
182
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kafkas İslam Ordusu: Kuruluş, teşkilatlanma ve operasyonlar
1917'deki Rus ihtilallerinin Kafkasya'ya yansımaları, Kafkasyalı Türklerin yeni siyasal düzen arayışları ve yaşanılan zorlukların aşılmasında Osmanlı Devleti'nin izlediği askeri siyaset, bu çalışmanın başlıca araştırma konusunu oluşturmaktadır. Konuyla ilgili arşiv belgeleri, ana kaynaklar, hatıratlar ve yayımlanmış belgeler koleksiyonları araştırmanın başlıca kaynak envanterini teşkil etmektedir. Konu karşılaştırmalı tarih yöntemi ile araştırılmış ve inşa edilen metin sorgulayıcı üslupta yazılmıştır. Araştırma sırasında ulaşılan bulgulara göre, Osmanlı entelektüel muhitinin en yakın coğrafyadaki Türklerin kurtarılmasıyla ilgili Birinci Dünya Savaşı öncesinde ileri sürdüğü teorik öneriler, Rus ihtilallerinden sonra Osmanlı Devleti'nin kapsamlı Kafkasya siyasetine dönüştü. Yeni siyaset çerçevesinde oluşturulması gündeme gelen teşkilat, gayrinizami ve nizami olmak üzere, iki aşamadan geçti. Kafkasya'ya izam edilen Binbaşı Hasan Ruşeni'nin esaretten firar eden Türk subayları ve askerlerinin katılımıyla oluşturduğu gayrinizami teşkilat, Bakü Eyaleti genelinde Bolşevikler ve Taşnaklarla mücadelede başarısız oldu (Aralık 1917-Mart 1918). Kafkasya'dan gönderilen temsilcilerin daveti üzerine oluşturulması hızlandırılan nizami teşkilat ise kuruluş, operasyonlar ve tasfiye süreçlerinden geçti (Mart 1918-Ocak 1919). İstanbul'daki kuruluş döneminde nizami teşkilatın karargâhı ile üç fırkası teşkil edildi ve Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa da bu teşkilatın komutanı tayin edildi (Mart-Mayıs 1918). Nuri Paşa'nın kurmay heyetiyle gittiği coğrafyada yerel teşkilatın henüz oluşum aşamasında bulunmasından dolayı Azerbaycan'a 5 kafile halinde 3 fırka takviye kuvveti gönderildi (Haziran-Eylül 1918). Bahsedilen kıtaatın katılımıyla yapılan operasyonlar üç aşamalı oldu. İlk aşamada Bolşevikler ile Taşnakların oluşturduğu Kızıl Kolordu ile savaşıldı, Gökçay ile Kuba, Cevat ve Şamahı kazaları kurtarıldı (Haziran-Temmuz 1918). İkinci aşamada İngilizlerin destekledikleri sağ ihtilalci örgütlerle Taşnakların oluşturduğu Diktatörlük Ordusu ile savaşıldı ve Bakü kazası ile şehir merkezi gerçek sahiplerine iade olundu (Ağustos-Eylül 1918). Üçüncü aşamada Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tehdit eden Karabağ'daki unsurlar kısmen kontrol altına alındı. Güneydeki Rus yerleşimcilerin dizginlenmesine ve Zengezur'daki Ermeni ekspansiyonizminin engellenmesine ise vakit yetmedi. Sonuç itibariyle Birinci Dünya Savaşı'nda yenilenlerin safında bulunmanın bedeli olarak imzalanan mütarekenin 11. ve 15. maddeleri gereğince, Bakü muharebe cephesindeki kazanımlardan tamamen vazgeçildi ve Kafkasya'daki Türk kıtaatı peyderpey ana vatana döndü (Kasım 1918-Ocak 1919).
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kavramsal metafor kuramına dayalı metafor öğretimi
Bu çalışma, yabancı dil olarak Türkçe öğretimi kapsamında yer alan metafor öğretimi / öğrenimi problemine yönelik kavramsal metafor kuramına dayalı bir öğretimin geliştirilmesini ve uygulanmasını amaçlamaktadır. Burada araştırma probleminin çözümüne yönelik bir süreç izlenmesinden dolayı çalışma, nitel yöntemlerden eylem araştırması desenine sahiptir. Bu çalışmada öncelikli olarak problem durumu ortaya konmuş, sonrasında kavramsal metafor öğretimi için araştırmacı tarafından planlanan öğretim uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşaması uygulama öncesi, uygulama sırası ve uygulama sonrası olmak üzere üç aşamadan oluşturularak gözlem, görüşme ve doküman analizi şeklinde çoklu veri toplama yoluna gidilmiştir. Bu veriler ise yabancı dil olarak Türkçe ders materyali, B2 seviyesindeki 25 öğrenci ve 7 öğretim elemanından hareketle elde edilmiştir. Uygulama öncesi aşamada problemin tespiti için ilgili ders materyali incelenmiş, çalışma grubuna metafor sınavı uygulanmış ve öğretim elemanlarıyla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bunun ardından uygulama sırasında araştırmacının geliştirdiği öğretim etkinlikleri uygulanarak araştırmacı ve öğrenciler tarafından araştırma günlükleri tutulmuştur. Ayrıca bu aşamada gözlem yapmak üzere dersler kayıt altına alınmıştır. Son olarak sürecin değerlendirilmesi adına, uygulama sonrasında metafor sınavı tekrar uygulanarak öncesi metafor sınavıyla karşılaştırılmış ve öğrencilerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda elde edilen tüm veriler içerik analizi ile detaylı şekilde incelenmiş ve araştırma bulgularına ulaşılmıştır. Sonuç olarak kavramsal metafor kuramına dayalı metafor öğretiminin, kavramsallaştırmadaki sistematik yapıyı içermesinden dolayı, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde metaforları anlama, yorumlama ve üretme kazanımları açısından oldukça etkili olduğu ve öğrencilerin metaforik yeterliliklerine katkı sağladığı görülmüştür.
Türkçede karşıolgusallık
Karşıolgusal olarak etiketlenebilecek cümlelerde temelde iki anlam iletilmektedir: Birincisi, cümledeki olay veya durumun gerçekleşmediği (yani bir olgu olmadığı), ikincisi ise cümledeki ilgili olay veya durumun tam tersinin gerçekleştiğidir (yani bir olgu olduğudur). Bir başka deyişle konuşur karşıolgusal bir cümle ürettiğinde önvarsayımsal olarak cümledeki olay veya durumun tersinin gerçekleştiğini iletmiş olur. Karşıolgusallık alanyazında öncelikle karşıolgusal koşul cümleleri çerçevesinde ele alınagelse de, koşul cümlesi olmayıp karşıolgusallık ileten cümleler de bulunmaktadır. Bununla birlikte varsayımda bulunan ve varsayımda bulunmayan karşıolgusal cümle-lerden de bahsetmek mümkündür. Karşıolgusallık bu çalışmada sadece koşul cümleleri çerçevesinde ele alınmamış, koşul cümlesi olan ve olmayan karşıolgusal cümlelerle birlikte varsayımda bulunan ve bulunmayan karşıolgusal cümleler bütüncül bir biçim-de incelenmiştir. Bu tez çalışmasında öncelikle karşıolgusal cümlelerin türleri belirlenmiştir. Bu türler; konuşurun doğrudan varsayımda bulunup bulunmadığına, bir varsayımın sonuçlarını tahmin edip etmediğine bakılarak tespit edilmiştir. Buna göre A1 cümleleri doğrudan varsayımda bulunan, A2 cümleleri de doğrudan varsayımda bulunmamakla birlikte bunu örtük bir biçimde yapan cümlelerdir. Her iki cümleden sonra karşıolgusal olay ve durumların spekülatif sonuçları hakkında tahmin ve yorumlarda bulunan B cümleleri gelebilir. B cümleleri herhangi bir A1 veya A2 cümlesi olmadan da üretilebilir. Çalışmada bu üç cümle türünün kendi alt türleri de ayrıca incelenmiş, kullanılan işaretleyiciler tespit edilmiştir. Bununla birlikte en önemli A1 > B ilişkisi olan karşıolgusal koşul cümleleri üzerinde daha detaylı bir inceleme yapılmış, bunu yapabilmek için koşul cümlelerinin sınıflandırılması da gerekli görülmüştür. Çalışma boyunca karşıolgusallık hakkındaki genel tartışma başlıkları da tanıtılmış ve bazıları için çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde düşünceyi geliştirme eğitiminin yazma becerisine etkisi
Dilleri işlevsel kılan söz varlıkları, kalıp ifadeleri ve yapılarıdır. İnsanlar ana dili öğrenirken bunlarla doğal yolla tanışır. Yabancı bir dille duygu ve düşüncelerini ifade ederken ana dili kullanımından edindikleri katkılar sunsa da yeni dilin söz varlıkları, kalıp ifadeleri ve yapılarını öğrenmek gerekir. Düşünceyi geliştirme yolları bu noktada kullanabilecek tekniklerden oluşur. Yazma ve konuşma sürecinde kullanılan temel bileşenlerden biri düşünceyi geliştirme yollarıdır. Yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin düşünceyi geliştirme yolları konusunda eğitilmeleri, yazılı ve sözlü anlatım becerilerinin gelişmesine katkı sağlayabilir. Araştırmanın amacı, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde düşünceyi geliştirme eğitiminin yazma becerisine etkisini belirlemektir. Araştırmada nicel ve nitel yöntemin birlikte kullanılmasıyla kapsamlı bir analizin oluşturulması hedeflenmiştir. Çalışmada ön test-son test kontrol grubu deseni kullanılmıştır. Öğrenicilerin yazılı anlatımdaki durumları yazılı ürünleri incelenerek tespit edileceği için betimsel tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2018-2019 eğitim öğretim yılında Gazi Üniversitesi TÖMER'de öğrenim gören B2 düzeyindeki 40 öğrenicidir. Araştırmanın ham verilerini öğrenicilerin ön uygulama ve son uygulamada yazdıkları metinler oluşturmaktadır. Deney ve kontrol grubu öğrenicileri yansız atama ile ayrılmıştır. Ön uygulama uzman görüşlerine uygun seçilen konulardan bir metin yazdırılarak oluşturulmuştur. Deney grubuna 7 hafta süreyle düşünceyi geliştirme yolları eğitimi verilmiştir. Bu sürede kontrol grubuna konuyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Uygulamalardan sonra iki gruba da son uygulama olarak yine yazı yazdırılmıştır. Öğrenicilerin ön uygulama ve son uygulamada yazdıkları metinler, araştırmanın alt problemleri doğrultusunda nicel ve nitel olarak analiz edilmiştir. Analiz aşamasında "Düşünceyi Geliştirme Yolları Formu", "Metin Uzunluğu Formu" ve "Tutarlılık Değerlendirme Ölçeği"nden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda, düşünceyi geliştirme yolları eğitiminin verildiği deney grubunun ön uygulama metinleriyle son uygulama metinleri arasında düşünceyi geliştirme yolları kullanımı ve metin tutarlılığı başarısı konusunda artış olduğu, düşünceyi geliştirme yolları kullanımının metin uzunluğuna etkisi olmadığı belirlenmiştir. Deney ve kontrol gruplarının ilk ve son yazılarında en çok kullandığı düşünceyi geliştirme tekniği karşılaştırma, en az kullandığı teknik ise tanık göstermedir. Düşünceyi geliştirme eğitimi sonucunda ise deney grubunun son uygulama metinlerinde, düşünceyi geliştirme yollarının her birinin kullanımında artış olmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanı için; öğretim programı, öğretim elemanı, materyal, ölçme ve değerlendirme ile bu alandaki araştırmacılar boyutlarında öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi, yazma becerisi, düşünceyi geliştirme yolları.
Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretimi: Yesevi Türkçe öğretim seti örneği
Türk Soylulara Türkiye Türkçesi Öğretimi: Yesevi Türkçe Öğretim Seti Örneği başlıklı bu tez çalışmasında Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretimine yönelik hazırlanan Yesevi Türkçe Öğretim Seti, Türkiye Türkleri ile Türk soylular arasında dil ve kültür alanında bulunan benzer ve ortak ögelerden ne ölçüde yararlanıldığı açısından incelenmiştir. Türk Cumhuriyetlerinde Türkçeye olan ilgi günden güne artmaktadır. Türkiye'nin uluslararası alanda yükselen değerinin, ekonomi alanındaki gelişmelerin de bunda payı büyüktür. 1993 yılından itibaren Büyük Öğrenci Projesi kapsamında Türk Cumhuriyetlerinden birçok öğrencinin Türkiye'ye gelmesi sağlanmıştır. Son yıllarda YTB burslusu olarak ya da kendi imkânları ile Türk soylu öğrenciler, eğitim için Türkiye'ye gelmeye devam etmekte ve birçoğu, bölümlerinde okumaya başlamadan önce TÖMER'lerde eğitim görmektedirler. Bu bağlamda "Türkiye Türklerinin ve Türk soylu/dilli topluluklarının dil ve kültür alanında ortak ögelere sahip olması, Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretimini hızlandırarak sürecin daha verimli ilerlemesi için bir avantaja dönüştürülebilir mi?" sorusu, üzerinde tartışılması gereken bir konudur. Bu doğrultuda çalışmada Türk dilleri arasında yapısal düzeydeki ve söz varlığındaki benzerliklere, Türk dilli/soylu topluluklar arasındaki kültürel ortaklıklara Yesevi Türkçe Öğretim Seti'nde ne ölçüde yer verildiği ve bu ortaklıkların Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretim süreçlerini olumlu yönde etkileyecek biçimde kullanılıp kullanılmadığı ele alınmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında Türkiye Türkçesi ile Türk lehçeleri arasında bulunan tipolojik ve Türkiye Türkleri ile Türk soylular arasında bulunan kültürel ortaklıklarla ilgili ölçütler belirlenmiştir. Söz konusu ölçütler çerçevesinde incelenen Yesevi Türkçe Öğretim Seti'nden doküman analizi yöntemi ile elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları; incelenen öğretim setinde tipolojik ortaklıklara yönelik ögelerin öğretmen kılavuz kitaplarında, öneri ve uyarı bölümlerinde, öğreticinin lehçe bilgisine sahip olduğu varsayılarak öğreticiyi yönlendirecek nitelikte kullanıldığını, ders ve çalışma kitaplarında ise dil bilgisi konu anlatımlarında, metinlerde ve etkinliklerde hedef kitleye sezdirilecek düzeyde kullanılmadığını göstermiştir. Kültürel ortaklıklara ilişkin ögelere ise ders ve çalışma kitaplarında, kısmen öğretmen kılavuz kitaplarında yer verildiğini ve bu ögelerin hedef kitlede Türk dünyasının kültürel ortaklıkları konusunda farkındalık oluşturmak ve Türk soylulara Türkiye Türkçesi öğretiminin verimliliğini artırmak amacıyla kullanıldığını göstermiştir.
