
727
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Sermaye piyasalarında muhasebe bilgilerinin kalitesi: Borsa İstanbul üzerine bir uygulama
Muhasebe literatürü incelendiğinde, muhasebe kalitesi ile ilgili genel kabul görmüş bir tanımın olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, muhasebe standartlarını hazırlayan otoritelerin (FASB ve IASB) konuya yaklaşımı, muhasebe bilgilerinin kullanıcılara karar verme aşamasında faydalı olması esasına dayanmaktadır. Bu otoriteler tarafından faydalı muhasebe bilgilerinin sahip olması gereken temel niteliksel özellikler, "ihtiyaca uygunluk (ilgililik)" ve "gerçeğe uygun sunum" şeklinde belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, sermaye piyasalarında raporlanan muhasebe bilgilerinin kalitesinin ölçülmesidir. Çalışmada muhasebe kalitesi, FASB ve IASB'ın bakış açısına uygun olarak "kullanıcıların ekonomik kararlar verirken ihtiyaç duydukları işletmenin finansal durumu, faaliyet sonuçları ve nakit akışları hakkında faydalı bilgilerin sağlanması" şeklinde tanımlanmıştır. Muhasebe kalitesi, birçok boyutu içerisinde barındıran geniş bir kavramdır. Bu çalışmada, önceki çalışmalardan farklı olarak muhasebe kalitesinin ölçümünde çok boyutlu bir yaklaşım sergilenmiştir. Analizlerde, Gretl Ekonometri Yazılımı 1.9.14 versiyonu kullanılmıştır. Uygulama sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, teorik beklentilere uygun ve birbirleriyle tutarlı sonuçlara ulaşıldığı görülmüştür. Elde edilen bulgular neticesinde, çalışma dönemi, gözlem kümesi ve ele alınan kalite boyutları bağlamında Borsa İstanbul'da raporlanan muhasebe bilgilerinin genel olarak kaliteli olduğu sonucuna varılmıştır.
İşletmelerde maliyet minimizasyonu açısından kısıtlar teorisi uygulamaları
İşletmelerin faaliyetlerini sürdürürken davranışsal, yönetsel, kapasite, pazar ve lojistik alanlarında karşılaştıkları kısıtları vardır. Bu nedenle ki, Kısıtlar Teorisi (Theory of Constraints), işletme performansını etkileyen kısıtları konu edinmiş bir yönetim felsefesidir. İşletmelerin hedeflerine ulaşmasını engelleyen bu kısıtları belirlemek ve ortadan kaldırmak için gerekli değişiklikleri uygulamayı amaçlayan bir yönetsel disiplin olarak ortaya konmuştur. Bu teori, işletmeleri bağımsız süreçler birlikteliği yerine bütün bir sistem olarak ele alır ve arzulanan hedeflere ulaşılması için işletme kısıtlarının belirlenmesi ve bu kısıtların birlikte ele alınarak ortadan kaldırılabilmeleri amacıyla bütünleşik bir çaba sarf edilmesi gerekliliğini savunur.İşletmelerin üretim sürecinde yaşadığı her kısıt, giderilmesi veya işletmeler açısından optimum hale dönüştürülmesi gereken bir darboğaz olarak kabul edilir. Darboğazlar (Bottlenecks), işletmelerin üretim kapasitelerini sınırlayan unsurlardır. Başka bir ifade ile üretim hattında üretime katkıda bulunan birimlerden birinin diğerlerinden farklılık göstererek üretim kapasitesini sınırlandırması sorunudur. Üretim süreçlerini darboğazlar belirler. Bu nedenle kısıtlar teorisi, darboğazları, işletmenin hedeflerine giden yolda önemli bir engel olarak tanımlamıştır.Maliyetlerini düşürmek isteyen yani maliyet minimizasyonu (Cost Minimization) sağlamak isteyen işletmeler öncelikle varolan yapılarını yeniden gözden geçirmeli ve satın alma, üretim, pazarlama, stoklama, yönetim gibi temel birimlerinde maliyetlerini arttıran unsurları tespit etmelidir. Bu maliyet arttırıcı unsurlar işletmenin darboğazlarını oluşturacaktır. İşletmenin darboğazları giderildiğinde ise maliyetler bundan etkilenecek ve değişime uğrayacaktır.Çalışmada bir üretim işletmesinde varolan kısıtların giderilmesinin, o işletmenin maliyet giderlerini ve ürün maliyetlerini nasıl etkilediğinin tespiti yapılmış, bunun yanı sıra kısıtların giderilmesi durumunda üretim verimliliğinin ve işletme karlılığının ne ölçüde değiştiği ortaya koyulmuştur.
