
304
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Aydınlatma tasarımı eğitiminde artırılmış gerçeklik uygulamaları ile aydınlatma tasarımlarının incelenmesi
Aydınlatma tasarımı eğitim süreçleri mekân tasarımı eğitiminde önemli bir rol oynamaktadır. Lisans düzeyinde incelendiğinde, mekân tasarımı öğrencilerine yönelik standartlaştırılmış bir eğitim modeli görülememiştir hatta bazı üniversitelerin aydınlatma eğitimi konusunda ders önerileri dahi mevcut değildir. Bu durum meslek sahibi olarak mezun olacak olan öğrencilerin fiziksel çevre kontrolleri hakkında edindikleri bilgilerin farklı düzeylerde olduğunu göstermektedir. Zaman içinde dijital teknolojiler geliştikçe, boyut malzeme ve renk hissi veren birçok yeni ifade aracı da ortaya çıkmıştır. Bu yeni teknolojilerin aydınlatma tasarımı eğitiminde öğrencileri destekleyeceği düşünülmüş ve bir araştırma planlanıp yürütülmüştür. Bu çalışmada bilgisayar destekli tasarım araçlarının sahneyi görüntüleme biçimlerine göre öğrencilerin aydınlatma ürünü yerleşim kararları üzerinde etkisinin olup olmadığı araştırılmış ve gerçeklik araçlarının tasarım sürecine dâhil edildiği durumdaki adaptasyonları ölçülmüştür. Sonuç olarak bilgisayar destekli tasarım araçlarının farklılaşmasının aydınlatma kararları üzerinde etkili olduğu ve artırılmış gerçeklik destekli teknolojilerin aydınlatma tasarımı eğitimi sürecine öğrencilerin adaptasyonunun olumlu yönde olduğu bulunmuştur.
Mekân tasarımcılarının renovasyon projelerinde genişletilmiş gerçeklik teknolojileri kullanımının araştırılması
Bu araştırma, genişletilmiş gerçeklik teknolojilerinin mekân tasarımı pratiğinin kullanım alanları arasındaki uygulama alanlarında potansiyelini bulmak üzere yürütülmüştür. Mekân tasarımcılarının yeni teknolojik yaklaşımlara tutumu ve mekân analizlerinde kullanım pratiğinin ölçüldüğü araştırma safhasında veri toplama ve analiz yöntemleri incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması desene ile anket, gözlem ve görüşmelerden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre kullanıcıların uygulama sayesinde, mekân tasarımı süreçlerindeki belirsizliklerin azalabileceği ve yapı uygulamalarındaki karmaşıklığın dijital yapı bilgisinin genişletilmiş gerçeklik araçlarıyla etkili kullanılabileceği gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda araştırmanın; genişletilmiş gerçeklik teknolojisinin bu alanda özgün bir mekân katmanlarını analiz etme aracı olabilme potansiyeli konusunda daha sonraki araştırmalar için bir veri kaynağı olması hedeflenmiştir.
Kafe tasarımlarının kullanıcı üzerindeki mekânsal algı etkileri: Konya, Dudu fırın-kahve örneği
Günümüzde kahve mekânları tüketim alanı olmanın ötesinde; sosyalleşme, dinlenme, deneyim yaşama ve estetik tatmin gibi çok boyutlu işlevleriyle öne çıkan kamusal iç mekânlar hâline gelmiştir. Bu bağlamda, kullanıcıların bir mekâna ilişkin algısıyla iç mekân tasarımında kullanılan fiziksel unsurlar arasındaki ilişki, iç mimarlık disiplini açısından önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu tez kapsamında, kahve mekânlarının kullanıcı tercihleri üzerindeki etkilerini, mekânsal ve görsel algı bileşenleri bağlamında değerlendirilmesi amaçlamaktadır. Araştırmada Konya ili Karatay ilçesinde bulunan "Dudu Fırın-Kahve" adlı kahve mekânı örneklem olarak belirlenmiştir. Mekân; Konya'nın tarihi çevresi içinde önemli bir noktada yer alması, çevresiyle bütünlük kurması, kullanıcılar tarafından yoğun şekilde tercih edilmesi ve tasarım sürecine doğrudan dâhil olunmuş olması nedeniyle seçilmiştir. Tez çalışmada mekânın fiziksel özelliklerinin (biçim, oran, doku, renk ve ışık gibi tasarım parametrelerinin) kullanıcı algısına nasıl yansıdığı analiz edilmiştir. Yöntem olarak öncelikle mevcut mekânın yerinde gözlem, tespit, fotoğraflama ve çizim teknikleriyle mekânsal analizi yapılmıştır. Daha sonra araştırmanın amaçları doğrultusunda oluşturulan hipotezlerin test edilmesi amacıyla nicel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; Dudu Fırın-Kahve mekânı, mekânsal algı parametreleri (biçim/form, oran/ölçü, malzeme/doku, renk, ışık/aydınlatma, ısı, ses ve koku) üzerinden anket yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırmaya mekânı kullanan 388 kişi ile yüz yüze anket çalışması uygulanmış olup, elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, kullanıcıların mekânsal algılarının, mekânın fiziksel tasarım bileşenleriyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle konsept mekânlarda iç mekân tasarım kararlarının, kullanıcı memnuniyeti ve tercihleri üzerinde belirleyici bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Çalışma, tasarım kararlarının kullanıcı odaklı bir yaklaşımla yapılandırılmasının önemine dikkat çekmekte ve iç mekân tasarımı alanına katkı sunabilecek nitelikte veriler sağlamaktadır.
1990 sonrası Türk Sineması: Toplumsal cinsiyet ve iç mekân üzerine bir analiz
Toplumsal cinsiyetin ne olduğu ve bu kavramın hayatımızda nasıl yer aldığı günümüzde çokça tartışılan bir konudur. Kültürel, sosyal, tarihsel normlar ve değerler sistemi olarak kişinin toplumdaki rollerini, beklentilerini ve sosyal kimliğini belirleyen toplumsal cinsiyet; bireylerin toplumsal cinsiyet rollerini benimseme süreçlerini, günlük yaşam pratiklerini ve bireyler arası etkileşimlerin iç içe geçişinden oluşan karmaşık bir ilişkiyi işaret etmektedir. Yerleşik hayata geçen insanın "toplumları" oluşturduğu günden beri istisnalar olsa da toplumlar erkek egemen bir yapıda olmuştur. Üretildiği toplumun bir göstergesi olan mekân da muhakkak ki bu yapıdan etkilenmiştir. Bu nedenle insanla ilgili değerlendirmelerde konunun nesnesi hatta öznesi olabilmektedir. Düşünsel bir yaratım nesnesi olarak değerlendirilen mekân; toplumsal cinsiyet rolleriyle karşılıklı bir etkileşim halindedir. Toplumsal cinsiyetin mekânı şekillendirdiği ve mekânın da insanı şekillendirdiği göz önüne alınınca bu karşılıklı etkileşimin ne denli kritik olduğu ve mekânın toplumsal cinsiyetle olan ilişkisini incelemenin hem toplumun bireye biçtiği rolü hem de kişinin mekânla kurduğu ilişkide kendini nerede konumlandırdığını anlamada oldukça önemli olduğu açıktır. Sinema bu ilişkiyi görünür kılmadaki en etkili araçlardan biri olarak karşımıza çıkar. Mekân gibi sinema da üretildiği toplumun kültürel, ekonomik ve sosyal yapısına dair pratikleri görünür kılmada oldukça etkilidir. Sinema ve mekânın bu gücü ve toplumsal cinsiyet kalıplarını yansıtmadaki benzer tutumları bu çalışmayı yapmaktaki çıkış noktasıdır. Çalışmada toplumsal cinsiyet rollerinin mekânsal karşılıkları sinema filmleri aracılığıyla incelenmiş, karakterlerin özel ve kamusal alanlardaki iç mekanlarda bulunma ve temsil durumları analiz edilmiştir.
Yere bağlılık, kent kimliği ve gündelik hayat kavramlarının mekan üzerinden irdelenmesi: İsrailevleri örneği
Bu araştırma, mekân tasarımı ile sosyal etkileşim ve bireyin duygusal bağlılık düzeyi arasındaki karmaşık ilişkileri anlamayı amaçlamaktadır. Bu sebeple, mekanın kullanıcıları üzerindeki etkilerini anlamak için yere bağlılık, kent kimliği ve gündelik hayat pratikleri kavramlarını bir araya getirmeyi hedeflemektedir. Mekân sakinlerinin günlük yaşantılarının, mekanla kurdukları bağlılığı ve kent kimliğini nasıl etkilediğini anlamak, mekan tasarımında kullanıcı odaklı çözümler geliştirmek adına önemli bir adım olacaktır. Demografik faktörlerin, özellikle yaş ve cinsiyet gibi değişkenlerin, bu ilişkilerde ne şekilde rol oynadığını anlamak da araştırmanın kapsamına dahil edilmiştir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde, yere bağlılık, kent kimliği ve gündelik hayat kavramlarının teorik çerçevesi ele alınmış ve bu kavramların mekânla olan ilişkileri incelenmiştir. İkinci bölümde, araştırmanın yöntemi açıklanmış; karma yöntem araştırması ve bu yöntemin seçilme sebepleri detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, nitel ve nicel bulgular sunulmuştur. Nitel bulgular söylem analizi ile, nicel bulgular ise SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, mekân tasarımında kullanıcıların duygusal ve kültürel deneyimlerinin göz önünde bulundurulmasının, gelecekteki konut projeleri ve mekân tasarımlarında daha anlamlı, kullanıcı odaklı ve bağlamsal olarak kapsamlı çözümler geliştirilmesine katkı sağlayacağını göstermiştir.
Mekan ve sergileme ilişkisi
Sergileme kavramı, sanat eserlerini toplumla buluşturma ve izleyiciyle etkileşime geçme sürecinin temelini oluşturur. Ancak bu sürecin bir parçası olarak mekanın katkısı, sergilerin mekansal özelliklerini anlamak ve sanatın sunuluş biçimlerini değerlendirmek açısından önemlidir. Bu tez çalışması, sergileme kavramı temelinde mekana duyulan ihityacın sanatın sunuluşunu nasıl etkilediğini incelemeyi amaçlamıştır. Tarihsel süreç içinde mekanın değişimi; sergi pratikleri ve sanatın sunuluş biçimlerinde önemli bir evrime yol açmıştır. Sanat akımlarının tarihsel süreçte gelişim ve değişimi ile sanatın sergilendiği mekanlar, zaman içinde büyük ölçüde değişmiş ve bu değişimler sanatın kendisi üzerinde de etkiler yaratmıştır. Antik çağlardan itibaren, sergiler genellikle tapınaklarda veya saraylarda düzenlenirken, Rönesans dönemi ile birlikte sanatın kamusal mekanlara taşınmasıyla sergi mekanları da değişmeye başlamıştır. Daha sonra, sanat galerileri ve müzelerin ortaya çıkmasıyla, sergi mekanlarının tasarımı ve işlevi daha da önem kazanmıştır. Çalışmada sergileme kavramı temelinde mekansal ihtiyaçların gelişimi ve bu ihtiyacın sanatın sunuluşuna nasıl etki ettiğini, tarihsel bir perspektiften sergi mekanlarının evrimini ve değişiminin, sanatın anlamı, izleyici ilişkisi ve sanatın toplumsal rolü üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca, teknolojik gelişmelerin ve toplumsal değişimlerin sergi mekanlarının dönüşümüne nasıl katkı sağladığını ve bu süreci nasıl etkilediği de ele alınmıştır. Tez çalışmasının, birinci bölümünde sergi kavramı ve sergileme yaklaşımlarının 1960'lar öncesi ve sonrası teorik ve tarihsel arka planı incelenmiştir. İkinci bölümde sergi yapımcılığı ile sergileme yaklaşımları temelinde mekana dair parametreler incelenmiştir. Üçüncü bölümde, alan çalışması olarak Ankara özelinde farklı sergileme mekanları ve belirli dönemde bu mekanlarda gerçekleştirilen sergilerin mekana ait özellikler ile birlikte sergileme yaklaşımları temelinde nasıl ele aldıkları, sanat eserini sunuş biçimleri ve yarattığı etkiler araştırılıp incelenmiştir. Dördüncü bölümde elde edilen bilgiler tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Bu çalışma, iç mekan tasarımcıları, sanat tarihçileri, kültürel araştırmacılar ve sergi yapımcıları için sanatın geçirdiği dönüşümler ile nasıl kendi bulunduğu ve sunulduğu mekanı değiştirip, geliştirdiği, mekan ve sanat eserinin seneler içerisinde nasıl birbiriyle harmanlanıp bütünleştiğini derinlemesine anlamamıza katkı sağlayacaktır. Ayrıca, gelecekteki sergi mekanlarının tasarımını ve işlevini şekillendiren faktörleri anlamamıza yardımcı olacaktır. Anahtar sözcükler: Sergileme, iç mekan, sanat eseri, sergi yapımcısı, küratör, mekansal parametreler.
Mobilya ve donatı tasarımında tasarım - üretim ilişkisinin yalın felsefe kapsamında değerlendirilmesi
Üretim kökenli bir çalışma alanı olarak tanımlanan "Yalın Üretim", zaman içerisinde daha kapsayıcı bir şekilde "Yalın Felsefe" olarak anılmaya başlanmıştır. Bu sayede söz konusu ilkeler tüm disiplinlerde kıt kaynakların etkin kullanımına yönelik çözümler sunabilen önemli birer verimlilik aracı olarak benimsenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, nihai üründe değeri olmayan ilgili süreç ve faaliyetlerdeki israfı ortadan kaldırmayı amaçlayan Yalın Felsefe'nin mobilya ve donatı elemanı tasarım süreçlerindeki potansiyel faydalarını vurgulamaktır. Üretim yapan işletmelerde tasarım süreci çıktılarının, planlamadan satınalmaya, üretimden lojistik süreçlerine kadar işletmelerin genelinde büyük etkiler yaratabildiği görülmektedir. Bu sebeple modülarite, endüstriyel tasarım yaklaşımları ve israfın azaltılması gibi kaygılar ile yürütülen tasarım çalışmaları sürdürülebilir bir başarıya katkı sağlayabilmektedir. Sonuç olarak, Yalın Felsefe yaklaşımlarının uygulanması ile israfların azaltılması ve kıt kaynakların daha etkin kullanımı mümkün olabilmektedir. Bu sayede tasarımdan üretime ve hatta son kullanıcıya kadar uzanan tüm değer zinciri için önemli faydalar elde edilebileceği öngörülmektedir.
Mekanda olay ve zamanın inşası: Minyatürler ve yapılı çevre
Bu çalışmada mekân tasarımı ve temsilinin, sadece bir biçim ve nesne meselesi olmadığı, aynı zamanda mekânın olay yönünün de göz önüne alınması gerektiğine dair bir analiz sunulmuştur. Yapılı çevre mekânında olay ve zaman ilişkisinin incelenmesi, çalışmada minyatür sanatı üzerinden, disiplinlerarası bir perspektifle ele alınmıştır. İki disiplin arasındaki mekânsal ilişkide, Kemaleddin Behzad'ın minyatürlerinde olay mekânlarını zaman bağlamında nasıl temsil ettiği analiz edilmiştir. Bu analiz, yapılı çevre mekânının temsili ve tasarımına yönelik alternatif bir fikir vermektedir. Hermenötik bir yorumlama yöntemi kullanılarak yapılan analizde, minyatürlerdeki mekânlar olay bağlamında incelenmiş, bu mekânların yapılı çevrede mekânın olay yönünü nasıl inşa edebileceği üzerine bir öneri sunulmuştur. Çalışmada bir yorumlama yöntemi olarak hermenötik fenomenoloji ise dönüştürme ve tamamlama ilkeleri üzerine kurulmuştur. Fenomenoloji burada mekânın tarihsel, biçimsel, kültürel veya teknik yönlerinin ötesinde, tamamen bedensel deneyimle ilgilidir. Dönüştürme ilkesiyle, piktoryal mekândaki olay bir metin olarak dönüştürülmüş ve kökeninden koparılarak yapılı çevre mekânında okunmuştur. Tamamlama ilkesi ise her iki disiplindeki mekânsal formların tamamlanmamış bir şekilde temsilinin, deneyimleyen kişinin zihinsel inşa sürecinde tamamlanmasına odaklanmıştır. Bu anlamda çalışmanın hipotezi, mekânsal temsiliyetin o anki zamanın nasıl deneyimlendiğine bağlı olduğu ve mekân ile karşılaşan bedenin, zaman bağlamında anlık ve deneyimsel olmak üzere iki tür gerçeklikle karşılaştığıdır. Sonuç olarak, elde edilen bulgular bu hipotezi desteklemiş; mekân deneyiminin, temsil ve tasarım sürecini salt bir biçim ve nesne sorunu olarak değil, aynı zamanda süregelen zamanın deneyimsel bir olay gerçekliği olarak ele alınması gerektirdiğini göstermiştir.
