
645
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İşitme yetersizliği olan 0-36 ay arası bir çocuğun ebeveyn odaklı erken müdahale uygulamalarının işbirlikçi danışmanlık ve rutinlere dayalı yaklaşımla iyileştirilmesi
Gelişim yetersizlikleri bulunan çocuklar için 0-36 ay arası oldukça önemlidir. Bu aylarda çocuklar ebeveynleri aracılığıyla doğal ortamlarda desteklenmelidir. Ebeveynlerin güçlendirilmesi çocukların gelişimlerini desteklemekte güçlü etkiye sahiptir. Bu nedenle ebeveynler öncelikli gereksinimleri doğrultusunda bütüncül bir danışmanlık modeli çerçevesinde desteklenmelidir. Bu araştırmada işitme yetersizliği olan 0–36 ay arası bir çocuğun ebeveyn odaklı erken müdahale uygulamalarının işbirlikçi danışmanlık ve rutinlere dayalı yaklaşımla iyileştirilmesi amaçlanmıştır. Eylem araştırması deseniyle gerçekleştirilen araştırmanın katılımcıları; işitme yetersizliği bulunan 0-36 aylık bir çocuk, çocuğun annesi, devam ettiği özel eğitim ve rehabilitasyon merkezindeki öğretmeni, psikolog, araştırmanın inandırıcılık üyeleri ve araştırmacıdan oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; araştırmacı günlükleri, belgeler, saha notları gözlemler, video kayıtları, yapılandırılmamış ve yarı yapılandırılmış görüşmeler, toplantılar, anket, ölçek ve kontrol listeleri aracılığıyla toplanmıştır. Anket, ölçek ve kontrol listelerine ilişkin veriler grafiksel analiz yoluyla, diğer tüm veriler ise içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları işbirlikçi danışmanlık uygulamaları ve rutinlere dayalı yaklaşım ile; öğretmenin mesleki gelişiminin desteklendiğini; ebeveynin çocuğuyla olan etkileşiminin iyileştiğini ve psikolojik olarak güçlendiğini; çocuğun öğrenmeye hazırlık becerileriyle, dil ve iletişim becerilerinin geliştiğini göstermiştir. Ayrıca araştırmacı hizmet koordinatörü rolüyle ekip oluşturma, müdahaleleri koordine etme ve sürdürme alanlarında ilerleme sağlamıştır. Katılımcıların devam eden ihtiyaçları erken müdahale hizmetlerinin sistematik ve sürekli olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular alanyazındaki benzerlikler ve farklılıkları yönüyle tartışılmış; araştırmacılara, uygulayıcılara ve yasa koyuculara yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Okul öncesindeki özel gereksinimli çocukların sosyal becerilerine ilişkin anne, baba ve öğretmen görüşleri: Karma yöntem çalışması
Araştırmanın Genel Amacı; Anne, baba ve öğretmen görüşleri doğrultusunda okul öncesine devam eden 48-72 aylık özel gereksinimli çocukların sosyal beceri düzeylerini belirlemek ve bunu etkileyen etmenler hakkındaki görüşlerini tespit etmektir. Nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma yöntemlerden açıklayıcı desen kullanılmıştır. Gaziantep ilinde resmi ve özel okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 48-72 aylar arasındaki özel gereksinimli 70 çocuğun anne, baba ve öğretmenlerinden oluşan 210 kişiye Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Anne ve babaların çocuklarının sosyal beceri düzeylerini öğretmenlerine göre daha olumlu değerlendirdikleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Ayrıca, otizmli çocukların sosyal becerilerinin diğer yetersizlik türlerine göre daha düşük değerlendirildiği de tespit edilmiştir. Ölçeği yanıtlayan katılımcılar arasından aykırı örneklem ile belirlenen sekiz anne, bir baba ve yedi öğretmen ile bireysel görüşmeler yapılmıştır. Anne, baba ve öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda özel gereksinimli çocukların sosyal becerilerine ilişkin deneyim ve algıları, sosyal becerilerini etkileyen faktörler ve sosyal becerilerin desteklenmesine yönelik gereksinim ve öneriler temaları elde edilmiştir. Sonuç olarak, otizmli çocukların sosyal beceri yetersizliklerinin diğer yetersizliklere oranla daha belirgin olduğu, bu nedenle anne, baba ve öğretmenlerin özel gereksinimli çocukların okul öncesi eğitime katılmalarını destekledikleri ve okul öncesi eğitimde kaynaştırma uygulamalarının niteliğinin yükseltilmesini bekledikleri görülmüştür. Anahtar kelimeler; Sosyal Beceri, Özel Gereksinimli Çocuk, Okul Öncesi Eğitim, Kaynaştırma, Karma Yöntem.
Kaynaştırmaya/bütünleştirmeye hazırlık etkinliklerinin (KAHE) özel gereksinimli öğrencilerin sosyal kabulleri üzerindeki etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, normal gelişim gösteren öğrencilere yönelik hazırlanan kaynaştırmaya/bütünleştirmeye hazırlık etkinliklerinin (KAHE) özel gereksinimli öğrencilerin sosyal kabulleri üzerindeki etkililiğini belirlemektir. Bu çalışmada; ilk olarak bir akran kabul ölçeği geliştirilmiştir. Ardından akranlara yönelik olarak hazırlanan Kaynaştırma/Bütünleştirmeye Hazırlık Etkinliklerinin (KAHE) etkililiğini belirlemek için bir programı oluşturulmuştur. Araştırma, Gaziantep ilindeki bir ilkokulunun 3. sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırmaya deney grubunda 30, kontrol grubunda 30 olmak üzere toplam 60 öğrenci katılmıştır. Araştırmanın deney grubunda yer alan öğrencilere araştırmacı tarafından hazırlanan kaynaştırmaya/bütünleştirmeye hazırlık etkinlikleri (KAHE) uygulanmıştır. Uygulama 10 kaynaştırmaya hazırlık etkinliğinden oluşmaktadır. Araştırmada normal gelişim gösteren öğrencilerin kaynaştırmaya hazırlık etkinliklerinin uygulanması öncesi ve sonrası sosyal kabul düzeylerine etkililiğini belirlenmesine yönelik ön test-son test kontrol gruplu deneysel model kullanılmıştır. Araştırma verileri "Özel Gereksinimli Öğrencinin Kaynaştırma Sınıfına Kabulüne İlişkin Akran Ölçeği (AKÖ)" ile toplanmış, elde edilen veriler SPSS 22.00 paket programı ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, normal gelişim gösteren öğrencilerle gerçekleştirilen kaynaştırmaya hazırlık etkinliklerinin, özel gereksinimli bireylere yönelik sosyal kabulü artırmada etkili olduğunu göstermiştir.
Özel yetenekli öğrencilerin sosyal-duygusal beceri algıları ile akran ilişkileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel yetenekli öğrencilerin sosyal duygusal beceri algıları ile akran ilişkileri arasındaki ilişkiyi çeşitli değişkenler açısından incelemektir. İlişkisel tarama modelinde tasarlanmış araştırmanın örneklemi, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Bilim ve Sanat Merkezlerinde ortaokul düzeyinde eğitim görmekte olan 216 özel yetenekli öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında sosyal duygusal beceri algısı ölçeği, akran ilişkileri ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sosyal duygusal beceri algıları ile akran ilişkileri arasındaki ilişki, korelasyon analizi ile incelenmiştir. Çalışmanın bağımsız değişkenleri incelenirken, iki kategorili değişkenlerin analizinde t- testi, üç ve daha fazla kategorideki değişkenlerin analizi için ise ANOVA kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar, özel yeteneklilerin sosyal duygusal beceri algıları ile akran ilişkileri arasında belirli alt boyutlarda anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özel yetenekli öğrencilerin sosyal duygusal beceri algı puanları ile akran ilişkilerinin alt boyutları çatışma, yardım, koruma ve akran ilişkileri toplam puanları arasında anlamlı ilişki elde edilmiştir.
Bir lisedeki Türk ve Suriyeli öğrencilerin bütünleştirme kapsamında akran etkileşimlerinin iyileştirilmesi
Araştırmanın genel amacı; Suriyeli ve Türk ailelerin ve gençlerin tercih ettiği bir imam hatip lisesinde sınıflarda yaşanılan sosyal uyum sorunlarının betimlenmesi, sınıf ikliminin ve akranlar arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesidir. Araştırma 2019-2020 eğitim-öğretim döneminde çok kültürlü eğitim ortamına sahip Gaziantep Şahinbey, Ömer Özmimar Erkek Anadolu İmam Hatip Lisesinde gerçekleştirilmiştir. Okulun %45' inden fazlası Suriye ve farklı uyruktaki öğrencilerden oluşmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden eylem araştırması ile yürütülen çalışma, katılımcı öğretmenler ve öğrenciler ile işbirliği içinde döngüsel ilerlemiştir. Çalışmaya gözlem, araştırmacı günlüğü, envanter, odak grup görüşmesi, çevrimiçi anket, çevrimiçi görüşme teknikleri dâhil edilerek veri çeşitliliği sağlanmıştır. Verilerde çok kültürlü okulda bulunan öğrencilerin öncelikli problemlerinden birinin, akran etkileşimlerinde yaşadıkları güçlükler olduğu anlaşılmıştır. Katılımcı öğretmenler ile birlikte akran etkileşimlerini iyileştirmeye yönelik etkinlik uygulama kitapçığı oluşturulmuştur. Öğretmen görüşleri doğrultusunda okul içinde akran etkileşimi konusunda güçlük yaşanan, bir kaynaştırma öğrencisi olan, 14 Suriyeli ve 12 Türk öğrencinin bulunduğu 10-H sınıfında eylem, araştırmacı tarafından yürütülmüştür. Eylem sonrası katılımcı öğretmen ve öğrencilerin görüşleri çevrimiçi araçlar ile elde edilmiştir. Çalışmanın sınıf ve okul iklimine yansımaları doğrultusunda, ülkemizde mevcut bulunan çok kültürlü okul ortamlarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çok Kültürlü Okul, Akran Etkileşimi, Sosyal Uyum, Eylem Araştırması
Yükseköğretime devam eden görme engelli öğrencilere yönelik öğretimsel uyarlamalar hakkındaki görüşler
Bu araştırmanın genel amacı görme engelli üniversite öğrencilerinin akademik süreçlerine yönelik öğretimsel uyarlamaları; öğretimi planlama, uygulama, değerlendirme ve bireysel başarılarının izlenmesi boyutunda değerlendirmektir. Nitel bir desenle kurgulanan bu araştırmada görme engelli dokuz üniversite öğrencisi ve görme engelli öğrencilerin derslerine girmiş 10 akademisyenle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. İçerik analizi sonucunda sekiz ana tema ortaya çıkmış ve araştırma bulguları bu temaların altında sunulmuştur. Görme engelli öğrencilerin en az bir dönem dersine giren akademisyenler ile görme engeli olan üniversite öğrencilerinin kişisel deneyimlerine dayalı elde edilen bulgular, yükseköğretimde engellilik kavramı çerçevesinde; yasal düzenlemeler, özel gereksinimler, akademik, sosyal ve kültürel katılım ilkesi ile bu alanlarda karşılaşılan sorunlar, çözüm önerileri, engelli öğrenci birimleri, personel yeterlilikleri; süreç, iletişim ve iş birliği açısından incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre üniversitelerde görme engelli öğrencilere yönelik birtakım düzenlemeler yapılmasına karşın önemli eksiklik ve tutarsızlıkların olduğu da göze çarpmaktadır. Bununla birlikte bulgular yardımcı teknoloji kullanımı, olumlu tutum ve engellilik algısına göre değişkenlik göstermekte ayrıca engellilik alanında yapılacak çalışmalara duyulan ihtiyaç ve önemi vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler; Yükseköğretim, görme engeli, öğretimsel uyarlama, erişilebilirlik, fırsat eşitliği
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan yönetici sınıf öğretmeni ve rehber öğretmenlerin kaynaştırma ve bütünleştirme kavramlarına ilişkin görüşlerinin incelenmesi
Bireylerin en temel haklarından biri eğitim öğretim hakkıdır. Bu hak anayasamızın 42. Maddesi ile garanti altına alınmıştır. Bireylere bu hak sunulurken sunulan hizmetin çağın gereksinimlerine cevap verebilmesi ve bu hizmet sunulurken bireylerin bireysel farklılıklarının göz önünde bulundurması gerekir. Bireysel farklılıklara uygun olarak sunulacak en önemli eğitim öğretim hizmetlerinden biri kaynaştırma bir diğeri de bütünleştirmedir. Eğitim sistemi içinde önemli bir yere sahip olan bu iki uygulamada idareciler, sınıf öğretmenleri ve rehber öğretmenlerin katkısı yadsınamaz. Bu araştırma Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan idareci, sınıf öğretmeni ve rehber öğretmenlerin kaynaştırma ve bütünleştirme kavramlarına ilişkin görüşlerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. İlgili araştırma 2019-2020 Eğitim öğretim yılında Elazığ ilinde görev yapan idareci, sınıf öğretmeni ve rehber öğretmen olarak görev yapan 23 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma nitel bir araştırma olup, veriler işlenirken içerik analizi yönteminden yararlanılmış, veriler toplanırken yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Yapılan çalışmada katılımcıların kaynaştırmaya yönelik görüşleri, katılımcıların bütünleştirmeye yönelik görüşleri ve katılımcıların kaynaştırma ile bütünleştirme arasındaki farklara ilişkin görüşleri olmak üzere 3 ana tema ve 16 alt tema ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların kaynaştırma eğitimine yönelik bilgilere hakım oldukları, bütünleştirme eğitimine yönelik bilgi düzeylerinin yeterli olmadığı ve bu iki kavramın uygulayıcıları açısından aynı veya içerik olarak benzer kavramlar olarak kabul edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Kaynaştırma, Bütünleştirme, Sınıf öğretmenleri, Rehber öğretmenler, idareciler
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların sesbilgisel özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, farklı dil düzeylerine sahip Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocuklarda sözel dil performansları ile sesbilgisel özelliklerin ilişkisinin incelenmesidir. Yaşları 2;0 - 7;11 arasındaki OSB olan 36 çocuğun dil düzeylerini belirlemek için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), sesbilgisel özelliklerini belirlemek için Ankara Artikülasyon Testi (AAT) uygulanmıştır. TEDİL sonucunda sözel dil performansı çok zayıf 15, zayıf 5, ortalama altı 6, ortalama 9, ortalama üstü 1 çocuk saptanmıştır. AAT sonucunda sesbilgisel becerilerde çocukların %83,33'inin yaş düzeylerinin altında, %5,56'nin yaş düzeyinde veya yaş düzeyine yakın, %11,11'ünün yaş düzeyinin üstünde performans gösterdikleri saptanmıştır. Çocukların sözel dil performansları ve sesbilgisel düzeyleri arasında orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (r= 0.495, p <0.01). Hedef sesin atılması, yerine başka ses konması şeklinde hatalar yapıldığı belirlenmiştir. Hata yapılan ses birimlerin sıklıkları da incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda genel dil düzeyi daha iyi olan OSB olan çocukların sesbilgisel performanslarının da daha iyi olduğu saptanmıştır.
