
20
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Üçüncü azı dı̇ş gelı̇şı̇mı̇nı̇n kronolojı̇k yaşla ı̇lı̇şkı̇sı̇nı̇n demı̇rjı̇an yöntemı̇ ı̇le değerlendı̇rı̇lmesı̇
SİRKECİ, S. Üçüncü azı diş gelişiminin kronolojik yaşla ilişkisinin Demirjian yöntemi ile değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Çocuk Diş Hekimliği Uzmanlık Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışmanın amacı, 5-18 yaş arasındaki bireylerde üçüncü azıların gelişimlerinin kronolojik yaşla olan ilişkisini incelemektir. Önceden elde edilmiş 1249 adet panoramik radyograf iki farklı gözlemci tarafından Modifiye Demirjian yöntemi ile değerlendirilmiştir. Gözlemciler içi ve gözlemciler arası uyumun değerlendirilmesi için sınıf içi korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Üçüncü azı dişlerinin gelişimi ile kronolojik yaş arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Spearman korelasyon katsayısı ve Ki-kare testinden yararlanılmıştır. Çeneler ve çene bölgeleri arasındaki farklar ise t-testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Veriler, SPSS 20.0 (SPSS Inc. Chicago) paket programı ile analiz edilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlılık p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Üçüncü azı dişlerinin gelişimi ile yaş arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05) . Üçüncü azı dişlerinin tomurcuk görünümü radyografik olarak en erken 6 yaşında ve en geç 14 yaşında izlenmiştir. Üçüncü azı dişlerinin gelişim evreleri üzerinde cinsiyet farklılığının etkisi anlamlı değildir (p>0.05). Ancak, üçüncü azı dişlerinin gelişim evrelerinin her birisi için çeneler arası farklılığın etkisi araştırıldığında 7, 8, 9, 10 ve 11 yaş için anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu yaş dönemlerinin her birisi için alt çene üçüncü azı dişlerinin gelişimlerinin, üst çenedeki karşıtlarına göre daha ileridedir (p<0.05). Kron gelişiminin tamamlanması en erken 9 yaş civarında gerçekleşirken; kök gelişiminin tamamlanması 18 yaş civarında gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Üçüncü azı dişleri, gelişim evreleri, kronolojik yaş, Demirjian Yöntemi.
Süt ve daimi dişlerde uygulanan farklı kök kanal preparasyon tekniklerinin kök kanal anatomisi üzerindeki etkilerinin mikro bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Bu çalışma, süt dişlerinde konvansiyonel ve döner eğelerle yapılan kanal şekillendirme prosedürünün kök kanal morfolojisinde yol açtığı değişiklikleri daimi diş ile kıyaslamalı olarak mikro bilgisayarlı tomografi (μBT) ile değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çekilmiş 36 daimi ve 36 süt azı dişi, uygulanacak olan kök kanal preparasyon tekniğine göre 6 alt gruba (n=12/grup) ayrılmıştır. Dişlerin preoperatif μBT kayıtları alındıktan sonra sekanslı döner eğe sistemi, tekli döner eğe sistemi ve konvansiyonel eğe sistemi kullanılarak kök kanalları şekillendirilmiştir. Kök kanal preparasyonunu takiben, dişler preoperatif konum ve parametrelerle μBT cihazında yeniden taranmıştır. İşlem öncesi ve sonrası elde edilen veriler görüntü analiz programında üst üste çakıştırılmış ve morfolojik değişiklikler hesaplanmıştır. Verilerin istatistiksel incelemesinde Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi ve Conover Çoklu Karşılaştırma Testleri kullanılmıştır. Süt ve daimi dişlerde hacim ve yüzey alanı, farkı döner eğe sistemleri uygulanan gruplarda konvansiyonel sisteme kıyasla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Dokunulmamış alan miktarı döner eğe sistemleri kullanılan gruplarda anlamlı düzeyde düşük çıkmıştır (p=0,009 ve p<0,001). Daimi dişlerdeki dokunulmamış alan süt dişlerine göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,001). Daimi dişler, süt dişlerine kıyasla hem mesiodistal hem de bukkolingual yönde anlamlı düzeyde yüksek apikal transportasyon göstermiştir (p=0,002 ve p<0,001).
