
189
Arşivlenen Tez
39
DOI Atanmış
21%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İzmir İli 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının kitlesel olaylarda simple triage and rapid treatment (start – basit triaj ve hızlı tedavi) protokolü bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Araştırmada nüfus yoğunluğu ve meydana gelen kitlesel risk oranının yüksek olması açısından İzmir ili tercih edilmiştir. Bu çalışmada kitlesel olaylarda olay yeri triajını gerçekleştirecek olan İzmir 112 Acil Sağlık Hizmetleri personellerinin, START (Simple Triage and Rapid Treatment) protokolü hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yönteminde tarama modeli türlerinden biri olan genel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin toplanması amacıyla araştırmacı tarafından anket formu geliştirilmiştir. Araştırmanın uygulanması 13.07.2017-13.09.2017 tarihleri arasında İzmir ilinde yapılmıştır. Araştırmaya toplam 404 kişi katılmıştır. Veriler SPSS 24.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Sürekli değişkenler aritmetik ortalama ± standart sapma, medyan (minimum ve maksimum değerler) ve kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Bağımsız grup farklılıkların karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre İzmir 112 Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarının START protokolü hakkındaki bilgi düzeylerinde, öğrenim durumu, meslek, çalıştığı birim, görev süresi ve triaj hakkında aldıkları eğitime bağlı anlamlı farlılıklar tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri, afet, kitlesel olay, triaj, Simple Triage and Rapid Treatment (START)
Türkiye'deki belediye stratejik planlarının afet risk yönetimi açısından değerlendirilmesi, engeller ve öneriler
Toplumsal yaşamı derinden etkileyen afetler, insanlık tarihi boyunca can ve mal kayıplarına yol açmış felaketlerdir. Günümüzde yaşanan nüfus artışı, kentleşme ve küresel iklim değişikliği gibi unsurlar, afetlerin etkilerini daha yıkıcı hale getirmektedir. Bu sebeple insanlara en yakın kurum olarak hizmet sunan belediyeler, yaptıkları çalışmalar ile afetlere dirençli bir yaşam inşa etmek durumundadırlar. Risk analizi yapılmasından, planlama ve koordinasyona kadar afet yönetimiyle ilgili çeşitli görevleri bulunan belediyeler, söz konusu görevleri yerine getirmek üzere stratejik planlarında yürütecekleri çalışmalara yer vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki belediye stratejik planlarının incelenerek afet risk yönetimine dair durum tespiti yapılması, risk ve zarar azaltma aşamasının öncelikli olmasını engelleyen durumların belirlenmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesidir. Amaca uygun olarak öncelikle stratejik plan hazırlamış tüm büyükşehir ve il belediyelerinin stratejik planları doküman incelemesi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda hazırlanan görüşme soruları aracılığıyla belediye personeli ve akademisyenler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme verileri bilgisayar destekli veri analizine tabi tutularak üç tema altında bulgular ortaya koyulmuştur. Çalışma neticesinde; belediyelerde risk yönetimi yaklaşımına yönelik bir farkındalığın olduğu, ancak afet risk yönetiminin kendi içindeki dağılımı incelendiğinde, hazırlık faaliyetlerinin risk ve zarar azaltma faaliyetlerinden daha fazla yer aldığı belirlenmiştir. Bu duruma yol açan en önemli engeller arasında uzman personel eksikliği, çalışmaların yüksek maliyeti, siyasi önceliklerin farklılaşması, kurumsal koordinasyon eksiklikleri, belediyelerin kaynak eksiği, mevzuat sorunları ve halkın farkındalığının yetersizliği tespit edilmiştir. Bu nedenleri ortadan kaldırmak için personel ve bütçeyi kapsayan kaynakların güçlendirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, mevzuat reformu ve toplumsal farkındalığın artırılması önerileri sunulmaktadır.
Arama ve kurtarma gönüllülerinin afet ve acil durumlarda ilk yardım öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, arama ve kurtarma faaliyetlerinde görev alan gönüllü bireylerin afet ve acil durumlarda ilk yardım uygulamalarına yönelik öz yeterlik düzeylerini kapsamlı bir şekilde belirlemek ve bu düzeylerin çeşitli demografik ve deneyimsel değişkenlerle ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Türkiye genelinde İHH İnsani Yardım Vakfı'na bağlı farklı illerde aktif bir şekilde görev yapan 449 gönüllü oluşturmuştur. Veriler, kişisel bilgi formu ve Gülmez Dağ & Çapa Aydın (2015) tarafından geliştirilen İlk Yardım Öz-Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmış ve elde edilen verilerin analizinde, istatistiksel çözümlemeler için SPSS ve Python programlarından etkin bir şekilde yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, gönüllülerin genel olarak orta-yüksek düzeyde bir öz yeterlik algısına sahip oldukları tespit edilmiştir. Detaylı analizler sonucunda özellikle ilk yardım eğitimi almış, arama kurtarma faaliyetlerine katılmış ve 5 yıl ve üzeri gönüllülük deneyimi bulunan bireylerin öz yeterlik düzeyleri, diğer gruplara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek bulunmuştur. Bu durum, doğrudan deneyimin ve eğitimli olmanın öz yeterlik algısını güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyi gibi demografik değişkenlerin öz yeterlik düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Çoklu regresyon analizi sonuçları, ilk yardım eğitimi almanın ve arama kurtarma deneyimine sahip olmanın öz yeterlik düzeyini anlamlı şekilde yordadığını ortaya koyarken, gönüllülük süresi ile öz yeterlik arasında ise zayıf düzeyde pozitif bir ilişki saptanmıştır. Elde edilen bu bulgular, Bandura'nın Öz Yeterlik Kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, doğrudan deneyim ve uygulamalı öğrenmenin bireylerin öz yeterlik algılarının gelişiminde belirleyici bir rol oynadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırma sonucunda, afet ve acil durumlara etkin bir şekilde müdahale edebilecek gönüllü bireylerin niteliklerinin artırılmasında yapılandırılmış eğitim programlarının, pratik uygulamaların ve saha deneyiminin kritik önemi vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, gönüllü yönetim sistemlerinin yalnızca katılımcı sayısına odaklanmak yerine, aynı zamanda bireylerin eğitim düzeylerine ve deneyimsel yeterliliklerine dayalı olarak yapılandırılması önerilmektedir. Bu yaklaşım, afet ve acil durum müdahale kapasitesinin artırılmasına ve gönüllülerin sahada daha etkili rol almasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İlk yardım, öz yeterlik, gönüllülük, afet yönetimi, arama kurtarma, deneyim.
Türkiye'de afet yönetim sisteminin mevcut durumu ve stratejik iyileştirme önerileri
Afetler, toplumda çeşitli kayıplara sebep olan, hayatın akışını tamamen ya da kısmen kesintiye uğratan, toplumların baş etme kapasitesini aşan doğal, teknoloji ya da insan kaynaklı olaylar olarak tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda afet; deprem, sel, çığ vb. değil, bunların beraberinde getirdiği kayıplar ve sonuçlar olarak değerlendirilmektedir. Afet yönetim sistemlerini iyileştirmek ve oluşan kayıpları azaltmak için için tarihte birçok uluslararası çerçeve oluşturulmuştur. Bu çerçeveler arasında geniş kapsamlı, açık hedefli ve çok katılımcılı olmaları sebebi ile Yokohoma Stratejisi ve Eylem Planı, Hyogo Çerçeve Eylem Planı ve son olarak Sendai Çerçeve Eylem Planı öne çıkmaktadır. Literatürde bu çerçevelerin birbirlerinin devamı şeklinde hazırlandığı vurgulanmaktadır. En son oluşturulan Sendai Çerçeve Eylem Planı'nın 2015-2030 yılları arasında geçerli olmasına karar verilmiştir ve bu sebeple günümüzde devamlılığını sürdürmektedir. Dünya'da uygulanan afet yönetim sistemleri incelendiğinde; temelde Geleneksel Afet Yönetim Sistemi, Modern Afet Yönetim Sistemi, Toplum Tabanlı Afet Yönetim Sistemi ve Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi olarak ayrıldıkları görülmektedir. Geleneksel Afet Yönetim daha çok afetler meydana geldikten sonra oluşan duruma odaklanır, bu sistemin kriz yönetimi odaklı olduğu ileri sürülmektedir. Modern Afet Yönetimi ise zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme/yeniden inşa aşamalarının her birine özellikli olarak yaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Sistem daha çok teknoloji odaklı şekilde yürütülmektedir. Toplum Tabanlı Afet Yönetimi, bahsi geçen her aşamaya toplumun dahil edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Son olarak ülkemizde de uygulanan Bütünleşik Afet Yönetimi, belirtilen aşamaların birbiri ile bağlantılı olduğunuve aşamalara yönelik olarak çalışmalar yapılması gerektiğini savunmaktadır. Geçmişte meydana gelen afetler incelendiğinde, oluşturduğu sonuçlar doğrultusunda Türkiye'de en çok can ve mal kaybına sebep olanın deprem olduğu görülmektedir. Bu anlamda 1939 ve 1992 Erzincan, 1999 Marmara, 2011 Van, 2020 İzmir ve son olarak da 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örnek olarak gösterilmektedir. Bu depremlerde afet yönetim sistemine bağlı olarak çok fazla kayıp meydana gelmiştir. Özellikle 1999 Marmara ve son yaşanan 6 Şubat 2023 Kahramanmaş depremleri getirdiği kayıplar, sonuçlar ve etkiledikleri alan büyüklükleri bakımından benzerlik göstermektedir. Meydana gelen kayıpların azaltılması için afet yönetim sisteminin tüm aşamalarının bütüncül olarak ele alınması gerektiği görülmektedir. Fakat literatüre bakıldığında, yapılan çalışmaların çoğunlukla koordinasyon, iş birliği, gönüllülük, temel ihtiyaçların karşılanması ya da hazırlık, zarar azaltma, müdahale, iyileştirme/yeniden inşa gibi tek parametreye veya aşamaya odaklandığı, buna bağlı olarak istenen bütüncül yaklaşımı içermediği gözlemlenmiştir. Bu nedenle çalışmada, geçmişte yaşanan büyük depremler doğrultusunda, afet yönetim sistemine etki eden çoklu parametrelerin değerlendirilmesi, akabinde iyileştirilme önerilerinin sunulması hedeflenmiştir. Amaç doğrultusunda, ilk aşamada Türkiye'de geçmişte meydana gelen depremler ve Dünya'daki afet yönetim yaklaşımları hakkındaki literatür incelenerek ülkemizdeki mevcut sistem hakkında bilgi edinilmiştir. Çalışmada, derinlemesine bilgi edinmek amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. Yine aynı amaç doğrultusunda nitel araştırma desenleri arasında bulunan fenomenolojik yöntem benimsenmiştir. Çalışmaya uygun ölçüm aracını bulmak için detaylı bir literatür taramasının ardından iki tezde kullanılmış yarı yapılandırılmış görüşme formlarından sorular alınarak bir form oluşturulmuştur. Bazı sorular çalışma amacına uygun olmadığı gerekçesine bağlı olarak dışlanmıştır. Oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu toplam 10 sorudan meydana gelmiştir. Formların uygulanmasına yönelik olarak amaçlı örnekleme yöntemi ile katılımcılar, 1999 Marmara depremi veya 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş görev almış personeller veya bu anlamda lisansüstü eğitimi bulunan bireyler olarak belirlenmiştir. Kriterlere uygun 24 birey e-posta veya telefon yoluyla araştırmaya davet edilmiş, ardından kabul eden 17 katılımcıya oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmış ve derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların onayları doğrultusunda daha sonra yazıya aktarılmak üzere görüşmeler ses kaydına alınmıştır, onay verilmemesi durumunda ise araştırmacı tarafından anlık olarak yazıya aktarılmıştır. Toplam 17 katılımcı ile yapılan görüşmeler sonrasında verilerin analizi gerçekleştirilmiştir. Veri analizi gerçekleştirilirken ilk aşamada ses kayıtları yazıya aktarılarak 17 katılımcıya ait 62 sayfalık bir veri seti elde edilmiş, ardından tekrarlı okumalar yapılarak başlangıç kodları oluşturulmuştur. Oluşturulan kodlar arasındaki uyum değerlendirilerek alt temalar, alt temalar arasındaki uyum değerlendirilerek ise ana temalar oluşturulmuştur. Toplam 10 adet ana tema, 42 adet alt tema ve yüzlerce kod elde edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, afet yönetim sistemini etkileyen çeşitli parametrelerin varlığı ve bağlantılı oldukları tespit edilmiştir. Bulgular, koordinasyon ve iş birliği problemlerinin, müdahale sürecini geciktirdiğini; denetim konusundaki yetersizliklerin ve uygunsuz yapı tasarımlarının, binaların hazırlıksız olmasına yol açtığını; afet farkındalığının ve eğitim eksikliklerinin, toplumun bilinç düzeyini olumsuz etkilediğini; mevcut durumdaki bilinçsizliğin, toplumun baş etme kapasitesini yetersiz kıldığı; yerel yönetimlerin sisteme dahil edilmediğini, bu doğrultuda kriz zamanlarında çeşitli zorlukların meydana geldiğini; teknoloji ve erken uyarı sistemlerinin yeterince aktif kullanılmadığını; istihdam alanlarındaki yanlış uygulamaların, afet yönetiminin her aşamasında yetersizlik oluşturduğunu; personellerin bilgi düzeyinin ve ekipmanlarının yetersiz olmasının, müdahalede seçiciliğe neden olduğunu vb. ortaya koymuştur. Bu bulgular doğrultusunda, afet yönetim sisteminin işlevselliğini artırmak ve meydana gelmesi muhtemel olan kayıpları azaltmak adına çok paydaşlı bir yapı benimsenmesi; denetim ve yapı uygulamaları konusunda mevcut problemlerin giderilmesi adına çalışmalar yapılması; toplumdaki afet bilincini oluşturmak için küçük yaşlarda eğitimlere başlanması ve gruplara özgü eğitim içeriklerinin oluşturulması; Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı teknolojilerin afet yönetimine entegre edilerek, bu alanda yapılan yatırımların artırılması; teknoloji ve erken uyarı sistemlerinin afet yönetimine dahiliyetinin artırılması; nitelikli insan kaynağı istihdamının sağlanması ve tüm kurumların ekipman desteğinin eşit olması gerektiği başlıca vurgulanan öneriler olmuştur. Ayrıca gönüllülük sistemi hakkında olumsuz yorumlar birçok görüşmede ifade edilmiştir. Bu doğrultuda gönüllü bireylerin eğitimlerinin artırılması ve afet yönetim sistemine entegrasyonunun sağlanması önerilmektedir. Özellikle afet yönetiminin her aşamasının ayrı bir uzmanlık alanına ihtiyaç duyduğu ve buna bağlı olarak bu alanda uzman personellerin, sorunun çözümüne önemli bir katkı sunacağı kanaatine varılmıştır. Bilimsel anlamda yapılan çalışmaların, sistemin gelişmesi adına önemli sonuçlar sunduğu ve afet yönetim sisteminin bu çalışmalar doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği düşünülmektedir. Araştırma bulguları, afet yönetiminin çok önemli ve kapsamlı bir alan olmasına rağmen ülkemizde yeterince ilerleme kaydedilmemiş olduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, problemlere yönelik olarak sunulan önerilerin uygulanması ile mevcut sistemin daha iyi hale getirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca çalışma sonucunda elde edilen bulguların ileride yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet yönetimi, Deprem, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Türkiye.
Makine öğrenmesi yöntemleri ile yangın verilerinin analizi ve sınıflandırılması
Yangınlar, hem doğal süreçlerin hem de insan kaynaklı faaliyetlerin sonucu olarak ortaya çıkabilen ve yerleşim yerlerinden sanayi alanlarına kadar geniş bir coğrafyada ciddi can ve mal kayıplarına neden olan afetler arasında yer almaktadır. Artan kentleşme, iklim değişikliği ve sanayileşme yangın riskini artırmakta; bu durum, geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek veri odaklı karar destek sistemlerine olan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, yangın verileri üzerinde makine öğrenmesi algoritmalarını uygulayarak yangın türlerinin sınıflandırılması ve elde edilen modellerin performanslarının karşılaştırılmasıdır. Araştırma kapsamında, 2015–2023 yılları arasında bir ilin yerel itfaiye kayıtlarından elde edilen 29.135 adet yangın verisi kullanılmıştır. Veriler ön işleme tabi tutulmuş, ardından Ki-Kare testi ile en etkili öznitelikler belirlenmiştir. Sınıflandırma sürecinde üç farklı makine öğrenmesi algoritması olan Karar Ağacı (Fine Tree), Gaussian Naive Bayes (GNB) ve Lineer Destek Vektör Makineleri (Linear SVM) kullanılmıştır. Tüm modeller, 5 katlı çapraz doğrulama yöntemiyle test edilmiş; doğruluk oranı, karışıklık matrisi, F1-Skoru ve ROC eğrisi (AUC) gibi performans ölçütleriyle değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda, en yüksek doğruluk oranı %61,4 ile Linear SVM modelinde elde edilmiş; onu %61,2 ile Karar Ağacı ve %58,5 ile GNB modeli takip etmiştir. AUC değerleri açısından da Linear SVM modeli 0,7511 ile en yüksek ayırt etme gücüne sahip model olarak öne çıkmıştır. Karar Ağacı modeli, yorumlanabilirliği sayesinde karar vericiler için avantaj sağlamış; GNB ise düşük hesaplama maliyeti ile dikkat çekmiştir. Modellerin "Tamamen" yangın sınıfını sınıflandırmada zorlandığı gözlemlenmiş ve bu durum, örnek dengesizliği ile açıklanmıştır. Çalışma, literatüre; kentsel ve kırsal yangınları birlikte ele alan, gerçek saha verilerine dayalı geniş kapsamlı bir sınıflandırma sunması; farklı makine öğrenmesi algoritmalarının aynı veri seti üzerinde karşılaştırmalı olarak analiz edilerek en uygun modelin belirlenmesi; ve özellik seçiminin model başarısına etkisinin somut olarak ortaya konması açısından katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak bu tez, yangın tahmin süreçlerine yönelik makine öğrenmesi tabanlı yaklaşımıyla yerel yönetimlerin müdahale stratejilerine bilimsel bir temel sunmakta; özellikle kaynak planlaması, risk yönetimi ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine destek olmaktadır. İleride yapılacak çalışmalarda, farklı coğrafi bölgelerin verileriyle desteklenmiş ve sınıf dengesi sağlanmış veri kümeleriyle modelin genellenebilirliğinin artırılması önerilmektedir.
