
3.587
Arşivlenen Tez
22
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Acil servisteki kritik hasta yakınlarının gereksinimleri ve şiddet eğilimleri arasındaki ilişki
Amaç: Araştırma, acil servisteki kritik hasta yakınlarının gereksinimlerini ve şiddet eğilimleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdeki çalışmanın örneklemini acil serviste kritik hastası olan 314 hasta yakını oluşturdu. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, "Acil Serviste Kritik Hasta Yakınlarının Gereksinimlerini Saptama Ölçeği" ve "Şiddet Eğilim Ölçeği" ile yüzyüze görüşme yöntemiyle Temmuz 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler), normal dağılım gösterenler iki grup karşılaştırmalarında için Student-t Testi, normal dağılım göstermeyenler için Mann Whitney U testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında normal dağılım gösterenlerde One-Way ANOVA, normal dağılım göstermeyenlerde ise Kruskal Wallis testi kullanıldı. Gruplar arası farklılık durumunda farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını belirleyebilmek amacıyla Tukey analizi yapıldı. Sürekli değişkenler, arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için veriler normal dağılıma uygunluk gösteriyorsa Pearson korelasyon analizi, veriler normal dağılım göstermiyorsa Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Hasta yakınlarının yaş ortalaması 38.70±14.68 olup %59.2'si erkektir. Hasta yakınlarından %45.2'sinin üniversite mezunu olduğu, %60.5'inin sigara kullanmadığı, %38.3'ünün hastanın akrabası olduğu belirlendi. Hasta yakınlarının Şiddet Eğilim Ölçeği puan ortalaması 35.02±10.43 ile az, Acil Serviste Kritik Hasta Yakınlarının Gereksinimlerini Saptama Ölçeği puan ortalaması 140.62±17.79 olup, Aile üyeleri ile iletişim alt boyut puan ortalaması 34.74±4.94, Aile Üyelerinin Acil Servisteki Bakıma Katılması alt boyut puan ortalaması 46.48±8.60, Organizasyonel Konfor alt boyut puan ortalaması 33.76±3.67, Aile Üyelerinin Desteklenme Süreci alt boyut puan ortalaması 25.55±3.28 olarak saptandı. Şiddet Eğilim Ölçeği ve Acil Serviste Kritik Hasta Yakınlarının Gereksinimlerini Saptama Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Hasta yakınlarının şiddet eğilimlerinin az olduğu ve hasta yakınlarının gereksinimleri ile şiddet eğilimi arasında ilişki olmadığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Acil servis, bakım, hasta yakını, hemşirelik, kritik hasta, şiddet
Yoğun bakım ünitelerinde hemşirelik bakımı kalite ölçeği: türkçe geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Bu çalışmanın amacı Zeraati ve Masoudi Alavi (2014) tarafından geliştirilen Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma metodolojik tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 1 Temmuz 2022-1 Nisan 2023 tarihleri arasında Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesindeki iki ilde yer alan dört devlet hastanesi ve iki eğitim araştırma hastanesinin erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 300 yoğun bakım hemşiresi oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu ve Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışması için dil kapsam ve yapı geçerliği analizleri güvenirlik için ise iç tutarlılık analizi yapılmıştır. Bulgular: Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği'nin dil geçerliğini ölçmek amacıyla en çok tercih edilen yöntem olan çeviri-geri çeviri yöntemi kullanılmıştır. Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeğinin yapı geçerliliğini belirlemek amacıyla faktör analizi yapılmıştır. Bartlett testi sonuçlarıverinin birbiriyle ilişki gösterdiği ve faktör analizi için uygun olduğunu göstermektedir. Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği orijinal yapısında olduğu gibi tek faktörlü olarak incelendiğinde ölçeğe ait tüm maddelerin faktör yüklerinin 0.30'un üzerinde ve açıklanan varyans %19.607 olduğu saptanmıştır. Bu sebeple bu aşamada ölçekten hiçbir madde çıkarılmamış ve Türk dilinde de tek boyutlu yapı kabul edilmiştir. İlgili uyum indeks değerleri sonucunda modelin bu halinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir. Sonuçlar: Yoğun Bakım Ünitelerinde Hemşirelik Bakımı Kalite Ölçeği Türk dili ve kültürü açışından geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.
Kalp pili takılan hastalara meleis'in geçiş teorisine göre verilen eğitimin anksiyete ve depresyon ile öz-etkililik düzeyine etkisi: Tek kör randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırma kalp pili takılan hastalara Meleis'in Geçiş Teorisine göre verilen eğitimin anksiyete ve depresyon ile öz etkililik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma "tek kör randomize kontrollü deneysel çalışma" olarak 10 Kasım 2022-10 Kasım 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatan ve kalp pili takılan hastalar, araştırmanın örneklemini ise araştırmanın kriterlerine uyan 70 kalp pili takılan hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Hasta Tanıtım Formu", "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" ve "Kronik Hastalıklarda Öz-Etkililik Ölçeği" ile toplanmıştır. Deney grubundaki kalp pili takılan hastalara Meleis'in Geçiş Teorisi rehber alınarak 2. gün ve 5.gün eğitim verilmiştir. "Kontrol grubundaki hastalara araştırma sürecinde herhangi bir girişim uygulanmamıştır". Veriler tanımlayıcı istatistikler, Pearson's ki-kare, Yates düzeltmesi, Fisher-Freeman-Halton, Fisher's ecact testi, Bonferroni testi, bağımsız iki örnek t testi, Mann Whitney U testi ve İki yönlü Robust testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma için etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubu hastaların "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" ön test son test farkı ortanca puanları arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0.001). "Kronik Hastalıklarda Öz-Etkililik Ölçeği" alt boyutları "Düzenli Bir Şekilde Spor Yapma", "Hastalık Hakkında Bilgi Alma", "Toplum, Aile ve Arkadaşlardan Yardım Alma", "Doktorla İletişim", "Genel Hastalık Yönetimi", "Ev İşlerini Yapma", "Sosyal/Eğlence Aktiviteleri", "Semptomlarla Başa Çıkma", "Nefes Darlığı ile Başa Çıkma" ve "Depresyonu Yönetme/Kontrol" ön test son test farkı ortanca puanları arasında istatistiksel olarak farklılık belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Araştırmada kalp pili takılan hastalara Meleis'in Geçiş Teorisine göre verilen eğitimin anksiyete ve depresyon düzeyini azalttığı ve öz etkililik düzeyini artırdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Meleis'in Geçiş Teorisi, Eğitim, Öz Etkililik, Anksiyete, Depresyon, Hemşirelik.
Koroner anjiyografi uygulanan hastalarda immobilizasyon, çevresel stresörler ve anksiyete arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, koroner anjiyografi uygulanan hastalara işlem sonrasında uygulanan immobilizasyon süresi, çevresel stresörler ve hastaların anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte olan çalışmanın örneklemini Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyoloji servisi ve koroner yoğun bakım ünitesinde yatan araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 255 koroner anjiyografi uygulanan hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri 'Kişisel Bilgi Formu', "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Yoğun Bakım Çevresel Stresörler Ölçeği" kullanılarak Temmuz 2022-Temmuz 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler SPSS v26 Programında analiz edilmiş ve p˂0.05 güven aralığında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 59.19±11.82 yıl, sırtüstü pozisyonda hareketsiz yatma süresi 6.25±1.79 saattir. Hastaların Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği puan ortalaması 123.71±21.71, Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalaması 53.70±8.86, Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalaması 47.22±6.10 olarak bulunmuştur. Koroner arter hastalarının immobilizasyon süresi ile çevresel stres, durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı, çevresel stres düzeyleri ile durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada koroner anjiografi uygulanan bireylerin çevresel stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde, durumluluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin orta seviyede olduğu, çevresel stresin durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Çevresel stresör, Hemşirelik, Hemşirelik bakımı, İmmobilizasyon, Koroner anjiyografi
Yatılı ortaöğretimde okuyan öğrencilere animasyon destekli verilen menstrüasyon eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma yatılı ortaöğretimde okuyan öğrencilere animasyon destekli verilen menstrüasyon eğitiminin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tek grup ön test-son test deneme modeli ile yarı deneysel olarak Ordu ili Akkuş ilçesi Borsa İstanbul Yatılı Bölge Ortaokulu'unda okuyan kız öğrenciler üzerinde 01 Mayıs 2023- 01 Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Akkuş Borsa İstanbul Yatılı Bölge Ortaokulu'nda okuyan 49 kız öğrenci, örneklemi ise araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden ve velisi onam veren 43 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu" ve "Bilgi Testi" ile toplanmıştır. Araştırmada kız öğrencilere 4 hafta boyunca haftada 1 kez ortalama 30 dakika animasyon destekli menstrüasyon eğitimi verilmiştir. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Eşli İki Örnek t testi, McNemar testi, Lineer Regresyon analizi ve ANCOVA testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma için kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Araştırmada öğrencilerin menstrüasyon eğitimi bilgi testi ön test ile son test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur (p<0.001). Öğrencilerin eğitim öncesi bilgi testi ön test puan ortalamaları 11.88 iken, eğitim sonrası son test puan ortalamaları 18.28 olarak elde edilmiştir. Öğrencilerin bilgi testi başarı puanını menstrüasyon yaşama ve baba eğitim durumlarının etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Sonuçlar: Araştırmada yatılı ortaöğretimde okuyan öğrencilere animasyon destekli verilen menstrüasyon eğitiminin öğrencilerin bilgi testi puanlarını artırdığı bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi testi başarı puanını menstrüasyon yaşama durumu ve babalarının eğitim durumunun etkilediği belirlenmiştir.
Lomber disk herni ameliyatı esnasında dinletilen müziğin hastaların fizyolojik parametrelerine ve ağrı düzeylerine etkisi
Amaç: Lomber disk herni ameliyatı esnasında, dinletilen müziğin hastaların fizyolojik parametreleri ve postoperatif ağrı düzeylerine etkisini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Araştırma, Ordu il merkezinde bulunan bir devlet hastanesinin Beyin ve Sinir Cerrahi kliniğine başvuran lomber disk herni ameliyatı olan 76 hastayla yapıldı. Nisan 2023- Ağustos 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Vizüel Ağrı Skalası ve Fizyolojik Parametre Çizelgesi kullanılarak toplandı. Deney grubunda olan hastalara intraoperatif dönemde 30 dakika Hüseyni makamı müzik dinletildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, gruplara göre kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare testi ve Fisher's Exact Test kullanıldı. Bulgular: Ameliyat öncesi ve ameliyattan 15 dakika sonra ağrı puan ortalaması karşılaştırıldığında; deney ve kontrol grubundaki hastaların ameliyattan 15 dakika sonraki ağrı puan ortalamalarının, ameliyat öncesine göre anlamlı bir şekilde düşük olduğu bulundu. Uyandırma ünitesinde 15 dakika sonraki ölçümde deney grubundaki hastaların sistolik kan basıncı ortalamasının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Hastaların solunum değerleri ortalamalarının ameliyat öncesi, ameliyat sırasında 10. dakika, 20. dakika, 30.dakika ve uyandırma ünitesine alındıktan 15 dakika sonrası ölçümleri incelendiğinde; deney grubu ve kontrol grubunun (grup etkisi) solunum değerleri ortalamaları farkının ve zaman etkisi farkının istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi. Deney ve kontrol grubu hastaların grup içi zamana göre satürasyon değeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, yapılan ileri analiz sonucunda bu farklılığın hem deney hem de kontrol grubunda ameliyattan 15 dakika sonraki ölçüm ile ameliyat sırası 10. dakika, 20. dakika ve 30. dakika arasında olduğu belirlendi. Sonuçlar: Lomber disk hernisi nedeniyle ameliyat olan hastalarda müzik dinletisinin ağrı düzeyinin düşmesinde kontrol grubuna göre güçlü düzeyde etkilediği belirlendi. Hastaların fizyolojik parametrelerinin deney grubunda kontrol grubuna göre daha stabil olduğu saptandı.
Cerrahi hastalarının anksiyete ve korku düzeyleri ile hemşireye güvenleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma cerrahi hastalarının anksiyete ve korku düzeyleri ile hemşireye güvenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte olan çalışmanın örneklemini Ünye Devlet Hastanesi cerrahi servislerinde yatan 150 cerrahi hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Cerrahi Korku Ölçeği ve Hemşireye Güven Ölçeği kullanılarak Haziran 2023-Aralık 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler SPSS v26 Programında analiz edilmiş ve p˂0.05 güven aralığında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 50.59±16.82/yıl, toplam ameliyat olma sayı ortalaması 2.23±1.29'dur. Hastaların Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalaması 42.61±10.15, Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalaması 47.75±7.67, Cerrahi Korku Ölçeği toplam puan ortalaması 37.17±20.90 ve Hemşireye Güven Ölçeği puan ortalaması 26.09±3.88 olarak bulunmuştur. Cerrahi hastalarının durumluk kaygı ölçeği puan ortalamaları ile süreklilik ve cerrahi korku ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, hemşireye güven ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, sürekli kaygı ölçeği puan ortalaması ile cerrahi korku ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuçlar: Araştırmaya katılmayı kabul eden cerrahi hastalarının durumluk ve süreklilik kaygı ve cerrahi korku düzeylerinin orta seviyede olduğu, hemşireye güven düzeylerinin ise oldukça yüksek olduğu, durumluk kaygı ölçeği puan ortalamaları ile hemşireye güven ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir.