Maksiller sinüs augmentasyonunun total sinüs hacmi ve sinüs fizyolojisine etkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
Sinus lifting procedure is a form of preprosthetic surgery for increasing the quantity of bone in the posterior maxilla. Although not many patients develop maxillary sinus pathology-related complaints after sinus floor elevation surgery, this procedure carries the inherent risk of compromising sinus physiology. There is the risk of miscalculating the amount of available bone in the posterior maxilla for implant placement by using two-dimensional panoramic views. CBCT provides much more accurate measurements of the available bone volume. The overall aim of the present thesis were to evaluate three-dimensionally the augmented bone volume and total volume of the maxillary sinus, correlation between the thickness of the Schneiderian membrane and crestal gingival thickness, following sinus lift procedures. In this study all included 22 patients were successful two stage sinus elevation surgeries and without complications. All patients were preoperatively and postoperatively analyzed by CBCT. The average percentage of the grafted part was 14.87 % through manual measurements and 14.66 % through automatically measurements. Safe volume after sinus grafting means not to interfere with the osteomeatal unit that hazardous to sinus physiology. No correlation weref found between the thickness of the Schneiderian membrane and crestal gingival thickness.
İki farklı lazer sistemi ile pürüzlendirilen dentin yüzeyine uygulanan farklı adeziv sistemlerin bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması
Asitle pürüzllendirmenin rezin esaslı dental materyallerin bağlanma dayanımını artırdığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, asidtle pürüzlendirmeye alternatif olabilecek femtosaniye lazer uygulaması ve Er:YAG lazer uygulamasının total-etch ve self-etch adezivlerle kullanımı sonrasında dentine bağlanma kuvvetine etkisini karşılaştırmaktır. Bu çalışmada 72 adet çürüksüz, gömülülük nedeniyle çekilmiş 3. molar diş kullanılmıştır. Örnekler dişlerin okluzal yüzeyi açıkta kalacak şekilde akrilik bloklar içerisine yerleştirilmiş ve mikrotomla kesilerek dentin yüzeyi açığa çıkarılmıştır. Elde edilen dentin örnekleri farklı pürüzlendirme yöntemleri(Er:YAG lazer, femtosaniye lazer ve kontrol) ve farklı adeziv sistemlerin(total-etch ve self-etch) makaslama bağlanma dayanımına etkisini incelemek için 6 farklı gruba ayrılmıştır. Örneklere pürüzlendirme işleminden sonra adeziv sistemler aracılığıyla kompozit rezin bağlanarak makaslama bağlanma dayanım testi uygulanarak, bu testte elde edilen değerler incelenmiştir. Daha sonrasında oluşan kırık yüzeyleri, stereo mikroskopta incelenerek oluşan kırık tipleri tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda makaslama bağlanma kuvveti testi sonuçları ve incelenen kırık yüzeylerinin birbirlerini destekler nitelikte olduğu gözlenmiştir. Dentin yüzeyinin Er:YAG lazer pürüzlendirildiği ve total-etch adeziv kullanılan grupta makaslama bağlanma dayanımı diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Uygulanan pürüzlendirme yönteminden bağımsız olarak, self-etch ve total-etch adeziv uygulaması arasında makaslama bağlanma dayanımı açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür (p>0,05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde ettiğimiz bulgularının ışığında, Er:YAG lazer uygulanmasından sonra dentin yüzeyinde istenilen bağlantı dayanımının sağlanabilmesi için lazer ve asitle kombine pürüzlendirme gerekmektedir.