Küresel iklim değişikliği farkındalığı ve eko-anksiyete arasındaki ilişkisinin, ekolojik afetler ve toplum ruh sağlığı çerçevesinde incelenmesi
Küresel iklim değişikliği, yalnızca doğal ekosistemleri tehdit eden bir çevre sorunu olmaktan çıkarak, günümüzde insan sağlığı, psikolojisi, sosyal ilişkileri ve kolektif yaşam biçimleri üzerinde çok yönlü etkiler yaratan bir kriz haline gelmiştir. İklim krizinin yalnızca fiziki çevreyi değil, bireylerin ve toplumların ruhsal yapısını da dönüştürdüğü görülmektedir. Özellikle son yıllarda iklim değişikliğine bağlı olarak artan orman yangınları, seller, kuraklıklar ve hava sıcaklıklarındaki ekstrem artışlar; bireylerde kaygı, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik gibi karmaşık psikolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tepkiler arasında, literatürde giderek daha fazla ilgi gören ve "eko-anksiyete" olarak adlandırılan durum, iklim krizi karşısında bireylerin deneyimlediği sürekli çevresel kaygı, korku ve stres hâli olarak tanımlanır. Bu çalışmada, Türkiye'de 18-65 yaş arası bireylerin küresel iklim değişikliği farkındalık düzeyleri ile eko-anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu ilişkiyi etkileyen demografik faktörler (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi) ve bireylerin yaşadığı ekolojik afet deneyimleri de analiz edilmiştir. Ayrıca, iklim farkındalığı ve eko-anksiyete düzeylerinin çevresel eylemlere etkisi de değerlendirilmiştir. Nicel yöntemle gerçekleştirilen araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Türkiye genelinden 400 kişi çevirimiçi anket yöntemi ile araştırmaya katılmıştır. Veri toplama sürecinde; demografik bilgi formu, Küresel İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği (KİDFÖ) ve Hogg Eko-Anksiyete Ölçeği (HEAS-13) kullanılmıştır. Veriler Python programlama dili kullanılarak analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, bağımsız örneklem t-testi ve çoklu regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın kuramsal çerçevesi, iklim değişikliği, toplum ruh sağlığı ve eko-anksiyete arasındaki dinamik bağlara dayanmaktadır. Küresel ölçekte yapılan araştırmalar, iklim krizinin bireysel ve kolektif psikoloji üzerindeki etkilerini doğrulamakta; özellikle gençlerde ve kadınlarda iklim kaynaklı endişe ve stresin arttığını göstermektedir. Bununla birlikte, çevresel farkındalığın artması, bireyleri pasif bir endişe hâlinden aktif çevresel davranışlara yönlendirebilme potansiyeline de sahiptir. Araştırma bulguları, iklim değişikliği farkındalığı ile eko-anksiyete düzeyleri arasında pozitif yönlü, anlamlı bir korelasyon olduğunu göstermiştir. Yani bireylerin iklim değişikliği konusunda bilgisi ve duyarlılığı arttıkça, çevresel sorunlara dair kaygı düzeylerinde de artış gözlemlenmektedir. Özellikle kadın katılımcıların, erkek katılımcılara kıyasla daha yüksek düzeyde eko-anksiyete yaşadığı bulunmuştur. Ayrıca eğitim düzeyi arttıkça farkındalık düzeyinin yükseldiği ve bu durumun dolaylı olarak anksiyete düzeyine etki ettiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, daha önce sel, orman yangını, kuraklık gibi ekolojik afet deneyimi yaşamış yada tanık olmuş bireylerin hem farkındalık düzeylerinin hem de eko-anksiyete puanlarının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durum, çevresel travmaların bireyin hem bilgi hem de duygu düzeyinde daha yoğun bir etki yarattığını göstermektedir. Çalışmada ayrıca eko-anksiyetesi yüksek bireylerin çevresel davranışlara yönelme eğiliminin de daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Örneğin bu bireylerde daha az plastik tüketmek, enerji tasarrufuna dikkat etmek ve iklim değişikliği ile ilgili sosyal sorumluluk projelerine katılmak gibi eylemler gözlemlenebilmektedir. Bu bulgular, eko-anksiyetenin hem bir risk faktörü hem de bir eylem güdüsü olabileceğini ortaya koymaktadır. Eko-anksiyete, bireylerin ruh sağlığını tehdit eden bir unsur olmakla birlikte, aynı zamanda bireyleri çevre dostu davranışlara ve sürdürülebilir yaşam biçimlerine yönlendiren psikolojik bir tetikleyici rolü de üstlenmektedir. Bu durum, çevresel eğitimlerin yalnızca bilgiye değil, aynı zamanda duygusal farkındalık ve başa çıkma becerilerine de odaklanması gerektiğini göstermektedir. Toplum ruh sağlığı açısından bakıldığında, iklim değişikliği kaynaklı psikolojik etkilerin görmezden gelinmesi, bireysel düzeyde kronik kaygı, depresyon ve işlevsellikte azalma gibi sonuçlara; toplumsal düzeyde ise güvensizlik ve kolektif umutsuzluk gibi duygusal dalgalanmalara neden olabilir. Araştırmanın sonuçları ışığında şu öneriler geliştirilebilir: (1) İklim değişikliği eğitimleri, psikolojik direnç, stres yönetimi ve çevresel yas gibi konuları içerecek şekilde yeniden tasarlanmalıdır. (2) Afet bölgelerinde yaşayan bireyler için iklim travmasına yönelik psikolojik destek programları oluşturulmalıdır. (3) Kamu politikaları, iklim krizinin yalnızca fiziksel değil, ruhsal sonuçlarını da dikkate alacak şekilde multidisipliner bir yaklaşımla şekillendirilmelidir. (4) Eğitim müfredatlarına iklim farkındalığı ve psikolojisi dersi eklenmeli ve özellikle gençlerin bu alanda duygusal dayanıklılık geliştirmesi desteklenmelidir. Bu tez çalışması, Türkiye özelinde iklim değişikliği farkındalığı ile eko-anksiyete ilişkisini çok boyutlu biçimde ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Aynı zamanda, toplum temelli ruh sağlığı politikalarının geliştirilmesi için bilimsel bir temel sağlamaktadır. Çalışma, çevresel krizlerin psikolojik yansımalarının daha görünür ve müdahale edilebilir hale getirilmesine katkı sunarken, aynı zamanda sürdürülebilir çevresel eylemlilik için psikolojik kaynakların ne denli önemli olduğunu da göstermektedir
Bursa bölgesi depremleri ve yerleşimler üzerindeki etkileri
Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) ve Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) olarak adlandırılan iki önemli fay sistemi Türkiye'de deprem tehlikesinin en önemli kaynağı olan tektonik unsurlar olup gerek tarihsel (1900 yılı öncesi) dönemde gerekse aletsel (1900 yılı sonrası) dönemde büyük ve yıkıcı depremler üretmişlerdir. Kuzey Anadolu Fay Zonu, Marmara Bölgesi'nde Kuzey, Orta ve Güney kollar olarak isimlendirilen üç kol halinde uzanmaktadır. Bu kollardan özellikle Kuzey Kol'un diğer kollara göre çok daha diri-aktif olduğu ve Orta ve Güney kolların da birbirine benzer diriliğe-aktifliğe sahip oldukları önceki çalışmalarda belirlenmiştir. Marmara Bölge'sinde MS1000 yılından sonra meydana gelmiş 26 Kasım 1143 Bursa (MS=6.4), 12 Mayıs 1327 Karacabey (MS=6.4) ve 11 Nisan 1855 Bursa (MS=6.3) depremleri hariç, büyüklüğü MS ≥ 6.8 olduğu düşünülen 31 depremin meydana geldiği belirlenmiştir. Bu depremlerin büyük çoğunluğu dirilik farkını doğrular şekilde Kuzey Kol üzerinde meydana gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de deprem riskinin en yüksek olduğu Marmara Bölgesi'nde Bursa ve İznik gibi önemli iki tarihsel yerleşimi ve yakın çevresini içeren ve burada Bursa Bölgesi olarak isimlendirilen bölgede deprem tehlikesi ve depremlerin yerleşimler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bursa Bölgesi olarak seçilen alan 39.8o-40.6o Kuzey enlemleri ile 27.75o-30.25o Doğu boylamları arasında kalan bölgedir. Seçilen bölgede Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Orta ve Güney kolları uzanmaktadır. Özellikle MS1000 sonrası Bursa Bölgesi'ni etkileyen önemli depremler ve oluşturdukları etkiler tarihi deprem çalışmalarından derlenmiştir. Ayrıca 1970 yılı sonrası aletsel dönem deprem etkinliğinin istatistiksel analizi yapılarak deprem tehlikesi matematiksel olarak değerlendirilmiştir. Kuzey Kol üzerindeki depremlerin Bursa Bölgesi'nde görece daha az etki oluşturduğu belirlenmiştir. MS1000 yılı sonrası Bursa Bölgesi'nde görece büyük etki oluşturan depremlerin Orta ve Güney kolları üzerinde oluşan 1065 İznik, 1143 Bursa, 1327 Karacabey, 1419 Bursa, 1556 Güney Marmara Denizi-Erdek ve Şubat-Nisan 1855 Bursa depremlerinin olduğu görülmüştür. Büyük depremlerin bölgedeki yerleşimlerde refah seviyesini etkileyen ve hatta oluşturdukları sosyal ve ekonomik zayıflıkla düşman işgaline yol açan sonuçlar doğurduğuna dair bilgilere ulaşılmıştır. Bölgedeki yerleşimlerdeki tarihi ve kültürel eserlerinin gördükleri hasarlar ve onarımlara dair aralarında Bursa Ulu Camii ve İznik'deki bir su kemerinin olduğu birçok örnek sunulmuştur. Bursa Bölgesi'ndeki faylar boyunca açılan fay hendeklerinden sıralanan depremlere kanıtlar önceki çalışmalardan elde edilmiştir. Manyas civarındaki fay hendeğinden son iki deprem arasında 1964-1327=637 yıl deprem tekrarlanma aralığı olduğu anlaşılmıştır. Bursa'nın hemen batısındaki fay hendeğinden son iki deprem arasında 1855-1143=712 yıl bir zaman aralığı olduğu görülmüştür. Dolayısıyla fay hendeği çalışmaları Güney Kol boyunca bir konumda 650-700 yıl civarı bir zaman aralıklarıyla büyük depremlerin oluştuğu önerilmiştir. Bursa Bölgesi'nde deprem istatistiği için başlangıçta 1970 ile 2020 yılları arasını kapsayan MW ≥ 2.5 depremlerden oluşan bir veri önceki bir çalışmada verilen Türkiye homojen depremsellik kataloğundan seçilmiştir. İstatistiksel hesaplamalar öncesi depremsellik kataloğu ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiş ve kataloğun 1977 yılı sonrası daha homojen hale geldiği ve MW ≥ 2.7 depremler için tam olduğu görülmüştür. Büyük olasılıkla 1977 yılı sonrası deprem izleme ve kayıt ağında bir iyileşme olduğu değerlendirilmiştir. Bundan dolayı daha da güvenilir bir istatistiksel analiz için 1977 yılı sonrası MW ≥ 2.8 depremleri içeren yeni bir katalog oluşturularak arındırma işlemi uygulanmıştır. Arındırma işlemiyle öncü ve artçı depremler olabildiğince matematik olarak ayıklanarak sadece normal deprem etkinliği elde edilmeye çalışılmıştır. Böylelikle toplamda 1536 adet deprem içeren sonuç deprem kataloğu inceleme bölgesi için deprem istatistiğinin temel bağıntısı Gutenberg-Richter bağıntısının elde edilmesinde kullanılmıştır. Hesaplanan Gutenberg-Richter bağıntısından a-değeri (yıllık) 4.81 ve b-değeri 1.17 olarak belirlenmiştir. Gutenberg-Richter bağıntısındaki a-değeri (yıllık) ve b-değeri kullanılarak Bursa Bölgesi'nde hedeflenen 3 büyüklük değeri (Mh=6.5, 6.8 ve 7.0) için deprem tekrarlanma aralıkları 624, 1399 ve 2398 yıl olarak hesaplanmıştır. Bursa Bölgesi'nde belirtilen büyüklüklerdeki depremlerin istatistiki olarak önümüzdeki 30 yıl içinde olma olasılıklarının sırasıyla %5, %2 ve %1 olduğu belirlenmiştir. Fay hendeği çalışmalarından belirlenen 650-700 yıllık tekrarlanma zamanının deprem istatistiğinden MW=6.5, 6.8 ve 7.0 büyüklükleri için hesaplanan sırasıyla 624, 1399 ve 2398 yıllık deprem tekrarlanma zamanları ile karşılaştırılabilir olduğu değerlendirilmiştir. Orta Kol boyunca oluşan 1419 Bursa depreminden bu yana 605 yıl ve 1556 Güney Marmara Denizi-Erdek depreminden bu yana 468 yıl geçtiği düşünüldüğünde büyük deprem tekrarlanma aralığının dolmaya yakın olduğu önerilmiştir. Hesaplanan b-değeri zaman değişimlerinin 2006 yılı sonrası gösterdiği düşüş bu artan deprem tehlikesinin bir belirteci olarak yorumlanmıştır. Bursa Bölgesi'ndeki büyük depremlerin önemli ölçüde afetlere yol açtığı ve gelecekte de bir deprem tehlikesinin olduğu düşünüldüğünde afet yönetimi bağlamında deprem tehlikesinin yapılacak çalışmalarla devamlı güncellenmesi, güncellenen tehlike temelli deprem senaryolarının hazırlanması ve deprem riskinin azaltılması gerektiği önerilmiştir.
Türkiye'de deprem afetlerine müdahale çalışmalarının gelişiminin 1893 Malatya, 1971 ve 2003 Bingöl ve 2020 Sivrice depremleri örnekleri üzerinden incelenmesi
Türkiye, coğrafik konumundan kaynaklı olarak sık sık çeşitli türdeki afetlere maruz kalan bir ülkedir. Önemli ve oldukça diri fay hatlarının mevcudiyeti sebebiyle depremler bu afetler arasında ilk üç sırada yer almaktadır. Anadolu Levhası'nın batıya doğru hareketini karşılayan Kuzey ve Doğu Anadolu Fay Zonları (KAFZ ve DAFZ) Türkiye'de deprem tehlikesinin en önemli kaynaklarını oluşturmaktadırlar. DAFZ üzerinde meydana gelen 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri gerek büyüklükleri gerekse oluşturdukları afetin büyüklüğü açısından Türkiye'deki deprem tehlikesinin tartışma götürmez kanıtlarını oluşturmuştur. Bu bağlamda Türkiye'de deprem tehlikesinin belirlenmesi ve zararlarının azaltılması çalışmalarının önemi açıktır. Bu çalışmada DAFZ boyunca birbirine yakın konumlarda meydana gelmiş ve büyüklükleri deprem bilim açısından güçlü-büyük depremler olarak sınıflandırılan 1893 Malatya, 1971 ve 2003 Bingöl ve 2020 Sivrice Depremleri ve oluşturdukları afetlere odaklanılarak afet müdahale çalışmaları karşılaştırmalı incelenmiştir. Söz konusu depremlerde afete müdahale çalışmalarının yazılı ve görsel kaynaklar aracılığıyla incelenmesiyle, yıllar geçtikçe depremlere müdahale çalışmalarının gelişimi, müdahale çalışmalarının yönetimi, arama kurtarma çalışmalarında görev alan personelin sayısı ve uzmanlığı, malzeme tedariği ve lojistik alanındaki gelişmeler bağlamında yorumlanmıştır. Depremler ülkemizde meydana gelen kaçınılmaz afetlerden biridir. Gerçekleşmelerini önleyemesek bile şiddetini, etkili bir şekilde yürütülecek afet yönetimi çalışmalarıyla azaltabiliriz. 1893 Malatya, 1971 ve 2003 Bingöl, 2020 Sivrice depremlerine müdahale çalışmaları görsel kaynaklar ve literatür verileri karşılaştırılarak incelendiğinde, afetin meydana gelme tarihi günümüze doğru yaklaştıkça çalışmalarda görev alan profesyonel kişi, araç ve ekip sayısının arttığını rahatlıkla görebilmekteyiz. 1893 Malatya depreminde arama kurtarma çalışmalarında sadece asker ve yerli halk görev almış olduğu ve müdahale çalışmalarının yaklaşık bir yıl sürdüğü görülmüş olup, 1971 Bingöl depreminde ise sivil savunma ekipleri ve yurtdışından gelen uzman ekipler de sahada görev almıştır. Fakat enkaz kaldırmada kullanılan kepçe, vinç, iş makineleri gibi modern arama-kurtarma ekipmanları yetersiz kalmış olup, yaşanan bu deprem ülkemizin afetlere hazırlık ve müdahale alanındaki kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir dönüm noktası olmuştur. 2003 Bingöl depremi müdahale çalışamalarında ise sahada bir çok alandan ekibin yer aldığı ve sayıca çokluğu görülmüştür. Görev alan ambulans ve araç sayısında ise önemli bir artış olduğu ve ayrıca afete ilk müdahale başlangıç süresinin azalmış olduğu anlaşılmıştır. 2003 Bingöl ve öncesinde meydana gelen iki deprem karşılaştırılmalı incelendiğinde hasar alan binaların, devlet kurumlarının denetlenmiyor olması nedeniyle yapısal olarak büyük zarar gördüğü ve depremden ilk yıkılan binaların bunlar olduğu anlaşılmıştır. 2020 Sivrice depremi müdahale çalışmaları ise oldukça başarılı bir şekilde AFAD (Afet ve Acil Durum Başkanlığı) önderliğinde yürütülmüş olup, hızlıca arama kurtarma çalışamaları tamamlanarak enkaz kaldırma ve yeniden inşa çalışmalarına başlanılmıştır. Bu depremde afetlerde iletişim, haberleşme ve teknolojinin önemi, görev alan JIHA (Jandarma İnsansız Hava Aracı) gibi son teknoloji araçların kullanılması ve A400M namı diğer ''Koca Yusuf'' askeri kargo uçaklarınının kullanımının sağladığı katkıyla anlaşılmış olup, arama kurtarma çalışmalarında vinç, jeneratör, hilti, termal kameralar ve akustik dinleme cihazlarından yararlanılmış olduğu görülmüştür. Ayrıca bu depremde görev alan kişi sayısının yaklaşık 10.000 kişi olması ve tüm çalışmaların tek bir başkanlık altında yürütülmüş olması da süreci hızlandırmıştır. Afet yönetimi bakımından afet öncesinde risk azaltma ve hazırlık süreçlerine odaklanılarak bu alanda tatbikatların, toplumu bilinçlendirme çalışmalarının, lojistik malzeme stoğunun sağlanması, ilgili afet türü alanında profesyonel kişilerin belirlenmesi ve görev tanımlarının yapılması gibi çalışmaların gerçekleştirilmesiyle afete müdahale çalışmalarının daha planlı ve etkili bir şekilde yürütüldüğü ve ele alınan bu depremlerde afetlere karşı müdahale yöntemlerinin zaman içinde iyi yönde evrildiği görülmektedir. Türkiye'nin jeolojik yapısı ve taşıdığı afet riski ülkemizin değişmez gerçekliğidir. Türkiye'nin deprem gerçekliğini değiştiremesek de afet yönetimi konusunda yapılan çalışmaları artırarak depremin neden olduğu zararları azaltabiliriz. Meydana gelen depremlerde yaşanan can ve mal kayıpları, ülkemizin afet yönetiminde hangi seviyede olduğunu müdahale kapasitesini ve yetersizliğini açıkça ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca teknolojik gelişmeler afet yönetimi alanında kilit rol oynamaktadır. Günümüzün insansız hava araçları, termal kameralar, günümüzün mobil iletişim altyapısı ve arama kurtarma çalışmalarında kullanılan gelişmiş iş makinaları afet yönetim sürecini kolaylaştırmıştır. Afet yönetiminde yaşanılan bütün gelişmelerin afetin neden olduğu yıkıcı sonuçlar üzerinde azaltıcı etkisi bulunmaktadır. Özellikle AFAD'ın kurulması ve TAMP (Türkiye Acil Müdahale Planı)'ın devreye girmesiyle müdahale süreci daha sistematik bir yapıya kavuşmuş ve afet yönetiminde kayda değer gelişmeler yaşanmıştır. Günümüzde afet yönetimi alanında müdahale çalışmalarının tek bir merkez tarafından yönetilmesi ve teknolojik gelişmelerin bu alanda aktif kullanımı Türkiye'nin afet yönetiminde daha başarılı olmasını sağlamıştır. Ancak can ve mal kaybını en azana indirmek için yapılan çalışmaların artırılması ve günümüzde hala devam etmekte olan yapısal güvenlik sorununa çözüm bulunması gerekmektedir.
