
53
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Efüzyonlu otitis media tanısı alan çocukların takip sürecinde muayene bulgularındaki değişikliklerin geniş bant timpanometri ile belirlenmesi
Efüzyonlu otitis media (EOM) çocukluk çağında yaygın olarak görülen hastalıklardan biridir. EOM tanısı ve takibinde otoskopi ve/veya pnömatik otoskopiye ek olarak timpanometri kullanılması tavsiye edilmektedir. EOM tanısında orta kulağı değerlendirme yöntemlerinden biri olan geniş bant timpanometri (GBT) kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmada EOM tanısı almış çocukların, üç aylık takip sürecinde yapılan aylık kontrollerdeki otoskopi ve pnömatik otoskopi ile elde edilen muayene bulgularındaki değişim ve GBT bulgularının ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada EOM tanısı almış 2-5 yaş arası 26 bireyin 48 kulağı değerlendirilmiştir. Bireylere ilk değerlendirmede, birinci, ikinci ve üçüncü ay kontrollerinde otoskopi, pnömatik otoskopi, 226 Hz timpanometri ve GBT ölçümleri yapılmıştır. Çalışmada, ilk değerlendirme ve birinci ay kontrolü arasında hem otoskopi hem de pnömatik otoskopi ile gözlenen değişimin 226 Hz timpanometri ile yeterince belirlenemediği ancak GBT'de 2520 Hz ve 3175 Hz'deki absorbans miktarındaki değişimin muayene bulguları ile orta düzeyde ilişkili olduğu görülmüştür. Ancak birinci ve ikinci kontrol arasındaki değişimin GBT'de bu frekanslar yerine 226 Hz-630 Hz arasında anlamlı olduğu, ikinci ve üçüncü ay arasındaki değişimin ise 226 Hz-4000 Hz arası frekanslarda anlamlı olduğu görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular, 226 Hz timpanometrinin muayene bulgularındaki değişimi yansıtmada yetersiz kalabileceğini, GBT'nin ise EOM tanısının yanı sıra takip sürecinde de muayene bulgularını desteklemede daha detaylı bilgiler verebileceğini göstermektedir.
Koklear implant kullanıcısı işlem öncesi dönem çocuklarında öğrenme stilleri ve dil gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada koklear implant kullanan işlem öncesi dönem çocuklarında dil gelişimini değerlendirmek ve öğrenmede hangi stili kullandığını belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda 5 yaş ve 6 yaş 11 ay arasında olan, koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan 32 çocuk katılımcı (16 erkek, 16 kız) yer almıştır. Katılımcılara "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)" ve "Çocuklar İçin Öğrenme Stilleri İndeksi (ÇİÖSİ)" uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen normatif verilere göre çalışma sonucunda koklear implantlı çocuklar dil gelişimlerinde akranlarına kıyasla daha düşük performans sergilemişlerdir. Normatif verilerde görsel ve aktif öğrenme stili tercih edilirken çalışmamızda koklear implantlı çocuklarda işitsel ve aktif öğrenme stili en çok tercih edilen öğrenme stili olarak belirlenmiştir. Öğrenme stillerinin bazı alt alanlarında TODİL ile anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Koklear implant kullanmaya başlama yaşı ve rehabilitasyona başlama yaşları ile dil gelişimi arasında ilişki gözlemlenmiştir. Sonuçlar bize koklear implantlı çocuklarda öğrenme stilini belirlemenin daha etkili bir rehabilitasyon süreci ve dil gelişimi açısından olumlu etkiler alınabileceğini göstermektedir.
Dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesiçocuklarda fonem farkındalığı ve işitsel sözel becerilerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bünyesinde dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesi çocukların dinleme ve konuşma seslerini tanıma performanslarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gelişimsel gecikme problemi olan bütün çocuklarda olduğu gibi konuşma gecikmesi nedeniyle ilgili merkezlere başvuran çocuklara da multidisipliner bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmeler sırasında konuşma gelişimi için gerekli ön koşullardan biri olan işitsel-sözel becerileri de içermelidir. İyi bir alıcı dile sahip olmayan çocukların yaşına uygun bir ifade edici dil geliştirme ihtimalleri oldukça düşüktür. Çalışmamıza 6,0 ve 6,11 ay arasında dil gelişimi dışında gelişimsel problemi olmayan 30 katılımcı dahil edilmiştir. Çocuklar Konuşma Seslerini Tanıma Testi (KSTT) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'nin alt testleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda elde ettiğimiz sonuçlar hipotezlerimizi büyük ölçüde doğrular nitelikte olmuştur. Çocuklar Resim Sözcük Tanıma, Cümle Anlama, Fonemik Analiz ve Sözcük Ayırt Etme gibi dinleme becerilerinin değerlendirildiği testlerde büyük oranda ortalama altı performans göstermiştir. Bu sonuçlar dil konuşma gecikmesi olan çocukların dinleme becerilerinin değerlendirilmesi ve bu becerilere yönelik eğitim programlarının planlanması gerektiği öngörümüzü desteklemektedir. Ayrıca elde ettiğimiz veriler bu grupta dinleme becerilerinin önemini vurgulamak için farklı değerlendirme yöntemleriyle yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur.
Yaşa bağlı dinleme dikkatinin incelenmesi
Sınırlı sayıda algısal kaynak mevcut olduğunda gürültülü ortamlarda dinlemenin sağlanabilmesi için işitsel dikkat gerekmektedir. İşitsel performans ve kognitif becerilerle ilişkisini araştıran birçok çalışma genel kognitif beceriler üzerine odaklanmıştır. Yaşlanmayla birlikte işitsel ve bilişsel süreçler etkilenmektedir. Bu çalışmada işitsel dikkat ve zorlu dinleme koşullarında yaşa bağlı değişimlerin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya toplam 91 birey katılmıştır. Normal işitmeye sahip 18-40 yaş arasındaki genç 34 birey çalışma grubu I olarak ve 40-60 yaş aralığındaki 36 birey çalışma grubu II olarak toplam 70 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara bireylerin bilişsel becerileri değerlendirmek için Raven Standart Progresif Matrisler Testi ve İşaretleme Testi testleri; gürültüde konuşmayı anlama testlerinden biri olan Türkçe Matris Testi ve işitsel dikkati değerlendirmek için geliştirilen Dinlemede Dikkat Testi uygulanmıştır. Testlerin sonuçları iki grup arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda Dinlemede Dikkat Testi sonuçlarında genç bireyler ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Türkçe Matris Testi sonuçlarında genç bireyler ve yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>.05). Bilişsel testlerin tamamında, genc ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada genç ve orta yaş grubunda bulunan bireyler karşılaştırıldığında, orta yaş grubun dinleme sırasındaki dikkat görevlerinde tepki sürelerinin uzadığı gözlenmiştir. Yaşla birlikte işitsel dikkat performansında ve bilişsel becerilerde düşme gözlenmiştir. Elde edilen bulgular işitsel dikkat performansının orta yaş döneminden itibaren düşmeye başladığını göstermektedir. Bu çalışma ile elde edilen bulgular sonucunda yaşla birlikte işitsel dikkat performansının kötüleştiği bulunmuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla işitsel dikkat performansı ve gürültüde konuşmayı anlama becerisini bir arada inceleyerek, 40 yaş ve üzeri orta yaş yetişkin grubunun işitsel dikkat performansını değerlendiren ilk çalışmadır.
Normal işiten ve işitme kayıplı yetişkinlerde zamansal incelikli yapı bilgisi ve lokalizasyon becerisinin araştırılması
Tek taraflı total işitme kayıplı bireyler ve tek taraflı koklear implant kullanan bireylerde, işitsel uyaranın tek taraflı iletilmesi ile beyinde asimetrik bir kodlama söz konusudur. Mevcut çalışma ile tek taraflı işitme sağlayan bireylerde akustik temporal incelikli yapı bilgisi ipucunun işlemlenmesinin bir bütünlük içinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tek taraflı koklear implant kullanan 17 birey, tek taraflı total işitme kaybı bulunan 16 birey ve bilateral normal işitme tanılanmış 18 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara Harmonik Entonasyon/Harmonik Olmayan Entonasyon testleri, Azimut Lokalizasyon Testi ve Gürültüde Anlama Testi uygulanmıştır. Testlerin sonuçları üç grup arasında karşılaştırılmıştır. Tüm testlerde gruplar arası üçlü karşılaştırmalarda anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.001). İkili karşılaştırmalarda, tek taraflı koklear implant kullanan bireyler tüm testlerde her iki grup ile anlamlı farklılık göstermiştir (pa<0.016). Tek taraflı total işitme kaybı bulunan bireyler ile bilateral normal işiten bireyler arasında Harmonik Entonasyon/Harmonik Olmayan testleri arasında anlamlı fark gözlenmezken (pa>0.016), Azimut Lokalizasyon Testi ve Gürültüde Anlama Testi'nde anlamlı fark gözlenmiştir (pa<0.016). Tek taraflı total işitme kaybı varlığında akustik zamansal incelikli yapı işlemlenme kapasitesinin işitsel girdinin asimetrik işlemlenmesinden etkilenmemesine rağmen, lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama performanslarının normal işitenlere göre kötüleştiği sonucuna varılmıştır. Tek taraflı koklear implant kullanan bireylerin her iki gruptan daha zayıf performans göstermesi, koklear implant sistemlerindeki performans zayıflığını ortaya koymuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla, tek taraflı total işitme kaybı bulunan bireyler ve tek taraflı koklear implant kullanıcısı bireylerin, zamansal incelikli yapı bilgisini ve ilişkili olduğu durumları bir arada inceleyerek, günlük yaşam ortamına en yakın performanslarını ortaya koyan ilk çalışmadır.
Sanal gerçeklik ortamında uzamsal öğrenme ve hafıza görevlerinin gürültülü ortamlarda çalışan yetişkinlerde araştırılması
Bu çalışmanın amacı, günlük çalışma ortamında maruz kalınan gürültünün neden olabileceği fonksiyonel bozuklukların uzamsal öğrenme ve hafıza becerilerine olası etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya 18-40 yaş aralığında gürültülü ortamda çalışıp işitme kaybı olmayan, gürültülü ortamda çalışıp gürültüye bağlı işitme kaybı olan, işitme kaybı gürültüye bağlı olmayan ve gürültü maruziyeti ve işitme kaybı olmayan bireylerden oluşan toplam 4 grup dahil edilmiştir. Her grupta 15'er birey bulunmaktadır. Bireylerin uzamsal öğrenme ve hafıza becerilerini değerlendirmek için sanal gerçeklik gözlüğü tabanlı sanal Morris su labirenti testi kullanılmıştır. Toplam 4 bloktan oluşan test düzeneğinde, grupların hedefe ulaşma süreleri (latans) ve katettikleri mesafe değerlendirilmiş olup, gruplar arasında fark gözlenmemiştir (latans blok1 p=0,636; blok2 p=0,171 blok3 p=0,435; blok4 p=0,729, katedilen mesafe blok1 p=0,970; blok2 p=0,897; blok3 p=0,116; blok4 p=0,577). Ayrıca, uzamsal hafıza becerisinin değerlendirildiği aşamada havuzun doğru çeyrekliğinde harcanan zaman açısından gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p=0,730). Bu sonuçlar, günlük çalışma ortamında gürültüye maruz kalan bireylerin uzamsal öğrenme ve hafıza becerileri değerlendirilirken yalnızca davranışsal testlerin kullanılması yerine görüntüleme yöntemleriyle sonuçların desteklenmesinin faydalı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca günlük çalışma ortamında gürültüye maruz kalan bireylerin uygun müdahale/koruma programlarının geliştirilmesi ve erken dönemde uygulanması ile sağlıklı yaşlanma süreci için önemli olan işitsel ve vestibüler sistem kontrollerinin düzenli yapılması gerekmektedir.
Normal işiten bireylerde sentetik olarak bozulmuş konuşma uyaranının dinleme çabası üzerine etkisi
Dinleme çabası, dinleme görevi sırasında, dinleme performansı gerektiren durumlarda işitsel uyarana özel olarak kullanılması gereken mental kaynakların paylaşılması olarak ifade edilebilir. Gelen sesin kalitesinin azalması konuşmayı anlamak için gereken dinleme çabasını artırabileceği düşünülür. Koklear implant aracılığıyla gelen konuşma sinyali, normal işitme ile karşılaştırıldığında hem spektral hem de zamansal boyutlarda akustik-fonetik ayrıntılarının daha az olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı koklear implant simülasyonunda işitsel spektral çözünürlüğün dinleme çabasına etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya 24-25 yaş aralığında normal işitmeye sahip 21 yetişkin birey dahil edilmiştir. Çalışmada birincil görev işitsel sunulan uyaranların tekrarlanması ve ikincil görev görsel sunulan tek heceleri kelimeler arasında uyak bulma testi olan çift görev paradigması kullanılmıştır. Dinleme çabası normal konuşma (NK), koklear implant uyaranına benzer 12, 8, 6 ve 4 kanallı spektral olarak bozulmuş toplamda beş farklı durumda, cevap süresi ve pupil boyutları ölçülerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda cevap süresi ölçümlerinde NK-6 kanal, NK-4 kanal, 12-6 kanal, 12-4 kanal, 8-6 kanal, 8-4 kanal ve 6-4 kanallar arasında, pupil boyutları ölçümlerinde ise NK-12 kanal, NK-8 kanal, NK-6 kanal, NK-4 kanal, 12-4 kanal, 8-4 kanal ve 6-4 kanal durumları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kanal sayısı azaldıkça cevap süresinde ve pupil boyutlarında artış gözlenmiştir. Sonuç olarak kanal sayısı azaldıkça cevap süresinin ve pupil boyutunun artması spektral çözünürlüğün dinleme çabasına etkisi olarak yorumlanmıştır.