Trombositten zengin fibrin hazırlanmasında farklı santrifüj parametrelerinin büyüme faktörleri ve sitokin değerleri üzerine etkisi
Cerrahi periodontal tedavinin arzu edilen hedefi periodontal rejenerasyonu sağlamaktır. Bunun için birçok materyal ve bioaktif ajan geliştirilmiştir. Trombositten Zengin Fibrin (PRF) son yıllarda klinik araştırıcıların ilgisini çeken, hastanın kendi kanında elde edilen, yüksek konsantrasyonlarda platelet içeren biyoaktif bir materyaldir. PRF'nin eldesi ile ilgili birçok çalışma yapılmış ancak g kuvveti ve santrifüj süresi konusunda bir standardizasyon sağlanamamıştır. Bu tezin amacı; L-PRF cihazı ile sıradan bir laboratuar santrifüjünün g kuvvet değerlerini eşitleyerek elde edilen büyüme faktörü ve sitokin miktarını karşılaştırmak, ayrıca optimum g kuvvet değeri ve santrifüj süresini, büyüme faktörlerinin miktarı üzerinden belirlemektir. Çalışmaya periodontal ve sistemik açıdan sağlıklı 10 birey dahil edilmiştir. Her hastadan; 1 tüp kontrol grubu (L-PRF, 400xg 12 dk), 12 tüp çalışma grubu (200,400,600,800×g; 10, 12, 14 dk) olmak üzere toplam 13 tüp kan alınmıştır. Kanlar belirlenen süre ve g kuvvetlerinde santrifüj edilmiş ve 1., 3., 7. günlerdeki PDGF, TGF-β1, IL-1β salımlarına bakılmıştır. Üç molekül için de 1. günde en yüksek salım değerleri kontrol grubunda görülmüştür. Üçüncü ve 7. günlerde ise kontrol grubundan elde edilen salım değerleri azalırken PDGF-AB ve IL-1β için 800xg 14 dk ve 600xg 10 dk, TGF-β1 için ise 400xg 12 dk gruplarında daha yüksek salım değerleri görülmüştür. Bu sonuçlar standart masaüstü santrifüjlerin L-PRF cihazına uygun alternatif olabileceğini ve daha uzun süre ile büyüme faktörü/sitokin salımı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak bu etkilerin hücre ve doku düzeyinde incelendiği ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Trombositten zengin fibrin, PRF, büyüme faktörü, sitokin, PDGF-AB, TGF-β1, IL-1β Destekleyen Kurumlar: Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Birimi (Proje kodu: THD-2017-15113)
Türkiye'deki bir grup çocuk diş hekiminin sedasyon uygulamasına ilişkin görüş ve yaklaşımları
Diş hekimi korkusu, diş tedavisi sırasında ortaya çıkan tehdit edici uyaranlara karşı meydana gelen normal bir duygusal tepkidir. Diş hekimliği uygulamalarında hastanın korku ve kaygısı tedaviye uyumu güçleştirmekte, hatta bazen imkansız kılmaktadır. Özellikle çocuk hastalarda korku ve tedirginlik uygun yöntemlerle giderilmediğinde tedavi gerçekleştirilemez. Temel davranış yönlendirme teknikleri kullanılarak, hasta ve hekim arasındaki iletişimin güçlendirilerek hastanın kaygı ve korkusunun azaltılması, kaliteli diş hekimliği hizmeti verilmesi hedeflemektedir. Kaygı ve korku, temel davranış yönlendirme teknikleri ile aşılamadığında koruyucu stabilizasyon, sedasyon ve genel anestezi gibi daha ileri tekniklere ihtiyaç duyulmaktadır. Literatürde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da çocuk diş hekimlerinin davranış yönlendirmesi ve sedasyon uygulamalarına dair güncel araştırmalar mevcuttur. Ancak ülkemizde çocuk diş hekimliğinde kullanılan davranış yönlendirmesi teknikleri ve sedasyon uygulamaları henüz araştırılmamış bir konudur. Ülkemizdeki çocuk diş hekimlerinin davranış yönlendirme teknikleri ve sedasyon ile ilgili eğitimleri, görüşleri ve uygulamaları hakkında bilgi edinmek amacıyla yapılan bu çalışmada, verileri elde etmek için hazırlanan anket formu linki, e-posta aracılığı ile