkat çekmiş ve ona ilişkin bilgimizden hareketle bilginin imkânını temellendirmiştir. Bilginin mahiyetinin ne olduğu, değeri ve kaynakları onun epistemolojisinin anlaşılmasında etkin rol oynar. Bilgi kaynaklarını havâssı selîme (duyular), haberi sadık (doğru haber) ve akıldan ibaret olarak kabul eden Mâtürîdî'ye göre bilgi vasıtalarının her birinin ayrı alanları (sınırları) vardır ve bunlar birbirlerinin vazifelerini yapamazlar. Bilgi elde edeceğimiz zaman bu kaynakların hiçbirini kapı ardına bırakamayız. Çünkü birinin elde ettiği bilgiyi diğeri elde edemez. Fiziki dünya ile ilgili konularda duyular, geçmişle ilgili bilgi kaynağımız haberlerdir. Duyu alanı dışında, gâible ilgili hususlar da bir düşünceye sahip olabilmek için ise ya istidlâle ya da Hz. Peygamber'in haberine ihtiyaç vardır. Bilginin türleri üzerinde de duran Mâtürîdî, "ilâhî bilgi" ve "beşerî bilgi" hususlarında ki anlayışını da ortaya koymuştur. Mâtürîdî, din anlayışı konusundaki denge güden tutum ve itidalli oluşuyla geniş kitlelere hitap edebilmiş ve günümüze kadar takip edilen âlimlerden olmuştur. Biz de akide gibi önemli bir konunun zayıf bir bilgi üzerine bina edilmemesi için hangi bilgi doğru bilgi kabul edilmelidir? Kelamcılar doğru bilgi nasıl temellendirmişlerdir? Gibi sorulara çözüm bulmak adına Mâtürîdî'nin bu konudaki görüşlerine başvurmayı uygun bulduk. Çalışmanın birinci kısmında bilginin tanımı ve oluşumu, ikinci kısmında, bilginin kaynakları ve üçüncü kısımda ise bilgi türlerini işleyerek, Mâtürîdî'nin epistemoloji anlayışının İslâm düşünce tarihi için ne kadar önem arzettiği hususu ele alındı.

EpistemolojiEpistemolojik inançlarKelam+3
Hayrunnisa Dağdelen
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nikâh akdinde feshin hukuki sonuçlarının medeni hukuk ve İslam hukuku bağlamında mukayesesi

İslam dininin temel gayesi hak ve adâleti ayakta tutmak, toplum düzenini sağlamaktır. Bu bağlamda aile hayatı kurulurken evlenmeye büyük önem vermiştir. Zira evlenme, hem birey hem de toplum açısından dünyevî ve uhrevî birçok faydayı barındırmaktadır. Bunların en önemlisi de fıtrî bazı arzuların helal dairede karşılanması ve neslin bir düzen dâhilinde devamının sağlanmasıdır. Ancak bazı durumlarda taraflar, rahmet, ülfet ve muhabbet duygularını yitirebildiklerinden evliliğin sona erdirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bu nedenle İslam hukukunda evlenme gibi evliliğin sonlandırılmasına ilişkin de köklü düzenlemeler getirilmiştir. Çalışmada karşılaştırmalı bir biçimde İslam hukuku ile medeni hukuka göre nikâh akdinin fesih sebepleri incelenmiştir. Konunun İslam hukukuna bakan yönü dört mezhebin görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır. Nitekim İslam hukukçuları, nassların farklı yorumlanmasına bağlı olarak nikâh akdinin feshi ile ilgili bazı meselelerde ihtilaf etmişlerdir. Konunun medeni hukuka bakan yönü ise evlenmenin yokluk ve butlanı kavramları üzerinden işlenmiştir. Zira medeni hukukun evlenmenin sonlandırılmasıyla ilgili kanun maddelerinde, fesih kavramı yerine yokluk ve butlan kavramları geçmektedir.

Aile hukukuBoşanmaButlan+5
Mehmet Mehdi Göktekin
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Serahsî'nin el-Mebsût adlı eserınde örfe bağlı istihsân uygulamaları

İslam hukuku geniş müktesebatıyla geçmişten günümüze ışık tutmaktadır. Bu büyük müktesebat içerisinde İslam hukukunun temel kaide ve yöntemleri ayrı bir önemi haizdir. Bu kaideler geçmişte yapılmış içtihat faaliyetlerinin anlaşılmasını kolaylaştırmaktır. Günümüzde ise yeni ortaya çıkan meseleler hakkında nasıl bir çıkış yolu izlenmesi gerektiği noktasında bizlere yardımcı olmaktadır. İslam Hukuk Usulünün temel kaide ve yöntemlerden biri olan istihsan, asli deliller kısmına mukabil olan fer'î deliller arasında değerlendirilmiştir. İstihsan nas, icma, maslahat ve örf gibi sebepler neticesinde meydana gelmektedir. Çalışmamızın konusu ise söz konusu sebeplerden örftür. Bu çalışmada Serahsî'nin el-Mebsût isimli eseri merkeze alınarak Hanefîlerin istihsana bakışı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bununla beraber istihsan sebeplerine de değinilmiştir. İstihsan yönteminin kadim Hanefî uleması nezdinde ki durumu ile beraber istihsan ve örf ile alakalı el-Mebsût eseri merkezinde bir takım usul sorularına dair cevaplar bulunmaya çalışıldı. Örf sebebiyle istihsan uygulamaları ele alınarak bu uygulamalar üzerinden nasıl anlaşılıp nasıl uygulandığı tespit edilmeye gayret edildi. Kıyas ve istihsan konusunda bir arada verilen uygulamalarda kıyas gibi hüccet olduğu halde istihsanın zorunlu olarak uygulanma sebebi tespit etme çalışıldı. Örfün değişmesi durumunda örf sebebiyle istihsan uygulamalarında değişiklik konusunda örnekler üzerinden cevaplar bulunmaya çalışılmıştır. İstihsan uygulamasının keyfi bir durum olup olmadığı kıyas merkeze alınarak ortaya konulmaya çalışıldı. Bununla beraber Serahsî'nin kendi ifadeleri ile örf sebebiyle istihsan olan uygulamaların tamamı tespit edilmeye çalışıldı. Bu araştırmada örnekler üzerinden kaideye dair bilgiler elde edilmeye gayret gösterilmiştir.

Yunus Emre Aktaş
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an ışığında ailenin inşası ve eğitimi

Evrensel niteliğe sahip İslamiyet'in insanlar için murad ettiği nihai amaç dünya ve ahiret saadetlerini sağlamaktır. İnsanların mutluluğunun ve aidiyet bilincinin sağlandığı öncelikli kurum ailedir. Kur'an'da aileyle ilgili takriben iki yüz âyet zikredilmekte, mutlu ve huzurlu bir yuva kurmanın kaideleri belirtilmektedir. Böylece aileye pek çok âyette dikkat çekilmektedir. Zira toplumun hidayetine vesile olabilecek şahsiyetler onda yetişmektedir. Aile, bireyin eğitim aldığı doğruyu ve yanlışı öğrendiği ilk yerdir. Aile toplumun mihenk taşıdır. Toplumdaki her aile ayrı bir kıymeti haizdir. Aileye bu kıymetin tevdi edilmesi ailenin temelini teşkil eden unsurların sağlam ve değerlerine bağlı bireylerin yetişmesini sağlamasıdır. Bu bakımdan her nizam ailenin inşasına yönelik onun eğitimi üzerinde önemle durmuştur. Dolayısıyla sağlam ve değerlerine sahip çıkan bir nesil inşa edilmek isteniyorsa, Yüce Allah katından dünyevi ve uhrevi saadetlerini temin etmeleri için bütün insanlara gönderilen Kur'an'dan mutlaka istifade edilmelidir. Kur'an her çağda insanların ihtiyaçlarına cevap veren yegâne ilahi bir kitaptır. Mahrem kabul edilen Müslüman ailenin inşası ve yapısının korunması her an ehemmiyet arz eden bir mevzudur. Binaenaleyh son zamanlarda Müslüman aile kurumunun batıya temayülü ile birlikte yozlaştığı; modernizm uğruna değer yargılarından taviz veren ferdiyet algısının oluştuğu durumlar onda ciddi problemlere sebep olmaktadır. Ayrıca postmodern dünyanın Kur'an ile inşa edilmiş, eğitilmiş ve desteklenmiş bu Müslüman aile kurumunun temeline dinamit koyduğu, onda infial oluşturduğu, onu tahrip ettiği görülmektedir. Ailede oluşan bu tahribatla mücadele edip aileyi ıslah etmeye çalışmak kolay değildir. Girilen bu girdaptan kurtulmak ancak Kur'an ve onun açıklayıcısı olan Sünnet ile mümkün olabilir. Aksi takdirde tahribata uğrayan büyük önemi haiz bu güzide kurum ve onunla beraber Müslüman aile değerleri yok olmaya yüz tutar. Bu tahribatla oluşan zararın hiç olmazsa en az seviyeye indirilmesi ise ancak varoluşsal köklerimize dönmekle, özellikle vahyin gerektirdiği hususları hayatımızda uygulamakla; Kur'an ışığında aileyi inşa edip eğitmekle mümkün olabilir.

Aile
Hümeyra Aras
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zekâtın verileceği yerler ve zekât yükümlülüğü bakımından borçluluk

Zekât İslam hukukunda çeşitli alt başlıkları olan geniş kapsamlı mali bir ibadettir. Bu çalışma hem zekât yükümlülüğü açısından borçluluğu ele alarak, hem zekâtın verileceği yerler bakımından borçluluk durumunda zekâtın nasıl uygulanabileceğini incelemektedir. Borçluluk bireylerin veya kurumların finansal yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunu ifade eder. Bu çalışma ilk olarak, İslam hukukunda zekâtın verileceği yerler ve kişiler belirlenirken hangi kriterlerin göz önünde bulundurulması gerektiği üzerine odaklanmaktadır. Bunun yanı sıra borçluluğun zekât yükümlülüğünü nasıl etkilediği ve borçluların zekât alabileceği durumlar ve sınırlar incelenmektedir. Bu çalışmanın amacı, zekâtın verileceği yerler ve zekât yükümlülüğü açısından borçluluğun ele alınarak İslam hukukuna göre borçluluğun zekâta tesirini açıklamaktır. Borçluluk fakihlerin çoğunluğuna göre zekât yükümlülüğüne belirli şartlar çerçevesinde tesir etmektedir. Aynı şekilde borçlular zekât sarf yerleri açısından da belirli şartlarla zekâta konu olmaktadır.