Kültürler arası proksemik değişimlerin sinema mekânları üzerinden irdelenmesi
Bireyin yaşadığı mekândan farklı beklentilerinin bulunması veya yaşadığı mekâna kendine özgü niteliklerini yansıtması, geçmişten günümüze kadar var olan yaşam kurgularında görülmektedir. Mekân kullanıcısının, fiziksel mekânı farklı mesafe tanımlamalarıyla ve davranış biçimleriyle kullandığına yönelik irdelemeleri konu alan Kişisel Alan Teorisi (Proksemi), bu çeşitliliği oluşturan sebeplerden birinin kültürel farklılıklar olduğunu savunmaktadır. Amerikalı Antropolog Edward Hall'ün ortaya attığı Proksemi kavramının kültürel bağlamda irdelediği hususlar, bu tez çalışmasının kapsamında seçilen Japon ve İran kültürleri üzerinden incelenmiştir. Kişiler arası davranış ilişkileri ve mekân kullanım biçimlerinde farklılıklar olduğu düşünülen Japon ve İran kültürü çalışma için uygun bulunmuştur. Kültüre özgü nitelikleri yansıtması bakımından sinema mekanları, kullanıcıların mekân içerisindeki konumlarının ve davranış alışkanlıklarının incelendiği bu araştırmada gözlemleme yöntemi olarak kullanılmıştır. Filmlerinde gündelik yaşamı konu alan, genel olarak ev mekânını kullanan ve kültürel özelliklerin saptanmasında yardımcı olabileceği düşünülen yönetmenler çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Japon kültüründen yönetmen Yasujirō Ozu'nun, İran kültüründen ise yönetmen Asghar Farhadi'nin üçer filmi olmak üzere toplamda altı film tez kapsamında incelenmiş; Proksemi kavramı ile ilişkili olan mekânsal organizasyonlar ve mahremiyet kavramları da mekânsal okumalara dahil edilmiştir. Kavramın irdelediği mesafe ilişkileri, yakın mesafeyi niteleyen dokunma temasıyla karakterler üzerinden incelenmiş, bulgular ise grafikler ve karşılaştırmalı tablolar üzerinden değerlendirilmiştir. Japon kültüründe görülen yakın temas özelliklerinin İran kültürüne göre oldukça az gerçekleştiği, bu sebeple kişisel alana müdahalenin sınırlı olduğu görülmüştür. İran kültüründe var olan sabit özellikli mekân anlayışının Japon kültüründe geçerli olmadığı ve mekân kullanımında işlevsellik özelliğinin önemli olduğu saptanmıştır. Ele alınan filmler üzerinden kültürler arası karşılaştırmalar yapıldığında, her iki kültüre ait özelliklerin mekân kullanım biçimlerinde ve kişiler arası davranış ilişkilerinde çeşitlilik oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.
20. yüzyılda iç mekan ve renk ilişkisi
Renk, iç mekan tasarımında tasarımın tamamlayıcı unsurlarından biri olmuştur. İç mekan tasarımında kullanılacak rengin sadece kişisel tercihlere göre gelişigüzel seçilmesi bir dekorasyon şekli olabilecekken, rengin eldeki verilerle, konu üzerine araştırmalarla ve çeşitli parametreler ile belirlenmesi bilinçli oluşturulan iç mimari tasarım konsepti ile mümkün olmuştur. Bahsedilen bu veriler mekanın ölçüsü, şekli, bulunduğu coğrafya, dünyada yaşanan gibi başlıklara göre değişiklik gösterebilmektedir. Teknoloji ile dünyada bilinen her şeyin tanımının değişmesi ve bilinmeyen şeylerin icat edilmesi tüm dünyanın gününü ve geleceğini değiştiren olayların yaşanmasına neden olmuştur. Tüm bu olaylar her şeyi etkilediği gibi bu tezin konusu olan iç mekan tasarımında renk kullanımını da etkilemiştir. Geçmişten günümüze iletişim ve ulaşımın kolaylaşması, milletlerin birbirinden kopuk bambaşka yaşamlar süren çok farklı olan alışkanlıklarını ve günlük yaşantılarını iç içe geçirmiş, dijitalleşme ve globalleşme ile birbirine benzer, aynılaşan yaşantılara doğru sürüklemiştir. Bu tez iç mekan tasarımında rengin 20.yüzyıl ile farklılaşan sürecini dünyanın yaşadığı tüm bu değişimler ve dönüşümlerle olan ilişkisi üzerinden ele almıştır.
Acil durumlarda geçici konut tasarım model önerisi: Türkiye örneği
Zorunlu göç sonucu oluşan geçici barınma gereksinimi insani yardım eylemlerinin en önemli kalemlerinden biridir. Bu çalışma acil durumlarda insani yardım sürecine iç mimarlık disiplininin ne ölçüde dahil olabileceği sorusundan doğmuştur. Ülkemizde geçici barınma alanlarında kullanılan geçici konutlar, insani yardım ve geçici barınma alanlarında çalışan devlet kurumları aracılığı ile oluşturulmaktadır. Araştırma, acil durumlarda kullanılan geçici konutların tasarım ve uygulama sürecinde literatür ve saha çalışması arasındaki eksikleri alanda çalışan kurumlar üzerinden belirlemek ve bu eksiklere yönelik tasarım sürecine yardımcı bir model önerisi sunmayı amaçlamaktadır. Acil durumlarda kullanılması amaçlanan bir geçici konutun güvenlik ve konfor unsurlarını sağlayarak yaşam kalitesini artırması isteniyorsa iç mimari bakış açısı ile ele alınması gerekmektedir. Disiplinimiz estetik anlamda tatmin edici mekânlar üretmenin yanında problemlere yönelik işlevsel tasarımlar da geliştirerek toplumsal katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu nedenle İç mimarlık ve insani yardım ilişkisinin ortaya konması araştırmanın ilk adımı için önemli görülmüştür. Araştırma beş adımda ilerlemiş, çalışmanın ilk bölümü acil durum barınma eylemi ve insani yardım üzerine yoğunlaşmış, ikinci bölüm geçici barınma alanında mekân tasarım kılavuzuna odaklanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde araştırma deseni detaylandırılmıştır. Araştırma literatür taraması ve görüşme teknikleriyle elde ettiği bulguları içerik analiziyle değerlendiren bir tasarım araştırmasıdır. Bu çerçevede geliştirilen çalışma, göç ve/veya geçici barınma alanında görev yapan uzmanlar ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yoluyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın son adımında, iç mimarlık disiplininin bakış açısı dahil edilerek kurgulanan tasarım geliştirme modeli önerilmiştir. Alan araştırmasında literatürden bilgi edinimi ve saha tecrübesinin literatüre kazandırılması konusunda çift yönlü işleyen akışının zayıf olduğu görülmüştür. Model önerisi zayıf çıkan bu bağı güçlendirmeye odaklanmış, farklı format ve interaktif kullanımı örnekleyerek ülkemizde kullanılabilir bir tasarım kılavuzu ortaya koymaktadır. Araştırmanın iç mimarlık disiplini için farklı çalışma alanlarının önünü açarak farkındalık oluşturması da amaçlanmıştır.
Gündelik hayat pratikleri ve mekânın yeniden üretimi: Moda Aile Çay Bahçesi
Bu çalışmada, mekânın önceden tanımlanmış ve ortaya konmuş fiziksel sınırlarının yanında; bireyin gündelik hayat pratiklerinin devingen, dinamik ve esnek bir mekân oluşturma potansiyeli çay bahçeleri üzerinden ölçülmüştür. Tezin konusu, seçili çay bahçesi aracılığıyla gündelik hayat pratiğinin bir mekân yaratması ve kent içerisinde yaşayan bireylerin gündelik hayat deneyimine dönüşmesi irdelenerek; kendi mekânını yaratma potansiyeli üzerinden şekillenmektedir. Çalışmanın kuramsal kısmı iki ana temele dayanmaktadır. Birinci temeli oluşturan gündelik hayat bölümü, Lefebvre ve De Certeau'nun gündelik hayat teorisiyle şekillenen kavramları ortaya çıkararak, gündelik hayatın pratiklerini ve mekânsal boyutlarını anlamaya odaklanmaktadır. İkinci kuramsal temel ise, beş kent sosyoloğunun kamusal mekân kavramını ele alan çalışmaları üzerine kurulmaktadır. Bu iki temel, çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturmakta ve saha araştırmasının analizinde yol gösterici kriterler sunmaktadır. Moda Aile Çay Bahçesi özelinde yapılan gündelik hayat içindeki mekânsal pratiklerin çözümlenmesi için teorik okumaların analiziyle ulaşılan bir arada olma-ilişki kurma, üretim, eşitleyici, canlı-geçişken-devingen, deneyim kriterleri üzerinden bir çerçeve oluşturularak bireylerin mekânsal pratikleri keşfedilmiştir. Çay içme pratiğinin gündelik hayat deneyimine dönüştüğü yer olan çay bahçelerinin saha araştırması olarak seçilme nedeni, Türk kültüründe hem tarihsel hem de güncel olarak kültürel ve toplumsal köklere bağlı bir yer olmasının yanı sıra, mekân ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiyi mekânsal pratikler aracılığıyla inceleyebilme açısından anlamlı bir yer olmasıdır. Çalışma kapsamında alan araştırması sınırlarının İstanbul'un Kadıköy ilçesinde bulunan Moda Aile Çay Bahçesi özelinde tutulması kararlaştırılmıştır. Bu kararda, İstanbul'un sahip olduğu kentsel ve toplumsal yapısı ve Moda semti ile Moda Aile Çay Bahçesi'nin tarihsel süreçte derin bir geçmişten gelmesi ve doğal yapısını hâlen koruyabilmesi etkili olmuştur. Saha çalışması çerçevesinde, mekân ve kullanıcılarına yönelik gözlem tekniği ile görsel mekânsal analizler yapılarak gündelik hayattaki durumlar ve sosyal aktiviteler belgelenmiştir. Çay bahçesinde yapılan gözlemler, çizimler ve fotoğraflar üzerinden oluşturulan diyagramlarla mekânın fiziksel nitelikleri ve mekânsal pratiklerin çözümlemeleri aktarılmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, bir arada olma-ilişki kurma, üretim, eşitleyici, canlı-geçişken-devingen, deneyim gibi unsurların mekânın yeniden üretimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu anlamda, mekânın insan bedeni ve yakın çevresi ile etkileşimi, gündelik hayat pratikleriyle birlikte mekânın kendini tekrar üretmesine olanak tanımaktadır.
Anaokullarında mekansal memnuniyetin araştırılması: Hacettepe Üniversitesi Anaokulu örneği
Bu tez çalışmasında Hacettepe Üniversitesi Anaokulu örneğinin mekânsal özelliklerinin değerlendirilmesi ve anaokullarının çocuklar ve öğretmenleri için daha güvenli, sağlıklı ve konforlu bir yaşam alanı haline getirilebilmesi için alınabilecek tasarım kararlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel bir araştırma olarak planlanmıştır. Mekan analizinin yanı sıra anket yoluyla anaokulu öğretmenlerinin mekan memnuniyetleri araştırılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Mekan Memnuniyet Ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçek, Hacettepe Üniversitesi Anaokulu'nda bulunan öğretmenlere uygulanmıştır. Ölçekte yer alan sorular ile öğretmenlerin bakış açılarını anlamak ve anaokullarında yaşanan mekânsal sorunları tespit etmek ve bu sorunlar hakkında çözümler önermek araştırmanın hedeflerindendir. Anahtar sözcükler: kullanıcı memnuniyeti, çocuklar, anaokulu, iç mekan tasarımı, anaokulu öğretmenleri
Mobilya sektöründe faaliyet gösteren tasarım merkezlerinde içmimar istihdamının araştırılması
Tasarım merkezleri, çeşitli paydaşların işbirliği ile oluşturulan yenilikçi düşüncelerin oluşturulmasını ve uygulanmasını destekleyen bir inovasyon odaklı araştırma alanlarıdır. Bu çalışmanın amacı; mobilya endüstrisinde faaliyet gösteren işletmelere ait tasarım merkezlerinde içmimar istihdamını, içmimar çalışanların faaliyet alanlarını, içmimarların mobilya endüstrisine, tasarım merkezlerine ve dolayısıyla firmaya sağladığı ve sağlayabileceği katkılarını araştırmaktır. Bu bağlamda, çalışmanın amacına, kapsamına ve araştırma sorularına uygun bir araştırma modeli olarak nitel araştırma yöntemi planlanmıştır. Veri toplama aracı olarak derinlemesine görüşme yöntemi belirlenmiştir. Çalışma grubu olarak araştırmanın temelini oluşturan katılımcılar, mobilya endüstrisinde faaliyet gösteren tasarım merkezleri yetkilileri olarak belirlenmiştir. Verilerin analizi sürecinde, nitel veri analizi teknikleri kullanılarak elde edilen bulgular derinlemesine incelenmiş ve içerik analizine tabi tutulmuştur. İçmimarların mobilya endüstrisinde faaliyet gösteren tasarım merkezlerindeki istihdamı üzerine yapılan bu araştırma, sektördeki eğilimleri, ihtiyaçları ve içmimarların rol, sorumluluk ve hizmet alanlarına yönelik sonuç ve öneriler sunmaktadır.
