647
Arşivlenen Tez
5
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Haber medyasının dijital dönüşümü ve veri gazeteciliği uygulamaları: Birleşik Krallık'taki haber odaları üzerine bir alan araştırması
Bu araştırma, Birleşik Krallık haber medyasını temel alarak veri gazeteciliği uygulamalarının haber odalarında yol açtığı dönüşümü detaylı bir şekilde incelemektedir. Bourdieu'nün Alan Teorisi merceğinden bakan araştırma, yapı (haber odaları) ve fail (gazeteciler) arasındaki karşılıklı dönüşümü keşfetmeye çalışmaktadır. Bu amaçla, haber odalarından birincil veri toplamak için nitel araştırma yöntemlerinden etnografik yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada veri üçgenlemesi yapılarak toplamda 42 veri gazetecisiyle derinlemesine görüşme ve odak-grup görüşmeleri gerçekleştirilmiş, haber odalarında katılımcı gözlem tekniğiyle saha notları tutulmuştur. Araştırma bulgularına göre haber odalarındaki veri gazeteciliği uygulamaları, haber üretiminde kilit bir rol oynamakla kalmayıp diğer gazetecilik türlerini de önemli ölçüde etkileme potansiyeline sahiptir. Üstelik veri gazeteciliği disiplinler arası bir yapı içinde sürekli olarak gelişmekte, niş bir haber çalışması olmaktan çakarak haber odalarının artık vazgeçilmez ve dinamik birimlerinden birisi olmuştur. Bu durum veri gazetecileri arasında alana yeni girenler ve kıdemli olanlar için bir takım ortak ve farklı epistemolojik gerilimlerin yaşanmasını da görünür kılmıştır. Son olarak araştırma, elde edilen tüm veriler ve bulgular ışığında gazetecilik habitusuna "veri habitusu" adında yeni bir alt-habitus önermektedir.
Silo dizi evreninde Schopenhauerci var oluş ve hipergerçeklik
Çalışma, Silo (2023-) dizi anlatısını temel alarak, Baudrillard'ın simülasyon kuramı çerçevesinde bireylerin simülasyon evrenlerde –bu evrenlere doğrudan doğmuş ya da sonradan dahil olmuş olmalarına bakılmaksızın– nasıl bir varoluş biçimi geliştirdiklerini ve bu simülatif gerçeklik içinde Schopenhauerci bir ontolojiden kaçınmalarının mümkün olup olmadığını incelemektedir. Çalışmada uygulanan hermenötik analiz sonucunda, simülasyon temelli ve kapalı yapıya sahip sistemlerde, bireylerin içinde bulundukları yanılsamalarla şekillenen yaşam pratikleri ve benimsedikleri varoluşsal tutumların hem sistem düzeyinde hem de bireysel düzeyde, Schopenhauer'in öne sürdüğü varoluş anlayışından kaçınamadıklarını ortaya koyduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu bağlamda, simülasyon evrenlerinde geçen sinemasal anlatıların, Schopenhauerci bir varoluş formuna doğal bir eğilim taşıdığı ve bireylerin varlıklarını kurma biçimlerinin de büyük ölçüde Schopenhauer'in irade, acı ve yazgı kavramlarıyla açıklanabilir olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, Varoluş, İrade, Baudrillard, Schopenhauer, Anlatı, Silo
Sinemasal anlatıda kutsalın ve inancın temsili: American Gods örneği
Çalışma, toplumsal yaklaşım nezdinde, kutsalın yapısı, tarihsel dönüşümü ve sinemasal anlatılardaki konumlanma biçimiyle ilgili literatür taramasının ardından, dekonstrüktivizm üzerinden postmodern sinemasal anlatıların ortaya koyduğu kutsal temsil biçiminin ideolojik yönünü, American Gods (2017-2021) dizisinde yer alan kutsal temsil biçimi üzerinden irdeler. Yapılan dekonstrüktivist irdeleme neticesinde, postmodern sinemasal anlatıların, oluşturdukları ideolojiyle otoriter yapıdan azade olmayı sağlayan ancak otoriteye dönüşme ihtimalini içinde saklı tutan alternatif bir kutsal gerçeklik biçimi inşa ettiği; izleyiciyi özdeşleşmeye olanak tanıyan temsillerle, bu alternatif kutsal gerçekliği benimsemeye yönlendirdiği ve anlamı meşrulaştırdığı sonucuna varılır. Bu doğrultuda, kutsalı temsil eden postmodern sinemasal anlatıların çoğunun, otorite karşıtı gibi görünen ancak otoriteye dönüşme ihtimalini içinde saklı tutan karşı-ideolojiler yarattığı ve otoriter yapıyı tekrar eden bir öze sahip olduğu söylenebilir.
Belgesel sinema ve sinematografik anlatı unsurları: Ertuğrul Karslıoğlu Hakan Aytekin ve Cenk Demirkıran filmlerinde sinematografik unsurlar
Belgesel sinema, sinema sanatının bir alt türüdür ve bütün sanatlarda olduğu gibi belgesel sinemanın da bir yaratıcısı bulunmaktadır. Bu yaratıcı yönetmendir. Her film yaratıcısından izler taşımaktadır. Yönetmen, sinematografi unsurlarını bir araya getirerek filmini ortaya çıkarmaktadır. Bir filmin ruhunu ortaya çıkaran sinematografi, görsel anlamı ve anlatıyı şekillendiren teknik unsurları içermektedir. Bu teknik unsurlar filmin atmosferini oluşturmak, anlatıyı pekiştirmek ve karakterlerin duygu durumunu aktarmak amacıyla kullanılmaktadır. İzleyiciyi bilgilendirme, etkileme ve ikna etmede önemli bir işlevi olan belgesel sinemanın, yönetmenler tarafından nasıl yorumlandığı ve belgesel alanında yapmış oldukları çalışmalar Türk belgesel sinema açısından incelenmesi gereken önemli bir konudur. Türk belgesel sinema tarihi açısından önemli çalışmalar yapan ve belgesel sinema dendiği zaman akla gelen ilk isimlerden olan Ertuğrul Karslıoğlu, Hakan Aytekin ve Cenk Demirkıran hakkında yapılan akademik çalışmaların yeterince olmadığı görülmektedir. Çalışma, Ertuğrul Karslıoğlu, Hakan Aytekin ve Cenk Demirkıran'ın belgesel filmlerinde anlatıyı oluşturan sinematografik unsurları nasıl kullandıkları üzerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda Bordwell ve Thompson'un ortaya koyduğu eleştirel film analizi yöntemini kullanarak Ertuğrul Karslıoğlu, Hakan Aytekin ve Cenk Demirkıran'ın belgesel filmleri üzerine kapsamlı şekilde sinematografik inceleme yapmak, yönetmenlerin filmlerinde kullandıkları anlatı ve estetik biçimlerini ortaya koymak çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Amaca ulaşmak için Ertuğrul Karslıoğlu, Hakan Aytekin ve Cenk Demirkıran'ın filmlerinde anlatıyı oluştururken sinematografik unsurları nasıl kullandıkları üzerine detaylı analiz yapılmıştır.
Tüketen toplumlardan tükenen bireylere 2010 sonrası Türk sinemasında gösterişçi tüketim
Tek tanrılı dinler öncesi dönemden gelen ve uzun süre yeryüzünde egemen bir yaşam biçimi olarak kabul edilen potlaç kültür, vermek almak ve alınanın karşılığını daha fazlası ile iade etmek kavramlarını içermektedir. Potlaç kültür ne kadar çok verilirse, verene o oranda prestij ve itibar kazandıran yapısıyla günümüz gösterişçi tüketimin temelini oluşturmaktadır. Çalışma, ilkel toplumlarda potlaç kavramı üzerinden anılabilecek toplumsal yapıyı belirleyen tüketim ediminin, Türkiye'nin değişen tüketim anlayışı üzerinde varlığını devam ettirdiği varsayımı üzerine temellenmektedir. Bu varsayımla 2010-2020 yılları arasında artan gösterişçi tüketim kültürünün Türk Sinemasına yansımalarını, Torstein Veblen'in "Aylak Sınıfın Teorisi" adlı eserinde yer alan ayrıca potlaç kültür örüntülerine karşılık gelen tüketim pratikleri üzerinden bakılacak olup, filmlerdeki karakterlerin "statü gösterme biçimleri", "rekabet amaçlı tüketimleri", "prestij ve itibar amaçlı israfın" nasıl gerçekleştiği bu kavramlar etrafında tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu amaçla yola çıkılan çalışma, nitel araştırma modeline uygun olarak ilerlemiş olup, araştırma verileri literatür taraması yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırmada incelenen filmler, potlaç kültürde söz konusu olan yargıları içerenler arasından amaçlı örneklem yöntemi ile çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu incelemede karakterlerin neler tükettikleri, nasıl tükettikleri, nerede tükettikleri ve ne için tükettikleri karşılaştırmalı bir biçimde ortaya konulacaktır. Çalışma kapsamına alınan filmler üzerinden Roland Barthes'in göstergebilimsel çözümleme yöntemi kullanılacaktır. Bu çalışmanın, Türkiye'ye ayna tutması nedeniyle tüketim kültürü ve sinema ile ilgilenen akademisyen ve araştırmacılar için önemli bir kaynak oluşturacağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Potlaç Kültür, Gösterişçi Tüketim, Türk Sineması
İnternet dizilerinde mitolojik unsurların kullanımı
Bu çalışmada, Netflix Türkiye yapımı internet dizileri olan Atiye (2019-2021), Hakan: Muhafız (2018-2020) ve Şahmaran (2023-2024), metinlerarasılık yöntemi ile analiz edilmiştir. Tez, modern Türk televizyon yapımlarında mitolojik unsurların kullanımı ve yeniden uyarlanmasını ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, söz konusu dizilerde yer alan mitolojik imgelerin, anlatılar ve karakterler aracılığıyla nasıl şekillendiğini ortaya koymaktır. Aynı zamanda, bu imgelerin metinlerarası bağlantılar yoluyla modern hikâye anlatımına nasıl entegre edildiği incelenmektedir. Metinlerarasılık yöntemi kullanılarak yapılan analizlerde, dizilerdeki mitolojik unsurların tarihsel mitlerle ve kültürel anlatılarla olan ilişkisi, bu unsurların yeniden yorumlanış biçimleri ve anlatılardaki tematik işlevleri analiz edilmiştir. Atiye dizisinde Göbeklitepe'ye dayalı bir kadim bilgi miti, Hakan: Muhafız dizisinde İstanbul'un koruyucu kahramanı ve ölümsüzlük mitleri, Şahmaran dizisinde ise insan ve doğa arasındaki bağın yanı sıra Şahmaran Efsanesi merkeze alınmıştır. Bu bağlamda, mitolojik öğelerin modern anlatılar içinde yeniden kurgulandığı ve günümüz izleyicisine hitap eden yeni bir mitos anlatısı üretildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mitoloji, Metinlerarasılık, İnternet Dizileri, Mitolojik İmgelem
Türk sinemasında babalar ve kızları
Toplumda yaygın olarak baba-erkek çocuk, anne-kız çocuk ilişkisi ön planda tutulmasına rağmen kız çocuğunun yaşamında babanın rolü de en az anne kadar belirleyici bir görev üstlenmektedir. Sinema, toplumsal norm ve yapılarla şekillenen bir anlatı alanı sunarak bu ilişkileri, belirli dönemsel kodlar çerçevesinde yansıtmaktadır. Türk sinemasında baba-kız ilişkisini doğrudan odağına alan film sayısının oldukça az olduğu görülmektedir. Bu çalışma, sinemada azınlıkta kalan baba-kız ilişkinin temsil biçimlerini merkezine alarak filmlerdeki baba figürünün kız çocuğu üzerindeki etkisini anlamaya, anlatı boyunca bu ilişkinin nasıl kurulduğunu ve içinde bulunduğu dönemin toplumsal bağlamında ne gibi anlamlar yüklendiğini çözümlemeye çalışmaktadır. Çalışma ayrıca, Türk sinemasında baba-kız ilişkilerinin dönemsel olarak nasıl temsil edildiğini ve bu temsillerin ne yönde değiştiğini incelemeyi de amaçlamaktadır. Türk sinemasında baba-kız ilişkilerine odaklanan bir çalışmanın literatürde yer almaması, bu çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, Türk sineması dönemlerinde, baba‑kız ilişkisini ağırlıklı olarak işleyen filmler belirlenmiş; bu filmler, psikanalitik yaklaşım çerçevesinde metin analizi yöntemiyle incelenmiştir. İncelenen filmlerde, baba figürünün zamanla değişen toplumsal ve kültürel koşullarla birlikte farklı temsil biçimleriyle gösterildiği gözlemlenmiştir. İlk dönemlerdeki ataerkil ve otoriter baba figürü, zamanla yerini çatışmalı ve duygusal babalara bırakmıştır. Son dönemdeki filmlerde ise babalar kimi zaman şefkatli, kimi zaman baskıcı yönleriyle hesaplaşan karmaşık figürler şeklinde temsil edilmiştir. Bu değişim, kız çocuğu temsilinde de dönüşüme yol açmıştır. Başlangıçta edilgen ve sessiz olan kız karakterler, ilerleyen dönemlerde daha özerk, mücadele eden ve sembolik anlamda babanın yasasından çıkmaya çalışan figürlere evirilmiştir.