Eğitim –öğretim kurumlarınd a afet yönetimi, afet öncesi ve sonrası çevresel ve toplumsal farkındalıklar ile deprem bilincinin değerlendirilmesi: Sakarya ili örneği
Afetler insanlığın var olduğu günden bu yana meydana geldiğinde günlük yaşamı etkileyen, kesintiye uğratan ve olumsuzluklar yaratabilen doğal süreçlerdir. Afetlerin meydana getirdiği olumsuz etkilerin büyümesinde insan faktörü de oldukça önemlidir. Afetlere dair bilinçli olan toplumlarda afetler öncesi alınan tedbirler ile afetler sırasında ve sonrasında meydana gelebilecek sonuçlara dair yapılan hazırlıklar bu olumsuzlukları en aza indirmektedir. Bu nedenle insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için hayati riskler meydana getirecek afetlere dair bilinçli olması, yaşadığı çevrenin ve toplumsal yapının özelliklerini bilmesi, farkında olması, riskleri en aza indirecek tedbirleri alması oldukça önemlidir. Bu çalışma Sakarya ilinde özel veya kamu himayesindeki eğitim öğretim kurumlarında aktif olarak görev alan öğretmenler üzerinde uygulanmıştır. Çalışma kapsamında öğretmenler özel bir sebepten dolayı örneklem grubuna alınmıştır. Bu sebep öğretmenlerin süreklilik arz eden bir nesil yetiştirme ve mevcut bilgileri bu nesillere aktararak bilgilerin toplumda daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilmesidir. Çalışma öğretmenlerin afetlere dair genel bilinç düzeyi, çevresel ve toplumsal farkındalıklarını incelemek üzere ele alınmıştır. Çalışmanın afetler ile öğretmenlerin afet bilinci arasındaki ilişkiye bağlı olarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Nicel verilere yer verildiği gibi nitel bir çalışma da olan bu tezde farklı kademede görev alan 208 öğretmen ile online olarak hazırlanmış anketlerden veriler elde edilmiştir. Çalışma kapsamında yaş, cinsiyet, eğitim kademesi gibi çeşitli farklılar sağlanmaya çalışıldığından örneklem grubu üzerinde yalnızca eğitim sektöründe öğretmen olarak fiili görev almak kriteri aranmıştır. Anket içeriği üç başlığa ayrılarak örneklem grubunun genel bilgilileri, afet bilinci ve çevresel toplumsal farkındalık düzeyi hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Veriler Microsoft Office Excell programında bazı veriler arasında korelasyonlar elde edilmiştir. Yine anketler ile elde edilen veriler google formlar üzerinden sağlanan grafiklere dönüştürülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda ve öncesinde bazı hipotezler kurulmuş bu hipotezlere cevap aranmaya çalışılmıştır. Verilere dair oluşan grafik ve korelasyon değerleri aynı zamanda yorumlanarak hipotezlere cevap aranmıştır. Elde Edilen sonuçlar ışığında örneklem grubundaki öğretmenlerin büyük çoğunluğunun hayatında en az bir afet yaşadığı tespit edilmiştir. Afet yaşamışlığa bağlı olarak beklenen hazırlıklı olma, bilinci artırmak için eğitimlere katılma gibi durumların yeteri kadar görülmediği tespit edilmiştir. Özellikle öğretmenlerin çevresine dair farkındalıklarında yüksek sayılır bir sonuç elde edilemediği gibi görev aldıkları bölgede ve kurumlarda da afetlere dair gözle görülür bir tedbirin alınmadığı tespit edilmiştir.
9 Ağustos 1912 Mürefte Şarköy depreminin (M 7,4) afet yönetimi açısından incelenmesi
Ağustos 1912 Mürefte-Şarköy depremi (MS 7.4), Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) boyunca meydana gelmiştir. Yapılan son yer bilimi çalışmaları, depremin fay kırılmasının sadece Ganos Fay Segmentini değil, aynı zamanda Marmara Denizi'nin Orta Havzasına kadar uzandığını ortaya koymuştur. Bu deprem özellikle Şarköy ve Mürefte'yi etkilemiş ve bu yerleşim yerlerindeki binaların neredeyse tamamı kullanılamaz hale gelmiştir. Deprem bölgesinde Mürefte'de 707, Şarköy'de 183 olmak üzere yaklaşık 1115 kişi hayatını kaybetti. Bu çalışmada, depremin etkileri Sadi (1912), Ambraseys ve Finkel'in (1987) çalışmalarından derlenmiş ve Mürefte İlçesinin Kaymakamının vermiş olduğu rapor da yer almıştır. Söz konusu çalışmaalarda hasarlı binalar, can kaybı ve yaralılar üzerinden bildirilen etkiler karşılaştırılmıştır. Bu kaynaklar farklı rakamlar vermekle birlikte, Mürefte ve Şarköy ilçelerinin en çok etkilenen yerleşim yerleri olduğu, Tekirdağ ve Çanakkale illerinin merkez yerleşim yerlerinde ise etkilerin görece daha ılımlı olduğu konusunda hemfikir oldukları sonucuna varılmıştır. Gelibolu ilçesindeki etki ağır ve orta olarak sınıflandırılmıştır. Fay kırılması boyunca uzun fakat dar bir alan olarak gözlenen deprem bölgesi ağır etkilerin mekansal dağılımı, tehlikenin kayıplardaki rolünü yansıtan KAFZ'nun faylanma özelliği ile ilişkilendirilmiştir. Fay boyunca yer almasına rağmen Gelibolu ilçesinde fay boyunca Mürefte ve Şarköy ilçelerine göre daha az etki, tehlikeye veya faya olan mesafenin ve zemin koşullarının etkisi olarak yorumlanmıştır, bu da fiziksel maruz kalma ve kırılganlığın toplam kayıplar üzerindeki rolünü düşündürmektedir. Depremlerden hemen sonra meydana gelen yangınlar, ikincil deprem tehlikelerinin önemini göstermiştir. Deprem sonrası yapılan yardım ve iyileştirme çalışmalarının ayrıntılı incelenmesi, Osmanlı Donanması birliklerinin özellikle nakliye ve deniz suyu arıtmada kullanıldığını ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK), özellikle Hilal-ı Ahmer (şimdiki adıyla Kızılay'ın) ve gönüllüler tarafından çeşitli afet yardımlarında bulunduğunu göstermiştir. Böylelikle deprem sonrası afet yönetiminde STK, Kızılay ve gönüllüler yapıcı bir şekilde destekleyici bulunmuştur. Bununla birlikte, 1912 Balkan Savaşı'nın olumsuz etkileri ve depremin olduğu bölgede azınlıkların varlığının yabancı ülkeler tarafından manipüle edilmesinin afet yönetimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Ayrıca, yıkımakta olan Osmanlı Devleti'nin böyle bir afete hazır olmadığı, siyasi ve ekonomik durumu itibariyle oldukça iyi tepki verdiği sonucuna varılmıştır.
Akıllı şehirlerde acil durum yönetimi: Çalışma alanı Akçaabat
Hızla artış gösteren dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu şehirlerde yaşamaktadırlar. Bu durum özellikle ulaşım, barınma ve güvenlik gibi pek çok alanda sorunlar yaşanmasına sebep olmaktadır. Günümüz şehirlerini binlerce yıllık insanlık tarihindeki öncül örneklerinden daha iyi yönetme yolunda geleneksel modeller yetersiz kalmış, zamanla yeni fikirler ve yöntemler ortaya çıkmıştır. Bu süreç neticesinde ortaya çıkan Akıllı Şehir yaklaşımı; günümüz teknolojilerini ve yaklaşımlarını kullanarak gerek fiziksel çevreyi gerekse de sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı daha ileri seviyelere taşıyarak toplumsal refahı ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlamaktadır. Acil durum yönetimi de bu yaklaşımın temel parçalarından biri olup, ülkemizde deprem başta olmak üzere günlük hayatta meydana gelebilecek afetlere karşı etkin bir mücadele sürdürülebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, tüm afetlere yönelik karmaşık bir yaklaşımdan ziyade, ülkemizin farklı bölgelerinde sıklıkla karşılaşılan sel, taşkın, heyelan ve çığ olaylarından yola çıkılarak yenilikçi bir acil durum yönetim planı oluşturulması hedeflenmiştir. Bu kapsamda, pilot çalışma alanı olarak seçilen Trabzon ilinin Akçaabat ilçesinde SmartAbat isimli bir Akıllı Şehir projesi önerilmiştir. Bu çalışmanın amacı, akıllı şehirler ve acil durum yönetimi açısından Akçaabat İlçesine yönelik öneriler geliştirmektir. Yoğun afet riski barındıran bir ilçeye yönelik bütüncül bir yaklaşımla akıllı şehir uygulamalarını kullanarak acil durum yönetim planının hayata geçirilmesi hedeflenmektedir. Araştırma kapsamında, Akçaabat ilçesinin afet ve acil durumlar karşısında hem sürdürülebilir hem de dirençli kent olmasına yönelik öneriler sunulmuştur. Erken uyarı sistemleri, taşkın azaltma ve adaptasyon stratejileri, sel afet yönetiminin takibi, değerlendirilmesi ve ulusal düzeyde kalkınma planlamasına dahil edilmesi de olmak üzere çeşitli öneriler sunulmuştur. Bunlara ek olarak, Akçaabat ilçesi için Taşkın Karar Destek Sistemi geliştirilmiştir. Bu araştırma, gerek bilimsel literatüre gerekse de Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli kurumları tarafından yürütülen diğer çalışmalara katkıda bulunacaktır. Bütüncül bir acil durum yönetimine yönelik hazırlanan bu çalışmadan elde edilen sonuçların yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, ilgili diğer kurum ve kuruluşlar açısından etkili bir karar destek sistemi olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinin yıkıcı etkisiyle başa çıkmada etkili olan faktörler
Deprem sırasında ve sonrasında vücut, yaşadığı zorluğa tepki verir. Sırasıyla şok, pasifleşme ve toparlanma dönemlerine girer. Şok döneminde insanlar çevrelerindeki olayları fark edemez, acıyı hissedemez, sesleri duyamaz ve duyduklarını anlamlandıramaz. Pasifleşme döneminde insanları verilen komutları duyup yerine getirme çabasına girseler de bunu yapabilecek kuvveti kendilerinde bulamamaktadır. Toparlanma döneminde kişiler çevresinde bulunan kişilere yardım etmeye çalışmakta, depremin kayıplarının fazla olması ve ihmaller konusunda suçlu aramaktadırlar. Depremin travmatik etkisini insanlar bu dönemleri yaşayarak atlatmakta ve bu dönemler belirlenen zaman aralıklarında sağlıklı bir şekilde atlatılmaya çalışılmaktadır. İnsanlar bu dönemleri atlatamadığında depresyon, kaygı bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu gibi bir çok psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Deprem kayıplarına bağlı olarak yas yaşanmakta ve bu belirli aşamalardan geçtikten sonra kaybın yokluğunu kabul ederek yaşama uyum sağlama süreci olarak ifade edilmektedir. Depremin yıkıcı etkilerini belirlemede, depreme maruz kalma süresi ve maruz kalma şiddeti belirleyici unsurlardır. Ayrıca depremin ardından depremin vurduğu bölgede zorlu hava koşulları, su baskınları, sanayi üretiminin durması, insanların afet yardımlarından yararlanamaması, cenazelere ya da depremzedelere ulaşamama, binaların çökmesi ve altyapının tahrip olması gibi durumlarla da sık sık karşılaşılmaktadır. Bu durumlar depremin yıkıcı etkilerinin daha da fazla hissedilmesine neden olmaktadır. Depremin yıkıcı etkileri, can ve mal kaybının yanı sıra psikolojik ve fiziksel bazı sağlık sorunlarına da yol açmaktadır. Beden, üstesinden gelemeyeceği kadar büyük bir güçle karşı karşıya olduğunu hisseder. Ancak yine de başa çıkma kapasitesini sağlayan bazı faktörlere dayanarak zorluklarla başa çıkma becerisine sahiptir. Bu çalışmada Kahramanmaraş ilindeki 6 Şubat 2023 Pazarcık (MW=7.8) ve Elbistan (MW=7.6) depremlerinin fiziksel ve psikolojik yıkıcı etkileriyle baş etmede etkili olan faktörler incelenmiştir. Türkiye'nin en önemli tektonik özelliklerinden biri olan Doğu Anadolu Fay Zonu boyunca meydana gelen depremler, yaklaşık 14 milyon nüfusa ev sahipliği yapan 11 ilde (Kahramanmaraş, Hatay, Antakya, Adıyaman, Gaziantep, Malatya, Osmaniye, Adana, Kilis, Şanlıurfa ve Diyarbakır illeri) büyük hasara neden olmuştur. Doğu Anadolu Fay Zonu yüksek deprem tehlikesi ile bilinmekte ve tarihte çok sayıda yıkıcı büyük deprem üretmiştir. Depremlerin fiziksel ve psikolojik etkilerini ve takip eden kriz ortamında karşılaşılan stresle başa çıkma tepkilerini değerlendirmek için bir anket ve COPE adı verilen bir başa çıkma tuıtumlarını değerlendirme ölçeği kullanılmıştır. Anket daha önceki çalışmalardan geliştirilmiş olup iki alt bölümde sınıflanan 46 soru içermektedir. Alt bölümler Demografik Bilgi ve Deprem Deneyimi başlıklarına sahiptir. Anket sahada ve internet üzerinden Google Formları kullanılarak uygulanmıştır. COPE ölçeği yurt dışında geliştirilmiş ve daha sonra envanterine bazı uyarlamalar yapılarak Türkçe diline çevrilmiştir. COPE ölçeği bu gerilimli deneyimler sonrasında ortaya çıkan başa çıkma tepkilerinin geniş bir yelpazede değerlendirilmesini sağlayacaktır. Araştırma, depremlerden ağır hasar alan Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adıyaman illerinde yaşayan 117 depremzedeyi kapsamaktadır. Araştırmaya yüzde 54'ü 35 yaşın altında olan 18 yaş üstü 54 kadın ve 63 erkek katkıda bulunmuştur. Anketin ana bulgusu sosyal sermaye, mekân bağlılığı ve dinin depremlerin yıkıcı etkileri ve beraberinde getirdiği yüksek stres düzeyi ile başa çıkmada en önemli faktörler olduğudur. Takip eden krizdeki yüksek düzeydeki stres; depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozuklukları, akut stres bozuklukları, nefes darlığı, kalp sıkışması ve sık sık ölüm düşüncesi gibi hem psikolojik hem de fiziksel sağlık sorunlarına neden olmuştur. Anket sonuçlarına göre katılımcıların çoğu deprem anında binalarından ayrılmış ve göçük altında kalmamıştır. Deprem anında hissettikleri duyguları anlatırken çok şiddetli korku, telaş ve çaresizlik duygularını hissettiklerini belirtmişlerdir. Geceleri uyumadıklarını ve çok korktuklarını ifade etmişlerdir. Bu durum göçmüş bina altında kalınmasa dahi depremin yıkıcı etkisini insanların ne kadar çok etkilediğini göstermektedir. Deprem anında kaçma davranışı her ne kadar insanın içinden gelen bir güdü olsa da insanların deprem konusunda eğitimsiz ve hazırlıksız oluşunu ifade etmektedir. Çünkü deprem sarsıntısı durduktan sonra dışarı çıkılmalıdır. Yapılan ankette depremzedelerin yarısından çoğunun deprem bölgesinde kalmayı tercih ettiği, depremzedelerden göç eden kişilerin kısa bir süre sonra döndüğü görülmüştür. Bu durum yer kimliğinin insanlarda bulunduğunu ve yer bağlılığının önceki çalışmlarda ortaya konduğu gibi başa çıkmada güçlü bir faktör olduğunu göstermektedir. Depremin yıkıcı etkileriyle baş etmede afet yardımına erişebilmenin etkili bir faktör olduğu ve ölçek sonuçlarının da bu sonucu desteklediği görülmüştür. Afet yardımlarının dağıtımında kimlere öncelik verilmesi gerektiği de incelenmiştir. Önceliğin ihtiyaç sahiplerine verilmesi gerektiği ortaya çıktı. Bu da bireysel olarak değil toplumsal olarak baş etmenin önemli olduğunu gösteriyor. Elde edilen verilere göre, yardım verilmesi gereken öncelikli kişilerin çocuklar, yaşlılar ve kadınların yanı sıra aile reisleri olması gerekiyor. Ankette psikolojik destek alan kişi sayısının az olduğu ve bundan az faydalandıkları görülmekte olup, ölçek sonuçları da bu verileri desteklemektedir. Bu durumun nedenleri incelendiğinde depremzedelerin deprem öncesinde sosyal çevrelerinde aile, akraba, arkadaş, komşu ve tanıdıklarının olduğu ve sosyal bağlarının güçlü olduğu görülmektedir. Depremzedeler depremden sonra mevcut sosyal ilişkilerinin daha da güçlendiğini belirtiyorlar. Araştırma sonuçları depremzedelerin sosyal sermayelerinin güçlü olduğunu ve depremle baş etmede güçlü bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçek sonuçlarına göre katılımcıların başa çıkma oranları yüksektir. The COPE ölçeği kadınların, 4 veya daha fazla çocuğu olan ailelerin, düşük eğitim durumunun, memurların ve sık ibadet eden ve daha fazla afet yardımı alan kişilerin daha yüksek başa çıkma kapasitesine sahip olduğunu önermektedir. Araştırma ayrıca, deprem bölgesinde çalışanların görevlerini kısa sürede (1-2 ay) yerine getirdiğinde mutluluk ve uyum içinde çalıştıklarını ancak uzun süre (4-6 ay) yerine getirdiklerinde bitkinlik ve tükenmişlik hissettiklerini ortaya koymaktadır.