Farklı işitsel implant kullanan çocuklarda duyusal işlemleme ve dil becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, koklear implant ve işitsel beyin sapı implantı kullanan çocukların duyusal işlemleme becerilerinin dil gelişimi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; 5 yaş ile 9 yaş arasında, ek engeli olmayan işitsel beyin sapı implantı (Auditory Brainstem Implant, ABI) kullanan 20 çocuk, koklear implant (Cochlear Implant, CI) kullanan 20 çocuk ve işitme kaybı olmayan 20 sağlıklı çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çocukların tümüne duyusal işlemleme becerilerini değerlendirmek için 'Duyu Profili', dil becerileri değerlendirmek için 'Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi' (TODİL) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda TODİL'in ilişkili sözcük dağarcığı, sözcük betimleme, cümle tekrar etme ve biçimbirim tamamlama alt testlerinin ölçekli puanları, fonemik analiz ve artikülasyon ek testlerinin ham puanları ve dinleme, konuşma, sözlü dil ve organize etme bileşke performansların indeks puanları CI kullanan çocuklarda, ABI kullanan çocuklara göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılık saptanmıştır (p<0,05). Duyu profili'nin duyma, görme, vestibüler ve oral duyusal işlem ortalama puanları sağlıklı grupta ve CI kullanan grupta, ABI kullanan gruba göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Modülasyon, davranış-duygusal cevaplar bölümlerinin ortalama puanları sağlıklı grupta, CI kullanan ve ABI kullanan gruba göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). ABI kullanan çocuklarda görme işlemi ve duyusal uyaranlara karşı arayış davranışı ile TODİL bileşke performanslar arasında; CI kullanan çocuklarda ise endurans ve tonusla ilgili duyusal işlem, duygusal-sosyal cevaplar ve kayıt davranışları ile TODİL bileşke performanslar arasında istatistiksel olarak ilişki olduğu tespit edilmiştir. İşitsel implant kullanan çocuklarda duyusal işlemleme becerilerinin dil gelişimi üzerine etkisinin araştırılmasının, çocukların dil gelişiminde, öğrenmeyi ve akademik başarıyı geliştirmede yaşadıkları gecikmelerin açıklanmasına ve uygulanacak işitsel rehabilitasyon programında en etkili müdahale stratejilerini belirlenmesine faydalı olacağı düşünülmektedir.
Unilateral koklear implant kullanıcısı çocukların video head impulse test (VHIT) ile değerlendirilmesi
İç kulakta meydana gelen değişiklikler hem koklea hem de vestibülü etkilemektedir. Bu etkilerin koklear implant cerrahisi sonrasında da görüldüğü literatürde yer almaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızın amacı, unilateral koklear implant kullanımının 7-18 yaş aralığındaki çocuklarda vestibülo-oküler refleks (VOR) üzerine etkisini değerlendirmektir. VOR'u değerlendirmek için VHIT kullanılmış ve tek taraflı koklear implant kullanıcıların sonuçları, aynı yaş grubundaki kontrol grubu bireylerle karşılaştırılmıştır. Çalışmaya en az bir senedir tek taraflı koklear implant kullanan 7-18 yaş arası 29 birey çalışma grubu olarak, işitme kaybı şikayeti olmayan aynı yaş aralığında 32 birey kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Çalışma grubuna koklear implant ses işlemcisi açık (Kİ-A), koklear implant ses işlemcisi kapalı (Kİ-K) olarak iki ayrı durumda değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerde elde edilen veriler çalışma grubunda koklear implantlı kulak ile koklear implantsız kulak arasında Kİ-A ile Kİ-K durumları arasında ve çalışma grubu ile kullanmayan kontrol grubu arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma grubunu kendi içerisinde Kİ-A ve Kİ-K durumları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05). Benzer olarak implantlı kulak ile implantsız kulak arasında da anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05) Ayrıca çalışma grubu ve kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p> 0.05). Çalışmamızdan elde edilen veriler 7-18 yaş arasındaki bireylerde koklear implant kullanımının VHIT sonuçları üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığı gösterilmiştir.
Benign paroksismal pozisyonel vertigoda vestibüler uyarılmış myojenik potansiyel (VEMP) ve video head ımpuls (VHIT)test bulguları
BPPV en yaygın periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Kanalolitiazis ve kupulolitiasiz kabul edilen iki teoridir. BPPV'de vestibüler testlerin klinik önemi bilinmektedir. Çalışmamızda posterior kanal BPPV'de cVEMP, oVEMP ve vHIT bulguları incelenmiş ve Epley manevrasının bu testlerde oluşturduğu değişiklikler değerlendirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB Kliniği'nde, yürütülen çalışmaya Dix-Hallpike testi (DHT) ile posterior kanal BPPV tanılı 36 hasta alındı. Otolojik ve nörootolojik hastalık hikâyesi olmayan 42 gönüllüden kontrol grubu oluşturuldu. Çalışma ve kontrol grubuna tedavi öncesi cVEMP, oVEMP ve vHIT'leri yapıldı. Testlerden sonra hasta gruba Epley manevrası uygulandı. Manevra sonrası iyileşme gözlenen hastalara testler tekrar edildi. cVEMP testinde; P1 ve N1 dalgaların latansları, P1-N1 amplitüdleri ve iki kulak arasındaki asimetri oranları analiz edildi. oVEMP testinde N1 ve P1 dalgaların latans ve amplitüdleri değerlendirildi. vHIT'de ise; infrared kamera kullanılarak etkilenen posterior kanaldaki kazançlar, tedavi sonrası ve normatif veriler ile karşılaştırıldı. cVEMP testinde tedavi öncesi ile sonrasındaki değerler kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında P1ve N1 latanslarında anlamlı farklılık bulunmadı. Tedavi öncesi 84,75 μV ve sonrası 89,64 μV olan P1-N1 amplitüdü kontrol grubundaki 110,39 μV olan P1-N1amplitüdüne göre anlamlı şekilde düşük bulundu. (p<0.05). oVEMP testinde; tedavi öncesi ile tedavi sonrasında N1 latansı, N1P1 amplitüd ve asimetri değerleri kontrol grubuna göre farklılık göstermemesine rağmen, 14,59 ms olan tedavi öncesi P1 latansına göre 15,11ms olan tedavi sonrası P1 latansında anlamlı uzama görüldü (p<0.05). vHİT'de ise; tedavi öncesi ve sonrası kazanç değerlerinde hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel farklılık elde edilemedi. Vestibüler rehabilitasyon başarısını ölçmede VEMP yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir, ancak vHIT'te BPPV'nin tanı ve takibinde destek sağlayacak ek bilgi elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: BPPV, cVEMP, oVEMP, vHIT
Tek taraflı ve bilateral sensörinöral işitme kaybı olan yetişkin hastalarda vestibüler fonksiyonların araştırılması
Tek Taraflı ve Bilateral Sensörinöral İşitme Kaybı OlanYetişkin Hastalarda Vestibüler Fonksiyonların Araştırılması Koklea ve işitme sinirinde meydana gelen bozulmalar vestibüler sistemi de etkileyebilmektedir. Çalışmamızda amacımız sensörinöral işitme kaybı olan yetişkin bireylerde vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesidir. Çalışmaya 19-50 yaş aralığında tek taraflı S/N işitme kaybı olan 20 kişi, bilateral S/N tip işitme kaybı olan 20 kişi ve normal işitmeye sahip 20 kişi olmak üzere toplam 60 gönüllü birey katılmıştır.Sağ ve sol servikal VEMP ve oküler VEMP latanslarında ve servikal VEMP sağ-sol P1-N1 amplitüd farkında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0.05). oVEMP testinde sol P1-N1 amplitüd farkında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). VHIT lateral semisirküler ortalama kazanç değerlerinde ve asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmamıştır (P>0.05). Sağ ve sol anterior ve posterior semisirküler kanal ortalama kazanç değerleri ve anterior semisirküler kanal asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (P>0.05). Sağ ve sol posterior kanal asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p<0.05). Sakkad testte sol gözde sağa ve sola bakışta doğruluk yüzdesinde, pursuit testte 0.2 Hz'de sağa bakışta asimetri oranında ve optokinetik testte sağ gözde sağa bakışta kazançta gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Kalorik testte kanal parezisinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (P<0.05). BDEA'da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmemiştir (p>0.05). Kısa form 36 (KF-36) da genel sağlık parametresinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiş (P<0.05), diğer parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmamızda, S/N işitme kayıplı bazı yetişkinlerde vestibüler sistem fonksiyonlarının etkilendiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Baş dönmesi engellilik anketi, Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Sensörinöral İşitme Kaybı, Vestibüler Fonksiyon, Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri, Videonistagmografi, Video Baş İtme Testi.
Relapsing remitting multiple skleroz hastalarinda odyo-vestibüler bulgular
Multiple skleroz, işitme ve denge sistemlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Amacımız, relapsing remitting multiple skleroz (RRMS) hastalarında lezyon tutulumuna göre odyo- vestibüler bulguların araştırılmasıdır. 25 RRMS hastası (10 supratentorial ve 15 supratentorial+infratentorial lezyonlu-50 kulak) ve 30 sağlıklı birey (60 kulak) çalışmaya alınmıştır. Tüm bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA), Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği, Odyometrik, İmmitansmetrik Değerlendirme, Distortion Product (DPOAE) ve Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE), İşitsel Beyin Sapı Cevabı (İBC), Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri (VEMP) ve Videonistagmografi testleri uygulanmıştır. Hava yolu (250-6000 Hz ve 12500-16000 Hz) ve kemik yolu işitme eşikleri ve akustik refleks decay görülme sıklığı RRMS'li olgularda (500,1000, 2000 Hz) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek elde edilmiştir (p>001). Bazı frekanslarda TEOAE ve DPOAE cevabı ve SNR oranında gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). İBC'de I, III, V. dalga mutlak latansları ve I-III, I-V, III-V dalgalar arası latanslarında supratentorial+infratentorial grupta anlamlı şekilde uzama saptanmıştır (p<0,01). sVEMP'de P1 ve P1-N1 latansında RRMS hastalarında anlamlı uzama elde edilmiştir (p<0,05). VNG'de; sakkad, pursuit, pozisyonel ve kalorik testte supratentorial+infratentorial grupta anormallikler saptanmıştır. BDEA fonksiyonel alt skorunun supratentorial+infratentorial grupta en yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). RRMS hastalarında kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, santral etkilenimi destekleyen işitsel ve vestibüler bulgular elde edilmiştir.. Anahtar Kelimeler: İnfratentorial, işitme, relapsing remitting multiple skleroz, supratentorial, vestibüler,
Subjektif tinnituslu yetişkin bireylerde kinesio tape tedavisinin etkinliğinin araştırılması
Tinnitus en yaygın otolojik semptomlardan biridir ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Tinnitusun patofizyolojisi tam olarak bilinmemektedir ve tinnitusta etkin bir tedavi yöntemi konusunda fikir birliği sağlanamamıştır. Çalışmamızın amacı, Kinesiotape (KT) yönteminin subjektif tinnitus tedavisindeki etkinliğini değerlendirmektir. Subjektif tinnitusu ve normal işitmesi olan 34 birey çalışmaya dahil edildi. Tüm bireylere tinnitus ölçümleri frekans, şiddet, Minimal Maskeleme Seviyesi (MMS), Rezidüel İnhibisyon (Rİ), Tinnitus Engellilik Anketi (TEA), Vizüel Analog Skalası (VAS), SF-36 ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Çalışma grubuna (n=17) tinnitus konusunda bilgilendirme ve 4 hafta süreyle KT uygulaması yapıldı, kontrol grubuna (n=17) sadece tinnitus konusunda bilgilendirme yapıldı. Tüm değerlendirmeler 4 hafta sonunda tekrarlandı. Tinnitus şiddeti ve frekansında çalışma grubunda KT sonrasında istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunurken (p0.05), kontrol grubunda ilk ve son değerlendirme arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmedi (p0.05). MMS ve Rİ skorlarında ilk ve son değerlendirme arasında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p0.05). Her iki grupta da VAS ile çınlamanın şiddeti, çınlamadan rahatsızlık derecesi, çınlamanın yaşam kalitesine etkisi ve yüksek sesten rahatsızlık skorlarında, TEA'nın katastrofik ve toplam skorlarunda ilk ve son değerlendirme arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p0.05). Çalışma grubunda kontrol grubundan farklı olarak VAS ile işitme kaybı ve TEA'nın emosyonel skorunda KT ile anlamlı iyileşme elde edildi(p<0.05). Çalışma grubunda BDÖ skorlarında KT sonrasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme elde edildi. (p<0.05). Kontrol grubunda ilk ve son değerlendirmeler arasında BDÖ skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç olarak KT ile tinnituslu bireylerde hem odyolojik hem algısal değerlendirmeler ile; tinnitus şiddeti, tinnitustan rahatsızlık düzeyi, yaşam kalitesi ve depresyon algısında anlamlı iyileşme elde edilmiştir.
Hemodiyaliz hastalarında tinnitus bulguları
Tinnitus, dışarıdan bir ses olmamasına rağmen kulaklarda veya kafada algılanan ses olarak tanımlanmaktadır. Subjektif ve objektif olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Subjektif tinnitus, sadece hasta tarafından duyulabilir ve genellikle bilinmemektedir. Tinnitusa neden olan patoloji, dış kulak yolundan işitme merkezine kadar herhangi bir yerde ortaya çıkabilir. Objektif tinnitus, hastayı rahatsız eden seslerin diğer kişiler tarafından duyulabilmesidir. Kronik böbrek yetmezliği dünya çapında oldukça yaygın görülen hastalıklardan bir tanesidir. Hastalık böbreğin fonksiyonlarını yerine getirememesi ile ortaya çıkmaktadır. Hemodiyaliz ise, böbrek yetmezliği için uygulanan yöntemlerden biridir. Hastadan alınan kanın, bir makina ve pompa yardımıyla diyalizör adı verilen bir süzgeçten geçirilirken sıvı ve solüt içeriğini düzenleyerek hastaya geri verilmesine verilen addır. Genelde haftada 3 kez 4 saat süren seanslar şeklinde uygulanır. Yapılan bazı çalışmalar iç kulak ve böbrek benzerliğini göstermektedir. Burdan yola çıkarak; çalışmamızın amacı, hemodiyaliz hastalarının diyaliz öncesi ve diyaliz sonrası tinnitus bulgularını araştırmaktır. Çalışmaya 213 hemodiyaliz hastası katılmıştır. Katılımcılara Tinnitus Handikap Envanteri ve Görsel Analog Ölçeği uygulanmıştır.