Rehberlik ve araştırma merkezinde otizm spektrum bozukluğu olan çocukların eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecine ilişkin bir durum çalışması
Bu araştırmanın amacı, Kahramanmaraş/Dulkadiroğlu Rehberlik ve Araştırma Merkezinde (RAM) Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan bireylerin eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecini deneyimleyen katılmcıların görüşleri doğrultusunda aydınlatmaktır. Nitel bir durum çalışması olarak yürütülen bu çalışmada RAM'da görevli iki yönetici, yedi öğretmen ve OSB'li çocuğu bulunan yedi ebeveynden oluşan katılımcılarla bireysel yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların görüşleriyle elde edilen veriler içerik analizi ile incelendiği bu çalışmanın bulguları; tıbbi tanılama, ortam, personel yeterliliği, ölçme araçları, OSB'li bireyler ve ebeveynler olarak altı tema ile açıklanmıştır. RAM'da OSB'li çocukların değerlendirilmesi sürecinde yaşanan güçlüklerin; tıbbi tanılamaya bağlı değerlendirme yapılması, RAM'ların tanılama yetkisinin olmaması, değerlendirme öncesi OSB'li bireylerle iletişim kurulmaması, değerlendirme ortamının tek tip olması, anlık değerlendirme yapılmasından kaynakladığı belirtilmiştir. Bu güçlüklere ek olarak personelin OSB hakkında deneyimsizliği ve ölçme araç/gereç kullanım bilgisinin yetersizliğinin de değerlendirme sürecini etkilediği ifade edilmektedir. Sürecin iyileştirilmesi için katılımcıların önerileri; tıbbi tanılamaya bağlı değerlendirme yapılmaması, OSB'li bireylerle değerlendirme öncesi iletişim kurulması, değerlendirme ortamlarının çeşitlendirilmesi ve sürenin uzatılması, gözlemlerin çeşitli ortamlarla zenginleştirilmesi yönünde olmuştur. Personel yeterliliğinin hizmetiçi eğitimlerle arttırılması, lisans programlarında düzenleme yapılması, OSB'li bireyler için ölçme aracı/batarya geliştirilmesi, aileler için bekleme süresinin kısaltılması ve randevu alımının kolaylaştırılması öneriler arasında yer almıştır.
Öğrenme güçlüğü olan ve olmayan öğrencilerin pragmatik dil becerisi ile okuduğunu anlama arasındaki ilişki
Bu çalışmanın temel amacı, öğrenme güçlüğü olan ve olmayan öğrencilerin pragmatik dil becerileri ve okuduğunu anlama becerileri ile bu beceriler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma grubunu 5. ve 6.sınıf öğrencilerinden oluşan 31 öğrenme güçlüğü olan ve 31 normal gelişim gösteren toplam 62 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Veriler, Pragmatik Dil Beceri Envanteri ve Formel Olmayan Okuma Envanteri araç setleri kullanılarak toplanmıştır. Analizler sonucunda, pragmatik dil becerileri ve okuduğunu anlama becerilerinde öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin normal gelişim gösteren öğrencilerden daha düşük puanlar aldıkları görülmüştür. Öğrencilerin pragmatik dil becerileri ve okuduğunu anlama becerileri arasındaki ilişki incelendiğinde ise öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin Pragmatik Dil Beceri İndeksi ile okunan öykü içeren metin sorularına cevap verme becerileri arasında orta düzeyde ilişki, Pragmatik Dil Beceri Envanteri alt başlıklarından Sınıf İçi Etkileşim becerileri ile okunan öykü içerikli metni anlatma ve sorularına cevap verme becerileri arasında da orta düzeyde ilişki olduğu görülmüştür. Normal gelişim gösteren öğrencilerin PDB İndeksi ile okunan öykü içerikli metni anlatma ve bilgi içerikli metin sorularına cevap verme becerisi arasında orta düzeyde ilişki, Pragmatik Dil Beceri Envanteri alt başlıklarından Sınıf İçi Etkileşim ve Kişisel Etkileşim becerileri ile okunan öykü içerikli metni anlatma ve sorularına cevap verme, okunan bilgi içerikli metni anlatma ve sorularına cevap verme becerileri arasında orta düzeyde ilişki olduğu görülmüştür.
Erken çocukluk özel eğitiminde aile ve personel iş birliği
Erken çocukluk özel eğitiminde yer alan paydaşların iş birliği süreçlerine odaklanan bu araştırmada özel eğitim hizmetlerinde görev alan personellerin diğer personeller ve ailelerle iş birliği deneyimleri; ailelerin ise erken çocukluk dönemindeki çocuklarının özel eğitim hizmetlerinden sorumlu personellerle iş birliği deneyimleri kişisel görüş ve önerileri doğrultusunda incelenmiştir. Bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde gerçekleştirilen araştırmaya, 12 personel ve 7 ebeveyn olmak üzere 19 kişi gönüllü katılım göstermiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim deseniyle yürütülen araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmış, içerik analizi tekniğiyle analiz edilmiş, 6 ana tema ve 18 alt temaya ulaşılmıştır. Bulgular iş birliği deneyimleri, aile katılımı ve ihtiyaçları, erken çocukluk özel eğitimi, personelin mesleki deneyimleri, kurum özellikleri ve izleme değerlendirme çalışmaları yönleriyle tartışılmıştır. Çalışmada sıklıkla personel niceliği ve niteliklerinin meslek öncesi süreçlerden itibaren geliştirilmesi gerektiği vurgulanmakta, kurum özellikleri ve yönetici desteğinin iş birliği sürecindeki rolü göze çarpmaktadır.
İyi ve zayıf okuduğunu anlama becerilerine sahip olan öğrencilerin okuma performansları üzerinde etkili olan değişkenlerin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı iyi ve zayıf okuduğunu anlama becerilerine sahip ikinci sınıf öğrencilerin okuma performansları üzerinde etkili olan değişkenlerin incelenmesidir. Araştırmada Kahramanmaraş ilinin Pazarcık ilçesinde öğrenim gören düşük ve yüksek sosyo-ekonomik düzeye sahip 165 öğrenci ile çalışılmıştır. Bu araştırma tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Çalışmada ikisi bilgi verici, ikisi öyküleyici olmak üzere dört metin veri toplama aracı olarak uygulanmıştır. Çalışmalar öğrencilerin kendi okullarında önceden belirlenen ortamlarda bireysel olarak yapılmıştır. Çalışmanın verileri korelasyon katsayısı ve Mann Whitney U testi kullanılarak SPSS istatistik programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular incelendiğinde, ikinci sınıf öğrencilerinde iyi ve zayıf okuyucu olmaya göre; dinlediğini anlama becerilerinde, çözümleme hata yüzdesinde, çözümleme sürelerinde ve akıcılıkta anlamlı fark olduğu bulunmuştur.
Gelişimsel yetersizliğe sahip olan çocukların annelerine yönelik hazırlanan 'oyun oynama becerilerini destekleme programının' etkililiğinin incelenmesi
Bu çalışmada geliştirilen Oyun Oynama Becerilerini Destekleme Programının (OBEDEP), 0-6 yaş aralığında gelişimsel yetersizliği olan çocukların annelerinin oyun becerileri üzerindeki etkililiğini incelemeyi amaçlanmıştır. Öntest-sontest kontrol gruplu deneysel desenle gerçekleşen araştırmada Oyun Oynama Becerilerini Destekleme Programı (OBEDEP)'nın etkililiği araştırılmıştır. Araştırma grubu Diyarbakır ilinde yer alan bir özel özel eğitim ve rehabilitasyon kurumuna devam eden gelişimsel yetersizlik tanısı alan 0-6 yaş arasında 2 kız 12 erkek olmak üzere toplam 14 çocuğun annelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın verileri Oyun Oynama Becerilerini Destekleme Programına Dayalı Kontrol Listesi (OBEDEP-KL) aracılığı ile toplanmıştır. Uygulamada kullanılan programın annelerin oyun becerileri üzerindeki etkililiğini test etmek için araştırma grubunu oluşturan anneler, deney ve kontrol grubu şeklinde ikiye ayrılmıştır. Deney grubundaki annelere 8 hafta boyunca haftada bir kez ve 40+40 dakika OBEDEP uygulanmıştır. Hem deney hem de kontrol grubundaki annelerin 1. ve 8. Haftada OBEDEP-KL ile oyun becerileri değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizi, veriler normal dağılıma uygun olmadığı için non-parametrik testlerden Mann Whitney U ve Wilcoxon Signed Ranks Testi ile yapılmıştır. Bu araştırmada OBEDEP' e katılan deney grubundaki annelerin oyun becerileri ile programa katılmayan kontrol grubundaki annelerin oyun becerileri arasındaki farkın anlamlı olduğu bulunmuştur. Deney grubunu oluşturan gelişimsel yetersizliği olan çocukların annelerinin oyun becerileri müdahale öncesi ve sonrası olumlu anlamda farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Oyun eğitimi uygulanan annelerin eğitimi almayan annelere göre oyun becerilerinde olumlu yönde gelişmeler olduğunu belirtmek mümkündür.
OSB olan söz öncesi dönemdeki çocukların annelerinin ve öğretmenlerinin çocukların sosyal iletişim becerilerine yönelik değerlendirmelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların annelerinin ve öğretmenlerinin çocuğun sosyal iletişim becerilerine yönelik değerlendirmelerinin farklılaşıp farklılaşmadığının karşılaştırılarak incelenmesidir. Çalışma grubunu OSB olan söz öncesi dönemde bulunan 30 OSB olan çocuğun anne ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Anneler ve öğretmenlerin OSB olan çocuğun sosyal iletişim becerilerini değerlendirmelerine yönelik araştırma betimsel nitelikte olup tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmaya alınan çocuklar, aileleri ve öğretmenleri ile ilgili bilgilerin toplanması amacıyla bilgi toplama formu, çocukların sosyal iletişim becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla Sosyal İletişim Kontrol Listesi-Revize Versiyonu (SİLKOL-R OTV) kullanılmıştır. Anne ve öğretmenlerin çocuğun sosyal iletişim becerilerini değerlendirmelerine yönelik puan ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Puanlar anne eğitim düzeyine göre incelendiğinde de anneler ve öğretmenlerin sosyal iletişim becerilerini değerlendirme puanları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. Anne ve öğretmenlerin OSB olan çocukların sosyal iletişim becerilerine yönelik değerlendirmelerin maddeler arasındaki uyumu incelenmiştir. Genel olarak ölçek maddeleri arasındaki uyumun düşük- orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
4-6 yaş tipik gelişim gösteren ve Otizm Spektrum Bozukluğuna sahip olan çocuklarda zihin kuramı, yönetici işlevler ve dil ilişkisi
4-6 yaş tipik gelişim gösteren (TGG) ve Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuklarda zihin kuramı (ZK), yönetici işlevler (Yİ) ve dil ilişkisinin ve bu değişkenlerin aracı etkisinin incelenmesi amaçlanan bu araştırma korelasyonel (ilişkisel) araştırmadır. Çalışma grubunu Gaziantep ilinde bulunan, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda eğitimlerine devam eden, herhangi bir gelişimsel yetersizlik tanısı almamış 4-6 yaşlarında olan 44 TGG çocuk ile Gaziantep ve Diyarbakır illerinde bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden 44 OSB tanısı almış çocuklar oluşturmaktadır. Çalışma grubunun belirlenmesinde aile izin formu, Gilliam Otistik Derecelendirme Ölçeği (GOBDÖ-2) ve Raven Renkli Progresif Matrisler Testi (RPM) kullanılmıştır. Çalışma verilerinin toplanmasında dil becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL); Yİ değerlendirilmesinde gece-gündüz görevi, boyut değiştirerek kart eşleme görevi (BDKE), anlamsız sözcük tekrarı listesi ve ZK becerilerini değerlendirmede ise sözel ve SOYİ yer değişikliği işlemleri kullanılmıştır. Araştırmaya başlamadan önce uygulanacak işlemlerin ve kullanılacak materyallerin çocukların yaşına uygunluğu, materyallerin dikkat dağıtıcı olup olmaması, yönergelerin uygunluğu gibi süreçte yaşanabilecek herhangi bir sorunu değerlendirmek amaçlı pilot uygulamalar yapılmıştır. Araştırmada tüm veri araçlarının uygulama güvenirliğini belirlemek amacıyla video kayıtları bağımsız gözlemci tarafından izlenmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde; OSB olan ve TGG katılımcılara uygulanan sözel yanlış inanç işlemi (SYİ) ile SOYİ yanlış inanç işlemleri (SOYİ) arasında farklılık bulunmamıştır. Yİ bileşenlerinin gruplar arasındaki farklılıkları incelendiğinde; bilişsel esneklik (BE) görevinde gruplar arasında fark bulunmazken ketleme ve çalışma belleği (ÇB) TGG çocukların lehine anlamlı farklılık bulunmuştur. Değişkenler arasında ilişkiye bakıldığında; SYİ ile SOYİ arasındaki ilişkinin OSB olan 4 yaş grup ile TGG olan 6 yaş çocuklarda orta düzey pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur. 6 yaş OSB olan grupta SYİ ile ketleme arasında; 4 yaş TGG olan grupta SOYİ ile ketleme arasında düşük düzey pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Ketleme ile BE arasındaki ilişkinin ise sadece TGG çocuklarda 4 yaş grubunda düşük düzey pozitif yönde ilişkili olduğu; ÇB ile ketleme arasındaki ilişkinin ise OSB çocuklarda 5 yaş grubunda düşük düzey pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. TGG çocuklarda 6 yaş grubunda ÇB ile BE arasında düşük düzey pozitif yönde ilişki olduğu ; ÇB ve dil arasındaki ilişkinin ise TGG çocuklarda 5 yaş grubunda düşük düzey pozitif yönde ilişkili olduğu görülmektedir. 6 yaş OSB olan grupta ise dil-SYİ ve dil-ketleme arasında orta düzey pozitif yönde ilişki anlamlı olduğu görülmüştür. Araştırmada Hayes tarafından geliştirilmiş bir makro olan bootstrap yöntemiyle güven aralığı hesaplanarak değişkenlerin birbirleri üzerindeki aracı değişken etkisi incelenmiştir. 6 yaş OSB olan çocuklarda ZK'nın dil üzerindeki etkisinde ÇB'nin aracı rolü olduğu bulunmuştur. TGG 6 yaş grupta ise ÇB'nin dil üzerinde etkisinde ZK'nın aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Dil ile ZK ilişkisinde ketlemenin aracı rolünü tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen aracı değişken etkisi sonuçlarında ise TGG 5 yaş ve TGG 6 yaş olan grupta dilin ketleme üzerinde ZK'nın aracı rolü olduğu görülmekteyken OSB 6 yaş grubunda dilin ketleme üzerinde etkisinde ZK'nın aracı rolü görülmemektedir. Elde edilen bulgular dahilinde OSB olan çocuklarda dil, yanlış inanç işlemleri ve Yİ bileşenlerinin ilişkisi alanyazın temelinde tartışılmıştır.