Türkiye'de orman yangınlarının güneş lekeleri ile olası ilişkisinin araştırılması
Ormanlar, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmesi ve afetlere karşı insanoğlunun bazı temel kaynaklarını ve geçimini sağlaması açısından önemlidir. Ancak, uygunsuz arazi kullanımı ve iklim değişikliğiyle bağlantılı daha kuru hava koşulları nedeniyle orman yangınları daha şiddetli ve yaygın hale gelmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de son yıllarda gündeme gelen orman yangınlarının, Güneş'in fotosfer tabakasında gözlenen doğal olaylardan biri olan Güneş lekeleri ile oluşumların döngüsel davranışı arasında bir ilişkisi olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu amaçla 1937-2021 yılları arasındaki dönemde Türkiye'de rapor edilen orman yangınları ile gözlemlenen Güneş lekesi sayıları hem grafiksel karşılaştırma hem de istatistiksel hesaplamalarla ilişkilendirilmiştir. Yıllık orman yangını sayıları ve orman yangınlarından etkilenen orman alanlarının yıllık sayıları, Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü'nden alınmakta ve yayınlanmış literatürden de faydalanılmaktadır. Karşılaştırmalarda kullanılan Güneş lekesi sayıları, Dünya Veri Merkezi Güneş Lekesi Endeksi'nden ve Belçika Kraliyet Gözlemevi'nin Uzun Vadeli Güneş Gözlemleri (WDC-SILSO) Güneş Etkileri Veri Analiz Merkezi raporlarından alınmıştır. Orman yangınlarının sayıları ve etki alanları öncelikle 1945-2021 dönemine ait yıllık temelde Güneş lekesi sayılarıyla karşılaştırılmıştır. Bu zaman periyodu, o yıldaki yaygın olarak bilinen 11 yıllık Güneş lekeleri döngüsünden biri olarak 1945 yılından başlamaktadır. Bu karşılaştırmada Güneş lekesi sayılarının yıllık ortalamaları kullanılmıştır. Korelasyonun negatif (-0,0374) olması, yıllık orman yangını sayıları ile yıllık ortalama Güneş lekesi sayıları arasında uyum olmadığı anlamına gelmektedir. Bu nedenle yıllık temelde orman yangınlarının etki alanları aynı dönemdeki Güneş lekesi sayılarının yıllık ortalaması ile karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma biraz daha iyi bir korelasyon ve korelasyon katsayısı 0.227 ile sonuçlanmıştır. Pozitif korelasyon nedeniyle, Güneş lekesi sayısının yıllık ortalamasındaki değişim ile yangınlardan etkilenen orman alanları arasındaki ilişki daha detaylı araştırılmıştır. 1945 ve 2021 yıllarında orman yangınlarının etki alanlarında olağanüstü artışlar yaşandığı görülmektedir. 1945'de başlayan döngüden sonraki 11 yıllık Güneş lekesi döngüsü başladığından, 1955 öncesi veriler hariç tutularak bir karşılaştırma yapılmış ve korelasyon katsayısı 0,278 bulunmuştur. Aynı yaklaşım kullanılarak, 2019 yılından itibaren başlayan Güneş lekesi döngüsü hariç tutulmakta ve 1945 ile 2019 yılları arasındaki zaman dilimi için bir karşılaştırma yapılarak 0.277 korelasyon katsayısı elde edilmiştir. 1955 öncesi ve 2019 yılları sonrası başlayan Güneş lekesi döngülerinin hariç tutulduğu ve döngü boyunca toplam Güneş lekesi sayıları ile orman yangını etki alanlarının kullanıldığı bir korelasyon denemesi de uygulanmıştır. Bu kez 0.971 korelasyon katsayısı ile güçlü bir korelasyon elde edilmiştir. Başka bir deyişle, 1955-2019 yılları arasında döngü boyu toplam Güneş lekesi sayısı ile yangınlardan etkilenen orman alanları arasında yakın bir uyum olduğu hesaplanmıştır. Orman yangınları ile Güneş lekesi sayıları arasında yıllık temelde herhangi bir ilişkinin bulunmadığı ve orman yangını etki alanları ile Güneş lekesi sayıları yıllık temelde karşılaştırıldığında ise zayıf bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, 1955-2019 yılları arasındaki zaman dilimi için Güneş lekesi döngü süresi boyunca Güneş lekelerinin yıllık ortalamalarının toplamları ile orman yangını etki alanları toplamları karşılaştırılmasında güçlü bir korelasyon olduğu sonucuna varılmıştır. Yıllık temeldeki verilerin karşılaştırması iyi bir korelasyon vermezken 11 yıllık Güneş lekeleri döngüleri süresince verilerin toplamlarının karşılaştırması iyi bir korelasyon vermektedir. Bu durum Güneş lekelerinin döngüsel davranışının etkisini düşündürmektedir. 1955 öncesi ve 2019 sonrası korelasyonun azalması insan kaynaklı nedenlerin bir işareti olarak düşünülmüştür.
Okullarda afet tahliye planı hazırlama: Kaynaşlı örneği
Dünyada doğal afetlerin etkileri hızla artıyor. Tarih boyunca yaşanan felaketlere baktığımızda sonuçları itibariyle insanlara verdikleri zararlardan dolayı korkulan olaylar olarak karşımıza çıkmaktadır. Şehirleşmenin nüfusla orantılı olarak artması sonucunda plansız ve çarpık yapılaşma ile birlikte toplumları etkileyen afetlerin oranı da artmaktadır. Bu etkiler sonucunda kırılgan toplumlarda kayıpların arttığı gözlemlenmiştir. 21. yüzyıl afet yönetimi çalışmalarında riskleri azaltmak ve kriz durumlarını önlemek için yeni yöntemler ortaya atılmıştır. Bu yöntemlerin başında afet nedeniyle oluşabilecek zararların en aza indirilmesi gerekmektedir. Bunun da ancak trajediler yaşanmadan önce alınacak önlem ve tedbirlerle gerçekleşebileceği bilinmektedir. Modern afet yönetim sistemlerinde afet öncesi planlama ve ön çalışmaların ele alındığı kısım "HAZIRLIK" aşaması olarak belirlenmiştir. Türkiye, konumu itibariyle hem doğal hem de yapay afetlerle karşı karşıya kalabilmektedir. Kalabalık yaşam alanları olan eğitim kurumlarında öğrencilerin bireysel korunmalarını sağlayamayacak yaş grubunda olmaları ve okulda geçirdikleri süre nedeniyle afetlere hazırlıklı olmaları hayati önem taşımaktadır. Okuldaki personel, öğrencilerle aynı afete maruz kalsa da okuldaki öğrencilerin ihtiyaçlarına ilk müdahale edecek kişidir. Bu nedenle okuldaki personelin afete hazırlık ile ilgili plan ve prosedürlerden haberdar olması ve bu konulara hakim olması gerekmektedir. Düzce İline bağlı Kaynaşlı İlçesinde gerçekleştirilen bu çalışmada afet öncesi hazırlık aşamalarından olan tahliye süreci ele alınmaktadır. 12 Kasım 1999 Düzce depremi Kaynaşlı'da kamu binalarının %85'ini yıkmış veya ağır hasar görmesine neden olarak büyük tahribata sebep olmuştur. Bu çalışma, yerinden inceleme araştırma stratejisi ile ön test ve son teste bağlı olarak balık kılçığı tekniği kullanarak Kaynaşlı ilçesinde ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde seçilen 3 farklı pilot okulda gerçekleştirilmiştir. Seçilen okulların ortak özelliği hiçbirinin acil durum ve afet tahliye planlarının bulunmamasıdır. Bu çalışma sonucunda gerçekleştirilen tahliyelerde Süperlit İlkokulu eğitimden önce 125 saniye, eğitim ve planlama sonucunda 95 saniyede, Anadolu Kalkınma Vakfı Ortaokulu eğitimden önce 112 saniye, eğitim ve planlama sonucunda 80 saniyede, Kaynaşlı İmam Hatip Lisesi eğitimden önce 95 saniye, eğitim ve planlama sonucunda 70 saniyede okulu tamamen tahliye etmiştir.
Akıllı şehirlerde afet yönetimi ve Rize halkının akıllı şehirlerde afet yönetimi bilincinin değerlendirilmesi
Günümüzde şehirleşmenin hızla artması; ulaşım, altyapı, doğal kaynakların sürdürülebilirliği, enerjinin verimli kullanılması gibi birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle beraber şehrin kaynaklarını daha verimli kullanmak için ve kişilerin daha iyi hizmet alabilmeleri sağlamak için akıllı şehir kavramı önem kazanmıştır. Akıllı şehir, vatandaşların ihtiyaçlarına teknolojiyi kullanarak çözüm üreten ve kişilerin yaşam standartlarını arttıran şehir olarak değerlendirilmektedir. Akıllı şehirlerin amaçlarından bir taneside afetlere karşı şehri hazır duruma getirerek afetlerin yol açabileceği olumsuz sonuçların minimum seviyede kalmasını sağlamak için çalışmalar yapmaktır. Afetler insanların daha yoğun olarak yaşadıkları şehirlerde meydana gelmesiyle afetlerin etkileri ve şiddeti artmaktadır. Afetler, oluştuğu yerleşim alanlarında can kayıplarına ve mal zararlarına yol açmaktadır. Afetlerin neden olduğu kayıpları önlemek ve afetleri yönetilebilir hale getirmek için afet yönetimine önem verilmelidir. Afetlerin oluş zamanı, yeri ve şekli belli olmadığından dolayı afet yönetimi ile mevcut riskler azaltılarak ve gerekli olan tedbirler alınarak afet süreci kontrol edilebilir duruma getirilmelidir. Afet yönetimi süreci ile olası bir afetten önce ve sonra yapılması gereken faaliyetler belirlenerek afetlerin neden olabileceği muhtemel kayıp ve zararların azaltılması hedeflenmektedir. Afet yönetiminin başarıya ulaşabilmesi için afet gerçekleşmeden önce yapılması gereken risk yönetimi aşamasının iyi hazırlanması gerekmektedir. Afet öncesinde yapılacak tüm faaliyetler afet anı ve sonrasında şehrin afetten etkilenmesini azaltacaktır. Afet yönetiminin şehirlere entegre edilmesiyle ve şehirlerin akıllı hale getirilmesiyle şehirlerin olası afetlerden en az düzeyde etkilenmesi sağlanacaktır. Bunu gerçekleştirmek için afetlere yönelik akıllı şehir uygulamalarına önem verilmesi gerekmektedir. Teknoloji kullanılarak afet yönetimine yönelik geliştirilen akıllı şehir uygulamaları ile yangın, heyelan, sel, taşkın gibi afetlere karşı şehri hazır hale getirmek mümkündür. Ayrıca deprem gibi afetlere karşı şehirlerde hazırlanan afet planları ile şehirler afetlere karşı hazır hale getirilmektedir. Özellikle afet bilgi sistemi, akıllı ihbar sistemi, erken uyarı sistemi ve afet türlerine göre oluşturulmuş mobil uygulamalar kişilerin bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesine katkı sağlamasının yanında afetlerin olumsuz etkilerinin en az düzeyde tutulmasına da katkıda bulunmaktadır. İşte bu çalışma afetlere yönelik hazırlanan akıllı şehir uygulamalarının dünyadaki ve Türkiye'deki örneklerine ve uygulamalarına odaklanmaktadır. Yani dünyanın farklı bölgelerindeki iyi uygulama örneği gösteren afet yönetiminde akıllı şehir uygulamalarına odaklanmaktadır. Bu çalışmada araştırmanın yöntemini literatür taraması ve anket oluşturmaktadır. Literatür taraması ile konuyla ilgili yayınlanmış veriler incelenmiş, uygulanan anket ile konu desteklenmiştir. Literatür araştırmasının sonucunda çevre sorunları, denetimsiz şehirleşme gibi sorunlarının ciddi boyuta ulaştığı şehirlerde meydana gelebilecek olası afetlerin etkilerinin çok büyük olması beklenmektedir. Bundan dolayı şehirleri daha yaşanılabilir kılmak ve afetlere karşı daha dirençli şehirler oluşturmak için akıllı şehir uygulamalarına önem verilmesi gerekmektedir. Yapılan anket çalışması Rize halkının akıllı şehirlerde afet yönetimi bilincini değerlendirmek için yapılmıştır. Araştırma Rize merkezde yaşayan 18 yaş ve üzeri 506 kişiye anket uygulanarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilmiş olan veriler SPSS 25 programında analiz edilmiştir. SPSS 25 programına girişi yapılan verilere ait frekans (sayı) ve yüzdelik dağılımları, ortalama değer ve standart sapmaları hesaplanmıştır. Gruplar arası farkları karşılaştırmada Pearson Ki Kare Testi kullanılmıştır. Anketin güvenilirlik düzeyini belirlemek için Cronbach Alpha Güvenirlik Testi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların %56,1'i akıllı şehir ve uygulamaları hakkındaki bilgisinin yeterli olmadığını belirtmiş ve bu katılımcıların %81'i konu hakkında bilgi-eğitim almak istediğini belirterek anketin içerisinde hazırlanmış olan akıllı şehir ve afet yönetimi sürecinde akıllı şehir uygulamalarına yönelik olan bilgi-eğitimine katılmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada ele alınan afet yönetimi alanında akıllı şehir uygulamaları, toplumun afetlere karşı olan direncini artırmakta ve şehirlerin afetlere karşı daha dirençli hale getirilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle afetlere yönelik akıllı şehir uygulamaları geliştirilmeli ve kullanım alanları genişletilmelidir.
İlk ve acil yardım programı öğrencilerinin afete hazırlık düzeylerinin belirlenmesi ve mezuniyet sonrası afetlerde çalışma isteklilikleri
Anahtar sözcükler: Paramedik, ilk ve acil yardım programı, afet, afet bilinci, afetlerde çalışmaya isteklilik Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de ilk ve acil yardım alanında eğitim veren bir devlet üniversitesi (Düzce Üniversitesi) ve bir vakıf üniversitesinde (Beykoz Üniversitesi) öğrenim gören öğrencilerin afet bilgi düzeylerini ölçmek ve mezuniyet sonrası afetlerde çalışma istekliliklerini belirlemektir. Araştırma örneklem tipinde epidemiyolojik bir çalışmadır. Çalışmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanmış 28 soruluk anket formu kullanılarak toplanmıştır. Çalışmaya katılım oranı %87,95'tir (219 kişi). Çalışmaya katılan 219 öğrencilerin %52,5'i (n=115 kişi) kadın, 104'ü (n=104 kişi) ise erkek öğrencilerdir. Öğrencilerin ilk ve acil yardım programını seçme nedenleri incelendiğinde ise en çok (n=153 kişi, %69,8) mesleği sevdikleri için bu programı tercih etmişlerdir. Öğrencilerin sadece %9,6'sı (n=21 kişi) okul dışında afetler ile ilgili herhangi bir eğitime katılmışlardır. Öğrencilerin %46,5'i afet bilincine sahiptir. Öğrencilerin mezuniyet sonrası %41,1'i çeşitli afet türlerinde çalışmaya istekli iken %27,7'i ise mezuniyet sonrası çeşitli afet türlerinde çalışmak için kararsızdır. Mezuniyet sonrası öğrencilerin en az çalışmak istedikleri afet türleri bulaşıcı ve salgın hastalıklar (n=117 kişi, %53,4), KBRN (kimyasal, biyolojik, nükleer, radyoaktif) (n=107 kişi, %48,8) ve tsunami (n=82 kişi, %37,4) kaynaklı afetlerdir. Öğrenciler mezuniyet sonrası herhangi bir afette görev alma durumunu olumsuz etkileyecek önermelerden en fazla "kişisel can güvenliğimin olmaması çalışma istekliliğimi olumsuz yönde etkiler." önermeleri olduğunu belirtmişlerdir.
Çoklu afet risk yönetimi ile oluşan tehlike & zararın belirlenmesine yönelik gereksinim analizi ve Akyazı özelinde modelleme
Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Çoklu Afet Risk Analizi, Afet Anketi, Akyazı'da Afet Farkındalığı Türkiye, geçmişte olduğu gibi başta depremler olmak üzere sel, çığ, yangın, toprak kayması gibi doğal afetlerle sık sık karşılaşmış ve karşılaşmaya devam edecektir. Bu yüzden yaşanan afetlerin yarattığı can ve mal kayıplarının yanında ekonomik kayıpların da minimize edilmesi, ancak etkin ve sürdürülebilir bir afet ve risk yönetim sisteminin oluşturulması ile gerçekleştirilebilecektir. Bu amaçla yapılan çalışmada, Türkiye'de ve dünyada meydana gelen doğal afetler çerçevesinde sürdürülen afet ve risk yönetimi ile ilgili çalışmalar incelenerek ve geliştirilmekte olan yeni teknolojiler de göz önünde bulundurularak, ihtiyaçlara yönelik öneriler ortaya konulup yerleşim yerleri için afet ve risk yönetimi modeli oluşturulmaya çalışılmıştır. Durum çalışması olarak Sakarya ili Akyazı ilçe seçilerek çoklu afet riski modellemesi yapılmıştır. Bu amaçla Akyazı İlçesi Hane Halkı Afetlere Hazırlık ve Farkındalık Araştırması Anket çalışması yürütülmüştür. 25 sorudan oluşan bir anket hazırlanmış ve 80'i erkek olan 144 kişi için ifa edilmiştir. Akyazı ilçesinin nüfusunun %23'ünün doğrudan bir afete maruz kaldığı, doğrudan afete maruz kalmayanların ise %6'sının bir yakınının afete maruz kaldığı bulunmuştur. Doğrudan maruz kalınan afet türleri içerisinde depremlerin %70 ile ilk sırada yer aldığı ve depremi %11 ile sel afetinin izlediği belirlenmiştir. Eğitim seviyesi ne kadar yüksekse afet farkındalığının da o kadar yüksek olduğu ve katılımcıların %70'inin kendilerinin afetlere hazır olmadıklarını düşündükleri belirlenmiştir.
İşyeri afet ve acil durum planlarının geliştirilmesi; kırtasiye malzemeleri üretim sahası örneği
Afetler ve yaşanan diğer acil durumlar sürekli olarak can ve mal kayıplarına yol açmakta, hayatı tüm yönleriyle zorlu bir hale getirmektedir. İnsanlar bu durumlarla işyerinde çalışırken de karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu nedenle işyeri afet ve acil durum planlarının en sağlıklı şekilde hazırlanarak uygulamaya konması büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, işyerleri için etkin afet ve acil durum planının hazırlanmasında hangi adımların izlenmesi gerektiğini ortaya koymak ve bu adımları bir kırtasiye malzemeleri üretim sahasında uygulamaktır. Çalışma yürütülürken yurt dışı ve yurt içi kaynakları, mevzuat ve rehberleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. İşyerlerinde afet ve acil durum yönetiminin tesisi için, elde edilen bulgulara göre planın hazırlanma süreci dört adımda incelenmiştir. Planlama takımının oluşturulması, tehlike ve risk analizinin yapılması, planın geliştirilmesi ve planın uygulanması bu süreci oluşturan adımlardır. Ardından bu adımlar, seçilen işyerinde uygulanarak afet ve acil durum planı ortaya koyulmuştur. Bütünleşik afet yönetiminde olduğu gibi, işyeri afet ve acil durum planı hazırlanırken de önceliğin risk yönetimine verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu da genel ve işyerine özgü tehlikelerin tek tek ele alınarak risk analizinin yapılması ve analiz sonuçlarına göre alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi ile mümkün olacaktır. Ardından kriz yönetimi, yani afet veya acil durum olduktan sonra yapılması gerekenler ele alınmalıdır. Kriz yönetiminde yapılması gerekenler icra edildiğinde görülen eksiklikler veya oluşan yeni tehlikeler belirlenerek tekrar risk yönetimine başlanmalı ve bu döngü sürekli olarak devam etmelidir. İşyeri afet ve acil durum planının hazırlanmasının ardından tüm çalışanlara eğitim verilerek hangi afet ve acil durumda nasıl davranması gerektiği, sığınma ve toplanma alanları, hangi tahliye rotasını kullanacağı gibi plana özgü bilgilerin anlatılmasının ve tatbikat yapılarak pekiştirmenin sağlanmasının önemi vurgulanmaktadır.