Meniere, migren ve vestibüler migren hastalarının oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller testi ile değerlendirilmesi
Amaç: Utrikül ve superior vestibüler sinirin fonksiyonunu değerlendiren, ekstraoküler kaslardan kayıtlanan potansiyellere "Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller" (oVEMP) denir. Çalışmanın amacı, Ménière, migren ve vestibüler migren ayırıcı tanısında oVEMP'in klinik değerlendirme bataryasında yer alacak düzeyde tanı değerine sahip olup olmadığının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; 31 Ménière, 30 migren, 31 vestibüler migren olgusu ile 45 sağlıklı olgu dahil edildi. KBB muayenesini takiben 137 olguya odyolojik değerlendirmeler ve 500 Hz tonal uyaran ile oVEMP yapıldı. Olguların eşik şiddeti, N1-P1 oVEMP latans ve amplitüd değerleri ve interpik amplitüd değerleri iki kulakta kaydedildi. Bulgular: Ménière grubunda 8 hastada unilateral, 15 hastada da bilateral oVEMP yanıtı elde edilmedi. Kontrol grubu oVEMP eşik değeri Ménière ve vestibüler migren gruplarından anlamlı derecede düşüktü. P1 latansı kontrol grubunda migren grubuna göre anlamlı derecede uzundu. Kontrol grubunda N1 ve P1 dalga amplitüdleri ve interpik amplitüdlerin Meniere grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu gözlendi. Vestibüler migren ve Ménière gruplarındaki oVEMP bulguları benzerlik göstermekteydi. Sonuç: Baş dönmesi atakları ile seyreden ve klinik bulguları birbiriyle benzerlik gösteren üç patoloji Ménière hastalığı, migren ve vestibüler migrenin ayırıcı tanısında zorluklar yaşanmaktadır. Baş ağrısı ve/veya baş dönmesi yakınmalı hastaların ayırıcı tanısında; oVEMP odyovestibüler değerlendirme bataryasının bir parçası olabilir. Anahtar sözcükler: oVEMP, Ménière hastalığı, Migren, Vestibüler migren
Kadınlarda vücut kitle indeksine göre işitsel beyinsapı cevapları
İşitme kaybına neden olan birçok etken bulunmaktadır. Yakın zamanda bunların arasına bir yenisi eklendi; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) beslenme durumunun işitme kaybı etiyolojisi ile ilişkili olduğunu açıkladı. Besin ögelerinin vücudun gereksinimini ne düzeyde karşılanabildiğini tarif eden beslenme durumunun önemli bir göstergesi Vücut Kitle İndeksidir (VKİ). Bu tez çalışmasının amacı farklı VKİ'ye sahip bireylerin İşitsel Beyinsapı Cevaplarını (İBC) farklı uyaranlar kullanarak farklı şiddet seviyelerinde incelemektir. Çalışmaya işitmesi normal olan 18-40 yaş aralığında üç farklı VKİ kategorisinde 60 kadın birey (n=120 kulak) dâhil edilmiştir. İmmitansmetrik inceleme, saf ses odyometrisi ve İBC ölçümleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında, İBC ölçümlerinde 80-60 dB nHL şiddet seviyesinde Click ve CE-Chirp uyaran kullanılarak I. III. V. dalga mutlak latansları ve dalgalar arası latansları, sağ kulak-sol kulak bulguları değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmelerde her iki uyaranda da VKİ'ye göre oluşturulan gruplar arasında anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). Click 80 dB nHL 'de kilolu grupta V. dalga latansında anlamlı derecede uzama, Click 60 dB nHL 'de V. dalga latansında ve I-V dalgalar arası latanslarda anlamlı derecede uzama görülmüştür. (p<0.05). CE-Chirp 60dB nHL'de zayıf grubun I.ve V. dalga mutlak latansları ve I-V dalgalar arası latansları anlamlı derecede kısa elde edilmiştir (p<0.05). Gruplarda Click uyarana kıyasla CE-Chirp uyaran ile elde edilen ölçümler arasında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir (p<0.05). Kulaklar arası analizde Click uyaranda anlamlu farklılık saptanmamıştır. Diğer yandan 60dB nHL CE-Chirp uyaranda kilolu olanlarda sağ kulak I. dalga latansında uzama, zayıf grupta sağ kulak III-V dalgalar arası latansta uzama, kilolu grupta sol kulakta I-V dalgalar arası latansta uzama saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda pek çok diğer faktörden etkilenen İBC ölçümlerinin, VKİ ile de doğrudan ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Yetişkinlerde İBC ölçümlerinde normatif veri oluştururken ve/veya tanılamada İBC kullanırken VKİ' nin de göz önüne alınmasının önemi vurgulanmıştır.
Tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigoda tinnitus ve işitsel beyinsapı cevaplarının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigolu (BPPV) bireylerde tinnitus özelliklerinin ve işitsel beyinsapı cevabı (ABR) bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 90 birey dahil edilmiştir. Bireyler, BPPV tanısı alan ve tinnitus şikayeti olan (n=30), BPPV tanısı alan hastalar (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; terapatik manevralar öncesinde düşük ve yüksek rate'de ABR testi ve BPPV'li bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDA) uygulanmıştır. Tinnitusu olan BPPV'li bireylerde, tinnitusun şiddeti ve frekansı değerlendirilmiş, tinnitus engellilik ölçeği (TEÖ) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. BPPV ile birlikte tinnitus şikayeti bildiren I. grup bireylerde tinnitusun, BPPV'den etkilenen kulakta lokalize olduğu, tinnitusun ortalama şiddetinin 32 dB, ortalama frekansının 4,5 kHz elde edildiği ve aralıklı olarak hissedildiği saptanmıştır. Tinnitusu olan 30 bireyin 7'si hariç tümünde terapatik menavralar sonrasında tinnitusun kaybolduğu saptanmıştır. Her iki grupta da (Grup I ve II) BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında, düşük (9,1/sn) rate ile karşılaştırıldığında yüksek (49,1/sn) rate'de ABR'de V. dalga mutlak latansında anlamlı uzama elde edilmiştir. Yüksek (49,1/sn) rate'de ABR ile tüm BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında III. dalga mutlak latansının, kontrol grubundan anlamlı derecede uzamış olduğu saptanmıştır. (p<0,05) Tinnitusu olan ve olmayan BPPV'li bireyler arasında BDEA bulguları açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). Sonuç olarak BPPV'li bireylerde yüksek rate'de yapılan ABR, işitsel yollardaki bir iskeminin, BPPV'nin oluşumundaki etkisi konusunda bilgi sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Tinnitus, İşitsel Beyinsapı Cevapları, Baş Dönmesi, İskemi
Periferik nöropatisi olan ve olmayan genç-erişkin tip 1 diayabetes mellitus hastalarında işitsel fonksiyonların değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Tip 1 DM tanısı almış periferik nöropatisi olan genç - yetişkin bireylerin fonksiyonlarını değerlendirmektir. Çalışmaya 19-45 yaş arası 50 birey alındı ve bireyler üç gruba ayrıldı. Hasta gruptan birincisi; Tip 1 DM tanısı almış ve periferik nöropatisi bulunan normal işitmeye sahip 15 birey Grup PN+ den, ikincisi; Tip 1 DM tanısı almış ve periferik nöropatisi bulunmayan normal işitmeye sahip 15 birey Grup PN- den oluşturuldu. Üçüncü grup; normal işitmeye sahip 20 sağlıklı bireyden oluşturuldu. Tüm bireylere saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, yüksek frekans (YF) odyometri, immitansmetrik değerlendirme, otoakustik emisyon (OAE), işitsel beyin sapı cevabı (ABR) testi ve kısa form- SF 36 uygulandı. PN- ve PN+ gruplardaki bireylerin YF işitme eşikleri sağlıklı bireylerden yüksek elde edildi (p<0.05). Her frekans için DPOAE testini geçme yüzdeleri PN- ve PN + gruplardaki bireylerde, sağlıklı bireylerden düşük elde edildi. TEOAE ve DPOAE amplitüdleri göz önüne alındığında üç grup için anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). TEOAE ve DPOAE testinde PN+ ve PN- gruplarda bireylerin 2 kHz'de SNR değeri, sağlıklı bireylerden düşük elde edildi (p<0,05). ABR'de mutlak latans, interlatans ve V/I amplitüd oranında gruplar arasında anlamlı fark elde edilmedi (p>0,05). Kısa form SF -36 anket sonucuna göre; fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık puan ortalamalarının PN+ grubunda ki bireylerde düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak, PN olan ve olmayan DM'li bireylerde YF işitme eşiklerinde, TEOAE ve DPOAE testinde 2kHz'de SNR'de etkilenim saptanmakla birlikte ABR bulgularının etkilenmediği gözlendi. DM'li bireyler arasında PN varlığının işitsel değerlendirmelerde fark yaratmadığı, sadece yaşam kalitesini olumsuz etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: İşitme, periferik nöropati, tip 1 diyabetes mellitus, yaşam kalitesi
Tek taraflı ve bilateral işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı mikrofon yönselliğinin lokalizasyon ve işitme kalitesi üzerine etkisi
İşitme cihazı kullanan bireylerin lokalizayon ve lateralizasyon becerileri normal işiten bireylere göre farklı olabilmektedir. İşitme kalitesi ve konuşmayı anlama performansı da işitme cihazı uygulamalarında önemli parametrelerdir. Bu çalışmanın amacı, işitme cihazlarında kullanılan mikrofon yönselliğinin bireylerin lokalizasyon, lateralizasyon ve işitme kalitesine etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya tek taraflı işitme kayıplı olup işitme cihazı kullanan bireyler, çift taraflı kaybı olup işitme cihazı kullanan bireyler ve normal işiten bireyler 3 grup halinde katılmıştır. İşitme cihazlarının mikrofon yönsellik ayarları için 2 aşamalı uyarlama gerçekleştirilmiştir. Ayar öncesi ve sonrası lateralizasyon bulguları (weber testi ile), konuşma algısı, uzaysal algı ve işitme kalitesi bulguları (KUİK ölçeği ile) ve lokalizasyon bulguları (İşitsel Lokalizasyon Ölçeği ile) değerlendirilmiştir. KUİK toplam skorları, her iki ölçümde de kontrol grubunda en yüksek (8,58 ± 0,28), unilateral grupta orta düzeyde (6,36 ± 0,53) ve bilateral grupta en düşük (5,56 ± 1,02) seviyededir. İki ölçüm arasındaki değişim bilateral grupta daha anlamlıdır (p<0,0001). Lokalizasyon toplam skoru, ilk ölçümde bilateral grupta en yüksek (49,68 ± 2,83), kontrol grubunda en düşük (47,4 ± 1,4) bulunmuştur (p<0,0001). KUİK iletişim alt boyutunda, bilateral grupta tek yönlü mikrofon kullanımına geçilmesiyle anlamlı bir gelişme olmuştur (4,82 ± 1,62 → 5,32 ± 1,35; p=0,001). Unilateral grupta, lokalizasyon dış mekan alt boyutu ile KUİK iletişim değişim skoru arasında orta düzeyde negatif korelasyon gözlenmiştir (r=-0,466, p=0,010). Bu çalışma, özellikle bilateral işitme cihazı kullanan bireylerde tek yönlü mikrofon ayarının, konuşma anlaşılırlığı ve uzaysal işitme becerileri üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermiştir. Unilateral kullanıcılar da yönsellikten sınırlı düzeyde fayda sağlamıştır. Ancak, performanslar genellikle normal işitmeden daha düşüktür. Sonuçlar, mikrofon yönselliği ayarlarının bireyselleştirilmiş fitting sürecinde dikkate alınmasının önemini ortaya koymaktadır.
