
3
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Serebral anevrizma tedavisinde uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: İntrakranyal anevrizmalarda, cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin 18 yıllık dönemde retrospektif olarak sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahi Anabilim Dalı'nda 2001-2018 yılları arasında "intrakranyal anevrizma" tanısı konulmuş toplam 1183 (722 kadın, 461 erkek; yaş ortalaması 51,3±12,4 yıl) hasta incelendi. Cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin sonuçları, epidemiyolojik veriler, anevrizmanın lokalizasyonu, World Federation of Neurosurgical Societies (WFNS) derecesi, hastaneye başvuru semptomları, tedavi öncesi ve sonrası saptanan nörolojik muayene bulguları, mortalite ve morbiditeye etki eden diğer hastalıkları, komplikasyonlar, mortalite, geçici ve kalıcı gelişen nörolojk defisitler, kontrol "digital substraction angiography" (DSA)'de rest dolum olup olmaması, taburculuk sırasındaki Glasgow Sonuç Ölçeği (GSÖ) gibi değerleri göz önüne alınarak karşılaştırıldı. Sonuçlar: Cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin ortalama GSÖ skorları kovaryans analizi ile karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,542). Ancak, anevrizmalar lokalizasyonlarına göre sınıflandırılarak değerlendirildiğinde anterior komunikan arter (AKoA) anevrizmalarında cerrahi grubun GSÖ sonuçlarının endovasküler gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,004). Diğer lokalizasyonlarda iki tedavi yöntemi arasında istatiksel olarak anlamlı fark belirlenmemiştir. Özellikle İKA ve VBS anevrizmalarında son yıllarda sıklıkla endovasküler yöntemin tercih edilmesi sebebiyle, cerrahi yöntem ile kapatılan anevrizma sayılarının azlığı, bu çalışmanın kısıtlılıklarından bir tanesidir. İşlem sonrasında yapılan kontrol DSA sonuçları incelendiğinde cerrahi tedavi gören grupta %11,5, endovasküler tedavi grubunda %41,6 oranında rest anevrizma izlenmiştir (p=0,001). Her iki yöntemin mortalite ve morbidite oranlarına bakıldığında da iki yöntem arasında anlamlı fark saptanmamıştır. AKoA anevrizmaları gibi cerrahi tedaviye uygun lokalizasyonlarda bile son yıllarda endovasküler yöntemin tercih edilme oranlarının arttığı görülmüştür.
İntrakranial anevrizma tedavisinde kullanılan platin koile karşı beyin dokusundaki hücresel reaksiyonun değerlendirilmesi
Herhangi bir nedenle subaraknoid mesafeye (subaraknoid membran ile pia mater arasına) olan kanamalar subaraknoid kanama (SAK) olarak isimlendirilir. Kanama bir noktadan olmasına rağmen; kan, beyin omurilik sıvısı (BOS) aracılığı ile supratentorial, infratentorial ve spinal subaraknoid mesafeye yayılır. Yani, SAK santral sinir sisteminin belli bir bölgesini değil, tamamını ilgilendiren bir patolojik durumdur. SAK serebrovasküler ölümlerin %25'ine neden olur. Son yıllarda tanı ve tedavideki ilerlemelere rağmen, SAK yüksek mortalite ve morbiditesi nedeni ile ciddi bir sağlık problemi olmaya devam etmektedir. Genel olarak toplumda yılda ortalama 10/100000 oranında travmatik olmayan SAK görüldüğü kabul edilmektedir. Hastaların yaklaşık %75-90 ında sebebin anevrizma kanaması olduğu gösterilmiştir. SAK her yaşta görülebilirse de sıklıkla 50-65 yaş arasında meydana gelmektedir. Anevrizmal SAK'ın en ciddi komplikasyonu ikinci kanamadır. Birinci kanamadan sonra mortalite %30 iken, ikinci kanama