BorçlulukYükümlülükZekat+2
Muhammed Mazhar Ogul
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Açıkbaş Mahmud Efendi ve tecvid ilmine dair Güzîde adlı eserinin tahlili

Açıkbaş Mahmud Efendi (ö. 1077/1666) Osmanlı dönemi Nakşî âlimlerinden biridir. Âmid'de (Diyarbakır) doğmuş, temel eğitimini amcası Aziz Mahmud Urmevî'den almış ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok yerde eğitim faaliyetlerine devam etmiştir. O dönemin yöneticileri ile yaptığı sohbetlerden etkilenerek onlar gibi olmaya karar vermiş ve Mardin Voyvodası tayin edilerek belirli bir süre görevi îfâ etmiştir. Açıkbaş Mahmud Efendi, tasavvufi eserlerin yanı sıra tecvid alanındaki Güzîde'yi kaleme almıştır. Çalışmamız Açıkbaş Mahmud Efendi ve el-Güzîde fî ilmi't-tecvid adlı eserini konu edinmiştir. Çalışma, bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmuştur. Birinci bölümde Açıkbaş Mahmud Efendi'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise risale ve risalenin ulaşılan nüshaları ele alınarak tahlil edilmiştir. Tezin sonuç bölümünde varılan neticelere yer verilmiş ve konunun genel değerlendirilmesi yapılmıştır.

Sefa Uyanık
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebü'l-Muîn en-Nesefî'ye göre kötülük problemi (Teodise)

Mâtürîdî kelâm ekolünün en önemli temsilcisi olan Ebü'l-Muîn en-Nesefî kendine has üslubu ve semantik yorumu ile ön plana çıkmış, Mâtürîdî kelâmında söz sahibi olarak İslam düşünce sisteminde öne çıkmış bir şahsiyettir. Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin günümüze ışık tutan düşüncelerinden biri de kötülük problemi ile ilgili görüşleridir. Nesefî'nin kötülük problemi ile ilgili görüşleri Mu'tezile, Eş'arî ve Mâtürîdî kelâm ekollerinden yararlanılarak izah edilmektedir. Mu'tezile, kötülüğün genel hatlarıyla akılla bilinebileceğini savunarak, kötülük problemini ilâhî adâlet ve insanın kendi fiilinin yaratıcısı olduğu ekseninde çözmeye çalışmaktadır. Böylelikle kötülüğün kesinlikle Allah'a dayandırılamayacağını ileri sürmektedir. Eş'arîler, kötülüğün nakille bilinebileceğini, âlemde olan depremler, zarar veren hayvanlar, kısacası kötü olarak nitelendirilen her şeyin bir hikmete bağlanma zorunluluğunun olmadığını belirtmektedirler. Eş'arîler'e göre, hikmete bağlama zorunluluğu, Allah'ın irâdesini sınırlama anlamına geldiği için kabul etmemektedirler. Mâtürîdîler ise bu konuda daha mutedil bir yol izleyerek kötülüklerin hem akıl hem de nakil ile bilinebileceğini ileri sürmektedirler. Onlara göre zaman ve mekâna göre değişiklik arz eden fiilleri akıl bilebilir. Fakat akıl fiillerin ayrıntılarını ve karmaşık yönlerini her zaman isabetle bilemeyeceğinden bu konuda ihtiyaç duyulan kesin bilgilere ancak vahiyle ulaşılabilir. Ebü'l-Muîn en-Nesefî'ye göre fiilleri Allah yaratır ama kulun irâdesi devre dışı değildir. İyiliklerle beraber kötülükler de vardır. Allah iyiliği yarattığı gibi kötülüğü de yaratmaktadır. Fakat bunların hepsi bir hikmete bağlıdır. Nesefî, bu yaklaşımıyla mevcut kötülüklerin hikmet çerçevesinde bir sebebe bağlı olduğunu, insanoğlunun her zaman bunları bilemeyeceğini vurgulayarak yaratıcı ve ilâhî adâlet arasında bir çelişki olmadığını ileri sürmektedir. Nesefî'nin kötülüklerin varlığı ve ilâhî adâleti uzlaştırmak için ileri sürdüğü çözüm yollarından biri de özgür irâde savunmasıdır. Ona göre kul, Allah tarafından kendisine verilen cüz'i irâdesi ile diler, Allah ise kulun dilediğini yaratır. Bu nedenle Nesefî'ye göre kötülüklerin yaratılması kötü olmayıp ancak insanların irâdesi şer olarak nitelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kelâm, İnanç, İyilik-Kötülük, Teodise, Mâtürîdîyye, Ebü'l-Muîn en-Nesefî.

Ömer Kılıç
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mustafa Sabri Efendi'nin pozitivizm eleştirisi

Mustafa Sabri Efendi (1869-1954) Osmanlı Devleti'nin son şeyhülislamlarından olup önemli bir kelâm âlimidir. Geleneksel, muhafazakâr ve savunmacı bir çizgide yer almıştır. Hayatının son dönemini Mısır'da geçirmiş ve kendini ilmî çalışmalara vererek birden çok gazete ve dergide yazılar yazmıştır. Eserleri genel itibariyle reddiye ve eleştiri tarzında olmuştur. Vefatına kadar başta Pozitivizm olmak üzere Batıdan gelen felsefî ve fikrî inkârcı akımlara karşı, dinî ve aklî delilleri kullanarak İslam'ın İnanç Esaslarını müdafaa etmeye çalışmıştır. Giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Mustafa Sabri Efendi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde Pozitivizme değinilmiştir. Üçüncü bölümünde ise Mustafa Sabri'nin İsbât-ı Vâcib ve özellikle Sem'iyyât konuları -ki nübüvvet, vahiy, mûcize ve yeniden diriliş- hakkında modernist/çağdaş müslüman yazarların Pozitivizmin tesiriyle bu meseleleri modern bilimin verileri çerçevesinde anlamaya ve yorumlamaya yaptığı itiraz ve eleştiriler ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan neticelere yer verilmiş ve konunun genel değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir.

Ökkeş Özdemir
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmam Birgivî'nin Kitâbü'l İstihsân adlı eserinin tahkik ve tahrîci (İlim ve ahlak babları)

Balıkesir doğumlu olmasına rağmen medrese hocalığı yaptığı ve ömrünün en bereketli yıllarını İzmir'in Birgi kasabasında geçirdiği için Birgivî lakabını alan, geçmişten günümüze İmam Birgivî olarak tanınan Mehmed Efendi (öl. 1573) Osmanlı medreselerinde yetişmiş züht hayatı ile hafızalarda yer etmiş bir âlimdir. Medrese eğitimini İstanbul başta olmak üzere Balıkesir ve İzmir illerinde almıştır. Osmanlı medreselerinde tahsilini tamamlayarak icazet alan ve devrin önde gelen büyük âlimlerinden çeşitli dersler alarak İslami ilimlerde adından söz ettirmiştir. Devlet memurluğu görevinden kendi rızası ile ayrılan Birgivî, medrese hocalığı yaparak birçok talebe yetiştirmiştir. İslami ilimlerin hemen hemen her alanında çeşitli telifleri bulunan Birgivî, hadis ve hadis usulü ile alakalı eserler de kaleme almıştır. Bu çalışmada, Birgivî'nin hayatı, ilmî kişiliği, hocaları ve yetiştirdiği talebeleri kısaca anlatıldıktan sonra, ilim ve ahlaka dair hadislerden müteşekkil el yazması eserinin tahkik ve tahrîci ele alınmıştır. Çalışma, bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında, tezin amacı, önemi, kapsamı, metodu ve kaynak değerlendirmesi yer almaktadır. Birinci bölümde, Birgivî'nin hayatı ve eserleri kısaca anlatılarak, Kitâbü'l İstihsân'ın tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde, tahrîcin tanımı ve çalışmada takip edilen tahrîc metodu ile tahkikin tanımı ve metodu verildikten sonra, Kitâbü'l İstihsân'ın tahkik ve tahrîci yapılmıştır. Tezin sonuç bölümünde ise ulaşılan neticelere yer verilmiş ve konunun genel değerlendirilmesi yapılmıştır.

Süleyman Çelik
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbnu'l-Hayyât el-Karadâğî'nin Mevâhibu'r-Rahmân fî Şerhi Risâleti 'İlmi'l-Beyân adlı eserinin edisyon kritiği

Bu çalışma, İbnu'l-Hayyât el-Karadâğî'nin Mevâhibu'r-Rahmân fî Şerhi Risâleti İlmi'l-Beyân adlı el yazması eserinin edisyon kritiğini içermektedir. Karadâğî'nin bu eseri, Molla Ebû Bekir Mîr Rüstemî'ye ait olan el-Verdetu'n- Neddâra fi'l-Mecâzi ve'l-İsti'âra adlı eserin şerhidir. Şerhin belâğat ilmiyle ilgili olmasına binaen çalışmamızda Belâğat ilminin tanımı, konusu, kısımları ve tarihçesine de kısaca değinilmiştir. İbnu'l-Hayyât'ın hayatı, hocaları, talebeleri, eserleri ve yaşadığı bölgedeki medreseler ve ilmî muhit hakkında da kısaca bilgi verilmiştir. Bu çalışmada İbnu'l-Hayyât'ın Mevâhibu'r-Rahmân fî Şerhi Risâleti İlmi'l- Beyân isimli eserinin üç farklı el yazma nüshası kullanılmıştır. Birisi müellifin kendi nüshası, ikincisi Abdurrahman b. Halîfe isimli bir nâsihin nüshası, üçüncüsü ise hattatı belli olmayan bir nüshadır. Bu çalışmada müellifin nüshası esas alınmış, ancak bu nüshada okunmasında güçlük çekilen kısımlarda diğer nüshalardan, özellikle de müellifi meçhul olan nüshadan istifade edilmiştir. Zira en okunaklı nüsha, müellifi meçhul olan nüshadır. Nüshalarda bulunan haşiyeler ise bu çalışmaya alınmamıştır. Müellifin hayatı ve yaşadığı dönemdeki ilmî ortam, hocaları, talebeleri ve eserleri gibi konularda ise hakkındaki bazı eserlere müracaat edilmiştir. Özellikle müellifin, et-Tibyân fî Beyâni'n-Nâsih ve'l-Mensûh mine'l-Kurʾân ve Tenbîhu'l- Asdikaʾ fî Beyâni't-Taklîd ve'l-İctihâd ve'l-İstiftâi ve'l-İftâ isimli eserlerinin matbu hallerinden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, Belâğat, Beyân, İbnu'l-Hayyât el-Karadâğî, Mevâhibu'r-Rahmân.