Okulöncesi dönemdeki işitme kayıplı çocukların erken okuryazarlık becerilerinin işiten akranları ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışma, işitme kayıplı okul öncesi dönemdeki çocukların, erken okuryazarlık becerilerinin işiten akranlarıyla karşılaştırmalı olarak incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu, Van ve Bitlis illerinde okul öncesi dönemde 26 işitme kayıplı çocuk ile 26 normal işitmeye sahip toplam 52 çocuk oluşturmuştur. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden nedensel karşılaştırmalı modelde yürütülmüştür. Çalışmada işitme kayıplı ve işiten çocukların, erken okuryazarlık becerileri değerlendirilerek sonuçlar karşılaştırılmıştır. Veriler Erken Okuryazarlık Testi (EROT) kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS istatistik programı aracılığıyla, Independent Sample T Test ve Mann Whitney U Testi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda işitme kayıplı çocukların; sözcük bilgisi, sesbilgisel farkındalık, harf bilgisi ve dinlediğini anlama becerilerinde işiten akranlarına göre daha zayıf oldukları ve gruplar arasında anlamlı fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır. EROT alt testlerine bakıldığında ise yalnızca sözcüklerin ilk sesini atma ve son sesini atma becerilerinde gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür.
İki dilli Otizm Spektrum Bozukluğu olan ve iki dilli tipik gelişen çocukların ebeveynlerinin dil edinimiyle ilgili görüşlerin incelenmesi
Bu çalışma OSB tanılı ve tipik gelişen çocuğu olan iki dilli ebeveynlerinin dil yeterliliğini ve çocuklarıyla dil kullanım özelliklerini, çocukların dil kullanımını ve Türkçeyle karşılaşma sıklıklarını, ebeveynlerin çocuklarının iki yetişmesiyle ilgili görüşlerini ve tercihlerini inceleme amacıyla yapılan bir çalışmadır. Çalışmada 2-7 yaş arası OSB tanılı çocuğu olan iki dilli 20 ebeveyn ve Tipik Gelişen çocuğu olan iki dilli 20 ebeveyn olmak üzere toplam 40 katılımcıya 36 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Çalışma sonucunda, her iki grubun da çocuklarını iki dilli olarak yetiştirmeye ve özellikle çocuklarının aile dilini edinmelerine yönelik olumlu düşünce ve görüşlere sahip oldukları görülmüştür. Ancak özellikle OSB tanılı çocuğu olan ebeveynler; çocuklarının eğitimindeki hizmet ve desteklerden daha fazla fayda sağlamak ve çocuklarının herhangi bir dil edinimini aile dilini kullanmalarından ya da iki dilli olmasından daha fazla önemsedikleri için çocuklarıyla çoğunlukla Türkçe konuşmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Her iki grupta iki dillilik konusunda benzer endişeler taşımalarına rağmen TGG çocuğu olan ebeveynlerin, OSB tanılı çocuğu olan ebeveynlere kıyasla daha fazla aile dilini kullandıkları görülmüştür.
İyi ve zayıf matematik performansı gösteren öğrencilerin temel sayı yeterliliklerinin ve görsel algı becerilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; zayıf matematik performansı gösteren öğrencilerin sembolik ve sembolik olmayan sayı becerilerini, sayı doğrusu becerilerini ve bu becerilerin görsel hafıza ile ilişkisini belirlemektir. Araştırma 2021-2022 eğitim- öğretim yılında Hatay ilinin Kırıkhan ilçesindeki beş okulda eğitimine devam eden 2. sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Araştırma 35 zayıf matematik performans gösteren, 35 iyi matematik performans gösteren öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden olan tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Araştırma verileri; Matematik Başarı Testi, TONI-3 Raven Standart Progresif Matrisler Testi ve Temel Sayı İşleme Testi kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda zayıf matematik performans gösteren öğrencilerin, iyi matematik performans gösteren öğrencilere göre sembolik olmayan sayı becerilerinde, sembolik sayı becerilerinde ve sayı doğrusu becerilerinde daha zayıf performans gösterdikleri bulunmuştur. Tüm testlerde iyi matematik performans gösteren öğrencilere göre daha fazla süreye ihtiyaç duymuşlardır. ZMPG öğrenciler RSPM testinden iyi matematik performans gösteren öğrencilere göre daha düşük puan almışlardır. Testlerden aldıkları puanlar ve görsel algı puanları arasında güçlü bir ilişki bulunmuştur.
Özel yetenekli ortaöğretim öğrencilerinin topluluk hisleri ile çevrimiçi öğrenme ortamında yaşadıkları zorlukların çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel yetenekli ve normal gelişim gösteren öğrencilerin çevrimiçi öğrenme zorlukları ile çevrimiçi topluluk hisleri arasındaki ilişkiyi çeşitli değişkenler açısından incelemektir. Betimsel araştırma modelinde tasarlanmış araştırmanın örneklemi, 2020-2021 eğitim öğretim yılında çevrimiçi eğitim alan ve ortaöğretim düzeyinde eğitim görmekte olan 842 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında çevrimiçi öğrenme ortamında eğitim alan öğrencilerin yaşadıkları zorluklar ölçeği, çevrimiçi öğrenme topluluk hissi ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde çevrimiçi öğrenme zorluk ölçeği ile çevrimiçi topluluk hissi ölçeği arasındaki ilişki korelasyon analizi ile incelenmiştir. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, normal dağılım varsayımlarının durumuna göre Kruskall Wallis, Mann Whitney U, bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar, özel yetenekli ve normal gelişim gösteren öğrencilerin okul türü, özel yetenekli bireylerin tanı aldıkları yetenek alanı ve çevrimiçi eğitimde kullandıkları donanım açısından çevrimiçi öğrenme öğrencilerinin yaşadıkları zorluklar ölçeğinden aldıkları puanlar arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Özel yetenekli öğrencilerin çevrimiçi öğrenme topluluk hissi ölçeğinden aldıkları puanlar normal gelişim gösteren akranlarından daha yüksek olduğu görülmüştür. Normal gelişim gösteren öğrencilerde topluluk hissi ölçeğinden aldıkları puanlar sınıf düzeyi, çevrimiçi öğrenmede kullanılan donanım ve Covid-19 öncesi çevrimiçi öğrenme deneyimine göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Özel yetenekli öğrencilerde ise topluluk hisi ölçeğinden aldıkları puanların yalnızca çevrimiçi ders aldıkları kişi sayısına göre anlamlı düzeyde faklılaştığı tespit edilmiştir.
Rehberlik araştırma merkezlerindeki personelin örgütsel iş birliği ve örgütsel iletişim iklimi arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı; RAM'daki personelin örgütsel iş birliği ve örgütsel iletişim iklimi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Buna göre çalışma soruları şu şekilde sıralanmıştır; RAM'daki personelin örgütsel iş birliği algıları; cinsiyete, mesleki kıdeme göre anlamlı bir şekilde değişiyor mu? RAM'daki personelin örgütsel iletişim iklimi algıları; cinsiyete, mesleki kıdeme göre anlamlı bir şekilde değişiyor mu? RAM'daki personelin örgütsel iş birliği algıları ve örgütsel iletişim iklim algıları arasındaki ilişki ne düzeydedir? Keşfedici korelasyonel araştırma modelinin kullanıldığı çalışmanın örneklemini 2021-2022 eğitim-öğretim yılında, RAM'larda çalışan 166 özel eğitim öğretmeni ve 162 psikolojik danışman olmak üzere toplam 328 personel oluşturmaktadır. Çalışma verileri demografik bilgilerin bulunduğu Kişisel Bilgiler Formu, İş birliği Ölçeği ve Örgütsel İletişim İklimi Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi, betimsel istatistikler ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre RAM'da görev yapan personelin örgütsel iş birliği algılarının cinsiyet ve mesleki kıdem değişkenine göre farklılaşmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. RAM'da görev yapan personelin örgütsel iletişim iklimi ölçeği ve ölçeğin yönetici ve çalışan kaynaklı alt boyutlarında mesleki kıdem değişkeninde manidar farklılık bulunmazken cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Erkek personelin örgütsel iletişim iklimi algıları kadın personelin örgütsel iletişim iklimi algılarına göre daha yüksektir. Örgütsel iletişim iklimi ölçeğinin yönetici kaynaklı alt boyutunda cinsiyet değişkenine göre manidar bir fark tespit edilmiştir. Erkek personelin yönetici kaynaklı örgütsel iletişim iklimi algıları kadın personelin yönetici kaynaklı örgütsel iletişim iklimi algılarına göre daha yüksektir. Örgütsel iletişim iklimi ölçeğinin çalışan kaynaklı alt boyutunda cinsiyete göre anlamlı bir fark bulunmamıştır. Personelin örgütsel iş birliği algıları ile örgütsel iletişim iklimi ölçeğinin çalışan ve yönetici kaynaklı alt boyutlarında düşük düzeyde ve manidar bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonunda ulaşılan bulgulara dayalı olarak önerilerde bulunulmuştur.
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocukların dil becerilerinin değerlendirilmesinde cümle tekrarlama işleminin çalışma belleği ile ilişkisi
Çalışmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocukların dil değerlendirilmesinde kullanılan cümle tekrarlama işleminin çalışma belleği ile ilişkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Aralık 2021-Şubat 2022 tarihleri aralığında Kahramanmaraş ilinde bulunan anaokulu ve ilkokullarından 4-7 yaş aralığında tipik gelişim gösteren (TGG) 20 çocuk ve Özel Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezlerine devam eden Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) eşdeğer yaş puanları 4-7 yaş olduğu belirlenen OSB tanılı çocuk ile çalışılmıştır. Çalışma belleği performansı anlamsız sözcük tekrarı listesi (AST) ile ölçülürken cümle tekrarlama performansı Aksu-Koç, Taylan ve Bekman (2002) tarafından hazırlanan cümle tekrarlama listesi ile ölçülmüştür. Toplanan veriler doğrultusunda OSB tanılı çocukların cümle tekrarlama işlemindeki performansı ve çalışma belleği performansı TGG çocuklar ile karşılaştırılmıştır. Analizler sonucunda, OSB tanılı çocuklar ile TGG çocuklar çalışma belleği performansında benzerlik gösterirken cümle tekrarlama işleminde OSB tanılı çocuklar anlamlı bir şekilde zayıf performans göstermişlerdir. Cümle tekrarlama işlemi ile çalışma belleği arasındaki ilişki incelendiğinde TGG çocuklarda bir ilişki olmadığı, OSB tanılı çocuklarda ise güçlü ve pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonucuna göre alanyazında dil becerilerini ölçtüğü düşünülen cümle tekrarlama işleminin OSB tanılı çocuklarda dil becerilerinin yanı sıra çalışma belleği performansı ile de ilişki olduğu bulunmuştur. Bunun sonucunda cümle tekrarlama işleminde sergilenen hatalar incelenerek OSB tanılı çocukların TGG çocuklara göre güçlük yaşadığı dil yapıları ve sergiledikleri hata türleri belirlenmeye çalışılmıştır.
Erken dönemde tipik gelişim gösteren, otizm spektrum bozukluğu, zihin yetersizliği ve down sendromu olan çocukların iletişim ve dil becerilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu araştırma, tipik gelişim gösteren (TGG), otizm spektrum bozukluğu (OSB), zihin yetersizliği (ZY) ve down sendromu (DS) olan ve 16-36 ay aralığında bulunan çocukların iletişim ile dil becerilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçlayan bir nedensel karşılaştırma araştırmasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu Samsun ili/Atakum ilçesinde bulunan 16-36 ay aralığında, TGG (n=20), OSB'li (n=20), ZY'li (n=20) ve DS'li (n=20) olmak üzere toplam 80 çocuğun annesi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Türkçe İletişim Gelişimi Envanteri (TİGE- II) ve araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada TGG, OSB, ZY, DS' li çocukların söylenen sözcük sayısı ve sözcük kullanımları açısından anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu farklılığa bakıldığında TGG gösteren çocuklar lehine olduğu söylemek mümkündür. Bu araştırmanın sonucunda; TGG, OSB, ZY ve DS'li çocukların ek kullanım ve karmaşık cümle yapılarının anne-baba eğitim düzeyi ve kardeş sayısına göre anlamlı farklılaşma göstermediği sonucu elde edilmiştir. Cinsiyet değişkeni açısından OSB grubundaki çocukların sözcük ekleri kullanımları ile sözcük birleştirme puanlarının cinsiyete göre farklılaştığı bulunmuştur. DS grubundaki çocukların sözcük ekleri sayısı ve sözcüklere ek takma başlangıç puanlarının özel eğitim alma yıllarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, TGG grubundaki çocukların sözcük ekleri sayısı ve sözcüklere ek takma başlangıç puanlarının evde dil becerilerini destekleme durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı ve ZY olan çocukların sözcük birleştirme, sözcüklere ek takma başlangıcı ve karmaşık cümle yapılarının kreş eğitimi alıp almama durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucu elde edilmiştir. Elde edilen bulgular dâhilinde erken dönemde tipik gelişim gösteren, otizm spektrum bozukluğu, zihin yetersizliği ve down sendromu olan çocukların iletişim ve dil becerilerinin karşılaştırılması alanyazın temelinde tartışılmıştır.