Deprem ve zemin sıvılaşması sonucunda oluşabilecek altyapı hasarlarının analizi: Sakarya ili Akyazı örneği
Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan Türkiye Deprem Haritasına göre, Marmara ve çevresinde aktif fayların bulunması nedeniyle, Sakarya ili deprem kuşağında bulunmaktadır. Sakarya ilinin en büyük doğal felaket tehlikesi depremdir. Literatürde Sakarya ili merkez alınarak deprem analizleri yapılmıştır. Bu analizler 6 şiddeti ve üzerinde gerçekleşen depremlerle yapılmıştır. Bir bölgenin deprem analizi tahmin edilirken merkez ve çevresinde oluşan depremlerde göz önüne alınmalıdır. Çünkü 1999 Marmara Depreminin merkezi Gölcük olmasına rağmen resmi kayıtlara göre Eskişehir ilinde 33 can kaybı yaşanmıştır. Deprem analizini olasılıksal olarak tahmin ettiğimiz çalışmamızda Sakarya İli merkez alınarak 100 km çapında oluşan Mw>3'ten oluşan toplamda 1953 tane deprem kaydı göz önüne alınarak En Küçük Kareler Yöntemi ile 5-10-25-50 yıl aralıklarla oluşabilecek deprem risk analizi yapılmıştır. Deprem anında zemin hasarlarına neden olan en önemli faktörlerden biri zemin sıvılaşmasıdır. Zeminde farklı türlerde deformasyonlara neden olan sıvılaşmanın yerleşim alanlarında meydana gelmesi halinde yapıların oturması, yan yatması, devrilmesi gibi çeşitli yapısal hasarlar meydana gelmektedir. Sakarya ili, Akyazı ilçesi merkezinin zemin parametreleri jeolojik ve jeofizik deneylerle elde edilip sıvılaşma analizleri yapılmıştır. Sıvılaşabilir alanlar belirlendikten sonra bu alanlara denk gelen konut, camii, okul fabrika gibi vs. üst yapılar ve içme suyu hatları ayrıntılı bir şekilde coğrafi bilgi sistemlerine işlenerek sıvılaşabilir alanlarda oluşabilecek yapısal hasarlar belirlenmeye çalışılmıştır.
Acil durum toplanma yerleri ve geçici barınma alanlarının değerlendirilmesi: Sakarya-Adapazarı örneği
Afet ve afet yönetimi dünya üzerinde literatürde adından çokça söz ettiren terimler olmasına karşın bir o kadar da yeni kavramlardır. Dünya coğrafyası, gerek jeolojik gerekse iklim değişikleri nedeniyle gün geçtikçe sayıları artan afetler üretmektedir. Bu afetler sonucunda özellikle ülkelerin demografik yapısını gerekse ekonomik yapılarını etkilemektedir. Sonuçlarının ağır olduğu afetler sonrası ülkeler toplumsal ve ekonomik yapılarını daha dinamik daha kalıcı olacak şekilde güçlendirmek için afet yönetimleri üzerine artık zorunlu olan çalışmalarını hızlanmıştır. Bilimsel verilerle desteklenen afet yönetimi kavramı sonucunda belirli kriterler oluşturulmuştur. Afet sonrası afetzedeleri daha insani şartlarda yaşamlarını idame ettirmesi daha sonrasında yaşamın sonrasında hayata entegre olmaları hedeflenmiştir. Bunları sonucunda afet sonrası için ilk aşamada acil durum toplanma alanları daha afetten etkilenen afetzedeler için geçici barınma alanları tespiti ihtiyaca çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı Sakarya ili Adapazarı İlçesinde bulunan merkez mahallelerde ve ilçe geneli için ilan edilen geçici barınma alanlarının ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunu irdelemektir. Çalışmayı yaparken Net cad, map checking ve Google Pro programlarını kullanarak sayısal veriler oluşturmak, bu verilerin yanın çeşitli haritalar yardımıyla çıkan sonuçlara göre geçici barınma alanları ve acil durum barınma alanlarının uygunluğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonunda tespit edilen sonuçlar hakkında eğitim, koordinasyon ve fiziki şartlar hakkında tavsiye ve önerilerde bulunulmuştur.
Risk değerlendirme matris yöntemi kullanarak okullarda bütünsel afet risklerinin olası etkilerinin belirlenmesi: Konya örneği
Doğal afetler gerek ülkemizin gerekse dünyanın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ülkemiz gerek arazi yapısı şekli, gerekse Alp Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alması sebebiyle genellikle doğal afetlerle karşılaşması büyük olasıdır. Afetler büyük oranda can, mal ve ekonomik kayıplara sebep olarak normal süreğen hayatı kesintiye uğratır. Çocuklarımız 24 saatlik zaman diliminin büyük ve önemli bir kısmını okulda geçirmektedir. Her an bir afet veya acil durum ile karşı karşıya kalma olasılığı yüksektir. Afetler okulların yıkılmasına sebep olabileceği gibi okullardaki eğitim materyalerine zarar vererek öğrencilerin eğitim öğretime uzun bir müddet ara vermesine sebep olabilir. Doğal afetlerin meydana gelmesini engelleyemeyiz fakat bir takım önlemler alarak ortaya çıkabilecek olumsuzlukları kısmende olsa azaltmak mümkündür. Okullarımızda tehlike avı yaparak muhtemel bir afet acil durumda risk oluşturabilecek tehlikeler belirlenebilir. Bu çalışmada, okullarda afet ve acil durumlarda tehlike oluşturabilecek riskler ve muhtemel etkileri 5x5 L Matris Metodu kullanılarak matematiksel ifadelere çevrilmiş ve her bir okulun risk puanı hesaplanmıştır. Daha sonra okulların risk puanları birbiri ile mukayese edilerek risk seviyeleri belirlenmiştir. Risk düzeyi belirlendikten sonra riskin önem durumu tespit edilir. Riskin önem derecesine göre en yüksek sonuçtan başlayarak gerekli tedbirler okul yönetimi tarafından alınır. Çalışmanın amacı, örnek olarak seçilmiş okullarda yerinde tespitler yaparak tehlikelerin belirlenmesi, olası risklerin minimize edilmesi ve risklerin tamamen yok edilmesi için getirilen tavsiyeleri ilgili okullar ile paylaşmaktır. Ayrıca bu çalışmada risk analiz yöntemlerinden biri olan 5x5 L Matris metodunun okul risklerinin tespiti açısından pratiğe nasıl konulduğunu göstermek amaçlanmıştır. Yapılan risk değerlendirme çalışmasında her bir okulun kabul edilemez ve kayda değer seviyeler olan "yüksek" ve "çok yüksek" risk değerine sahip olma oranı o okulun risk değerlendirmesindeki mevcut durumunu göstermektedir. Yapılan risk değerlendirme çalışmasında her bir okulun kabul edilemez ve kayda değer seviyeler olan "yüksek" ve "çok yüksek" risk değerine sahip olma oranı o okulun risk değerlendirmesindeki mevcut kritik risk durumunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlara göre beş okulun risk seviyeleri; örnek Anadolu Lisesi risk değerlendirme sonucunda %20 çok yüksek risk, %30 yüksek risk seviyesi olmak üzere toplamda %50 kritik risk seviyesine sahiptir. Örnek olarak çalışılan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi %24 çok yüksek risk, %12 yüksek risk seviyesi olmak üzere toplamda %36 kritik risk seviyesine sahiptir. Örnek olarak çalışılan Ortaokul risk değerlendirme sonucunda %30 çok yüksek, %16 yüksek risk seviyesi olmak üzere toplamda %46 kritik risk seviyesine sahiptir. Örnek olarak çalışılan İlkokul risk değerlendirme sonucunda % 24 çok yüksek, %16 yüksek risk seviyesi olmak üzere toplamda %40 kritik risk seviyesine sahiptir. Örnek olarak çalışılan anaokulu risk değerlendirme sonucunda %12 çok yüksek, %14 yüksek risk seviyesi olmak üzere toplamda %26 kritik risk seviyesine sahiptir. Kritik risk seviye oranına en az sahip olan okul örnek olarak çalışma yapılan anaokuludur. Kritik risk seviye oranına en yüksek oranda sahip olan okul ise örnek olarak çalışma yapılan Anadolu Lisesi'dir. Beş okul içinde derhal kritik risk seviye oranı azımsanmayacak durumda olduğu görülmektedir. Beş okul içinde derhal kritik seviyede olan tehlikeler giderilmelidir. Risk değerlendirme çalışmamızın bir diğer amacı da tespit edilen riskleri okullarımız ile paylaşmak, okullarımızın bu risklerin farkına varması ve giderilmelerinin sağlanmasıdır. Bu sayede okullarda afet öncesi yapılan risklere yönelik hazırlıklar olası bir afette geleceğimiz olan çocuklarımızı afetlerin olumsuz etkilerinden koruyabilecektir. Okullarda saptanan riskler ve bu risklere karşı alınması gereken tedbirler risk değerlendirme raporunda yer almaktadır.
Doğal tehditlerin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkisi: NIC ülkeleri vakası
Bu araştırmada NIC ülkeleri için doğal tehdit, ekonomik büyüme, dijitalleşme ve temiz elektrik üretiminin beşerî kalkınma endeksi (HDI) üzerindeki etkilerini incelenmiştir. Çalışmada, seriler arasındaki yatay kesit bağımlılığı dikkate alınarak panel veri analizi yöntemleri kullanılmıştır. Durağanlıklar CIPS, MADF ve KT yapısal kırılmalı birim kök testleriyle gerçekleştirilirken, değişkenler arasındaki eşbütünleşme ilişkileri Kao, Pedroni ve Fisher-Johansen testleriyle incelenmiştir. Uzun dönem katsayı tahminlerinde Sabit Etkili Driscoll-Kraay (DK-FE) ve serilerdeki uç değerler ile normal dışı dağılımları dikkate alan Momentler Yoluyla Kantil Regresyonu (MM-QR) tabanlı Sabit Etkili Kantil (FE-QR) yöntemleri kullanılmıştır. Kısa dönem ilişkiler ise Dumitrescu-Hurlin (DH) Granger nedensellik testi ile analiz edilmiştir. Eşbütünleşme analizi sonuçları HDI ile açıklayıcı değişkenlerin uzun dönemde koentegre olduğunu göstermiştir. Uzun dönemde artan doğal tehditler beşerî kalkınma endeksini azaltırken, ekonominin dijitalleşmesi, temiz elektrik üretiminin ve kişi başına düşen gelirin artması, hızlanan kentleşme ve nüfus beşerî kalkınma endeksini artırarak sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamaktadır. Kısa dönem nedensellik analizi sonuçları ise HDI ile doğal tehditler, kişi başına düşen gelir ve kentleşme oranı arasında çift yönlü, dijitalleşme endeksinden HDI’ye, HDI’den ise temiz elektrik üretimine ve nüfusa doğru tek yönlü Granger nedensellik ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. Bu sebeple araştırma ülkelerinde refahı artıracak, dijital ve yeşil dönüşümü hızlandıracak politikalara ağırlık verilmesi aynı zamanda bu ülkelerin afet risk azaltımı politikalarının desteklenmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Dağlık alanlarda yangın güvenliği ve toplumsal dirençlilik: 2021 yılı Manavgat yangını örneği
Dağlık alanlar ulaşılması zor bölgelerdir. Bu durum dağlık alanları, orman varlığının, yabani hayatın ve temiz su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilirliğinin açısından korunaklı hale getirmektedir. Ancak bu avantajlı durum orman ve dağlık alanların iç içe veya sınır olması, dağlık alan yerleşiklerinin itfaiye ekiplerine olan mesafesi, eğim ve yol şartlarının zorluğu sebebiyle olası yangınlarda dirençsizliğe neden olmaktadır. Bu araştırma; dağlık alan yerleşiklerindeki yangın güvenliğinin ne durumda olduğunu ortaya koymak, yaşanan yangın anı ve sonrasındaki sorunları belirlemek ve bu yerleşikleri yaşanabilecek yangınlara karşı daha dirençli hale getirebilmek için çözüm önerileri sunmak amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Antalya Manavgat'ta yaşanan ve Türkiye'nin en büyük yangın afeti olarak kabul edilen orman yangınında etkilenen dağlık alan mahalleleri ile 03.08.2021-09.08.2021 tarihleri arasında araştırma kapsamında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmış, yapılan görüşmeler kayıt altına alınmış ve görüşme yapılan kişilerden yazılı ve sözlü izinleri alınmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA20 paket programı ile nitel analiz yöntemleri kullanılarak çözümlenmiştir. Görüşme verilerinin yanı sıra araştırmacı yangınların aktif olduğu dönemde bölgede müdahale çalışmalarında yer almış, gözlemler gerçekleştirmiş ve olayı yaşayarak veri toplamıştır. Araştırma, bu şekilde hem bir fenomenoloji hem de durum çalışması olarak oldukça güçlenmektedir. Dağlık alan yerleşikleri yangınlara hazırlıklı değildir. Erken uyarı ve tahliye konusunda eksikliklerin olduğu, su sorunları sebebiyle müdahale edemedikleri tespit edilmiştir. Yerleşiklere yangın güvenliği eğitimi verilerek ve müdahale ekipmanı sağlanarak, "Gönüllü Kendi Kendine Yardım Organizasyonu" oluşturulmalıdır. Yangın yönetim süreçlerinde daha güçlü bir koordinasyon ve organizasyonun oluşturulması için, yerleşikler, kurumlar ve STK' lar arasında iletişim ve iş birliği güçlendirilmeli, bunun için "Yangın Güvenliği Yönetişimi" süreci oluşturularak sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.
Toplumsal dayanışmanın afet yönetiminde kullanımı
Afetler birey ve toplumlar üzerinde fiziksel, sosyal, ekonomik etkilere yol açan toplumun baş edemediği büyük çaplı olaylardır. Afetlerin etkilerini azaltmak veya ortadan kaldırmak için toplumun afet yönetim sürecine dahil olması gerekmektedir. Toplumu oluşturan bireylerin afet öncesi, sırası ve sonrası aktif bir şekilde rol alması bütünleşik afet yönetim sisteminde önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de afet yönetim sürecinde toplumsal dayanışmanın rolü ve önemini, afetlerde hangi sosyal ağların kullanıldığı, sosyal ağların afet yönetimine olan katkılarını ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden olan durum analizi kullanılmıştır. Amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak, AFAD, Kızılay ve mahalle afet gönüllüleri gibi sivil toplum kuruluşlarının da dahil olduğu toplumu oluşturan bireylerle ve afet yaşamış kişilerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler durum analizi tekniği ile MAXQDA22 nitel analiz programında çözümlenmiştir. Yapılan nitel araştırma sonucunda; afetlerde toplumsal dayanışma ve iş birliği sağlanmadan süreci yürütmek mümkün görülmemektedir. Araştırma sürecinde 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş Depremi'nde toplumun her kesiminin afet bölgesinde veya bulunduğu bölgeden çalışmalara destek vermesi ve yardımlar göndermesi süreci olumlu yönde etkilemiştir. Araştırmada bireyler, yaşanan her krizde toplumun bir araya geldiğini ve dayanışma içerisinde sürecin yönetilebildiğini belirtmiştir. Bununla birlikte Türkiye'de afet öncesi dayanışma ve güven konusunda eksikliklerin olduğu araştırmamızda ortaya konmuştur. Sosyal ağların zayıflaması, güven duygusunun kalmamasına ve dayanışmanın azalmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda sosyal ağların afet yönetiminde ki katkılarını ortaya koyarak, sürdürülebilirlik konusunda önerilere çalışmamızda yer verilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda yaşanan afetlerde ki toplumsal dayanışma örnekleri ile toplumun afet yönetim sürecindeki rolü ve önemi ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Afet, Bütünleşik Afet Yönetimi, Toplumsal Dayanışma, Sosyal Ağ, Sosyal Sermaye.
Bütünleşik afet yönetiminde kadınların afet deneyimi ve öğrenilmiş dersler
Tüm dünyada sayıca artan ve giderek şiddetlenen afetler fiziksel, sosyal ve ekonomik yönden olumsuzluklar meydana getirmektedir. Ulusal ve uluslararası araştırmalar, dünyanın farklı bölgelerinde kadının ve erkeğin afetlerden farklı şekillerde etkilendiklerini ve baş etme mekanizmalarındaki farklılıkları ortaya koymaktadır. Kadınlar afetlerde deneyimleri ve yüksek bilişsel farkındalıkları ile güçlü aktörler olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede afetlerde kadınların yaşadıkları sorunların tespit edilmesi ve buna yönelik stratejik çözüm önerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Literatürde afet ve kadın araştırmaları önemsenmekle birlikte yapılan araştırmalar kısıtlı kalmaktadır. Bu sebeple farklı afet tipleri ile karşılaşan kadınların afet deneyimlerini ve öğrenilmiş derslerini derinlemesine inceleyebilmek için on dokuz kadın ile sanal ortamda görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda araştırmayı desteklemesi yönünden paydaş görüşmeleri de yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler MAXQDA 2020 nitel analiz program ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda kadınların afetlere karşı hazırlıksız oldukları, afet erken uyarılarını dikkate aldıkları, afetlerle ilgili yanlış bilgilere sahip oldukları ve afet eğitimine katılmaya istekli oldukları, afet sırasında ilk refleks davranışları ve deneyimleri sonrası doğru davranış becerisi kazandıkları, afet sonrası temel ihtiyaçlara erişimde güçlük ve güvenlik sorunları yaşadıkları, toplumsal sorunlar ile karşılaştıkları, iklimsel koşullar dolayısıyla kırılganlıklar yaşadıkları, afet sonrası dönemde psikososyal desteğe erişim güçlüğü yaşadıkları tespit edilmiştir. Sonuç olarak araştırma ile ortaya çıkan önemli bulgular ve tespitler afet deneyimi ve cinsiyete ilişkin sorunların çözümlenmesinde idareye yol gösterici olabilir. Araştırmamızda afetlerde kadınların deneyimlerini, özellikle afet nedeniyle hangi etmenlerin onları kırılgan hale getirdiği, toplumsal cinsiyet rollerinin afetlerdeki etkisi, afet anındaki davranışları ve deneyimleri ışığında öğrenilmiş dersleri davranışa dönüştürme eylemleri değerlendirilerek, afet araştırmalarına katkıda bulunmaktadır.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir kalkınma bağlamında afet mevzuatının değerlendirilmesi
Günümüzde, doğal afetler sonucu yaşanan can kaybı ve maddi zararların sonuçlarından biri; toplumun yarısını oluşturan kadınların, cinsiyetten kaynaklı eşitsizliklerden ve toplumsal rol ve sorumlulukların yarattığı toplumsal eşitsizliklerden dolayı daha fazla zarar görmesidir. Diğeri ise ülkenin sürdürülebilir kalkınmasının zarar görmesidir. Kadınlar ülke ekonomisinin gelişimi açısından işgücüne katılım ve yeniden üretim fonksiyonları bakımından önemli bir aktör olmasına karşın üretimde cinsiyet eşitsizliği nedeniyle yer alamadığı gibi afetlerde toplumsal ve bedensel kırılganlıklarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Uluslararası alanda yapılan çalışmalar ve paylaşılan deneyimler ülkelerin kalkınmasının önündeki en büyük engellerden birinin afetler olduğu ve azgelişmiş ülkelerin afetlerden daha fazla etkilediği konusunda görüş birliği sağlanmıştır. Bu sorunun çözümüne ilişkin olarak afetlerin etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir kalkınmanın devam edebilmesi için afet mevzuatı ve sürdürülebilir kalkınma plan ve eylemlerinin toplumsal cinsiyete duyarlı olması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması bu anlamda önemlidir. Bu nedenle afet risklerinin azaltılabilmesi ve afet zararlarının en aza indirgenmesi için kadınların afet yönetim süreçlerine dâhil edilmesi, mevzuatların toplumsal cinsiyete duyarlı olarak yeniden düzenlenmesi ve uygulamada aktif katılımının sağlanması gerekmektedir. Bu tez çalışması ile afet mevzuatının toplumsal cinsiyete duyarlı bakışla değerlendirilmesi yapılacak ve sonrasında ulusal ve uluslararası toplumsal cinsiyet ve afetlerle ilgili mevzuat değerlendirmesi çerçevesinde mevcut afet mevzuatımızın neden cinsiyete duyarlı olması ve nasıl olmasına ilişkin öneriler sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Afet Mevzuatı, Sürdürülebilir Kalkınma, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği.