Mehmet Özkılınç
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-müctehid ve nihâyetü'l-muktesid adlı eserindeki tercihlerinin Mâlikî mezhebine uygunluğu (Temizlik, oruç ve zekât bölümleri özelinde)

İslâm hukuku, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen toplumsal bir disiplindir. Fakihler, İslâm hukuku müstakil bir ilim olmasından sonra insanların toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli yöntemler kullanılmışlardır. Bu yöntemler yeni mezhep ve ekollerin oluşmasına neden olmuştur. Mezheplerin ve ekollerin oluşmasıyla birlikte fakihlerin ihtilaflarını ve nedenlerini ele almak için eserler kaleme alınmaya başlanmıştır. İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-müctehid ve nihâyetü'l-muḳteṣid adlı eseri de fakihlerin ihtilaflarını, bu ihtilafların nedenlerini ve onların hüküm çıkarma yöntemlerini sistematik bir şekilde ortaya koyan mukayeseli İslâm hukuku alanında yazılmış bir eserdir. Bu konunun seçilmesinin nedeni ilk olarak, İbn Rüşd'ün mezhep fıkıhçılığı yapıp yapmadığını tespit etmek; ikinci olarak İbn Rüşd'ün içtihat anlamında otorite sayılan dört mezhep imamından farklı içtihatlarda bulunup bulunmadığını tespit ederek Bidâyetü'l-müctehid'de İbn Rüşd'ün kendi görüşlerine ne sıklıkta yer verdiğini ortaya koymaktır. Bu çalışmada öncelikle İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-müctehid eserinin temizlik, zekât ve oruç bölümlerindeki tercihlerinin tespiti yapılmış ve konuya dair Mâlikî mezhebinin görüşü veya görüşleri bir araya getirilmiştir. Daha sonra İbn Rüşd'ün tercihinde esas aldığı delil tespit edilmeye çalışılmıştır. İbn Rüşd, toplamda otuz altı yerde tercihte bulunmuştur. Bu tercihlerin on beşi mezhep içi, yirmi biri ise mezhep dışı olarak sayılabilecek türden tercihlerdir. Bu tercihlerinin on dördünde diğer üç mezhebin görüşlerini tercih etmiştir. Mezhep dışı tercihlerin dördünde, dört mezhebin görüşlerinin de dışına çıkarak Hasan-ı Basrî, İbn Mübarek, Ebû Sevr ve Dâvud ez-Zâhirî'in görüşlerini benimsemiştir. Bunula birlikte mezhep dışı tercihlerin üçünde ise kendine özgü görüşler ileri sürmüştür.

Hediyetullah Oğuz
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebû Şücâ' el-İsfehânî ve Gâyetü'l-ihtisâr adlı eserindeki fıkhî tercihleri

Dönemin önde gelen Şâfiî âlimlerinden biri olan Ebû Şücâ' el-İsfehânî; mezhebin önemli fakihlerinden kabul edilmektedir. Uzun yıllar kâdılık görevi üstlenmesi ve kırk yılı aşkın bir süre Şâfiî fıkhının tedrisatıyla ilgilenmesi Ebû Şücâ'ın fıkhî yönünün incelenmesini konumuz açısından önemli hale getirmektedir. Ayrıca mezhebin fıkhî hükümlerinin öğretilmesi amacıyla telif edildiği dönemden günümüze kadar medreselerde ders kitabı olarak okutulan Gâyetü'l-ihtisâr, müellifin eserleri arasında büyük bir şöhret elde etmiştir. Şâfiî mezhebinin istikrâr döneminin sonlarına doğru telif edilen eser, bu dönemde mezhebe ait birçok eser telif edilmesine rağmen ihtilaflı meselelerde kuvvetli görüşlerin zayıf görüşlerden henüz ayıklanmadığı bir döneme rastlamaktadır. Bu dönemi takip eden tenkih döneminde müellifin mezhep içerisinde kuvvetli kabul edilmeyen görüşlerinin bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu durum, mezhebi yeni öğrenenler açısından zorluklara neden olabilmektedir. Çalışmamızda Ebû Şücâ'ın hayatı, yaşadığı dönemi, Gâyetü'l-ihtisâr'ın genel tanıtımı ve mezhep içerindeki önemi hakkında bilgi verildikten sonra müellifin bazı fıkhî görüşleri tespit edilmiştir. Tespit edilen fıkhî görüşler arasından mezhepte kuvvetli kabul edilen ve zayıf kabul edilen görüşleri incelenmiştir. Bu incelemede eserin şerh ve hâşiyelerinden faydalanılmıştır. Ayrıca müellifin fıkhî tercihleri ve Şâfiî mezhebindeki değerinin daha iyi anlaşılması için tenkih dönemi âlimlerinden Râfiî ve Nevevî'nin eserleri ile karşılaştırılmıştır. Zayıf görüşlerin tespitinde ve mezhepte tercih edilen görüşlerin belirlenmesinde, mezhebin ciddi ayıklamasını yapan Nevevî'nin tercihleri esas alınmıştır. Yapılan incelemede günümüze kadar mezhep içerisinde önemini koruyan Gâyetü'l-ihtisâr'ın bazı meselelerde mezhebin kuvvetli görüşlerini tercih etmediği tespit edilmiştir.

Sadullah Şenkaya
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an'ın anlaşılmasında i'râb vecihlerinin etkisi: İbrâhîm Suresi örneği

Yüce Allah'ın Arapça olarak nazil ettiği Kur'an'ın anlaşılması için Arap dilinin bilinmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu dilin temeli olarak nitelendirilen i'râb ilminin büyük bir öneme sahip olduğu ise âlimler tarafından kabul edilmektedir. Âyetlerin anlaşılmasında i'râb vecihlerinin etkileri müfessirlerin i'râbü'l-Kur'an türü eserlerinde geniş yer bulmaktadır. Ayrıca İ'râb ilmi bilinmeden âyetlere doğru anlam verebilmek imkânsız sayılmaktadır. Çünkü Arap dilinin özelliği olan kelimelerin konumlarının değişmesi manalara etki etmekte ya da farklı hareke alan lafızlar anlamı tamamen değiştirebilmektedir. Bu çalışmada Kur'an'ın doğru anlaşılması için i'râb ilminin önemine ve etkisine değinilmeye çalışılmıştır. "Kur'an'ın Anlaşılmasında İ'râb Vecihlerinin Etkisi: İbrâhîm Suresi Örneği" adlı tez, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, önemi, amacı, metodu, tezde yararlanılan eserler ile i'râbü'l-Kur'an alanındaki kaleme alınmış olan eserlerden bahsedilmiştir. Birinci bölümde i'râb ilminin kavramsal olarak tanımına, önemine, faydasına, diğer ilimlerle olan ilişkisine ve i'râb farklılıklarına sebep olan durumlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise İbrâhîm suresindeki âyetler i'râb yönüyle ele alınmış farklı i'râb değerlendirmesi bulunan âyetler tek tek incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın neticesinde âyetlerdeki i'râb vecihleri ve bunlardan kaynaklanan anlam değişikliklerinin manaya nasıl etki ettiği karşılaştırmalı olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kur'an, Arapça, İ'râb, İbrâhîm, Anlam.

Abdullah Akgün
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'ye göre dua

Bu çalışmada İmam Mâtürîdî duanın ne olduğu, insan hayatındaki yeri, Allah katındaki önemi, duanın kula kazandırdıkları ve kulun Allah ile iletişiminin imkânı gibi konularda bir fikir vermek amaçlanmaktadır. Mâtürîdî'nin kelam sisteminde dua ile tevhid arasında doğrudan bir ilişki olduğu ön plana çıktığı söylenebilir. Ancak Mâtürîdî'nin duaya bakışını yüksek lisans tez konusu olarak seçtik. Çalışmamız, giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu üç bölümün ilkinde, İmamı Mâtürîdî'nin hayatı, ismi, künyesi, ailesi, vefatı, hocaları ve öğrencileri; ikinci bölümde duanın kavramsal çerçevesini, üçüncü bölümde ise Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'ye göre dua anlayışı, duanın insan için önemi ve lüzumu, Allah katındaki değeri ve kıymeti, dua-kader ilişkisi, duanın iman, tevhid, teslim, tevekkül ve lafızlarla ilişkisi ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan neticelere yer verilerek ve konu genel olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Kelâm, Tevhid, Kader, Dua, Mâtürîdî.