Barınma amaçlı mobil mekanlarda enerji etkin aydınlatma sistemleri
İnsanoğlu tarih boyunca barınma ve dış etkenlere karşı korunma gereksinimi duymuştur. Bu sebeple geçmişten beri ilkel mimari örnekler; mağara, ağaç kovuğu, çadır gibi yapılar sürekli gelişip yenilenmiş ve toplumun ihtiyaçlarına göre değişiklik göstermiştir. Ekolojik, toplumsal, bireysel ve teknolojik etkiler bu değişimi hızlandırmıştır. Özellikle Sanayi Devrimi sayesinde mimarlık disiplini gibi mekan kavramı da günümüze kadar birçok farklı bakış açısıyla, farklı işlevler için yorumlanmıştır. Artan nüfus ve değişen ihtiyaçlardan dolayı mekan kavramı çeşitlenmiş; mobil mekan kavramı ortaya çıkmış ve günümüze kadar süregelip gelişim göstermiştir. Konut sorunu ve barınma şekillerinin ilerlemesi doğrultusunda nitelikli bir iç mekan ve yaşam formu arayışlarına çözüm olarak kısıtlı mekanlarda maksimum işlev ön plana çıkarılmıştır. Doğal kaynakların aşırı ve hızlı tüketimi sonucu; günümüzde enerji korunumu zorunlu bir durum olmaktadır. Enerji tüketiminde, temel yaşama birimimiz olan konut sektörü, büyük bir paya sahiptir. Ancak kalıcı konutlarla karşılaştırıldığında mobil yapılar; yapım öncesi, yapım, kullanım- tüketim ve dönüştürme aşamaları boyunca daha az enerji harcamaktadır. Yapının kullanım sırasında tükettiği enerji miktarını azaltmak çeşitli teknik ve donanımlarla mümkün olmaktadır. Bu çalışmada; elektrik enerjisinin mekanı oluşturan elemanlardan aydınlatma üzerindeki tasarruf yöntemleri ele alınmış ve örnekler üzerinden incelenmiştir. Aydınlatmada enerji tasarrufu, aydınlatmanın kalitesini düşürmeden görsel konfor koşullarını sağlayarak yapılmalıdır. İyi bir aydınlatma, daha verimli aydınlatma aygıtları ile sağlanacağından; aynı aydınlık seviyesinin minimum enerji tüketimi ile gerçekleştirilmesi mümkündür. Doğru, verimli, etkin enerjili aydınlatma için gereken hususlardan bahsedilmiş ve enerji tasarrufu için dikkat edilmesi gereken noktalar belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı; mobil yapılarda iç mekanların, çevreye minimum etkili, iklimsel ve konumsal verilere uygun, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan, esnek kullanıma imkan sağlayan enerji etkin yapılar olarak tasarlanmasını mümkün kılmak ve tasarımcıların bu konuda farkındalık edinmesini sağlamaktır. Mobil yapıların tarihsel gelişim süreci içerisinde geçirdiği değişimler ve günümüzde kullanımı, buna bağlı olarak daha enerji etkin nasıl uygulanabileceğini araştırmak ve konuyla ilgili örnekleri irdelemek, belgelemektir. Çalışma kapsamında yurt içi ve yurt dışı altı farklı firmaya ait olan altı mobil mekan yapısı incelenmiştir. Farklı ülkelerden farklı mobil mekan seçimlerinin nedeni; çeşitli kültür ve coğrafyaların enerji üretimini ve tüketimini mobil yapılarda nasıl sağladığını görmek ve bu yapıları karşılaştırmak esastır. Örneklerde mekan tipi ve mobilite; kullanıcının istek ve gereksinimlerine göre değişiklik göstermektedir. Yapıların enerjiye bağımlılığı ve bunun çözümlerini analiz edilmiştir. Tez çalışması sürecinde nitel araştırma yöntemi izlenmiş, konuyla ilgili literatür taraması yapılmış; görsel, yazılı ve elektronik kaynaklardan yararlanılmıştır.
Yeniden işlevlendirme kapsamında geleneksel Zile evlerinde kimlik ögelerinin incelenmesi: Gaydaroğlu Konağı Sanat Merkezi örneği
Kaynaklara göre geçmişi yaklaşık 4000 yıl öncesine dayandığı bilinen ve katmanlı kültürbirikimi olan Tokat'ın Zile ilçesinde özgün kimlik öğelerini barındıran, sürdürülebilirmalzeme ve yaşam koşullarına sahip geleneksel konutlar bulunmaktadır. Göç, kentsel sit alanı olarak ilan edilen mahallelerde, 2010 yılından itibaren artış göstermektedir. Bugöçünsonucunda yapıların bir kısmı sezonluk kullanılmaya devam ederken bir kısmı restoreedilmiş, bir kısmı da terk edilmiştir. Bu çalışmada Zile ilçesinde geleneksel konutlaraözgün kimlik öğelerinin incelenmesine, belgelenmesine ve sürdürülebilirliğineodaklanılmış; yerinde inceleme, görsel doküman arşivi, sözlü belgeleme gibi araştırmayöntemleri kullanılmıştır. Gaydaroğlu Konağı Sanat Merkezi örnek olarak seçilmiştir. Tezçalışmasının sonucu; bölge değerinin yerel halkta daha fazla farkındalık oluşturmasını, kültür turizmine katkısını, olası restorasyon çalışmalarına kaynak olarak kullanılmasını, daha sonraki yıllarda yok olma ihtimali yüksek yapıların kimlik ögelerinin geleceğeaktarılmasını, bölgedeki geleneksel kültürün sürdürülebilir yaşama ve mimariye etkilerininortaya konmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: geleneksel konut, kimlik ögeleri, iç mekân, sürdürülebilirlik, Zile
Polisiye yazınında mekân kurgusu, mekânsal çerçevede gizem ve gerilim öğelerinin incelenmesi
Bu çalışma, mekânda gizem ve gerilim unsurlarının izini sürmeyi ve seçilen polisiye romanda geçen mekânlar üzerinden bu unsurları keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda gizem ve gerilim edebiyatı olarak da anılan polisiye türü, çalışmanın çıkış noktası olarak belirlenmiştir. Öncelikle romanda mekân ve polisiye roman kavramları ayrı olarak ele alınmış, buradan elde edilen bilgilerin senteziyle polisiye romanda mekân kavramı incelenmiştir. Mekânda gizem ve gerilimin izini sürmeden önce polisiye romanın bu en temel ögeleri, mekândan bağımsız olarak tartışılmıştır. Gerek mekân tasvirlerindeki detaycılık, gerekse gizem ve gerilim yaratmadaki başarısıyla Raymond Chandler örnek yazar olarak belirlenmiştir. Yazarın polisiye romana bakış açısı üzerinden, romanlarında mekânı kullanış biçimleri tespit edilmiştir. Yazarın "Göldeki Kadın" romanı, yapılı ve doğal çevrede olmak üzere birden çok mekânda geçmesi sebebiyle analiz edilmek üzere seçilmiş ve tezin durum çalışmasını oluşturmuştur. Seçilen romanda geçen mekânların, gizem ve gerilim unsurları ile olan ilişkisi incelenmiş, buradan elde edilen bulgular ve bu bulguların grafik aktarımları çalışmanın sonuç bölümünü oluşturmuştur. Ülkemizde polisiye romanın mekân özelinde incelendiği çalışmaların sınırlı sayıda kaldığı göz önüne alındığında, bu tezin benzer çalışmalar için metodolojik bir çerçeve sunarak yol göstereceği düşünülmektedir.
Sense of belonging in spaces: Migrants' re-territorialisation practices
The increasing number of people moving to different countries has marked the world as a significant event in the past couple of decades. This phenomenon has raised various questions about the identity of new immigrants and the place they should call home. As the world is currently discussing immigration, the authorities must take the necessary steps to establish a link between the architecture and the identity of new migrants. The movement and migration of people have continued to shape the composition and making of communities and neighborhoods in different regions and cities. J. Hou (2013) offers current examples of communities that shaped their new surroundings. He notes that immigrants have been instrumental in revitalizing many urban landscapes in North America. Also, in Seattle, Vietnamese businesses have transformed a struggling area into a dynamic commercial district. In Los Angeles, Latino immigrants transform the city's streets and yards into social gathering places where they can create murals. In Canada's Richmond, an Asian market has become a cultural event that draws visitors from across the border. In another instance, N. Montagna (2016) presents; Milan's Chinatown as an example and claims that, today, Milan's Chinatown is not a Chinese residential area nor a tourist district. Instead, it is an ethnic commercial and cultural enclave located near its central business district. In all examples, migrants created places that resemble a sense of belonging and identity and help them feel seen. The more migrants shaped and transformed their surroundings more they felt a sense of home. All examples exhibit that migrants created places that resemble a sense of belonging and help them feel seen. Therefore, different rituals and cultures come together and transform their spaces. J. Hou(2013) sees these transformations as a challenge for researchers while creating contemporary and diverse cities. Even though different communities are populated enough to create sacred spaces to perform rituals in many multicultural cities, in some cities that are not considered to be as multicultural as shown in the previous examples, different communities may not be able to practice their cultures in profound (non- traditional) structures. In these cases, the transformation of functions may only be possible on smaller scales. Even small transformations of different functions can show the ways people who moved from one place to another maintain their identity and create a sense of belonging as well as show the true and unique identity of the cities. Culture builds identity in ways that make a community's space a common point of reference. Such common spaces can be religious places or other elements such as a community center and café are also commonly featured in these spaces. The main objective of this thesis is to look into the effects of migrants' on the built environment of their new non-multicultural home cities. Aside from focusing on architecture, the other aim of this research is also related to the issues surrounding migrants' settlement.
Yeniden işlevlendirme kapsamında mekan ve bellek ilişkisinin dönüşümü: Kavaklıdere Sineması örneği
Mekan ve bellek ilişkisi üzerine şekillenen bu tez çalışması, bu ilişkiyi yeniden işlevlendirme bağlamında incelemektedir. Çalışmanın odak noktasını, Mimar Nejat Tekelioğlu tarafından 1965 yılında tasarlanan ve günümüzde "Kült Kavaklıdere" adıyla bir kültür merkezi olarak yeniden işlevlendirilen Kavaklıdere Sineması oluşturmaktadır. Mekan ve bellek kavramları, birbirini etkileyen ve dönüştüren çok yönlü bir ilişki içindedir. Bellek, yapılı çevrede somutlaşırken, mekan da geçmişin izlerini taşıyarak belleği canlı tutar. Mekanın sahip olduğu soyut ve somut değerlerin korunarak gelecek aktarılması, kentin tarihsel ve kültürel katmanlarının sürekliliği ile birlikte, yeni toplumsal anlamların ve kullanım değerlerinin üretilmesi açısından büyük önem taşır. Orijinal işlevini kaybetmiş yapıların, çağın ihtiyaçlarına göre yeni bir işlev kazanması anlamına gelen yeniden işlevlendirme, bu anlamda stratejik bir müdehale biçimidir. Türkiye'de 1950-1980 yılları arasında inşa edilen sinemalar, dönemin yaşam tarzının ve tasarım anlayışının görünür olduğu yapılardır. Kentin kültürel kimliğinin inşa edildiği kamusal alanlar olarak toplumun belleğinde önemli bir yer edinmiştir. Ancak, değişen izleyici alışkanlıkları sonucunda sinema yapıları kapanmış, yıkılmış veya tarihsel bağlamından kopuk müdahalelere uğramıştır. Ankara'da, kapalı kaldığı süre boyunca başka bir işlev edinmeden korunn Kavaklıdere Sineması yaygın eğilimden ayrışmaktadır. Kentin kültürel yaşamının sembollerinden biri olan ve kentliler tarafından "festivallerin sineması" olarak anılan sineması, 16 sene kapalı kaldıktan sonra, 2023 yılında "Kült Kavaklıdere" adıyla, çok programlı bir kültür merkezi olarak yeniden işlevlendirilmiştir. Kavaklıdere Sineması'nın sosyo-kültürel değişimlerin etkisiyle geçirdiği mekânsal dönüşümler, yapının kültür, bellek ve mekan ilişkisi üzerinden incelenmesine olanak tanımaktadır. Çalışma, bu tarihi sinema yapısının yeniden işlevlendirme sürecini, işlevsel kurgu, mekânsal organizasyon ve kimlik ögeleri üzerinden değerlendirerek, mekânsal dönüşüm sürecinin bellek üzerindeki etkilerini irdelemektedir.
Mobilya mağazaları iç mekanlarında alışveriş deneyiminin kullanıcı sadakati üzerindeki etkileri
Çalışmada, mobilya mağazalarında mekân tasarımı bileşenlerinin, mağaza imajının ve sektörde uygulanan deneyimsel pazarlama stratejilerinin, mağaza sadakati üzerindeki etkilerine dair güncel bir bakış açısı sunulmuştur. Mobilya mağazalarının çalışma alanı olarak seçilme nedeni; bu mekanların yaşam içerisinde devamlı kullanılan dayanıklı tüketim ürünlerinin satışa sunulduğu yerler olmasıdır. Mobilya mağazaları tasarım dili ve alışveriş deneyimi bağlamında satış ve satış devamlılığı üzerinde etki sahibidir. Çalışmanın birinci bölümünde literatür taraması yöntemiyle mobilya mağazası kavramı tanımlanmış, ikinci bölümünde mağaza deneyiminin en önemli aşamaları olan mağaza tasarım bileşenleri (renk, ses, aydınlatma vs.) ve mağaza imajı konuları üzerinde durulmuştur. Algısal sürecin hatırlanabilir bir deneyime dönüşmesi, mağaza atmosferi içinde tüketiciye farklı alışveriş uygulamalarının sunulmasıyla mümkündür. Bu bağlamda çalışmanın üçüncü bölümünde deneyime dair yapılan uygulamalar 'Deneyimsel Pazarlama' kavramı özelinde açıklanarak örneklendirilmiştir. Dördüncü bölümde alan çalışmasına yer verilmiştir. Bu çalışmayla literatür taramasından elde edilen bilgilerin somut verilerle desteklenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada anket uygulamasına ve deneyim pazarlamasını uygulayan bir mobilya mağazasında yapılan incelemelere yer verilmiştir. Anket sonuçlarına göre katılımcılarda sadakat oluşumunda, doğru tasarlanmış bir mağaza ortamında, deneyimli personeller eşliğinde, müşteriye katılımcı bir rol verilerek sunulan sıra dışı alışveriş deneyimlerinin büyük payı olduğu görülmüştür. Yapılan mağaza incelemesinde ise mağaza tasarımı her yönüyle analiz edilmiş ve mağaza bünyesinde deneyimsel pazarlama bağlamında yapılan uygulamalar ele alınmıştır. Sonuç bölümünde çalışmanın değerlendirmesi yapılarak, öneriler sunulmuştur. Hazırlanan çalışma, mağaza atmosferinde deneyime dair yapılan yenilikleri içermekte ve alternatif fikirler sunmaktadır. Bulgular ve incelemelerin literatürde yapılacak olan yeni araştırmalara referans olabileceği ve ayrıca pazarlamacılar, tasarımcılar ve iç mimarlar için bir kaynak olabileceği düşünülmektedir.
İç mekanda işlevsel melezlik
Modern toplumun hızla değişen yaşam tarzları, kullanıcıların yeni mekansal gereksinimlerine yanıt verebilecek yenilikçi çözümleri zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, işlevsel melezlik veya hibritlik kavramının, modern şehirlerin ihtiyaçlarına uyum sağlayan yeni bir kavram olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Yapılı çevrede çeşitli mimari ölçeklerde karşılaşılan işlevsel melezlik iç mekanda da sıkça tercih edilen bir tipoloji haline gelmiştir. İşlevsel melezlik, farklı fonksiyonları aynı mekanda bir araya getirerek, geleneksel tek işlevli mekanlardan daha karmaşık ve esnek bir mekansal deneyim sunmaktadır. Yeni bir sistem oluşturan melez mekanlar kendine özgü bir çalışma prensibine sahiptir. Bu çalışmanın amacı, işlevsel melezlik kavramını iç mekan özelinde inceleyerek, kavramın kökenlerini, oluşum süreçlerini ve mekansal yansımalarını analiz etmektir. Kavramın mekansal yaklaşımının tasarım süreçlerinde nasıl değerlendirildiği ve uygulama yöntemlerini ortaya koymak hedeflenmiştir. Mekanın fiziksel ve yapısal özellikleri, kullanıcıların mekanla nasıl etkileşime geçtiği ve bu etkileşimlerin sosyal ve kültürel etkileri, melezlik kavramının mekan açısından incelenmesinde dikkate alınacak temel unsurlar olarak belirlenmiştir. Hibritleşme süreçleri mekan bağlamında tanımlanarak mevcut iç mekan örnekleri üzerinden değerlendirilmiştir. Farklı işlevlerin aynı mekanda bir araya geliş durumları ve işlevlerin birbirleriyle ve mekanla kurdukları etkileşim yoğunlukları sınıflandırılmıştır. Yapılan çalışma doğrultusunda, işlevsel melez mekan konseptinin modern kent yaşamının hızlı ve karmaşık yapısına uyum sağlayabildiği, farklı işlevleri bir araya getirerek kullanıcılara yeni deneyimler sağladığı, mekan kurgulanışında çoklu yeteneklere sahip olduğu, esnek ve olası yeni koşullara uyumlu mekanlar sağladığı ve mekanın kullanım verimliliğini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. İşlevsel melez mekanlar aynı zamanda esnek ve sürdürülebilir mekanlar olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: İşlevsel melezlik, Melez mekan, Hibrit iç mekan, Hibrit, İşlev
Geleneksel ofis iç mekanlarında gün ışığı kullanım performansı optimizasyonuna yönelik tasarım kriterleri ve önerileri
Sürdürülebilir yapı ve bu kapsamda ortaya çıkan enerji etkin yapı tasarım kavramları giderek daha çok ülkede yaygınlaşmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak yapıların olumsuz çevresel etkileri azaltmak, insan için gerekli konfor ve sağlık koşullarını sağlamak parametreleri tasarım sürecinde ele alınmıştır. Yapılaşmanın gittikçe artması, inşaata uygun boş arazinin bulunmaması ve yıkım-yapım maliyetinin yüksek olması sebebiyle mevcut geleneksel binaların yenilenerek değerlendirilmesi gündeme gelmiştir. Ofis binaları gündüz saatlerinde kullanılan bina tipi olarak enerji verimlilik ve sürdürülebilirlik açılarından oldukça önemlidir. Sonsuz enerji kaynağı olan güneş enerjisi ve gün ışığından yararlanarak bu binalarda enerji verimliliği sağlanmaktadır. Ofis binalarındaki enerji yenilenme kriterleri enerji kazanımını desteklemekte, uygun gün ışığı kullanım teknikleri ile gün ışınımlarını kontrollü şekilde iç mekana yönlendirilerek kullanıcıların konfor ihtiyaçlarını sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, sürdürülebilir tasarım kapsamında geleneksel ofis iç mekanlarında doğal aydınlatma sistemini ve güneş kontrol elemanlarını incelemektir. Aydınlatma performansı ve kullanıcı konfor koşullarına olan etkisi irdelenmektedir. Geleneksel ve çağdaş ofis iç mekan anlayışı örneklendirilmektedir. Bu irdelenme-inceleme sürecinde, geleneksel ofis iç mekan için uygun doğal aydınlatma stratejileri ve kullanıcı konfor şartlarının sağlanması için güneş kontrol elemanları değerlendirilecektir. Araştırmanın yöntemi, örnek ofis iç mekanlarının modellenmesi, gün ışığı simülasyon programı ile doğal aydınlatma sistemini denetlemektir. Analiz sürecinde söz konusu iç mekanlarına yansıyan doğal ışığın niteliği ve niceliği yılın farklı ay ve saatlerinde tablo ve görseller ile değerlendirilecektir. Örnek iç mekanda gün ışığı kontrol elemanlarının etkisi tespit edilip, geleneksel ofis iç mekanlar için doğal aydınlatma stratejisi iyileştirme önerileri sunulmaktadır.