Örgüt çalışanlarının kişilik, iş tatmini ve örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
İşin çalışanın hayatındaki yeri, gerek kapladığı önem gerekse zaman açısından tartışılmaz bir olgudur. Benzer şekilde işletmeler için de çalışan, işletmenin varlığını, başarısını ve geleceğini etkileyen en önemli öğe olması açısından büyük değere sahiptir. Her iki tarafın kendi tek taraflı menfaatlerini bir kenara koyduğu ve ortak fayda yaratma adına optimum çaba harcadığı bir durumun başarılı bir iş ortamını beraberinde getireceği düşünülmektedir. Bu noktada iş tatmini ve örgütsel bağlılık sağlamanın önemi ön plana çıkmaktadır. Araştırma, kişiliğin iş tatmini ve örgütsel bağlılık oluşturmada ilgili diğer faktörlerin dışında öneme sahip olduğu varsayımından hareket etmekte ve bu etkiyi ortaya koymayı amaçlamaktadır.Araştırma verilerinin toplanmasında Üç Bileşenli Örgütsel Bağlılık Ölçeği; Minnesota İş Tatmini Ölçeği; Ego Durumları Ölçeği ve demografik verileri toplamayı amaçlayan demografik ölçek kullanılmıştır. Araştırma anketi doğrudan ve internet yoluyla büyük ölçekli firmalarda çalışan beyaz yakalı personele ulaştırılmış; toplam 304 geçerli veriyle analiz gerçekleştirilmiştir.Anketlerden elde edilen veriler SPSS 16.0 istatistik paketi ile analiz edilmiştir. Demografik verilerden yararlanılarak örneklemin profili ortaya konduktan sonra, ölçeklerin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Araştırma hipotezlerini test etmek üzere regresyon analizinden yararlanılmış; en son aşamada değişkenler arasındaki aracılık etkisi test edilmiştir.Araştırma sonuçları bazı kişilik/ego durumu boyutlarının örgütsel bağlılık boyutları üzerinde etkisi olduğunu, bu etkinin bazı boyutlar için olumsuz yönde kendini gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bazı kişilik/ego durumu boyutlarının, iş tatmini boyutları üzerinde de azaltıcı; bazılarının ise arttıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Benzer şekilde bazı iş tatmini boyutları da, örgütsel bağlılık boyutları üzerinde yordayıcı etkiye sahiptir. Değişkenler arasındaki etkinin yönü ve anlamlılığından yola çıkılarak aracılık testi yapıldığında ise iş tatmininin kişilik ve örgütsel bağılılık arasındaki etkiyi anlamlı kıldığı ve dolayısıyla aracılık rolü oynadığı sonucu elde edilmiştir.