Pallas'ın Zoographia Rosso-Asiatica'sında Türkçe ve Moğolca hayvan adları
1741-1811 yılları arasında yaşamış olan Alman asıllı zoolog ve bitki bilimci Peter Simon Pallas, 18. yüzyıl sonlarında Rus coğrafyasına yaptığı seyahatleri sırasında çok çeşitli hayvan türlerini derleyerek Zoographia-Rosso-Asiatica (1811-1831) isimli eserini yayımlamıştır. Pallas bu eserinde 875 farklı hayvan türünü başta memeliler, kuşlar, sürüngenler ve balıklar olmak üzere alt sınıflara ayırmak suretiyle sınıflandırmış, her bir türün başta Latince, İngilizce, Fransızca ve Rusçası olmak üzere farklı dillerdeki karşılıklarına yer vermiştir. Bu diller içerisinde araştırmamızın asıl konusu olan Altay dil ailesine mensup diller de bulunmaktadır. Bunlardan Tatarca ve lehçeleri, Yakutça, Kırgızca, Başkurtça, Çuvaşça, Özbekçe, Kazakça, Hakasça ve lehçeleri, Tuvaca, Tofaca, Teleüt ağzı, Kumukça ve Nogayca Türk dillerine; Buryatça, Kalmukça ve Dagurca da Moğolcaya mensup dillerdir. Bu çalışmanın konusu, Pallas'ın 18. yüzyılda Rus coğrafyasından derlediği hayvan adlarından Türk ve Moğol dillerine ait olanların incelenmesidir. Çalışmada Türkçe hayvan adlarının tarihi ve modern Türk dillerindeki karşılıklarına yer verilmiş, varsa bunların Moğol dillerindeki karşılıkları da belirtilmiştir. Çalışmanın amacı, Pallas'ın 18. yüzyılda Rus coğrafyasından derlediği hayvan adlarından Türk ve Moğol dillerine ait olanların kökenlerini incelemek ve Altay dil araştırmalarına katkıda bulunmaktır. Çalışmada tüm hayvan türleri Türkiye Türkçesindeki karşılıklarına göre sıralanmış, aynı zamanda Pallas'ın taksonomik adlandırması ile günümüzde kabul edilen taksonomik adları belirtilmiştir. Bu bakımdan değerlendirildiğinde çalışmanın biyoloji bilimine de katkı sağlaması beklenmektedir.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde televizyon dili: Öncelikli söz varlığı derlemi
Bu tez çalışmasının kuramsal temelleri, AOÖÇ'de sosyal aktörler olarak görülen yabancı dil öğrenicilerinin hedef dilde iletişim kurabilmeleri ve sosyal görevleri yerine getirebilmelerinin ön koşulunun hedef dilin konuşulduğu kültüre ve dolayısıyla kültürün en önemli yansıtıcılarından biri olan sözlü dil unsurlarına hâkim olmalarını gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Çalışmada, televizyon dilinin sözlü dilin bir temsili olduğu varsayımından yola çıkılmış ve oluşturulacak bir televizyon dili derleminden hareketle sözlü dilin sözcük sıklığının ve sözlü dile ilişkin toplumdilbilimsel göstergelerin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2021 yılında her ayın ilk haftasına ait izlenme verilerine göre en çok izlenen programlar belirlenmiş ve bu programlardan izlenme dağılımlarına göre alınmış olan 890 parçadan oluşan 19 saat 46 dakikalık program kesiti deşifre edilmiştir. Deşifre işlemi sonucunda 446.254 sözcükten oluşan Televizyon Dili Derlemi (TDD) oluşturulmuştur. Bu derlem, Sketch Engine adlı çevrimiçi derlem analiz uygulaması vasıtasıyla analiz edilmiştir. Çalışmada ilk olarak sıklık analizi yapılmıştır. Sıklık düzeyi en yüksek ilk 2000 sözcük listelenmiş ve sözcük türü dağılımı açısından incelenmiştir. Sonrasında "Televizyon Dili Derlemi Sözlü Dili Ne Ölçüde Yansıtmaktadır?" sorusuna cevap aramak amacıyla, sıklık listesi bir başka sözlü dil temelli söz varlığı çalışması olan Aşık'ın (2007) sıklık listesiyle karşılaştırılmış ve listeler arasında %65 oranında ortak sözcük tespit edilmiştir. İki liste arasındaki farklılıkların ise çoğunlukla ölçüt farklılıklarından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında, TDD'den sıklığı 10'un üzerinde olan 2-3 Gram bağımlı dizimleri çekilerek listelenmiştir. Bağımlı dizimler, dildeki kalıplaşmış birimler ve sözlü dile özgü söylem belirleyiciler açısından incelenip yorumlanmıştır. Sonraki aşamada, derlemden seçilen 2 dizi kesiti sözlü dilin kültürel kodlarının ortaya koyulabilmesi için toplumdilbilimsel göstergeler bakımından yorumlanmıştır. Çalışmanın en son aşamasında ise, sıklık listesinde bulunmayan ama televizyon diline dair önemli göstergeler olan dilsel sapmalar, yabancı sözcükler ve argo kullanımları ayrıca tartışılmıştır.
Doğal kaynak laneti ve Kazakistan'ın ekonomik politikaları
Bu tez çalışmasında, Kazakistan'ın siyasi, iktisadi ve sosyo-ekonomik tarihinin, bağımsızlık öncesi ile karşılaştırmalı olarak, doğal kaynak laneti tezi çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tezin temel iddiası, geniş maden, petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip Kazakistan'ın, bağımsızlığının ilk 25 yılında doğal kaynakların dış satımından elde ettiği rantı imalat sanayiine yönlendiremediği, bunun temel sebebinin ise doğal kaynak laneti olarak adlandırılan olgu olduğudur. Tez çalışmasında, Kazakistan'a ilişkin veriler, doğal kaynak laneti tezinin teorik altyapısı ve Kazakistan dahil farklı ülkeler için yapılan çalışmaların sonuçları ışığında, tarihsel bir bakışla incelenmiştir. Sonuç olarak, Kazakistan, bağımsız devlet olarak ilk 25 yılının sonunda, ekonomisi doğal kaynaklara ve kısmen bu kaynakları kullanan metal işleme, petrokimya gibi endüstrilere dayalı bir ülke olarak tanımlanabilir. Doğal kaynak laneti tezi kapsamında öngörülen çoğu mekanizmanın Kazakistan için önemli ölçüde geçerli olduğu söylenebilir. Hollanda hastalığı, ekonomik büyümenin düşmesi, ekonominin çeşitlendirilememesi, ihracatın doğal kaynaklara bağımlılığı, enerji ve sermaye yoğun üretim yapısının güçlenmesi, kurumsal ve yönetsel kalitenin düşüklüğü, insan sermayesine yeterince yatırım yapılamaması Kazakistan için geçerli tespitler olmuştur.
Kazaklara Türkçe öğretiminde yalancı eş değer sözcükler
Bu çalışmada Türkçe ve Kazakçada bulunan yalancı eş değer sözcükler tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında, yalancı eş değer sözcükler üzerine günümüze değin yapılan çalışmalar araştırılmış, incelenmiş ve birincil ve ikincil kaynaklar şeklinde sınıflandırılmıştır. Söz konusu diller arasındaki yalancı eş değer sözcüklerin incelendiği önceki çalışmalara kıyasla, bu çalışma tespit edilen yalancı eş değer sözcüklerin sayısı bakımından daha geniştir. Çalışmada, Kazakça-Türkçe arasındaki yalancı eş değer sözcüklerin madde başı listesi ile bu sözcüklerin tasnifi ve gruplandırılması yapılmıştır. Ayrıca sözcüklerin düzeylere göre dağılımı da yapılmıştır. Bunun amacı, Kazak öğrencilere Türkçe öğretimi sırasında, yalancı eş değer sözcüklerin oluşturabileceği zorlukların üstesinden gelinmesi için hem öğrencilere hem de öğreticilere kullanabilecekleri bir kaynak sunmaktır. Ayrıca çalışmamız, öğretim malzemelerinin hazırlanması aşamasında Kazakça-Türkçe arasındaki yalancı eş değerlikle ilgili yardımcı bir kaynak olarak fayda sağlayabilecek potansiyeldedir. Anahtar Sözcükler: Kazakça, Türkçe, yalancı eş değerler, yabancı dil olarak Türkçe öğretimi.
Kazakistan'daki Korelilerin sosyo-kültürel yapısı
"Kazakistan'daki Korelilerin Sosyo-Kültürel Yapısı" başlığı altında hazırlanmış olan bu tezde, Kazakistan'da yaşayan Kore topluluğunun zorunlu göç tarihi ele alınarak, günümüzdeki durumu, özellikle de sosyo-kültürel yapısı irdelenmiştir. Nicel ve nitel araştırma yöntemleri kullanılarak veri toplanan bu çalışmada, Kazakistan Korelilerinin dil, din, eğitim, ekonomik durum, etnik kimlik duygusu, sosyal hayat durumu anket ve mülakat yolu ile araştırılmıştır. Kazakistan Korelilerinin kültürü, geçmişte ve günümüzde yaşadıkları coğrafya, devlet politikaları, bölgede bulunan diğer topluluklar ve bunların kültürleri ile sıkı bir etkileşim içindedir. Bu bölgedeki Koreli nüfusun azlığı, ulusal özerklik eksikliği, yüksek kentsel yerleşim oranı gibi sebeplerden dolayı ve hızlı sosyo-ekonomik gelişmeye bağlı olarak Koreliler, yoğun olarak başta Rus kültürü olmak üzere Kazak kültürüne de adapte olmuşlardır. Özellikle dil konusuna değinecek olursak, Kazakistan Korelileri anadilleri olan Koreceyi neredeyse unutmuşlardır. Din durumunun özelliklerinden biri, diğer çoğu etnik gruplar gibi bir ana din oluşturmadan halkın çeşitli dinlere dağılım göstermesidir. Eğitim ve ekonomik durumu ise aynı coğrafyada bulunan diğer milletlerden daha yüksek ve istikrarlıdır. Dil ve din durumunun aksine günlük hayatta geleneksel ritüeller ve öz kültürel unsurların bir kısmını hâlâ korudukları gözlemlenmektedir.
Yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde sözcükler arası anlam ilişkileri: Yeni Hitit Yabancılar için Türkçe örneği
Sözcük bilgisi, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde önemli bir öğrenme alanıdır. Öğrencilerin dört temel beceriyi tam kullanabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bir sözcüğü bilmek onun sessel, biçimsel, anlamsal, dilbilgisel özelliklerini bilmek demektir ve bu özellikleri anlamak için dilbilimden faydalanmak gerekmektedir. Bu çerçevede, bu çalışmanın konusunu oluşturan sözcükler arası anlam ilişkilerini anlamak için, sözcüklerin anlamsal özelliklerini açıklayan dilbilim alanı olan anlambilimden faydalanılmaktadır. Çalışmanın amacı yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde sözcükler arasındaki anlam ilişkilerini anlambilim bakış açısıyla açıklamak ve bu ilişkilerin öğretimini eleştirel bir bakış açısıyla incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni temel alınarak belirlenen çalışmanın temel kategorileri eşanlamlılık, karşıt anlamlılık, altanlamlılık, eşdizimlilik, parça-bütün ilişkisi, bileşen çözümlemesi ve çeviri eşdeğerliği anlambilim bakış açısıyla açıklanmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretildiği sınıflarda kullanılmak üzere hazırlanmış olan temel düzeydeki Yeni Hitit Yabancılar İçin Türkçe ders ve çalışma kitabı, öğretmen kitabıyla birlikte bu ilişkilerin öğretimi açısından eleştirel bir bakış açısıyla incelenmiştir. Yapılan incelemeyle elde edilen veriler sayısallaştırılmış ve betimlenmiştir. Bu sonuçlar ışığında, sözcükler arası anlam ilişkilerinin öğretimine dair önerilerde bulunulmuştur.
Yabancı dil olarak Türkçe öğrenen Afganistanlı Özbek öğrencilerin yazılı anlatım yanlışları
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminin temel amacı, Türkçeyi öğretirken gerekli yeterliliklerin öğrenciye yüklenmesidir. Diğer yabancı dil öğretimi süreçlerinde olduğu gibi Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde çeşitli zorlukların yaşandığı alanlardan biri yazmadır. Dil öğrenme sürecindeki en hayati göstergelerden olan yazma, bir dili öğrenirken hedeflenen iletişim kurabilme yetisinin önemli ögelerindendir. Öğrenci, hedef dili kurallara uygun bir şekilde yazabildiği doğrultuda dil becerisine yönelik engellerden birini aşmış olmaktadır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde yazma becerisinin önemine karşın literatür incelendiğinde öğrencilerin farklı yazma ölçütlerine göre değerlendirildiği çalışmaların sayısındaki azlık dikkat çekmektedir. Özellikle Türkçe öğrenme konusunda son derece istekli olan Afgan Özbeklerinin yazılı anlatımı iyi araştırılmamıştır. Bu tez çalışmasında Türkçe öğrenen Afganistan Özbeklerinin Türkçe yazılı anlatım yanlışları düzeyinin ve karşılaştıkları sorunların belirlenmesi ve çözüm önerileri sunulması amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Balh Üniversitesi'nde Türkçe eğitim gören 1., 2., 3. ve 4. sınıf Afganistanlı Özbek öğrenciler oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, ilgili öğrencilerin yazmış oldukları kompozisyonlardaki hatalar belirlenmiş ve incelelenmiştir.
Yabancılara Türkçe öğretiminde edimbilimsel farkındalık
Bu çalışmanın amacı, Türkçenin yabancı/ikinci dil olarak öğretiminde söz edimlerinin yerini, alanda kullanılan ders kitapları ve öğretmen görüşleri bağlamında belirlemektir. Bu bağlamda çalışmanın amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmada öğretici görüşlerini belirlemek için veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu; ders kitaplarındaki söz edimlerini tespit etmek için ise söz edimi kodlama formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise içerik ve betimsel çözümlemeler yapılmış ve çözümlenen veriler yüzde (%) yapılarak yorumlanmıştır. Araştırmada ders kitapları (Yeni Hitit A1, A2, Yedi İklim A1, A2, Yabancılar İçin Türkçe A1, A2 ve İstanbul Yabancılar İçin Türkçe A1, A2) söz edimlerinin öğretimi bakımından benimsedikleri yaklaşım ve uygulamaların ne düzeyde olduğu açısından incelenmiştir. İlgili kitaplarda belirlenen söz edimleri açısından açık ve örtük öğretimlerine ve gerçekleşme alanlarına yönelik bir dizge veya sistemli bir yaklaşım tespit edilmemiştir. Çalışma sonucunda, incelenen ders kitaplarından elde edilen bilgiye göre, ders kitapları söz edimlerinin açık adına yer vermemektedir. Bununla birlikte, ders kitaplarında söz edimlerinin gerçekleşme alanları bakımından ağırlık en çok kamusal alana verilmekteyken, gerçekleşme alanlarının kitaplarda yer alması bakımından dağılım yoğunlukları arasında önemli farklılıklar görülmüştür. Öğreticilerden elde edilen veriler değerlendirildiğinde sonuç, öğreticilerin terime yabancı olmamakla birlikte edimbilimsel bileşene yönelik özel bir ders almadıklarını göstermektedir. Bunun yanında, öğreticilerin edimbilimsel bileşenle ilgili olarak ders içinde önem verdikleri anlaşılırken, ders içerik ve materyaller bakımından nasıl bir yolu takip edecekleri konusunda tereddütlü oldukları tespit edilmiştir. Tüm bu bulgu ve bilgilerden hareketle Türkçenin yabancı/ikinci dil olarak öğretimi alanında kullanılan ders kitaplarının bu bağlamda yetersiz olduğu, öğreticilerin ise edimbilimin Türkçe öğretimindeki öneminin farkında oldukları ama öğretim sürecini nasıl tasarlayacakları konusunda deneyimsiz ve kararsız oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumun nedeni ise hem lisans ve yüksek lisans düzeyinde hem de sertifika programında verilen ders içeriklerinde edimbilim kavramına yönelik bir dersin yeterli ya da hiç olmayışı gösterilebilir.