İki dilli Otizm Spektrum Bozukluğu olan okul çağındaki çocukların dil gelişimlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, iki dilli OSB olan okul çağındaki çocukların dil gelişiminin incelenmesidir. Bu genel amaç doğrultusunda tek dilli ve iki dilli OSB olan çocuklarla tek dilli ve iki dilli TGG çocukların dil gelişimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Katılımcılar 4 grup olacak şekilde oluşturulmuştur. Her grupta 15 katılımcı olmak üzere toplamda örneklem grubu 60 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma modeli ile yürütülmüştür. Araştırma verileri ise TODİL testi kullanılarak toplanmıştır. Analizler sonucunda tek dilli TGG çocukların tüm alt testlerden iki dilli TGG çocuklardan tek dilli ve iki dilli OSB olan çocuklardan daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. İki dilli TGG çocukların da tek dilli ve iki dilli OSB olan çocuklardan daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Ancak TODİL Testinde bulunan dinleme, organize etme, konuşma dilbilgisi, anlam bilgisi ve sözlü dil alt testlerinin hiç birinde tek dilli OSB olan çocuklar ile iki dilli OSB olan çocuklar arasında bir fark oluşmadığı görülmüştür.
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocukların annelerinin söz öncesi amaçlı iletişim bilgi düzeyleri ile çocukların sosyal iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma ile Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuğa sahip annelerin söz öncesi dönem amaçlı iletişim araçları hakkında bilgi düzeyinin çocukların sosyal iletişim becerileri üzerine etkisi olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 31 söz öncesi dönem otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip anne ile 25 söz öncesi dönem tipik gelişim gösteren çocuğa sahip anne oluşturmaktadır. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örneklem ile belirlenmiştir. Annelerin amaçlı iletişim hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla "Annelerin Söz Öncesi Dönem Amaçlı İletişim Araçları Hakkında Bilgi Düzeylerinin Belirlenmesi Anketi" ve çocukların sosyal iletişim beceri düzeylerinin belirlenmesi amacıyla "Sosyal İletişim Kontrol Listesi- Revize Versiyonu (SİLKOL-R OTV)" kullanılmıştır. Her iki gruptaki annelerin söz öncesi dönem amaçlı iletişim araçları hakkında bilgi düzeyine yönelik puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı gözlenmiştir. Her iki gruptaki çocukların sosyal iletişim beceri düzeylerine yönelik puan ortalamalarına bakıldığında otizm spektrum bozukluğu olan çocukların puan ortalamalarının tipik gelişim gösteren çocuklara göre düşük olduğu görülmüştür. Bu durumun ise otizm spektrum bozukluğu olan çocukların sosyal iletişim ve etkileşim alanında yaşadıkları sınırlılıklarla yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Annelerin söz öncesi dönem amaçlı iletişim araçları hakkında bilgiye sahip olmaları tek başına yeterli olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Annelerin çocuklarının iletişim amaçlı davranışlarını tanıyıp uygun yanıtlayıcılık davranışları ile çocuklarında sosyal iletişim becerilerinin gelişimi için desteklenmeye ihtiyaç duydukları görülmüştür.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklara ipucunun giderek artırılmasıyla öğretiminin ortak dikkati başlatma davranışlarına etkisi
Ortak dikkat, dikkati bir kişi, nesne veya olay gibi ortak bir odağa doğru koordine etme becerisini ifade eder. Bu, hem dikkati bir hedefe yönlendirme becerisini hem de dikkati başka bir kişiyle paylaşma becerisini içerir. Ortak dikkatin başlatılması, kişinin dikkatini paylaşmak istediğini başkalarına işaret etme yeteneğini içerir ve sosyal iletişim ve dilin gelişimi için temel bir beceri olarak kabul edilir. Katılımcılar arası çoklu başlama modelinin kullanıldığı bu çalışmada ortak dikkati başlatmada sınırlılık yaşayan otizm spektrum bozukluğu olan üç çocuğa ipucunun giderek artırılması yöntemiyle sunulan öğretimin çocukların ortak dikkati başlatma davranışlarına etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma, yaşları 5-7 arasında değişen OSB tanılı üç katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmanın bağımsız değişkeni ipucunun giderek artırılmasıyla öğretim yöntemidir. Bulgular, araştırmanın katılımcıları olan OSB olan çocukların ortak dikkat başlatma davranışlarının öğretiminde ipucunun giderek artırılması öğretim yönteminin etkili olduğu ve ortak dikkat davranışlarında belirgin artış olduğunu göstermektedir. Katılımcılar edindikleri davranışları öğretim sona erdikten bir hafta, iki hafta ve dört hafta sonra da korumuşlar, ev ortamında annelerine de genelleyebilmişlerdir. Çalışmanın sosyal geçerlik verileri; araştırmanın katılımcılarının ve benzer yaşlardaki tipik gelişen akranlarının öğretim öncesi ve öğretim sonrası performansları ölçülüp birbiri ile karşılaştırılarak incelenmiştir. OSB olan çocukların hedef beceriye ilişkin tipik gelişim gösteren akranları ile yapılan karşılaştırmada öğretim öncesinde akranlarından düşük performans gösterdikleri, öğretim sonrasında ise tipik gelişim gösteren akranları ile benzer düzeyde performans gösterdikleri görülmüştür.
Özel eğitim öğretmenlerinin zihinsel yetersizliği olan öğrencilerine okuma-yazma öğretimlerindeki uygulamaları ve karşılaştıkları problemler
Bu çalışmanın amacı; özel eğitim öğretmenlerinin hafif, orta ve ağır düzeyde zihinsel yetersizliği (ZY) olan öğrencilerine okuma yazma öğretim sürecindeki uygulamalarının incelenmesidir. Bu bağlamda, okuma yazmaya hazırlık çalışmaları, kullanılan öğretim yöntemleri, değerlendirme teknikleri, materyaller, öğretim süreci ve süreçte karşılaşılan sorunlar araştırılmıştır. Çalışma bir tarama araştırmasıdır. Araştırmanın katılımcıları Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin illerinde görev yapmakta olan 271 özel eğitim öğretmenidir. Veri toplama aracı bir ankettir. Verilerin çoğu kâğıda basılı formlar aracılığıyla ve küçük bir kısmı Google Forms üzerinden toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Bulgular çapraz tablolar ile sunulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan bazıları şunlardır: Özel eğitim öğretmenleri okuma yazma öğretiminden önce ZY olan öğrencilerinin özellikle ince motor becerilerini ve algı düzeylerini geliştirmeye önem vermektelerdir. Özel eğitim öğretmenleri en çok ses temelli cümle yöntemini kullanmakla birlikte farklı okuma yazma öğretim yöntemleri kullanmaktadır. Katılımcı özel eğitim öğretmenlerinin çok azı işlevsel okuma yazma öğretimi kullanmaktadır. Özel eğitim sınıflarında okuma yazma öğretiminde sıklıkla ilk okuma yazma kitapları kullanılmaktadır. Öğrencilerin değerlendirilmesinde çoğunlukla sistematik olamayan tekniklerin kullanıldığı bulunmuştur. Okuma yazma öğretim sürecinde öne çıkan sorunlar şunlardır; kullanılan yöntemlerin yeterli bulunmaması, aynı sınıfa devam eden öğrenciler arasında seviye farkları olması, öğrencilerin önkoşul beceri eksikleri olması, öğretmenlerin okuma yazma öğretiminde bilgi ve becerilerinin yeterli düzeyde olmaması, ailelerin çocuklarını destekleyememesidir. Okuma yazma öğretiminde pekiştireç kullanımı, tekrar çalışmaları, bireyselleştirme, grup öğretimi, akran öğretimi, ödevlendirme gibi konularla ilgili bilgi toplanmıştır.
Otizmli Down Sendromlu ve tipik gelişim gösteren çocukların annelerinin oyun becerilerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Bu çalışma, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), Down Sendromu (DS) ve tipik gelişen çocuklara sahip annelerin oyun davranışlarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmaya Gaziantep ilindeki Şehitkâmil ve Şahinbey ilçelerinde yaşayan, rehbilitasyon merkezlerinde ve okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim gören, gelişimsel olarak 36-48 ayları arasında olan, tipik gelişen çocuğu olan 10 anne, aynı yaş grubunda Down Sendromlu çocuğu olan 10 anne ve aynı yaş grubunda OSB'den etkilenmiş çocuğu olan 10 anne olmak üzere toplam 30 anne dâhil edilmiştir. Annelerin, çocuklarıyla yapılandırılmış ortamda, araştırmacı tarafından belirlenmiş oyuncaklarla olan oyun davranışları kayıt altına alınmış ve annelerin oyun becerilerini belirlemek amacıyla Aygürt (2021) tarafından geliştirelen Oyun Oynama Becerilerini Destekleme Programı Kontrol Listesi (OBEDEP-KL) kullanılmıştır. Edinilen bulgular sonucunda, annelerin yaşı, eğitim durumları, çalışma durumları, çocuk sayıları ile çocuklarıyla olan oyun davranışları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmezken, çocukların sahip olduğu yetersizlik gurubu ile annelerin oyun becerileri arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, farklı gelişimsel ihtiyaçlara sahip çocuklara yönelik anne-çocuk etkileşimleri çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışmanın bulguları, özel eğitim alanındaki profesyoneller ve ebeveynlere, çocukların özel ihtiyaçlarına daha etkili bir şekilde yanıt verebilmek için farkındalık kazandırabilir.
Gelişim yetersizliği olan 0-36 arasındaki çocukların anneleri için geliştirilen rutinlere dayalı erken müdahale programı [RUDEP]: Karma yöntemler araştırması
Bu araştırmanın amacı, annelerin günlük rutinleri içindeki gereksinimlerini belirleyerek geliştirilen rutinlere dayalı erken müdahale programıyla 0-36 aylık gelişim yetersizliği gösteren çocukların annelerine koçluk uygulamasıyla fırsat öğretim uygulamasını annelerin günlük rutinler içinde kullanmalarına ve çocuklarının bu rutinlerdeki sosyal iletişim davranışları edinmelerine olan etkileri incelemektir. Araştırma, keşfedici karma yöntemler araştırması deseni I. ve II. araştırma olarak yürütülmüştür. I. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışmasıdır. I. araştırmaya gelişim yetersizliği olan 11 çocuğun annesi katılmıştır. Nitel araştırmada yarı-yapılandırılmış görüşmelerle annelerin sosyo-ekonomik destekleri ve rutinlere dayalı gereksinimleri belirlenmiştir. Annelerin sosyo-ekonomik görüşleri incelendiğinde sosyal destekleri yetersiz bulmuşlardır. Çocuklarının gelişimini desteklemekte yetersiz hissetmişlerdir. Annelerin rutinlere dayalı görüşleri incelendiğinde günlük rutinlerde zorlandıkları, çocukların gelişim ve öğrenmelerini desteklemek amacıyla bilgi edinmeye, oyun, vakit geçirme ve yemek rutinlerinde desteklenmeye ihtiyaçları vardır. II. araştırmada ise tek-denekli araştırma modellerinden katılımcılar arası çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. I. araştırmanın katılımcıları arasından benzer gereksinimleri olan otizm spektrum bozukluğu olan dört çocuk ve anneleri II. araştırmanın katılımcıları olmuştur. Annelerin gereksinim doğrultusunda geliştirilen "Rutinlere Dayalı Erken Müdahale Programı [RUDEP]" gelişim yetersizliği olan çocukların annelerine koçluk uygulamasıyla sunulan fırsat öğretim uygulamasını oyun rutini içinde kullanabilmelerinde etkili olmuştur. Çocukların oyun rutini içinde sosyal iletişim davranışlarının sıklığı artmıştır. Anneler uygulamayı vakit geçirme ve atıştırmalık rutinlerine genellemişlerdir. Anneler uygulama sona erdikten sonra 1., 3., ve 6. haftalarda da başlama düzeyinin üzerinde uygulamayı sergiledikleri görülmüştür. Sosyal geçerlik bulguları, annelerin RUDEP'in etkili olduğunu ifade etmişlerdir. RUDEP uygulandıktan sonra annelerin rutinlerindeki memnuniyet düzeyleri artmıştır. RUDEP'in gelişim yetersizliği tanılı çocukların annelerinin görüşleri doğrultusunda geliştirilmesi ve gün içinde fırsat öğretim uygulanamasını edinerek rutinlerde kullanabildiğini göstermiştir.
