
13
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Farklı kalınlıklardaki hibrit ve lösit ile güçlendirilmiş cam seramik yapıda CAD/CAM seramik restoratif materyallerin rezin esaslı yapıştırma materyallerinin polimerizasyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı farklı kalınlık ve farklı yapıda seramik benzeri ve seramik materyallerin (hibrit seramik ve lösit ile güçlendirilmiş seramik CAD/CAM restoratif materyali) altında 4 farklı rezin esaslı yapıştırma materyallerinin polimerizasyonuna etkisini 1 saat, 24 saat, 7 gün, 30 gün sonra Vicker's mikrosertlik ölçümü ile değerlendirmektir. A2 renginde, farklı yapıda CAD/CAM indirekt restoratif materyallerden 1mm ve 2 mm kalınlıkta bloklar elde edildi. Akışkan kompozit rezin, kendinden adeziv rezin siman, ışıkla polimerize kompozit rezin siman ve dual polimerize kompozit rezin siman olmak üzere 4 farklı yapıdaki yapıştırma materyali kullanıldı. Yapıştırma materyalleri üzerinde restoratif materyal bulunmadan ve farklı kalınlıkta indirekt restoratif materyal üzerinden LED ışık cihazı ile 40 saniye süre ile polimerize edildi. Test örnekleri hazırlandıktan sonra 37ºC'de etüv içerisinde 1 saat, 24 saat, 7 gün ve 30 gün bekletildi ve bekleme süreleri sonunda test örneklerinin üst ve alt yüzeylerinden Vicker's mikrosertlik ölçümleri gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 25 programı ile yapıldı ve %95 güven aralığında çalışıldı. Verilerin analizinde Friedman testi, Wilcoxon testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney testi kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalarda Bonferroni düzeltmesi uygulandı. İndirekt restoratif materyal bulunmayan test örneklerinin alt ve üst yüzey ölçümleri arasında fark oluşmadı (p>0,05). Yapıştırma simanın üzerinde indirekt restoratif materyal bulunan örneklerin üst yüzey sertlik değerleri alt yüzey sertlik değerlerine göre daha yüksektir (p<0,05). Ancak, ölçüm zamanın artışı ile kendinden adeziv rezin siman örneklerinde, yüzeyler arasında fark gözlenmedi (p>0,05). İndirekt restoratif materyal bulunması ve materyal kalınlığının arttırılması ile test örneklerinin yüzey sertlik değerlerinde düşüş gözlendi (p<0,013). Tüm test örneklerinin üst yüzeyden ölçülen sertlik değerleri incelendiğinde; akışkan kompozit rezin ve ışık ile polimerize olan kompozit rezin siman benzer ve en yüksek sertlik değerlerini verdi ve kendinden adeziv rezin siman ise en düşük sertlik değerleri gösterdi (p<0,013). Alt yüzeyden ölçülen sertlik değerleri incelendiğinde akışkan kompozit rezin en yüksek sertlik değerleri gösterdi ve onu genel olarak ışık ile polimerize kompozit rezin siman grubu izledi. 1 ve 24 saat ölçümlerinde kendinden adeziv rezin siman en düşük değerleri gösterirken, dual polimerize kompozit rezin siman 7 ve 30. gün ölçümlerinde daha düşük değerler gösterdi (p<0,013).