Kurumsal yönetişim ilkelerinin kamu yönetiminde kullanılmasına yönelik bir model
Bilimsel yönetim anlayışı, işletmelerde insan unsurunun öne çıktığı yıllardan itibaren, kamu yönetimi ile de işletme yönetimini birbirine yaklaştırmış, kullanılan teknikler de paylaşılır olmuştur. Bir kurumun en üstün performansa ulaşarak başarılı olmasını amaçlayan kurumsal yönetişim ilkeleri, etik kurallar, kanunlara uyma, çevrenin korunması gibi alanlarla örtüşen genel bir yaklaşımdır. Kamu yönetimi ve işletme yönetimi kıyaslandığında; kurumlar ve kurumsallaşmanın önem taşıdığı, toplumsal ilişkileri ve yönetişimi kapsayan ve siyasetçilerin, kamu kesimi birimlerini yönlendirme girişimlerinde bulunan delegeler konumunda olduğu (polity) boyutu ve yönetim birimlerinin ve yöneticilerin öne çıktığı, kamu yöneticiliğini yansıtan düzey olarak görüldüğü (policy) boyutu olmak üzere iki yönü olduğu görülmektedir.Devletin üstlendiği rol gereğince siyaset/yönetim ayrımının reddedilmesi ile kamu yönetiminin siyaset biliminin bir parçası olarak kabul edildiği gözlenmektedir. Buna paralel olarak da, yönetsel olgunun tanımlanmasında siyaset ve siyaset bilimi hem kuramsal hem de uygulama düzeyinde belirleyici olmaktadır. Bu durum, yönetimin siyasetten arındırılmasını zorlaştırmakla beraber, gündeme taşımaktadır.Hem küreselleşmenin bir sonucu olarak, hem de AB adaylığının getirdiği uyum çabaları nedeniyle Türkiye'deki kamu yönetiminde, şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir kamu yönetiminin gerekliliği ve merkezi yönetimin küçültülerek görev, yetki ve sorumluluk devri ön plana çıkmaya başlamıştır. Türkiye'de kalkınma, üretim ortamı ve kültürü yaratılması ile ilgili beklentilerinin karşılanması amacıyla uygulanmaya çalışılan reformların başarıya ulaşması, reformların halk tarafından istenmesi ve benimsenmesine bağlıdır. Bu çalışma ile; Kurumsal Yönetişim İlkeleri'nin kamu yönetiminde uygulanmasında, halkın bilinçlendirilmesine katkı sağlamak amacıyla; yönetim standardına taban olabilecek bir eğitim modeli oluşturulmaya çalışılmıştır.
Holding şirketlerinin konsolide ve bireysel finansal tablolarının düzenlenme esaslarının TMS 27 ile uluslararası muhasebe standartları kapsamında incelenmesi ve uygulama çalışması
Dünya üzerinde ekonomi alanında yaşanan hızlı gelişmelere ülkelerin ve işletmelerin adapte olabilmeleri, ancak bir takım yapısal değişikliklere maruz kalmalarıyla mümkün olabilmektedir. Sermayenin global dolaşımı, güçlü mali yapılara sahip çok uluslu şirketlerin ortaya çıkmasına neden olmuş, böylece rekabet de küresel bir boyut kazanmıştır. İşletmelerin çetin rekabet koşulları altında ayakta kalabilme çabaları, gerek birleşme, gerek satın alma, gerekse holdingleşme gibi büyüme stratejileri izlemelerine neden olmuştur.Holdingleşme, işletmelerin başka işletmelere yatırım yapmalarına, ortak olmalarına, yönetimlerini kontrol etmelerine ve böylece ekonomi içerisinde güçlü yapılarıyla yer almalarına olanak tanıyan bir büyüme şeklidir. Holding, şirketler grubudur. Grubun mali yapısının ne derece güçlü olduğunu belirleyebilmek ise, grup içerisindeki ayrı birer tüzel kişiliğe sahip işletmelerin tamamının finansal yapılarının analizi ile mümkün olabilir. Bu durum konsolidasyon işlemlerinin gerekliliğine dikkati çekmektedir.Grubun genel mali yapısı, ancak bireysel mali tabloların bir takım işlemlerden geçirilerek konsolide edilmeleri ve tek bir mali tablo halini almaları neticesinde ilgililer tarafından görülebilir. Bu bakımdan araştırma konumuzun temelini oluşturan konsolidasyon konusu, işletme sahipleri ve ortakları, sermaye piyasası yatırımcıları, çeşitli finans ve devlet kurumları gibi pek çok taraf açısından önem arz etmektedir.Holding şirketi bünyesinde hazırlanan konsolide tablolar, bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Konsolidasyon sayesinde, holding bünyesinde yer alan grup şirketlerinin birbirleriyle olan ilişkileri ve sermaye yapılarının elimine edilerek, gerçek ticari ve finansal faaliyetleri belirlenir.Çalışmamız holding şirketlerinin konsolide ve bireysel finansal tablolarının düzenlenme esaslarını 27 Numaralı Türkiye Muhasebe Standardı ile uluslararası muhasebe standartları kapsamında incelemiş ve konuyla ilgili gerçek verilerden oluşan örnek bir uygulama ile konuya açıklık getirmiştir.