Ramazan Bahça
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Acîbe'nin ed-Dürerü'n-nâsire fî tevcîhi'l kırââti'l mütevâtire adlı eserinin kıraat yönünden incelenmesi

İbn Acîbe (ö. 1224/1809) 18. yüzyılın sonlarında Fas bölgesinde yaşamış, tasavvuf ve tefsir başta olmak üzere İslâmi ilimlerin pek çok alanında temayüz etmiş önemli bir şahsiyettir. Şâzeliyye tarikatının üçüncü ismi olması ve işari tefsir alanında önemli bir telif olan el-Bahru'l-medîd'i yazması kendisinin öne çıkmasına vesile olmuştur. ed-Dürerü'n-nâsire fî tevcîhi'l-kırââti'l-mütevâtire adlı eseri ise kıraat alanında müstakil olarak kaleme alınmış, on kıraate dair tevcîh faaliyetini içeren güzide bir eserdir. Eserde izaha ihtiyacı duyulan kıraat ihtilafları; iʿrab, isnad ve mana gibi açılardan irdelenerek, tercihe konu olan gerekçeler ortaya konulmuş ve böylelikle bir tevcîh faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Eserin üzerinde tez düzeyinde bir çalışmanın bulunmaması, müellifin kıraat yönünün ele alınmamış olması ve on kıraatin tevcîhlerine dair modern çalışmaların azlığı konuyla ilgili bir tez hazırlanmasına bizi sevketmiştir. Eserde tevcîh faaliyetinin yanı sıra kıraat ilmine dair, yedi harf, kırâât-i aşere, Kur'ân-ı Kerim'in faziletleri, Kur'ân talebesinin ve hocasının adabı gibi çeşitli konulara da temas edilerek zengin bir muhteva ortaya konulmakta ve kârîlerin ihtiyaç duyduğu pek çok bilgi sunulmaktadır. Aynı zamanda eser tarihi süreçte ele alınan müktesebâtı ve rivâyeti yansıtmasıyla 18. yüzyıla ait önemli bir örneği temsil etmektedir. Müellifin hayatında kıraat eğitiminin önemli bir yer tutması ve gerek rivâyet gerek dirâyet gerektiren tevcîh eylemine dair bir eserin kendisinden sadır olması İbn Acîbe'nin kıraat alanına dair yetkinliğini de gözler önüne sermektedir. Konuyla ilgili hazırladığımız çalışma bir giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın öneminden, amacından, kapsamından ve yönteminden söz edilmekte ve konuyla ilgili literatür değerlendirmesi yapılmaktadır. Birinci bölümde İbn Acîbe'nin hayatından, ilmî kişiliğinden ve vefatından söz edilmekte ve eserlerine yer verilmektedir. İkinci bölümde öncelikle kıraat ilmine ve kıraat ilmine dair birtakım konulara ve hususlara temas edilmektedir. Akabinde ed-Dürerü'n-nâsire'de işlenen konular ile kullanılan kaynaklar ele alınmakta, eserin yönteminden ve kıraat ihtilaflarının tevcîhinde kullanılan hüccetlerinden örneklere yer verilerek eserin muhtevası ortaya konulmaktadır. Sonuç kısmında ise ulaşılan neticelere yer verilerek, konunun genel değerlendirmesi yapılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Kıraat, İbn Acîbe, ed-Dürerü'n-nâsire, tevcîh.

Selvihan Çalyaka
Gaziantep Islam Science and Technology University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hadislerde kavram tanımlamalarının tespit ve tahlili

Hz. Peygamber'in (s.a.s.) tanımladığı bazı kelimeler ile ilgili olan bu çalışma, bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, önemi, yöntemi ve kapsamı izah edildikten sonra birinci bölümde kavram, terim, tanım, anlam ve Hz. Peygamber'in (s.a.s.) üslûbu hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Hz. Peygamber'in (s.a.s.) tanımladığı kelimeler, konularına göre tasnif edilerek incelenmiştir. Bunun yanında Hz. Peygamber'in (s.a.s.) kelimelere yüklediği anlam ile bu kelimelerin Cahiliye döneminde kullanıldığı anlam arasında mukayese yapılmış, bunun sonucunda Hz. Peygamber'in (s.a.s.) tanımladığı kelimelerin genellikle Cahiliye döneminde kullanılan anlamıyla ilişki kurarak yeni terimler/kavramlar oluşturduğu görülmüştür. Bu kavramların büyük bir kısmının din ve ahlakla ilgili olması da Hz. Peygamber'in (s.a.s.) kelimeleri tanımlamak suretiyle bir din dili oluşturduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Kavram, Tanım, Mukayese, Cahiliye döneminde kullanılan kelimeler.

AnlamCahiliye DönemiDin dili+7
Azime Önder Özmil
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlga, ibka, ıslah açısından Cahiliye Dönemi nikah çeşitleri ve rivayetlere yansıması

İslam Dini'nin ana kaynakları olan Kur'ân ve Sünnet, insan hayatı üzerinde pek çok düzenleme ve yenilik getirmiştir. Bu yeniliklerden birisi de aile kurumunun başlangıç safhası olan nikâh ve nikâh türleri ile ilgilidir. Cahiliye döneminde kadına değer vermeyen, toplum ahlakını bozan ve özellikle neslin geleceğini tehlikeye atan pek çok nikâh akdi bulunmaktaydı. Cahiliye toplumunda yaşayan insanların evlilik çerçevesindeki yaşayışlarına, âdetlerine, kültürlerine, düşünce ve tasavvurlarına baktığımızda İslam hukukunun bu hususta neleri tashih edip dönüştürdüğünü, neleri ilga ve ibkâ ettiğini gerekçeleri ile idrak ettiğimizde bu dinin kadına, ahlaka ve özellikle nesle verdiği değeri daha iyi anlamış olacağız. Hz. Âişe'den aktarılan bir rivayete göre Cahiliye devrinde dört çeşit nikâh olduğu bildirilse de o dönemde var olan on beş nikâh akdi tespit edilmiştir. Bu akidlerin büyük bir kısmı rivayetlere yansırken Haden, Bedel ve İştira nikâhına ait rivayetler, Kütüb-i Sitte de yer almamaktadır. Kur'ân-ı Kerîm bu nikâh akidlerinden bazılarına doğrudan değinmektedir. Vahiy ve sünnet, İslam Dini zuhur ettikten sonra, belirli bir vakit daha uygulanan bu akidleri, kadınlar için büyük zulüm ve haksızlık oluşturduğu gerekçesiyle çoğunluğunu ilga etmiştir. Genelde evlilik amacı gütmeyen ve sırf nefsanî arzuları tatmin etmek için yapılan bu birlikteliklerin ilga edilmesindeki temel sebeb, zina olmasından kaynaklansa da kadının alacak hakkı olan mehir, veraset, nafaka ve boşama gibi haklarından yoksun bırakılması, özgürlüğünün elinden alınması ve akidlerin anlaşmalı olması (süreli) gibi unsurlar da ilga edilmesindeki önemli diğer etkenlerdir. Bu etkenler, o dönemde kadın ve erkek arasında bir ayrım yapıldığını gözler önüne sermiştir. Tüm insanlığa hitap eden İslam Dini, cinsiyete bağlı üstünlüğü kabul etmemiş, kıymet gösterilmeyen ve erkeğin sahip olduğu pek çok haktan mahrum bırakılan kadınlara haklarını tanzim etmiştir.

Karşılaştırmalı dinler tarihi dersiMaktu hadislerMevkuf hadisler+2
Abdullah Yılmaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütüb-i Sitte özelinde hadislerde rahmet

Rahmet, Kur'ân-ı Kerîm'de sıkça vurgulanan anlamı en geniş kavramlardan biridir. Bu kavramın önemini, "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (Araf 7/156) ayeti ifade eder. Bununla birlikte, Yüce Yaratıcı'nın Allah isminden sonra kullandığı ilk isim de rahmet kelimesinden müştak Rahmân'dır. Yine her işin başı kabul edilen ve Müslümanların günlük yaşantısında dilinden düşürmediği besmelede Rahmân ve Rahîm isimleri yer almaktadır. Aynı zamanda Müslümanların birbirleriyle selamlaşmalarında da rahmet kavramı zikredilmektedir. Biz bu çalışmamızda, Kur'ân'da ve farklı ilim dallarında rahmet kavramının yeri ve anlam alanı hakkında inceleme yaptık. Bununla birlikte Kütüb-i Sitte'de yer alan rahmet kavramının geçtiği hadisleri tespit ettik. Çalışmamızın amacı rahmet kavramının ifade ettiği anlamları imkân nisbetinde ortaya koymaya çalışarak, bu kavramın en doğru şekilde anlaşılmasını sağlamak ve bunun neticesinde Allah'ın rahmetinin, merhametinin bilinmesine katkıda bulunmaktır. Çalışmamızda sonuç olarak, rahmet kavramının anlam alanının çok geniş olduğu ve Kur'ân-ı Kerîm'de rahmetin sözlüklerde yer verilmeyen manalarda da kullanıldığı görülmüştür. Farklı ilim dallarında ise rahmet kavramının acıma, bağışlama gibi sözlük anlamları ile yakın manalarda kullanıldığı tespit edilmiştir. Kütüb-i Sitte'de tespit edilen rahmet kavramının yer aldığı hadislerin çoğunlukla dua formatında kullanıldığı görülmüştür.

HadisKur'an-ı KerimKütüb-i Sitte+3
Kübra Mengi
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Peygamber (SAS)'in idare biçiminde vahyin rolü: (Abdülhay el-Kettânî'nin et-Terâtîbu'l-İdâriyye'si özelinde)

İslam tarihinde ilk yönetici Hz. Peygamber (sas)'dir. Hz. Peygamber (sas)'in Medine'ye hicreti ile birlikte muhacir ve ensarın idâri bir yapı kurma çabaları, uygulamalarla hayata geçmiştir. Hz. Peygamber (sas) de peygamberlik vasfının yanında bu idâri yapının lideri olarak, İslam yönetim biçimini şekillendirmiştir. Yeni bir toplumun kurucusu olan Hz. Peygamber (sas), manevi hayatta olduğu kadar sosyal hayatta da insanlara öncülük etmiştir. Allah Rasûlü (sas), İslam devlet idaresiyle birlikte siyasal ve sosyal hayatta vahyin ışığı doğrultusunda insanlara örnek olmuştur. Hz. Peygamber (sas)'in idâre şekli vahyin rehberliği ile belirlenmiştir. İslam'da hâkimiyet yalnızca Yüce Allah'a aittir. Kurulan devlet düzeninde ise Allah'ın ahkâmını tanzim ve tatbik etmek insanoğlunun elindedir. Bunu en iyi şekilde uygulayan ve örnekliğiyle yol gösteren Hz. Peygamber (sas)'dir. Hz. Peygamber (sas), İslam devletinin temellerini ilk olarak Mekke'den Medine'ye hicretinden önce akabe biatlarında atmaya başlamıştır. Medine'ye hicretinden sonra İslam devleti ve idare biçimi orada belirlenmiş ve şekillenmiştir. Bu durum Allah'ın bildirdikleri ve Rasûlullah'ın tatbiki ile olmuştur. Hz. Peygamber (sas)'in idâre biçiminde vahyin rolünü, Kur'ân'da bildirilen yönetim ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık. Ele aldığımız yönetim ilkelerinden adalet, itaat, şûra, biat ve ehliyet kavramlarını, Kettânî'nin et-Terâtîbu'l-İdariyye adlı eserinde, hangi konu başlıklarında ele aldığını ve bağlantı kurduğu ayetlerin tespitini yaptık. Hz. Peygamber (sas), Medine'de vefatına kadar geçen on yıllık süre zarfında İslam idaresi için gerekli olan ve insanlara doğru yolu gösterecek temel ilkeler, Kur'ân-ı Kerîm rehberliğinde şekillenmiş olduğunu gördük.

