Harran University
Anabilim Dalı

İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı

Harran University

602

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Sahâbe devrinde Anadolu'da İslâmiyet'in yayılışı (610-720) ve Anadolu'da sahâbe izleri

Araştırmanın konusu, sahâbe döneminde Anadolu'da İslâm'ın yayılışı ve Anadolu'da sahâbeden kalan maddî ve manevî izlerdir. Araştırmanın amacı, Anadolu'ya sahâbe tarafından gerçekleştirilen fetihler, bu fetihlere katılan sahâbîlerin tespit edilmesi ve sahâbenin Anadolu'da bıraktığı maddî kalıntıları ve manevî etkileri incelemektir. Bu bağlamda, hangi sebeple olursa olsun Anadolu'ya gelmiş olan sahâbîler tespit edilmiş ve günümüzde sahâbîlere atfedilen yerler (özellikle türbeler) incelenmiştir. Anadolu'nun pek çok beldesinde sahâbîlere ait olduğu iddia edilen türbeler olduğu gözlenmiştir. Bu türbelerin gerçekten birer kabir olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Varsa kitabeleri incelenmiş ve tarihi kayıtlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Yine halk inanışlarında farklı sahâbîlerin yer aldığı anlatımlara rastlanmıştır. Konumuzla ilgili verileri siyer, meğâzî, tabakât, fütûh ve İslâm tarihi kaynaklarından tespit ettik. Ayrıca saha araştırması yaptık. Saha araştırmasında elde edilen bulguları temel kaynaklar bağlamında tahlil, mukayese ve tenkit yöntemiyle gerçek durumlarını tespit edip görüşlerimizi dile getirdik. Bu konuda daha önce yapılmış olan benzer çalışmaları inceledik. Bu çalışmaların tahlil ve tenkitlerini de yapıp eksik yönlerini ortaya koyduk. Anahtar Kelimeler: İslâm Tarihi, Sahâbe, Anadolu, Fetih, Anadolu Sahâbîleri, Tabakât, Büldân, Türbe, Makâm.

Bilal Güler
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk mûsikîsi tarihinde dinî güfte mecmuaları: Tasnif, kaynaklık ve metodoloji

Türk mûsikîsi icra, eğitim ve aktarım metodu olan meşkin en temel yardımcı araçlarından olan güfte mecmuaları, belirli bir amaçla tertip edilen; içeriğinin çoğunun besteli şiirlerden oluştuğu, en azından makam atfı verilerek açıkça veya eserdeki bilgilerinden dolaylı olarak anlaşılan eserlerdir. Söz konusu mecmualar, genel olarak dinî ve din dışı olmak üzere ikiye ayrılır. İçeriğindeki besteli eserlerin çoğunluğu din dışı beste türlerinden oluşanlar din dışı güfte mecmuası diye tanımlanırken büyük kısmı dinî beste türlerinden meydana gelenlere dinî güfte mecmuası denir. Türk mûsikîsinde güfte mecmualarının, üstün kaynak değerinden ziyade bir repertuvar havuzu gibi algılanması, onlardan oldukça sınırlı istifade edilmesine sebep olmuştur. Bu durum, mecmuaların henüz tam anlamıyla anlaşılamamış ve sunduğu birincil verilerin yeterince önemsenmemiş olduğunu göstermektedir. Bu çalışma ise, adı geçen yazmaların Türk mûsikîsi tarihi yazımının temel kaynaklarından olduğunu savunarak alana farklı bir bakış açısı getirmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda, dinî güfte mecmualarının barındırdığı zengin bilgilerle Türk mûsikîsinin teorik ve pratik yönlerini, tarihsel ve sosyo-kültürel boyutlarını derinlemesine aydınlatan en önemli esaslardan biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, sahip oldukları çok yönlü içerik sayesinde, edebiyat, tasavvuf ve sosyoloji gibi çeşitli disiplinler için de birer belge niteliği taşıdıkları tespit edilmiştir. Dinî güfte mecmualarını metodolojik bir yaklaşımla analiz eden bu çalışma, ilgili malzemelerin hem sayı hem de içerik açısından son derece kapsamlı bir şekilde incelendiği ilk araştırmadır. Bu bağlamda, bugüne dek detaylıca tanımı yapılmamış, temel kavramlarına ilişkin terminolojisi oluşturulmamış ve tasnif ölçütleri belirlenmemiş olan araştırma alanı, tarafımızca sağlam bir ilmî zeminde oluşturulmuştur. Tarihsel müzikoloji ve belge analizi başta olmak üzere disiplinler arası bir yaklaşımla, dinî güfte mecmuası türleri ve pek çok beste türünün tarihî seyri kaynaklara yansıdıkları ilk andan itibaren detaylıca analiz edilmiştir. Bu analizler neticesinde, beste türlerine ilişkin mevcut bilgilerin sorgulanması ve yeniden değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Ayrıca, her bir mecmua türünün kendine has özelliklerini ve konumunu belirleyecek ayırt edici yönleri tespit edilmiştir. Böylece her bir mecmuanın dâhil olduğu sınıflandırma netleştirilmiş; ilgili türün Türk mûsikîsindeki önemi, kapsamı, repertuvar zenginliği ve yaygınlığı ortaya konulmuştur. Bununla birlikte mecmuaları merkeze alan çalışmaların azlığı ve sistemsel bir metodolojinin yoksunluğu tespit edilmiştir. Bu durum göz önüne alınarak, ilgili araştırmacılar için üç aşamalı bir metodoloji önerisi geliştirilmiştir. Sunulan bu metodoloji; bir mecmua özelinde, bir kütüphane özelinde ve bir konu etrafında yapılacak incelemeler için özel olarak geliştirilmiş yöntemler, metotlar ve tablo şablonlarından oluşmaktadır. Bu metodolojik yaklaşımın uygulanmasıyla, güfte mecmualarının temel kaynak seviyesine çıkarılması ve çok daha kısa sürede nitelikli çalışmalara ulaşılması hedeflenmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, mecmuaların içindeki en küçük bilgi kırıntısının dahi titizlikle değerlendirilmesiyle, mûsikî tarihi yazımı, nazariyat ve repertuvar tarihi ile eleştirel biyografi açısından önemli birer ilmî vesika olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, ilgili belgelerin mûsikî, edebiyat ve tasavvuf disiplinlerinde mevcut bilgilere düzeltmeler ve yeni bilgiler ekleyebilecek nitelikte oldukları örneklerle gösterilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Dinî Mûsikî, Müzikoloji, Güfte Mecmuası, Dinî Güfte Mecmuası, Beste Türleri, İlâhî ve Tesbîh Mecmuası, Tasnif, Metodoloji.

BiçimDini müzikGüfte mecmuası+4
Mustafa Said Dilek
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

DİB dinî mûsikî kursu ve kurs mezunlarının yereldeki faaliyetleri: Kahramanmaraş ve Şanlıurfa örneği

Bu çalışma, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) 2013'ten beri düzenlediği dinî mûsikî kurslarında uygulanan eğitimi ve sahadaki yansımalarını incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, kurs içeriklerini, eğitimcilerin yaklaşımlarını, mesleki yeterliliklerini ve mezun din görevlilerinin görev yerlerinde gerçekleştirdikleri dinî mûsikî faaliyetlerinin niteliği ve etkinliğini araştırmaktır. Çalışmanın bölümlerinde dinî mûsikî tarihçesi, DİB kurslarının amacı, müfredatı, gelişim süreci, toplumsal etkileri, mezunların istihdam durumları ve Kahramanmaraş ile Şanlıurfa'daki yerel faaliyetler detaylı olarak ele alınmıştır. Çalışma, büyük ölçüde Ankara'daki eğitimciler ve farklı şehirlerdeki mezunlarla yapılan kapsamlı kişisel görüşmelere dayanmaktadır. Görüşmeler sonucunda eğitim içeriği ve uygulamalarına dair önemli bulgular ile sorun alanları tespit edilmiş, DİB'e bağlı Kur'an kurslarındaki dinî mûsikî derslerine ilişkin yapısal sorunlara da değinilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda eğitimdeki problemlere çözüm önerileri sunulmuş ve daha nitelikli faaliyetlerin geliştirilmesi değerlendirilmiştir. Mevcut çalışma, DİB bünyesindeki dinî mûsikî eğitimlerine dair özgün ve nitelikli veriler sunarak, tespit edilen sorunlara çözüm odaklı önerilerle literatür boşluğuna katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Mehmet Çetin
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Asr-ı Saadet'te cenazenin techiz, tekfin, tedfin işlemleri ile kabir ziyareti ve taziye uygulamaları

Fizyolojik olarak diğer canlılarla ortak özellikleri olan insan, akıl sahibi ve sosyal bir yapıya sahip olması itibariyle diğer canlılardan daha üstündür. Bu üstünlük ölüm anında ve ölümünden sonra yapılan işlemlerde de kendini göstermektedir. Bu işlemlerde semavi dinler ile beşeri ideolojiler arasında farklılıklar olduğu gibi semavi dinlerin kendi aralarında da bu konuda farklılıklar vardır. Bu çalışmamızda öncelikle İslamiyet'ten önce, semavi dinler ile semavi olmayan bazı inanışlardaki cenaze uygulamaları incelenmiştir. Ardından insanlığın en parlak dönemi olan Asr-ı Saadet'te bir insanın ebedi âleme intikali ve bu çerçevede yapılan uygulamalar incelenmiş, son olarak da Hz. Peygamber ile ilk dört halifenin cenaze işlemleri ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır. Hz. Peygamber'in yaşadığı dönemde bir insanın ölümü ile başlayıp, ölünün yıkanması, kefenlenmesi, gömüleceği yere kadar taşınması, kabre defnedilmesi, kabir ziyareti ve taziye uygulamaları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu çalışmadaki amaç İslam öncesi toplumlardaki cenaze işlemleriyle İslam'ın ilk yıllarında Hz. Peygamber'in öğrettiği şekliyle yapılan cenaze işlemlerinin bir arada toplanmasıdır. Bu şekilde cenaze uygulamalarının İslam'dan önceki, İslam'ın ilk yıllarındaki ve Hz. Peygamber'den sonra günümüzdeki halinin tarihsel olarak incelenip bir arada bulundurularak kıyaslanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Asr-ı Saadet, Techiz, Tekfin, Kabir ziyareti, Taziye

Cenaze hizmetleriHz. MuhammedHz. Muhammed Dönemi+7
Muhammet Necip İlbay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihi ve kültürü ile Doğubayazıt

Eski çağlardan beri önemli yerleşim ve yönetim merkezlerden biri olan Doğubayazıt şehrinin idari yapısında ve coğrafi konumunda zamanla bazı değişiklikler olmuştur. Önceleri eyalet, bağımsız beylik, sancak ve Bayezid vilayetinin merkezi olan bu şehir, il merkezinin Karaköse (Ağrı)'ye taşınmasından sonra ismi Doğubayazıt olarak değiştirilerek müstakil bir ilçe durumuna getirilmiş. Günümüzde Ağrı vilâyetinin ilçesi olan Doğubayazıt, tarih boyunca bölgenin önemli yerleşim alanlarından biri olmuştur. Mittaniler, Urartular, Medler, Persler, Şeddadiler, Eyyûbîler, Bizanslar, Sasaniler ve Osmanlılar bu bölgede devlet bazında uzun süre etkili olmuşlardır. 1372 -1872 yılları arasında Serhad Beyliğinin merkezi olan Doğubayazıt'ta Kürt beylikleri önce bağımsız sonra özerk bir yapı olarak 400 yıl kadar burada hükümferma olmuşlardır. 19.yy sonlarından itibaren Osmanlılar Bayezid sancağını merkezden yönetmeye çalışmışlar ve 1923'ten itibaren de Doğubayazıt önce il sonra da ilçe merkezi yapılarak günümüze kadar bu şekilde gelmiştir. Bu çalışmada; Mittani, Urartulardan, İslam'ın bölgeye gelişineve o tarihten Cumhuriyet dönemine kadar Doğubayazıt ve çevresinde hüküm süren millet ve devletlerin, tarihi seyri incelenerek gelişmeler kronolojik olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda Doğubayazıt'ın tarihi süreci; İslam öncesi ve sonrası olarak genel bir değerlendirmeye tabi tutulmuş, arkeolojik çalışmalar, yeni bilgi, belge ve bulgular ve dijital veriler ışığında yazılı kaynaklardaki tutarsızlıklar karşılaştırılarak kronolojik gelişmeler ayrıntılı bir biçimde analiz edilmiştir. Son dönem gelişmeleri de yeniden değerlendirilerek gözden geçirilmiştir. Doğubayazıt ve çevresinde yazılı kaynaklardan başka, tarafımızdan yerinde bazı araştırma ve incelemeler yapılarak bölgenin eski kale, saray, kervansaray, köprü, kanal,türbe, medrese, cami, mescit ve alimleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bazîd, Doğubayazıt, Serhad Beyliği, Ağrı Dağı, Ahmed-i Hanî

Ahmed-i HaniAğrı-DoğubayazıtKent tarihi+3
Ahmet Öner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İskender Pala'nın romanlarında geleneksel ve dini unsurlar

İskender Pala, birçok türde eser veren günümüz yazarlarındandır. Bu eserler, genellikle tarihi ağırlıklıdır. Bunun yanı sıra aşk uğruna yapılan fedakârlıklara büyük önem veren yazar, ilâhi aşk ve sevgiliye olan maddi aşkı betimlemelerle anlatma yoluna gider. İskender Pala, eserlerini herkesin anlayacağı şekilde yalın bir dil kullanarak okurlarına sunar, atasözleri ve deyimleri sıklıkla kullanır. Gerçeklikten uzaklaşmadan tarihi bilgilerden de yararlanan Pala, metinlerarasılık tekniğini sıklıkla kullanır. İskender Pala, eserlerinde yalnızca geçmiş zamandan bahsetmez, günümüz ülkeler arası stratejilere de atıfta bulunur. Bu çalışmada İskender Pala'nın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilir. Çalışmamızda İskender Pala'nın Abum Rabum (2023) , Surname (2022) , Od (2011) , Efsane (2013), Mihmandar (2022) , Katre-i Matem (2022), Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk (2018) ve Şah Sultan (2010) adlı romanlarda geleneksel ve dini bulgulara dair incelemeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler, Atasözleri ve Deyimler, Dini Yaşam, Efsanevi Şahsiyetler, Gündelik Yaşam, Tasavvufi Unsurlar, Halk İnanışları ve Batıl İnanışlar olmak üzere yedi başlık altında sınıflandırılır. Çalışmamızda gelenek kavramına dair genel bilgiler verilir, aşk ve gelenek, dil ve gelenek, edebiyat ve gelenek, tasavvuf ve gelenek birlikte ele alınır. İskender Pala'nın eserlerinde geleneksel ve dini unsurlar önemli bir yer edinir.