İkinci dil olarak Türkçe öğrenenlerin evrensel, kültürel ve dilsel mizahı anlama düzeyi
Mizah, dil gibi insana özgü becerilerden biri olarak sosyal iletişimi kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz yönde etkileyen unsurlardan biridir. Bu bağlamda mizah, ikinci dil konuşucusu için hedef dil kültürüne dahil olmak adına önemli bir rol oynamaktadır. Öte yandan öğrenicilerin hedef dildeki mizah algısına, mizahi türlere aşinalığı sosyal tecrübelerini olumlu yönde gerçekleştirmelerini sağlayacaktır. Sosyal kabulün yanı sıra mizahın tepkilerinden biri olarak gülme dil öğretim sınıflarında da öğrenimi kolaylaştırıcı bir etki sağlayabilir, eğlenceli hale getirerek hedef dile olan motivasyonu arttırabilir. Bu bağlamda söz konusu araştırma, evrensel, kültürel ve dilsel mizah türlerinden hangisinin ikinci dil konuşucusu tarafından daha yüksek düzeyde kavrandığını belirlemeye çalışmaktadır. Araştırmada B2 ve üzeri düzeydeki 25 katılımcıya grafik mizah anlama sorularının bulunduğu Mizah Kavrayış Testi yöneltilmiş ve hedef dil mizahını anlamaları yönündeki öznel ve nesnel değerlendirmeler incelenmiştir. Mizah Kavrayış Testi, evrensel, kültürel ve dilsel olmak üzere üç ayrı mizah alt türünden otantik karikatürler içermektedir. Elde edilen bulgular ışığında dil öğretim sınıflarında mizah algısını geliştirmeyi hedefleyen etkinlikler için önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Mizah, Kavrayış, İkinci Dil Öğrenimi, Evrensel Mizah, Kültürel Mizah, Dilsel Mizah.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde "-DI" ve "-mIş" biçimbirimlerinin kanıtsallık işlevinin incelenmesi
Konuşurun ifade ettiği önerme ile ilgili bilgi kaynağının ve türünün belirtildiği dilbilgisi kategorisi olan kanıtsallık, dillerde farklı anlamsal ayrımlara ve işaretlenme biçimlerine sahiptir. Türkçede bilginin kaynağı ''-DI'' ve ''-mIş'' biçimbirimleri ile dilbilgisel olarak işaretlenmektedir. Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde ana dili ve hedef dil arasında tipolojik farklılıklar bulunan öğrenicilerin kanıtsallık işlevlerini öğrenmekte zorlandığı görülmektedir. Bu çalışmada ''-DI'' ve ''-mIş'' biçimbirimlerinin kanıtsallık işlevinin biçim, anlam ve kullanım bakımından değerlendirilmesi amacıyla Yunus Emre Enstitüsü tarafından hazırlanmış Yedi İklim Türkçe Öğretim Seti A1, A2 ve B2 ders kitaplarından 3 ünite ve Ankara Üniversitesi tarafından hazırlanmış Yeni Hitit Yabancılar İçin Türkçe Seti 1, 2 ve 3 ders kitaplarından 5 ünite doküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. İnceleme sonucunda ''-DI'' biçimbiriminin kanıtsallık işlevlerinden ''tanık olma, belirlilik, kesinlik, doğrudan tecrübe'', ''-mIş'' biçimbiriminin ise ''tanık olmama, dolaylı tecrübe, belirsizlik, şüphe, söylenti, aktarım, küçümseme, şaşırma, sonradan fark etme'' işlevlerinin öğretildiği gözlemlenmiştir. Yeni Hitit YİT kitaplarında açık bir dilbilgisi öğretimi yapıldığı, biçime önem verildiği ancak etkinliklerin bağlamdan uzak olduğu görülmüştür. Yedi İklim Türkçe ders kitaplarında örtük bir dilbilgisi öğretimi benimsendiği, etkinliklerin bağlam içerisinde verildiği, yapıdan çok anlam ve kullanıma önem verildiği görülmüştür. Bu çerçevede etkinliklerde kanıtsallık işlevini kavratma amacıyla biçimin yanı sıra anlam ve kullanımlarının göz önünde bulundurması gerektiği düşünülmektedir.
Teklifsiz dil ve yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde teklifsiz dilin yeri ve önemi
Bu çalışmanın amacı alanyazında üzerinde yeterli çalışma yapılmamış olan "teklifsiz dil" kullanımının kapsamını ve diğer dil kullanımlarından farklarını ortaya koymak, ardından yabancı dil olarak Türkçe kullanımında teklifsiz dilin yerini belirlemektir. Çalışmanın ilk bölümünde konunun temelini oluşturan dil kavramı ile tarihsel süreç içerisinde dilbilim ve alt alanları açıklanmıştır. Teklifsiz dilin toplumdilbilimin konu alanına girmesinden dolayı 2. bölümde toplumdilbilime, tarihçesine ve genel dil türlerine yer verilmiştir. Çalışmanın "Yabancı Dil Öğretiminde Çağdaş Yaklaşım ve Teknikler" başlıklı 3. bölümünde son yıllarda öne çıkarak alanda sıklıkla uygulanan "iletişimsel yaklaşım", "eylem odaklı yaklaşım" ve "yapılandırmacı yaklaşım" üzerinde durulmuştur. Çalışmanın 4. bölümünde ise teklifsiz dile giriş yapılarak, argo ve ölçünlü dil kavramlarıyla arasındaki farklar açıklanmaya çalışılmıştır. Teklifsiz dilin gündelik hayatta ne sıklıkla kullanıldığını gösterebilmek amacıyla ODTÜ Sözlü Türkçe Derlemindeki sesli kayıtlar ve çevriyazılar incelenmiş, derlemde geçen teklifsiz sözcük ve sözceler sözcük türü ve edimsöz değerleri ile birlikte listelenip bu kullanımların sözlüklerde hangi dil düzeyleriyle verildiği açıklanmıştır. Yine aynı bölümde alanda en çok kullanılan yabancı dil olarak Türkçe öğretim kitaplarının A1, A2, B1 ve B2 seviyelerinde geçen teklifsiz dil kullanımları taranıp sözlü derlemde yapılan incelemeler burada da yapılmıştır. Son olarak da sözlü derlemden elde edilen bulgularla yabancı dil olarak Türkçe kitaplarından çıkan "teklifsiz dil" verileri karşılaştırılmıştır. Araştırma ve değerlendirmenin sonunda gündelik dilde çok kullanılmasına rağmen yabancı dil olarak Türkçe öğretim kitaplarının yeteri kadar teklifsiz dile yer vermediği saptanmış ve bu konuda öneriler getirilmiştir.
Moğol destancılık geleneği ve Moğolca Cangar Destanı
Destanlar, bir milletin maddi ve manevi değerleri ile hayata bakış tarzını yansıtan ve coğrafi sınır tanımayan folklor ürünleridir. Moğollar, yaratıcı düşünce ve becerilerini yansıtan ve nesiller boyunca sözlü olarak aktarılan epik gelenekleri içerisinde Cangar, Gezer, Han Harangui, Bum-Erdene gibi ünlü ve büyük pek çok destanı bugüne taşımışlardır. Yüzlerce hatta binlerce dizeden oluşan ve özel melodilerle anlatılan Moğol kahramanlık destanları, Moğol halkının kahramanlık tarihinin en iyi koleksiyonu olarak kabul görmektedir. Moğolların kültürel mirasının muhteşem ifadeleri olan bu destanlar, dünya çapında da pek çok çalışmanın konusu olmuştur. Moğolca konuşan halkların günlük yaşamını, geleneklerini, dünya görüşlerini, ahlaki ve estetik değerlerini, arkaik ritüellerini yansıtan Cangar Destanı; cangarçi olarak adlandırılan anlatıcıları vasıtasıyla asırlarca halkın arasında yaşamış ve zamanla daha fazla popülerlik kazanarak manevi kültürün önde gelen sözlü yaratımlarından biri haline gelmiştir. İçinde efsaneler (domog), masallar (ülger), iyi dilekler (yerööl), kasideler (magtaal), beddua-lanetler (haral), atasözleri (züir tsetsen ügs) şarkılar (duu) ve tarihi olaylar barındıran, insanların tarihi ve kültürel hafızasını temsil eden Cangar, bu bağlamda bir tür ansiklopedi olarak kabul edilmektedir. Cangar araştırmalarının başlangıcının üzerinden neredeyse iki yüz yıl geçmiş; bu süreçte derleme, inceleme ve yayınlama çalışmalarında önemli mesafeler kat edilmiştir. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşan ilgi neticesinde anlatının detaylı analizlerini içeren karşılaştırmalı tipolojik çalışmaların da dâhil olduğu pek çok monografi, makale ve bilimsel tez hazırlanmıştır. Orta Asya ve Moğol halklarının destansı mirasında özel bir yere sahip olan Cangar Destanı'nın Kalmukya, Sincan Uygur Özerk Bölgesi ve Moğolistan olmak üzere üç büyük ulusal versiyonu bulunmaktadır. Moğol destancılık geleneği ve Moğolca Cangar Destanı üzerine hazırladığımız bu çalışmada destan metni Türkiye Türkçesine aktarılmış ve genel olarak Moğol destancılık geleneği, özel olaraksa Cangar Destanı, oluşum, konu, icra, araştırılma tarihi, kahramanlar vb. hususlar açısından değerlendirilmiştir.
Kazakistan ve Türkiye'de kadına yönelik sosyal politikaların değerlendirmesi (1991-2021 )
Kadınlara yönelik sosyal politikalarda ulusal ve uluslararası hukuktaki insan hakları temel alınmaktadır. Kadınların hukuksal açıdan kazanımları özellikle 20. yüzyılda artarak sürmüştür. Ancak bu kazanımların uygulama süreçlerinde ülkeler arası farklılıklar söz konusudur. Bu açıdan Kazakistan ve Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikaların irdelenmesi aynı sosyo-kültürel altyapıya sahip olan 2 ülkenin karşılaştırılması açısından önem kazanmaktadır. Kadına yönelik sosyal politikalarda Kazakistan'da bağımsızlık sonrası izlenen süreç Türkiye'de 1990 yılı sonrası dönem temel alınmıştır. Kazakistan ve Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikaların kadın üzerindeki ekonomik, sosyal ve siyasi etkilerinin değerlendirilmesi, benzer kültürel değerlere sahip iki toplumun irdelenmesinde dikkate alınması gereken alanlardır. Bu araştırmada kadına yönelik sosyal politikalar açısından Türkiye ve Kazakistan'ın değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İki ülkenin karşılaştırılmasında göz önünde bulundurulması gereken bir husus 1950'li yılından sonra liberal politikayı benimseyen Türkiye'nin özellikle 1980'li yıllardan itibaren neoliberal politikaları tamamen benimsemesi söz konusu iken, bağımsızlık öncesi komünist blokta yer alan Kazakistan'ın liberal ekonomik modele geçişinin 2000'li yıllarla beraber gerçekleşmesidir. Bu yönüyle Kazakistan ile Türkiye'nin karşılaştırılmasında farklı ekonomik modelden gelen iki ülkenin 2000'li yıllardan sonra neoliberal uygulamalar ile birlikte yürüttükleri kadın politikaları değerlendirilmiştir. Araştırmada Kazakistan ve Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikalar ele alınarak, her iki ülkedeki politika uygulama sonuçları değerlendirilmiştir. Bunun için öncelikle kadına yönelik sosyal politikalara ilişkin yasal düzenlemeler, kurumsal yapılanma sonraki aşamada ise ekonomik ve sosyal değişimler dikkate alınmıştır. Araştırmanın ilk bölümde Kazakistan'ın siyasi, sosyal ve ekonomik yapısının genel bir değerlendirmesi, ikinci bölümde Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısının genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde Kazakistan'da kadının toplumsal yaşamdaki yeri Kazakistan'ın bağımsızlık öncesi ve bağımsızlık sonrası olmak üzere 2 alt bölümde irdelenmiştir. Dördüncü bölümde Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikalar yer almıştır. Beşinci bölümde ise iki ülkenin kadına yönelik sosyal politikalarının karşılaştırması, toplumsal cinsiyet eşitliğini yansıtan çeşitli uluslararası endeksler aracılığıyla yapılmıştır. Altıncı ve son bölümde uluslararası endekslere göre yapılan karşılaştırmalarla ilgili değerlendirmeler yer almıştır. Çalışmada dikkate alınan tüm endekslerde Kazakistan'ın Türkiye'ye göre üst sıralarda yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Özellikle Kazakistan'da kadının iş yaşamında ve eğitimdeki yeri bu konuda belirleyici olmuştur.
İki dillilere Türkçe öğretimine yönelik bir meta-sentez araştırması
Bu çalışma, Türkçe derslerinde zorlandıkları düşünülen iki dilli öğrencilerin, zorlandıkları konuların tespitiyle birlikte, bu durumda yabancı dil öğretiminde kullanılan beceri temelli yaklaşım, materyal ve etkinliklerden hareketle desteklenmesi konusuna dikkat çekmeyi hedeflemiştir. Bu amaç doğrultusunda, iki dillilik olgusu ile ilgili çalışmalar incelenmiş, yabancı dil ile ikinci dil öğretimi dinamikleri ele alınmış, Milli Eğitim Bakanlığı 7. ve 8. Sınıf Türkçe Ders Kitapları ile Yedi İklim A-B1-B2, İstanbul B1-B2, Yeni Hitit A2-B1 kitaplarının birbiriyle örtüşen belirli ünitelerin ve temaların mukayesesinden hareketle yabancı dil öğretimindeki etkinliklerin, materyallerin ve uygulamaların iki dilli öğrencilerin Türkçe derslerinde özellikle beceri odaklı kazanımlarda ihtiyaç duyulması durumunda kullanabileceğine yönelik öneriler verilmiştir. Bu bağlamda iki dilli öğrencilerde farkındalığın ne derece artabileceği, dilin sadece somut yönleriyle değil; aynı zamanda düşünsel dünyası, bilişsel boyutu gibi soyut yönüyle de gelişebileceği konusu bu çalışmada ele alınmıştır. Mevcut çalışmamızda, yerel literatürde belirli başlıklara odaklanmış olan iki dillilik ve iki dillilere Türkçe öğretimi konusunda farklı bir bakış sunulmuş olup bu kapsamda geliştirilebilecek yaz okulları, kulüpler, etkinlikler, materyaller ve ders saatleri gibi önerilerde bulunulmuştur.
Dr. John Covel'ın seyahatnamesine göre 17. yüzyıl sonlarında Osmanlı toplumu
Levant Şirketi sayesinde Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere arasındaki ticari ve diplomatik ilişkilerin İngiltere lehine gelişmeye başladığı 17. yüzyılın sonlarında Trakya ve Bitinya bölgelerinde seyahat eden Dr. John Covel'ın (1638-1722) kaleme aldığı seyahat günlüklerine odaklanan bu yüksek lisans tezi Batı'nın Osmanlı toplumuna bakışını tarihsel bir analizle incelemeyi hedeflemektedir. Bu yüzyılda çok sayıda Avrupalı, Osmanlı topraklarını gezip görmeyi ve bu seyahatlerinden edindikleri bilgileri ve maddi manevi kültürü ülkelerine taşımayı amaç edinmişlerdi. İngiltere'nin İstanbul Büyükelçiliği'ne papaz olarak atanan Dr. John Covel 1675-1677 yılları arasında Trakya ve Bitinya bölgelerine yaptığı seyahatler sayesinde araştırma yapmakla görevlendirildiği Rum Ortodoks Kilisesi hakkında önemli bilgiler elde etmeyi başarır. Dr. John Covel, bunun yanı sıra bu seyahatlerde Osmanlı toplumu hakkında gözlemlerde bulunmuş ve tarih, mimari, botanik, coğrafya, dilbilim, gastronomi, antropoloji gibi birçok alana dair izlenimlerini not almıştır. Günlüklerin en dikkat çekici yönlerinden bir tanesi de Bizans ve Türk mimarisi hakkındaki detaylı incelemeleridir. Bu detaylı gözlem ve betimlemelerinin yanında günlüğüne çizdiği harita ve eskizler bilimsel çalışmalara ışık tutmaktadır. Seyahatnamelerin tarih alanında kaynak olarak kullanımından kaynaklanan sorunlar göz önünde bulundurularak Dr. John Covel'ın günlüklerini doğru bir şekilde analiz etmek amaçlanmıştır. Bu analizler sonucunda hem seyyah hem de söz konusu dönemde Osmanlı toplumu hakkında elde edilen bilgiler sunulmuştur.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde müzik ve ritim aracılığı ile dil öğretimi
Bu çalışmada yabancı dil olarak Türkçe öğrenen bireylerde telaffuz, motivasyon gibi konulardaki eksikliklerin ritim ve müziğin bir malzeme olarak derste kullanılması yoluyla geliştirilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca çoklu zekâ kuramına göre her bireyde farklı zekâ türü ön plana çıkabileceği düşünüldüğünden çeşitli zekâ türlerinin gelişimini desteklemektedir. Müziksel zekâ türü ön plana çıkan bir öğrencinin yabancı dil olarak Türkçe öğrenirken müzik ve ritim sayesinde hem motivasyon olarak daha yüksek bir seviyede derse katılım sağlaması hem de telaffuz becerisinde artış olduğu gözlemlenmiştir. Maarif Vakfı ve Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı yabancı dil olarak Türkçe öğretimi programları incelenmiş ve sonrasında yapılan uygulama derslerinde müzik ve ritmik öğelerin materyal olarak kullanılması ile birlikte öğrencilerin dört temel becerinin yanında telaffuz ve kelime öğrenimi gibi becerilerin de geliştiği görülmüştür. Müzik ve ritmin dolaylı ve direkt olarak yabancı dil olarak Türkçe öğretimi derslerinde becerilerin gelişiminin yanı sıra aynı zamanda motivasyon anlamında da katkılarının yüksek seviyede olduğu ortaya konulmuştur.
Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin Türkçe kullanımlarına yönelik görüşleri: Adana örneği
Çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan yetişkin Suriyeli sığınmacıların Türkçe kullanımlarının belirlenmesidir. Bu bağlamda Türkiye'de geçici koruma altında bulunan, şehir merkezinde yaşayan, herhangi bir eğitim kurumunda öğrenci olmayan Suriyelilerin Türkçe kullanımları incelenip dil ihtiyaçları belirlenmiş, katılımcıların devam ettikleri Türkçe kurslarının içeriğiyle sığınmacıların dil ihtiyaçları karşılaştırılmış; bu sonuçlardan hareketle Suriyeli sığınmacılara Türkçe öğretimi ile ilgili öneriler sunulmuştur. Araştırmanın verileri, Türkçe kursuna gitmemiş 15 yetişkin Suriyeli sığınmacı ile Türkçe kursuna eğitim amacı dışında giden 15 yetişkin Suriyeli sığınmacıdan görüşme yoluyla elde edilmiştir. Görüşme kayıtları deşifre edilerek temaya dayalı içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan bulgular araştırma problemlerinin yanıtlarını ortaya koyacak bir biçimde sunulmuştur. Araştırma kapsamında şu sonuçlara ulaşılmıştır: Suriyeli sığınmacıların Türkiye'de kalma süreleriyle Türkçe düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kursa gitmemiş sığınmacıların edindikleri dil beceri düzeyleri, hedef dile maruz kalma ve Türklerle iletişime geçmeleriyle açıklanabilir. Kursa devam eden katılımcılar ise her dil becerisinden belirli düzeyde yeterliğe sahiptirler. Her iki gruptaki katılımcılar dil bilmemelerinden kaynaklı sorunu en fazla hastane ortamında yaşamaktadırlar. Türkçe kurs içeriğinin sosyal hayata katılım için konuşma becerisi ağırlıklı, günlük ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde olması her iki gruptaki katılımcıların en fazla verdiği yanıttır. Katılımcıların Türkçe kursuna gidememe nedenleri ise geçim sorunu, kurs hakkında bilgi sahibi olmamaları, ev işleri, çocuk bakımı, yaş sınırı olarak saptanmıştır. Kursa devam eden katılımcılar arasında olumsuz görüş bildirenler, kurs içeriğinin dil düzeylerine göre basit kaldığını ve dil ihtiyaçlarını karşılamadığını belirtmişlerdir. Kursa devam eden katılımcılar arasında ise sahip oldukları dil düzeylerine kurs sayesinde ulaştıklarını belirtip kursta okuma-yazma eğitimi verilmesini, resmî Türkçe öğretilmesini olumlu görüş olarak bildirmişlerdir. Her iki grupta da sosyal hayat içerisinde en fazla kullanılan dil becerileri dinleme ve konuşma olurken, en az kullanılan dil becerileri yazma ve okuma olmuştur. Her iki gruptaki katılımcılar, şartlar sağlandığı takdirde Türkçe öğrenmek istediklerini belirtmişlerdir. Türkiye'de yaşayan Suriyeli sığınmacıların dil kullanımlarının araştırıldığı çalışma sonuçlarının sığınmacılar için düzenlenecek dil politikalarına, Türkçe kurs içeriklerinin ve materyallerinin geliştirilmesine, öğrenme ortamının düzenlenmesine katkı sunacağı düşünülmektedir.
Türkçede öznelliğin biçimbirimsel kodlanışı ve yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde öznelliğin yeri
Çalışmanın temel amacı bireyin dilde kendini ortaya koyduğu, var olduğu alan olarak öznelliğin incelenmesidir. Bu çalışmada öncelikle öznelliğin dilde nasıl işaretlendiği ve öznelliğin katmanları kuramsal olarak tartışılarak belirlenmiştir. Öznelliğin üç katmanda dilde var olduğu saptanarak bu katmanların ulamları ve birbirileriyle ilişkileri incelenmiştir. Öznelliğin tutumsallıkla ilgili olduğu kabul edilerek tutumsallık üst ulamı ve bu ulama bağlı kiplik türleri, tutumsallık göstericileri belirlenmiştir. Bu göstericiler arasında en belirgin tutumsallık işaretleyicisi olan biçimbirimler seçilerek meta sentez yöntemiyle incelenmiştir. Konuşucuların önermeye ilişkin kesinlik ve önermedeki kanıta ilişkin güvenlerini derecelendirebildiği yaklaşımı temel alınarak öznelliğin de derecelendirilebileceği varsayılmıştır. Öncelikle Türkçede kiplik ve öznellik işaretleyen biçimbirimlerin ulamları çeşitli deneme, mektup, gezi yazısı, vb. türlerindeki eserlerden derlenen örnekler üzerinden söylem çözümlemesi ile saptanmıştır. Biçimbirimlerin işaretlediği ulamların öznellik ile ilişkileri, hangi kiplik türlerini işaretledikleri ve öznellik dereceleri belirlenmiştir. Öznellik derecelendirmeleri bu çalışma kapsamında geliştirilen derecelendirme ölçütü çerçevesinde her bir biçimbirim için şekiller üzerinden gösterilmiştir. Biçimbirimler dil öğretiminde dilbilgisi öğretimi ile ilişkili olduğu için dil öğretiminde ve yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde dilbilgisi öğretiminin önemi tartışılmıştır. Dilbilgisi öğretimi çerçevesinde yabancı dil olarak Türkçe öğretimi kaynaklarında biçimbirimlerin öğretildiği bağlamlar, bu biçimbirimlere ilişkin tanımlamalar ve açıklamalar incelenerek eleştiriler ve değerlendirilmeler yapılmıştır. Her bir biçimbirimin işaretlediği ulamların hangi düzeylerde ve nasıl öğretilmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunulmuştur.
Risale der Keyfiyyet ve Kemiyyet-i Arazi-yi İrân ve Turân" adlı tarihi-coğrafi eseri
İşbu tez XVIII–XIX. yüzyıllarda yaşamış olan Nasiriddin bin Emir Şahmurad tarafından Fars dilinde kaleme alınan "Risale der keyfiyyet ve kemiyyet-i arazi-yi İrân va Turân" ("İran ve Turan topraklarının niceliği ve niteliği") adlı eserinin değerlendirmesi, eser metni ve Türkçe tercümesinin hazırlanmasını kapsamaktadır. Nasiriddin, Buhara hükümdarı Emir Şahmurad'ın (1785-1800) oğluydu. Emir Şahmurad'ın yerine Buhara tahtına oturan Emir Haydar'ın (1800-1826) kardeşi Nasiriddin'le olan ilişkileri güven sorunu sebebiyle bozulmuş ve Nasiriddin, Merv'den kaçarak İran'a sığınmış, ardından da Osmanlı ülkesine geçmiştir. Osmanlı Payitahtına gelen Nasiriddin, Sultan Mahmut'un (1808-1839) tercümanı Mehmet Efendi Örfî'nin ricası üzerine söz konusu "Risale der keyfiyyet ve kemiyyet-i arazi-yi İrân va Turân" eserini kaleme almıştır. Nasiriddin eserinde İran ve Turan topraklarını eyaletlere bölerek tasniflemiş ve her eyaletin sınırları, şehirleri, yöneticileri, devlet gelirleri, nüfusu, asker ve askerî mühimmat sayıları, ürettiği malları, doğal zenginlikleri gibi birçok önemli bilgileri aktarmıştır. Anahtar Sözcükler Nasiriddin Bek, Risale der keyfiyyet ve kemiyyet-i arazi-yi İrân va Turân, Coğrafya, Buhara Hanlığı, Orta Asya, İran, Osmanlı İmparatorluğu, Örfî Paşa.
Yabancı dil olarak Türkçenin çevrim içi öğretiminde öğretici yeterlikleri
COVID-19 salgını sebebiyle eğitime ara verilmesi ve eğitim kurumlarının kapatılmasıyla birçok uygulamanın, programın ve web sitelerinin kullanıldığı uzaktan öğretime geçilmiştir. Bu bağlamda çevrim içi uzaktan öğretimde yüz yüze eğitimin gerektirdiği öğretici yeterliklerinden daha fazlasına ihtiyaç duyulmaktadır. Gelişen dünyaya ayak uydurmak ve bilişim teknolojisindeki gelişmeleri yakından takip etmek eğitimdeki yenilikleri yakalayabilme ve eğitime uyarlayabilme açısından önem arz etmektedir. Yabancı dil olarak Türkçe öğreten öğreticilerin çevrim içi uzaktan öğretimde sahip olduğu yeterliklerin incelendiği az sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Araştırma örneklemi Türkiye'deki üniversiteler bünyesinde yabancı dil olarak Türkçe öğretilen kurumlarda görev alan öğreticilerden oluşmaktadır. Bu kapsamda araştırmanın amacı çevrim içi uzaktan öğretim platformları aracılığıyla yabancı dil olarak Türkçe öğreten öğreticilerin yeterliklerini belirlemek ve bu yeterlikleri kişisel bilgilerle ilişkilendirmektir. Bu amaç doğrultusunda karma yöntem ve vaka çalışması kullanılmıştır. Alanyazında yapılan çalışmalar incelenerek "Kişisel Bilgi", "Çevrim İçi Öğretici Yeterlikleri Ölçeği" ile "Görüş ve Öneriler" den oluşan anket hazırlanmıştır. Kişisel bilgiler ve çevrim içi öğretici yeterlikleri ölçeğiyle toplanmış olan verilerin analiz sonuçları SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların çevrim içi öğretici yeterlikleri ölçeğinde yer alan cinsiyet, uzaktan öğretim için kurs, seminer, hizmet içi eğitim alma durumu ve uzaktan öğretim ders verme deneyimi değişkenlerinin grupları arasındaki ilişkinin tespiti için parametrik testlerden bağımsız örneklem t testi; yaş ve öğreticilik deneyimi değişkenlerinin grupları arasındaki ilişkinin tespiti için parametrik testlerden ANOVA testi ile analiz edilerek karşılaştırmalar yapılmıştır. Çevrim içi öğretici yeterlikleri ölçeğinin öğretici yeterliklerine göre betimsel değerlendirilmesinde ise frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, 44 üniversiteden 77 katılımcı ile oluşmaktadır. Ankette yer alan kişisel bilgilere bakıldığında cinsiyet açısından kadın katılımcı sayısı bir katılımcı farkla erkek katılımcı sayısından fazladır. Katılımcılar en fazla 31-35 yaş aralığında ve deneyim süreleri ise 0-6 yıldır. Ayrıca katılımcılar arasında çevrim içi uzaktan öğretimle ilgili kurs, seminer, hizmet içi eğitim vb. alanlar, almayanlara göre nispeten daha yüksektir. Katılımcılar çevrim içi uzaktan öğretimde ağırlıklı olarak 2 yıl ve daha az ders verme deneyimine sahiptirler. Bilişim teknoloji araçları arasından katılımcılar tarafından en fazla dizüstü bilgisayar tercih edilmiştir. Çevrim içi öğretici yeterlikleri ölçeğinden elde edilen ortalamalara bakıldığında katılımcıların mesleki sorumluluk ve dijital kaynaklar yeterlik alt boyutları çok yüksek düzeyde; öğretme ve öğrenme, değerlendirme, öğrenicileri güçlendirme ve öğrenicilerin dijital yeterliğini sağlama yeterlikleri alt boyutlarında yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Katılımcıların mesleki sorumluluk, dijital kaynaklar, öğretme ve öğrenme, değerlendirme, öğrenicileri güçlendirme ve öğrenicilerin dijital yeterliğini sağlama yeterliklerinde ve genel yeterliklerinde cinsiyet, yaş, öğreticilik deneyimi ve öğreticilerin uzaktan öğretim ders verme deneyimi değişkenlerine bağlı olarak anlamlı farklılık olmadığı ve puan ortalamalarının birbirine yakın olduğu görülmüştür. Ancak katılımcıların çevrim içi uzaktan öğretimle ilgili kurs, seminer, hizmet içi eğitim alma durumu değişkenine göre anlamlı farklılık mevcuttur. Öğreticiler çevrim içi uzaktan öğretim platformları arasında ağırlıklı olarak Zoom programını ve bunun yanı sıra 38 farklı uygulama, web sitesi ve programdan oluşan uzaktan öğretim platformlarını kullanmaktadırlar. Öğreticilerden yüz yüze eğitim yeterliklerine sahip olmalarının yanı sıra çevrim içi uzaktan öğretimin getirdiği yeterliklere sahip olmaları beklenmektedir. Bu yeterlikler arasında öğreticilerin özellikle mesleki sorumluluğa sahip olması, dijital kaynaklara ve öğretme ve öğrenmeye hâkim olması, ölçme değerlendirme sürecini yönetebilmesi, öğrenicileri güçlendirmesi ve öğrenicilerin dijital yeterliğini sağlama yeterlikleri sıralanabilir. Çalışmada yabancı dil olarak Türkçeyi çevrim içi uzaktan öğretim platformları aracılığıyla öğreten öğreticilerin yeterliklerinin tespit edilmesi sonucunda öğreticilerin mesleki gelişimlerine katkıda bulunması ve çevrim içi uzaktan öğretimde kalitenin ve verimliliğin artması beklenmektedir.
