
1,146
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Cenin pozisyonunun ve beyaz gürültünün nazal CPAP'daki yenidoğanların serebral oksijenlenmesine etkisi
Amaç: Bu çalışma cenin pozisyonunun ve beyaz gürültünün nazal CPAP'daki yenidoğanların serebral oksijenlenmesine ve konforuna etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesi, yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki nazal CPAP'da bulunan yenidoğanlar araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini yenidoğan yoğun bakım ünitesinde nazal CPAP desteği alan cenin pozisyonu (n= 37), beyaz gürültü (n= 37), kontrol (n= 37) gruplarındaki 111 yenidoğan oluştumaktadır. Araştırma 16 Şubat 2023 - 25 Mayıs 2024 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Deney grubundaki yenidoğanlarda cenin pozisyonu ve beyaz gürültü uygulamalarının serebral oksijenlenme ve konfor parametreleri üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Kontrol grubundaki yenidoğanlara klinikdeki rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. 9 saat NIRS cihazı ile yenidoğanların serebral oksijen düzeyleri kayıt altına alınmıştır. Veriler 'Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu', 'NIRS Takip Çizelgesi' ve 'Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği' ile toplanmıştır. Bulgular: Cenin pozisyonu ve beyaz gürültü grubunda yer alan yenidoğanların girişim esnasında serebral oksijenlenme ortalamaları kontrol grubuna göre artış göstermiştir (p<0.05). Yenidoğanların konfor düzeylerininde cenin pozisyonu ve beyaz gürültü gruplarında arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Cenin pozisyonu ve beyaz gürültünün nazal CPAP'daki yenidoğanlarda serebral oksijenlenme ortalamalarını arttırdığı ve yenidoğanların konfor davranış ölçeği puan ortalamalarını düşürerek konforlarını yükselttiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyaz gürültü, CPAP, cenin pozisyonu, serebral oksijenlenme, yenidoğan
Yenidoğanlarda uygulanan masaj ve ayak refleksolojisinin uyku üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma prematüre bebeklere uygulanan masaj ve ayak refleksolojisinin uyku üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İç Anadolu Bölgesinde yer alan bir hastanenin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine yatan 30-37 gestasyonel haftada olan prematüre bebekler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Masaj grubu (n=36), Ayak refleksoloji grubu (n=36) ve Kontrol grubu (n=36) olmak üzere 108 prematüre bebek oluşturmuştur. Veriler yenidoğan takip formu ve aktigrafi kullanılarak toplanmıştır. Masaj ve Ayak refleksolojisi gruplarına iki gün ard arda günde 2 defa (Sabah:07.00-09.00 ve Akşam:19.00-21.00) 15 dakika uygulama periyodu şeklinde toplamda 4 uygulama yapılmıştır. Kontrol grubuna rutin hemşirelik bakımı dışında herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Her grupta ön test ve son test uygulamaları ile yenidoğanların 24 saatlik uykuları aktigrafi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Masaj grubunda yer alan prematüre bebeklerin uyku süresi uygulama öncesine (251 dk) ve kontrol grubuna göre (272 dk) artarken ayak refleksoloji grubunun uyku süresi uygulama öncesine (268 dk) ve kontrol grubuna göre (266 dk) artmıştır (p<0.001). Uyku verimliliği ise uygulama sonrası kontrol grubuna göre daha fazla artarak masaj grubunda %73'e, ayak refleksoloji grubunda %71.8'e yükselmiştir (p<0.001). Ayrıca uygulama sonrası masaj ve ayak refleksoloji grubunda uyanma sayısı ile uyanıklık süresinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olmuştur (p<0.001). Sonuç: Araştırma sonucunda, prematüre bebeklerde masaj ve ayak refleksoloji uygulamasının uyku süresi ile uyku verimliliğini arttırdığı, uyanıklık süresi ve uyanıklık sayısını azalttığı tespit edilmiştir ve uyku yönetiminde etkili non-farmokolojik yöntemler olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, masaj, ayak refleksoloji, uyku