Yeşim Ustaoğlu sinemasında anlatı-biçim ilişkisi
Klasik sinemada dramatik yapı giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle belirli kurallar çerçevesinde oluşturulmaktadır. Sinema alanında yaşanan gelişmelerden sonra klasik anlatı dışında yeni anlatılara ihtiyaç duyulmuştur. Bu doğrultuda modern anlatı anlayışı ortaya çıkmıştır. Modern anlatıı seyirciye izlediği filmler hakkında farklı yorumlarda bulunabilme imkanı sunmaktadır. Ancak zamanla modern anlatının da eksikleri kuramcılar tarafından eleştirilmiş ve ortaya yeni yaklaşımlar çıkmıştır. Bu yaklaşımlardan biri neoformalizmdir. Neoformalist anlayışa bakıldığında olay örgüsünde yapısal ve biçimsel değişiklikler görülmektedir. Buna ek olarak seyirci anlatıya daha aktif yorumlayıcı pozisyonda katılmaktadır. Sinema anlatılarını yapısal ve biçimsel çözümleme noktasında kuramcılar neoformalist yaklaşımı benimsemişlerdir. Kristin Thompson, David Borrwell ve Noel Burch öncülüğünde geliştirilen neoformalizm, sinema anlatılarını yalnızca anlatı değil aynı zamanda biçimsel unsurlarla birlikte çözümleme olanağı sağlayan bir yaklaşımdır. Neoformalizm, klasik ve modern anlatıdan farklı olarak anlatı ve biçim ilişkisine odaklanmaktadır. Türk sinemasında anlatıyı biçimsel unsurlarla birlikte ele almak mümkündür. Bu çalışmada neoformalist yaklaşımın temel kavramları ve biçimsel unsurlar çerçevesinde Yeşim Ustaoğlu sinemasında Bulutları Beklerken, Pandora'nın Kutusu, Araf ve Teredddüt filmlerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yeşim Ustaoğlu sineması genellikle feminist ve auteur teori kapsamında ele alınmıştır. Ayrıca anlatı ve biçim ilişkisine odaklanan çalışmalarda biçimsel unsurların eksik değerlendirildiği tespit edilmiştir, örnekleme seçilen filmlerin biçimsel yönden de değerlendirilecek olması literatürdeki boşluğa katkı sağlayacaktır.
Sosyal medya bağımlılığı ve ruh sağlığı ilişkisi
Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte sosyal medya, bireylerin hayatında merkezi bir yer edinmiş ve günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu dijital platformlar, sosyal etkileşimleri kolaylaştırırken bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerini ve sosyal çevreleriyle olan ilişkilerini dönüştürmüştür. Ancak sosyal medyanın bu dönüşüm gücü, özellikle gençler için bazı psikolojik ve ruhsal zorlukları da beraberinde getirmiştir. "Sosyal Medya Bağımlılığı ve Ruh Sağlığı İlişkisi" çalışması; sosyal medya bağımlılığının gençler üzerinde oluşturduğu etkileri anlamayı ve bu etkilerin, gençlerin ruh sağlığı ve psikolojik destek arayışlarına nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Aşırı sosyal medya kullanımının, gençlerde depresyon, kaygı bozuklukları, yalnızlık ve düşük benlik saygısı gibi olumsuz sonuçlara yol açtığı kabul edilmiş ve bu konuda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Özellikle beğeni ve takipçi sayısı gibi metriklerin bireylerin değer ölçütü haline gelmesi, gençlerin sosyal kıyaslama yaparak kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olmaktadır. Bu bağlamda, sosyal medya bağımlılığı, modern toplumda gençlerin ruh sağlığını tehdit eden önemli bir faktör haline gelmiştir. Çalışma, sosyal medya bağımlılığının gençlerin psikolojik durumlarını psikolojik danışmanlar bakış açısıyla analiz ederken; danışmanların bakış açısından gençlerin psikolojik yardım arayışına yönelme motivasyonlarına dair bilgileri de ele alacaktır. Psikologların bu konuda gözlemlerine ve uyguladıkları müdahalelere yer vererek sosyal medya bağımlılığı ile başa çıkma stratejileri geliştirilmesine katkı sağlanacaktır. Elde edilen bulgular, gençlerin ruhsal sağlıklarını desteklemek ve sosyal medya kullanımının zararlarını en aza indirmek için somut öneriler sunmayı hedeflemektedir. Bu araştırma, sosyal medya ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiye dair literatüre katkı sağlayarak, sosyal medya bağımlılığının gençler üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik akademik bilgi birikimini artırmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, Sosyal medya bağımlılığı, Ruh sağlığı, Psikolojik destek.
Reklam filmlerinde mizansenin dijital dönüşümü: Reklam filmleri bağlamında çözümleme
Dijital teknolojilerin hızlı gelişimi, medya üretim süreçlerinde köklü dönüşümlere yol açmış; bu dönüşüm yalnızca teknik araçları değil, aynı zamanda anlatı yapıları ve estetik tercihleri de etkilemiştir. Görsel kültürün dijitalleşmesiyle birlikte fiziksel mekânların yerini giderek daha fazla sanal ortamlar almakta, bu da sahneleme pratiklerinde yeni yaklaşımların benimsenmesini gerekli kılmaktadır. Reklam filmleri özelinde bu dönüşüm, geleneksel prodüksiyon tekniklerinin sınırlarını aşan, yaratıcı anlatım biçimlerine olanak tanıyan yeni bir estetik yapılanmayı gündeme getirmiştir. Bu tez, 2018 sonrası Türkiye'de sanal prodüksiyon teknolojileriyle üretilmiş reklam filmlerinde mizansen öğelerinin dijital dönüşümünü incelemektedir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden mizansen eleştirisi, içerik analizi ve derinlemesine görüşme tekniklerinden yararlanılmıştır. Dijital sahneleme teknolojilerinin özellikle dekor, aydınlatma, renk, mekân ve kamera hareketleri gibi temel estetik unsurlar üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Çalışmanın evrenini, televizyon, dijital platformlar ve sosyal medya mecralarında yayımlanan, LED ekran teknolojisinin kullanıldığı reklam filmleri oluştururken; örneklem, EMN XR Studio ve MGX Studio'ya ait toplam 21 reklam filminden oluşmaktadır. Araştırma, LED ekran teknolojisinin reklam mizanseni üzerindeki görsel ve anlamsal etkilerini ortaya koymayı hedeflemekte; dijital teknolojilerin sahneleme süreçlerinde nasıl yeni yaratıcı imkânlar sunduğunu ve geleneksel anlayışları nasıl dönüştürdüğünü incelemektedir. Bu bağlamda, çalışmada literatüre "dijital mizansen" kavramı kazandırılmıştır. Elde edilen bulgular, sanal prodüksiyonun reklam filminde yalnızca teknik bir yenilik değil, aynı zamanda anlatı estetiği açısından dönüştürücü bir rol üstlendiğini göstermektedir.
Korkunun esaretinde arkadaşlık
Bu çalışma, korkunun bireyler arası ilişkiler üzerindeki etkisini arkadaşlık teması üzerinden ele alarak, korku sinemasında arkadaşlık bağlarının nasıl temsil edildiğini incelemektedir. Nitel araştırma kapsamında betimsel analiz yöntemi kullanılarak IT (2017), The Ritual (2017) ve The Descent (2005) adlı filmler analiz edilmiştir. Kuramsal çerçevede arkadaşlık kavramı tarihsel, psikolojik ve sosyolojik yönleriyle değerlendirilmiş; modernite, bireyselleşme, güven kaybı ve sosyal bağların çözülmesi gibi olgulara odaklanılmıştır. Film analizleri, korkunun bireylerin kolektif davranışlarını, güven ilişkilerini ve dayanışma kapasitelerini nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Korku sineması, yalnızca bireysel dehşet anlarını değil; aynı zamanda bireylerin kriz anlarında arkadaşlık aracılığıyla nasıl bir dayanışma ya da çözülme deneyimi yaşadıklarını gösteren zengin bir anlatı alanı sunmaktadır. Sonuç olarak korku, sadece tehdit ya da gerilim değil; aynı zamanda sosyal bağların sınandığı, yeniden tanımlandığı ve kimi zaman yeniden kurulduğu bir etkileşim alanı olarak değerlendirilmiştir.
Sosyal ağ bağımlılığı ve FoMo (Gelişmeleri kaçırma korkusu) ilişkisi: Yozgat Bozok Üniversitesi öğrencileri arasında bir alan araştırması
Bu çalışma, sosyal ağ bağımlılığı ile gelişmeleri kaçırma korkusu (FoMO) arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Yozgat Bozok Üniversitesi öğrencileri üzerinde yapılan nicel analizler ile sosyal medya kullanım alışkanlıklarının psikososyal etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın temel problemi, sosyal ağ kullanım alışkanlıkları ile psikolojik etkiler arasındaki etkileşim mekanizmasını ortaya koymaktır. Araştırmada nicel yöntem benimsenmiş olup veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Ölçüm araçları olarak Przybylski'nin FoMO ölçeği ve Karaca, Yıldırım ve Kulaksız'ın Sosyal Ağ Bağımlılığı Ölçeği tercih edilmiştir. 610 üniversite öğrencisinden elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş, betimsel istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleri yardımıyla sosyal ağ bağımlılığı ile FoMO arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, FoMO ile sosyal ağ bağımlılığı arasında güçlü bir pozitif ilişki olduğunu göstermektedir. FoMO düzeyi arttıkça sosyal ağ kullanım süresi ve bağımlılık seviyesinde önemli bir artış gözlenmiştir. Özellikle sağlık bilimleri öğrencileri, diğer fakültelere kıyasla daha yüksek sosyal ağ bağımlılığı ve FoMO seviyelerine sahiptir. Ayrıca, kadın katılımcıların sosyal ağlarda daha fazla vakit geçirdiği belirlenirken, sosyal ağ bağımlılığının ve FoMO'nun üniversite öğrencileri üzerindeki psikolojik ve sosyal etkileri olduğu görülmüştür.