Bütünleşik afet yönetimi gelişim sürecinde Türkiye'de güvenli konut
Afet riski Türkiye'de yaşayan insanlar için bilinen çok önemli bir gerçektir. Kamu otoriteleri, can güvenliği açısından ve ekonomik krizlere karşı riski azaltmak için kamu otoriteleri bina inşaatı ve kentsel dönüşüm projeleri için imar, yapı denetim gibi hususlarda hazırlanan kanun ve yönetmelikler uygulamaktadır. Türkiye'de yapı yönetmelikleri ile inşaat sektörünün ürettiği konutlarla hanelere güvenli yaşam alanları sağlamasını amaçlamaktadır. Potansiyel alıcıların bir mülkün direnç özelliklerine ilişkin tüm bilgilere sahip olduğu ve gelecekteki beklenen maliyetleri hesaba kattığı durumlarda, faydayı en üst düzeye çıkarırken bu kısıtlamaları tercihlerine yansıtırlar. Satıcılar, mukavemetli meskenlerin inşası ile kârlarını maksimize edecekler ve satış işlemi, kabul etme istekliliğinin ödeme istekliliğine eşit olduğu bir fiyattan gerçekleşecektir. Deprem riski yüksek bölgelerde, deprem yönetmeliği öncesi ve sonrası yapılan binalar arasındaki fiyat farkının daha yüksek olması durumu kişilerin deprem güvenliğine yönelik yatırımlara ödeme yapmaya istekli olduğunu gösterecektir. Bu bilgi ve rasyonel karar alma varsayımları altında, hükümet müdahalesine gerek kalmayacaktır. Depreme dayanıklılık ile ilgili bilgiler piyasadaki fiyatlar üzerinden aktarılacaktır. Deprem oluşumu, konut piyasasında alıcılara bilinmeyen ölçüde zarar verme ihtimalini beraberinde getirmektedir ve konutun depreme karşı direnci ve kalitesi doğrudan gözlemlenemeyebilir. Bu çalışma, bina kalite belirsizliğini azaltmadaki etkisini, yani fiyatların konut direncine ilişkin bilgileri aktarıp aktaramayacağını araştırmaktadır. Neo-klasik ekonomi modeline göre piyasada bilgi asimetrisinin olmadığı ve piyasa aktörlerinin rasyonel hareket ettiği durumda depreme dayanıklı konut üretimi konusunda devlet düzenlemelerine ihtiyaç kalmayacaktır. Çalışmada amaçlanan neo-klasik iktisat modelin varsaydığı şekilde konut piyasasındaki satın alan veya kiralayan bireylerin konutların depreme dayanıklılığına dair göstergeleri fiyatlama kararlarına dahil edip etmediklerini test etmektir. Bu amaçla 2010 ve 2011 TÜİK Hane Halkı Bütçe Anketi verileri kullanılarak deprem güvenliğinin konut piyasasında fiyatlandığı durumda, deprem yönetmelikleri sonrası yapılan binaların daha önce yapılan binalara kıyasla fiyatlanması araştırılmıştır ve "Depreme dayanıklı olma potansiyeline sahip konutlar için bireyler prim ödemeye istekli mi?" sorusuna cevap aranmıştır.
Türkiye'de Afet Yönetimi lisans programlarının Delphi çalışması ile değerlendirilmesi
Günümüzde halen afetlere karşı yetersiz uygulama ve müdahalede bulunulması ve afetlere hazırlık hususunda yetersiz kalınması, afet esnasında ve afet sonrasında yaşanan çok sayıda can ve mal kaybı yaşanmasında, toplumun afet bilinci eksikliği ve profesyonel afet çalışanları ve yöneticilerinin afet eğitminin yetersiz olması en etkili unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde afet yönetiminin her aşamasında çalışabilecek yeterlikte öğrenci yetiştiren tek lisans bölümü Acil Yardım ve Afet Yönetimi bölümüdür. Ancak bölümün istihdam sorunu olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda bölümün müfredatı ve ders içeri incelendiğinde çok başlılık sorunu olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmanın amacı "Acil Yardım ve Afet Yönetimi" (AYAY) lisans programlarının öğrenci kabul şartları, temel öğrenme çıktıları ve mezunların meslek profilinin delphi tekniği (uzman görüşü) ile uluslararası standardize edilerek belirlenmesidir. Ülkemizde afetlerde görev yapan eğitim ve akredite kurumlarına nitelikli afet yöneticileri yetiştirmede yol gösterici bir çalışma olacağı düşünülmektedir. Bölümün giderek yaygınlaştığı görülmekte ve bu süreçte çalışmanın yeni açılan veya açılacak olan programlara müfredat oluşturmada kaynak olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada nitel araştırma teknikleri arasında yer alan Delphi tekniğine başvurulmuştur. Delphi tekniğinin ilk turunda afet eğitimi veren 19 akademisyen ve AFAD'da afet eğitmeni uzmanı olarak görev yapan 1 kişi katılmıştır. İkinci turda 3 kişi gruptan ayrılmış, üçüncü turda ise gruptan ayrılan olamamıştır. Delphi uygulamasının birinci turunda uzman grubuna gönderilecek olan açık uçlu sorular detaylı bir alanyazın taramasının ardından oluşturulmuştur. Ulusal ve uluslararası bilimsel yayınların incelenmesi sonucunda, afet eğitimi programına ilişkin genel yeterlilikler ve programın temel dersleri, programın boyutlarına (amaç, içerik, öğrenme-öğretme süreçleri, ölçme ve değerlendirme) ilişkin yeterlilikler, öğrencilerin öğrenme alanlarını geliştirmeye yönelik yeterlilikler, öğrencilerin çalışma alanlarını belirlemek üzere 5 kategori belirlenmiştir. Belirlenen her bir kategori bir açık uçlu soruya dönüştürülerek uzmanlara yöneltilmiştir. Elde edilen nitel veriler için içerik analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda 5 kategori altında 167 maddeden oluşan 5'li Likert tipi bir anket hazırlanmıştır. Oluşturulan anket ikinci turda uzmanlara gönderilmiştir. Uzmanlar, her bir madde için katılma düzeylerini belirtmişlerdir. Bu aşamada elde edilen veriler nicel yöntemlerle analiz edilmiştir. Üçüncü turda, ikinci turdan elde edilen analiz sonuçları da eklenerek anket uzmanlara tekrar gönderilmiş ve onlardan bir önceki turdaki yanıtlarını tekrar değerlendirmeleri istenmiştir. Üçüncü tur sonunda 5 yeterlilik alanı altında 115 yeterlilik ifadesine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afet eğitimi, Delphi Tekniği, Afet yönetimi, Eğitim
Türkiye'de belediye hizmetlerinin finansmanına katkı açısından gönüllü itfaiyecilik
Afet yönetiminin önemli bir paydaşı olan gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının, Türkiye'de mahiyeti belirlenerek, afet öncesi-sırası ve sonrasında ne gibi katkılar sağladığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ülkemizin kalkınmasında ve dirençli bir toplum haline gelmemizde önemli bir rol oynayan, afetler gibi olağandışı durumlarda toplumun direncine, mukavemetine ve rehabilitasyonuna önemli katkılar sağlayan geçmişi Osmanlı Tulumbacılarına dayanan uygulamanın, ülkemiz genelinde yaygınlaşabilmesi, yöntem ve stratejilerin belirlenerek geliştirilmesi için araştırmamız önem arz etmektedir. Araştırmamız belediye itfaiye teşkilatları bünyesinde oluşturulan gönüllü itfaiyecilik uygulamalarına yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Belediye hizmetlerinin finansmanı çerçevesinde, gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının ülke ekonomisine nasıl bir katkı sağladığı izah edilmeye çalışılmıştır. Ülkemizde ki gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının değerlendirilebilmesi için, gönüllü itfaiyecilik uygulamalarında öncü olduğu bilinen Kocaeli ve İstanbul illeri başta olmak üzere, toplamda üç büyükşehir belediyesinin itfaiye teşkilatı yetkilileri ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Mülakata katılan üç kurumun yetkilisinden, Türkiye'de belediyeler bünyesinde teşkil edilen gönüllü itfaiyecilik uygulamalarına yönelik değerlendirme yapmaları, bu uygulamanın ülkemize, belediyelere ne gibi katkılar sağladığı ve gönüllü katılımın gerek teşvik edilmesi gerekse de bu uygulamanın yaygınlaştırılabilmesi için neler yapılması gerektiği hususunda 10 soru yöneltilmiştir. Bu araştırmayla, ülkemizde uygulanan gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının belediye hizmetlerine doğrudan ve dolaylı katkılarının bulunduğu belirlenmiştir. Gönüllü katılımcıların afetlerin, hazırlık, müdahale, iyileştirme ve zarar azaltma gibi tüm safhalarında üstlendikleri etkili misyonlar sebebiyle toplumumuza maddi ve manevi olarak pek çok katkı sağladığı belirlenmiş, Türkiye'de ki gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının henüz olması gereken düzeyde yaygınlaşamadığı tespit edilmiştir. Bu uygulamanın ülke çapında yaygınlaşması ve gönüllü katılımın arttırılmasına yönelik önerilere, sonuç ve öneriler bölümünde yer verilmiştir.
Bütünleşik afet yönetiminde gönüllü çalışmalar ve güvenlik
Teknolojik gelişmeler ve yeniliklerle birlikte küresel değişim ve bazı ilerlemeler olsa da dünyada yerel ya da merkezi yönetimlerin karşılaştığı problemler her dönemde var olmuştur. Bu durum bir afet yaşandığında daha da başa çıkılmaz durumlara yol açmaktadır. Sorunun çözümünü ararken merkezinde yer alan insanoğlu; sorunlar karşısında artık birlikte, dahil edici, kapsayıcı bir yönetim anlayışını benimsemeye başlamıştır. Sonuç olarak bu çözüm sürecinde kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri ile iş birliğinin ötesinde; asıl önemli noktanın bireyin kendisini dahil etmek olduğu anlaşılmıştır. Gerek insan gerekse doğal kaynaklı yaşanacak tüm afet, savaş gibi olayların çözümünde bireylerin gönüllü olarak dahil olması gerektiği üzerinde çoğu ülke fikir birliğine varmıştır. Hizmette yerellik, katılım, sivil toplumun yönetimlerde söz sahibi olması, aktif vatandaşlık, kalkınma, eğitim gibi ülkelerin geleceğini oluşturan unsurlar gönüllülük uygulamalarının uygulanması ile mümkündür. Afetler de ülkelerin gelecekleri için çok önemli bir tehdit oluşturmakta, o ülkeye sosyo-ekonomik olarak büyük zararlar vermektedir. Bir afete hazırlıksız yakalanmak bu zararın daha büyük olmasına sebep olmaktadır. Zararın en az seviyede olması ve toplumun kısa sürede eski halini alması yine bireylerin afetler konusunda iyi bir eğitim alması ve gönüllü olarak aktif katılım sağlamasından geçmektedir. Ayrıca olağan ya da olağanüstü durumlarda gerek saha içinde gerekse saha gerisinde görev alan gönüllülerin güvenliklerinin sağlanması afet öncesi ve afet sonrası yapılan çalışmalar kadar önemlidir. Gönüllülerin, başta güvenlikleri olmak üzere diğer ihtiyaçları yasal düzenlemeler ve uluslararası anlaşmalar ile sağlanmalıdır. Bu çalışmada bütünleşik afet yönetimi sisteminde gönüllülüğün ve onların güvenliklerinin öneminden bahsedilmiş olup gönüllülüğün katılım, yönetişim ve dirençlilik ile bağlantıları sergilenmiştir. Ayrıca ulusal ve uluslararası alanda yapılan çalışmalar örneklerle gösterilmiştir. Son olarak çalışmada ülkemizde yaşanan afet seviyesindeki Soma maden kazası örnek olarak alınarak, yardım çalışmalarına katılan gönüllüler ile bir görüşme gerçekleştirilmiş ve gönüllüler için bu ihtiyacın varlığı ortaya konmuştur.
AFAD gönüllülük sisteminin etkin müdahale açısından analizi
Gönüllülük kavramı en temel tanımı ile kişilerin maddi çıkar ve menfaat beklemeden kendi iradeleri ile toplumsal faydaya hizmet edecek faaliyetlere destek vermesidir. Gönüllülerin muhtemel afet durumlarında afetzedelere ve mağdurlara eşgüdüm halinde etkin bir şekilde hizmet verebilmesi planlı bir gönüllülük sistemi ile mümkündür. Bu çalışmada, Türkiye'de afet yönetimi konusunda merkezi otorite adına yetkili kurum olan İçişleri Bakanlığı'na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)'ın Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı (UDSEP) çerçevesinde hazırladığı ve geliştirilmesine devam edilen AFAD Gönüllülük Sistemi ele alınmıştır. Sistemin gerekliliği ve ülkemizdeki gönüllü faaliyetlerin sisteme entegrasyonuna da değinilen bu çalışmada gönüllü motivasyonlarını yükseltmenin önemine dikkat çekilerek yerelde ve ulusal düzeyde etkin müdahale ve sistemin sürdürülebilirliği için önerilerde bulunulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünde, uluslararası boyutta afetlerde gönüllülük uygulamaları, ilgili sözleşmeler, afet yönetimi ve gönüllülük konularında örnek gösterilebilecek ülkeler ve uygulamaları ele alınmış olup bahsi geçen ülkelerle ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır. Üçüncü bölümde, Türkiye'de afet yönetimi konusunda öne çıkmış olan STK'ların faaliyetleri belirtilmiş olup afetlerde gönüllülük noktasındaki katkıları ve merkezi otorite ile entegrasyon süreçlerine değinilmiştir. Son olarak AFAD Gönüllülük Sistemi detaylı olarak ele alınmış olup sistemin işlerliği, sürdürülebilirliği, uzman personeller ile gönüllülerin entegrasyonu, gönüllülerin hangi alanlarda aktif olacağı, mevzuattaki güncel durum ve sistemin bir bütün olarak GZFT analizi doğrultusunda detaylı değerlendirmesi yapılmıştır. Sistemde etkin müdahale açısından tespit edilen eksikler ve öneriler sonuç kısmında ifade edilmiştir. Türkiye adına çok gerekli ve önemli olarak gördüğümüz bu gönüllülük sistemi etkin ve etkili bir şekilde amacına hizmet ettiğinde kriz yönetiminden risk yönetimine geçiş daha da hızlanacaktır. Vatandaşların bu şekilde afet yönetimi sürecine dahil edilmesi ve farkındalığın artırılmasıyla beraber muhtemel afetler en az zararla atlatılacaktır öngörüsünde bulunmak mümkündür. Anahtar Kelimeler: Gönüllülük, AFAD Gönüllüsü, AFAD Gönüllülük Sistemi, Afet Gönüllüsü.
Afet riskinin azaltılmasında kullanılan bir araç olarak kamu değeri
Afetler, toplumların formlarındaki yetenek ve kazanımlarına karşı daha şiddetli ve daha zararlı hale gelmiştir; bu da hükümetleri, vatandaşlarının iyi olayların gelişimini takip ederek afet riskini azaltma programları gibi programların güvenliğini ve uygulanmasını sağlamaya çağırmaktadır. Kamu değeri fikri, kamu yönetimi yaklaşımının bir güncellemesi ve bu anlamda kamu kurumlarının belirli bir kamu meselesi konusundaki performansını iyileştirmek ve ölçmek için bir araç olarak gelişmiştir. Bu çalışma, daha iyi performans sonuçları için afet risk yönetiminde yer alan paydaşlar arasında verimliliği optimize eden faktörleri önermek için Kamu Değeri perspektiflerinden yararlanmaktadır. Kamu Değeri perspektifleri Mark Moore teorisine göre tartışılmış, performans ölçüm göstergeleri Sir Michael Barber tarafından geliştirilen Kamu Değeri çerçevesinden seçilmiş ve değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Sudan ve Türkiye'deki kamu sektörlerinin afet riskini azaltma yönetim sistemlerini araştırmayı amaçlayarak, iki sistem arasındaki operasyonel ve yapısal kapasitelere ve afet yönetiminin yasal dayanağına odaklanan güçlü ve zayıf yönleri tespit ettiği bulguya dayanarak, ülkelerin karşı karşıya olduğu boşlukları tespit etmek ve zayıf yönleri güçlü yanlara çevirmek için gerekli önerileri sağlamakla birlikte bu alanda gelecekteki araştırmalar için fikir vermeyi amaçlanmaktadır. Temel olarak araştırma hedeflerine ulaşmak için nitel bir metodolojiye dayanmaktadır. Afet riski yönetimi ile ilgili gerekli veriler mevcut literatürden (bilimsel makaleler, araştırma ve teknik raporlar) kullanılmıştır. Bu çalışma, 2005 yılında HFA'nın başlangıcından bu yana değerlendirmeye tabi tutulan ülkelerde afet yönetimi çalışmalarına (AFAD ve NCCD) liderlik eden iki kurum üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, paydaşlar ve ilgili kısımlar arasındaki sinerjinin arttırılması için Kamu Değeri perspektiflerinin afet riskinin azaltılmasına entegre edilmesi için bir çerçeve sunulmaktadır. Araştırma, Sudan'da Afet Riskini Azaltma performansının daha az sistematik olduğunu, ARA için resmi bir çerçeve veya resmi bir organ ve otorite başkanının standartlarının ve uygun idari rehberliğin bulunmadığını görüyor. Aynı şekilde kapasite geliştirmeme, sürekli eğitimin olmaması ve yerel katılımın özümsenmemesi, alandaki kadrolardan yetkinlik veya uzman seçimi olmayan istihdam yöntemleri ve fon veya bütçeye yetersiz tahsis gibi sorunları ortaya koymuştur. Bunların hepsi birer engel ve bu açıdan afet riskini azaltma programlarının uygulanması ve takibi ile ilgili bir organın tanımlanması ve akıllı hedeflere dayalı stratejik bir planın ve organize performansın ölçülmesi ile işe alım politikalarının ve tutarlı çalışma gereksinimlerinin güncellenmesi için güçlü bir çerçevenin tanımlanması önerilmektedir ve uygun fon, kaynak ve tesislerin nihayetinde iyileştirilmesi gerekmektedir. Araştırma Türkiyede Afet Riskini Azaltma performansının nispeten sistematik olduğunu ve 2000'li yıllardan bu yana düzenleyici reform çabalarının devam ettiğini ortaya koymuştur. Yasal bir temeli ve SMART hedefleri ve ölçümü ile ilgili stratejik planları ve performans raporları vardır. Bununla birlikte, ancak, kurumsal standartlara göre vurgulanması gereken önemli bir konu da afet risk azaltmanın merkezileşmesidir ki bu daha da yerel düzeyde olmalıdır. Son olarak bu çalışma, kapsamlı afet risk azaltma sistemleri geliştirilmesini, halkın katılım faktörlerini ve paydaşların motive edici girişimlerini gözden geçirmeyi önermektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Risk Azaltma, Kamu Değeri, AFAD, NCCD
Afet kaynaklı zorunlu göçlerin sürdürülebilirlik üzerine etkileri
Afetler, toplumlar üzerinde niteliği ve kapsamı çoğu zaman öngörülemeyen ve beklenmedik etkiler yaratırken doğrudan ya da dolaylı biçimde nüfus hareketlerine de neden olabilmektedir. İnsanlık tarihinin önemli toplumsal olaylarından kabul edilebilecek göç olgusu, dünyada iki büyük savaşın yaşandığı son yüzyıllık süreçte kitlesel ve zorunlu şekillerde kendisini yeniden göstermiştir. Özelikle savaş ve çatışma bölgelerinden kaçarak güvende olacaklarını düşündükleri ülkelerde sığınma arayanların toplu nüfus hareketleri, göç alan toplumları da etkileyerek çeşitli önlemler almaya mecbur bırakmıştır. Bu kapsamda incelendiğinde afet sonrası zorunlu göçler sonrasında oluşan yeni toplumsal yapıların tam olarak yerleşebilmesi ve uyumlanabilmesi zaman isteyen sancılı bir süreçtir. Bu zorluklar göç koşulları ve göçmenlerin niteliklerine göre şekillenmektedir. Zorunlu nedenler ile yer değiştirmek zorunda kalan geniş toplum kesimlerinin, yerleştikleri yeni bölgelerde ekonomik, toplumsal, kültürel niteliklerini ve alışkanlıklarını sürdürebilmelerine ilişkin potansiyel uyum sorunları yaşanmaktadır. Bu tez çalışması yaşanan uyum sorunları ile yerleşilen bölgelerin yönetsel, ekonomik ve sosyo-kültürel temelli sürdürebilirlik politikaları üzerine etkilerini, yaşanmış dünya örnekleri üzerinden geliştirilecek bir bakış açısıyla, değişen ve dönüşen afet yönetim stratejilerini de dikkate alarak günümüz koşullarında yeniden değerlendirmeyi amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Afet, Göç, Zorunlu Göç, Sürdürülebilirlik, Güvenlik.
