4,300

Archived Theses

2

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Güney Ege bölgesi koprafaj staphylininae (Coleoptera:Staphylinidae) türlerinin fenolojisi ve vertikal dağılışı üzerinde araştırmalar

Bu tezin arazi çalışması Türkiye'nin Güney Ege Bölgesinde bulunan; Afyonkarahisar, Aydın, Denizli, Muğla ve Uşak illerinde, gübre yemli düşürme tuzakları kullanılarak, Eylül 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında, 2 aylık periyotlar ile farklı yüksekliklerde seçilen 22 lokalitede yapılmıştır. Çalışma neticesinde Staphylininae (Coleoptera:Staphylinidae) altfamilyasına ait 566 bireyden 8 cinse ait 53 türün dağılış gösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Ocypus (Pseudocypus) excisus, (Müller G., 1950); Philonthus (Philonthus) splendens splendens, Fabricius, 1793; P. splendens sideropterus, Kolanati, 1846; Quedius (Raphirus) plancus, Erichson, 1840 tür ve alttürlerinin daha önceden lokalite belirtilmediği Türkiye'de bulunduğu bildirilmiş olup ilk defa bu çalışmada ayrıntılı olarak lokalite kaydı verilmiştir. Bu çalışma ile tespit edilen türlerin dominantlık, sıklık yüzdesi, Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri yapılmıştır; Philonthus carbonarius (Gravenhorst, 1802) %15,24 lük oranı ile en dominant, Philonthus carbonarius (Gravenhorst, 1802) %8,08 lik oranı ile en sık rastlanan türler olarak belirlenmiştir. 9. İstasyon (Muğla) ile 11. İstasyon (Aydın) Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri sonucunda birbirine en benzer istasyonlar olarak belirlenmiştir. Her bir türün fenolojisi, vertikal ve lokalite kayıtları ayrıntılı belirtilmiş olup Paleartik ve Türkiye yayılışları verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ege bölgesi, fenoloji, staphylininae, Türkiye, vertikal dağılış.

Özge Çizmeci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan çeşitli gıda ürünlerinde arcobacter türlerinin m-PCR ile saptanması ve biyofilm özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan çeşitli gıda ürünlerinde Arcobacter spp. taşıyıcılığı, antibiyotik duyarlılıkları ve biyofilm oluşturma yeteneklerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu kapsamda, 35 adet kıyma, 35 adet tavuk eti, 35 adet peynir ve 10 adet su örneği incelendi. Yapılan çalışma sonucunda, tavukta ve suda, sırası ile 6 (%17.1) ve 1 (%10) adet Arcobacter spp. identifiye edildi. Tavuk ve suda identifiye edilen Arcobacter spp.'lerin 6 (%17.1)'sının Arcobacter butzleri ve tavukta identifiye edilen Arcobacter spp.'lerin 1 (%10)'inin Arcobacter cryaerophilus olduğu konvansiyonel ve moleküler yöntemler kullanılarak tespit edildi. Arcobacter suşlarının tamamı streptomisin, gentamisin ve tetrasikline karşı duyarlı, eritromisine ise orta duyarlı bulundu. Arcobacter suşları siproflaksasine, sefalotine ve ampisiline sırasıyla %71.4, %71.4 ve % 28.5 oranında dirençli bulundu. Yedi adet Arobacter suşunun aerobik ve mikroaerofilik olarak farklı konsantrasyonlarda biyofilm oluşturma kapasiteleri incelendi. Suşlar, aerobik olarak, 0.07 başlangıç konsantrasyonunda zayıf biyofilm şekillendirdi. Konsantrasyonun arttırılması (0.15) aerobik koşullarda biyofilm oluşumu üzerine sadece bir adet suşta olumlu etki gösterdi. Suşlar mikroaerofilik olarak, 0.07 başlangıç konsantrasyonunda da zayıf biyofilm şekillendirdi. Konsantrasyonun arttırlması (0.15) ile mikroaerofilik koşullarda 3 suşun biyofilm oluşumu zayıftan ortaya, 2 suşun ki ise zayıftan güçlüye dönüştü.

Elif Dizdaroğlu İnce
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Termofilik campylobacter türlerinin çeşitli virülens özelliklerinin saptanması

Termofilik Campylobacter türleri insanlarda zoonotik kaynaklı enteritlere yol açan, gıda kaynaklı bakterilerdir. En önemli bulaş kaynağı olarak tavuk etleri gösterilmektedir. Etkenlerin patogenezinde sitoletal distending toksin (CDT) adı verilen virülens faktörler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada Kütahya ilinde ticari olarak tüketime sunulan 24 adet tavuk etinde termofilik Campylobacter türlerinin varlığı (Campylobacter jejuni, Campylobacter coli, Campylobacter lari) ve taşıdıkları CDT genleri moleküler olarak ortaya konuldu. Toplanan 24 adet örnekte, 11 adet (%45.8) Campylobacter türü MPZR ile karakterize edildi. Bu etkenler tür bazında değerlendirildiğinde, incelenen örneklerde 7 adet (% 29.2) oranında C.jejuni, 4 adet (%16.6) oranında C.coli varlığı tespit edildi. C.lari ise saptanamadı. Campylobacter yönünden pozitif olduğu MPZR ile doğrulanan örnekler Cdt genleri yönünden yine MPZR değerlendirildiğinde suşların %90.9'unda Cdt A ve Cdt C genleri saptanırken, %81.8'inde Cdt B geni tespit edildi. Cdt genlerinin bakteri türlerine göre dağılımları incelendiğinde C.jejuni'de Cdt A ve Cdt C genlerinin bulunma oranları %85.7,Cdt B geninin ise %71.4 olduğu görüldü. C.coli'de ise bu üç toksin geninin tüm suşlarda var olduğu (%100) tespit edildi. Sonuç olarak, Kütahya ilinde satışa sunulan tavuklarda toksin genleri ihtiva eden Campylobacter türleri saptanmış olup, bu ürünlerin yeterli ısıl işlemi uygulanmadan tüketilmesi durumunda, halk sağlığı için risk taşıyabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: CDT, Tavuk eti, MPZR, Termofilik Campylobacter.

Merve Çelenk
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan ileumu ve mesanesi düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekanizmasının araştırılması

Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta ileum ve mesane için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış ileum/mesane dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asit ileum ve mesanede doza bağlı kasılma ve gevşemeler oluşturmuştur. Atropin ileumu daha fazla kastırırken gevşeme cevaplarını değiştirmemiştir. Mesanede ise kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşemeyi arttırmıştır. Fentolamin ileum ve mesanenin kasılma ve gevşeme cevapları değişmemiştir. Propranolol ileumun kasılma cevaplarını inhibe etmiş gevşeme cevapları değişmemiştir. Mesanede ise kasılma cevapları artarken gevşeme yanıtları değişmemiştir. Nifedipin ileumda sinnamik asidin kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşeme cevaplarını değiştirmemiş, mesanede kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. TEA ileumda kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmemiş mesanede de kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. Aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı ileumda ve mesanede kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmiş fakat anlamlı olarak etkilememiştir. Sonuç olarak sıçan ileum ve mesane düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, İleum, Mesane, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.

Fatih Alan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Balıkesir ili sansarları, Martes pinel, 1792 (Mammalia:Carnivora)'nin biyolojisi, ekolojisi ve taksonomik durumu

Balıkesir ilinde yayılış gösteren Sansarların (Martes), biyolojisi, ekolojisi ve taksonomik özellikleriyle ilgili araştırmalar yapmak amacıyla, 2016 ve 2017 yılları arasında arazi çalışmaları yapılmıştır. İl genelinde ve tür ayırımı yapılmaksızın toplam 32 sansar örneği elde edilmiştir. Örneklerin tamamı Martes foina (Kaya sansarı)'ya ait olup Martes martes (Ağaç sansar) ile ilgili herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Bu durum, Türkiye'de nesli koruma altında bulunan M. martes'in Balıkesir ilinde neslinin tehlike altında olduğunun bir göstergesidir. Elde edilen M. foina'ya ait örneklerin iç ve dış karakter ölçüleri alınmıştır. Literatür verileri ile örneklerin ölçüleri karşılaştırılmış ve Balıkesir ilinde Martes foina'nın nominatif formunun yayılış gösterdiği saptanmıştır. M. foina ile ilgili ayırıcı özellikler, habitat, beslenme, kürk rengi, ekto parazit ve baculum gibi bazı biyolojik, ekolojik ve taksonomik özellikler kaydedilmiştir. Örneklerin ölçüleri ile elde edildiği lokalitelerin kayıtları verilmiştir. Her iki türe ait koruma stratejisine ait gerekli olan tedbirler, öneriler şeklinde bu çalışmada kaydedilmiştir.

Mehmet Gündüz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya'da bulunan doğal ortam sularından Legionella spp. izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi

Çalışmada, Kütahya ilinde bulunan doğal ortam sularından toplam 150 adet su örneği (2016 yılı Haziran –Eylül aylarında) toplanmıştır. Su örnekleri filtrasyon işleminden geçirildikten sonra BYCE besiyerine filtreler yerleştirilerek inkübasyona bırakılmıştır. Ardından şüpheli kolonilere Lateks aglütinasyon test kiti uygulanmıştır. Elde edilen 8 Legionella izolatının 6 tanesinin serogrubu 2-15, 2 tanesinin ise Legionella spp. olarak bulunmuştur. İzolatların, ağır metal dirençlilik testleri, antibiyotik dirençlilikleri ve sekonder metabolit üretme yetenekleri araştırılmıştır. İzole edilen Legionella bakterilerinin sekonder metabolit üretme yetenekleri Gram pozitif (B. cereus, B. licheniformis, S. epidermidis ve S. aureus), Gram negatif (E. aerogenes, P. aeruginosa, E. coli ve A. hydrophila), mayalardan (S. cerevisiae ve S. baulardii) kullanılarak agar blok yöntemi ile belirlenmiştir. İzolatların genel olarak sekonder metabolit üretiminin olmadığı ya da çok zayıf olduğu tespit edilmiştir. E. coli ATCC 25922 suşu ağır metal ve antibiyotik direçlilik testinde referans suş olarak kullanılmıştır. Yapılan ağır metal toleranslılık (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş ile kıyaslandığında; %100 kurşun ve krom, %12.5 nikel, çinko, kobalt ve bakır ağır metaline karşı dirençli olduğu saptanmıştır. İzolatların demir ve kadmiyum ağır metaline karşı herhangi bir dirence sahip olmadığı saptanmıştır. Antibiyotik dirençlilik testleri disk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemi ile belirlenmiştir. Antibiyotik dirençlilik deneyinde 3 farklı sıcaklık (27°C, 37°C ve 40°C) kullanılmıştır. Kullanılan antibiyotikler Ampisilin, İmipenem, Sefotaksim, Amikasin, Kanamisin, Tetrasiklin, Eritromisin, Ofloksasin, Sulbaktam, Gentamisin, Doksisiklin, Siprofloksasin ve Levofloksasin'dir. Deneyler sonucunda disk difüzyon yöntemine göre en yüksek antibiyotik dirençliliğinin sefotaksime antibiyotiğine karşı olduğu belirlenmiştir. Doksisiklin, Siprofloksasin ve Levofloksasin antibiyotikleri kullanılarak mikrodilüsyon yöntemi ile Legionella izolatlarının Minimal İnhibisyon Konsantrasyonları (MİK) belirlenmiştir. İzolatların hepsinin denenen üç antibiyotiğe karşı duyarlı olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ağır metal, antibiyotik direçliliği, Legionella spp.