Hemofili ve nadir faktör eksikliği olan hastalarda temporomandibular eklem sağlığının değerlendirilmesi
Hemofili ve nadir faktör eksiklikleri vücut eklemlerini etkileyebilen hastalıklardır. Koagülasyon faktör eksikliği olan hastalarda, hastalığa bağlı olarak temporomandibular eklem (TME) sağlığının etkilenebildiği bildirilmiştir. Literatürde hemofili veya nadir faktör eksikliği olan hastaların TME sağlıklarını değerlendiren çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma hemofili ve nadir faktör eksikliği olan hastalarda TME sağlığının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada hasta ve kontrol grubu olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur. Hasta grubuna hemofili veya nadir faktör eksikliği olan 6'sı kadın 38'i erkek 44 birey (yaş ortalaması 16,95±7,29), kontrol grubuna ise 6'sı kadın 39'u erkek 45 sağlıklı birey (yaş ortalaması 17,00±7,29) dahil edilmiştir. TME sağlığı, bireylere yöneltilen sorular, klinik ve radyolojik (geçmişte çekilen panoramik radyografi ve MRG görüntüleri kullanılarak) muayene aracılığıyla elde edilen bulgular gruplar arasında karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. TME sağlığının yanı sıra bireylerin ağız sağlıklarına verdikleri önem de değerlendirilmiştir. Temporomandibular düzensizlikler (TMD)'le ilişkili subjektif semptomların hasta grubunda daha yüksek oranda olduğu bulunmuştur. Çene, şakak veya kulak çevresinde ağrı, çene eklemi sesleri ve kapalı kilitlenme şikayetlerine hasta grubunda belirgin düzeyde daha sık rastlanmıştır (p<0,05). Objektif semptomlardan deviasyon, mandibular hareketlerle oluşan eklem sesleri, ağız açarken açmanın sonlandırılması, palpasyonla kas veya TME hassasiyeti hasta grubunda daha yüksek oranda bulunmuştur. Sağ TME'de açma-kapama sırasında oluşan eklem seslerinin hasta grubunda belirgin düzeyde daha sık ortaya çıktığı tespit edilmiştir (p<0,05). Mandibular hareketlerin (ağrısız açma, maksimum yardımsız açma, maksimum yardımlı açma, protrüzyon) sınırlarının ortalamaları gruplar arasında benzer bulunmakla birlikte sağ ve sol lateral hareket sınırlarının ortalamalarının hasta grubunda belirgin düzeyde daha az olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). TME sağlığını etkileme riski bulunan malokluzyonlar ve hasta grubunda belirgin düzeyde daha sık görüldüğü tespit edilen TMD ile ilişkili bulgular arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Panoramik radyografi incelemelerinde kondiler değişikliklerin hasta grubunda daha yüksek oranda görüldüğü saptanmıştır. Hasta grubunda olup MRG'si mevcut olan 3 hastanın ortak MRG bulgusu disk dejenerasyonu veya deformasyonudur. Bu hastaların 3'ünün de klinik muayenesinde deviasyona ve mandibular hareketler sırasında eklem seslerine rastlanmıştır. Bunlarla birlikte hasta grubundaki bireylerin ağız hijyeni ve sağlığına daha az önem verdiği görülmüştür. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar hemofili veya nadir faktör eksikliği olan hastalarda TMD gelişme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur.
Seramik/cam polimer yapılı CAD/CAM materyallerin rengine klinik faktörlerin etkisinin in-vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, seramik/cam polimer yapılı CAD/CAM materyallerin rengine klinik faktörlerin etkisinin in-vitro olarak incelenmesidir. Çalışmada nano hibrit ve polimer infiltre seramik ağ yapılı CAD/CAM bloklardan 3 farklı kalınlıkta (1 mm, 1,5 mm ve 2 mm) kare (12 × 12 mm2) prizma şeklinde örnekler kesilmiştir (N=370). Materyal tipi, materyal kalınlığı, dayanak diş rengi ve siman rengi esas alınarak 36 alt grup oluşturulmuştur (n=10). Kalan 10 seramik/cam polimer yapılı örnek kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Örneklerin bir yüzeylerine sırasıyla 1200 ve 4000 gritlik SiC zımpara kağıdı ile polisaj yapılmıştır. Dayanak dişi temsilen B1 ve C3 renginde, disk şeklinde (⌀=10 mm, h=3 mm) 360 adet kompozit rezin örnek elde edilmiştir. Kompozit rezin diskler, seramik/cam polimer yapılı CAD/CAM örneklerin 360 tanesinin üzerine 10 N kuvvet altında 100 µm kalınlıkta dual-polimerize self adeziv rezin simanın 3 farklı rengi (A2, White, Translusent) kullanılarak simante edilmiştir. Kontrol ve test gruplarında yer alan test materyallerin renk değişimi siyah zemin üzerinde spektrofotometre kullanılarak ölçülmüş ve CIEΔE 2000 renk farkı formülüne göre hesaplanmıştır. Test örneklerin renk değişim (ΔE00) sonuçları Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri ile değerlendirilmiştir (p<0,05). Her iki dayanak renginde de dental CAD/CAM restoratif materyalleri, siman rengi ve materyal kalınlığı açısından ∆E00 değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,05). Her iki dayanak renginde de polimer infiltre seramik ağ yapılı materyal ile hazırlanan restorasyon kombinasyonu, nano hibrit materyal ile hazırlananlara göre daha düşük ∆E00 değerleri sergilemiştir. Buna ilaveten her iki dayanak renginde de restoratif materyal-materyal kalınlığı-siman rengi üçlü etkileşiminin ΔE00 değerleri üzerinde anlamlı bir farka neden olduğu bulunmuştur (p<0,05). Farklı renkteki dayanak dişlerin restorasyonunda, materyal tipi, kalınlığı ve siman rengi gibi klinik faktörler CAD/CAM restorasyonların son rengini etkilemektedir. Dayanak diş rengi gözetmeksizin White siman ve 1 mm kalınlığa sahip materyallerin kullanımı, klinik olarak belirgin derecede renk değişimine neden olmakta ve restorasyonun arzu edilen son rengini olumsuz yönde etkilemektedir.