Yusuf İslam Çakmak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cihan Aktaş'ın öykülerinde gelenek

Çok yönlü bir edebi kişiliğe sahip olan Cihan Aktaş,1980'li yılların ilk yarısından itibaren edebi faaliyetlerine başlamıştır. Roman, hikâye, günlük, araştırma-inceleme türlerinde eser veren Cihan Aktaş: yaptığı çalışmaları tecrübeleriyle harmanlamıştır. Ülkedeki gelişmeleri yakından takip eden Aktaş, ülke gündemini ve gündelik yaşamın akışını eserlerine yansıtmaktadır. Edebiyatımıza yazım çeşitliliğindeki geniş yelpazesiyle katkıda bulunan Cihan Aktaş'ın öykülerinde kurguladığı karakterler genellikte gündelik hayatta karşılaşılabilecek insan tiplemelerinden oluşmaktadır. Bu karakterlerin yaşantıları ve ruh halleri üzerinden pek çok öğreti anlatılmaktadır. Yazar karakterleri üzerinden toplumsal değerler, âdetler ve kültür öğeleri hakkında mesaj vermektedir. Bu anlamda Cihan Aktaş'ın öykü karakterleri, yaşanan dönemin hâkim geleneğinden de izler taşımaktadır. Cihan Aktaş, öykülerinde; sosyal hayat, dini inanış, halk inanışı, giyim-kuşam tarzı, yeme-içme gibi kültür öğelerini gelenekle bağlantılı olarak kaleme almıştır. Problem durumu "Aktaş'ın öykülerinde gelenek unsurunun ve söz konusu unsurların eserlere ne ölçüde yansıtılabildiği" sorusuyla incelenmekte ve Cihan Aktaş'ın on üç öykü üzerinde çalışılmaktadır. Netice itibariyle bu çalışmada, Cihan Aktaş'ın öykülerinde, geleneğin yansımalarının tespiti ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Berna Oskay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sahâbede tövbe anlayışı

İnsanlık tarihi kadar eski olan tövbe eylemi, irade sahibi olan insanoğlunun hayatında hep var olmuştur. Vahyin ilk muhataplarından olan sahâbe, Hz. Peygamber'in terbiyesi ve gözetimi altında yetişen bir nesil olmasına rağmen; günah işlemekten geri duramamış ve bunun sonucunda da nedâmet duygusuyla tövbe ipine sarılmışlardır. Birçok konuda rol-model olan sahâbîler tövbe konusunda da sonraki nesillere örneklik teşkil etmişlerdir. Yanlış eylemlerde bulunan sahâbîler bazen ilahî vahiy ile bazen de Hz. Peygamber tarafından bizzat uyarılmıştır. Bunun üzerine gelen uyarıları bir tavsiye kabul ederek hatalarından arınma yolunu seçtikleri görülmüştür. Bu çalışmada, tövbe kavramının pek çok ayet ve hadiste nasıl ele alındığı ve tövbe eyleminin genel çerçevesinin nasıl çizildiği incelenmiştir. Hz. Peygamber'in söz ve davranışlarıyla tövbe konusunda ashâbına yol gösterdiğine örnek olaylar üzerinden değinilmiştir. Sahâbenin günah işledikten sonraki tutum ve davranışlarına yer verilerek, hatalarını telafi etmek için nasıl bir yol izledikleri ele alınmıştır. Sahâbenin işlediği günahlar kategorize edilerek başlıklar üzerinden sunulmuştur. Az da olsa bazı sahâbîler tövbe etmeyi geciktirerek, hatalarını sürdürmüşlerdir.

Evin Gezen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlk Haçlı seferlerinin bazı batılı yazarların eserlerindeki yansımaları

Haçlı seferlerinin sebepleri ile ilk Haçlı seferlerinin batılı kaynaklarda nasıl aktarıldığı konusu bu çalışmanın ana fikrini oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Haçlı seferlerinin sebepleri ele alınarak, konuya her boyutu ile değinilmeye özen gösterilmiştir. Özellikle dini, siyasi ve ekonomik sebeplerin yanı sıra o dönemde Müslümanların Hristiyanlara karşı tutumlarının nasıl olduğu ve Haçlı seferlerinin başladığı dönemde İslâm dünyasının genel durumunun bu seferlere etki edip etmediği gibi hususlar üzerinde durularak, bu sebepler mümkün mertebe açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde I. Haçlı Seferi'nin genel seyri üzerinde durulmuş, Haçlı seferleri için yapılan çağrı sonrası Hristiyan orduların ilerleyişleri ve icraatları, batılı tarihçilerin kronikleri temel alınarak özetlenmiştir. Haçlıların Anadolu'ya girdikten sonra başta İznik olmak üzere ele geçirdikleri yerler ve bunların önemi üzerinde durularak, Antakya ve Kudüs'ün nasıl ele geçirildiğine ışık tutulmaya çalışılmıştır. İlk Haçlı seferlerine müteakip meydana gelen Haçlı hareketleri açıklanarak bu seferlerden sonra Doğu'da kurulan Haçlı devletlerinin hangileri olduğu belirtilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; II. Haçlı Seferi'nin nedenleri ele alınırken özellikle Urfa şehrinin Zengî Hanedanlığı tarafından Haçlılardan geri alınmasının bu sefere olan etkisini açıklamaya özen gösterilmiştir. II. Haçlı Seferi'nin genel seyri ve sonuçları ile Kudüs'ün Selâhaddîn-i Eyyûbî tarafından geri alınması ve bu durumun III. Haçlı Seferi'ne olan etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise III. Haçlı Seferi değerlendirilerek bu sefer boyunca mücadele halinde olan İngiltere Kralı Richard ile Selâhaddîn-i Eyyûbî arasındaki çekişme üzerinde durulmaya gayret edilmiştir. İlk üç Haçlı seferi 1095 yılı ile 1192 yılları arasındaki yaklaşık yüz yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Dolayısıyla çalışma sürecinde mümkün olduğu kadar bu döneme genel bir bakış açısıyla ışık tutulmaya çalışılmış, bununla birlikte önemli olan bir takım olaylar üzerine detaylı açıklamalar yapmaktan kaçınılmamıştır. İlk Haçlı seferleri ele alınırken çalışmanın amacı gereği batılı kaynaklar esas alınmıştır.

Yusuf Medineli
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şule Yüksel Şenler'in eserlerinde kadının sosyal hayattaki rolü

Günümüz dünyası modernizmin kadına bakışını doğru bulurken İslam'ın kadına bakışını eleştirmektedir. Bu eleştiri, daha çok Batı'nın oluşturduğu İslam algısından ileri gelmektedir. Modern Türkiye'de kadının erkekle eşit haklara sahip olması ile ilgili birçok yasal düzenleme yapılırken kadına dair olumsuz bakışlar İslam kaynaklı olduğu algısı oluşturulmuştur. Kadına yönelik bir grup, cemaat ya da bireyin gerçekleştirdiği olumsuz davranış İslam'a mal edilmiştir. Bu durum, dini ve geleneği referans alan yazarlar tarafından eleştirilmiş düşünceye ve kurguya dayalı eserlere yansıtılmıştır. Bu meseleyi eserlerine yansıtanlardan biri de son dönem yazarlarından Şule Yüksel Şenler'dir. İslamî kimliği ile bilinen Şule Yüksel Şenler, ülkenin dört bir yanında verdiği konferanslar ile İslam'ı temsil eden kadın entelektüel prototipini bir aydın olarak öne çıkarmaya çalışır. Yazdığı eserlerde kadın kimliğini yeniden İslam ile harmanlayarak İslam'da kadının nasıl bir rol alması gerektiğini ortaya koyar. Bunu da eserleri aracılığı ile topluma ulaştırmaya çalışır. Yazarın bu konuda tanınmasını sağlayan kitabı, Huzur Sokağı adlı romanıdır. Eserlerinde genellikle halk arasında yaşayan kişilerin İslam'ı yaşama hassasiyetleri, derin tahliller yapılarak kaleme alınır. Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nin kadına bakışı, İslamî bağlamda eksik bırakıldığı görülür. Bırakılan eksiklerin ülkede var olan kadın rollerinde çatışmaya sebebiyet verdiği bilinir. Çatışmayı gören Şule Yüksel Şenler, bu vakayı eserlerine yansıtır. Yazar, "Müslüman Kadın" profilini inşa etme adına faaliyete geçerek gerek yazdığı eserler gerekse de ülkenin dört bir yanından verdiği konferanslar ile ülkenin kadınlarını bilinçlendirmeyi amaçlar. Kadının İslam'da, toplumsal ve sosyal hayattaki rollerini okura sunmak ister. Kadında daha önceden pasif olan hak savunma mekanizmasını aktifleştirmeyi amaçlar. Bu bağlamda çalışmamızda Şule Yüksel Şenler'in başta romanları olmak üzere on üç eseri, kadın ve kadının sosyal hayattaki rolleri bakımından incelenecektir.

Gülşen Öztürkci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Celaleddin es-Süyûtî ve tarihçiliği

Bu çalışmada, İslam düşünce tarihinde önemli bir yere sahip çok yönlü bir âlim olan Celâleddin es-Süyûtî'nin (859-911/1445-1505) hayatını ve özellikle tarihçilik yönünün incelemesi amaçlamaktadır. Tez, Süyûtî'nin biyografisini, yetiştiği Memlük toplumunun siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını ve onun tarih ilmine yaklaşımını kapsamaktadır. Çalışma, Süyûtî'nin tarih alanında kaleme aldığı eserleri ayrıntılı analiz ederek, onun özgün tarihçilik yöntemlerini ve İslam tarih yazıcılığına katkılarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş olup, birincil kaynaklar olarak Süyûtî'nin kendi eserleri ve otobiyografisi, ikincil kaynaklar olarak ise konuyla ilgili diğer akademik çalışmalar incelenmiştir. Tezin bulguları, Süyûtî'nin sadece hadis ve tefsir gibi dini ilimlerde değil, aynı zamanda önemli bir tarihçi olduğunu göstermektedir. Onun tarih eserleri, kronolojik bir yaklaşımla kaleme alınmış olup, özellikle Hulefâ-yi Râşidîn dönemine geniş yer verilmiştir. Süyûtî'nin rivayetlere eleştirel yaklaştığı ve farklı kaynakları sentezleyerek bilgiye ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca onun tarih anlayışında nasların merkezi bir rol oynadığı ve olaylara kendi değer yargıları çerçevesinde yaklaştığı belirlenmiştir. Sonuç olarak tez, Süyûtî'nin İslam medeniyetinin anlaşılmasındaki rolünü, tarih anlayışını ve tarih yazıcılığındaki yerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Onun eserlerinin dönemin sosyal ve kültürel yapısını yansıttığı ve günümüzde de değerini koruyan temel kaynaklar arasında yer aldığı sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, Süyûtî'nin tarihçiliğine dair oluşan boşluğu doldurarak alana önemli bir katkı sunmayı da hedeflemektedir.

MısırTarih
Murat Arga
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aleksiad ve Kitâbü'l-iʿtibâr'da haçlılar (Karşılaştırma)

Haçlı Seferlerini İslam Tarihi bakımından kavramanın en iyi yolu, belirli bir bölümünü anlamaktan ziyade bütününe bakmaya çalışmak olmalıdır. Bu açıdan çalışmamız, Haçlı Seferleri kavramını genelden özele doğru anlatmaya çalışmıştır. Bu bağlamda, ana konumuza Haçlı Seferleri incelenmeye, dönemin Bizans'ı ve Orta Doğu'sundaki genel durum, anlatılarak başlandı. Tarihçiler arasında kabul görmüş, söz konusu seferlerin yaşandığı dönemde yazılmış, belirli tarzları olan, iki ana kaynak; Anna Komnena'nın kitabı ile Üsâme b. Munkız'ın eseri üzerine mukayeseli bir çalışma yapılarak incelendi. Kimi yabancı veya Türk yazarın kitaplarından ve makalelerinden, çalışmayı detaylandırarak ve bağlantı kuracak şekilde yararlanıldı. Ayrıca, tarih biliminin kurallarından biri olan olayları kendi zamanına göre değerlendirme ilkesi bütün çalışmamızda olabildiğince yansıtılmaya gayret gösterilmiştir. Anna Komnena'nın eseri Aleksiad ve Üsâme b. Munkız'ın eseri Kitabu'l İ'tibâr hakkında her şeye değindik dememiz mümkün değildir. Zira çalışmamızın konusu olan eserler, birçok kez farklı şekillerde tarih çevrelerince yorumlanmıştır. Çalışmamız boyunca söz konusu iki eserimizde, birbirlerine komşu olan Arap dünyası ve Bizans arasına, Ortadoğu Arap dünyasına göre oldukça yabancı, Bizanslıların tanıdıkları Frenkler şimdiki söylemle "Haçlıların" gelişi incelendi. Birbirleriyle sıklıkla savaşmış, daha sonra ticari, kültürel, bilimsel, sanatsal alanlarda aralarında etkileşimler yaşanmış olan Ortadoğu coğrafyasının bu insanları ile yukarıda bahsettiğimiz etkileşimler tarafımızdan tespit edilmeye çalışıldı.