Auteur kuram ve Erden Kıral sineması
Sinema ilk başta sadece bir eğlence aracı olarak görülürken, zamanla sanat ve iletişim biçimi olarak kabul gördü. Bu değişimle birlikte, filmlerin gerçek yaratıcısı sorusu önem kazandı. Bu soruya yanıt arayan önemli yaklaşımlardan biri auteur kuramıdır. Kuramın temeli Alexandre Astruc'un "kamera-kalem" fikriyle atıldı; Fransız Yeni Dalga yönetmenleri Bazin ve Truffaut'nun katkılarıyla şekillendi. Andrew Sarris 1960'larda bu yaklaşımı sistematik bir kuram haline getirdi ve auteur yönetmenin üç temel özelliğini belirledi. Peter Wollen ise ortaya koyduğu çalışmalar ile kurama yapısalcı bir yorum kattı. Bu çalışmada, yönetmen Erden Kıral'ın uzun metraj filmleri auteur kuram ışığında incelenmektedir. Bu bağlamda çalışma; Kanal, Bereketli Topraklar Üzerinde, Hakkâri'de Bir Mevsim, Ayna, Dilan, Av Zamanı, Mavi Sürgün, Avcı, Yolda, Vicdan, Yük ve Gece filmleri ile sınırlandırılmıştır. Kıral'ın filmlerindeki temalar, anlatı yapısı ve metaforlar üzerinden kendine özgü bir sinema dili geliştirip geliştirmediği ve auteur olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı araştırılmaktadır. İncelemede Sarris ve Wollen'ın auteur kurama ilişkin görüşleri ve çözümleme modelleri temel alınmış ve Kıral'ın filmlerinde tekrar eden tematik örüntülerin ve motiflerin bulunduğu, yönetmenin kendine özgü biçimsel bir üslup benimsediği tespit edilmiştir. Çalışmada Erden Kıral'ın bu yönleriyle auteur bir yönetmen olarak nitelendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Auteur, Türk Sineması, Erden Kıral
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı tarafından yayınlanan kamu spotlarının göstergebilimsel analizi
Günümüzde kitle iletişim araçları sayesinde mesajlar anında milyonlarca kişiye ulaşabilmektedir. Kitle iletişim araçlarının eğitim ve bilgilendirme gibi işlevi vardır. Kamu Spotlarının üretilmesindeki temel gaye de bu işlevin bir parçasıdır. Dolayısıyla kamu spotları ülkemizde iletişim vasıtalarıyla hedef kitleyi bilgilendirmek, bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak ve arzu edilen davranışı oluşturmak için imal edilen sosyal reklam veya kamu yararına yapılmış film, ses, alt bant olarak dikkat çekmektedir. İnsan nüfusunun çoğalması, teknopoli çağına geçilmesi ve ulaşım ağının genişlemesi neticesinde nüfusun araç ve yaya trafiğine nüfuz etmesine neden olmuştur. Trafiğin güvenli bir şekilde devam edebilmesi ve risklerin en asgari düzeye indirilmesi için içtimai hayatta insanların belirli kurallara uymasını teşvik etmek, bunları davranış haline dönüştürmek ve istenilen bilinç düzeyine eriştirmek maksadıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı tarafından çeşitli Kamu Spotları yayınlanmaktadır. Bu çalışmada EGM Trafik Başkanlığı tarafından https://trafik.gov.tr/spot-filmler internet adresi üzerinde 2018-2023 yılları arasında yayınlanan kamu spotları gösterge bilimsel incelemeye tabi tutulmuştur. Bu çalışmada mezkûr kamu spotları Roland Barthes'in Göstergebilim Kuramı baz alınarak diğer gösterge bilim modelleri ile çoklu bir okuma yapılarak gösterge bilimsel analiz yöntemiyle ele alınmıştır. Çalışmada ayrıca EGM Trafik başkanlığı tarafından yayınlanan kamu spotlarında anlamın nasıl düzenlendiği, kullanılan dil ve görüntünün uyumluluğu, hedef kitleye iletilmek istenen mesajı destekleyip desteklemediğini trafik güvenliğini tesis ve tahkim etmeye yönelik yayınlanan kamu spotlarındaki görsel ve yazılı göstergelere nasıl yer verildiğine bakılarak hedef kitlenin tutum ve davranışlarının trafik güvenliği hususunda teşvik etmeyi amaçladığı değerlendirilmektedir.
Sudanlı izleyicilerin fantastik sinema izleme motivasyonları
Çalışmada, Sudanlı izleyicilerin fantastik sinema izleme motivasyonlarının incelenmiştir. Sudanlı izleyicilerin sinema tercihlerinde hangi motivasyonların önemli olduğu Sudan örneğinde incelenmiştir. Araştırmanın ana konusu Sudanlı izleyicilerin fantastik sinema izleme motivasyonlarıdır. Sudan toplumu ve Sudan sinemasıyla ilgili literatür taraması yapılmıştır. Uygulama bölümünde, Sudanlı izleyicilerin sinemayı ne sıklıkta kullandıkları, sinema izleme motivasyonları ve bu motivasyonların toplumun özelliklerine göre farklılaşması gibi konular anket yöntemiyle araştırılmıştır. Tükiye'de yaşayan ve sinema izleme motivasyonu gösteren Sudanlılar araştırmanın örneklemini oluşturmuş ve 605 kişi üzerinde anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların sinema izleme motivasyonlarının toplumun özelliklerine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmanın genel amacı, sinema çerçevesinde Sudanlı izleyicilerin sinema tercihlerinde hangi motivasyonların önemli olduğunu ortaya koymaktır. Anahtar Sözcükler: Sudan, fantastik sinema, film izleme motivasyonları.
Yerel medya web sitelerinin görsel dil analizi: Konya örneği
Bu çalışmanın amacı Konya'daki yerel gazetelerin web sitelerinin, grafik tasarım ilkeleri ve öğeleri ile web tasarım ilkeleri bağlamında nasıl tasarlandığının tespit edilmesi ve tasarımın kullanıcı algısı üzerinde olası etkilerinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın amacı doğrultusunda betimsel analiz tekniğiyle Konya'daki 7 yerel gazetenin web siteleri örneklem olarak seçilmiş, siteler grafik ve tipografik açıdan incelenmiştir. Sayfalarda görsel hiyerarşi, renk, boşluk, çizgi, grid sistemleri ile benzeri yöntemlerin kullanımı ve Gestalt ilkesine dayanan tasarımsal bütünlük durumları ayrı ayrı ele alınmıştır. Kullanıcıya sunulan görsel deneyimin değerlendirilmesi ile tasarımla güçlendirilmiş içeriklerin, kullanıcı deneyimini olumlu etkilediği, söz konusu web sitesinin kurumsal kimliğini güçlendirdiği, tercih edilir kıldığı varsayılmıştır. Çalışmaya konu yerel gazete web sitelerinin görsel dilinin çözümlemeye tabi tutulması, bu yerel gazeteler örneğiyle kullanıcı dostu web siteleri tasarlamak, markasını güçlendirmek ve içeriğini görünür, ulaşılabilir kılmak isteyen tasarımcılar ile site sahiplerine yol gösterici örnek ve tavsiyeler sunacaktır. Teknolojinin gelişimi ve kullanıcı alışkanlıklarına bağlı olarak internet ile daha bütünleşik bir habercilik tarzını benimsemesi kaçınılmaz hale gelen yerel gazetelerin, mesajlarını arzuladıkları etki ile iletmeleri için grafik tasarımın önemi de çalışma kapsamında ortaya konulacaktır.
Afrika ülkesi Çad'da televizyon izleyicilerinin Türk dizilerini izleme eğilimlerinin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Son yıllarda Türk dizileri, izleyicilerden artan bir ilgi görmüş ve bu durum onları uluslararası televizyon sahnesinde öne çıkan yapımlar haline getirmiştir. Etkileri, Kuzey Afrika, Asya ve Amerika'yı kapsayan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Özellikle Arap ülkelerinde, başta Çad Cumhuriyeti olmak üzere, bu diziler sosyal, kültürel ve siyasi bağlamlarda yoğun ilgi görmektedir. Bu dramatik yapımların dünya genelindeki popülaritesi ve yaygınlığı, onları başarılı kılan çeşitli etkenlere dayanmaktadır ve farklı toplumlara nüfuz etmelerini sağlamıştır. Bu bağlamda, çalışma konusu ″Afrika Ülkesi Çad'da Televizyon İzleyicilerinin Türk Dizilerini İzleme Eğilimlerine Yönelik Bir Araştırma‶ olarak belirlenmiştir. Çalışma Çadlı izleyicilerin bu dizilere olan ilgisinin nedenlerini ortaya koymayı, bu dizilerin sosyal ve kültürel etkilerini analiz etmeyi ve izleyici davranışlarını şekillendirmedeki rollerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu araştırma, Türkiye ile Çad arasındaki kültürel etkileşimi güçlendirecek medya stratejilerinin geliştirilmesine de katkı sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca çalışma izleyicilerin tercihleri ve eğilimlerini analiz etmekte, Türkiye'nin kültürel politika stratejilerini ve bu politikaların başarısında etkili olan temel faktörleri incelemektedir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden alan araştırması kullanılmış; Türk dizileriyle ilgili sorular içeren anketler, Çad toplumundan bireylere uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Çad'da Türk dizilerinin en çok izleyen kesimin gençler, en çok izlenen dizilerin ise Muhteşem Yüzyıl ve Aşkı Memnu olduğunu ortaya koymuştur. İzleyicilerin Türk dizilerinde resmedilen yaşam tarzından olumlu yönde etkilendiğini ve dizilerin Türkiye'ye yönelik olumlu bir imaj oluşturduğu belirlenmiştir.
X, Y ve Z kuşaklarının sosyal medya zeminli yurttaş gazeteciliğine yönelik algılarının dijital medya okuryazarlığı bağlamında değerlendirilmesi
İnsanlığın varoluşundan bu yana yaşadıkları dönemlerin kuşaklar üzerindeki etkisi kabul görmüştür. Bu etkilerin biçimlendirdiği kuşaklar birbirlerinden ayrılmış, özelliklerine göre sınıflandırılmıştır. Özelliklerine göre ayrılan kuşakların iletişim alışkanlıkları ve medyaya yönelik tutumları da iletişim alanında çalışan araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Medya okuryazarlığı kavramı geleneksel medyanın var olduğu günden itibaren tartışılmış ve çeşitli ilkeleri ile kabul görmüştür. Medyanın dijitalleşmesi ve yeni medya/sosyal medya gibi yeni kavramların ortaya çıkması şüphesiz medya okuryazarlığı kavramının da güncellenmesine sebebiyet vermiştir. Yurttaş gazeteciliği kavramı ise Web 2.0 teknolojilerinin habercilik sektörüne kattığı bir kavram olarak ele alınmaktadır. Vatandaşların haber sürecine aktif katılımları ile gerçekleşen yurttaş gazeteciliğinin uygulanması etik açıdan bazı problemlerin de yolunu açmıştır. X, Y ve Z kuşaklarının dijital medya okuryazarlıkları bağlamında yurttaş gazeteciliği uygulamalarına yönelik tutumları bu noktada çalışmaya konu edilmiştir. Dijital okuryazarlık ölçeği kullanılarak her kuşaktan eşit sayıda katılımcının çeşitli değişkenlere göre okuryazarlık seviyeleri araştırılmış, her kuşaktan eşit sayıda seçilen katılımcıların yurttaş gazeteciliğine ilişkin tutumları belirlenen araştırma soruları çerçevesinde cevaplandırılmıştır.