Gebeliğin son trimesterindeki yakınmalar ile perinatal anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada gebeliğin son trimesterindeki yakınmalar ile perinatal anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırmanın örneklemini 28 Kasım 2023- 8 Mart 2024 tarihleri arasında İstanbul ilinde yer alan bir hastanenin gebe polikliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden son trimesterdeki 288 gebe oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde Bağımsız gruplarda t testi, One-way ANOVA, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Ölçek ve alt boyutlarının iç tutarlılığı için Cronbach alfa katsayısı hesaplanıp çalışmanın istatiksel olarak anlamlılık düzeyi p <0.05 alınmıştır. Bulgular: Gebelerin yaş ortalaması 29.64±5.13 olup, %33.7'si lise eğitimi almış, %76.4'ü ev hanımı, %84'ü çekirdek ailede yaşamakta, %75.3'ü çalışmamakta ve %68.4'ü orta gelir seviyesine sahiptir. Gebelerin %47.2'sinin destek olan bir yakını yoktur, %54.9'u 28-36 haftalık gebedir ve %86'sı isteyerek gebe kalmıştır. Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puan ortalaması 31.05±13.04'dır. Son trimesterdeki gebeler, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği toplamından ortalama 23.31±15.13 puan almışlardır. Ölçek kesme noktalarına göre katılımcıların %59.4'ünde anksiyete olduğu bulunmuştur. Yaşam Tarzını Etkileyen Yakınmalar, Kas İskelet Sistemine Yönelik Yakınmalar alt boyut ve Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puan ortalaması ile Perinatal Anksiyete Tarama Ölçek toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Yaşam Tarzını Etkileyen Yakınmalar, Kas İskelet Sistemine Yönelik Yakınmalar alt boyut ve Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puanları arttıkça, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği toplam puanı da artmaktadır. Sonuçlar: Araştırma kapsamına alanına gebelerde gebeliğe bağlı yakınmalar arttıkça gebelerin perinatal anksiyetelerinin arttığı görülmüştür. Yaşam Tarzını Etkileyen Yakınmalar, Kas İskelet Sistemine Yönelik Yakınmalar alt boyut ve Gebeliğe Bağlı Yakınmalar Ölçeği toplam puanları arttıkça, Perinatal Anksiyete Tarama Ölçeği toplam puanı da artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, gebelik yakınmaları, hemşirelik, perinatal, perinatal anksiyete, son trimester
Hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerileri ve hemşirelik eğitimindeki nezaketsizlik algısı düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin iletişim becerileri ile hemşirelik eğitimindeki nezaketsizlik algısı düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen bu çalışmanın evrenini Ordu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde 2023-2024 eğitim- öğretim yılında öğrenimine aktif devam eden 2., 3., ve 4. Sınıf, 351 hemşirelik öğrencileri oluştururken, örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden 237 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği" ve "Hemşirelik Eğitiminde Nezaketsizlik Ölçeği" kullanılarak Mart-Nisan 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler SPSS v22 Programında analiz edilmiş ve p˂0.05 güven aralığında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin yaş ortalaması 21.02±1.30 yıldır. Çalışmaya katılan öğrencilerin İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği puan ortalaması 73.32±11.31, Hemşirelik Eğitiminde Nezaketsizlik Ölçeği puan ortalaması 1.74±0.48 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları ile Hemşirelik Eğitiminde Nezaketsizlik Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuçlar: Öğrencilerin iletişim becerileri düzeylerinin ortalamanın üzerinde, hemşirelik eğitiminde nezaketsizlik algısı düzeylerinin düşük olduğu ve iletişim becerileri ile nezaketsizlik algısı arasında ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, İletişim becerisi, Nezaket, Nezaketsizlik
Gebelerde siberkondriya, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, gebelerde siberkondriya, depresyon, anksiyete ve stres arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan araştırmanın örneklemine Türkiye'nin Ege bölgesinde bir ilçe devlet hastanesinin doğum polikliniklerine ve gebe okuluna başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden 329 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ-21) ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu (CSS-12) kullanılarak 5 Haziran- 29 Eylül 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, t testi ve One Way ANOVA Pearson korelasyon analizi, çoklu regresyon analiz testi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirlik analizi Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Depresyon, gebelerin %9.4'ünde "hafif", %22.8'inde "orta", %9.1'inde "ileri", %6.1'inde "çok ileri" düzeylerdeydi. Anksiyete, gebelerin %8.8'inde "hafif", %21'inde "orta", %12.5'inde "ileri", % 32.5'inde "çok ileri" düzeylerde bulunmuştur. Stres, gebelerin %12.5'inde "hafif", %17'sinde "orta", %18.2'sinde "ileri", %4'ünde "çok ileri" düzeylerde bulunmuştur. "Hafif, orta, ileri ve çok ileri" düzey birlikte alındığında, gebelerin %47.4'ünde depresyon, %74.8'inde anksiyete ve %51.7'sinde stres olduğu saptanmıştır. Gebelerin depresyon puan ortalaması 5.36±4.49, anksiyete puan ortalaması 7.46±5.03, stres puan ortalaması 7.98±4.86, Sibekondri Ciddiyeti Ölçeği toplam puan ortalaması 33.97±8.84 bulunmuştur. Siberkondri Ciddiyeti Ölçeği puanı ile depresyon, anksiyete ve stres puan ortalamaları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişkiler olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çoklu regresyon analizinde anksiyete, stres ve gebelikte doktora gitme sıklığının siberkondri ciddiyetinin önemli yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Sonuç: Gebelerde anksiyete ve depresyon görülme sıklığının daha fazla, stresin görülme sıklığının daha düşük düzeyde ve siberkondri ciddiyetinin depresyon, anksiyete ve stres ile ilişkili lduğu bulunmuştur. Gebelerin stres, anksiyete, depresyon ve siberkondri ciddiyeti açısından izlenmesi konusunda sağlık personelinin farkındalığını artırılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, depresyon, gebe kadın, siberkondri, stres
Afet hemşireliği için öğrenme ihtiyaçları ölçeğinin türkçe geçerlilik ve güvenirliği
Amaç: Bu çalışma "Afet Hemşireliği İçin Öğrenme İhtiyaçları Ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma metodolojik tipte bir araştırmadır. Çalışma 18.12.2023-20.05.2024 tarihleri arasında, Ordu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde okuyan 400 hemşirelik öğrencisi üzerinde geçekleştirildi. Veriler, bireysel özellikler formu ve afet hemşireliği için öğrenme ihtiyaçları ölçeği ile toplandı. Ölçeğin dil geçerliliği için çeviri-geri çeviri, kapsam geçerliliği için ise Davis tekniği kullanıldı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, korelasyon testi ve t testi kullanıldı. Ölçeğin geçerliliği; dil, kapsam ve yapı geçerlilik analizleri ile güvenirliği ise; iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik ile değerlendirildi. Araştırmayı yürütebilmek için Ordu Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan onay ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanlığından kurum izni alındı. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.75±2.12'dir. Öğrencilerin %78'inin kadın, %26'sının 3. sınıf öğrencisi olduğu, %87'sinin afet ile ilgili bir eğitim almadığı, %57.3'ünün afete maruz kalmadığı, %54.2'sinin bilgi kaynağı olarak interneti kullandığı belirlendi. Ölçeğin kapsam geçerlilik indeksi 0.97'dir. Ölçeğin Cronbach's alfa değerleri 0.890 ile 0.926 arasında elde edilmiş olup, toplam cronbach's alfa değeri 0.944 ile oldukça güvenilir olduğu belirlendi. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0.944; Bartlett's değeri x2=4940.018; p=0.000'dır. Ölçeğin test re-test ölçümleri arasında r=0.808 düzeyinde pozitif yönlü, anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Sonuçlar: Afet hemşireliği için öğrenme ihtiyaçları ölçeğinin kapsam geçerliliği, yapı geçerliliği ve iç tutarlılık açısından iyi düzeyde olduğu ve geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlendi. Afet hemşireliği için öğrenme ihtiyaçları ölçeği, hemşirelik öğrencilerinin afet hemşireliği açısından öğrenme ihtiyaçlarının belirlenmesinde kullanılabilir.
COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşmenin kadınların serviks kanseri sağlık inancına ve taramaya katılımına etkisi: tek kör randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırma COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşmenin kadınların serviks kanseri sağlık inancına ve taramaya katılımına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma "tek kör randomize kontrollü deneysel çalışma" olarak uygulanmıştır. Araştırma Ordu İli Altınordu Merkez Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 30-65 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde 12 Şubat 2024-12 Kasım 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 30-65 yaş aralığındaki 1600 kadın, örneklemini ise, güç analizi ile belirlenen 68 kadın oluşturmuştur. Blok randomizasyon ile kadınlar deney ve kontrol grubuna atanmıştır. Araştırmanın verileri "Bilgi Formu", "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği", "Serviks Kanseri Taraması Yaptırma Durumunu Değerlendirme Formu" ve "Memnuniyet Değerlendirme Formu" ile toplanmıştır. Deney grubundaki kadınlara 1. hafta yüz yüze, 2., 3., ve 4. hafta telefonla COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşme uygulanmıştır. Kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Veriler Fisher's Exact Testi, Monte Carlo Düzeltmeli Fisher Exact Testi, Yates Düzeltmesi, Pearson Ki-Kare Testi, Bağımsız Örnekler t Testi, Mann Whitney U Testi, Genelleşritilmiş Lineer Modeller yöntemi, İki Yönlü Robust ANOVA yöntemi, Bonferroni Testi ve Binary Lojistik Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grubu kadınların "Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği" "Duyarlılık", "Önemseme/Ciddiyet", "Pap Smear Yarar ve Motivasyonu" alt boyutu grup zaman etkileşimine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05), "Sağlık Motivasyonu" alt boyutunda zamana göre ve "Pap Smear Engelleri" alt boyutunda grup zaman etkileşimine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). Deney ve kontrol grubu kadınların müdahale sonrası serviks kanseri taraması yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farlılık olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: COM-B modeline temellendirilmiş motivasyonel görüşmenin serviks kanseri taramasında sağlık motivasyonu algısını artırdığı, pap smear engelleri algısını azalttığı ve serviks kanseri taramasına katılımı artırdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: COM-B modeli, hemşirelik, motivasyonel görüşme, sağlık inancı, serviks kanseri, tarama.
Hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamaları öz-yeterliliği ile tıbbi hata eğilimi ilişkisinde çocuk hemşireliği yeterliliğinin aracı rolü
Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamaları öz-yeterliliği ile tıbbi hataya eğilimi ilişkisinde çocuk hemşireliği yeterliliğinin aracı rolünün belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini, Ordu Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği dersini alan 3. ve 4. sınıf toplam 303 öğrenci oluşturdu. Veriler Tanımlayıcı Bilgi Formu, Pediatri Hemşireliği Yeterlilik Ölçeği (PHYÖ), Çocuklarda İlaç Uygulamaları Öz-Yeterlilik Ölçeği (ÇİUÖÖ) ve Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği (THEÖ) ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemler, pearson korelasyon analizi, lineer regresyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) test kullanıldı. Ayrıca Hayes'in (2013) SPSS için geliştirdiği PROCESS Model 4 kullanılarak aracılık etkisine ilişkin hiyerarşik regresyon analizleri yapıldı. İstatistik hesaplamalarda p<0.05 alındı. Bulgular: Öğrencilerin PHYÖ toplam puan ortalaması 149.469±18.904, ÇİUÖÖ toplam puan ortalaması 59.845±10.836, THEÖ toplam puan ortalaması 217.017±26.634 olarak bulundu. Öğrencilerin ÇİUÖÖ, PHYÖ ve THEÖ toplam puanları arasında korelasyon düzeyleri incelendiğinde; PHYÖ ile ÇİUÖÖ toplam puanları arasında pozitif orta, THEÖ ile ÇİUÖÖ toplam puanları arasında pozitif zayıf, THEÖ ile PHYÖ toplam puanları arasında pozitif zayıf korelasyon bulundu (p<0.05). Yapılan analiz sonucunda model anlamlı bulundu ve THEÖ üzerindeki toplam değişim %17.37 oranında ÇİUÖÖ tarafından açıklamaktadır (F=63.289; p=0.000). ÇİUÖÖ ile THEÖ arasında PHYÖ'nin kısmi ara değişken olduğu saptandı. Sonuç: Çalışma sonucunda, hemşirelik öğrencilerinde çocuk ilaç uygulamaları öz-yeterliliği ile tıbbi hataya eğilimi ilişkisinde çocuk hemşireliği yeterliliğinin kısmi aracı rolü olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Çocuk Hemşireliği, Öğrenci, İlaç Uygulama, Öz- Yeterlilik, Tıbbi Hata
Diyabetli hastalarda ayak bakım davranışları ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, diyabetli hastalarda ayak bakım davranışları ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın evreni, Giresun ilindeki bir hastanenin Dahiliye Polikliniğine başvuranlar, örneklemi ise araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan diyabetli hastalardır. Araştırma 23 Ocak 2024-08 Kasım 2024 tarihleri arasında 384 diyabetli hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Ayak Bakım Davranışları Ölçeği (ABDÖ)" ve "Diyabetli Erişkin Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student-t Test, Mann Whitney U testi, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis testi, Spearman ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Diyabetli hastaların ABDÖ'den toplam 55.41±10.80 puan, Fonksiyonel Sağlık Okuryazarlığı alt boyutundan 14.95±5.00, İletişimsel Sağlık Okuryazarlığı alt boyutundan 16.75±4.72, Eleştirel Sağlık Okuryazarlığı alt boyutundan 8.26±2.71 ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeğinden toplam 39.96±6.64 puan aldıkları belirlenmiştir. Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ile ABDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda, diyabetli hastaların ayak bakım davranışları puan ortalamasının yüksek, fonksiyonel sağlık okuryazarlığı alt boyut puan ortalamasının düşük, interaktif sağlık okuryazarlığı alt boyutu puan ortalamasının yüksek, eleştirel sağlık okuryazarlığı alt boyutu puan ortalamasının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca diyabetli hastaların Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puanı arttıkça ABDÖ toplam puanının da arttığı görülmüştür.
