Hacettepe University
Discipline

Public Health

Hacettepe University

243

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Trabzon 5 nolu sağlık ocağı bölgesindeki Fatih İlkokulu 5. sınıf öğrencilerinde bağırsak parazitleri konusunda Katılımlı Eğitim Yöntemi' nin karşılaştırılması

Epidemiyolojik Özellikler; Araştırma Eylül 1993-Şubat 1994 tarihleri arasında Kohort tipi bir araştırma olarak Trabzon ili 5 No'lu Sağlık Ocağı bölgesinde yapılmış, basit rastgele örnekleme ile seçilen 150 öğrencide bağırsak parazitlerine bakılmıştır. Parazit tesbit edilenler tedavi edildikten sonra 50 ' şer kişilik 3 gruba ayrılmışlardır. Gruplardan ikisine önceden hazırlanan broşürler dağıtılmış ilaveten bir gruba grup katılımının sağlandığı eğitim programı, diğerine konferans 1 ' er ay aralıklarla 6 ay süresince uygulanmıştır, üçüncü grup kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Altı ay sonunda değişik eğitim yöntemi uygulanan bu üç grup eğitim yöntemleri açısından kıyaslanmışlardır. Amacı: Parazitoz insidansı konusunda eğitim yöntemlerini karşılaştırmak ve eğitim çalışmalarına baz oluşturmak. Sonuçlar: Grup katılımı ile eğitim uygulanan grupta parazitoz insidansı (%4.0), konferans uygulananlarda birinci gruba göre daha çok (%20.0); kontrol grubunda ise oldukça yüksek oranda (%28.0) parazitoz saptanmıştır. üç grup arasında parazitoz yönünden anlamlı fark bulunmuştur (p<0.01). Grup katılımı ile eğitim uygulanan grup ile konferans ile eğitim uygulanan grup arasında ve kontrol grubu arasında parazitoz yönünden anlamlı farklılıklar mevcut iken (p<0.05 p<0.01) konferans ile eğitim verilen grup ile kontrol grubu arasında fark bulunamamıştır (p>0.05).

Gastrointestinal hastalıklarParaziter hastalıklarParazitler+2
Havva Karadeniz
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
1994
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetli bireylerde sms müdahalesinin hastalık algısı ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi

Kronik hastalıklar bütün dünyada artış gösteren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kronik hastalıklar ile mücadelede bireylerin hastalık algısı ve tedavi uyumları önemli bir yer tutmaktadır. Müdahale tipindeki bu çalışmanın amacı Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran diyabetli bireylerde sağlık iletişim teknikleri ile hastalık algısı, sağlık davranışı ve tedaviye uyumun iyileştirilmesinin değerlendirilmesidir. Çalışmamıza katılan bireyler rastgele olarak, kontrol, bilgi ve motivasyon ve hatırlatma olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bir yıl boyunca bilgi içerikli ve motive edici mesajlar haftada bir sıklıkta gönderilirken hatırlatma mesajları günlük olarak gönderildi. Çalışmaya katılan bireylere ilk görüşmede yüz yüze ve çalışma sonunda telefonla görüşülerek tarafımızca hazırlanmış anket formu uygulandı. Görüşmelerde katılımcılara Tedavi Uyum Ölçeği ve Sağlık İnanç Modeli Ölçeği de uygulandı. Çalışma başlangıcında ve sonunda bireylerin metabolik değerleri Hastane Bilgi Sisteminden elde edildi. Çalışmamızda kontrol grubunun sağlık inancı ve tedavi uyumunda zaman içinde anlamlı değişim gözlenmezken hatırlatma ve bilgi gruplarında tedavi uyumunun ve sağlık inancının müdahale sonrası anlamlı artış gösterdiği gözlendi. Grupların HbA1c değerlerinde, hatırlatma ve bilgi gruplarında anlamlı olmasa da zaman içinde düşüş gözlendi. Çalışmamızda diyabetli bireylerde SMS müdahalesinin bireylerin sağlık inançları ve tedavi uyumlarını etkilediği gözlendi. Özellikle bilgi grubunda Sağlık İnanç Modeli Ölçeğinin tüm parametrelinde değişiklik saptandı. Ayrıca bilgi grubunda yer alan algılanan sağlık düzeylerinde iyileşme saptandı. Sağlık inancı ve tedaviye uyumdaki değişikliklerin, hem SMS içeriği ile, hem de içerikten bağımsız olarak hastalıklarını hatırlatıcı bir uyaran ile karşılaşmakla ilişki olduğu gözlendi. Planlanan müdahaleler esnasında bireylerin sağlık inancının belirli aralıklarla tekrar ölçülmesinin ve değişen sağlık inancına göre müdahalelerin düzenlenmesinin olumlu sonuçlar elde edilmesine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Hasan Nadir Rana
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19'un hane içi bulaşmasında etkili olan risk faktörlerinin belirlenmesi

2019 yılın Aralık ayında Hubei Eyaleti'nin Vuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları ile başlayan COVİD-19 (Koranavirüs Hastalığı) salgını kısa sürede tüm dünyayı etkilemiştir. COVİD-19 etkeni olan SARS-CoV-2'nin bulaşma özellikleri yeterince bilinmemektedir. Bulaşma özelliklerinin bilinmesi hastalığın yayılmasını engellemek için alınacak önlemler için yol gösterici olacaktır. Bulaşma özelliklerini belirlemede vakaların temaslılarının tespitinde kolaylık ve vaka temaslılarını izleme kolaylığı gibi özellikleri ile hane halkı çalışmaları önem kazanmaktadır. Bu nedenle kesitsel tipte olan bu çalışmada COVİD-19'un haneiçi bulaşmasına neden olan faktörleri tespit etmek, hane içi ikincil atak hızını hesaplamak, temaslıların duyarlılığını ve birincil vakanın bulaştırıcılığını artıran faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Afyonkarahisar'da 24-31 Ağustos 2020 tarihleri arasında COVİD-19 testi pozitif olan vakaların olduğu 701 hane ve bu hanelerde yaşayan 1813 yetişkin birey dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar ile telefon aracılıyla görüşülmüş ve araştırmacılar tarafından hazırlanan 45 soruluk anket formu uygulanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi ve Çok Değişkenli Lojistik Regresyon Analizi yapılmıştır. İkincil atak hızı %31,5 olarak bulunmuştur. İlk vakanın bulaştırıcılığını artıran faktörler erkek olmak, eğitim düzeyinin 8 yıldan fazla olması, il veya ilçede yaşamak, hanede yaşayan kişi sayısının az olması, COVID-19 şiddetli geçirmek, evde izolasyon ve maske kullanımına uyulmaması olduğu görülmüştür. Hane halkının duyarlığını artıran faktörler kadın olmak, eğitim düzeyinin 8 yıldan fazla olması, obezite, sigara kullanmamak ve COVİD-19 vaka ile aynı odada uyumak olarak belirlenmiştir. Hastalığın hane içinde yayılmasını artıran faktörlerin bir kısmının önlenebilir faktörler olduğu görülmektedir. Vakaların tanınması kontrol önlemlerinin alınması için önemlidir. Bu nedenle COVİD-19 hastaların olabildiğince erken tanınması ve izolasyon önlemlerinin alınması hane içi bulaşmanın azaltılmasında anahtar role sahip olacağı düşünülmektedir.

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19Korona virüsler+1
Yiğit Şenol
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir tekstil fabrikasında çalışan işçilerde sağlık algısının kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisi ile ilişkisi

Çalışma ortamında işçilerin sağlığını olumsuz etkileyebilecek risk etmenlerinden çalışanları korumak ve üretimin devamlılığını sağlamak, verimliliği arttırmak için yapılan ve yürütülen faaliyetlere iş sağlığı ve güvenliği denir. Emeğin yoğun olduğu tekstil ve konfeksiyon sektöründe iş sağlığı ve güvenliği koşulları çok çeşitlilik göstermektedir. Çalışma ortamında makine, teçhizat ve malzeme açısından güvenlik önlemleri yeterli sayılacak derecede alınsa da insanın korunması için ayrıca kişisel koruyucu donanım da gerekmektedir. Çalışanların kişisel koruyucu donanım kullanımını etkileyen birçok etken vardır. Bunlardan bir tanesinin sağlık algısı olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda tekstil fabrikasında çalışan işçilerde sağlık algısının kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisi ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 1 Temmuz 2022–30 Eylül 2022 arasında bir tekstil fabrikasında çalışan 410 işçiden yüz yüze görüşme yöntemiyle, anket formu kullanılarak toplanmıştır. 64 soruluk anket formu, Sağlık Algısı Ölçeği ve araştırmacı tarafından geliştirilen 49 sorudan oluşmaktadır. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistikler, ki kare trend testi, Mann Whitney U testi ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Cinsiyete, kronik hastalık durumuna ve iş yerinde mutlu olma durumuna göre işçilerin sağlık algısı ölçeğinden aldığı puanlarda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. İşçilerin sosyodemografik verilerinden; erkek cinsiyet ve eğitim düzeyi yüksekliğinin kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığı bulunmuştur. İşçilerin çalışma hayatına ait verilerden; iş sağlığı güvenliği eğitimi almak, çalışanın çalışma ortamında kullandığı teçhizata ait korunma önlemi olması ve iş yerinde mutlu olmanın, kişisel koruyucu donanım bilgisini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığı bulunmuştur. Sağlık algısı ölçeğinden alınan toplam puanla, kişisel koruyucu donanım bilgisi arasında, düşük derecede pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak; çalışanların kişisel koruyucu donanım bilgisini etkileyen birçok etken vardır. Araştırmamızda sağlık algısının kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisine ne kadar etki ettiği saptanmaya çalışılmıştır. Bilimsel araştırmalar ışığında, kişisel koruyucu donanım kullanım bilgisini arttıran etkenler tespit edilip, bu etkenlerin iyileştirilmesi ve çalışan sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesi için, gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Sağlık algısı, Çalışan sağlığı, Kişisel koruyucu donanım

FabrikalarKişisel koruyucu donanımSağlık algısı+3
Burhanettin Erdemli
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde çalışan sağlık personelinin üçüncü el sigara dumanı farkındalığının değerlendirilmesi

Bu çalışmada bir üniversite hastanesindeki sağlık çalışanlarının üçüncü el sigara dumanı (ÜESD) farkındalık düzeyleri ile etkileyen faktörleri belirlemek ve ÜESD hakkında farkındalıklarını artırmak amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ndeki sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Veriler, 01.01.2023-31.05.2023 tarihleri arasında, 6 soruluk Fagerström nikotin bağımlılık testi, 9 soruluk üçüncü el sigara dumanı hakkında farkındalık ölçeği (ÜESDHFÖ) ve kendi oluşturduğumuz 42 soru olmak üzere 57 soruluk anket ile toplanmıştır. Kurumdaki 1107 sağlık çalışanının tamamına ulaşmak hedeflenmiş olup, %70,82 oranında katılım sağlanmıştır. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis-H, Post-Hoc, spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların %85,6'sı üesd kavramını duymamıştır. Katılımcıların ÜESDHFÖ'den aldıkları toplam puan ortalaması 4,02±0,71; ÜESDHFÖ sağlığa etkisi alt boyut puan ortalaması 3,99±0,75; ÜESDHFÖ çevrede kalıcılık alt boyut puan ortalaması 4,05±0,75'tir. Katılımcılardan lisans mezunu olanların (p<0,001), sigara içmeyenlerin (p<0,001), sigarayı bırakmayı denemeyenlerin (p=0,033), açık alanda başkalarının içtiği sigara dumanından rahatsız olanların (p<0,001), evinde sigara içilmesini yasaklayanların (p=0,006), daha önce ÜESD kavramını duyanların (p<0,001) ÜESDHFÖ puanları daha yüksektir. Ev alırken veya kiralarken (p=0,001), otelde konaklayacaklarında (p=0,004) daha önce sigara içilip içilmediğini sorgulamalarına; sigara içilmiş bir odada bulunmamaya (p<0,001), sigara içmiş bir kişi ile aynı kapalı ortamda bulunmamaya (p<0,001), sigara içilmiş bir araçta bulunmamaya (p<0,001) özen göstermelerine göre ÜESDHFÖ puanları farklılık göstermektedir. "Sigara içmek için evin dışına çıkmak evde yaşayanları sigaranın etkilerinden korur" önermesine kesinlikle katılmadığını belirtenlerin (p<0,001), sigara kullanan hastalara bırakmalarını her zaman önerenlerin (p<0,001), hastalarını ÜESD hakkında her zaman uyaranların (p=0,001), "Anketi cevapladıktan sonra ÜESD hakkında farkındalığımın arttığını düşünüyorum" önermesine kesinlikle katıldığını belirtenlerin (p<0,001) ÜESDHFÖ puanları daha yüksektir. Katılımcılar ÜESD maruziyetinin azaltılması için önerileri varsa belirtmelerini istediğimiz sorumuza en fazla bilgilendirme, denetim ve sigaranın yasaklanması önerilerinde bulunmuşlardır. Sigara ile mücadelede ön safta yer alan sağlık çalışanlarında ÜESD kavramını bilmeyenler çoğunluktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğu anketi cevapladıktan sonra farkındalıklarının arttığını belirtmişlerdir. Sağlık çalışanlarının mesleki eğitiminde ÜESD yer almalıdır.

Ali Rıza Coşkun
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi diyet polikliniğine başvuran bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörler

Bu çalışmada bir üniversite hastanesi diyet polikliniğine yönlendirilen hastaların psikolojik iyi oluş (PİOÖ) ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları (SYBD) arasındaki ilişkiyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkileyen diğer faktörleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Diyet Polikliniğine yönlendirilen hastalar oluşturmaktadır. Veriler, 1.09.2023-31.12.2023 tarihleri arasında, araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik özellikleri içeren 10 soru, sağlıklı yaşam özelliklerine ait 12 soru, psikolojik iyi oluş ölçeğine ait 8 soru, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeğine ait 52 soru toplam 82 soruluk anket ile toplanmıştır. Diyet polikliniğine toplam 1502 hasta başvurmuş, %.69,44 oranında katılım sağlanmıştır. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis-H, Post-Hoc, spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Çalışmamızdaki katılımcıların yaşları 18-85 arasında değişmektedir, yaş ortalaması 44,5±15,5'tür. Katılımcıların VKİ 13,2-52,8 arasında değişmektedir, VKİ ortalaması 30.0±6,2'dir. Katılımcıların SYBD'den aldıkları toplam puan ortalaması 127,85±19,30; SYBD sağlık sorumluluğu alt boyutu puan ortalaması 21,55±4,64; SYBD fiziksel aktivite alt boyutu puan ortalaması 13,88±4,58; SYBD beslenme alt boyutu puan ortalaması 22,47±4,29; SYBD manevi gelişim alt boyutu puan ortalaması 25,60±4,55; SYBD kişiler arası ilişkiler alt boyutu puan ortalaması 25,62±4,40; SYBD stres yönetimi alt boyutu puan ortalaması 18,70±3,71 puandır. Katılımcılardan okuryazar olmayanların ilköğretim, lise, ön lisans ve lisansüstüne göre SYBD toplamı düşük bulunmuştur (p<0,001). Çalışanların çalışmayanlara göre SYBD toplamı yüksek bulunmuştur (p=0,034). Köyde yaşayanların diğerlerine göre SYBD toplamı düşük bulunmuştur (p<0,001). Hobisi olanların olmayanlara göre SYBD toplamı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Düzenli fiziksel aktivite yapmayanların SYBD toplamı diğerlerine göre düşük bulunmuştur (p<0,001). Düzenli kahvaltı yapanların yapmayanlara göre SYBD toplamı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak öğrenim durumu yüksek olanların, çalışanların, merkez ve ilçelerde yaşayanların, hobisi olanların, düzenli fiziksel aktivite ve kahvaltı yapanların sağlıklı yaşam biçimi davranışları daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Bireylere sağlıklı yaşamı arttırmaya yönelik programlar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam, davranış, diyet

Fatih Mehmet Kartal
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Chatgpt'nin kadın ve çocuk sağlığı alanındaki sorulara verdiği yanıtların değerlendirilmesi

Yapay zekâ, hayatımızın birçok alanında etkili olup çeşitli görevleri yerine getirmektedir. OpenAI tarafından geliştirilen yapay zekâ destekli dil işleme modeli ChatGPT, özellikle sağlık alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. ChatGPT'nin sağlıkta en önemli kullanım alanlarından biri, toplumun tıbbi bilgi arayışına yardımcı olmasıdır. Ancak, ChatGPT'nin bazı sınırlamaları vardır ve bu nedenle sağladığı tıbbi bilgiler dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. Yanlış veya eksik tıbbi bilgiler halk sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, bu çalışmada ChatGPT'nin kadın ve çocuk sağlığı alanındaki sorulara verdiği yanıtların güvenilirliği, kalitesi ve anlaşılabilirliği değerlendirilmek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışmada ChatGPT'e 10.07.2024-10.09.2024 tarihleri arasında 100 kadın sağlığı ve 100 çocuk sağlığı sorusu yöneltilmiştir. ChatGPT'nin yanıtlarının kalitesi CLEAR, EQIP, mDISCERN ölçekleriyle değerlendirilmiştir. Yanıtların okunabilirlikleri Ateşman ve Flesch Kincaid okunabilirlik formülleriyle incelenmiştir. Bulgular SPSS ile analiz edilmiş olup tanımlayıcı istatistikler ve Student T testi kullanılmıştır. Kadın sağlığı sorularına verilen yanıtların CLEAR ölçeğine göre % 83'ü çok iyi içerik kalitesinde olduğu ve çocuk sağlığının ise % 79'u çok iyi içerik kalitesinde olduğu görülmüştür. EQIP ölçeğine göre Kadın sağlığına ait yanıtların % 68'i ve çocuk sağlığına ait yanıtların % 59'unun küçük sorunları olan iyi kalitede olduğu bulunmuştur. Ateşman okunabilirlik puanına göre; kadın sağlığına ait yanıtların % 64'ü orta güçlükte, çocuk sağlığının ise % 66'sının orta güçlükte olduğu saptanmıştır. Flesch Kincaid okunabilirlik puanlarına göre kadın sağlığına ait yanıtların % 68'i zor, çocuk sağlığının ise % 42'sinin orta zor olduğu saptanmıştır. ChatGPT'nin kadın ve çocuk sağlığına dair verdiği yanıtların genel olarak ortalama ya da daha yüksek kalitede olduğu ancak okunabilirlik açısından çoğu yanıtın zor olduğu gözlemlenmiştir. ChatGPT, tıbbi bilgi sağlama açısından değerli bir araçtır fakat sınırlamaları ve zor okunabilirlik nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır.