sonrası mortalite %60'a ulaşmaktadır. Rüptüre anevrizma tedavisinde ön plandaki iki yöntem; cerrahi klipleme ve endovasküler koil embolizasyondur. İki yöntem karşılaştırıldığında 2002 yılındaki ISAT ( International Subarachnoid Aneurysm Trial ) çalışmasında endovasküler koil embolizasyon yönteminin cerrahi kliplemeye göre mortalite ve morbidite açısından daha düşük oranlara sahip olması, daha öncelikli kullanılır ve tercih edilir yöntem olarak ortaya çıkarmıştır. Endovasküler tedavide ana hedef anevrizmanın total oklüzyonudur. Yapılan çalışmalarda anevrizma ne kadar sıkı doldurulursa da anevrizmal kese içine konulan koil hacminin anevrizma kesesi hacmine oranının en fazla %33,3 olduğu bilinmektedir. Anevrizmal kan akımının azalması, intraanevrizmal trombüs oluşumu, koili serbestleştirmek için kullanılan elektrik akımı gibi mekanizmalar sonucunda fibrozise kadar ilerleyen bir oklüzyon periyodu düşünülmektedir. İntrakranial anevrizmaların endovasküler tedavisinde platin koiller yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda platinin inert ( kimyasal olarak aktif olmayan ) olduğu ve fibrozis sürecinde etkisinin zayıf olduğu düşünülmektedir. Ancak özelikle rüptüre olmuş anevrizmalarda platin koil ile tedavi sonrası beyin dokusu ile temasında etkisiyle fibrozis sürecinin etkilendiği düşünülmektedir. Bu çalışmada ratların beyin dokusu ile temas eden platin koile karşı gelişen hücresel değişiklikler ve platin koilin fibrozis gelişimindeki rolü akut ( 3 gün ) ve kronik ( 10 gün ) dönemde histomorfolojik açıdan incelenmiş olup, rüptüre anevrizmalarda koil embolizasyon ile anevrizma tedavisinin güvenirliliğinin değerlendirilmesine rehberlik edecek bir proje olması hedeflenmiştir. Çalışmamızda ağırlıkları 250-300 gr arasında olan 40 adet genç-erişkin Winstar-Albino Rat deney hayvanı kullanılmıştır. Ratlar Gaziosmanpaşa Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırmaları Birimi'nde üretilmiş olup deney boyunca (hayvanın yaşadığı dönemdeki deney aşaması) sabit 21 (± 1) °C sıcaklıkta ve %50 (± 10) nemli ortamda tutulmuştur. Yapay gün/gece ortamı 12 saatlik devreler halinde aydınlatmayla sağlanmıştır. 40 adet rat randomize olarak, her bir grupta 10 tane olmak üzere akut ve kronik dönemde incelenmek amacıyla 4 gruba ayrıldı. Hayvanlara yapılacak tüm girişimler genel anestezi altında uygulandı. Antibiyotik profilaksisi olarak cerrahiden 30 dakika önce 20 mg/kg sefazolin sodyum, işlem sırasında xylazine 3-10 mg/kg ve ketamine 90 mg/kg olarak tüm ratlara uygulanmıştır. 10'lu şekilde 4 gruba ayrılmış olan hayvanların akut ve kronik grup olmak üzere 2 gruba kranial orta hattan burr hole açılıp, interhemisferik aralığa platin koil konulmuş, diğer 2 gruba da sham operasyonu yapılmıştır. Hemostazı takiben tabakalar anatomik planda kapatılıp takiben 72 saat sonunda akut dönem etkileri ve 10. gün sonunda kronik dönem etkileri incelenmek amacıyla hayvanlar sakrifiye edilmiştir. Sakrifikasyon sonrası ratların beyin dokuları çıkarılıp histomorfolojik incelemeye tabi tutulmuştur. Histolojik analizler Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji laboratuvarında hemotoksilen ve eosin ile boyanıp ışık mikroskobu altında gerçekleştirilmiştir. Platin koile karşı gelişmiş olan hücresel değişiklikler ve fibrozis gelişimi açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde; yapılan analizler sonucunda işlem