0-24 aylık bebeği olan annelerin annelik fonksiyonları ile cinsel yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma 0-24 aylık bebeği olan annelerin annelik fonksiyonları ile cinsel yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılan araştırmanın örnekleminde, 01.01.2023-28.02.2023 tarihleri arasında Rize ilinde bulunan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuruda bulunan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 377 kadın dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Barkin Annelik Fonksiyonu Ölçeği (BAFÖ), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın (CYKÖ-K) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Cronbach Alfa güvenirlik testi, bağımsız gruplarda t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin yaş ortalamasının 30.35±4.85 olduğu, annelerin %50.4'ünün üniversite ve üzeri mezunu olduğu, %74.5'inin çalışmadığı ve %81.7'sinin çekirdek aile tipinde yaşadığı belirlenmiştir. Annelerin BAFÖ puan ortalaması 77.48±11.06 ve CYKÖ-K puan ortalamasının 87.58±14.70 olduğu bulunmuştur. Gebeliğin planlanma durumu, bebek bakımına yardımcı olan birisinin varlığı, eşle olan ilişki ve kendini cinsel açıdan değerlendirme durumuna göre BAFÖ toplam puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Eğitim durumu, evlenme biçimi, düşük, ölü doğum, kürtaj ve erken doğumla sonuçlanan gebelik, gebeliğin planlanma durumu, gebelikte destek alınan kişiler ve bebek bakımına yardımcı olan birisinin varlığı, eşle olan ilişki, kendini cinsel açıdan değerlendirme, cinsel ilişki isteği reddedildiğinde eş tepkisi ve eşle cinsel problemleri paylaşma durumuna göre CYKÖ-K toplam puan ortalamaları farklarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). "Öz Bakım", "Anne Psikolojisi", "Bebek Bakımı", "Sosyal Destek", "Anneliğe Uyum" alt boyut ve BAFÖ toplam puanları ile CYKÖ-K toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli ilişki olduğu saptanmıştır (r=0,339) (p<0.05). Yaş, evlilik süresi, gebelik sayısı, yaşayan çocuk sayısı ile "Öz Bakım" alt boyut puanı ve BAFÖ toplam puanları ile CYKÇ-K toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyli ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Annelerin annelik fonksiyonları arttıkça cinsel yaşam kalitelerinin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Annelere gebelik öncesi, sırası ve sonrasında anneliğe uyum ve cinsel yaşama kalitesi hakkında eğitimler önerilir. Anahtar Kelimeler: Annelik, annelik fonksiyonu, cinsel yaşam, doğum sonu dönem, hemşirelik
Kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı çalışmanın örneklemine Türkiye'nin kuzeyinde bir eğitim araştırma hastanesinin polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 383 kadın alınmıştır. Araştırma verileri kişisel bilgi formu, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ), Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Anketi-Kısa Formu (ICIQ-SF), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASÖ-21) ile 20 Şubat 2023 – 1 Eylül 2023 tarihleri arasında yüz yüze yöntemle toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normal dağılıma uygunluğu için Skewness ve Kurtosis katsayıları, t testi, One Way ANOVA testi, Pearson korelasyon ve multiple regresyon analizi testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.13±6.84 saptanmıştır. Kadınların KCİÖ puan ortalaması 25.29±6.47 olduğu, %48.8'inde cinsel işlev sorunu (KCİÖ 26.55≥) olduğu bulunmuştur. KCİÖ alt boyut puan ortalamaları; istek 3.55±0.99, uyarılma 4.07±1.22, kayganlaşma 4.27±1.32, orgazm 4.02±1.28, doyum 4.38±1.23, ağrı 4.97±1.38 saptanmıştır. ICIQ-SF ölçek puan ortalamasının 2.66±3.74 olduğu belirlenmiştir. Kadınların %38.6'sında idrar kaçırma sorunu olduğu bulunmuştur. Kadınların DASÖ puan ortalamaları; depresyon alt boyutu için 3.96±3.04, anksiyete alt boyutu için 2.85±2.66, stres alt boyutu için 5.82±2.93 bulunmuştur. DASÖ kesme noktalarına göre; kadınların %38.6'sının depresyon, %35'inin anksiyete, %22.2'sinin stres yaşadığı bulunmuştur. Kadınların KCİÖ ile ICIQ-SF(r=-.559), DASÖ Depresyon (r=-.428), DASÖ Anksiyete (r=-.317), DASÖ Stres arasında negatif yönde "orta" düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu (r=-.370) belirlenmiştir. Çoklu regresyon analizine göre, üriner inkontinans ve depresyonun cinsel işlevin önemli yordayıcıları olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Her iki kadından yaklaşık biri cinsel işlev sorunu, her on kadından yaklaşık dördü üriner inkontinansa sahipti. Kadınlarda depresyon, anksiyete ve stres orta düzeydeydi. Kadınlarda üriner inkontinans ve depresyonun cinsel işlevin önemli yordayıcıları olduğu saptandı. Sağlık profesyonellerinin kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve strese yönelik farkındalıklarının artırılması ve ileri araştırmalar önerilir.
Noninvaziv mekanik ventilasyondaki prematürelerde hidrokolloid bant ve yüz masajı uygulamasının nazal yaralanma, konfor ve stres üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma noninvaziv mekanik ventilasyon (NIMV) desteği alan prematürelerde hidrokolloid bant kullanımı ve yüz masajı uygulamasının nazal septum yaralanması, stres ve konfor üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tek kör, randomize kontrollü deneysel olarak, Şubat 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında 3. Basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yatan, NIMV desteği alan ve dahil olma kriterlerini karşılayan 28-34 gestasyon haftaları arasındaki 108 prematüre bebek (Hidrokolloid bant grubu: 36, yüz masajı grubu: 36, kontrol grubu: 36) ile yürütüldü. Çalışmanın verileri Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Cilt Durumu Değerlendirilmesi Ölçeği (YCDDÖ), Burun Yaralanması Skalası (BYS), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ve Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Gruplar arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanıldı. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe, grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümler anova testi ve tamamlayıcı bonferroni testi kullanıldı. Tüm hesaplamalarda ve yorumlamalarda istatistik önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen preterm bebekler gruplar arasında tanımlayıcı ve klinik özelliklerine göre cinsiyet hariç anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Gruplar arasında BYS puanları, YCDDÖ puanları, PBKÖ puanları ve YSÖ puanları anlamlı farklılık gösterdi. Tüm değerlendirmelerde en yüksek BYS ve YCDDÖ puanı kontrol grubunda; en düşük BYS ve YCDDÖ puanının ise hidrokolloid bant grubunda olduğu görüldü. Grupların YSÖ puanları incelendiğinde en düşük yüz masajı uygulanan grupta; en yüksek ise kontrol grubundaki bebeklerde olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar arası PBKÖ puanları incelendiğinde ise en yüksek yüz masajı grubunda, en düşük ise kontrol grubunda olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuçlar: Çalışmada NIMV desteği alan prematüre bebeklerde hidrokolloid bant uygulamasının burun yaralanmalarını önlemede yüz masajı uygulamasına göre daha etkili olduğu ve cilt durum puanını düşürdüğü ancak stres puanını düşürmede ve konfor düzeyini artırmada yüz masajı uygulamasının daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Burun yaralanması, Hidrokolloid bant, Noninvaziv mekanik ventilasyon, Prematüre, Yüz masajı
Bebeklerde aşı enjeksiyonu sırasında shotblocker© ve soğuk masaj uygulamasının ağrı, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelere etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı 2-6 aylık bebeklerde DaBT- İPA- Hib aşısı uygulaması sırasında ShotBlocker© ve soğuk masaj uygulamasının ağrı, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelere etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel tek kör olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Giresun Güce İlçe Devlet Hastanesi Aile Sağlığı Merkezi'nde araştırmanın yapıldığı tarihler arasından DaBT- İPA- Hib aşısı olmaya gelen 2-6 aylık bebekler oluşturdu. Araştırmanın örneklemini Kasım 2022 – Mart 2024 tarihleri arasında Giresun/Güce İlçe Devlet Hastanesi Aile Sağlığı Birimi'nde DaBT-İPA-Hib aşısı yaptırmaya gelen, araştırmaya katılma kriterlerine uyan, ebeveynleri araştırmaya katılmayı kabul eden 2-6 aylık bebekler oluşturdu. Shotblocker© grubunda 36, soğuk masaj grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere 108 bebek çalışmaya dahil edildi. Araştırma verileri; Bebek Tanıtıcı Bilgi ve İzlem Formu ve FLACC-Ağrı Skalası ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk test istatistiği, tek yönlü ANOVA, Fisher Exact testi, Box's M testi, Mauchly's W test istatistiği ve Levene test istatistiği ve iki yönlü karma ANOVA kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bebeklerin demografik ve tanıtıcı özellikler bakımından homojen dağılım gösterdiği ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p>0.05). Araştırmada DaBT- İPA- Hib aşı uygulaması öncesinde ve sonrasında Shotblocker©, soğuk masaj ve kontrol grupları arasında nabız ve SpO2 ortalamaları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Gruplar arası ortalama vücut ısısı ölçüm değerleri ele alındığında ise kontrol grubunda yer alan bebeklerin ortalama vücut ısısı diğer iki müdahale grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük saptandı (p<0.01). DaBT- İPA- Hib aşı uygulaması öncesinde, sırasında ve sonrasında Shotblocker©, soğuk masaj ve kontrol gruplarının ağrı puanları ve ağlama süresi arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç: 2-6 aylık bebeklerde DaBT- İPA- Hib aşısı uygulaması sırasında ShotBlocker© ve soğuk masaj uygulamasının ağrı, ağlama süresi, nabız ve SpO2 parametrelerine etkisinin olmadığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağlama süresi, ağrı, aşı, bebek, fizyolojik parametre, shotblocker, soğuk masaj
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde prematüre bebeği yatan annelere akılcı duygusal davranışçı terapi temelli verilen psikoeğitimin annelerin sıkıntıyı tolere etme ve stres düzeylerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi (YYBÜ)'nde prematüre bebeği yatan annelere Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (ADDT) temelinde verilen psikoeğitimin annelerin stres düzeyine ve sıkıntıyı tolere etme durumlarına etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tek kör, randomize kontrollü, deneysel tipte bir araştırmadır. Örneklemi, 18 Eylül 2023- 30 Ocak 2024 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatışı kabul edilen 37 haftadan küçük prematüre bebeği olan 104 anneden oluşmuştur. Araştırma verileri, "Anne-Bebek Bilgi Formu, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Anne-Baba Stres Ölçeği, Sıkıntıyı Tolere Etme Ölçeği (STEÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel hesaplamalar, IBM SPSS 27 (IBM Corp. Released 2020) programı ile yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada, araştırmaya katılan annelerin %32.7'sinin 30-34 yaş aralığında olduğu, %62.5'nin çalışmadığı belirlenmiştir. Psikoeğitim öncesinde yenidoğan yoğun bakım anne-baba stres ölçeği görüntü ve sesler (müdahale:17.19±4.58 (2.86±0.76), kontrol:18.35±4.27 (3.05±0.71), p>0.05), görünüm ve davranışlar (müdahale:45.46±13.86 (2.67±0.81). Kontrol:49.94±12.41 (2.93±0.73), p>0.05), Anne-Baba Rolü (müdahale:30.37±6.87 (2.76±0.62). Kontrol:31.54±7.87 (2.86±0.71), p>0.05) alt boyutları, toplam puan (müdahale:93.02±24.20 (2.73±0.71), kontrol:99.83±22.28 (2.93±0.65), p>0.05) ve STEÖ alt boyutu olan düzenleme (müdahale: 10.46±2.40. kontrol: 9.62±2.20, p>0.05) açısından da homojenlik sağlanmıştır. Psikoeğitim sonrasında ise yenidoğan anne-baba stres ölçeği görüntü ve sesler (müdahale:12.17±3.93 (2.02±0.65). Kontrol:17.79±5.27 (2.96±0.87), p<0.001), görünüm ve davranışlar (müdahale:32.77±12.81(1.92± 0.75), kontrol:50.65±13.81 (2.97±0.81), p<0.001), Anne-Baba Rolü (müdahale:19.63±5.72 (1.78 ± 0.52), kontrol:31.27±8.85 (2.84 ± 0.80).p<0.001), alt boyutları, toplam puan (müdahale:64.85±21.49 (1.89±0.63), kontrol:99.12± 27.23(2.91±0.80), p<0.001) ve STEÖ alt boyutu olan düzenleme (müdahale: 10.88± 1.73, kontrol: 9.40±2.28. p<0.001) alt boyutları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, YYBÜ'nde prematüre bebeği yatan annelere verilen ADDT temelli psikoeğitimin annelerin stres düzeyini azaltmada ve sıkıntıyı tolere etmenin alt boyutu olan duyguları düzenlemede etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Akılcı-duygusal davranışçı terapi, anne, konsültasyon-liyezon psikiyatrisi, prematüre, stres, yenidoğan
Doğum sonu erken dönemde annelere uygulanan sırt masajının konfor, ağrı, anksiyete ve fizyolojik parametrelere etkisi
Amaç: Bu çalışma, doğum sonu erken dönemde annelere uygulanan sırt masajının konfor, ağrı, anksiyete ve fizyolojik parametrelere etkisini incelemek için yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tek kör randomize kontrollü çalışmanın örneklemini müdahale grubunda 36 ve kontrol grubunda 36 olmak üzere 72 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri 12 Aralık 2022-12 Aralık 2023 tarihleri arasında Kişisel Bilgi Formu, Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ), Visüel Analog Skala (VAS), Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ), Sürekli Anksiyete Ölçeği (SAÖ), Fizyolojik Parametreler Formu (FPF) ile toplanmıştır. Müdahale grubuna normal doğum sonrası 3. saatte 20 dk sırt masajı uygulanmış, kontrol grubuna ise rutin hemşirelik bakımı verilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi ve Ki-kare Testi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulama sonrası müdahale grubundaki kadınların konfor puan ortalamasında artış, ağrı ve anksiyete puan ortalamalarında azalma olmakla birlikte, müdahale ve kontrol grubu ön test-son test DSKÖ, VAS, DAÖ, SAÖ puan ortalamaları gruplar arası farkının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Müdahale grubunda ön test (37.44±8.05) ve son test (34.86±6.71) Durumluk Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları grup içi farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Müdahale ve kontrol grubu son test diastolik basınç ve solunum sayısı ortalamaları gruplar arası farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Müdahale grubunun son test ortalamaları diastolik basınç 65.36±8.86, solunum sayısı 22.58±2.66; kontrol grubunun son test ortalamaları diastolik basınç 70.94±9.76, solunum sayısı 24.64±3.44 bulunmuştur. Müdahale grubunun ön test ve son test diastolik basınç ve nabız/kalp atım hızı ortalamaları grup içi farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Normal doğum yapan primipar kadınlara uygulanan sırt masajının konfor ve oksijen satürasyonu parametrelerini artırdığı; ağrı, anksiyete, sistolik basınç, diastolik basınç, nabız/kalp atım hızı, ateş/vücut sıcaklığı, solunum sayısı parametrelerini azalttığı, ancak anlamlı farkın diastolik basınç ve solunum sayısında olduğu bulunmuştur. Doğum sonu erken dönemde sırt masajının konfor, ağrı, anksiyete ve fizyolojik parametrelere etkisine yönelik farklı popülasyonda ve fazla sayıda katılımcıyla daha ileri çalışmalar planlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anksiyete, doğum sonu, fizyolojik parametreler, konfor, masaj
Genel anestezi altında ağız, diş ve çene cerrahisi uygulanan hastaların yakınlarını kısa mesajla bilgilendirmenin anksiyete ve memnuniyet üzerine etkisi
Amaç: Çalışmanın amacı genel anestezi altında ağız, diş ve çene cerrahisi uygulanan hastaların yakınlarını kısa mesajla bilgilendirmenin anksiyete ve memnuniyet üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Kliniği'nde 28.08.2023-30.06.2024 tarihleri arasında genel anestezi altında cerrahi uygulanan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan hastaların yakınları ile gerçekleştirildi. Vaka kontrol çalışması türünde gerçekleştirilen çalışmanın örneklem seçimi G-power ile hesaplandı ve 38 vaka ve 38 kontrol grubu olmak üzere toplam 76 hasta yakını ile çalışma gerçekleştirildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Hasta Yakını Tanıtım Formu, Ameliyat Esnasında Kısa Mesaj ile Bilgilendirme Memnuniyet Anketi, Ameliyat Esnasında Kısa Mesaj ile Bilgilendirme Takip Formu, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Veriler, hasta yakınları ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde gruplardaki sayısal dağılıma uygun olarak parametrik ya da parametrik olmayan testler tercih edilmiştir. Bulgular: Çalışmada kısa mesajla bilgilendirilen vaka grubu hasta yakınlarında durumluk kaygı puan ortalamasının daha düşük, kısa mesajla bilgilendirme öncesi ve sonrası durumluk kaygı puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0.000). Vaka grubundaki hasta yakınlarının mesaj ile bilgilendirilme hizmeti memnuniyet puan ortalamasının 9.58±0.76 (10 puan üzerinden) olduğu belirlendi. Sonuçlar: Genel anestezi altında ağız, diş ve çene cerrahisi uygulanan hastaların yakınlarının kısa mesaj ile bilgi almaktan memnun oldukları ancak cerrahi girişim öncesi ve sonrası durumluk anksiyete düzeylerinin değişmediği belirlendi. SMS bilgilendirme sisteminin rutin uygulamaya alınması hasta yakınlarının bilgiye ulaşmasını kolaylaştırarak memnuniyetlerini artırabilir ve sağlık çalışanlarının iş yükünü azaltabilir.