İç mekan tasarımı yapı elemanlarında biyomimikri kavramının incelenmesi
Bu çalışmada iç mekân yapı elemanlarının tasarımında doğadan ilham alma, doğanın yapısını ve işleyişini değerlendirme, doğayı kendisine öncü alarak yapısal bileşenleri kullanma gibi anlamları barındıran biyomimikri tasarım kavramının iç mekân tasarımındaki yeri ve önemi araştırılılarak örnekler sunulmuştur. Çalışmada doğadan ilham alınarak yapılan tasarımların aktarım metot ve yöntemleri araştırılıp, mevcut uygulamalara ek olarak iç mekân tasarımına yönelik çeşitli öneriler verilmiş, bu yaklaşımın tasarıma sağlayacağı katkı tartışılmıştır. Tasarımda doğadan esinlenme yöntemleri ve boyutları araştırılmıştır ve iç mekân tasarımında yer alan yapı elemanlarının kavramları açıklanmıştır. Soyutlama yöntemi esas alınarak doğadan esinlenme, doğaya öykünme, doğayı taklit etme üzerine tasarlanan ve geliştirilen ürünlere yer verilerek iç mekân tasarımındaki karşılıkları aranmıştır. Doğanın işleyiş ve ilerleyişinin yöntem bilimi tartışılmış, biyomimikri yöntem biliminin süreçleri detaylı açıklamalar ile tariflenmiştir. Elde edilen veriler ile iç mekân tasarımına öneriler sunularak çalışma tamamlanmıştır. Anahtar sözcükler: Tasarım, Biyomimikri, iç mekân, doğa ve tasarım, iç mekân yapı elemanları.
Psikiyatri hastanelerinde iyileştiren mekan yaklaşımının incelenmesi
Hastaların iyileşme umuduyla geldikleri mekanlar olan sağlık yapıları, tasarımıyla hastaların iyileşmelerini geciktirme ya da iyileşmesine katkıda bulunma niteliğine sahiptir. Yeni sağlık yapıları tasarlanırken sadece tıbbi gerekler açısından iyi tasarlanmış bir yapı değil aynı zamanda mimari tasarım yoluyla iyileşme sürecini destekleyen mekanlar yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşımla, 21.yüzyıl tasarım anlayışlarından olan 'İyileştiren Mimarlık' anlayışı; hastalıkları önlemeye yardımcı, iyileşme sürecini hızlandıran, tıbbi uygulamalara destek olabilecek güçte mekanların tasarlanması süreci olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada birçok ülkede iyileştiren mekan tasarımı yaklaşımı büyük bir ilgi görmüş ve yeni yapılarda uygulanmaya başlanmıştır. İyileştiren mekan tasarımı yaklaşımının kişilerin bilinçaltına hitap ederek iyileşmelerine ve iyi olma hallerine etki etmesi, duygu, düşünce ve davranışlarında bilinçaltı sapmalar yaşayan akıl ve ruh hastalığı olan bireyler üzerinde nasıl bir etkisi olacağı sorusunu gündeme getirmektedir. İnsan psikolojisi ve bilinçaltıyla birebir etkileşimde olan akıl ve ruh hastalıkları, hastanın içerisinde bulunduğu ortamdan ve sosyal ilişkilerinden doğrudan etkilenmekte ve onların duygu ve ruh hali değişimlerini ve dolayısıyla iyileşme sürecini olumlu ya da olumsuz etkilemektedir. Bu hastaların tedavi gördükleri alanların hastalıklarına olan etkisi nedeniyle tedavi mekanlarının tasarımı önem arz etmektedir. Mekan tasarımı kişilerin algılarına hitap edip onları psikolojik olarak etkilediği ve iyileşmelerine katkıda bulunduğu için özellikle psikiyatri hastanelerinde mekanın iyileştirici etkisini arttırmaya yönelik yapılmış tasarımların daha etkili olacağı düşünülmektedir. Bu durum göz önüne alındığında, bir psikiyatri hastanesinin akıl ve ruh hastalığı olan bireylerin iyileşme sürecine katkıda bulunmak için mekan tasarımında dikkat edilmesi gereken belli tasarım kriterleri ortaya çıkmaktadır. İyileştiren mekan yaklaşımında yer alan tasarım kriterlerinin bu vizyona katkıda bulunan, hastaların iyileşme sürecine ve hatta iyi olma halinin sürmesine destek olan en uygun kriterler olduğu analiz edilmiştir. Son yıllarda özellikle Avrupa'da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Danimarka'dan oluşan İskandinav ülkelerinde bu fikrin savunulduğu ve yeni yapılarda uygulandığı görülmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında Avrupa'daki akıl ve ruh sağlığı hastaneleri ağırlıklı olarak ele alınmış ve içerik kısmında da bu detaylandırılmıştır. İyileştiren mekan tasarımı yaklaşımına göre tasarlanmış psikiyatri hastanesi olması yönüyle örnek niteliği teşkil eden ve bu niteliğiyle akıl sağlığı tasarımları alanında 'Avrupa Sağlık ve Tasarım Ödülü' almış olan Danimarka Vejle Psikiyatri Hastanesi seçilmiş ve bu tez çalışmasında Vejle Psikiyatri Hastanesi, iyileştiren mekan tasarımı kriterleri kapsamında incelenmiştir. Araştırmada ana hedef, iyileştiren mekan tasarımı faktörlerinin psikiyatri hastanesi tasarımında akılsal ve ruhsal olarak iyileşmeye etkisini analiz etmektir.
Mekânın deneyimsel temsili: Venedik Bienali 12. Uluslararası Mimarlık Sergisi örneği
Yaygın olarak kullanılan temsil ortamlarının deneyimlenen mekân anlayışından çok teknik ile ilgili olması problemi yeni temsil ortamları üzerine düşünmeyi gerektirmez mi? Mimarlık sergileri kendilerine özgü mekânsallığıyla göndergesi mekânsal deneyim olan temsil ortamları olarak kurgulanabilir mi? Çalışma bu sorular doğrultusunda mimarlık sergisini bir mimari temsil ortamı olarak kabul eder; mimarlık sergisini deneyimsel temsil olarak konumlandırmayı ve mekânın deneyimsel niteliklerinin sergi aracılığıyla temsilini tartışmayı amaçlar. Mimari temsil ve mekânsal deneyim arasındaki ilişkinin çözümlenebilmesi için deneyimsel temsil kavramından yola çıkılmıştır. Deneyimsel temsil kavramı mevcut bir nesneyi referans almayan, mimari fikri cisimleştiren ve mekân deneyimi ile ilişkilendirilebilen temsil türlerine işaret eder. Deneyimsel temsiller bir bakıma mimari alanı öznenin deneyimine ve yorumuna açan deneyimsel araçlardır. Bu noktada temsili deneyimin yapısına dikkat çekme gereği duyulmuştur. Temsiller söz konusu olduğunda araç ve içerik ayrımının yapılması önem taşır çünkü temsili deneyim içeriğin sahip olduğu nitelikler tarafından belirlenir. Buradan hareketle deneyimsel temsillerin mekânın deneyimsel niteliklerini iletmesi beklenir. Literatür araştırması ile elde edilen ve mekânın deneyimsel nitelikleri olarak adlandırılan yedi nitelik (ışık-gölge, akustik-ses, oran-ölçek, renk-doku, hareket, zamansallık, manzara-yer ile kurulan ilişki) temsil ortamlarını değerlendirmekte kullanılabilecek bir araç olarak önerilmiş ve Venedik Bienali 12. Uluslararası Mimarlık Sergisi bu nitelikler üzerinden irdelenmiştir. Elde edilen bulgular; mekânın deneyimsel niteliklerinin sergi aracılığıyla temsili ve serginin bütününe etki eden kurgusal kararlar doğrultusunda yorumlanarak mekânsal niteliklerin nasıl temsil edildiği ve temsili deneyimin nasıl yapılandırıldığına dikkat çekilmiş ve mimari temsil ortamı olarak serginin güçlü yönleri ortaya konmuştur. Anahtar sözcükler: mimarlık sergisi, mimari temsil, deneyimsel temsil, mekânın deneyimsel nitelikleri, mekân deneyimi, algısal deneyim, Venedik Bienali
Katılımcı mekân tasarım sürecinde sanal gerçekliğin kullanımı
Bilgisayar teknolojilerinde yaşanan gelişmeler birçok alanı olduğu gibi mimari tasarımı da etkilemiştir. Bilgisayar destekli tasarım yazılımları, sayısal simülasyonlar ve sanal gerçeklik uygulamaları, tasarım süreçlerinin hızını artırmakta, tasarım seçeneklerinin kolaylıkla değerlendirilebilmesine zemin hazırlamaktadır. Bunun yanı sıra, bu teknolojiler katılımcı tasarım süreçlerinde de faydalı olmakta, tasarımcılar, müşteriler ve diğer paydaşlar arasında daha etkin bir iletişim ve iş birliği olanağı yaratmaktadır. Özellikle sanal gerçeklik uygulamaları, mekânsal algıyı ve kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak, projelerin daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesine ve anlaşılmasına olanak sağlamaktadır. Bu durum, tasarım sürecinin sadece teknik bir uygulama olmaktan çıkıp, etkileşimli ve demokratik bir sürece dönüşmesini kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda tez çalışması, sanal gerçekliğin katılımcı bir mekân tasarım süreci içerisine nasıl entegre edileceğine dair nitel bir saha araştırmasından elde edilecek bulgularla bir uygulama modeli önerisi sunacaktır. Katılımcı tasarım için önemli bir uygulama alanı olan kentsel dönüşüm projelerinden bir örneğin ele alınacağı çalışmada, hak sahiplerine oturacakları konut hem iki boyutlu görseller hem de sanal gerçeklik ortamı aracılığıyla gösterilecek ve ardından yarı yapılandırılmış görüşmelerle kendilerinin fikir ve görüşleri alınacaktır. Elde edilen veriler nitel araştırma yöntemleri ile analiz edildikten sonra bir uygulama modeli önerisine ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışma, alanyazın taramalarında yeni gelişen bir alan olan sanal gerçeklik ve mimari tasarım ilişkisine dair detaylı bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
İç mimarlık ve çevre tasarımı eğitiminde desen dersinin yeri
İç mimarlık ve çevre tasarımı eğitimi, iç mekanların estetik ve işlevsel tasarımı konularında öğrencilere beceriler kazandırmayı amaçlayan önemli bir disiplindir. Bu eğitim, öğrencilere mekanların tasarımı ve düzenlemesi konularında geniş bir perspektif sunar. Türkiye'deki farklı üniversiteler, fakülteler, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı ve İç Mimarlık bölümleri arasında, müfredatta desen dersinin mevcudiyetinin, yerinin ve içeriğinin araştırılması, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Temel amaç bu disiplinlerde Desen dersinin müfredattaki yerini, etkisini ve önemini ortaya koymaktır. Desen dersi öğrenme çıktılarının meslek pratikleri açısından rolünün tartışılması da hedeflenmektedir. Bu çalışma, Türkiye'deki üniversitelerde fakülteler ve içmimarlık bölümleri arasında desen dersinin varlığını ve bu dersin müfredattaki yerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, bu dersin fakülte ve bölümler tarafından nasıl algılandığını ve içmimarlık eğitimindeki rolünü anlamayı hedeflemektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, desenin ne olduğu ve tarihçesine yer verilmiştir. Bu bölümde desenin tanımına, tarihi süreçteki yerine, eskiz ile arasındaki ilişkiye ve eğitimine dair verilen bilgilerle, desen dersinin İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı eğitimindeki yeri incelenmeden önce, desenin kapsamı anlatılarak çalışmanın diğer kısımları için bir altyapı oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, dünyada ve Türkiye'de İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı/İç Mimarlık eğitimleri ile ilgili literatür bulgularına yer verilmiş ve güzel sanatlar ile arasındaki ilişkiye değinerek desen dersinin bu eğitim sürecindeki yerinin nasıl bir süreçle oluştuğu ortaya konmuştur. Bu bölümde; İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı eğitiminin, tarihsel süreçte nasıl bir yol izleyerek günümüzdeki halini aldığını ve bu eğitim sisteminin, sanat eğitimi ile paralel ilerleyen yapısına vurgu yaparak desen dersinin bu eğitim sistemindeki yerine dair fikir edinebilmemiz hedeflenmektedir. Sonraki bölümde ise araştırmanın yöntemi ve bulgular bulunmaktadır. Bu bölümde, tezin asıl konusu olan İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı ve İç Mimarlık eğitiminde Desen dersinin öneminden bahsedilmiş ve müfredattaki varlığı ve yeri ile ilgili bulgulara yer verilmiştir. Bu bulgular, Türkiye genelini kapsayan bu araştırmanın temel bulgularıdır.