Türkiye'de afetlere etkin müdahalede deniz alternatifi önerisi: Afet gemileri
Üç tarafı denizlerle çevrili ve kendine ait bir iç denizi bulunan ülkemizin 8333 km kıyı kesim uzunluğu bulunmaktadır (Deniz Kuvvetleri Komutanligi, 2018). Ülkemizin mevcut kıyı kesimi uzunluğuyla doğru orantılı olarak kıyı kesimi nüfus yoğunluğu TUİK'in 2019 verilerine göre 45 milyonu geçmektedir. Bu illerden İstanbul, Kocaeli, Yalova, Düzce, Bursa, Balıkesir, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir, Muğla, Aydın, Antalya, Hatay AFAD'ın 2018 Türkiye Deprem Tehlike Haritası'na göre yüksek tehlikeyle karşı karşıyadır. Kıyı illerimizde meydana gelebilecek olası bir afette yardım ekiplerinin bölgeye en kısa sürede ulaşması için karayolu, demiryolu ve havayolu üzerinden yapılmış mevcut planlamalara, denizden de müdahale etme konusunda çalışmalar yapılması önemli bir gerekliliktir. Günümüzde afetlerin çeşitliliği ve sıklığında artış meydana geldiği görülmektedir. Ülkemizde afet denilince akıllara öncelikle deprem gelse de kıyı kesiminde tsunami, hortum, tropik fırtına, sel, gemi kazaları, uçak kazaları, göçmen hareketleri gibi farklı afet tipleri ve acil durumların da meydana gelebileceği unutulmamalıdır. Dünyada birçok gelişmiş ülkenin kendi sınırları içinde bulunan bölgelerde gerek yardım faaliyetleri yürütmek, gerekse askeri deniz gücü ile koordineli olarak hizmet veren hastane gemisi bulunmaktadır. Bu gemiler yardım çağrısı alındığında yabancı ülkelerdeki afet bölgelerinde sağlık bakım hizmeti vermek için görevlendirilmektedirler. Tarih boyunca da savaş, kıtlık, kuraklık, deprem vb. afetlerde birçok medeniyet tarafından yardım gemileri afet bölgelerine gönderilmiştir. Ancak görevin özelliği dikkate alındığında afet için görevlendirilen bu gemiler için hiçbir zaman afet gemisi tanımının yapılmadığı görülmektedir. Kıyı kesiminde meydana gelebilecek olası bir afete hızlı ve etkin müdahale edebilmek için mutlaka deniz yolunun da kullanılması, afet müdahale planlarına ve önceden hazırlanan afet senaryolarına dahil edilmesi gerekmektedir. Afetlere hazırlık için tasarlanacak gemide görev alacak bütün personel profesyonel ekiplerden oluşmalı ve yasal mevzuatla görev tanımı yapılmalıdır. Afet gemisinde, afetin çeşitliliğine özgü olarak yardım malzemeleri ve ekipmanlarıyla donatılmış deniz gücü, yalnız ülkemizde değil yabancı ülkelerde de meydana gelen afetlere müdahale edebilecek kapasitede olması için çalışma yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bütünleşik Afet Yönetimi, Afet Lojistiği, Afet Gemisi.
Afet yönetiminde risk azaltmanın önemi, tecrübeler ve Türkiye'de ki uygulama örnekleri
Günümüze kadar ülkemizde çok sayıda afet yaşanması ve yaşanan bu afetlerde ağır kayıplar verilmesi, ülkemizi afetler konusunda tecrübeli bir hale getirmiştir. Kurumsal bağlamda düşünüldüğünde ise 2009 yılına kadar dağınık bir organizasyon yapısına sahip ülkemiz, 2009'da AFAD'ın kurulmasıyla beraber, geçmiş afet deneyimlerini, yeni bir afet yönetimi anlayışıyla yoğurarak afet çalışmalarına başlamıştır. Geçmiş yıllarda afetin her çeşidini sıkça yaşama potansiyeli, yerleşik bir afet kültürünün olmaması, bu konuda yapılan akademik çalışmaların yetersizliği, işlevsel afet plan ve politikalarının olmaması gibi dezavantajları bulunan ülkemiz 2009 yılında 5902 sayılı yasa ile yeni bir döneme girmiştir. Bu bağlamda, geçtiğimiz on yıllık süreçte ilk olarak kurumsal yapılanmaya ağırlık verildiği, sonrasında ise afet plan ve politikaları oluşturma sürecine girildiği görülmektedir. Öncelikle Türkiye Afet Müdahale Planını çıkararak müdahaleye ve kriz yönetimine odaklanan AFAD'ın, günümüzde ise yüzünü risk azaltmaya dönerek Türkiye Afet Risk Azaltma Planı ortaya çıkarma sürecinde son aşamaya geldiği görülmektedir. Diğer taraftan Türkiye'nin afet politikalarına yön verecek ve çıktığında çatı plan olma özelliği gösterecek olan "Türkiye Afet Yönetimi Strateji Belgesi" üzerine çalışmalarını da yürüten AFAD ve risk azaltma çerçevesinde; afet konusunda tecrübeli, kurumsal bağlamda ise genç olan Türkiye'nin afetlerde risk azaltma konusunda yoğun bir çalışma sürecinde olduğu değerlendirilmektedir. Türkiye'nin afet politikasında kriz yönetiminden risk yönetimine geçiş olduğu düşüncesiyle hazırlanan bu araştırma, risk yönetimi ve risk azaltma faaliyetlerinin öneminin net bit şekilde anlaşılmasına, ülkemizin bu geçiş döneminde risk azaltmaya dair ne gibi faaliyetler yürüttüğüne ve bu faaliyetlerin saha çalışanlarının görüşleriyle değerlendirmesine yer vermesi bakımından önem arz etmektedir. Bu noktadan hareketle araştırmanın amacı ise afet yönetim döngüsü içerisinde yer alan risk azaltma evresini tanımlayıp önemini açıklamak ve Türkiye'nin risk azaltma politikalarını değerlendirmektir. Anahtar Kelimeler: Afet, Risk Azaltma, AFAD, TAMP.
Afete hazırlık tutumunu etkiyen bireysel değişkenler
Günümüzde afetler sonucunda ortaya çıkan kayıpların önlenebilmesi için birçok eğitim, tanıtım ve bilinçlendirme çalışması yapılsada, insanların afetlere olan hazırlık yaklaşımları tam anlamıyla geliştirilememektedir. Bu durum da insanların afetlere karşı sahip oldukları tutumla yakından ilgilidir. Tutumlar; düşünsel, duygusal ve davranışsal ögelere sahiptir. Bu üç öge üzerinde gerekli etki yapılamadığı sürece bireylerin afete hazırlık seviyeleri olumlu yönde değişiklik göstermemektedir. Bu çalışmanın amacı, afete hazırlık tutumunu etkileyen bireysel değişkenleri belirlemek ve ''afete hazırlık tutumu'' kavramını incelemektir. Bu kapsamda, öncelikli olarak araştırmada kullanılacak teorik ve kavramsal çerçeve belirlenmiştir. Konu ile ilgili literatür araştırmasının ardından veri toplama aracı olarak 58 sorudan oluşan soru formu sahada uygulanmıştır. Soru formunun birinci bölümünde katılımcıların demografik özellikleri, ikinci bölümünde genel afet bilinç ve hazırlık düzeyleri, üçüncü bölümünde ise afetlere hazırlık tutumları ile ilgili sorular yer almaktadır. Araştırmanın evreni Isparta il merkezinde ikamet eden 18-65 yaş arası okur-yazar kişilerdir. Elde edilen veriler SSPS 21 paket programında Ki-Kare, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, bireysel değişkenlerin afete hazırlık tutumunu ve bu durumun da afete hazırlık seviyesini etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Tutum, Afete Hazırlık Tutumu.
Afetlerde arama ve kurtarma yönüyle mağaracılık faaliyetleri
Afetler konusunda acı bir geçmişi olan Türkiye'de afetler bugün halen ülkenin en önemli sorunlarından bir tanesidir. 1999 Marmara Depremi hem kamu hem sivil kesime acı tecrübeler katmıştır. Devletin afetlerle mücadele konusunda tek yetkili mercii olduğu anlayışı 1999 depremi ile geçerliliğini kaybetmiştir. Yaşanan bu büyük afette sivil toplum kuruluşları arama ve kurtarma ile iyileştirme çalışmalarına büyük ölçüde katkı sağlamışlardır. Bu katkı sonrası sivil toplum kuruluşlarının önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Her ne kadar katkı sağlanmış olsa da sivil toplum kuruluşları ile kamu kurumları arasında koordinasyon sıkıntısı yaşanmıştır. Bu koordinasyon sıkıntısı kriz yönetimi anlayışının getirmiş olduğu bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim kayıpların bu kadar büyük olduğu bir afet sonrası Türkiye afetlerle mücadelede kriz yönetiminden risk yönetimine geçmiştir. Ancak bu geçişin tam olarak sağlandığını söylemek pek de mümkün değildir. 2009 yılında AFAD'ın kuruluşu ile birlikte yetki karmaşası ve koordinasyon problemleri ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. AFAD'ın yayınlamış olduğu Türkiye Acil Müdahale Planı işbirliğini ön plana çıkararak sivil toplum kuruluşlarını da sürece dâhil etmekle beraber arama ve kurtarma faaliyetlerinde genel bir ifadeye yer vermiştir. Mağaracılık ile çalışmalar yapan kulüp ve derneklerin burada kendisine yer bulabileceği bir muammadır. Tayland'da yaşanan mağarada mahsur kalma vakasından sonra bütün dünyada mağaralarda arama ve kurtarma hususunda ne kadar hazırlık olunması gerektiği anlaşılmıştır. Bu sebeple mağaralarda arama ve kurtarma yapan ekiplerin desteklenmesi ve afetlerle mücadelenin her evresinde sürece dâhil edilmesi büyük önem arz etmektedir.
Büyükşehir yönetimi modelinde İzmir ilinin gönüllü itfaiye hizmetleri potansiyeli açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmada, birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de genel itfaiyecilik hizmetlerinin gönüllülük kapsamında yerine getirilebileceğinin değerlendirilmesi yapılmıştır. İzmir Büyükşehir Belediye yönetiminde gönüllü itfaiyecilik potansiyelinin araştırması yapılmıştır. Gönüllü itfaiyecilik hizmetlerinin topluma ne tür faydalar sağlayacağının da üzerinde durulmuştur. Araştırmada mülakat yöntemi kullanılmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında görevli 6 yöneticiyle görüşmeler yapılmıştır. İzmir ilinde gönüllü itfaiyecilik uygulamasının mevcut durumu, potansiyeli ve uygulamanın hayata geçirilebilmesi için yapılan çalışmalar hakkında katılımcılara 10 soru yöneltilmiştir. Bu araştırmanın sonucuna göre, gönüllü itfaiyecilik sisteminin önemli bir işleve sahip olduğu ama İzmir'de yasal yönetmeliğin yürürlükte olmaması yüzünden gönüllülük uygulamasının yapılamadığı ifade edilmiştir. Ayrıca Türkiye'de afet yönetiminde gönüllülük hizmetlerinden yeteri kadar yararlanılmadığı, toplumun bütün kesimlerinin gönüllülüğün faydaları hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğinin önemi anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gönüllülük, Gönüllü İtfaiyecilik, Afet Yönetimi, Gönüllülüğün Faydaları.
Zarar görebilirlik ve toplumsal mukavemet ekseninde Türkiye'nin afet yönetimi analizi: bir afet tipi olarak küresel iklim değişikliği üzerinden Türkiye örneği
Küresel iklim değişikliği, dünyanın bir bölgesinde kavurucu sıcaklar nedeniyle orman yangınlarına, çölleşmenin artmasına, tarım arazilerinin niteliğinin değişmesine, flora ve fauna değişimi ile gıda ve su kaynaklarının kaybına, azalan gıda ve iş olanakları ile kırsal alanların cazibesini yitirmesine, kentlere akan nüfusa, buna bağlı olarak kitlesel göç hareketlerinin tetiklenmesine, bölgesel savaş tehditlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan, başka bir bölgede ise sellerin, don olaylarının, aşırı erozyon gibi doğa felaketlerinin yaşanmasına sebep olan, domino etkisi yaratan bir olaydır. İklim değişikliği, onunla mücadele yerine ona uyum sağlama olarak ele alındığında, çevre ile kurduğumuz sürdürülebilirliği olmayan ilişkinin, ekonomik büyüme odaklı kalkınmanın yarattığı eşitsizliklerin sorgulanması için bir sosyal reform fırsatı olarak da görülebilir. Bu çalışmada, artık küresel bir realiteye dönüşen küresel iklim değişikliği bir afet tipi olarak ele alınmış, modern afet yönetimi yaklaşımının iki boyutu olan zarar görebilirlik ve afet mukavemeti ekseninde incelenmiş ve Türkiye örneği üzerinden somutlaştırılarak, Türkiye'nin afet yönetimi paradigmasından küresel iklim değişikliği özelinde zarar görebilirlik ve afet mukavemetine ilişkin analizler ortaya konulmuştur. Çalışmada kalitatif bir yöntem benimsenmiştir. İlk bölümde afet, zarar görebilirlik ve afet mukavemeti kavramları ile küresel iklim değişikliği ilişkisi kurularak ana paradigma belirlenmiş, ikinci bölümde Türkiye'nin afet yönetim geleneği tartışılmış, tarihsel bir perspektif içerisinde Türkiye'nin afet deneyimi özetlenmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye için küresel iklim değişikliği senaryolarına yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise, Tierney& Bruneau (2007) tarafından önerilen afet mukavemetini belirlemeye yönelik teknik, sosyal, ekonomik ve organizasyonel, boyutların, Gall (2013) tarafından oluşturulan sistem ve göstergeler ile örtüştürülmesi ile oluşturulan "Afet Mukavemetini Ölçmeye Yönelik Gösterge Seti" kullanılarak Türkiye'nin iklim değişikliği boyutunda zarar görebilirlik ve afet mukavemeti analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde zarar görebilirliği yüksek, afet mukavemeti kırılgan bir ülke olarak değerlendirilen Türkiye için afet mukavemetinin iyileştirilmesine yönelik önerilere sonuç bölümünde yer verilmiştir.
İzmir ili 112 ambulans servisi çalışanlarının Sahada Crush (Ezilme) Sendromu tedavisi hakkında bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Araştırmada afetlerde saha yönetiminde görev alacak olan İzmir 112 Ambulans Servisi çalışanlarının sahada crush (ezilme) sendromunun tedavisi hakkındaki bilgi düzeylerini ve başta eğitim olmak üzere bununla ilişkili etmenleri ortaya koymaktır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmaya toplam 310 kişi katılmıştır. Araştırmacı tarafından anket formu geliştirilerek veriler toplanmıştır. Araştırma uygulaması olarak 20.10.2017-20.12.2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Veriler SPSS 24.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Sürekli değişkenler aritmetik ortalama ± standart sapma, medyan (minimum ve maksimum değerler) ve kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Bağımsız grup farklılıkların karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan 310 kişinin %61,9' u kadındır. Çalışanların crush sendromu tedavisi ile ilgili bilgi düzeyi ile crush sendromu ile ilgili eğitim alma durumları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki vardır. Çalışanların mesleği, crush bilgisinin yeterli olduğunu düşünmeleri de bilgi düzeyiyle ilişkisi gösterilmiş olmasına karşın, çalıştıkları birim ile ilgili anlamlı bir ilişki göstermediği belirlenmiştir. Araştırmanın sonucuna göre, İzmir ili 112 Ambulans Servisi çalışanlarının sahada crush sendromu tedavisi hakkında bilgi düzeyleri yeterli bulunmakla birlikte yaş, meslek, öğrenim durumu, görev süresi, meslek yaşamlarında bu olguyla karşılaşma durumu, bilgisinin yeterli olduğunu düşünme ve eğitim alma durumlarına bağlı anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Çalışanların mesleğinin, crush olgusuyla karşılaşma ve bunu deneyimleme durumlarının bilgi düzeyi üzerine etkili olduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda farklı travma senaryoları oluşturularak personelin öğrendiği bilgileri uygulayabilme imkanı yaratılmalıdır. Tüm çalışanlar hizmet içi eğitimlerle desteklenmelidir.