Yaşlı hipertansiyon hastalarında ilaç tedavisine uyum ile akılcı ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma yaşlı hipertansiyon hastalarında ilaç tedavisine uyum ile akılcı ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı-ilişki arayıcı türde, Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Polikliniğine başvuran yaşlı hipertansiyon hastaları üzerinde 01 Ocak 2024-01 Şubat 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini kardiyoloji polikliniğine başvuran yaşlı hipertansiyon hastaları, örneklemi ise, araştırma kriterlerine uyan 370 yaşlı hipertansiyon hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Hasta Tanıtım Formu", "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği", "İlaç Tedavisine Uyum Öz-Etkililik Ölçeği" ve "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunn testi, Spearman's rho korelasyon katsayısı ve Robust Regresyon testi ile analiz edilmiştir. Araştırma için kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Araştırmada yaşlı hipertansiyon hastalarının "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği" puan ortalamaları 33.87±3.75, "İlaç Tedavisine Uyum Öz-Etkililik Ölçeği" puan ortalaması 39.77±9.2 ve "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" puan ortalaması 26.02±8.45 olarak bulunmuştur. Araştırmada "Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği" puanının bir birim artmasının "İlaç Tedavisine Uyum Öz-Etkililik Ölçeği" puanını 0.240 birim artırdığı (p=0.019) ve "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" puanının bir birim artmasının "İlaç Tedavisine Uyum Öz-Etkililik Ölçeği" puanını 0.288 birim arttırdığı belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Araştırmada yaşlı hipertansiyon hastalarının akılcı ilaç kullanımı, ilaç tedavisine uyum ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yaşlı hipertansiyon hastalarının akılcı ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlığı arttıkça ilaç tedavisine uyumlarının arttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, hipertansiyon, akılcı ilaç kullanımı, ilaç tedavisine uyum, sağlık okuryazarlığı, hemşirelik.
Üriner kateter takılı evde bakım hastalarının bakım vericilerine verilen eğitimin bakım verenlerin bilgi düzeyine ve hastaların idrar yolu enfeksiyon oranına etkisi
Amaç: Bu araştırma üriner kateter takılı evde bakım hastalarının bakım vericilerine verilen eğitimin bakım verenlerin bilgi düzeyine ve hastaların idrar yolu enfeksiyon oranına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tek grup ön test-son test deneme modeli ile yarı deneysel olarak Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetlerine kayıtlı üriner kateter takılı hastalar ve bakım vericileri üzerinde 01 Mayıs 2024- 01 Mayıs 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetlerine kayıtlı ve üriner kateter takılı olan 71 hasta ve bakım vericisi, örneklemi ise araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 32 hasta ve bakım vericisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Hasta ve Bakım Veren Tanıtım Formu", "Bilgi Testi" ve "İdrar Stripi" ile toplanmıştır. Araştırmada bakım vericilere haftada 1 kez (1. ve 4.oturum yüz yüze, 2. ve 3. oturum online) 4 hafta boyunca eğitim yapılmış ve broşür verilmiştir. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Wilcoxon testi ve McNemar Testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma için kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Araştırmada bakım verenlerin bilgi testi ön test son test ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.001). Bakım verenlerin ön test bilgi testi ortanca değeri 31.5 iken, son test bilgi testi ortanca değeri 43 olarak belirlenmiştir. Hastaların ön test ve son test lökosit, nitrit, ürobilinojen, protein, ph, kan, özgül ağırlık idrar analizi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.001). Bu parametrelerde ön teste göre son testte değerlerin normal aralıkta olduğu bulunmuştur. Hastaların ön test ve son test idrar analizi keton, bilirubin ve glukoz değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir (p>0.05). Sonuçlar: Araştırmada üriner kateter takılı hastaların bakım vericilerine verilen eğitimin bakım verenlerin bilgi düzeyini artırdığı ve hastaların idrar yolu enfeksiyon oranını azalttığı bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda üriner kateter takılı hastaların bakım vericilerinin bilgi düzeyini artırmak ve hastaların enfeksiyon oranını azaltmak için eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım verici, evde bakım, enfeksiyon, hemşirelik, üriner kateter.
Üreme Otonomisi Ölçeği Türkçe geçerlilik ve güvenirliği
ÖZET ÜREME OTONOMİSİ ÖLÇEĞİ TÜRKÇE GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİĞİ Amaç: Bu araştırmanın amacı, Üreme Otonomisi Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirliğini incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan araştırmanın örneklemine, Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 300 kadın alındı. Çalışmanın verileri, kişisel bilgi formu, Üreme Otonomisi Ölçeği ve Evli Kadınların Üreme Sağlığını Koruyucu Tutumlarını Belirleme Ölçeği (ÜSBÖ)' nün "İstenmeyen Gebelikten Korunma" alt boyutu ile yüzyüze yöntemle 11 Mart-27 Ağustos 2024 tarihleri arasında toplandı. Üreme Otonomisi Ölçeği'nin dil eşdeğerliği ve kapsam geçerliği sağlandıktan sonra, verilerin analizinde açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, Cronbach alfa katsayısı ve korelasyon analiz testi kullanıldı. Bulgular: Üreme Otonomisi Ölçeği'nin dil eşdeğerliği için çeviri-geri çeviri tekniği kullanıldı. Türkçe dil eşdeğerliği sağlanan ölçek, uzman görüşleri doğrultusunda düzenlenerek kapsam geçerliği sağlandı. Açıklayıcı faktör analizine göre, özgün Üreme Otonomisi Ölçeği'nde olduğu gibi üç alt boyutlu yapıda olduğu saptandı. Ölçeğin faktör yüklerinin 0.40 ile 0.91 arasında değiştiği ve açıklanan toplam varyansın %63.260 olduğu bulundu. Yapısal eşitlik modellemesinde ölçeğe ait elde edilen uyum indeksi değerlerinin x2/SD değeri 2.26, NFI 0.92, CFI 0.95, TLI 0.94, RMSEA 0.065 ve SRMR 0.067 olduğu ve kabul edilebilir olduğu belirlendi. Cronbach alfa katsayısı Üreme Otonomisi Ölçeği'nin 0,81, "Karar Verme" alt boyutu için 0,71, "Zorlamadan Özgürlük" alt boyutu için 0,91 ve "İletişim" alt boyutu için 0,77 olarak bulundu. Ölçekteki maddelerin puan korelasyonlarının 0.40'ın üzerinde olduğu belirlendi. Ölçek ve alt boyutlarının alt-üst %27 puan ortalamaları farklarının istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı (p<0.05). Üreme Otonomisi Ölçeği puan ortalaması 3.09±0.35 bulundu. Sonuç: Üreme Otonomisi Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptandı. Sağlık profesyonellerinin Üreme Otonomisi Ölçeği'ni başka popülasyonlarda ve ileri araştırmalarda kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Üreme otonomisi, güvenilirlik, geçerlilik, ölçme aracı, türkçe form.
6-18 yaş çocuğu olan annelerin eşleri ile çift uyumu ve ebeveyn yetkinliği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada 6-18 yaş çocuğu olan annelerin eşleri ile çift uyumu ve ebeveyn yetkinliği arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılan araştırmanın örneklemine, 1 Ocak 2024-1 Eylül 2024 tarihleri arasında Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde bulunan araştırmaya katılmaya gönüllü olan 385 kadın dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), Anneler için Ebeveyn Yetkinlik Ölçeği (AEYÖ) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Cronbach Alfa güvenirlik testi, bağımsız gruplarda t testi ve ANOVA testi nonparametrik verilerde Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır.Korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalamasının 37.08±5.90, ortalama ilk evlenme yaşlarının 21.91±3.71 olduğu, annelerin %82.6'sının çekirdek aile tipinde yaşadığı belirlenmiştir. Annelerin Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması 52.11±9.25 olarak bulunmuştur. Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği toplam puanı ile yaş, ilk evlenme yaşı, evlilik süresi, çocuk yaşı ve çocuk sayısı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Gelir durumu, eş ile iletişim ve cinsel yaşam düzeyine göre Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Anneler için Ebeveyn Yetkinlik Ölçeği toplam puan ortalaması 153.40±23.98 olarak bulunmuştur. Eş mesleği, eş ile iletişim ve cinsel yaşama göre Anneler için Ebeveyn Yetkinlik Ölçeği toplam puan ortalaması farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Anneler için Ebeveyn Yetkinlik Ölçeği toplam puanı ile yaş, evlilik süresi ve çocuk yaşı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki olduğu saptanmıştır. Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği ile Anneler için Ebeveyn Yetkinlik Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.232). Sonuçlar: Annelerin çift uyumları arttıkça ebeveyn yetkinlik düzeylerinin de arttığı sonucuna varılmıştır. Bu sebeple annelerin çift uyumlarını ve ebeveyn yetkinliklerini arttıracak düzeyde eğitimler verilmesi ve çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne, çocuk, ebeveyn yetkinliği, evlilik uyumu, hemşirelik, kadın
Hemşirelik öğrencilerine uygulanan dijital oyunun kan basıncı bilgi düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinin kan basıncı ölçüm becerilerine ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesinde dijital oyunun etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tek kör, randomize kontrollü bir çalışmadır. Katılımcılar, Şubat 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında kontrol grubu I (31 kişi), kontrol II (32 kişi) ve dijital oyun grubuna (33 kişi) atanan 96 hemşirelik öğrencisinden oluşmaktadır. Deney grubunda yer alan öğrenciler teorik eğitimin ardından araştırma için geliştirilmiş olan dijital oyun ile iki hafta boyunca kan basıncı uygulamasına yönelik çalışma yaparken, kontrol grubunda yer alan öğrenciler ise konuyla ilgili sadece teorik eğitim almışlardır. Çalışma verileri Hasta Bilgi Formu ve Arteriyel Kan Basıncı Akademik Başarı Testi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde yüzde, frekans, Cronbach Alpha, Mann Whitney U, Independent T, Wilcoxon Testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin sosyodemografik özelliklerine göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Deney grubundaki öğrencilerin son test AKBABT puan ortalaması (57.88±14.03), kontrol I grubundaki öğrencileri (40.48±20.18) ve kontrol II gruplarındaki öğrencilerin son test puan ortalamasından (52.5±15.81) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p˂0.001). Sonuçlar: Elde edilen bulgular doğrultusunda, hemşirelik öğrencilerine yönelik geliştirilmiş olan dijital oyun tekniğinin öğrencilerin arteriyel kan basıncı uygulamasına yönelik bilgi düzeyini artırmada geleneksel yönteme göre daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital oyun, hemşirelik eğitimi, yaşamsal belirtiler, kan basıncı
Sezaryen sonrası sırt masajının ağrı, anksiyete, uyku, emzirme, konfor, uterus involüsyonu ve fizyolojik parametrelere etkisi