Özlem Saniye Bayraktar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Güney Ege bölgesinde gübrede bulunan Histeridae (Coleoptera) türlerinin fenolojisi ve vertikal dağılışı üzerine araştırmalar

Bu çalışmada, Güney Ege Bölgesi'nde yayılış gösteren gübrede bulunan Histeridae türlerinin belirlenmesi amacıyla 5 ilde 21 istasyon belirlenmiştir. Bu istasyonlardan Eylül 2013 – Ağustos 2014 tarihleri arasında gübre yemli düşürme tuzağı kullanılarak bir yıl boyunca, iki ayda bir örnekleme yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda toplamda 605 birey toplanmış ve değerlendirilmiştir. Teşhisler sonucunda Histeridae familyasından 11 cinse ait 24 tür tespit edilmiştir. Bulunan türlerden Saprinus aegialius (Reitter, 1884) Türkiye faunası için yeni kayıttır. Atholus duodecimstriatus duodecimstriatus (Schrank, 1781), Atholus duodecimstriatus quatuordecimstriatus (Gyllenhal, 1808), Carcinops pumilio (Erichson, 1834), Chalcionellus decemstriatus decemstriatus (Rossi, 1792), Hypocacculus metallescens (Erichson, 1834), Hypocaccus rugifrons (Paykull, 1798), Margarinotus ventralis (Marseul, 1854), Platysoma elongatum (Thunberg, 1787), Pholioxenus schatzmayti, ve Saprinus tenuistrius (Marseul, 1855) türleri araştırma bölgesinden ilk kez rapor edilmiştir. Çalışma sonucunda belirlenen türlerin yükseklik ve dağılışında özel tercihleri belirlenmiş, Sorensen ve Jaccard benzerlik indeksleri ile istasyonlar arasındaki farklılıkları bulunmuş, Shannon Wiener benzerlik indeksi ile tür çeşitliliğinin istasyonlar arasındaki farklılıkları hesaplanmış, Türkiye ve Palearktik bölgede yayılışları verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Fenoloji, Güney Ege Bölgesi, Histeridae, Vertikal Dağılış, Yeni Kayıt.

Seda Eşe
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kütahya ili su kaynaklarındaki siyanür miktarlarının belirlenmesi ve siyanürün sazan balığı (Cyprinus carpio) türünün bazı biyokimyasal, hematolojik ve histopatolojik parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada önemli bir kirletici olan siyanürün Kütahya İli sınırları içindeki bazı su kaynaklarındaki miktarları belirlenmiş ve siyanürün aynalı sazan (Cyprinus carpio) balıklarının hemogram düzeyleri, bazı enzim aktiviteleri, lipid peroksidasyonu, histomorfolojik ve immunhistokimyasal parametreleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Kütahya İli çevresinde analizi yapılan toplam 158 istasyondan iki istasyon dışında diğer istasyonların içme suları için belirlenen eşik düzeyleri aşmadığı görülmüştür. Siyanürün toksik etkilerini belirlemek amacıyla yapılan deneylerde siyanür kaynağı olarak sodyum siyanür kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan toplam 96 balık 15 gün süre ile alıştırma sürecine tabi tutulmuş ve ardından 3 ve 15 gün süre ile 0,1 mg/L ve 0,2 mg/L siyanür konsantrasyonlarına maruz bırakılmışlardır. On beş gün süre ile 0,2 mg/L konsantrasyonda siyanüre maruz kalan sazan balıklarının hemoglobin ve hematokrit değerleri dışında, incelenen kan parametrelerinin önemli derecede etkilenmediği tespit edilmiştir. Siyanüre maruz kalan balıkların katalaz, süperoksit dismutaz ve karbonik anhidraz aktivitelerinin bazı dokularda inhibisyona uğradığı, bazı dokularda ise arttığı tespit edilmiştir. Siyanür maruziyeti ile hücre hasarının önemli belirteçlerinden olan malondialdehit seviyelerinin genelde yükseldiği görülmüştür. Siyanüre maruz kalan balıkların karaciğer dokularında lipid birikimi, lenfosit infiltrasyonu, fibrosis ve rejenerasyon, deri epitelinde ve solungaç filamentlerinde ise hiperplazi, hücre agregatları ve goblet hücreleri tespit edilmiştir. Ayrıca, 0,1 mg/L ve 0,2 mg/L konsantrasyonlarında siyanüre maruz bırakılan sazan balıklarının incelenen tün dokularında apoptoziste görev alan Bcl-2 ekspresyonlarının azaldığı, kaspaz-3 ekspresyonlarının ise arttığı görülmüştür.

Cyprinus carpio
Mustafa Kavasoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan trakeası düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekamizmasının araştırılması

Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+ fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta trakea için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış trakea dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asitintrakeadadoza bağlı kasılma ve gevşeme cevapları gözlenmiştir. Atropin ile yapılan birinci ve ikinci protokol çalışmalarında farklı sonuçlar alınmış, KCl varlığında atropin önemli derecede farklılığa sebep olmamışken karbakol varlığında önemli derecede kasılmalara neden olmuştur.Fentolamin ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında gevşemelere neden olurken karbakol varlığında kasılmalaraneden olmuştur. Propranolol ile yapılan çalışmalarda hem KCl hem de karbakol varlığında kasılma ve gevşeme cevapları kontrole kıyasla önemli derecede değişim göstermemiştir. Nifedipin ile yapılan çalışmalarda hem KCl varlığında hem de karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Tetraetil amonyum ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında kasılma ve gevşeme gözlenmezken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Fentolamin ile yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, KCl varlığında gevşemeler gözlenmişken, karbakol varlığında ise kasılmalara neden olmuştur.Atopin, fentolamin ve propranolol karışımından oluşan grup çalışmalarında ise kontrol grubu çalışmalarına kıyasla kasılma gevşeme cevapları KCl varlığında değişmemişken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur.Sonuç olarak sıçan trakea düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, Trakea, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.

Emre Kundakcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Havasal aerob endospor oluşturan basillerin izolasyonu ve bazı özelliklerinin araştırılması

Bu çalışmada, Balıkesir ilinin Bigadiç ilçesinin 5 ayrı yerinden toplanan havasal örneklerden 14 adet aerob endospor oluşturan Basil izole edilmiştir. İzole edilen Basillus izolatları biyokimyasal ve VITEK identifikasyon sisitemi ile identifiye edilmiştir. İzolatların 4'ü B. subtilis, 4'ü B. pumilus, 1'er adet B. polymyxa, B. megaterium, B. brevis, B. licheniformis ve 2 izolat ise identifiye edilememiştir. İzole edilen suşların ağır metal ve antibiyotik dirençliliği bunun yanında sekonder metabolit üretimi araştırılmıştır. Ağır metal dirençlilik testi, agar dilüsyon yöntemi ile yapılmıştır. Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) deneyinde, ağır metallere karşı en yüksek MİK değeri referans suş (B. subtilis NRRL B-209) ile kıyaslanmıştır. Elde edilen izolatların referans suşa göre, ağır metal yüzde dirençlilik değerlerine bakıldığında; %100 bakır ve kadminyum'a, karşı olduğu tespit edilmiştir. İzolatların antibiyotik dirençliliklerine disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Buna göre izolatların antibiyotiklerden oksasiline (%100), ampisiline (%50) ve eritromisine (%7.1) oranında dirençli olduğu tespit edilmiştir. Basil izolatlarının sekonder metabolit üretme yeteneklerinin belirlenmesinde Gram negatif bakterilerden Legionella pneumophila serogrup 2-15 ve Legionella spp. izolatları kullanılmıştır. Basil izolatlarının sekonder metabolit üretme yetenekleri sadece bu iki gram negatif bakteri üzerinde agar blok yöntemi ile belirlenmiştir. Basil izolatların Legionella spp.'e karşı antimikrobiyal aktivite oluşturmazken, Legionella pneumophila serogrup 2-15 karşı farklı etki spektrumunda antimikrobiyal aktivite göstermiştir.

Esra Toru Altın
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ili merkez ilçesinin adli açıdan önemli olan calliphoridae (Diptera) faunasının belirlenmesi

Bu çalışma ile ilk kez Kütahya ilinde Calliphoridae familyası türlerinin faunası, süksesyonu ve fenolojileri detaylı olarak belirlenmiştir. Çalışma bölgesi olarak Dumlupınar Üniversitesine ait olan Evliya Çelebi Yerleşkesi seçilmiştir. Tezin arazi çalışması Haziran 2012 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında 12 ay süre ile yapılmıştır. Calliphoridae familyasının Calliphora, Chrysomya ve Lucilia cinslerine ait toplanan 757 birey elde edilmiştir. Bu çalışmada planlı çürümeye bırakılmış domuz leşi üzerine gelen Calliphoridae familyasına bağlı toplam 4 tür tespit edilmiştir.

Hasan Ari
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan ileumu düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate' nin etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin en güçlü inhibitörüdür. Bu özelliğine ek olarak antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral, metal şelatörü ve düz kas hücrelerindeki apoptozu inhibe edici etkileri saptanmıştır. Çalışmamızda ise APDTC' nin ileum longitudinal düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Adrenerjik reseptörler, kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları farklı gruplarda bloke edilerek bu mekanizmada hangi kanal ve reseptörlerin ne derece etkili olduğu saptanacaktır. Bu çalışmada asetilkolin ile ön kasılmış ileum dokularında kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve atropin+ fentolamin+ propranolol uygulanması sonrası APDTC' ye karşı kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. APDTC ileum üzerinde gevşeme cevabı oluşturmuştur. Atropin APDTC'nin gevşetici cevabını değiştirmemiştir. Fentolamin APDTC' nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. Ama asetilkolinle oluşturulan kasılmayı anlamlı olarak inhibe etmiştir. Propranolol APDTC'nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. Asetilkolinle oluşturulmuş kasılma cevabı üzerine propranolol varlığında APDTC gevşetici etki göstermiştir. Nifedipin APDTC' nin gevşetici cevabını değiştirmemiştir. TEA APDTC' nin gevşetici etkisini değiştirmemiştir. TEA asetilkolinle oluşturulmuş kasılma cevabını daha da arttırmıştır. NANK durumunu belirlemek için aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı APDTC' nin gevşetici etkisini daha da arttırmıştır. APDTC'nin NANK sistem üzerinde etkili olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak sıçan ileum düz kası üzerine uyguladığımız APDTC' nin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler ve yolaklar aracığıyla etkide bulunduğu düşünülmektedir.

Merve Aras
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Satışa sunulan bazı bitki türlerinin biyolojik özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada yeşil kahve (Coffee arabica)'nin, menengiç kahvesi(Pistacia spp.)'nin çekirdekleri, şerbetçi otu (Humulus spp. )'nun ve yeşil çay (Camellia sinensis)' ın kurutulmuş yaprakları kullanılmış olup bitki örnekleri çeşitli aktarlardan temin edilmiştir. İncelenen bitki kısımlarının su, kloroform, etil asetat, aseton, etanol ve metanolekstraktları hazırlanmıştır. Elde edilen ekstraktlarınantimikrobiyal aktiviteleri mikrodilüsyon yöntemi Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu (MİK) ile belirlenmiştir. Antimikrobiyal aktivite çalışmasında test edilen mikroorganizmalar gram pozitif mikroorganizmalardan Staphylococcus epidermidis, Bacilluspumilus ve Enterococcus faecalis gram negatif mikroorganizmalardan Escherichia coli, Enterobacter aerogenes, maya olan Candida albicans, küf olan Aspergillus fumigatus kullanılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testinde kullanılmak üzere çalışmada, Kütahya ilinde bulunan (Yolcalı ve Gediz mevkinden) doğal ortam sularından toplam 50 adet su örneği (2016 yılı Mayıs – Eylül aylarında) toplanmıştır. Su örnekleri filtrasyon işleminden sonra inkübasyonabırakılmıştır. İnkübasyon işleminden sonra şüpheli koloniler Lateks aglütinasyon test kiti ile serogrupları belirlenmiştir. Su örneklerinden 1 adet Legionella spp. izole edilmiştir. Elde edilen bu izolat, bitkilerin antimikrobiyal aktivite çalışmasında kullanılmıştır. Çalışılan bitkilerden yeşil kahvenin genel olarak su, kloroform etilasetat ve aseton ekstrelerinde test edilen mikroorganizmaların tümüne karşı iyi ve orta derecede aktivite gösterdiği görülmüştür. Yeşil çayın elde edilen su ekstresinde hariç diğer ekstrelerde tüm test edilen mikroorganizmalara karşı iyi ve orta derecede antimikrobiyal aktivite belirlenmiştir. Menengiç kahvesinin çekirdeklerinin etanol, kloroform aseton ekstresinde denenen tüm mikroorganizmalara karşı iyi ve orta seviyede antimikrobiyal etkinlik gözlemlenmiştir. Şerbetçi otu bitkisinin yapraklarının etanol ekstresi hariç denenen tüm ekstraktların test edilen tüm mikroorganizmalara karşı iyi ve orta derecede antimikrobiyal aktivite belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal aktivite, Legionella spp., Menengiç kahvesi, MİK, Şerbetçi otu, Yeşil çay, Yeşil kahve.