Eski Türkçede sayılar: Yapısal ve anlamsal bir yaklaşım
Bu çalışmada Eski Türkçedeki sayı sözcükleri yapı, işlev ve anlam bakımından ele alınmıştır. Öncelikle Eski Türkçe dönemi kaynak metinlerinden bir korpus oluşturulmuş ve bu korpusa Runik harfli yazıtlardan Moğolistan bölgesi yazıtları ile Yenisey yazıtları, Eski Uygurca metinlerden Huastuanift, Altun Yaruk, Maitrisimit, Köŋül Tözin Okıtdaçı Nom, Sitātapatrādhāraṇī, Totenbuch ile eski Uygur hukuk belgeleri, Karahanlı Türkçesi metinlerinden de Kutadgu Bilig alınmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sayı kavramı, insanoğlunun sayı yetisi, dilbilimde sayı kavramı ve sayı sistemleri ile Altay dillerinde sayılar üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Eski Türkçedeki sayılar yapılarına göre asıl sayı sözcükleri, birleşik sayı sözcükleri, sıra sayı sözcükleri, üleştirme sayı sözcükleri ve belirsiz sayı sözcükleri olmak üzere beşli sınıflandırmaya tâbi tutulmuş ve incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde anlambilim ve sözcük anlambilim hakkında genel bilgiler verilmiş, ardından korpustan elde edilen örnekler sözcük anlambilim temelinde ilgili sayı başlığının altında incelenmiştir. Çalışma sonucunda sayı sözcüklerinin anlamlarında eski Türklerin girmiş oldukları dinî, kültürel çevrelere göre değişiklikler görüldüğü belirtilmiş, içinde bulunulan kültürün dil, dolayısıyla anlam üzerinde nasıl bir etkisinin olduğu sayı sözcükleri üzerinden ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anlambilim, Budizm, Eski Türkçe, Orhon yazıtları, Maniheizm, İslamiyet, Sayılar, Yenisey yazıtları
Edebi bir metin türü olan tiyatronun yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanımı ve dört beceriye katkısı
Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi gün geçtikçe ihtiyaç duyulan ve yabancılara Türkçeyi doğru bir şekilde öğretebilmek için üzerine çalışmalar yapılan bir alandır. Bu doğrultuda Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenlerin dili doğru anlayıp kendini Türkçede rahat ifade edebilmeleri adına güncel yaklaşımlar uygulanarak iletişimsel etkinlikler hazırlanmaktadır. Hazırlanan etkinliklerin öğrencilerin dil ve sosyal becerilerini ne kadar geliştirdiği ve öğrenimin kalıcı olup olmadığı tartışma konusudur. Son yıllarda yabancı dilin öğreniminde kalıcılık sağlamak ve o dilde iletişim kurabilmek adına AOÖÇ'deki dil becerilerini geliştirme kriterleri takip edilerek görev, iletişim ve kültür temelli yaklaşımlar uygulanmaktadır. Bu yaklaşımların uygulanması içinse özgün malzemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın amacı, özgün ve edebi bir metin olan tiyatro metinlerinin Türkçeyi iletişimsel ve kültürel bir bağlam içinde sunmasından yararlanarak, öğrencilerin dil becerilerini kalıcı bir şekilde nasıl geliştireceği konusunda öneriler sunmaktır. Amaç doğrultusunda bu çalışmada yabancı dil öğretiminde kullanılan malzemeler, yaklaşım ve yöntemler, dil becerilerini geliştirme stratejileri incelenmiştir. Ayrıca dil ve kültürün birbiriyle iç içe olması, tiyatro metinlerindeki evrensel ve toplumsal kültür öğelerinin dil öğretimine katkısı sebebiyle dil, kültür ve tiyatro ilişkisi çalışmamızda önemli bir yere sahiptir. Tiyatronun otantik ve edebi yönünün de dil gelişimine katkısı son olarak ayrıntılı bir şekilde irdelenmiştir. Tüm bunlar için kullanılan yöntem kaynak tarama ve döküman analizidir. Tiyatro metinlerinin Türkçeyi iletişimsel ve kültürel bir bağlam içinde vermesi ve öğrencilerin dil becerilerinin gelişimine katkı sağlaması kapsamında Oktay Arayıcı'nın Rumuz Goncagül adlı tiyatro oyunu incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi, Tiyatro, Kültür, Dil Becerileri, AOÖÇ
Özbekistan'da dil politikası: Standartlaşma ve modernizasyon
Dil, yapısı itibariyle bir toplumun kendini geleceğe taşımasında önemli bir araçtır. Gerek ulusal kimliğin tesisinde gerekse bağımsızlığın tarih sahnesinde kanıtlanmasında bir gösterge olan dil, onu yazı diline dökmekte kullanılan alfabe ile kalıcı bir hâle gelir. Bundan hareketle, dil politikasını hem dil hem de alfabe üzerindeki bir mühendislik faaliyeti olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Buna göre, Özbekistan'ın Sovyetlerden miras aldığı geniş yelpazeli kalıntılar günümüzde dil politikasının yürütülmesinde ve başarıya ulaşmasında önemli bir rol oynamaktadır. Özbekistan'da günümüzde uzun yıllar süren Sovyet iktidarının ardından güçlendirilmeye çalışılan Özbek kimliği ve bağımsızlık duyguları da bu minvalde uygulanan dil politikasına yansımaktadır. Latin alfabesine geçiş sürecinin uzamasında, devlet ve toplum hayatında Özbekçenin kullanımının standart bir hâle getirilmesinde eski anlayışlar karşılaşılan önemli zorluklardan biridir. Özbekçenin resmi dil olarak Latin alfabesi ile standart bir hale gelmesi ve çağın şartlarına göre birincil dil olarak kullanılması Özbek dil politikasının esasını oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında öncelikli olarak dilin yakından ilişkili olduğu kavramlar ele alınmış, akabinde Sovyetler Birliği dil politikaları ve günümüz Özbek dil politikası tartışılmıştır. Bu tartışmanın doğrulanması için açıklayıcı araştırma yöntemine başvurularak dokümanların sistemli analizi yapılmıştır. Bu tez çalışmasında Özbekistan'ın bağımsızlık öncesi ve sonrasında alfabesi ile dilinde yaşanan değişim ve gelişim sürecinin irdelenmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle tezin ana fikrini Özbekistan'ın Sovyetler Birliği'nden devraldığı miras oluşturmaktadır.
Yabancı dil/ ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde iletişim dili
Uzun yıllardır yabancı dil/ ikinci dil öğretimi sınıflarında öğreticilerin hedef dili kullanmaları ve öğrenicilerin anadilinden uzak kalmaları savunulmuş veya önerilmiştir. Fakat bu görüşün aksine anadili kullanımının faydalı olduğu ve yabancı dil öğrenimini kolaylaştırdığına dair görüşler de sunulmuştur. Bu çalışmada, yabancı dil/ ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarının iletişim dilinin ne olduğu ve ne olması gerektiği; hedef dilin, öğrenicilerin anadilinin veya bir araç dilin yeri ele alınmıştır. Öncelikle yabancı ve ikinci dil öğretiminde iletişim dili ile ilgili ortaya konulan görüşler sunulmuş; ardından yabancı ve ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarında iletişim dilinin, bunun yanı sıra hedef dilin, öğrenicinin dilinin veya bir araç dilin yerinin ne olması gerektiği üzerine görüşme tekniğiyle veri toplanmıştır. Araştırmaya, hem Türkiye'de hem de Türkçenin anadil olarak konuşulmadığı bağlamlarda Türkçe öğretme deneyimine sahip toplam 15 öğretici katılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda, hem yabancı hem de ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde öğreticilerin genellikle hedef dil olan Türkçeyi kullanmayı tercih ettikleri görüşüne ulaşılmıştır. Özellikle Türkiye'de Türkçe öğretirken, farklı dil kökenlerinden gelen öğrenicilerin bulundukları sınıflarda, tüm öğrenicilerin bildiği ortak bir dil bulmak her zaman mümkün olmadığı için hedef dil dışında başka bir dile başvurmadıkları dile getirilmiştir. Hedef dil dışında başka bir dil kullanımının öğrenicileri kolaycılığa alıştırdığı ve hedef dilde iletişimsel yeterliğe zarar verdiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, özellikle başlangıç düzeyinde hedef dil dışında ortak bir dil kullanımının öğretimi kolaylaştırdığı, öğrenicileri motive ettiği ve öğrenici- öğretici arasında olumlu bir iletişim kurulmasını sağladığı savunulmuştur. Ayrıca yabancı dil öğreten bir öğreticinin de mutlaka anadili dışında başka bir dili öğrenme deneyimine sahip olması gerektiği görüşü desteklenmiştir. Toplanan veriler ve mevcut literatür ışığında yabancı dil/ ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sınıflarında iletişim dilinin ne olması gerektiği üzerine öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Yabancı dil, Türkçe öğretimi, iletişim dili, hedef dil, anadili, ortak dil.
Arapça ile Türkçe arasındaki yalancı eşdeğerliklerin anlambilim ve yorumbilim teorilerinden hareketle kelime öğretimine katkısı
Bu çalışmanın amacı Arapça-Türkçe yalancı eş değerli kelimelere odaklanılarak hazırlanmış destek alıştırmaların Arap coğrafyasında yabancı dil olarak Türkçe öğrenimine nasıl etki ettiği ve özellikle sözcük öğrenimini nasıl etkilediğini tespit etmektir. Çalışmanın evreni anadili Arapça ve özellikle Mısır uyruklu öğrencilerden, örneklemi Mısır'da Türk Kültür Merkezi; Kahire Yunus Emre Enstitüsü'nde B1 düzeyinde Türkçe öğrenenlerden oluşmaktadır. Çalışmada yabancı dil olarak Türkçe öğretmek amacıyla yazılan eski ve güncel eserler, kelime öğrenimi, anlambilim ve yorumbilim açısından kelime, kelime öğretiminde ve öğreniminde baskın olan beceriler, kelime öğretiminde kullanılan yöntemler ve yaklaşımlar, kelime öğreniminde ve öğretiminde kullanılan stratejiler, teknikler ve faydalanılabilecek araçlar, yalancı eş değerlik ve onun araç olarak kullanılmasının kelime öğretimine katkısına değinilmektedir. Ayrıca, Araplara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde B1 düzeyinde karşılanabilecek yorumlanmış yalancı eş değerli kelimeler listesi hazırlanmıştır. Veri toplama için hazırlanmış ölçek sınav deney ve kontrol grubuna uygulanmış olup aralarındaki farklılıklar SPSS İstatistik programı aracılığıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Verilerin analizi sonucunda söz konusu kelimelere gereken önem verilmesine dikkat çekilebilecek ve doğru şekilde öğretilmesine katkıda bulunulmuş olacaktır. Bu doğrultuda çalışmanın, yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanyazınına katkı sağlayacağı umut edilmektedir. Elde edilen sonuçlara dayanarak öneriler sunulmuştur.
Yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilerin üstbilişsel okuma stratejilerine ilişkin görüşleri üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın hedefi, "yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrenciler"in "üstbilişsel okuma stratejileri"ne ilişkin görüşlerini incelemektir. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada 2016-2017 ve 2017-2018 eğitim öğretim yıllarında "Hacettepe Üniversitesi TÖMER", "Gazi Üniversitesi TÖMER" ve Tahran Yunus Emre Enstitüsü'nde, B1 düzeyinde eğitim gören toplam 124 (54 erkek ve 70 kadın) öğrenci örnekleme alınmıştır. Mokhtari ve Reichard (2002)'ın geliştirdiği ve Öztürk (2012)'ün Türkçe'ye uyarladığı 30 maddelik bir anket olan "Okuma Stratejileri Üstbilişsel Farkındalık Envanteri", veri toplama aracı olarak uygulanmıştır. Anketin ilk bölümü öğrencilerin demografik bilgilerini içermektedir. Toplanan veriler "genel ortalama" ve "frekans" gibi "betimsel istatistik" testleri, "t-testi" ve "tek yönlü varyans analizi" gibi "çıkarımsal istatistik" testleri ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde "SPSS 21 programı"ndan yararlanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin "üstbilişsel okuma stratejileri"ni orta düzeyde kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular öğrencilerin "üstbilişsel okuma stratejileri"nden en çok "problem çözme stratejileri"ni kullandıklarını göstermektedir. Çalışmada "problem çözme stratejileri"nde, erkek ve kadın katılımcıların arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Toplam "üstbilişsel okuma stratejileri"nde ise, erkek ve kadın katılımcılar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Ancak kadın öğrencilerin strateji kullanım ortalamalarının erkek öğrencilere kıyasla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların yaşı ve "üstbilişsel okuma stratejileri" arasında istatistiksel olarak manidar bir farklılık saptanmıştır. Fakat öğrencilerin eğitim aldığı alan ile "üstbilişsel okuma stratejileri" kullanımları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Üstbiliş, Okuma, Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi, Üstbilişsel Okuma Stratejileri
Hakas Şamanizminde ölüm
Ölüm, tarih boyunca insanlığın kaçınmak için yollar aradığı bir olgu olmuştur. Bu kaçınma yollarının en bilineni ise ölümün ardından gidilecek alternatif bir dünya ve yok olan fiziki varlığın yerine geçecek sonsuz bir ruh kavramı yaratmaktır. Ölüme karşı geliştirilen bu inanış ve davranışların günümüzde Rusya Federasyonu sınırları içindeki Hakas Cumhuriyeti'nde yaşayan Hakaslardaki durumunu ortaya koyabilmek için bu halkın ölümü algılayışının Şamanizm bağlamında incelendiği bir araştırma yapılması planlanmış ve Hakas-Minusinsk Vadisi'nde geçmişten günümüze dek var olan inanışlar ile cenaze pratikleri bu doğrultuda detaylı biçimde ele alınmıştır. Hakasların ölüme dair birtakım pratiklerinin ve günümüzde hâlâ yaşatmakta oldukları diğer pek çok inançsal uygulamanın altında yatan Şamanik felsefenin de açıklanmasıyla tarihsel süreçte Yenisey Kırgızlarının yaşam, ölüm ve öbür dünya tasarımlarının da ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda nitel araştırmalarda en sık kullanılan veri toplama aracı olan görüşme ve gözlem yöntemlerine başvurulmuş ve Askiz Bölgesi ve başkent Abakan olarak belirlenen araştırma bölgelerinde yirmi bir Hakas ile görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler ise literatür taraması yoluyla ulaşılan arkeolojik ve etnografik kayıtlarla desteklenerek yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın alanındaki diğer çalışmalardan en önemli farkı, Türklerin ölümü algılayışları ve ölüme dair uygulamalarının Hakas Türkleri örneğinde ilk kez kapsamlı bir biçimde, alan araştırmasına dayanarak ele alınmış olmasıdır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde yazma becerisini geliştirmeye yönelik bir izlence önerisi
Yazma becerisi, kelime hazinesi, dilbilgisi, eleştirel düşünme gibi unsurları güçlendirmeye ve geliştirmeye yardımcı olan kapsamlı bir beceri olduğu için dil öğretiminde, kazandırılması çok önemli bir beceri olarak kabul edilmiştir. Bu becerinin geliştirilmesi, ağırlıklı olarak, takip edilen izlencenin, kullanılan kitaplar ve ek malzemelerin etkisi altındadır. İyi hazırlanmış bir izlence ile yazma dersi daha etkili hale getirilir ve öğrencilere ihtiyaç duydukları katkılar sağlanabilir. Yabancı Dil Olarak Türkçe derslerinde, yazma becerisi kazanımının sağlanabilmesi için seçilen ders kitapları, ana malzeme olarak kullanılmaktadır ve söz konusu kitaplarda yazma becerisine yeterince yer verilmediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla, bu ders kitapları, öğrencilerimiz için gerekli desteği sağlayamamaktadır. Konu ile ilgili olarak, bu çalışmada, söz konusu ortaya çıkan açığı telafi edebilmek için, ileri düzey yazma dersine uygun bir izlence ve malzeme dosyası oluşturulmuştur. Yabancı Dil Olarak Türkçe dersleri için gerçek bir materyal ihtiyacının ortaya çıkması bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle, ileri yazma becerileri ders kitabına duyulan ihtiyaç, bu çalışmanın bir başlangıcı olmuştur. Önerilen izlencenin içeriğini oluşturmak için hem bu dersi öğreten öğretmenlerin hem de bu dersi alan öğrencilerin fikirleri anket yolu ile sorulmuştur. Dolayısıyla, B2/C1 seviyesinde yazma becerilerinin geliştirilmesi için ihtiyaç duyulan şey, bu çalışmada yapılan anketler ile belirlenmiştir. Bu anketlerden elde edilen veriler SPSS 25 ile analiz edilmiştir. Değerli verilere ulaşıldığında, bu veriler ileri yazma becerileri dersi için önerilen izlencenin oluşturulmasında kullanılmıştır. Bu çalışmanın yardımıyla, uygulanan öğretmen ve öğrenci anketlerinden alınan veriler doğrultusunda bir malzeme dosyası oluşturulmuş ve bu sayede, materyal geliştirme, izlence oluşturma ve ders kitabı yazımıyla ilgili yeni adımlar atılmış ve yeni fikirler ortaya çıkarılmıştır. Bu tür çalışmalar, iyileştirilmeli ve ayrıntılandırılmalıdır. Bu şekilde, öğrencilerin yazma becerilerinin geliştirilmesi sürecine olumlu katkılarda bulunabiliriz. Hedef dilde iyi bir dil kullanıcısı olabilmenin yolunun yazma becerisini geliştirmekten geçtiğini unutmamamız gerekir. Anahtar Sözcükler: Yabancı Dil Olarak Türkçe, Yazma Becerisi, Yazma Dersi İzlencesi, Malzeme Dosyası, Materyal Geliştirme