Kültür yapılarında biçim ve mekân analizi: CSO Ada
Kültür yapıları, kent kültürünün biçimlendiği ve sosyal yaşamda etkileşimlere olanak ve ortam sağlayan kamusal mekânlar olarak, toplumun kollektif değerlerine ve ilişkilerine hükmeden, onu sembolleştiren mekânlardır. Bu semboller, insan kavrayışında somutlaşarak dışavurumsal formlar oluştururlar. Kamusal anlamda bu dışavurumun yansıma ortamı ise genellikle dini yapılar ve kültür yapılarıdır. Resmi yapı kimliğine sahip olan bu mekânlar, aynı zamanda ait oldukları ülkeler için de temsili ve anlamsal değerlere sahip olduğundan, ülkelerinin başkentlerinde konumlanmakta ve simge haline gelmektedir. Bu tez çalışmasında, yaşamı ve mekânları şekillendiren "kültür" kavramı, kültür-mekân ile etkileşimi, kamusal mekân statüsündeki "kültür yapısı" kavramları incelenmiştir. Ardından, literatür taraması yapılarak, ait oldukları ülkelerin başkentlerinde inşa edilmiş, tez konusu yapıya eşdeğer özellikteki kültür merkezi, müze, kütüphane, tiyatro, opera, orkestra binası vb. simgesel nitelikteki kültür yapılarının, tarihsel süreçteki durumları bilim, teknoloji, kültür ve sanat alanındaki değişim ve gelişimler paralelinde değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, ülkemizde Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, kültür ve sanatın toplum tarafından ulaşılabilir olması amacıyla hayata geçirilen düzenlemeler sayesinde varlık bulan, başkent Ankara'da inşa edilmiş ve günümüzde de simgesel değerini koruyan kültür yapılarına yer verilmiştir. Bu bağlamda, çalışmada ülkemizin başkenti Ankara'da son dönemde inşa edilen "CSO ADA" kültür yapısının, kamusal ve simgesel anlamda karşılık bulmasını sağlayan özellikleri ile yapı gurubunun ana omurgasını oluşturan ana fuaye ve konser salonlarının, simgesel niteliğini oluşturan etkenleri sınamak amacıyla, "tasarım ilkeleri" çerçevesinde biçim ve mekân analizine yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: CSO ADA, Kültür Yapısı, Kamusal Mekân, Vitrivius, Tasarım İlkeleri, İç Mekân
Okul öncesi eğitim kurumlarının öğrenme alanlarının mekansal koşullarının incelenmesi: Kars ili örneği
0-6 yaş aralığını kapsayan erken çocukluk dönemi; çocuğun fiziksel, sosyal, zihinsel ve duygusal gelişiminin en hızlı olduğu, insan hayatının önemli bir dönemini ifade etmektedir. Okul öncesi eğitim kurumları ise çocukların her türlü gelişimlerinin sağlıklı bir şekilde desteklenmesi amacıyla kurulan, 0-6 yaş aralığındaki çocukların gelişim aşamaları için ihtiyaç duyulan eğitim programlarının uygulandığı eğitim yapıları olarak tanımlanabilmektedir. İyi düzenlenmiş bir okul öncesi eğitim kurumu çocuğun fiziksel, sosyal, zihinsel gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada amaç, okul öncesi eğitim kurumlarından anaokullarının öğrenme alanlarının mekânsal koşullarının çocukların gelişimleri için uygun olup olmadığını tespit etmek ve mekanın kullanıcıları olarak çocukların gelişimlerini destekleyecek nitelikte, konforlarının ve ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulduğu bir öğrenme alanı tasarım önerisi sunmaktır. Araştırma kapsamında, Kars ili Merkez ilçesinde yer alan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bağımsız anaokullarında görev yapan, tam popülasyonu yansıtan 28 okul öncesi öğretmen ile öğrenme alanlarının mevcut durumları ve ihtiyaç duyulan gereksinimler üzerine gerçekleştirilen yüz yüze yarı-yapılandırılmış görüşmeler ve araştırmacının öğrenme alanlarının mekânsal koşulları özelinde gerçekleştirmiş olduğu gözlemler sonucunda bulgulara ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulguların analizi içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup, literatürde yer alan bilgiler, görüşme ve gözlem bulguları birlikte değerlendirilerek çocukların gelişimlerini destekleyecek öğrenme alanına yönelik tasarım önerisi sunulmuştur.
İç mekânın Çağdaş Türk Edebiyatı'nda metinler/mekanlar arası anlamı ve temsili
İç mekânın anlamı ya da anlamları nelerdir? Biçimselliğin ve görselliğin ötesinde iç mekânı tanımlayan, bir mekânı 'içerisi' kılan etkenler nelerdir? İçeride olmanın anlamı, içeride olanın hisleri nelerdir? İçerinin taşıdığı bu anlamsal karşılıklar iç mekân temsillerinde ifade bulmakta mıdır? İç mekânı içerinin anlamı ve anlatısı üzerinden düşündüğümüzde temsili için de yeni yöntemler ne tür potansiyeller sunabilir? İç mekânı fiziksel boyutları kadar tinsel boyutları üzerinden de tanımlamayı amaçlayan çalışma bu soruları merkezine almaktadır. Mekânın tinsel boyutunu açığa çıkarma potansiyeli olan edebi metinler çalışma kapsamında iç mekânın anlamını düşünmenin aracı olarak seçilirken, metinsel temsiller de mimari temsili tartışmaya açmaktadır. Edebiyat kapsamı, kurmaca metinlerle sınırlandırılan çalışmanın inceleme alanı 1950 sonrası Çağdaş Türk Edebiyatı roman ve öyküleri olarak belirlenmiştir. Eserlerde zaman-mekân birliğinin bilinç akışı tekniği ile parçalanması, yeni biçimsel arayışlar, gerçek ve kurmaca arasındaki sınırların muğlaklaşmasıyla ortaya çıkan yeni potansiyeller sebebiyle incelenen eserler 1950 sonrasını kapsayan aralıkta yer almıştır. Tezin anlatı kurgusu önce dışarından yalıtılmış 'güvenli ve korunaklı bir alan olarak içerisi'yle başlar. Daha sonra dışarının, kimi zamanda içerideki yabancının bulanıklaştırdığı 'tekinsiz bir alan olarak içerisi'nin anlatımıyla devam eder. Birbirini var eden, kimi zaman ise tehdit eden iç ve dış arasındaki bu gerilimli ilişki en sonunda 'içerinin sınırlarında olmak/eşik deneyimleri'nin anlatımıyla sonlanır. Çalışmanın yöntemi metin analizi ve bu analiz sonucu ulaşılan verilerin mimari temsil ile yeniden üretilmesini içermektedir. Seçili metinler tematik yaklaşımlarına cevap verebilecek başka disiplinlerdeki kuramsal metinler üzerinden tartışmaya açılırken metinler/mekanlar arası bir okuma/görme deneyimi amaçlanmıştır. Temsil bir sonuç ürün olmanın yanında bir yöntemi de ifade ederken temsilin 'bir anlama modeli' olarak kullanımı önerilmektedir.
UNESCO yaratıcı kentler kapsamında erişilebilirlik ve Ankara için mekansal öneriler
"dTez çalışmasında UNESCO'nun misyonu ve Yaratıcı şehirler ağı olarak adlandırılan programı çerçevesinde Birleşmiş Milletler 'in tüm dünyayı kapsayan ciddi ve büyük ölçekli 2030 küresel gelişim planı kullanılarak, bu özellikler ve sistemler çerçevesinde Türkiye'nin başkenti Ankara şehrinin bir örnek tasarım kenti olabilmesi kıstaslarından "erişilebilirlik" kapsamında yenilikçi mekânsal öneriler sunulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yaratıcı şehirler ağına girmiş başkentlerden dünya lideri durumunda olan Singapur, Ankara ile kent planlamasında benzer ve zıt özellikleri bulunan kent Berlin ve Türkiye'de bir tasarım kenti olan İstanbul'un analizi ve özelliklerinin incelenmesi sonucunda toplanan nitel ve nicel verinin metodolojik olarak ayrılarak ve kategorize edilerek Ankara şehri ile ilişkilendirilmesi ve yapılan literatür taraması ile çalışma derlenerek Ankara için mekânsal erişim önerileri üretilmesine önem verilmiştir. Cumhuriyetin ilanı sonrasında şehirlerimizin gelişiminde lider olma görev ve konumunda görülen Ankara kentinin inceleme ve araştırması içeriğinde erişilebilirlikte sorun görülen alanın "herkes için tasarımın" olduğu yaşanan olumsuzlukların kaynağının ise sadece fiziksel olmadığı belirtilmiştir. Yaratıcı kentlerde erişilebilirlik kriterinin kentlerde kamusal alanı kullanan bireyler açısından değerlendirildiğinde bir "reform" olduğu ve kamusal açık alanlara her türlü erişimin sağlanmasının sadece iyileşme ve uygulama dönemleri değerlendirildiğinde değil, uzun vadede düşünüldüğünde toplumsal kültür için gerekli bulunduğu anlaşılmıştır. Ağa dahil olmak için kentlerin kültürel- tarihsel- yerel olma özelliklerinin UNESCO'nun stratejileri arasında tanımlandığı ve bu özelliklerin sürdürülebilir olması gereği bilinmektedir. Çalışmada ağın yaratılması ve Ankara'ya olabilecek faydalarına da yer verilmiştir. Ankara'nın Yaratıcı Kentler Ağına dahil olabilmesi için bir sorun olarak görülen erişilebilirlik, anahtar olarak seçilen Kızılay'da Güven Anıtı ile başlayan Atatürk Bulvarı ile Dikmen yolu arasında bakanlık binaları ile devam eden ve yüksek bir noktada TBMM binası ile tanımlı üçgen alan olan "Devlet Mahallesinde" günümüzde yaşanan olumlu olumsuz özellikler incelenerek "evrensel tasarım" kriterlerine göre mekansal öneriler sunulmuştur.
Hibrit çalışma sisteminin oluşum süreci ve geleceği
Ġnsanlığın var olĢundan itibaren evrimleĢen toplum hayatında, çalıĢma kavramının günümüzdeki anlayıĢı sanayi devrimine uzanmaktadır. Sanayi devrimi ve sonrası yapılan buluĢlarla küreselleĢen dünyada teknoloji ve dijital alanlarda yaĢanan geliĢmeler, veri üretimini ve paylaĢımı hızlandırmıĢtır. Bilgi toplumuna geçiĢ ile birlikte çalıĢmanın Ģekli değiĢmiĢtir. Zihin gücü ile çalıĢan bilgi iĢçileri çalıĢma hayatına yön vermeye baĢlamıĢtır. Uzaktan çalıĢılabilen yeni nesil çalıĢma alanları ve yeni çalıĢma modelleri ortaya çıkmıĢtır. 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen küresel pandemi (Covid19) çalıĢma hayatı için önemli miladlardan biri olarak kabul edilebilir. Sosyal izalasyon döneminde yaĢanan evden çalıĢma dönemi, çalıĢanlar ve iĢverenler için yeni beklentileri gün yüzüne çıkarmıĢtır. Ġnsanların dijital hayata uyumlanmasını hızlandırmıĢtır. Pandemi sonrası dönemde bu beklentilere çözüm üreten bir sistem olarak görülen Hibrit çalıĢma sistemi iĢ ekonomisinin ve çalıĢma hayatının gündemine girmiĢtir. Sabit ofislerde gerçekeĢen yüz yüze çalıĢma Ģekli ile uzaktan çalıĢma Ģeklinin bir arada uygulandığı hibrit çalıĢma sisteminin esnek ve mobil yapısı çalıĢanların motivasyonlarını ve üretkenliklerini arttırmaktadır. Bu bağlamda küreselleĢme ile birlikte baĢlayan dönemden günümüze, çalıĢma hayatının hibritleĢme yolculuğu zaman ve mekân kullanım Ģekillerindeki dönüĢümler üzerinden incelenmiĢtir. Literatür araĢtırması ile elde edilen veriler üzerinden, iĢin geleceği ve sürekliliği için hibrit çalıĢmanın gelecek kurgusuna dair bir model önerisi getirilmiĢitr.
Sıhhi sınırlılıklar çerçevesinde iç mekânın biçimlenişi
Dünya pek çok salgın hastalıklar ile geçmişten günümüze mücadele içinde olmuştur. Bu mücadele insan ve çevre ilişkisinin varlığından bu yana insanlık tarihinde de yerini korumaya devam etmektedir. Günümüzde ise bu durum Dünya Sağlık Örgütü'nün 11 Mart 2020 tarihide Koronavirüs kaynaklı Covid-19 hastalığını, küresel salgın (pandemi) ilan etmesi ile güncelliğini uzun bir süre korumuştur. 2021 yılının sonlarında vaka sayılarında görülen azalma ilk dalganın atlatılma noktasına geldiğini göstermektedir. Fakat bilim insanları tarafından tespit edilen yeni varyantlar, bu salgının etkisinin az da olsa hala devam ettiğini ortaya koymaktadır. Koronavirüs salgınının yayılma hızının en yüksel olduğu zaman dilimi içerisinde sosyal mesafeyi korumak, maske takmak, tecrit altında kalmak gibi içinde sınır kavramı olan önlemlerin sosyal hayatın bir parçası olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum sosyal hayatı etkilediği gibi iç mekân organizasyonlarını da etkileyerek mekân tasarımında sıhhi düzenlemelerin şekillenmesine olanak sağlamıştır. Bu bağlamda ilk olarak hasta ve sağlıklı insanlar arasına bir sınır koyarak tecrit etmek ve karantinaya almak yöntemleri ile ele alınan sınırlar daha sonra mekânı oluşturan dış kabuk ve iç yaşamsal alanın sınırları çerçevesinde şekillenen mekânsal sıhhi düzenlemeler ile sınırlılık oluşturmaktadır. İnsanın beden ve zihin sağlığına önem veren iç mimarlık ve tıbbın kurduğu işbirliği sonucunda ortaya çıkarak bir tür panzehir işlevi gören bu sıhhi düzenlemelerin incelenmesi hedeflenmiştir. Söz konusu bu düzenlemeler hem sağlık bilimleri dalı olan tıp hem de mekân tasarımına dayalı bilim dalı olan iç mimarlığın öncülüğünde yapılan literatür taramaları ile incelenerek örneklem yöntemi yardımıyla ortaya konması amaçlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında insanın ruhsal, fiziksel, psikolojik ve sosyal refahının korunması ve sürdürülebilmesi için "salgın, mekân ve çevre" üçlüsünün şekillenmesinde büyük rol oynadığı savunulan tıp ve mekân tasarımının işbirliği ele alınmıştır. Bu bağlamda somut ve soyut tehditlere karşı yaşayan çevrenin tasarlanmasının engelleyici, tedavi edici ve iyileşme sürecinin hızlanmasındaki oynadığı rol incelenmektedir. Söz konusu bu işbirliğin merkezinde yer alan insanın çevresinde görünmez katmanlar şeklinde var olan fiziksel sınırlar ve bu sınırların dış dünya ile iletişimini sağlayan bedenin sınırları, hem mekânın hem de salgınlar kapsamında mekânı etkileyen sıhhi düzenlemelerin şekillenmesindeki etkisi nedeniyle ele alınmıştır. Sınır kavramı her ne kadar ayrışma ve uzaklaşma gibi bağlamlar ile ilişkilendirilmiş olsa da bu araştırma kapsamında insan, mekân ve salgın kavramlarını sağlık noktasında birleştirici bir kavram olarak mekân tasarımındaki yeri üzerinde durulmuştur. Bir bakıma bu araştırma başta Koronavirüs olmak üzere mekânı kimi zaman etkileyen kimi zaman ise etkilenen olarak karşımıza çıkan salgın hastalıklar ile mücadelede iç mimarlığın da bir cephe olarak varlığını ve önemini gözler önüne sermektedir. Bu araştırma gelecekte ortaya çıkabilecek benzer bir risk durumunda olası bir küresel salgın sürecine karşılık verebilecek mekânların hazır olabilmesi için geçmişe ışık tutan bir yaklaşım ile ele alınmıştır. Buna ek olarak araştırmanın devamında döneme hâkim olan yıkıcı salgının bir tekerrür olduğunun kavranması ve içinde bulunduğumuz çağın imkânları sayesinde tanık olunan bazı mekânsal sıhhi sınırlılıkların kayıt altına alınması hedeflenmiştir. Bu araştırma mekânın oluşmasında makro ölçekten mikro ölçeğe kadar birçok disiplinin koordine bir şekilde çalışarak ölümcül salgına karşı güçlü bir ortak cephe oluşturulabileceği yönünde geçmişten günümüze incelenen mekânsal örnekler ile farklı yaklaşımlar ve tartışmalar sunmaktadır.