Deprem bölgesinde yaşayan hipertansiyon hastalarının depremden sonra tedaviye uyumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı Şubat 2023 depremlerinden sonra hipertansiyon hastalarının tedavi uyum düzeyleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Tanımlayıcı şekilde yapılan araştırmanın evrenini Malatya Battalgazi Devlet Hastanesi Dâhiliye polikliniği ve acil servisine 1 Mart-15 Nisan 2024 tarihlerinde başvuran hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Örnekleme araştırmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 372 hasta alınmıştır. Veriler Hasta Bilgi Formu ve Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyumu ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği kullanılmış ve yüz yüze görüşmeyle toplanmıştır. Bilgilerin analiz edilmesinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 62.36±10.03 olup %61.3'ü kadındır. Hastaların Medikal Tedaviye Uyum alt boyut puanı 25.67±3.50, Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyum ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği total sayı ortalaması 69.62±6.70 dir. Kadınların, çocuk sayısı fazla olanların, okuryazar olmayanların, ev hanımlarının, geliri giderinden az olanların, kontrollerini sadece yılda bir kez yaptıranların tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısı puanları daha düşük bulunmuştur. Çocuk sayısı, beden kütle indeksi, sistolik kan basıncı, son 6 ay içinde HT nedeniyle acile başvuru sayısı ile uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları arasında negatif yönlü, hastalık süresi arasında pozitif yönlü düşük seviyeli ilişki bulunmuştur. Sonuç: Deprem sonrası tedaviye uyumu etkileyebilecek yaşam koşullarına ilişkin olumsuzlukların halen devam etmekte olduğu bölgede ikamet eden HT hastalarının tedaviye uyumları genel olarak iyi bulunmuştur. Bununla birlikte; kadınlar, çocuk sayısı fazla olanlar, okuryazar olmayanlar, ev hanımları, geliri giderinden az olanlar, kontrolleri düzenli olmayanların, uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları düşük bulunduğundan bu guruplar başta olmak üzere hipertansiyon hastalarında hem tedaviye uyumu hem de yaşam değişikliği başarısını artıracak çalışmalar planlanmalıdır. Araştırmacılar farkındalığı, uyumu, bilgi düzeyini, tutum ve davranış değişikliği oluşturacak sağlık inancını olumlu etkileyecek çalışmalar yaparak tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Hipertansiyon, Tedaviye uyum, Yaşam Değişikliği Başarısı
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı bireylerde koronavirüs korkusunun tedaviye uyumuna etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma KOAH tanılı bireylerin koronavirüs korkusunun tedaviye uyum düzeyine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Kasım 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları servisinde yatan 262 KOAH tanılı hasta ile yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için ilgili kurumlardan gerekli izinler, etik kurul onayı ve çalışmaya katılan bireylerden yazılı bilgilendirilmiş gönüllü onam alınmıştır. Araştırmanın verileri, Tanıtıcı Özellikler Formu, Saint George Solunum Anketi, Covid-19 Korkusu Ölçeği, Morisky 8-Maddeli İlaca Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 67.95±14.35 olup, hastaların %56.9'u erkektir. Hastaların ilaca uyum ortalama puanı 2.58±1.41, Covid-19 Korkusu ortalama puanı 16.74±7.41 olarak bulunmuştur. SGRQ ölçeğinin semptom alt boyut puan ortalaması 49.88±23.74, hastalık etkileri alt boyut puan ortalaması 44.18±16.18, aktivite kısıtlılığı alt boyut puan ortalaması 64.15±22.75 ve SGRQ ölçek toplamı puan ortalaması 51.89±9.093 olarak bulunmuştur. KOAH tanılı hastalarda koronavirüs korkusunun tedavi uyumuna negatif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir etkisi bulunmuştur (p=0.104, r=0.101). KOAH tanılı bireylerin koronavirüs korkusu düzeyi ile SGRQ toplam puan arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p=0.333, r=0.199). Hastaların tedaviye uyumu ile SGRQ toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p=0.104, r=-0.101) Sonuç: KOAH tanılı bireylerde koronavirüs korkusu arttıkça tedaviye uyum düzeyi azalmıştır. KOAH tanılı bireylerde koronavirüs korkusu arttıkça SGRQ toplam puan artmıştır. Aynı zamanda SGRQ toplam puan arttıkça tedaviye uyum düzeyi artmıştır. Hasta ve yakınlarının tedavi süreci, eğitimi ve Covid-19 hakkında bilgilendirilmeleri önerildi. Hastaların pandemi ve sonrasındaki süreçte kaygılarını hafifletmek için psikolojik durumu desteklenmeli, kontrollerin önemi vurgulanmalı, tedavi uyumları için bilgi düzeyleri artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: KOAH, Koronavirüs Korkusu, Tedaviye Uyum