Özel yetenekli öğrencilerin Bilim Sanat Merkezine yönelik tutumları ile Bilim Sanat Merkezini terk etme riskleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel yetenekli öğrencilerin BİLSEM'e yönelik tutumları ile BİLSEM terk riskleri arasındaki ilişkisi ile BİLSEM'e yönelik tutumlarını ve BİLSEM terk risklerini etkileyen sosyo-demografik faktörleri incelemektir. Araştırma kesitsel tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar 2023-2024 eğitim öğretim yılında Diyarbakır ili Bağlar, Kayapınar ve Yenişehir ilçelerindeki BİLSEM'lerde ortaokul ve lise düzeyinde eğitim alan 167 özel yetenekli öğrenciden oluşmuştur. Katılımcılara, Bilim ve Sanat Merkezlerine Yönelik Tutum Ölçeği, Okul Terk Riski Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Katılımcılardan toplanan veriler SPSS 26 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada analizler yapılırken nicel değişkenlere ilişkin gruplara ilişkin normallik varsayımları sağlandığında parametrik testlerden; Bağımsız Örneklem T Testi veya Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile, normallik varsayımları sağlanmadığında ise nonparametrik testlerden; Mann Whitney U Testi veya Kruskal Wallis Varyans Analizi, ikili karşılaştırmalar için Post-Hoc Tukey HSD, Tamhane's T2 ve Bonferroni Düzeltmeli Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; özel yetenekli öğrencilerin BİLSEM'e yönelik tutumlarının olumlu olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca katılımcıların kayıtlı olduğu BİLSEM ile BİLSEM'e yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık vardır. Özel yetenekli öğrencilerin BİLSEM terk riskleri ile sosyo-demografik faktörler arasındaki ilişki incelendiğinde cinsiyet, kardeş sayısı, anne eğitim durumu, okul türü ve eğitim aldığı BİLSEM faktörleri arasında anlamlı farklılık olmadığı saptanmıştır. Özel yetenekli öğrencilerin BİLSEM tutumları ile BİLSEM terk riskleri arasında anlamlı düzeyde negatif yönlü bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Buna göre BİLSEM'e yönelik olumlu tutuma sahip olan özel yetenekli öğrencilerin BİLSEM terk risklerinin daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ebeveyn aracılı video model olma öğretim yönteminin OSB'li küçük çocukların diş fırçalama becerisi öğretimi üzerine etkisi
Bu araştırmada OSB tanısı olan küçük çocuklara diş fırçalama becerisinin öğretilmesinde, ebeveynlerine koçluk yapılarak video ile model olmanın etkililiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya, yaşları 5 ile 8 arasında değişen otizm spektrum bozukluğu tanısı olan 2 erkek ve 1 kız çocuk ile bu çocukların ebeveynleri katılmıştır. Araştırma katılımcı çocukların evlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma, tek-denekli araştırma modellerinden değişen ölçütler modeline göre desenlenmiştir. Araştırmanın iki bağımlı değişkeni vardır. Bunlar: birinci bağımlı değişken, ebeveynlerin video modeli kullanarak çocuklarına diş fırçalama becerisini kazandırmaları, ikincisi, çocukların doğru ve bağımsız diş fırçalama becerisinin adımlarını gerçekleştirmeleridir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri ise video modelle öğretim yöntemi ile ebeveyn eğitimi ve ebeveyn koçluğudur. Araştırmanın bulguları, ebeveynlere koçluk yapıldığında, ebeveynlerin video modelle öğretim yöntemini uygun şekilde kullanarak çocuklarına diş fırçalama becerisini kazandırdığını göstermektedir. Ayrıca katılımcı çocukların ve ebeveynlerinin öğrendikleri becerileri farklı kişilere genelleyebildikleri ve öğretim oturumları sona erdikten 21 gün sonra bu becerileri korudukları araştırmanın sonucunda elde edilmiştir. Sosyal geçerlilik bulgularında ebeveynler, öğretilen diş fırçalama becerisine, video modelle öğretim yöntemine ve ebeveyn koçluğu sunulmasına dair olumlu görüşler belirtmiştir.
Otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin tekrarlayıcı davranışları ile sosyal becerileri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireylerin tekrarlayıcı davranışları ile sosyal becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden korelasyonel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, özel eğitim devlet okullarında öğrenim gören 6-17 yaş aralığında ve OSB tanısı olan 218 bireyin ebeveyni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak tekrarlayıcı davranış ölçeği revize Türkçe versiyonu (TEDÖ-R-TV) ve otizm sosyal beceri profili Türkçe versiyonu (OSBP-TV) ölçekleri kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler aracılığı ile katılımcılardan OSB tanılı çocuklarına dair bilgiler toplanmıştır. Katılımcılardan ölçeklerin toplanmasının ardından 8 katılımcının ölçekleri eksik doldurduğu için bu veriler analize dâhil edilmemiştir. Yapılan elemenin ardından kalan 210 katılımcının verileri ise istatistik paket programı ile analiz edilerek araştırmanın bulguları ortaya konmuştur. TEDÖ-R-TV ve OSBP-TV ölçeklerinin birbirleri ile ilişkisine bakılmasının yanı sıra TEDÖ-R-TV ölçeğinin altı alt ölçekten oluşması nedeni ile OSBP-TV ölçeğinin TEDÖ-R-TV'nin her bir alt ölçek ile ilişkisi de incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda OSB olan bireylerin tekrarlayıcı davranışları ile sosyal becerileri arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Araştırmanın sonunda, elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Etkileşim temelli hikâye kitabı okuma müdahalesinin Otizmli küçük çocuklar üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, etkileşimli hikâye kitabı okuma müdahalesinin otizmli küçük çocukların dil ve iletişim becerilerinin desteklenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, 4 ile 7 yaşları arasında, otizm spektrum bozukluğu tanısı konmuş üç erkek çocuğu katılmış olup, çalışma katılımcı çocukların evlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, tek-denekli araştırma modellerinden katılımcılar arası çoklu başlama düzeyi modeli kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni, çocuğun sözlü ve sözsüz iletişimsel davranışlarıdır (iletişime sözlü ve sözsüz yanıt verme ve başlatma). Araştırmanın bağımsız değişkeni, doğal dil destek tekniklerinin doğru ve nitelikli kullanımlarının otizmli çocukların sözel ve sözel olmayan iletişime yanıt (tepki) verme ve iletişim başlatma becerileri üzerine etkisidir. Araştırmanın bulguları, katılımcılarla, etkileşimli hikâye okuma tekniklerini uygun şekilde kullanarak sözel ve sözel olmaya becerileri geliştirdiğini göstermiştir. Ayrıca, katılımcı çocukların öğretim seansları bittikten 21 gün sonra bu becerilerileri sürdürebildikleri araştırma sonucunda elde edilmiştir. Sosyal geçerlilik bulgularında, ebeveynler yapılan müdahalenin çocuklarına katkı sağlanması hakkında olumlu görüşler ifade etmişlerdir.
Öğretmen adaylarının engelli bireylere yönelik algılarının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı öğretmen adaylarının engelli bireylere yönelik algılarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırmada öğretmen adaylarının engelli bireylere yönelik algıları ile cinsiyet, sınıf düzeyi, eğitim görülen anabilim dalı, doğum sırası, ailede engelli birey olup olmama, algıladıkları sosyo ekonomik düzey, algıladıkları akademik başarı düzeyi, mesleki eğitim programını tercih sırası, bölüm memnuniyet düzeyi, bölüm değiştirmeyi isteyip istememe, anne ve baba eğitim düzeyi değişkenlerinin arasında anlamlı farklılık olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeli yöntemi kullanılmıştır. Araştırma 185 kadın (%54,3) ve 156 erkek (%45.7) olmak üzere toplam 341 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar; 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesinde faal olan Ana Bilim Dallarında her bir sınıf düzeyinde öğrenim gören öğrencilerden sınıf mevcutlarına göre oranlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmada veriler; Kişisel Bilgi Formu ve Engelli Bireylere Yönelik Algı Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Veriler normallik şartlarını karşıladığı için parametrik teknikler kullanılmıştır. Veriler; bağımsız iki grubun ortalamaları arasındaki farkı karşılaştırmak için T testi ve çoklu grupların ortalamalarını karşılaştırabilmek amacıyla ile de ANOVA yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizi için uygun istatistik paket programı kullanılmıştır. Engelli bireylere yönelik algıyı benimseme, farkındalık, bireysel destek ve toplumsal çevresel alt boyutları oluşturmaktadır. Yapılan analizler sonucunda engelli bireylere yönelik algının doğum sırası, ailede engelli birey olup olmama, algıladıkları akademik düzey, mesleki eğitim programını tercih sırası, anne eğitim düzeyi değişkenlerine göre incelendiğinde hiçbir alt boyutta anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Cinsiyet değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakıldığında kadın öğretmen adaylarının lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Sınıf düzeyi değişkenine göre bakıldığında bireysel destek alt boyutunda birinci sınıf, toplumsal çevresel alt boyutunda ise ikinci sınıflar ikinci sınıf lehine anlamlı bulunmuştur. Öğrenim görülen anabilim dalı değişkenine göre bakıldığında bireysel destek ve toplumsal çevresel alt boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunamazken; benimseme alt boyutunda Özel Eğitim öğretmen adayları, farkındalık alt boyutunda ise Fen Bilgisi öğretmen adayları lehine anlamlı bulunmuştur. Öğretmen adaylarının algıladıkları sosyo ekonomik düzeye göre sadece benimseme alt boyutunda orta sosyo ekonomik düzeye sahip bireyler lehine anlamlı fark bulunmuştur. Öğrenim gördükleri bölümden memnuniyet düzeyi değişkeninde de sadece benimseme alt boyutunda bölüm memnuniyeti yüksek öğretmen adayları lehine anlamlı bulunmuştur. Bölüm değiştirmek isteyip istememe durumuna göre bakıldığında da benimseme alt boyutunda bölüm değiştirmek istemeyenlerin lehine anlamlı fark bulunmuştur. Öğretmen adaylarının engelli bireylere yönelik algıları baba eğitim düzeyi değişkenine incelendiğinde ise bireysel destek alt boyutunda baba eğitim düzeyi ilkokul olanlar lehine anlamlı fark bulunmuştur. Elde edilen bulgular, literatürdeki ilgili çalışmalar çerçevesinde tartışılmış olup gelecek araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kavramlar: Engelli birey, Algı
Özel yetenekli öğrencilerin arkadaşlık ilişkilerini geliştirmede bibliyoterapi ve sinematerapinin etkisinin incelenmesi
Özel yetenekli çocuklar, eş zamanlı olmayan gelişimlerinden dolayı akranlarından farklılık gösterirler, bu durum çeşitli zorluklara yol açabilmektedir. Söz konusu çocukların farklılaşan düşünce süreçleri ve ilgi alanları, benzer ilgilere sahip olmayan akranlarıyla problemlerle karşılaşmalarına ve yalnızlık yaşamalarına neden olabilir. Özel yetenekli çocuklar duygularını daha derin ve yoğun yaşarlar, bu yoğunluk yaşıtları tarafından anlaşılmalarını zorlaştırabilir ve iletişimlerinde sorunlar oluşturabilir. Bu noktada, bireylerin kendilerini ve başkalarını anlamalarına yardımcı olan, zorlayıcı durumlarla baş etmede sağlıklı bir anlayış geliştirmelerine katkıda bulunabilen ve sosyal duygusal gelişimi destekleyen bibliyoterapi ve sinematerapi gibi yöntemleri içeren uygulamalara ihtiyaç duyulabilmektedir. Kitaplar ve filmlerdeki karakterler aracılığıyla yaşanan deneyimler, öğrencilere kendi hayatlarıyla benzerlik kurma ve daha derin bir anlam bulma imkanı sunabilir. Bu çalışmada geliştirilen bibliyoterapi ve sinematerapiye dayalı eğitim uygulamalarının, öğrencilerin zorlandıkları arkadaşlık ilişkilerini geliştirmelerine destek olması amaçlanmaktadır. Çalışmada 8 oturumluk bir eğitim programı uygulanarak öğrencilerin arkadaşlık ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Arkadaşlık temalı kitaplar ve filmler üzerinden grup tartışmaları gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, özel yetenekli 5. ve 6. sınıf düzeyinden iki farklı deney grubunda 24 (12 bibliyoterapi, 12 sinematerapi) ve kontrol grubunda 12 olmak üzere toplam 36 öğrenci katılmıştır. Bu araştırma, iki aşamalı açımlayıcı karma desende gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada nicel veriler toplanmış, daha sonra nicel verilerden ortaya çıkan problem alanlarına ilişkin konu derinlemesine nitel olarak incelenmiştir. Nicel verilerin analizleri SPSS 26.00 programı yardımıyla yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Arkadaşlık Niteliği Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Nicel verilerin analizlerinde non-parametrik testlere, nitel verilerin değerlendirilmesinde ise betimsel analize başvurulmuştur. Araştırma sonucunda, bibliyoterapi ve sinematerapi programının uygulandığı müdahale gruplarında son test lehine anlamlı bir farklılık oluşmuştur. Nitel analizler, eğitim programına katılanların arkadaşlık ilişkilerinde olumlu yönde artış olduğunu ortaya koymuştur. Tez kapsamında, uygulanan her iki programın sosyal geçerliği de incelenmiştir. Sosyal geçerlilik değerlendirildiğinde, uygulanan programın öğrenci görüşlerine göre fayda ve etkisinin yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmanın, özel yetenekli öğrencilerin arkadaşlık ilişkilerini geliştirdiği görülmüş ve alanda yapılan çalışmaların sınırlı olması nedeniyle literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Elde edilen bulgulara dayanarak araştırmacı ve uygulamacılara bazı önerilerde bulunulmuştur.
BİLSEM'e devam düzeyinin LGS sınavı başarısına etkisinin ve BİLSEM'e devam durumunu belirleyen etmenlerin incelenmesi
Bu çalışma, Düzce ilinde Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM) öğrencilerinin devam durumlarını etkileyen faktörleri ve bu durumun Liseye Geçiş Sınavı (LGS) başarısı üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, karma yöntem deseninde gerçekleştirilmiş ve hem nicel hem de nitel veriler kullanılmıştır. Nicel veri olarak LGS puanları, devamsızlık oranları ve demografik bilgiler toplanmıştır. Nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşme formu yardımıyla toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde ilişkiler incelenmiş, nitel verilerin analizinde ise tematik analiz yöntemine başvurulmuştur. Araştırma sonuçları, öğrencilerin devamsızlık oranları ile LGS puanları arasında anlamlı ve negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, devamsızlık oranlarının LGS başarısını %11,8 oranında yordadığı tespit edilmiştir. 450 ve üzeri LGS puanı alan öğrencilerin devamsızlık yüzdeleri, 450 puanın altında kalan öğrencilerden belirgin şekilde farklılaşmıştır. Görüşmelerden elde edilen bulgular, devamsızlık nedenlerinin ailevi, kişisel ve akademik sebeplerden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bu çalışma, BİLSEM öğrencilerinin akademik başarılarını artırmak için devamlılık düzeyini etkileyen faktörlere yönelik müdahalelerin önemini vurgulamaktadır. Eğitim politikalarının geliştirilmesi ve özel yetenekli öğrenciler için daha etkili stratejiler oluşturulmasına rehberlik edecek özgün bulgular sunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Özel Yetenekli Öğrenciler, BİLSEM Eğitim Programları, Akademik Başarı, Eğitime Devamsızlık, Liseye Geçiş Sınavı
Otizm spektrum bozukluğu olan öğrencilerin okuma akıcılığında beceri ve performans temelli müdahale programının etkililiği
Bu araştırmada, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan öğrencilerin okuma akıcılığının artırılmasında; beceri temelli teknikler olan tekrarlı okuma ve hata düzeltme stratejileri ile performans temelli teknikler olan hedef belirleme ve performans geri bildirimi stratejilerinden oluşan bir müdahale paketinin etkisi incelenmiştir. Bu genel amaç doğrultusunda; a) tekrarlı okuma, hata düzeltme, hedef belirleme ve performans geri bildirimi stratejilerinin birleşiminden oluşan müdahale paketinin OSB'li öğrencilerin sesli okuma hızını artırmadaki etkisi ve b) tekrarlı okuma, hata düzeltme, hedef belirleme ve performans geri dönütü stratejilerinin birleşiminden oluşan müdahale paketinin OSB'li öğrencilerin okuma doğruluğunu artırmadaki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya, 12-13 yaşlarında ve altıncı sınıfa devam eden üç OSB tanılı öğrenci katılmıştır. Araştırmada, tek denekli araştırma desenlerinden "Katılımcılar Arası Çoklu Yoklama Modeli" kullanılmıştır. Deney süreci; başlama düzeyi, sağaltım düzeyi, izleme ve genelleme olmak üzere dört aşamadan oluşmaktadır. Araştırma bulguları, tekrarlı okuma, hata düzeltme, hedef belirleme ve performans geri bildirimi stratejilerinden oluşan müdahale paketinin OSB'li öğrencilerin okuma akıcılığını artırmada etkili olduğunu göstermektedir. Tüm katılımcıların okuma hızında ve doğruluğunda artış gözlemlenmiş, müdahale sonunda ulaşılan okuma seviyesi izleme oturumlarında korunmuş ve üç katılımcı da kazandıkları akıcı okuma becerisini farklı kişi ve farklı zorluk derecelerine sahip metin üzerinde genelleyebilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin ailelerinden ve öğretmenlerinden sosyal geçerlik verileri toplanmış ve bu veriler incelendiğinde hem öğretmenlerin hem de ebeveynlerin genel olarak olumlu görüş bildirdikleri belirlenmiştir.