Haçlı seferleriHaçlılarKomnena, Anna+1
İlkay Köşger
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ömer Hulûsî'nin Dîvânı'nda dinî ve tasavvufî unsurlar

"Ömer Hulûsî'nin Dîvânı'nda Dinî ve Tasavvufî Unsurlar" başlığı altında ele aldığımız çalışmada iki temel konu incelenmiştir. Bunlardan birincisi Dîvân'da yer alan dinî unsurlar diğeri ise Dîvân'da yer alan tasavvufî unsurlardır. Çalışmamız, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ömer Hulûsî'nin hayatı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Edebî şahsiyeti ve eseri hakkında kısa bir değerlendirme yapıldıktan sonra Halvetî – Uşşâkî ekolü hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde dinî unsurlar işlenmiştir. Dîvân'da bulunan dinî unsurları tespit edebilmek amacıyla başından sonuna kadar Dîvân taranmıştır. Bu tarama işlemi yapılırken dinî unsurları daha sağlıklı tespit edebilmek amacıyla belli başlı dinî terim sözlükleri kullanılmıştır. Tespit edilen terimler, anlam yakınlıklarına göre tasnif edildikten sonra kısaca açıklanmıştır. Bu açıklamanın ardından terimlerin Dîvân'da hangi anlamlarının ön plana çıkarıldıkları yazılmıştır. En son aşamada, her bir terim için Dîvân içinden örnekler verilmiştir. Üçüncü bölümde tasavvufî unsurlar incelenmiştir. Dinî unsurları tasnif ve açıklamada kullanılan yöntem, aynen tasavvufî unsurları tasnif etmek, açıklamak ve örneklendirmek için de kullanılmıştır. Dördüncü bölümde tez sonuçlandırılmıştır. Çalışmamız esnâsında kullandığımız kaynak kitap, makale, dergi ve internet sitelerine ait isim ve adresler kurallarına uygun bir şekilde burada sıralanmıştır.

Dini unsurlarDivan edebiyatıDivan şiiri+7
Adem Ünal
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hz. Peygamber döneminde kuyular ve o'nun suyla ilgili uygulamaları

Su, bütün canlıların varolması ve yaşamlarını devam ettirebilmeleri için elzem bir unsurdur. Hayatî bir öneme sahip olan su, Arap Yarımadası gibi kurak ve yer üstü su kaynakları bakımından yetersiz olan bir coğrafyada daha da önemli ve kıymetli hale gelmektedir. İslâmiyet'in doğup yayıldığı Hicaz ve özellikle Hz. Peygamber'in yaşadığı Mekke ve Medine'de yer üstü su kaynakları olmadığından yer altı kaynak suları/kuyular büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, Hz. Peygamber'in doğup büyüdüğü Mekke ile hicretten sonra 10 yılını geçirdiği Medine ve çevresinde Câhiliye ve ilk İslâmî dönemde var olan su kuyularını tespit etmek, O'nun su hakkındaki tavsiyelerini, uygulamalarını ve Medine'de oluşan su kültürünü bir bütün olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde kısaca suyun öneminden, Mekke ve Medine'deki su kaynaklarının yetersizliğinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde suyun mahiyeti, Kur'ân-ı Kerim'de ona nasıl vurgu yapıldığı ve su-medeniyet ilişkisinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Arap Yarımadası ve Hicaz Bölgesi'nin coğrafî özellikleri hakında bilgi verildikten sonra bölgenin su kaynaklarına geçilmiştir. Mekke'de Zemzem Kuyusu ve sonrasında açılan ve hicrî ikinci asrın sonlarına kadar varlığını sürdüren su kuyuları tespit edilmiştir. Ardından Medine'de Hz. Peygamber'in uğradığı, suyundan içtiği, abdest aldığı, hastalandığında suyundan getirilmesini istediği kuyular ile Medine civarındaki diğer kuyular ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise su kaynaklarının kısıtlı olduğu bölgede Hz. Peygamber'in Müslümanları su kuyuları açmaya ve su hayrına teşvik etmesiyle ilgili örnekler verildikten sonra su ve su kaynaklarıyla ilgili uygulamaları, tavsiyeleri ele alınmış; su ile ilgili bu uygulamalar ve suya verilen önem sebebiyle Medine'de oluşan su kültüründen bahsedilmiştir. Çalışmamız, sonuç bölümde elde ettiğimiz bilgilerin değerlendirilmesiyle tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Hz. Muhammed, Su, Kuyular, Mekke, Medine.

Nazife Avcı Kökçınar
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Emevîlerin siyâsî, dinî ve sosyal alanda Mevâlî politikası

İslâm dini, Hz. Peygamber döneminden başlayarak dört halife dönemi ve devam eden süreçte en ideal müslüman toplumunu hedeflemiş olup bu konuda ilke ve prensiplerini ortaya koymuştur. Bu dinin uygulayıcıları olarak müslüman yöneticiler icraatlarında yaptıkları birtakım yanlışlarla toplumun hizip ve fırkalara ayrışmasına sebebiyet vermiştir. Arap dışı (Mevâlî) diyebileceğimiz bir kesim Hulefâ-i Râşidinden sonra bürokraside istismar edilmiş, bunun neticesi olarak Emevîler döneminde Arap ve Arap olmayan tarzında toplumu kamplaştırıcı tavırlar sergilenmiştir. Mevâlî kesim, yöneticiler tarafından amirlik ve idarecilik alanında kendilerini ikinci planda bir itilmişlik pozisyonunda bulunca başka alanlarda özellikle dini alanda ve zanaat ehli olma konusunda adlarından söz ettirmiştir. Önceleri herhangi bir güç unsuru olma hususunda zayıf olan bu sınıf zamanla kendilerine uygulanan muameleden memnuniyetsizliğini yönetime karşı yapılan isyanlarda açık etmiş, isyanlarda etkin rol oynamış ve bu isyanlara destek olmuştur. Genellikle dönemin halife ve valileri bu zümreye itaat etmelerinin gerektiği mantığı ile yaklaşmış, kendilerine yöneltilen itiraz ve şikâyetlere karşı icbar ile müdahaleden çekinmemiştir. Devletin otoriter sahipleri bunları devlet için potansiyel tehdit olarak görürken karşı kesim haklarının gasp edildiği düşüncesiyle kendilerini bu devletle bütünleştirememiştir. Emevî Devletinin son dönemlerinde mevâlînin etkinliği artmış, mevâlî Emevî devletini uğraştırmış ve yıpratmıştır. Emevî Devletinin mevâlîye karşı dışlayıcı politikası yıkılmasının sebeplerinden biri olmuştur.

DinDinler tarihiEmeviler+6
Mehmet Sait Düzgün
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etkileri açısından Hz. Peygamber'in Kureyş'le yaptığı gazveler

Hz. Peygamber'in Kureyş ile yaptığı gazveleri etkileri açısından inceleyen bu çalışma, gazvelerin sebep ve sonuçlarını detaylarına girmeden ilgili gazvelerin çeşitli yönlerden etkilerinin anlaşılmasına katkıda bulunmayı hedeflemiştir. Çalışmamız Kureyş'le yapılan gazvelerin hem Müslümanlar hem de bölgede yaşayan diğer kabileler üzerindeki siyasî ve sosyo-ekonomik etkilerini incelemiştir. Çalışmamız klasik eserleri ve bu alanda yapılan çağdaş çalışmaları kronolojik olarak ele almıştır. Bu incelemeler esnasında gerekli yerlerde yorumlara yer verilmiş, yapılan yorumlarda objektif davranmaya gayret gösterilmiştir. Sonuç olarak yapılan her gazve ile birlikte hem Mekkelilerden hem de civar kabilelerden Müslüman olanların sayısının arttığı görülmüştür. Ayrıca bu kişilerden bazılarının, ilerleyen yıllarda, özellikle Bizans ve Sâsânî topraklarına yönelik fetihlerde ve İslâm'ın yayılmasında büyük gayret gösterdiği görülmüştür.

FetihlerHz. MuhammedKureyş+3
Oktay Hocaoğlu
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hulefâ-i Râşidîn'in izdivaçları

Bu çalışmada, İslâm tarihinde Hulefâ-i Râşidîn olarak bilinen dört halifenin hanımlarının hayatları, nesepleri, kabileleri ve çocukları hakkında bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra dört halifenin eşlerinin ve kabilelerinin İslâm'dan önceki ve sonraki dönemlerde dinî, siyasî, iktisadî ve kültürel faaliyetleri ele alınmıştır. Hulefâ-i Râşidîn'in dinî yaşantısı, eşleriyle olan münasebetlerinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Örneğin İslâm'a davetin başlamasından sonra Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in eşlerinden bazıları Müslüman olmayı kabul etmemiştir. Bu durumdan rahatsız olan söz konusu halifeler, Müslüman olmayan eşlerini boşamıştır. Dört halifenin İslâm'ı benimseyen hanımları ise eşlerine halifelik öncesi ve sonrası dönemlerinde yardımcı olmuşlardır. Yapılan araştırmanın neticesinde Hulefâ-i Râşidîn'in birden fazla evlilik gerçekleştirdiği ve bazılarının da câriye edindikleri görülmüştür. Hz. Ebû Bekir, tüm evliliklerini hür hanımlarla yapmış ve câriye edinmemiştir. Hz. Ebû Bekir, dört kez evlenmiş ve bu evliliklerinden üç kız, üç erkek olmak üzere toplamda altı çocuğu olmuştur. Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce iki, Müslüman olduktan sonra beş olmak üzere yedi kez evlilik yapmış ve bu evliliklerinin haricinde iki câriye edinmiştir. Hz. Ömer'in sekiz erkek, beş kız toplamda on üç çocuğu dünyaya gelmiştir. Hz. Osman, sekiz evlilik gerçekleştirmiş ve bu evliliklerinden üç kız, on üç erkek olmak üzere toplamda on altı çocuğu olmuştur. Hz. Osman, bu evliliklerinin yanı sıra birçok câriye de edinmiş ve sadece Zeynep bint Hayyan b. Ömer'in ismi tespit edilebilmiştir. Hz. Ali, dokuz evlilik gerçekleştirmiş ve bu evliliklerinden on beş erkek, beş kız olmak üzere yirmi çocuğu dünyaya gelmiştir. Hz. Ali, bu evlilikleri haricinde on dokuz câriye edinmiş ve câriyelerinden on üç çocuğu olmuştur. Dört halifenin evliliklerini gerçekleştirmesinde temel sebepler siyasi, dinî vb. faktörlerdir.

AileDört Halife DönemiEvlilik+7
Muhammed Fatih Semiz
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fâtımîler döneminde Kâhire'de sosyo-kültürel ve dini hayat

Fâtımî Devleti, Orta Çağ'da Şiî Müslümanların kurduğu önemli devletlerden biridir. Sahip oldukları toprakların coğrafi konumu ve insan çeşitliliği sayesinde zengin bir sosyo-kültürel ve dini yapı oluşturmuşlardır. Bu manada başkent Kâhire Fâtımîlerin sosyo-kültürel ve dini yaşantılarını sergiledikleri şehir olarak ön plana çıkmıştır. Nitekim Kâhire'de resmi anlamda milli ve dini pek çok merasim gerçekleştirmişlerdir. Bu merasimler tarihi süreç içerisinde pek çok Müslüman devleti etkilemiştir. Keza günümüzde dahi Müslüman coğrafyalarda etkileri devam etmektedir. Ayrıca Fâtımî Devleti Yahudi ve Hıristiyanlığa mensup kişilerin sosyal ve dini faaliyetlerini serbestçe yerine getirmelerine izin vermiştir. Böylece farklı milletlere ve dinlere mensup olan Kâhire toplumu zengin bir kültürel yapı ortaya çıkarmıştır. Çalışmamız sosyo-kültürel ve dini açıdan Fâtımî Devleti'nin Kâhire'daki dönemini ele almakta ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Fâtımîlerin Mısır'ı fethetmesi ve Kâhire şehrini inşa etme süreci ele alınmıştır. Birinci bölümde Kâhire toplumunun etnik yapısı ve toplumdaki sosyal sınıflar incelenmiş; farklı etnik menşe ve tabakalara ait olan kişi ve toplumlarının yaşantıları ve birbirleri ile olan münasebetleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümün devamında Kâhire'deki kültürel hayat konu edilmiş; çeşitli kutlama, eğlence ve oyunlar üzerinden kültürel durum ile yönetim ve halkın kültürel hayattaki rolleri aktarılmaya ve değerlendirilmeye çalışılmıştır. İkinci ve son bölümde ise Kâhire'deki dini durum aktarılmıştır. Bu çerçevede toplumda var olan dini gruplar, bu grupların Fâtımî yönetimi ve birbiri ile olan ilişkileri, kendilerine özel mabetleri, dini kutlama ve bayramları aktarılmaya çalışılmıştır.