Basketbolcularda Kettlebell egzersizlerinin şut performansına etkisinin incelenmesi
Amaç: Günümüzde sporcuların istenen atletik performansa ulaşabilmesine yardımcı olacak alternatif ve etkili antrenman metotlarını oluşturmak. Bu çalışmada, Kettlebell egzersizleri ile basketbolcularda kuvvet, hız ve teknik parametrelerinin gelişim incelemesi amaçlanmıştır. Materyal ve metot: Çalışmaya, 16 erkek basketbolcu dahil edildi. Basketbolcular deney (n=8) ve kontrol (n=8) grubu olarak iki farklı gruba randomize şekilde ayrıldı ve deney grubu 16 birimden (8 hafta x 2 gün) oluşan antrenman sürecine dahil oldu. Araştırma öncesi ve bitiminde uygulanan genel vücut kompozisyon, bacak-sırt kuvveti, pençe kuvveti, itme kuvveti, dikey sıçrama, esneklik, 5-10-20 metre sprint koşu, illinois çeviklik testi, knox dribbling testi ve 2-3 sayılık zig-zag şut testi değerleri ölçüldü. Veriler IBM SPSS Statistics 25 programı ile analiz edildi. Verilerin karşılaştırılmasında eşleştirilmiş örneklem t-testi ve iki grubun karşılaştırılmasında ise bağımsız örneklem t-testi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen gruplar arasında antrenman öncesinde genel vücut kompozisyon ölçümleri ve hiçbir test performans değerinde anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0.05). Ön test ve son test performans sonuçları incelendiğinde deney grubunun tüm sprint ve çeviklik performans ile kuvvet, sıçrama performansları açısından son testler lehine olumlu istatistiksel farklılık olduğu tespit edildi (p>0.05). Ayrıca uygulanan antrenmanlar sonucunda 2 sayılık ve 3 sayılık zig-zag şut isabet oranında deney grubu lehine olumlu gelişim sağlandığı gözlemlendi. Sonuç: Kettlebell egzersizlerinin basketbol genel antrenmanlarına destek olarak sporculara uygulanması, kuvvet, hız, çeviklik ve basketbolun şut atma ve top sürme gibi teknik konularında katkı sağlayacağı söylenebilir.
Ters yüz öğrenme ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin üriner kateterizasyon uygulama bilgi, beceri ve öz yeterlik düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırma ters yüz öğrenme ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin üriner kateterizasyon uygulama bilgi, beceri ve öz yeterlik düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırma, ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma modeli olarak gerçekleştirildi. Haziran 2023-Haziran 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde yürütüldü. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören tüm 1. sınıf öğrencileri oluşturdu. Örneklemini ise güç analizi ile belirlenen 92 (Ters-yüz: 30, Mobil uygulama: 32 ve Kontrol 30) öğrenci oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Birey Tanıtım Formu", "Üriner Sistem Uygulamaları Beceri Değerlendirme Formu", "Üriner Sistem Uygulamalarına Yönelik Bilgi Testi" ve "Öğrenci Öz-Yeterlik Ölçeği" kullanıldı. Araştırma sürecinde deney gruplarındaki öğrencilere iki hafta süresince ters-yüz öğretim ve mobil öğrenme yöntemleri ile öğretim yapıldı. Kontrol grubundaki öğrenciler rutin teorik eğitim ve uygulama sürecine devam ettiler. Bulgular: Hemşirelik öğrencilerinin üriner sistem uygulamalarına yönelik verilen aktif öğretim yöntemlerinden ters-yüz ve mobil öğrenmenin öğrencilerin teorik bilgi, psikomotor beceri ve öz yeterlilik düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Öğrencilerin aktif öğretim yöntemlerine yönelik memnuniyet düzeylerinin yine kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak ters-yüz ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin gelişimlerini olumlu yönde etkilediği ve öz yeterliliklerini arttırdığı belirlendi. Bu sonuca göre ters-yüz ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin eğitiminde yaygın olarak kullanılması önerilir.