Gülsüm Narin Yeşilyaprak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Yöresinde Kum Sineği (Diptera: Psychodidae) Türlerinin Araştırılması

Bu çalışma Kütahya yöresinde kum sineği (Diptera: Psychodidae) varlığının belirlenmesi üzerine gerçekleştirilmiştir. Arazi çalışması 2017 yılı Mayıs ve Ağustos ayları içerisinde Kütahya ili ve Simav ve Altıntaş ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma için 11 lokasyon belirlenmiş ancak gidilen lokasyonların 5'inde kum sineği yakalanmıştır. Bu çalışmada 2 adet CDC ışıklı tuzağı kullanılarak 32 gün boyunca örnek toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Olumsuz mevsimsel aktivitelerin yaşanması toplanan örneklem sayısını etkilemiştir. En çok kum sineği Temmuz ayı içerisinde gerçekleştirilen arazi çalışmalarında yakalanmıştır. Arazi çalışması içersinde toplamda 77 (19'u erkek 58'i dişi) kum sineği yakalanabilmiştir. Yakalanan kum sinekleri; Phlebotomus simici (36-%46,7), Phlebotomus perfiliewi (22-%28,5), Phlebotomus tobbi (3-%3,8), Phlebotomus neclectus/syriacus (5-%6,4), Phlebotomus sergenti (2-%2,5) ve Sergentomyia dentata (9-%11,6) türlerinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kum sineği, Psychodidae, Phlebotomus, Sergentomyia.

FaunaKütahyaPhlebotomus+2
Hakan Burhan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü örümceklerinin (araneae) düşürme tuzakları ile ekolojik ve faunistik açıdan incelenmesi

Bu çalışmada Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Kampüsü'nde bulunan örümcek türleri belirlenmiştir. Tez kapsamında üniversite kampüsünde birbirinden farklı olan 9 habitat şeçilmiştir. Çalışmanın arazisi 2012 yılı Nisan-Ekim ayları arasında 45 lokaliteden yapılmıştır. Çalışmalar sonunda, Gnaphosidae familyasından 15 (Callilepis cretica (Roewer, 1928), Civizelotes caucasius (L. Koch, 1866), Drassodes lapidosus (Walckenaer, 1802), D. pubescens (Thorell, 1856), D. villosus (Thorell, 1856), Drassyllus crimeaensis Kovblyuk, 2003, Haplodrassus signifer (C. L. Koch, 1839), Nomisia exornata (C. L. Koch, 1839), Trachyzelotes malkini Platnick & Murphy, 1984, Zelotes balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878), Z. longipes (L. Koch, 1866), Z. mundus (Kulczyński, 1897), Z. prishutovae Ponomarev & Tsvetkov, 2006 ve Z. strandi (Nosek, 1905); Lycosidae familyasından 8 (Alopecosa albofasciata (Brullé, 1832), A. cuneata (Clerck, 1757), A. cursor (Hahn, 1831), A. sulzeri (Pavesi, 1873), Hogna radiata (Latreille, 1817), Pardosa purbeckensis F.O.P.-Cambridge, 1895, Trochosa robusta (Simon, 1876) ve T. ruricola (De Geer, 1778); Dysderidae familyasından 1 (Dysdera crocata C. L. Koch, 1838); Thomisidae familyasından 3 (Cozyptila thaleri Marusik & Kovblyuk, 2005, Xysticus kochi Thorell, 1872 ve X. thessalicus Simon, 1916); Nemesiidae familyasından 2 (Brachythele varrialei (Dalmas, 1920) ve Nemesia pannonica Herman, 1879); Palpimanidae familyasından 1 (Palpimanus gibbulus Dufour, 1820); Agelenidae familyasından 1 (Tegenaria argaeica Nosek, 1905) ve Zodariidae familyasından da 1 (Zodarion thoni Nosek, 1905) olmak üzere toplam 8 familyaya ait 32 tür tespit edilmiştir. Teşhisi yapılan bu türlerden A. sulzeri (Pavesi, 1873), N. pannonica Herman, 1879, Z. balcanicus Deltshev, 2006, Z. fulvaster (Simon, 1878) ve Z. mundus (Kulczyński, 1897) türleri Türkiye için ilk defa kaydedilen türlerdir.

Fatih Acar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çinko kontaminasyonunun Lythrum salicaria L. gelişimi üzerine etkisi

Bu çalışmada, Lythrum salicaria L. bitkisinin Zn ağır metalinin fitoremediasyonunda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, L. salicaria fidelerinin en fazla Zn'yi biriktirdiği (12 098,33 mg/kg) Zn konsantrasyonunun 30 mg/L olduğu ve solüsyonlardaki çinko artışı ile nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlık artışları arasında istatistiksel olarak negatif bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir (r = -0,89; r = -0,93 ve r = -0,96, sırasıyla). Bitkinin en iyi gelişim gösterdiği 30 mg/L Zn içeren solüsyonun pH artışı ile fidelerin nisbi kök uzaması, gövde uzaması ve taze ağırlığı arasında istatistiki açıdan bir ilişki tespit edilmemiştir (r = 0,32; r = 0,16 ve r = 0,21, sırasıyla). L. salicaria fidelerinin Zn'yi en iyi pH 7'de akümüle ettiği bulunmuştur (13 893,5 mg/kg). Buna karşılık, bitkinin en iyi kök gelişiminin 30 mg Zn/L pH 6'da, en iyi gövde gelişiminin ve taze ağırlık artışının ise pH 7'de olduğu belirlenmiştir. Bitkinin çinkoyu en fazla biriktirdiği organları sırasıyla kök > gövde > yaprak iken, TF=0,15 ve BCF=1,14 olarak hesaplanmıştır.

Onur Meşeli
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan mesanesi düz kası kasılma-gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'nin etki mekanizmasının araştırılması

NF-κB'nin spesifik inhibitörü olan amonyum pirolidin dityokarbamat (PDTC), anti-viral, anti-apoptotik,anti-inflamatuar ve antioksidan etkileri birçok çalışmada kanıtlanmış bir tiyol bileşiğidir. APDTC'nin bu etkileri hangi yollardan meydana getirdiği hakkında yeterli literatür bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızda APDTC' nin in vitro sıçan mesane düz kasındaki etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 70 adet Wistar albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Anestezi altında servikal dislokasyon yöntemi ile ötenazi edilen sıçanların abdomenleri açılarak mesaneleri izole edildi. Mesaneler etrafındaki bağ dokular uzaklaştırıldıktan sonra içerisinde Krebs solüsyonu bulunan organ banyosuna yerleştirildi. Uygun bir protokol ile banyoya KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin,Propranolol, Nifedipine, TEA uygulandı. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri uygulanarak değerlendirildi. ACh ile indüklenen mesane düz kasında APDTC gevşeme yanıtı meydana getirdi. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve atropin+ fentolamin+ propranolol'den oluşan mix APDTC'nin oluşturduğu gevşeme yanıtını değiştirmemiştir. Potasyum kanal blokeri TEA varlığında APDTC kasılma yanıtı oluşturmuş ama bu anlamlı derecede bir yanıt olmamıştır. α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin varlığında APDTC anlamlı kasılma yanıtı meydana getirmiştir. Sonuç olarak sıçan mesanesi düz kasında APDTC'nin etkisini α-adrenerjik reseptörler ve NANK sistemi vasıtasıyla gösterdiği düşünülmektedir.

Aysun Erdoğan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan trakea düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum pirolidin dityokarbamat (APDTC), enfeksiyonları önleyici, oksidasyonu düzenleyici, hücre ölümünü engelleyici, viruslere etkileri kanıtlanmış NF-κB'nin baskılayıcı tiyol bileşiğidir. Medikal etikte zararlı uygulamalardan sakınılması, etken madde araştıırmalarına önem verilmesi önerilmektedir. Cerrahi sonrası bakımda solunum sistemini rahatlatan tedaviler önemlidir. APDTC fonksiyonlarının insan ve hayvan vücudunda nasıl düzenlendiğine dair araştırmalar yetersizdir. Araştırmamızda APDTC'ın sıçan trakea düz kasındaki fonksiyonunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Wistar albino cinsi erkek 70sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar servikal dislokasyonla anestezi altında ötenazi yapılmış, trakeaları ayrıştırılmıştır, bağ dokuları ayrıldıktan sonra Krebs solüsyonuna koyulmuştur. İçerisine, KCl, ACh, APDTC, Atropin, Fentolamin, Propranolol, Nifedipine, TEA eklenmiştir. Sonuçta APDTC'ın ACh ile uyarılan trakea düz kasında gevşeme oluşturduğu, fakat bu relaksasyonun istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda EC50 dozunun etkisiz olduğu görülmüştür. Bu cevabı kolinerjik-adrener etki ortaya çıkaran almaçlar, L-tipi Ca kanalları, K kanallarını uyaran substantlar farklılaştırmamıştır. APDTC'ınbu kanalları etkilemediğini düşünülmüştür. İleri araştırmaların yapılması, farklı dozlarının kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: APDTC, trakea, adrenerjik, kolinerjik, kalsiyum kanalları, potasyum kanalları.

Merve Aktaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan aortu düz kası kasılma gevşeme cevapları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate'ın etki mekanizmasının araştırılması

Amonyum Pirolidin Dityokarbamat (APDTC) NF-κB' nin inhibitörüdür. Bunun yanında antitümöral, antioksidan, antikanserojenik, antiviral özelliklere sahip olup düz kas hücrelerinde apoptozu inhibe edici etkisi saptanmıştır. Deneylerimizde, amonyum pirolidin dityokarbamat' ın etki mekanizmasının sıçan aort düz kasında araştırılması amaçlanmıştır. Bazı adrenerjik ve kolinerjik reseptörler, L-tipi kalsiyum kanalları ve potasyum kanalları 7 farklı grupta bloke edilerek, APDTC'nin etki mekanizmasında hangi kanal ve reseptörleri kullanıp kullanmadığı, ne derece etkili oldukları belirlenecektir. KCl ile canlılığı kontrol edilmiş, L-NAME ile NO sentezi engellenmiş, fenilefrin ile ön kasılma meydana getirilmiş aort preparatlarında APDTC, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetilamonyum (TEA) ve mix (atropin+fentolamin+propranolol) uygulanması sonrası kasılma gevşeme cevapları incelenmiştir. Elde edilen veriler Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testlerinde değerlendirildi. APDTC aort düz kasında gevşeme yanıtı oluşturmuştur. Kolinerjik reseptör blokeri Atropin, α-adrenerjik reseptör blokeri Fentolamin, β-adrenerjik reseptör blokeri Propranolol, L-tipi kalsiyum kanal blokeri nifedipin ve potasyum kanal blokeri TEA APDTC'nin oluşturduğu gevşeme cevabını değiştirmemiştir.Atropin + fentolamin + propranolol'den oluşan mix grubunda APDTC anlamlı kasılma cevabı oluşturmuştur. APDTC'nin bu sistemlerde farklı mekanizmalar üzerinden etkili olabileceği saptanmıştır.