Amaç: Bu çalışma, sezaryen sonrası uygulanan sırt masajı ağrı, anksiyete, uyku, emzirme, konfor, uterus involüsyonu ve fizyolojik parametrelere etkisi etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tek kör randomize kontrollü çalışmanın örneklemini müdahale grubu 39, kontrol grubu 39 olmak üzere 78 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Haziran 2023-Aralık 2023 tarihleri arasında Kişisel Bilgi Formu, Visüel Analog Skala (VAS), Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ), Sürekli Anksiyete Ölçeği (SAÖ), Richard Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ), Bristol Emzirme Değerlendirme Aracı (BEDA), Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ), Uterus İnvolüsyonu Değerlendirme Formu (UİDF), Fizyolojik Parametreler Formu (FPF) ile toplanmıştır. Müdahale grubuna sezaryen doğumdan 12 saat sonra 20 dk sırt masajı uygulanmış, kontrol grubuna ise rutin hemşirelik bakımı verilmiştir. Verilerin analizinde sayı, ortalama, yüzde hesaplamaları, standart sapma, Kurtosis ve Skewness katsayıları, Willcoxon analizi, t testi, Ki-kare testi, Bonferroni, ve Cohen's d değeri kullanılmıştır. Bulgular: Sırt masajı uygulaması sonrası müdahale grubundaki kadınların kontrol grubundaki kadınlara göre VAS ağrı, DAÖ, DSKÖ puan ortalamaları farkı istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Uygulama sonrası müdahale grubundaki kadınların ön teste göre son testte uyku, emzirme puan ortalamasının yükseldiği, sürekli anksiyete, uterus involüsyonu puan ortalamasının azaldığı, bununla birlikte müdahale ve kontrol grubu ön test-son test SAÖ, RCUÖ, BEDA, UİDF puan ortalaması gruplar arası farkının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Müdahale grubunda ön test ve son test SAÖ, BEDA, UİDF puan ortalamaları grup içi farklarının istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Müdahale ve kontrol grubu son test fizyolojik parametreler puan ortalamaları gruplar arası farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Müdahale grubunda ön test, ara ölçüm ve son test sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ateş/vücut sıcaklığı, saturasyon değeri puan ortalamalarının grup içi farkları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Sezaryen sonrası uygulanan sırt masajının kadınlarda ağrı, durumluk ve sürekli anksiyete düzeyini azalttığı, konfor seviyesini arttırdığı, uyku ve emzirme düzeyini iyileştirdiği, uterus involüsyonunu hızlandırdığı, fizyolojik parametre değerlerini normal sınırlara ulaştırdığını, ancak anlamlı farkın ağrı, durumluluk anksiyete ve konfor düzeyinde olduğu bulunmuştur. Sürekli anksiyete, uyku, emzirme, uterus involüsyonu ve fizyolojik parametrelere etkisine yönelik farklı popülasyonda ve fazla sayıda katılımcıyla ileri çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anksiyete, uyku, emzirme, konfor, uterus involüsyonu, fizyolojik parametreler, sezaryen, masaj
Preterm bebek emzirme davranışı ölçeği (PBEDÖ)'nin Türkçe versiyonunun psikometrik özellikleri
Amaç: Bu araştırma, 'Preterm Bebek Emzirme Davranışı Ölçeği (PBEDÖ)'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipteki araştırmanın örneklemini, Bursa Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde ve Kadın Hastalıkları ve Doğum servislerinde yatan, gebelik haftası 33-37 arasında olan prematüre bebekler ve anneleri oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında Demografik/Obstetrik ve Neonatal Özellikler Formu, Preterm Bebek Emzirme Davranışı Ölçeği (PBEDÖ) ve Bristol Emzirme Değerlendirme Ölçeği (BEDÖ) kullanıldı. Prematüre bebeğin emzirme davranışı ardışık 2 beslenme seansı sırasında gözlemciler tarafından değerlendirildi. PBEDÖ'nün dil geçerliliği için çeviri-geri çeviri, kapsam geçerliliği için Davis tekniği kullanıldı. Yapı geçerliliğinin değerlendirilmesi amacıyla bağımsız gruplar t-testi kullanıldı. Gözlemciler arası uyum, ölçeğin her bir maddesi için Cohen'in Kappa Katsayısı, ölçeğin toplam puanları için ise Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. Gözlemciler arası tutarlığın değerlendirilmesinde Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı hesaplandı. Ölçeğin iç tutarlılığının değerlendirilmesinde Cronbach's Alpha Güvenirlik katsayısı ve Omega Güvenirlik Katsayısı hesaplandı. Ayrıca madde-toplam puan güvenirliği için madde-toplam korelasyonu hesaplandı. Bulgular: Araştırma için yapılan analizler sonucu Madde Düzeyinde Kapsam Geçerliliği İndeksi 0,89- 1 arasında, Ölçek Düzeyinde Kapsam Geçerliliği İndeksi değeri ise 0,963 olarak bulundu. PBEDÖ ve BEDÖ toplam puanı arasında r=0,868 (p<0,001) düzeyinde pozitif ve yüksek bir korelasyon bulundu. PBEDÖ 1. ölçümü puanı ile tekrar test PBEDÖ 2. ölçümü puanı arasında çok güçlü bir pozitif korelasyon gözlemlendi (r=0,841, p<0,001). PBEDÖ'nün her bir madde için hesaplanan Kappa değerleri 0,81- 0,93 arasındadır. Yapılan analizlerde Cronbach's Alpha güvenirlik katsayısı 0,893 bulundu. Sonuçlar: Sonuç olarak PBEDÖ iç tutarlık, yapı geçerliliği ve kapsam geçerliliği hesaplamaları bakımından iyi düzeyde bulundu. Türkçeye uyarlanan PBEDÖ'nin Türk diline ve kültürüne uygun, geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlendi.
Ergenlerde internet bağımlılığı ile internet aile tutumu, siber zorbalık ve mağduriyet arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma, ergenlerde internet bağımlılığı ile internet aile tutumu, siber zorbalık ve mağduriyet arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini, Ordu ili Gölköy ilçe merkezinde bulunan liselerde öğrenim gören ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan öğrenciler oluşturmuştur. Araştırma 11 Ocak 2024-04 Kasım 2024 tarihleri arasında 383 lise öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Young İnternet Bağımlılığı Kısa Formu (YİBT-KF)", "İnternet Aile Stili Ölçeği", "Sanal Zorba/Kurban Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student-t Test, Mann Whitney U testi, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. Araştırma için kurum izni ve etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Ergenlerin YİBT-KF toplam puan ortalamasının 28.89±9.10, Aile Stili Ölçeği Aile Kontrolü alt boyutu toplam puan ortalamasının 22.46±8.51 ve Aile Yakınlığı alt boyutu toplam puan ortalamasının 37.92±14.41 olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin Siber Zorbalık ve Mağduriyet Ölçeğinin Sanal Zorba boyutu, Sanal Ortamda Engelleme ve Zarar Verme alt boyutu toplam puan ortalamasının 38.83±2.15 ve sanal ortamda söylenti çıkarma alt boyutu toplam puan ortalamasının 19.11±2.09 puan; Sanal Kurban boyutu, Sanal Ortamda Engelleme ve Zarar Verme alt boyutu toplam puan ortalamasının 38.87±2.68 ve Sanal Ortamda Söylenti Çıkarma alt boyutu toplam puan ortalamasının 19.18±2.27 puan olduğu saptanmıştır. Araştırmada ergenlerin Aile Yakınlığı, Sanal Kurban Boyutu Sanal Ortamda Engelleme ve Zarar Verme Alt Boyutu, Sanal Zorba Boyutu, Sanal Ortamda Söylenti Çıkarma Alt Boyutu puanları ile İnternet Bağımlılığı değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p=0.000). Sonuçlar: Çalışma sonucunda öğrencilerin internet bağımlılığı, aile kontrolü ve yakınlığı ve sanal zorba ve kurban ölçeği toplam puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca aile yakınlığı puanındaki 1 birimlik artış, internet bağımlılığı puanında 0.074 birimlik azalmaya; Sanal Kurban-Sanal Ortamda Engelleme ve Zarar Verme Alt Boyut puanındaki 1 birimlik artış, İnternet Bağımlılığı puanında 0.695 birimlik azalmaya neden olduğu; Sanal Zorba-Sanal Ortamda Söylenti Çıkarma Alt Boyutu puanındaki 1 birimlik artış, İnternet Bağımlılığı puanında 0.815 birimlik azalmaya neden olmaktadır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda; internet bağımlılığı, siber zorbalık ve mağduriyeti azaltmaya yönelik müdahale programlarının geliştirilmesi ve bu programların aile stillerini temel alan yaklaşımlarla tasarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergen, internet aile tutumu, hemşirelik, internet bağımlılığı, siber mağduriyet, siber zorbalık.
Bir tekstil fabrikasında çalışan işçilerin ergonomik riskleri ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, bir tekstil fabrikasında çalışan işçilerin ergonomik riskleri ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini, Ordu ilinde bir tekstil fabrikasında çalışan toplam 202 işçi oluşturmuştur. Araştırma 01 Ocak-01 Kasım 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Hızlı Tüm Vücut Değerlendirme Formu (REBA) ve Cornell Kas İskelet Rahatsızlığı (Diskonfor) Anketi (CMDQ) kullanılarak gözlem ve yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Pearson Ki-Kare testi, Fisher's Exact testi, Spearman korelasyon, Kendal's Tau Korelasyon analizi ve Post Hoc Düzeltilmiş Bonferroni testleri kullanılmıştır. Veriler, SPSS for Windows 25 paket programı ile analiz edilmiş ve p˂0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: İşçilerin CMDQ'ya göre en sık sırasıyla sırt (%42.1, 5.92±14.13), bel (%38.6, 5.06±13.84) ve boyun (%37.13, 4.01±10.89) rahatsızlığı yaşadığı belirlenmiştir. İşçilerin REBA risk değerlendirmesi; %66.3'ünün "Düşük risk, değişiklik gerekebilir", %32.2'sinin "Orta risk detaylı inceleme gerekir, değişiklik acildir" ve %1.5'inin "Yüksek risk, yeniden değerlendirme, uygulama değişikliği gerekir" şeklindedir. İşçilerin cinsiyet, gelir durumu, çalışılan birim ve işe ara verme aralıkları ile REBA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. İşçilerin bu işyerindeki çalışma süresi ile CMDQ puanları arasında 0.237 hesaplanan korelasyon katsayısı ile istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Günlük çalışma saati ile REBA puanları arasında-0.173 hesaplanan korelasyon katsayısı ile istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve çok düşük düzeyli bir ilişki, boy ile REBA puanları arasında 0.202 hesaplanan korelasyon katsayısı ile istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). İşçilerin REBA risk düzey skorlarına göre CMDQ kalça puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda, işçilerin düşük risk skorlarına sahip olmakla birlikte, sırt, bel ve boyun bölgeleri başta olmak üzere kas iskelet sistemi rahatsızlıkları yaşadıkları belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda; işyerlerinde ergonomik risklerin ortaya çıkarılması ve bu riskleri en aza indirecek ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını önleyici müdahale çalışmaları gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
Adölesanlarda duygusal okur yazarlık ve ruh sağlığını geliştirici bilgi düzeyinin psikolojik yardım alma tutumu ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışma adölesanlarda duygusal okuryazarlık ve ruh sağlığını geliştirici bilgi düzeyinin psikolojik yardım alma tutumu ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini, Ordu ilinin Fatsa ilçesinde Fatsa Anadolu Lisesinde öğrenim gören 428 öğrenci oluşturdu. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Duygusal Okuryazarlık Ölçeği(DOÖ), Ruh Sağlığı Geliştirici Bilgiler Düzeyi Ölçeği (RSGBÖ) ve Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği (PYTÖ-K) ile toplandı. Veri analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve post hoc (Tukey, LSD), pearson korelasyon analizi, lineer regresyon ve aracılık etkisine ilişkin hiyerarşik regresyon analizleri Hayes'in (2013) SPSS için geliştirdiği PROCESS Model 4 kullanılarak yapıldı. Ölçeklerin iç geçerliliği Cronbach alfa katsayısı ile değerlendirilmiştir. İstatistik hesaplamalarda p<0,05 alındı. Bulgular: Çalışmaya katılan adölesanların %61,4'ünün erkek, %38,6'sının kız ve %34,3'ünün 17 yaşında olduğu belirlendi. Adölesanların %15'inin daha önce psikolojik yardım almış olduğu, bu katılımcıların %57,8'i psikologdan, %31,2'si psikiyatristen yardım aldığı belirlendi. Aldıkları yardımı yararlı bulanların %39,1'i "oldukça yararlı" olarak ifade ettiği belirlendi. DOÖ toplam puan ortalaması 59,29 ± 7,17, RSGBÖ puan ortalaması 3,92 ± 0,86 ve PYTÖ-K puan ortalaması 65,18 ± 10,92 olarak hesaplandı. Yapılan regresyon analizinde DOÖ'nin RSGBÖ düzeyi üzerindeki etkisi anlamlı bulundu. DOÖ'nin RSGBÖ'deki varyansın %4,4'ünü açıkladığı belirlendi. DOÖ'nin PYTÖ-K üzerindeki doğrudan etkisi de anlamlı bulundu. Modelin açıklayıcılığı ise %6,4 olarak saptandı. Model genel olarak anlamlı bulundu. RSGBÖ'nin DOÖ ile PYTÖ-K arasındaki ilişkide kısmi bir aracılık rolü oynadığı belirlendi. Modelin toplam açıklayıcılık düzeyi %8,6 olup model genel anlamda istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuçlar: Çalışmada adölesanların duygusal okuryazarlık düzeyi arttıkça ruh sağlığını geliştiririci bilgiler düzeyinin de artış göstermekte olduğu ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutumlarının daha olumlu olduğu belirlendi. Adölesanların ruh sağlığı geliştirici bilgiler düzeyinin, psikolojik yardım almaya ilişkin olumlu tutumu desteklediği belirlendi.