ChatGPTKadın sağlığıKalite+1
Uğur Büyükokudan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkinlerde öz bildirime dayalı hesaplanan beden kitle indeksi verileri için düzeltme faktörleri geliştirilmesi

ÖZET GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi saygın ulusal veya uluslararası kurum ve kuruluşlarda, toplumların Beden Kitle İndeksi (BKİ) düzeylerinin ve fazla kiloluluk ve obezite prevalanslarının hesaplanması için iki temel yöntem uygulanmaktadır. İlki Doğrudan Ölçüm Yöntemi (DÖY) olarak da isimlendirilen ve zaman, insan gücü, lojistik destek ve ekonomi anlamında yatırım gerektiren, bireylerin nesnel ölçüm yöntemleriyle boy uzunluklarının ve beden ağırlıklarının ölçülmesi yöntemidir. İkincisi ise Öz Bildirim Yöntemi (ÖBY) olarak isimlendirilen, bireylerin öz bildirim (self report, ÖB) yoluyla anket, telefon, e-posta vb gibi araçlarla bildirdikleri kendi uzunluk ve ağırlık değerlerinin kullanılması yöntemidir. Bu ÖBY kaynaklı BKİ verilerindeki olası hatalar (biaslar), Basit Düzeltme Denklemi Yöntemi (BDDY) olarak adlandırılan, daha önceki çalışmalarla hesaplanmış düzeltme faktörleri kullanılarak düzeltilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, DÖY'e alternatif olarak ülkemize özgü bir BDDY geliştirilmesi adına Türkiye genelinde ÖBY'ye dayalı BKİ verilerindeki hataları düzeltmeye yönelik kullanılabilecek Basit Düzeltme Denklemlerinin (BDD) geliştirilmesi için rehber olabilecek bir ön çalışmaya imza atmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yöntemsel tipte olan çalışma, etik kurul izni alındıktan sonra, Sakarya ilinde Eylül 2017 ile Kasım 2018 yılları arasında yürütülmüştür. Çalışmada görev alan hekimler tarafından 18 – 74 yaş arası bireylere, bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerinin, tartılma ve boy ölçtürtme tutum ve davranışlarının sorgulandığı 29 soruluk bir anket, yüz yüze yöntemiyle uygulanmıştır. Ankette yer alan ilk sorular bireylerin kendi bildikleri boy uzunlukları ve beden ağırlıklarıdır. Anket sonrasında bireylerin boy uzunlukları ve beden ağırlıkları ölçülmüştür. Kadın ve erkekler için ayrı olarak iki adet BDD elde edilebilmesi için Sıradan En Küçük Kareler Regresyonu (OLS Regresyonu) kullanılmıştır. Analizler için SPSS v20.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0; Armonk, NY, USA) ve MedCalc v18.11 (MedCalc Software; Ostend, Belgium) istatistik paket programları kullanılmıştır. BULGULAR: Araştırmaya 923'ü kadın (%54,4), 773'ü erkek (%45,6), yaş ortalaması ve standart sapması 40,6 ± 15,3 olan toplam 1696 birey katıldı. Kadınlarda bildirilen ile ölçülen boy uzunluğu değerleri arasındaki farkların "cm" cinsinden ortalama ve standart sapması 1,72 ± 3,12 SS olarak bulundu. Kilogram cinsinden ağırlık farkları -1,31 ± 2,91 SS ve "kg/m2" cinsinden BKİ değerleri farkları -1,11 ± 1,67 SS olarak belirlendi. Erkeklerde, bildirilen ile ölçülen boy uzunluğu değerleri arasındaki farkların "cm" cinsinden ortalama ve standart sapması 1,20 ± 2,54 SS olarak bulundu. Kilogram cinsinden ağırlık farkları -0,86 ± 2,80 SS ve "kg/m2" cinsinden BKİ değerleri farkları -0,66 ± 1,22 SS olarak belirlendi. Bu farklar, bildirilen değerlerden ölçülen değerler çıkarılarak elde edildi. OLS Regresyonu sonucunda sırasıyla kadınlar için BDD, [Düzeltilmiş BKİ(Kadın) = (1,043 x Bildirilen BKİ(Kadın)) – 0,040] olarak, erkekler için BDD, [Düzeltilmiş BKİ(Erkek) = (1,014 x Bildirilen BKİ(Erkek)) + 0,285] olarak belirlendi. Altın standart yöntem olan DÖY'e göre BDDY'nin Obez sınıfındaki kadınlardaki duyarlılığı %88,03, özgüllüğü %94,62 olarak belirlendi. Obez sınıfındaki erkeklerde ise duyarlılık %90,32 ve özgüllük %97,04 olarak tespit edildi. Özellikle Obez sınıfındaki bireylerde ÖBY seviyelerinden anlamlı düzeyde duyarlılık ve özgüllük artışı saptandı. SONUÇ: Bu çalışmadan elde edilen yeni bir BKİ değeri tespit etme yöntemi olan BDDY'nin, ÖBY'ye dayalı olası hataları düzeltmede başarılı olduğu gözlemlenmektedir. Duyarlık ve özgüllük analizleri ile BDDY'nin sağlaması yapılarak yöntemin doğruluğu test edilmiştir ve BDDY başarılı bulunmuştur. BDDY'nin, bireysel anlamda değil toplumsal anlamdaki değerlendirmelerde faydalı olacağı düşünülmektedir. Türkiye toplumuna genellenebilir bir BDDY geliştirilebilmesi için ilerideki çalışmalarda ülke genelinden olasılıklı örnekleme yöntemleri uygulanarak daha geniş örneklemler seçilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Beden Kitle İndeksi, Bias, Duyarlılık ve Özgüllük, Obezite, Öz Bildirim

Düzeltme yöntemleriObeziteVücut kitle indeksi+3
Mustafa Baran İnci
Sakarya University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nullipar gebelerin gebelik süresince doğum şekilleri ile ilgili bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırmada bir hastaneye başvuran nullipar gebelerin doğum şekilleri hakkındaki bilgi ve tutumlarının tercih ettikleri doğum şekline etkisini, gebeliğin ilerlemesi ile tercih edilen doğum şeklinin değişip değişmediğini ve tercih edilen doğum şekilleriyle gerçekleşen doğum şekilleri arasında fark olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipte tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmaya Sakarya Üniversitesi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kampüsü gebe polikliniğine herhangi bir nedenle başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü 232 nullipar gebe dahil edilmiştir. Gebelerle üç görüşme yapılmış olup veriler bu görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan anket yardımıyla toplanmıştır. Gebelerle ilk görüşme gebeliğin ilk 24 haftasında, ikinci görüşme ise gebeliğin 36. haftası veya sonrasında yapılmıştır. Son görüşme ise doğumdan sonra gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen gebelerin yaş ortalaması 24,5±4,05 (SS) olarak bulundu (min=18, max=41). İlk görüşmede gebelerin %83,6'sı herhangi tıbbı bir neden olmaması durumunda NVD ile, %5,6'sı sezaryen ile doğum yapmak istediklerini belirtti, %10,8'i ise kararsızdı. Normal doğumun daha sağlıklı olması ve iyileşme süresinin daha kısa olması ilk görüşmede NVD tercih nedenlerinin başında gelmekteydi. Normal doğum ağrılarından korkma ise en sık sezaryenin tercih edilme nedeniydi. İlk görüşmede bazı değişkenlerin doğum şekli tercihine etkilerini görmek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Lise mezunu olan gebeler lise altı eğitim almış gebelere kıyasla 3,1 kat, gebe kalmak için tedavi görmek 4,0 kat, çevresinde kötü NVD ile doğum deneyimi yaşamış insanların olması 2,9 kat sezaryen ile doğum tercihini veya kararsız olmalarını arttırmaktaydı (p<0.05). Ayrıca doğum şekilleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını düşünenlerin de sezaryen ile doğumu tercih etmeleri veya karasız olmaları 4,7 kat fazlaydı (p<0.05). İkinci görüşmede ulaşılan 201 gebenin %90'ı NVD ile, %8,5'i sezaryen ile doğum yapmak istediklerini ifade etti, %1,5'i ise kararsızdı. Ancak bu 201 gebe için gerçekleşen sezaryen oranı %44,3'tü. İlk ve ikinci görüşmede tercih edilen doğum şekilleri arasında istatiksel anlamlı bir fark bulunmamasına rağmen iki görüşme ve gerçekleşen doğum şekilleri arasında anlamlı fark saptanmıştır. Gebelerle yapılan ikinci görüşmedeki doğum şekli tercihiyle gebelerin takiplerini yapan doktor tarafından önerilen doğum şekli arasında da anlamlı fark bulunmadı. SONUÇ: Birinci görüşmede sezaryen tercih etme oranı %5,6, ikinci görüşmede %8,5 olmasına ve doktorların da önerilerinin bu oranlara yakın olmasına rağmen gerçekleşen sezaryen oranı %44,3 gibi yüksek bir değerdir. Her ne kadar çalışma topluma genellenemese de bu değişimin nedenlerinin araştırılmasını öneriyoruz. Çeşitli hipotezler geliştirilebilir ancak konunun tarafları (sağlık yöneticileri, kadın doğum uzmanları, ebeler, anne-baba adayları) ile yapılacak niteliksel araştırmalar bu alanda önemli katkılar sağlayacaktır.

BilgiDoğumDoğum sayısı+6
Nazan Bedir
Sakarya University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarının bireysel olarak depreme hazırlık durumlarının ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya'daki üç büyük deprem kuşağından biri üzerinde yer alan Türkiye ve Sakarya'da tarih boyunca büyük ve yıkıcı depremler meydana gelmiştir. Yirminci yüzyıldaki en yıkıcı depremlerden biri olan 17 Ağustos 1999 Depremi'nin etkilerinin en çok görüldüğü illerden biri de Sakarya'dır. Deprem gibi doğal afetlerden sonra, afete müdahale döneminde sağlık çalışanlarının birçok sorumlulukları vardır. Sağlık çalışanlarının deprem gibi afetlere örgütsel olarak müdahale edebilmeleri için, bireysel afete hazırlık durumlarını ne kadar içselleştirip bunu hayata geçirebildiklerini anlamak açısından, bireysel hazırlık durumları da değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, Sakarya'da bir üçüncü basamak sağlık kuruluşu olan Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarının bireysel anlamda, depreme karşı hazırlık durumlarının belirlenmesi ve depreme hazırlıklı olma durumlarıyla ilişkili faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipteki bu çalışma, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Mayıs 2019 ile Temmuz 2019 tarihleri arasında 421 hastane çalışanı ile yürütülmüştür. Katılımcıların bazı sosyodemografik özelliklerinin, deprem yaşama öykülerinin, oturdukları evin bazı özelliklerinin ve depreme bireysel olarak hazırlık davranışlarının sorgulandığı 56 soruluk bir anket, yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde, ortalama (ort.) standart sapma (ss), ortanca, en küçük (EKD) ve en büyük değer (EBD), sayı (n), yüzde (%) ve Ki Kare (2) Testi kullanılmıştır. BULGULAR: Araştırmaya katılan 421 hastane çalışanının 264'ü kadın (%62,71), 157'si (%37,29) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 35,84 ± 8,91 yıl olarak bulundu. Araştırmaya katılan hastane çalışanlarının %60,52'si (n=255) sağlık çalışanı iken, %39,43'ü (n=166) sağlık çalışanı olmayan hastane çalışanıydı. Katılımcıların %31,59'u, aile üyeleri ile birlikte olası büyük ve yıkıcı bir depreme hazırlık hakkında bir plan ya da bir konuşma yaptığını, %36,58 evlerindeki büyük ve ağır eşyaları duvara sabitlediğini, %10,69'u evlerinde bir afet ve acil durum çantası olduğunu ifade etti. Hastane çalışanlarından evli olanların olmayanlara, çocuğu olanların olmayanlara, eğitim durumu ön lisans ve altında olanların lisans ve üstünde olanlara, ev sahibi olanların olmayanlara, büyük ve yıkıcı deprem yaşayanların yaşamayanlara, deprem nedeniyle kendisi ya da bir yakını yaralananların yaralanmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek oranda depreme bireysel hazırlık davranışları içinde oldukları saptandı. SONUÇ: Bu çalışma sonucunda, hastane çalışanlarının depreme karşı bireysel olarak yeterince hazır olmadıkları görülmektedir. Hastane çalışanlarının deprem gibi afetlere karşı bireysel hazırlık durumlarının yeterli boyutta olmaması olası afet durumlarında örgütsel müdahale kapasiteleri önünde de bir engeldir. Sağlık çalışanlarının ve diğer hastane çalışanlarının toplumun ve kendilerinin güvenliğini sağlayabilmeleri için hazırlık durumlarının daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

DepremDeprem hazırlığıHastaneler+4
Fulya Aktan Kibar
Sakarya University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glover nilsson sigara içme davranış ölçeği'nin türkçe'ye uyarlanması ve geçerlik güvenirlik çalışması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı hangi davranışsal paternin kişilerin sigara bağımlılıklarında rol oynadığını ölçmek amacıyla geliştirilmiş olan Glover Nilsson Sigara İçme Davranış Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin test edilmesi ve çalışma grubunda davranışsal bağımlılık düzeyi ile bazı sosyodemografik özellikler arasında olabilecek ilişkilerin incelenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Metodolojik, kesitsel tipte ve tanımlayıcı tipteki araştırma Sakarya ilinde Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurmuş hastalar, hasta yakınları ve hastane personeli ile Bahçelievler Aile Sağlığı Merkezi (ASM) popülasyonu ile yapılmıştır. Temmuz 2019– Mart 2020 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden 250 kişiden veri toplanmıştır. Araştırma anket formu literatür taranarak oluşturulmuş 27 soruluk sosyodemografik özelliklerin ve sigara içimi ile ilgili özelliklerin sorgulandığı sosyodemografik veri formu, 6 soruluk Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ile 11 soruluk Glover-Nilsson Sigara İçme Davranış Ölçeği'nden oluşturulmuştur. İstatistiksel analizler SPSS v23.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 23.0. Armonk, NY, USA) paket programı yardımıyla yapılmıştır ve p<0,05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Hesaplanan Kaiser Meyer Olkin değeri 0,849, p değeri <0,001 ve Cronbach alfa katsayısı 0,826 olarak bulunmuştur. Açıklayıcı faktör analizi sonucu ölçek iki faktörde toplanmış olup bu iki faktör toplamda varyansın %43,3'ünü açıklamıştır. Yapılan doğrulayıcı faktör analizi sonucunda x^2=82,03, x^2/df=1,90, CFI= 0,94, GFI= 0,95, AGFI= 0,92, RMSEA= 0,06 olarak bulunmuştur. Ölçek, İngilizce orijinal dilinde tek faktörlü bir yapı şeklinde tanımlanmıştır. Bizim uyarladığımız versiyonda maddeler tek faktöre yüklenerek başka bir açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi daha yapılmıştır. Elde edilen faktör toplam varyansın %36,6'sını açıklıyordu. Faktör yükleri 0,707 ile 0,307 arasında değişmekteydi. Yapılan doğrulayıcı faktör analizinde x²/df =3,179, RMSEA=0,094, GFI=0,899, AGFI=0,849, CFI=0,855 idi. Araştırmaya katılan sigara içicilerinin yaşları 18-70 arasında dağılmakta olup ortancası 37, ortalaması 37,31 ± 12,53'tür. Katılımcıların % 34,1'i kadındı. % 34,6'sı hiç evlenmemiş, % 57,7'si evliydi. Hiç evlenmemişler ve erkekler daha yüksek davranışsal bağımlılık puanına sahipti (p<0,05). Ayrıca Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve günlük içilen sigara sayısı ile Glover Nilsson Sigara İçme Davranış Puanı arasında pozitif yönde güçlü korelasyon mevcuttu. SONUÇ: Bu çalışma Glover Nilsson Sigara İçme Davranış Ölçeği'nin hem tek faktörlü yapısının hem de 2 faktörlü yapısının Türkçe dilinde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu ortaya koymuştur. Türkçe versiyonun 2 faktörlü olarak kullanılmasını önerdiğimiz ölçeğin kısa ve kolay uygulanabilir olmasının müdahale programlarında ve klinikte kullanılmasını mümkün kılacağını düşünmekteyiz.

BağımlılıkDavranışçı yaklaşımGeçerlik+2
Özgür Sancar
Sakarya University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının sezaryen doğum yöntemi ile ilgili görüş ve düşünceleri: Nitel bir çalışma, Sakarya ili örneği

GİRİŞ VE AMAÇ: Sezaryen, gebelik ya da doğumda, herhangi bir komplikasyon gelişmesi durumunda anne ve bebeğin hayatını kurtaran ve dünyada en sık yapılan cerrahi girişimlerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ), 1985 yılında ideal sezaryen hızının, tüm doğumlar içinde %10-15 olması gerektiğini belirttiği tarihten bu yana sezaryen hızı hem dünyada hem de ülkemizde kontrol edilemez bir hızla yükselmektedir. Yüksek sezaryen doğum hızı, yalnızca tıbbi endikasyonu olmayan müdahalelerden kaynaklanan kısa vadeli maternal ve perinatal komplikasyonlar nedeniyle değil, aynı zamanda uzun vadeli komplikasyonlar ve maliyet artışı nedeniyle de önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada kadın doğum hekimlerinin görüşlerinden yola çıkarak sezaryen doğum hızının nedenleri ve olası çözüm önerilerinin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yöntem olarak nitel (kantitatif) araştırma yöntemi ve nitel araştırma deseni olarak fenomenolojik yaklaşımın kullanıldığı bu çalışma, Marmara bölgesinde yer alan, Türkiye'nin 30 büyük şehrinden biri olan Sakarya ilinde 01.Şubat.2020 ile 01.Eylül.2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmada görüşülecek kişilerin seçilmesinde olasılıksız örnekleme yöntemlerinden amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcıları, Kadın Hastalıkları ve Doğum branşında uzmanlık eğitimini almış (en az dört yıl) ve en az üç yıl uzman hekim olarak çalışmış ve halen çalışmakta olan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarından seçilmiştir. Çalışmada, çalışma amacına uygun olarak derinlemesine görüşme yoluyla veri toplanmıştır. Görüşme esnasında katılımcılardan ses kaydı için izin alınmış olup, izin vermeyen altı katılımcıyla yapılan görüşmelerde not tutma yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılarla görüşmelerde iki bölümden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Birinci bölüm altı sorudan oluşan sosyodemografik verileri içermekte olup, ikinci bölüm literatür taramasının ardından hazırlanan yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan görüşme anketidir. Katılımcılarla yapılan xv görüşmeler esnasında alınan ses kayıtları, araştırmacı tarafından word programı kullanılarak bire bir yazılı hale getirilmiştir. Yazılı verilerin analizinde tematik içerik analizi yöntemi kullanılarak alt tema ve temalara ulaşılmıştır. BULGULAR: Çalışmada 17 kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile derinlemesine görüşmeler yapıldı. 17 katılımcının 12'si erkek (%70,6), 5'i (%29,4) kadındı. Yaş dağılımında minumum ve maksimum değerleri 42-68 olan katılımcıların yaş ortalaması ve standart sapması 59,64±6,7'ydi. Katılımcıların 8'i (%47,1) gelir durumunu iyi, 9'u (%52,9) orta olarak beyan etmişlerdir. Bu görüşmeler sonucu elde edilen verinin tematik içerik analizi sonucunda, 60 kategori, bu kategorilerden 16 alt tema ve bu alt temalardan 4 ana tema oluşturuldu. Temalar: Yüksek sezaryen hızının nedenleri, sezaryen doğum hızında artışa çözümler, sezaryen doğumun olası sonuçları, Türkiye'de Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı olmaktı. SONUÇ: Türkiye'de ve dünyada her geçen yıl sezaryen doğum hızının artması nedeniyle, bu çalışmada kadın doğum hekimlerinin görüşlerinden yola çıkarak sezaryen doğum hızının nedenleri ve çözüm önerileri saptanmıştır. Nedenler arasında sağlık sistemi ve sağlık politikaları, hukuk sistemi, hekimler ve hastalarla ilişkili faktörler ön plana çıkmaktadır. Çözüm önerileri olarak da sağlık ve yargı sisteminde düzenlemeler yapılması, ebelik sisteminde değişiklikler yapılması ve hekimlere destek sağlanması ön plana çıkmaktadır. Sezaryen hızına etki eden faktörler çok yönlü ve birbirleriyle bağlantılı olduğu için, önlem alınırken bu çok yönlülük ve bağlantı dikkate alınmalıdır. Özellikle sezaryen hızındaki artışta büyük payı olan tıbbi endikasyonları olmayan sezaryan doğumlara yönelmemiz gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Görüş, Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı, Nitel Araştırma, Sezaryen Doğum, Tutum

DoktorlarDüşünceGenital hastalıklar+4
Neşe Aşıcı
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üç tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin aşı karşıtlığıyla ilgili farkındalıklarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Toplumun aşılanmasında hekimler önemli rol oynamaktadır. Tıp öğrencilerinin aşılarla ilgili aldığı eğitim bu rolü yerine getirmelerini sağlamak için değerlidir. Bu çalışma günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilen aşılar ve aşı karşıtlığı ile ilgili geleceğin hekimlerinin bilgi, tutum, davranış ve farkındalıklarının tespit edilmesi amacıyla yürütülmüştür. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipte tanımlayıcı araştırmamız üç tıp fakültesinde Temmuz – Ekim 2020 tarihleri arasında çalışmaya katılmayı kabul eden 207 tıp fakültesi son sınıf öğrencisi ile yürütülmüştür. Sosyodemografik özellikler ve aşılarla ilgili bilgi, tutum, davranış sorularını içeren 32 sorudan oluşan çevrimiçi anket aracılığıyla veriler toplanmıştır. İstatistiksel analizler, SPSS v.21 istatistik programı ile yapılmış olup p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan 207 öğrencinin 111'i (%53,6) kız, 96'sı (%46,4) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması ve standart sapması 24,94±1,36 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %18,4'ü mevsimsel influenzaya karşı aşılandığını belirtmiştir. Başvuranların aşılarda bulunan alüminyum ile ilgili sorularını katılımcıların %41,5'i; aşılarda bulunan thiomersal ile ilgili sorularını %40,1'i cevaplayabileceğini belirtmiştir. Ülkemizde uygulanan mevcut aşılarla ilgili bazı tereddütleri olduğunu belirtenler katılımcıların %26,1'ini oluşturmaktadır. SONUÇ: Bu çalışma sonucunda, tıp fakültesi öğrencilerinin aşı tereddütlü bireylerle etkili iletişim için kendilerini yeterli seviyede hazır hissetmedikleri görülmektedir. Ayrıca öğrencilerin bir kısmı ülkemizde uygulanan aşılarla ilgili bazı tereddütlere sahiptir. Yerli aşı kullanımını öğrencilerin aşılarla ilgili tereddütlerinin giderilmesine yardımcı olacaktır. Öğrencilerin eğitim programlarında aşılarla ilgili derslerin içeriklerinin artırılması hem toplum hem de bireysel bağışıklanma oranlarını artırmak için önemlidir.