Nanoteknolojik ürünlerin pazarlanması ve Türkiye'den bir uygulama
Yenilik yapma ve yeni ürün geliştirme faaliyetlerinin devamlılığı, firmaların kalbini besleyen ana damarlarının hiç tıkanmadan çalışması anlamına gelmektedir. İşletmeler açısından yenilik yapmak, yönetim anlayışlarında, üretim veya pazarlama uygulamalarında, ürettikleri ürünlerde yenilik yapmak olarak değerlendirilebilir. Yeni ürünler ise iki şekilde yaratılmaktadır, bunlardan ilki daha önceden üretilmiş olan bir ürünü iyileştirmek daha da geliştirmek koşuluyla ikincisi ise tamamen yeni bir ürün geliştirmekle gerçekleşmektedir. Her iki şekilde de firma yöneticilerinin, Ar-Ge ve pazarlama faaliyetleri kapsamında değerlendirilen yeni ürün geliştirme sürecini iyi bilmeleri gerekmektedir.Nanoteknoloji, çoğunlukla çağın sanayi devrimi olarak tanımlanmaktadır. Disiplinler arası çalışmalar sonucu geliştirilen nanoteknolojinin firmalara sağladığı olanaklar, onların eşsiz yeni ürünler üretebilmesine de izin vermektedir. Ancak bu sürecin ilk evrelerinde ortaya firmalar açısından yeni sorunlar çıkmaktadır. Nanoteknolojiyi yeterince tanımıyor olmaları nedeniyle, tüketicilerin ürünlerin potansiyeli hakkında şüpheye düşmeleri ve nanoteknolojinin yarattığı risklerin henüz netleştirilmemiş olması nedeniyle toplumda oluşmaya başlayan önyargılar bu sorunların başında gelmektedir. Diğer taraftan nanoteknoloji pazarına yeni girecek olan küçük girişimcilerin üzerinde düşünmesi gereken, ne yapmalıyım, nasıl yapmalıyım soruları da mevcut sorunlar arasında bulunmaktadır.Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yenilik ve yeni ürün geliştirme süreciyle tüketicilerin yeni ürünlere karşı tutumları hakkında bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde ise nanoteknolojinin tanımı, gelişimi ve sektörel sonuçları ile nanoteknolojik ürünlerin riskleri ve tüketici yönlü değerlendirilmesi bilgilerine yer verilmiştir. Tezin ana konusu olan nanoteknolojik ürünlerin pazarlanması hakkında ikinci bölümde teorik bilgi sunularak üçüncü bölümde boya sektöründen Dyo Boya'nın nanoteknolojik ürün grubunun pazarlanma faaliyetleri üzerinden bir örnek olay uygulaması hazırlanmış ve uygulama bulguları değerlendirilerek firmalara rehberlik edecek sonuçlar aktarılmıştır.
Kültürün çalışma ahlakı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, kültürün çalışma ahlakı üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaca yönelik olarak, Türk ve Kanadalı üniversite öğrencilerinin çalışma ahlakı değerlerini karşılaştıran bir anket uygulanmıştır. Türkiye'den 84 öğrenci ve Kanada'dan 78 öğrenci olmak üzere toplam 162 öğrenciden oluşan örnekleme, Mirels ve Garrett'in (1971) geliştirdiği ve 19 sorudan oluşan Protestan Çalışma Ahlakı ölçeği uygulanmıştır.Araştırmanın sonucunda, konu ile ilgili literatürü de destekler bir biçimde, kültürün çalışma ahlakı değerleri üzerinde etkili bir değişken olduğu ortaya konulmuş ve söz konusu iki kültür arasında çalışma ahlakı değerleri açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Tespit edilen bu farklılık, Türk öğrencilerin Kanadalı öğrencilere oranla daha güçlü çalışma ahlakı değerlerine sahip olduğu şeklinde ortaya çıkmıştır. Ayrıca ölçekte yer alan 5 farklı çalışma ahlakı boyutu açısından da her iki kültür arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Türk öğrencilerin ?çalışmanın gerekliliği?, ?sadelik ve zevklerden uzak durma?, ?boş zamana yönelik olumsuz tutumlar? ve ?para ve zaman kullanımı? boyutlarında Kanadalı öğrencilere oranla daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Buna karşın Kanadalı öğrenciler ?sıkı çalışmanın başarıyı getireceği? boyutunda Türk öğrencilere oranla daha yüksek puanlar almışlardır. Elde edilen sonuçlar, Hofstede'nin (1980) geliştirdiği kültürel boyutları dikkate alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.Yapılan bu çalışma, günümüzün küreselleşen iş ve çalışma ortamında, farklı ülkelerde faaliyette bulunan firmalarda istihdam edilecek işgörenlerin sahip oldukları çalışma ahlakı değerlerinin ortaya konulması, farklı kültürlerde bu kavrama yönelik bakış açılarının belirlenmesi ve çalışma ahlakı kavramı ile ilgili kültürlerarası literatüre katkıda bulunması açısından önemlidir.