Tracking the development of museums through Italy and Turkey
Museums are the cultural structures that the historical and cultural values of societies are transferred to the future generations by researching, preserving, and exhibiting them to the public. The first examples of museology had been observed with the creation of personal collections by noble and ruling class people and the designing of private rooms in palaces to display these collections. The wars and revolutions that were experienced in history had a direct effect on museology and changed the perception of museums. In order to completely understand the present meaning of the museum, it is important to examine the evolutions it has experienced in the historical process. This study, which was prepared for this purpose, was handled through Italy and Turkey. Italy was chosen since it is accepted as the country where collecting started and also it has made a great contribution to the development of museology. On the other hand, the reason for choosing Turkey is that although a museum was not officially established until the 19th century, it has a long tradition of collecting similar to Italy. In the first two chapters, the development of museology in Italy and Turkey was discussed separately starting from the first collecting practices to the 21st century. In the third section, the developments in both countries that are mentioned in the previous sections were discussed by comparing each other with the time charts, tables, and diagrams, and came to a conclusion by analyzing the development process of the museology semantically and spatially.
Kamusal iç mekanda aktif yaşlı bireylerin sosyalleşmesini destekleyecek mekan tasarım parametreleri: AVM örneği
Her insan yaşlılık dönemini deneyimleyecektir. Önemli olan bu dönemde yaşanılan iş, statü gibi kayıplarla birlikte toplumsal hayattan uzaklaşmayıp toplumsal hayatta üstlenilen rolü sürdürmek ve diğer insanlarla etkileşimde olmayı başarmaktır. Ancak bu sayede bireyin psikolojik sağlığı korunur ve yaşam kalitesi arttırılabilir. Bunun gerçekleşebilmesi için ise bireyin çabası kadar fiziksel çevrenin etkisi de önemlidir. Fiziksel çevrenin, farklı yaş grupları arasında toplumsal refahı ve etkileşimi desteklemede rol oynadığı, çevre davranış çalışmaları sonuçlarında görülmektedir. Sağlıklı bir toplum yapısının sürdürülebilmesi için temel olarak aktif yaşlı yetişkinlerin toplumdaki diğer bireylerle bire bir etkileşiminin önemine ve farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarını destekleyen mekan tasarımının özelliklerini belirlemeye duyulan ihtiyaç, her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, aktif yaşlı bireylerin kamusal iç mekanlara katılımını ve sosyalleşmesini arttırmada fiziksel mekanın nasıl bir rol oynayabileceğini, kamusal iç mekanlarda sosyalleşmeyi destekleyici mekan tasarım parametrelerinin neler olduğunu ve bu parametrelerin Alışveriş merkezi tasarımına nasıl uygulanabileceğini anlamaktır. Çalışma kapsamında seçilen alışveriş merkezi aktif yaşlı bireylerin gözünden tasarım ve konfor, aidiyet duygusu, mekanda gerçekleşen kişilerarası aktivite/etkileşim olanakları ve farklı özellikte kullanıcı gruplarını barındırabilme parametreleri üzerinden değerlendirilmiş ve ayrıca mekandaki sosyalleşme düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Seçilen alışveriş merkezinde yerinde tespit çalışması ile anket çalışması yürütülmüştür. Elde edilen bulgular betimsel analiz ve SPSS programında korelasyon analizi yapılarak değerlendirilmiştir. Araştırma verilerine göre aktif yaşlı kullanıcıların kamusal iç mekanlarda sosyalleşmesinde mekandaki tasarım ve konfor özelliklerinin, mekandaki aidiyet duygusunun, mekanda gerçekleşen kişilerarası aktivite/etkileşim olanaklarının ve mekanın farklı özellikte kullanıcı gruplarını barındırabilme özelliğinin etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Aktif yaşlı, Kamusal iç mekan, Kamusal mekan, Sosyalleşme, Sosyal etkileşim
Yapı biyolojisi kapsamında enerji etkin iç mekan tasarımı: YBE Kadıovacık biyo evi örneği
1960'lı yılların sonlarında bir düşünce olarak ortaya çıkan yapı biyolojisi kavramı, günümüzde bir bilim dalı olarak varlığını sürdürmektedir. İnsan, çevre ve yapı arasındaki ilişkinin esenlikli olabilmesi için sağlıklı yapılar ve iç mekânlar tasarlanmasını amaçlamaktadır. Yapı biyolojisi, doğal yapı malzemelerin ve edilgen (pasif) sistemlerinin kullanımının önemini savunmaktadır. Ancak yapı ve iç mekânların tasarımında, iklim faktörü göz önünde bulundurulduğunda tek başına bu kullanımların yüzde yüz etkin olması beklenememektir. Yapının bulunduğu iklim bölgesinin verilerine bağlı olarak ısıl konforu sağlamak adına etken (aktif) sistemlerin kullanımı da söz konusu olmaktadır. Etken (aktif) sistemlerinin kullanımı en seviyede olmalı ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmelidir. Yapı ve iç mekân tasarımları, çevreye ve insana her açıdan zarar verebilecek etkenlerin en az olması, enerjinin verimli kullanılması, sağlıklı ve konfor düzeyi en üst seviyede olması gerekmektedir. Bu kapsamlarda tezin son bölümünde, Kadıovacık Biyo Evi inceleme konusu olarak seçilmiştir. Yapının lokasyonu ve iklimsel verileri, iç mekân yerleşimi, yapının temeli ve taşıyıcı sistemi, iç mekânda döşeme kaplamaları, cephe farklılıklarına göre duvar uygulamaları, çatı uygulamaları, iç mekânda doğal ve yapay aydınlatma, edilgen (pasif) ve etken (aktif) iklimlendirme sistemleri, su temini ve yapının kullanıcı ile yapılan görüşme soruları başlıkları altında incelenmiştir.
Dolaşım mekanları ile ziyaretçiler arasındaki etkileşimin mekansal dizim yöntemiyle atakule alışveriş merkezi bağlamında analizi
İnsanlar varoluş süreçleri boyunca farklı sebeplerle toplanma yerlerine ihtiyaç duymuşlardır. Değişen dünya düzeninde yeme-içme, sosyalleşme ve alışveriş alışkanlıklarıda değişmiştir. Bu sebeple alışveriş ihtiyacı doğmuş, süreç içerisinde önce takas yöntemi sonrasında ise para kullanılmıştır. Tarih boyunca insanların alışveriş ihtiyaçlarını gidermek için farklı alışveriş mekanları oluşmuş, zaman içerisinde ise bugünkü kapalı devre alışveriş merkezleri formuna ulaşmıştır. Günümüzdeki haliyle; alışveriş merkezleri sosyal, kültürel, yeme-içme, çalışma ve eğlence merkezleri haline gelmiştir. Bu kullanım alanlarıyla, işletmeler gelen ziyaretçileri mekanda daha uzun tutmayı amaç edinmeye başlamıştır. Bu sebeple, alışveriş merkezlerinin tasarım kriterlerini en üst düzeyde tutmaları gerekmektedir. Bu çalışma, bu sorunsala bir cevap olabilme niteliği taşımak icin hazırlanmıştır. Bu tezde, mağaza konumlandırmalarının yalnızca plan düzleminde değil, üçüncü boyutta ve saydamlık opaklık açısından ele alınması ve mağaza algılanabilirliğinin yüksek olması gerekliliği konusu ele alınmaya çalışılmıştır. Diğer bir deyişle; tasarımda mekansal elemanların kullanım yoğunluğu ve buna bağlı elde edilen görünürlük değerlerinin ilişkisi üzerine yoğunlaşılmıştır. Araştırma sırasında; seçilen alışveriş merkezindeki ziyaretçi hareketinin belirlenmesi için gözlem yöntemi tercih edilmiştir. Alışveriş merkezinin fiziksel özelliklerinin incelenmesi içinse; mekân ve mekânın kullanıcıları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu öne süren, mekân ve sosyal yaşam arasındaki ilişkiyi anlamaya ve mekânı sayısal verilerle - nesnel okumaya yarayan mekansal dizim analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda, alışveriş mekanları iç mekan tasarım süreçlerinde mekansal elemanların kullanım değerleri tartışılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçların, ilerleyen dönemlerde tasarlanacak alışveriş merkezleri için yol gösterici bir kılavuz olacağı düşülnülmektedir.
Edebiyat ve sinemada kurgusal mekân üretiminin yaratıcılığa etkisine yönelik bir yöntem önerisi
Bir mekân oluşturma disiplini olan iç mimarlık, sınırlarının belirlendiği ve bir disiplin olarak kabul gördüğü dönemden bu yana; tasarım, sanat ve bilimin birçok alanı ile iç içe olmuştur. Toplumsal, ekonomik ve teknolojik alanlardaki değişimler mekân tasarım sürecine de farklı yaklaşımlar ve çeşitli yenilikler getirmiştir. Yeni gelişen alanları tek bir disiplin ile incelemek mümkün olmadığından, farklı disiplinlerin birbiriyle ilişkisi günümüzde daha da önemli hale gelmiştir. Öte yandan mekânın sınırları da zamanla değişmekte ve gelişmektedir. Yalnızca fiziksel gerçeklikten ibaret olmayan mekân kavramı, tarih boyunca pek çok araştırmacı tarafından farklı biçimlerde ele alınıp tasnif edilmiştir. Bu bağlamda fiziksel bağlamdan arınmışlığıyla kurgusal mekânlar; hayal gücünün ve yaratıcılığın daha aktif olarak kullanılabilmesine olanak tanımasıyla farklı disiplinler ile etkileşim kurma konusunda önemli bir noktada konumlanmaktadır. İç mimarlık eğitiminde disiplinler arası yaklaşımların önemi sıkça vurgulanmasına rağmen, ilgili literatür incelendiğinde yaratıcı düşünce becerisini geliştirmeye yönelik deneysel yöntemlerle yapılan disiplinler arası çalışmaların azınlıkta kaldığı görülmektedir. Eğitim süresince, öğrencilerin sezgilerini geliştirmeyi, bilimsel metotlar çerçevesinde düşünmesini sağlamayı, çağdaş teknoloji kullanımı ve işlevsel üretim ilkelerine dayanarak tasarımcı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen iç mimarlık eğitiminin temel çıktılarından biri ise hayal gücünü etkin bir biçimde kullanabilen yaratıcı bireyler yetiştirmektir. Bu doğrultuda iç mimarlık eğitiminde, disiplinler arası yaklaşımların eğitim sürecine dahil edilmesi, öğrencilerin yaratıcılıkların gelişmesine katkı sağlaması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada; kurgusal mekân üretiminde disiplinler arası bir yaklaşımla edebiyat ve sinema ile ilişki kurarak, yaratıcı düşünceyi geliştirmeye etki eden yeni bir izlence önerisi ortaya koymak amaçlanmıştır. Edebiyat ve sinema disiplinleriyle ilişki kurarak kurgusal mekân üretmeyi amaçlayan izlenceler; "kurgusal mekânı oluşturan ögeler", "TYDT parametreleri" ve "TYDT faaliyetleri"nden meydana gelen üç temel unsur üzerinden kurgulanmıştır. Bu bağlamda, geliştirilen izlence önerisi doğrultusunda, edebiyat ve sinema ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmenin, öğrencilerin yaratıcı düşünce becerilerine etkisini irdelemek üzere üç hipotez kurulmuştur. Hipotezleri sınamak için, açımlayıcı sıralı karma araştırma yöntemi ile iki aşamalı olarak, nicel ve nitel veriler toplanmıştır. Birinci aşamada araştırma sorularına doğrudan yanıt üretecek nicel veriler, ikinci aşamada ise nicel bulguları daha detaylı çözümlemeyi sağlayacak nitel veriler toplanmıştır. Deneysel araştırma kapsamında geliştirilen izlenceler, araştırmanın bağımsız değişkenini; yaratıcı düşünce düzeyi, araştırmanın bağımlı değişkenini; yaratıcı düşüncenin alt parametreleri ise ara değişkenleri oluşturmaktadır. Birinci araştırma hipotezi (1H1) "kurgusal mekân üretiminde edebiyat disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünmeyi geliştirdiği", ikinci araştırma hipotezi (2H1) "kurgusal mekân üretiminde sinema disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünmeyi geliştirdiği" ve üçüncü araştırma hipotezi (3H1) ise "edebiyat disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmenin, sinema disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmeye kıyasla yaratıcı düşüncenin gelişmesine daha fazla olanak sağladığı" yönündedir. Bu araştırma İstanbul Gedik Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünde, 2022-2023 Güz eğitim-öğretim yarıyılında "Mimarlık ve Edebiyat" ve "Mimarlık ve Sinema" dersini alan, araştırmacı tarafından belirlenen dışlama ölçütleri dikkate alınarak seçilen 46 öğrenci (27 kadın, 19 erkek) ile yürütülmüştür. Mimarlık ve Edebiyat dersini alan öğrenciler deney, Mimarlık ve Sinema dersini alan öğrenciler ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında oluşturulan hipotezleri sınayabilmek için deney ve kontrol gruplarına uygulanmak üzere geliştirilen 14 haftalık izlencelerin öncesinde iki gruba da TYDT ön test uygulanmıştır. İzlencenin sonunda ise her iki gruba TYDT son test uygulanmıştır. TYDT ön test ve son testle elde edilen veriler araştırmanın nicel verilerini oluşturmaktadır. Örnek olay yöntemi ile bir eğitim-öğretim dönemi boyunca uygulanan izlence doğrultusunda elde edilen veriler ve izlencelerin sonunda uygulanan anket formu ile elde edilen veriler ise araştırmanın nitel verilerini oluşturmaktadır. Nitel ve nicel veriler ile elde edilen araştırma bulgularına göre; kurgusal mekân üretiminde edebiyat disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünceyi geliştirdiğine yönelik birinci araştırma hipotezi (1H1), kurgusal mekân üretiminde sinema disipliniyle ilişki kurmanın yaratıcı düşünceyi geliştirdiğine yönelik ikinci araştırma hipotezi (2H1) ve edebiyat disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmenin, sinema disiplini ile ilişki kurarak kurgusal mekân üretmeye kıyasla yaratıcı düşüncenin gelişmesine daha fazla olanak sağladığına yönelik üçüncü araştırma hipotezi (3H1) doğrulanmıştır. Bu çalışma kurgusal mekân üretiminde disiplinler arası çalışmaların yaratıcı düşünme becerisine olumlu yönden katkı sağladığı ortaya koymaktadır. Öte yandan çalışmanın en önemli yöntemsel sınırlılıklarından biri yalnızca İstanbul Gedik Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü'ndeki kısıtlı bir örneklem ile ve bir akademik yarıyıl süresince gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bulguların sınırlı bir alandan seçilen çalışma grubundan elde edilmiş olması, genellenebilme olasılığı zayıflatmaktadır. Bu bağlamda, elde edilen bulguların daha geniş kitlelere genellenebilmesi için; çalışma kapsamında geliştirilen yeni izlencelerin, iç mimarlık eğitim programında yer alan, temel tasarım, tasarım stüdyoları veya çeşitli uygulamalı derslerin de içeriğine entegre edilmesi ya da bu derslerdeki uygulamalı çalışmalar için yeni disiplinler arası yaklaşımlar oluşturulması ve enlemsel kesitli yeni araştırmaların yapılması önerilmektedir. Ayrıca iç mimarlık eğitiminde yaratıcılıkla ilgili yapılacak sonraki çalışmalar için; tasarım eğitimi alan öğrencilerin yaratıcı düşünce becerisini ölçmeye yönelik, tasarım ilkeleri veya mekânsal parametrelerle bağ kurabilen ölçme araçlarının geliştirilmesi de önerilmektedir.