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde eleştirel düşünme ve kültürlerarası yetkinliği geliştirmeye yönelik stratejiler
Bu çalışmada, yabancı dil öğretiminde önemli bir yere sahip olan eleştirel düşünme ve kültürlerarası yetkinlik becerilerini geliştirmeye yönelik stratejileri belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, öğrenicilerin mevcut eleştirel düşünme becerileri ve kültürlerarası yetkinlik algıları, durum analizi kapsamında tespit edilip değerlendirilmiştir. Bu amaçla, eleştirel düşünme becerilerine yönelik verilen test ve kültürlerarası yetkinlik üzerine yapılan görüşme sonucu elde edilen veriler neticesinde ilgili stratejiler belirlenmiştir. ADDIE (analiz, tasarım, geliştirme, uygulama, değerlendirme) öğretim tasarım modeli kullanılarak geliştirilen bu çalışmada belirlenen stratejiler kullanılarak 20 saatlik modüler bir öğretim modeli hazırlanmıştır. Öğretim tasarım modeli kapsamında geliştirilen ders malzemelerinin hazırlanabilmesi için Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatından öykü örnekleri taranmış ve farklı dönemlerden farklı içeriklere sahip dört öykü seçilmiş ve bu öykülerle, belirlenen eleştirel düşünme ve kültürlerarası yetkinliğe yönelik stratejiler ve etkinlikler doğrultusunda ders planları ve öğretim malzemeleri hazırlanmıştır. Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (ADOÇEP) tarafından belirlenen B2 seviye kazanımları göz önüne alınarak hazırlanan bu ders malzemeleri, Ankara'da bulunan bir devlet üniversitesinin Türkçe Öğretim Merkezinde (TÖMER) B2 seviyesi öğrenicilerinden oluşan 10 kişilik bir grup ile önce pilot bir çalışma dâhilinde kullanılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda ders malzemelerinde gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Daha sonra, aynı birimde öğretim gören akademik Türkçe öğrenicilerinden 15 katılımcı ile ders malzemeleri dört hafta süreyle uygulanmış ve süreç içinde gözlem verileri toplanmıştır. Modüler programa katılan katılımcılardan program sonunda ders malzemelerinin etkinliğine yönelik geribildirim toplanmıştır. Karma yöntem araştırmasının kullanıldığı bu araştırmada durum ve ihtiyaç analizi aşamasında verilen eleştirel düşünme becerilerine yönelik test sonucu nicel, mevcut kültürlerarası yetkinliği tespit etmeye yönelik yapılan görüşme sonucu ise nitel veri toplanmıştır. Uygulama aşamasında gözlem tekniği kullanılarak nitel veri, son değerlendirme aşamasında ise geribildirim formu kullanılarak tek gruplu son test modelini içeren vaka çalışma deseni yöntemi kullanılmış ve karma veri toplanmıştır. Toplanan veriler doğrultusunda gerekli çıkarımlar yapılmış ve öneriler paylaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Eleştirel Düşünme, Kültürlerarası Yetkinlik, Dil Öğretiminde Öykü Kullanımı, Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi (YDT), ADDIE Öğretim Tasarım Modeli
Türkçe ve Hintçe-Urduca ortak kelimeler yardımıyla Hindistanlı öğrencilere Türkçe öğretimi
Çalışmada ilk olarak Türkçe ve Hintçe-Urduca arasındaki güncel ortak kelimelerin tespiti yapılmıştır. Çıkan sonuca göre Türkçe ve Hintçe-Urduca arasında 1400 güncel ortak kelime bulunmaktadır. Bu kelimelerin tespiti yapıldıktan sonra günlük hayatta yaygın olarak kullanılanları belirlenmiştir. Daha sonra Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçeve'sinde hangi seviyede ve Türkiye'de hazırlanmış olan yabancılar için Türkçe ders kitaplarında nasıl verildikleri araştırılmıştır. Belirlenen ortak kelimeler daha sonra A1, A2, B1, B2, C1 ve C2 seviyelerine göre sınıflandırılmıştır. Bilindiği gibi yabancı dil öğretiminde hangi kelimenin nasıl, ne zaman ve hangi seviyede öğretileceği dil öğretimi açısından çok önemlidir. Ortak kelimeler sadece günlük hayatta kullanılan kelimeler değildir. Tarım veya ticaretle, hukuk veya eğitimle, sanayi ya da sağlık ile ilgili kelimeler de vardır. Ortak kelimelerin önemini göstermek ve tezin temel dayanağını kurmak için ortak kelimeler yardımıyla A1, A2, B1, C1 ve C2 seviyelerine uygun alıştırmalar tasarlanmıştır. İlk olarak Türkçe ve Hintçe-Urduca arasındaki güncel kelimelerin nasıl bir katkısı ve yeri olduğunu ölçmek adına dört farklı soru sorulmuştur. Elde edilen verilere göre Hindistanlı öğrenciler Türkçe ve Hintçe-Urduca ortak kelimeler yardımıyla Türkçeyi daha kolay öğrendiklerini ifade etmiştir. Sonradan iki farklı okuma metni hazırlanmıştır. Bu metinlerden birinde ortak kelimeler çokça bulunmakta, diğeri ise ortak kelime olmayan metinlerdir. Uygulamayla iki metni okuyan Hintli bir öğrencinin hangi metni daha kolay anladığı, ortak kelimenin onu Türkçe öğrenmeye teşvik edip etmediği belirlenmeye çalışılmıştır. Okuma metinleri öğrencilere verildikten sonra, okuma-anlamaya yönelik soru sorulmuştur. Çıkan sonucuna göre ortak kelimeler yardımıyla oluşturulmuş metnin Hindistanlı öğrencilerin okuma ve anlama becerisinde çok faydalı olduğu görülmüştür. Okuma metni ile beraber Türkçe ve Hintçe-Urduca ortak kelimeler yardımıyla çeşitli alıştırmalar da hazırlanmıştır. Çıkan sonucuna göre Hindistan'da Türkçe öğrenen Hindistanlı öğrenciler, Türkçe ve Hintçe-Urduca ortak kelimeler yardımıyla Türkçeyi daha kolay ve daha istekli öğrenmektedirler. Anahtar Sözcükler Hindistan, Türkiye, Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi, Ortak Kelimeler, Türkçe, Hintçe, Urduca
Eski Uygurca zaman kategorisinin metindilbilim açısından incelenmesi: İyi ve Kötü Prens öyküsü örneği
Son yıllarda zaman ekleriyle ilgili dilbilimciler tarafından zaman, görünüş (Aspect), kiplik konuları üzerinde yapılan çalışmalar artmıştır. "Eski Uygurca Zaman Kategorisinin Metin dilbilim açısından İncelenmesi : İyi ve Kötü Prens Öyküsü Örneği" başlıklı bu tezde, zaman kategorisi metindilbilim çatısı altında ele alınmış ve bu bakımdan eski Uygurca metinlerinde karşımıza çıkacak olan zaman ekleri incelenmiştir. Eski Uygurcada zaman eki olarak kullanılan -DX, -mXş, -(X/A)r, -GAy ve -DAçI eklerinin temel anlamlarının yanı sıra birden fazla anlama sahip olduğu da görülmektedir. Bu tezde bu eklerin taşıdığı anlamların bilişsel dilbilim çerçevesinde prototip anlamını ortaya koymak hedeflenmiştir. Bu çalışmada metin incelemesi için ön plan ve arka plan teorilere odaklanarak, İyi ve Kötü Prens Öyküsü metininde zaman eklerinin nasıl kullanıldığını incelemiştir. Metinde belli bir zaman grubunun kullanımı açısından diğer zamanlara göre daha yoğun tercih edilmiş olduğunu görmek mümkündür. Aynı zamanda zaman kategorisindeki bu seçim, aslında metinlerin türlerine göre de değişkenlik göstermektedir.
Moğol hukukuna ait Halha Jirum üzerine bir inceleme
Moğollar 1691-1911 seneleri boyunca yaklaşık iki yüz yirmi yıl kadar Mançulara tâbi olarak yaşadı. Bizim ele aldığımız Halha Jirum ise Moğolların, Mançulara bağlı yaşadığı dönemin 1709-1795 yılları arasında kullanıldığı hukuk kuralları içeren belgelerdir. Bu bağlamda Halha Jirum, Moğolların XVIII. yüzyıl kanunları ve sosyal yapısı konusunda aydınlatıcı olup Moğol tarihi ve Moğol hukuku için oldukça mühim bir kaynak niteliğindedir. Türkiyede bilinmeyen ve henüz hiç incelenmemiş olan Halha Jirum'un çeviri ve incelemesinin, Türkiye'de Türk-Moğol tarihi ve kültürü araştırmaları için önemli bir bilgi kaynağı olacağı düşünülmektedir. Bu amaçla öncelikle anlamı ve içeriği diğer iki nüshadan daha derli toplu olduğu için Baruun Hüree'nin Halha Jirum nüshası esas alınarak ve Jalan-Aajav'ın eserinde yaptığı sınıflandırma da göz önünde bulundurularak metin Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Daha sonra Halha Jirum, Cengiz Han'ın İh Zasag Ana Yasası ve 1640 yılında çıkarılan Moğol-Oirat Ana Yasası ile karşılaştırılarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Yabancılara Türkçe öğretiminde ikinci dil motivasyonel benlik sistemi ve ikinci dilde iletişim kurma istekliliği arasındaki ilişki
Bu araştırmanın temel amacı Türkiye'de Türkçe öğrenen uluslararası öğrencilerin sınıf içi iletişim kurma isteklilikleri ve motivasyonel benlik sistemleri arasında ilişkiyi açıklamaktır. Bu amaç doğrultusunda Hacettepe ve Gazi Üniversitelerinin Türkçe ve Yabancı Dil Uygulama ve Araştırma Merkezlerinde (TÖMER) 43 farklı ülkeden, 97 erkek, 73 kadın olmak üzere toplam 170 katılımcıdan veri toplanmıştır. Katılımcılara "ikinci dilde sınıf içi iletişim kurma istekliliği" ölçeği ile "ikinci dil motivasyonel benlik sistemi" ölçeğinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir anket uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları önce betimsel analizlerle incelenmiş ardından kadın ve erkek katılımcıların motivasyonu ve sınıf içi iletişim kurma isteklilikleri arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Araştırmanın temel amacı olan iki yapı arasındaki ilişkilerin incelenmesi ise Pearson korelasyonları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre bu iki yapı arasında pozitif yönlü güçlü ilişkiler olduğu görülmüştür. Bu bulgularla süreç odaklı motivasyon yapısı yani motivasyonel benlik sisteminin yabancılara Türkçenin öğretiminde uygulanabilirliği ispatlanarak alana katkı sağlanmıştır. Ayrıca çalışmada katılımcıların Türkçe düzeyleri ile bu iki yapısında anlamlı değişiklikler olup olmadığını incelemek için tek yönlü varyans analizleri yapılmıştır. Bu analizlere göre katılımcıların Türkçe düzeylerinde sınıf içi iletişim kurma istekliliklerine göre anlamlı farklılıklara rastlanmıştır. Bu yüzden eğitimcilerin bu yapıyı da göz önünde bulundurarak eğitim-öğretim süreçlerini planlamaları öğrencilerin Türkçe düzeylerini yükseltmelerine katkı sağlayabilir. Ancak, bu çalışmaya ek olarak araştırmacılar konu üzerine farklı gruplardan ve daha büyük gruplardan toplanacak verilerle alana katkı sağlanmaya devam edebilir. Özellikle, bireylerin algılanan motivasyon ve iletişim kurma istekliliklerini ölçeklerle ölçmenin yanı sıra nitel çalışmaların da yapılmasının alandaki araştırma boşluğunu doldurmaya katkı sağlayacağı söylenebilir.
Yabancı dil öğretimi bağlamında Türkçe ve Arapça organ adları içeren deyimlerin incelenmesi
Bir dili iyi öğrenmenin/öğretmenin en büyük göstergesi sadece o dilin dil bilgisi ve kelimelerinin öğrenilmesi/öğretilmesi değildir. Dil öğrenimi; deyim, atasözü ve kalıp sözler gibi derin kültürel unsurları barındıran söz öbekleriyle desteklenmelidir. Ana dili Arapça olanların, Türkçe öğrenirken deyim ve atasözü gibi söz öbeklerinin içinde söz sanatları, mecazi anlatım ve karmaşık söz dizimi gibi yer alan ögeler dolayısıyla güçlük çektikleri bilinmektedir. Arapçada deyim ve atasözlerinin şimdiye kadar kesin bir şekilde ayrımı yapılmadığı için Türkçe öğrenirken öğrenciler tarafından deyim ve atasözünün ayrımı da yapılamamaktadır. Türkçe deyimin kaç kelimeden oluştuğu tartışmalı bir konu olduğu gibi Arapçada da dilbilimciler arasında bu konuyla ilgili bir birlik olmadığı görülmektedir. Bazı Arapça sözlüklerde deyimin bir sözcükten bazılarında ise en az iki sözcükten oluştuğu görülmektedir. Türkçe ile Arapça arasında pek çok ortak kelime olduğu gibi birçok ortak deyim da vardır. Deyim, atasözü ve kalıp sözler gibi söz öbekleri de o dilin konuşulduğu ülke dışında öğrenilmesi güç bir iştir. Bu çalışmada öncelikle, Arapça ve Türkçede organ isimleri içeren deyimler saptanmıştır. Daha sonra ise, bu deyimlerin yapısal ve anlamsal açıdan benzerlikleri araştırılmıştır. Bu doğrultuda ana dili Arapça olan öğrencilere bu benzerlik ve farklılıklardan yararlanılarak deyimlerin nasıl öğretileceğine ilişkin öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanmış Deyimler sözlüğü ve Ömer Asım Aksoy Deyimler sözlüğü'nde (göz, kulak ve burun) organ adları içeren deyimler taranmıştır. Arapçada sözlüklerde (göz, kulak ve burun) organ adlarından oluşan deyimler de tespit edildikten sonra Türkçede tespit edilen deyimler ile karşılaştırılmıştır. İki dilde (göz, kulak ve burun) organ adları içeren deyimler gerek aynı ifade ve anlam açısından örtüşen gerekse de aynı anlam fakat ifadesi farklı olan deyimlerin tespiti yapılacmıştır. iki dilde tespit edilen deyimler, kaç sözcükten oluşması, hangi sözlüklerde bulunması, deyimi oluşturan unsurların temel ve yan anlamları ortaya konulup deyimlerin cümle içinde kullanımına birer örnek verilmiştir. "Göz" 15, "kulak" 12 ve "burun 5 deyimlerin açıklanması yapılıp iki dildeki benzer ve farklı yönler ortaya konulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulardan hareketle iki dil arasındaki deyimlerin benzer yönlerin Yabancı Dil olarak Öğretimi/Öğreniminde kolaylık sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Türkçe Deyimler, Arapça Deyimler, Deyimlerde Organ Adları, Türkçe Deyim Öğretimi
Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi kitaplarında ikilemelerin yapı, işlev ve anlam açısından değerlendirilmesi
Bu araştırmanın temel amacı Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen B1 ve B2 düzeyi öğrencilerinin kaynak kitaplarında bulunan ikilemelerin dağılımını tespit edip bu ikilemeleri yapı, anlam ve işlev açısından sınıflayarak incelemektir. Çalışmamızda aynı zamanda eğitim ve öğretim sürecinin temel unsurları olan materyallere de genel anlamda yer verilerek, bir materyalin hazırlanma sürecinde hedef grubun ve amacın ne kadar önemli olduğuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde birçok materyal, araç ve gereç öğretici rehberliğinde kullanılmaktadır. Her materyal hedef davranışın öğrenci tarafından kazanılmasını sağlayacak kimi özelliklere sahiptir. Nitekim bu materyallerin dilin hızlı, kolay, doğru bir şekilde öğretilmesine katkıda bulunması elzemdir. Çalışmamızda işitsel, görsel ve basılı materyallere kısaca değinilerek çalışmamızın oluşmasına kaynaklık eden ders kitaplarının özelliklerine yer verilmiştir. Çalışmamızın üçüncü ve son kısmında ise ikilemeler tanıtılmıştır. İkilemeler ele alındığı ilk zamanlardan beri sihirli bir yapı olarak görülmüş ve oluşum süreci ile birlikte kendi içindeki kurallar merak konusu olmuştur. Dolayısıyla ikilemelerin birçok çalışmanın ana eksenini oluşturduğu söylenebilir. Bu çalışmada da Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenlerin özellikle kalıplaşmış yapıları veya kültürel kavramları öğrenmede çektikleri zorluklar göz önünde bulundurularak kaynak kitaplarda yer etmiş ikilemeler incelenmiştir. İncelenen kitaplar sırasıyla Yedi İklim B1 ve B2 Ders Kitapları; Yeni Hitit B1 ve B2 Ders Kitapları; İstanbul TÖMER B1 ve B2 Ders Kitaplarıdır. Araştırmaya konu olan kitapların hem okuma metinleri hem alıştırmaları hem de dinleme metinleri incelenmiş, ikileme özelliği taşıyan sözcükler tespit edilmiş ve bunlar yapı, anlam ve işlev yönünden değerlendirilerek Yabancı Dil olarak Türkçe Öğretimindeki önemi irdelenmeye çalışılmıştır.