Masseter kas kalınlığının yüz morfolojisi ve parafonksiyonel alışkanlıklar ile ilişkisi: Ultrason çalışması
Çiğneme kaslarının aktiviteleri ile kraniyofasiyal yapının gelişimi arasında ilişki olduğu görüşü yaygın olarak kabul görmektedir. Çiğneme kaslarının; fonksiyonel ve parafonksiyonel aktiviteleri vardır. Parafonksiyonel aktiviteler sonucunda kaslarda hiperaktivite meydana gelmektedir. Bu aktivite artışına bağlı özellikle çiğneme sistemine ait kaslardan biri olan masseter kasın adaptif değişiklik gösterdiği ve yüz morfolojisini etkilediği görüşü ileri sürülmektedir. Çiğneme kaslarının aktivitesi elektromyografi ile belirlense de son zamanlarda kas kalınlığı, çene kas aktivitesinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Masseter kası ultrasonografi ile görüntülenip kalınlığı ölçülebilmektedir. Ultrasonografi kolayca uygulanabilen, tekrarlanabilen, invaziv olmayan görüntüleme yöntemidir. Bu araştırmanın amacı masseter kas kalınlığının; 15 yaş üstü bireylerde ultrasonografik ölçüm ile normal aralığını belirlemek, yaş, cinsiyet, yüz morfolojisi, vücut kitle indeksi ve parafonksiyonel alışkanlıklar ile ilişkisini değerlendirmektir. Araştırmaya, Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda endikasyon dahilinde lateral sefalometrik radyografisi çekilen, daha önce ortodontik tedavi görmemiş, kalıtsal ve edinsel herhangi bir sendromu olmayan, baş boyun bölgesinden travma almamış ve cerrahi operasyon geçirmemiş, üçüncü molar dışında posteriyor diş eksikliği bulunmayan, 15 yaş üzerinde, gönüllü 115 birey dahil edildi. Çalışmaya katılan bireylere; parafonksiyonel alışkanlıklar, yaş, boy ve kilo ile ilgili sorular soruldu. Lateral sefalometrik filmler üzerinde ölçümler yapılarak vertikal yüz morfolojilerine göre bireyler hipodiverjan (n=28), normdiverjan (n=55) veya hiperdiverjan (n=32) olarak gruplandırıldı. Bireylerin sağ ve sol masseter kas kalınlıkları istirahat ve kasılı haldeyken ultrasonografi ile ölçüldü. Masseter kas kalığının ortalama değeri 13,57±2,57 mm olarak bulundu. Sağ ve sol masseter kas için istirahat ve kasılı haldeki kas kalınlığı erkeklerde kadınlara göre anlamlı şekilde daha fazlaydı (p<0,05). Masseter kas istirahat veya kasılı haldeyken kas kalınlığı ile yaş ve vücut kitle indeksi arasında, aynı yönlü ancak zayıf bir ilişki olduğu bulundu. Masseter kas istirahat ve kasılı haldeyken kalınlığı hipodiverjan yüz morfolojisine sahip bireylerde diğer gruptakilere göre daha kalındı. Parafonksiyonel alışkanlığı olan bireyler ile parafonksiyonel alışkanlıkları olmayanlar arasında masseter kas kalınlığı açısından fark bulunamadı (p>0,05). Araştırmanın sonuçlarına göre masseter kas kalınlığı vertikal yüz morfolojisine göre farklılık göstermekteyken parafonksiyonel alışkanlıklar için bu durum geçerli değildi.