Hedef programlama yaklaşımı ile bütünleşik üretim planlama sisteminin tarım ilaçları üreticisi bir kimya işletmesinde geliştirilmesi
Günümüzde, işletmeler açısından üretim planlama ve kontrol fonksiyonu hayati önem taşımaktadır. İşletmeler, eldeki kısıtlı kaynaklarını en etkin biçimde kullanabilmek ve günümüzde artan rekabet koşullarında faaliyetlerine yön verebilmek için üretim planlamasına büyük önem vermektedirler. Üretim planlamasında alınan kararlar diğer işletme kararlarını da etkilediğinden, kararların bağımsızca alınması yerine önemli kararların ortaklaşa verilmesi daha doğrudur. Bütünleşik Üretim Planlama, Üretim Planlama ve Kontrol çalışmalarında kullanılan araçlardan biridir. Bütünleşik Üretim Planlama ile üretim hızları, işgücü düzeyleri, fazla mesai ve diğer kontrol edilebilir değişkenler ayarlanarak öngörülenmiş talebi en iyi biçimde karşılamaya çalışılır. Sürecin amacı, maliyet giderlerini en küçüklemektir. Satışları mevsimsel dalgalanma gösteren kimyasal üretim sürecine sahip işletmede, doğrusal programlama yöntemi ile üretim maliyetinin minimizasyonu yapıldıktan sonra hedef programlama ile işletmenin öncelikli hedefleri belirlenip buna uygun matematiksel modeller geliştirilmiş ve uzlaşık çözüme ulaşılmıştır. Matematiksel modellerde kullanılan parametrelere ait veriler uygulamanın yapıldığı işletmeden elde edilmiştir.
İş doyumu ve tüketici tatmini ilişkisi kamu ve özel kesim sağlık hizmetlerinde hekimlerin iş doyumunun hasta tatminine etkisi üzerine bir araştırma
Hizmet sektöründe, hizmet verenler ile müşteriler birebir yüzyüze bir ilişki içinde bulunmakta, hizmet süreci boyunca etkileşimleri devam etmekte, gerek hizmet verenin gerekse hizmet alanın tutum ve davranışları bu süreci olumlu veya olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir. Özellikle Sağlık Hizmetleri söz konusu olduğunda, sağlık hizmetleri ?hizmet veren ve hizmet alan arasındaki ilişkinin/etkileşimin en yüksek olduğu? hizmetlerden olduğundan, ve bu etkileşim, hizmetin üretimi ve tüketimi boyunca devam ettiğinden, hizmet verenin davranışları, diğer iş kollarına göre çok daha fazla önemsenmektedir. Çünkü sağlık hizmeti alanlar, tıbbi müdahale gibi tedirginlik yaratan, karmaşık, belirsizlikler içeren, şahsi ve önemli bir hizmeti değerlendirirlerken, göremedikleri ve anlayamadıkları şeyler konusunda fikir sahibi olabilmek için normalden çok daha titiz bir dikkat sarfetmekte ve hekimin kendileri ile gerçekten ilgilenip ilgilenmediğini, sakin veya stresli olup olmadığını, veya meşgul, yorgun, telaşlı olup olmadığını hissedebilmektedirler. Yapılan literatür çalışmalarında da ortaya çıktığı üzere, hastaların, hekimin teknik yeterliliğine önem verdikleri, ancak bununla birlikte, hekimin teknik yeterliliğinin, hastaların aynı hekimi tekrar tercih etme eğilimlerini etkilemediği, hastaların aynı hekimi yeniden tercih etmelerinde ve hasta tatmininin sağlanmasında, hekimin hastaya ilgisinin ve hastaya yaklaşım tarzının çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu durum ise sağlık hizmeti alan hastanın tatmin olabilmesi için, özellikle hizmet verenin iş doyumunu çok daha önemli bir konuma getirmektedir.?