Meslektaş dayanışmasının hemşirelerin tıbbi hata tutumlarına etkisi
Amaç: Bu çalışma, meslektaş dayanışmasının hemşirelerin tıbbi hata tutumlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, Karadeniz bölgesinde hizmet veren bir devlet hastanesinde çalışan, araştırmaya katılmayı kabul eden ve dahil edilme kriterlerini taşıyan 225 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Bireysel ve Mesleki Özellikler Soru Formu, Hemşirelerde Meslektaş Dayanışması Ölçeği ve Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 4 Ekim- 31 Aralık 2024 tarihleri aralığında toplanmıştır. Veriler SPSS V23 ve R programı ile analiz edilmiş ve anlamlılık oranı p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamaları 39,73±8,65 olup %84,9'u kadındır. Hemşirelerin Hemşirelerde Meslektaş Dayanışması Ölçeği toplam puan ortalamasının 97,26±10,56 olduğu ve en yüksek puanın duygusal dayanışma (39,37±4,34) alt boyutundan alındığı, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği puan ortalamasının 3,69±0,36 olduğu ve en yüksek puanın tıbbi hata nedenleri (3,85±0,51) alt boyutundan alındığı saptanmıştır. Bu çalışmada hemşirelerin meslektaş dayanışmalarının iyi düzeyde ve tıbbi hata tutumlarının olumlu olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin meslektaş dayanışması ile tıbbi hata tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve zayıf bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tıbbi hatalarda tutum ölçeğinin toplam puanına etki eden bağımsız değişkenler Robust regresyon analizi ile incelenmiş, meslektaş dayanışmasının hemşirelerin tıbbi hata tutumunu %6,81 oranında yordadığı belirlenmiştir. Sonuçlar: Bu çalışma sonucuna göre, hemşirelerin meslektaş dayanışmalarının artmasının, tıbbi hata tutumlarını arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda hemşirelerin tıbbi hata tutumlarının arttırılması adına gereken stratejilerin geliştirilmesi ve uygulanması meslektaş dayanışması için yarar sağlayıcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Hemşire, Meslektaş Dayanışması, Tıbbi Hata Tutumu, Tutum
Hemşirelerin çalışma ortamı ve örgütsel destek algısının iş motivasyonuna etkisi
Amaç: Bu çalışma hemşirelerin çalışma ortamı ve örgütsel destek algısının iş motivasyonuna etkisini belirlemek amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel türde olan çalışmanın örneklemini Karadeniz bölgesinde bulunan eğitim araştırma hastanesi ile devlet hastanesi oluşturmaktadır. Dahil edilme kriterlerine uyan 263 hemşire çalışmaya alınmıştır. Araştırma verileri; "Bireysel ve Mesleki Özellikler Soru Formu", "Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği", "Hemşirelik İş İndeksi- Çalışma Ortamını Değerlendirme Ölçeği", "Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle Ağustos- Kasım 2024 tarihleri arasında yüz yüze yöntemle toplanmıştır. Veriler SPSS V23 ile R programı kullanılarak analiz edilip önem düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Hemşirelerin bireysel ve mesleki özellikleri incelendiğinde, çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamalarının 36.08±8.52, %72.2 'sinin lisans mezunu, %73.8'inin evli olduğu, hemşirelerin %63.1'inin devlet hastanesinde çalıştığı, %60.8'inin kurumunda çalışmaktan memnun olduğu, %74.9'unun çalıştığı birimden memnun olduğu, %62.4'ünün aldığı ücreti yeterli bulmadığı, %93.9'unun kurumunun sağladığı sosyal olanaklardan memnun olmadığı bulunmuştur. Hemşirelerin iş motivasyonlarının ortalamanın üzerinde, hemşirelik çalışma ortamı ile örgütsel destek algısının ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği ve Hemşirelik İş İndeksi- Çalışma Ortamını Değerlendirme Ölçeği arasında anlamlı pozitif çok zayıf ilişki (p=0.004), Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği ve Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği arasında pozitif zayıf anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.001). Regresyon analizi sonucunda algılanan örgütsel desteğin, kurum türünün ve birimden memnuniyetin hemşire iş motivasyonunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonucuna göre hemşirelerin algılanan örgütsel destek düzeyi arttıkça iş motivasyonlarının arttığı, çalıştıkları kurum türü ve birimlerinden memnuniyetin hemşirelerin iş motivasyonunu etkilediği bulunmuştur. Sonuç olarak hemşirelerin çalışma ortamlarının ve örgütsel destek algılarının arttırılması için gerekli stratejilerin geliştirilmesi, uygulanması hemşirelerin iş motivasyonlarının arttırılması için yarar sağlayıcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, iş motivasyonu, çalışma ortamı, örgütsel destek
Çocuklarına aşı yaptırmayan ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumu ile aşı tereddüdü ve aşı karşıtlığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırma çocuklarına aşı yaptırmayan ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumu ile aşı tereddüdü ve aşı karşıtlığı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı-ilişki arayıcı türde, Trabzon İli Of Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvuran ve çocuğuna aşı yaptırmayan ebeveynler üzerinde 01 Temmuz 2024-01 Mayıs 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini çocuk polikliniğine başvuran ve çocuğuna aşı yaptırmayan ebeveynler, örneklemini araştırma kriterlerine uyan 214 ebeveyn oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Ebeveyn Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Aşılarına Yönelik Ebeveyn Tutumları Ölçeği", "Aşı Tereddüdü Ölçeği" ve "Aşı Karşıtlığı Ölçeği" ile toplanmıştır". Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunn testi, Spearman's rho korelasyon testi ve Robust Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada "ebeveyn tutum ölçeği" puan ortalaması 17.59±1.51, "aşı tereddüdü ölçeği" puan ortalaması 17.34±3.2 ve "aşı karşıtlığı ölçeği" puan ortalaması 78.92 ± 4.10 olarak bulunmuştur. Ebeveyn tutum ölçeği toplam puanı ile aşı karşıtlığı ölçeğinin aşı olmamak için çözümler alt boyutu arasında pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Aşı tereddüdü ölçeği toplam puanı ile aşı karşıtlığı ölçeğinin aşı yararı ve koruyucu alt boyutu arasında pozitif yönde, aşı karşıtlığı ve aşı tereddüdünün meşrulaştırılması alt boyutu arasında negatif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Aşı karşıtlığı ölçeği toplam puanı ile aşı tereddüdü ölçeğinin riskler alt boyutu arasında negatif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Araştırmada çocuklarına aşı yaptırmayan ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumlarının ve aşı tereddütlerinin orta düzeyde olduğu, aşı karşıtlığı düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin çocukluk dönemi aşılarına yönelik tereddütleri arttıkça aşı olmamak için çözümler ürettiği, aşı tereddüdü arttıkça aşı yararı ve koruyuculuk algılarının azaldığı ve aşı karşıtlığı ve aşı tereddüdünün meşrulaştırılmasının arttığı belirlenmiştir. Ebeveynlerin aşı karşıtlığı arttıkça aşılarla ilgili risk algılarının azaldığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aşı karşıtlığı, aşı tereddüdü, aşı tutumu, ebeveyn, hemşirelik
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ve mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarının incelenmesi
Araştırma, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ile mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarını belirlemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Metodolojik aşamada, Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği'nin (The Casey-Fink Readiness for Practice Survey) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması Google formlar üzerinden çevrim içi olarak yapılmıştır. Bu aşamanın örneklemini (ikinci aşamaya dahil edilmeyen) Ankara'da üç üniversitenin 179 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Tanımlayıcı aşamada; öğrencilerin kontrol odağı ve mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarının belirlenmesi amacıyla kontrol odağı ile geçerlik ve güvenirliği yapılmış Casey-Fink uygulamaya hazıroluşluk ölçeği kullanılmıştır. Örneklemini, Türkiye genelindeki hemşirelik bölümlerinden kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılan 301 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 Windows paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde metodolojik aşamada; tanımlayıcı istatistikler, doğrulayıcı faktör analizi, açıklayıcı faktör analizi, yapısal eşitlik modeli, Cronbach alfa katsayısı, tanımlayıcı aşamada; tanımlayıcı istatistikler, Kolmogrov – Smirnov, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda; 15 maddelik tek alt boyutlu, Cronbach alfa değeri 0,881 olan Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği'nin ülkemiz için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulunmuştur. Araştırmanın tanımlayıcı aşamasında öğrencilerin kontrol odağı düzeyleri iç kontrol odağı eğilimli (ortanca=121), mesleğin uygulamasına hazır oluşluk algıları ise orta düzey (ortanca=2,93) olarak bulunmuştur. Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin Kontrol Odağı Ölçeği ile Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği puanları arasında 0,240 olan pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre geçerlik ve güvenirliği saptanmış olan ölçek formunun Covid-19 süreci sona erdikten sonra bütün klinik uygulamalarını yüz yüze tamamlayan daha geniş bir örneklem grubu ile tekrarlanması, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ve uygulamaya hazır oluşluk algılarını etkileyen farklı değişkenlerin nicel ve nitel araştırmalar ile incelenmesi önerilerinde bulunulmuştur.
Onkolojik sorunu olan çocukların ebeveynlerine uygulanan aile merkezli güçlendirme programının etkililiğini değerlendirme: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma, onkolojik sorunu olan çocukların ebeveynlerine uygulanan aile merkezli güçlendirme modeli (AMGM)'ne temellendirilmiş web tabanlı eğitim programı (WTEP)'nın etkisini belirlemek amacıyla paralel grup, randomize kontrollü tek kör deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasında 527 ebeveyn ile Ocak 2021- Aralık 2021 tarihleri arasında "Kanser Hastalarına Bakım Veren Aile Bireylerinin Bakım Yeteneğini Değerlendirme Ölçeği (KHBVABBYDÖ)" 'nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. AMGM'ye temellendirilmiş WTEP'nin etkisinin değerlendirildiği ikinci aşaması ise Mayıs 2022- Kasım 2022 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Hematoloji Onkoloji Kliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Blok randomizasyon ile belirlenen toplam 76 ebeveyn (38 girişim 38 kontol) araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Ebeveyn-Çocuk Bilgi Formu, KHBVABYDÖ, Genel Öz yeterlilik Ölçeği (GÖYÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DAS) kullanılarak toplanmıştır. Geliştirilen web sitesi, DISCERN ölçüm aracıyla 13 uzman tarafından içeriğin kalitesi, WAMMI ölçüm aracıyla girişim grubundaki ebeveynler tarafından kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Girişim grubuna sekiz hafta AMGM'ye temellendirilmiş WTEP uygulanmıştır. Kontrol grubundaki ebeveynler rutin bakım almaya devam etmiştir. Verilerin analizinde ilk aşamada yapı geçerliği için doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılarak uyum indeksleri incelenmiş, yakınsak ve ıraksak geçerlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin güvenirliğine ilişkin, güvenirlik kat sayısı olan cronbach alfa katsayısı, madde-toplam korelasyon katsayısı, test-tekrar test pearson korelasyon katsayısı (r) ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. İkinci aşamada ise normal dağılımın belirlenmesinde Kolmogorov-Smirnov testinden yararlanılmıştır. Ayrıca grupların homojen dağılımını değerlendirmek için Pearson kikare ve Fisher Exact ki-kare, iki grup ortalamalarının farkı için bağımsız örneklem t-testi (Independent Sample T Test) kullanılmıştır. Girişim ve kontrol gruplarına ait tekrarlanan ölçümler arasındaki fark tekrarlanan ölçümlerde varyans analizi (Repeated Measures testi) ile belirlenmiştir. Veriler SPSS 26.0 ve LISREL 8.80 paket programlarında değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki ebeveynlerin tanıtıcı özellikleri bakımından istatistiksel olarak benzer olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Birinci aşamada geçerlik, güvenirlik ve madde analizine ilişkin bulgular, onkolojik sorunu olan bireylere bakım veren aile bireylerinin bakım yeteneklerini ölçmek için geçerli ve güvenilir sonuçlar ortaya koymuştur. İkinci aşamada ise girişimden sonra ebeveynlerin ikinci ölçüm (T2) ve üçüncü ölçüm (T3) KHBVABYDÖ, GÖYÖ'den aldıkları puan ortalamalarının arttığı, RBSÖ ve DASÖ'den aldıkları T2 ve T3 puanlarının azaldığı belirlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırma yapıldığında ise bu farkın statistiksel olarak anlamlı oduğu bulunmuştur ( p<0.001). Sonuç olarak; AMGM'ye temellendirilmiş WTEP onkolojik sorunu olan çocukların ebeveynlerinin bakım yeteneklerini geliştimede, öz yeterlilik ve benlik saygısını artırmada, depresyon, anksiyete, stres düzeylerini azaltmada etkili bir yöntemdir. Ebeveynlerin güçlendirilmesi için bakım yeteneklerinin değerlendirilmesi, gereksinimleri doğrultusunda AMGM'ye temellendirilmiş eğitim verilmesi önerilmektedir.
Perkütan koroner girişim sonrası uygulanan reiki ve akupresürün femoral kateter çekimi sırasındaki ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisi: randomize kontrollü çalışma
Araştırma, perkütan koroner girişim sonrası uygulanan reiki ve akupresürün femoral kateter çekimi sırasındaki ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Prospektif randomize kontrollü olarak yürütülen çalışma reiki grubu (n=28), akupresür grubu (n=28) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere 84 hasta ile gerçekleştirildi. Femoral kateter çekiminden 20 dakika önce reiki grubuna yedi çakra bölgesine 18 dakika reiki, akupresür grubuna LI4, HT7 ve PC6 noktalarına 20 dakika akupresür uygulandı. Kontrol grubuna ise standart bakım uygulandı. Her üç gruba uygulama öncesi ve femoral kateter çekiminden beş dakika sonra Visual Analog Skala, Spielberger Durumluk Anksiyete Ölçeği ve yaşam bulguları takip formu uygulandı. Elde edilen veriler paired t test, One-Way ANOVA ve Tukey test istatistiği kullanılarak değerlendirildi. Uygulama öncesi ağrı, anksiyete ve yaşam bulguları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Uygulama sonrası ise reiki ve akupresür grubunda yer alan hastaların kontrol grubunda yer alan hastalara kıyasla ağrı ve anksiyete düzeyinde azalma, sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım sayısı ve solunum sayısı ortalamalarında düşüş olduğu belirlendi ve gruplar arası fark istatistiksel olarak önemli bulundu (p<0.05). Araştırma sonucunda perkütan koroner girişim sonrası femoral kateter çekimi öncesinde uygulanan reiki ve akupresürün ağrı ve anksiyeteyi azalttığı, yaşam bulgularını ise iyileştirdiği saptandı.
Hemodiyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğine ve yorgunluğa etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastaların hemodiyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğine ve yorgunluğa etkisini belirlemek amacı ile kendi kendine kontrollü randomize klinik araştırma olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini bir üniversitesi hastanesi ve özel diyaliz merkezinde tedavi gören 127 hasta, örneklemini ise 32 hasta oluşturdu. Her hasta hem deney hem de kontrol grubu olarak atandı. Bu amaçla randomizasyona göre belirlenen 16 hasta Grup 1 olarak, diğer 16 hasta Grup 2 olarak belirlendi. İlk ay hemodiyaliz seansı başladıktan 1.00-1.30 saat sonra Grup 1'e yemek verildi, Grup 2'ye ise yemek verilmedi. Bir sonraki ay gruplar çapraz olarak değiştirildi. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Hemodiyaliz İzlem ve Laboratuvar Bulguları Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde paired t test, Repeated ANOVA testi ve Bonferroni testi kullanıldı. Bu araştırmada hastaların yaş ortalamasının 53,7±16,8 olduğu, çoğunda ilave kronik hastalığın olduğu, en çok hipertansiyon nedeniyle kronik böbrek yetmezliği geliştiği belirlendi. Hastaların %84,4 ile yorgunluk, %62,5 ile uykusuzluk ve %56,3 ile halsizlik semptomu yaşadıkları saptandı. Araştırmamızda fosfor değerinin diyaliz sırasında besin tüketildiğinde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Bu araştırmada diyaliz sırasında besin tüketildiğinde ve tüketilmediğinde URR ve spKt/V değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Diyaliz seansının 2. saatinde ölçülen kan basıncı ortalamasının hastalar besin tükettiğinde daha düşük olduğu ve istatistiksel farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Diyaliz sırasında besin tüketildiğinde ve tüketilmediğinde piper yorgunluk ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Bu araştırmada diyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğini ve yorgunluk düzeyini etkilemediği belirlendi.
Ürodinami işleminde hastalara uygulanan aromaterapinin anksiyete ve serum kortizol düzeyine etkisi
Bu araştırma, ürodinami işleminde hastalara uygulanan aromaterapinin, hastaların anksiyete ve serum kortizol düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü klinik araştırmanın örneklemini Ocak-Temmuz 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin üroloji polikliniğine başvuran ve ürodinami uygulanan 98 hasta oluşturdu. Hastalar randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna ayrıldı. Araştırmada, çalışma grubuna (n=49) ürodinami işlemi sırasında lavanta aromaterapisi, kontrol grubuna (n=49) rutin işlem uygulandı. Ürodinami işlemi öncesi ve sonrası hastaların anksiyete düzeyi Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ) ile değerlendirildi. Anksiyeteye fizyolojik yanıt ise sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB), kalp atım hızı (KAH), solunum hızı (SH), periferik oksijen saturasyonu (SpO2) değeri ve serum kortizol düzeyi değerlendirildi. Tüm ölçümler ürodinami öncesi ve sonrası yapıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Pearson ki-kare, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastaların ürodinami öncesine göre işlem sonrasında DAÖ puan ortalamalarının düştüğü saptandı (p<0,05). Ürodinami sonrası çalışma grubunun DAÖ puan ortalamasının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma grubunda işlem öncesine göre ürodinami sonrasında fizyolojik yanıtlardan sadece KAH'ın anlamlı olarak düştüğü saptanırken; kontrol grubunda SKB ve SH'nin anlamlı olarak yükseldiği, KAH'ın ise düştüğü saptandı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grupları arasında ürodinami öncesi ve sonrası SKB, DKB, KAH, SH ortalamaları açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sadece işlem sonrasında çalışma grubundaki hastaların SpO2 ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların ürodinami öncesine göre işlem sonrasında serum kortizol düzeyinin anlamlı olarak düştüğü (p<0,05) ancak işlem öncesi ve sonrası kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı farkın olmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırma, ürodinami uygulanan hastalarda aromaterapinin anksiyeteyi azalttığı ve SpO2 değerini yükselttiğini ortaya koydu. Aynı zamanda aromaterapinin hastaların serum kortizol düzeyini düşürdüğü ve diğer fizyolojik yanıtları (SKB, DKB, KAH, SH) olumlu yönde etkilediği ancak bu etkinin anlamlı olmadığı görüldü. Bu sonuçlar ürodinamide hastaların anksiyetelerinin azaltılmasında hemşirelerin aromaterapiyi kullanılabileceğini göstermekte olup konu ile ilgili çok merkezli yeni araştırmaların yapılması önerilebilir.
İnfertil bireylerin infertiliteye yönelik stigmaya ilişkin görüşleri
Araştırma, infertil bireylerin infertiliteye yönelik stigmaya ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla triangülasyon yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Mart-Haziran 2019 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezine başvuran, dahil edilme kriterlerini kapsayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 17 kadın 10 erkek olmak üzere 27 birey oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından ilgili literatür temel alınarak hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış bireysel derinlemesine görüşme soru formu kullanılarak toplanmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan bireyler, bireysel derinlemesine görüşmelere davet edilmiştir. Görüşmeyi kabul eden bireylerle, onların belirlediği tarih ve saatte yarı yapılandırılmış bireysel derinlemesine görüşme formu doğrultusunda yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler bireylerden izin alınarak ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Ses kayıt cihazını kabul etmeyen bireylerin verileri not defteri ile kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde, görüşme dökümleri Windows Word programına aktarılmış, ham veriler gruplandırılmış, gruplandırılan veriler de kodlanarak içerik analizi yapılmıştır. Kişisel bilgi formundan elde edilen nicel veriler ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bireysel derinlemesine yapılan görüşmeler sonucunda infertiliteye bakış açıları, stigmaya bağlı yaşanılan psikososyal sorunlar ve sağlık çalışanlarının tutumları olmak üzere üç ana tema ve 10 alt tema belirlenmiştir. Katılımcılar çocuk sahibi olmanın anlamını üremek ve neslin devamı olarak gördüklerini, infertiliteden kaynaklı kendilerini baskı altında hissettiklerini, infertil olduklarını gizlediklerini ve kendilerini toplumdan izole ettiklerini ifade etmişlerdir. Katılımcılar bu süreçte yaşadıkları en büyük sorunun eşlerinden ayrılma korkusu olduğunu belirtmişlerdir. İnfertil bireylerin fiziksel, sosyokültürel, ruhsal olarak bütüncül bir yaklaşımla ele alınması, tanı ve tedavi sürecinde görev alan tüm sağlık personelinin infertiliteden kaynaklanan psikosoyal sorunların bilincinde olarak sağlık bakım hizmetini yürütmesi son derece önemlidir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, infertil bireylerin tanı ve tedavi sürecinde önemli bir rol üstlenen hemşirelerin infertil bireylerin yaşadıkları stigmanın farkında olarak hemşirelik bakımını yönetmeleri önerilmektedir.
Lokal anestezi ile acil cerrahi girişim sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün hastaların anksiyetesi üzerine etkisi
Bu araştırma, lokal anestezi ile acil cerrahi girişim sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün hastaların anksiyetesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü klinik araştırmanın örneklemini Şubat-Mart 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran ve lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanan 138 hasta oluşturdu. Hastalar randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna ayrıldı. Araştırmada, çalışma grubuna (n=69) lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanırken sanal gerçeklik gözlüğüyle videolar izletildi. Kontrol grubuna (n=69) ise kliniğin rutin işlemleri uygulandı. Acil cerrahi girişim uygulaması ve sonrası hastaların anksiyete düzeyi Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ) ile değerlendirildi. Anksiyeteye fizyolojik yanıt ise kan basıncı (KB), kalp atım hızı (KAH), solunum hızı (SH), periferik oksijen saturasyonu (SpO2) değeri ile acil cerrahi girişim öncesi ve sonrası ölçüldü. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Pearson-χ2, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi, Wilcoxon ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastaların cerrahi girişim öncesine göre işlem sonrasında DAÖ puan ortalamalarının düştüğü saptandı (p<0,05). Çalışma grubunun acil cerrahi girişim öncesinde DAÖ puan ortalamasının kontrol grubundan daha yüksek olduğu ancak acil cerrahi girişim sonrası DAÖ puanının kontrol grubundan düşük olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların cerrahi girişim öncesine göre işlem sonrasında SKB, DKB, KAH, SH azalırken, SpO2 değerinin arttığı saptandı (p<0,05). Kontrol grubundaki hastalarda ise sadece cerrahi girişim öncesine göre işlem sonrasında SH'nin anlamlı olarak azaldığı saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların sadece cerrahi girişim öncesi DKB ve SH ortalaması kontrol grubundakilere göre daha yüksek iken cerrahi girişim sonrası SKB, DKB ve SH ortalamasının kontrol grubundakilere göre düşük olduğu ve SpO2 değerinin yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Araştırma, lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyeteyi azalttığını ve KAH dışındaki fizyolojik parametreleri olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda anksiyetenin azaltılmasında uygulaması kolay, farmakolojik olmayan, noninvaziv, maliyet etkin ve etkili bir yöntem olan sanal gerçeklik gözlüğünün kullanılması ve konu ile ilgili çok merkezli yeni araştırmaların yapılması önerilebilir.
Prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeyleri ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumları üzerine etkisi
Araştırma, prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeyleri ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumları üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla prospektif randomize kontrollü deneysel araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmaya, Eylül-Aralık 2022 tarihleri arasında Adana Şehir Hastanesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Polikliniğine başvuran 33 deney 33 kontrol olmak üzere toplam 66 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri; "Tanıtıcı Özellikler Formu", Spielberg Durumluk Kaygı Envanteri", ve "Prenatal Tarama ve Tanı Testi Tutum Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama araçları, Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Polikliniğinde yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Araştırmada deney grubundaki 33 gebeye prenatal genetik danışmanlık verilmeden önce ve sonra veri toplama formu uygulanmıştır. Kontrol grubuna alınan 33 gebeye hekim tarafından standart klinik bilgilendirme yapılmıştır. Deney ve kontrol grubuna aynı zaman dilimlerinde ön test ve son test yapılmıştır. Elde edilen veriler; "Independent Sample-t" test, "Mann-Whitney U" test, "Wilcoxon" test yöntemleri, kategorik değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Pearson ki-kare test istatistiği ve Bonferroni düzeltmesi yöntemleri kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler olarak sayı ve yüzde değerleri kullanılmıştır.İstatistiksel anlamlılık olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda deney grubundaki gebelerin son testte Spielberg Durumluk Kaygı Envanterinden aldıkları puan ortalamalarının kontrol grubuna göre azaldığı saptanmıştır (tüm p değerleri <0.001). Deney grubunun son testte Prenatal Tarama ve Tanı Testi Tutum Değerlendirme Ölçeği'nden aldıkları puanların ise kontrol grubuna göre arttığı bulunmuştur (tüm p değerleri <0.001). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeylerini azalttığı ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumlarını olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Kadın sağlığı hemşirelerinin gebelerin prenatal dönemde yaşadıkları kaygı ile baş etmelerine destek olabilmek için prenatal genetik danışmanlığa ilişkin genetik bilgileri hemşirelik uygulamalarına dahil etmeleri önerilmektedir. Hemşirelik uygulamalarının daha iyi kanıt düzeylerine dayandırılması için prenatal genetik danışmanlık hizmeti ile ilgili daha kapsamlı randomize çalışmaların yapılması önem arz etmektedir.
Koronavirüs (COVID-19)) pandemisinde polimeraz zincir reaksiyonu (rRT-PCR) testi veren adölesanları video ile bilgilendirmenin anksiyete üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma Polimeraz Zincir Reaksiyonu (rRT-PCR) testi veren adölesanları videoyla bilgilendirmenin anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü, deneysel araştırma tasarımında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir Devlet Hastanesine rRTPCR test numunesi veren adölesanlar, örneklemini ise, ilk kez rRT-PCR testi veren 272 adölesan oluşturmuştur. Katılımcılar yaş ve cinsiyete göre tabakalı blok randomizasyon uygulanarak gruplara rastgele atanmıştır. Veriler Çocuk/Ebeveyn Bilgi Formu, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği'yle toplanmıştır. Araştırmada çalışma grubundaki adölesanlara işlemden beş dakika önce, animasyonlu bilgilendirme videosu izlettirilmiştir. Kontrol grubundaki adölesanlara herhangi bir bilgilendirme yapılmaksızın kurum politikası doğrultusunda numune alımı gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Ki kare, Bağımsız Örneklem t testi, Bağımlı Örneklem t testi, Tek yönlü varyans analizi, Parametrik Olmayan Bağımsız Örneklem t testi, post hoc LSD testi, Spearman korelasyon testleriyle değerlendirilmiştir. Veriler incelendiğinde çalışma ve kontrol grubu adölesanların tanımlayıcı özellikleri bakımından istatiksel olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0,05). Adölesanların orta düzeyde anksiyete yaşadığı belirlenmiştir. Adölesanların çoğunluğunda akrabalarında (%83,1) ya da aynı ev içerisinde COVID-19 pozitif hastası olmadığı (%82,7), okulunda pozitif arkadaşlarının olduğu (%56,2) ancak sınıfında olmadığı (%61,4), pozitif arkadaşları ile temasının olmadığı (%69,1) belirlenmiştir. Video ile bilgilendirilen adölesanların işlem sonrası durumluk kaygı düzeyi 38,76±10,77 iken, kontrol grubu adölesanların kaygı düzeyi 41,68±11,92 olarak bulunmuştur. Video ile bilgilendirme adölesanların kaygı düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaltmıştır (p=0,035). Çalışma grubunda cinsiyet ve sosyal güvence durumunun işlem sonrası durumluk kaygı düzeyine etkisi olduğu belirlenirken, kontrol grubunda kardeş sayısının kaygı düzeyini etkilediği belirlenmiştir (p≤0,05). COVID-19 ile ilgili hastalık özelliklerinin çalışma ve kontrol grubunun işlem sonrası durumluk kaygı düzeyine etkisinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırma sonucunda, videoyla bilgilendirmenin işlem sonrası durumluk kaygısını azalttığı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda özellikle pandemi sürecinde adölesanların kaygı düzeyinin yükselebileceği, ilk kez karşılaştıkları invaziv işlem öncesi bilgilendirilmeleriyle kaygı düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Bu doğrultuda, hemşirelik bakımı kapsamında tüm adölesanların video ile işleme hazırlanması, birçok invaziv işlem öncesi bu yöntemle bilgilendirmelerin etkinliğinin değerlendirildiği başka çalışmaların yapılması önerilir.