çocuk diş hekimlerine gönderilmiştir. Sonuçlar, katılımcıların bazı sosyo-demografik özellikleri, davranış yönlendirme teknikleri ile ilgili aldıkları eğitim ve davranış yönlendirme teknikleri ile ilgili uygulamaları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Temel davranış yönlendirme teknikleri ve genel anestezi ile ilgili uygulamalı eğitim alan katılımcıların sayısı fazla iken; sedasyon uygulamaları ile İlgili uygulamalı eğitim alan katılımcı sayısı azdır. Katılımcıların büyük çoğunluğu hastalarının tedavisinde farmakolojik teknikleri uygulamaktadır (%72,3) ve en sık uygulanan farmakolojik teknik genel anestezidir (%61,2). Hastalarının tedavisinde sedasyonu tercih eden katılımcı sayısı azdır. farmakolojik tekniklerden %14,8 nitröz oksit/oksijen (N2O/O2) inhalasyonu, %12,7 N2O/O2 inhalasyonu dışındaki düşük dereceli sedasyon, %17,0 orta dereceli sedasyon, %28,0 derin sedasyon uygulanmaktadır. Katılımcıların %95'I orta dereceli sedasyon, tamamı derin sedasyon uygulamları sırasında ekipte anestezi uzmanı da bulundurmaktadır. Katılımcıların farmakolojik teknik uygulama seçimini en fazla etkileyen faktörler sırasıyla; gerekli ekipmanın olması, aldıkları eğitim ve hastanın sistemik durumudur.
Bulk fill kompozit rezinlerin mikrosertlik değeri ve dönüşüm derecesinin in vitro olarak değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı, bulk fill kompozit rezinlerin mikrosertlik değeri ve dönüşüm derecesinin değerlendirilmesidir. Çalışmada, 5 adet bulk fill kompozit rezin [Filtek Bulk Fill Posterior (FB), 3M ESPE; Tetric EvoCeram Bulk Fill (TBF), Ivoclar Vivadent; SonicFill 2 Bulk Fill (SF), Kerr Co.; SDR Bulk Fill (SDR), Dentsply ve Venus Bulk Fill (VB), Heraeus Kulzer] ile 1 adet geleneksel kompozit rezin [Filtek Ultimate (FU), 3M ESPE] kullanılmıştır. Mikrosertlik değeri ve dönüşüm derecesini belirlemek için 6 mm çapında 1, 2, 3, 4 ve 5 mm kalınlığında teflon kalıplar kullanılarak ve kompozit rezinler bu kalıplar içerisine yerleştirilerek her bir kompozit rezin materyal için 30 adet (n=6), toplamda 180 adet örnek hazırlanmıştır. Örneklerin alt ve üst yüzey mikrosertlik [Vickers sertlik (HV)] değerleri ölçülmüştür. Her bir materyalden elde edilen farklı kalınlıktaki örneklerin, alt yüzey sertlik değeri üst yüzey sertlik değerine bölünerek dönüşüm dereceleri (DC) hesaplanmıştır. DC ve HV değerleri, Kruskal Wallis testi ve Dunn Sidak düzeltmesi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir (p=0,05). Üst yüzeyde tüm kalınlıklarda en yüksek ortalama üst yüzey HV değeri (116,52± 1,32 N/mm2) SF grubunda 3 mm kalınlıkta, en düşük ortalama üst yüzey HV değeri (37,78±1,59 N/mm2) SDR grubunda 5 mm kalınlıkta gözlenmiştir. Alt yüzeyde en yüksek ortalama alt yüzey HV değeri (109,41±1,41 N/mm2) SF grubunda 1 mm kalınlıkta, en düşük ortalama alt yüzey HV değeri ( 33,47±1,26 N/mm2) SDR grubunda 5 mm kalınlıkta belirlenmiştir (p<0,05). DC % tüm materyallerde artan kalınlıkla düşmüş olup, ortalama DC %, en yüksek VB grubunda 1 mm kalınlıkta (% 97,07), en düşük FU grubunda 5 mm kalınlıkta (% 47,36) bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada, tüm kompozit rezin gruplarında 1, 2, ve 3 mm kalınlıkta DC yüzdeleri eşik değer olan % 80'in üzerinde olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışmada, tüm gruplarda kompozit rezinin kalınlığı arttıkça alt yüzeydeki HV değerlerinin düştüğü ve kompozit rezin türünün HV ve DC değerlerini etkilediği görülmüştür.