Dini hayatDini yapıFatimi Devleti+6
Ahmet Açıkgöz
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batılı seyyahların gözüyle 19. yüzyılda Şırnak ve çevresi

Mezopotamya, insanlığın varoluşundan beri farklı kültür ve milletlere ev sahipliği yapmış kadim bir coğrafyadır. Kuzey Mezopotamya'da yer alan Şırnak ili ve çevresinin, kuzey-güney ve doğu-batı yollarının kesiştiği stratejik bir konumda yer alması, bu coğrafyayı, transit geçişlerde ziyaret edilen yerlerden biri haline getirmiştir. Şırnak ili ve çevresi tarihi süreçte Babil, Asur, Med, Pers, Part, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi güçlü devlet/medeniyetlerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Batıdan doğuya doğru yapılan seyahatlerin uğrak noktalarından biri olan Şırnak ili ve çevresi hakkında bazı Batılı seyyahlar dikkate değer izlenimlerini seyahatnamelerine not ederek kayıt altına almışlardır. 1810-1910 yılları arasındaki bir asırlık süreçte bazı Batılı seyyahlar farklı amaçlar doğrultusunda, yaptıkları gezilerinde özellikle Cûdî dağı ve çevresinde bazı bilgi ve belgelere ulaşmışlardır. Seyyahlar, Cûdî dağında yer alan Şah ve Hassana köylerinde Asur kaya rölyeflerini keşfetmişlerdir. Ayrıca, Kasrik ve Finik bölgelerinde Part dönemine ait kaya rölyeflerine, Cizre'nin güneybatısında yer alan Babil köyünde ise Asur stellerine seyyahlarca ulaşılarak eldeki bilgiler dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Seyyahlar, 19. yüzyıl içerisinde bölgenin etnik ve dini yapısı, siyasi ve iktisadi durumu, tarihi ve coğrafyası hakkında izlenimlerini aktarmışlardır. Bu bağlamda 1810-1910 tarih aralığında bazı Batılı seyyahların eserleri temel alınarak Şırnak ili ve çevresinin genel bir durum tablosu ortaya konmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılCudi DağıEkonomik yapı+6
Rezan Birlik
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal ve kültürel açıdan İdil Süryanileri

Anadolu toprakları, birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmış, tarih boyunca çeşitli toplulukların bir arada yaşadığı bir coğrafyadır. Bu kadim topraklarda yer alan İdil Süryanileri, bu zengin kültürel mozaiğin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Bu çalışma, bu kültürel mirası ve İdil Süryanilerinin yaşam tarzlarını detaylı bir şekilde inceleyerek bu çeşitliliğin anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir. Şırnak İli İdil ilçesi merkezi ve köylerinde yaşayan Süryanilerinin kültürel hayatları, insan ilişkileri, örf ve adetleri üzerinde ayrıntılı bir analiz yapılmıştır. Elde edilen bulgulara, saha araştırmaları ve yerinde yapılan çalışmalar temel alınarak toplanmıştır. İdil Süryanileri, yüzyıllar boyunca Müslümanlarla birlikte sosyal hayatın çeşitli alanlarında etkileşim içinde olmuşlardır. Bu çerçevede söz konusu topluluğun Müslümanlar ile münasebetleri de bu çalışma kapsamında incelenmiştir. İdil'de uzun bir tarihi geçmişe sahip olan Süryani topluluğu, yıllar içinde farklı kültürlerle etkileşim içerisinde olmuş ve bu süreçte toplumsal uyum sağlamıştır. Süryanilerin varlığı, bölgedeki kültürel çeşitlilik ve etkileşimi anlamamız açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu topluluk, bölgenin zengin kül-türel dokusuna katkıda bulunmuş ve kendine özgü gelenekleriyle bu coğrafyada iz bırakmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Tarihi, Hıristiyanlar, Süryaniler, Müslümanlar, İdil.

Muzaffer Aykut
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmam-hatip lisesi öğrencilerinin İslam tarihi ve siyer dersine yönelik ilgi, tutum ve beklentileri (Kilis ili örneği)

ÖZET İMAM-HATİP LİSESİ ÖĞRENCİLERİNİN İSLAM TARİHİ DERSİNE YÖNELİK İLGİ, TUTUM VE BEKLENTİLERİ (KİLİS İLİ ÖRNEĞİ) ALTAY, Abdulkadir Yüksek Lisans, İslam Tarihi ve Sanatları A.B.D. Danışman: Prof. Dr. Kasım ERTAŞ Temmuz 2025, 88 sayfa Bu araştırma, İmam-Hatip liselerinde öğrenim gören öğrencilerin İslam Tarihi dersine yönelik ilgi düzeylerini, tutumlarını, beklentilerini ve dersin içeriği ile öğretim yöntemlerine ilişkin görüşlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. İslam tarihi, yalnızca dinî bir kronoloji değil; aynı zamanda bir medeniyetin, kültürün ve toplumsal yapının tarihsel gelişimini içeren çok boyutlu bir alandır. Araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde, Kilis il merkezinde bulunan İmam-Hatip liselerinde öğrenim gören 292 öğrenciyle yürütülmüştür. Betimsel tarama modeli esas alınmış ve veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen 5'li Likert tipi bir anket kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde ve aritmetik ortalama gibi betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin önemli bir kısmı imam-hatip liselerini kendi istekleriyle tercih etmiş olup, bu tercihler çoğunlukla dinî eğitim alma arzusu, ilahiyat fakültesine yönelme hedefi ve toplumsal rollerle ilişkilendirilmiştir. Öğrencilerin bir bölümünde ise aile yönlendirmesi ve zorunlu tercih etkenleri öne çıkmaktadır. Bu bulgu, okul tercihlerinin çok boyutlu ve bireysel-dışsal etkenlerin etkileşimiyle şekillendiğini göstermektedir. Öğrencilerin dinî değerlere karşı tutumları da oldukça olumlu yöndedir. Dinî sembollere karşı duygusal bağlılık yüksek düzeydedir ve inanç temelli yaşam pratiklerine yönelik olumlu eğilimler dikkat çekmektedir. Siyer dersine yönelik bulgular, öğrencilerin bu dersi hem bilgi edinme hem de dinî kimlik ve değer aktarımı aracı olarak benimsediklerini ortaya koymuştur. Hz. Muhammed'in hayatı ve örnekliği, öğrencilerin dinî tutum ve davranışları üzerinde anlamlı bir etki oluşturmakta; Siyer dersinin pedagojik, duygusal ve ahlaki yönü öne çıkmaktadır. Buna karşın İslam Tarihi dersine yönelik ilgiler genel olarak olumlu olsa da dersin işlevselliği, içerik sunumu ve materyal yeterliliği açısından çeşitli sorunlar saptanmıştır. Öğrencilerin bir bölümü dersi sıkıcı bulmakta, ders kaynaklarını yetersiz görmekte ve tarih bilgisini günlük yaşamla yeterince ilişkilendirememektedir. Özellikle anlatım biçimi, disiplinler arası bağlantı eksikliğine neden olabilir ve öğretim programını akademik açıdan etkileyebilir. Araştırmanın sonuçları, mevcut öğretim programı öğrencilerin beklentilerine tam anlamıyla cevap vermediğini ve daha etkin, çağdaş öğretim stratejilerine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Siyer ve İslam Tarihi derslerinin yeniden yapılandırılması; içeriklerin görsel ve dijital materyallerle desteklenmesi, yapılandırmacı yaklaşımın benimsenmesi, öğretmen yeterliliklerinin artırılması ve öğrenci merkezli uygulamalara geçilmesi bu derslerin verimini artırabilir. Bu çalışma, İslam Tarihi dersinin öğrenci gelişimindeki yerini ve önemini ortaya koymakla kalmayıp, dersin pedagojik işlevselliğini artırmaya yönelik önerilere de zemin oluşturmaktadır. Araştırma bulguları, literatürdeki benzer çalışmalarla tutarlılık gösterdiği gibi gelecekte yapılacak geniş ölçekli çalışmalara katkı da sunabilir. Anahtar Kelimeler: İslam Tarihi, Siyer, Tutum, Dinî Değerler, İlgi, Beklentiler.

Abdulkadir Altay
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ta'lik hattının anatomik açıdan değerlendirilmesi

Hüsn-i hat sanatı İslam sanatlarının nüvesidir. Hüsn-i hat ilâhi armağanın şifahi bilgi olarak bozulmasına mahal vermemek adına kâtipler tarafından yazılara İslamiyet'in yayıldığı coğrafyalarda farklı bir kimlik kazanarak günümüze kadar gelmiştir. Ta'lik yazı da bu istikamette önemli bir yazı çeşidi olmuştur. Yazının tarihsel evrimi kısaca ele alınarak, Türk Ta'lik yazının belirli kaidelere bağlı kalarak harflerin kendi ölçülerini bulması elden çıktığı gibi yazılmaması ta'lik yazıya estetik yön kazandırmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda çalışmamızda ta'lik yazının plastik unsurlar bakımından incelenmesine ve harflerin anatomik ölçülerine odaklanılmıştır. Böylelikle hat sanatının tarih sahnesindeki gelişimi dışında bir yol çizilmiştir.

EstetikHarflerHüsn-i hat+3
Rukiye Yürüç
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Reşid Fânî hayatı ve Fânî Çiçekler adlı eseri (inceleme-metin)

Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına şahitlik etmiş, 1877 doğumlu, Mülkiye Mektebi mezunlarından Kaymakam Reşid Fânî Bey'in hayatı, şahsiyeti ve Fânî Çiçekler adlı eseri incelenmiştir. Şahsi kütüphanemizde bulunan Fânî Çiçekler ve şairin diğer eserleri bu çalışma için temel kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Reşid Fânî'nin yaşadığı dönemin sosyal, siyasi ve edebî durumu hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, biyografik kaynaklarda hakkında bilgi bulunmayan Reşid Fânî'nin hayatı, şahsiyeti ve eserleri aktarılmış; ikinci bölümde Fânî Çiçekler'in şekil ve muhteva açısından incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde eserin transkripsiyonlu metni bulunmaktadır. Çalışmanın sonunda sonuç bölümü ve şair hakkında elde ettiğimiz belgelerden örnekler yer almaktadır. Hazırlanan bu doktora teziyle, unutulmuş bir şair olan Reşid Fânî'nin Türk edebiyatındaki yerini belirlemeye yönelik bir çalışma yapılmıştır. Fânî Çiçekler'in detaylı incelemesi ve günümüz Türkçesine aktarılmasıyla şairin edebî mirası gün yüzüne çıkarılmıştır. Anahtar kelimeler: Reşid Fânî, Fânî Çiçekler, Kaymakam, Şair, Türk Edebiyatı, Millî Edebiyat

BiyografiDivan edebiyatıMilli edebiyat+6
Şevket Enes Samancıoğlu
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Batı Türkistan Bölgesinde Şâdi Töre Cihangiroğlu tarafından yazılan Manzum Siyer-i Şerif (İnceleme-metin)

Türklerin Gök- Tanrı inancı ile ilgili olarak, bize ulaşan kitabelerde "Tengri'nin inayeti" ifadesi, ve yardımı, iyilikleri gibi sebeplerle Tengri'ye şükür temalı anlatımlar geçer. Türkler, VIII. yy.da topluluklar hâlinde Müslüman olmaya başlamaları ile beraber düşünce, edebiyat, kültür ve dil gibi pek çok alanda değişiklikler yaşamış ve bu değişime de kısmen uyum sağlamışlardır. Çalışmamızda Doğu Türkçesi ile yazılmış olan manzum bir siyeri, dönemin şartları, coğrafyanın etkileri ve dili açısından incelemeyi hedefledik. Çalışmamızın giriş bölümünde dinî- edebî ürünlerin tasnîfi, siyer konulu türler ve meşhur siyerler ile Türk dünyasında siyerin gelişimi konu edilmiştir. Kendisi hakkında pek az bilgiye ulaşabildiğimiz müellifimiz Şâdi Töre Cihangiroğlu (1855- 1933), hayatı ve eserleri ile birinci bölümün konusudur. İki adet taş baskı ve bir adet matbu baskısına ulaşabildiğimiz manzum siyerin tanıtımı ikinci bölümde yapılmıştır. Metnin transkripsiyonlu hali de üçüncü bölümde yer alır.

Cihangiroğlu, Şadi TöreManzum SiyerSiyer+1
Zeliha Dilek Keçeciler
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İlk dönem İslâm tarihinde denizcilik ve deniz seferleri

Hz. Osman döneminde ivme kazanan denizcilik faaliyetlerinin ilk denemeleri, Hz. Peygamber döneminde başlamıştır. Kıbrıs Adası'nın fethi, bazı adalara düzenlenen askerî seferler ve Zâtüssavârî Muharebesi (Direkler Savaşı) bu faaliyetleri zirveye çıkarmakla kalmamış; aynı zamanda İstanbul seferlerinin zeminini hazırlamış, ancak bazı doğal nedenlerden dolayı İstanbul fethi gerçekleşmemiştir. Bu yoğun askerî hareketlilik esnasında ticarî aktivite hızlanmış, bölgede Bizans İmparatorluğu'nun tekelinde olan askerî ve ticarî hâkimiyet, Müslümanların eline geçmiştir. Arap Körfezi'ne yakın yerlere kurulan Basra ve kûfe ordugâh şehirleri, kısa zamanda büyük ticaret merkezlerine dönüşmüş, dünya ticaretinde önemli merkezler kabul edilen Hindistan ve Çin ile ekonomik bağ kurulmuştur. Böylece Uzak Doğu'nun kıymetli madenleri, köleleri, ipek kumaşları ve baharatları batıya; batının fildişi, inci, köle ve hurma gibi batıya has gıda maddeleri Uzak Doğu'ya ihraç edilmiştir. Müslümanlar bunu gerçekleştirirken teknolojisini transfer ettikleri Bizans ve Hint gemilerini geliştirerek bu gemileri kendi kültürel yapılarına uyarlamakla kalmamış, sonraki dönem denizciliğine büyük katkı sunmuştur. Buna rağmen Akdeniz Havzası'nda fethedilen adaların Müslümanlar tarafından iskân edilmemesi, zamanla gelişen denizcilik teknolojisine ayak uyduramama, tersanelerin zamanında uygun şekilde ıslah edilememesi ve denizciliğe duyulan ilginin azalması gibi sebeplerle Müslümanlar, denizlerdeki hâkimiyetlerini kaybetmiştir. Araştırmanın amacı, İslâm tarihinde ilk donanmanın ortaya çıkışı ve çıkış sebebi olurken; araştırmanın kapsamı ise, Hz. Peygamber, Râşit Halifeler ve Emevî Devleti'nin yıkılışıyla sınırlandırılmıştır. Araştırmada toplanan veriler; sentezlenerek rivayetçi, öğretici ve neden-nasılcı yöntemler kullanılarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İslâm Tarihi, Hz. Peygamber, Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler, Donanma, Seyrüsefer, Denizcilik, Ticaret.