Zeynep Keleş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Epilobium hirsutum L. bitkisinin fitoremediasyon kapasitesinin araştırılması ve in vitro şartlarda çoğaltımı

Bu çalışmada, çinkonun Epilobium hirsutum bitkisinin kök ve gövde büyümesi, yaprak sayısı ve taze ağırlığı olmak üzere büyüme parametreleri üzerine etkisi ve bitkinin çinkonun fitoremediasyonundaki kullanılabilirliği araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Zn konsantrasyonu ile bitkinin kök uzunluğu, gövde uzunluğu, yaprak sayısı ve taze ağırlığı arasında istatistiksel olarak negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r= -0,75; r= -0,74; r= -0,84 ve r= -0,86, sırasıyla). Ayrıca, E. hirsutum bitkisinin en iyi gelişim gösterdiği Zn konsantrasyonun 30 mg/L olduğu bulunmuştur. Farklı çinko konsantrasyonlarında yetiştirilen E. hirsutum fidelerinin akümüle ettiği çinko miktarları karşılaştırıldığında ise, 30 mg Zn/L konsantrasyonunda yetiştirilen fidelerin en fazla çinkoyu akümüle ettiği bulunmuştur (14 894,90 mg/kg). Ayrıca, pH 6'nın, 30 mg/L çinko içeren çözeltide yetiştirilen fideler için en iyi pH seviyesi olduğu tespit edildi. Çinko analiz sonuçları, bitki dokularında Zn dağılımının, kökte 50 813.89 mg/kg, sürgünde 4 173.88 mg/kg ve yaprakta 697.0 mg/kg olduğunu göstermiştir. Bitki doku kültürü çalışmalarının amacı, E. hirsutum bitkisinin doku kültürü yöntemleri ile çoğaltılması ve su kültürü koşullarına en uygun adaptasyon koşullarının belirlenmesidir. In vitro çimlendirilen tohumlardan elde edilen fideler mikroçoğaltımda eksplant kaynağı olarak kullanılmıştır. E. hirsutum türünde sürgün oluşturmada en başarılı ortamların 1 mg BAP/L+1 mg NAA/L ve 1 mg BAP/L+1 mg IBA/L içeren besin ortamları olduğu tespit edilmiştir. En yüksek kök oluşumu ise 1 mg IBA/L (32,9±6,71 kök sayısı/eksplant) içeren MS besin ortamında elde edilmiştir. Köklenen sürgünler su kültürü ortamına başarılı bir şekilde aktarılmış ve fidelerin bu ortama adaptasyonu sağlanmıştır.

Nergiz Erdaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Amaranthus retroflexus L. tohumlarının dormansi durumuna iklim koşullarının etkisi

DaAna bitkilerin yetiştiği çevrenin, bitkinin genetik ve gelişimsel karakterleri yanında, tohum dormansi ve çimlenme üzerine önemli etkisi vardır. Türkiye' deki tarım alanlarında istilacı bir yabancı ot türü olan Amaranthus retroflexus L.' da çevre koşullarının fide çıkışı, fenoloji, tohumlarda dormansi ve çimlenme üzerine etkileri araştırılmıştır. Olgun tohumlar, yıllık ortalama sıcaklığı 9,3-20,6 °C olan lokalitelerde doğal olarak yetişen 8 popülasyondan toplanmıştır. F1 tohumlarının üretimi 2016-2017 yılında Kütahya' da doğal koşullarda gerçekleştirilmiştir. Tohumlar Kasım 2016' da toprağa gömülmüş ve deney tam şansa bağlı deneme planına göre dizayn edilmiştir. Fide çıkışı ve bitki gelişimi takip edilmiş, hasat tarihinde vejetatif ve generatif dokuların kuru ağırlığı belirlenmiştir. Ana ve F1 tohumlarının dormansi ve çimlenme potansiyelleri H2O ve GA içeren ortamlarda, 25 ve 35 °C' de test edilmiştir. Arazide fide çıkışı, soğuk bir mevsimin ardından Nisan' ın ilk haftasında başlamış ve Mayıs' ın son haftasında maksimuma ulaşmıştır. Fide çıkış oranı popülasyonlar arasında farklıdır ve bu farklılık tohumların toprağa gömüldükleri çevre koşullarından bağımsız olarak, tohum popülasyonlarının başlangıçtaki dormansi durumları ile ilişkilidir. Yüksek fide çıkışına sahip popülasyonlar, laboratuvar deneylerinde %50 çimlenme oranına daha kısa sürede ulaşmış ve yüksek çimlenme göstermiştir. Popülasyonlar aynı zamanda morfolojik karakterlerde fenotipik plastisite göstermiştir. F1 tohumları ana tohumlardan daha dormant olsa da, aydınlık ortamda sıcaklığa verdiği cevap ana tohumlarla benzerdir. Sonuçlar, bu popülasyonların tohum davranışlarının adapte oldukları çevre koşulları ile ilgili olduğunu göstermektedir. Yabancı otlardaki geniş genetik farklılıklar göz önüne alındığında, A. retroflexus iklim değişikliklerine rekabet halinde olduğu ve genetik farklılıkları az olan tarımsal bitkiler' den daha hızlı adapte olabilir. Bu durum potansiyel olarak ülkemizdeki tarımsal üretim için ekonomik sorunlar yaratabilir. ha sonra doldurulacaktır.

Emeti Köse
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkmen Dağının Kütahya ili Türkmen Şefliği bölgesi civarındaki adaçayı (Salvia tomentosa L.) bitkisinin yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi

TÜRKMEN DAĞININ KÜTAHYA İLİ TÜRKMEN ŞEFLİĞİ BÖLGESİ CİVARINDAKİ ADAÇAYI (Salvia tomentosa L.) BİTKİSİNİN YAYILIŞ DURUMU VE BİYOKÜTLESİNİN BELİRLENMESİ Ufuk TUNA Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Çalışmamızda Kütahya Türkmen dağının Türkmen Şefliği bölgesi civarında yayılış gösteren adaçayı (Salvia tomentosa L.) türünün yayılış durumu ve biyokütlesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 2016 yılı vejetasyon süresince sözü edilen bölgeden, rastgele örnekleme alanları seçilerek her bir örnekleme alanındaki birey sayısı ve bunların tartılması suretiyle biyokütle analizleri için gerekli bilgiler elde edilmiştir. Bu arazi çalışmalarında toplamda 52 adet örnek alan belirlenmiş olup bu örnek alanlarının koordinat, yükselti bakı ve eğimleri de belirlenerek örnekleme alan karnelerine bu bilgiler not edilmiştir. Bu örneklemeler sonucunda, günümüz itibariyle, adaçayı türünün çalıştığımız bölgenin hangi mevkilerinde nasıl bir yayılış durumu gösterdiği ve bu türe ait biyokütle analizi yapılarak kayıt altına alınması sağlanmıştır. Bu araştırma sonuçları sayesinde, ilerleyen yıllarda yine aynı amaçla yapılacak müteakip çalışmalarla, adaçayı bitkisinin zamana bağlı olarak söz konusu bölgedeki yayılış durumu ve biyokütle yoğunluğunun kıyaslanması mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Adaçayı-Boşşalba, Salvia tomentosa, Yayılış durumu, Biyokütle, Türkmendağı, Türkmen Şefliği Civarı

Ufuk Tuna
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırıkkale ilindeki Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyası türleri üzerinde taksonomik ve faunistik araştırmalar

daha sonra doldurulacaktır.Bu çalışmada, Haziran 2016- Nisan 2019 tarihleri arasında İç Anadolu bölgesinde bulunan Kırıkakle ilinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda, Paederinae (Coleoptera: Staphylinidae) altfamilyasına bağlı 11 cins içinde yer alan toplam 17 tür kaydedilmiştir. Leptobium yagmuri Anlaş, 2017 türü Ankara'dan ve T. inexcisus Assing, 2009 türü ise Kastamonu'dan tanımlanmış türler olup her iki tür de deskripsiyonu yapıldıktan sonra ilk defa rapor edilmiştir. Araştırma sonucunda kaydedilen 17 türden Astenus thoracicus (Baudi di Selve, 1857), Leptobium. gracile (Gravenhorst, 1802) ve Lobrathium rugipenne (Hochhuth, 1851) hariç diğer 14 tür Kırıkkale için yeni kayıt özelliği taşımaktadır. Achenium scimbaliodes Koch, 1937 ve Tetartopeus. inexcisus Assing, 2009 türleri ise İç Anadolu Bölgesi'nden ilk defa bildirilmiştir. Karaman ilinden yakın zamanda Türkiye için ilk kayıt olarak verilmiş olan Astenus pulchellus (Heer, 1839) türü aynı zamanda Kırıkkale ilinden de kaydedilmiştir. Ek olarak, çalışma sonucunda saptanmış olan türlere ait ekolojik ve zoocoğrafik bilgiler de sunulmuştur.

Serkan Yaman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki doku kültürü yöntemi ile elde edilen bazı bitki türlerinin antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi

Tıbbi bitkilerin bitki doku kültürü yöntemleri ile üretimi konusunda yapılacak çalışmalar son derece önemlidir. Bu tez çalışmasında Valeriana officinalis L., Prunella vulgaris L. ve Taraxacum officinale L. tıbbi bitkilerinin yaprak eksplantlarına uygulanan farklı konsantrasyon ve kombinasyonlardaki bitki büyüme düzenleyicilerinin kallus ve kök oluşumlarına etkileri araştırılmıştır. Daha sonra elde edilen rejeneratların antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Bitkilere ait kurutulmuş adventif kök ve kalluslardan elde edilen ekstrelerin Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Enterococcus faecalis, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testi sonuçlarına göre; P. vulgaris adventif kökleri ve kallusları Pseudomonas aeruginosa ve Escherichia coli bakterileri; V. officinalis adventif kökleri Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli bakterileri ve Candida kruseii fungusu; T. officinale kalluslarının ise Staphylococcus aureus bakterisi ve Candida kruseii fungusu üzerinde antimikrobiyal etkiye sahip oldukları belirlenmiştir. Farklı konsantrasyon ve kombinasyondaki bitki büyüme düzenleyicilerinin antimikrobiyal aktivite üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

Halit Özkan İçigen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Genetically modified plants and their position among the agricultural products

The transformation in the agricultural sector; in which modern biotechnology has been used most which enabling the gene transfer from one species to another and giving new genetic characteristics by interfering with the existing genetic structure, has been positively reflected on human life and many other areas. These changes have also led to various ethical problems and economic conflicts. In the field of modern biotechnology, which is among the most important issues in the world; studies that are carried out in our country and their results, our country's existing potential, needs and opportunities related to usage of biotechnology should be evaluated as a whole and policies that can be carried out correctly and effectively should be established and implemented. The studies that are carried out in line with these policies and existing legal regulations' compliance with the international protocols and the European Union acquis should be monitored and evaluated. In this study, the current situation of genetically modified agricultural products in our country and in the world, has been investigated and it is aimed to evaluate the state policies by analyzing the legal regulations under this title.

Ayşe Özgül Arvas
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Gümüşdağı mevkiinde Censiyan'ın (Gentiana lutea L.) yayılış alanları ve yetişme ortamı özelliklerinin belirlenmesi.

KÜTAHYA GÜMÜŞDAĞI MEVKİİNDE CENSİYAN'IN (Gentiana lutea L.) YAYILIŞ ALANLARI VE YETİŞME ORTAMI ÖZELLİKLERİ'NİN BELİRLENMESİ Cihan KÖSE Biyoloji, Yüksek Lisans Tezi, 2019 Tez Danışmanı: Dr. Öğretim Üyesi Süleyman TOPAL ÖZET Bu araştırma 2012-2019 yılları arasında Türkiye'de nadir yayılış gösteren Gentiana lııtea L. 'nın Kütahya Gümüşdağı Radar mevkiisinde ki yayılış alanı ve yetişme ortamın özelliklerinin belirlenmesi maksadıyla yapılmıştır. Kütahya il merkezinin güneyinde doğu-batı yönlerinde uzanan Gümüşdağı dağ silsilesinin en yüksek iki noktası Karlıktepe ve Nalbanttepe'dir. Bu kısımlarda çok nemli orman bitki örtüsü vardır. Alpin orman zonunda ve üzerinde doğal yayılışı olan bu bitkinin, insan eliyle usulsüz ve yasadışı yollarla sökülmesi ve yoğun olarak küçük ve büyükbaş hayvan otlatılması sebepleriyle bitki popülasyonunda yeterli gelişme sağlanamamıştır. Bu çalışmada Gentiana lutea L.'nin sahada doğal yayılış alanları, morfolojik özellikleri, ekolojik tespitler ve sahadaki durumu ile ilgili bulgular verilmiştir. Bu alanın titizlikle koruma altına alınması şiddetle önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gentiana lutea L., Kütahya.