Aşı reddiAşılamaAşılar+3
Mine Çağlar
Sakarya University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hasta ve hasta yakınları bakış açısıyla sağlık çalışanına şiddet algısı ve ilişkili faktörler

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmada hasta ve hasta yakınları gözüyle sağlık çalışanlarına şiddetin nedenlerini belirlemek ve sağlık çalışanlarının şiddeti hak ettiğini düşünen veya daha önce sağlık çalışanlarına karşı şiddet uyguladığını ifade eden hasta ve hasta yakınlarının özelliklerini belirlemek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1 Ocak 2022 ile 30 Nisan 2022 arasında hasta veya hasta yakını olarak bulunup araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar araştırmaya dahil edildi. Araştırmada veriler anket yöntemi ile yüz yüze görüşülerek yataklı servislerde, polikliniklerde, bekleme salonlarında toplandı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Analizler için SPSS v20.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0; Armonk, NY, USA) paket programı kullanıldı. BULGULAR: Araştırmaya katılan 497 katılımcının %48,7'si (242 kişi) erkek, %51,3'ü (255 kişi) kadın cinsiyettedir. Katılımcıların yaş ortalama ± standart sapması 39,20±12,16 yıldır. Daha önce sağlık çalışanına şiddet uygulamış olma riski erkek cinsiyette 7,393 kat (%95 G.A.: 1,473-37,106 p=0,015), hasta rolünde 12,169 kat (%95 G.A.: 2,155-68,723 p=0,005), kronik hastalığı olanlarda 4,411 kat (%95 G.A.: 1,036-18,777 p=0,045), daha önce sağlık çalışanlarına şiddete tanık olanlarda 16,095 kat (%95 G.A.: 2,841-91,191 p=0,002), sağlık çalışanı tarafından şiddete uğradığını ifade edenlerde 6,340 kat (%95 G.A.: 1,564-25,694 p=0,010), doktorların ilgisinin yeterli olduğunu düşünenlerde 0,081 kattır (%95 G.A.: 0,014-0,472 p=0,005). SONUÇ: Erkek cinsiyet, hastanede hasta olarak bulunuyor olmak, kronik hastalığın olması, daha önce sağlık kurumlarında şiddete tanık olmak, daha önce sağlık çalışanları tarafından şiddete uğramak, doktorların hastalara gösterdiği ilginin yetersiz olduğunu düşünmek daha önce sağlık çalışanlarına şiddet uygulamış olma riskini artıran bağımsız değişkenlerdir.

AlgıHasta yakınlarıHastalar+5
Gökhan Oturak
Sakarya University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp tutum ölçeği: Geçerlilik güvenirlik çalışması

GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırmada Geleneksel, Alternatif ve Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (CACMAS)'nin geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılarak, Sakarya Üniversitesi idari personelinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları hakkındaki tutumları, kullanma durumları ve etkileyen sebeplerin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Metodolojik ve tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın evrenini Sakarya Üniversitesi'nin tüm birimlerinde çalışan idari personel oluşturmaktadır. Katılmayı kabul eden 597 kişi (% 79,5) çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve tamamlayıcı tıp uygulamaları ile ilgili 26 soru, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp tutum Ölçeği'ne ait 27 soru olmak üzere toplam 53 sorudan oluşan anketler gözlem altında doldurulmuştur. BULGULAR: Araştırmaya katılanların % 62,8'i erkek, % 45,9'ü üniversite mezunu, % 15,6'sı yüksek lisans/doktora mezunudur. Yaş ortalaması 38,91 ± 9,62 SS'dır. Ankette kullanılan geleneksel ve tamamlayıcı tıp tutum ölçeğinin Cronbach alfa değeri 0,808 olarak bulunmuştur. Ölçeğin psikometrik özelliklerinin iyi olduğu saptanmıştır. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinden en çok bilinen ilk beş yöntem kaplıca, masaj, dua etmek, bitkisel tedavi yöntemleri ve hacamattır. Katılımcıların % 40,0'ı ağrı nedeniyle tamamlayıcı tıp uygulamalarına başvurmaktadır. Katılımcıların üçte biri geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını seçme nedenleri arasında kolay erişilebilir olduğunu belirtirken, yaklaşık dörtte biri tamamlayıcı ve güvenilir olduğunu düşünmektedir. SONUÇ: Tamamlayıcı tıp uygulamaları hastalıklarda sık olarak başvurulan ve herkesin kullanımına açık uygulamalardır. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp hakkında bilgi sahibi olanlar Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (GTTTÖ)'nde daha yüksek puan almışlardır (p<0,001). Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbı önerenlerin tamamlayıcı tıp tutum ölçeğinden daha yüksek aldığı saptanmıştır (p<0,001). GTTTÖ ile hastaya bütüncül yaklaşarak, kendi istekleri de göz önüne alınarak tedavisinin planlanması mümkün olabilir. İlaç etkileşimlerini azaltmak için hastaların özgeçmişlerini öğrenirken GTTTÖ kullanmak yararlı olacaktır. Hastalar böylelikle planlanan tedaviye daha kolay uyum sağlayabileceklerdir. Anahtar kelimeler: Tamamlayıcı, Geleneksel, Tutum, Ölçek geçerlilik güvenilirliği

Güvenilirlik ve geçerlilikTutumlarTıp+2
Elif Köse
Sakarya University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sakarya ili Merkez ilçede yer alan küçük ve orta boy işletmelerde çalışan kişilerin yaşam kalitelerinin ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmada Sakarya ili merkez ilçesinde yer alan küçük ve orta boy işletmelerde (KOBİ) çalışanların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve bunu etkileyebilecek bazı faktörlerle ilişkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel tipte planlanan bu araştırmanın evrenini merkez ilçede Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği'ne kayıtlı KOBİ'lerde çalışanlar oluşturmaktadır. Örneklem boyutu en az 384 olarak hesaplanmıştır. Çalışma analizine 406 kişi dâhil edilmiştir. Literatür taranarak hazırlanan anket formu ve WHOQOL-Bref ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmada WHOQOL-Bref ölçeği Cronbach alfa değeri 0,907 olarak bulunmuştur. BULGULAR: Katılımcıların %74,6'sı erkek ve %57,1'i evlidir. Yaş ortalaması 33,61±11,14 SS'dır. Katılımcıların %18,3'ü ilkokul ve altı, %17,2'si üniversite ve üzeri eğitim seviyesindedir. Çalışanların %70,0'i iş yerinde haftalık ortalama 45 saat ve üzerinde çalışmaktadır. Aylık gelir, çalışanların %58,7'sinde 1700 TL veya altında olup, %5,3'ünde 4801 TL veya üzerindedir. Ölçekten aldıkları alan puanlarının ortalaması fiziksel sağlık, psikolojik, sosyal ilişkiler, çevre ve KS-çevre alanlarında sırasıyla 15,34 ± 2,56 SS; 15,43 ± 2,69 SS; 15,47 ± 3,43 SS; 14,17 ± 2,75 SS; 14,20 ± 2,53 SS olarak hesaplanmıştır. SONUÇ: Bu çalışmada WHOQOL-Bref ölçeği alan puanları yapılmış birçok çalışmaya göre yüksek bulunmuştur. Çevre alanı puanlarının literatürdeki diğer çalışmalar ile benzer şekilde görece düşük olduğu görülmüştür. Gelir düzeyi düşük olanların yaşam kalitesi, beklenen şekilde daha kötü bulunmuştur. Çalışma sürelerinin fazla olmasına rağmen, sağlık kalitesi algısı katılımcıların çoğu tarafından iyi olarak bildirilmiştir. Bu durum katılımcıların, sağlıklı oldukları için çalışabildiklerini düşündürmüştür. Özellikle ücret ve çalışma süresi gibi psikososyal etmenlerin, KOBİ'lerde çalışanların yaşam kalitelerini etkilediği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Çalışan Sağlığı, KOBİ, Sağlık Algısı, Yaşam Kalitesi Algısı, WHOQOL-BREF.

Halk sağlığıKOBİSakarya+4
Nida Erdoğan
Sakarya University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'deki olası telesağlık senaryolarının birinci basamak sağlık çalışanları tarafından değerlendirilmesi, Bolu ili örneği, 2020

Amaç: Dünya Sağlık Örgütü telesağlığı, hastalar ve sağlık çalışanları birbirinden uzaktayken sağlık hizmetlerinin sunulması olarak tanımlamaktadır. Dünyada telesağlık uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de uygulanabilecek olası telesağlık senaryolarına ilişkin birinci basamak sağlık çalışanlarının görüşlerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini, 2020 yılı Temmuz ayında Bolu ilinde görev yapan 406 birinci basamak sağlık çalışanı oluşturmuş, araştırma 319 kişi (%78,6) ile tamamlanmıştır. Araştırmanın anket formunda, araştırmacılar tarafından dünyadaki telesağlık uygulamalarından esinlenerek oluşturulan altı adet telesağlık senaryosu yer almaktadır. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin ve telesağlıkla ilgili genel görüşlerinin yanı sıra her bir telesağlık senaryosu için kabul edilme, olası faydalar, olası engeller, yenilikçilik, senaryoya uyum ve tahmini gerçekleşme yılı değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri gözlem altında anket yöntemiyle toplanmıştır. İstatistik analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Pearson Ki-kare testi, Fisher'in Kesin Ki-kare testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay ve gerekli izinler alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların %73,0'ı kadın, %23,0'ı erkek olup yaş ortalaması 37,1±9,1 yıldır. Katılımcıların %33,9'u hekim, %66,1'i hekim dışı sağlık çalışanı olup, %65,8'i kentte, %34,2'si kırsal alanda görev yapmaktadır. Telesağlık uygulamalarına ilişkin katılımcıların belirttiği en sık uygulama alanı koruyucu sağlık hizmetleriyken (%77,6), en çok belirtilen hedef grup fiziksel engellilerdir (%74,1). Katılımcıların %85,4'ü telesağlığın birinci basamakta uygulanabileceğini, %72,5'i sağlıkla ilgili okulların eğitim programında yer alması gerektiğini, %68,8'i pandemi sürecinin telesağlığa bakışlarını olumlu yönde etkilediğini, %62,7'si sağlık hizmetleri maliyetini azaltacağını belirtmiştir. Katılımcıların en çok kabul ettiği senaryo, "Asenkronize, Depola ve İlet" (%93,4) Senaryolarla ilgili en sık belirtilen fayda sağlık hizmetlerinin kalitesinin artması olurken sık olarak belirtilen engeller sistemin kurulum maliyeti ve teknik önkoşullardır. Sonuç: Birinci basamak sağlık çalışanlarının çoğu telesağlık uygulamalarının ülkemizde uygulanabilir olduğunu düşünmektedir. Dünyada hızla yaygınlaşan telesağlık uygulamalarıyla ilgili sağlık çalışanlarının görüş ve önerileri de dikkate alınarak ülkemizde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Birinci basamak sağlık hizmetleriSağlık personeliTeletıp+1
Özgün Pehlivan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde COVID-19 tanısı almış hastalarda tüm nedenlere bağlı ölümler ve ilişkili etmenlerin incelenmesi

AMAÇ: Bu kohort çalışmasında 19 Mart 2020 ile 31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde COVID-19 tanısı alan kişilerde tüm nedenlere bağlı ölüm hızını belirlemek ve ilişkili etmenleri incelemek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Çalışma retrospektif kohort çalışması olarak yürütülmüştür. Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubu, 19.03.2020'den başlayarak 31.05.2021 tarihine kadar DEÜ Hastanesine başvurup Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) ile COVID-19 tanısı alan 18 yaş üstü 8955 hastadan oluşmaktadır. Bu çalışmada, DEÜ-COVIMER tarafından toplanan, hastaların sosyodemografik verileri, sağlık durumları, ölüm verileri kullanılmıştır. Çalışmada örnek seçilmemiş, tüm hastalara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkenleri yaş, cinsiyet, medeni hal, eğitim, algılanan ekonomik durum, alkol, sigara, kronik hastalık durumu ve sayısı, tanı öncesi şikayetlerin varlığı ve sayısıdır. Çalışmanın bağımlı değişkeni tüm nedenlere bağlı ölümdür. Tanımlayıcı istatistikler; kategorik değişkenler için, sayı ve yüzde olarak, sürekli değişkenler için ortanca (IQR) olarak verilmiştir. Çalışmada tüm nedenlere bağlı ölümle ilişkili etmenlerin incelenmesinde sağkalım analizleri kullanılmıştır. Ölenler için sağkalım süresi, tanı alınan tarih ile ölümün olduğu tarih arasındaki süre; hayatta kalanlar için ise ilk tanı tarihi ile hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden ölüm durumunun en son sorgulandığı 01.03.2022 tarihi arasındaki süre şeklinde hesaplanmıştır. Bağımsız değişkenlerin kategorileri sağkalım süresi açısından karşılaştırılırken Kaplan Meier sağkalım eğrileri hazırlanarak sağkalım süreleri Log Rank testi ile karşılaştırılmıştır. Tüm nedenlere bağlı ölümü belirleyen faktörleri incelemek amacıyla Cox Regresyon Modelleri oluşturulmuştur. Modele konan değişkenlere karar verilirken Kaplan Meier analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı olan değişkenler dikkate alınmıştır. Analizler SPSS paket programı versiyon 26 ile yapılmıştır. İki yönlü p değeri<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubundaki 8955 kişinin yaş ortancası 42 (31-55)'dir. Hastaların %51.2'si kadındır. Takip süresi boyunca (ortanca 452 (330-482) gün) toplam 421 (%4.7) hasta ölmüş; ölümlerin %61.9'i Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne ilk başvuruda ölümlerin %39.1'i hastaneden taburcu olduktan sonra meydana gelmiştir. Araştırma grubunda ilk 28 gün içinde (erken) ölüm hızı %2.9 (n=259) 28 günden sonra (geç) ölüm hızı ise %1.8'dir (n=162). Tüm nedenlere bağlı mortalite evde tedavi edilen hastalarda (%0.8) daha düşükken, serviste yatan hastalarda (%12.0) ve yoğun bakım hastalarında (%72.2) daha yüksektir. Yaşın artması, erkek olmak, eğitim düzeyinin düşük olması, kronik hastalık varlığı, kronik hastalık sayısının artması, alkol tüketmemek, sigara kullanmak, tanı öncesi şikayet yokluğu, tanı öncesi şikayetin artması, yoğun bakım ve servis yatışı sağkalım sürelerini anlamlı olarak kısaltmaktadır (p<0.001). Medeni hal (p=0.319) ve algılanan ekonomik durum (p=0.271) sağkalım üzerinde etkili bulunmamıştır. Modele alınan tüm faktörlere göre düzeltme yapılan çok değişkenli Cox regresyon modelinde 80 yaş üstü hastalarda tüm nedenlere bağlı ölüm riski 50 yaş altı hastalara göre daha yüksek bulunmuştur (aHR:20.9; %95 CI: 10.1-43.0). Tüm nedenlere bağlı ölüm riski sigarayı bırakmış veya halen sigara içenlerde içmeyenlere göre daha yüksektir (aHR:1.6; %95 CI: 1.2-2.3). Tanı öncesi şikayeti olmayan hastalarda tüm nedenlere bağlı ölüm riski 3 ve daha fazla şikayeti olanlara göre artmıştır (aHR:1.5; %95 Cl: 1.1-2.2). Yoğun bakımda yatan hastalarda tüm nedenlere bağlı ölüm riski (aHR:58.0; %95 Cl: 36.5-96.1) ayaktan hastalara göre daha yüksek bulunmuştur. SONUÇ: COVID-19 hastalarında tüm nedenlere bağlı ölüm riskini erkek olmak, yaşlı olmak, eğitim düzeyi düşüklüğü, tanı öncesindeki kronik hastalıklar, alkol tüketimi, sigara kullanımı, tanı öncesi şikayetler ve ilk başvuruda tedavinin yoğun bakım ya da serviste yapılması arttırmıştır. Risk altındaki gruplar, erken tanı, izlem ve tedavi açısından öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Sağlık politikaları, risk faktörlerini dikkate alarak pandemi yönetimini planlamalı ve kaynakları etkili bir şekilde dağıtmalıdır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: COVID-19, Ölüm, Kohort çalışması