COVID-19 pandemisi sürecinde depresyon-anksiyete-stres düzeyi ve oral hijyen tutumlarının birlikte değerlendirilmesi
Covid-19 pandemisinde salgınla ilgili bilinmezlikler, bireylerin kendileri ve yakınlarının sağlığıyla ilgili kaygıları ve alınan izolasyon önlemlerinin sosyal desteği azaltması, bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ruh sağlığının olumsuz etkilenmesi hem periodontal hastalıklar için risk oluşturmakta hem de koruyucu sağlık davranışlarına uyumu bozabilmektedir. Covid-19 pandemisinin ruhsal etkilerini değerlendirmeyi, bu süreçteki ağız hijyeni tutumlarını ve ağız hijyeni tutumları ile demografik ve psikolojik ilişkileri araştırmayı amaçladığımız çalışmamızda; 75 kadın, 75 erkek toplam 150 birey çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmamız kesitsel, tanımlayıcı bir anket çalışmasıdır. Anket soruları; demografik özellikler, anamnez soruları, oral hijyen tutumlarına ilişkin sorular ve ruhsal durumu değerlendirmek için DASS-21 ölçeği olmak üzere, toplam 23 sorudan oluşmaktadır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 11.5 programı ile analiz edilmiş, kategoriler arasındaki farklılıklar Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis H testi ile, değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare ve Fisher-exact testleri ile değerlendirilmiştir. Ayrıca değişkenlere ait risk faktörleri Tek ve Çok Değişkenli Lojistik Regresyon analizleri ile belirlenmiştir. Çalışmamıza katılan bireylerin %40,7'sinde en az hafif düzey anksiyete, %28,7'sinde en az hafif düzey depresyon ve %19,3'ünde en az hafif düzey stres bulguları gözlenmiştir. Çalışmamızda kadın olmak, bekar olmak, çocuk sahibi olmamak, düşük gelir düzeyi, daha genç yaş ve eşlik eden psikiyatrik hastalık varlığı ruhsal bozukluklar için risk faktörüdür. Çalışmamıza katılan bireylerin %34'ü günde 2 kez ve üzeri; %14,7'si ise 2 dakikadan fazla sürede diş fırçalamaktadır. %10'u da diş ipi kullanmaktadır. Bulgularımız önceki çalışmalarda bildirilenlere göre daha düşük düzeydedir. Çalışmamızda diş fırçalama sıklığı, diş fırçalama süresi ve diş ipi kullanımı ile ilişkili bulunan faktörler: Cinsiyet, eğitim düzeyi, eşlik eden psikiyatrik hastalık varlığı, DASS-21 anksiyete, depresyon ve stres alt ölçekleri, sigara kullanımı, sağlık çalışanı olmak, gelir düzeyi ve medeni durumdur. Çalışmamıza katılan bireylerin %36'sı diş ve diş eti sağlığını zayıf olarak değerlendirmiştir. Bireysel diş ve diş eti sağlığı algısı, sistemik hastalık varlığı ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmamıza katılan bireylerin %77,4'ü 6 aydan kısa sürede diş fırçası değiştirmektedir. Diş fırçası değiştirme sıklığı ise eğitim düzeyi ile ilişkili bulunmuştur.