Afro-Amerikan kadının siyah sinemadaki temsili: Tarihsel, kültürel ve siyah feminist perspektifler
Siyah kadınların sinemadaki temsiline yönelik tarihsel ve kültürel dönüşümleri inceleyen bu çalışma, kölelik kurumundan günümüze uzanan geniş bir perspektiften hareketle, Siyah kadının toplumsal ve sinemasal konumunu daha derinlikli biçimde kavramaya çalışmaktadır. İnsanlık tarihi bağlamında köleliğin ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi, Afrika'nın kültürel çeşitliliği, Atlantik köle ticareti ve Afro-Amerikan belleğin oluşum süreci, Siyah kadınların tarihsel olarak maruz bırakıldığı çok katmanlı baskı sistemlerinin kavranmasına zemin hazırlar. Bu bağlamda, Siyah feminizmin kuramsal temelleri ile Siyah sinemanın gelişimi; ırk filmleri, sorun filmleri, blaxploitation, L.A. İsyanı ve Yeni Siyah Sinema gibi dönemsel başlıklar üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, Siyah kadınların sinemadaki temsillerini tarihsel bağlam ve kültürel kimlik çerçevesinde analiz ederek, özgün direniş biçimlerini, belleği ve kimlik inşasını görünür kılmaktır. Bu yönüyle araştırma hem kültürel hem de politik anlamda Siyah kadınların yaratıcı ifade alanlarının çözümlemesine katkı sunmakta; bu katkısıyla da Siyah feminist kuramı sinema bağlamında genişletmektedir. Bu doğrultuda, L.A. İsyanı dönemi filmlerinden Haile Gerima'nın Bush Mama (1979) ve Julie Dash'in Daughters of the Dust (1991) ile Yeni Siyah Sinema döneminden Spike Lee'nin She's Gotta Have It (1986) ve Savanah Leaf'in Earth Mama (2023) adlı filmleri, Siyah feminist kültürel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Siyah feminizm, Siyah sinema, Siyah feminist kültürel analiz, temsil, kimlik, direniş, kültürel bellek.
Üretken yapay zekâ uygulamalarının hakikatin önemsizleşmesi sürecindeki rolü: Bir alan araştırması
Dijital çağın etkisiyle birlikte yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesi, içerik üretim süreçlerinde köklü bir dönüşüme yol açmıştır. Metin, görsel ve ses gibi çoklu medya unsurlarının insan üretimiyle ayırt edilemeyecek düzeyde oluşturulmasına imkân tanımıştır. Bu durum, bireylerin gerçeklik, doğruluk ve güvenilirlik algılarını derinden etkileyerek bilgi kirliliğini ve görsel manipülasyonu artırmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, üretken yapay zekâ uygulamalarıyla oluşturulan içeriklerin bireylerin gerçeklik algısı üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu içeriklerin post-truth çağındaki rolünü değerlendirmektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmış olup üniversite öğrencilerinden oluşan bir örneklem grubuna ulaşılarak yapay zekâ ile üretilmiş içeriklere yönelik algıları ölçülmüştür. Elde edilen bulgular, üretken yapay zekâ ile oluşturulan görsel, metin ve ses içeriklerinin gerçeğe yüksek oranda benzemesi nedeniyle bireylerin sahte ile gerçeği ayırt etmekte zorlandığını ve bu durumun hakikatin önemsizleşmesine neden olduğunu göstermektedir. Çalışma, yapay zekâ destekli içeriklerin medya ve toplumsal iletişim üzerindeki dönüştürücü etkisini vurgularken, bilinçli teknoloji kullanımı ve medya okuryazarlığına yönelik çözüm önerileri sunmaktadır.
Kadın medya çalışanlarının güncel sorunları: Türkiye genelinde nitel bir araştırma
Bu çalışma, Türkiye'nin farklı illerindeki (ör. Ankara, Artvin, Aydın, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Erzincan, Gümüşhane, Hakkâri, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Konya, Mersin, Sinop, Şanlıurfa, Şırnak, Van, Yozgat) 21 yerel medya çalışanı kadınla yapılan yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmelere dayalı nitel bir araştırmadır. Amaç, yerel medyada kadınların karşılaştığı güncel sorunları, bu sorunlara verdikleri tepkileri ve çözüm beklentilerini yapısal, örgütsel ve mesleki düzeylerde bütüncül biçimde ortaya koymaktır. Örneklem, görev çeşitliliği (muhabir, spiker, editör, kameraman, yazı işleri müdürü, imtiyaz sahibi vb.) ve bölgesel dağılım gözetilerek amaçlı/maksimum çeşitlilik yaklaşımıyla belirlenmiştir. Veriler tematik/indüktif analiz ile çözümlenmiş; güvenilirlik, üye kontrolü, akran değerlendirmesi ve denetim izi ile desteklenmiştir. Bulgular on ana temada toplanmıştır: (1) cinsiyet rejimi ve kurumsal eşitsizlik, (2) baskı–şiddet–mobbing, (3) direnç ve dayanıklılık stratejileri, (4) gelecek algısı, (5) medyanın ekonomi-politik konfigürasyonu, (6) aile/toplum rolleri ve iş-yaşam dengesi, (7) editoryal özerklik ve tarafsızlık, (8) umut/umutsuzluk dinamikleri, (9) kadınlara özgü hukuki mekanizmalar ve anma günü ihtiyacı, (10) kadınların sektörel katkıları. Sonuçlar, yerelde erkek egemen örgüt kültürü, liyakat dışı terfi, finansman bağımlılığı, dijital/çevrimdışı şiddet ve bakım rejiminin işleyişi nedeniyle kadınların kariyer sürekliliğinin kırılganlaştığını; buna karşı örgütlenme, mesleki uzmanlaşma, dayanışma ağları ve etik yayıncılık gibi stratejilerle "koşullu umut"un korunduğunu göstermektedir. Çalışma, yerel medyada cinsiyet eşitliği için kurumsal cinsiyet eylem planı, şiddete karşı hızlı-yanıt protokolleri, şeffaf terfi-ücret sistemleri, bakım-iş entegrasyonu (kreş/esnek mesai) ve bağımsız fonlama gibi uygulanabilir politika önerileri geliştirmektedir.
TRT Arapça kanalının Türkiye'nin Fas'taki imajı üzerindeki rolü
Bu araştırma, TRT Arapça kanalının Fas halkı nezdinde Türkiye'nin ülke imajı ve ülke kişiliği algısı üzerindeki etkisini incelemektedir. Çalışmada, 4 Boyutlu Ülke İmajı Modeli ve 4 Boyutlu Ülke Kişiliği Ölçeği kullanılarak Türkiye algısının nasıl şekillendiği analiz edilmiştir. Araştırma kesitsel araştırma deseni çerçevesinde yürütülmüş ve örneklem olarak Fas'ın yedi farklı şehrinde yaşayan bireyler seçilmiştir. Araştırma bulguları, TRT Arapça kanalının Türkiye'nin ülke imajını ve ülke kişiliğini belirli açılardan olumlu yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Türkiye'ye yönelik algının, medya içeriklerinden memnuniyet, dil ve kültürel aşinalık gibi faktörlerle şekillendiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, bazı katılımcılar Türkiye'nin imajını belirlerken farklı medya kaynaklarının etkisine de dikkat çekmiştir. Çalışmanın sonuçları, uluslararası medyanın bir ülkenin imajı üzerindeki belirleyici rolünü desteklemekte ve kamu diplomasisi stratejilerinin etkin bir medya politikasıyla güçlendirilebileceğini göstermektedir. Elde edilen bulgular, Türkiye'nin Fas'taki kamu diplomasisi uygulamalarını değerlendirmek ve gelecekteki iletişim stratejilerini geliştirmek açısından önemli veriler sunmaktadır.
Güzellik filtreleri ve beden imajı arasındaki ilişki: Instagram uygulaması üzerinden üniversite öğrencilerine yönelik bir alan araştırması
Güzellik filtrelerinin estetik beğeni kültürüyle bütünleşmesi, dijital benlik sunumunu hem görsel hem psikososyal düzlemde yeniden şekillendirmiştir. Bu araştırma, dijital görselliğin yoğun biçimde tüketildiği sosyal medya ortamlarında güzellik filtrelerinin bireylerin beden imajı üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Güzellik filtrelerinin bireylerin dijital benlik sunumlarını nasıl etkilediği ve bu durumun beden memnuniyeti, sosyal karşılaştırma davranışları ve estetik kaygılarla nasıl bağlantılı olduğu araştırmanın temel odak noktaları arasında yer almaktadır. Araştırma kapsamında, nicel araştırma yöntemi benimsenmiş ve anket tekniğiyle 177 kişiden veri toplanmıştır. Katılımcı kitlesini Türkiye'deki bir üniversitenin iletişim fakültesinde öğrenim gören öğrenciler oluşturmuştur. Anket formu, Instagram kullanım sıklığı, filtre ve efekt kullanımı, beden imajı algısı ve duygusal tepkileri ölçen ölçeklerden oluşturulmuştur. Elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiş; betimsel istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve frekans dağılımları kullanılmıştır. Araştırma bulguları, güzellik filtresi ve efekt kullanımının kadın katılımcılar arasında daha yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Cinsiyet ile filtre kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur; bu da kadınların erkeklere kıyasla filtreleri daha sık kullandığını göstermektedir. Öte yandan, eğitim düzeyi ile filtre kullanımı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Beden imajı ölçeğinden elde edilen sonuçlar, bazı katılımcıların kendi fiziksel görünümlerinden memnun olmadıklarını ve sosyal medya üzerinden idealize edilmiş beden imgeleriyle karşılaştırma eğiliminde olduklarını göstermektedir.
Belgesel sinemada çevre sorunları: Örnek yönetmen Yann Arthus-Bertrand
Yaşanan bilimsel, teknoloji, sosyal, kültürel değişiklikler ve ekonomik büyümeyle birlikte tüm dünyayı yeniden biçimlendiren 20. Yüzyıl, insan faaliyetinin tüm alanlarında hızlı ilerlemeye aynı zamanda ciddi küresel sorunlara yol açmıştır. Tehlikeli boyutlara ulaşan küresel çevre sorunları ve antropojenik etkilerin çevre üzerindeki yıkıcı sonuçlarıyla başa çıkmak, küresel çözüm yöntemlerinin daha dayanıklı ve etkili hale getirilmesinin yanı sıra çevre eğitiminin önemini: bireylerin ve toplumların mevcut ekolojik sorunlar hakkında yeterince bilgilendirilmesi ve çevresel farkındalığın oluşturulması gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Çevreye karşı yeni bir tutum modelinin oluşturulması ve önleyici tedbirlerin tasarlanması, büyük ölçüde kitle iletişim araçlarının etkin bir şekilde kullanılması zorunluluğunu görünür kılar. Belgesel sinema, küresel ölçekteki çevre sorunlarının daha geniş kitlelere ulaştırılması ve küresel ilgi odağı haline getirilmesi açısından güçlü bir araç olarak değerlendirilir. Bu tez kapsamında, belgesel sinemanın doğaya karşı duyarlılığın ve çevre sorunlarına yönelik farkındalığın kazanılmasındaki belirleyici rolünden hareketle, mevcut küresel çevre sorunlarına dikkat çeken belgesellerin çevresel bilginin kazanılmasındaki katkısının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Fransız yönetmen Yann Arthus-Bertrand'ın 'Yuva' ('Home) ve 'Miras' ('Legacy') belgeselleri nitel araştırma yaklaşımı temelinde ele alınmıştır. Belirlenen konuların eleştirel söylem analizi, dil ve anlam odaklı bir inceleme üzerine analiz edilmiş; vurgulu biçimde sunulan kelimeler, belirgin görüşler ve açık bir şekilde ortaya konulan açılar değerlendirilmiştir. Ayrıca, belgesel sinemanın çevre sorunlarına ilişkin bilgilendirici gücü incelenmiş ve bilimsel yanlarıyla ele alınan her bir konunun çevresel bilgi edinimiyle ilişkisi Çevre Eğitimi yaklaşımına dayanarak sunulmuştur.