Kapsayıcı eğitime yönelik öğretmenlerin tutum, değerleri ile evrensel tasarım öz yeterlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin kapsayıcı eğitime yönelik tutum ve değerlerine ilişkin puanlarının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi ve kapsayıcı tutum ve değerler ile evrensel tasarım öz yeterlikleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. İlişkisel tarama modeliyle yürütülen araştırmanın çalışma evrenini, Düzce ilinde farklı eğitim kademelerinde (okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve BİLSEM) görev yapan ve tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilen 502 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler, kişisel bilgi formu, araştırma kapsamında geliştirilen Kapsayıcı Eğitime Yönelik Tutum ve Değerler Ölçeği ile Öğrenme İçin Evrensel Tasarım Öğretmen Öz-Yeterlik Ölçeği (ÖET-ÖY) aracılığıyla toplanmıştır. SPSS programı kullanılarak Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), betimleyici istatistikler ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. AFA sonucunda, toplam varyansın %53,67'sini açıklayan tutum ve değer olmak üzere iki faktör altında 27 maddelik ölçek elde edilmiştir. Ölçek ve alt boyutlarının güvenirliğini sağlamaya yönelik; Cronbach Alfa, test tekrar test yöntemi, bileşik güvenirlik ve madde ayırt edicilik yöntemleri kullanılmış, ölçek ve alt boyutlarının yüksek güvenirlik düzeyinde ve ayırt edici olduğu belirlenmiştir. Ölçek maddelerinin birbirleriyle tutarlı olduğu ve ölçekten elde edilen puanların güvenilir olduğu bulgulanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, öğretmenlerin kapsayıcı eğitime ilişkin tutum ve değer puanları açısından cinsiyetin etkisi anlamlı bulunmazken; mesleki kıdem, eğitim durumu, branş, görev yapılan kademeler ve kapsayıcı eğitime yönelik hizmet içi eğitimlere katılımın, kapsayıcı tutum ve değerler üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlenmiştir. Öz yeterlik düzeylerinde ise bu değişkenlere bağlı anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Ayrıca, kapsayıcı tutum ve değerler ile öz yeterlik puanları arasında pozitif ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Araştırmada, öğretmenlerin evrensel tasarım öğretmen öz yeterlik puanları, öğretmenlerin kapsayıcı değer ve tutumlarını anlamlı şekilde yordadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, kapsayıcı eğitim uygulamalarının başarısının öğretmenlerin mesleki deneyimi, eğitim durumu ve mesleki gelişim faaliyetlerine katılımıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, kapsayıcı eğitimin etkinliği için mesleki gelişim programlarının öğretmenlerin deneyim seviyelerine göre farklılaştırılması ve hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ayrıca, öğretmenlerin öz yeterliğini artırmak amacıyla aile ve toplumun kapsayıcı eğitim sürecine aktif katılımının sağlanması önemlidir; böylece kapsayıcı eğitimde başarı için tüm paydaşlar arasında iş birliğinin güçlendirilmesi önerilmektedir.
"Yaratıcı başarı ölçeğinin" Türk kültürüne uyarlanması
Yaratıcı başarı kavramı, bireyin yaşamı boyunca ortaya koyduğu yaratıcı ürünlerin toplamı olarak tanımlanabilir. Çalışmada, yaratıcı düşünme ölçeğinin Türk alanyazınına kazandırılması hedeflenmiştir. Araştırmanın amacı Carson, Peterson ve Higgins'in (2005) geliştirdiği ve özgün adı "Creative Achievement Questionnaire" olan "Yaratıcı Başarı" ölçeğinin Türk kültürüne uyarlanmasıdır. Çalışmada nicel araştırma yaklaşımı içerisinde yer alan betimsel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Sakarya ilinde öğrenim gören 557 fen lisesi öğrencisi ile yürütülmüştür. Veri toplama süreci, ölçek uyarlama aşamaları izlenerek gerçekleştirilmiştir. Ölçeğin çevirisinde hem Türkçe hem İngilizcede ileri düzeyde dil becerisine sahip iki dil uzmanından destek alınmıştır. Ölçeğin orijinali ile çevirisi yapılmış hali, iki alan uzmanına gönderilmiş ve maddeler için "uygun", "gözden geçirilmeli'' ''uygun değil'' seçenekleri ile görüşleri alınmıştır. Veriler SPSS programına girilerek analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, dil eşdeğerliği ve kapsam geçerliğinin sağlandığı belirlenmiştir. Yapı geçerliğini saptamak adına Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) yapılmış olup orijinal ölçekte olduğu gibi üç faktörlü bir yapıda olduğu tespit edilmiştir. Ölçek ile alt ve üst dilimde yer alan katılımcılar anlamlı düzeyde birbirinden ayrılmıştır. Elde edilen veriler, ölçeğin psikometrik açıdan güvenilir olduğunu desteklemektedir. Çalışmada, iç tutarlılık katsayısı .57 olarak hesaplanmıştır. Yaratıcı başarı ölçeğinin daha geniş örneklem gruplar üzerinde de uygulanarak ölçme aracının iç tutarlılığının tekrardan incelenmesi ve özel yetenekli bireylerin yaratıcı başarı düzeyleri ile yaratıcılık, motivasyon, başarı, tutum gibi değişkenler arasındaki ilişki incelenmesi yönünde birtakım öneriler sunulmuştur.
Sosyal bilgiler öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme eğitimine yönelik duygu, tutum, kaygıları ile öğretmen yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, sosyal bilgiler öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme eğitimine yönelik duygu, tutum, kaygı düzeyleri ile öğretmen yeterlilikleri incelenmiştir. Araştırma, 2024-2025 eğitim öğretim yılında Gaziantep ilinde görev yapan sosyal bilgiler öğretmenlerinin katılımı ile gerçekleşmiştir. Bu karma yöntem araştırmasında sıralı açıklayıcı desen benimsenmiş; nicel aşamada 309 öğretmenden, nitel aşamada ise 15 öğretmenden veri toplanarak toplam 324 katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışmanın nicel bölümünde basit seçkisiz örnekleme yöntemi, nitel bölümünde ise ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubunun belirlenmesinde kullanılan ölçüt, sosyal bilgiler öğretmenlerinin özel gereksinimli öğrencilerle çalışma deneyimine sahip olmalarıdır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Kaynaştırma Eğitim İle İlgili Duygular, Tutumlar ve Kaygılar Ölçeği, Kaynaştırma Uygulamalarında Öğretmen Yeterliği Ölçeği ve Görüşme Formu kullanılarak toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Spearman Korelasyon testleri; nitel verilerin analizinde ise içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenler genel olarak kaynaştırma/bütünleştirme eğitimine olumlu yaklaşmaktadır. Cinsiyet, eğitim durumu, mesleki deneyim süresi, sınıflarında özel gereksinimli birey olma durumu, aile ve yakın çevresinde özel gereksinimli birey olma durumu, lisans eğitiminde kaynaştırma/bütünleştirme uygulamaları ile ilgili eğitim alma durumu gibi değişkenlere göre öğretmenlerin duygu, tutum ve kaygı düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Bulgulara göre hizmet içi eğitime katılım sağlamayan öğretmenlerin duygu düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Sosyal bilgiler öğretmenlerinin kaynaştırma/bütünleştirme uygulamalarında öğretmen yeterlilikleri ile cinsiyet, sınıflarında özel gereksinimli birey olma durumu, aile ve yakın çevresinde özel gereksinimli birey olma durumu arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Lisansüstü eğitim alan ve hizmet içi eğitime katılan öğretmenlerin yeterlik düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Mesleki deneyim süresi 20 yıl ve üzeri olan sosyal bilgiler öğretmenlerin iş birliği yeterliği puanları daha yüksek bulunmuştur. Duygu, kaygı ve tutum arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Olumlu tutumun, öğretmen yeterliğini artırdığı görülmüştür. Nitel bulgular, nicel sonuçları desteklemekte; öğretmenlerin empati, sosyal bilgiler dersinin katkısı ve olumlu idare-veli tutumları duygularını olumlu etkilerken, materyal eksikliği, evrak yükü, akran zorbalığı gibi durumlar olumsuz etkilemektedir. Öğretmenler etkili kaynaştırma için bilgi, empati, sabır, sınıf yönetimi gibi becerilerin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Uygulamalı hizmet içi eğitimlere, özel eğitim uzmanlarının desteğine ve çeşitli kaynaklara ihtiyaç duyduklarını ifade etmişlerdir.
Zihinsel yetersizliği olan bireylere doğrudan öğretim ile deprem güvenlik becerileri öğretiminin etkililiği
Deprem gibi ani gelişen doğal afetlerde doğru davranış stratejilerinin bilinmesi ve uygulanması, hayatta kalmak için kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda, hayat üçgeni kurma ve acil toplanma alanına gitme gibi temel güvenlik becerilerinin bireylere kazandırılması hayati bir zorunluluk taşımaktadır. Zihinsel yetersizliği olan bireylerde bu becerilerin edinimi, bilişsel sınırlılıklar nedeniyle daha da kritik hal almaktadır. Açık ve yapılandırılmış rehberlik sağlayan doğrudan öğretim yöntemi, karmaşık davranışları daha yönetilebilir adımlara bölerek öğretme sürecini desteklemekte; tekrar, pekiştirme ve açık modellemeye olanak tanımaktadır. Bu araştırmada, zihinsel yetersizliği olan öğrencilere deprem güvenlik becerilerinin doğrudan öğretim yöntemi ile öğretiminin etkililiği incelenmiştir. Araştırma, tek-denekli deneysel araştırma yöntemlerinden katılımcılar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli ile desenlenmiştir. Çalışma, Düzce il merkezinde bulunan bir devlet ortaokulundaki özel eğitim sınıflarında eğitimlerine devam eden, 12-14 yaş aralığında, hafif düzey zihinsel yetersizlik tanısı almış biri kız ikisi erkek üç katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılar; öğretmen ve velilerin gözlemleri ile araştırmacı tarafından hazırlanan ön koşul beceri ölçme formu doğrultusunda belirlenmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen veri kayıt ve sosyal geçerlik formları ile toplanmış; grafiksel analiz ve betimsel analiz yöntemleriyle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular, alanyazındaki ilgili çalışmalarla karşılaştırılmıştır. Ayrıca öğretim sürecinin etkililiğini daha güçlü biçimde değerlendirmek amacıyla Tau-U etki büyüklüğü analizi uygulanmış; elde edilen değerler tüm katılımcılar için 1.00 olarak bulunarak müdahalenin istatistiksel olarak da çok güçlü bir etki yarattığını ortaya koymuştur. Sonuçlar, doğrudan öğretim yönteminin deprem güvenlik becerilerinin öğretiminde etkili olduğunu; katılımcıların 1., 3. ve 4. haftalarda bu becerileri ortalama %93,64 oranında koruduğunu ve farklı ortamlarda ortalama %92,86 oranında genelleyebildiklerini göstermektedir. Gelecek araştırmalarda farklı öğretim yöntemlerinin etkililiğinin karşılaştırılması, farklı yetersizlik gruplarına yönelik çalışmaların yapılması, öğretilecek beceri kapsamının genişletilerek araştırmaların tasarlanması ve tipik gelişim gösteren bireylerle karşılaştırmalı çalışmalar yürütülmesi önerilmektedir.