Abdülhay el-KettaniDevlet idaresiKur'an-ı Kerim+7
Fatmanur Gördeli
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Musa ile ilgili rivayetlerin tesbiti ve değerlendirilmesi

Her yönü ile merak konusu olmuş ve peygamberler içerisinde en çok malumat bulunan Hz. Musa (a.s.)?yı Hz. Peygamber?in hadislerinden öğrenmek ve hakkındaki rivayetleri değerlendirmek için yaptığımız ?Hz. Musa (a.s.) ile İlgili Rivayetlerin Tesbiti ve Değerlendirilmesi? adlı çalışmamız, giriş ve üç bölümden meydan gelmektedir. Girişte, çalışmada kullanılan yöntem ve teknikler hakkında bilgi verilmiş, ayrıca Musa kelimesinin anlamı üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde, Kutsal Metinlere Göre Hz. Musa, başlığı altında konu ile ilgili Tevrat, İncil ve Kur?ân-ı Kerim?deki bilgiler incelenmiştir.İkinci bölümde, Hz. Musa (a.s.)?nın Tarih, Tefsir, Tasavvuf ve Edebiyat kaynaklarnda nasıl geçtiği, ulaşabildiğimiz eserler çerçevesinde, Hadis dışındaki İslam kaynaklarına göre Hz. Musa başlığı altında ele alınmıştır.Üçüncü bölümde de konu ile ilgili hadis rivayetleri verilip, değerlendirmeleri yapılmıştır. Çalışma, sonuç ve bibliyografya ile sona ermektedir. Anahtar Kelimeler: Hz. Musa, Hadis, Peygamber, Firavun.

Sedat Arslan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütüb-i Sitte'de Sahâbe'nin Kur'ân tefsirine dair rivâyetler

Sahâbenin rivâyet zincirindeki ilk halkayı oluşturması sebebiyle İslâm Medeniyeti'ne ve İslami İlimlere katkısı büyüktür. Sahâbe, âyetlerin nüzûlüne şahitlik etmiş, Kur'ân-ı Kerim ile ilgili bilgilerin birçoğunu doğrudan Hz. Peygamber'den almıştır. Böyle olunca sahâbenin Kur'an'ı nasıl anladığı ve nasıl yorumladığı, vahyi bizzat yaşayan nesil olmaları oldukça önemli ve bilgi değeri taşımaktadır. "Ameli hüccet değeri taşıyan neslin elbette sözleri de kıymetlidir" diyerek çıktığımız bu yolda sahâbenin Kur'an'ı nasıl anladığına ve nasıl açıkladığı konuları ele alınmıştır. Bugüne kadar mevkûf rivâyetler ile ilgili de sahâbenin tefsîri üzerine de birçok çalışma yapılmıştır. Ancak araştırmalarımız sırasında sahâbenin tefsîri ile ilgili mevkûf rivâyetlerin tespitini yapan bir sınıflandırma ve müstakil bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle çalışmamız Kütütb-i Sitte'de bulunan, sahâbenin Kur' an âyetlerinin bir kısmını tefsîr ettiği mevkûf rivâyetler tespit edilmiştir. Uzmanlarınca bilinir ki Kütüb-i Sitte'ye dâhil eserlerde dağınık halde birçok mevkûf rivâyete rastlamak mümkündür. Ancak bizim çalışmamızda konumuzla alakalı olması nedeniyle tercemesinde Kitâbu't-Tefsîr başlığı bulunan ve bu bölümlerde geçen mevkûf rivâyetlere yer verilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde insan neden tefsîre ihtiyaç duyar sorusu iki başlık altında incelenmiştir. Arkasından Hz. Peygamber'in ve sahâbenin tefsîrini metodik bir yaklaşım yapılmıştır. Vahyin taşıyıcısı ve beyanıyla mükellef Hz. Peygamber Kur'an'ın tümünü tefsîr etmiş midir, tefsîrde kullandığı metotlar nelerdir, vahyin ilk muhâtabı olarak onu nasıl yorumlamıştır gibi sorulara cevap verilmiştir. Arkasından sahâbenin Kur'an'a bakışı ve sahâbe dilinden Kur'ân, sahâbenin tefsîrine değinilmiştir. İkinci bölümde ise sahâbenin kullanımıyla hadis kavramı, mevkûf hadis, dinde ve hadis ilminde mevkûf rivâyetlerin önemi ve bilgi değerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise sahâbe tefsîrinin önemi ve Kütüb-i Sitte'ye ait, ana ve bâb başlıklarında Kitâbu't-Tefsîr bulunduran eserlerde yeralan, sahâbenin tefsîr ettiği âyetler ve bu âyetleri tefsîr eden mevkûf rivâyetler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân-ı Kerîm, Sahâbe, tefsîr, Mevkûf Rivâyetler

HadisKur'an-ı KerimKütüb-i Sitte+5
Büşra Akalın Hasçeltik
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mâide suresi çerçevesinde insan hayatının korunması

İnsan hayatının hem madden hem de manen korunması insanın beslenmesi, yaşadığı ortamın güvenliği ve saldırı karşısında cânilerin cezalandırılmasının birlikte gerçekleşmesiyle mümkündür. Mâide Suresi?nde bunların hepsi de işlenmiştir. İnsan hayatının korunması için yeme içmenin çerçevesi belirlenmiş. Maide Suresinde ehli kitabın kadınları ve yiyecekleri de helal kılınıp bunun sınırlarının çizilmiş olduğunu görekteyiz.Mâide Suresi, insan hayatının devamı için evrensel kurallar koymuştur. Bu kurallar zaman üstüdürler. İnsanlığın ilk yaratıldığı günde esfeli safiline düşmesine sebep olan hastalıklarla, son dinin tamamlanması esnasında düşmesine sebep olan hastalıklar aynıdır. Mesela hased, kendini ayrıcalıklı görmek, günahta yardımlaşmak gibi hastalıklar bunun örnekleridir. Aynı şekilde insanın yükselmesine sebep olan kurallar da aynıdır. Bunlar da takva, iyilikte yardımlaşma, Allah için adaleti tesis etmek gibi kurallardır. Bu yüzden insan hayatı genel kurallar etrafında incelenmiştir.Suçların önlenebilmesi için suçluların gerekli şekilde cezalandırılması gerekir. Cezaların caydırıcı olmakla birlikte uygulanırken adaletli bir şekilde uygulanması gerekir. Mâide Suresi?ndeki hadd cezaları, şahsa göre değişmeyen, tamamen suçu yok etmeyi hedefleyen cezalardır. Bunlar kısas, hirabe ve hırsızlık cezalarıdır. Anahtar Kelimeler: Mâide, İnsan, İnsan Hayatı, Hirabe, Kısas.

El-MaideKur'an-ı KerimSure+2
Veysel Demir
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı kerim'e göre yıldızlar

Çalışmamızda yıldızlar ve burçlar hakkında bilgiler verdik. Tarihi süreç içerisinde insanların yıldızlara ve burçlara bakış tarzı, yanlış bakış tarzından kaynaklanan problemler ve bu problemlerin kılıf değiştirerek günümüzde de varlığını sürdürdüğünü açıkladım. Ayrıca Kur?an-ı Kerim?e ve modern bilime göre yıldızları ve burçları incelenmeye gayret ettim. Asrımızda delâleti ilim ve fenne dayandırma çabası içerisinde olan çevreler her şeyin yaratıcısının Allah olduğu gerçeğini göz ardı etmektedirler. Bütün her şeyi ilim ve fenne yüklemeye çabalayarak yaratıcıyla bağını koparmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca burçlara ve yıldızlara olduğundan farklı anlamlar yüklemeye çalışarak kişileri farklı mecralara çekmek istemektedirler. Bu çalışmamızda asrımız insanının şüphelerine, meraklarına sorularına ve sorunlarına Kur?an?ın ışığı altında çözümler aradık. Mantık ilkelerine ve asrın anlayışına uygun bir şekilde bilimsel verilerden de yararlanarak kelam ilminin perspektifinden ışık tutmaya çalıştık. Temennimiz soruları ve şüpheleri artırmak değil azaltmaktır. Anahtar Kelimeler: Yıldız, Burç, Sabii, Kur'an, Astroloji

Sami Çalışkan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'ân'ın ve tasavvufun ilme verdiği önem ve Kur'ân'da ilm-i ledün

İnsanı, insanın kendisinden daha iyi tanıyan Yaradan, göndermiş olduğu Kur'ân'ın okunup hayata uygulanmasını istemiştir. Amaç, iki dünya mutluluğunun yakalanmasıdır. İnsanın yaradılışına uygun olan Kur'ân, insanın huzur içinde yaşaması için gerekli her tür bilgiyi içerir. Yüce Allah (c.c.) insanı mükemmel bir şekilde yaratarak, ona öğrenme ve öğretme kabiliyeti vermiştir. İlimsiz, irfansız ve medeniyetsiz insan hayatının olamayacağını bildiği için, ilk âyetinde okumayı emretmiş, ilk insana varlıkların isim ve mahiyetlerini öğretmiştir. İnsanlığın hakikatleri belirleyip, evrenin sırlarını çözmesi için, ilmin talep edilmesini farz kılmıştır. İslâm dini ilim kavramı üzerinde fazla durmuş, âyet ve hadislerde bu kavrama çok değinmiştir. Fakat Müslümanlar, Kur'ân-ı Kerim'i eskiden olduğu gibi gereğine uygun olarak okumadıkları için bu nimetin farkına varamamış ve ondan yararlanamamıştır. İlerleme devrinde Avrupa'da dahi kitapları okunan filozoflar, doktorlar, astronomlar yetiştiren Müslümanlar, daha sonraları dar düşüncenin ve taklitçiliğin, gerçek dinin ve bilimin yerini alması nedeniyle kurdukları uygarlık yolunda ilerleyememişlerdir. Biz tezimizde bu konuya değinip, "ilim" kelimesi ve onun zıt anlamlısı olan "cehalet" kelimesinin lügât ve istilah manalarını inceledik. Bu kavramla ilgili âyet ve hadislerin çokluğu sebebiyle sadece bir kısmını çeşitli tefsir, hadis ve diğer güvenilir kaynaklardan yararlanarak sunmaya çalıştık. Aynı zamanda, İslâm'ı derinden yaşamak olan tasavvufun, ilme bakışını irdeleyip, İslâm'ı derinden yaşayanlara (takvâ sahibi olanlara) Allah (c.c.)'ın bir lütfu olan, ledünni ilminden bahsettik. Sonuçta; İslâm'ın ilme verdiği önemin büyüklüğünü, öğrenmenin ve öğretmenin kişinin dünyasına ve âhiretine getireceği faydaları gördük. Birey ve toplum için gerekli olan her şeyin içinde bulunduğu, Kur'ân-ı Kerim nimetinden, nasıl faydalanırız sorusuna cevap aradık. Anahtar Kelimeler: Allah (c.c.), Kur'ân-ı Kerim, âyet, Peygamber, hadis, ilim, âlim, insan, toplum, sorumluluk, âhiret, dünya, huzur, tasavvuf, ledün ilmi.