Türkiye'deki Sudanlı öğrencilerin Türk medyasını kullanım biçimleri ve Türk toplumuna bakış ilişkisi
Bu doktora tezinde, Türkiye'de öğrenim gören Sudanlı üniversite öğrencilerinin Türk medyasını kullanım biçimleri ile Türkiye'ye yönelik ekonomik, siyasi ve toplumsal/kültürel imaj algıları arasındaki ilişki incelenmektedir. Çalışmada, küreselleşme ve uluslararası öğrenci hareketliliği çerçevesinde medyanın kültürlerarası etkileşim ve ülke imajı üzerindeki işlevi odağa alınmaktadır. Araştırma, nicel yönteme dayalı betimleyici–ilişkisel ve kesitsel bir alan çalışması olarak yapılandırılmaktadır.Araştırmanın örneklemini, 2024–2025 yılları arasında Türkiye sınırları içindeki çeşitli üniversitelerde lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde öğrenim gören, 18 yaş üstü toplam 450 Sudanlı üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışma yalnızca öğrenci grubunu kapsamaktadır; Türkiye'de yaşayan ancak öğrenci olmayan Sudanlı bireyler araştırma kapsamı dışında bırakılmaktadır.Veriler, sosyo-demografik özellikler, Türk medyasını kullanım sıklığı ve amaçları, tercih edilen medya türleri ile Türkiye'nin ekonomik, siyasi ve toplumsal/kültürel imaj boyutlarını ölçen Likert tipi maddelerden oluşan yapılandırılmış bir anketin Google Forms aracılığıyla çevrim içi uygulanmasıyla toplanmakta ve SPSS programında betimleyici istatistikler ile Pearson korelasyon analizi kullanılarak çözümlenmektedir. Bulgular, Sudanlı öğrencilerin Türk medyasını görece yüksek sıklıkta kullandıklarını, özellikle Türkçe TV dizileri/filmleri ile Instagram, WhatsApp ve YouTube gibi sosyal medya içeriklerini tercih ettiklerini göstermektedir. Katılımcıların Türkiye'ye ilişkin ekonomik, siyasi ve toplumsal/kültürel imaj algılarının genel olarak olumlu ve "yüksek" düzeyde olduğu; Türk medyası kullanım sıklığı ve kullanım amaçları ile Türkiye'nin ekonomik, siyasi ve toplumsal/kültürel imajı arasında zayıf düzeyde fakat istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişkiler bulunduğu saptanmaktadır. Bu sonuçlar, Türk medyasının, Türkiye'de öğrenim gören Sudanlı öğrencilerin ülke imajı algısında tek belirleyici olmasa da anlamlı bir bileşen olarak rol oynadığını ortaya koymaktadır.
The use of artificial intelligence in public broadcasting: A field study on TRT World and TRT Arabic
Artificial intelligence (AI) is rapidly reshaping global media workflows, yet evidence on organisational readiness, benefits, risks, and implementation pathways remains fragmented, particularly for public service broadcasters. By adopting a qualitative research methodology, this study aims to examine the use of artificial intelligence in public broadcasting: a field study on TRT World and TRT Arabic. Specifically, it seeks to examine the adoption level of using AI in TRT; to analyse the advantages, they could bring in implementing AI in TRT; to examine the challenges surrounding the implementation of AI in TRT; and to recommend the implementation of AI in TRT. The study is premised on the diffusion of innovation theory, which examines that AI adoption in media and willingness of journalists and other media personnel in TRT to integrate AI into their daily workflows. The data was collected through the library-based approach and twenty-two (22) semi-structured interviews with reporters and journalists, news producers, news editors, program director, craft editor, specialist in AI ethics, specialist in the quality department, creative video editor, interview producer, news producer, and director. Several methods of data analysis, such as critical and thematic analysis, were employed in analysing the data. The study began with the proposition that AI has potential within TRT. Findings indicate a heterogeneous but advancing state of AI adoption at TRT, most visible in automated/assisted journalism, search and retrieval, multilingual content workflows, and editing/summarisation tools. Reported advantages include measurable efficiency and productivity gains, cost-effectiveness at scale, enhanced content personalisation and audience engagement, improved fact-checking and verification, and acceleration of multilingual production. Challenges cluster around privacy and cybersecurity risks, opacity and explainability deficits, copyright and accountability uncertainties, bias and discrimination in algorithmic outputs, accuracy limitations that necessitate human review, and perceived threats to creativity and roles. Implementation requires coordinated investments in infrastructure and funding, comprehensive training and awareness programs, robust human-in-the-loop governance, and transparent legal and regulatory guardrails aligned with national and international frameworks. The study contributes an empirically grounded readiness index for media AI, a governance model for public broadcasters, and a phased roadmap for TRT's responsible AI deployment. It concludes that AI can augment, rather than replace, public service journalism, provided adoption is guided by transparent oversight, enforceable standards, and sustained capacity building.
UNESCO yaratıcı müzik kenti Kırşehir ve sürdürülebilir kültür
Yirminci yüzyılın sonunda kentler kültürel üretimlerle yeniden biçimlendirilmiş, yerel ekonomik kalkınmanın itici gücü kabul edilerek araçsallaşan kültür, yaratıcı kent kavramını ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte kültürel üretimler kentlerin yeniden yapılandırılmasını sağlasa da yalnızca ekonomiyi önceleyen yaratıcı kent politikaları kapitalizmin mevcut sorunlarının giderek hızlanmasını beraberinde getirmiştir. Kültür temelli üretimlerle büyüyen kentler, toplumsal sorunların en yoğun görüldüğü mekânlar haline gelmiştir. Kapitalist üretim ilişkileri sebebiyle fiziksel, kültürel ve ekonomik varlıkların hızla tahrip edilmesi kentlerde yaşanan toplumsal sorunlara yol açtığından sürdürülebilirlik kavramı ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri ortaya çıkmıştır. Kültürün bu sorunların çözümünde anahtar rolünde olduğu kabul edilmiş, kentlerin kültür temelli kalkınmanın merkezi olması adına "UNESCO Yaratıcı Kent Ağı" programı oluşturulmuştur. Sürdürülebilir kalkınmanın kentsel boyutu olan ağ, kültürel üretimlerle yalnızca ekonomik büyümeyi, kalkınmayı değil, toplumsal kalkınmayı amaç edinmiştir. 285 üyesi bulunan "UNESCO Yaratıcı Kent Ağına", 2019 yılında Kırşehir müzik temasıyla dâhil olmuş, kentin yerel müziği ve Orta Anadolu Halk Müziği, ekonomik ve toplumsal kalkınma süreçlerine eklemlenmiştir. Kırşehir'in yaratıcı kent ağının bir üyesi olması, UNESCO tarafından ulaşılması amaçlanan sürdürülebilir kalkınma ve kültür ilkelerinin kabul edilmesi ve ağın taahhütlerine paralel hareket edilmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla kentin hem yerel müzik kültürünü tahrip etmeden sürdürebilmesi hem de bu kültürel üretimleri sayesinde ekonomik ve sosyal kalkınmayı başarabilmesi beklenmektedir. Bu çalışma, Kırşehir müzik kentinin ve yerel müziğinin sürdürülmesi adına sahip olduğu avantajları ve dezavantajları ele alacaktır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında, Ahiler Kalkınma Ajansı, Kırşehir Büyükşehir Belediyesi, Kırşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Neşet Ertaş Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü ve müzisyenler olmak üzere kentin farklı paydaşları ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. 31 kişiyle yapılan derinlemesine görüşmelerin yanı sıra Kırşehir'de ve Ankara'da düzenlenen müzik etkinliklerinde katılımsız gözlem tekniği kullanılmıştır. Elde edilen saha bulgular, Kırşehir müzik kentinin sahip olduğu avantajların aynı zamanda dezavantaj niteliği sergilediğini göstermiştir. Sürdürülebilir kalkınma ve "UNESCO Yaratıcı Kentler Ağı", eleştiri almaya devam eden uygulamalar olduğundan bu çalışmada yaratıcı müzik kenti Kırşehir yalnızca UNESCO taahhütleri çerçevesinde tartışılmamıştır. Kentte yerel müziğin ayakta kalması ve bu yolla kalkınmanın sağlanması adına sadece bürokratik zorunlulukları, taahhütleri yerine getirmenin yeterli olmadığı görülmüş, Kırşehir'de kültürel alt yapıların geliştirilmesinin asli önem taşıdığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler UNESCO Yaratıcı Kentler Ağı, Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kültür, Kırşehir Yaratıcı Müzik Kenti
Türkiye'de sinema endüstrisinde kültür politikası uygulama alanı olarak ilk uzun metrajlı kurgu film yapım destekleri
Türkiye'de sinema endüstrisini doğrudan ilgilendiren ilk kanun 2004 yılında Mecliste onaylanan 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi hakkında Kanundur. Bu kanun ile birlikte 2005 yılından itibaren yaratıcı endüstriler alanı olarak sinema endüstrisine destekler verilmeye başlanmıştır. Kanun ile birlikte İlk Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım Desteği kategorisi oluşturulmuş, bu kategori ile birlikte ilk filmlerini çekecek olan yönetmenlere destekler verilmiştir. Bu araştırmada söz konusu desteklerin sinema endüstrisinin geliştirilmesine ve güçlendirilmesine katkı sağlayıp sağlamadığı araştırılmış ve İlk Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım Desteği'nin sinema endüstrisine genç yönetmenler kazandırması açısından önemli olduğu, ancak bu kültür politikasının uygulamasında sürdürülebilirlik ve devamlılığın sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Türk dizilerinin ulus ötesi hayranları ve Turkish Dramas Appreciation Facebook grubu
Türk dizilerinin ulus ötesindeki dağılımı ve popülerliğinin arttığı bilinmektedir. Bunun odağında, hayranlığın öznesini oluşturan çok uluslu bireyler tespit edilmiş, bu noktada farklı kültürel kimliklere ve izleyicilere olanak sağlayan sosyal medya ortamındaki Türk dizilerinin ulus ötesi hayran topluluğu özelinde bir izleyici çalışması yapılmıştır. Hayran olarak kendini tanımlayan bireyler bu çalışma içerisinde hayranlık, Türk dizileri ve Türkiye'ye işaret eden durumlar ile üç seviyede ortaya çıkmaktadır. Bu tezin yazarı, popüler kültür içerisindeki popüler beğeni yaklaşımını sosyal medya dolayımında oluştuğunu kabul ederek araştırmayı anlamlandırma içerisindedir. Çeşitli ülke izleyicileri ile kurduğu ilişki bağlamında, kültürel ve sosyal sermaye dönüşümünün beğeniyi şekillendirdiği görüşünden yararlanmaktadır. Alanyazında kısıtlı ele alınmış bu konu, alanyazın içerisinde izleme nedenlerini büyük ölçüde kültürel yakınlık teziyle ilişkilendirildiğini gözlemlemiştir. Buna karşın kültürel yakınlık tezini eleştirel bir şekilde ele alan tez çalışması, Türk dizilerini yalnızca birbirleriyle yakınlık kurulan dil, din, kültür ve coğrafya nedeniyle bir izleme deneyimine indirgenmemesi gerektiğini öne sürmektedir. Bu doğrultuda, ulus ötesi hayranların izleme deneyimlerini ve hayranlık pratiklerini, sosyal medya ortamında anlamlandırmayı hedeflediği için sanal topluluk yaklaşımıyla ilişkilendirmiştir. Bu amaçla, Facebook platformundaki Turkish Dramas Appreciation topluluğunun kaynakları ve birden çok çeşitli ülkelerde bulunan 24 hayran ile derinlemesine görüşmeler temelinde konu incelenmiştir. Saha bulguları içerisinde TDAG'ın, Türk dizi hayranlığı, aktör hayranlığı ve Türkiye hayranlığı ile birbirine dönüşebilen türden hayranlık çeşitlerinin motive kaynağını oluşturduğu ve dolaylı etkisine rastlanmıştır. Bununla beraber, popüler beğeninin demografik özelliklerin belirlenmesinde belirleyici bir özelliğinin olmadığı, bireylerin kültürel, sosyal ve ekonomik yönden çeşitliliği ortaya çıkmıştır. İzleme deneyimlerinin ardından gelişen popüler beğeniden kaynaklı bir duygusal yakınlık ile Türkçeye, Türk kültürüne, Türkiye'ye, yeme-içme pratiklerine, müziğe duyulan ilginin artması ile gündelik yaşam pratikleri arasına entegre edildiği topluluk özelinde gözlenmiştir. Hayranların çevrimiçi ve yüz yüze etkinlikleriyle de bağlantısı kurulmuştur.