Gürültünün ses başlangıç ve akustik değişimler ile oluşturulmuş kortikal cevaplar üzerindeki etkisinin karşılaştırılması
Sessiz ortamla karşılaştırıldığında gürültüde elde edilen kortikal potansiyellerin farklı amplitüd ve latans değerlerine sahip olduğu daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu etki hem ses başlangıç hem de ses değişim cevapları için gözlenmiş, gürültünün etkisi kullanılan uyarana göre farklı olmuştur. Bu çalışma farklı uyaranlar ile uyarılmış ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının farklı gürültü tiplerinden nasıl etkilendiğini incelemek için yapılmıştır. Normal işiten 24-33 yaş aralığında 20 yetişkinden (10 kadın, 10 erkek) sessiz ortam, +10 dB sinyal gürültü oranında beyaz gürültü ve konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde /ui/ ve /iu/ uyaranları ile oluşturulmuş ses başlangıç ve ses değişim N1 cevapları kaydedilmiştir. Analizlerde /ui/ için ses başlangıç amplitüdleri sessiz ortama göre beyaz gürültüde daha düşük, latansları ise her iki gürültü koşulunda daha geç elde edilmiştir. Ses değişim amplitüdleri ise sadece konuşma sesi ile şekillendirilmiş gürültüde daha düşük elde edilmiş, latansları gürültüden etkilenmemiştir. /iu/ için ise sadece ses başlangıç latansları her iki gürültüde daha geç elde edilmiştir. Aynı koşulda iki uyaran için oluşan cevaplar karşılaştırıldığında; ses başlangıç latansları sadece sessiz ortamda /ui/ için /iu/'ya göre daha geç elde edilmiş, diğer koşullarda /ui/ ve /iu/ için latans ve amplitüdleri farklı olarak elde edilmemiştir. /ui/ ve /iu/ için ses değişim cevapları ise sadece gürültü koşullarında latansları bakımından benzer olmuştur. Aynı koşulda ses başlangıç ve ses değişim cevapları karşılaştırıldığında ise bütün koşullarda her iki uyaran için ses değişim amplitüdleri daha küçük, latansları ise daha geç elde edilmiştir. Sonuç olarak gürültünün etkisi ses başlangıç ve ses değişim cevaplarını oluşturan uyaranlara ve kullanılan gürültü tiplerine göre değişiklik göstermektedir. İleriki çalışmalarda farklı formant geçişleri içeren uyaranlarla ve farklı gürültü tipleriyle kaydedilen ses başlangıç ve ses değişim cevaplarının gürültüden etkilenimlerinin gürültüde konuşmayı ayırt etme problemleri olan bireylerde incelenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, ses başlangıç cevabı, akustik değişim cevab
Genç yetişkinlerde video head impulse test (VHIT) normalizasyon çalışması
Demirtaş, B Genç Yetişkinlerde Video Head Impulse Test (Vhıt) Normalizasyon Çalışması , Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Periferik ve santral patolojilerin ayırımında önemli bir klinik değere sahip olan Head Impulse Test (HIT), Halmagyi ve Curthoys tarafından 1988 yılında geliştirilmiştir. Sayısal bir veri taşımaması ve değerlendirilmesinin subjektif olması nedeniyle HIT testi, sınırlılıkları olan bir değerlendirme aracı olmuştur. Teknolojik gelişmeler, yüksek hızlı video kayıtlarının alınabilmesi ve göz pozisyonlarının hassas şekilde belirlenmesinin önünü açmış böylece HIT ölçümlerinin sayısal olarak ifade edilebilmesine olanak sağlayan, video head impulse test (v-HIT) geliştirilip kullanılmaya başlanmıştır. Video head impulse test, uygulanması kolay, objektif, altı semisirküler kanalın(SSK) değerlendirilmesine ve vestibülo-oküler refleks(VOR )sırasında meydana gelen gizli sakkadların görülebilmesine olanak sağlayıp, değerlendirmede sayısal verilerin elde edilmesine imkan tanıyan önemli bir testtir. Çalışmaya genç yetişkin (18-30 yaş aralığında) bireylerin normalizasyon değerlerinin belirlenmesi amacıyla 130 kişi dahil edilmiştir. Verilerin analizinde tüm bireylerde sağ ve sol kulak lateral SSK kanallarda kazanç açısından anlamlı fark elde edilmezken (p>0.05), vertikal kanallarda anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Kadın ve erkek bireylerden elde edilen verilerin analizinde ise sağ anterior kanalda anlamlı fark elde edilmiştir(p<0.05). Klinik kullanımda normatif veri olması açısından değerli olan çalışma bulguları, vestibüler patolojisi bulunan bireyler için de önemli bir temel veri oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Head Impulse Test, Video Head İmpulse Test, VOR,Vestibüler sistem
Glutarik asidüri tip 1'li bireylerde odyolojik bulgular
Özgedik, D. Glutarik Asidüri Tip I'de Odyolojik Bulgular. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Glutarik Asidüri Tip I; otosomal resesif özellik gösteren, mitokondri için gerekli olan enzimdeki kusurdan kaynaklı organik bir asidüri tipidir. Çalışmamızda zor değerlendirilen ve tanılanan, çok kısıtlı literatüre sahip Glutarik Asidüri Tip I'li hastalarının odyolojik bulgularını gözlemlemeyi hedefledik. Glutarik Asidüri Tip I tanısı almış 17 hasta ve 20 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu odyolojik test bataryası ile değerlendirilmiştir. Tüm bireylere otoskopik muayenenin ardından saf ses işitme testleri, timpanometrik değerlendirme, otoakustik emisyon ve kontralateral supresyon ölçümleri ile işitsel beyinsapı cevabı değerlendirmeleri yapılmıştır. Glutarik Asidüri Tip I'li grubun Distortion Product Emisyon amplitüdleri ve Kontralateral Distortion Product Supresyon ölçüm değerleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktür (p<0.05). Çalışma grubu bireylerinin yapılan değerlendirmelerinde normal/normale yakın işitmeye sahip oldukları halde, kontrol grubundan morfolojik olarak farklı işitsel beyinsapı cevaplarının olması dikkat çekici bulunmuştur. Çalışma grubunun işitsel beyinsapı cevaplarının absolut latansları incelendiğinde I, III ve V. dalga absolut latansları ve I-V interpeak latanslarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde uzamış olduğu gözlemlenmiştir (p<0.05). Çalışma sonunda GA-1' li bireylerin erken tanılanması ve odyolojik bataryanın kullanılmasının yararlı olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Glutarik Asidüri Tip I, İşitme, Odyolojik Bulgular
Effect of Cochlear İmplant Activation on Postural Stability
Literatürde işitsel uyaranın postüral kontrol üzerinde etkisi farklı sonuçları içeren bir çalışma konusudur. Önceki çalışmalarda akustik uyaranın varlığının postüral kontrol üzerine etkisi, normal işiten bireylerde ve işitme kayıplı bireylerde değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı; yetişkin koklear implant kullanıcılarında ses işlemcisi açık beyaz gürültü uyaranı varlığında, ses işlemcisi açık ortam gürültüsü varlığında ve ses işlemci kapalı olmak üzere üç farklı durumda katılımcıların denge performanslarını incelemek ve beyaz gürültü uyaranın denge üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çalışmaya 18-35 yaş aralığında unilateral koklear implant kullanıcısı olan 34 genç yetişkin dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylere öncelikle Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) uygulanmıştır. BEE sonucuna göre 16 puan altında alan katılımcılara sırasıyla Keskinleştirilmiş Romberg Testi, Fukuda Adımlama Testi ve Statik Postürografi değerlendirmesi yapılmıştır. Statik Postürografi test bataryasından Dengenin Kliniğe Uyarlanmış Duyusal Etkileşim Testi (mCTSIB) ve Tek Taraflı Duruş Testi ile ses işlemcisi açık beyaz gürültü varlığında, ses işlemcisi açık ortam gürültüsü varlığında ve ses işlemcisi kapalı durumda denge performansları kıyaslanmıştır. Beyaz gürültü uyaranı katılımcıların 1 metre önünde kulak hizasında hareketsiz bir hoparlör ile 65 dB'de sunulmuştur. Çalışmanın sonucunda, beyaz gürültü varlığında ve ses işlemcisi kapalı Fukuda Adımlama Testinde yer değiştirme (cm) bakımından anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (p=.004). Yapılan mCTSIB testinde en iyi denge performansı ortam gürültüsünde elde edilmiş olmasına rağmen üç farklı durum arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>.05). Tek Taraflı Duruş testinde ise en iyi denge performansı anlamlı olarak beyaz gürültü uyaranı varlığında elde edilmiştir (p<.05). Genç yetişkin koklear implant kullanıcılarında işitsel uyaranının denge performansı üzerinde olumlu etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler:beyaz gürültü, işitme kaybı, koklear implantasyon, postüral kontrol, statik postürografi.
Prematüre retinopati tanısı almış yenidoğanların işitme tarama sonuçları
Bu araştırmada, prematüre retinopatisi muayenesi sonucunda prematüre retinopati (retiopathy of prematüre-ROP) tanısı almış veya almamış yenidoğanların işitme tarama sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Sağ. Bil. Üniv. Ankara Dr.Zekai Tahir Burak Kadın Sağ. Eğt. ve Arş. Hastanesi' nde Ocak 2016 - Haziran 2018 tarihleri arasında (2.5 yıl) prematüre doğmuş bebek oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise toplam 6304 premature bebek oluşturmuştur. Bu prematüre doğmuş bebekler önce Göz Polikinliği' nde ROP muayenesi olmuştur. Bunlardan 3008 bebek ROP tanısı almış (1520 erkek, 1488 kız) ve 3296 bebek ROP tanısı almamıştır (1641 erkek, 1655 kız). Bu prematüre bebeklerin sonra Ulusal Yenidoğan İşitme Tarama Programı çerçevesince Yenidoğan İşitme Tarama Ünitesi'nde TEOAE ve AABR testleri yapılmıştır. ROP tanısı alan 1520 erkek bebekten 46' sı, 1488 kız bebekten 53' ü işitme tarama testlerinden kalmıştır. ROP tanısı almayan 1641 erkek bebekten 54' ü, 1655 kız bebekten 54' ü işitme tarama testlerinden kalmıştır. Toplam 6304 premature bebeğin işitme tarama testlerinden %96.7' si geçmiş %3.3' ü kalmıştır. Yapılan Ki Kare analizi sonuçlarına göre ROP tanısı ve işitme tarama test sonuçları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (χ2=.001, p>.05). Araştırma sonucunda ROP tanısı alan ve almayan bebeklerin işitme tarama test sonuçları ortaya konmuştur. Buna göre prematüre retinopatisi ve işitme kaybı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüş, prematüre bebeklerdeki görme ve işitme sistemi üzerindeki sorunların birbirinden bağımsız görülebileceği düşünülmüştür. Tanısal testler kullanılarak yapılacak araştırmalar bu konuya ışık tutacaktır. Anahtar Kelimeler: Prematüre Retinopatisi, risk faktörleri, işitme taraması, işitme kaybı
Azalmış ses toleransı bozukluklarının ayırt edilmesinde kullanılacak ölçek geliştirilmesi
Azalmış ses toleransı (AST), ortalama bir bireyde herhangi bir reaksiyona neden olmayan bir sese negatif reaksiyon verilmesi olarak tanımlanmaktadır. Hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni AST'nin alt sınıflarını oluşturur. Bunlar birbirinden farklı durumlar olup, terapileri de farklıdır. Literatürde bu üç durumu ayırt eden bir tanısal yöntem veya ölçek mevcut değildir. Bu tez araştırmasında amacımız; bu üç AST problemini birbirinden ayırt eden bir tarama ölçeği geliştirmektir. Genel popülasyondan araştırmaya katılmaya gönüllü, işitmesi normal olan 18-65 yaş aralığındaki 953 bireye ulaşıldı ve 257 birey ile çalışma tamamlandı. Azalmış Ses Tolerans Ölçeği- Tarama (ASTÖ-T)'nin Cronbach alfa katsayısı, Madde –toplam korelasyonu, madde ayırt ediciliği değerlendirildi. ASTÖ-T'nin yapı geçerliği Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu yapılarak Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ile ve yapısal uyumunu değerlendirmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile gerçekleştirildi. Ölçekten alınan toplam puanlar problem(+) ve problem (-) olanlarda Mann Whitney-U testi ile karşılaştırıldı. ASTÖ-T'nin referansa bağlı geçerliği ROC analizi ile, iç tutarlılık analizi Cronbach's alfa değerinin hesaplanması ile, zamana göre değişmezliği ise test-tekrar test güvenirliği ile değerlendirildi. ASTÖ-T'nin hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni bölümü için Cronbach alfa değeri sırasıyla 0,881; 0,775; 0,938 olarak hesaplandı. Bağımsız örneklem t-testi ile maddeler arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ( p< 0,01) görüldü. ASTÖ-T'nin fonofobi bölümünün faktör yapısı AFA ile, mizofoni bölümünün ise Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu yapılarak AFA ile analiz edildi. Hiperakuzi bölümünün yapısal uyumu DFA ile değerlendirildi. Ölçeğin faktör yapısı kurulan modelin veri setiyle iyi düzeyde uyum verdiğini gösterdi. Buna göre hiperakuzi ve fonofobi bölümü tek faktörlü, mizofoni bölümü ise 2 faktörlü yapı sergiledi. Mann Whitney-U testi ile hiperakuzik, fonofobik, mizofonik olan ve olmayan grupların toplam puanlarının (sırasıyla HTP, FTP, MTP) ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p< 0,05). ROC analizi ile yapılan değerlendirme sonucunda HTP'nin hiperakuzi varlığını, FTP'nin fonofobi varlığını, MTP'nin mizofoni varlığını öngörmede yararlı olduğu görüldü(p<0,001). HTP, FTP, MTP için kesme değerleri sırasıyla ≥ 7; ≥ 1; ≥ 4 olarak hesaplandı. Güvenirlik değerlendirmesi için iç tutarlılık analizinde sınıf içi korelasyon katsayıları hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni bölümü için sırasıyla 0,833; 0,752; 0,834 bulundu. Buna göre hiperakuzi ve mizofoni bölümlerinin yüksek güvenilirlik, fonofobi bölümünün ise oldukça güvenilir düzey sergilediği görüldü. Kappa testi ile toplam puanlara ait test-tekrar test arası uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü ( p< 0,001). Çalışmanın sonuçları Azalmış Ses Tolerans Ölçeği- Tarama'nın, azalmış ses toleransının alt tiplerini/problemlerini/sınıflarını belirlemede/ayırt etmede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Azalmış ses toleransı, Hiperakuzi, Fonofobi, Mizofoni, tarama, ölçek.
Koklear implant kullanıcılarının akustik değişimi fark etme becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada koklear implant kullanıcısı yetişkin bireylerin, akustik değişimi fark etme becerilerinin davranışsal ve elektrofizyolojik ölçümleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 28 koklear implantlı birey katılmıştır. Bireylere davranışsal olarak, akustik değişimi fark etme eşiği testi ve Türkçe Matrix Testi uygulanmıştır. Akustik değişimi fark etme eşiği, Staircase-Simple Up Down yöntemi ile ölçülmüş ve bireylerin /ui/ konuşma yapısında meydana getirilen değişimi fark etme eşiği (Hz) belirlenmiştir. Türkçe Matrix Testi ile bireylerin sessiz durumda Konuşmayı Alma Eşiği (dB) ve Konuşma Anlaşılırlık skoru (%) ölçülmüştür. Elektrofizyolojik olarak, bireylerin /ui/ konuşma yapısında meydana getirilen değişime karşı oluşan Akustik Değişim Kompleksi cevapları kaydedilmiştir. Kaydedilen potansiyellerin başlangıç ve değişim kompleksine ait N1-P2 genliği (µv) ve N1 latansı (ms) bulguları incelenmiştir. Çalışma sonucunda, bireylerin davranışsal cevapları ile elektrofizyolojk cevapları arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Ancak; bireyler davranışsal performanslarının dağılımı açısından incelendiğinde, iki kümeye ayrıldıkları görülmüştür. Kümeler arasında, değişimi fark etme eşikleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p<0,05). Ek olarak, kümeler elektrofizyolojik ölçümler bakımından karşılaştırıldığında, değişim potansiyelindeki N1-P2 genliği ve N1 latansı bulguları bakımından anlamlı fark gözlenmiştir (p<0,05). Değişimi fark etme eşikleri daha iyi olan kümenin, ortalama N1-P2 genlik bulgusunun daha yüksek, ortalama N1 latansının daha uzun olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; koklear implantlı bireylerin davranışsal performansları açısından gruplandırılması halinde, bireylerin davranışsal ve elektrofizyolojik bulguları arasında uyumlu bir ilişkinin gözlenebileceği düşünülmüştür.