COVID 19Kohort çalışmalarıKorona virüs enfeksiyonları+3
Ahmet Furkan Süner
Dokuz Eylül University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 hastalarında mental sağlık etkileniminin değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde COVID-19 tanısı alan hastalarda anksiyete ve depresyon gibi mental sağlık sorunlarının değerlendirilmesi, ileriye yönelik izlemi ve bunları etkileyen etmenlerin incelenmesidir. YÖNTEM: Çalışmada 01.08.2021-30.09.2021 tarih aralığında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne başvurarak SARS-CoV-2 PCR (+) tanısı alan 18 yaş ve üzeri 1504 kişi içinden 345 kişiyle telefon görüşmesi yapılmıştır. İlk görüşmeler hastanın tanı aldığı tarihten 15 gün sonra, ikinci görüşmeler ise 2 ay sonra (60. Gün) yapılmıştır. Telefon görüşmesinde kişilerin sosyodemografik özellikleri, özgeçmişleri, psikiyatrik hastalık öyküleri, COVID-19 tanısı aldıkları süreçle ilgili özellikler ve bu süreçteki şikayetleri, algılanan sosyal destekleri öğrenilmiştir. Mental sağlık durumunu değerlendirmek amacıyla Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADS) kullanılmıştır. İkinci görüşmelerde ankete, birinci görüşmeden sonraki süreçle ilgili özelliklerin değerlendirildiği sorular eklenmiştir. Hastaları psikolojik açıdan etkileyebilecek travmatik bir olay yaşanıp yaşanmadığı, kişiler psikolojik açıdan etkilendiyse etkilenme sebeplerinin ne olduğu öğrenilmiştir. Toplanan bu veriler ile mental sağlık üzerinde etkisi olan değişkenler tek değişkenli ve çok değişkenli analizlerle değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 programı kullanılarak yapılmıştır. BULGULAR: Örnek grubu 345 kişiden oluşmaktadır, yaş aralığı 18-90 ve yaş ortalaması 40.9'dur (S.S.=15.1). Katılımcılar 188 kadın (%54.5) ve 157 erkekten (%45.5) oluşmaktadır. İlk görüşmelerde 345 kişi içinde HADS'a göre anksiyete veya depresyon skoru yüksek olan toplam 51 (%14.8) kişidir. İkinci görüşmelerde 317 kişi içinde anksiyete veya depresyon skoru yüksek olan toplam 28 (%8.9) kişidir. Birinci görüşmelerde mental sağlık sorunu görülme sıklığını istatistiksel açıdan anlamlı olarak artırdığı görülen değişkenler kötü ekonomik durum, boşanmış veya dul olmak, aile sosyal desteğinin yetersiz olması, tamamen iyileşmemiş olmak, COVID-19 açısından hastalık şiddetinin ağır olması, hastane yatışı olması, hastalık sürecinde uyku sorunları yaşanması, aktif bir psikiyatrik hastalık tanısı olması, psikiyatrik ilaç kullanımı, geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olması ve ailede psikiyatrik hastalık öyküsü olmasıdır (p<0.05). Birinci görüşmeler için yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olması (O.R.=3.37, %95 GA: 1.78-6.36) ve hastalık şiddetinin ağır olmasının (O.R.=2.49, %95 GA: 1.31-4.74) mental sağlık sorunu görülme riskini istatistiksel açıdan anlamlı olarak artırdığı görülmüştür. İkinci görüşmelerde mental sağlık sorunu görülme sıklığını istatistiksel açıdan anlamlı olarak artıran değişkenler ise kötü ekonomik durum, COVID-19 hastalık şiddetinin ağır olması, aktif bir psikiyatrik hastalık tanısı olması, psikiyatrik ilaç kullanımı, geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olması, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü ve arkadaş sosyal desteğinin yetersiz olmasıdır (p<0.05). İkinci görüşmeler için yapılan lojistik regresyon analizinde psikiyatrik hastalık öyküsü (O.R.=3.49, %95 GA: 1.55-7.84) ve hastalık şiddeti (O.R.=2.29, %95 GA: 1.02-5.13) ayrı ayrı yaş ve cinsiyetle düzeltilerek analize alındığında her ikisi de istatistiksel açıdan anlamlı bulunurken, iki değişken birlikte analize alındığında hastalık şiddeti anlamlılığını kaybetmiş ve sadece geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü anlamlı olarak sonuçlanmıştır (O.R.=3.21, %95 GA: 1.42-7.28). SONUÇ: COVID-19 tanısı alan hastalarda fiziksel şikayetlerin yanında mental sağlık açısından da sorunlar yaşanabilmektedir. Beklendiği gibi özellikle akut dönemde mental sağlık sorunları ilerleyen sürece göre daha yüksek sıklıktadır. İzlem sürecinde anksiyete ve depresyon sıklığının zamanla azaldığı görülse de bazı kişilerde bu durumların uzun süre devam ettiği görülmektedir. Yapılan değerlendirmelerde mental sağlık sorunu yaşanması için en büyük risk faktörlerinin bilinen bir psikiyatrik hastalık öyküsü olması ve COVID-19 açısından hastalık şiddetinin ağır olması olduğu görülmüştür. Akut dönem geçtikten sonra özellikle geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olmasının mental sağlık sorunu riskini artıran en önemli değişken olduğu görülmektedir. Sosyal destek açısından aile sosyal desteğinin akut dönemde, arkadaş sosyal desteğinin ise ilerleyen süreçte mental sağlık sorunları ile anlamlı ilişkili bulunması izlem sürecinde görülen önemli farklardandır. Bu sonuçlar risk gruplarının belirlenmesi ve yapılabilecek müdahalelerin planlanması açısından değerlidir. Sağlık hizmeti sunumunda mental sağlık açısından çalışmaların artırılması ve riskli görülen kişilerin önceliklenerek profesyonel bir hizmet alması amacıyla yönlendirilmesi değerli olacaktır. Anahtar kelimeler: depresyon, anksiyete, COVID-19, mental sağlık

COVID 19
Edanur Sezgin
Dokuz Eylül University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir spor kulübündeki antrenörlerin sporcu beslenmesi bilgi düzeylerinin sporcu çocukların beslenme alışkanlıklarına etkisi: Kesitsel bir çalışma

Bu çalışmada, antrenörlerin sporcu beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi; bilgi düzeylerinin antrenörlere bağlı takımlarda lisanslı olarak yarışan 10-18 yaş aralığındaki sporcu çocukların beslenme alışkanlıklarına olan etkisinin incelemesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Karşıyaka Spor Kulübü Altyapı Basketbol Şubesi'nde görev alan dokuz antrenör ve onlara bağlı takımlarda yarışan erkek sporcu çocuklar oluşturmaktadır. Tanımlayıcı ve kesitsel araştırmaya dokuz antrenör ve 10-18 yaş aralığında olan 121 sporcu çocuk katılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni sporcuların beslenme alışkanlığı; temel bağımsız değişken, 'Sporcu Beslenmesi Bilgi Ölçeği' ile değerlendirilen antrenörlerin sporcu beslenmesi bilgi düzeyi, diğer bağımsız değişkenler sporcuların ve antrenörlerin sosyo-demografik özellikleridir. Veriler, sporculara ve antrenörlere ayrı olarak hazırlanan anket formu ile yüz yüze toplanmıştır. Verilerin analizinde, SPSS 17.0 programı kullanılarak nicel analiz yöntemlerine başvurulmuştur.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme bilgisi+5
Hande Altınkıran
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İşyerlerinde eğitimin kaza ve kılpayı kaza bildirimine etkisinin değerlendirilmesi

İş kazası ve kılpayı kazaların belirleyicileriyle bunların bildirimine etki eden etmenleri saptayıp; farkındalık eğitiminin bildirime etkisini belirlemeyi, kılpayı kazalarla iş kazaları birlikteliğini değerlendirmeyi amaçlayan müdahale türü bir araştırmadır. Çalışmaya 321 (Girişim:219 - Kontrol:102) kişi katılmıştır. Durum saptama verisi Haziran-Ağustos 2015'te toplanmış; izlem Ağustos 2016'ya dek sürdürülmüştür. Form demografik değişkenler, alışkanlıklar, çalışma yaşamı değişkenleri, psikososyal risk etmenleri, genel sağlık durumu, çalışma ortamı değerlendirmesi, KKD kullanım durumları, kullanılan makine(ler) / makine koruyucu kullanımını içermektedir. Girişim işletmesinde Kılpayı Kaza Farkındalık Eğitimi verilmiştir. Çözümlemede tanımlayıcı istatistikler, t testi, ki-kare testi, Kaplan-Meier Sağkalım Çözümlemesi ve Cox Regresyon kullanılmıştır. Risk ölçütü olarak, Zarar Oranı kullanılmış, %95 GA paylaşılmıştır. İşyerleri arasında yaş, cinsiyet, eğitim durumu farkları anlamsızdır. İş yaşamında girişim işyerindekiler daha deneyimlidir. İşe başlarken İSG eğitimi alanlar girişim işyerinde daha çoktur ve iş kazası riski en çok "orta" düzeyde algılanmaktadır. Erkekler, ortaokul ve az eğitimliler, sigara içenler, asgari ücret ve altında kazananlar, günde ortalama 10 ve 11 saat çalışanlar, haftalık çalışma süresi 60 saatin üzerindekiler, fazla mesai yapanlar, vardiyalı çalışanlar mesleksel risk bilgi düzeyini yetersiz-kötü olarak tanımlayanlar, makine kullanma risk puanı yüksek olanlar, iş stresi düzeyi yüksek olanlar diğerlerine göre daha çok iş kazası ve kılpayı kaza geçirmektedir. Girişim sonrasında, çok değişkenli çözümlemede iş kazası riski; fazla mesai yapmakla, vardiyalı çalışmakla, mesleksel risk bilgi düzeyinin yetersiz-kötü olarak tanımlanmasıyla, iş stresiyle artmaktadır. Kılpayı kaza riskiyse; fazla mesai yapmakla, asgari ücret ve altında kazanmakla artmaktadır. Durum saptama ve girişim bildirim oranları karşılaştırıldığında girişim işyerindeki artış anlamsız olup, girişimin etkisi sınırlıdır. Ancak, kontrol işyeri lehine olan kılpayı kaza bildirim oranları arasındaki anlamlı fark ortadan kalkmış ve girişim kılpayı kaza bildirimleri konusunda kısmen etkili olmuştur. İş kazası bildirimleri konusunda da girişim işyerindeki artış sınırlıdır ve girişim kısmen etkilidir. Anahtar sözcükler : Kılpayı kaza, iş kazası, farkındalık, bildirim

BeyanFarkındalıkKazalar+3
Özlem Serol Deveci
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir ili Balçova ilçesindeki öğretmenlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin sağlıklı yaşam davranışlarıyla ilişkisinin belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Günümüzde sağlık kavramı; sadece hastalıkları ortadan kaldırmaktan oluşmaz, aynı zamanda bireylerin sağlığını devam ettirmek, korumak ve geliştirmek için onlara sağlıklı yaşam biçimi davranışları kazandırmayı da amaçlamaktadır. Bu nedenle kișilerin sağlıklı olabilmeleri için sağlıklı yaşam biçimini benimsemeleri ve uygulayabilmeleri gerekmektedir. Tümüyle sağlıklı bir yaşam tarzının önemi tartışmasız olmakla birlikte, çalışmalar sadece birkaç sağlıklı davranışın benimsenmesinin bile hastalık riski üzerinde önemli bir yarar sağladığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle sağlığın geliştirilmesinde ana etmen bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları kazanmaları olarak görülmektedir. Sağlıklı bir yaşam biçimi ise sağlık bakım hizmetlerinden nasıl yararlanacağını ve sağlığı koruyucu bilgileri bilme, anlama ve kullanmayı gerektirir. Bu sağlık bilgilerine ulaşma, anlama ve kullanma süreci için gerekli yetenek sağlık okuryazarlığıdır. Araştırmanın amacı, İzmir ili Balçova ilçesindeki anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerde görevli öğretmenlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin sağlıklı yaşam davranışlarıyla ilişkisini belirlemektir. YÖNTEM: Kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Balçova ilçesindeki tüm kamu anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerinde 2018-2019 eğitim yılında görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Evren büyüklüğü 584 kişidir. Örnek seçilmemiş tüm okullar araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya katılmaya gönüllü olan tüm katılımcılara sağlık okuryazarlığı ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan anket uygulanmıştır. Bağımlı değişkenler, sağlıklı yaşam davranışları; sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, sigara kullanım durumudur. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, sağlık okuryazarlığı ve diğer değişkenlerdir. Veri toplama aracı, Mart-Nisan-Mayıs 2019'da öğretmenler tarafından araştırmacının gözlemi altında okul ortamında doldurulmuştur. Veri analizi SPSS 21.0 kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı bulgular; kategorik değişkenler için yüzde dağılımları, sürekli değişkenler için ortalama±standart sapma biçiminde sunulmuştur. Bağımsız değişkenlerin sağlık davranışları ile ilişkilerini belirlemede tek değişkenli analiz olarak ki-kare; çok değişkenli analiz olarak Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenirliğinin belirlenmesinde Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. BULGULAR: Çalışmada 512 kişiye (%87.6) ulaşılmıştır. Yaş ortalaması 45.7±0.3'dür (23-64). Öğretmenlerin %73.8'i kadın, %81.0'ı evli, %87.7'si lisans mezunu, %90.1'inin aile yapısı çekirdek ailedir. Okul dağılımına bakıldığında çoğunluğun (%36.7) ortaokulda çalıştığı görülmektedir. Katılımcıların %65.3'ü gelirinin giderine denk olduğunu, %17.1'i çocuk sahibi olmadığını belirtmiştir. Çalışmaya katılan öğretmenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyi, %9.6'sı yetersiz, %42.2'si sorunlu-sınırlı, %30.7'si yeterli, %17.5'i mükemmel olarak saptanmıştır. Yetersiz ve sorunlu-sınırlı düzeyi beraber değerlendirdiğimizde araştırma grubunun kabaca yarısının (%51.8) sağlık okuryazarlığının kısıtlı olduğu söylenebilir. Çalışmaya katılan öğretmenlerin sağlıklı beslenme sıklığı %43.2, yeterli fizik aktivite yapanların sıklığı %16.0, her gün en az 1 adet sigara kullananların sıklığı %24.0 olarak saptanmıştır. Çok değişkenli analizlerde; erkeklerde 2.1 kat (OR=2.123, %95GA=1.341-3.360), evli olmayanlarda 1.8 kat (OR=1.794, %95GA=1.009-3.190), ailesinde sigara kullanım öyküsü olanlarda 2.4 kat (OR=2.422, %95GA=1.615-3.632) sigara kullanım riski yüksektir. Çocuk sahibi olmak sigara kullanımı açısından koruyucu bulunmuştur (OR=0.455, %95GA=0.248-0.836). Erkeklerde sağlıklı beslenmeme riski 2 kat (OR=2.044, %95GA=1.258-3.322) yüksektir. SOY düzeyi mükemmel olanlara göre, SOY düzeyi yetersiz-sınırlı olanlarda 2.7 kat (OR=2.693, %95GA=1.273-5.695), SOY düzeyi yeterli olanlarda 3.1 kat (OR=3.175,b%95GA=1.369-7.367), fiziksel inaktivite-düşük aktivite riski yüksektir. SONUÇ: Öğretmenlerin yarısından fazlasında sağlık okuryazarlığı kısıtlı düzeydedir. Öğretmenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyi yükseltilerek özellikle fiziksel aktivite alışkanlığı kazanmaları ve bu konuda rol model olmaları sağlanabilir. Bu sayede düzenli fiziksel aktiviteyi sürdürebilir kılmak mümkün olabilir. Görece yeni bir konu olan sağlık okuryazarlığı alanında yapılacak araştırmalar, ilişkili faktörlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ve bu konuda yapılacak müdahalelere yol gösterecektir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: sağlık okuryazarlığı, sağlık davranışları, öğretmen

DavranışSağlık okuryazarlığıSağlıklı yaşam+2
Merve Işık
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evden çalışanlarda iş-ev etkileşiminin akıl sağlığı üzerine etkisi

Amaç: Yaygınlaşan evden çalışma modelleri işyerlerini ve çalışanları birçok açıdan olumlu etkilemekle beraber bazı soru işaretlerini de yanında getirmektedir: çalışanın sosyal desteği nasıl etkilenir? İş ile evin sınırları belirginsizleşir mi? İş-ev etkileşimi nasıl etkilenir? Bu çalışmanın amacı evden çalışmanın iş-ev çatışması ve iş-ev çatışması üzerinden akıl sağlığına etkisini incelemektir. Yöntem: Bu kesitsel bir çalışmadır. Ekim 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında kartopu örneklem yöntemi ile Google Forms aracılığıyla veri toplanmıştır. Türkiye'de özelde farklı sektörlerde çalışan 152 masa başı çalışana ulaşılmıştır. Kamuda çalışanlar, masa başı çalışmayan ve çalıştığı işyerinde altı aydan kısa süredir çalışanlar çalışmaya alınmamıştır. Bulgular: İş-ev çatışması artıkça anksiyöz duygu durumu (OR: 1.03, % 95 CI: 1.01-1.05) ve depresif duygu durumu artmaktadır (OR: 1.04, % 95 CI: 1.02-1.06). Kadınlar, erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek iş-ev çatışmasına maruz kalmaktadır (Kadınlar: 65.0, Erkekler: 60, p <0.05). Evden çalışanlarda anksiyöz duygu durumu varlığı daha fazla görülmesine rağmen, evden çalışma durumu ile iş-ev etkileşimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Kadınlar için tamamen ofisten çalışmak (OR: 0.03, % 95 CI: 0.01-0.60), erkekler için de hem evden hem ofisten (mix çalışma) çalışma modeli (OR: 0.16, % 95 CI: 0.03-0.74) anksiyöz duygu durumundan koruyucudur. Kadınlar psikososyal risklerin çoğuna erkeklere göre daha fazla maruz kalmasına rağmen erkeklerin akıl sağlığı bu psikososyal risklerden daha fazla etkilenmektedir. Sonuç: Sonuç olarak iş-ev çatışması akıl sağlığını belirgin şekilde etkilemektedir. Evden çalışmanın bu ilişki üzerinde bir etkisi yoktur. Toplumsal cinsiyet rollerinin her iki cinsiyet üzerinde de olumsuz etkileri olabilmektedir. Bu nedenle toplumsal cinsiyet rollerini karşı politikaların varlığı toplum akıl sağlığı için önemlidir.