İş Doyumu ve Tüketici Tatmini İlişkisi Kamu ve Özel Kesim Sağlık Hizmetlerinde Hekimlerin İş Doyumunun Hasta Tatminine Etkisi Üzerine Bir Araştırma? olan bu tezin amacı doğrultusunda; Birinci Bölümde, Modern İşletmecilik Bakış Açısından Hizmet ve Sağlık Hizmetleri ele alınmış, İkinci Bölümde İş ve İş Doyumu Kavramları, İş Doyumunu Etkileyen Faktörler incelenmiş, Üçüncü Bölümde Hekimlik Mesleğinde İş Doyumu ve Hekimlerin İş Doyumuna Etki Eden Faktörler ele alınmış, Dördüncü Bölümde, Müşteri Tatmini ve Hasta Tatmini Kavramları üzerinde durularak Hasta Tatmininde Hizmet Sağlayıcıların Kontrolünde Olan ve Olmayan Değişkenler belirtilmiş, Beşinci Bölümde ise İş Doyumu ve Tüketici Tatmini İlişkisi Kamu ve Özel Kesim Sağlık Hizmetlerinde Hekimlerin İş Doyumunun Hasta Tatminine Etkisi Üzerine Bir Araştırma olarak, alan araştırmasına yer verilmiştir.
Üretim ve hizmet planlamasında çizelgeleme problemlerinin yöneylem teknikleriyle çözümü : Ders ve sınav programlarının optimizasyonu üzerine bir uygulama
Bu araştırmanın amacı, öncelikle üretim çizelgeleme ve zaman çizelgeleme problemlerinin üretim ve hizmet planlamasındaki önemini ortaya çıkarmak ve bu problemlerin çözüm yöntemlerini inceleyerek birer zaman çizelgeleme problemi olan ders ve sınav programlarının otomatik oluşturulmasını sağlayan bir bilgisayar uygulaması geliştirmektir.Bu amaçla, araştırmanın birinci bölümünde, üretim planlamada üretim çizelgelemenin yeri ve önemi, çizelgeleme problemlerinin çeşitleri ve bu problemlerin çözümü için kullanılan çeşitli yöntemler incelenmiştir. Aynı şekilde hizmet planlamasında zaman çizelgeleme problemlerinin yeri ve önemi, eğitim planlamasında birer zaman çizelgeleme problemi olan ders ve sınav programlarının yeri ve önemi incelenmiştir.Araştırmanın ikinci bölümünde, öncelikle zaman çizelgeleme problemlerinin tanımı, çeşitleri, yapısı ve önerilen çözüm yöntemleri üzerine bir literatür araştırması sunulmuştur. Literatür araştırmasının ardından uygulamada kullanılacak çözüm algoritmaları (genetik algoritmalar, açgöz rasgele adaptif arama prosedürü, tepe tırmanma algoritması, tabu araştırma, tavlama benzetimi - yapay ısıl işlem algoritmaları) ayrıntılı olarak incelenmiştir.Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde ise, Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi için ders ve sınav programlarını çözen bir uygulama geliştirilmiş ve algoritmanın yapısı hakkında bilgiler sunulmuştur. Bu amaçla öncelikle, problemin kısıtları belirlenerek matematiksel modellemesi yapılmıştır. Bu modeli kullanan melez bir genetik algoritma geliştirilmiş ve detayları sunulmuştur. Son olarak 2007-2008 Bahar yarıyılı için gerekli kısıtlamalar girilerek, ideal konfigürasyon ile program test edilmiş ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.