Ciddi oyun ve etkileşimli video destekli eğitimin hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri, algılanan stres, memnuniyet ve öğrenmede kendine güven düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, parenteral ilaç uygulamaları eğitimi için geliştirilen ciddi oyun ve etkileşimli video destekli eğitimin hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri, algılanan stres, memnuniyet ve öğrenmede kendine güven düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Materyal ve metot: Araştırma, randomize kontrollü deneysel araştırma modeli olarak Haziran 2023-Haziran 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 2023-2024 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde hemşirelik bölümü 1. sınıf öğrencileri, örneklemini ise güç analizi ile belirlenen 90 (kayıplar göz önüne alınarak gruplara alınan öğrenci sayıları; ciddi oyun grubu=33, video grubu=33 ve kontrol=33) öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; "Psikomotor Becerileri Değerlendirme Kontrol Listeleri", "Hemşirelik Öğrencileri için Algılanan Stres Ölçeği" ve "Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sürecinde deney gruplarındaki öğrencilere ampul ve flakondan ilaç hazırlama, IV kateter uygulama ve kan alma becerileri ile ilgili iki hafta süresince ciddi oyun oynatma ve etkileşimli video destekli öğretim ile parenteral ilaç uygulamaları eğitimi yapılmıştır. Bulgular: Ciddi oyun ve etkileşimli video destekli eğitimin, öğrencilerin psikomotor beceri gelişimini kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yükselttiği belirlenmiştir (p<0.05). Deney grubundaki öğrencilerin algıladıkları stres düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin bu aktif öğretim yöntemlerine yönelik memnuniyet ve kendine güven düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak ciddi oyun ve etkileşimli video destekli parenteral ilaç uygulamaları eğitimininin hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri gelişimlerini olumlu yönde etkilediği, algıladıkları stresi azalttığı, öğrenmede memnuniyet ve kendine güvenlerini arttırdığı belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda öğrencilerin gelişimi için ciddi oyunların yaygınlaştırılması ve videoların eğitimde aktif kullanılmaya devam edilmesi önerilir.
İmmünoterapide kompleman sisteminin rolünün araştırılması
Kanserde immunoterapi, günümüzdeki kanser tedavi yöntemlerine göre daha spesifik ve daha az yan etkiye sahip olması nedeniyle son yıllarda önem kazanmıştır. Kanser hücrelerine karşı immun sistemin güçlendirilmesi kanser immunoterapisinin ana hedefidir. Tümör immünolojisinde kompleman proteinlerinin rolü, kanserde monoklonal antikor tedavisinin uygulanması ile önem kazanmıştır. Programlanmış hücre ölümü-1 hedefleyen immun kontrol nokta inhibitör ilaçları olan Pembrolizumab ve Nivolumab metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ikinci basamak tedavisi olarak kullanılmaktadır. Materyal ve metot: Çalışmamızda akciğer kanseri hastalarında anti-PD-1 monoklonal antikorları olan Nivolumab ve Pembrolizumabın kompleman yolaklarının üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Onkoloji Hastanesinde tedavi gören ayaktan kemoterapi biriminde takip edilen 48 KHDAK hastası dahil edilmiştir. Hastaların klinik ve demografik verileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda 24 kemoterapi sonrası Nivolumab ve Pembrolizumab alan hasta grubu ve sadece kemoterapi alan 24 hasta grubu seçilmiştir. Hastalardan toplanan serumlarda C1q, C5b ve C3a kompleman proteinlerinin seviyerleri ELISA yöntemi ile araştırılmıştır. Patoloji arşivinde bu hastalardan alınan biyopsilerde ise CD59 ekspresyonları incelenmiştir. Bulgular: Sadece kemoterapi alan hastaların serumunda C5b kompleman protein seviyesinin (105.3±38.4 pg/mL) kemoterapi sonrası monoklonal antikor alan hasta grubuna (96±21.5 pg/mL) göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kemoterapi sonrası anti-PD-1 monoklonal antikor tedavisi alan hastaların serumunda C1q ve C3a kompleman protein seviyesi (33±17 ng/mL ve 552.4±380.3 pg/mL) sadece kemoterapi alan hasta grubuna (26.5±16.8 ng/mL ve 483.9±352.6 pg/mL) göre daha yüksek bulunmuştur. Kemoterapi alan hastalar ve kemoterapi sonrası antikor tedavisi alan KHDAK hasta biyopsilerinde yapılan CD59 immunohistokimya boyaması sonucunda sadece monoklonal antikor tedavisi almayan iki hastada immunekspresyon gözlendi, diğer vakalarda ekspresyon tespit edilmedi. Sonuç: İlerlemiş KHDAK tedavisinde PD-1'i hedefleyen monoklonal antikorlarla kemoterapinin kombinasyonunun kompleman proteinlerine etkisi incelendiğinde gruplar arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Sonuç olarak, KHDAK'da kemoterapi ve neoadjuvan immün kontrol noktası inhibitörlerinin kombinasyonunun kompleman proteinlerinin ekspresyon seviyesinde değişikliğe yol açtığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: PD-1, Monoklonal antikorlar, İmmünoterapi, Kompleman sistem, Akciğer kanseri