Deniz ticaretiDenizcilikDonanma+6
Mustafa Çavuşoğlu
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nizâmeddin en-Nîsâbûrî'nin Şerhu Sî Fasl adlı eserinin tahkik ve değerlendirilmesi

Gezegenler, yıldızlar ve gök cisimleri yani genel bir ifadeyle astronomi her zaman insanlar için merak konusu olmuştur. İnsanlar ilk dönemlerden itibaren sürekli gökyüzünü incelemişler ve belirli hesaplamalar yaparak işlerini buna göre düzenlemişlerdir. Öyle ki yapılan gözlemler sonucunda zamanı, bulundukları konumu, yönleri ve daha pek çok şeyi hesaplamışlardır. Bu sayede tarımdan ticarete, ibadet vakitlerinden günlük yaşamlarına kadar pek çok konuda hayatlarını kolaylaştırmışlardır. Astronomi insan hayatında her zaman çok önemli bir yere sahip olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Tezimizin konusu olan Nîsâbûrî'nin Şerhu Sî Fasl adlı eseri de astronomi alanında yazılan önemli eserlerden biridir. Biz bu eseri tahkik edip değerlendirmesini yaparak bilim dünyasına kazandırmak istedik. Bu eser otuz bölümden oluşmaktadır. Her bölüm astronomi, takvimler ve astroloji ile ilgili temel bilgiler içermektedir. Unutulmamalıdır ki özellikle bilim tarihinde yapılan tahkikler, hem eski dönemlerde yapılan bilimsel çalışmaları gün yüzüne çıkartmakta hem de bu bilgilerden yararlanarak çeşitli karşılaştırma ve incelemeler yapılmasına imkan sağlamaktadır.

AstronomiBilim tarihiBurç+3
Davut Baş
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk İslâm edebiyatında Hızırnâmeler ve Hızırla Kırk Saat

Kültürümüzün gizemli karakteri Hızır ve onunla irtibatlı kavramlar kaynaklarda geniĢ bir yer tutar. Hızır; halk hikâyeleri, masal, efsane, menkıbe ve Ģiirlerin vazgeçilmez bir unsurudur. Dinî tasavvufî edebiyatımızda telmih, istiare ve tevriyelere sıkça konu edinilen, bahis açılan bir mazmundur. Bundan baĢka Hz. Mûsâ ve Hızır kıssasını merkeze alan Hızırnâme türünde eserler telif edilmiĢtir. Son dönem Türk Ģiirinin en önemli Ģairlerinden biri olan Sezai Karakoç, klasik edebî ve tasavvufî kaynaklarda sıklıkla tekrar edilen Hızır karakterini tekrar Ģiirin gündemine taĢımıĢ ve edebiyatın konusu haline getirmiĢtir. ÇalıĢmamızda ilk olarak Ġslam kültüründe Hızır mefhumunun yeri ve ihtiva ettiği anlam, ikinci olarak Hızırnâme türünün özellikleri ve Türk edebiyatında Hızrnâmeler hakkında bilgi verilecektir. Son olarak da Sezai Karakoç`un Hızırla Kırk Saat adlı eseri ele alınacak, klasik edebiyatımızla olan irtibatı tespit edilmeye çalıĢılacak, edebiyatımızın temel tartıĢmalarından biri olan gelenek ve gelecek arasındaki münasebet hususunda mülahazalar yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Hızırla Kırk Saat, Sezai Karakoç, Hızır, Hızırnâme, Gelenek, DiriliĢ.

DirilişGeleneklerHz. Hızır+4
Mustafa Esen
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karaman cami hazirelerinde ve Karaman Müzesi'nde bulunan mezar taşları

Camii, Kethane Camii, Pir Ahmed Camii, Yunus Emre Camii hazirelerindeki ve Karaman Müzesi'nin teşhirindeki mezar taşları incelenmiştir. İnceleme neticesinde toplamda 198 mezar taşı tespit edilmiştir. Bunlardan 156'sı baş taşı, 34'ü ayak taşı, 4'ü şahidesi bulunmayan sembolik lahit ve 4'ü de sandukadır. Bu mezar taşlarının tarih aralığı ise 14-20. yüzyıllardır. İncelenen mezar taşlarından 54'ü erkek mezar taşı, 33'ü de kadın mezar taşıdır. Mezar taşları yapı malzemesi olarak çoğunluğunda taş kullanılırken, az bir kısmında ise mermer kullanılmıştır. İncelenen alanda toprak mezar, sembolik lahit, pehleli mezar ve çerçeveli mezar tipleri bulunmaktadır. Erkek mezar taşlarının bazılarında sarık, fes ve tarikat başlıkları bulunmaktadır. Başlığı olmayan mezar taşları ise üçgen tepelikli, sivri kemer tepelikli, yarım daire kemer tepelikli, dilimli kemer tepelikli, bitkisel tepelikli ve düze tepeliklidir. Kitabeli mezar taşlarının çoğu cel'i sülüs olup, cel'i talik ve rika yazıları da bulunmaktadır. Mezar taşlarında kullanılan teknikler ise kazıma ve zemin oyma teknikleridir. İncelenen alanda görülen süsleme çeşitlerinde bitkisel motifli, geometrik motifli, nesneli ve mimari elemanlardan süsleme elemanları vardır. Kitabeli mezar taşlarının metin analizleri ayrıntılı bir şekilde yapılmıştır. İncelenen alandaki mezar taşları farklı gölgelerdeki mezar taşı örnekleri ile karşılaştırılmıştır. Yapılan bu çalışma, mezar taşlarının yapıldıkları dönemlerin ortak özelliklerini ve yerel farklılıklarını göstermesi açısından önem arz etmektedir.

CamilerGörsel sanatlarKaraman+7
Hatice Ünlerşen
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mâhir Abdullah Divân'ında dinî ve tasavvufî muhtevâ

Mâhir Abdullah 17.yy'da yaşamış aslen Bosnalı olup çeşitli yerlerde kadılık görevlerinde bulunmuş Gaziantep'e büyük hizmetleri olmuş ve orada metfun bulunan Mevlevi bir şairdir. Bu tez ile Mâhir Abdullah Divanı'nın din ve tasavvuf açısından tahlili amaçlanmıştır. Çalışmamızın ilk hedefi, unutulmaya yüz tutmuş bir şair ve Gaziantep'te yaşayıp bu şehre büyük hizmetler yapmış bir devlet adamını tanıtmaktır. Ayrıca mezkûr şairin divanının içerdiği dinî ve tasavvufi muhtevayı tahlil etmektir. Hayatı, şairliği, dinî-tasavvufi ve sosyal hayata bakışı ve bu etkenlerin şiirlerine ne şekilde yansıdığı sistematik olarak ele alınmıştır. Bundan sonraki çalışmalar için basamak oluşturulmaya gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk İslam Edebiyatı, Divan Edebiyatı, Gaziantep Şairleri, Mahir Abdullah, Din ve Tasavvuf.

Gökhan Böge
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı Devleti'nin Doğu Afrika bölgesindeki hâkimiyeti (1559–1875)

XVI. yüzyılın ortalarında Kızıldeniz ve Basra Körfezi üzerinden baharat ticaret yolları yeniden kurulmuştur. Aynı zamanda Portekiz, stratejik noktaları ele geçirmek ve Hint Okyanusu'nu kontrol etmek için deniz gücünü kullanarak hızla bir doğu imparatorluğu kurmuştur. 1505'te Doğu Afrika'da Mozambik'ten başlayarak, ilk filo Güney Afrika kıyıları boyunca Kızıldeniz'e, bugünkü Tanzanya'nın Kilwi Sultanlığı'na, Kenya kıyılarındaki Agam Sultanlığı'na ve Somali'nin başkenti Mogadişu'ya yelken açmıştır. Doğu Afrika bölgesindeki İslâm padişahları, Portekiz tehdidine karşı Osmanlı Devleti'nden destek almaya başlamış ve Osmanlı Devleti, 1585-1586 yıllarında Sudan'dan Mozambik'e kadar olan toprakları kontrol etmesine rağmen, 1589'dan sonra Portekiz kontrolünü kaybetmiştir. Portekiz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ne erişimi engelleyebilmiş ve Asya'dan gelen mal akışını Akdeniz yerine Ümit Burnu üzerinden tekelleştirebilmiştir. Bu strateji, Osmanlı İmparatorluğu'nun çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturmuş ve başta biber ve baharatlar olmak üzere önemli ikmaller konusunda deniz çatışmalarına yol açmıştır. XVI. Yüzyılın ikinci yarısında Portekiz, donanma operasyonlarına devam edecek insan gücünden yoksun olduğu için kuvvetlerini terk etmiştir. Yüzyıl rekabetinin bir sonucu olarak Afrika ile çatışmalardan kaçınmak için Berlin'de toplanmışlardır. 1884-1885 Berlin Konferansı'nda Afrika geneli için bir sömürge politikası planlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Afrika bölgesi ile ilişkisi, 1517'de Memlük devletinin yıkılmasıyla başlayan dört asır sürmüştür. Osmanlı Devleti XIV. XIX. yüzyılda Doğu Afrika'nın o dönemde egemen olduğu bölgelerde Avrupalıların sömürgecilik mantığına karşı bir güç olarak kendini sağlamlaştırmış ve bu mücadele sırasında askeri gücüne dayalı bir yapılanma oluşturmuştur. Doğu Afrika, özellikle Sudan, Somali, Eritre ve Harar, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde devletin bir parçasıydı. Osmanlılar, özellikle Avrupalılar bölgeye gelmeye başladıktan sonra, Kızıldeniz'de bir varlık istemişlerdir. 1863'te Hidiv olan İsmail Paşa, Afrika kıtasında yeni topraklar elde etmek için büyük çaba sarf etmiştir. 1 Haziran 1875'te Sultan Abdülaziz'in emriyle Doğu Afrika bölgesi Mısır Hidiv'ne teslim edilmiştir. Mısır eskisi gibi olmadığı için Osmanlı Devleti 9 Ekim 1887'de Sudan, Eritre, Somali ve Harar üzerinden Hümayun'dan Kızıldeniz'e iki üç gemi göndermiştir. 19. yüzyılın sonlarında Doğu Afrika, Avrupalı sömürgecilerin kontrolüne girmiş ve böylece Osmanlı Devleti ile Doğu Afrika bölgesi arasındaki ilişki sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Doğu Afrika, Sudan, Eritre, Somali, Avrupa Sömürgeciliği

Avrupa ülkeleriDoğu AfrikaEritre+4
Yusuf Ibrahım Hashı
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk edebiyatında faziletnâmeler ve Seyyid Alâeddin'in Cevâmi'u'l-Fezâil fî Mesâcidi'l-Kabâil'i (Metin-inceleme)

Seyyid Alâeddin 16. yüzyılda Mekke'de yaşamış bir müderristir. Tezimize konu olan eseri Cevâmi'u'l-Fezâil fî Mesâcidi'l-Kabâil Arapça ve Türkçe olarak kaleme aldığı bilinen tek eseridir. Mekke Süleymaniye Medresesi müderrisiyken Mekke, Medine ve Kudüs'ün faziletlerini âyet, hadis ve muteber kaynaklardan derleyerek yazdığı bu eser, mensur bir şehir faziletnamesidir. Çalışmamızda Türk edebiyatında faziletnâmelerden bahsedildikten sonra eserin muhteva incelemesi ve müellif hattıyla birlikte iki nüshasının tenkitli metni yer almaktadır.