Subjektif tinnituslu bireylerin çok yönlü değerlendirilerek tinnitus yönetim protokolünün hazırlanması
Bu çalışmanın amaçı; Subjektif tinnituslu bireylerin çok faktörlü yaklaşım prensibi ile değerlendirilerek duygudurum, biliş, yaşam kalitesi, uyku ve azalmış ses toleransı kriter alınarak tinnitus düzeylerine göre "tinnitus yönetim protokolu" oluşturmaktı. Çalışmaya yaşları 18-64 (45±11, 78 E, 67 K) arasında değişen 145 birey dahil edildi. Odyolojik değerlendirmeler ile birlikte Tinnitus Değerlendirme Formu, Short Form-36, Beck Depresyon Envanteri (BDE), STAI-D, STAI-S, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), Tinnitus Engel Ölçeği (TEÖ), İşitme Engel Ölçeği (İEÖ), Pitsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Khalfa Hiperakuzi Ölçeği (KHÖ) uygulandı. Tinnitus değerlendirmesinde, psikoakustik ölçümler (loudness, picth eşleştirme, minimal maskeleme seviyesi ve rezidüel inhibisyon) yapıldı. İstatistiksel analiz sonucunda PUKİ, STAI-S ve STAI-D ölçek puanlarının tinnitus düzeyinden bağımsız normal sınır değerlerinin üzerinde olduğu belirlendi. Tinnitus şiddeti ile BDE arasındaki ilişki incelendiğinde şiddetli/çok şiddetli düzeylerde depresyon puanlarında artış olduğu belirlendi. Tinnitus şiddeti artıkça yaşam kalitesi alt alanlarının hepsinde düşüş elde edildi. Tinnitus şiddeti ve PUKİ alt boyutların karşılaştırması sonucunda uyku düzensizliği, genel uyku kalitesi ve uyku gecikmesinde şiddetli/çok şiddetli grupların diğer üç gruptan daha kötü puanlar aldığı bu farkın anlamlı olduğu belirlendi (Kruskal-Wallis p <0,05). İşitme kaybı ve tinnitus yakınması olan 75 bireyin İEÖ ve TEÖ puanları karşılaştırıldığında orta düzeyde anlamlı korelasyon elde edildi (r=0.598, p= 0.00). Asimetrik yüksek frekans işitme kaybı ile tinnitus lokalizasyonu arasında anlamlı ilişki bulundu. Bu çalışmada subjektif tinnitus değerlendirmesi için düzey ile ilişkili etkenlerin varlığı gösterildi. Sonuç olarak tinnitus şiddetine göre; çok hafif/hafif, orta ve şiddetli/çok şiddetli olmak üzere üç farklı protokol oluşturuldu. Anahtar kelimeler: Tinnitus, yaşam kalitesi, hiperakuzi, uyku, anksiyete.
İşitme kaybı olan bireylerin farklı dinleme koşullarındaki EEG ve ERP bulguları
Gürültülü ortamlarda konuşmaları dinlemek ve takip etmek için belli bir dinleme çabası harcanması gerekebilir. Gürültülü ortamlarda dinleme görevi normal işiten bireylere kıyasla özellikle işitme kaybı olan bireylerde daha zor ve zahmetlidir. İşitme kaybına sahip bireylerde görülen dinleme çabası standart odyolojik değerlendirme ile ölçülemeyen işitme kaybının önemli sonuçlarından biridir. Bu konunun önemine rağmen dinleme çabasını değerlendirmek için güvenilir bir objektif ve elektrofizyolojik yöntem bulunmamaktadır. Yapılan bu çalışmanın amacı ise, işitme kaybına sahip bireylerin farklı dinleme koşullarında gösterdikleri dinleme çabasının EEG ve ERP ölçütlerinde N1, P3, N4 bileşenlerine yansımasının araştırılmasıdır. Çalışmaya normal işitmeye sahip 22-30 yaş aralığında 12 birey kontrol grubuna, bilateral hafif ve orta derece sensörinöral işitme kaybı olan 30-45 yaş aralığında 10 birey ise araştırma grubuna dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylere EEG kaydı sırasında konuşma şeklindeki durağan gürültü ile Türkçe Matriks cümleleri birleştirilerek +3, 0, -3 ve -6 dB sinyal gürültü oranları (SGO) ile sunulmuştur. Çalışmaya katılan tüm bireylerin EEG kayıtları; +3, 0, -3 ve -6 dB sinyal gürültü oranları için 4 farklı blokta yapılmış ve her blokta bireylere 60 cümle olmak üzere toplam 240 cümle dinletilmiştir. Çalışmanın sonucunda kontrol grubundaki bireylerde dinleme koşullarının hiçbirinde N1, P3 ve N4 yanıtlarının genlik ve latanslarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Ancak, araştırma grubundaki bireylerin N1 yanıtlarının genlikleri +3 dB SGO ve 0, -3 ve -6 dB SGO'ları ile karşılaştırıldığında N1 yanıtının genliklerinde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar gözlenmiştir(p<0,05). Çalışma grubunun N4 yanıtlarının genliğinde ise SGO +3 dB'den 0 dB'ye düştüğünde istatistiksel olarak anlamlı düşüş bulunmuştur(p<0,05). Araştırma grubunun dalga formunda P3 bileşeninin genliğinin dinleme görevi zorlaştıkça arttığı gözlense de bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. Sonuç olarak, işitme kayıplı bireylerin zorlu koşullarda harcadıkları dinleme çabasını objektif olarak değerlendirmek için ERP yanıtlarından N1 ve N4 bileşenlerinin genlik ölçümlerinin faydalı olabileceği düşünülmüştür.
İç kulak anomalisi olan koklear implantlı bireylerde intraoperatif objektif test bulguları
Bu çalışmanın amacı; iç kulak anomalisi olan ve olmayan koklear implant kullanıcılarında intraoperatif objektif test sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya yaşları 1-10 arasında değişen, çalışma grubu için iç kulak anomalisine sahip 16, kontrol grubu için de iç kulak anomalisine sahip olmayan 13 koklear implantlı kulak dâhil edilmiştir. Bireyler, radyolojik ve odyolojik değerlendirmeler sonrasında iç kulak anomalisi belirlenmiş olan, koklear implant konseyi kararı sonrasında, iç kulak yapıları Medel marka intrakoklear elektrotlara uygun olan bireyler arasından iç kulak anomalisi ve normal kokleaya sahip olan bireyler, cinsiyet ve sosyal seviye farklılıkları gözetilmeksizin dahil edilmiştir. Uygulanan implantasyon cerrahisi sonrasında, rutin intraoperatif odyolojik test bataryası yapılmış kişiler yer almaktadır. Bu protokolde, koklea içine KBB cerrahı tarafından yerleştirilen, elektrotun bütünlüğü hakkında bilgi veren telemetri ve impedans ölçümü, e-SRT ölçümü, Medel yazılımında yer alan ART işleminin otomatik versiyonu, A-ART uygulanmış, e-CAP ölçümü yapılmıştır. Son olarak, e-ABR ölçümleri yapılmıştır. Kontrol grubunda, e-SRT ve A-ART elde edilme oranı, çalışma grubuna göre daha yüksektir. Çalışmada aynı zamanda e-ABR eşiklerinin iki grup arasında farklı latans süreleri ayrıca elektrotlarda yapılan ölçümlerde farklı şiddet seviyelerinde önemli ölçüde farklılık elde edilmiştir. e-ABR V.dalganın elde edilmesinde, latans süreleri açısından çalışma grubu ve kontrol grubu arasında farklılık olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, özellikle pediatrik grup olmak üzere iç kulak anomalisi olan koklear implantlı bireyler için objektif test teknikleri önem kazanmakta olup bu çalışma iç kulak anomalisi olan koklear implant grubu için e-ABR'nin, e-CAP veya e-SRT'den daha güvenilir bir ölçüm olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Koklear İmplant, İç Kulak Anomalisi, İntraoperatif görüntüleme, e-ABR
İç kulak anomalisi olan koklear implantlı bireylerde intraoperatif objektif test bulguları
Bu çalışmanın amacı; iç kulak anomalisi olan ve olmayan koklear implant kullanıcılarında intraoperatif objektif test sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya yaşları 1-10 arasında değişen, çalışma grubu için iç kulak anomalisine sahip 16, kontrol grubu için de iç kulak anomalisine sahip olmayan 13 koklear implantlı kulak dâhil edilmiştir. Bireyler, radyolojik ve odyolojik değerlendirmeler sonrasında iç kulak anomalisi belirlenmiş olan, koklear implant konseyi kararı sonrasında, iç kulak yapıları Medel marka intrakoklear elektrotlara uygun olan bireyler arasından iç kulak anomalisi ve normal kokleaya sahip olan bireyler, cinsiyet ve sosyal seviye farklılıkları gözetilmeksizin dahil edilmiştir. Uygulanan implantasyon cerrahisi sonrasında, rutin intraoperatif odyolojik test bataryası yapılmış kişiler yer almaktadır. Bu protokolde, koklea içine KBB cerrahı tarafından yerleştirilen, elektrotun bütünlüğü hakkında bilgi veren telemetri ve impedans ölçümü, e-SRT ölçümü, Medel yazılımında yer alan ART işleminin otomatik versiyonu, A-ART uygulanmış, e-CAP ölçümü yapılmıştır. Son olarak, e-ABR ölçümleri yapılmıştır. Kontrol grubunda, e-SRT ve A-ART elde edilme oranı, çalışma grubuna göre daha yüksektir. Çalışmada aynı zamanda e-ABR eşiklerinin iki grup arasında farklı latans süreleri ayrıca elektrotlarda yapılan ölçümlerde farklı şiddet seviyelerinde önemli ölçüde farklılık elde edilmiştir. e-ABR V.dalganın elde edilmesinde, latans süreleri açısından çalışma grubu ve kontrol grubu arasında farklılık olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, özellikle pediatrik grup olmak üzere iç kulak anomalisi olan koklear implantlı bireyler için objektif test teknikleri önem kazanmakta olup bu çalışma iç kulak anomalisi olan koklear implant grubu için e-ABR'nin, e-CAP veya e-SRT'den daha güvenilir bir ölçüm olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Koklear İmplant, İç Kulak Anomalisi, İntraoperatif görüntüleme, e-ABR
Pandemi döneminde yetişkinlerde "COVID-19 fobisi" ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisinin incelenmesi
Literatürde insan dengesine olumsuz etkileri olan çeşitli fobiler bildirilmiştir. Bu çalışmada Covid-19 pandemisi ile literatüre giren koronafobi ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Katılımcıların koronafobi düzeyini ölçmek amacıyla Koronavirüs-19 Fobi Ölçeği (C19P-S), denge değerlendirmesi içinse Vertigo Semptom Skalası- Kısa Form (VSS-SF), Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği (ABC), Sayısal Derecelendirme Ölçeği (SDÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerden Covid-19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde ilişki katsayılarının farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Kaygının dengeye olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmaya katılan bireylerin kaygı düzeyleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri -II (STAI-II) ile ölçülmüş ve dengesizlik bulgularıyla ilişkisi incelenmiştir. Dengesizliğe neden olabilecek etkenler dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 18-65 yaş arasındaki 178 bireyin ölçek puanları değerlendirilmiştir. C19P-S toplam puanı, Psikolojik, Psiko-somatik, ekonomik ve sosyal alt boyut puanları ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasındaki ilişkiler ayrı ayrı incelenmiştir. C19P-S puanları ile VSS-SF ve SDÖ puanları arasında zayıf ve anlamlı ilişkiler, ABC ölçeği puanları ile zayıf, ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilmiştir (p<0,005). Covid-19 geçirme durumu ile VSS-SF arasında zayıf ve ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilirken ABC ve SDÖ ile anlamlı ilişki görülmemiştir. STAI-II ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasında anlamlı ilişki görülmemiştir. Bu çalışma grubunda kaygının dengeye etkisi olmadığı görülmüştür. Koronafobinin dengeyi sağlamaya ve aktivitelerde dengeye duyulan güvene olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.
Genç yetişkinlerde gürültü türlerinin bilişsel becerilerin üzerindeki etkisinin incelenmesi
Gürültü, genellikle istenmeyen herhangi bir ses olarak adlandırılır. Gürültünün bilişsel performans üzerindeki etkisi ile ilgili literatürde çelişkili raporlar olmakla birlikte, bilişsel beceriler üzerinde etkisi olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada, normal işitmeye ve normal genel zekâ puanına sahip 18-39 yaş aralığındaki 47 genç yetişkinde, gürültü türlerinin bilişsel beceriler üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Katılımcılara öncelikle odyolojik değerlendirme yapılmıştır. Normal işitmeye sahip olan katılımcılara Raven Standart Progresif Matrisler Testi uygulandıktan sonra çalışmanın temel uygulamasında katılımcılar sessiz kabine alınarak sessizlik, beyaz gürültü ve konuşma gürültüsü koşullarında sırasıyla Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi ve Sözel Akıcılık Testi uygulanmıştır. Testlerin sonrasında katılımcılardan Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi Ölçeği'ni doldurmaları istenmiştir. Kısa süreli bellek becerilerinin değerlendirildiği Sayı Dizisi Öğrenme Testi'nde sessizlik ve anlamsız konuşma gürültüsü koşulları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.001). Yürütücü işlev performansının değerlendirildiği Stroop Test'inde üç dinleme koşulunda da Stroop performansı açısından anlamlı farklılık elde edilememiştir (p<0.001). Uzun süreli bellekten geri çağırma becerisi ve sözel akıcılık becerisini değerlendirdiğimiz Sözel Akıcılık Test'inde tüm koşulların birbiri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). KUİK ölçeğinde konuşma algısı ve genel puan arttıkça konuşma gürültüsü koşulundaki Stroop uyaran kartı düzeltme sayısının azaldığı gözlenmiştir (p<0.001). Anahtar Kelimeler: Beyaz gürültü, konuşma gürültüsü, genç yetişkin, yürütücü işlevler, sözel akıcılık, kısa süreli bellek.