Sağlıklı pediatrik popülasyonda fonksiyonel baş itme testinin normalizasyonu
Amaç: Bu çalışmanın amacı sağlıklı pediatrik yaş grubunda fHIT'in normatif değerlerini belirlemektir. Materyal ve metot: Araştırma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Odyoloji Ünitesi'nde Haziran 2024- Şubat 2025 tarihleri arasında sağlıklı 6-18 yaş arası 120 çocuk ile yapılmıştır. Katılımcılara test-tekrar test ölçümleri ile fHIT uygulandı. Elde edilen DCY yaşa, cinsiyete ve fHIT güvenilirliği için test-tekrar test sonuçlarına göre analiz edildi. Çocuklar 6-10 yaş, 11-13 yaş ve 14-17 yaş olmak üzere üç yaş grubunda incelendi. Bulgular: Lateral SSK DCY 92.32, posterior SSK DCY 95.53 ve anterior SSK DCY 94.24 bulundu. Lateral, posterior ve anterior SSK toplam DCY değerlerinde test tekrar test sonuçları arasında istatistiksel farklılık saptanmadı (p>0.05). Test-tekrar test cevaplarında lateral, posterior ve anterior SSK ortalama DCY ölçümlerinde cinsiyete göre istatistiksel farklılık saptanmadı (p>0.05). Yalnızca sağ lateral SSK 6000°/s2 test ve tekrar test ölçümlerinde DCY erkeklere göre kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.05). Sonuç: DCY değerleri 6-10 yaş grubunda en düşük, 14-17 yaş grubunda en yüksekti. Bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Lateral, posterior ve anterior SSK'lerde pearson korelasyon analizi ile belirlenen fHIT test-tekrar test sonuçları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel baş itme testi, Pediatri, Vestibüler sistem, Vestibülooküler refleks.
Aile sağlığı merkezine başvuran Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet öz yönetimleri ile diyabet komplikasyonlarına ilişkin risk algılarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, Aile Sağlığı Merkezine başvuran Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet öz yönetim uygulamaları ile diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algıları arasındaki ilişkiyi incelemeyi ve bu davranışları etkileyen belirleyicileri ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, Ekim-Aralık 2023 tarihleri arasında Siirt Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 200 Tip 2 diyabet hastası ile yürütülmüştür. Veriler, sosyo-demografik bilgileri, Diyabet Öz Yönetim Skalası (DÖYS) ve Risk Algı Ölçeği – Diabetes Mellitus (RPS-DM) içeren anket formuyla yüz yüze toplanmıştır. Veri analizinde korelasyon, parametrik ve nonparametrik testler kullanılmış, anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların DÖYS toplam puan ortalaması 5.63±1.52 (orta düzey) ve RPS-DM toplam puan ortalaması 4.17±1.34 olarak bulunmuştur. Yaş, tedavi tipi ve ailede diyabet öyküsü gibi faktörler öz yönetim puanları üzerinde; cinsiyet, eğitim durumu ve komplikasyon varlığı ise risk algısı puanları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yaratmıştır (p<0.05). DÖYS ve RPS-DM toplam puanları arasında pozitif yönde zayıf ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bulgular, özellikle diyet ve fiziksel aktivite alanlarında öz yönetim eksiklikleri olduğunu göstermiştir. Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerin öz yönetim ve risk algıları sosyodemografik ve hastalığa özgü faktörlerle ilişkilidir. Ailede diyabet öyküsü olan bireylerin hem öz yönetimde daha başarılı hem de risk algılarının daha yüksek olması, aile desteğinin kritik rolünü vurgulamaktadır. Komplikasyon yaşamış bireylerde dahi risk algısının yetersiz kalması, farkındalık eksikliğine işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında, bireye özel, aile desteğini teşvik eden ve risk algısını güçlendirecek şekilde tasarlanmış etkin diyabet eğitim ve takip programlarına acil ihtiyaç duyulmaktadır.