Cinsel kimlikEtkileşimEv ortamı+7
Buket Yıldırım Üstüner
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de yaşlılarda 2008-2019 yılları arasında karşılanmamış sağlık hizmet gereksinimi ve sosyo-ekonomik değişkenlerle ilişkisi

Çalışmanın amacı Türkiye'de 2008 ile 2019 yılları arasında, 65 yaş üzeri bireylerde karşılanmamış sağlık hizmetleri gereksinimi sıklığının belirlenmesi, sosyoekonomik etmenler ile ilişkisinin belirlenmesi ve zaman içindeki değişimin değerlendirilmesidir. Bu kesitsel araştırmada Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından altı kez yapılan Türkiye Sağlık Araştırmalarının mikro veri setleri kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni karşılanmamış sağlık hizmeti gereksinimidir. Sağlık hizmeti gereksinimini belirlemek için 3 durumun varlığı değerlendirilmiştir. Kronik hastalık, temel günlük yaşam aktivitelerine göre bağımlılık ve kötü sağlık algısı durumlarından en az birinin var olması sağlık hizmetine gereksinimi belirlemiştir. Hizmet gereksiniminin karşılanmaması son 12 ay içinde aile hekimi/pratisyen hekim, uzman hekim ya da evde sağlık hizmetleri birimlerinin hiçbirinden hizmet almamak şeklinde kabul edilmiştir. Temel bağımsız değişkenler sosyoekonomik değişkenlerdir. Bunlar gelir durumu, öğrenim durumu, çalışma durumu, medeni durum, hanehalkı tipi, hanehalkı büyüklüğü, sağlık güvencesi varlığı ve sosyal destektir. Diğer değişkenler yaş, cinsiyet gibi demografik değişkenler ve sağlık durumu ve sağlığın belirlenmesi ile ilgili değişkenlerdir. Tek değişkenli analizlerde ki-kare testi, çok değişkenli analizlerde Lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Ölçüm verileri ortalama, standart sapma ile sunulmuştur. Sayım verileri sayı ve yüzdeler ile sunulmuştur. Araştırma grubunun %55.7'si kadın, %35.3'ü 65-69 yaş grubundadır. Asgari ücretin altında gelire sahip olanların oranı %56.5, çalışan yaşlıların oranı %9.7, emeklilik oranı da % 34.8'dir. Toplamda sağlık güvencesizliği oranı %4.2'dir. Sosyal destek varlığı toplamda %93.1'dir. En az bir kronik hastalığı olanların oranı %69.0, temel günlük yaşam aktivitelerinin (T-GYA) en az birinden tam bağımlı olanların oranı %8.8, kötü sağlık algısı olanların oranı ise %33.2'dir. Son 12 ayda herhangi bir sağlık hizmeti kullananların oranı %88.3'tür. Sağlık hizmet gereksinimi tüm bileşenler için %75.5'dir; yıllar içinde hafif artış göstermektedir. Gereksinimi olanlar içinde değerlendirildiğinde karşılanmamış sağlık hizmet gereksiniminin sıklığı toplamda tüm bileşenlere göre %7.4, kronik hastalığa göre %6.7, bağımlılığa göre %10.4, kötü sağlık algısına göre %7.4'dür. Sosyo-ekonomik özelliklerin karşılanmamış sağlık hizmet gereksinimine etkisinin değerlendirildiği çok değişkenli analiz sonucunda; tüm değişkenlere göre düzeltildikten sonra karşılanmamış sağlık hizmeti gereksinimi riskini asgari ücretin altında gelire sahip olmak 1.45 (% 95 GA:1.01-2.09) kat, yaşlının çalışması 1.37 (% 95 GA: 1.01-1.85) kat, sağlık güvencesizliği 2.70 (% 95 GA: 2.07-3.51) kat, yaşlının eşiyle yalnız yaşaması 1.71 (% 95 GA: 1.02-2.84) kat artırmaktadır. Bu çalışmaya göre karşılanmamış sağlık hizmeti gereksinimi ve buna bağlı olarak yaşlı sağlığı ile ilgili en önemli konuların yaşlıların gelir düzeyi, sosyal güvencesi (emeklilik hakkı), sağlık güvencesi, birlikte yaşama koşulları olduğu belirlenmiştir. Sosyal güvencenin olduğu, gelir düzeyinin asgari ücretin altında olmadığı bir emeklilik dönemi karşılanmamış gereksinimleri azaltarak hizmet alamamaya veya eksik, uygunsuz hizmete bağlı ortaya çıkacak sağlık risklerini azaltacaktır. Sağlık güvencesizliği her yaş grubunda, etkisi hiç değişmeyen, en önemli bir risk faktörüdür. Tüm yaşlıların sağlık güvencesi kapsamına alınması sağlanmalıdır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yaşlı, sağlık hizmet gereksinimi, karşılanmamış gereksinim, Türkiye

Sağlık hizmetleriYaşlılarYaşlılar+2
Ali Aköz
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde çalışanlarda psikososyal risk etmenlerine maruziyetin iş kazalarına etkisi

Giriş ve amaç: İş kazası, çalışan sağlığını etkileyen en önemli risklerden biridir. Sağlık çalışanları iş kazaları ve psikososyal etmenler açısından riskli bir gruptur. Bu araştırmanın amacı, bir üniversite hastanesinde iş kazası açısından yüksek riskli birimlerde çalışanlarda psikososyal risk etmenlerine maruziyetin iş kazalarına etkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırma kohort tipinde olup iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada çalışanların psikososyal risklere maruziyeti, ikinci aşamada ise izlem süresince iş kazası geçirme durumları ele alınmıştır. Bağımlı değişken 6 aylık izlem süresi içinde iş kazası geçirmedir. Temel bağımsız değişken, psikososyal risk etmenlerine maruziyettir. Diğer bağımsız değişkenler sosyodemografik özellikler (yaş, cins, eğitim durumu, medeni durum, gelir algısı), çalışma yaşamı özellikleri (görev, çalışılan birim, haftalık çalışma saati, kurumda toplam çalışma süresi, mesai düzeni) ve sağlık durumu özellikleridir (kronik hastalığı durumu, psikiyatrik hastalık durumu, psikiyatrik tedavi alma durumu). Tanımlayıcı bulgular yüzde, ortalama (standart sapma) ve ortanca (çeyreklerarası aralık) ile sunulmuştur. Veri çözümlemesinde Mann Whitney U testi, Pearson Ki-Kare testi, Fisher'ın Kesinlik testi ve Kaplan-Meier sağkalım analizi ve Cox regresyon analizi kullanılmıştır. p değerinin 0.05'in altında olması istatistiksel anlamlılık olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Belirlenen 353 çalışandan 277'si araştırmaya katılmıştır (yanıtlanma oranı=%78.5). 8 kişi verinin analize uygun olmadığı gerekçesiyle izlemden çıkarılmıştır. 6 aylık izlem süresi içinde bildirilmiş iş kazası sıklığı %10.0'dır (n=27). Kan alma biriminde çalışmanın ve işte özgürlük eksikliğinin iş kazası geçirmeyi riskini artırdığı tespit edilmiştir. Sonuç: İş kazası bildiriminin artırılmasına yönelik stratejiler geliştirilmedir. İş kazalarının önlenmesine yönelik planlamalarda, çalışılan birim ve psikososyal risklere maruziyet göz önünde tutulmalıdır. Anahtar sözcükler: iş kazası, psikososyal riskler, sağlık çalışanının sağlığı, KOPSOR

HastanelerHastaneler-üniversiteMesleki maruziyet+7
Özge Aksoy
Dokuz Eylül University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kronik hastalıklar ve multimorbidite sıklığındaki değişim

Kronik hastalıklar ve multimorbidite toplumda yaygındır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de 2008'den 2019'a kadar olan dönemde yaşa, cinsiyete, öğrenim durumu ve İBBS bölgelerine göre kronik hastalıklar ve multimorbidite prevalansındaki 11 yıllık değişimi incelemektir. Bu araştırma için TÜİK'in 2008'den 2019'a kadar 2 veya 3 yılda bir yaptığı Türkiye Sağlık Araştırması'nın verileri kullanılmıştır. TÜİK Sağlık Araştırması, sağlık ve sağlıkla ilgili davranışları inceleyen, tüm ulusu yansıtan kesitsel bir araştırmadır. 2008'den 2019'a kadar her yıla ait veritabanlarında analize alınan 15 yaş üstü katılımcı sayısı sırasıyla 14655, 14447, 28055, 26075, 23606, 17084 kişidir. Her bir TÜİK Sağlık Araştırması veri tabanında TÜİK tarafından sağlanan ağırlıklar kullanılarak cinsiyete, yaş gruplarına, öğrenim durumuna ve IBBS bölgelerine göre kronik hastalıklar ve multimorbidite için tanımlayıcı istatistikler hesaplanmıştır. Multimorbidite için basit doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Kronik hastalıklar ve multimorbiditede için 11 yıllık süreçteki mutlak ve göreli değişimler EXCEL programında incelenmiştir. 2008'den 2019'a kadar olan dönemde inme hariç hipertansiyon, astım, diyabet, kalp hastalığı sıklığında artış olmasına rağmen en çok artış mutlak olarak %5,5, göreli olarak %239 ile KOAH sıklığında ve mutlak olarak %5,8, göreli olarak ise %144,5 ile depresyon sıklığında olmuştur. Kadın cinsiyette, düşük öğrenim düzeyi olan grupta, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayanlarda, 55-64 yaş ve üzeri olan grupta multimorbidite sıklığındaki artış daha belirgindir. Kronik hastalıklar ve multimorbidite sıklığı giderek artmaktadır.

DeğişimKronik hastalıkMorbidite+1
Ali Köse
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinde yeme farkındalığının beslenme durumu ve obezite ile ilişkisi

Bu çalışma Dokuz Eylül Tıp Fakültesi'ndeki 6. sınıf öğrencilerinde yeme farkındalığının obezite ve beslenme durumu (düşük diyet kalitesi) ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın evreni Dokuz Eylül Tıp Fakültesi'nde 2020-2021 eğitim yılında öğrenim gören 303 intörn hekimdir. Örnek seçimi yapılmayıp tüm evrene ulaşmak hedeflenmiştir. Bağımlı değişken beden kütle indeksine göre belirlenen obezite varlığı ve Akdeniz Diyeti Kalite Ölçeği'ne (KIDMED) göre belirlenen düşük diyet kalitesidir. Bağımsız değişken Yeme Farkındalığı Ölçeği ile belirlenen (YFÖ-30) yeme farkındalığıdır. Olası karıştırıcı etmenler sosyodemografik özellikler, sağlık durumu, beslenme davranışları, ailede obezite varlığı, fiziksel aktivite durumu, beden ağırlığı algısıdır. Veri çevrimiçi uygulanan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Tanımlayıcı değişkenler yüzde dağılımları, ortalama±standart sapmalarıyla sunulmuş, nedenselliği belirlemede Ki-kare ve Çoklu Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Ulaşılan 245 intörn hekimin ortalama yaşı 23.9±1.2 (22-30), %42.9'u kadındır. YFÖ-30 toplam puanlarının ortalaması 98.3±11.3'dür. Obezite sıklığı %4.1'dir Bu çalışmada öğrencilerin %44.9'u düşük diyet kalitesine sahiptir. Lojistik Regresyon Analizine göre; 26 yaş ve üzeri olanlarda 3.4 kat (OR:3.44 [95%GA:1.06-11.16] p=0.039), erkeklerde 10.7 kat (OR:10.70 [95%GA:4.50-25.47] p<0.001), ailede obez birey olanlarda 2.5 kat (OR:2.53 [95%GA:1.27-5.03] p=0.008) fazla ağırlıklı-obez olma; erkeklerde 2.1 kat (OR:2.08 [95%GA:1.16-3.74] p=0.014), gelirin giderinden düşük olanlarda 3.0 kat (OR:2.95 [95%GA:1.22-7.17] p=0.005), evde arkadaşlarıyla kalanlarda 3.1 kat (OR:3.12 [95%GA:1.42-6.87] p=0.005) düşük diyet kalitesi riski anlamlı olarak yüksektir. Sonuç olarak Tıp Fakültesinin 6. sınıf öğrencilerinde obezite sıklığı düşük, düşük diyet kalitesi sıklığı yüksektir. Yeme farkındalığının düşük diyet kalitesi ve obeziteyle ilişkisi anlamlı değildir. Öncelikli olarak risk grupları göz önünde bulundurularak sağlıklı beslenme ve obez olmayı azaltıcı girişimler uygulanmalıdır.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+4
Penbe Ecem Mısırlıoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı aşılarının reddini etkileyen faktörler: Niteliksel bir araştırma

Gerekçe: Aşılar toplum sağlığı için en önemli uygulamalardan biridir. Aşı kapsayıcılığını azaltan aşı reddi, Türkiye'de 2015 yılından itibaren artmakta, kısa vadede salgın hastalıklara neden olacağı düşünülmektedir. Amaç: Çocukluk çağı aşılarına yönelik tereddüdün nedenlerini, aşı reddi kararının verilmesinde etkili olan faktörleri, aşı kabulünün arttırılmasına yönelik stratejilerin oluşturulması için temel alanları saptamaktır. Yöntem: Nitel araştırma yöntemleri olan derinlemesine görüşme, doküman analizi ve gözlem kullanılmıştır. Yedi hizmet sunucu, altı anahtar kişi ve aşı reddi-tereddüdü olan 12 ebeveyn ile görüşülmüş, tematik içerik analizi ile analiz edilmiştir. Doküman analizi için 13 aşı şüpheci internet içeriği, iki kitap; gözlem için iki aşı uygulaması seçilmiş, basit tanımlayıcı analiz ile analiz edilmiştir. Bulgular: En sık tereddüt nedeni içerikler ve yan etkiler nedeniyle aşılara duyulan güvensizliktir. Bunu devlete, ilaç firmalarına, modern tıbba duyulan güvensizlik nedeniyle aşı reddi-tereddüdü ve yaşam tarzı ve inançlar nedeniyle aşı reddi-tereddüdü takip etmektedir. Güvensizliğin, maddi ve politik çıkarlardan, yaşam tarzı ve inançlar nedeniyle aşı reddinin doğal yaşam kavramından beslendiği gözlenmiştir. Sosyal medya ve internette karşılaşılan bilgi bozukluğu da aşı tereddüdünde önemli bir etkendir. Covid-19 salgınının ebeveynlerin aşı tereddüdünü derinleştirdiği saptanmıştır. Sonuç: Aşı tereddüdü, temelinde aşılara duyulan güvensizliğin yattığı, ebeveynlerin çocuklarını korumak için kendilerince en doğru olanı yapma sorumluluğundan doğan karmaşık bir kavramdır. Aşı kabulünün arttırılması için bilgi bozukluğuyla savaşılmalı ve sağlık otoritelerine duyulan güven politika yapım süreçlerinde şeffaflığın, hesap verebilirliğin ve toplum katılımının sağlanması ile arttırılmalıdır. Aşı reddi toplum sağlığını etkilediği için yasal yaptırımlar, sosyal kısıtlamalar ve teşvik gibi uygulamaların tartışılmasına, olumlu ve olumsuz etkilerini araştıran çalışmaların yapılmasına gerek duyulmaktadır.

Aşı reddiAşı tereddüdüAşılama+3
Öykü Turunç
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversitede çalışan mavi yakalıların ergonomik sorunlarına yönelik verilen eğitimlerin kas iskelet sistemi ağrısı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada bir Üniversitede Personel Daire Başkanlığına bağlı olarak çalışan mavi yakalıların kas iskelet sistemi ağrı sıklığı, şiddeti ve risk faktörlerinin saptanması ve yapılan ergonomik bilgilendirme müdahalesinin kas iskelet sistemi ağrı sıklığına ve şiddetine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma kesitsel ve müdahale şeklinde aşamalı olarak gerçekleşmiş olup üç kez veri toplanmıştır. Durum saptama çalışmasının verileri Mayıs 2023'te yüz yüze görüşme ile toplanmış, sonrasında tüm çalışanlara bilgilendirme konferansı yapılmış, ardından aralıklarla çalışanlara çevrimiçi gruplar aracılığıyla ergonomik çalışma duruşu ile ilgili görsel paylaşımları yapılmış, yerinde ziyaretler ile broşür dağıtılmış, çalışanların görebileceği yerlere afişler asılmıştır. Araştırmanın 1. izlemi için Kasım 2023'te, 2. izlemi için Mayıs 2024'te veri toplanmıştır. Durum saptama aşamasında çalışanların %32,7'si boyun bölgesinde, %25,1'i bel bölgesinde, %23,7'si sırt bölgesinde, %22,1'i omuz bölgesinde, %14,2'si diz bölgesinde, %10,9'u ayak bölgesinde, %9,0'ı el bölgesinde, %7,4'ü dirsek bölgesinde, %6,3'ü kalça bölgesinde son 12 ayda ağrı yaşadığını belirtmiştir. İzlem süresinde yapılan ergonomik çalışma duruşu bilgilendirme sonrasında boyun, omuz, sırt, bel, diz bölgelerinde görülen ağrı sıklığında anlamlı düzeyde azalma olmuş, kalça ağrı sıklığında ise artış görülmüştür (p<0,05). Tüm vücut bölgelerinde başlangıçta ağrısı olan çalışanların VAS puanı anlamlı düzeyde azalma göstermiştir (p<0,05). Müdahale sonrası 6. ayda en az bir vücut bölgesinde KİSH görülme hızının durum saptamadaki görülme hızına oranı (İng. Rate Ratio) 0,54'tür. Müdahale sonrası KİSH görülme hızı müdahale öncesine göre %45,6 azalmıştır. Müdahale sonrası ilk 6 ayda en az bir vücut bölgesinde olan KİSH insidans hızı %29,3, ikinci 6 ayda ise %15,0'dır. Bu çalışma sağlık eğitiminin etkin olduğunu ancak uzun süre aynı etkinliği korumadığını, işyerinde ve çalışma ortamında mühendislik ve idari önlemlerin alınmadan eğitimin sınırlı etkinliğe sahip olduğunu göstermiştir. Anahtar sözcükler: Ergonomi, Kas İskelet Sistemi Hastalıkları, Çalışan Sağlığı, Müdahale Çalışması, Sağlığın Geliştirilmesi

ErgonomiKas-iskelet hastalıklarıMüdahale+2
Reyhan Can Yıldız
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Halk sağlığına yönelik öğrenci tutum ölçeğinin geliştirilmesi

Giriş: Tarih boyunca halk sağlığı alanında yaşanan gelişmeler sayesinde toplumlar önemli sağlık sorunlarının üstesinden gelmiştir. Bu nedenle toplumların halk sağlığı kapasitesinin en iyi seviyede olması önem taşımaktadır. Kapasiteyi oluşturan en önemli etmenlerden birisi de insan gücüdür. Hekimler halk sağlığı alanında uzmanlık veya yüksek lisans/doktora yaparak profesyonel anlamda halk sağlığı insan gücü içerisinde yer alırlar. Kariyer planlamasını birçok faktör etkilemektedir. Kişisel tutumlar da mesleki kariyer tercihlerinde rol oynamaktadır. Bu çalışmada son sınıf tıp fakültesi öğrencilerinin halk sağlığına yönelik tutumlarını belirleyecek bir ölçek geliştirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma metodolojik tipte olup araştırma örneklemini İstanbul'da eğitim gören son sınıf tıp fakültesi öğrencileri oluşturmaktadır. Literatür taraması ve uzmanlardan bilgi alınarak üç boyutlu bir taslak ölçek hazırlanmıştır. Kapsam geçerliliği için uzman görüşleri alınmıştır. Kapsam geçerlik oran ve indeksi hesaplanmıştır. Yapı geçerliliği ve faktör belirleme kapsamında açıklayıcı faktör analizi ve temel bileşenler analizi yapılmıştır. Güvenirlik analizleri Cronbach alpha ile gösterilmiştir. Bulgular: 97 soruluk taslak ölçeğe 24 uzmandan görüş alınmıştır. Kapsam geçerlik analizleri ve uzman görüşleri sonrası 20 madde ölçekten çıkarılmıştır. Faktör analizine madde-toplam korelasyonları 0,20 ve ortak varyans değeri 0,50 altında olan maddeler uygun bulunmamıştır. Bu nedenle de 23 madde ölçekten atılmıştır. Son olarak binişik madde kabul edilen 5 madde de ölçeğe dahil edilmemiştir. Geçerlilik analizleri sonrası mesleki kariyer ve ilgi boyutunda 29 madde, halk sağlığının önemi boyutunda 15 madde ve halk sağlığı ders ve stajı boyutunda 5 madde kalmıştır. Hesaplanan cronbach alpha değerleri yüksek ve çok yüksek güvenilir bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak son sınıf tıp fakültesi öğrencilerinin halk sağlığına yönelik tutumlarını ölçmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç geliştirilmiştir.