Genç yetişkinlerde gürültü türlerinin bilişsel becerilerin üzerindeki etkisinin incelenmesi
Gürültü, genellikle istenmeyen herhangi bir ses olarak adlandırılır. Gürültünün bilişsel performans üzerindeki etkisi ile ilgili literatürde çelişkili raporlar olmakla birlikte, bilişsel beceriler üzerinde etkisi olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada, normal işitmeye ve normal genel zekâ puanına sahip 18-39 yaş aralığındaki 47 genç yetişkinde, gürültü türlerinin bilişsel beceriler üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Katılımcılara öncelikle odyolojik değerlendirme yapılmıştır. Normal işitmeye sahip olan katılımcılara Raven Standart Progresif Matrisler Testi uygulandıktan sonra çalışmanın temel uygulamasında katılımcılar sessiz kabine alınarak sessizlik, beyaz gürültü ve konuşma gürültüsü koşullarında sırasıyla Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi ve Sözel Akıcılık Testi uygulanmıştır. Testlerin sonrasında katılımcılardan Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi Ölçeği'ni doldurmaları istenmiştir. Kısa süreli bellek becerilerinin değerlendirildiği Sayı Dizisi Öğrenme Testi'nde sessizlik ve anlamsız konuşma gürültüsü koşulları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.001). Yürütücü işlev performansının değerlendirildiği Stroop Test'inde üç dinleme koşulunda da Stroop performansı açısından anlamlı farklılık elde edilememiştir (p<0.001). Uzun süreli bellekten geri çağırma becerisi ve sözel akıcılık becerisini değerlendirdiğimiz Sözel Akıcılık Test'inde tüm koşulların birbiri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). KUİK ölçeğinde konuşma algısı ve genel puan arttıkça konuşma gürültüsü koşulundaki Stroop uyaran kartı düzeltme sayısının azaldığı gözlenmiştir (p<0.001). Anahtar Kelimeler: Beyaz gürültü, konuşma gürültüsü, genç yetişkin, yürütücü işlevler, sözel akıcılık, kısa süreli bellek.
Pandemi döneminde yetişkinlerde "COVID-19 fobisi" ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisinin incelenmesi
Literatürde insan dengesine olumsuz etkileri olan çeşitli fobiler bildirilmiştir. Bu çalışmada Covid-19 pandemisi ile literatüre giren koronafobi ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Katılımcıların koronafobi düzeyini ölçmek amacıyla Koronavirüs-19 Fobi Ölçeği (C19P-S), denge değerlendirmesi içinse Vertigo Semptom Skalası- Kısa Form (VSS-SF), Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği (ABC), Sayısal Derecelendirme Ölçeği (SDÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerden Covid-19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde ilişki katsayılarının farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Kaygının dengeye olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmaya katılan bireylerin kaygı düzeyleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri -II (STAI-II) ile ölçülmüş ve dengesizlik bulgularıyla ilişkisi incelenmiştir. Dengesizliğe neden olabilecek etkenler dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 18-65 yaş arasındaki 178 bireyin ölçek puanları değerlendirilmiştir. C19P-S toplam puanı, Psikolojik, Psiko-somatik, ekonomik ve sosyal alt boyut puanları ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasındaki ilişkiler ayrı ayrı incelenmiştir. C19P-S puanları ile VSS-SF ve SDÖ puanları arasında zayıf ve anlamlı ilişkiler, ABC ölçeği puanları ile zayıf, ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilmiştir (p<0,005). Covid-19 geçirme durumu ile VSS-SF arasında zayıf ve ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilirken ABC ve SDÖ ile anlamlı ilişki görülmemiştir. STAI-II ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasında anlamlı ilişki görülmemiştir. Bu çalışma grubunda kaygının dengeye etkisi olmadığı görülmüştür. Koronafobinin dengeyi sağlamaya ve aktivitelerde dengeye duyulan güvene olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.
Erken dönemde koklear implant uygulanan çocuklarda oyun davranışı, kelime hazinesi ve dil gelişimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, erken dönemde koklear implant kullanmaya başlayan çocukların oyun davranışları ve kelime hazineleri ve dil gelişimleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve normal işiten kontrol grubundaki çocuklar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma grubunda 4;00 ile 6;11 yaşları arasındaki koklear implant kullanıcısı 21 çocuk; kontrol grubunda normal işiten ve yaşları eşleştirilen 21 çocuk olmak üzere toplam 42 çocuk, gönüllülük esasına bağlı olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada katılımcıların dil becerilerinin değerlendirilmesi için TODİL testi, kelime hazinesini değerlendirebilmek için Türkçe ifade edici ve alıcı dil testi (TİFALDİ), oyun davranış becerilerini değerlendirebilmek için katılımcıların öğretmenleri tarafından değerlendirilen 36-71 aylık Çocuklar için Oyun Davranışı Ölçeği ve sadece koklear implant kullanıcısı çocukların ailelerinin doldurması için Pediatrik Koklear İmplantasyon Sonrası İletişim Becerilerinin Değerlendirilmesi (FAPCI) formu kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular analiz edildiğinde TODİL ölçek puanlarının tüm alt boyutlar bazında kontrol grubunda daha yüksek düzeylerde olduğu görülmüştür (p=0,01, p>0,05). TODİL Dinleme, organize etme, konuşma, dil bilgisi, anlam bilgisi ve sözlü dil bileşke performans düzeylerinin çalışma grubunda daha düşük düzeylerde olduğu saptanmıştır (p=0,01, p<0,05). TİFALDİ Alıcı ve ifade edici dil kelime kazanım düzeylerinin ise çalışma grubunda daha düşük düzeylerde olduğu tespit edilmiştir (p=0,01, p<0,05). Oyun davranış ölçeği genel puanlarının, sessiz davranış, tek başına oyun, paralel oyun ve itiş kakışlı oyun düzeylerinin her iki grup arasında benzer düzeylerde olduğu görülmüştür (p>0,05). Farklı olarak sosyal oyun düzeyleri açısından çalışma grubundaki öğrencilerin sosyal oyun düzeylerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu görülmüştür (p=0,02, p<0,05). Bu analizler doğrultusunda çalışma grubu ile kontrol grubu arasında kelime hazinesi ve dil becerileri arasında anlamlı derecede farklılık tespit edilirken, iki grup arasında oyun davranış ölçeği düzeyleri için anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Sonuç olarak çalışmaya katılan her iki gruba dahil çocukların oyun ortamındaki davranışları benzerlik göstermekle birlikte sosyal oyun düzeylerinin çalışma grubundaki çocuklarda daha düşük düzeylerde olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte çalışma grubu çocuklarının erken dönemde koklear implant uygulanmasına rağmen kelime hazinesi ve dil gelişimi yönünden normal işitmeye sahip akranlarından daha düşük skorlar elde ettikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Koklear İmplant, Oyun Davranışı, Kelime Hazinesi, TODİL, TİFALDİ, FAPCI, Dil Gelişimi
Yaşlılarda hafif bilişsel bozukluğun vestibülooküler refleks, dinamik görsel keskinlik ve postüral denge ile etkileşimi
Yaşlı populasyonun yaklaşık olarak %30'u her yıl düşmekte ve bu durum önemli bir sağlık problemiyle sonuçlanmaktadır. Bilişsel gerileme düşme için bağımsız bir risk faktörüdür. Hafif bilişsel bozukluk, bireyin yaşından beklenenden daha fazla ancak günlük yaşam aktivitelerini etkilemeyen bilişsel gerileme durumudur. Çalışmada, hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerin vestibülooküler refleksleri, dinamik görsel keskinlikleri ve postüral dengeleri değerlendirilerek sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Bu amaçla hafif bilişsel bozukluğu olan 10 birey ve aynı yaş grubundan sağlıklı 10 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylere işitme testi uygulandıktan sonra videonistagmografi, dinamik görsel keskinlik ve bilgisayarlı dinamik postürografi ölçümleri yapılmıştır. Hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerin Dinamik Görsel Keskinlik Testi Perception Time Test skorları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı derecede uzun bulunmultur (p<0,05). Bilgisayarlı Dinamik Postürografi VEST parametresi, DOT 2, DOT 3, DOT 6 ve Birleşik Denge Skorları HBB grubunda anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Videonistagmografik ölçümler açısından iki grup arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Çalışmanın sonucunda hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerin sağlıklı yaşıtlarına oranla düşmeye daha eğilimli oldukları sonucuna varılmış ve bu bireylerin düşmeyi önleyici rehabilitasyon programlarına alınmaları önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hafif bilişsel bozukluk, dinamik görsel keskinlik, postüral denge
Tek taraflı işitme kayıplı bireylerde zamansal ve suprasegmental işitsel işlemlemenin değerlendirilmesi
Tek taraflı işitme kaybı sonucu işitsel uyaranların beyne asimetrik olarak ulaşması, kortikal reorganizasyonların oluşmasına neden olmaktadır. Tek taraflı total işitme kayıplı bireylerde işitsel uyaranların; lokalizasyonu ve uzaysal ipuçlarının kullanımında yetersizlikler, gürültülü ortamlarda konuşmayı ayırt etme becerilerinde zayıflık, işitme kaybı olan kulak tarafında meydana gelen kortikal değişimler literatürde belirtilmektedir. Ancak normal işiten kulak tarafındaki konuşma algısının önemli bir alt bileşeni kabul edilen zamansal işitsel işlemleme performansının ve işitsel uyaranların suprasegmental düzey işlemleme becerisi olan prozodi algısının reorganizasyon sonrası performanslarının değerlendirildiği çalışmalar literatürde sınırlıdır. Bu nedenle çalışmamızda, Tek Taraflı Total İşitme Kayıplı (TTİK) bireylerde reorganizasyon sonrası zamansal sıralama, zamansal maskeleme, zamansal çözünürlük ve algısal emosyonel prozodi becerileri belirlenerek normal işiten, aynı cinsiyetteki yaşıtlarının, tek ve her iki kulak performansları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 30 TTİK'li ve 30 bilateral normal işitmeye sahip birey (34 Kadın- 26 Erkek, Ort. Yaş: 38,70± 11,59) yaş ve cinsiyet eşleştirmeleri yapılarak çalışmaya dahil edilmiştir. TTİK'li bireylerin test yapılan kulak tarafları ile aynı taraf olacak şekilde Normal İşitmeye Sahip Bireylerin Tek Kulaklarına (NTK) ve aynı anda Her İki Kulaklarına (NBK); Frekans Patern Testi (FPT), Süre Patern Testi (SPT), Geriye Doğru Maske Testi (BWM), Rastgele Aralık Tespit Etme (RATET) ve algısal emosyonel prozodi testleri uygulanmıştır. Tüm testlerdeki doğru cevap yüzdeleri ile FPT, SPT ve emosyonel prozodi cevap reaksiyon süresi kaydedilerek sonuçlar gruplar arasında karşılaştırılmıştır. TTİK'li bireyler ile NBK arasında SPT, BWM, RATET istatistiksel olarak anlamlı (p<0,01) elde edilmiş, FPT ise gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,01). TTİK ile NTK arasında ise tüm testlerde istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmemiştir (p>0,01). Algısal emosyonel prozodi becerilerinde ise TTİK'li bireylerin ortalama skorları daha zayıf olmasına rağmen (TTİK: 77,26 ±9,17- NTK: 77,83±8,51- NBK: 82,85±7,80) gruplar arasında doğru cevap yüzdeleri ve reaksiyon süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir (p>0,01). FPT ve SPT cevap reaksiyon sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı (p<0,01) farklılık elde edilmiştir. Zamansal sıralama ve maskeleme becerileri ile yaş arasında negatif korelasyon (p<0,01), algısal emosyonel prozodi testi ile yaş arasında ise pozitif yönde korelasyon (p<0,01) elde edilmiştir. Pre ve postlingual TTİK'li bireylerin zamansal maskeleme, zamansal sıralama ve zamansal çözünürlük becerileri normal işiten bireylerin her iki kulak performansından zayıf bulunmuştur. Bu sonuçlar yetişkin postlingual başlangıçlı işitme kayıplarında da plastik reorganizasyonların olabileceği yönündeki çalışmaları desteklemektedir. Hemisferik lezyon hasarlarında zayıf olarak elde edilen algısal emosyonel prozodi becerileri, periferik tek taraflı işitme kayıpları sonucu oluşan asimetrik işitsel yoksunluktan etkilenmemektedir. Frekans patern doğru cevap yüzdeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamakla beraber frekans patern reaksiyon süreleri arasında anlamlı farklılık elde edilmesi işitme kayıplı bireylerde yalnızca doğru cevapların değil reaksiyon sürelerinin de değerlendirilmesi gerekliliğini göstermektedir. Çalışmamız, literatürde TTİK'li bireylerin zamansal işitsel işlemleme testleri reaksiyon sürelerinin ve algısal emosyonel prozodi becerilerinin değerlendirildiği ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Zamansal sıralama, zamansal maskeleme, zamansal çözünürlük, emosyonel prozodi.