Cihan Köse
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Chlorella vulgaris kullanılarak Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerinin biyosorpsiyonu

Ağır metallerin yol açtığı çevre kirliliği ekosistemdeki canlı organizmalar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Mikroalgler, çevreden toksik ve zararlı maddelerin uzaklaştırılması için kullanılma potansiyeline sahip organizmalardır. Bu çalışmada, batch yöntemi uygulanarak Chlorella vulgaris (chlorophyta)'in Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerini biyosorpsiyonu araştırılmıştır. Çalışmada farklı pH değerleri, biyosorbent miktarları, temas süreleri, karıştırma hızları ve sıcaklıklar uygulanarak C.vulgaris mikroalginin Cu(II) ve Pb(II) ağır metallerini giderim kapasiteleri incelenmiş ve optimum koşulların belirlenmesi hedeflenmiştir. Cu(II) ağır metali için en yüksek tutunma verimliliği pH 6, biyosorbent miktarı 5 mg, temas süresi 45 dakika, karıştırma hızı 500 rpm, sıcaklık 60 °C, çözelti derişimi 25 mg/L, çözelti hacmi 25 mL olduğunda elde edilmiştir. Pb(II) ağır metali için en yüksek tutunma verimliliği pH 4, biyosorbent miktarı 5 mg, temas süresi 60 dakika, karıştırma hızı 500 rpm, sıcaklık 25 °C, çözelti derişimi 25 mg/L, çözelti hacmi 25 mL sağlandığında elde edilmiştir. Bu çalışma ile optimum koşullar sağlandığında Chlorella hücrelerinin, Cu ve Pb adsorpsiyonunu yüksek verimlilik ile sağlayabildiği kanısına varılmıştır.

Hasan İlkay Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi

Bu çalışmada Scenedesmus dimorphus biyofilm kültürlerinde azot (N) stresinin lipid üretimi üzerine etkisi incelenmiştir. Yeşil alglerden (Chlorophyceae) S. dimorphus' un planktonik ve biyofilm formu, %100 N ve %25 N içeren ortamlarda inoküle edilmiştir. Yapılan denemelerde N stresinin ve biyofilm oluşumunun, kuru madde (DCW), klorofil-a ve total lipit miktarlarına olan etkisi incelenmiştir. S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturma becerisinin incelenebilmesi için laboratuar koşullarına modifiye edilerek Dönen algal biyofilm reaktörü (RABR) kurulmuştur. RABR' ın tasarımında S. dimorphus mikroalginin biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli tutunma materyalleri denenmiş ve en yüksek tutunma oranına ve hasat işleminin kolay olması gibi özelliklere sahip olmasından dolayı polietilen halat kullanılmasına karar verilmiştir. Deneme sonucunda elde edilen en yüksek kuru biyokütlenin 0,275 g/m2 olduğu ve bu sonucun %100 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir. Uygulanan azot stresinin total lipit miktarına olan etkisi incelendiğinde, en yüksek DCW içinde % total lipit miktarının 13,81 olduğu ve bu sonucun %25 N içeren biyofilm formundan elde edildiği belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Fatma Kar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Chlorella vulgaris biyofilm kültürlerinde azot açlığının lipid üretimi üzerine etkisi.

Yapılan bu çalışmada Chlorella vulgaris mikroalginin biyofilm formu üzerinde azot (N) stresinin lipit üretimine etkisi araştırılmıştır. C. vulgaris mikroalgi 40 gün süresince %100 N ve %25 N içeren ortamlarda üremeye bırakılmıştır. Laboratuar ortamına uygun olarak tasarladığımız Dönen Algal Biyofilm Reaktörü ile C. vulgaris' in biyofilm oluşturma yeteneğini gözlenmiştir. C. vulgaris' in reaktör üzerinde biyofilm oluşturabilmesi için çeşitli malzemeler denenmiştir. Hasat kolaylığı ve yüksek tutunma gibi kriterler nedeniyle polietilen halatı kullanılmasına karar verilmiştir. Yapılan denemede en yüksek kuru ağırlık değeri 0,359 gr/m2 ile %100 N içeren ortamda elde edilmiştir. En yüksek total lipit miktarı ise 8,02 mg ile azot stresi uygulanmış %25 N içeren biyofilm formunda olduğu belirlenmiştir.

Biyofilm sistemleriBiyofilmlerBiyoreaktörler+1
Ersel Çeçen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bitki doku kültürü uygulamalarındaki sterilizasyon prosedürlerinde nanopartiküllerin kullanımı

Bitki doku kültürü uygulamaları in vitro steril koşullarda yapılmaktadır. Kültür ortamlarının biyolojik olarak kirlenmeden oluşturulması ve aseptik olarak korunması önemlidir. Kültür ortamındaki mikrobiyal kontaminasyonlar bitkilerin yeterli beslenme ve gelişimlerini engelleyerek deneysel sonuçları etkileyebilir. Kontaminasyonlar çoğunlukla eksplantların yüzeylerinde bulunan mikroorganizmalardır. Bu nedenle eksplantların kültür işlemleri öncesinde sterilizasyon işlemlerinden geçirilmeleri gerekmektedir. Bu amaçla her geçen gün bitkiye toksik etki göstermeyecek, etkili sterilantların keşfine ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda, nanomalzemeler özellikle Nanosilver [NS], tıp ve çevre alanlarında antimikrobiyal bir madde olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Nepeta cataria L. tohumlarının steril olarak in vitro koşullarda çimlendirilmesi için yüzey sterilizasyonu işlemlerinde gümüş nanopartiküllerin (Ag NP) kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Bitkinin tohumlarına uygulanacak olan en uygun konsantrasyon ve sürenin belirlenmesi amacıyla, üç (960 ml, 1300 ml ,1600 ml ) farklı konsantrasyon ve üç (5 dk, 10 dk, 15 dk) farklı süre denenmiştir. Yapılan uygulamalar sonucunda en düşük kontaminasyon, 3 dk. %70'lik etil alkolde, ardından 20 dk, 1980 ml konsantrasyonda Ag NP solüsyonunda bekletilen tohumlarda elde edilmiştir. Elde edilen bitkiciklerde herhangi bir toksisite semptomu gözlenmemiştir. Sonuçlar, in vitro steril bitkilerin elde edilmesi için Ag NP lerin kullanılabileceğini bizlere sunmaktadır.

Aslı Aktay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akvaryum balıkçılığında yaygın olarak kullanılan ticari yemlerin doktor balık (Garra rufa)'ların büyüme ve bazı biyokimyasal parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması

Doktor balık (Garra Rufa) son zamanlarda Alternatif Tıpta yaygın olarak kullanılan bir türdür. Doktor balıklar yaralar, egzama, sedef gibi bazı cilt hastalıların tedavisinde ve bazı cilt bakım merkezlerinde kullanılmaktadır. Doktor balıklara olan talep gittikçe arttığından doğal stoklar artan talebi karşılayamaz hale gelmiş ve 2016 yılında ülkemizde doktor balıkların doğal ortamlardan avlanması yasaklanmıştır. Bu sebeple doktor balıkların yetiştiricilik yolu ile üretilmesi ve artan talebin karşılanması zorunluluğu doğmuştur. Doktor balıkların kullanım alanları dikkate alınırsa, gelecekte yetiştiricilik yolu ile üretimin daha da gelişeceği ve artacağı tahmin edilmektedir. Yapılan bu çalışmada 26±1°C deki su sıcaklığında dört farklı yem (Sardalya ezmesi, Çamlı Alabalık Yemi, Sera Granugreen, Tetra Pro Algae) ile beslenen doktor balıkların mutlak boy artışı (MBA), oransal boy artışı (OBA), mutlak ağırlık artışı (MAA), oransal ağırlık artışı (OAA), günlük canlı ağırlık kazancı (GCAK), spesifik büyüme oranı (SBO), kondisyon faktörü (K) ve yem dönüşüm etkinliği (YDE) incelenmiştir. İlk otuz günlük besleme sonrasında Sera Granugreen marka yemle beslenen doktor balıkların MAA, OAA, GCAK, SBO ve YDE büyüme parametrelerinin diğer guruplara göre önemli derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). İkinci otuz günlük besleme süresi sonunda ise Çamlı Alabalık Yemi ile beslenen grubun MBA, OBA, MAA, OAA, GCAK, SBO ve YDE büyüme parametrelerinin diğer yemlerle beslenen gruplardan önemli derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Farklı yemlerle beslenen doktor balıkların kan parametreleri Lökosit (WBC), Eritrosit (RBC), Hemoglobin (HGB), Hematokrit (HCT), Ortalama eritrosit hacmi (MCV), Ortalama hemoglobin miktarı (MCH), Ortalama hemoglobin konsantrasyonu (MCHC), Ortalama eritrosit dağılım genişliği (RDW), Trombosit (PLT), Ortalama trombosit hacmi (MPV), Trombosit dağılım genişliği (PDW) ve Platokrit (PCT) incelenmiş ve gruplar arasında önemli bir farklılık (Birinci ve üçüncü grup hariç) tespit edilmemiştir. Sardalya ezmesi ile beslenen (Birinci grup) balıkların RBC ve HBG Değerlerinin Sera Granugreen marka yemle (Üçüncü grup) beslenen balıklardan önemli derecede düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05).

Fiziksel büyümeHayvanlarda beslenme
Mehmet Zeybek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli tatlı su örneklerinden izole edilen bazı mikroalglerin antimikrobiyal özelliklerinin ve anti-çoğunluk algılama aktivitelerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Kütahya ilindeki çeşitli tatlı su kaynaklarından, katı atık ünitesinden ve mezbaha atık su çıkışından 60 adet su örneği toplanmıştır. Bu örneklerden yeşil alglerin (Chlorophyta) izolasyonu yapılmıştır. Saf olarak elde edilen 7 alg türü (B1, B6, B27, T14, T15, T16, K3) makroskobik, mikroskobik morfolojilerine göre incelenmiş ve moleküler karekterizasyonları yapılmıştır. Yedi alg türünün sekans verileri incelendiğinde 5 tür için tanı konulabilmiştir. B6, B27, T14, K3 türleri Scendesmus sp., T16 ise Stichococcus bacillaris olarak identifiye edilmesine karşın filogenetik çalışmaların genişletilmesi gerekmektedir. İzolasyonu yapılan 7 alg türü uygun koşullarda sıvı besi ortamında çoğaltılarak etanol, metanol, kloroform ve su ekstraktalarının Staphylococcus aureus (ATCC 29213) , Enterococcus faecalis (ATCC 29212), Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853), Candida krusei (ATCC 6258) ve Escherichia coli (ATCC 25922) türleri üzerine antimikrobiyal aktiviteleri, disk difüzyon yöntemi ile belirlenmiştir. Zon çaplarına göre alg türleri değerlendirildiğinde B1 ve T16 alglerinin etanol ekstraktlarının S.aureus türüne karşı oldukça etkili olduğu saptanmıştır. Metanol ekstratında S. aureus türüne karşı en iyi aktiviteyi T16 kodlu alg, kloroform ekstratında ise B1 kodlu alg göstermiştir. Bu sonuçlara göre yedi alg türünün gram pozitif bakterilere karşı etkinliği yüksek iken gram negatif bakterilere karşı etkinliği zayıf olarak saptanmıştır. Ayrıca Choromobacterium violaceum türü üzerine alg ekstraktlarının anti-çoğunluk algılama aktivitesi incelenmiş ve etkinliğin olmadığı kanısına varılmıştır. Bu çalışma kapsamında en iyi sonuç alınan T16 etanol ekstraktlarının hastane orijinli MRSA türleri üzerine olası antimikrobiyal etkinliği de araştırılmıştır. S.aureus üzerine etkili olan etanol ekstraktının MRSA türleri üzerine etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Antimikrobiyal aktiviteMikroalglerQuorum sensing
Eda Bozkurt
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Epilobium hirsutum L. ekstresinin prostat kanseri hücre hatlarındaki sitotoksik etkisinin moleküler düzeyde incelenmesi