Faktör analiziGüvenilirlik ve geçerlilikHalk sağlığı+6
Mehmet Akif Sezerol
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikolojik hizmet sağlayıcıları için işyeri iyilik hali ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği

AMAÇ: Bu araştırmada, Psikolojik Hizmet Sağlayıcıları İçin İşyeri İyilik Hali Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma metodolojik tipte olup; araştırmaya ait veriler, herhangi bir kurumda psikiyatri asistanı, psikiyatri uzmanı ve klinik psikolog olarak çalışan 302 psikolojik hizmet sağlayıcısı katılımcıdan internet üzerinden anket yoluyla toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Psikolojik Hizmet Sağlayıcıları İçin İşyeri İyilik Hali Ölçeği Türkçe formu, Genel Sağlık Anketi-12 ve Yaşam Tatmini Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin çevirisinde "çeviri-geri çeviri yöntemi" kullanılmıştır. 11 uzmanın görüşü alınarak Kapsam Geçerlik Oranı ve Kapsam Geçerlik İndeksi Lawshe tekniğine göre hesaplanmıştır. Ölçeğin geçerliliğini değerlendirmede; açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve benzer ölçek (yakınsak) geçerlilik analizi uygulanmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini değerlendirmede ise; madde-toplam puan korelasyonları, Cronbach alfa ve Guttman Split Half katsayıları ve test-tekrar test güvenilirlik katsayısı hesaplanmıştır. Ölçek toplam puanı ile ilişkili değişkenlerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Verilerin çoklu analizinde çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. BULGULAR: Ölçek çevirisinin tamamlanmasından sonra; ölçeğin Kapsam Geçerlilik İndeksi 0,66 hesaplanmıştır. Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı 0,926 ve Bartlett küresellik testi anlamlı (p<0,001) bulunmuştur. Açımlayıcı Faktör Analizi sonucunda ölçekteki 5 madde (1, 18, 19, 20 ve 23. Maddeler) birden fazla faktörde yer aldığı ve faktörlere verdiği yükler arasındaki fark 0,10'dan az olduğu için ölçekten çıkarılmıştır. Kalan 21 maddelik ölçeğin toplam varyansın %66,534'ünü açıklayan, öz değeri 1'in üstünde olan beş faktörlü bir yapı oluşturduğu görülmüştür. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonrası uyum indekslerinde anlamlı iyileşme sağlayan kovaryanslar oluşturulduğunda; uyum indekslerinin tamamının kabul edilebilir uyum değerleri içinde yer aldığı gözlenmiştir. Ölçeğin benzer ölçek geçerlilik analizinde; Genel Sağlık Anketi-12 ile negatif yönde yüksek düzeyde, Yaşam Tatmini Ölçeği ile pozitif yönde orta düzeyde anlamlı korelasyon gösterdiği saptanmıştır. Ölçeğin güvenirlik analizlerinde; test-tekrar test korelasyon katsayısı 0,911 olarak hesaplanmıştır. 21 maddelik ölçeğin Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0,929; Guttman Split-Half katsayısı 0,932 bulunmuştur. Ölçek toplam puanıyla ilişkili faktörler incelendiğinde; yaş, meslek, aylık gelir, psikolojik hizmet sağlayıcı olunmasından itibaren geçen süre, meslekte çalışılan toplam süre, çalışılan kurum ve haftalık çalışma saatinin psikolojik hizmet sağlayıcılarının işyeri iyilik haliyle ilişkili olduğu bulunmuştur. SONUÇ: Psikolojik Hizmet Sağlayıcıları İçin İşyeri İyilik Hali Ölçeği'nin 21 maddelik Türkçe versiyonu, uygulandığı popülasyonda geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İşyeri İyilik Hali, Psikolojik Hizmet Sağlayıcıları, Geçerlik, Güvenirlik, Ölçek, Psikolog, Psikiyatrist

Güvenilirlik ve geçerlilikPsikiyatristPsikolojik hizmetler+3
Zeynep Betül Sağlam
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısı yaptırmama nedenlerinin değerlendirilmesi: Nitel bir çalışma

Halk sağlığı müdahalelerinden biri olan bağışıklamanın önemi, pandemi döneminde daha da artmıştır. Bu çalışmanın amacı, pandemi ile mücadelede önemli bir yere sahip olan COVID-19 aşısını yaptırmayan sağlık çalışanlarının, aşı yaptırmama nedenlerini değerlendirmek ve tespit edilen nedenlere yönelik çözüm önerileri geliştirmektir. Bu tez çalışması niteliksel araştırma teknikleri kullanılarak yapılan, tanımlayıcı bir çalışmadır. Temmuz 2021 ile Ekim 2021 tarihleri arasında, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde çalışan sağlık personelleri ile gerçekleştirilmiştir. Maksimum çeşitlilik yöntemi ile seçilen 32 katılımcı ve 5 anahtar kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Çalışmamızda, sağlık çalışanlarının birçok farklı nedenle COVID-19 aşısı yaptırmamayı tercih ettiği belirlenmiştir. Aşılamaya karşı bu tereddütlerin ve aşılamadaki gecikmelerin nedenlerine yönelik 4 ana temaya ulaşılmıştır: COVID-19 aşısı ve aşılamasına bağlı sebepler, bireysel sebepler, bağlamsal sebepler ve aşı/aşılamayla ilgili genel konular. "COVID-19 aşısı ve aşılamasına bağlı sebepler" temasının altında aşı üretimi ile alakalı konular ve güvensizlik alt temaları ön plana çıkmaktadır. Aşı üretiminin hızlı olması, güvensizlik alt temasında da yan etkiler, etkili olmayacağını düşünme, yetersiz veri varlığına inanç en çok üzerinde durulan nedenler olmuştur. "Bireysel sebepler-Grup etkisi" temasının altında, risk algısı alt teması ön plandadır. COVID-19 geçirmek, sağlıklı olduğunu düşünmek en çok bildirilen nedenler olmuştur. "Bağlamsal sebepler" ana teması altında politikalar ve infodemi alt temaları ön plana çıkmaktadır. Sağlık sistemine olan güvensizlik ve komplo teorileri en çok üzerinde durulan nedenlerdir. "Aşı/aşılamayla ilgili genel konular" ana teması altında ise, genel olarak ilaç kullanma çekincesi ve doğal bağışıklık olması gerektiğine inanç en çok üzerinde durulan nedenler olmuştur. Özellikle pandemi döneminde ortaya çıkan belirsizliğin, infodemi ve güvensizliğin birbiri ile ilişkili olduğu görülmüştür. Belirsizliğin yanlış bilgilerin yayılmasını kolaylaştırdığı, bunun da güvensizliği tetiklediği görülmüştür. Aynı şekilde bilgi/farkındalığın risk algısı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Hastalığa karşı bilgi ve farkındalık arttıkça risk algısında artış olmaktadır. Bu sebeple toplumsal bilgilendirme çalışmaları arttırılmalı ve hekimlerin medya araçlarını daha etkin kullanmaları sağlanmalıdır.

Aşı tereddüdüAşılamaAşılar+3
Elif Nur Koçak
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kuyumculuk sektöründe çalışanlarda sağlık okuryazarlığı ve örgütsel vatandaşlık düzeyleri

GİRİŞ VE AMAÇ: İş sağlığı ve güvenliği ilkelerinin uygun şekilde yerine getirilebilmesinin önemli gerekliliklerinden biri, çalışanların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi ve yükseltilmesidir. İş yerlerinde ve kurumlarda, kişilerin gönüllü yaptıkları ve kuruma karşı aidiyet duygularını yansıtan davranışların bütününe örgütsel vatandaşlık davranışı ismi verilmektedir. Biz bu çalışmada, daha önce literatürde örneği bulunmayan, kuyumculuk sektörü çalışanlarında sağlık okuryazarlığı ve örgütsel vatandaşlık düzeylerini belirlemeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Gerekli izinler alındıktan sonra, tanımlayıcı ve kesitsel tasarımla yapılan çalışmamızın verileri, İstanbul Bahçelievler'de yer alan bir firmada çalışan 250 kişi ile gözlem altında yanıtlama tekniği ile toplanmıştır. Çeşitli nedenlerle 33 katılımcı çalışmadan dışlanmış ve 217 kişinin verileri analiz edilmiştir. Kişisel bilgi formu, 29 sorudan oluşan çalışanlar için sağlık okuryazarlığı ölçeği (ÇİSOYÖ) ve 24 sorudan oluşan örgütsel vatandaşlık ölçeği (ÖVÖ) ile veriler toplanmış ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı ve karşılaştırmalı analizlere ek olarak korelasyon analizleri de gerçekleştirilmiştir. Tüm analizler için SPSS paket programının İstanbul Üniversitesi'nden lisanslı 28.versiyonu kullanılmış, p değeri için anlamlılık sınırı 0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızda görüşülen 217 katılımcının ortalama yaşları 29.938,92 yıl, %80,6'sı erkek, %58,4'ü bekardır. Kuyumculuk sektöründe çalışanların %57,6'sının 'mükemmel iş sağlığı okuryazarlığı' düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Bütün katılımcılarımızın çalışanlar için sağlık okuryazarlığı ölçek puanları ortalaması da 122 puan olup, 'mükemmel iş sağlığı okuryazarlığı' düzeyindedir. Örgütsel vatandaşlık düzeyleri açısından ise, kuyumculuk sektöründe çalışanların örgütsel vatandaşlık ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 130 olarak belirlenmiştir. Maksimum 168 puan alınabilen bu ölçekte 130 puan, ortalamanın üstünde olarak değerlendirilmiştir. Ölçek alt boyutları değerlendirildiğinde; ÇİSOYÖ alt boyutlarının tamamından alınan puanların oldukça iyi düzeyde olduğu, ÖVÖ alt boyutlarından alınan puanların ise 'hoşgörülülük alt ölçeği' hariç tüm alt boyutlarda ortalamanın üstünde olduğu belirlenmiştir. Daha ileri yaş, erkek cinsiyet, evli olmak, daha ileri düzeyde eğitim durumu ve daha uzun çalışma süresi; iş sağlığı okuryazarlığını anlamlı düzeyde etkileyen faktörler olarak belirlenmiştir. Tüm bu faktörler örgütsel vatandaşlık düzeylerini de anlamlı oranda etkilemektedir. Ek olarak, işyerinde kas/iskelet sistemi ağrısı yaşıyor olmak gibi olumsuz durumlar, örgütsel vatandaşlık ölçeğinden ve özellikle 'hoşgörülülük' alt boyutundan alınan puanları negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca ÇİSOYÖ ve ÖVÖ toplam puanları ve alt boyut puanlarının tamamı arasında anlamlı ve pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sağlık okuryazarlığı düzeyi arttıkça örgütsel vatandaşlık davranışı da artmaktadır. SONUÇ: Çalışmamızda kuyumculuk sektöründe çalışanların 'mükemmel iş sağlığı okuryazarlığı' düzeyine ve ortalamanın üstünde örgütsel vatandaşlık davranışına sahip oldukları belirlenmiştir. Sağlık okuryazarlığı arttıkça, daha iyi uyulması beklenen iş sağlığı güvenliği uygulama ilkeleri ile birlikte örgütsel vatandaşlık düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir. Katılımcılar, işyerinde yaşadıkları olumsuz durumları yaptıkları işe atfedebilmektedir, bu da örgütsel vatandaşlık duygusuna olumsuz etki etmektedir. İSG ilkelerinin tüm çalışanlar için tüm işyerlerinde uygulanması ve denetlenmesi hem sağlık okuryazarlığı düzeylerini hem de örgütsel vatandaşlık düzeylerini arttıracak, tüm bunların sonucunda örgütlerin ve çalışanların performansı ve verimliliği artacaktır. ANAHTAR KELİMELER: İş sağlığı ve güvenliği, Kuyumculuk, Sağlık okuryazarlığı, Örgütsel Vatandaşlık

KuyumculukKuyumculuk işletmeleriSağlık okuryazarlığı+5
Servet Yüce
İstanbul University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi hastanesinde çalışan personelin Covid-19 korkusu ile ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkinin incelenmesi

Covid-19 pandemisi tüm dünyayı etkisi altına almış ve küresel çapta sosyal, psikolojik ve ekonomik problemlere sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı, pandemi hastanesinde çalışan personelin beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikleri saptamak ve Covid-19 korkusu ile Ortoreksiya Nervoza ilişkisini incelemektir. Bu kesitsel araştırma Kasım 2021- Nisan 2022 tarihleri arasında Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi'nde çalışan 258 personel ile yapılmıştır. Katılımcılardan altı bölümden oluşan bir anket formu doldurmaları istenmiştir. Verilerin analizinde SPSS 22,0 programı kullanılmıştır. Katılımcıların 141'i kadın, 117'si erkek olup yaş ortalaması 29,7 ± 8 yıldır. Katılımcıların %52,7'si Covid-19 tanısıyla ayaktan veya yatarak tedavi almıştır. Covid'19'a yakalanmaktan korkanların oranı %66,3 olarak bulunmuştur. Pandemi sürecinde katılımcıların %35,3'ünde sağlıklı beslenme davranışlarında artış gözlenmiştir. Katılımcıların Orto-11 ölçeği puan ortalaması 26,3 ± 5 olup ortorektik gruptakilerin oranı %27,5 olarak bulunmuştur. Covid-19'a yakalanmaktan korkanlar ile Ortoreksiya Nervoza arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,019). Covid-19 korkusu sebebiyle bireylerin yaşam tarzlarında oluşan değişiklikler beslenme alışkanlıklarına da yansımıştır. Pandeminin uzun dönem etkilerinin içerisinde değişen beslenme davranışları ve ortorektik eğilimlerin yıllar içerisindeki değişiminin incelenmesi Ortoreksiya nervozanın gelecekteki prevalansının değerlendirilmesi açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: Covid-19 korkusu, sağlık çalışanları, pandemi sürecinde beslenme, ortoreksiya nervoza, yeme bozuklukları

COVID 19KorkuKorona virüs enfeksiyonları+4
Fulya Türkmençalıkoğlu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç üretim tesisinde çalışan kişilerde sağlık okuryazarlığı ve yaratıcılık ilişkisinin incelenmesi

Günümüzde önemi giderek artan sağlık okuryazarlığı (SOY) kavramı; kişiye tıbbi bilgi sunulduğunda, kişinin bu bilgiyi kavrayabilmesi ve buna uygun davranabilmesi olarak ifade edilebilir. Bu çalışmada, hizmet sektörünün talep ve işlem hacmi açısından her geçen gün gelişmekte olan ilaç üretimi çalışanlarında sağlık okuryazarlığı ve yaratıcılık ilişkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmamızda, kadınların sağlık okuryazarlığı ortanca değerlerinin, erkek katılımcıların ortanca değerlerinden daha yüksek olduğu ve aradaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,01). Yaş dağılımına göre sağlık okuryazarlığı incelendiğinde, farklı yaş grubundaki katılımcıların SOY düzeylerinin farklı olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0.04). Çalışmada SOY düzeyi puanlarının eğitim seviyesi arttıkça orantılı olarak artığı gözlemlenmiştir. Araştırma grubunun amaç yönelim, içsel motivasyon ve kendine güven yaratıcılık ölçeklerinde kadın katılımcıların ortanca değerlerinin erkek katılımcılara göre daha yüksek olduğu aradaki farkın sırasıyla istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir (p=0.03) (p<0,001) ve (p=0.02). Katılımcıların çocuk sayısına göre, yaratıcılık özellikleri, amaç yönelim, kendine güven ve içsel motivasyon ölçeğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği görülmüştür (p=0.02, p=0.02 ve p=0,005). Çalışmamızda eğitim durumu ve sektörde çalışma süresi artıkça yaratıcılık alt ölçeği kendine güven, amaç yönelim arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlılık vardır (p<0,001 p<0,001). Yaratıcılık alt ölçeğinde ankete katılan çalışanlar sağlıklarını mükemmel değerlendirmekte, yaratıcılık alt ölçeği düzeyi bakımından risk alma ölçeği arasında farkın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu görülmektedir (p=0.01). Çalışan motivasyonunun işletmenin performansında iyileşmelere yansımalarını sağlayabilmek için, yenilikçi olmanın işletmeler açısından önemli olduğu, sağlık okuryazarlığı ve yaratıcılık kavramının sürekli göz önünde bulundurulması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Sağlık hizmetleriSağlık okuryazarlığıYaratıcılık+4
Hatice Gamze Pınarbaşı Albeniz
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da bir tıp fakültesi öğrencilerinin beslenme bilgi düzeylerinin ve yaşam kalitelerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Üniversite öğrencilerinde değişen ortam şartlarına bağlı olarak öğün atlama, yetersiz ve dengesiz beslenme, hazır gıda tüketiminin artması gibi yaşam kalitesini etkileyecek beslenme problemleri görülmektedir. Bu araştırmada öğrencilerin yaşam kalitesi, beslenme durumu ve beslenme bilgi düzeylerinin araştırılması ve beslenme bilgi düzeyinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisini saptamak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. ve 5. sınıflarda öğrenim gören 226 öğrenci ile yapılan bir çalışma olup, tanımlayıcı-kesitsel niteliktedir. Öğrencilere demografik özelliklerin yer aldığı sorular, Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36 Kısa Form) ve YETBİD (Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği) uygulanmıştır. Veriler SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Verileri değerlendirmek için ki kare testi, post hoc testi, t testi, Anova (One Way), Mann Whitney U ve Spearman Korelasyonu kullanılmıştır. İstatiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Öğrenciler 17-32 yaş aralığında olup, %60,6'sı kadın ve %39,4'ü erkeklerden oluşmaktadır. 1. sınıfa giden öğrencilerin oranı %56,2 ve 5. sınıf öğrencilerinin oranı %43,8'dir. Spor yapanların oranı %38,9, sigara kullanmayanların oranı %85,8 ve alkol kullanmayanların oranı %73,9'dur. Öğrencilerden öğün atlayanların oranı %63,8'dir. Araştırmamıza katılan öğrencilerin yaşam kalitesi bileşenlerinden fiziksel göstergeler ortalaması 77,42±15,65 ve mental göstergeler ortalaması 49,13±20 olarak belirlenmiştir. Cinsiyete göre yaşam kalitesi incelendiğinde fiziksel ve mental göstergeler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Erkek öğrencilerin fiziksel ve mental göstergeler puan ortalamasının kadın öğrencilerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmamıza katılan öğrencilerin temel beslenme bilgi düzeyi ortalaması 61,66±6,20 iken, besin tercihi bilgi düzeyi ortalaması 40,27±4,80 olarak belirlenmiştir. Cinsiyete göre beslenme bilgi düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilememiştir (p>0,05). Katılımcıların fiziksel ve mental gösterge puanlarının korelasyonuna bakıldığında temel beslenme ve besin tercihi puanı arasında pozitif bir korelasyon vardır. Sonuçlar: Bireylerin beslenme bilgi düzeylerinin artırılmasının yaşam kalitesi üzerinde etkisi vardır. Bireylere erken yaştan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılarak, sağlıklı beslenen ve sağlıklı yaşam biçimi gelişen nesiller yetiştirilir. Bireylerin yaşam kalitesi ve beslenme bilgi düzeyleri ile ilgili daha geniş kapsamlı araştırmaların yapılması literatüre ve konuyla ilgili uygulamalara katkı sağlayacaktır.

BeslenmeBeslenme bilgisiYaşam kalitesi+3
Büşra Gültekin
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya ilindeki 2021-2022 yıllarına ait ölüm nedenlerinin değerlendirilmesi

Araştırmada 2021 ve 2022 yılında Antalya ilinde meydana gelen ölümler ve ölümlerin nedenleri incelenmiştir. Araştırmanın tipi tanımlayıcıdır. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü Ölüm Bildirim Sistemi (ÖBS)'nde bulunan ölüm kayıtları araştırmanın verilerini oluşturmaktadır. Uluslararası kullanılan kurallar uygulanarak ölüm kayıtlarının altta yatan ölüm nedenleri bulunmuş ve ICD-10 koduna göre sınıflandırılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri yaş, cinsiyet, uyruk, medeni durum, eğitim durumu, meslek, MERNİS il-ilçe, Ölüm tarihi, ölüm yeri, ölüm şekli, ölüm nedenleri, adli inceleme sonucu, ölü doğum, bebek doğum saati-dakikası, anne ölümü olma durumudur. Veri analizi SPSS 23.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı bulgular sunulurken kategorik değişkenler için sayı ve yüzde, sürekli değişkenler için ortalama, standart sapma, medyan değeri kullanılmıştır. Grup karşılaştırmaları Ki-kare testi, Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney-u testi ile yapılmıştır. Ölüm hızı trendi Joinpoint Regresyon Analizi ile yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Antalya ilinde 2021 yılında 16.389, 2022 yılında 15.902 olmak üzere toplam 32.291 ölüm meydana gelmiştir. Ölüm sayısı 2022 yılında önceki yıla göre %3 azalma olmuştur. Ölümler 2022 yılında 2021 yılı ile karşılaştırıldığında 18 yaş altında ve 75 yaş üstünde ölme, bekar ya da boşanmış olma, adli bir olay sonucu ölme sıklığı artarken ikametin Antalya ilinde bulaşıcı hastalık nedeniyle ölme ve ikametinin Antalya'da olma sıklığında azalma olduğu bulunmuştur. 2022 yılında yaşa özel ölüm hızı 18 yaş altında ve 65 yaş ve üstünde olanlarda artmış; cinsiyete özel ölüm hızı ise her iki cinsiyette de azalmıştır. Ölüm nedenleri 2021 yılında sıklıklarına göre dolaşım sistemi hastalıkları, COVID-19, iyi ve kötü huylu tümörler, solunum sistemi hastalıklar; 2022 yılında ise dolaşım sistemi hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, iyi ve kötü huylu tümörler şeklinde sıralanmıştır. 2022 yılında dolaşım ve solunum sitemi hastalıklarına bağlı ölüm hızı artarken iyi ve kötü huylu tümör nedenli ölüm hızı önceki yılla aynı kalmış COVID-19 nedenli ölüm hızının azaldığı bulunmuştur. 2021 yılında en çok ölüm Ağustos ayında ve yaz mevsiminde; 2022 yılında Ocak ayında ve kış mevsiminde gerçekleşmiştir. DBYS 2022 yılında önceki yıla göre 0,5 yıl artmıştır. Ölüm belgesi doldurulurken meslek, eğitim değişkenlerinde eksik veri bulunmaktadır. ICD kodu kullanım sıklığı 2022 yılında azalmıştır. Anne ölüm oranı 2022 yılında önceki yıla göre azalsa da her iki yılda da yüksek bulunmuştur. Hem bebek ölüm hızı hem de 5 yaş altı ölüm hızı 2022 yılında artmıştır. Ölüm belgesini dolduracak hekimler, formu nasıl dolduracakları konusunda eğitilmelidir. Formda herhangi bir eksik veri bulunması halinde kontrolör hekimlerce geri bildirim verilmelidir. Altta yatan ölüm nedenlerinin belirlenmesi konusunda teknolojik imkanlardan faydalanılarak otomatize hale getirilebilir. İl Sağlık Müdürlükleri'nin hem kendi illerinde hem başka yerlerde ikamet edenlerin ölüm ve nüfus bilgilerine ulaşabilmesi sağlanmalıdır.