Tinnitusu olan bireylerin eşik dengeleme gürültüsü-TEN testi ile değerlendirilmesi
Bir semptom olan ve etiyopatogenezi tam olarak açıklanamayan tinnitus, işitme yapılarının periferik ve santral yollarında oluşan patolojilere bağlı olabildiği gibi metabolik, psikojenik veya kardiyovasküler kaynaklı olabilmektedir. Ancak yapılan araştırmalar tinnitus oluşabilmesi için işitme yapılarında bir dejenerasyon olması gerektiğini bildirmişlerdir. Genellikle kokleanın bazal kısmında başlayan bu dejenerasyon, her zaman odyograma yansımamaktadır. Bu çalışmanın amacı işitme kayıplı ve normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerde kokleada ölü bölgeleri değelendiren TEN testi ile OAE testleri uygulanarak koklear fonksiyonları değerlendirmektir. Çalışmada 3 grup yer almaktadır; işitme kaybı ve tinnitus olan bireyler (ÇG1), işitmesi normal olan tinnituslu bireyler (ÇG2) ve işitme kaybı ve tinnitusu olmayan bireyler (KG). Tüm bireylere odyolojik testler ile birlikte TEN testi ve TEOAE, DPOAE testleri yapılarak tinnituslu bireylere Tİnnitus Engellilik Anketi (TEA) uygulanmıştır. İşitme kayıplı grupta TEN testinde iki hastada ölü bölge bulunmuş (%3.8) ve genel eşiklerinde diğer iki gruba göre anlamlı derecede artış gözlenmiştir (p<0.05). Bu grupta emisyonlar elde edilememiş veya minimal düzeyde gözlenmiştir. Normal işiten tinnitus grubunda ise TEN testi ve TEOAE testlerinde sağlıklı bireylerden farklı olmadığı (p>0.05), ancak DPOAE testinde 6 ve 8 kHz'de emisyon amplitüdlerinde anlamlı düşüşler olduğu gözlenmiştir (p<0.05). TEA düzeylerinde iki grup (ÇG1 ve ÇG2) arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p<0.05). Sonuç olarak işitme kaybı ve tinnitus yaratan patolojilerin yalnızca tinnitusa neden olan patolojilere göre tüy hücrelerine verdiği zararın daha fazla olduğu gözlenmiştir. Normal odyograma sahip tinnituslu bireylerde ise bazal disfonksiyon olabileceği düşünülmüştür. TEA sonuçlarına göre ise tinnitusun bireylerin yaşam kalitesinde neden olduğu olumsuz etkinin işitme kaybından bağımsız olduğu düşünülmüştür
Pediatrik koklear implant kullanıcılarında konuşmayı ayırt etme becerisinin video görsel pekiştireç odyometrisi ile değerlendirilmesi
Konuşma algısı değerlendirmesi, prelinguistik dönemde işitme kaybının araştırılması ve uygun amplifikasyon seçeneklerinin belirlenmesi için odyolojik test bataryasında önemli bir yere sahiptir. Bebeklerde konuşma algısının değerlendirilmesi için objektif sonuçlar veren test bataryası kullanılması gereklidir. Bebeklerde konuşmayı ayırt etme becerisini değerlendirmede en sık kullanılan test tekniği Visual Reinforcement Infant Speech Discrimination (VRISD) yöntemidir. Bu çalışmada, koklear implant grubuna 12-36 aylık koklear implant kullanıcısı 15 bebek ve normal işitme grubuna ise 6 - 13 aylık normal iştmeye sahip 12 bebek dahil edilmiştir. VRISD test protokolünde /a/ ile /i/ ve /ba/ ile /da/ konuşma uyaranları eşleştirilerek test uyaranları oluşturulmuştur. Bu uyaran çiftleri biri hedef ses, diğeri arkaplan ses olacak şekilde sıralanmış olup tekrarlı ses dizini oluşturularak sessiz kabinde hoparlör aracılığı ile 70 dB'de sunulmuştur. Görsel pekiştireç olarak ise bebeğin ilgisini çeken animasyonlu video kullanılmıştır. Çalışmamızda normal işitme grubundaki bebeklerin VRISD test sonuçlarının ortalaması /a-i/ uyaranı ve /ba-da/ uyaranı için sırasıyla 3,66 ve 1,09 olarak bulunmuştur. Koklear implant grubundaki bebeklerin VRISD test sonuçlarının ortalaması ise /a-i/ uyaranı ve /ba-da/ uyaranı için sırasıyla 4,53 ve 0,6 olarak bulunmuştur. Her iki grubun VRISD test sonuçları arasında anlamlı fark elde edilmemiştir (p>,05). Koklear implant grubunun Infant-Toddler Meaningful Auditory Integration (IT-MAIS) skorları ile VRISD test sonuçları arasında pozitif yönlü yüksek korelasyon elde edilmiştir (p<,05). VRISD testinin koklear implant kullanıcısı bebeklerde konuşma algısı gelişimini değerlendirmek için güvenle kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Görsel pekiştireç odyometrisi, koklear implant,konuşma odyometrisi, bebeklerde konuşma algısı, video görsel pekiştireç odyometrisi
Çocuklar için gürültüde konuşmayı anlama testi'nin Türkçe yaşa özgü normlarının belirlenmesi
Günlük iletişim süreçlerinde çoğunlukla arka plan gürültüsü yer aldığı için gürültüde işitmenin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yetişkinler için gürültüde konuşmayı anlama becerilerini değerlendiren Türkçe testler bulunmakla birlikte, çocuklara yönelik bu özelliklerde test bulunmamaktadır. Bu çalışmada Çocuklar İçin Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'nin geliştirilmesi ve çocuklar için yaşa özgü normların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle yetişkinler için Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'ndeki cümlelerden 5 yaşındaki çocuklar tarafından optimal dinleme koşullarında tekrarlanabilir olanlar seçilmiş ve 10 cümle içeren 12 liste oluşturulmuştur. Daha sonra 6 yaş (8 kız, 8 erkek), 8 yaş (7 kız, 8 erkek), 10 yaş (12 kız, 4 erkek) ve 18-30 yaş aralığında normal işiten yetişkin grubu (6 kadın, 4 erkek) olmak üzere toplamda 57 birey değerlendirilmiştir. Çocuklar için yaşa özgü ortalama konuşmayı anlama eşiği (KAE) değerleri belirlenmiş ve her yaş grubundaki performans ile yetişkin performansının karşılaştırılmasıyla da 6-12 yaş aralığı için düzeltme faktörleri hesaplanmıştır. Düzeltme faktörleri 6 yaş için Gön: 3,44, Gsağ: 5,9, Gsol: 5,32; 8 yaş için Gön: 2,1, Gsağ: 5,2, Gsol: 4,09; 10 yaş için ise Gön: 1,62, Gsağ: 4,53, Gsol: 3,86 dB SGO şeklinde belirlenmiştir. Tüm test koşulları için yetişkin benzeri performansa 13 yaş ve sonrasında ulaşılabileceği düşünülmüştür. İstatistiksel analizler, KAE değerlerinin ve mekânsal ayrılma avantajının yaşla birlikte iyileştiğini göstermektedir. Sessiz koşul dışındaki tüm test koşulları için 6-12 yaş aralığında ve normal işiten bir çocuğun performansını tahmin etmek için kullanılabilecek düzeltme faktörleri elde edilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, diğer dillerde görülen gelişimsel eğilimlere paralel olmakla birlikte özellikle gürültüde konuşmayı anlama açısından yaş ile birlikte artan performansı bildiren literatürle de uyumludur. Anahtar Kelimeler: HINT, gürültü, gürültüde konuşmayı anlama, konuşmayı anlama eşiği
Gürültü maruziyeti olan bireylerde Türkçe matrix test bulgularının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; gürültüye maruz kalan ve kalmayan bireylere Türkçe Matrix test uygulanarak gürültünün konuşmayı ayırt etme üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 18-45 yaş arası normal işiten ve en az 5 yıl gürültü maruz kalan 20 birey çalışma grubu olarak, 18-45 yaş arası normal işiten ve gürültüye maruz kalmayan 20 birey kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Tüm bireylere saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, 9-20 kHz yüksek frekans odyometri, timpanometri ve Türkçe Matrix test uygulanmıştır. Türkçe Matrix testin dört aşaması sabit gürültüde adaptif uyaran şiddetinde ve sessiz ortamda binaural ve monoaural uygulanmıştır. Gürültüde yapılan testlerde sinyal gürültü oranı (SGO), sessiz ortamda yapılan binaural testte konuşmayı ayırt etme skoru (KAS) ve monoaural olarak yapılan testte konuşmayı alma eşiği (KAE) değerlendirilmiştir. Kontrol ve çalışma grupları arasında saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, 9-20 kHz yüksek frekans odyometri, timpanometri sonuçları arasında anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). Türkçe Matrix testin dört aşamasında kontrol ve çalışma grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışma ile gürültüye maruz kalan bireylerde odyolojik bulguları normal elde edilse de gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin bozulduğu ortaya konmuştur. Sonuç olarak, bireylerin gürültüde konuşmayı ayırt etmede yaşadıkları zorluklar Türkçe Matrix test ile değerlendirilerek gürültünün odyolojik testlerde ortaya çıkmayan etkilerini ve sonuçlarını değerlendirmek için gürültüde konuşmayı anlama testlerinin standart olarak kullanılmasının etkili olacağı düşünülmektedir.
Ardışık bilateral koklear implant uygulanan çocuklarda fonem ayırt etme becerilerinin değerlendirilmesi
Bilateral koklear implantasyonun ses lokalizasyonu, gürültüde konuşma algısı gibi becerilerde avantajlarının olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı; ardışık bilateral koklear implant uygulanmış çocuklarda fonem ayırt etme becerilerinin kulaklar arasındaki performans farklılıklarını ve bilateral koklear implantasyonun fonem ayırt etme becerileri üzerinde avantajının olup olmadığını incelemek, erken dönemde koklear implant uygulanan çocuklar ile normal işitmeye sahip yaşıtları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını değerlendirmek ve bazı değişkenlerin fonem ayırt etme performansı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla İşitsel Olarak Konuşma Sesi Değerlendirmesi (Auditory Speech Sounds Evaluation; ASSE) testi aracılığı ile sağ, sol ve bilateral koşullarda konuşma algısı becerileri kıyaslanmıştır. Çalışmaya 3-6 yaş aralığında yer alan, ardışık bilateral koklear implant uygulanan 23 çocuk ve normal işitmeye sahip 23 çocuk dahil edilmiştir. Konuşma uyaranları olarak ASSE fonem ayırt etme testinde yer alan 7 fonem çifti kullanılmış ve 70 dB'de sunulmuştur. Bu çiftler /u/-/a/, /u/-/i/, /i/-/a/, /m/-/z/, /s/-/ʃ/, /z/-/s/, /v/-/z/ fonemleridir. Çalışmanın sonucunda, ilk koklear implant uygulanan taraf ile ikinci koklear implant uygulanan taraf arasında anlamlı farklılık bulunmuş ve bilateral koklear implantasyonun fonem ayırt etme becerisi üzerinde pozitif etkilerinin olduğu görülmüştür. Normal işiten yaşıtları ile kıyaslandığında ise bilateral koklear implantlı koşulda elde edilen fonem ayırt etme skorları arasında anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir. Koklear implantasyon yaşı ile fonem ayırt etme becerileri arasında negatif, bilateral koklear implant kullanım süresi ile pozitif yönlü korelasyonlar elde edilmiştir.
Late bilinguals' ability to discriminate speech in noise
Hussein, D., Late Bilinguals' Ability to Discriminate Speech in Noise, Hacettepe University Graduate School of Health Sciences, Master Thesis of Audiology, Ankara, 2019. As the bilinguals are more affected by noise while listening to a speech in their non-native language, this study examined the performance of late bilinguals whose native language is Arabic and acquired Turkish later in life on the Turkish Matrix Test. The study was consisted of a study group which contained 15 participants whose Turkish is their non-native language, and of a control group which contained 13 participants whose Turkish is their native language. The Turkish Matrix test, RAVEN test, SDQ and KAS tests, VADS -B test, were performed for each participant in the study group. The Arabic version of Language Experience and Proficiency Questionnaire (LEAP-Q) was also completed by each participant in the study group. For the Control Group, only Matrix tests' protocols were applied for each participant. The results of this study showed a significant difference between the study and control groups on all Turkish Matrix test protocols'. Also, a significant difference was found between the Turkish and Arabic VADS test, as well as a significant difference between the KAS results of this study and the test's normative data. These results indicate that the performance of the study group was affected by the working memory and the age of Turkish acquisition in addition to the effect of the noise. Thus, the acquiring of language in younger age and having a larger working memory capacity give an advantage for understanding speech in noise.