Bu çalışmada; halk tıbbında birçok prostat hastalığının tedavisinde kullanılan ve ülkemizde doğal olarak yetişen Epilobium hirsutum L. (tüylü yakı otu) bitkisinin, DU 145 ve PC-3 insan androjen bağımsız prostat kanseri hücre hatları üzerindeki sitotoksik etkisinin moleküler düzeyde araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ham ekstrelerin ve kaba fraksiyonların hazırlanmasında ʽbiyolojik aktivite rehberli fraksiyonlamaʼ yaklaşımı temel alınmıştır. Bitkinin toprak üstü kısımlarından, maserasyon yöntemiyle A (n-hekzan), B (diklorometan), C (%100 metanol), D (%80 metanol) ve E (su); Soxhlet ekstraksiyonuyla F (n-hekzan); Soxhlet ekstraksiyonu sonrası maserasyon ve geri soğutucu yöntemleriyle G (%80 metanol) ve H (%80 metanol); infüzyon yöntemiyle K (su) kodlu ekstreler elde edilmiştir. Aktif ekstreden ise kaba fraksiyonlama yapılmıştır. Ekstrelerin ve fraksiyonların sitotoksik aktiviteleri, SRB ve XTT hücre canlılık testleriyle taranmıştır. Sitotoksik ekstre/fraksiyon dozlarının neden olduğu ölüm şekli, M30 ELISA ve ikili boyama (Hoechst 33342/propidyum iyodür) yöntemleriyle analiz edilmiştir. Hücre ölüm yolaklarında görevli gen ve protein ekspresyonları ise, kantitatif gerçek zamanlı PZR ve western blot analizleri ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; en güçlü sitotoksik etkiyi E kodlu ekstrenin gösterdiği ve bu ekstreden hazırlanan E1 (kloroform), E2 (etil asetat), E3 (n-butanol) ve E4 (su) kodlu fraksiyonların ekstre kadar etkili olmadıkları tespit edilmiştir. Bu sonuç, ekstredeki etken maddelerin birlikte bulunmaları durumunda sinerjik etki göstermeleriyle açıklanmıştır. Sitotoksik (>IC50) ve sitotoksik olmayan (Anahtar Kelime: Epilobium hirsutum = Epilobium hirsutum

Epilobium hirsutum
Buse Vatansever
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kırmızı lahana (Brassica oleracea L. var. capitata f. rubra) bitkisinin antimikrobiyal, dna koruyucu ve sitotoksik aktivitesinin araştırılması

Günümüzde kardiyovasküler rahatsızlıklar ve kanser hastalıklarının görülme oranları giderek artmakta olup tedavi ve korunma amaçlı farmakolojik özelliklere sahip bitkilerin günlük diyetteki yerleri önem kazanmaktadır. Brassicaceae familyasından kırmızı lahana (Brassica oleracea L.var. capitata f. rubra) fitokimyasal, özellikle fenolik bileşikler, flavonoidler ve antosiyaninler bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Çalışmamızda kırmızı lahananın su ve metanol özütleri elde edilmiştir. Bu özütlerin antimikrobiyal aktivitesi: Escherichia coli, Staphylococcus aureus, Stenotrophomonas maltophilia, Yarrowia lipolytica, Candida albicans ve Candida parapsilosis mikroorganzimalarına karşı disk difüzyon yöntemi ile araştırılmıştır. DNA koruyucu aktivitesi ise pBR322 plazmit ve UV-C kullanılarak belirlenmiştir. Sitotoksik aktivite H1299 ve HUVEC hücre hatlarında MTT yöntemi ile incelenmiştir. Çalışmamız sonucunda kırmızı lahana ekstraktlarının test edilen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal aktivitesinin olmadığı saptanmıştır. Metanol özütünün DNA koruyucu aktivitesi sahip olduğu ancak su özütünün aktivitesinin daha düşük olduğu görülmüştür. Diğer yandan, kırmızı lahana metanol ve su ekstraktları H1299 hücreleri üzerinde sitotoksik aktivite göstermemiştir. Daha önceki literatürü gözden geçirerek yaptığımız araştırma sonunda kırmızı lahananın bitkiden izole edildikten sonra biyolojik aktivitesi daha etkin görünen biyolojik olarak aktif bir takım bileşikler içerdiği sonucuna varılmıştır.

Houda Alanı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik lenfoid lösemi hastalarında MYD88 gen polimorfizmi

Lösemi, kan hücrelerinin özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren ve vücuttaki kan üretimini etkileyen bir kanser türüdür. Lösemiler akut veya kronik olarak ve tümörün yayılım ve gelişim özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Kronik lenfosit lösemide (KLL), kanser hücreleri kemik iliğinde, kanda ve lenf nodlarında bulunurlar. Bu nedenle bu çalışmada KLL hastalarının MYD88 geninde meydana gelen polimorfizmlerin etkileri araştırıldı. Bu amaçla KLL tanısı almış 100 hasta ve kanser öyküsü bulunmayan 70 sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi.KLL hastalarından ve kontrol gruplarından DNA izole edildi. MYD88 (L265p T/C) promotör bölgelerindeki polimorfizmler RT-PCR ile çalışıldı. Genotip ve allel frekansları direkt olarak hesaplandı. KLL hastaları ve kontrol grupları arasındaki genotipik dağılımların istatistiksel önemi Z Oranlar testi ve Fisher's Exact test ile değerlendirildi.100 KLL hastasında MYD88 L265p T/C bölgesi için, 95 yabanıl tip TT, 3 TC ve 5 mutant tip CC genotipi tespit edildi. MYD88 L265p T/C bölgesinde KLL hastaları ile kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p> 0.05). Bölgenin alel frekanslarınagöre T ve C için sırasıyla 0,965 ve 0,0065 olarak belirlenmiştir. Fisher's Exact sonuçlarına göre sırasıyla TT için %0,078, TC için %0,078 ve Mutant için %0,269 olarak hessaplanmıştır.Araştırmaya dahil olan hastaların MYD88 genotip frekansları istatiksel olarak KLL hastaları ile ilişki görünmemektedir. Bu nedenle araştırmanın yeniden yapılması durumunda KLL hastalarının sayılarına daha fazla örneklem eklenerek yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: KLL, MYD88, Polimorfizm, Real-Time PCR

Naciye İrem Yikrik
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanserli hastaların tümörlü ve sağlıklı dokularında miR-485-3p ve miR-4728-5p ekspresyon düzeylerinin araştırılması

Kolorektal kanser, en sık rastlanan kanser türlerinden olup; genetik faktörler, çevresel etkenler ve sindirim sistemi rahatsızlıkları gibi nedenlere bağlı olarak gelişen bir kanserdir. Özellikle son çalışmalar ile kolorektal kanser mekanizmalarının anlaşılması ve erken tanının belirlenmesi amaçlanmıştır. Önceki çalışmalar, mikro RNA (miRNA)'ların kolorektal kanserde protein kodlayan genlerin ifadelerini düzenlediğini bildirilmiştir. Bu tez çalışmasında, kolorektal kanser hastalarının dokularında miR-485-3p ve miR-4728-5p ekspresyon seviyelerindeki farklılıkların ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onay alınmış ve araştımaya katılan tüm katılımcılar bilgilendirilmiş onam formunu imzamışlardır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda kolorektal kanser teşhisi konulmuş toplam 59 hastanın tümör ve komşu sağlıklı dokuları kullanılmıştır. Kolorektal kanser hastalarının hem tümör hem de komşu sağlıklı dokularından RNA ekstrakte edilmiş ve cDNA sentezlenmiştir. Daha sonra miR-485-3p ve miR-4728-5p'nin ekspresyon seviyeleri kantitatif Real-Time PCR metodu kullanılarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda kolorektal kanserli dokularda komşu sağlıklı dokulara kıyasla miR-485-3p ve miR-4728-5p düzeylerinin istatiksel olarak anlamlı derecede azaldığı tespit edilmiştir (p˂0,05). Sonuç olarak, miR-485-3p ve miR-4728-5p'nin kolorektal karsinogenezisinde tümör baskılayıcı olarak önemli biyolojik belirteçler olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser, ekspresyon seviyesi, miRNA 485-3p, miRNA 4728-5p, RT-PCR

Enes Çakı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uludağ Milli parkındaki Sarıalan ve Kirazlıyayla piknik alanlarındaki antropojenik aktivitelerin epifitik liken çeşitliliği üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada Uludağ Milli Parkında Kirazlıyayla ve Sarıalanda piknik alanlarının Abies nordmanniana (Stev.) Spach. subsp. bornmuelleriana (Uludağ Köknarı)'nın gövdesi üzerindeki epifitik liken çişitliliği ve tür kompozisyonunu nasıl etkilediği değerlendirilmiştir. Abies gövdesi üzerinden toplam 74 tür bulunmuştur. Kirazlıyayla'dan 58 tür tespit edilmiştir. Bunlardan 16'sı sadece kontrol alanında, 25'i sadece piknik alanında ve 17'si hem kontrol hem de piknik alanlarında bulunuyor. Diğer bir araştırma alanı olan Sarıalan'da ise 57 tür bulunmuştur. Bunlardan 24'ü sadece kontrol alanında, 12'si sadece piknik alanında ve 21'i hem kontrol hem de piknik alanlarında bulunuyordu. Uludağ Milli Parkı Kirazlıyayla ve Sarıalan piknik alanlarında tespit edilen epifitik liken türlerinin frekans ve örtü değerleri arasında Kirazlıyayla ( R2=0,756) ve Sarıalan (R2=0,762) % 76'lık pozitif yönde anlamlı korelasyon bulunmaktadır. Uludağ Milli Parkındaki epifitik liken çeşitliliği, kontrol ve piknik alanları arasında önemli ölçüde farklı bulunmuştur. Bryoria capillaris, Bryoria fuscescens, Evernia prunastri, Hypogymnia tubulosa, Lecanora intumescens, Parmelia sulcata, Phlyctis argena, Pseudevernia furfuracea, Ramalina farinacea, Rinodina capensis, Usnea filipendula ve U. glabrescens hem Kirazlıyayla hem de Sarıalan'da kontrol alanının gösterge türleridir. Candelariella xanthostigma, Lecanora cinereofusca, Lecidella elaeochroma ve Melanohalea laciniatula hem Kirazlıyayla hem de Sarıalan'daki piknik alanı için gösterge türlerdir Kirazlıyaylada ortam nispi nemi kontrol alanına kıyasla piknik alanında anlamlı şekilde azalmaktadır. Sarıalanda ortam nispi nemi ile Shannon çeşitlilik değeri (SD) ve liken çeşitlilik değeri (LDV) arasında pozitif yönlü, ışık miktarı ile negatif yönlü anlamlı ilişki görülmektedir. Ortam nemi ile liken çeşitliliği arasında pozitif ilişkinin bulunması, ortam neminin epifitik liken gelişimi üzerine son derece önemli etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlardan ortam nemi ve ışık miktarının epifitik liken çeşitliliğinin şekillenmesinde önemli iki çevresel faktör olduğunu söyleyebiliriz.