Gamze Akın Özkara
Akdeniz University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık okuryazarlığı düzeyi ile COVİD-19 aşısına yönelik tutum arasındaki ilişkinin araştırılması: Bir vaka kontrol çalışması

COVID-19 pandemisi ile mücadelede aşı tereddütünün yüksek olması, ciddi bir halk sağlığı sorunu teşkil etmektedir. İnsanların aşılar hakkında doğru bilgiye ulaşması için daha fazla çaba gösterilmesi gerekliliğinin yanı sıra, kişilerin bu bilgiyi anlaması, yorumlaması ve kullanması için yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip olması gerektiği unutulmamalıdır. Çalışmamızda; COVID-19 aşısı olan ve olmayan kişilerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri arasındaki farkın değerlendirilip, COVID-19 aşısına olan tutum ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Vaka-kontrol çalışması olarak tasarlanan bu araştırma, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde yürütülmüştür. Toplamda 368 katılımcı ile gerçekleştirilen çalışmamızın vaka grubu COVID-19 Aşı Polikliniği'ne COVID-19 aşısı olmak için başvuran 18 yaş ve üzeri, sağlık çalışanı olmayan 184 kişiden ve kontrol grubu ise İç Hastalıkları polikliniklerine başvuran 18 yaş ve üzeri, sağlık çalışanı olmayan 184 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verileri, üç farklı bölümden oluşan ve Okyay ve ark. tarafından geliştirilen TSOY-32'yi içeren veri toplama formu aracılığıyla elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, iki grup arası karşılaştırmalarda Ki-Kare ve Mann- Whitney U testleri, ikiden fazla gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal-Wallis testi ve sürekli verilerin korelasyon analizlerinde Spearman testi kullanılmıştır. Araştırmamıza katılan kişilerin yaş ortalaması±standart sapması 36,51±12,77 olup %57,6'sı kadınlardan ve % 33,9'u lise mezunlarından oluşturmaktadır. TSOY- 32'nin toplam güvenirlik değerinin 0,905 olduğu ve ölçeğin tüm alt boyutlarının kendi aralarında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Çalışmamızda SOY kategorilerine göre aşı olanlar ile aşı olmayanlar arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Araştırmamızda evlilerin bekarlara göre, lise altı öğrenim görenlerin lise ve üstü öğrenim görenlere göre ve ev hanımlarının çalışanlara göre daha az aşı olmayı tercih ettiği görülmektedir. Aşılara duyulan güvenin sürdürülmesi ve daha da artması için aşılarla ilgili iletişim programları yürütülmeli, siyasi ve sağlık otoriteleri ortak politika izlemelidir.

Aşı reddiAşı tereddüdüAşılama+6
Burak Emel
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İstanbul'da birinci basamak sağlık çalışanlarının kadına yönelik yakın partner şiddeti konusunda tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi

AMAÇ: Kadına yönelik yakın partner şiddeti, geçmişten günümüze temel insan hakları ihlali olan sosyal bir olgu olmakla birlikte; gün geçtikçe artan bir halk sağlığı sorunudur. Birinci basamak sağlık çalışanları kadına yönelik yakın partner şiddeti yönetiminde çok önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada, İstanbul'da hizmet veren aile hekimleri ve diğer sağlık personelinin kadına yönelik yakın partner şiddeti konusundaki tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma araştırma yöntemiyle tasarlanan bu tanımlayıcı araştırma İstanbul ilinde birinci basamak sağlık hizmeti sunan Aile Sağlığı Merkezleri (ASM)'nde Şubat 2022- Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmamızın nicel bileşenine 344, nitel bileşenine 8 birinci basamak sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Araştırmamızın nicel bileşeninin verileri Google form üzerinden oluşturulmuş olan online bir anketle elde edilmiştir. Uygulanan online anketin birinci bölümünde sosyodemografik özelliklere ait sorular, ikinci bölümünde ise 1998 yılında geliştirilmiş olan ve 2007 yılında Gutmanis ve ark. tarafından güncellenmiş olan ve 2011 yılında ise Gezgin ve ark. tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış olan "Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği (SÇKŞTÖ)" yer almaktadır. Nitel bileşenin verilerine ulaşılmasında kullanılan yarı yapılandırılmış görüşme soruları ayrıntılı literatür taraması sonrası oluşturulmuştur. Nicel bileşenin verilerinin analizinde tanımlayıcı istatistikler, gruplar arası karşılaştırmalarda MWU ve Kruskal-Wallis testleri ve sürekli verilerin ilişkisinin incelenmesinde Spearmen Korelasyon analizi kullanılmıştır. Nitel bileşenin veri analizinde Google Döküman ve Microsoft Office Word programları kullanılmıştır. BULGULAR: Nicel bileşene dahil olan katılımcıların yaş ortalaması 35,4±8,1 olarak tespit edilmiştir. 344 katılımcının 200 (%58,1)'ünü hekimler oluştururken; kadına yönelik yakın partner şiddet olgusu ile karşılaşan 224 (%65,1) katılımcı olduğu saptanmıştır. Araştırmamızda evli olanların bekarlara göre hem mezuniyet öncesi hem mezuniyet sonrası dönemde kadına yönelik yakın partner şiddeti konusunda eğitim almış katılımcıların sadece bir dönemde eğitim almış veya hiç eğitim almamış katılımcılara göre SÇKŞTÖ puan ortalamalarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Sırasıyla 106,52±11,54, 105,04±8,41, 103,46±8,24). Araştırmamızda meslek yaşamında tespit ettikleri kadına yönelik yakın partner şiddetini polise bildiren 83 (%24,1) katılımcı olduğu tespit edilirken; Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'ne bildiren 29 (%8,4) katılımcı olduğu tespit edilmiştir. Meslekte çalışma yılı ile son bir yılda tespit edilen vaka sayısı; Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'ne bildirim sayısı ile polise bildirim sayısı arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir korelasyon olduğu saptanmıştır (Sırasıyla r=0,256, p<0,001; r=0,56, p=0,024). Nitel bileşen için yapılan derinlemesine görüşmelere göre kadına yönelik yakın partner şiddeti olgularının sağlık çalışanlarınca tespitinin ve gerekli kurum ve kuruluşlara bildirilmesinin önünde bazı engellerin ön plana çıktığı tespit edilmiştir. Bu engeller; sağlık çalışanlarının bu konudaki eğitiminin yetersiz kalması, ASM'lerdeki hasta yoğunluğu nedeniyle bu konuya ayrılabilecek sürenin kısıtlı olması nedeniyle olguların gözden kaçması, kendilerinin ve şiddet mağdurlarının güvenliğinden endişe duymaları, şiddet mağdurlarının psikolojik, sosyal veya ekonomik sebeplerden şiddet durumunu gizleme isteği olarak sıralanabilir. SONUÇ: Kadına yönelik yakın partner şiddetinin tespiti ve bildiriminin arttırılması için bu konuda sağlık çalışanlarına yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi ve sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının düzenlenmesine önem verilmelidir. Kadına yönelik yakın partner şiddeti durumunun önüne geçilmesi için siyasi otoriteler ve sağlık otoriteleri ortak politika yürütmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Kadın, Şiddet, Sağlık Çalışanı, Tutum

Birinci basamak sağlık hizmetleriKadına yönelik şiddetSağlık personeli+3
Esra Karaca Ünyıldız
İstanbul University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul'da bir aile sağlığı merkezine başvuran kişilerin geleneksel ve tamamlayıcı tıbba yaklaşımlarının araştırılması

Çalışmada, kişilerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamalarına yaklaşımlarında, sosyodemografik özelliklerinin, sağlık durumlarının etkisinin, bilgi düzeylerinin, bilgiyi temin ettikleri kaynakların araştırılması, uygulamalar sonrası görüşlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İslambey Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 400 katılımcıya anket uygulanmıştır. Veriler değerlendirilirken SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 21,0 programı kullanılmıştır. Değişkenlerin karşılaştırmalarında Tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis testi, Pearson ki-kare testi, Spearman korelasyon, Lojistik regresyon analizi yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık %95 Güven düzeyinde, p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışmaya göre en bilinen GETAT yöntemi masajdır (%90), en az bilineni osteopatidir (%4,5). Katılımcıların %59,5'i GETAT'ın yararlı olduğunu düşünmektedir, %51,3'ü GETAT kullandığını belirtmiştir. Aile büyükleri-akrabalar GETAT'a başlamakta en büyük etkendir (%51,2). Kadınların ve kronik hastalığı olanların GETAT'a başvurularının daha çok olduğu görülmüştür, yaş ilerledikçe GETAT kullanım oranı artmaktadır. Toplumun GETAT'a temkinli olmakla birlikte sıcak baktığı görülmektedir. Dolayısıyla hastaların yöntemlerin zararı, yan etkileri konusunda bilinçlenmesi sağlıklarını yönetmeleri açısından önem kazanmaktadır. Sağlık çalışanlarının bu konuda yetkinlik kazanmaları, bilgilerini yenilemeleri ve medyanın yönlendirmelerinin denetlenmesi de halk sağlığı açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Geleneksel tıp, tamamlayıcı tıp, alternatif tıp, halk sağlığı

Aile sağlığı merkeziHalk sağlığıHastalar+3
Arzu Zorlu Özoğul
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Okullarda sağlık risklerinin yönetimi programı; operasyonel epidemiyoloji ile eyüpsultan modeli

Bu çalışmada Eyüpsultan ilçesinde okul sağlığı hizmetlerinin yürütülmesinde yaşanan aksaklıkları tespit etmek ve gidermek, çocukların sağlıklı bir ortamda yetişmeleri için okul sağlığı çalışanlarının aktif rol almasını sağlayacak bir model ile okul sağlığı programının işlerliğini arttırmak ve okul sağlığı riskleriyle mücadele edilebilir bir ortam oluşturmak amaçlanmıştır. Operasyonel epidemiyoloji yönteminin kullanıldığı bu çalışmada, Okullarda Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Programına (OSKGP) ilçede yer alan okulların yeterince uyum sağlayamaması ve sağlık risklerinin yönetimindeki eksiklikleri sebebiyle ilçede krizlerin ortaya çıkması sorun olarak belirlenmiştir. İlçeye özgü "Okullarda Sağlık Risklerinin Yönetimi Programı" hazırlanmış ve ihtiyaç tespit adımı için kesitsel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada ihtiyaç tespiti için retrospektif olarak ilçede yer alan 191 okulun OSKGP yıl sonu değerlendirme formları incelenmiş, 21.10.2019-21.11.2019 tarihleri arasında yürütülen kesitsel çalışmayla ilçedeki 554 okul çalışanı ve 146 ASM çalışanına ulaşılmış, ilçede okul sağlığı çalışmalarının yürütücüleri olan 10 kişi ile nitel araştırma yöntemi olan yarı yapılandırılmış odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında okullarda en sık rastlanan sağlık riskleri tespit edilmiştir. Bu risklere yönelik eğitim modülleri geliştirilmiş ve "Okul Sağlığı Yönetim Ekipleri"nde yer alan okul çalışanlarına uygulanmıştır. Bu müdahale çalışması sonrası etki analizleri yapılmıştır. Eğitim modülleriyle ilgili ön test ve son test not ortalamaları arasında anlamlı fark olup olmadığına Wilcoxon testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal- Wallis testi ile, her bir sorunun doğru-yanlış yapılma oranlarına da McNemar testi ile bakılmış ve %95 güven düzeyinde, p<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Müdahale sonrası okulların OSKGP'ye uyumuna da McNemar testi ile bakılmış, anlamlı artışın olduğu görülmüştür. OSKGP kapsamında tüm bileşenleri yerine getiren okul oranı %5,29'dan %65,17'ye çıkmıştır ve geliştirilen program etkili bulunmuştur. Hazırlanan "Okullarda Sağlık Risklerinin Yönetimi Programı"nın okul sağlığı yönetim ekiplerine uygulanmasının yararlı olacağı değerlendirilmiş, İlçe Okul Sağlığı Kurulu ve İlçe Hıfzıssıhha Meclis kararları ile oluşturulan program yürürlükte olan OSKGP'ye entegre edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Okul sağlığı, okul sağlığı programı, operasyonel araştırma, sağlık eğitimi, okul sağlığı riskleri.

Okullar-halk sağlığıRisk faktörleriRisk yönetimi+1
Muhammed Atak
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

HPV aşısının ulusal aşı programına eklenmesi açısından maliyet-etkililiğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de Human Papilloma Virus aşılamasının Genişletilmiş Bağışıklama Programına dahil edilerek ulusal aşı programına eklenmesinin maliyet-etkililik analizinin yapılmasıdır. Araştırmada Microsoft Excel tabanlı geliştirilen PRIME modeli kullanılmıştır. 12 yaşına gelmiş kız çocuklarının iki valanlı veya dört valanlı ve dokuz valanlı aşılarla aşılanma modellemesi ile iki ana senaryo (Senaryo-1 ve Senaryo-2) planlanmıştır. Senaryolar SGK ve toplumsal bakış açıları çerçevesinden ayrı ayrı ele alınmıştır. Her senaryonun da birim maliyete karşılık gelen sağlık çıktıları kurtarılan DALY cinsinden karşılaştırılmıştır. Senaryo-1 için ICER 2.231 $ bulunmuşken; senaryo-2 için 2.342 $ tespit edilmiştir. DSÖ kriterlerine göre her iki müdahale de "çok maliyet-etkili" olarak nitelendirilebilmektedir. Senaryoların ICER'i 2.592 $ olarak hesap edilmiştir. Duyarlılık analizinde ICER'i en çok etkileyen faktör indirgenme (iskonto) oranı olarak tespit edilmiştir. İkinci faktör olarak Aşı Etkinliği ve Alt tiplerin Servikal Kanser Oranı, üçüncü olarak aşı fiyatı gösterilebilmektedir. SGK'ya yıllık maliyeti senaryo-1 için 15.667.533 $, senaryo-2 için 23.583.760 $ olacaktır. Senaryo-1 için 54 $'a kadar olan aşı fiyatları için müdahale çok maliyet-etkilidir. 167 $'ın üzerindeki fiyatlar ise maliyet-etkili bulunmamaktadır. Senaryo-2 için 78 $'a kadar olan aşı fiyatları için müdahale çok maliyet-etkilidir. 242 $'ın üzerindeki fiyatlar ise maliyet-etkili bulunmamaktadır. Maliyet-etkililiğin en temel sebebi ölümlerin engellenmesi ile kazanılan yaşam yılıdır. DSÖ tarafından onaylanmış ve birçok ülkenin verileriyle çalışılmış bir model kullanıldığından ülkeler arası karşılaştırılabilir çıktılar oluşmuştur. Karar alınırken söz konusu insan sağlığının önemi ve müdahalenin bireye ve topluma faydalarından bağımsız hareket edilmemeli, bütüncül bakış sağlanarak müdahalelere karar verilmelidir.

AşılamaAşılarGenital neoplazmlar-kadın+5
Çağrı Emin Şahin
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bingöl' de birinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuranlarda algılanan hizmet kalitesini etkileyen faktörler

Birinci basamak sağlık hizmetleri, hastalıkların önlenmesi, sağlığın korunması ve geliştirilmesi amacıyla organize edilmiş, bireylerin sağlık ihtiyaçları için ilk başvurdukları yaygın ve erişilebilir nitelikteki koruyucu ve tedavi edici hizmetlerdir. Bu hizmetlerin etkili, verimli ve tercih edilir olması önemlidir. Bu nedenle birinci basamak sağlık hizmetlerinde, hizmet kalitesinin ölçülmesi ve hizmet kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi gerekmektedir. Kesitsel tipteki bu çalışma ile Bingöl Merkez Toplum Sağlığı Merkezine bağlı KETEM ve Verem Savaş Dispanseri birimlerine başvuranlarda algılanan hizmet kalitesinin Servqual yöntemiyle ölçülmesi ve bireyin sağlık durumunu etkileyen sağlık algısı ile kişilik özellikleri faktörlerinin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 460 kişi dahil edilmiştir. Araştırmada, Sağlık Algısı Ölçeği ortanca değeri 44 tespit edilmiştir. Eysenck Kişilik Anketi- Gözden Geçirilmiş Kısaltılmış Formu alt boyutlarında ortanca değerler sırasıyla; "dışa dönüklük"; 4, "nörotizm"; 2, "psikotizm"; 2,65 ve "yalan"; 5 tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, hizmet kalitesinde en yüksek beklenti "güven" alt boyutunda, en düşük beklenti ise "fiziksel özellikler" alt boyutunda, en yüksek algı "güven" alt boyutunda ve en düşük algı yine "fiziksek özellikler" alt boyutunda görülmüştür. Algılanan hizmet kalitesine ilişkin Servqual Skoru (-0,02) negatif (-) tespit edilmiştir. Araştırma grubunda Servqual skorlarını; cinsiyet, medeni durum, sağlık güvencesi ve eğitim düzeyi faktörleri etkilemektedir. Algılanan hizmet kalitesini tahmin etmek için kurulan lojistik regresyon analizinde; Sağlık Algısı Ölçeği "kontrol merkezi" (OR: 1,11) ve "sağlığın önemi" (OR: 1,16) alt faktörlerinin modele anlamlı katkı yaptıkları görülmüştür.