Kur'an-ı KerimLedün ilmiTasavvuf+2
Asiye Gül
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Usame İbn Münkiz'in hayatı, eserleri ve şairliği

Usame İbn Münkiz 4 Temmuz 1095'te Suriye toprakları içerisinde bulunan Şeyzer'de doğdu. Edebiyatçı, şair ve tarihçi olan İbn Münkiz bu alanlarda çok sayıda eser verdi. Şiir alanında ki en meşhur eserlerinden biri de Divanü'ş-Şiirdir. Altı bölüm (Gazel, evsaf, medih, edep, merasi, müleh ) halinde düzenlenen eserin, her bölümündeki beytler de alfabetik sıraya göre dizilmiş, yaşanan gerçek hayatla ilgili şiirlerden meydana gelmiştir. Edebiyatçı ve şair kimliğinin yanı sıra usta bir tarihçi olan İbn Münkiz tarih alnında da önemli esrler kaleme almıştır. İlmi alanlarda değerli çalışmalarıyla birlikte, Selhaddin Eyyubi ve Nureddin Zengi gibi İslam dünyası için önemli başarılara imza atan devlet büyüklerine de danışmanlık yaparak, dönemin sorunlarına çözüm üreten iyi bir devlet adamı modeli oluşturmuştur. İbn Münkiz 23 Ramazan 584'te (15 Kasım 1188) Dımaşk'ta vefat etmiş ve Cebelikâsiyûn Mezarlığı'na defnedilmiştir. Anahtar kelimeler: Şiir, İbn Münkiz, Şiir Divanı

Arap edebiyatıArap şiiriBiyografi+6
Remzi Nazlı
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı Kerim'de tağyir kavramının semantik analizi

Bir toplumun dili o toplumun dünya görüşünü yansıtmaktadır. Bu nedenle dilde meydana gelen değişim o toplumun dünya görüşünde meydana gelen değişimi yansıtmaktadır. Kur'an-ı Kerim de indiği toplumun dili olan Arapçayı kullanmıştır. Vahiy dili kullandığı kelimeleri kendi inanç yapısının semantik alanı içinde yeni bir anlam ile buluşturmuştur. Kur'an'daki önemli kavramlardan birisi olan 'tağyir'in hangi anlamlarda kullanıldığını tespit etmek, ilâhî hitabın anlaşılmasına katkıda bulunacaktır. Bu tespit, kavramın metin içi ve metin dışı bağlamını dikkate almak ile mümkün olacaktır. Kelimenin ilk anlamından başlayarak vahiy sürecinde kazanmış olduğu yeni anlamlara geçişinin seyrini bilmek sözden kastedileni anlamamızı sağlayacaktır. Ayrıca bu kavrama müfessirlerin bakışı da verilecek tağyirin anlamı ve mahiyeti hakkında geniş bilgi sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Tağyir, Semantik, Birey, Toplum.

Anlam bilimKur'an-ı KerimTağyir+1
Ali Yıldırım
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraCrossrefindexliAçık ErişimTR

Günümüz İslâm dünyasında fetva heyetlerinin kadın ve aile sorunlarına yaklaşımları

Fetva, İslâm hukukunda şer‘î hükümlerin yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlayan temel hukukî mekanizmadır. Hukukî ve toplumsal değişim, bireysel fetvanın yanında kurumsal içtihadı öne çıkarmış; kurumsal fetva heyetlerini kadın ve aile hukukuna ilişkin meselelerde başlıca fetva mercileri hâline getirmiştir. Bu araştırma, günümüz İslâm dünyasında faaliyet gösteren yedi ulusal ve yedi uluslararası kurumsal fetva heyetinin kadın ve aile hukukuna ilişkin fetva ve kararlarını usûlî yaklaşımları bakımından mukayeseli olarak incelemektedir. Araştırma, İslâm hukukunun temel kaynakları, klasik fıkıh doktrini, usûl-i fıkıh birikimi ile kurumsal fetva heyetlerinin resmî fetva, karar ve raporları esas alınarak yürütülmüştür. Kavvâmiyet, miras, aile içi şiddet, kadının çalışma hayatı, şahitlik, çok eşlilik, boşanma, velâyet ve hidâne, tesettür, doğum kontrolü ve kürtaj; fetva ve kararların usûlî temelleri ve yorum yöntemleri bakımından mukayeseli olarak değerlendirilmiştir. Araştırma, bütün fetva heyetlerinin ortak şer‘î referansları benimsediğini ortaya koymuştur. Görüş farklılıklarının, dinî kaynaklardan değil; usûl anlayışı, mezhep tercihleri, hukuk düzeni ve toplumsal şartların yorumlanışından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Ulusal heyetlerin ulusal hukuk düzenini ve toplumsal gerçekliği gözettiği, uluslararası heyetlerin ise farklı hukuk çevrelerinde uygulanabilir ortak ilkeler geliştirmeye yöneldiği belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışma, kurumsal fetva heyetlerinin kadın ve aile hukukuna ilişkin kararlarını usûlî temelleri ve yorum yöntemleri bakımından mukayese ederek kurumsal içtihadın metodolojik çerçevesini ortaya koymakta ve çağdaş İslâm hukuku literatürüne katkı sağlamaktadır.

İslâm HukukuFetvaKurumsal İçtihat+2
Emine Sağlam
Erzincan Binali Yıldırım University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2026
10
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.267
DoktoraCrossrefindexliAçık ErişimTR

Kur’ân kıraatlerinin semantik ve edim bilimsel analizi: Tefsir ve modern dilbilim kesişiminde bir inceleme

Tezin amacı evrensel bir hitap niteliği taşıyan Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılmasında kıraat farklılıklarının metinsel yapısını nasıl etkilediğini pratik bir yaklaşımla ortaya koymaktır. Klasik tefsîr literatüründe sıklıkla tartışılan kıraat farklarının, âyetlerin anlam dünyasında meydana getirdiği daralma, genişleme veya yön değiştirme gibi semantik sonuçların pratik anlam bilimsel yöntemlerle incelenmesi çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Bu problem, kıraat ve anlam bilim ilişkisinin Kur’ân tefsîrinde anlam çözümlemesine yönelik disiplinlerarası yöntemsel bir çerçeve sunup sunamayacağını belirlemek gayesiyle seçilmiştir. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemi önde tutulmuş olup, dokümantasyon veri toplama tekniği benimsenerek Kur’ân tefsîri eserleri, modern ve klasik anlam bilim yaklaşımları ile sahih kıraat rivâyetleri üzerinden karşılaştırmalı doküman analizi yapılmıştır. Analiz sürecinde özellikle eşzamanlı-artzamanlı anlam bilim, bilgi yapısı (k-odak ve s-odak dinamikleri), edim bilim ve bileşimsel analiz teorisi gibi yöntemler merkeze alınarak âyetler tahlil edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, farklı kıraat vecihleri arasında anlamı bozan bir tenâkuz bulgusuna rastlanılmamıştır. Aksine bu durum ihtilâf-ı tenevvü kapsamında lafzın sınırları içinde kalarak metne başka açılar katmaktadır. Bu farklılıklar, âyetlerdeki fıkhî, kelâmî, ahlâkî ve psikolojik mesajları estetik bir biçimde netleştirmektedir. İlahî vahyin lafzî naklini muhafaza eden kıraat ilmi ile metnin anlam katmanlarını deşifre eden anlam bilimin entegrasyonu, Kur’ân’ın i’câzının ve evrensel mesajının doğru bir şekilde anlaşılması için teorik ve pratik bütünlük sağlar.

Kur’ânKıraatTefsîr+2
İsmail Hakkı Sezgin
Erzincan Binali Yıldırım University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2026
10
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.266
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın kadınlarla ilgili hukuki görüşleri

Hak Dini Kur'an Dili Tefsiri yazılması esnasındaki yararlanılan ilimlerin çeşitliliği, konuları ele alış şekli, yazarının hükümler hakkındaki görüşlerini ortaya koyuş şekli gibi özellikleri bakımından incelenmeye ve üzerinde çalışmalar yapılmaya değer bir eserdir.Hak Dini Kur'an Dili Tefsirini İslam Hukuku alanında, kadınlarla ilgili olan hükümleri Elmalılı'nın ele alış biçimiyle incelemeye tâbi tuttuk.Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Elmalılı'nın hayatı ve eserlerinden bahsederek, Hak Dini Kur'an Dili tefsirinin analizi yapılmıştır. İkinci bölümde, kadınlarla ilgili olan ibadet hükümleri ve üçüncü bölümde de kadınlarla ilgili olan muamelat hükümleri açıklanmıştır.Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, kadınlarla ilgili olan hükümlerin açıklamalarını, ayette geçen konu ile ilgili olan kelimelerin tanımlamalarını yaparak, hükmün gelmesine sebep olan bir olay varsa o olay hakkında bilgi vererek, mezhepler arasındaki varsa ihtilaflardan da bahsederek, görüşlerini Hanefi fıkhından yana kullanarak yapmıştır.