Akıllı telefon kullanımı sırasında statik ve dinamik denge parametrelerindeki değişikliklerin incelenmesi
Orhan E., Akıllı Telefon Kullanımı Sırasında Statik ve Dinamik Denge Parametrelerindeki Değişikliklerin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018.''Denge'' terimi düşmeyi önlemek için vücut postürünün dinamiklerini tanımlamaktadır. Fizyolojik olarak denge fonksiyonu, baş hareketleri sırasında görme alanının sabit tutulması ve yerçekimi alanında postürün kontrol edilmesi ile ortaya çıkan motor cevaplar sonucunda ortaya çıkar. Dengenin korunması ve sürdürülmesi için sensör sistemlerden görsel, vestibüler ve proprioseptif sistemlerin birlikte uyum içinde çalışması gerekmektedir. Birincil amacı telekomünikasyon olan akıllı telefonların oyun, internet, çevrimiçi topluluklara erişim ve portatif olması gibi birçok avantajı da bulunmaktadır. Bununla birlikte, akıllı telefon kullanımın oluşturabileceği görsel yorulmanın sürekliliği, somatosensör ağ ile birlikte vestibüler sistem ve postural kontrol sistemi üzerinde de negatif etki yaratabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, akıllı telefon kullanımının biyomekanik denge sistemine olası fizyolojik ve bilişsel etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya, gönüllülük esasına dayanarak denge problemi olmayan 18-25 yaş aralığında 25 sağlıklı genç yetişkin (10 erkek, 15 kadın) dahil edilmiştir. Bireylere, Duyu Organizasyon Testi (DOT), Adaptasyon Testi (ADT), Ritmik Ağırlık Aktarma (RAA), Dinamik Görsel Keskinlik Testi (DVA) ve fonksiyonel kısıtlama testleri (Tek Taraflı Duruş, Otur Kalk, Düz Yürüme, Tandem Yürüme, Adım Hızlı Dönme, Adım Yukarı Aşağı, Öne Hamle) uygulanmıştır. DOT Durum 1 ve Durum 4'te, Tandem Yürüme, Düz Yürüme ve Tek Taraflı Duruş test parametlrelerinde sonuçlar anlamlı elde edilmiştir (p<0.05). Akıllı telefon kullanımının postüral kontrol ve denge etkilerini farklı koşullarda (araç kullanırken, sanal gerçeklik ile vb) daha kapsamlı belirlemek, olası zorlukları ve kazaları önlemek açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon, Dikkat, Denge, Postürografi, Vestibüler
Subjektif tinnituslu bireylerin çoklu uyaran paradigma kullanılarak mismatch negativity sonuçlarının incelenmesi
Beklenmeyen, ani seslere verilen bir yanıt olarak oluşan Mismatch negativity yanıtları, nöral plastisitenin değerlendirilmesinde objektif bir ölçüt olarak görülmektedir. Tinnitusun, işitme sistemindeki nöral plastisitenin farklılık göstermesine bağlı olarak ortaya çıkabileceğini öne sürülmüştür. Çalışmamızın amacı tinnitusu olan ve olmayan normal işitmeye sahip bireylerin, çoklu uyaran paradigma kullanılarak ortaya çıkan MMN yanıtlarını karşılaştırmaktır. Çalışmamızda normal işitmeye sahip tinnituslu bireyler MMN test ile değerlendirildi. Ayrıca tinnituslu bireylerin tinnitus kaynaklı rahatsızlıklarını değerlendirmek amacıyla tinnitus engellilik anketi uygulandı. Kronik subjektif tinnitusu olan normal işitmeye sahip 16 birey ile 20 bireyden oluşan sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Çoklu uyaran paradigma kullanılarak elde edilen MMN dalgaları 22 elektrot ile kaydedildi. İki grubun, frekans, şiddet, süre, lokalizasyon ve boşluk aykırı uyaranından oluşan beş aykırı uyaranın ortaya çıkardığı MMN yanıtları karşılaştırıldı. Tüm aykırı uyaranlar sonucunda oluşan MMN yanıtlarının genliğinde, tinnituslu grup ile kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Fakat tinnituslu grup ile kontrol grubu arasında hiçbir aykırı uyaran için MMN latansları bakımından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ulaştığımız sonuçlar, MMN testinin, kronik tinnituslu bireylerde dikkat öncesi ve süreğen santral işitsel işlemleme süreçlerinin zarar görmüş olabileceğine işaret eden elektrofizyolojik bir kanıt olabileceğini, santral işitsel işlemleme süreçlerinde habituasyonun değerlendirilmesinde kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Mismatch Negativity, Çoklu Uyaran Paradigması, Olaya İlişkin Potansiyeller, Tinnitus, Santral İşitsel İşlemleme
Unilateral vestibüler kayıplı bireylerde subjektif vestibülo-spinal refleks testlerinin sensitivitesinin araştırılması
Vestibüler sistemin etkin bir şekilde değerlendirilmesini sağlayan Videonistagmografi kliniklerde henüz yaygın olarak kullanılmazken, klinik kullanımı kolay, masrafsız, hızlı ve sarf malzemesi içermeyen subjektif Vestibülo-Spinal Refleks (VSR) testleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bu testlerin Unilateral Vestibüler Kayıp (UVK) tanısındaki duyarlılıkları konusunda çalışma sayısı kısıtlı olup hangi test yönteminin tercih edilmesi gerekliliği bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı; UVK'li bireylerde subjektif VSR testlerinin sensitivitelerini araştırmaktır. Çalışmaya 18-60 yaş arasında toplam 70 birey dahil edildi. Kalorik Test sonucunda kanal parezisi asimetri oranı %24 ve üzerinde olan 40 birey çalışma grubu; baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan 30 birey ise kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların değerlendirmesinde subjektif VSR testlerinden Fukuda, Babinski Weil, Tandem Yürüme ve Past Pointing testleri kullanıldı. Kullanılan testler arasından Fukuda Testi, UVK tanısında sensitivitesi en yüksek test olarak elde edilmiştir. Diğer testlerin sensitivite değerleri ise büyükten küçüğe Babinski Weil, Tandem Yürüme ve Past Pointing şeklinde sıralanmıştır. Tandem Yürüme Testi ve Past Pointing Testin spesifiteleri birbirine eşit ve diğer iki testten daha yüksek elde edilmiştir. Kalorik Test kanal parezisi yönü sağ olan bireyler için, Kalorik Test kanal parezisi asimetri yüzdesi ile Fukuda sapma derecesi arasında pozitif yönlü, orta dereceli korelasyon elde edilmiştir (p<0,05). Babinski Weil, Tandem Yürüme ve Past Pointing test sonuçları ile Kalorik Test kanal parezisi asimetri yüzdeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon elde edilmemiştir (p>0,05). Bulgularımız doğrultusunda objektif vestibüler değerlendirme yöntemlerinin mevcut olmadığı koşullarda Fukuda Testinin öncelikli olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Yetişkin koklear implant kullanıcılarında gürültüde konuşmayı ayırt etme becerisinin spektral çözünürlük, zamansal çözünürlük ve melodik kontur tanıma becerileri ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Koklear implant kullanıcılarında gürültüde konuşmayı anlama ile ilişkili olan işitsel becerilerdeki eksiklikliklerin hangilerinin gürültüde konuşmayı anlama performansları ile daha ilişkili olduğu netlik kazanmamıştır. Bu çalışmada koklear implant kullanıcılarının gürültüde konuşmayı ayırt etme performansları ile zamansal çözünürlük, spektral çözünürlük ve melodik kontur tanıma becerileri ilişkilendirilmiştir ve kullanıcılar gürültüde konuşmayı ayırt etme başarılarına göre iki gruba ayrılarak grupların bu becerilerde gösterdikleri farklılıklar araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmaya 18-55 yaş aralığında tek taraflı koklear implant kullanıcısı olan 24 yetişkin birey katılmıştır. İlk olarak, katılımcılara sessiz ortamda kelime tanıma ve Türkçe Matrix Test uygulanmıştır. Adaptif Matrix konuşmayı alma eşiğine göre gruplara ayrılan katılımcılara Spektral-Temporal Modüle Dalgalanma Testi (spektral çözünürlük için), Aralık Tespit Etme (zamansal çözünürlük için), Melodik Kontur Tanıma (işitsel düzenlilikleri ve perde konturlarının değişim yönünü takip edebilme için) testleri uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda günlük hayatta maruz kalındığı kabul edilen +8 dB SGO ile değerlendirilen konuşmayı anlama performansı ile hem zamansal çözünürlüğün hem de spektral çözünürlüğün ilişkili olduğu görülmüştür. Matrix adaptif değerlendirme performansı ile ilişkili olan becerinin ise spektral çözünürlük olduğu görülmüştür. Gürültüde konuşmayı ayırt etme üst ve alt performans grupları tüm konuşma testlerinde ve spektral çözünürlük becerisinde birbirleri arasında anlamlı olarak farklılık göstermişlerdir. Bulgular gürültüde konuşmayı ayırt etme ile ilişkili olan becerilerin en başta spektral çözünürlük ikinci olarak da zamansal çözünürlük olduğunu göstermiştir. Bulgular önceki çalışmalarla karşılaştırılmış, sonraki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: gürültüde konuşmayı ayırt etme, koklear implant, melodik kontur tanıma, spektral çözünürlük, zamansal çözünürlük
Farklı kaygı düzeylerinin postüral stabilite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; farklı kaygı düzeylerine sahip olan bireylerin postüral stabilite etkilenimlerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş üstü baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (YAB-7) ile anksiyete düzeyi hafif olan (5-9 puan aralığı) 20 birey çalışma grubu I'e, orta olan (10-14 puan aralığı) olan 20 birey çalışma grubu II'ye, 5 puanın altında olan 20 birey ise kontrol grubuna tek kör yöntemi ile dahil edildi. Denge değerlendirmesinde, Modifiye Denge Duyu İnteraksiyonu Klinik Testi, Stabilite Sınırları Testi, Düz Yürüme Testi, Tandem Yürüyüş Testi yapıldı. Ayrıca subjektif denge değerlendirmesi için Denge/Baş Dönmesi Engel Ölçeği (DEÖ), kaygı değerlendirmesi için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Çalışmada gruplar arasında Stabilite sınırları testi parametrelerden sol lateral ve sol anterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği'ne göre düzenlenen gruplarda ise anterior reaksiyon zamanı, sağ posterior ulaşılan son nokta ve posterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistilsel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Post-Hoc testlerde kaygı düzeyinin artışının hafif kaygı düzeyinden orta kaygı düzeyine geçildiğinde sol anterior ve sol laterale doğru olan hareketlerde hareket hızını azalttığını, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeğine göre düzenlenen kontrol grubu ile yüksek kaygı grubu arasındaki değerlere bakıldığında anterior yönünde reaksiyon zamanının azaldığını ve sağ posterior yönünde ulaşılan son nokta parametresinde azalma olduğu gözlendi. Sonuçlar dengenin Stabilite Sınırları Testinde hareket hızı, reaksiyon zamanı ve ulaşılan son nokta parametrelerinin farklı kaygı düzeyine bağlı olarak etkilenebileceğini desteklemektedir. Denge ve anksiyete çok faktörlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri bireylerin farklı anksiyete durumlarını yansıtmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, anksiyete ve denge etkileniminin belirlenmesinde planlanacak çalışmalarda kaygı düzeyinin belirlenmesinde Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği değerlerinin kullanılmasının Yaygın Anksiyete Ölçeği değerlerine göre daha etkili olacağı sonucuna varılmıştır.
Çocuklarda işitme cihazı kullanımını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Çocuklarda işitme cihazı kullanımı seslere tutarlı erişim sağlanması için oldukça önemlidir. İşitme cihazının doğru kullanımı işitsel gelişimle beraber dil ve konuşma, sosyal, bilişsel ve akademik gelişimleri için destek sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı çocuklarda işitme cihazı kullanımını etkileyen faktörleri değerlendirmek ve ebeveynleri çocukların işitme cihazı kullanımı konusunda bilinçlendirmektir. Çalışmaya 3-6 yaş arağında bilateral hafif/orta derecede sensörinöral işitme kaybı tanılanmış, tanılanmış ek engeli bulunmayan işitme cihazı kullanıcısı 32 çocuk dahil edilmiştir. Öncelikle uygun işitme cihazı programlama yazılımına bağlanarak işitme cihazı günlük kullanım süresi bilgileri (datalogging) kaydedilmiştir. Sonrasında ebeveyn-çocuk etkileşimini değerlendirmek için 'Ebeveyn Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği-Türkçe Versiyon (EDDÖ-TV) ve Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği-Türkçe Versiyon (ÇDDÖ-TV)' kullanılmıştır. Ardından ebeveynler için işitme cihazı kullanımı, bakım ve kontrol bilgilerini değerlendirmek için Ebeveynler için İşitme Cihazı Farkındalık Soru Formu doldurulmuştur. Son olarak işitme kayıplı çocukların subjektif işitsel performansını değerlendirmek amacıyla Ebeveynlerin Çocukların İşitsel/Sözel Performanslarının Değerlendirilmesi (EÇİPED) ölçeği uygulanmıştır. Bireylerin İşitme Cihazı Soru Formu ile ÇDDÖ bulguları, EDDÖ bulguları ve işitme cihazı günlük kullanım süresi bulguları arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif korelasyon elde edilmiştir (p<.05). Bireylerin EDDÖ bulguları, ÇDDÖ bulguları ve İşitme Cihazı Farkındalık Soru Formu bulguları ile sessiz ortam/gürültülü ortam/total EÇİPED bulguları arasında istatistiksel olarak güçlü korelasyon elde edilmiştir (p<.05).Ebeveynlerin çocuklarının işitme cihazı kullanım ve bakımı hakkındaki bilgi düzeyleri, işitme cihazlarını günlük kullanım süresini ve ebeveyn gözünden sübjektif işitsel performansı olumlu yönde etkilemektedir. Ebeveyn-çocuk etkileşimi ile ebeveynlerin işitme cihazı kullanım ve bakımına dair bilgi seviyesi arasında doğrusal bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır
Dinleme ortamları ve yansımalarının yaşam kalitesi üzerine etkisi ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
İşitme kaybına bağlı olarak ortaya çıkan dil gelişimi, akademik beceriler, sosyal çevre ile iletişim ve fiziksel sağlık üzerine olan olumsuz etkiler çocuk ve ergenlerin yaşam kalitesini etkileyebilmektedir. İşitme kayıplı çocuk ve ergenlerin işitme kaybı ile ilgili yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde öz algılarını değerlendiren araçlar önem taşımaktadır. Bu araçlardan işitme kayıplı bireylere özgü olarak geliştirilen çok az sayıda değerlendirme aracı bulunmaktadır. İşitme kayıplı bireylerde yaşam kalitesi değerlendirmesinde literatürdeki ilk değerlendirme aracı olan Dinleme Ortamları ve Yansımalarının Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Ölçeği'nin (Hearing Environments and Reflection on Quality of Life, HEAR-QL) HEAR-QL-26 çocuk versiyonu ve HEAR-QL-28 ergen versiyonu yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, HEAR-QL-26 ve HEAR-QL-28'in Türkçe versiyonlarının oluşturulmasının ardından, bu versiyonların geçerlik ve güvenirliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya HEAR-QL-26 çocuk versiyonu için 249 çocuk (8-12 yaş aralığında 130 işitme kayıplı, 119 normal işiten), HEAR-QL-28 ergen versiyonu için 249 ergen (12-17 yaş aralığında 140 işitme kayıplı, 109 normal işiten) toplamda 498 katılımcı dahil edilmiştir. Çocuklara ve ergenlere uygun HEAR-QL versiyonunun uygulanmasının ardından bu ölçüm araçlarının yapısına uygun geçerliği ve güvenilirliği olan Çocuk ve Ergenler Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) uygulanmıştır. Çocuk ve ergenlerin demografik bilgilerinin yer aldığı veri kayıt formları doldurulmuştur. HEAR-QL-26 çocuk versiyonu ve HEAR-QL-28 ergen versiyonunun orijinal ölçek geliştirme çalışmasında bulunan faktör yapısının anadili Türkçe olan katılımcı örnekleminde doğrulanıp doğrulanmadığını belirlemek amacıyla Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. DFA'nın yanı sıra, ölçme aracının çeşitli klinik/demografik gruplarda farklılık oluşturup oluşturmadığını gösteren ayırıcı geçerlik çalışması yapılmıştır. Referans test olarak dikkate alınan ÇİYKÖ testi ile HEAR-QL versiyonları arasındaki korelasyon incelenerek ölçüt (criterion) geçerliği test edilmiştir. HEAR-QL versiyonları puanlarının, yaşam kalitesi açısından farklılaşan grupları ayırt edebildiği görülmüştür. Ölçeklerin güvenirliğinin değerlendirilmesi için iç tutarlılık analizi ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular doğrultusunda HEAR-QL-26 ve HEAR-QL-28 işitme kayıplı çocuk ve ergenler üzerinde uygulanabilecek geçerli ve güvenilir araçlar olduğu sonucuna varılmıştır.