BingölBirinci basamak sağlık hizmetleriHasta başvurusu+4
Mehmet Sait Değer
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Özel öğretim kurumlarında akademik başarı ve yaşın mesleki ilgi ve değerler üzerindeki etkisi

Kişilerin hayat başarısı ve mutlulukları kendisine uygun bir meslek seçimi ile yakından ilişkilidir. Kişinin kuracağı yaşam stili ve toplumla kuracağı ilişki biçimi, topumda kendisini konumlandırması büyük ölçüde bu kararla ilişkili durmaktadır. Ortaöğretim kurumlarının temel amaçlarından birisi de bireyin ilgi, yetenek ve değerleri doğrultusunda potansiyeline uygun bir mesleğe hazırlamak ve toplumda verimli olmasını sağlamaktır. Yüksek öğretim programına hazırlamanın bir anlamı da kişiyi mesleğe hazırlamaktır. Dolayısı ile bireyler önemli bir karar verme durumu ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Kişilerin bu karar sürecine hazırlanmaları kendilerini ve meslekleri tanımasını toplumdaki işlev ve yerini statüsünü bilmelerini gerektirmektedir ve bu durumda mesleki rehberlik ve psikolojik hizmetleri gerektiren bir durumdur. Mesleki gelişim ve bu seçimin belirginleşmesi ve kişiler açısından sağlıklı karar verebilmeleri bir aşamayı izlemekte ve bu aşama da kişilik gelişimi ile alakalı olup benzer bir gelişim sürecini takip etmektedir. Yanlış verilen mesleki kararlar sonucunda bir kısım bireyler bölüm değiştirmekte, okulu bırakmakta veya mezun olduktan sonra mesleği dışında işler yapmaktadır ki bu durum ülke ekonomisi içinde bir kayıptır. Bu araştırma ile mesleki rehberlik faaliyetlerine ve meslek seçim sürecine, bu süreçte verilen destek hizmetlerinin organizesine katkıda bulunmak amacı ile FMV Özel Ayazağa Işık Lisesinde hazırlık, 9.sınıf, 10.sınıf ve 11. sınıflardan oluşan 300 kişiye KDE ( Kendini Değerlendirme Envanteri) uygulanmış ve sonuçları SPSS programı ile değerlendirilmiştir. Yetenek, ilgi ve değer puanları öğrencilerin yılsonu akademik başarıları, cinsiyetleri ve bulundukları yaş düzeyi ile ilişkilendirilerek anlamlılık düzeylerine ve ilişkisine bakılmıştır. Elde edilen sonuçlarda cinsiyetin mesleki ilgi, değer ve yeteneklerin gelişiminde ve karar süreçlerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Akademik başarı da belli düzeyde yetenek, ilgi ve değerlerde bir etkiye sahip iken bulundukları yaş düzeyinin bu süreçte bir etkisinin olmadığı, yaş düzeyleri arasında bu yönde anlamlı bir farklılık yaratmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Akademik başarıEğitim kurumlarıMeslek seçimi+5
Ali Rıza Erdoğan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Karabük ilindeki ortaöğretim öğrencilerinin obezojenik çevre yönünden değerlendirilmesi

Obezite uzun sürede alınan ve tüketilen enerji miktarındaki dengesizlik sonucu ortaya çıkan çok faktörlü bir hastalıktır. Son yıllarda dünya çapındaki çocukluk çağı obezite oranındaki artış göz önünde bulundurulduğunda bu konu halk sağlığı açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu araştırmada Karabük ve Safranbolu bölgesindeki ortaokullarda öğrenim gören öğrenciler arasında VKİ düzeyleri ile ilişkili olan çevresel, bireysel ve davranışsal faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, öğrencilerin sosyo-demografik, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları hakkında bilgi sağlayan öğrenci anket formu, okulların fiziki durumunu ve okul kantinlerini değerlendirmek için de okul bilgi formu uygulanmıştır. Öğrencilerin evleri ve okulları etrafında bulunan obezojenik çevreleri incelenmiştir. Bu amaçla coğrafi konumların birbirine olan mesafeleri kuşbakışı ve yürüme ağı olarak ayrı ayrı hesaplanmıştır. Söz konusu elde edilen mesafe verileri kullanılarak obezojenik mekanların sayısı bulunmuştur. Diğer bir yönden de eve ve okula en yakın obezojenik mekân uzaklığı hesaplanmıştır. Çalışmadaki öğrencilerde zayıf/normal %63(Kız: %66,3, Erkek: %58,3), fazla kilolu oranı %24 (Kız: %24, Erkek: %24,3) ve obezite oranı ise %13 (Kız: %9,7, Erkek:%17,5) saptanmıştır. Öğrencilerin cinsiyet, yaş, ailede obez olma durumu, TV izleme ve fiziksel aktivite süresi, kantin alışveriş sıklığı, öğle yemeği yedikleri mekân dağılımı ve tükettikleri yiyecek türleri ile VKİ dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışmada öğrencilerin ikamet ettikleri adreslere ve okula yakın parkların varlığının, obezite üzerinde önemli derecede azaltıcı etmen olduğu sonucuna varılmıştır. Yaptığımız bu çalışmada fazla kilolu ile obezite oranının örnek grubu içinde yüksek olduğu görülmektedir. Bu nedenle birinci basamak sağlık hizmetleri obezitenin önlemesi için etkin stratejiler ve politikalar geliştirerek acil müdahale ve girişimlerde bulunmalıdır. Okul, öğrencilerde sağlıklı yaşam davranışlarını desteklemek için iyi bir ortam olduğundan dolayı halk sağlıkçılar, okul temelli sağlığı geliştirme programları ve stratejiler geliştirmelidir. Çalışmalarda obezitenin çevresel etkilerini göz önünde bulundurarak öğrencilerin okullarının konumu seçilirken yürüme mesafesinde bulunan yeşil alanlara yakın olanların seçilmesine dikkat edilmelidir.

Bilgi sistemleriHalk sağlığıKarabük+4
Elnaz Karamelikli
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İstanbul'daki aile sağlığı merkezlerinde iş yükünün coğrafi bilgi sistemleri ile haritalanması ve yoğunluk endeksi geliştirilmesi

Ülkelerde hızla gerçekleşen sosyal ve ekonomik değişimler toplumun sağlık ihtiyacını ve talebini de dönüştürmektedir. Yeni sağlık ihtiyaçları sağlık hizmet talebini de artırmaktadır. Artık çağdaş halk sağlığı anlayışı topluma temel sağlık hizmetlerinin (TSH) sunumuyla sağlığın korunması ve geliştirilmesi yönündedir. Bu yüksek hacimli sunum ise iyi organize edilmiş sağlık insan gücüyle (SİG) mümkündür. Sağlıkta arz ve talep dengesizliği günümüzde küresel bir sorundur. SİG konusunda kapasite geliştirilmesi Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden biridir. Türkiye'de TSH aile hekimleri tarafından sunulmaktadır. Bu sebeple TSH sunumunda SİG planlamaları, sağlık sistemi için hayati önemdedir. Türkiye'de SİG sağlık planlamalarının her zaman merkezinde yer almıştır. Günümüze dek yapılan planlamalara göre belirli sayıda nüfusa belirli kaynak tayin edilmektedir. Ancak günümüzde eşit sayıda nüfus eşit hizmet yükü oluşturmamaktadır. Toplumdaki sosyal tabakalaşma, sağlık hizmet talebine de yansımakta, farklı SES düzeylerine sahip bölgelerde farklı düzeyde talep oluşmaktadır. Bu durumda farklı bölgelerdeki birim nüfusun hizmet talebi öngörülerek planlama yapılması SİG'in verimli kullanımı için önemlidir. Bu çalışmada İstanbul'daki aile hekimleri arasında heterojen dağılan iş yükünün homojen dağılmasını sağlamak için bir insan kaynağı planlama aracı geliştirmek amaçlanmıştır. Bu araç sayesinde ağır veya hafif iş yükü altında çalışan bir AHB'nin kayıtlı nüfus sayısını orantılı olarak azaltmak veya artırmak mümkün hale gelmektedir. Ayrıca, henüz AHB açılmamış bir bölgede beklenen iş yükü de tahmin edilebilmekte, bölgedeki istihdam ihtiyacı hesaplanabilmektedir. Çalışmada İstanbul'daki 4.041 aile hekimliği biriminin 2017 yılına ait hizmet istatistikleri ve İstanbul mahallelerine ait sosyodemografik değişkenler analiz edilmiştir. AHB'lerin iş yüklerini hesaplamak için bir puanlama sistemi oluşturulmuş, işyükü coğrafi dağılımı analiz edilmiş ve farklı özelliklere sahip bölgelerin hizmet talebini öngörecek AiHekim Endeksi geliştirilmiştir. İstanbul'da 2017 yılında 4.041 AHB, 985 ASM ve 958 mahalle bulunmaktadır. AHB başına düşen ortalama kayıtlı nüfus 3.634 (SD:915), ortalama yıllık toplam poliklinik sayısı 8.411'dir (SD:3.519). Kayıtlı nüfusu 4.000 ve üzerinde olan AHB sayısı (n=1.227) tüm AHB'lerin %31,96'sıdır. Herhangi bir anda bir AHB'de aktif izlem sürecinde olan ortalama gebe sayısı 30,18 (SD:13,22), lohusa sayısı 9,21 (SD:4,28), bebek sayısı 54,93 (SD:23,27), çocuk sayısı 253,21 (SD:94,82)'dir. Ortalama aşı sayısı ise 973,16 (SD:401,61)'dır. Aile hekimi ortalama iş yükü 100 kabul edildiğinde İstanbul'daki AHB'lerde iş yükü 28 – 241 puan aralığında normal dağılmaktadır. AHB'ler iş yüklerine göre 3 gruba ayrılmıştır: A grubu az yoğun (n=552), B grubu orta yoğun (n=2.504), C grubu çok yoğun (n=528). AiHekim Endeksi ile bir bölgedeki iş yükü bölgeye ait 3 değişkenle (yaş, eğitim, hanehalkı büyüklüğü) %63,4 doğrulukla öngörülebilmekte, aile hekimi kayıtlı nüfusları iş yüküne göre optimize edilebilmektedir. SİG kapasitesi geliştirmek için sadece niceliğin artırılmasına odaklanmak yetersizdir. Var olan kapasitenin verimli kullanılması için SİG israfını önlemek, arz ve talebin optimum noktada buluşmasını sağlamak gerekmektedir. AiHekim Endeksi, aile hekimliği SİG planlamalarında karar vericiler için stratejik bir araçtır. Bu araç, birinci basamaktaki SİG planlamalarını bir üst boyuta taşıma fırsatı sunmaktadır.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziCoğrafi bilgi sistemleri+7
Abdullah Uçar
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversitedeki güvenlik görevlileri ile bir işyerindeki işçilerin beslenme tutumlarının karşılaştırılması

Bu araştırma, Bolu'da bir kereste fabrikasında çalışan işçilerle Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi güvenlik görevlilerinin beslenme tutumlarını karşılaştırmak amacıyla Bolu'da 194 kişinin gönüllü katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve beslenme tutumları araştırılmıştır. Beslenme tutumlarını ölçmek için Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği(SBİTÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların %24'ü kadın, %76'sı erkekti. Katılımcıların beslenmeye yönelik duygu puanları kereste fabrikası işçilerinde 18,13±4,75, güvenlik görevlilerinde 15,94±4,77 olarak saptandı. Kereste fabrikası işçilerinin duygusal beslenme davranışı gösterme eğilimlerinin daha yüksek olduğu görüldü. (p<0,05) Diğer faktörler yönünden iki meslek grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Katılımcılardan güvenlik görevlilerinin obezite sıklığı %8,25 iken kereste fabrikası işçilerinin obezite sıklığı %18,56 idi ve güvenlik görevlilerinden anlamlı düzeyde yüksekti. (p<0,05) Kadın ve erkek katılımcılar arasında SBİTÖ alt faktörleri açısından ve obezite sıklığı yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler : İşçi beslenmesi, sosyoekonomik düzey, beslenme, obezite, beslenme tutumu

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+5
Gülzade Cesur
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir tekstil imalathanesinde çalışanlar arasında hasta bina sendromu görülme sıklığı ve iç ortam hava kalitesinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: İç ortam hava kalitesi ve çalışılan bina ile ilgili faktörler, iş sağlığı açısından önemli olmakla birlikte, toplum sağlığını etkileyen sorunların oluşmasını da tetikleyebilmektedir. Bu sorunların en önemlilerinden biri olan Hasta Bina Sendromu (HBS), çalışanların yaşam standartlarını etkilemekte, önemli ölçüde iş gücü kayıplarına neden olmaktadır. Bu araştırma tekstil imalat sektöründe iç ortam hava kalitesinin değerlendirilmesi ve çalışanlarda HBS görülüp görülmediğinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel tipte analitik çalışma, İstanbul'un sanayi yoğun bir ilçesinde faaliyet gösteren dört katlı bir tekstil imalathanesinde çalışanların tümüne yüz yüze görüşerek anket formu uygulaması ve çalışma ortamında iç ortam hava kalitesi parametrelerinden karbon dioksit (CO2), PM2,5 toz partikül, sıcaklık, bağıl nem, gürültü ve aydınlanma düzeylerinin ölçümlenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sıcaklık, bağıl nem, gürültü ve aydınlanma ölçümleri normal sınırlarda saptanmıştır. PM2,5 toz partikül seviyeleri, çalışılan binanın her dört katında da sınır değer olan 25 μg/m3'ün üzerinde çıkmıştır. CO2 ölçümlerinde, binadaki bütün katların ayrı ayrı ölçüm ortalamaları ve binanın genel ortalaması, TSE sınır değeri olan 800 ppm'in üzerinde bulunmuştur. CO2 ölçümlerinde istatistiksel olarak binadaki katlar arasında bazı anlamlı farklar çıkmışsa da, kişilerin çalıştıkları katlar ile HBS sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. PM2,5 ölçümlerinin ise binadaki katlarda görülme düzeyleri benzer değerlerde saptanmıştır. Çalışanlarda en çok görülen beş semptom sırasıyla: gerginlik, sinirlilik (%62,1); baş ağrısı (%59,7); genel kas-eklem ağrısı (%45,2); öksürük, hırıltılı solunum (%44,4); kendini üzgün hissetmedir (%38,7). Sonuçlar: Katılımcılarda HBS sıklığı %22,6 olarak saptanmıştır. HBS sıklığı; çalışma süresince kullandığı ekipmanı rahatsız bulanlarda bulmayanlardan, iş yerinden kaynaklı hastalığı olduğunu düşünenlerde düşünmeyenlerden, sadece kış mevsiminde şikayetleri görülenlerde her mevsimde şikayeti aynı olanlardan, sırt ağrısı çekenlerde sırt ağrısı yaşamayanlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. HBS gelişim riskini arttıran etkenlerden olan CO2 ve PM2,5 toz partikül seviyeleri, literatürdeki birçok çalışmada olduğu gibi bizim çalışmamızda da yüksek saptanmıştır.

Halk sağlığıHasta bina sendromuHava kalitesi+7
Fatih Ağlamış
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Aile hekimlerinin yazdığı reçetelerin akılcı ilaç kullanımı açısından incelenmesi

Bu çalışmanın amacı İstanbul ilinde görev yapan aile hekimlerinin yazdığı reçetelerin DSÖ'nün göstergeleri doğrultusunda AİK açısından incelenmesidir. Kesitsel türde olan bu çalışmada, İstanbul ilinde görev yapan ve sistematik örneklemeyle seçilen 1431 aile hekiminin 2016 yılında yazmış olduğu 5.936.852 adet reçete incelendi. Ayrıca hekimler reçete başına düşen ilaç sayısı, maliyet ve antibiyotik ilaç sayısına göre sıralandı. Üç kriterin ikisinde üst çeyrekte yer alan hekimler (ÜÇH) ile alt çeyrekte yer alan hekimlerin (AÇH) reçeteleme performansları karşılaştırıldı. Çalışmanın bulgularına göre reçete başına düşen tanı sayısı 1,94±1,70, kalem sayısı 2,79±1,94, kutu sayısı 6,04±4,48 ve maliyet ise 107,62±327,50 (ÇA: 18,54-105,33) TL'dir. En çok reçete yazılan grup 18-64 yaş kadınlardır. Reçetelerin %49,6'sını tek tanılı reçeteler oluşturmaktadır. Hipertansiyon hem tüm reçetelerde hem de tek tanılı reçetelerde ilk sırada yer almaktadır (sırasıyla %9,8 ve %9,5). ''Soğuk algınlığı ilaçları'' her iki grupta da en sık yazılan ilaçlardır (sırasıyla %7,1 ve %11,3). Çalışmada detaylı incelenen enfeksiyon hastalığı tanılarında reçetelere yazılan antibiyotik yüzdesi akut sinüzitte %83,1, tonsillofarenjitte %70,4 ve diş çürüklerinde ise %90,3'tür. Hipertansiyon tedavisinde birlikte yazılması kontrendike olan ADEi ve ARB ilaçları reçetelerin %0,3'ünde birlikte yazılmıştır. Reçetelerin %1,7'sini oluşturan ve bir hastalık tanısı olmayan ''Genel Muayene'' tanılı reçetelerin toplam maliyeti 6.675.796,43 TL'dir. Reçeteleme performanslarının karşılaştırıldığı tüm tanılarda alt çeyrekte yer alan hekimler tedavi rehberlerine uygunluk açısından diğer gruba göre daha başarılıdır ve sistit hariç diğer tüm tanılarda aradaki fark önemlidir (p<0,001). AİK kriterlerine göre yapılan karşılaştırmalarda da AÇH daha iyi performans göstermiştir (p<0,001). Reçete içeriği daha az olan aile hekimlerin AİK göstergeleri ve tedavi rehberlerine uyumu daha iyi durumda olmasına rağmen, hekimlerin genelinde akılcı olmayan antibiyotik kullanımı yüksektir.

Aile hekimliğiAkılcı ilaç kullanımıAkılcı ilaç kullanımı+7
Ömer Ataç
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İstanbulda tekstil sektörü çalışanlarında iş güvenliği kültürünün değerlendirilmesi

Güvenlik kültürünün iş kazalarını önlemede öncü bir gösterge olduğu, örgütlerde güvenlik ile ilgili konularda eksikleri saptamada ve iyileştirmelerde araç olarak kullanılabileceği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Bu araştırmada; tekstil sektöründe çalışanlarda güvenlik kültürünün düzeyini değerlendirmek, ulaşılan bulgular ve sonuçlar çalışmanın yürütüldüğü işyeri ile paylaşılarak örgütte güvenlik kültürünün gelişmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı araştırma olup İstanbul'da tekstil sektöründe boya ve baskı işleri yapan bir firmada yürütülmüştür. Örneklem seçilmemiş, işyerindeki tüm çalışan sayısı 182 kişi olup 181 çalışandan veri toplanmıştır. Veriler Demirbilek tarafından geliştirilmiş olan İş Güvenliği Kültürü anketi (48 madde) ve 15 soruluk tanımlayıcı bölümü olan anket kullanılarak gözlem altında yanıtlama tekniği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatitistikler, iki grup arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U ve ki kare testleri, ikiden fazla gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal-Wallis testi, Post-hoc analizler için Mann Whitney U testi ve ikili verilerin korelasyon analizlerinde Spearman testi kullanılmıştır. Araştırmamızda katılımcıların yaş ortalaması±standart sapması 33,87±10,14 olup %38,1'ini kadınlar oluşturmaktadır. İş güvenliği anket formunun toplam güvenirlik değeri 0,93 olup güvenlik kültürü boyutlarının puan ortalamaları olumlu düzeydedir. Çalışmamızda 46 yaş ve üstü çalışanlarda, üniversite mezunlarında, ekonomik durumunu iyi olarak nitelendirenlerde, işçi dışındaki çalışanlarda, 16 yıl ve üzeri çalışanların 0-5 yıl arası çalışanlardan, mesaiye kalmayanlarda, çalışma yaşamı boyunca ve araştırmanın yürütüldüğü iş yerinde iş kazası geçirmeyenlerde güvenlik kültürü boyutlarının puanları daha yüksektir. Yönetimin bağlılığı ile güvenlik önceliği ve güvenlik iletişimi boyutları arasında, güvenlik önceliği boyutu ile güvenlik iletişimi boyutu arasında, güvenlik eğitimi boyutu ile algılama boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ve güçlü derecede korelasyon saptandı. Örgütte güvenlik kültürünün gelişmesi için farklı gruplara uygun programların düzenlenmesi ve özellikle güvenlik katılımı boyutunun geliştirilmesi gerekmektedir.

Güvenlik kültürüTekstil sektörüÇalışanlar+3
Ahmet Baran
İstanbul University
2020
00