Sınıf 3 anomaliye sahip bireylerde faringeal havayolunun karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi
Üst faringeal havayolu, ortodontide tanı ve tedavi planlamasında önemli bir anatomik yapıdır. Bu çalışmanın amacı, MP3cap büyüme- gelişim dönemindeki maksilla ve maksillo-mandibular kaynaklı Sınıf III maloklüzyona sahip, üst faringeal havayolu boyut ve alan ölçümlerini aynı büyüme dönemindeki Sınıf I dentofasiyal yapıya sahip kontrol grubu ile cinsiyetlere göre karşılaştırmaktır. Bu araştırmaya, Gazi Üniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden her bir grupta (Grup 1: Sınıf I erkek; Grup 2: Sınıf III erkek; Grup 3: Sınıf I kız; Grup 4: Sınıf III kız) 45 birey olmak üzere toplam 180 bireyin tedavi başı lateral sefalometrik ve el bilek radyografileri dahil edildi. Faringeal havayolu boyut ve alan ölçümleri yapıldı. Boyutsal ve açısal ölçümler, GNU Image Manipulation Programı (GIMP 2.10.18, Spencer Kimmball, Peter Mattis ve GIMP Team, 1995-2020, NY, ABD) kullanılarak yapıldı. Alan ölçümlerinde AUTOCAD (Autodesk 2018, San Rafael, CA, ABD) yazılım programı kullanıldı. Erkeklerde, Sınıf I maloklüzyona sahip olanlarda nazofaringeal havayolu ölçümlerinden olan AA'-Pm' ve AA-PNS, Sınıf III anomaliye göre daha büyük bulundu (p<0,05). Kızlarda, Sınıf I maloklüzyona sahip olanlarda Sınıf III anomaliye sahip olanlara göre orofaringeal ve retroglossal havayolu alanları daha küçük bulundu (sırasıyla; p<0,001, p=0,001). Sınıf III kızlarda, nazofaringeal havayolu yüksekliği ve üst faringeal boşluk (SPS) Sınıf I kızlara göre daha büyük (p<0,05) ve hyoid kemik daha aşağıda bulundu (p<0,05). Sınıf III kızlarda orofaringeal ve retroglossal havayolu alanları aynı maloklüzyona sahip erkeklerden büyük bulundu (p<0,05). Kızlarda baş postürü, her iki iskeletsel yapıda da erkeklere göre ekstansif konumlandığı tespit edildi (p<0,001). Sonuç olarak, MP3cap büyüme gelişim dönemindeki hastalarda faringeal havayolu boyut ve alan ölçümlerinde gerek cinsiyetlere göre gerekse de Sınıf I ve III maloklüzyon türlerine göre farklılıklar bulundu.
Farklı detoks içeceklerinin restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük değişimi üzerine etkisi
Estetik restoratif materyaller doğal diş görünümünü taklit etmelidir. Bu materyallerin başında kompozit rezinler gelmektedir. Bu çalışmanın amacı toksinlerden arınma amacıyla kullanılan, meyve ve sebze içerikli içeceklerin kullanımının restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük değişimine olan etkisini değerlendirmektir. Bu tez çalışmasında 5 farklı restoratif materyalden (Ceram.X SphereTec One, Clearfil Majesty Es-2, Omnichroma Estelite Quick, Beautifil II) 2 mm kalınlığında ve 8 mm çapında toplam 360 adet örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler Bluephase 20i (BP) LED ışık cihazı ile 15 sn polimerize edildi. Örnekler iki gruba ayrılarak ilk grup mylar strip altında bitirildi, diğer gruba Super Snap Bitirme ve Cila Seti (Shofu, Japonya) ile bitirme ve cila işlemi uygulandı. Örneklerin tümü, post polimerizasyon için 24 saat 37 ⁰C'lik etüvde distile su içerisinde bekletildi. Başlangıç renk ölçümleri için Vita Easy Shade Compact, başlangıç pürüzlülük ölçümleri için ise profilometre cihazı (Surfest SJ-301, Mitutaya, Japonya) kullanıldı. Örnekler distile su, evde hazırlanan kırmızı detoks içeceği, ticari olarak üretilen kırmızı detoks içeceği, evde hazırlanan yeşil