Türkiye'de dijital gazeteciliğe dayalı medya kuruluşlarında Suriyeli sığınmacıların çerçevelenmesi
İletişim teknolojilerinde meydana gelen dönüşüm aşamaları geleneksel gazetecilik pratiklerinin değişime uğramasını sağlayarak dijital gazeteciliğin gelişimine zemin hazırlamıştır. Gazetecilik alanında kullanılmaya başlanan dijital teknolojiler haberin üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerinde köklü değişimleri beraberinde getirmiştir. Dijital mecraların yapısının geniş bir yelpazede çeşitlilik sunması haber akışının ve tüketiminin daha önce hiç olmadığı kadar hızlı ve yoğun bir düzeyde ilerlemesini sağlayarak bireylerin enformasyona erişimini kolaylaştırmaktadır. Her bir dijital mecranın yapısına uygun olarak hazırlanan haber içerikleri hem üretim hem de sunum aşamasında kapsadıkları ve dışarıda bıraktıkları ile çerçevelerin oluşmasına neden olmakta ve bu haber çerçeveleri bireylerin durum ve olayları anlamlandırmasına etki etmektedir. Bu bağlamda Türkiye'de öne çıkan gündem konularından biri olan Suriyeli sığınmacılar ile ilgili haberler ve bu haberlerde sığınmacılar için kullanılan temsil ve çerçeveleme biçimleri toplumun sığınmacılara ilişkin algısını şekillendirmede etkili olmaktadır. Çalışmada, Suriye'de iç savaş sonucu ortaya çıkan ve başta Türkiye olmak üzere bölgedeki birçok ülkeyi etkileyen sığınmacı krizi sürecinde Suriyeli sığınmacıların Türkiye'de dijital gazeteciliğe dayalı medya kuruluşlarında nasıl çerçevelendiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde giriş, ikinci bölümde haberde çerçeveleme yöntemleri, üçüncü bölümde dijital gazetecilik pratiklerinin gelişimi, dördüncü bölümde Suriye savaşının tarihsel arka planı, beşinci bölümde de araştırma çalışması yer almaktadır. ''Medya kuruluşları Suriyeli sığınmacıların haberlerde çerçevelenmesinde nesnel bir bakış açısı ve tutarlı bir haber yazım diline sahip midir?'' sorusu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Çalışmada Hürriyet ve Sözcü haber sitelerinde belirlenen tarihler arasında yer alan Suriyeli sığınmacılara ilişkin haberler ele alınmıştır. Elde edilen bulgular Robert Entman'ın çerçeveleme analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Sonuç olarak, Suriyeli sığınmacıların çerçevelenmesinde kullanılan haber dilinin nesnel bir yaklaşımdan uzak olarak haber içeriğinin konusu ve haber sitelerinin siyasal yaklaşımları kapsamında şekillendirildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çerçeveleme Analizi, Dijital Gazetecilik Suriyeli Sığınmacılar, Temsil.
Alternative-critical media and the protest paradigm: A visual framing analysis of India's Shaheen Bagh protest
This thesis analyses the visual framing of India's Shaheen Bagh protest by alternative-critical online news media, namely 'The Quint' and 'The Wire,' amidst the backdrop of mainstream media biases and governmental intrusion. Positioned against a political landscape marked by exclusionary policies and hegemonic narratives, the protest at Shaheen Bagh symbolizes a significant resistance led by Muslim women in India. The study delves into whether these alternative media outlets effectively diverge from the 'protest paradigm,' characterized by a tendency by the mainstream media to undermine the legitimacy of protesters and their grievances. Through a qualitative visual analysis, the findings highlight how the employment of subject positioning, behavioural depiction, compositional choices, and the use of colour tones by 'The Quint' and 'The Wire' contribute to humanizing and empowering the protesters, particularly Muslim women, challenging stereotypical norms, and reclaiming public spaces. Symbolic elements such as national flags and cultural performances within the visual narratives underscore the protest's inclusive and democratic ethos, countering divisive narratives and emphasizing solidarity. The study addresses the gap that the visual framing of protest remains underexplored in scholarly research, particularly in the protest discourses of India. It underscores the transformative potential of visual storytelling in shaping public perception and influencing political discourse in contemporary times, offering insights into how alternative-critical media amplify marginalized voices and challenge dominant narratives.
The effects of social media on democracy and political polarization in Turkey from the perspective of Turkish students
The usage of the internet and social media in Turkey is constantly growing, simultaneously, traditional news outlets are getting weaker. This situation indicates an alteration in the republic's information landscape. Social and political polarization was always portrayed in the political scene in Turkey. Even when the power shifted, the division remained sustained. This study aims at finding if there is a link between social media and political polarization in Turkey. To reach the goals of this study and collect needed data, qualitative and quantitative approaches were applied. A questionnaire was designed and distributed to (370) Turkish university students. The questionnaire using google forms consisted of 25 (multiple-choice, Likert scale, and an open question), conducted during the period (April 26 - May 16). The sample consisted of university students across undergraduate, graduate, and Ph.D. levels in Turkey aged between 18 – 50+. An online focus group discussion was well applied to have a more in-depth understanding of the research problem. It was conducted with six students also from different university education levels. The results of the study showed that the perspectives of the Turkish Students were that social media had a weak to moderate effect on political polarization in Turkey. Furthermore, the results of the study indicated that the studied sample of Turkish students does not rely on social media platforms to obtain political news, and most of them do not follow political leaders on social media. In addition, communication platforms did not encourage Turkish students to express themselves, as well as an indication that social media algorithms have contributed to a medium degree in creating filter bubbles through the content they suggest to users.
The awareness of parents in Turkey on the digital rights of the children
This study examines the awareness of the parents in Turkey regarding the digital rights of their children. While the digital world provides many opportunities for children, it also brings some risks. For this reason, it is necessary to establish a balanced relationship to be protected from risks and to benefit from opportunities. Children use digital media for many different purposes. In this study, information about children's digital media usage habits, which vary in Turkey and the world, is given. Research on the opportunities and risks that children face in the digital world is examined and evaluated within the framework of the "4Cs" risk classification published by EU Kids Online in 2021 (Livingstone et al., 2021). On the other hand, the duties of parents, policymakers, and educators are discussed so that children can spend efficient and right time in the digital world. Information and solutions are presented to ensure the high benefit of children in digital media through different types of parenting and to prevent risks before they turn into harm. Using the quantitative method in the research, a questionnaire is applied to the parents of six to eighteen year old children living in Istanbul. There are many studies on children's use of digital media, but it is very difficult to find data that gives sufficient and reliable information about family attitudes that shape their use. Although there are informative resources prepared for parents in this area, it is not known whether parents have knowledge and awareness of the digital children's rights specified in the General Comment No. 25 (UN, 2021) accepted by the United Nations. Therefore, the research obtained results related to awareness by examining parental attitudes. The importance of parental awareness is emphasized for the active use of children's digital rights, protecting children from online risks, and taking advantage of opportunities.
The effects of online learning on the academic performances of students during the COVID-19 pandemic media dependency, uses, and gratifications perspective: A comparative study in Afghanistan and Turkey
The global pandemic caused by the novel Coronavirus resulted in the closure of businesses to limit the spread through person-to-person contact. All educational institutions across the globe also closed the physical model of learning with an abrupt shift towards the online medium to sustain the educational performance of the students. However, this radical shift was equipped with a myriad of benefits as well as challenges specifically for underdeveloped countries with low socioeconomic strata and limited access to digital technologies. In this regard, this thesis is aimed to assess the effects of online learning on students' academic performance during the COVID19 pandemic with a specific focus on Afghanistan and Turkey. To compare the perspectives of the academic performance of Afghan and Turkish students, a quantitative research method has been proposed where primary data was collected from 400 participants (200 Afghan and 200 Turkish students) through a close-ended survey questionnaire which was assessed through a statistical tool, namely SPSS. This study mainly found that there is a considerable difference in attitude, perceived impact, and satisfaction with online learning during the COVID-19 pandemic among Afghan and Turkish students.
The role of Instagram in influencing the publishing, sharing, and posting related to the Sheikh Jarrah 2021 events
Depending on many users' criticism of social media platforms for the censoring of the information on Sheikh Jarrah events, the study aims to find out and expose how Instagram's terms and conditions of sharing posts and feed affect the influencing, publishing and posting related to Sheikh Jarrah 2021 events that erupted on May 10, 2021 and to find out whether Instagram, has restricted and erased information related to the event. The study followed the quantitative and qualitative research approaches by designing a questionnaire of (304) persons who were distributed an online questionnaire. Moreover, intensive interviews were conducted with some of the experts and influencers to gain more in-depth understanding of the problem of the research. The study found out that Instagram played a role in controlling the publishing by many forms such as deleted posts, limited story reach, deleted comments, and even removed or deleted Instagram pages and accounts that were pro-Palestinian and related to the events of Sheikh Jarrah, despite the official denials made by spokespeople for the company of Instagram. It was assumed that the sample study for this research revealed that the news about the events in Sheikh Jarrah gathered from the Instagram profiles of influencers like Bella Hadid, Muna Al-Kurd, and others were more trustworthy and dependable than other news sources. It was observed that Instagram influencer profiles and posts give users greater opportunities to stay up to speed on current events or perhaps learn about them for the first time. Keywords: Instagram, Influencing, Palestine, the Sheikh Jarrah 2021 Events.