Acil yardım, kurtarma ve müdahale çalışanlarının ruhsal zeka ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi üzerine bir çalışma: Gümüşhane ili örneği
Ruhsal zeka, yaşamın hem fiziksel tarafı ile hem de manevi yönüyle ilgilenen, bilginin eksiksiz ve doğru anlaşılmasını sağlamayan bir zeka türüdür. Bireyin iç dinamiklerinin azalması olarak ifade eden tükenmişlik, insanlarla birebir çalışan, iş stresinin, yükünün ve sorumlulukların fazla olduğu meslek mensuplarında sık ortaya çıkan bir sendromdur. Tükenmişlik duygusal tükenme, duyarsızlaşma, bireysel başarı duygusunun azalması olmak üzere üç evreden oluşur. Bu çalışmada, Gümüşhane ilinde acil yardım, kurtarma ve müdahale çalışanlarının ruhsal zeka ve tükenmişlik düzeyleri ve bu iki kavram arasındaki ilişki saptanmaya çalışılmıştır. Acil yardım, kurtarma ve müdahale çalışanlarının ruhsal zeka düzeyleri ile ilgili sorulara daha çok katılıyorum (3,16) diye cevapladıkları tespit edilmiştir. Tükenmişlik; duygusal tükenme (2,39), duyarsızlaşma (2,13), bireysel başarı duygusunun azalması (2,33) olarak üç boyutta incelenmiş ve her boyutta düşük bulunmuştur. Ruhsal zeka ile tükenmişlik boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde; standardize edilmiş regresyon katsayıları duygusal tükenmişlik için (0,566), duyarsızlaşma için (0,500), bireysel başarı duygusunun azalması için (0,570) olarak tespit edilmiştir. Çalışanlarının ruhsal zekaları ile tükenmişliğin her üç boyutu arasında (standardize edilmiş regresyon katsayıları 0,566- 0,500, 0,570) orta düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Acil, yardım ve müdahale yöneticilerinin mesleklerinden ve çalışma ortamlarından dolayı tükenmişlikle mücadele yöntemlerini bilmeleri ve uygulamaları ve gerekli çalışma koşullarının idari birimler tarafından sağlanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Acil Yardım, Kurtarma Ve Müdahale Çalışanları, Ruhsal Zeka (SQ), Tükenmişlik Sendromu.
Acil yardım, kurtarma ve müdahale çalışanlarının liderlik stilleri ile çatışma yönetim stratejilerinin ilişkisi üzerine bir çalışma: Erzurum ili örneği
Yönetim, yönetici, lider ve çatışma kavramları bireysel farklılıklardan doğan kavramlardır. Yönetim; mevcut kaynakları amacına uygun, verimli bir şekilde kullanmak için yapılan çalışmalar bütünüdür. Yönetici; yönetim gücünü elinde bulunduran, çekip çeviren, idare eden kişidir. Bir grubun bir amacı gerçekleştirmek için belirli bir kişinin arkasından gitmesine liderlik denir. Modern anlayışlara göre çatışma bireyler veya örgütler arası kırgınlık, düşmanlıklarla beraber kullanılan olumsuz, kaçınılmaz bir kavramdır. Örgüt içerisinde oluşan çatışmayı; bastırmak, kaldırmak ya da oluşmasını engellemek işletmenin başarısını olumsuz yönde etkileyeceğinden çatışmanın amaçlar doğrultusunda yönetilmesi önerilmektedir. Bu çalışmada; sürekli stresli çatışma ortamında çalışan acil çalışanlarının liderlik ve çatışma yönetim stratejileri belirlenmesi amaçlanmıştır. Erzurum ili acil yardım, kurtarma ve müdahale çalışanlarına liderlik stilleri ile çatışma yönetim stratejileri araştırıldı. Sonuç olarak çalışanların; etkileşimci liderlik tarzını (3,21), dönüşümcü liderlik tarzından (3,08) daha fazla kullandıkları gözlendi. Çatışma yönetim stratejisi olarak hükmetmeyi (3,34) tercih etmelerine rağmen; bütünleştirme (3,08), uzlaşma (2,98), kaçınma (2,97), uyma (2,93) stratejilerini de kullandıkları tespit edilmiştir. Liderlik tarzları ile çatışma yönetim stratejileri arasında ilişki incelendiğinde; her iki liderlik tarzındaki yöneticilerin (standardize edilmiş regresyon katsayıları 0,799- 0,745) çatışma yöntemi olarak bütünleştirme stratejisi kullandıkları görüldü. Acil, yardım ve müdahale yöneticilerinin mesleklerinden ve çalışma ortamlarından dolayı dönüşümcü liderlik tarzını ve bütünleştirme çatışma yönetimini benimsemeleri ve uygulamaları gerektiği kanaatine varılmıştır.
Ülkemizde afet yönetimi, Gümüşhane örneği ile Gümüşhanede yaşayan üniversite gençlerinin afetle ilgili bilgi düzeyleri
Gümüşhane özelinde değerlendirdiğimizde, afetlerle ilgili önemli sorunlardan biri de gençlerin bilgi, ilgi ve bilinç eksikliğidir. Gençlerimizin %81'i afet eğitimi almadığını, %78,4'ü kendini afetler konusunda yeterli görmediğini belirtmektedir. Ayrıca gençlerimizin %72,4'ü yaşadığı konutun dayanıklılığını bilmemekte, %47,5'i afet sigortası olmadığını belirtmekte, %51,5'i ise afet sonrası konutunda hasar oluşursa hangi kurumla irtibata geçeceğini bilmemektedir. 2009 yılında faaliyete geçen Başbakanlık AFAD'ın en hızlı şekilde kendi personelini eğitmesi, özellikle risk yönetimi konusuna eğilmesi bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve belediyelerle ortak paydada çalışmalarını yürütmesi gerekmektedir. Halkın bilgi eksikliğini giderici, bilinç düzeyini arttırıcı çalışmalar yapılmalıdır. Bu konu sadece AFAD'a bırakılmamalı, bütün kurumların özellikle Milli Eğitim Bakanlığının afet eğitimi konusunda yeni nesilleri yetiştirmesi ülkemiz geleceği açısından çok önem taşımaktadır
Gümüşhane ilinin köse ilçesinde halkın afet konusundaki bilgi ve bilinç düzeylerinin tespiti araştırması
Gümüşhane ilinin Köse ilçesinde yapılan araştırmamız halkımızın afetler konusundaki temel bilgi ve bilinç düzeylerinin tespit edilmesini amaçlamaktadır. Çalışma 2013 yıl Haziran ve Temmuz aylarında Gümüşhane ilinin Köse ilçesinde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Gümüşhane ilinin Köse ilçesinde yaşayanlar oluşturmaktadır. Örnekleme yöntemi rastgele tabakalama yöntemi ile 1/10 oranında seçilmiştir ve araştırmaya katılmayı kabul edenlere uygulanmıştır. Araştırmada, daha önce yapılan araştırmalar taranmış ve anket tekniği kullanılarak elde edilen veriler SPSS 15 Programında değerlendirilmiştir. İstatistik analizi için Ki-Kare testi kullanılmıştır. Anketimiz 20 sorudan oluşmuştur. İlk üç soruyu yaş, eğitim ve cinsiyet soruları oluşturmaktadır. Diğer 17 sorusu ise katılımcıların afetler konusundaki bilgi ve bilinç durumlarını tespit etmeye yönelik sorulardır. Araştırma için 254 adet anket formu yüz yüze görüşme tekniği ile doldurulmuştur. Araştırmamızın sonunda halkımızın afetler konusunda yeterli bilgi ve bilinç düzeyine sahip olmadığı, eğitim seviyesine bağlı olarak afetlerle ilgili konularda bilgi sahibi olma durumunun arttığı, kadın katılımcıların erkeklere oranla afetler konusunda bilgi ve bilinç düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir.
Sürücü davranışı ve sürücü kişiliği arasındaki ilişki analizi
Afetler çağımızda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de üstesinden gelmekte zorluk çekilen doğal ya da insan kaynaklı olaylardır. Afet sınıflamasında insan kaynaklı afetlerden biri de karayolunda meydana gelen kazalardır. Trafik kazaları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli can ve mal kayıplarına, yaralanma ve kalıcı sakatlıklara, ekonomik ve psikolojik kayıplara yol açmaktadır. Afetlere en çok maruz kalan ülkelerden biri olan Türkiye'de trafik kazalarında meydana gelen can ve mal kayıpları depremlerden daha çok görülmektedir. Çalışmamız insan kaynaklı afetlerden olan trafik kazalarına sebep olan unsurların en başında gelen insan unsuru bazında ele alınmıştır. Kişilik yapıları, kişiliğin katmanları, kişiliği oluşturan unsurlar, A ve B tipi kişilik yapıları, beş faktör kişilik özellikleri ile trafik kavramı, trafik güvenliği, trafik kazaları, trafik kazalarına sebep olan unsurlar, sapkın sürücü davranışlarına yer verilmiştir. Çalışmamızda Trabzon ilinde trafikte araç kullanan rastgele seçilmiş 68' i bayan, 182' si bay olmak üzere toplam 250 kişiye uygulanan anket aracılığıyla kişilik yapıları ile sürücü davranışları arasındaki ilişkiyi tespit etmek amaçlanmış, hangi tür kişilik yapılarına sahip kişilerin kurallara uymadığı, hangilerinin kurallara uyduğu yapılan beş faktör kişilik analizi ile ölçmek ve trafik unsuruna dikkat çekmektir. Verilerin analizinde SPSS 15 paket programı kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afet, Kişilik, Beş Faktör Kişilik Özellikleri, Trafik, Sürücü Davranışı
Afet lojistiğinde stok kontrolüne yönelik veri analizi
Afet kavramının çeşitli tanımları olmakla beraber en genel ve kabul göreni Birleşmiş Milletlerin de kabul ettiği tanımdır. Bu tanıma göre; "insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olan, normal yaşamı durdurarak veya kesintiye uğratarak toplumları etkileyen ve yerel imkanlar ile baş edilemeyen her türlü doğal, teknolojik veya insan kaynaklı tüm olaylara" afet denilmektedir. Herhangi bir afet durumunda afetzedelere ve etkilenen kişilere organizeli ve planlı bir şekilde yardım sağlanması, planlı bir afet yönetimi ile mümkündür. Afet yönetiminde etkin bir hazırlık evresi sonucu yardımların zamanında ve yeterli bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında ise planlı ve etkin bir lojistik devreye girmektedir. Afet lojistiği altı doğru çerçevesinde gerçekleşmektedir. Doğru miktarda yardımın doğru ihtiyaç sahiplerine, doğru yerde, doğru zamanda, doğru yöntemler kullanılarak, doğru yardımların ulaştırılması bu altı doğru ilkesini oluşturmaktadır. Doğru miktarda yardımın diğer ilkeler çerçevesinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması ise planlı bir şekilde yapılacak stok kontrolünü gerektirmektedir. Yardım malzemelerinin en doğru ve verimli bir şekilde stok kontrolünün yapılması, en uygun yöntemin seçilmesi ve geçmiş yıllarda meydana gelen talep miktarları dikkate alınarak yapılan bilimsel analizler sonucunda mümkün olacaktır. Sonuç olarak, afet lojistiğinde en önemli konulardan birisi olan yardım malzemelerinin stok kontrolünün yapılmasıyla, meydana gelen afetlerden doğabilecek zararların azaltılması veya yok edilmesi mümkün olacaktır.
Afetlere müdahale eden örgütlerde işgören tatmini ile başarı algısı ilişkisi: AFAD örneği
Ülkemizde doğa afetlerinin sık olarak yaşandığı bilinen bir gerçektir. Yaşanan doğa afetleri sırasında çok sayıda kişi yaşamını yitirmekte ve ekonomik açıdan önemli kayıplar yaşanabilmektedir. Bu duruma bağlı olarak yaşanan afetlere doğru ve etkin bir şekilde müdahale edilip edilmediğinin tartışmalarının sürekli yaşandığına şahit olunmaktadır. Söz konusu doğa afetlerinin meydana gelmesi sonucu önemli kayıpların yaşanması ve akabininde görülen ciddi tartışmalar etkin bir afete müdahale sistemini zorunlu kılmıştır. Bu sistem içerisinde hiç şüphe yok ki arama ve kurtarma örgütlerine önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bu örgütlerde görev alan personelin başarı düzeylerini etkileyecek faktörlerin ortaya konulabilmesi, afete müdahalede başarı düzeyini ve dolaysıyla kurtarılan can sayısını pozitif etkileyebileceğinden önemli olduğu ileri sürülebilir. Bu araştırma Erzurum Afet ve Acil Durum Arama ve Kurtarma Birliği personelinin tatmin düzeyleri ile başarı algıları arasındaki karşılıklı ilişkinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Araştırma için seçilen söz konusu Birlik Türkiye'de halen görev yapmakta olan, AFAD'a bağlı 11 birlikten birisidir. Araştırma bulgusuna göre personelin tatmin düzeyleri ile başarı algıları arasında anlamlı bir ilişki söz konusudur. Araştırmada işgören tatmini ile başarı algısının alt boyutlarının karşılıklı etkileri ölçülerek, analiz edilmiştir. Söz konusu analizler sonucunda önemli bulgular ortaya konulmuştur. Bu bulguların araştırmanın yapıldığı Birlik ve benzer örgütler açısından önemli ve yol gösterici yönleri olduğu ileri sürülebilir. Aynı zamanda ileride yapılacak araştırmalara da katkı sağlayabileceği savunulabilir. Anahtar Kelimeler: İşgören Tatmini, Başarı Algısı, Afete Müdahale Performansı
KBRN için hazırlılık ve gönüllülük düzeyi belirleme çalışması: Gümüşhane ili örneği
Çok eski zamanlardan günümüze kadar Kitle İmha Silahı olarak kullanılan KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) ajanları; uzun süre devam eden savaşlarda; çok etkili rol oynaması ve silah teknolojisinin gelişmesi ile dünya ülkeleri ve terör örgütleri için son derece caydırıcı bir güç olmuştur. Canlılara, çevreye ve hatta gelecek nesillere zararları olabilecek bu ajanlar her birimiz için önemli risk unsurudur. Herhangi bir KBRN maruziyetine karşı olaya müdahale edecek sağlık ekipleri ve kurtarma operasyonunda yer alacak tüm organizasyonların bu ajanlara hazır olması beklenmektedir. Bu çalışmada; bir KBRN olayı için acil yardım, kurtarma ve müdahaleye hazır oluşluk aşamasında KBRN ile ilişkilendirilen Gümüşhane İli sağlık çalışanları ve üniversite öğrencilerinin algıladığı risk, kişisel koruyucu ekipman kullanımı, istek-gönüllülük ve bilgi düzeyleri araştırılmıştır. Sonuç olarak algı düzeyinin (3,71), istek-gönüllülükten (3,41) ve kişisel koruyucu ekipman kullanımından (3,36) azda olsa daha yüksek olduğu görüldü. Yüz üzerinden değerlendirilen bilgi düzeyi soruları %68,87 doğru cevaplanırken, katılımcıların nükleer ajanlarla ilgili sorularda %79,15, genel bilgilerle ilgili sorularda %76,40, biyolojik ajanlarla ilgili sorularda %70, radyolojik ajanlarla ilgili sorularda %62,80, kimyasal ajanlarla ilgili sorularda %55, 98 doğru cevap verdiği tespit edilmiştir. KBRN müdahale ekibinde yer alması beklenen kişilerin KBRN eğitimleri alması ve bu doğrultuda beklenen kişisel koruyucu ekipman kullanımı ve gönüllülüklerinin artması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) ajanları, Kitle İmha Silahları, Müdahale
Afet müdahale kurumu olarak hastane ve ambulans hizmet kalitesi ile hasta memnuniyet ilişkisi bir uygulama
Sağlık sektörü değişen dünya ile birlikte devamlı olarak kendini yenilemektedir. Bu yenilenme ile birlikte hizmeti veren sağlık kuruluşlarının da kaliteyi artırması gerekmektedir. Sağlık hizmetlerinin doğrudan insan sağlığı ile ilgili olması ve istenmeyen hataların olumsuz sonuçlara yol açmaması için sağlık hizmet kalitesinin diğer hizmetlere oranla daha yüksek kalitede olmasını zorunlu kılmakta ve hasta memnuniyetini en üst düzeye çıkarmaktadır. Özellikle afet durumlarında sağlık hizmet kalitesinin daha da iyi olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu araştırmanın temel amacı hizmet kalitesinin hasta memnuniyeti üzerine etkisini belirlemektir. Bu amaç çerçevesinde hizmet kalitesinin alt boyutları olan fiziksel varlıklar, güvenirlik, yanıt verme, güven ve empatinin hasta memnuniyetine etkisi araştırılacaktır. Bu temel amaç yanında; afet yönetimi açısından son derece önemli olan, bir afet lojistiği aracı olarak ambulans hizmet kalitesi faktörlerinin önem düzeyi ve ambulans hizmet kalitesi ile hizmet kalitesi ilişkisi tespit edilecek, ambulans hizmet kalitesinin hasta memnuniyetine etkisi ortaya konacaktır. Tez çalışması kapsamında gerçekleştirilen araştırma Gümüşhane Devlet Hastanesi'nde yatan hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Anket yöntemiyle toplanan veriler SPSS programında uygulanmış ve değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda hizmet kalitesinin hasta memnuniyeti üzerine etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte hizmet kalitesinin alt boyutları olan fiziksel varlıklar, güvenirlik, yanıt verme, güven ve empatinin hasta memnuniyetini olumlu etkilediği belirlenmiştir. Hizmet kalitesi ile ambulans hizmet kalitesi arasında ilişki olduğu ve ambulans hizmet kalitesinin hasta memnuniyetini etkilediği görülmüştür.
Afet ve kaza riskinin yüksek olduğu sanayi ve maden kuruluşlarında çalışanların iş sağlığı ve güvenliği ölçümü ve ilk yardım bilgi düzeylerinin belirlenmesi üzerine bir çalışma: Gümüşhane ili örneği
Afet; bir toplumu tehdit altında bırakan, toplumun kendi imkânları ile müdahalesinin yetersiz kaldığı, ülke genelindeki kaynakların seferber edilmesini gerektiren, büyük ölçüde can ve mal kayıplarına sebebiyet veren beklenmedik ve istenmedik olaylardır. Afet veya kaza risklerinin yüksek olduğu ve binlerce insanın istihdam edildiği sanayi ve maden gibi kuruluşlarda çalışanların ilkyardım eğitimi alması iş sağlığı ve güvenliği açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada Gümüşhane ili sanayi ve maden kuruluşlarında çalışanların iş sağlığı ve güvenliği kapsamında güvenlik iklimi algıları ve ilk yardım bilgi düzeylerinin ölçülmesi ve bu ölçümlerin birbirleri ile olan ilişkilerinin saptanması amaçlanmıştır. 297 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen araştırmada elde edilen verilerin analizinde One-Sample Kolmogorov-Smirnov test, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U testi, Pearson Korelasyon Analizi gibi yöntemlerin yanında frekans ve yüzde dağılımları, aritmetik ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiklerden de yararlanılmıştır. Sonuç olarak, çalışanların demografik bilgileri, iş sağlığı güvenliği ve ilk yardım eğitim düzeyleri, kaza geçirme durumları ile katılımcıların iş sağlığı güvenlik iklimi algıları, 7 alt boyutu (iletişim, kadercilik, güvenlik yönetimi, bireysel sorumluluk, güvenlik standartları ve hedefler, kişisel katılım, yönetim bağlılığı) ve ilk yardım bilgi düzeyleri arasında bir takım anlamlı farklılıklar olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Afet Yönetimi, İş Sağlığı Ve Güvenliği, İş Kazaları, İlk Yardım