detoks içeceği, ticari olarak üretilen yeşil detoks içeceği, limonlu sirkeli su olacak şekilde rasgele 6 alt gruba ayrıldı (n=6). Renk ve pürüzlülük ölçümleri 1 gün, 7 gün, 15 gün ve 30 gün sonunda tekrarlandı ve örneklerdeki renk değişimi (∆E) ve pürüzlülük değişimi (∆Ra) hesaplandı. Elde edilen veriler çift yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey testi, renk ve pürüzlülük değişimi arasındaki ilişki ise Pearson korelasyon analizi kullanılarak istastistiksel olarak değerlendirildi. Yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre, deney solüsyonlarının hepsi çalışmaya dahil edilen restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük değerlerini değiştirmiştir. Bitirme ve cila işlemi uygulanmayan tüm restoratif materyaller arasında en yüksek renk değişimi 30. günde evde hazırlanan yeşil detoks içeceğinde bekletilen Beautifil II giomer örneklerinde görülmüştür (∆E4=20,16). Bitirme ve cila işlemi uygulanan tüm restoratif materyaller arasında pürüzlülülük değerindeki en yüksek artış 15. günde evde hazırlanan kırmızı detoks içececeğinde bekletilen Beautifil II giomer örneklerinde görülmüştür (∆Ra3=0,32). Toksinlerden arınma amacıyla kullanılan detoks içeceklerinin restoratif materyallerin renk ve pürüzlülük özelliklerini değiştirebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Hızlı üst çene genişletmesinin dentoiskeletsel yapılara etkisinin karşılaştırılmalı değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, posterior akrilik splint (PAS) ve modifiye akrilik splint (MAS) tipi Hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) aygıtlarının karışık ve daimi dişlenme döneminde olan, büyümesi devam eden, yaşları 9-15 yıl arasında olan bireyler üzerindeki iskeletsel, dişsel ve yumuşak doku etkilerini üç boyutlu model analizi ve iki boyutlu radyografik yöntemler kullanarak karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu araştırmada çift taraflı maksiller darlığa sahip, Angle Sınıf I, Sınıf II veya Sınıf III maloklüzyonda olan, daha önce ortodontik tedavi görmemiş 56 hastaya ait lateral sefolometrik radyografiler, posteroanterior radyografiler ve ortodontik alçı modeller Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nın arşivinden sağlanarak değerlendirmeye alındı. Çalışmamız, uygulanan HÜÇG aygıtı tipine göre PAS ve MAS grubu olarak iki ana gruba ayrıldı. Ayrıca, her bir grup dişlenme dönemine göre karışık dişlenme ve daimi dişlenme olarak 2 alt gruba ayrıldı. PAS aygıtı uygulanmış grup kendi içinde Grup 1; daimi dişlenme döneminde 15 hasta (10 kız,5 erkek), Grup 2; karışık dişlenme döneminde 14 hasta (7 kız, 7 erkek) olmak üzere ve benzer şekilde MAS aygıtı uygulanmış grup da Grup 3; daimi dişlenme döneminde 14 (9 kız, 5 erkek) ve Grup 4; karışık dişlenme döneminde 13 (5 kız, 8 erkek) hasta olmak üzere kendi içinde iki gruba ayrıldı. İstatistiksel analizlerde Student's t testi, Mann Whitney U ve Ki-Kare testleri, verilerin analizinde ise IBM SPSS Statistics programı kullanıldı. Her iki aygıt tipinde de istatistiksel olarak önemli seviyede genişletme sağlandı. Yapılan ölçümler içinde PAS ve MAS grupları arasında üst ark derinliği, üst keser ve üst dudak sagital konumu değişim değerleri bakımından her iki grup arasında istatistiksel olarak önemli fark bulundu (p< 0,025 her biri için). Her iki aygıt tipinde de dişlenme dönemlerine göre fark gözlenmedi. Benzer sonuçlar elde edildi.