Israeli social media usage after Abraham Agreement to influence the Arab youth
The study aims to analyse the changes in Israeli policies about social media after the signing of the Abraham Accords 2020. These policies sought to influence the Arab public and examine the mechanisms most used by Israel to attract the Arab public, including particularly the use of digital diplomacy to facilitate communication and penetrates Arab public opinion after the Arab-Israeli normalization in 2020. This study relied on qualitative and quantitative approaches. A questionnaire was distributed to 102 respondents that work in various fields of media It also touched on conducting interviews with specialists to reach more accurate results. The researcher relied on the quantitative and qualitative approaches to reach more consistent models. The results of the study showed the validity of the first hypothesis of the study. The study concluded that Israel has already changed a lot of its policy on social media following the Abraham Accords. This change in content was noticeable. Moreover, Israel used various mechanisms to attract Arab youth. Most of them, according to the results, were influenced by Israel's pages in the Arabic language. The results also revealed that Israel used media framing in formulating news and presenting events with the aim of directing the Arab public to a specific angle that serves its strategy that it plans. The results indicated that Israel's ability to influence sectors of the Arab audience is due to its reliance on propaganda mechanisms aimed at influencing them, including repetition and falsification of facts and reliance on the principle of selection vii and visibility. Emphasis should be placed on the seriousness of this Israeli approach, as the results indicated that there are medium-level reactions towards Arab acceptance and interaction with Israel, especially after the results concluded that the Abraham Accords had an impact on the Arab and regional system. Keywords: Abraham Accords, Digital Diplomacy, Israel, Media Framing, Normalization, Propaganda, Social Media
Twitter'da gerçekleşen dezenformasyon faaliyetlerinin Rusya-Ukrayna savaşı kapsamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı günümüzün büyük bilgi platformlarından birisi haline gelen Twitter'da, gündemi meşgul eden konuların doğru bilgilerinden çok yalan bilgilerle öne çıkması ve bunların ortaya çıkartılması amacıyla oluşturulan platformların süreçlere nasıl yaklaştığını Rusya ve Ukrayna Krizi üzerinden görmektir. Nitel araştırma yöntemiyle oluşturulan araştırmada Rusya ve Ukrayna Krizi sürecinde Twitter'da meydana getirilen dezenformasyon faaliyetlerinin bilgi doğrulama platformları tarafından teyit edilmesi esas alınmıştır. Veri toplama aracı olarak içerik analizi metodu benimsenmiş ve Teyit.org, Doğruluk Payı, Malumatfuruş, Yalansavar ve AA Check Fact adlı doğrulama platformlarının süreç boyunca atılan tweetler ve içerdikleri iddialara yaklaşımları derlenmiştir. Araştırma kapsamında: 1 Şubat 2022 ve 24 Şubat 2022 tarihleri arası, iki ülke arasındaki krizin tırmanmasına zemin hazırlayabilecek resmi ve gayriresmi hesaplardan paylaşılan doğrulanmaya muhtaç tweetler saptanmıştır. Bu araştırmanın güçlü bir haber paylaşım platformu olan Twitter'daki yapılan her paylaşımın, incelenmesi ve teyit edilmesi sürecine katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Dijital dönüşümün toplumsal kültüre etkisi: Gamerların metaverse bilinirliği
Dijital dönüşümün giderek sınırlarını aştığı günümüzde, bu dönüşümün toplumsal kültür üzerindeki etkileri daha da belirgin hale geldi. İnsanlar dijital platformlarda hesaplarını oluşturup faaliyetlerini bu platformlara taşıdılar. Bu hızlı dijital dönüşümle birlikte ilk kez Neal Stephenson'ın Snow Crash adlı romanında bahsedilen Metaverse'ün hayata geçmesiyle dünyada önemli gelişmeler yaşanıyor. Eğitimden eğlenceye, iletişimden ticari faaliyetlere ve daha birçok alanda gelişim ve dönüşüm yaşanıyor. Metaverse'ün her alanda etkin kullanılmasıyla birlikte fırsatlar ve tehditler ortaya çıkmış ve bu tehditlerin toplumun kültürünü nasıl etkileyeceği sorusu ortaya çıkmıştır. Bu araştırma dijitalleşme ve dijital dönüşüm hakkında bilgi vermek ve dijital dönüşümün toplumsal kültüre etkisini online oyuncu yani gamerların Metaverse (sanal/kurgusal evren) bilinirliği doğrultusunda tespit etmek üzere hazırlanmıştır. Araştırmanın kavramsal bölümleri literatür taraması yöntemiyle oluşturulmuştur. Araştırmanın uygulama bölümünde nitel araştırma yöntemlerinden mülakat yöntemi kullanılarak 10 gamer ile birebir görüşme yapılmıştır. Katılımcılara sanal/kurgusal evren ve teknolojik gelişmeler ile ilgili sorular yöneltilerek verdikleri yanıtlar tematik analize tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda Metaverse (sanal/kurgusal evren) bilinirliğinin gamerlar tarafından benimsenecek düzeyde geçmişe sahip olduğu, dijital kültür üzerinde etkisinin bulunduğu ve dahi yüksek etki potansiyeli taşıdığı, gelecek için önemli bir platform olduğu anlaşılmıştır.
Koronavirüs salgınında sosyal medya kullanıcılarının sahte haberler karşısında tutumu; İstanbul örneği
2020 yılının Aralık ayında Çin'in Vuhan şehrinde başlayan koronavirüs salgını tüm ülkeleri olumsuz etkiledi; ülkemizde de 11 Mart 2020 tarihinde ilk vaka tespit edildi ve bir hafta sonra da ilk vefat yaşandı. Koronavirüs salgınının tıbbî yönden yönetilmesi gayretli sağlık çalışanlarının mesuliyetinde iken bu yüksek lisans tezinin araştırma konusu koronavirüs hakkında sosyal medyada dolaşan sahte haberlerin İstanbul'da yaşayan sosyal kullanıcılarını yanıltma derecesini tespit etmektir. Birçok olumlu yönü bulunan sosyal medya, aynı zamanda sahte haberlerin de kolayca yayılabildiği mecra konumundadır. Bu tez çalışmasında, koronavirüs salgınında çıkan sahte haberlerin İstanbul'da yaşayan sosyal medya kullanıcılarını yanıltma derecesini ölçümlemek için 16 haberden (8 gerçek/8 sahte haber) oluşan web anketi hazırlanmıştır. Sahte haberler, bilgi doğrulama sitesi teyit.org'un birçok kaynaktan doğruladığı haberlerden seçilmiştir. 31 Mart - 18 Nisan 2020 tarihleri arasında yapılan ve 390 kişinin katıldığı web anketinde, sosyal medya kullanıcılarının sahte haberleri hatırlayıp hatırlamadıklarına dair sorular yöneltilmiş ve ankete katılan kişilerden sahte haberlerin doğruluk derecesini öznel olarak değerlendirmeleri istenmiştir. Araştırma bulgularına göre koronavirüs salgınında çıkan sahte haberler, ortalama tüm kullanıcıların üçte birini (%36) ve sahte haberleri hatırlayan kişilerin ortalama dörtte birini (%26) yanıltmıştır. Sahte haberler, gerçek haberlere şekil olarak benzedikçe daha fazla kullanıcıyı yanıltmaktadır. Sosyal medya kullanıcılarının eğitim seviyesi yükseldikçe sahte haberlere inanma eğilimi de azalmaktadır. Ayrıca bazı sahte haberlerin yanıltıcı etkisi birkaç hafta içerisinde azaldığı belirlenmiştir. Bu olumlu değişimde Sağlık Bakanlığı'nın basın toplantılarıyla doğru ve hızlı bilgi akışı sağlamasının ve teyit.org gibi bilgi doğrulama sitelerinin yanlış iddiaları tekzip etmesinin etkileri yeni araştırmalarla ortaya çıkacaktır.
Türkiye'de okuyan uluslararası öğrencilere yönelik nefret söylemi
Tarih boyunca bilim, ilim, araştırma ve eğitimin merkezi olarak bilinen İstanbul'da dünyanın dört bir yanından eğitim görmeye gelen öğrenciler bulunmaktaydı. Osmanlı'nın son döneminde kesintiye uğrayan bu gelenek, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni misyonunun ve vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda dış politikanın gücünü artırabilmek için çeşitli yöntemler uygulanmasıyla yeniden canlanmıştır. Kültürel alışveriş adına kısa süreli eğitim, uluslararası öğrenci değişim programları, devlet ve özel burs programları ve kendi imkanlarıyla Türkiye'de eğitim görmek isteyen öğrencilerin üniversitelere kolay kayıt olabilmesi için devlet tarafından kolaylık sağlanmaktadır. Sonuç olarak Türkiye artık dünya öğrencileri için bir cazibe merkezi haline geldi. Türkiye'de uluslararsı öğrencilere ev sahipliği yapan çeşitli kurumlar bulunmaktadır. Özellikle İslamı referans alan bazı uluslararası vakıf ve dernekler tarafından bir nezaket göstergesi olarak ''yabancı öğrenci'' kavramı yerine ''misafir öğrenci'' kavramı kullanılmasına rağmen, bu öğrenciler toplumun bazı kesimlerinden kaynaklanan nefret ile karşılaşmaktadır. Batı ülkelerinde hızla yükselen popülizm, aşırı sağcılık, ırkçılık ve nefret söyleminin oranı istatistiklere göre Türkiye'den fazladır. Bu çalışma, İstanbul'un farklı üniversitelerinde lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim görmekte olan öğrencilerle yürütülen bir çalışma etrafında şekillenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucuna göre, Türkiye'de varsayıldığı gibi uluslararsı öğrencilere yönelik nefret söyleminin yüksek olmadığı, fakat, son yıllarda başta Suriyeliler olmak üzere çok sayıda mülteci gelmesi nedeniyle uluslararası öğrencilere yönelik kısmen bir nefret söylemi geliştiği ifade edilebilir.
The victim children: Portrayals of children characters in war films
A successful film depends on its story and characters. It does not have to be an art film or a commercial film. In the last few decades, the film emerged as one of the important mass media channels to the audiences. It is dominating the viewer's minds by heart touching story, storytelling style, and visualization. There are thousands of war films in the market. Most of the war film story focuses not only on historical, ideological, propagandistic, and hero character perception but also on victories or victims. In 1922, Mussolini echoed Lenin in proclaiming that "The cinema is the most powerful weapon". Cinema has the power to divert and motivate the audience because of the real feel combination with videography and sound design. Suppose a film is compared to the other artwork like a poem, photography, painting, sculpture art, etc. Basically, War film plots bear mournful myth with tragic drama. According to Aristotle's poetic theory, every tragedy has catharsis and negative emotions. And negative emotion catches the audience's attention very easily. That is why war victim children characters influence the audiences from the war film plots. Because cinema film is an audiovisual rhetoric and it has many abilities to make images to the audiences. The victim children characters in the war films are influential characters for the audiences. They have strong abilities to make sympathy for the war victim children with rhetoric and storytelling power. This thesis describes its arguments by using qualitative, narrative analysis research methods on different five war films, where children characters are portrayed as war victims.