İmplant destekli restorasyonlarda abutment yüzeyinin likit lateks bariyer ile kaplanmasının artık siman miktarına etkisinin in-vitro incelenmesi
İmplant destekli siman tutuculu restorasyonların simantasyonu sonrasında, artık simanın tamamen temizlenememesi implant çevresi dokulara zarar veren hatta implant kaybına neden olan ciddi bir sorundur. Bu in-vitro çalışmanın amacı, simantasyon sırasında uyguladığımız likit lateks bariyerin, taşan simanın dişetinin altında kalan implant dayanağı üzerine yapışmasını engellemeye yönelik etkisini değerlendirmek ve basamak derinliğinin, temizleme işlemleri sonrasındaki artık simanın alan ve derinliğine olan etkisini araştırmaktır. Bu amaçla, implant analoglarının akrilik blokların içine gömülü olduğu ve üstünde 4mm yükseklikte yapay dişeti silikonu bulunan 20 tane standart model hazırlandı. Sonrasında, anatomik dayanaklar (4,5mm çapında ve dişeti yüksekliği 2,5-4mm olan) modeller uygun Ncm ile torklandı. Modeller siman temizleme prosedürüne göre iki gruba ayrıldı (geleneksel sond ile temizleme ve likit lateks bariyer tekniği ile temizleme). CAD/CAM ile üretilen standart 20 adet polimetilmetakrilat geçici kron ile iki farklı siman temizleme prosedürü gerçekleştirildi. Çıkarılan kron-dayanak kompleksleri ışık mikroskobu altında 20 büyütmede fotoğraflandı. Artık simanın kapladığı alan ve derinlik ölçümleri Image J bilgisayar programı kullanılarak dijital ortamda yapıldı. Çalışmamızın sonucunda likit lateks bariyer tekniği, hazırladığımız in-vitro şartlarda (1,5-0mm basamak derinliğinde) geleneksel sond ile temizleme prosedüründe basamak derinliği arttıkça temizlenmeden kalan artık siman miktarı ve derinliği de artmaktadır. Likit lateks bariyer tekniği ise dayanak yüzeyinde artık simanın kalmasını önleyerek daha güvenli bir siman temizleme yöntemi olmuştur. Anahtar Kelimeler: Simantasyon, dental implant, dayanak, artık siman, likit lateks bariyer tekniği
Farklı irrigasyon teknikleriyle kullanılan fitik asitin epoksi rezin ve kalsiyum silikat esaslı kök kanal dolgu materyallerinin kök kanalına bağlanma dayanımı üzerine etkisi
Arslan, E. Farklı İrrigasyon Teknikleriyle Kullanılan Fitik Asidin Epoksi Rezin ve Kalsiyum Silikat Esaslı Kök Kanal Dolgu Materyallerinin Kök Kanalına Bağlanma Dayanımı Üzerine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Programı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2018. Bu çalışmanın amacı, farklı irrigasyon teknikleriyle aktive edilen fitik asitin epoksi rezin [AH Plus (DENTSPLY DeTrey, Konstanz, Almanya)] ve kalsiyum silikat esaslı [NeoMTA Plus (Avalon Biomed Inc, Bradenton, Florida, ABD)] kanal dolgu materyallerinin push-out bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Çalışmada toplam 128 adet, yeni çekilmiş tek köklü insan dişi kullanılmıştır. Tüm dişler koronal kısımları uzaklaştırıldıktan sonra ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) nikel-titanyum döner eğeleri ile F3'e kadar genişletilmiştir. Dişler son yıkama solüsyonuna göre rastgele olarak 2 alt gruba ayrılmıştır: 1) %17'lik EDTA (ENDO-SOLution, Cerkamed, Nisko, Poland) ve %1'lik fitik asit (Sigma Aldrich, Saint Louis, USA) (n=64/grup). Daha sonra, bu 2 grup kullanılacak irrigasyon yöntemine göre de 4 alt gruba ayrılmıştır: 1) Standart irrigasyon, 2) Sonik, 3) Ultrasonik ve 4) Lazer ile aktive edilmiş irrigasyon (n=16/grup). Yıkama ve kurutma işlemi tamamlanan gruplar kullanılacak pata göre rastgele 2 gruba ayrılmıştır: 1) AH Plus 2) NeoMTA Plus (n=8/grup). Universal test cihazı (Lloyd LRX; Lloyd Instruments Ltd, Fareham, UK) kullanılarak push-out bağlanma dayanımı testi gerçekleştirilmiştir. 