Hülya Öztürk Kula
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Vigna radiata ekotiplerinde genetik çeşitlilik ve filogenetik ilişkilerin belirlenmesi

Maş fasulyesi, dünyada tropik ve subtropik iklim koşullarında yetiştirilen önemli bir baklagil bitkisidir. Bu tarım bitkisinin besin içeriği açısından zenginliği ve kısa dönem içerisinde hasata hazır olması bitki rotasyon sistemlerinde önemli tane baklagil haline gelmesini sağlamaktadır. Türkiye'de mercimek, nohut ve fasulye gibi tane baklagillerin tarımı yaygın olarak yapılmaktadır. Bundan dolayı genetik ve moleküler çalışmalar ağırlıklı bu bitkilerde yapılmaktadır. Maş fasulyesi diğer baklagil bitkilerinden araştırma açısından geride kalmasına rağmen Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri'nde tarımı yapılmaktadır. Türkiye'de maş fasulyesinin moleküler karakterizasyonu ve genetik çeşitliliği çalışmalarına literatür taraması sırasında rastlanmamıştır. Maş fasulyesinde bu zamana kadar yapılan çalışmalarda genel olarak fenotipik ve zirai önemi üzerinde durulmuştur. Bu durum genetik çeşitlilik açısından değerlendirilme yapılabilmesi bilgi eksikliğinden dolayı genetik kaynakların doğru değerlendirilmesini ciddi ölçüde sınırlamaktadır. Bu çalışmanın amacı; morfolojik olarak birbirine benzer olanların toplandığı maş fasulyesi tohumlarında DNA barkodlama yapılarak filogenetik analiz ile teşhisler sonrasında RAPD ve ISSR markır sistemleri yardımıyla genetik çeşitliliği belirlemektir. Çalışmamızda Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman, Ankara ve Malatya illerinde tarımı yapılan tohumları toplanan maş fasulyesi külti-genlerinin RAPD, ISSR ve DNA barkod markır sistemleri kullanılarak genetik çeşitlilik ve filogenetik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız Türkiye'de tarımı yapılan maş fasulyesi popülasyonunun ilk genetik karakterizasyonu çalışması olma özelliğini taşımaktadır.

Meral Demral
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

CuO nanopartiküllerine Lemna gibba L.'nin fizyolojik yanıtları

Bu çalışma, farklı CuO NP' (NP) konsantrasyonlarının sucul bir makrofit olan Lemna gibba üzerindeki bazı fizyolojik etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Makrofitler Gaziantep ilindeki doğal kaynaklardan toplanmıştır. Bunlar kontrollü iklim kabininde iki hafta boyunca aklimasyona tabi tutulmuştur. Sağlıklı makrofitler 0, 25, 50 ve 100 mg/L CuO NP konsantrasyonlarının etkisi altında yetiştirilmiştir. Uygulamalardan sonra bazı fizyolojik değişiklikler tespit edilmiştir. Taze ve kuru ağırlıkta artan CuO NP derişimleriyle birlikte azalmalar tespit edilmiştir. Pigment içeriği sonuçlarında azalmalar belirlenmiştir. Toplam karbohidrat ve toplam fenolik madde içeriklerinde azalmalar görülmüştür. Buna karşılık, protein olmayan sülfhidril gruplarının içeriğinde önemli artışlar tespit edilmiştir. Ayrıca, hidrojen peroksit ve malondialdehit içerikleri arasında pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak, yüksek CuO NP konsantrasyonlarının L. gibba dokularında strese neden olduğu gösterilmiştir.

Abiyotik stresBitki fizyolojisiNanopartiküller+1
Şeyda Yılmaz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

DNA methylation profiling of ING1 gene in triple negative breast cancer

Due to the high incidence of triple-negative breast cancer in women globally, which is characterized by poor diagnosis and treatment, there was a need to search for new and innovative ways to diagnose and investigate this type of breast cancer at the epigenetic level. Epigenetic inheritance is the key to understanding diseases and the physiological changes in the organs and tissues of the body, and global and normal precancerous breast cancer in particular. DNA methylation plays an essential role in the pathogenesis of diseases in the human body. Understanding gene expression, epigenetics, and DNA methylation and their relationship to the ING1 tumor suppressor gene family can contribute to the development of treatment for triple- negative breast cancer. Through our research, we investigated the relationship between methylation of the ING 1 promoter site and triple-negative breast cancer. As a result of this study, we found the relative methylation rate was 93.5% in our triple- negative breast cancer samples. We noticed an increase in DNA methylation in triple breast cancer cells, which may be related to its expression decreasing in this aggressive breast cancer subtype. We suggested the ING-1 gene may be a potential marker for the early diagnosis of triple-negative breast cancer. We used 92 samples taken from women diagnosed with triple breast cancer with different stages of cancer. We found a close relationship between DNA methylation and this type of breast cancer. We also found a decrease in the expression of the ING-1 gene in the cells. As 93.5% of the samples showed the presence of DNA methylation, and only 6% showed un-methylation.

Alaa Anwer Ezzat Ezzat
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kolorektal kanserli dokularda mirna ekspresyon seviyelerinin belirlenmesi

Kolorektal kanser dünyada en sık rastlanan kanser türleri arasında yer almakta olup farklı fenotiplere yol açan farklı moleküler yolaklara sahip heterojen bir hastalıktır. Bu nedenle hastalığın erken tanısına yönelik çok sayıda araştırma yapılmaktadır. MikroRNA'lar (miRNA), hedef mRNA'nın moleküler yolağındaki özelliğine göre, tümör baskılayıcı ve onkogenik özellik göstermektedir. Son yıllarda miRNA'ların işlevlerinin ve kanser gelişimindeki rollerinin belirlenmesiyle, hem kanserlerin moleküler patolojisinin anlaşılmasında hem de moleküler hedeflere yönelik yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde destek olmuştur. Bu tezin amacı kolorektal kanserli hastalarda miR-639, miR-641, miR-1915-3p ve miR-3613-3p ekspresyon düzeylerinin ve bu miRNA'ların hastalığın tanısındaki potansiyellerinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda kolorektal kanserli 59 hastadan tümörlü ve sağlıklı komşu doku örnekleri toplanmıştır. Kantitatif Real Time-PCR yöntemiyle miR-639, miR-641, miR-1915-3p ve miR-3613-3p ekspresyon seviyeleri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda miR-639 (p = 0.000), miR-641 (p = 0.000) ve miR-3613-3p (p = 0.000)'nin ekspresyonunun tümörlü dokularda normal dokulara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı, miR-1915-3p (p = 0.032)'nin ekspresyonun ise anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir. Bununla beraber miR-639'un düşük ekspresyonu ile hastalığın ileri evresi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak miR-639, miR-641 ve miR-3613-3p'nin kolorektal kanser patogenezinde tümör baskılayıcı, miR-1915-3p'nin ise onkojenik rol oynadığını ve tanıda kullanılabilecek yeni biyomarkırlar olabileceği düşünülmektedir.

Ruşen Avşar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Altındağ (Nizip/Gaziantep) florası

Bitki çeşitliliği, doğal ekosistemlerin ana bileşenlerinden biridir ve ekosistemlerin işlevselliğini ve sağlığını korumada kritik bir rol oynar. Alan florasının incelenmesi, bölgeye özgü bitki türlerinin dağılımını ve çeşitliliğini anlamamıza yardımcı olan önemli bir araştırma alanıdır. Bu çalışma, Altındağ (Nizip/Gaziantep) florasını tespit etmek amacı ile yapılmıştır. 2021 ve 2023 yılları arasında gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucunda 611 bitki örneği toplanmıştır. Toplanan bitki örneklerinin değerlendirilmesi yapılmış olup 54 familya ve 236 cinse ait 319 tür, 49 alttür ve 28 varyete olmak üzere toplamda 396 takson tespit edilmiştir. Araştırma alanında bulunan başlıca büyük ilk 5 familya: Fabaceae 51 (%12,88), Asteraceae 46 (%11,62), Lamiaceae 30 (%7,58), ve Apiaceae 26 (%6,57), Poaceae 21 (%5,30) ve sırasıyla büyük ilk 5 cins ise: Convolvulus 8 (%2,02), Trifolium 8 (%2,02), Euphorbia 7 (%1,77), Vicia 7 (%1,77), Hypericum 7 (%1,77), şeklindedir. Araştırma alanında 11 endemik takson (%3) tespit edilmiştir. Taksonların fitocoğrafya bölgelerine göre dağılımı: 96 takson (%24) İran-Turan elementi, 67 takson (%17) Akdeniz elementi ve 4 takson (%1) ise Avrupa-Sibirya elementi ile ilişkilendirildiği; 228 taksonun ise (%58) çok bölgeli ya da bölgesel ilişkisinin belirlenemediği tespit edilmiştir. Araştırma alanında tespit edilen 13 taksonun tehlike kategorileri: CR (2 takson), EN (2 takson), CD (1 takson), DD (1 takson), LC (2 takson) ve VU (5 takson) olarak belirlenmiştir.

Bitki taksonomisiBitki çeşitliliğiBiyolojik çeşitlilik
Ebru Bozlar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Gaziantep'te (Türkiye) trafik kökenli ağır metal kirleticilerinin bazı toprak enzim aktiviteleri üzerine etkileri

Bu çalışmada trafik kaynaklı potansiyel toksik elementlerin (PTE) toprakların mikrobiyal ve enzimatik aktiviteleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç için yol kenarlarındaki karışık antepfıstığı (Pistacia vera L.) ve zeytin (Olea europaea L.) bahçelerinden 80 toprak örneği toplanmış ve örneklerin seçili genel özellikleri, besin elementleri, PTE içerikleri ile toprak mikrobiyal ve enzimatik aktivitesine ait içerikleri analiz edilmiştir. PTE kaynakları, çoklu istatistiksel yöntemlerle belirlenmiş, kirlilik düzeyleri ekolojik ve çevresel indekslere göre değerlendirilmiştir. PTE bolluğunun Fe>Mn>Ni>Cr>Zn>Pb>Cu>Co>Cd olduğu bulunmuştur. Toprakların %53,13'ünün Ni, %15,63'ünün ise Cr içerikleri bakımından yasal sınırları aştığı belirlenmiştir. Çoklu istatistiksel analiz sonuçlarına göre Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni ve Pb'nin litojenik, Cd ve Zn'nin ise antropojenik kökenli olduğunu saptanmıştır. Toprakların, Ni ve Pb bakımından orta, Cd ve Cr bakımından ise düşük düzeyde kirlendikleri ve toprakların tarımsal üretim açısından veriminin düştüğü bulunmuştur. ALP üzerine inorganik ve organik gübreleme sonucu zenginleştiği belirlenen Cd'nin olumsuz, Zn'nin ise olumlu ve litojenik PTE'lerin ise ASP ve ÜRA üzerine olumsuz, KAT, ALP, BSR ve C/N üzerine ise olumlu etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Taşıt trafiğinin oluşturduğu emisyonların mikrobiyal ve enzimatik aktiviteler üzerine önemli düzeyde etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.

Gaziantep
Mustafa Demir
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz bölgesi bitkileri

öz YÜKSEK LİSANS TEZÎ DOĞU AKDENİZ BÖLGESİ BİTKİLERİ DENİZ KARAÖMERLİOĞLU ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman:Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Yıl: 1999, Sayfa:203 Jüri:Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Doç. Dr. K. Tuluhan YILMAZ Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Bu çalışma; Doğu Akdeniz Bölgesi'nin sahip olduğu bitki türlerini ve bunların botaniksel özelliklerini ortaya koymak amacı ile yürütülmüştür. Doğu Akdeniz Bölgesine ait bitkiler ve bu bitkilere ait bilgiler (sistematik bilgiler, ömürleri, yapılan, hayat formları, kromozom sayılan, ilk ve son çiçeklenme zamanı, spor olgunlaşma zamam, Türkiye'de Grid sisteme göre bulunduğu kareler, Doğu Akdeniz Bölgesinde bulunduğu yerler, Türkiye'deki genel dağılımı, Dünyadaki genel dağılımı, habitat özellikleri, Türkiye'de bulunduklan minimum ve maksimum yükseklikleri, tip örnekleri, tanımlandığı yerler, endemizim durumu, fitocoğrafik bölgeler, Türkiye'deki tehlike sınıflan, Türkçe adlan, zehirli olanlar, tıbbi özelliğe sahip olanlar, sanayide kullanılanlar, gıda olarak değerlendirilenler, süs bitkisi olarak değerlendirilenler, kültürü yapılanlar) bir araya getirilmiş ve bu bilgilerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Buna göre; Doğu Akdeniz Bölgesi florasının; 145 familya'ya ait 927 cins ve bu cinslere ait toplam 4106 tür ve tür altı düzeyde taksondan oluştuğu saptanmıştır. Bölge florasının en hakim familyalar olan Legüminosae 472 takson ve Composüae 463 takson içermektedir. En çok tür içeren ilk iki cinsten Astragalus 117 takson ve Verbascum 80 taksona sahiptir. Endemik takson sayısı ise 996 olup endemizm oram %24,4'dür. Bunlardan 933'ü Red Data Book'a göre beş farklı tehlike sınıfı içerisinde yer alır. Araştırma alanında saptanan 4106 bitkiden; 1291'i Akdeniz, 1017'si İran-Turan, 358'i Avrupa-Sibirya elementi ve 107'si kozmopolit taksonlardır. Araştırma alanında bulunan taksonlardan 828 takson tıbbi amaçlı olarak kullamlmaktadır. Saptanan taksonlardan 465 takson zehirli sınıfına girmektedir. 4106 taksondan 238'i gıda, 23'ü süs bitkisi, 78'inin kültürü yapılmakta ve 114'ü sanayi alanlarında kullamlmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Flora, Takson, Fitocoğrafya, Endemizim.