Görme+zihinsel yetersizliğinden etkilenmiş öğrencilere günlük yaşam becerilerinin kazandırılmasında davranış öncesi ipucu ve sınama ipucu işlem süreci ile öğretimin etkililiği
Bu ara?tırmanın amacı, görme + zihinsel yetersizlikten etkilenmi? bir öğrenciye meyve sıkacağı kullanma, sandviç hazırlama ve ütü yapma becerilerinin kazandırılmasında davranı? öncesi ipucu ve sınama i?lem süreciyle yapılan öğretimin etkili olup olmadığını, öğrencinin kazandığı becerileri öğretimden sonra sürdürüp sürdüremediğini, farklı materyale genelleyip genelleyemediğini ortaya koymaktır. Ara?tırmada tek denekli deneysel desenlerden ?beceriler arası çoklu yoklama modeli? kullanılmı?tır. Araştırmanın deneklerini, 2012?2013 öğretim yılında Adnan Ağır Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Kursu?na devam eden ve görme + zihinsel yetersizlikten etkilenmi? üç öğrenciden olu?turmaktadır. Bu üç öğrenciden biri asıl, ikisi de yedek denekler olarak seçilmi?tir. Ön uygulama için de yetersizlikten etkilenmemi? bir öğrenciyle çalı?ılmı?tır. Ara?tırma verilerinin toplanabilmesi için, öğretmen ve aile görü?me formları, beceri kontrol listesi, ölçüt bağımlı ölçü araçları ve davranı? öncesi ipucu ve sınama ipucu i?lem süreciyle öğretim yapılırken, öğretimde ilerlemelerin kaydedileceği kayıt çizelgeleri, uygulama güvenirliği formu, aileye ve öğrenciye yönelik peki?tireç ivbelirleme formları, aileye ve sınıf öğretmenine yönelik sosyal geçerlilik formları geli?tirilmi? ve kullanılmı?tır. Davranı? öncesi ipucu ve sınama i?lem süreciyle öğretimyapabilmek için öğretim materyali hazırlanmı? ve ara?tırmacı tarafından uygulanmı?tır. Ara?tırmada elde edilen verilerin analizinde grafiksel analiz kullanılmı?tır. Ara?tırmada elde edilen bulgulara göre, öğrencinin meyve sıkacağı kullanma, sandviç hazırlama ve ütü yapma becerilerini kazanmasında davranı? öncesi ipucu ve sınama i?lem sürecinin etkili olduğu izlenimi edinilmektedir.Davranı? öncesi ipucu ve sınama i?lem süreciyle yapılan öğretimin öğrencinin kazandığı meyve sıkacağı kullanma, sandviç hazırlama ve ütü yapma becerilerini, öğretim bittikten 7, 14, 21 gün sonra da sürdürmesi ve farklı materyale genellemesi açısından etkili olduğu izlenimi edinilmektedir
Ağır ve çoklu yetersizliği olan bireylerin tercihlerinin değerlendirilmesi ve seçim yapma becerisinin öğretimi
Bu araştırmanın genel amacı; AÇYE olan bireylerin dolaylı ve doğrudan tercih değerlendirmeleri arasında ilişkiyi ve AÇYE olan bireylere uygulanan doğrudan tercih değerlendirmeleri (tek uyaranlı, iki uyaranlı, çok uyaranlı) arasındaki ilişkiyi belirlemek ve fotoğraflar arasından seçim yapma becerisini sabit bekleme süreli işlem süreci ile öğretmenin etkili olup olmadığını belirlemektir. Araştırmada iki yöntem bir arada kullanılmıştır. Araştırmada AÇYE olan bireylerin dolaylı ve doğrudan tercih değerlendirmeleri arasında ilişkiyi ve AÇYE olan bireylere uygulanan doğrudan tercih değerlendirmeleri (tek uyaranlı, iki uyaranlı, çok uyaranlı) arasındaki ilişkiyi belirlemek için ilişkisel araştırmalardan korelasyonel araştırma türü, fotoğraflar arasından seçim yapma becerisini sabit bekleme süreli işlem süreci ile öğretmenin etkili olup olmadığını belirlemek için de tek denekli deneysel desenlerden, denekler arası çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın deneklerini, Bolu ilinde ikamet eden ağır düzeyde yetersizlik tanısı olan 9 yaşlarında iki erkek ve 7 yaşında bir kızdan oluşan toplam üç denek ve deneklerin birincil bakıcıları oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanabilmesi için, birincil bakıcı bilgilendirme formu, tercihleri belirleme formu, tercih sıralama listesi, tekli sunumla tercih değerlendirme kayıt formu, eşli sunumla tercih değerlendirme kayıt formu, çoklu sunumla tercih değerlendirme kayıt formu, fotoğraflar arasından sabit bekleme işlem süreciyle öğretimde kullanılacak formlar ( yoklama, süreklilik ve genelleme oturumları veri kayıt formu, 0 sn sabit bekleme süreli işlem süreciyle fotoğraflar arasından seçim yapma becerisi kayıt çizelgesi, 4 sn sabit bekleme süreli işlem süreciyle fotoğraflar arasından seçim yapma becerisi kayıt çizelgesi), yoklama, izleme ve genelleme oturumları uygulama güvenirliği veri kayıt formu, öğretim oturumları uygulama güvenirliği veri kayıt formu, sosyal geçerlik formu hazırlanmış ve araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmada birinci ve ikinci amaca ilişkin elde edilen veriler arasındaki ilişki Spearman Brown Sıra farkları korelasyon katsayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Araştırmanın üçüncü amacına ilişkin elde edilen verilerin analizinde grafiksel analiz kullanılmıştır. Araştırmanın birinci amacına yönelik elde edilen bulgular incelendiğinde; birincil bakıcıların AÇYE olan çocuklarının yiyecek tercihi tahmini ile çocuklara uygulanan tek uyaranlı, iki uyaranlı ve tekrar yerleştirmesiz çok uyaranlı tercih değerlendirme sonuçları arasında yüksek düzeyde pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Araştırmanın ikinci amacına yönelik elde edilen bulgular incelendiğinde AÇYE olan bireylere doğrudan uygulanan tek, iki ve tekrar yerleştirmesiz çok uyaranlı tercih değerlendirmeleri arasında yüksek düzeyde pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Araştırmanın üçüncü amacına yönelik elde edilen bulgular incelendiğinde, fotoğraflar arasından seçim yapmayı sabit bekleme süreli işlem süreci ile öğretmenin etkili olduğu, katılımcıların seçim yapma becerisini öğretim bittikten 1, 3, ve 4 hafta sonra korudukları ve birincil bakıcılarına genelledikleri tespit edilmiştir.
Boşanma davasında tazminat ile ziynet eşyalarının iadesi
Boşanma kurumu, yalnızca eşlerin kişisel yaşamlarını değil; aile yapısını, çocukların geleceğini ve toplumsal düzenin istikrarını da doğrudan etkileyen önemli bir olgudur. Türk Medeni Kanunu'nda boşanmanın sadece evlilik birliğini sona erdirmesiyle yetinilmeyip, taraflar arasında doğuracağı mali ve kişisel sonuçların da ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olması, bu kurumun toplumsal yönünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır. Boşanmanın ardından taraflar arasında en sık gündeme gelen hukuki uyuşmazlıklar arasında maddi ve manevi tazminat talepleri ile ziynet eşyalarının iadesi bulunmaktadır. Çalışmada, boşanma sebebiyle talep edilebilecek maddi ve manevi tazminatın koşulları, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınan ölçütler ve ödeme şekilleri ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Ziynet eşyalarının iadesi bakımından ise ziynetlerin hukuki niteliği açıklanmış; bu niteliğe dayanılarak açılabilecek davalar, bu davaların şartları ile görevli ve yetkili mahkeme hususları değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, boşanmanın mali sonuçları arasında önemli bir yer tutan maddi ve manevi tazminat ile ziynet eşyalarının iadesi konularını, Türk Medeni Kanunu hükümleri, doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararları ışığında sistematik biçimde incelemektir. Çalışmada, boşanma sonucunda taraflar arasında ortaya çıkan mali yükümlülüklerin hangi esaslara göre belirlendiği, tazminatın hukuki niteliği ve ziynet eşyalarının iadesine ilişkin yargı uygulamaları kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Az gören öğrencilerin kullandıkları okuma yazma araçlarının uygunluğunun belirlenmesi
Bu çalÕúmanÕn genel amacÕ, görme engelliler ilkö÷retim okulu 4. ve 5. SÕQÕIÕna devam eden az gören ö÷rencilerin kullandÕ÷Õ okuma yazma araçlarÕQÕn uygunlu÷unu belirlemektir. AraúWÕrmada betimsel araúWÕrma yöntemlerinden tarama modeli kullanÕlmÕúWÕr. AraúWÕrma grubu, 2010-2011 e÷itim-ö÷retim yÕOÕnda Ankara Mitat Enç Görme Engelliler ølkö÷retim Okulu ve østanbul Türkan SabancÕ Görme Engelliler ølkö÷retim Okulu ve øú Okulu 4. ve 5. az gören sÕQÕIÕna devam eden 15 ö÷renciden oluúmaktadÕr. AraúWÕrmada verilerin toplanabilmesi için okuma yazma de÷erlendirme aracÕ, her bir sÕQÕf için 3 tane yapÕlandÕUÕlmÕú bilgi veren metin, 3 tane öykü ve her bir metin ve öykü için de÷erlendirme sorularÕ kullanÕlmÕúWÕr. Okuma yazma aracÕ de÷erlendirme süreci, ö÷retmen görüúmesi ve ö÷renci gözlemleri olmak üzere iki aúama olarak gerçekleútirilmiútir. Ö÷retmen görüúmesi sürecinde; ö÷rencinin kullandÕ÷Õ okuma yazma aracÕ ve bu araca neye göre karar verildi÷i, varsa alternatif okuma yazma aracÕ, ö÷rencinin kullandÕ÷Õ punto büyüklü÷ü, |÷rencinin kullandÕ÷Õ optik, optik olmayan ve elektronik yardÕmcÕlar ve klavye becerilerinin ö÷retilip ö÷retilmedi÷ine dair bilgi toplanmÕúWÕr. g÷renci gözlemleri sürecinde; ö÷rencinin okuma hÕ]Õ performansÕ, okudu÷unu anlama düzeyi, görsel yorgunluk düzeyi, okuma mesafesi, ö÷rencinin kullandÕ÷Õ punto büyüklü÷ü, el yazÕVÕ verimlili÷i verilerini toplamak için gözlem yapÕlmÕúWÕr. AraúWÕrmada, araúWÕrma verileri tablo olarak gösterilmiú ve tablolar yorumlanmÕúWÕr. AraúWÕrmada ö÷retmen görüúmesi sonucunda; - Az gören sÕQÕIÕna devam eden ö÷rencilerin kullandÕ÷Õ okuma yazma aracÕQÕn basÕOÕmateryal oldu÷u, -Az gören ö÷rencilerin okuma yazma aracÕna ?fonksiyonel görme de÷erlendirmesi? yapÕlarak karar verildi÷i, - Az gören ö÷rencilerin en küçük 12 puntoyu, en büyük 24 puntoyu kullandÕ÷Õ, - Az gören 15 ö÷renciden 13?nün optik yardÕmcÕ olarak okuma gözlü÷ü kullandÕ÷Õ, 2 |÷rencinin aynÕ zamanda teleskop kullandÕ÷Õ, - Az gören ö÷rencilerden sadece bir tanesinin çevresel düzenlemelerden loú ÕúÕ÷a ihtiyaç duydu÷u, - Az gören ö÷rencilerden sadece bir tanesinin ?KapalÕ Devre Televizyon Sistemi (KDTV)? kullandÕ÷Õ, - Az gören ö÷rencilerden sadece 4 tanesine alternatif okuma yazma aracÕ olarak kabartma alfabe ö÷retildi÷i, - Az gören 15 ö÷renciden 7 tanesine klavye becerileri ö÷retildi÷i ö÷retmenler tarafÕndan belirtilmiútir. g÷rencilerle yapÕlan gözlemler sonucunda; - Az gören ö÷rencilerin okuma hÕzlarÕQÕn 4. SÕQÕfta ortalama ?54? kelime, 5. SÕQÕfta ortalama ?61? kelime oldu÷u, - Az gören ö÷rencilerin öykülerdeki okudu÷unu anlama düzeylerinin bilgi veren metinlere göre daha yüksek oldu÷u, - 4. SÕQÕftaki az gören 3 ö÷renciden sadece 1 tanesinde, 5. sÕQÕftaki 12 ö÷renciden 6 tanesinde görsel yorgunluk oluútu÷u, - Az gören ö÷rencilerin en uzak okuma mesafesinin 17 cm, en yakÕn okuma mesafesinin ise göz hizasÕnda oldu÷u, - Az gören ö÷rencilerin bir tanesi haricinde 14 ö÷rencinin el yazÕlarÕQÕ verimli bir úekilde kullanabildikleri, el yazÕlarÕQÕn kendileri ve baúka bir yetiúkin tarafÕndan okunabildi÷i belirlenmiútir. Anahtar kelimeler; az gören, okuma yazma aracÕ de÷erlendirmesi.
Görme engeli olan çocuklara özbakım becerilerini kazandırmada video ile model olunarak sunulan aile eğitim programının etkililiği
Bu araştırmanın genel amacı; Video ile Model Olunarak Sunulan Aile Eğitiminin, araştırmaya katılan annelerin, özbakım becerilerini öğretme basamaklarını uygulama düzeylerinde etkili olup olmadığı ve görme engelli çocukların, anneleri tarafından kendilerine öğretilen özbakım becerilerini gerçekleştirme düzeyleri ve gerçekleştirdikleri becerileri sürdürme düzeylerinde ki etkililiğini belirlemektir.Araştırmanın iki bağımlı değişkeni bulunmaktadır. Birincisi, ?araştırmaya katılan annelerin özbakım becerilerini öğretme basamaklarını gerçekleştirme düzeyleri?. İkinci ise ?görme engelli çocukların, anneleri tarafından kendilerine öğretilen özbakım becerilerini kazanma ve kazandıkları becerileri sürdürme durumlarıdır?. Araştırmanın bağımsız değişkeni ise geliştirilen Video ile Model Olunarak Sunulan Aile Eğitim Programıdır. Bağımsız değişkenin, birinci bağımlı değişken üzerindeki etkililiği test edilirken ?denekler arası çoklu yoklama deseni?; ikinci bağımlı değişken üzerindeki etkisi test edilirken de ?beceriler arası çoklu yoklama deseni? kullanılmıştır. Araştırmanın deneklerini, 2009-2010 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı' na bağlı Özel Adnan Ağır Özel Eğitim Okuluna devam eden, görme engelli ve okul öncesi dönemde bulunan üç çocuk ve bu üç çocuğun anneleri oluşturmaktadır.Araştırmada, annelere görme engelli çocuklarına özbakım becerilerini öğretme basamaklarını uygulayabilmeleri amacıyla Video ile Model Olunarak Sunulan Aile Eğitim Programı geliştirilmiştir. Geliştirilen program, Cavkaytar (1999) tarafından geliştirilen Özbakım ve Ev İçi Becerilerinin Öğretimi El Kitabından uyarlanmış ve video görüntüleri ile desteklenerek ölçüt temelli olarak hazırlanmıştır. Program, annelere beş oturumda sunulmuştur. Oturumların sunumunda; ?bilgilendirme, örnek video filmlerinin izlettirilmesi ve uygulama? aşamaları izlenmiştir. Birinci oturumda; özbakım becerileri ile ilgili temel bilgiler ve çocukların ihtiyaç duyduğu özbakım becerilerinin öncelik sırasının anneler tarafından belirlenmesi amaçlanmıştır. İkinci oturumda; annelere beceriyi basamaklarına ayırma sürecini öğretme amaçlanmıştır. Üçüncü oturumda; annelere ipucu çeşitlerinin ne olduğu ve ipuçlarının kullanımını öğretme amaçlanmıştır. Dördüncü oturumda; annelere özbakım becerisi öğretiminde ortam düzenlemesinin nasıl yapılması gerektiği, araç-gereç seçimi ve seçilen araçlarda gerekli uyarlamaların nasıl yapılması gerektiği, öğretim zamanını belirleme, ödül çeşitleri ve ödül kullanımının nasıl yapılması gerektiğini öğretme amaçlanmıştır. Beşinci oturumda da; annelere özbakım becerisinin öğretimini yaparken hangi basamakların izlenmesi gerektiğini öğretme amaçlanmıştır.?Uygulama? aşaması rehberli uygulama ve bağımsız uygulamalar olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Rehberli uygulama aşamasında ev ortamında ve araştırmacı gözetiminde annenin çocuğuyla, izlediği video filmlerindeki becerilerden farklı bir beceriyi öğretmeye çalışmış ve gerekli yerlerde araştırmacı anneye düzeltici dönütler vermiştir. Bağımsız uygulama aşaması ise programı tamamlayan annenin ev ortamında çocuğunun ihtiyaç duyduğu bir özbakım becerisini yine araştırmacı denetiminde uygulamasıdır. Araştırmanın bütün aşamalarındaki veriler, araştırmacı tarafından videoya kayıt edilip veri kayıt formlarına geçirilmiştir.Araştırma sonunda elde edilen bulgular şu şekildedir; Araştırmaya katılan annelerin üç'ü de, Video ile Model Olunarak Sunulan Aile Eğitim Programına katılmadan önce çocuklarına özbakım becerilerini öğretebilmeyle ilgili oniki öğretim basamağından sadece bir'ini gerçekleştirdiği görülürken. Video İle Model Olunarak Sunulan Aile Eğitim Programını tamamlayan annelerin çocuklarına özbakım becerilerini öğretebilmeyle ilgili oniki öğretim basamağının tamamını gerçekleştirmiştir. Araştırmaya katılan çocukların tamamı anneleri onlara öğretim çalışmaları yapmadan önce ihtiyaç duydukları özbakım becerileri ile ilgili başlama düzeyi verileri ve annelerinin Video İle Model Olunarak Sunulan Aile Eğitim Programını tamamladıktan sonra çocukların ihtiyaç duydukları özbakım becerileri ile ilgili öğretim sonu verileri arasında büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Araştırmaya katılan çocukların ihtiyaç duydukları özbakım becerileri ile ilgili anneleri öğretim çalışmalarını tamamladıktan sonra beş'er gün ara ile süreklilik verileri toplanmıştır. Toplanan süreklilik verileri, bütün becerilerdeki öğretim sonu toplanan verilerle aynı düzeyde olduğu görülmektedir. Bu verilere dayanarak çocukların öğrendikleri becerileri sürdürdükleri görülmüştür.