Tarihi yapıların sürdürülebilir mimarlık ilkelerine göre yeniden işlevlendirilmesi: Boğaziçi Üniversitesi erkek yurdu (Hamlin Hall) örneği
Fransız Devrimi ile ortaya çıkan tarihi yapı koruma gerekliliği, tekil koruma anlayışlarından Avrupalı devletlerin konuya hassasiyet göstermesine evrilerek, bugünkü kurallı şeklini almıştır. Önce Sanayi Devrimi'nin, sonra ise II. Dünya Savaşı'nın kentler ve yapılar üzerinde bıraktıkları etki, belge niteliği taşıyan tarihi yapıların kurallarla korunması gerektiğini göstermiştir. Aynı zamanda, Sanayi Devrimi'nin bir başka etkisi olan çevre sorunları da, II.Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl sonra gündeme gelerek "sürdürülebilirlik" kavramını ortaya çıkartmıştır. Tarihi yapı ve çevre koruması; kültürel devamlılığı, sürdürülebilirlik ise, kaynakların devamlılığını sağlamayı hedefleyen ve gelecek nesillere bu iki unsuru eksiksiz bir şekilde bırakmayı amaçlayan uygulamalardır. Günümüzde Dünya'nın birçok ülkesinde, özgün işlevini yitirmiş olan çoğu yapı yeniden işlevlendirilerek ve işleve uygun bir şekilde iyileştirilerek aktif halde kullanılmaktadır. Tarihi yapının devamlılığının sağlanması açısından, yapının aktif halde kullanılıyor olması ve rutin bakımlarının yapılması önemlidir. Tıpkı diğer koruma yöntemlerinde olduğu gibi, yeniden işlevlendirme ve iyileştirme projelerinin de belirli kuralları bulunmaktadır. Tarihi dokuya zarar vermeden kullanıcıların güncel ihtiyaçlarının karşılanması, özellikle iyileştirme projelerinin ana hedefidir. Tarihi yapıların gündelik hayatta kullanılması ve gelecek nesillere düzgün bir şekilde bırakılması kadar çevre sorunlarının önlenmesi de önemlidir. 21. yüzyıl insanının günlük problemleri arasına giren çevre sorunları, kaynakların dikkatlice tüketilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, çevreye oldukça zarar veren ancak bir ihtiyaç da olan yapı sektörünün, çalışmalarını çevreye en az hasarı vererek, geri dönüşüm ve atık yönetimi konularına hassasiyetle yaklaşması gerekmektedir. Modern yapılarda olduğu gibi, tarihi yapılarda da oldukça fazla enerji tüketimi olması, sürdürülebilir yapı ögelerinin kullanılabileceği türden tarihi yapıların da çeşitli sistemlerle iyileştirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Modern bir yapıya uygulanan sistemler kadar özgürce planlama yapılmasına fırsat vermeyen tarihi yapılarda, sürdürülebilirlik anlamında yapılan çalışmalar kısıtlı fakat etkilidir. Tarihi yapıları ve çevreyi korumanın birincil adımı, toplumu bu iki konuda bilinçlendirmekten geçmektedir. Bir toplumu bilinçlendirmenin uzun vadeli ancak sağlam temelli yöntemlerinden biri olan üniversite eğitimi de son yıllarda özellikle sürdürülebilirlik konusunda çalışmaların yapıldığı bir alandır. Ülkemizde henüz çok yeni olan bu uygulama, Batı'lı ve Asya'lı gelişmiş devletler tarafından benimsenerek sadece ders programlarına değil, aynı zamanda kampüs yaşamına da yayılmıştır. Literatüre "yeşil kampüs" adıyla geçen bu uygulama, genel sürdürülebilir yapı sistemi kurallarının benimsendiği ve bu şekilde öğrencilerin sürdürülebilirlik kavramı hakkında yaşamlarının ilk safhalarında bilinçlenmelerini sağlamaktadır. Bu amaç, köklü ve kampüs içinde tarihi yapı barındıran üniversiteler için ise, kampüsü ya da kampüs yapılarını tarihi dokuya zarar vermeden sürdürülebilir yapı ögelerine uygun şekilde iyileştirmeleri, aynı zamanda da öğrenci ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri gerekliliği nedeniyle bambaşka bir zorluğa sokmaktadır. Ülkemizde, bu amacı gerçekleştiren ilk üniversite olan Boğaziçi Üniversitesi, inşaa ettiği yeni yapılarda sürdürülebilirliğe önem verirken, ana kampüste tarihi yapılara sahip olması nedeniyle, üniversitenin en ünlü ve eski yapısı olan Hamlin Hall'u yeşil bina haline getirerek Leed Gold sertifikası almaya hak kazanmıştır. Robert Kolej'in Bebek'de bulunan yapısından sonraki binası Hamlin Hall, içinde yatakhanelerin de bulunduğu bir eğitim yapısıyken, 70'li yıllarda Boğaziçi Üniversitesi'ne verilmiştir. Bugün hâlâ Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan yapının, günümüzde yalnızca yurt işlevine sahip olması nedeniyle yeniden işlevlendirilmiş bir yapı olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra yapıya 2011 yılında iyileştirme projesi uygulanmıştır. Yapılan iyileştirme projesinde yapıya yeşil yapı sistemleri de eklenerek hem tarihi hem de enerji etkin yapı olması sağlanmıştır. Robert Kolej bir Amerikan okulu olduğu için, Hamlin Hall'da bu standartta yapılmıştır. İyileştirme yöntemi incelenen yapıda kullanılan sistemlerin yeterliliklerinin anlaşılması için başka bir Amerikan yapısı olan ve Hamlin Hall gibi yurt yapısı olarak kullanılan Harvard Üniversitesi Hamilton Hall da incelenerek, bu araştırma özelinde kıyaslama yapılmıştır. Harvard Üniversitesi, kampüste bulunan hem tarihi hem de modern yapılara yeşil bina sistemleri uygulayarak "Yeşil Kampüs" ünvanı alan bir başka Üniversitedir.
Durumları tasarlamak: Kamusal alanda iç (Sel) mekânın keşfi ve inşası
Bu çalışma, iç mekânın kapsamını, kavramsal bir tartışmada yeniden sorgulamayı hedeflemiştir. İç mekâna dair öz niteliklerden belirli bir yere ve kurguya özgü olma ile kullanıcıya özel olma; bir mekân ve zaman kesişimi olarak nitelendirilen durum kavramı ile bireyin en hususi soyut alanı olan içsellik ilişkilendirilmiştir. Literatürde, durum ve içsellik kavramları ve bunların mekânsal alanlardaki karşılıklarına dair teoriler, kavramlar, oluşumlar ve pratiklerden ödünç alınan veriler yorumlanarak somut bir yaklaşım önerisi geliştirilmiştir. Çalışmanın ortaya çıkışı, amacı ve yapısının aktarıldığı giriş bölümünden sonra durum kavramının temel niteliklerinin tartışıldığı ikinci bölüm çalışılmıştır. Bu bölümde, literatürde durum kavramına dair üretimler gerçekleştiren ve mekânsal anlamda potansiyeller taşıyan hareketler analiz edilmiştir. Öncülleriyle birlikte, Situationist hareket ve bu çalışmada kullanılabilir veri olarak ele alınacak teorileri araştırılmıştır. Üçüncü bölüm ile birlikte Situationist hareket ve öncüllerinin yaklaşımları kapsamında mekân üretimine dair pratikleri ve benzer yaklaşımları benimsemiş avangart mimari gruplar analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde iç ve türevi olan içsel kavramlarının yapısı araştırılmış ve 19.yüzyıl itibariyle iç mekânın niteliği ve kapsamındaki farklılıklar değerlendirilmiştir. İkinci, üçüncü ve dördüncü bölümler neticesinde ortaya çıkan veriler yorumlanarak üç adet durum potansiyeli ve iç(sel) mekân önerisi ile çalışma sonlandırılmıştır. Bu sonuç öneriler ile durumların ve iç(sel) mekânın gündelik hayattaki mevcudiyeti sorgulanmış ve yeni mekânsal kapsam ve potansiyellerin varlığı tartışmaya açılmıştır.
Türkiye'deki mülteci kamplarında geçici konut tasarım örneği olarak sarıçam kampı'nın mekansal analizi
Suriye İç Savaşı'nın ardından yaşanan göç dalgası, mültecilik konusunu Türkiye için önemli ve öncelikli bir hale getirmiştir. Bu çalışma, siyasi nedenlerden ötürü göç etmek durumunda kalan mülteciler ve kitlesel göçlerle birlikte gündeme gelen barınma problemi üzerinde yoğunlaşmıştır. Günümüzde Türkiye sınırları içerisinde bulunan 13 geçici barınma merkezinde 136 bin Suriyeli kendilerine sağlanan mobil konutlarda yaşamaktadır. Çalışmanın amacı mülteci yerleşimleri kapsamında bulunan, devlet eliyle oluşturulmuş kamplardaki mobil konut tasarımlarının değerlendirilmesidir. Mülteci konutları, hız-zaman-maliyet esas alınarak belirli lüksler göz ardı edilerek temel yaşamsal faaliyetlerin sürmesine destek veren tasarımlardır. Çalışma süresince toplanan verilerin mülteci konut ve kamp tasarımında yönlendirici olması ve bu alandaki gelişmelere katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde mobil mekanlar üzerinden zorunluluktan doğan geçici mekanlar özeline inilerek, geçici afet barınakları ve türleri ele alınmış bu sayede ikinci bölüm için gerekli zemin sağlanmıştır. İkinci bölümde mülteci kamp ve geçici konut tasarım kriterleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise Adana Sarıçam Konaklama Merkezi üzerinde örnek inceleme yapılarak, önceki bölümde ele alınan ilkeler üzerinden tanımlanan geçici konutlar ve tasarım kriterleri irdelenmiştir. Sarıçam Konaklama Merkezi Türkiye'deki en büyük merkez, dünyadaki en büyük konteyner kentlerden birisi olarak 26,869 Suriyeliye ev sahipliği yapmaktadır. 2012 senesinde çadır kent olarak kurulmuş 2017 senesinde konteyner kente dönüştürülmüş, bu sayede geçici afet barınaklarının gelişim ve dönüşüm sürecini de yaşamıştır. Tez çalışmasının sonucunda, önceki bölümlerde edinilen bilgiler üzerinden Sarıçam Kampı yerleşke ve konut ölçeğinde ele alınmış, mevcut durumu ortaya konarak uluslararası standartlara göre bir değerlendirmeye varılmıştır.
Sosyokültürel sürdürülebilirlik kavramı ve kendini koruyan kent olgusu: Ankara Saraçoğlu mahallesi örneği
Bu çalışmada amaçlanan, Türkiye Cumhuriyeti'nin İlk Toplu Konutu niteliğine sahip Saraçoğlu Mahallesi'nin sosyokültürel dokusunun sürdürülebilirliğini araştırarak, kent belleği kavramını irdeleyerek bunun önemini vurgulamaktır. ''Kent Belleği'' bilincinin oluşturulması; tarihi çevrelerin sosyal, kültürel miraslarını koruyarak, onları geliştirip sonraki kuşaklara aktararak mümkün olur. Ankara'da bulunan Saraçoğlu Mahallesi II. Ulusal Mimarlık Akımı'nın izlerini barındıran değerli modern mimarlık miraslarından birisidir. Günümüz adıyla Namık Kemal Mahallesi yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kentsel sit alanı olarak ilan edilmiş bu bölgenin ekolojik, ekonomik ve sosyokültürel sürdürülebilirlikleri konusunda gereken hassasiyet gösterilmelidir. Cumhuriyet'in ilanıyla Ankara'nın başkent olması; nüfus artışını etkileyerek konut gereksinimini beraberinde getirmiştir. Özellikle memur sayısındaki hızlı artışın sebep olduğu konut sorununun çözüme kavuşturulması için dönemin hükümeti tarafından Memur Mesken Yasası (1944) ile çözüm önerisi olarak planlı konut grupları tasarlanmıştır. Saraçoğlu Mahallesi de bu doğrultuda dönemin başbakanı tarafından Alman Mimar Paul Bonatz ve ekibine projelendirilmiştir. Asker ve üst düzey bürokratların yaşadığı lojmanlar ''bahçe kent mahalle tasarımı''na sahip olup kurulduğu günden bugüne, yapısal değişime uğramadan, kendine özgü sosyokültürel bir doku kazanarak gelmiştir. Ankara'da kent kimliğinde önemli bir yeri olan ve kentsel sit alanı olarak koruma altına alınan Saraçoğlu Mahallesi 2012 yılında ''afet risk bölgesi'' ilan edilmiş olup, zorunlu tahliyelere maruz bırakılmıştır. Bugün, Cumhuriyet Dönemi'ne ait bu tarihi çevre, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu doğrultuda çalışmada öncelikle Türkiye'deki koruma hareketlerinden birisi olan ÇEKÜL'ün altını çizmiş olduğu Kendini Koruyan Kent olgusu incelenecek; sonrasında mahallenin eski sakinleriyle görüşmeler yapılarak atılması gereken en doğru adımlar irdelenecektir. Böylelikle; sosyokültürel sürdürülebilirlik kavramı vurgulanıp kent katmanlarına saygı duyan, onları güçlendiren kimlikli şehirler var olacak ve gelecek kuşaklara aktarılacaktır.
Marka kavramı ve iç mekân tasarımı ilişkisi, baskın, yarı baskın ve geleneksel yöntemlerin kahve dükkanları üzerinden değerlendirilmesi
20. yüzyılın sonları itibariyle gündeme gelen marka ve markalaşma kavramlarının önemi, gelişmiş ve gelişmekte olan firmalar için gittikçe artmaktadır. Bulundukları ülke ve dünya pazarlarında yer edinmek ve ticaret hacmini arttırmak isteyen firmalar, marka kavramını oldukça önemli bir unsur haline getirmiştir. Pek çok firma, ticari isimlerini markalaştırmak için birçok girişimlerde bulunmakta ve piyasada markalaşmak adına yüksek reklam giderlerini göze almaktadır. Söz konusu olan markalaşma girişimlerden bir tanesi de iç mekân tasarımlarına yönelik yapılan çalışmalardır. Bu araştırmada, marka ve markalaşma kavramlarının firmaların iç mekân tasarımlarına etkisi, dünyadan ve Türkiye'den örneklerle desteklenerek incelenecektir. Araştırmanın birinci bölümünde tezin kapsamı, amacı ve yöntemi açıklanacaktır. İkinci bölümde kimlik ve marka kavramları incelenecek olup, Türkiye ve Dünya'da zaman içindeki gelişimi ile tarihi aktarılacaktır. Markalaşmanın günümüzde ki önemi açıklanacak, sonrasında kurumsal kimlik ile olan ilişkisi irdelenecektir. Üçüncü bölümde tüketicilerin ürün ya da hizmet satın alırken marka seçimlerini etkileyen faktörler ve davranışlar biçimleri incelenecektir. Dördüncü bölümde mekân kavramından kısaca bahsedilip ikinci bölümde açıklanan marka kavramı ile olan ilişkisine bakılacaktır. Yine bu bölümde firmaların mekânlarına yaklaşım biçimleri, iç mekân bileşenlerini nasıl kullandıkları Dünya ve Türkiye üzerinden örneklemelerle incelenecektir. Son bölüm olan beşinci bölümde ise aynı sektör üzerinden üç farklı yaklaşımda (baskın, yarı baskın ve geleneksel)mekân tasarımı yapan markaların iç mekânları analiz edilecektir. Çalışmanın son bölümünde bahse geçen üç marka ve mekânları dördüncü bölümün bir devamı niteliğinde mağaza iç ve dış bileşenleri üzerinden incelenecektir. Anahtar Sözcükler: İç mimarlık, iç mekân, mekân analizi, marka, marka yaklaşımları.