Bitki coğrafyasıDoğu Akdeniz bölgesiFlora+1
Deniz Karaömerlioğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı Tanacetum L. türlerinde antimikrobiyal aktivite ve minimum inhibitör konsantrasyon tayini

Lale Özcan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Toprak izolatı Pseudomonas suşlarının pestisit biyo parçalama düzeyleri

Bu çalışmada toprak izolatı Pseiıdomonas sp. suşlarmın klorpirifos'u biyolojik olarak parçalaması ve parçalanma ürünleri araştırılmıştır. Pestisit uygulanmış topraktan izole edilen ve P3, P4 ve P15 suşlan Pseiıdomonas sp. olarak tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. Bu suşlann minimal tuzlar besiyerinde klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. P3 ve P15 suşlannın klorpirifos'lu besiyerindeki bakteri gelişimi klorpirifos'suz besiyerindekinden iki kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Klorpirifos miktarmdaki en yüksek düşüşün olduğu periyotlarda, toplam bakteri sayısında en yüksek artışın olduğu belirlenmiştir. Klorpirifos'un besiyerlerindeki azalışı gaz kromotografisi (GK) ile analiz edilmiştir. P4 susunu diğer suşlardan daha hızlı olarak klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. İnkübasyonun 12 saatinde besiyerinde klorpirifos'un %89.1'inin azaldığı belirlenmiş 48. saatte besiyerinde klorpirifosun başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %4.3'ünün kaldığı tespit edilmiştir. P3 susu ilk 12 saatte başlangıçtaki klorpirifos'un %76.1'ini parçaladığı, P15 susunun ise %51.2'sini parçaladığı belirlenmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarındaki azalış bakteriyle yapılan çalışmalara oranla çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarında inkübasyonun 12. saatinde başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %3.4'ünün azaldığı tespit edilmiştir. 96. saatte bakterili besiyerlerinde hiç klorpirifos tespit edilemezken kontrol besiyerinde klorpirifos'un %42.3'ünün sıvı çözeltide parçalanmadan kaldığı belirlenmiştir. 96. saatteki parçalanma ürünlerinin tayini gaz koromatografisi kütle spektrometresi (GK-KS) birleşik sistemi kullanılarak belirlenmiştir. Bakteriyle çalışılan besiyerlerinde klorpirifos'un parçalanma ürünü olan 3,5,6-trikloro-2-piridinol (TKP) tespit edilmiştir. Kontrol besiyerinde ise besiyerinde kalan klorpirifos piki oldukça belirgin bir şekilde gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pseudomonas sp., Klorpirifos, Biyolojik Parçalanma, TKP, GK-KS

Biyolojik parçalanmaGaz kromatografisiKlorpirifos+2
Ayşenur Kaya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Aksu (Kahramanmaraş) nehrinin bakteriyolojik kirlilik düzeyinin belirlenmesi ve Enterobacteriaceae üyelerinde antibiyotik ve ağır metal dirençliliği

Bu çalışmada Aksu nehrindeki Enterobacteriaceae grubuna ait bakteriler, bu bakterilerin antibiyotik ve ağır metal dirençliliği ile bu dirençliliğin eliminasyonu ve dirençlilik transferi incelenmiştir. Aksu nehrinde bakteriyel kirliliğin yoğun olduğu belirlenmiştir. Su örneklerinden Enterobacteriaceae familyasına ait 67 suş izole edilmiş olup, izolatlar arasmda E. coli %612, Klebsiella sp. %29.8, Citrobacter sp. %1.5, Pseudomonas sp. %1.5 oranında temsil edilmektedir. tzole edilen suşlarda KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER, CTX antibiyotiklerine karşı dirençlilik testi yapılmış olup, %76.1'inde çoklu antibiyotik dirençliliği tesbit edilmiştir. Bu izolatlann Ni, Cd, Cu, Cr ağır metalleri için dirençlilik frekansı belirlenmiştir. Bu ağır metallere karşı bakterilerin %94'ünün çoklu ağır metal dirençliliği gösterdiği bulunmuştur. Nitrocephin metoduna göre bakterilerin beta-laktamaz üretme yetenekleri test edilmiş ve bu izolatlann %49.3'ünün beta-laktamaz ürettiği bulunmuştur. Beta-laktamaz testi sonucu pozitif olan 1 1 suş Ethidium Bromid ile dirençlilik eliminasyon testine tabi tutulmuş ve KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için farklı oranlarda dirençlilik eliminasyonu saptanmıştır. E.coli ve Klebsiella sp. cinsleri arasmda yapılan konjugasyon denemelerinde KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için konjugasyon gerçekleşmiştir. Konjugantlardan plazmid izolasyonu yapılarak, plazmid DNA' sı agaroz jel elektroforezinde separe edilmiş, plazmid saptanamamıştır. Herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmadan şehirsel ve endüstriyel atıkların akarsular gibi yüzey sularına verilmesinin bakterilerde antibiyotik ve ağır metal dirençliliğini artırdığı, enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakteriler ile antibiyotik ve ağır metal dirençliliğinin akarsular tarafından geniş alanlara yayıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aksu Nehri, Enterobacteriaceae, Dirençlilik, Konjugasyon.,

Aksu NehriDirençlilikEnterobacteriaceae+2
Sevil Toroğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
10
Master'sOpen AccessTR

Pimplea turionellae L. erginlerinin eşey oranına suda çözünen vitamin karışımının farklı derişimlerinin etkileri

Bu çalışmada, farklı derişimlerdeki suda çözünen vitamin karışımının bir endoparazitoid hymenopter türü olan Pimpla turionellae L. (Hymenoptera: Ichneumonidae) erginlerinin eşey oranı üzerine etkileri kimyasal yapısı belirli sentetik besinler kullanılarak incelenmiştir. Besinin vitamin karışımım içermemesi toplam ergin çıkışım önemli derecede etkilememiştir. Besindeki vitamin karışımının kontrole oranla iki katma çıkartılması (%0.426) böceğin eşey oranına kontrole oranla önemli bir etkide bulunmazken, vitamin oranının kontrolün yarısına düşürülmesi (%0.142) veya besinin vitamin içermemesi dişi birey çıkışını önemli düzeyde etkileyerek düşürmüştür. P. turionellae erginlerinin maksimum sayıda dişi birey üretebilmeleri için besinlerinde en azından %0.284 oranında vitamin karışımı içermesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Pimpla turionellae, eşey oranı, vitamin.

Sayad Kocahan Soltanova
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Cyprinus carpio'da bakırın karaciğer ve solungaç dokularında birikimi ve metal bağlayıcı protein sentezine etkisi

öz YÜKSEK LİSANS TEZİ CYPRİNUS ÇARPIMDA BAKIRIN KARACİĞER VE SOLUNGAÇ DOKULARINDA BİRİKİMİ VE METAL BAĞLAYICI PROTEİN SENTEZİNE ETKİSİ Özgür FIRAT ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Ferit KARGIN Yıl:2004., Sayfa :59 Jüri: Prof. Dr. Ferit KARGIN : Prof. Dr. Seyhan TÜKEL : Yrd. Doç. Dr. Hatice K. GÜVENMEZ Bu araştırmada 0.1 ve 1.0 ppm derişimlerinde Cu içeren ortama 10 ve 20 günlük sürelerle bırakılan Cyprinus carpiö'mm. karaciğer ve solungaçlarında bakırın birikimi ve metal bağlayıcı protein düzeylerine etkisi incelenmiştir. Denenen tüm koşullarda organlardaki bakır birikimi süreye ve ortam derişimine bağlı olarak artmıştır. En yüksek bakır birikimi karaciğerde bulunmuş, bunu solungaç dokusu izlemiştir. C. carpiö>ram karaciğer ve solungaç proteinleri SDS-poliakrilamid jel elektroforez yöntemiyle saptanmıştır. Çalışılan tüm konsantrasyonlarda, karaciğerde 40-54 kDa arasında orta molekül ağırlıkta (OMAP) 5 band, 66-170 kDa arasında yüksek molekül ağırlıklı (YMAP) 6 band olmak üzere toplam 11 protein bandı, solungaçlarda ise 64-101 kDa arasında YMAP'den 4 band ve 25-48 kDa arasmda OMAP'den 5 band olmak üzere toplam 9 protein bandı saptanmıştır. Deney gruplarının tümünde karaciğerde saptanan 11 protein bandının densitometredeki ölçümlerin de 170, 136, 113 ve 88 kDa olan YMAP bantlarında ve 40 kDa OMAP bandının protein yoğunluğu kontrol balıklarıyla karşılaştırıldığında önemli derecede artmıştır. Solungaçlarda ise 90 ve 72 kDa olan YMAP bandlannda ve 30, 26 ve 25 kDa olan OMAP bantlarının protein yoğunluklanmn önemli oranda arttığı belirlenmiştir. Hem karaciğer hem de solungaçlarda protein bantlanndaki yoğunluk artışı derişim ve süre açısından bir ayrım göstermemiştir. Anahtar Kelimeler :Bakır, Balık, Birikim, Metal Bağlayıcı Protein, Cyprinus carpio

Özgür Fırat
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Kadmiyum'un Clarias lazera (Valenciennes, 1840)'nın solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki birikim ve eliminasyonu

oz YÜKSEK LİSANS TEZİ KADMİYUM'UN Clarias lazera (Valenciennes, 1840)'nın SOLUNGAÇ, KARACİĞER, BÖBREK, DALAK ve KAS DOKULARINDAKİ BİRİKİM ve ELİM İNASYONU Serda KARAYAKAR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Cahit ERDEM ikinci Danışman Yü Jüri Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK 2004, Sayfa: 34 Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Doç.Dr. M. Z Lugal GÖKSU Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Clarias lazera ile yapılan bu araştırmada kadmiyumun 0.25, 0.50 ve 1.00 ppm ortam derişimlerinin etkisinde 30 gün süre ile solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki birikimi ile bunu izleyen 15, 30 ve 45 günlük periyotlarda bu dokulardan depurasyon düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Doku metal düzeylerinin belirlenmesinde ICP-AES spektrofotometrik yöntemi kullanılmıştır. Denenen ortam derişimlerinin etkisinde kadmiyum birikiminin kontrole oranla tüm dokularda önemli düzeyde arttığı, en fazla birikimin böbrek dokusunda olduğu, bunu sırasıyla karaciğer, dalak, solungaç ve kas dokularının izlediği saptanmıştır. Farklı ortam derişimlerinin 30 gün etkisi sonunda belirlenen depurasyon periyotlarında ise dalak ve karaciğer dokusunda herhangi bir değişim gözlenmemiş, solungaç ve kas dokusundaki metal düzeyinde genel olarak bir azalma, böbrek dokusunda ise bir artış belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Clarias lazera, Kadmiyum, Birikim, Depurasyon

Serda Karayakar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2004
00