3 yönlü ANOVA ve Games Howell Post-hoc testleri kullanılarak veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bağlanma dayanımı sonuçlarına göre, irrigasyon yöntemleri ve kanal dolgu materyalleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Fitik asidin kullanıldığı gruplar, EDTA'ya göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri sergilemiştir (p<0.05). Fitik asit olumlu sonuçlar göstermiştir ve bu nedenle, endodontik tedavilerde EDTA'ya alternatif bir ajan olarak önerilebilir. Anahtar kelimeler: Push-out bağlanma dayanımı testi, AH Plus, NeoMTA Plus, EDTA, fitik asit, irrigasyon teknikleri
Kronik periodontitis hastalarında kök sementi ve salya nano ve mikro yapılarının incelenmesi
Periodontal hastalığın ilerlemesi sürecinde, sement ve salyanın yapısı çevredeki patolojik değişiklikler nedeniyle farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; kronik periodontitis hastalarında servikal sement ve salya nano yapılarının incelenmesi ve salyanın servikal sement üzerindeki olası etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışmaya; kronik periodontitis hastaları (n=10) ve periodontal açıdan sağlıklı kontrol bireyleri (n=8) dahil edildi. Bireylerden çekim endikasyonu olan tek köklü dişler elde edildi. Sement örnekleri, dişlerin servikal bölgelerinden 1 mm'lik horizontal kesitler alınarak elde edildi. Aynı bireylerden uyarılmamış total salya örnekleri alındı. Küçük ve Geniş Açılı X-Işını Saçılma Analizleri (SAXS ve WAXS) ile servikal sement ve salya nano yapıları incelendi. Nano oluşumların yarıçap ve uzaklık değerleri, sement WAXS grafikleri ve üç boyutlu profil geometrileri elde edildi. Kronik periodontitiste servikal sement nano parçacıklarının yarıçap ve uzaklık median değerleri sırasıyla 360 Å ve 1177 Å; kontrol grubunda ise 344 Å ve 1070 Å olarak bulunmuştur. Kronik periodontitis grubunda salya nano parçacıklarının yarıçap ve uzaklık median değerleri sırasıyla 424 Å ve 1337 Å; kontrol grubunda ise 491 Å ve 1544 Å'dur. Kontrol grubu sement örneklerinde daha şiddetli ve daha fazla sayıda WAXS profili pikleri gözlenmiştir. Salya nano parçacıklarının üç boyutlu profilleri ile sement nano parçacıklarının üç boyutlu profil geometrileri arasında benzerlikler gözlenmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre; (i) kronik periodontitis grubunda sement nano parçacıkları kontrol grubuna göre daha büyük ve seyrektir (ii) salyadaki nano parçacıklar kronik periodontitis grubunda kontrol grubundan daha küçük ve yoğundur (iii) kontrol grubu sement örnekleri kronik periodontitis grubuna göre daha kristal yapıdadır (iv) salya ve sement nano oluşumlarının üç boyutlu profil geometrilerinin benzerlikleri sement ve salya arasında nano ölçekte bir etkileşim olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Kronik periodontitis, sement, salya, nanoyapı, SWAXS Destekleyen Kurumlar: HÜBAB, proje kodu:THD-2017-15177