Anadolu'da konut ve Türk evi oluşumu süreci ve Edincik evleri örneği
Temel işlevi insanları çevresel etmenlerden korumak olan ve yaşamsal faaliyetlerin sürdürüldüğü konutlar; toplumun sosyo-kültürel dokusunu en iyi şekilde yansıtan fiziksel mekânlardır. Teknolojinin hızla gelişimi ve halkın ekonomik durumunun iyileşmesi toplumun yaşam döngüsünü değiştirmiştir. Bu değişim, dünyanın farklı yerlerinde farklı medeniyetler tarafından geliştirilmiş konut yapılarında da değişime yol açmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'nin kültür mirası listesinde ön sıralarda yer alan "Geleneksel Türk Evi", Anadolu'nun yüzyıllar boyunca oluşturduğu geleneksel konut yapıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'ya özgü önemli kültürel miras örneklerinden biri olan "Geleneksel Türk Evleri", bazı bölgelerde hak ettiği değeri görmektedir. Yapıların büyük kısmı ise son dönemlerde ilgisizlik ve modernizme yaklaşma çabaları sonucu yok olmaktadır. Bu çerçevede, günümüzde "Edincik Evleri" de henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş "Geleneksel Türk Evi" örnekleri arasında yer almaktadır. Bu çalışma doğrultusunda; Anadolu mimarisindeki Türk evlerinin tarihsel süreçleri, plan tipleri, cephe özellikleri ve iç mekân kurguları ile Türkiye'deki geleneksel konut mimarisini yansıtan, ancak tam anlamıyla korunamamış "Edincik Türk Evleri" incelenmiştir. Geleneksel tarihi dokunun tanımı, tarihi dokunun turizm vb. alanlardaki önemi, Edincik'teki mevcut tarihi dokunun durumu ve bu yapıları korumak için gereken önlemler ele alınmıştır. Sonuç olarak; bölge halkının günümüz teknolojik gelişmeleri doğrultusunda modern mekânlarda yaşama isteği, ekonomik kaygıları gibi sebepler ile sınırlı sayıdaki geleneksel Türk evinin, bakımlarının ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı, birçoğunun ise bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tuttuğu tespit edilmiştir.
Restoran ve kafe iç mekân tasarımlarında sosyal medyanın etkisinin belirlenmesi
Teknolojinin gelişmesi ve sosyal medya kullanımının günümüz koşullarında kayda değer bir oranla artmasıyla birlikte, yaşam tarzımız ve davranış şekillerimiz de hızla değişmektedir. Dünyanın tamamını etkisi altına alan bu gelişmeler doğrultusunda, toplumlar bu yaşayış biçimine uyum sağlamış, hatta bunun bir parçası haline gelmiştir. Yaşanan bu değişiklikler sadece insanları değil, aynı zamanda insanların yaşadığı çevreleri ve mekânları da yoğun bir şekilde etkilemiştir. Mekânların çağımız koşullarına uygun şekil alması sebebiyle bu konuda en çok sorumluluk üstlenmesi gereken iç mimar, tasarımcı ve mekânları şekillendiren diğer meslek grupları da buna uygun hareket etmektedir. Tasarım süreçlerinde yer alan kriterlere ve yol haritalarına artık bir yenisi daha eklenmiş ve sosyal medya da bu sürece dâhil edilmiştir. İnsan algısını yönlendirerek tüketimi artırmayı hedefleyen politikalarda önemli rol oynayan reklam sektörüne, doğal yollarla artık sosyal medya da eklenmiştir. Bu yöntemi yani sosyal medyayı insanlar doğal bir süreçle, çoğunlukla maddi bir kâr amacı gütmeden, gittikleri mekânları, yedikleri yemekleri, kullandıkları eşyaları sosyal medya üzerinden paylaşarak ve yorumlayarak kullanmakta ve bu da doğal bir reklam ve algı süreci oluşturmaktadır. Bu durumu mekân tasarımı açısından incelediğimizde ilk karşımıza çıkan örnek restoran ve kafe iç mekânlarıdır. Bu tez çalışmasında gerçekleştirilen araştırma ve mekânsal analizler doğrultusunda sosyal medyanın özellikle restoran ve kafe iç mekân tasarımlarına bir tasarım kriteri olarak görülmesi gerektiği ve iç mekân tasarımında önemli bir etkisinin olduğu ortaya konmaktadır.
5-11 yaş grubundaki otizmli çocukların eğitim mekanlarının fiziksel ve psikolojik konforunun sağlanması için iç mekan tasarımı
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) bireyi ve yakın çevresini doğrudan etkileyen, sözlü ve sözsüz iletişim, sosyal etkileşim ve ilişkilerde çeşitli belirtiler gösteren, spektrum bozukluğu olarak tanımlanmıştır. İlk çocukluk döneminde, farkedilen OSB, yapılı çevre ile doğrudan ilişkidedir. Tasarlanan mekanların, OSB li bireye uygunluğu, bireyin fiziksel ve psikolojik konforunu desteklemesi OSB nin etkileriyle etkin bir şekilde baş etmeyi sağlar. Özellikle, örgün eğitimin başladığı 5-11 yaş grubundaki OSB lilerin eğitim mekanlarının tasarımı, bireyin gelişimi için önemlidir. Mekan tasarımı, eğitim mekanlarının tasarımı ve OSB ile ilgili çalışmalar dünya literatüründe yer alsa da, ülkemizde bu konuyla ilgili çalışma çok azdır. Bu çalışma, OSB li bireylerin kendilerine uygun mekanlarda eğitim görmesi ve literatürde oluşmuş olan büyük boşluğun giderilebilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşmiştir. Araştırmada, farklı örneklem gruplarından (Türkiye ve ABD'deki OSB li bireylerin özel eğitim öğretmenleri, Türkiye'deki OSB li bireylerin aileleri) anket yoluyla okul tasarımı ile ilgili görüş alınarak, mekan tasarımında bireyi olumsuz etkileyen veya mekanda eksik, zayıf olan öğeler belirlenmiştir. Araştırmanın diğer aşaması olan, Ball State Health and Environmental Design Lab'de OSB li bireylerin davranışı ve ışık rengi ilişkisiyle ilgili araştırma yapılmıştır. Araştırma, TÜBİTAK yurt dışı doktora sırası araştırma bursu desteğiyle gerçekleşmiştir. Araştırmanın farklı ülkelerde, farklı örneklem gruplarıyla yapılması konuyu birçok yönden ele almayı ve detaylı önerilerin verilmesini sağlamaktadır. Böylelikle, üretilen yeni bilgi, OSB li bireylerin eğitim mekanlarındaki fiziksel ve psikolojik konforunu sağlamaktadır. Ayrıca, bundan sonra yapılacak çalışmalar için de bir adımdır.
Ekran ve kullanıcı arasında bir ara kesit: Ev
Bu araştırma, günümüz barınma mekanlarının hem biçimleniş kararları hem de günlük yaşamda kullanım pratikleri üzerinde medyanın etkisi olup olmadığını, gündelik yaşamdan beslenen evin medya ile nasıl ilişki kurduğunu, medya ile nasıl dönüştüğünü anlamayı ve tartışmayı amaçlamaktadır. Bir başka deyişle, evlerde yaşanan değişimlerin medya ile ne derece bağlantılı olduğunu sorgulamaktadır. Araştırma konusu, gündelik hayatta her zaman deneyimlenen, sıradan bir mekan olarak yer kaplayan, fakat hakkında çok fazla şey bilinmediği düşünülen ev üzerinedir. Evin ve evde gerçekleştirilen pratiklerin nasıl biçimlendirildiğini medya üzerinden okumayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada ev, sadece mimarlığın bir problemi olarak ele alınmamıştır. Günümüzde göz ardı edildiği düşünülen kullanıcısını dikkate alarak, Türkiye tarihinde yaşanan önemli toplumsal kırılma süreçlerinde ve Covid-19 salgınında evin anlamsal ve mekânsal dönüşümü birlikte okunmuştur. Yaşanan önemli toplumsal olaylar ve bunların hem gündelik yaşama hem de eve yansımalarının izi sürülmüştür. Bunun yanı sıra, evin gündelik yaşamda medya ile olan etkileşimi; Medya ve Ben(lik), Medya ve Tüketim, Medya ve Mekan olmak üzere üç alt başlık altında kategorize edilen kavramlarla ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Araştırma bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmayı amaçlamıştır. Bunu yaparken, farklı disiplin ve kavramlardan beslenerek çok yönlü bir yaklaşım sergilemiştir. Bunun sonucunda ise; evin katmanlarına temas eden, kullanıcı ve medya odaklı niteliksel bir araştırma yaparak, konuyu tartışmaya açmak hedeflenmiştir. Bu kuramsal çerçeve içinde geliştirilen tartışma, kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılan katılımcılar ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yaparak bir saha çalışması örneklemesiyle desteklenmiştir. Kullanıcıların kendi söylemlerinden yola çıkarak ev ve evin medya ile ilişkisi üzerine mekânsal bir anlatı kurgulanmıştır. Kurgulanan bu mekânsal anlatıda, görüşmecilerin aktarımları ile kuramsal tartışmanın benzerlikleri ve farklılıklarına değinilmiştir.
Çocuk müzelerinde algı faktörüne bağlı sergileme düzenlemeleri
Çocukların doğdukları andan itibaren bulundukları çevrelerin ve mekânların özellikleri fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Toplumsal mekânlara katılım oranları oldukça yüksek olmasına rağmen onların fiziksel ve zihinsel kullanımlarına uygun mekân tasarımları oldukça azdır. Günümüzde ise müze mekân tasarımlarının kapsayıcı bir yaklaşımla tüm ziyaretçi grupları ile sağlıklı bir ilişki kurabilmesi beklenmektedir. Ziyaretçilerinin büyük bir çoğunluğunu çocukların oluşturduğu birçok müzenin mekânsal özellikleri, donatı elemanları ve sergileme düzenleri çocukların gelişimlerine uygun tasarlanmamaktadır. Dünyada çok önemli bir yere sahip olan ve 19. yüzyıldan beri varlığını sürdüren çocuk müzeleri ülkemizde varlığını yeni göstermeye başlamış bir müze türüdür. Çocukların hayata dair bakış açılarını ve bilgi birikimlerini geliştirmek hedefiyle kurulan çocuk müzelerinin çocuklara yönelik tasarlanması eğlenceli bir müze ziyareti gerçekleştirmeleri ve eğitimin kalıcılığının sağlanması açısından önemlidir. Bu bağlamda yürütmek istediğim çalışma, geçmişte kurulmuş ve günümüzde faaliyetlerine devam eden müzelerde çocuklar için gerekli mekânsal ihtiyaçları belirleyerek, öğrenirken eğlenebilecekleri bir ortamın oluşturulmasına açıklık getiren bir rehber olacaktır. Bununla birlikte bu çalışmanın yeni kurulacak çocuk müzeleri için de örnek bir kılavuz olarak kullanılması ve ihtiyaç duyulan mekânsal gereksinimlere yol göstermesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında çocuk müzelerinde eğitim modeli, çocuk ve algı kavramı, çocuk müzelerinin mekânsal özellikleri ve sergileme anlayışı teknik, estetik ve psiko-sosyal boyutlarıyla incelenerek, çalışmanın ülkemizde kurulacak çocuk müzelerine bir rehber olması hedeflenmektedir. Çalışma sonucunda yeni kurulacak çocuk müzeleri için mekânsal özellikler bir tabloda listelenmiştir ve mevcut müze yapıları için düzenleme önerileri geliştirilmiştir.
Mekan ve fotoğraf ilişkisine tasarım süreci bağlamında bir yaklaşım
Tasarlama eylemini ve tasarımın doğasını anlamaya yönelen bu çalışmanın konusu "fotoğraf sanatı" ve "mekan tasarımı" dır. Teknik ve estetik açıdan geniş kapsamlı disiplinler olan mekan tasarımı ve fotoğraf sanatı bu çalışmada tasarlama sürecindeki ilişkileri bağlamında irdelenmektedir. Çalışmanın amacı; fotoğraflarla bir mekan tasarlama süreci kurgulama denemesi olarak özetlenebilir. Fotoğrafın mekan tasarlama sürecindeki yerinin ve öneminin belirlenmesi için yapılan literatür araştırmaları bu amaca yönelik adımlardır. Çalışmada mekanın "görsel karakteri" ele alınarak mekan tasarlama süreci ile fotoğraf sanatı arasındaki benzer yapı incelenmektedir. Birinci bölümde fotoğraf ve mekan tasarımı ilişkisi tarihsel süreç içinde araştırılmaktadır. Tarihsel süreçte yaşanan gelişmeler ve öne çıkan kişiler üzerinden mekan tasarımıyla fotoğrafın kesiştiği noktalar sunulmaktadır. İkinci bölümde mekan tasarımı ve fotoğrafın algı bakımından benzerlikleri açıklanmaktadır. Her iki alanın ortak algısı olan görsel algı ve bağlantılı olduğu görme, görsel iletişim konuları araştırılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü tasarlama kavramları ile ilgilidir. Bu bölümde mekan tasarımı ve fotoğraf, yaratıcılık paydasında ele alınmaktadır. Yaratıcılık dilinde bulunan ortak kavramlar her iki alan için açıklanarak örneklenmektedir. Dördüncü bölümde tasarım süreci, fotoğrafa dahil olma haline göre sınıflandırılmaktadır. İlgili fotoğraf türleri ve oluşturulan sınıflar birlikte düşünülmektedir. Tasarım sürecinin içinde gerçekleşen eylemler ve bunların fotoğraflarla ilişkisi araştırılmaktadır. Bu ilişkilere örnekler doğrultusunda yaklaşılmaktadır. Sonuç bölümünde, fotoğrafların mekan tasarım sürecinde yer almasının tasarlama becerilerine ve sürece olan etkisi genel olarak değerlendirmektedir.
Dijital tasarım yöntemlerinin tasarım sürecine etkilerinin incelenmesi
Tasarım sürecinde tasarımcının düşüncelerini ve birikimlerini ifade etme araçları, yöntemleri geçmişten günümüze gelişerek çoğalmıştır. Tasarımcı tüm verilerini yaratıcı bir biçimde ortaya koyduğu bu süreçte, düşünme tasarlama araçları ve dijital tasarım yöntemleriyle bilişsel sürecini verimli bir şekilde aktarmayı hedeflemektedir. Düşünme tasarlama araçlarının çeşitlenmesi ve dijital tasarım yöntemlerinin tasarım sürecinin tüm aşamalarında olması bu çalışma için bir araştırma konusu olmuştur. Tasarım süreci içerisinde kullandığımız "Düşünme Tasarlama Araçları" ile "Dijital Tasarım Yöntemleri" birlikte ve ayrı başlıklar altında incelenerek sürece olan etkileri ele alınmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde konuya yaklaşım, amaç, kapsam, yöntem ve literatür taraması yapılmıştır. Konuyla ilgili yaklaşımlar ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde "Düşünme Tasarlama Araçları 'Yaparak Öğrenme'" başlığı altında tasarımcının ifade yöntemlerine yer verilmiştir. Tasarım sürecinde etkin bir şekilde kullanılan araçlar ve yöntemler tanımlanmış, tasarımcı için önemine değinilmiştir. Araştırmaların odağı tasarım süreci ve tasarımcı olarak belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde tasarım sürecinde "Düşünme Tasarlama Araçları" nın sürece olan etkileri incelenmiştir. Bu bölümün alt başlıklarında düşünme tasarlama araçları ve dijital tasarım yöntemleri birlikte ve ayrı ayrı düşünülerek çözümlemeler yapılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde "Dijital Tasarım Yöntemleri" alt başlıklarıyla birlikte incelenmiş ve sürece olan etkileri ortaya konmuştur. Okuyucu için bilgilendirmeler yapılmış dijital tasarım yöntemleri ve tasarım süreci ile ilgili çözümlemeler sunulmuştur. Çalışmanın beşinci bölümünde edinilen tüm bilgiler tasarımcı örneği üzerinden analiz edilmiş ve incelenmiştir. Önceki bölümlerde ele alınan tüm konular için çıkarımlar ve çözümlemeler yapılmıştır. Tasarım sürecinin en yaratıcı eylemlerinden olan "Düşünme Tasarlama", "Dijital Tasarım Yöntemleri" için veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler sonuç bölümünde ifade edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Düşünme Tasarlama, Yaparak Öğrenme, Yaparak Düşünme, Dijital Tasarım, Bilgisayar Ortamında Tasarım