Postmodern bağlamda Netflix'te LGBTIQ+ söylemleri
Bu tez çalışması bir orijinal Netflix dizisi olan Mindhunter özelinden Netflix'te LGBTIQ+ söylemlerinin homoseksüel tüketici kültürüne katkısı ve bu tüketici kültürünün asimilasyonist yapısını incelemiş, bunu yaparken de postmodern farklılık ve çok seslilik söylemlerinin bu kültürü oluşturmadaki rolünü ortaya koymuştur. Eleştirel söylem analizinin uygulandığı bu çalışmada bağlamsal, disiplinler arası ve eklektik bir inceleme yapmak için öncelikle detaylı bir teorik ve kavramsal araştırma yapılmış, tarihsel gelişmeler sıralanmıştır. Sonrasında postmodern, feminizm, LGBTIQ+ hareketi ve queer teorisi birlikte incelenmiş, tarihsel bağlamları da göz önünde bulundurularak, postmodern etkiler tespit edilmiştir. Mindhunter dizisinden elde edilen söylemlerde güdülen ideolojik, sosyolojik amaçlar, postmodern etkiler, bilinçli ya da bilinçsiz yanlılık tartışılmış, güç ve iktidar ilişkilerindeki kanunlaştırma, pekiştirme, meşrulaştırma ve yeniden inşa prosedürleri, postmodern ve neoliberalizmin birlikte incelenmesiyle aydınlatılmıştır. Ele alınan dizinin gerçek yaşam hikâyeleri ve karakterlerine dayanıyor oluşu ve diziye kaynaklık eden Mindhunter kitabının incelenmesi sayesinde, diziye eklenen LGBTIQ+ söylemlerinin bağlamları fark edilmiş ve hikâyenin gerçek yaşamdan kurgusal bir dünyaya aktarılırken eklenen veya çıkarılan unsurları ve bunların sebep ve sonuçları tartışılmıştır. Postmodernizmin neoliberalizme uygun kültürel altyapıyı nasıl sağladığı, Netflix'in kendi özelinde kapital sınıfın çıkarlarını nasıl koruduğu ve artan popülerliğiyle LGBTIQ+ hareketinin bağlamından koparılarak Foucault'un (2018) da ifadeleriyle, iktidarın temsil etmeye başladığı özneleri artan söylemlerle yeniden inşa ediş sürecinin 21. yüzyıldaki karşılığı aydınlatılmıştır. Bu araştırma disiplinler arası bir çalışmadır ve postmodern teorinin felsefe, medya, tarih, sosyoloji, cinsiyet çalışmaları, siyaset gibi birçok disipline olan etkisini, bu çalışmanın konusu bağlamında anlaşılır kılarak literatüre önemli bir katkı sağlamıştır.
Ideology and discourse in cinema: The war of images between Algeria and France
Cinema, history, and politics have a dynamic relation; they are related and intertwined fields. The documentary film, in particular, is an essential historical tool for documenting the political events of countries. For instance, Algeria relied on documentary films to support the popular liberation revolution. Therefore it used cinema to represent the cause and condemn French colonialism by documenting its repression and crimes committed against a people calling for self-determination and independence. The National Liberation Front used Algerian cinema as counter-propaganda against French propaganda films. Algerian films, in turn, refuted the French allegations and decreased their credibility, which undermined its foreign policy and its image in front of the world. These two countries' films remained a witness to the intensity of the conflict and the ferocity of war between the two parties, each side trying to prove its positions and ideologies through cinema. This thesis is based on "Qualitative analysis Research" to examine and analyze the Ideology and discourse in cinema by discussing the crucial historical period in French and Algerian history. The years between 1954-1962 have witnessed brutal events, known as "The Algerian liberation war" or "The Algerian revolution," that remained for decades as a war without a name, unrecognized by the French authorities. This study relies on the approach of "critical discourse analysis" and content analysis methodology in analyzing both the Algerian film and the French film produced in the period of war to compare the opposite ideologies, and the political discourse addressed through cinema by the two countries. Furthermore, studying and analyzing these films is crucial to understand their impact on the people, the turn of events, and history in general and shedding light on how the same issue could be cinematically represented in totally different ways. Keywords: Critical discourse, Ideology, cinema, Algerian war, French Colonialism.
Popülist söylem aracı olarak sosyal medya: 2019 Yerel Seçimlerinde belediye başkan adaylarının twitter kullanımları
21.yüzyılda yükselişe geçen popülizm kelime manası olarak halkçılık anlamına gelse de, toplumu iki zıt kutba ayırarak biz-onlar sınıflandırması temelinde karşımıza çıkan bir olgudur. Popülizmde biz, iyi olanla; onlar, kötü olanla özdeş hale getirilmektedir. Toplumun bu şekilde kutuplara bölünmesi ve bir grubun ötekileştirilmesi birçok demokratik ülkede olduğu gibi Türkiye için de potansiyel bir durum teşkil etmektedir. Bu bağlamda, elinizdeki çalışma popülizmin söylem biçimlerinin gözlemlenebildiği bir ülke olan Türkiye'de, yerel seçimler bağlamında popülist unsurların tespit edilmesi amaçlanmış; bu çerçevede adayların sosyal medya gönderileri üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışma yapılırken nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş ve söylem analizi tekniğinden faydalanılmış; Şen & Altın (2020) ve Engesser ve arkadaşlarının (2017) kullandığı yöntemden faydalanılmıştır. Sosyal medyadan metinsel olarak elde edilen bulgular, popülist unsurların Türkiye siyasetinde aktif bir şekilde var olduğunu göstermektedir. Sadece bu bulgulardan yola çıkarak siyasilerin popülist olarak tanımlanması güç olsa da söylemlerinde tespit edilen popülist unsurların varlığı popülizme olan meyili ortaya çıkartmaktadır.
Crisis communication in Sub-Saharan Africa: Media coverage of terrorist attacks in the age of social media
In recent years, terrorist attacks became a serious plague in West African countries. Thus, various academics focused their works on the phenomenon and its consequences on economy and the lives of population. However, there is no academic research about the framing of terrorist attacks by the West African media, especially in a context of social media predominance. Not only Media have a duty to inform the public regarding every major incident, but besides, the remarkably dramatic side of terrorism captivates a large audience. Hence, news about terrorism floods more and more West African media ecosystem today. Yet, an appropriate comprehension of the issue of terrorism could result from a cautious reflexion on the multifaceted nexus that exists between extremism, mass media and public-opinion. By generating an anxious environment full of tension, terrorists use media to encourage the mobilization of public opinion to discuss their extortions. In this research, I will analyse and assess the media agenda setting and crisis communication strategy implemented by media practitioners in West African countries following terrorist attacks. Thereby, this study aims to diagnose the attitude of media professionals in relation to the coverage of terrorism, analyse it and evaluate it in the light of the various ethical and deontological rules that govern the profession of journalism. As a result, the investigations are carried out on samples based on interviews, survey data analysis and contents analysis of the main digital media in Burkina Faso and Mali. Therefore, the current study is essentially qualitative but follows a Sequential Mixed Method. It encompasses an analysis of a total of 219 news articles from "Maliweb.net" and "LeFaso.net", along with a corpus of 98 surveyed population and 4 interviews realized with "resource persons". In doing so, the central purpose of this research is threefold. Firstly, it aims to investigate and establish a nexus between crisis communication, media framing and the advent of social media prevalence. Secondly, this study attempts to check whether the processing of information by West African media respects the professional rules of journalism. The third purpose of the research concerns the comprehension of the digital prosumers' behaviours towards counterfeits information related to terrorism in West African context. Keywords: Framing, terrorism, West Africa, Media, Maliweb.net, LeFaso.net.
Investigating the representation of Iranian women in Iranian cinema; post Iranian Revolution
Today, cinema is one of the most important cultural tools that succeed in attracting the audience, especially the general public, by creating visual attractions. By representing the normative patterns governing social life demonstrative form, the mass media practically plays the role of constructing and reproducing these norms in today's social life. By presenting a specific image of the women, they can play an essential role in institutionalising the conceptual framework of that particular image. Among the well-known mass media, cinema as a superior art over other arts, as well as its special possibilities for showing gender relations, identified itself as an ideal example for us to research the inequalities and gender differences in society. The present study aims to highlight how the social role of women is represented in Iranian cinema and to identify the hidden ideologies behind these representations. In this regard, relying on content analysis techniques based on semiotic theory analyses, the targeted movies such as Two Women, Paternal house, Salesman are selected using as a case study of this research. Accordingly, in this study, by examining the films in question, it has been concluded that cinema is a social art influenced by society and representing the issues inside it, including women; besides, it intends to promote and influence society by inducing and creating an ideal form.
The emergence of digital exhibition as a new media in the COVID-19 pandemic era
The closure of several art exhibitions after the COVID-19 pandemic impacted the art worker and the art industry. Along with the development of technology and new media today, the latest innovations in transforming artworks into digital and implementing digital exhibitions are emerging. This study seeks to understand digital displays' effectiveness as an alternative solution amid the COVID-19 pandemic. Using a qualitative methodology, data collection was carried out by distributing questionnaires to 100 respondents. Interviews with three artists as well as digital exhibition organizers were also conducted. The results of this study indicate that a digital exhibition is an alternative solution that positively impacts maintaining the value and existence of the art world during a pandemic.
The role of the radio serial callers in participatory democracy in Ghana: A study of call-in program of ekosiisen on asempa fm 94.7
The phenomenon of "serial callers'' in Ghanaian talk radio, particularly in ASEMPA FM's Ekosiisen program, is explored in this research with a focus on its potential impact on participatory democracy in Ghana. Tracing its origins from the constitutional guarantee of freedom of speech and press freedom in 1992, the study highlights how the proliferation of media outlets has provided more avenues for public participation, notably through phone-in programs. However, this has also led to the emergence of serial callers who frequently contribute to discussions, often dominating airtime and influencing other callers.Through continent analysis, the research finds that serial callers tend to engage multiple times a week, occupying a significant portion of airtime with their views. While their participation adds diversity to debates, it is argued that their disproportionate influence may hinder the democratic ideal of equal participation. This conclusion suggests that despite the positive aspect of amplifying diverse voices, the dominance of serial callers could suppress the participation of others and undermine the democratic principle of equitable representation. In essence, while serial callers contribute to the pluralism of media discourse, their overwhelming presence may pose challenges to the democratic process by potentially marginalizing alternative viewpoints. Thus, the study underscores the need for measures to ensure a more balanced and inclusive platform for public engagement in Ghana's democratic system.
The impact of AI-enhanced social media on mobilizing social movements: Analyzing the 2022 Sri Lanka protest
This thesis examines the evolution of social media in the digital age and the transformative role of artificial intelligence (AI) on these platforms. While highlighting social media's impact on individual expression, social interaction, and information sharing, it focuses on AI's contributions to content personalization, moderation, and data analysis. The study also evaluates ethical issues related to AI, including biases in content algorithms, privacy concerns, and its potential to spread disinformation. Additionally, it explores AI's role in mobilizing social movements and its influence on democratic participation. The research emphasizes the need to balance these technological developments' positive and negative aspects and calls for collaboration among stakeholders to shape the digital ecosystem more inclusively and ethically.
Analysis of the french cinema magazine Cinemagazine (1921-1923) from the perspective of Edward Said's orientalism theory
This study analyzes the Orientalist representations in the French film magazine Cinémagazine, published between 1921 and 1923, within the framework of Edward Said's Orientalism theory. Orientalism serves as a system of representation in which the West constructs the East as exotic, mysterious, and irrational. Cinema has played a crucial role in disseminating such discourses to the masses. This research examines how Orientalist narratives were produced and circulated through film reviews, advertisements, and visual materials in Cinémagazine. The study aims to determine the extent to which the Orientalist representations in Cinémagazine align with the stereotypes identified by Said and how these representations intersect with gender, race, and colonial power dynamics. Given the rapid expansion of the film industry and the influence of media outlets on public perception during this period, the study explores how Orientalist discourses in Cinémagazine functioned as ideological tools legitimizing colonialism. By assessing how Orientalist representations were constructed and legitimized in French cinema media, this research offers an academic perspective on the reproduction of colonial ideologies within film and media discourse.