Aslınur Özcan Kocabey
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İbn Haldûn'da Hz. Muhammed tasavvuru

İbn Haldûn (ö. 808/1406), çok yönlü bir âlim olarak İslam dünyasında ve özellikle günümüz sosyal bilimler araştırmalarında hatırı sayılır bir yere sahiptir. Bir bütün olarak ilm-i umrân düşüncesiyle isminden ve nazariyatından söz ettirmeye devam ederken yeni araştırmalara kaynaklık teşkil etmektedir. Bu doğrultuda çalışmada Hz. Muhammed (sav)'in hayatı, risâleti ve kişiliği ile ilgili hususlarda İbn Haldûn'un bakış açısı ve inşa ettiği düşünce sistemini ele alınmıştır. Sade bir ifadeyle, "İbn Haldûn bir siyer yazacak olsa, nasıl bir siyer yazardı?" sorusu bu çalışmanın hareket noktasını oluşturmaktadır. Yine "İbn Haldûn'un Hz. Peygamber anlayışı nasıldı? Hz. Peygamber'in sîretini, nübüvvetini ve insan-toplum ilişkisini nasıl algıladı? sorularıyla çalışma, özgün bir problematikle araştırma konusu haline getirilmiştir. "İbn Haldun'un siyer anlatımı nasıldır? Hz. Muhammed'in ismet sıfatına ilişkin yaklaşımı nasıldır? Kronolojik siyer mi; konulu siyer mi yoksa bunları da içine alan bir yöntemle mi siyer yazıcılığı yapmıştır? Mukaddime'deki Hz. Peygamber tasavvuru ile el-İber'deki peygamber tasavvuru bir bütünlük arz ediyor mu?" kabilinden sorular araştırmanın diyalektiğini oluşturmuştur. Çalışmanın diğer bir önemli yanı da İbn Haldûn'un iddia ve görüşlerini değerlendirmede onun ilmî ve bilimsel söylemlerinin epistemik kaynağını keşfetme imkânı sunmasıdır. Zira bu çalışmayla modern sosyal bilimler ya da sosyolojinin kavramları etrafında şekillenen bir İbn Haldûn'dan ziyade tarih, tefsir, hadis, fıkıh gibi İslamî ilimlerden beslenen, epistemolojisini ve görüşlerini çok yönlü bir anlayışla mayalayan bir İbn Haldûn portresi ortaya çıkarılmıştır. Fikirlerini "metafizik bir kabulle" ve "Müslüman bir âlim" olarak öne süren bir İbn Haldûn yaklaşımı öne sürülmüştür. Şahıs merkezli okumaya dayanan araştırma yöntemi benimsenmiş; karşılaştırmalı ya da mukayeseli bir yöntem benimsenmemiş; yer verdiği rivayetlerin diğer siyer yazarları nezdindeki kaynaklık ve sıhhat değerleri müzakereye açılmamıştır. Giriş ve üç bölümden oluşan tez çalışmasında Birinci Bölümde İbn Haldûn'un hayatı ve ilmî kişiliği; özellikle Müslüman bir âlim olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan hususlar; Hz. Peygamber anlayışına kaynaklık teşkil eden unsurlar ele alınmıştır. İkinci Bölümde İbn Haldûn'un nübüvvetin alametleri çerçevesinde yaptığı tasnife göre Hz. Peygamber'in gaybı bilmesi, ismet sıfatına sahip olması, sıdkı ile bilinmesi, nesebiyle bilinmesi ve mucizevî yönüne ilişkin hususlar ve hâdiselere yer verilmiştir. Üçüncü Bölümde ise Hz. Peygamber'in beşerî münasebetleri bağlamında tevhid ve adalete davet etmesi, toplumsal yapıyı inşa etmesi bağlamında İbn Haldûn'un peygamber tasavvuru işlenmiştir. Sonuç kısmında ise her iki bölümün hülasası sadedindeki çıkarımlar maddeler halinde zikredilmiştir. Çalışma, araştırma boyunca yararlanılan bilimsel metinleri ihtiva eden Kaynakça ile nihayetlendirilmiştir. Çalışma boyunca İbn Haldûn'un eserlerinin Arapça asıllarına müracaat edilmiştir. İlgili başlıklar çerçevesinde klasik İslam Tarihi kaynakları, Türkçe ve farklı dillerdeki çeşitli kaynaklardan istifade edilmiştir. Netice itibarıyla doktora tezinin gerek siyer araştırmaları açısından gerek şahıs merkezli okumaya dayanan araştırmalar açısından nitelikli ve kapsayıcı bir İbn Haldûn okumasına imkân vermesini umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, İbn Haldûn, Tasavvur.

Fatih Muhammed Çakmak
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

II. Abdülhamid döneminde Osmanlı hükümetinin müzik politikası

Kadim bir geleneğe sahip Osmanlı Devleti'nde kültürün önemli bir parçası olarak müziğe birçok dönemde olduğu gibi II. Abdülhamid döneminde de önem verilir. Dönemin müzik politikalarına bakıldığında her ne kadar Batı müziği eksenli bir anlayış hâkim olsa da Türk müziği de birçok alanda kendisine yer bulur. Düalist bir anlayışın benimsendiği II. Abdülhamid döneminde Türk müziği sarayın patronajından çıkar, içeriğinde meydana gelen değişimle beraber halk ile bütünleşip, halka hitap eden bir forma bürünür. Bu durum Türk müziği adına ileriki dönemlere ışık tutacak birtakım doneleri de içinde barındırır ve cumhuriyet dönemi müzik politikalarına temel oluşturur. Bu tez, II. Abdülhamid dönemi müziksel pratikler ve Osmanlı hükümetinin şiar edindiği müzik politikasını incelemeye; bunun yanı sıra II. Abdülhamid hakkında genel bilgileri, II. Abdülhamid dönemi Osmanlı Devleti'nin siyasî ve sosyal durumunu ortaya koymaya odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında, II. Abdülhamid döneminde gerçekleşen müziksel pratikler ve Osmanlı hükümetinin müzik politikası literatür çalışmasıyla tespit edilmiştir. Bu çerçevede konu ile alakalı belgeler incelenmiş, elde edilen veriler değerlendirilirken doküman analizden istifade edilmiş, son olarak da betimsel analiz yapılarak veriler özetlenmiş ve yorumlanmıştır.

Abdülhamid IIBatı müziğiDini müzik+7
Merve Nur Kaptan
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amasya Sultan Beyazıt II Complex in the archival documents

Anadolu'da en erken tarihli örnekleri XII. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlenen Artuklu Beyliği Dönemi'nden Osmanlı Devleti Dönemi'ne kadar inşa edilegelmiş külliyelerden biri olan ve XV. yüzyılın son çeyreğinde Sultan II. Bayezid'in tahta çıkışının ardından Amasya'da inşa ettirmiş olduğu Amasya Sultan II. Bayezid Külliyesi ve bünyesinde yer alan yer alan yapıların inşasından günümüze tarihsel süreçlerini ulaşabildiğimiz belgeler ışığında ortaya koymaya çalıştık. Sultan II. Bayezid Külliye'sini oluşturan günümüze gelebilmiş cami medrese, imaret, muvakkithane, Şehzade Osman Çelebi Türbesi, şadırvan ve bugün mevcut olmayan külliye bünyesinde inşa edilmiş olan sıcak su sebilleri, kar sebili, ikinci bir şadırvan ve bir kütüphane tespit edilip, külliyenin vakfiyesi ve arşiv belgeleri ışığında incelenmiş ve bu yapıların Osmanlı mimarlık tarihi içerisindeki yeri ve önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Arşiv belgeleriBayezid IIKülliyeler+4
Elif Nur Dönmezgüç
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı tarih yazıcılığında Fars/İran tarih yazıcılığının şehnâmecilik kurumu özelinde etki boyutu

Tezimizde öncelikli olarak Fars/İran tarih yazıcılığının Osmanlı tarih yazıcılığı ‎üzerindeki etkisi, sonrasında da bu tarih yazıcılığının bir ürünü olan şehnâmeciliğe yansımasını ‎ve ayrıca İran tarih yazıcılığının oluşumunda payı olan etkenler mercek altına alınacaktır. ‎Araştırma neticesinde ortaya çıkacak faktörleri belirleyip Osmanlı Devleti'ni ve Osmanlı tarih ‎yazıcılığını nasıl etkilediğini inceleyeceğiz. Bu etkilerin arasında İran'dan gelen müelliflerin, ‎mezhebî yahut siyasi nedenlerle vatanlarını terk edip Osmanlı'ya sığınmalarının ne derece ‎etkisi olduğu özellikle ele alınarak sosyal, dinî ve siyasi sebeplerin tesiri değerlendirilecektir. ‎Araştırma, Fars/İran tarih yazıcılığının Osmanlı Devleti'nde kullanılan bir tür olarak ‎‎"Şehnâmecilik" üzerindeki etkisini, ortaya çıkışındaki rolünü ve bu türün doğuşu ile kültürler ‎arası etkinin yayılımını tüm boyutları ile ele alarak tarih sahnesinde coğrafyaların kesişmesine ‎sebep olan bu edebî etkileşim tespit edilecektir.‎

FarsçaOsmanlı DevletiOsmanlı tarihi+3
Netham Izzaddın M.alı
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlıca süreli yayınlarda İslam dünyasının problemleri ve çözüm önerileri (1850- 1918)

Asırlar boyunca gelişmiş medeniyetlere ev sahipliği yapan ve birçok gelişmenin öncüsü olan Müslüman devletler, XVIII. yüzyıldan itibaren gerilemeye ve Batılı devletler ise ilerlemeye başlamıştır. Fransız İhtilâli, Sanayi İnkılabı ve reformlarla bu gelişmeleri elde edebilen Batılı devletler, basın ve matbuat hayatının dünyada başlamasına öncülük etmiş ve ilerleyen zamanlarda bu gelişmelerden Müslüman devletler de istifade etmeye başlamıştır. Birincil kaynak hüviyetinde olan basın hayatının tezahürü gazete ve dergiler, geçmiş dönemin nabzını tutabildiği gibi günümüz meselelerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında da bir rehber olmuştur. İncelenen dönemde (1850 - 1918) İslam dünyasının diğer medeniyetlerden birçok açıdan geri kaldığı yönünde bir gerçek vardır. O dönemin yansıması olan gazete ve dergiler, İslam dünyasındaki gerilemenin önüne geçilebilmesi ve kurtuluş çaresi üretilebilmesi için birçok aydının görüşünün paylaşıldığı merkezler olmuştur. "Osmanlıca Süreli Yayınlarda İslam Dünyasının Problemleri ve Çözüm Önerileri" başlıklı bu çalışma, XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile Mondros Mütarekesi (1850-1918) arasında Osmanlı Devleti'nde yayımlanan 40 süreli yayın üzerinden İslam dünyasının problemlerini ve çözüm önerilerini tespit etmeyi hedeflemiştir. Toplumsal hayattaki gelişmelerin açık bir şekilde görüldüğü bu yayınlarda İslam dünyasının gerileme içerisinde olduğu ve çözümler üretilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır. Siyasi, iktisadî, dinî-kültürel açıdan ve eğitim açısından da değerlendirilmeye çalışılan bu dönemde birçok süreli yayın farklı bakış açılarıyla toplumu aydınlatmaya çalışmıştır. İslam dünyasında süreli yayın üzerine yapılan çalışmaların günümüzde niceliksel olarak görece bir artış göstermesine rağmen, Osmanlı dönemi süreli yayınları üzerine yapılan incelemeler zaman dilimine göre oldukça azdır. Nitel bir çalışma yöntemiyle yürüttüğümüz çalışmada süreli yayınlar üzerinden problem ve çözüm önerileri tespit edilmiştir. Siyasi, iktisadî, eğitim ve dinî-kültürel olarak belirlemeye çalıştığımız ana temalar üzerinden incelememiz yapılmıştır. Bu yayınlarda İslam coğrafyasının o dönem açısından halifeliği elinde bulundurması münasebetiyle merkezi kabul edilen Osmanlı Devleti üzerinden İslam dünyasının problemleri ve çözüm önerileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Türkçesiyle yayınlanan gazete ve dergilerde İslam dünyasının problemleriyle ilgili tespitler yapılmasına ve çözümler üretilmesine karşın, İslam dünyasındaki gerilemenin durdurulamadığı da anlaşılmıştır. Müslümanların birliği için, hilafet kurumunu üzerinden gayretler sergilenmesine ve birlik kongreleri düzenlenmesine rağmen gerilemeye bir çözüm üretilememiş Fransız İhtilâlinin yaydığı bağımsızlık, hürriyet gibi fikirlerde İslam dünyasındaki ayrılıkların artmasına neden olmuştur. Bu çalışmamızla İslam dünyasının birçok alanda gerilediği ve Müslüman aydınların bu gerilemenin nedenleri üzerinde hassasiyetle durduğu belirtilmeye çalışılmış ve İslam dünyasının geçmişte yüzleştiği farklı alanlardaki problemlerin, farklı söylem ve eylemlerle günümüzde de benzer olduğu görülmüştür. Çalışmanın ilk aşamasında, süreli yayınların İslam coğrafyasında yayınlanmaya başlayıp geliştiği XIX. yüzyılın ikinci yarısından I. Dünya Savaşı'nın bitimi olan 1918'e kadar olan İslam dünyasının genel görünümü değerlendirilmeye çalışılmış, ikinci aşamasında ise süreli yayınlarda tespit edilen problemler ve çözüm önerileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Nitelikli araştırma yöntemlerinden kaynak tarama, tarih yöntem tekniklerinin takip edildiği çalışmada, İslam dünyasının gerilediği kanaati paylaşıldığı gibi bunda sadece Batı medeniyetinin ilerlemesi değil, Müslümanların tembelliği ve sömürgeci politikanın olumsuz etkisinin olduğu da bir gerçektir. Ayrıca Müslümanların çağın şartlarını yeterince takip edememesi ve bütçesel olarak zayıf olması bu gerilemeyi daha artırmıştır. İslam coğrafyasının merkezini oluşturan Osmanlı Devleti de bu süreçte toprak kayıpları, birtakım isyanlar ve vilayetlerde huzursuzluklardan dolayı ilgisini ve bütçesini kalkınmaya yoğunlaştıramamıştır. Netice olarak, bu problemleri ortaya koyan tarihi belge hüviyetindeki süreli yayınlar, modern tarih bilimine katkıda bulunmuştur.

Din-kültür ilişkileriDini problemlerEkonomik sorunlar+7
Ömer Faruk Alımcı
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kurra Hafız Abdulkadir Şehitoğlu'nun hayatı ve dini musikiye katkıları

Din ve müzik, sadece toplumların ve kültürlerin oluşumunda ve şekillenmesinde çok önemli işlevler sahip olmakla kalmayıp, manevi hayat ile dünya arasında bir köprü vazifesi de görmüşlerdir. Müzikte ve özellikle Türk Din Mûsikîsinde hafızlar önemli bir yer tutmuşlar ve çok kıymetli eserler vermişlerdir. Tezimizin konusu olan Kurra hafız Abdülkadir Şehitoğlu, önemli kıraat hocalarından biri olarak Türk Din Mûsikîsi alanında besteler vermiş ve talebeler yetiştirmiştir. Ayrıca Kur'an icrası alanında son devrin önemli şahsiyetlerinden biridir. Çalışmamızın giriş bölümünde din ve mûsikî arasındaki ilişkisi irdelenmiştir. Tezin amacı ve önemi kısmında biyografi yazıcılığının ülkemizdeki eksikliği üzerinde durulmuş ve önemi vurgulanmıştır. Birinci bölümde Şehitoğlu'nun hayat hikâyesi ve safahatı kendisiyle yapılan yüz yüze mülakatlardan yola çıkarak özet haliyle yazılmıştır. Bu bölümde ayrıca kendisinin Kıraat konundaki hizmetleri, çalışmaları ve görüşleri aktarılmıştır. İkinci bölümde talebelerinin, sanatçıların ve akademisyenlerin Şehitoğlu hakkındaki görüşleri ve hatıraları mülakatlar vasıtasıyla aynen paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde ise Şehitoğlu'nun besteleri ve icraları notaya alınarak araştırmacıların istifadesine sunulmuştur. Ekler bölümünde Şehitoğlu'na ait fotoğraflar, ilahi albümlerinin ve Kur'an tilaveti ile ilgili kasetlerin kapak fotoğrafları yer almaktadır.