Hamilelerde ağız ve diş sağlığına yönelik bilinç düzeylerinin, uygulamalarının ve tutumlarının değerlendirilmesi
Hamilelik döneminde meydana gelen diş kayıpları uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir konu olmuştur. Özellikle son yıllarda bu ilişki çift yönlü olarak araştırılmaktadır. Bu araştırmalardan bazıları erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi hamilelik komplikasyonları ile diş kayıpları arasında ilişki kurmayı amaçlamıştır. Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı ile sonuçlanabilen doğumlarda bebeğin geliştiği amniyon sıvısının bakteriyel içeriği ile annenin oral florasında bulunan patojen bakterilerin aynı olması bu ilişkinin kökenini oluşturmaktadır. Doğum olayını inflamatuar sitokinler başlatmaktadır. Bu inflamatuar sitokinlerin, amniyon sıvısı içerisinde hamileliğin erken döneminde yoğunluğunun artması erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi komplikasyonlara neden olabilmektedir. Dental plakta bulunan patojen bakterilerin bakteriyemi sebebiyle amniyon sıvısında görülmesi, bu bakterilere karşı inflamatuar cevap gelişmesine neden olarak komplikasyonları başlatabilir. Ağız ve diş sağlığı ile hamilelik ilişkisine bir diğer açıdan bakmak gerekirse, pekçok çalışmada hamilelik sırasında değişebilen hormon dengesinin anneyi periodontal hastalığa daha yatkın hale getirebildiği bildirilmiştir. Değişen hormon dengesi sebebiyle, mevcut periodontal hastalığın şiddeti artabilmekte ve diş kayıplarına sebep olabilmektedir. Bu çalışmada, farklı sosyoekonomik seviyelerdeki hamile hastalara çeşitli sorular sorulmuş, hamilelik dönemindeki ağız ve diş sağlığına yönelik tutumları, uygulamaları ve bilinç düzeyleri ölçülmüştür.
Farklı yüzey işlemleri uygulanmış titanyum abutmentlere çeşitli simanlar kullanılarak simante edilen implant üstü kronların retansiyonlarının in-vitro incelenmesi
Amaç: Geleneksel geçici siman ve implant üstü protezler için üretilmiş geçici siman kullanılarak çeşitli yüzey işlemleri uygulanmış titanyum abutmentlere simante edilen implant üstü metal kopinglerin retansiyonlarının değerlendirilmesidir. Gereç-Yöntem: Kontrol grubu (yüzey işlemi uygulanmamış), kumlama uygulanan grup, asit uygulanan grup ve oksijen plazma uygulanan grup olmak üzere dört farklı abutment grubu (n=10) elde edildi. Kumlama grubundaki abutmentlere 50 μm olan Al2O3 tozları ile 3 atmosfer basınç altında 10 mm mesafeden 10 saniye boyunca kumlama işlemi uygulandı. Asit grubundaki abutmentler 60 derece sıcaklıktaki, % 48 'lik H2SO4 çözeltisinde 1 saat yüzey işlemine tabi tutuldu. Oksijen plazma grubundaki abutmentlere ise 1.875×10ˉ1 torr oksijen basıncında, 18 watt gücünde, 5 dakika süresince oksijen plazma uygulandı. Tüm gruplardaki abutmentlerin yüzey topoğrafyası SEM ile incelendi ve yüzey pürüzlülüğü profilometre ile ölçüldü. Metal kopingler, öjenolsüz çinko oksit siman (tg CemTemp NE) ve öjenolsüz üretan dimetakrilat siman (tg ImplaCem) ile abutmentlere yapıştırıldı. Örnekler universal test cihazı yardımıyla 0,5 mm/dk hızla uniaksiyal çekme testine tabi tutuldu. Bulgular: Tek yollu ANOVA testi ile tüm abutment gruplarında iki siman ile yapıştırılan metal kopinglerin retansiyonları arasında anlamlı fark görüldü. Tukey HSD testi ile yapılan ikili karşılaştırmalar neticesinde öjenolsüz çinko oksit siman için abutment grupları arasında anlamlı fark olmadığı, öjenolsüz üretan dimetakrilat siman için ise anlamlı fark olduğu tespit edildi. Sonuç: Kumlama, asit uygulama ve oksijen plazma uygulaması abutment yüzey pürüzlülüğünü artırarak yüzey morfolojisini değiştirmiştir. Uygulanan yüzey işlemlerinin öjenolsüz çinko oksit siman ile yapıştırılan metal kopinglerin retansiyonlarını önemli ölçüde etkilemediği görülmüştür. Kontrol grubuna kıyasla, kumlama ve asit uygulanan abutment gruplarında öjenolsüz üretan dimetakrilat siman ile yapıştırılan metal kopinglerin retansiyonlarında önemli ölçüde artış olduğu saptanmıştır.