Bilinçli farkındalık temelli stres azaltma programının psikotik hastaların ailelerinin ruhsal durum ve bakım yüküne etkisi
Bu araştırma psikotik hastalığı olan bireylere bakım veren ailelere uygulanan Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı'nın ruhsal sağlık parametrelerine ve bakım yüküne etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tek merkezli, prospektif (ön test-son test-1.ay ve 3. ay takip), iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel tasarımdadır. Araştırmanın örneklemini iki toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlı psikotik hastalığı olan bireye bakım veren 50 aile bireyi (çalışma grubu=25, kontrol grubu=25) oluşturmuştur. Araştırmanın deneysel kaydı prospektif olarak ClinicalTrils.gov adresinden yapılmış olup NCT05245305 numarası alınmıştır. Çalışma grubuna Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği - Kısa Formu, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, Pearson-χ2 testi, Bağımsız örneklemler için t-testi, Repeated Measures ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Uygulama sonrası çalışma grubunda yer alan ailelerin durumluk-sürekli kaygı, umutsuzluk ve bakım yükü düzeylerinin kontrol grubuna göre son-test, 1. ve 3. ay takip testlerinde anlamlı olarak azaldığı; öz şefkat düzeylerinin ise anlamlı olarak arttığı saptanmıştır (p<0.05). Uygulama sonucunda bakım veren ailelerin durumluk-sürekli kaygı, umutsuzluk, bakım yükü düzeylerinin düşmesi, öz şefkat düzeylerinin artması müdahalenin etkili olduğunu göstermiştir. Araştırmanın bulguları doğrultusunda psikotik hastalığı olan bireylere bakım veren aileleri desteklemek ve güçlendirmek amacıyla Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı'nın belirli aralıklarla uygulanması önerilmektedir.
Düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması
Düşmeler yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Adana Seyhan Devlet Hastanesi Ortopedi Servis'inde düşmeye bağlı kırık nedeniyle yatarak tedavi gören 65 yaş üzeri hastalar ve aynı hastanede yatan hastasını ziyarete gelen 65 yaş üstü sağlıklı bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, kırığı olan grubunda yer alan 146 yaşlı birey ve kırığı olmayan grupta yer alan 150 yaşlı birey oluşturmaktadır (n= 296). Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin ruhsal belirtilerinin ne düzeyde olduğunu saptamak amacıyla ''Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) ve bilişsel durumlarını değerlendirmek için "Standardize Mini Mental Test (SMMT)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson ki-kare testi, pearson korelasyon testi, student's t testi, ANOVA ve post hoc test olarak scheffe testi kullanılmıştır. Bu çalışmada kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R Kişilerarası duyarlılık alt boyutu puan ortalamaları ve "Araz Düzeyleri" sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerin SMMT toplam, Yönelim, Hatırlama, Lisan puanları sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş, yatış süresi ve düşme sayısı ile SCL-90-R arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş ve düşme sayısı ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kırığı olan yaşlı bireylerde SCL-90-R ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı kadınlarda SCL-90-R puan ortalaması erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı grupta okur yazar olmayan bireylerin SCL-90-R puan ortalaması anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirim giderden az kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R puan ortalaması geliri gidere denk olan bireylere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda kırığı olan yaşlı bireylerin kişilerarası becerilerini arttırmaya yönelik hemşire müdahalelerinin planlanması ve yaşlı bireylerin oryantasyon, yönelim, zihinsel ve dil becerilerini korumaya ve geliştirmeye yönelik hemşirelik müdahalelerimin uygulanması önerilmektedir.
Gebelerin doğum korkusu ve travmatik doğum algıları ile doğum tercihlerinin incelenmesi
Bu araştırma gebelerin doğum korkusu, travmatik doğum algısı düzeyleri ile doğum şekli tercihlerinin belirlenmesi ve bu unsurların birbiriyle ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı özellikte olan bu araştırmaya gebeliğinin 28-40. haftasında, sağlıklı olan, 18-35 yaş aralığında olan, daha önce sezaryen doğum yapmayan primipar ve multipar 312 gebe katılmıştır. Şubat-Haziran 2023 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Obstetri polikliniğinde yapılan bu araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu ve Travmatik Doğum Algısı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student's t testi, One Way ANOVA testi ve çoklu karşılaştırma testlerinden Tukey testi ile Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gebelerin Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonundan aldıkları puan ortalamalarının 61.37±32.67, minimum puanın 9, maksimum puanın ise 154 olduğu saptanmıştır. Gebelerin yaş, gelir durumu, doğum şekli tercihi ve gebelik sayıları ile Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonundan aldıkları puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puan ortalamalarının 56.74±29.06, minumum puanın 2, maksimum puanın ise 130 olduğu olduğu saptanmıştır. Gebelerin yaş, öğrenim durumu, gravida durumu, yaşayan çocuk sayısı, doğuma hazırlık eğitimi alma durumu ve doğum şekli tercihleri ile Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu ile Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puanlar arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.771, p<0.001). Araştırma sonucunda gebelerin doğum korkusu ve travmatik doğum algısı düzeylerinin orta düzeyde olduğu, gebelerin travmatik doğum algısı düzeyleri arttıkça doğum korkularının arttığı belirlenmiştir. Yaşı küçük olan, gelir durumu düşük olan, sezaryen doğum tercih eden ve gebelik sayısı az olan gebelerin doğum korkularının yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşı küçük olan, ortaokul mezunu olan, ilk kez gebe kalan, doğuma hazırlık eğitimi almayan, sezaryen doğum tercih eden ve yaşayan çocuk sayısı az olan gebelerin travmatik doğum algısı düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Kadın sağlığı hemşirelerinin doğum öncesi gebelerin doğum korkusu ve travmatik doğum algısı düzeylerini değerlendirmek amacıyla daha geniş ve farklı örneklem gruplarıyla çalışmalar yapılması, doğum öncesi bakımda ve doğum öncesi eğitimlerde daha aktif rol alması önerilmektedir.
Lumbal disk hernisi cerrahisi sonrası rehabilitasyon sürecinde kinezyolojik bantlamanın ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, lumbal disk cerrahisi sonrası ağrının azaltılması ve fonksiyonelliğin korunmasında kinezyo bandın etkili ve güvenilir bir uygulama olup olmadığı belirlemek ve rehabilitasyon sürecine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör deneysel tipte olan araştırma Ekim 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında randomizasyon ile belirlenen lumbal disk hernisi ameliyatı geçirmiş 80 hasta alındı. Veriler tanıtıcı bilgiler formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Oswetry Engellilik Ölçeği ve Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği ile toplandı. Kinezyo grubuna gerilimli ve plasebo grubuna gerilimsiz olacak şekilde kinezyo bant post-op 1.günden başlanarak toplamda 4 kez uygulandı. Pre-op, post-op 1, 5, 10, 15 ve 30. günde toplanan veriler iki yönlü karma desenli varyans analizi ile incelendi. p<0.05 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Benzer gruplarla gerçekleştirlen çalışmada postoperatif erken dönemde istatistiksel fark olmamakla birlikte KB'nin kinezyo grubunda (5 ve 10. Günde) plasebo grubuna göre erken rahatlama sağladığı ve aynı zamanda ilaç kullanım düzeylerinin de plasebo grubuna göre daha az olduğu görülmektedir (p>0.05). Gruplar arasında Oswetry Engellilik Ölçeği puanı ortalamalarında gruplar ve zaman*grup etkileşimleri açısından anlamlı bir fark olmadığı fakat gruplarda zamana göre anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Post-op ilk günden başlayarak Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği' ne göre, kinezyo grubundaki bireylerin fonksiyonellikleri plasebo grubuna göre daha yüksek seyretse de, fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Gruplar benzer yara iyileşmesi özellikleri göstermiştir. Sonuç: Lumbal disk hernisi ameliyatı sonrası uygulanan kinezyo bandın ağrı ve fonksiyonellik üzerine istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı, klinik anlamlılık yönünden ise gruplarda zamana göre fark olduğu ve erken postoperatif dönemde rehabilitasyon sürecini desteklemek amacıyla kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Gebelerin yaşadıkları aile içi şiddet ile prenatal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma gebelerde aile içi şiddetin prenatal bağlanma ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan bu araştırma Mart-Mayıs 2023 tarihlerinde Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum polikliniklerine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 20 hafta ve üzeri gebeliği olan 98 kadın ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği ve Prenatal Bağlanma Envanteri anketleri kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student's t testi, One Way ANOVA testi, ölçek toplam puanlar arası ilişki değerlendirmede ise Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel açıdan anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 28,2±5,5 olarak tespit edilmiştir. Gebelerin % 19,4'ünün üniversite mezunu olduğu, % 37,8'inin ilk gebeliğini yaşadığı, %70,4'ünün gebeliğini planladığı belirlenmiştir. Araştırmada gebelerin %32,7'sinin geçmişte şiddet türlerinden en az birine maruz kaldığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği toplam puan ortalaması 70,92±16,02, Prenatal Bağlanma Envanteri toplam puan ortalaması ise 43,32±12,83'tür. Araştırmada Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçek toplam puanı ile Prenatal Bağlanma Envanteri Toplam puanı arasında pozitif yönlü iyi düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak kadına yönelik aile içi şiddet arttıkça prenatal bağlanmanın artığı tespit edilmiştir. Gebelikte şiddeti önlemeye yönelik prenatal dönemden itibaren şiddet taraması yapılması, gebelerde şiddet ile ilişkili nicel çalışmaların yapılması ve hemşirelerin bu konuda aktif rol alması önerilmektedir.
Prematüre yenidoğanlardan topuk kanı alırken uygulanan farklı konsantrasyondaki oral glikoz solüsyonları ile destekleyici pozisyon yöntemlerinin ağrı ve fizyolojik değişkenlere etkisi:randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Araştırmada, prematüre yenidoğanlardan topuk kanı alırken uygulanan farklı konsantrasyondaki oral glikoz solüsyonları ile destekleyici pozisyon yöntemlerinin ağrı puanlarına, fizyolojik değişkenlere ve total ağlama süresilerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tek merkez, dörtlü kör, paralel grup randomize deneysel tasarıma sahip araştırma, 06 Haziran 2022 – 08 Haziran 2023 tarihleri arasında, Mersin'de bir üniversite hastanesinin II ve 4a düzey yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Doğumdaki gestasyon yaşı 33-36 hafta olan, postnatal yaşı 7 günden küçük olan, destekleyici pozisyon ve oral glikoz solüsyon uygulanması kontrendike olmayan 128 prematüre yenidoğan dört farklı girişim grubuna blok randomizasyon yöntemi ile ayrılmıştır. Destekleyici pozisyon yöntemleri olarak sarmalama ve yuvalama ile kolaylaştırılmış fleksiyon kullanılmıştır. Prematüre yenidoğanlara, "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral steril distile su (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %10 glikoz solüsyonu (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %20 glikoz solüsyonu (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %30 glikoz solüsyonu (n=32)" girişimleri uygulanmış ve video kayıt alınmıştır. Veriler, Bebek Bilgi ve Gözlem Formu ve Yenidoğan Ağrı Ajitasyon ve Sedasyon Ölçeği (N-PASS) kullanılarak toplanmıştır. N-PASS değerlendirmesi iki bağımsız hemşire tarafından yapılmıştır. Veriler, ki-kare, tek yönlü ANOVA, tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü ANOVA, post-hoc Bonferonni testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Tanımlayıcı ve klinik özellikler yönüyle girişim grupları benzerdir (p>0,05). N-PASS değerlendirmelerinde gözlemciler arası uyum ve güvenirliğin yüksek olduğu saptanmıştır. Girişim grubuna, zamana, grup ve zaman etkileşimine göre prematüre yenidoğanların ağrı puanları, fizyolojik değişkenleri ve total ağlama sürelerinde farklılık olduğu bulunmuştur (p<0,05). Prematüre yenidoğanlara destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte uygulanan oral %20 ve %30 glikoz solüsyonlarının ağrıyı azaltmada en etkili girişimler olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Prematüre yenidoğanlara, destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte uygulanan oral %20 ve %30 glikoz solüsyonlarının ağrıyı azaltmadaki etkisinin benzer olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Prematüre yenidoğanlarda topuk kanı alma işlemine bağlı ağrı yanıtının azaltılması ve ağrı regülasyonunun hızlandırılmasında destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte oral %20 glikoz solüsyonu güvenle kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Girişimsel ağrı; prematüre yenidoğan; destekleyici pozisyon; oral glikoz solüsyonu
Parsiyel kalça protezi uygulanan hastalarda abdominal masajın boşaltım aktivitesi ve solunum fonksiyon testleri üzerine etkisi
Bu araştırma, parsiyel kalça protezi (PKP) uygulanan hastalarda abdominal masajın boşaltım aktivitesi ve solunum fonksiyon testleri (SFT) üzerine etsini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel klinik araştırmanın örneklemini Eylül 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin ortopedi ve travmatoloji kliniğine yatan, PKP uygulanan 78 hasta oluşturdu. Randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna atanan hastalardan çalışma grubuna (n=39) PKP sonrası sabah ve akşam öğünlerinden en az 30 dakika sonra, 15 dakika abdominal masaj uygulandı. Kontrol grubuna (n=39) ise rutin hemşirelik bakımı uygulandı. Araştırmada veriler, PKP öncesi, sonrası ilk akşam, 1., 2. ve 3. günlerde abdominal masaj uygulama öncesi ve sonrası, Boşaltım Aktivitesi Formu ve Solunum Fonksiyon Testi Formu (FVC, FEV1, FEV1/FVC) kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, Pearson-χ2 testi, bağımsız gruplarda t-testi ve Man Whitney U testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastalar karşılaştırıldığında; çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası 1. gün akşam, 2. gün sabah abdominal masaj uygulamasından önce ve sonra intraabdominal basınç (İAB) değeri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası ilk akşam ve 1. gün sabah-akşam uygulamadan önce ve sonra, 2. gün sabah-akşam ve 3. gün sabah uygulamadan sonra bağırsak sesleri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların bağırsak seslerinin geri dönüş zamanının ve ilk defekasyona çıkma zamanının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki hastalara PKP sonrası 1., 2. ve 3. günlerde kontrol grubundan anlamlı olarak daha az laksatif uygulandığı tespit edildi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki hastalar karşılaştırıldığında; çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası 1. ve 2. gün sabah-akşam, 3. gün sabah FVC değeri ortalamalarının; PKP sonrası 2. gün sabah-akşam FEV1 değeri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Araştırma; PKP uygulanan hastalara hemşireler tarafından uygulanan abdominal masajın İAB'ı, laksatif kullanım sayısını azaltırken; bağırsak seslerini, STF değerlerini arttırdığını ve bağırsak seslerinin geri dönüş zamanı ile ilk defekasyon zamanını kısalttığını ortaya koydu.