BestelerBiyografiDini müzik+6
Fatih Mehmet Karadaş
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kureyşîzâde Mehmed Fevzi Efendi'nin Türk din mûsikîsî'ne katkıları

Bu tez çalışmasında, 19. yüzyılda yaşamış Osmanlı Devleti'nin son dönem âlimlerinden ve Osmanlı Devleti bünyesinde müderrislik, müftülük, nâiplik, mevlevîyetlik, kazaskerlik görevlerini yapmış Kureyşîzâde Mehmed Fevzi Efendi'nin Türk Din Mûsikîsî alanına katkılarının kapsayıcı bir şekilde değerlendirilmesi istenilmiştir. Giriş bölümünde genel bilgilendirme yapılarak tezin amacı ve önemi ile tezin metodu ve kapsamı hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Birinci bölümde Mehmed Fevzi Efendi'nin hayatı ve eserleri inceleme konusu yapılmıştır. İkinci bölümde konu bütünlüğü sağlanmak maksadıyla Türk Din Mûsikîsî ve formları hakkında kısaca bilgi verilerek Mehmed Fevzi Efendi'nin Türk Din Mûsikîsî alanına yaptığı katkılar mufassal bir şekilde ele alınmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde bazı otoritelerce regâibiyye'nin Türk Din Mûsikîsi formları arasına dâhil edilmesi sebebiyle Mehmed Fevzi Efendi'nin "Regâibiyyesi" ve mûsikî alanı içerisinde değerlendirilebilecek yazdığı "şarkıları" konu bağlamında ele alınarak çalışmanın sonunda raporlama yapılmıştır.

BiçimDini müzikKaside+7
Mustafa Sait Dönmez
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Endülüs'te kadın (711-1492)

Müslümanların İber Yarımadası'ndaki sekiz yüzyılı aşan varlıkları süresince, politik çalkantılar, yıkımlar, kaybedilen topraklar, bölgenin sık sık maruz kaldığı isyan ve işgallere rağmen, bünyesinde barındırdığı farklılıklarla gelişen ve çeşitlenen Endülüs medeniyeti, her yönüyle incelenmesi gereken bir hazine olarak karşımızda durmaktadır. Bu zengin yapısıyla Endülüs tarihi içerisinde, toplumun yarısını teşkil eden kadınların da ilmî, siyasi ve sosyal alandaki dikkat çekici ve belirgin konumları ile var oldukları bilinmektedir. Kaynaklardaki bilgiler ışığında, Endülüslü kadınların toplumsal hayatta aktif, siyasete etki edebilen, ilim ve edebiyatta söz sahibi, mesleklerini icra eden, çalışan bireyler olarak Endülüs medeniyetine önemli katkılarının bulunduğu bilinmektedir. Giriş ve dört bölümden oluşan bu çalışmada, 711'de Müslümanların Endülüs'ü fethinden 1492'de siyasi hakimiyetlerinin sona erişine kadarki süre içerisinde yaşamış olan kadınların siyaset, aile, ekonomi ve saray hayatındaki faaliyetleri ve konumlarına yer verilmektedir. Çalışmanın ilk bölümü, Endülüslü kadınların isimlendirmelerine hasredilmiştir. Bu sayede Endülüslü kadınların kim oldukları, kaynaklarda hangi isim ve nitelendirmelerle yer aldıkları anlaşılmaktadır. Aile hayatında kadının konumuna odaklanılan ikinci bölümde evlilik türleri, aile içi ilişkilerde kadının konumu, mülkiyet hakkı gibi konulara değinilmektedir. Endülüs toplumunda kadınların statüleri ve buna bağlı şekillenen görünürlükleri, çalışma hayatındaki faaliyetleri ile dinî yaşantıdaki etkinlikleri ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise kronolojik bir şekilde Endülüs siyasi hayatında hanedan üyesi kadınların etkin rollerinden örneklerle bahsedilmektedir.

AdlarAile hayatıEndülüs+3
Fatma Merve Çınar
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

XVI. yüzyıl divanlarında nasihat

Bu çalışmada XVI. yüzyıl dîvânlarından on üç tanesi seçilerek nasihat muhtevası incelenmiştir. İncelenen dîvânlar; Âhî, Hayretî, Usûlî, Zâtî, Fuzûlî, Hayâlî, Muhibbî, Emrî, Taşlıcalı Yahyâ Bey, Murâdî, Nev'î, Bâkî ve Bağdatlı Rûhî'ye aittir. Nasihatler, dinî ve tasavvufî konulara dair, genel ahlâka dair, sosyal ve kültürel hayata dair nasihatler olmak üzere üç ana başlık altında değerlendirilmiştir. Şairlerin tasavvufî konularda daha fazla nasihat ettikleri tespit edilmiştir. Dünyanın geçiciliği, âlemin özünün aşk olduğu, iyilik etme ve kötülükten sakınmanın insanı iki cihanda mutlu edeceği konularında şairlerin ortak bir duyuş sergiledikleri görülmüştür. Tevbe, zikir ve duanın önemi üzerine öğütler veren şairler, okuyucuya sabır, şükür, kanaat, vefâ gibi hasletleri kazandırmaya yönelik telkin ve tavsiyelerde bulunmuşlardır. Dîvânlarda nasihat muhtevası; öğüt vermek gayesiyle yazılan, tamamı nasihat içerikli manzumeler ve bir manzumenin arasına serpiştirilmiş öğüt veren bir ya da birkaç beyit olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Dîvânlara göre farklılık göstermekle birlikte beyit düzeyinde nasihatlerin daha fazla yekûn tuttuğu tespit edilmiştir. Beyit düzeyinde en çok nasihat, Muhibbî Dîvânı'nda yer alır. Sultan şair Murâdî'nin Divân'ı ise 92 manzume ile en fazla müstakil nasihat-nâme içeren dîvândır. Taşlıcalı Yahyâ Bey Dîvânı da nasihat muhtevasının yoğunluğu ile dikkati çekmektedir. Anahtar Sözcükler: XVI. Yüzyıl, Dîvân Şiiri, Nasihat, Tasavvuf.

16. yüzyılDivan şiiriDivanlar+6
Fatma Mollahaliloğlu
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mükrimin Halil Yinanç'ın Türk-İslâm tarihçiliğine özgün katkıları

Bu araştırmada 1900-1961 yılları arasında yaşamış, tüm hayatını tarihe vakfetmiş, geriye basılmış ve basılmamış bir çok eser bırakmış Mükrimin Halil Yinanç'ın Türk-İslam tarihine yaptığı önemli katkıların özgünlüğü ele alınmaktadır. Yinanç'ın siyasi tarih, biyografik tarih, yerel tarih, literatür ve tarih yazıcılığı alanlarında yaptığı çalışmalar, konferansları incelenip değerlendirilmiştir. Sonuçlar başlıca Yinanç'ın kaynak kullanımı/Literatür, Objektifliği/Nesnelliği, Metod/Yöntem/Nedensellik Arayışı, Dil ve Üslup, Tarihi Rivayetleri Değerlendirme ve Tercih Metodu ve diğer başlıklar altında sunulmuştur.

BiyografiOsmanlı DönemiOsmanlılar+7
Meryem Yavaş
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sahâbenin mal varlığı

Müslümanların ekonomiye yaklaşımı, zenginlik ve yoksulluk kavramları hep tartışılagelen bir konu olmuştur. Gündelik hayatın temel dinamikleri olan bu kavramlara dair yapılan tartışmaların nihayete ermesi için bu kavramların hayat bulduğu dönemdeki yaklaşımların incelenmesi gerekir. Sahâbenin mal varlığına yahut maddi varlığa olan yaklaşımına karşı yapılan araştırmaların ve düşüncelerin çoğu hicret sonrası ilk dönemlerde yokluk nedeniyle yaşanan örnekler üzerinden şekillenmektedir. Bu çalışmada sahâbenin sahip olduğu mal varlıklarına dair tüm nicel ve nitel veriler tespit edilerek sahâbenin ekonomik durumuna dair genel bir bakış yakalanmaya çalışılmıştır. Sahâbe arasında köleleri, lüks tercihleri, menkul ve gayrimenkul mal varlıkları, sosyal konumları, cömertlikleri vb. ile ön plana çıkanlar tasnif edilerek yaşam kaliteleri ve tercihleri üzerinden sahâbeye ve döneme dair önemli çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca fetihler sonrasında artan zenginliğin ve büyümenin sahâbenin hayatında ne gibi yansımaları olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.

İslam ekonomisiİslam tarihi
Dilek Kılıç
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi'nde mimari ve mimari süsleme terimleri

Bu çalışma Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi'nde yer alan mimari ve mimari süsleme terimlerini tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır. Evliyâ Çelebi 17. yüzyılda yaşamış ve ömrünü seyahatlere vakfetmiştir. Seyahatlerini sözde bırakmayıp yazıya dökerek on ciltten oluşan zengin bir külliyat bırakmıştır. Eserinde son derece teferruatlı bilgi veren, büyük bir dikkat ve tecessüsün mahsulü olan, müellifi ile en çok bütünleşen Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 17. yüzyıl Osmanlı şehir yapısını ve bu şehirleri şekillendiren mimari dokusunu tanıtan benzersiz malzemeler ile doludur. Evliyâ Çelebi sadece imparatorluğun değil gittiği tüm ülkelerim etnografik ve özelinde de mimari kültür envanterini çıkarmıştır. Yazar, eserinde mimari detayları aktarırken zengin bir dil kullanmaktadır. Mimari yapıların tarzları, işlevi, estetik özellikleri ve toplumsal önemine dair aktardığı gözlemleri ile 17. yüzyılın mimari yaklaşımını ve terminolojisini ortaya koymaktadır. Tasvirlerde kullanılan teknik terimler dönemin mimarlık ve sanat tarihi terminolojisine önemli katkılar sunduğu gibi günümüzde de kullanılan ilgili terminolojiyi aydınlatacak niteliktedir. Bu çerçevede, mimari terimleri başlığı altında; mimari yapı türleri, yapı elemanlar, yapı malzemeleri, ölçü birimleri; mimari süsleme terimleri başlığı altında ise; süsleme sanatları terimleri, sanatçı isimleri, esnaf ve zanaatkârlık terimleri, yapılarda kullanılan dekoratif bezeme ögeleri, süslemelerde kullanılan renk ve motif terimlerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. Her bir terim tek tek ele alınıp değerlendirilerek anlamları ortaya koyulmuştur. İlgili terimlerin hangi dile ait olduğu, coğrafyalara göre değişimleri ve çeşitlilikleri, varsa mezheplere göre farklı ifade edilişlerinin saptanması çalışmanın önemli bir boyutudur. Bu araştırma ile Seyahatnâme'nin 17. yüzyıl Osmanlı mimari ve mimari süsleme terminolojisi açısından bir arşiv belgesi niteliğinde olduğu, aynı zamanda çeşitli milletlerden benzersiz mimarlık ve sanat tarihi terminolojisi örneklerini içeren önemli bir kaynak olduğu gösterilmeye çalışılmıştır.

Evliya ÇelebiMimariMimari eserler+5
Fatma Küçük Ak
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

19. yy Alman oryantalizminde Hz. Muhammed çalışmaları: A. Sprenger örneği

19. yüzyıla siyaset ve medeniyet tarihi açısından bakıldığında içerisinde birçok değişim ve dönüşümün meydana geldiği görülmektedir. Bu değişim ve dönüşüm rüzgârı oryantalist faaliyetlerin seyrini de belirlemiş, bu meyanda Alman oryantalizmi de gerek siyasi gelişmelerden gerekse yurt içi ve yurt dışında sürdürülen akademik çalışmalardan etkilenerek farklı yönlere evrilmiştir. Bu evrilmeler sonucunda ortaya çıkan fikirler ve çalışmalar, Avrupa'nın İslam dinine ve Hz. Muhammed tasavvuruna dair görüşlerini ya pekiştirmiştir ya da olumsuz yönde etkilemiştir. Yine bu çalışmalar neticesinde varılan düşünce ve çıkarımlar, siyaset ve bilim etkileşimi gereğince Doğu toplumlarına ve İslam coğrafyasına önemli ölçüde tesir etmiştir. Bu alanda telif edilen eserler arasında bahsedilen etkileşimi sağlaması, tipik 19. yüzyıl Alman oryantalizmini temsil etmesi ve gerek akademi gerekse toplum nezdinde Hz. Muhammed tasavvurunu belirlemesi açısından Aloys Sprenger'in kaleme aldığı eserler önemli bir yer işgal edegelmiştir. Yapılan çalışmada söz konusu 19. yüzyıl Alman oryantalizmi ve Hz. Muhammed tasavvuru Sprenger örneği üzerinden detaylı şekilde ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, 19. Yüzyıl, Alman Oryantalizmi, Aloys Sprenger

Burak Kurt
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

16 ve 17 yy. tekke şiiri ve mutasavvıf tipler

XVI. ve XVII. yüzyıl tekke şiiri ilgili tespitler yapabilmek adına altı divan incelenmiştir. Bu divanlar, dönemlerinin karakteristik yapısını en rahat ortaya koyabilecek şekilde seçilmiş, dikkatle defalarca okunmuş kavram ve semboller seçilerek küçük açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Tekke şiirinin özünü oluşturan tasavvufî kavramlar özenle seçilmiş ve gruplanmıştır. Aynı zamanda tasavvufî tipler ile ilgili beyitler toplanmış bu beyitlerden edinilen bilgilere göre tasavvufî tiplerin yaşam tarzı, dünya ve âhiret görüşü ile yaşam felsefesi hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Yaratılış ve hayatın anlamına dair kullanılan semboller tekke şiirini felsefik bir zemine çeker. Bu zemin mutasavvıf tiplerin bilinçli tercihlerinden oluşan yaşantılarının edebî bir ifadesidir.