Özel eğitim anaokullarında çalışan öğretmenlerin erken okuryazarlık bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, özel eğitim anaokulunda çalışan öğretmenlerin erken okuryazarlık becerilerine ilişkin bilgi düzeylerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda öğretmenlerin erken okuryazarlık kavramına ilişkin bilgi düzeyleri ve uygulama deneyimleri incelenmiştir. Araştırma, açıklayıcı sıralı karma yöntemle gerçekleştirilmiş; nicel veriler Erken Okuryazarlık Bilgi Testi (EROBİT), nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın nicel veri toplama sürecinde İstanbul Anadolu Yakası'nda çalışan 127 öğretmen yer almıştır. Nitel veriler 15 öğretmenle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin erken okuryazarlık becerilerine ilişkin bilgi düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu göstermiştir. Ayrıca, mezun oldukları lisans programı, hizmet süresi ve eğitim alma durumlarına bağlı olarak bilgi düzeylerinde farklılıklar belirlenmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, öğretmenlerin erken okuryazarlığın öneminin farkında oldukları ve sınıf içi uygulamalarda fonolojik farkındalık, sözcük dağarcığı, dinlediğini anlama ve harf farkındalığı gibi temel erken okuryazarlık becerilerine yer verdiklerini ancak materyal desteği ve mesleki eğitim açısından çeşitli güçlükler yaşadıklarını ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, öğretmenlerin bilgi düzeylerini açıklayıcı nitelikte olup, erken okuryazarlık uygulamalarının sınıf içi yansımalarına ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken Okuryazarlık, Özel Eğitim Anaokulu, Özel Eğitim.
Farklı branşlardaki öğretmen adaylarının otizm farkındalık düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, farklı branşlardaki öğretmen adaylarının var olan otizm farkındalıklarını saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca çalışmanın otizm farkındalığını arttırılmasına fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmanın evrenini, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören Sınıf Öğretmenliği, Özel Eğitim Öğretmenliği, Okul Öncesi Öğretmenliği ve Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümlerindeki öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmada, nicel araştırma yöntemi benimsenmiş ve veri toplama aracı olarak "Otizm Farkındalık Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler, Google Forms aracılığıyla hazırlanan anketlerle toplanmış; katılımcılardan gönüllülük esasına dayalı olarak ve konu hakkında bilgilendirildikten sonra anketi doldurmaları istenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde eğitim gören dört farklı bölümde okuyan 435 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada istatistiksel analiz yöntemleri arasından tanımlayıcı istatistikler ile One-Way ANOVA ve Bağımsız Örneklem T-Testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda cinsiyet, yaş, ekonomik durum, yaşanılan şehir, otizmi bilme ve otizm ile ilgili deneyim sahibi olma değişkenlerine göre sınıf öğretmen adaylarının otizm farkındalık düzeyleri anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ancak bölüm, sınıf düzeyi ve özel eğitim dersi alma değişkenlerine göre öğretmen adaylarının otizm farkındalık düzeyleri anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Özel eğitim meslek okulu öğrencilerinin işletmelerde beceri eğitimlerinin meslek öğretmenleri ve işverenlerin görüşlerine göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel eğitim meslek okullarında öğrenim gören zihin yetersizliği olan öğrencilerin işletmelerde beceri eğitimi süreçlerini meslek öğretmenleri ve işverenlerin bakış açıları doğrultusunda incelemektir. Bu bağlamda, özel eğitim meslek okullarında sunulan mesleki eğitimin, özel gereksinimli bireylerin mesleki beceri kazanımlarına katkılarını değerlendirmek ve karşılaşılan engeller ile çözüm önerilerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışma grubunu, özel eğitim meslek okullarında görev yapan 9 meslek öğretmeni ve öğrencilere iş olanakları sunan 8 işveren oluşturmaktadır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, işletmelerde uygulanan beceri uygulamalarının zihin yetersizliği olan öğrencilerin mesleki beceri kazanımlarına olumlu katkı sağladığını ancak uygulama sürecinde bazı sorunların yaşandığını göstermektedir. Özellikle, işverenler beceri uygulamaları sırasında öğrencilerin yeterli düzeyde mesleki beceriye sahip olmadığına ve öğrencilerin iş gücüne tam olarak uyum sağlamakta zorlandığına dikkat çekmektedir. Meslek öğretmenleri ise öğrencilerin beceri uygulamalarına katılım süreçlerinde sınırlı kaynaklar, yetersiz destek ve koordinasyon eksikliğinin yanı sıra iş yerlerinde öğrencilerle ilgili ön yargılar gibi sorunlarla karşılaştıklarını belirtmektedir. Sonuç olarak, araştırma, özel eğitim meslek okullarının mesleki eğitim programlarının ve işletmelerde beceri uygulamalarının geliştirilmesine yönelik çeşitli öneriler sunmaktadır. İşverenler, öğrencilerin mesleki eğitimlerinin yalnızca okulda değil, gerçek iş ortamlarında daha uzun süreli deneyimlerle desteklenmesini talep etmekte ve devlet desteğinin artırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Meslek öğretmenleri ise programın daha yapılandırılmış hale getirilmesi ve öğrencilerin işe uyum süreçlerinde daha kapsamlı destek sağlanması gerektiğini ifade etmektedir. Bu doğrultuda, zihin yetersizliği olan bireylerin iş gücü piyasasına entegrasyonunu desteklemek amacıyla daha etkin bir mesleki eğitim süreci ve işverenler tarafından sosyal kabulün artırılması gerekliliği ortaya konulmuştur.
(556 Sayılı KHK. Hükümlerine göre) marka hakkına tecavüz halleri ve marka hakkının hukuki yoldan korunması
Markalar, mal veya hizmetleri birbirinden ayırarak ticari hayatta önemli bir görev ifa eder. Gerçekten, markalar aynı alanda çalışan işletmelerin ürettikleri malları veya yürüttükleri hizmetleri birbirinden ayırarak bunların o mal ve hizmetleri talep eden kişiler tarafından karıştırılmasının yaratacağı olumsuz sonuçları ortadan kaldırır. Markalar, ayrıca alıcılara mal veya hizmetler arasında seçim yapma imkanı da sağlar.Marka hukukunda temel amaç, marka sahiplerini, rakiplerinin rekabetine karşı korumaktır. Marka hakkına tecavüz fiilleri haksız fiil veya onun özel bir türü olan haksız rekabet olarak karşımıza çıkabilir. Marka hakkına tecavüzün haksız rekabet teşkil ettiği hallerde, TTK. 56 vd. maddeleri de uygulama alanı bulabilir. Marka hakkının özellikleri dikkate alınarak onun diğer haksız rekabet fiillerinden de ayrı olarak düzenlenmesi görüşü hakim olmuştur. Nitekim, Türk hukukunda da marka hakkının özel olarak korunduğunu görmekteyiz.Marka hakkına tecavüz halleri KHK.' nın 61. maddesinde dört bent halinde sınırlı olarak sayılmıştır.KHK.' nın 61. maddesinin (a) bendine göre, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılmaktadır.Markayı taşıyan işaretin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod veya anahtar sözcük olarak kullanılması yanında, örneğin bir web sayfasına link verme şeklinde kullanılarak marka hakkına tecavüz mümkündür. KHK.' da bu konuda isabetli olarak sınırlayıcı bir sayım yapılmamıştır, çünkü, elektronik ticaret ve internet sürekli gelişen bir alandır ve her geçen gün yeni uygulamalar ortaya çıkmaktadır.KHK.' nın 61. maddesinin (b) bendinde, marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek fiili de, marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmiştir.Markanın aynısının veya benzerinin kullanılması veya markanın taklit edilmesi dışında markayı taşıyan ürünlerin ticari amaçla elde bulundurulması ve lisans yoluyla verilmiş hakları genişletmek veya devretmek fiilleri de marka hakkına tecavüz teşkil emektedir.556 sayılı KHK.' da marka haklarına tecavüzü düzenleyen 61. ve 9. maddelerin bazı hükümlerinin sürekli olarak Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, daha sonra yeniden çıkarılan yasalarla aynı hükümlerin yeniden 556 sayılı KHK.' ya konulması, ancak bu hükümlerin cezaların kanuniliği ilkesi gereğince kanunla düzenlenmesi gereken ceza maddesi olan 61/A maddesinin KHK. ile düzenlenmesi nedeniyle ceza maddesinin atıf yaptığı 61. ve 9. maddelerin bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin önüne geçilmesi için, ayrıca yukarıdaki tespit ve değerlendirmelerimiz de dikkate alınarak şu anda TBMM.' de görüşülmekte olan Markalar Kanunu Tasarısının bir an önce kanunlaştırılması gerekmektedir.
Birlikte eğitim ortamındaki zihinsel yeteresizlikten etkilenmiş öğrencinin yapabildiğine göre verilen özel eğitim hizmetinin öğretim amaçlarını gerçekleştirmedeki etkililiği
Bu araştırmanın genel amacı, birlikte eğitim ortamına yerleştirilmiş zihinsel yetersizliği olan öğrenciye özel eğitim hizmetiyle akademik alanlarda yapabildikleri dikkate alınarak hazırlanmış öğretim planlarının, sınıf öğretmeni tarafından uygulanmasının, akademik derslerde öğrencinin öğretim amaçlarını gerçekleştirmesinde etkili olup olmadığını araştırmaktır.Araştırmanın deseni tek denekli deneysel desenlerden, `' davranışlar arası çoklu yoklama deseni''dir.Araştırmanın deneğini, 2009?2010 öğretim yılında Çubuk İlköğretim Okulu beşinci sınıf şubesine devam eden 11 yaşında bir kız öğrenci oluşturmaktadır.Araştırma verilerinin toplanabilmesi için, Öğretmen Ön Görüşme ve Görüşme Formu, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Türkçe ve Matematik Kontrol Listeleri, öğrencinin Atatürk'ün Hayatı, Çember ve Noktalama İşaretlerinde düzeylerinin belirlenebilmesi için `' Noktalama İşaretleri'', `'Atatürk'ün Hayatı'' ve `'Çember'' ölçü araçları ile yapabildiğine göre hazırlanan ders planları ve etkinlikleri geliştirilmiş ve uygulanmıştır.Araştırmada elde edilen verilerin analizinde grafiksel analiz kullanılmıştır.Araştırmada elde edilen bulgular şu şekildedir;Birlikte eğitim ortamına yerleştirilmiş zihinsel yetersizliği olan öğrenciye özel eğitim hizmetiyle Türkçe, Matematikte ve Sosyal Bilgiler derslerinde yapabildiklerine göre hazırlanan öğretim planının sınıf öğretmeni tarafından uygulanması, öğrencinin Matematik, Türkçe ve Sosyal Bilgiler disiplin alanlarında belirlenen öğretim amaçlarını gerçekleştirmesine yol açmıştır.Birlikte eğitim ortamına yerleştirilmiş zihinsel yetersizliği olan öğrenci için Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler disiplin alanlarında yapabildiklerine göre hazırlanan öğretim planlarının özel eğitim hizmetiyle sınıf öğretmeni tarafından uygulanmasının öğrencinin amaçları gerçekleştirmesinde etkili olduğu bulunmuştur.Özel eğitim hizmetiyle Türkçe, Matematikte ve Sosyal Bilgiler derslerinde yapabildiklerine göre yapılan öğretimler öğrencinin kazandığı amaçları 15 gün sonrada sürdürmesine yol açmıştır.Araştırmaya katılan sınıf öğretmeni özel eğitim hizmetiyle yapabildiği dikkate alınarak düzenlenen öğretimlerin uygulanması ile ilgili olumlu görüş bildirmiştir.Bu bulgular ışığında özel eğitim hizmetiyle yapabildiklerine göre öğretime yönelik ve ileride yapılabilecek bilimsel araştırmalara dair öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Birlikte Eğitim Ortamı, Özel Eğitim Hizmetleri, Öğrencilerin Yapabildiklerine Göre Hazırlanan Öğretim Planı