Yabancılara Türkçe öğretiminde sosyal medya kullanımının yazma becerisine etkisi
Teknoloji insan hayatını doğrudan etkilemekte, Web 2.0 araçlarında yaşanan gelişmelerle bireylerin internet araçlarını kullanma alışkanlıkları günden güne değişmektedir. Günümüzde insanlar zamanlarının çoğunu internette, özellikle de sosyal medya platformlarında geçirmektedir. Bireylerin var olan internet teknolojilerini ve sosyal medya araçlarını kullanma eğilimleri, uyumlu araçlardan yararlanılarak dil öğrenme fırsatlarına dönüştürüldüğünde öğretimin verimliliği ile öğrenici başarısının artacağı ve öğrenmenin daha kalıcı olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada ders dışı süreçlerde eğitim amaçlı sosyal medya kullanımının Türkçe öğrenen yabancıların yazma becerisi başarılarına ve öz yeterliliklerine etkisi araştırılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle gönüllü katılım formu, kişisel bilgi formu, yarı yapılandırılmış görüşme formları ve odak grup görüşmesi soruları hazırlanmış; hazırlanan formlar uzman görüşüne sunulduktan sonra formlara son şekli verilmiştir. Uygulama öncesinde hazırlanan formlarla öğretici ve öğrenicilerden veri toplanmış, doldurulan formlar betimsel analizle incelenmiş, katılımcıların sosyal medya kullanım alışkanlıkları ve en çok kullandıkları sosyal medya araçları tespit edilerek bu araçlar için ders dışı öğretimi destekleyici etkinlikler oluşturulmuştur. Hazırlanan YouTube ve WhatsApp etkinlikleri yabancılara Türkçe öğreten uzmanlarla paylaşılmış, etkinliklerle ilgili uzman görüşü alınarak etkinliklere son şekli verilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Türkçeyi Gazi, Gaziantep ve İstanbul Aydın üniversitelerinde ikinci dil, Yunus Emre Enstitüsünde yabancı dil olarak öğrenen B2 düzeyinde 79 öğrenici ve bu kurumlarda ders veren 5 öğreticiden oluşmaktadır. Çalışma öncesinde yabancılara Türkçe öğretimi alanında kullanılan dil öğretim setleri incelenmiş, ön test ve son test aşamalarında kullanılmak üzere yazma konuları belirlenmiştir. Ön test ve son test aşamalarında öğrenici kompozisyonlarının değerlendirilmesi için Büyükikiz (2011) tarafından hazırlanan "Yazılı Anlatım Dereceli Puanlama Anahtarı", yazma öz yeterliliklerinin belirlenmesi için Büyükikiz (2011) tarafından geliştirilen "Yazma Becerisi Öz Yeterlilik Ölçeği" kullanılmıştır. Uygulama öncesinde her bir uygulama merkezi için öğreniciler yansız atama ile deney ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Her iki gruba bağımlı değişkenin ön test ölçümü olarak uzman görüşleri doğrultusunda seçilen yazılı anlatım konularından bir kompozisyon yazdırılmış ve öz yeterlilik ölçekleri doldurtulmuştur. Deney grubunun dersleri 6 hafta boyunca bağımsız değişken olarak belirlenen sosyal medya içerikleriyle desteklenmiş, kontrol grubunun derslerinde ise herhangi bir çalışma yapılmamıştır. 6 hafta sonunda her iki gruba son test ölçümü olarak kompozisyon yazdırılmış ve öz yeterlilik ölçekleri doldurtulmuştur. Ön test ve son test aşamalarında öğrenicilerden toplanan nicel veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında toplanan nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz yöntemleri kullanılmış, nicel veriler öğretici ve öğrenicilerin dil öğretim süreçlerinde sosyal medyadan yararlanmaya yönelik görüşleri ile desteklenmiştir. Çalışma sonucunda sosyal medya araçlarının, Türkçeyi yabancı ve ikinci dil olarak öğrenenlerin yazma becerilerini ve yazma öz yeterliliklerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Araştırma kapsamında toplanan nitel veriler, yazma başarısı testi ve yazma öz yeterlilik ölçeği ile toplanan nicel verilerle tutarlılık göstermektedir. Sosyal medya araçları sayesinde öğrenicilerin öz yeterlilikleri yükselmekte, sosyal medyada öğreniciler hedef dilin doğal kullanımlarına tanık olmakta, zaman ve mekân kısıtlaması olmaksızın bilgiye erişmekte, öğretim süreçlerinde kendilerini daha rahat hissetmekte, hata yapmaktan korkmamakta, sınıf dışında da hedef dile maruz kalmakta, arkadaşlarıyla ve öğreticilerle kolaylıkla iletişim kurmakta, öğreticiler sosyal medya uygulamaları üzerinden öğrenicilere anında dönüt verebilmektir. Bununla birlikte dil öğretiminde sosyal medya araçlarından yararlanmanın bazı olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Sosyal medya araçları kullanılırken bağlantı problemleri yaşanabilmekte, internete erişimde öğrenicilerin eşit şartlara sahip olmaması fırsat eşitsizliğine neden olmakta, etkinlikler sırasında öğrenicilerin dikkati dağılabilmekte, öğreniciler farkında olmaksızın sosyal medya platformlarında fazla zaman harcamakta, bu durum öğrenicilerde göz sorunları gibi sağlık problemlerine neden olmakta, kontrolü sağlanmadığı takdirde öğrenicilerde istenmeyen öğrenmeler gerçekleşebilmektedir.
Küreselleşme sürecinde Türk Dünyası'nda İMF politikalarının ekonomik analizi: Kazakistan örneği
Küreselleşen dünya ekonomisinde en önemli rolü oynayan aktörlerin başında şüphesiz IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gelmektedir. Bu kuruluşlardan özellikle IMF, uyguladığı ekonomi politikaları ile Türkiye'de ve Türk dünyası ülkelerinde ekonomik küreselleşmenin hızla yayılmasını sağlamıştır. Kurulduğu 1947 yılından günümüze üye ülkelere çeşitli mekanizmalar ile krediler sağlayan IMF, bu krediler karşılığında yalnızca faiz getirisi elde etmekle yetinmemiş, ülkelerin ekonomi politikalarına da doğrudan ve dolaylı müdahalelerde bulunmuştur. Bu müdahaleler genellikle Ortodoks iktisat politikaları çerçevesinde şekillenen, özelleştirme, döviz kurunun devalüasyonu, para arzının kontrolü, sübvansiyonlar ve sosyal yardımların kaldırılması gibi uygulamalardır. Söz konusu müdahalelerin yalnızca ekonomi üzerinde değil siyaset ve sosyo-kültürel hayat üzerinde de olumlu ve olumsuz etkileri olmuştur. Bu çalışmada IMF politikaları ile Türkiye ve Türk dünyası ülkelerinde yayılan ekonomik küreselleşmenin söz konusu ülkelere ekonomik, siyasi ve sosyo-kültürel etkilerinin karşılaştırmalı olarak araştırılması amaçlanmaktadır. Söz konusu etkileri topluca ve karşılaştırmalı olarak ele alan herhangi bir çalışma olmadığından bu çalışma literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde küreselleşme kavramı özellikle ekonomik boyutu ile ele alınmıştır. İkinci bölümde ekonomik küreselleşmenin hızla yayılmasında önemli etkisi olan IMF politikaları ülke örnekleri ile araştırılmıştır. Üçüncü bölümde benzerlikleri nedeniyle seçilen Türkiye ve Kazakistan'da uygulanan IMF politikaları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise küreselleşmenin son olarak ulaştığı nokta, post-globalizasyon süreci ve küreselleşmenin ekonomik boyutunda IMF gibi kurumların değişen yapısı ve rolü incelenmiştir.
Turkestanskiye Vedomosti Gazetesine göre Türkistan'da Posta ve Telgraf Teşkilatı
"Turkestanskiye Vedomosti Gazetesine Göre Türkistan'da Posta ve Telgraf Teşkilatı" başlıklı bu çalışmada Türkistan Askeri Valiliği'nin yayın organı olan ve 1870-1917 yılları arasında, Taşkent'te yayınlanan Turkestanskiye Vedomosti isimli süreli yayın esas alınarak Türkistan topraklarında XIX. yüzyılın ikinci yarısında yer alan önemli gelişmeler, özellikle posta yollarının oluşması, posta hizmetlerinin, telgraf ağlarının meydana gelmesi ve haberleşme temelinin atılması konuları hakkında malumat vermek amaçlanmıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ve XX. yüzyılın başları Türkistan'ın hem toplumsal hem fikri hayatı açısından dikkat çekici bir dönemdi. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan'daki siyasi durum önemli ölçüde değişmeye başladı. Zira Çarlık Rusyası Türkistan'ın içlerine ilerlemeye devam ederek 1864-1868 seneleri arasında Evliya Ata, Çimkent, Semerkant gibi büyük şehirleri aşama aşama ele geçirmişti. Bu bağlamda Türkistan'da yeni idari yapılar kurulmaya ve toplum hayatını ilgilendiren birçok alanda değişimler yaşanmaya başlamıştı. Türkistan topraklarında kurulan Rus idaresi kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve merkezi hükümet ile olan bağlantısını kuvvetlendirmek üzere haberleşme ve ulaşım yollarını kurmaya ihtiyaç duymuştur. Zira bu uzak bölgenin merkezî idare ile önce idari, sonra ticari ve sanayi amaçlar için hızlı bir şekilde iletişim kurması gerekiyordu. Orta Asya hanlıklarında posta yolu, posta hizmeti ve telgraf gibi gelişmiş haberleşme türleri mevcut olmadığından 1864 yılında bölgede ilk posta yolu yapılmış ve haberleşmenin temelleri atıldıktan sonra Türkistan topraklarının önemli şehirleri arasında yeni posta haberleşme hatları ortaya çıkmış, ticari, sanayi ağırlıklı ve önemli bir nüfusa sahip kaza ve vilayetlerde postaneler açılmaya başlamıştır. Posta hizmetinin yanı sıra bölgede telgraf iletişimi meydana çıkmıştı ve bölgenin belli başlı yerlerinde telgraf ağları kurulmaya başlamıştır. İşbu çalışmada Turkestanskiye Vedomosti gazetesi aracılığıyla elde edilen tüm haber ve alakalı yorumlardan yola çıkarak Türkistan topraklarında Posta ve Telgraf Teşkilatının kurulması ve işletilmesi hakkında daha kapsamlı bilgi sunulmaya çalışılmıştır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretenlerin konuşma becerisini ölçme sürecine yönelik uygulamaları
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde konuşma becerisinin yaygın olarak öğretmenler tarafından yapılması öznel olarak verilen notların geçerlik ve güvenilirlik düzeylerinin sorgulanmasına sebep olmaktadır. Kendine özgü karmaşık ve çok öğeli bir yapı barındıran ölçme değerlendirmenin geçerlik, güvenilirlik ve kullanışlık gibi temel ölçütler bağlamında düzenlenmesi kuşkusuz eğitsel bir zorunluluktur. Bu bağlamda Türkçeyi yabancı dil olarak öğretenlerin konuşma becerisini ölçmeye yönelik uygulama süreçlerini, bu konudaki ölçme yeterliklerini sağlam bir zemine oturtarak oluşturmaları konuşma becerisinde yaşanan nesnellik sorunun üstesinden gelinmesini de sağlayacaktır. Bu çalışmada yabancı dil olarak Türkçe öğretenlerin konuşma becerisinin ölçme ve değerlendirme konusundaki yeterlikleri ve uygulama süreçlerine ilişkin bilgi edinilmiş, var olan durum betimlenmiştir. Araştırmada, nicel yöntemlerden ilişkisel tarama modeli ve teknik olarak da sormaca tekniği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında yabancı dil olarak Türkçe öğretenlerin konuşma becerisini ölçme sürecinde dikkat ettikleri hususlar (KSDEH), konuşma becerisini ölçme sürecine yönelik uygulamaları (ÖSYU) ve konuşma becerisini ölçme sürecinde kullandıkları tekniklere (ÖSKT) ilişkin bir sormaca hazırlanmıştır. Öncelikle alanla ilgili literatür taraması yapılmış, daha sonra ise hazırlanan maddelerden meydana gelen madde havuzu oluşturulmuştur. Bu işlem tamamlandıktan sonra 8 alan uzmanı ile maddeler hakkında görüşülerek, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde ölçme değerlendirme ile ilgili karşılaştıkları sorunlar, dikkat ettikleri hususlar ve kullanılan yöntem ve tekniklerle ilgili bilgiler toplanmış, bu bilgiler maddeleştirilerek geliştirilmesi düşünülen 3 ölçeğe ölçtükleri özellikler dikkate alınarak dağıtılmıştır. Bunun ardından maddeler sade ve anlaşılır olma durumları ile bir maddenin birden fazla yargı ve düşünce ifadesine sahip olma durumu bakımından tekrar gözden geçirilmiş, maddelerin kapsam geçerliliği için uzman görüşüne başvurulmuş, her ölçek ölçme değerlendirme alanında uzman 2 akademisyen, yabancılara Türkçe öğretiminde deneyimli 8 alan uzmanı tarafından incelenmiştir. Gerekli izinler alındıktan sonra verilerin sağlıklı toplanabilmesi için kişisel bilgi formu; KSDEH, ÖSYU ve ÖSKT ölçekleri internet sitesine yüklenmiştir. Örneklem grubunda yer alan yabancı dil olarak Türkçe öğretenlere e-posta yoluyla ulaşılarak sormacayı doldurmaları istenmiştir. Öğretmenlerden gönüllü olanlar çalışmaya katılmışlardır. Sistem üzerinden veri toplama süreci 2020 – 2021 eğitim öğretim yılında yaklaşık olarak 3 ay sürmüştür. Verilerin doğruluğunu teyit etmek ve mükerrer dolumları tespit etmek için formu dolduran katılımcıların ip adresleri ve zaman damgaları sistemden alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Türkiye genelinde ve Yunus Emre Enstitüsünün yurtdışındaki merkezlerinde yabancılara Türkçe öğretimi konusunda 29 farklı kurum ve kuruluşta görev yapan toplam 218 öğretmen oluşturmaktadır. Sormacada yer alan sorulara ait frekans ve yüzde değerleri ile ortalama ve standart değerleri tablo halinde verilmiş, ayrıca sormacada yer alan her bir maddeye ait frekans tablosu hazırlanmış, frekans değerleri bar grafiği şeklinde sunulmuştur. Öğretmenlerden toplanan nicel veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu araştırmada cinsiyet, yaş, çalışma süresi, mezun olunan fakülte, eğitim durumu, ölçme dersi alma ve konuşma becerilerinin nasıl ölçüleceğine dair eğitim alma gibi değişkenlerin öğretmenlerin konuşma becerisini değerlendirmede etkili olup olmadığı da araştırılmıştır. Çalışma sonucunda öğretmenlerin konuşma becerisi ölçme sürecinde CEFR kazanımlarına göre soru hazırladıkları, geçerli notlar verebilme ve nesnelliği, güvenirliği arttırdığı için ölçek kullanımını tercih ettikleri ortaya çıkmıştır. Ancak öğretmenlerin konuşma becerisini değerlendirirken öğrencilerin diğer becerilerdeki başarı ve başarısızlık durumlarını göz önünde bulundurdukları kısacası okuma, dinleme ve yazma becerilerinden alınan diğer notların öğrencinin konuşma sınavından geçer not alıp almama durumunu belirleyen bir kıstas olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin dilin içerik boyutunda ele alınan temel ölçütleri göz önünde bulundurma oranlarında farklılık olduğu, anlatım boyutunda ele alınan ölçütleri dikkate alma oranlarında ise benzerlik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Meslekteki hizmet süresi arttıkça alternatif ölçme değerlendirme tekniklerini (görsel üzerinden öykü anlatımı, grafik veya tabloyu tümcelere dönüştürme, bir ses dinlettikten veya bir video izlettikten sonra öğrencinin konuşma yapması vb.) kullanma veya tercih etme oranının da azaldığı belirlenmiştir. Aynı zamanda öğretmenlerin uygulanabilirlik ve güvenirlik ölçütleri gözetilerek doğrudan bilgiyi ölçen teknikleri kullanmayı tercih ettikleri ancak en az etkileşim öğesi üzerinde yoğunlaştıkları da ortaya çıkmıştır.