Hak Dini Kur`an DiliKadınlarKur'an-ı Kerim+4
Elif Demirci
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Molla Fenârî'nin usûl-i fıkıh görüşleri (Molla Fenârî'nin Fusûlü'l-Bedâi? adlı eseri çerçevesinde)

Çalışmamız bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Molla Fenârî'nin Yaşadığı asra genel olarak baktıktan sonra Molla Fenârî'nin hayatı, öğrencileri ve eserleri hakkında bilgi vermeye çalıştık.Birinci bölümde Molla Fenârî'nin Usul-i Fıkıh ilmi ile ilgili yapmış olduğu tanımı anlattıktan sonra Fusûlü'l-Bedâi? isimli eserin kaynaklarını vermeye çalıştık.İkinci bölümde, İslâm hukuk kaynakları, kaynaklardan hüküm çıkarma metotları, hükümlerin gayeleri, teâruz ve tercih hakkında Molla Fenârî'nin yaptığı tanım ve açıklamaları vermeye çalıştık.Üçüncü bölümde, Molla Fenârî'nin İslâm hukuk kaynaklarından çıkarılan hükümler hakkındaki görüşlerini vermeye çalıştık.Dördüncü bölümde, Molla Fenârî'nin ictihad, taklid ve fetvâ meseleleri ile ilgili görüşlerini izah etmeye çalıştık.Çalışmamızda şu sonuca vardık. Eserini kendisinden önce yaşayan Hanefî âlimlerin görüşleri açıklamak için yazan Molla Fenârî eserinde, Hanefî ve Şafiî âlimlerince kabul edilmiş kaideleri mukayeseli olarak bir araya getirmiş, Hanefî ve Şafiî mezhepleri arasındaki bazı usûl farklarını birleştirip birbirine uzak olan mefhumları uzlaştırmıştır. Birçok meselede kendisinden önce yaşayan usulcülerin görüşlerini almış, tartışmalı meselelerde kendisine göre tercihler yapmış, nakil ve akıl arasında tam bir uyum oluşturmaya çalışmıştır.Anahtar Sözcükler1.Molla Fenârî2.Fusûlü'l-Bedâi?3.Usûl-i Fıkıh4.İslâm Hukuku5.Şeyhülislâm

Fusulü'l-BedaiMolla FenariUsulü`l-fıkh+2
Mehmet Emin Erdoğan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Haldûn'un kelâmcılığı

Hicri 732 yılında doğan asıl adı İbrahim b. Abdurrahman b. Haldûn olan İbn Haldûn, Eş'ari ve Selefiye âlimlerinin en meşhurlarından biridir. İbn Haldûn Tunus'ta doğdu ve hayatının ilk yıllarını Tunus'ta geçirdi. Yaşamının büyük bir kısmını da Tunus ve Mısır'da geçirdi. O, 786 yılında Mısır kadısı oldu. En meşhur eseri olan Mukaddime'yi İbn Selame kalesinde yazdı ve bunu Sultan Ebû Abbas'a hediye (ithaf) etmiştir.İbn Haldûn, İslamî ilimlerin hemen hemen hepsinde eserler kaleme almıştır. Bu sırada İslam düşüncesinde yer edinecek birçok öğrenci yetiştirmiştir. İlmî derecesini tüm çağdaşları kabul etmiştir. Ehl-i Sünnet akidesini en iyi şekilde savunmuş olan İbn Haldûn'un eserleri birçok farklı dile çevrilmiştir. İbn Haldûn Kelâmî görüşlerini Mukaddime, Lübâbu'l-Muhassal ve Şifâu's-Sail adlı eserlerinde toplamıştır. Bu eserlerinde genel olarak bilgi, varlık, Allah, iman, nübüvvet ve ahiret konularına yer vermiştir.İbn Haldûn Müslümanlara karşı son derece müsamaha ve hoşgörüyle yaklaşmış, düşüncelerinde orta yolu izlemeye çalışmıştır. O, 808 yılında Mısır'da vefat etmiştir.Anahtar Kelimeler: İbn Haldûn, Kelâm, Kur'an, Nübüvvet.

Abdullah Hacibekiroğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hizbu't-Tahrir ve Ercümend Özkan'ın siyasi ve dini görüşleri

Hizbu't-Tahrir hareketi Filistin'in İsrail tarafından işgal edilmesi üzerine özellikle bu bölgede emperyalistlerin etkisine karşı Takiyuddin en- Nebhani tarafından kurulan bir harekettir. Hareket hiçbir zaman resmiyet kazanmadı. İllegal olarak faaliyetlerini sürdürdü. Ders halkaları vasıtasıyla kadrolaşmaya gittiler. Gayeleri İslam'a dayalı bir Hilafet Devleti kurmaktı. İslam'ın iktidarında kullanacakları anayasalarını belirlediler.1967 yılında bir anda ülkemizde adında bahsedildi. Bazı üyelerinin devlet güçleri tarafından yakalanması elebaşlarının da aranıyor olmasıyla ülke gündemine bir anda oturdu. Ülkemizde o yıllarda Ercümend Özkan temsilciliğini yapıyordu. Daha sonra Özkan hareketi bıraktı.Ercümend Özkan Hizbu't-Tahrir örgütüyle adını duyurdu. Özellikle gelenek olarak yaşanılan İslam'ı eleştirdi. İnsanları Kur'an İslam'ına çağırdı. Hemen her konuda fikir beyan etti. Kendine ait orijinal fikirleri olan Özkan bu fikirlerinden dolayı sık eleştirildi. Özkan'ın fikirlerinde dönemsel olarak kırılmalar görülür. Önceleri Hizbu't-Tahrir hareketi adına hareket ederken 70'lı yıllarda tamamen bu hareketle bağını kopardı.80'lı yıllara gelindiğinde İktibas Dergisini çıkardı. Fikirlerini bu yolla insanlara ulaştırmaya çalıştı. Bu dönemde fikirlerini Kur'an ve sahih sünnetle doğrulama yoluna gitti. Meydanları kullanıp fikirlerini geniş kitlelere ulaştırmak için İslami parti kurma girişiminde bulundu. Bunda başarı elde edemedi. 23 Ocak 1995'te vefat etti.Çalışmamız Hizbut-Tahrir ve Ercümend Özkan'ın Siyasi ve Dini görüşlerini konu edinir. Çalışmamız üç bölümde oluşur. Giriş kısmında takip edilen metod ve yararlanılan kaynaklar hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde Hizbu't-Tahrir hareketini kısaca tanıtıldı. İkinci bölümde Ercümend Özkan'ın hayatı ve eserlerini konu edinildi. Üçüncü bölümde ise Özkan'ın Siyasi ve Dini Görüşleri incelenildi.Anahtar Kelimeler: Hizbu't-Tahrir, Takuyiddin en-Nebhani, Hareket, Ercümend Özkan, İktibas, Fikir.

Modern İslam düşüncesi
Yusuf Elmas
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam Fıkhı'na göre adli tıp verilerinin karîne değeri

Adlî Tıp; Tıp İlmi içerisinden doğmuş, insan vücudu ile ilgili hukukî problemleri aydınlatmaya çalışan bir bilimdir. Kendi içerisinde birçok bölüme ayrılır. Adlî Tıp; insan vücuduna yönelik eylemler neticesinde oluşan basit sıyrıklardan ölüme kadar her türlü olayı aydınlatmaya çalışmaktadır.Adlî Tıp, şüphe arz eden tüm olayları (ölümle sonuçlanan veya sonuçlanmayan) aydınlatmaya çalışmaktadır. Olay ölümle sonuçlanmış ise ölüm mekanizması, ölüm şekli, ölüm zamanı ve ölümden sonra vücutta meydana gelen değişiklikleri incelemektedir. Delilleri tespit etmek için gerekli inceleme, laboratuar tetkikleri ve otopsi yapmaktadır. Ayrıca yaralama, zehirlenme, asfiksi (solunum yokluğu), kazalar (iş, trafik, düşme vb) gibi olaylar sonucunda vücutta ne tür etkiler bıraktığını inceler. Şayet bu tür olaylarda ölüm meydana gelmiş ise ölüm sebebini ve olayının orjinini (kaza-intihar-cinayet) aydınlatmaya çalışır. Yine gebe kadına karşı yapılmış eylemler, çocuk ölümleri ve ölü doğum konularında çalışmalar yapar. Nesebi belli olmayan çocukların baba veya annelerini tespit etmeye yönelik inceleme yapar. Bu konuların yanı sıra alkol ve bağımlılık yapan maddeleri tespite çalışır. Tecavüz olaylarında zanlı kişilerin suçlu olup olmadıklarını belirlemek için incelemeler yapmaktadır. Doku ve organ nakli konularında görüş bildirirken, organ ticaretinin engellenmesi, mağdur kişilerin vücudunda meydana gelen zararı tespit eder.İslam Hukuku'nda davaları ispat etmek için şahitlik, ikrar, yemin ve karineler gibi yöntemlerden yararlanılmaktadır. Ayrıca özel ihtisas gerektiren konularla ilgili davaları aydınlatmak için bu konularda bilgi sahibi kişilerin başvurulmaktadır. Bu sayede bu tür davalar daha kolay bir şekilde sonuçlandırılabilmekte ve daha isabetli ve adalete uygun hükümler verilebilmektedir.İslam Hukuku içerisinde yer alan insan vücudu ile alâkalı ve Adlî Tıp Bilimi'nin inceleme yaptığı tüm konularda bir bilirkişilik müessesesi olarak yararlanılabilecektir. Böylece bu tür olaylarla ilgili davaların daha kolay ve daha isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulmalarında Adlî Tıp'ın yapacağı incelemeler neticesinde elde edeceği veriler İslam hukukçularına yardımcı olabilecektir.Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, İslam Fıkhı, Karîne, Bilirkişilik, Adlî Tıp.