Neriman Avcı
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Genel tarih eserlerinde Emevî anlatısı -İslam tarih yazıcılığı bağlamında bir inceleme- (H. III-VI/M. IX-XII)

Bu çalışmada 3-6/9-12. yüzyıllar arasında telif edilen genel tarih eserlerindeki Emevî anlatımı ele alınmıştır. Emevîler dönemi, kendileriyle çağdaş kaynaklar elimizde olmadığı ve günümüze ulaşan tarih metinleri de Ümeyyeoğullarını deviren Abbâsîler döneminde telif edildiği için bir tarihyazıcılığı çalışmasına konu edilmeye son derece elverişlidir. Nitekim Emevî hanedanına ilişkin tarihî kayıtların ne gibi kusurlarla malul oldukları veya hangi perspektiflerin izlerini taşıdıklarına dair pek çok görüşün dile getirildiği bir literatür ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmeler, İslam tarihi kaynaklarının güvenilirliği, ideolojik tarihçilik gibi genel olarak İslam tarihçiliğini ilgilendiren tartışmalara da kapı aralamıştır. İslam tarihyazıcılığına ilişkin muhtelif sonuçlar doğuran bu iddiaların incelenmesi için Dîneverî, Ya'kûbî, Taberî, Mes'ûdî, İbn Miskeveyh ve İbnü'l-Cevzî'nin metinlerinden müteşekkil bir örneklem oluşturulmuştur. Daha sonra her bir tarihçinin eserlerindeki Emevîler dönemine tekabül eden kısımlarda yapılan anlatımlar kaynakları ve içerikleri merkeze alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Birinci bölümde araştırmaya konu edilen kaynakların kaynaklarına odaklanılmış, Emevîler dönemiyle ilgili bilgilere kimler aracılığıyla ulaşıldığı incelenmiştir. Bu sırada hem örneklemde yer alan tarihçilerin kaynaklarını nasıl ve ne kadar gösterdiklerine işaret edilmiş hem de tespit edilebilen isimlerin Emevî karşıtlığıyla nitelendirilmelerinin imkânına, mezhebî-siyasî bağlılıkları hakkındaki iddialara temas edilmiştir. Ayrıca bir yandan da incelenen tarihçilerin kaynaklarını hangi motivasyonlarla seçmiş olabileceklerine dair fikir yürütülmüştür. Son olarak hem tarihçiler başvurdukları isimler açısından birbirleriyle karşılaştırılmış hem de atıf yapılan bütün kaynaklar genel tarih eserlerinin Emevîler dönemi kaynakçası şeklinde takdim edilerek ne gibi değişimlere uğradığıyla ilgilenilmiştir. İkinci bölümde ise örneklemde yer alan metinlerin Emevîler döneminde nasıl bir içeriğe yer verdiklerine odaklanılmıştır. Burada özellikle eserler ortak bir tarih yazım kategorisinden seçilmelerine ve aynı olaylara yer vermelerine rağmen her konunun farklı bir şekilde içeriklendirilebildiği ve muhtelif temalara odaklanılabildiği örneklerle gösterilmiştir. Buna ek olarak Emevîler döneminin bazı tartışmalı olayları ve hanedanın çok eleştirilen mensupları hakkındaki anlatımlar ele alınarak her biri farklı mezhebî-siyasî bağlılıklarla ilişkilendirilen ve muhtelif tarihî gündemleri olan tarihçilerin rivayet seçimlerinin bundan etkilenip etkilenilmediğine odaklanılmıştır. Bütün bu sorgulamaların neticesinde genel tarih eserlerindeki Emevî anlatımının bir taraftarlık sorununa indirgenerek değerlendirilemeyeceği, hanedana karşıt bir perspektiften izler taşıyan pek çok rivayet bulunmakla birlikte bunların aksi yönde bir eğilimi yansıtan başka anlatımlarla bir arada oldukları gözlemlenmiştir. Bu karmaşık içerik hem elimizdeki Emevî anlatımının Abbâsî gölgesi altında kaldığına yönelik iddiaları hem de Sünnî, Şiî-Mutezilî tarihyazımı gibi kategorilerin geçerliliğini tartışmalı hale getirmektedir. Buna mukabil, tarih kaynaklarında anlatımın düzenlenmesinden başvurulan isimlere ve seçilen rivayetlere kadar pek çok tercihin dönemin ilmî tartışmalarında durulan yere, ilmî çevrelerin farklı temayüllerine ve müellifin kitabıyla ilgili özel hedeflerine -farklı bir anlatım yapmak, ansiklopedik bir içerik derlemek vb.- ve tarih kavrayışıyla ilişkili olduğu görülmüştür.

Kevser Beyazyüz Sipahioğlu
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde 1912-1919 yılları arasında Kudsü Şerif'e ait yazıların incelenmesi

Bu çalışmada Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde 1912-1919 yılları arasında Filistin ve Kudsü Şerif ile ilgili yayınlanan makaleleler incelenmiştir. Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri, Osmanlı Devleti'nin II. Meşrutiyet döneminin başlangıcında yayın hayatına başlamış ve Cumhuriyet ilan edildikten 2 yıl sonraya kadar (1925) varlığını sürdümüştür. Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti'ni görmüş olan bu dergi her iki dönemde de en önemli dergilerden biri olarak dikkat çekmektedir. Günümüzden bakıldığında tarihi bir vesika niteliği taşıyan bu dergilerde Filistin ve Kudsü Şerif'in toprak bütünlüğüne yönelik yazılmış olan makaleler dergilerin yayın sürecinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Filistin ile ilgili bu yazılar dergilerin 1912-1919 yılları arasında 8-15-16. Ciltlerinde yer almaktadır. Bu çalışma, Siyonistler tarafından işgal edilen bu topraklar ile ilgili makaleleri tahlil edip akedemye sunmaktadır. Bu çalışmada 19. Ve 20. yüzyılda Yahudilerin bu topraklara yaptığı göçler, Siyonistlerin bu topraklara müdahelesi ve uluslarası kamuyounun bu topraklarda kurulması hedeflenen Siyonist devlet hakkındaki düşünceleri ele alınmıştır. Araştırma, giriş iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Filistin ve Kudsü Şerif hakkında tarihi ve coğrafi açıdan genel bilgi sunulmuştur. İlk bölümünde Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinin tarihçesi ve aynı zamanda makalelerinden faydalandığımız yazarların hayatları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde ise Filistin topraklarında yer teşkil eden Yahudilerle ilgili konulara ağırlık verilmiştir. Sonuç kısmında araştırmada elde edilen veriler maddeler halinde sıralanmıştır

Anahtar kelime
İklem Aydın
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ömer b. Abdülazîz'in mektuplarında yönetimin fikrî temelleri

İslâm tarihinde Hulefâ-yi Râşidîn döneminden sonra yarım asırdan fazla bir süre yönetimde ciddi değişimler oldu. Yönetim, şûra sisteminden veraset sistemine dönüşmüştü. Devlet ve halk arasında ciddi problemler oluştu. Devlete muhalif birçok siyasî, dinî ve sosyal gruportaya çıktı. Bu çalkantılı dönemden sonra İslâm tarihinde beşincihalife olarakda bilinen Ömer b. Abdülazîz,devlet başkanı olarak seçildi. Yaklaşık iki buçuk yıl süren (717-720)bu dönem, erken dönem İslâm tarihinde toplum ve devlet düzeyinde ahlaki, sosyal, siyasî, askeri ve ekonomi alanında köklü değişimlerin gerçekleştiği önemli bir dönem olmuştur. Ömer b.Abdülazîz'in başlattığı bu çok yönlü hareket, İslâm medeniyet tarihinde ilk tecdit, ıslah ve ihya hareketi olarak bilinir.Bu çalışmada,Ömer b. Abdülazîz'in yaklaşık iki buçuk yıla yakın bir zaman diliminde ve geniş bir coğrafyada hayatın birçok alanında gerçekleştirdiği devrim niteliğindeki bu değişimi devletin önemli resmî belgeleri hükmündeki mektupları vasıtasıyla incelenmeye çalışıldı. Bu mektuplar, Ömer b. Abdülazîz'in medeniyet tasavvurunu, yönetim anlayışını açıkça yansıtmaktadır. Bu çalışmada Ömer b. Abdülazîz'in valilere, âmillere, komutanlara, âlimlere ve muhalif gruplara göndermiş olduğu mektuplar, İslâm tarihi kaynakları taranarak tespit edildi. Bu mektupların incelenmesi sonucunda Ömer b. Abdülazîz'in siyasî, idarî, ekonomik, askerî ve toplumsal yönetiminin fikrî temellerini oluşturan temel düşünce, değer ve ilkeler tespit edilmeye çalışıldı. Bu mektuplarda; akîde(tevhid), emanet, ehliyet, adalet, özgürlük, şûra, merhamet, eşitlik, güvenlik, yenilik, ıslah ve vasat olma gibi daha birçok düşünce, değer ve ilkeler tespitedildi. Ömer b. Abdülazîz, kendi medeniyet tasavvurunu oluşturan bu temel düşünceleri bir medeniyet projesine dönüştürdü.

AdaletIslahMektuplar+5
Yasin Talay
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Caetani'nin İslâm tarihi adlı eserinin yedinci cildinin tahlili ve değerlendirmesi

Bu çalışmada, İtalyan oryantalist Leone Caetani'nin İslâm Tarihi eserinin yedinci cildinde yer alan Hz. Peygamber'in hayatına dair anlatımların tarih metodolojisi çerçevesinde tahlil etmek amaçlanmaktadır. İslâm tarihi yazıcılığında eleştirel yaklaşımı ve kronolojik metodu ile öne çıkan Caetani'nin Hz. Muhammed'in nübüvvetine dair değerlendirmeleri, kullandığı kaynaklar analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; metin çözümlemesi ve karşılaştırmalı tarih analiz tekniklerinden yararlanılmıştır. Caetani'nin eserini oluştururken kaynak olarak kullandığı Vâkıdî, İbn Sa'd, Taberî gibi klasik İslâm tarihçilerinin eserlerine müracaat edilerek Veda Haccı, heyetler yılı denilen 10/632 yılında Hz. Muhammed'e bağlılıklarını bildirmek için Medine'ye gelen heyetler, kabile liderlerine yazılan mektuplar, çevre bölgelerde yaşayan Hıristiyanlarla ilişkiler gibi konulardaki bakış açısı anlaşılmaya çalışılmış ve bu konularla ilgili tespitleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Caetani, bu olaylara yaklaşımında çoğu zaman indirgemeci bir yöntem benimsemiştir. Hz. Muhammed'in Necranlı Hristiyanlarla gerçekleştirdiği görüşmeleri bir tebliğ faaliyeti olarak değil, siyasî bir manevra olarak değerlendirmiştir. Benzer şekilde Yemen'e gönderilen İslâm davetçilerinin faaliyetlerini, dinî yayılmadan çok Medine merkezli siyasî otoritenin hükümranlığı olarak yorumlamıştır. Hz. Muhammed'i yerel bir Arap lideri gibi tasvir etmekle evrensel mesajını daraltmaya çalıştığı görülmüştür. Caetani'nin 10/632 yılını kapsayan döneme yönelik tespitleri ele alınmakla beraber, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin Medine evresinin son beş yılık dönemini (5/627 ile 10-632 yılları arası) özetlediği kısımla ilgili de değerlendirme ve çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu bağlamda yaptığımız çalışmada, Caetani'nin Hz. Muhammed'in peygamberliğinin son yıllarına dair anlatımlarını çözümleyerek, onun İslâm tarihine yaklaşımındaki eleştirel tavrı ve bu tavrın sınırlarını ortaya koyma hedeflenmektedir.

Zeynep Betül Önder Arpa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Emevîlerde siyasal hâkimiyet anlayışı

Hâkimiyet, devletin hükmünü göstermesini ve sahip olduğu alandaki otoritesini sağlamasındaki en büyük kudreti temsil eder. Bundan dolayı iktidara sahip olmak isteyen her hareket, hâkimiyet niteliğini kendisinde toplamak ister. Emevîler, iktidarı siyasî ve silahlı güçle ele geçirmeleri ve hilâfeti saltanata dönüştürmeleriyle kendinden önceki uygulamalardan farklı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan dolayı Emevî iktidarı kuruluşundan yıkılışına kadar dinî ve siyasî meşruiyet problemi yaşamıştır. Emevîler, yönetime meşruiyet kazandırmak için değerlere, sembollere ve dine oldukça pragmatik bir şekilde yaklaşmıştır. Geniş bir coğrafya ve farklı kültürler üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen Emevîler birçok değişkeni kontrol altında tutabilmek amacıyla bulundurmuştur. toplumun dinamiklerini, algılarını yönlendirmek için birçok yöntem kullanmışlardır. Dinin devlet tekeline alınması, camilerde muhalif isimler hakkında olumsuz propagandalar yapılması, Kur'ân ayetlerini ve hadisleri iktidarın istek ve arzularına göre yorumlanması pragmatik tutumlardan bazıları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Muhammed Enes Başpınar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00