Yabancılara Türkçe öğretiminde öğreticilerin pedagojik yeterliklerine yönelik bir inceleme
Öğretme-öğrenme süreçlerinin merkezinde günümüz kabullerine göre öğrenci vardır ancak öğreneni de süreci de şekillendiren öğretendir. Öğretenin, öğretim sürecindeki başarısı ise yeterlikleri ve yeterliklerine ilişkin algısı ile doğru orantılıdır. Öğretenin yeterliği söz konusu edildiğinde, eğitim öğretimin her türü ve aşamasında olduğu gibi, ikinci/yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde de öğretmenin/öğreticinin bazı bilgi alanlarına hâkimiyeti ve öğretmenlik gibi sorumluluğu yüksek bir mesleği yerine getirebilecek yeterliklere sahip olması gerekmektedir. Çalışma kapsamında bu yeterlikler ve bilgi alanları öğretmen/öğretici, ikinci dil/yabancı dil gibi kavramsal farklılıklara duyarlık gösterilerek açıklanmıştır. Çalışma, öğreticilerin pedagojik yeterliğine ve öz yeterlik düzeyine yoğunlaştığından iki ayrı başlıkta hem nitel hem nicel veri toplanarak yakınsayan paralel karma yöntem desenlemesi ile veri toplanmış ve inceleme yapılmıştır. Söz konusu incelemeyi yapabilmek için alana özgü pedagojik yeterlik tanımlamaları ile yeterliği ve öz yeterliği ölçmek için yararlanılacak araçlar olmadığından amaca uygun araçlar geliştirilmiş ve veriler bu sayede toplanabilmiştir. İncelenen veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veriler kendi doğasına uygun olarak analiz edildikten sonra dereceli puanlama anahtarı kullanılarak nicelleştirilmiş ve karşılaştırılabilir hâle getirilmiştir. Gelecekte disiplinler hâlinde branşlaşma potansiyeli taşıyan Türkçe öğretimi alanına özgü bu tanımlamalar ve kavramlaştırmalar önemsenmiştir. Bu kavramlaştırmaların yanı sıra alanyazındaki yabancı, yabancılara Türkçe, yabancı dil olarak Türkçe gibi adlandırmalar da epistemolojik bir yaklaşımla irdelenmiştir. İkinci/yabancı dil olarak Türkçe öğreticilerinin yeterlik ve öz yeterliklerine odaklanan çalışma kapsamında yapılan tarama sonucu ulusal ve uluslararası alanyazında konuyla ilgili üzerinde uzlaşma olan bazı durumlar tespit edilmiştir. Bunların başında öğreticiyi bilim uzmanından ayıran yeterlik alanının pedagoji olduğu ve yeterlik alanlarının ayrı ayrı değil bir arada ve bütünleyen yapıda ele alınması gerektiğidir. Yapılan araştırma neticesinde tespit edilen bir diğer bulgu ise öğretmen/öğretici eğitiminin sürekli olarak hizmet öncesi, hizmet içi, iş başında eğitim gibi alt başlıklara ayrılsa da hayat boyu öğrenme, sürekli gelişim yaklaşımı ile bütüncül bir yapıda planlanması gerektiğidir. Ana dili olarak Türkçe öğretmenlerinin yetiştirilmesinde bu konuda alınmış kayda değer bir mesafe varken ikinci/yabancı dil olarak Türkçe öğreticilerinin eğitiminde standartlaşma gibi henüz önemli eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Toplanan veriler analiz edildiğinde ikinci dil olarak Türkçe öğreticileri ile yabancı dil olarak Türkçe öğreticilerinin öz yeterlik ve yeterlik puanları birbirine yakın çıkmıştır. Diğer taraftan, her iki grupta da yeterlik puanları algılanan öz yeterlik kadar yüksek değildir ve desteklenmesi gereken birçok yeterlik olduğu görülmüştür. Toplanan veriler göstermiştir ki her iki grupta da öğreticilerin yeterlik puanları özellikle alan bilgisinin kullanıldığı durumlarda yüksekken pedagojik yeterlikler söz konusu olduğunda puanlarda önemli oranda düşüşler görülmektedir. Çalışma sonucunda, demografik bilgi formlarından elde edilen bilgilere göre, öğreticilerin %50'ye yakını, alanda, pedagoji eğitimi almadan çalışmaktadır ve Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine yönelik bir sertifika programına katılmamıştır. Anlamlı bir fark oluşturmamakla birlikte pedagoji eğitimi alan kişilerin toplam puanları hem yeterlikte hem de öz yeterlikte daha yüksek çıkmıştır. Katılımcıların tam puana yakın düzeyde öz yeterlik algısına sahip oldukları ancak yeterliklerine bakıldığında alınan puanların görece düşük olduğu ve düşüşlerin alan bilgisinden çok pedagojik bilginin yoğun biçimde işletilmesi gereken maddelerde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında pedagojik yeterlikler üzerinde alana özgü çalışmalara yoğunlaşılıp çıktıların öğretici yetiştirme süreçlerine yansıtılması sayesinde öğretici yetiştiren programların ve sürecin standart bir yapıya kavuşturularak denetimli biçimde geliştirilebilir hâle getirilmesi gerektiği ve hâlihazırda çalışan öğreticilerin teknolojik pedagojik alan bilgisi (technological pedagogical content knowledge) ve yeterliklerini geliştirmeye yönelik desteklenmesinin faydalı olacağı tespit edilmiştir.
Gagauz konuşma dili: Kıpçak kasabası örneği
Gagauz yazı dili XX. yüzyılda konuşma dili temelinde gelişmeye başlamıştır. Bugüne kadar Gagauzca üzerine yapılan gramer araştırmaları ve makalelerin çoğu yazılı metinlerden hareketle yapılmıştır. Yazı geleneği yeni olduğu için konuşma dili Gagauzcanın esas şeklidir. Bugünkü konuşurların çoğu okulda anadili eğitimini almamış, bu yüzden genelde yazı diline hakim değildir. Bu çalışma, Moldova Cumhuriyeti Gagauzya Özerk Bölgesi Kıpçak kasabasında konuşulan Gagauzcanın tipik özelliklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kıpçak'ta alan araştırması sırasında derlenen malzemeden hareketle konuşma dilinin ses envanteri çıkarılmış, fonemleri ve varyantları tespit edilmiş, parçalarüstü birimler ele alınmış, ses değişimleri betimlenmiştir. Konuşma dilinin leksikolojik özellikleri ortaya çıkarılmış, farklı dillerden alınan kopya kelimelerin tasnifi yapılmıştır. Ünlülerin vurgusuz hecelerde indirgenmesi, farklı nedenlerden meydana gelen değişken ünlü uzunluğu, hece ve ses düşmeleri, çeşitli ses nöbetleşmeleri, süre, durak ve vurgu gibi parçalarüstü birimlerin anlam ayırıcı olabilmesi, konuşma dilinin fonetik ve fonolojik özellikleridir. Başta Rusça olmak üzere yabancı dillerden kopyalanan kelime ve yapıların yaygın bir şekilde kullanımı konuşma dilini standart yazı dilinden ayıran ana karakteristiklerden biridir. Anahtar Sözcükler: Gagauzca, konuşma dili, Kıpçak kasabası, fonoloji, leksikoloji
Türkmencenin türetim morfolojisi
Bu çalışma, ana dili konuşuru tarafından Türkmenistan Cumhuriyeti sınırları içerisinde konuşulan Türkmencenin türetim morfolojisini eş zamanlı olarak ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Taranan eserlerden türetim ekleri ve bu eklerin işlevleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Türetim ekleri, işlevleri ve türetim potensiyelleri açısından ele alınırken aynı zamanda eklerin morfosemantik ve morfofonolojik özellikleri üzerinde de durulmuştur. Çalışmada Türkmencedeki türetim eklerini ayrıntılı bir biçimde incelemek için öncelikle Türkmenistan'da yayımlanan gazete, dergi, deyimler ve atasözleri kitabı, masal, destan, hikâye ve romanlardan yararlanılmıştır. Bu kapsamda toplam 22 gazete, 9 dergi ve 17 edebi eserden örnekler alınmıştır. Eklerin tespit edilen işlevleri örnekler ile desteklenmiştir. Bazı örnekler cümle içerisinde ve transkripsiyonlu olarak verilmiştir. Bununla Türkmencenin standart yazımda ve standart konuşmadaki farklılıkları gösterilmeye çalışılmıştır. Türkmencenin türetim morfoloji sisteminin daha iyi anlaşılması için tespit edilen eklerin işlevsel görünümleri Türkmence gramerlerde yer alan tespitlerle karşılaştırılmıştır. Tespit edilen bazı eklerin Türkiye Türkçesindeki işlevleri üzerinde de durulmuştur. Tez, iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Türkmencenin bugünkü durumu, Türkmence biçimbilgisi üzerine yapılan ön çalışmalar, türetkenlik ve türetkenlikle ilgili teorik bilgiler, Türkmencede kelime türetme yolları ve türetim eklerinin morfofonolojik görünümleri hakkındaki genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, Türkmencenin türetim ekleri: isimden isim yapım ekleri, fiilden isim yapım ekleri, isimden fiil yapım ekleri ve fiilden fiil yapım ekleri ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler Türkmence, Biçimbilgisi, Türetkenlik, Türetim ekleri, Ek işlekliği, Alomorf
İtalya'da okutulan "Corso di lingua turca" adlı yabancı dil olarak Türkçe öğretimi ders kitabının incelenmesi
Bu çalışmada Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi amacıyla İtalyan bir yazar tarafından İtalya'da yazılmış olan "Corso di lingua turca" adlı yerel nitelikli ders kitabı incelenmiştir. Bu doğrultuda alanyazın taraması yapılmış, Türkçe öğrenen İtalyanlara yönelik hazırlanmış ders kitabının hangi tarihsel ve bilimsel birikimlere dayandığını anlamak amacıyla, öncelikli olarak Türk – İtalyan ilişkileri başlangıcından günümüze dek özetlenmiştir. Bu bağlamda anlatılan tarihsel neden ve koşullar altında, İtalyanlar tarafından yazılmış Türkçe öğretim kitapları hakkında bilgi verilmiştir. Ders kitabının incelemesinde ise nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılarak veriler toplanmıştır. Eldeki verilerden yola çıkılarak tümevarım yöntemiyle kitap inceleme ölçeği oluşturulmuş ve içerik analiziyle değerlendirme yapılmıştır. Ders kitabı hakkında yapılan genel bir bilgilendirmenin ardından; görsel ögeler, metinler, dil bilgisi öğretimi, alıştırmalar, sözcük öğretimi, kitabın dili, kültür ve yöntem başlıklarında elde edilen bulgular yorumlanarak işlenmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışmada elde edilen tüm bulgular genel bir değerlendirme ile sonuca bağlanarak bunların ışığında çeşitli önerilere yer verilmiştir. Çalışmanın, günümüzde İtalya'da yaygın bir biçimde kullanılan bir Türkçe öğretimi ders kitabının farklı açılardan incelenmesi ve değerlendirilmesi ile İtalya'da bu konuda oluşmuş bilimsel birikimi açıklayarak Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Alanya örneğinde Almanca-Türkçe iki dillilik: Ses, yapı ve anlambilim açısından toplumdilbilimsel bir inceleme
Toplumdilbilimsel temelli araştırmalar artan bir ivmeyle literatürde yerini almaktadır. Bu tezde de toplumdilbilimsel çalışma konularının başında gelen iki dillilik kavramı, Alanya'da yaşayan geç iki dilli Almanların hedef dil Türkçeyi konuşmaları üzerinden ses bilimsel, yapı bilimsel, anlam bilimsel ve söz dizimsel başlıklar altında Alanya merkez alınarak toplumdilbilimsel çerçevede incelenmiştir. Bu sebeple tezin ilk amacı katılımcıların Türkçeyi konuşurken Türkçeden yaptıkları ses bilimsel, yapı bilimsel, anlam bilimsel ve söz dizimsel sapmaları göstermek ve bunları tespit ederken kültürel farkındalık ve hazırbulunuşluk durumlarının onların dil edinim ve öğrenmelerine etkisini ortaya koymaktır. Çalışma sadece Alanya'da yaşayan yetişkin Türkçe bilen Almanları kapsarken; çalışmaya katılan bir erkek dışında katılımcıların tamamı kadın olduğu için cinsiyet, katılımcıların geldikleri eyaletler farklılık oluşturduğu için de eyaletlerin ağız özellikleri kapsam dışı tutularak standart Almanca temel alınmıştır. Bu çalışmada, yarı yapılandırılmış görüşme, gözlem ve içerik analizi olmak üzere birden fazla araştırma yöntemi uygulanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme, önceden hazırlanan yazılı soruların katılımcıya sözlü olarak sorulması ve yanıtların ses kayıt cihazıyla kayda alınmasıyla birlikte not alma şeklinde gerçekleşmiştir. Gözlem yöntemi ise Türkçeye yönelik yaklaşım ve tutumlar bölümüne veri sağlamak amacıyla tercih edilmiştir. Yapılan çalışmada gözlem ve görüşme yoluyla elde edilen nitel araştırma verileri içerik analiziyle incelenmiştir. Yapılan çözümlemeler ve değerlendirmelerden, katılımcıların daha çok ana dil kaynaklı olmak üzere hedef dil olarak Türkçeden ses bilimsel, yapı bilimsel, anlam bilimsel ve söz dizimsel olarak sapma yaptığı, gönüllü göçle gelen katılımcıların Türkçeye ve Türk kültürüne karşı olumlu yaklaştıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi, Alanya'daki Almanlar, Toplumdilbilim, Geç İki dillilik, Dil Edinimi, Ses bilim, Yapı bilim, Anlam bilim, Söz dizimi, Türk Kültürü
Dil ilişkileri bağlamında Halaçça
Halaçça, birçok dilsel özelliğiyle karşılaştırmalı-tarihsel-dilbilimsel Türkoloji ve Altay dilleri kuramı açısından büyük bir önem taşır. Günümüzde irili ufaklı birçok köyde, çok az sayıda nüfus tarafından konuşulan bu dilin geleceği hakkında olumlu değerlendirmeler yapılmamaktadır. Yakın zamana kadar Halacistan kırsalında geniş işlev alanına sahip olan Halaçça, geçen yüzyıldaki büyük toplumsal değişimler nedeniyle işlev kaybına uğramıştır. Günümüzde dillerinin işlev alanının dar olması nedeniyle Halaçların topluluk dışı iletişimlerinde büyük oranda Farsçayı benimsedikleri görülmektedir. Farklı toplumsal dinamikler nedeniyle Halaç köylerindeki dilsel görünüm çeşitlilik göstermektedir. Bu nedenle bu çalışmada Halaç nüfusunun görece fazla olduğu Telhab köyü üzerinde durulacaktır. Alandan elde edilen veriler sosyal ve yapısal özellikler göz önünde bulundurularak değerlendirilecektir. Farçanın Telhab Halaççası üzerindeki etkisi, Lars Johanson'un kod kopyalama modeline göre ele alınacaktır. Dil edinimi sürecindeki yetersizlikler ve Farsçadan yapılan kopyalamalar nedeniyle Telhab Halaççasının işlevsel ve yapısal daralma sürecinin çok ileri bir aşamasında olduğuna işaret edilecektir.