Adli tıpKarineİslam hukuku
Mehmet Aslantaş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yusuf Şükrü Harputî ve eserlerinin hadîs açısından değeri

Yûsuf Şükrü, Harput'ta doğup, tahsilinin bir kısmını burada yaptıktan sonra İstanbul'a gitmiş ve ilminin kalan kısmını orada ikmâl etmiştir. İstanbul Vefâ Medresesi'nde bir süre çalıştıktan sonra Medine'deki Mahmûdiyye Medresesi müderrisliğine tayin edilen Harpûtî, ömrünün sonuna kadar, burada kalmış ve burada (1292/1875) vefât etmiştir.Harputî, şerh veya hâşiye türü çalışmalarının yanı sıra; telif eserler de kaleme almıştır. Çeşitli ilim dallarına ait 7 eseri vardır. O, eserlerini genelde Arapça ve Osmanlıca olarak yazmıştır.Harpûtî, eserlerinde çok çeşitli konularda hadîsler kullanmıştır. O, eserlerine genelde sahîh hadîsleri almakla beraber, zayıf ve mevzû` rivâyetler de aktarmıştır.Çalışmamızda; girişte hadîslerin kültürümüze etkisi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Harpûtî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde Harpûtî'nin telif ve şerh eserlerinde aktardığı hadîslerin tahrici, tercümesi ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Sonuç kısmında da genel bir değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışma bibliyografya ile sona ermiştir.Anahtar Kelimeler: Harpûtî, Hadîs, Şerh, Mevzû`, Nasîhatnâme, Rumûzü't-Tevhîd, Silsiletü's-Safâ, Hâşiye-i `İsâm, Nâmûsü'l-Îkân

İbrahim Saylan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gazâli'de siyaset düşüncesi

Gazali İslam düşünce tarihinde en çok tartışılan ve üzerinde en çok çalışma yapılan şahsiyetlerin başında gelir. Bir şahıs üzerinde çalışırken, onun yaşadığı devirdeki siyasi arka plan görmezden gelinemez. Oldukça karışık ve buhranlı bir coğrafyada yaşayan Gazali, yaşadığı dönemin siyasi gelişmelerinden etkilenmiştir. Zamanının siyasi gelişmelerinden etkilenen Gazali'nin devlet başkanlığı konusundaki görüşlerini teorik ve pratik açıdan ele almaya çalıştık.Çalışmanın giriş bölümünde Gazali'nin siyasi arka planını ele alarak, onun siyasetle ilgili eserlerini incelemeye çalıştık. Birinci bölümde Gazali'nin siyaset düşüncesi doğrultusunda, devlet başkanlığı meselesine teorik bakışını vermeye çalıştık. İkinci bölümde ise, onun devlet başkanlığına dair pratik görüşlerini ele aldık, sonuç bölümünde kısa bir değerlendirme yaparak çalışmamızı tamamladık.

Devlet başkanıDinGazzali+1
Kenan Şeker
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmam Mâturîdî ve nübüvvet anlayışı

İslam'da nübüvvet konusu, Allah'ın varlığı ve birliği ve ahiret inancından sonra üçüncü önemli konudur. Çünkü bütün ilâhi emirler ve yasaklar bu kurum aracılığıyla insanlığa bildirilmektedir. Zaman içinde insanların peygamberler hakkındaki merakları, mevcut bilgilere nesiller boyu yeni ilaveler getirmiştir. Bu ilaveler kutsal kitaplara ve onların yorumlarına da yansımıştır. Bu bilgilerin önemli bir kısmı peygamberler hakkında gerçekleri aksettirmediği gibi çoğunluğu menkıbe görüntüsündedir.İşte bu yanlış anlayışların, Kur'ân doğrultusunda düzeltilmesine katkıda bulunur düşüncesiyle İmam Mâturîdî'nin nübüvvet anlayışının incelenmesi gerektiğini düşündük.Anahtar Kelimeler: Akıl, İslam, Kelâm, Maturidiyye, Mezheb, Mucize, Nübüvvet, Tevhid, Vahiy

Kenan Gilgil
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam kelamında cennet ve cehennem

Cennet ve cehennem akidesi, insanlık tarihinde, yaratıcıya imandan sonra önemli bir yer teşkil etmektedir. İnsanı bu dünyada iyi işler yapmaya sevk eden ve kötülüklerden sakındıran en büyük sebeplerden birisi cennet ve cehennem akidesidir. Cennet nimetleri ve cehennem azabı, bizim bilebildiğimizden çok daha farklı olacaktır. Ebedi saadet yurdunda Allah, müminler tarafından görülecektir. Ancak bizler görülmenin keyfiyetini bilememekteyiz.Halen yaratılmış ve mevcut olan cennet ve cehennem, biz insanlar için ebedi mükafatın veya sonsuz azabın mahalli olacaktır. Sonuç olarak, ebedi hayatta mutlak adalet bizleri beklemektedir.

CehennemCennetÖdül+2
Mustafa Çiçek
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kelam problemlerinin bilgi sosyolojisi çerçevesinde değerlendirilmesi

Tarihsel süreçte ortaya çıkan kelam problemlerinin neliğini çözümlemek, bu problemlerin ortaya çıktığı sosyal yapıları çözümlemekle mümkündür. Bilgi sosyolojisi her ne kadar bilginin ortaya çıkışına etki eden sosyal yapıları incelese de, inançlar da bu alanda kabul edilmelidir. İnancın içerisinde oluştuğu sosyal, politik, ekonomik, kültürel vs. alanlar inançların biçimlenmesine etki etmektedir.

Fatma Dağ
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zeydiyye mezhebinin usul-ü fıkıh kaynakları

Zeydiyye mezhebi Zeyd b. Ali'nin Emevi halifesi Hişam'a isyanıyla başlayıp günümüze kadar devam eden bir mezheptir. Zeydiyye kelâmî mevzuların bir kısmında Mutezileye benzerken, bazı noktalarda Sünnîlere benzer. Zeydiyye Kur'ân, sünnet, icmâ ve kıyası İslam hukukunun bir kaynağı olarak kabul eder. Bu dört ana delile ek olarak cumhurun delil olarak kullandığı diğer delilleri de kullanmışlardır. İçtihad metodunu kullanarak mezheplerini geliştirmişlerdir. Fıkıh açısından cumhurdan ayrı bazı görüşleri olduğunu görüyoruz. Zeydiyye mezhebi mensupları genelde Yemen'de yaşarlar.

Abdullah Kavalcıoğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı Kerim'de hakk kavramı

Kur'an'da ?HAK? Kavramı isimli tezimizde ?HAK? kelime kökünün anlamları üzerinde durulmuştur. Üç büyük din, birbirlerini din akrabalığının yanında, dil akrabalığıyla da tamamlamaktadır. Kavram, eski zamanlardan günümüze kadar çeşitli kullanım alanına sahip olmuştur.Her şeyin üzerine bina edildiği ?HAK? kökü Kur'an'ın temel kavramlarından bir tanesidir. Bu nedenle yapmaya çalıştığımız, kavramı analız etmek ve bu kavramın arkasındaki anlam örgüsünü daha iyi görebilme imkanı sağlamaktır.?Allah'ın ismi, sabit, kesin, vacip, pay, adalet, mal, diriliş, delil, doğru bilgi, Kur'an, İslam manalarını içeren ?hak? kelimesini detaylıca inceleyerek insanlara Kur'an penceresinden doğru bir bakış açısı sağlamak ve kelimenin bütün anlam caddelerini ortaya koymak amacını taşımaktayız.Kur'an-ı Kerim'in, bahsettiği insan haklarına değinerek, günümüz insanının içine düştüğü hendikabdan çıkmasına yardım etmek diğer bir gayemizdir..

Hak
Suna Şeker
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı Kerim'de ?kizb?(yalan) kavramı

Bu tez `kizb' kavramının semantik analizi üzerine yapılan bir çalışmadır. Çalışmamızda öncelikle, `kizb' kavramının sözlük anlamları tespit edilecektir. Kavramın hadislerde geçen kullanım şekli araştırıldıktan sonra, Kur'an'da yer alan anlamları ele alınacaktır.Çeşitli topluluklara, farklı zamanlarda, değişik peygamberler gönderilmiştir. Toplulukların bir kısmı gönderilen elçilere bağlılıklarını göstermiş, bir kısmı da onları yalanlama ve inkar gibi eylemlerde bulunmuşlardır. Onların bu tutumu Kur'an'ı Kerim'de ?kizb?, yani yalan ya da uydurma kavramıyla beyan edilmiştir.Yalanlama eylemi sadece peygamberlerle sınırlı kalmamıştır. Ayetler göz önünde bulundurularak mesele değerlendirildiğinde bu eylem ?Allah'a iftirada bulunmak? şeklinde ortaya çıkabilmektedir.

Hidayet Geze
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Huzeyfe bin Yeman ve Peygamber Efendimiz'den öğrendiği özel bilgilerle ilgili rivayetlerin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Ashab'ın güzide isimlerinden olan, Hz. Peygamber'in sır arkadaşı olarak bilinen, Huzeyfe b. Yeman'ın hayatıyla birlikte, Peygamber Efendimiz'in sadece O'na söylediği özel bilgiler olan gaybi hadisleri içerir. Gaybî konular, akıl ve duyular ile bilinemeyecek olağanüstü bilgilerdir. Bu sebeple insanoğlunun hep merakını çekmiştir. Zihinleri meşgul eden bu konu âyet ve özellikle Huzeyfe b. Yeman'ın rivayet ettiği hadislerle açıklanmıştır. Özetle bu çalışmada bir sahabenin rivayetleriyle gayb konusu incelenmiştir.

Nesibe Kazak
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dînî bir kavram olarak bereketin mâhiyeti

?Bereket?, kelime ve terim olarak tarih boyunca bütün dinlerde kendini gösteren bir fenomendir.Biz de bu çalışmamızda dînî bir kavram olan ?bereket? olgusunu ve ?bereket?in mahiyetini Kur'an ayetleri ve hadislerle ortaya koymaya çalıştık.Çalışmamız, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde tezin hazırlanması sırasında takip edilen metot ve yararlanılan kaynaklar konusunda bilgi verilmiştir.Birinci bölümde, ?bereket? kavramının hangi anlamlara geldiği, ilahî dinlerde ve beşerî kültürlerde bereketin nasıl algılandığı konusu incelenmiştir.İkinci bölümde, ?b-r-k? kökünün türevlerinin geçtiği ayetler tespit edilerek Kur'an-ı Kerim'de ?bereket? kavramının ifade ettiği anlamlar etraflıca izah edilmiştir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'den sonra ikinci ana kaynak olan Sünnet'te, ?bereket? kavramının ifade ettiği anlamlar temel hadis kaynaklarına başvurularak ortaya konulmuştur.Üçüncü bölümde ise; ?bereket? kavramının ilgili bulunduğu ?rızık? ve ?ecel? konularına değinilmiş ve bu iki konudaki ?artma-eksilme? problemleri ele alınmıştır.

Nafi Uysal
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00