gerçekleştirilen alanda oluşan reparatif dokunun en az koil+3günlük grupta olduğu, en fazla reperatif doku oluşumunun ise koilsiz 10 günlük grupta olduğu görüldü. Koilsiz 3 günlük grup ile koil+10 günlük gruplarda ise tamir dokusu oluşumu diğer gruplara göre ortalama düzeyde idi. Bu iki grup istatistiksel olarak birbirleri ile benzer, diğer gruplardan ise farklı olarak saptandılar. Sonuç olarak platin koilin; doku reaksiyon gelişimini azalttığı, bu durumun belki tam oklüzyon gelişimi açısından dezavantaj olmakla birlikte, tromboemboli ihtimalini azalması ayrıca protrüde olan koil kısımlarının beyin dokusuna irritan bir etki yapmadığının gösterilmiş olması açısından önemli olduğu düşünülmüştür. Ve tarafımızca yapılmış deneysel çalışma benzeri bir araştırma literatür incelendiğinde görülememiş olmakla beraber platin koile karşı gelişen reaksiyonların değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kalıcı oklüzyon sağlanabilmesi amacıyla embolizasyon işleminde kullanılan koillere karşı gelişen reaksiyonların değerlendirilebilmesi için daha uzun süreli ve mekanizmaların değerlendirilebilmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Subaraknoid kanama, anevrizma, platin koil
Ratlarda bilateral ana karotid arter oklüzyonu ile oluşturulan serebral iskemi ve reperfüzyon modelinde karvakrolün nöroprotektif etkilerinin araştırılması
Serebral iskemi gelişmiş toplumlarda kanser ve kalp damar hastalıklardan sonra ensık üçüncü ölüm nedenidir. İnmenin tedavisine baktığımızda özellikle son yıllarda en önemli tedavi protokollerinden biride nöroprotektif tedavidir ve bu tedavi ile enfarkt sahasında meydana gelen hücre hasarını sınırlamaktadır. Antienflamatuar etkisi olan karvakrolün enfarkt gelişmiş serebral dokuda nöroprotektif etkinlik göstermektedir fakat bu etkisi yeterince moleküler düzeyde aydınlatılamamıştır. Bizim çalışmamızdaki amaç laboratuvar ortamında serebral dokuda global iskemi oluşturarak karvakrolün plazma TBARS, GSH, SOD, CAT, GPx,IL-1 BETA, IL-4 ve TNF-ALFA seviyelerine etkilerini araştırmaktır. Herbiri on tane Wistar albino rat içeren 4 grup oluşturuldu. Anestezi ve analjeziyi takiben ilk iki guruptaki hayvanlarda bilateral karotis kominis arterleri 15 dk süre ile anevrizma klipsleri ile klemplendi. İskemi oluşturulan bu iki gurubun ilkine (IR+karvakrol gurubu) 50mg/kg/gün karvekrol 15 gün süre ile verildi diğer iskemi oluşturulan guruba (IR gurubu) ise ise karvecrol'ün içinde çözüldüğü 50mg/kg/gün dozunda sadece CMV 15 gün süre ile verildi İskemi oluşturulmayan diğer iki guruba ise sadece karotis diseksiyonları oluşturulup tekrar sütüre edildi bu iki gurubun; ilkine (karvakrol gurup) 50mg/kg/gün karvakrol 15 gün süre ile verildi iskemi oluşturulmayan ikinci guruba (kontrol gurup ) ise 50mg/kg/gün sadece CMV 15 gün süre ile verildi. Bütün bu tedavilerden sonrası 15. günün sonunda, bütün bu gurupların plazmaları alındı ve beyin dokuları çıkarıldı. Plazmaları incelenen ratların karvakrolün saydığımız parametreler üzerindeki olumlu etkileri ve etkilemediği parametreleri tablo ve grafiklerle sunuldu. Bu çalışmanın sonunda karvakrolün iskemi oluşturulmayan serebral doku üzerindeki olumlu etkileri istatistiksel olarak anlamlı sonuç vermezken ıskemi oluşturulan serebral doku üzerindeki olumlu etkilerinde anlamlı sonuçlar elde edildi. Anahtar kelimeler: CAT, GPx, GSH, IL-1 beta, IL-4, SOD, Tbars, TNF-alfa,